TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ35
HÂKİM VE SAVCI ADAYI ALIMINDA MÜLÂKAT
SINAVINA İLİŞKİN HUKUKSAL SORUNLAR
LEGAL PROBLEMS OF ORAL EXAMINATION IN PROCESS OF
RECRUITMENT OF JUDGES
Halit YILMAZ
∗
Özet: Yargı bağımsızlığı açısından kendine özgü boyutları bu-
lunan hâkim ve savcı alımında mülâkat sınavları, anayasal gerekli-
likler ihmal edilerek bugüne kadar şeffaflığı sağlamaya dönük usul
güvencelerinden mahrum kalmıştır. Bu konudaki eksiklikler Anayasa
Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın mülâkat sınavları konusundaki anaya-
sal gereklilikleri kararlarına yeterince iyi yansıtamamalarından kay-
naklanmıştır. Danıştay’ın son yıllarda gittiği köklü içtihat değişikliği
ise bu konudaki eksiklikleri büyük ölçüde giderecek boyuttadır. An-
cak kanun koyucunun Danıştay kararlarına olan tepkisi gecikmemiş,
mülâkat sınavlarının yargısal denetimini güçleştirecek yasal düzen-
lemeler arka arkaya gelmeye başlamıştır. Mülâkat sınavlarında şef-
faflığın sağlanmasına ilişkin kritik sorunun çözümü büyük ölçüde
Anayasa Mahkemesi’nin Danıştay’ın ortaya koyduğu ilerici çizgiyi
paylaşmasına bağlıdır.
Anahtar Sözcükler: Hâkim ve savcı alımı süreci, mülâkat sınav-
ları, yargı bağımsızlığı, şeffaflık.
Abstract: Despite the requirements of the Constitution, trans-
parency of oral examination either in recruitment process of jud-
ges which has distinctive dimensions of judicial independence or
in recruitment process of other public officials have always been a
problem in Turkey. One of the reasons for this deficiency of rules on
transparency is that both the Constitutional Court and the Council
of State have not sufficiently considered and assessed the require-
ments of the Constitution. The latest decisions on oral examination
of the Council of State, which require administration to take neces-
sary measures for transparency of oral examinations, seem to be
an appropriate step to make up the deficiency of procedural rules.
*
Yrd. Doç. Dr., Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku ABD.
hakemli makaleler / refereed articles
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar36
However, legislator negatively reacted to those convictions of the
Council of State by proclaiming new procedural rules preventing the
transparency of oral examinations. In consequence, the solution of
the problem now depends on the future decisions of the Constituti-
onal Court which is expected to share the same conviction with the
Council of State.
Keywords: Recruitment process of judges, oral examination,
judicial independence, transparency.
Danıştay’ın kamu personeli alımında mülâkat sınavlarına ilişkin
olarak geliştirdiği son içtihatları önemli yenilikler içermesi bakımın-
dan sadece idare hukuku aktüalitesinde bir yer tutmakla kalmamış
aynı zamanda siyasî bir takım tartışmalara da konu olmuştur. Mesele-
nin asıl yakıcı boyutu hâkim ve savcı adayı alımında gerçekleştirilen
mülâkat sınavlarına ilişkindir.
Mülâkat sınavlarının yargısal denetimi öteden beri önemli bir
sorundur.
1
Ancak bu defa ilginç olanı, parlamentonun Danıştay’ın
mülâkat sınavları hakkında vermiş olduğu son kararlarını etkisiz kı-
lacak yasal çözümler arayışı içinde olması ve bunun için yasalar çıkar-
masıdır.
Biz bu incelemeyi, tartışmalar bununla sınırlı olmasa da, büyük
ölçüde hâkim ve savcı adayı alımı ekseninde biçimlendireceğiz. Ancak
hâkim ve savcı adayı alımının hâkimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı
gibi kendine özgü boyutları bulunsa da, burada varacağımız sonuçla-
rın diğer mülâkat sınavlarını ilgilendiren yönlerinin de olacağını be-
lirtmek gerekir.
Öncelikle, hâkim ve savcı alımında mülâkat sınavına ilişkin bu-
güne kadar yansıyan sorunları Anayasa hükümleri çerçevesinde ele
alacağız (I). Burada elde ettiğimiz sonuçlardan hareketle, Danıştay’ın
mülâkat sınavlarına ilişkin içtihat çizgisinin vardığı güncel noktayı
belirleyeceğiz (II). Yasa koyucunun Danıştay’ın konuya ilişkin güncel
kararlarına dönük tepkisinin Anayasa açısından değerlendirilmesi bu
çalışmanın önemli unsurlarından birisini teşkil edecektir (III).
1
Bkz. Turgut Tan, “Sınav ve Jüri Değerlendirmelerinin Yargısal Denetimi”, SBFD,
C. 51(1-4), 1996, s. 409-423.
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ37
I. ANAYASA VE MÜLÂKAT SINAVI
Bugün mülâkat ya da sözlü sınav ister eğitim aşamalarında olsun
isterse personel alımında olsun bir bireyin belli bir statü için liyakat
sahibi olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanılan önemli bir
ölçme değerlendirme tekniği olarak mevcudiyetini sürdürmektedir.
Bireyin kendisini ve bilgisini yazılı ve sözlü olarak ifade etme yeteneği
her zaman eşit düzeyde olmadığına ve sözlü ifade yeteneği liyakat be-
lirlemede önemli bir unsur olduğuna göre,
2
kamuya personel alımın-
da mülâkat sınavı yapılması kamu yararına uygun bir tercih olarak
karşımıza çıkar. Bu tercih mülâkat sınavı öncesi yapılan, bilgi ölçme
sınavının test biçiminde olması halinde daha da önem kazanmaktadır.
Bu açılardan bakıldığında Anayasa’nın herhangi bir maddesinin genel
olarak kamu personeli alımında, özelde ise hâkim ve savcı adayı alı-
mında mülâkat sınavı yapılmasını engelleyen bir içeriğe sahip olduğu-
nu ifade etmek mümkün değildir. Bir başka ifadeyle kamu personeli
alımı söz konusu olduğunda mülâkat sınavı aşamasının mevcudiyeti
kanun koyucunun takdir yetkisi içerisindedir.
Bunu belirledikten sonra nasıl bir mülâkat sınavı sorusunu cevap-
landırmak gerekiyor. Bu sorunun cevabını Anayasa’nın “Kamu hizme-
tine girme hakkı” başlığını taşıyan 70. maddesinden çıkarabiliriz. Buna
göre, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” “Hizmete alın-
mada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” Bu
hükmün yargı alanı dâhil bütün kamu görevleri için getirilmiş olduğu
açıktır.
3
Gene derin yorumlara gerek kalmadan bu hükümden kamu
hizmetlerine girme konusunda vatandaşların girmek istedikleri kamu
hizmetinin gerektirdiği objektif nitelikler dışında herhangi bir ayrı-
ma tâbi tutulamayacakları sonucunu da çıkarabiliriz. Örneğin, kamu
personeli adayları etnik açıdan veya belli siyasî, dinî ya da felsefî dü-
şüncelere sahip olma ya da yakın olma özellikleri bakımından değer-
lendirmeye tâbi tutulamazlar. Bu tür değerlendirmelere tâbi tutula-
mayacakları gibi, bu tür değerlendirmelere yol açmaya müsait idari
2
Tam da bu nedenlerle yazılı ve sözlü sınav arasındaki değerlendirme farklılığının,
tek başına hukuka aykırılık sonucunu doğurmadığını belirtmek gerekir. Bkz. Da-
nıştay, 8. D., E.: 2004/341, K.: 2004/3332, K.T.: 20/09/2004, [danistay.gov.tr].
3
E. Onur Aslan, 1982 Anayasasına Göre Kamu Personel Rejimi, Seçkin Yayınları, Anka-
ra 2007, s. 109.
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar38
usuller içinde de kamu görevlerine kabul edilemezler. Mülâkat sınavı
bir yönüyle “görevin gerektirdiği niteliklerin ölçülmesi”nin bir yoluyken,
diğer taraftan da yurttaşların görevin gerektirdiği nitelikler dışında
bazı konularda değerlendirmeye tâbi tutulmasına vesile olma tehlikesi
yaratmaktadır. Bu tehlikeyi bertaraf etmenin yolu mülâkat sınavlarını
mümkün olduğu ölçüde şeffaf ve tarafsız olarak yapılmasını sağlaya-
cak ölçütlere kavuşturmaktır. Diğer bir açıdan Anayasa’nın 70. mad-
desinin kanun koyucuya ve idareye hem negatif nitelikte, yapmama
şeklinde hem de gerekli tedbirlerin alınması için pozitif yükümlülük-
ler yüklediği ifade edilebilir.
Bu aşamada kamu personeli alımında yazılı sınav yapılmaksızın,
sadece mülâkat sınavının öngörülmesinin Anayasa açısından müm-
kün olup olmadığını belirlemek gerekir. Bu soruyu biraz daha farklı
bir bağlamda verilmiş olsa da, bir Anayasa Mahkemesi kararı çerçe-
vesinde ele alacağız. Kararın ele aldığı sorun staj eğitimlerini tamam-
layan hâkim ve savcı adaylarının eğitim sonunda yazılı sınav yerine
sadece sözlü sınava tâbi tutulmasıyla ilgili olarak gündeme gelmişti.
Anayasa Mahkemesi kanun hükmünü amacı yönünden incelemiş, dü-
zenlemede kamu yararı olmadığına karar vermiş ve kanun hükmünü
Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı bularak ip-
tal etmişti. Anayasa Mahkemesi’ne göre, “… herkesin eşit koşullarda ya-
rışmasını sağlayan yazılı sınav yerine, kuşku uyandırabilecek öğeler taşıyan
ve her zaman öznel değerlendirmeyi birliğinde getiren, sözlü sınavın, yeğlen-
mesini kamu yararı düşüncesiyle bağdaştırmak güçtür.”… “Yeni düzenleme
ile eskiden yazılı olarak yapılmakta olan sınavın sözlüye çevrilmesi, adayların
bu işleme karşı dava haklarını biçim yönünden değilse de fiilen ortadan kal-
dırmaktadır. Çünkü sözlü sınava karşı açılan davada yargısal denetim, sınav
kurulunun oluşumu, sınavın yöntemi, verilen notlarda maddi hata yapıldığı
gibi konularla sınırlı olmaktadır. Sorularla bunlara verilen yanıtların delil
tespiti ve bilirkişi incelemesi yöntemiyle yargısal denetim kapsamına aldırma
olanağı güçtür.” “Yargıcın adalet dağıtma görevini noksansız yerine getire-
bilmesi için adaylık dönemi dâhil mesleğinin her aşamasında güven duyacağı
bir ortam içinde bulunması zorunludur.” “Nesnelliği hususunda güven ve-
rebilecek ve adayların yalnız biçimsel değil fiilen de yargısal haklarını kul-
lanmalarına olanak sağlayacak bir yöntem yerine öznel değerlendirmelere
açık, sözlü sınavın tek başına sonucu etkilemesine izin vermek, Anayasa’nın
hâkim ve savcılara adaylık döneminden itibaren tanıdığı güvence ile
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ39
bağdaşmamaktadır.”
4
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında mülâkat sı-
navıyla ilgili üç temel sorun gördüğü söylenebilir. Birincisi mülâkat sı-
navının öznel değerlendirmelere zemin teşkil etmesi, ikincisi mülâkat
sınavına karşı açılacak olan davalarda yargı denetiminin sınırlı olması
ve bunların sonucu olarak da mülâkat sınavının hâkimin bağımsızlı-
ğına ilişkin hassasiyetlerle çelişmesidir. Ancak bu üç eksende ileri sü-
rülen gerekçelerin yazılı sınav sürecinin tamamen kaldırılması açısın-
dan okunması gerekir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin yazılı
sınav ve ardından da mülâkat sınavı öngörülmesine ilişkin bir süreci
kamu yararına ve dolayısıyla da Anayasa’ya aykırı bulmayacağı tah-
min edilebilir. Esasen kararda “öznel değerlendirmelere açık, sözlü sınavın
tek başına sonucu etkilemesine izin verme”nin Anayasa açısından olanaklı
olmadığına vurgu yapılmaktadır. Bununla birlikte mülâkat sınavının
nesnelliğinden duyulan şüphe ve yargısal denetim güçlüğünden kay-
naklanan sorunlara ilişkin gerekçe, bu incelemenin ele alacağı diğer
başlıklar açısından son derece çarpıcıdır.
İptal kararı sonucu itibariyle yerinde olmakla birlikte, gerekçesinde
mülâkat sınavının şeffaflık ve tarafsızlığına ilişkin gerekliliklerin hiç dile ge-
tirilmemiş olması önemli bir eksikliktir. Şöyle ki, mülâkat sınavının doğası
gereği sahip olduğu zayıflıkları kısmen de olsa bertaraf etmenin iki yolu var-
dır. Birincisi, sınavdan önce nesnel ve şeffaf bir yazılı sınav yapmak, ardın-
dan mülâkat sınavını da tarafsızlık ve şeffaflık ölçütlerine kavuşturmaktır.
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kararından, mülâkat sınavının özellikle şeffaf
bir şekilde yapılmasının dolayısıyla da tarafsız bir mülâkat sınavının müm-
kün olmadığı gibi bir anlam çıkarmak mümkündür ki, buna katılmak olanaklı
değildir. Hemen belirtmek gerekir ki, mülâkat sınavını tarafsızlık ve şeffaflık
ölçütlerine kavuşturmak, bundan önce yazılı bir sınav yapılması gerekliliği
ve ihtiyacını kesinlikle ortadan kaldırmaz. Bu anlamda şeffaflık ve tarafsız-
lık ölçütleri sağlansa dahi ölçme ve değerlendirme tekniği açısından mülâkat
tek başına belirleyici bir yöntem olarak kabul edilemez. Yazılı sınav, mülâkat
sınavının tarafsızlık ve şeffaflığına ilişkin önemli bir ilk adım olarak değer-
lendirilmelidir. Bunun da ötesinde liyakatin tespiti için yazılı sınav aşama-
sı kaçınılmaz bir tekniktir. Nitekim Danıştay da bir kararında Milli Eğitim
Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme
4
Anayasa Mahkemesi, E.: 1990/13, K.: 1990/30, K. T.: 20/11/1990, AMKD, S. 27(1),
s. 37-42.
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar40
Yönetmeliği’ne göre müdürlük görevlerine atamaların yapılmasında,
ölçütleri objektif olarak belirlenmiş bir yazılı sınav yerine sözlü sınav
düzenlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, eğitim kurumları
müdürlüğüne atamalarda liyakatin, ölçütleri objektif olarak belirlen-
miş bir yazılı sınavla saptanmasının gerektiğini belirtmiştir.
5
Bir başka konu, mülâkat sınavının yargısal denetimine dair güç-
lüklerle ilgilidir. Yazılı sınavla karşılaştırıldığında mülâkat sınavının
yargısal denetiminin doğası gereği bazı sorunlar içerdiği doğrudur.
Ancak bu güçlükleri hafifletmenin yolu mülâkat sınavlarını şeffaflaş-
tırmaktır. Şeffaflıktan yoksun bir mülâkat sınavının yargısal denetimi
daraltması bakımından Anayasa’nın 36/1. maddesinde düzenlenen
hak arama hürriyeti ile 125/1. maddesinde düzenlenen idarenin iş-
lem ve eylemlerinin yargı denetimine tâbi olacağına ilişkin kurallarla
uyum içinde olmayacağı açıktır. Anayasa’nın söz konusu maddeleri
açısından idarenin eylem ve işlemlerinin şeklî olarak yargısal deneti-
me açık olması yeterli değildir. Ayrıca, kanun koyucu idarenin işlem
ve eylemlerinin etkin bir yargısal denetimini sağlamak için her türlü
tedbiri almak zorundadır. İdare de kendi işlem ve eylemlerinin etkin
yargısal denetimini sağlamak için her türlü idari önlemi almak zorun-
dadır. Hiç şüphesiz bu zorunluluklar aynı zamanda Anayasa’nın 2.
maddesindeki hukuk devleti ilkesinden de kaynaklanmaktadır.
Özetle hâkim ve savcı alımına ilişkin süreçte tarafsızlık ve şeffaflığa ilişkin
tedbirler alınsa bile, tek başına mülâkat sınavı yapılması, gerek Anayasa’nın
70. maddesi gerekse 138/1. maddesindeki yargı bağımsızlığına ilişkin gerek-
lilikler karşısında mümkün değildir. Nesnel bir yazılı sınav süreci öngörülse
bile, mülâkat sınavının tarafsız ve şeffaf bir biçimde yapılacağına dair
tedbirler öngörülmeden yapılması, Anayasa’nın 70. ve 138/1. maddesi
yanında 36/1. ve 125/1. maddeleriyle de uyum içinde olmaz.
Buraya kadar yaptığımız tespitler ışığı altında hâkim ve savcı
adayı alımında mülâkat sınavına ilişkin mevcut düzenlemeleri değer-
lendirme aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Ancak bunun için gene
Anayasa Mahkemesi’nin 1995 yılında verdiği bir karardan yola çık-
mak zorundayız. Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen olayda, 4087
sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 2802 sayılı Hâkimler ve Savcı-
5
Danıştay, 2. D., E:2004/840, K:2007/1042, K.T.: 14/03/2007, [yayımlanmamıştır].
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ41
lar Kanunu’nun 39. maddesinin (b) bendindeki, sayılan koşulları taşı-
yan avukatların hâkimlik ve savcılık mesleğine kabulleri için gerekli
yeterlik sınavının “Bakanlık” tarafından yapılacağı hükmünün iptali
istenmiştir. Kanun’un aynı maddesinde bu sınavda başarılı olanların
mülâkatlarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca yapılarak
mesleğe kabullerine karar verileceği hükmü de yer almaktaydı. Bu
kararda öncelikle “adaylığa kabul” ve “mesleğe kabul” arasında yargı
bağımsızlığının gerekleri bakımından bir fark olup olmadığı belir-
lenmiştir. Kararda yargı bağımsızlığının gereklerine vurgu yapılma-
sının ardından mahkeme Adalet Bakanlığı’na sınav yapma yetkisini
veren Kanun maddesini iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre,
“…Anayasa, hâkimlik ve savcılık mesleğine verdiği özel önemin gereği ola-
rak bu mesleğe girecekleri adaylığa alınış ve adaylık döneminden başlayarak
güvenceye kavuşturmak istemektedir. Bu da hâkimlik ve savcılık mesleğine
girmek isteyenlerin … yeterlik sınavlarının yürütmenin etkili olamayacağı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca belirlenecek bir sınav kurulu tara-
fından objektif ölçme ve değerlendirme esaslarına göre yapılmasını zorunlu
kılmaktadır… Yasada belirlenen biçimde Bakanlıkça yapılacak bir yeterlik
sınavı öncelikle hâkimlik ve savcılık mesleğine alınacakların yürütme orga-
nına karşı bağımsızlığını gölgelemektedir. Ayrıca, mensubu olduğu partinin
siyasal görüşünü gerçekleştirmek zorunda olan bir bakana hiyerarşik olarak
bağlı olan bakanlık yöneticilerinin yaptıkları yeterlik sınavı sonucu mesle-
ğe alınacak avukatların, kendilerini her türlü maddî ve manevi etkilerden
uzak ve özgür hissetmeleri zorlaşacaktır. Onlar hâkimliğin gerektirdiği her
türlü yüksek nitelikleri taşısalar bile kamu vicdanında daima tarafsızlıkları
konusunda kuşku duyulacaktır. Bu durum ise, mahkemelerin bağımsızlığı ve
hâkimlik teminatını düzenleyen Anayasa’nın 138, 139, 140 ve 159. madde-
lerine aykırılık oluşturur. Dava konusu ‘Bakanlıkça yapılacak yazılı yeter-
lik sınavı’ sözcüklerinin iptali gerekir.”
6
Anayasa Mahkemesi bu karar-
da çok açık bir şekilde Bakanlığın hâkim ve savcı alımında herhangi
bir yetki kullanamayacağını, gerek yazılı sınavın gerekse mülâkatın
yargı bağımsızlığının bir gereği olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu tarafından yapılması gerektiğine işaret etmiştir. İptal kararının
ardından Kanun tekrar değiştirilmiş, konunun ayrıntılarının düzen-
lenmesi yönetmeliğe bırakılmıştır. Bu sefer, idarenin düzenleme yetki-
6
Anayasa Mahkemesi, E.: 1995/19, K.: 1995/64, K. T.: 14/12/1995, AMKD, S. 33(1),
s. 99-101.
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar42
siyle birlikte hâkim ve savcı adaylarına mülâkat yapılmasını öngören
Kanun maddeleri, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ve iptal istemiy-
le Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmiştir. Burada Kanun mülâkat
sınavını yapma yetkisine sahip idareyi açıkça göstermemiş, mülâkat
usulünün esaslarının yönetmelikle düzenleneceğini öngörmüştür. Bu
maddeye dayanılarak çıkarılan “Adlî ve İdarî Yargı Hâkim ve Savcı Aday-
lığı Yazılı Sınav, Mülâkat ve Atama Yönetmeliği”nde mülâkatın Adalet
Bakanlığı’nca yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu
kez önceki içtihadından temelde ayrılmıştır. Mahkeme ilk önce hâkim
ve savcı adaylarının aday olarak “devlet memuru” statüsünde bulundu-
ğu, dolayısıyla mülâkat yetkisinin aslında Devlet Memurları Kanunu
uyarınca genel idarî hizmetler sınıfına alınacak memurlara mülâkat
yapmaktan farklı olmadığı, bu konunun da yönetmelikle düzenlene-
bileceği sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca Anayasa’nın
159. maddesine paralel olarak Kanun’un stajını tamamlayan ve engel
bir hâli görülmeyen adayların mesleğe kabullerine Hâkimler ve Sav-
cılar Yüksek Kurulu tarafından karar verileceğini göz önünde bulun-
durmuş; ayrıca mülâkat sınavının göreli uygulamalara yol açacağı,
nesnellikten uzak olduğu ve yargı tarafından da yeterince denetlenme-
diği iddialarını, yasama organının bu konuda takdir yetkisi bulundu-
ğu gerekçesi ile reddetmiştir.
7
Bu kararların Anayasa Mahkemesi’nin,
bizim yukarıda verdiğimiz önceki kararlarından tamamen farklı bir
bakış açısını içerdiği çok açıktır. Bu kararların her şeyden önce Adalet
Bakanlığı’nın mülâkat sınavı yapabileceği sonucunu ortaya koyduğu
tespit edilmelidir.
8
Bunun dışında kararın iki açıdan son derece cid-
di sorunlar içerdiği söylenebilir. İlk olarak hâkim ve savcı adaylarının
adaylık süresi içinde devlet memuru statüsünde görülmesi, hâkimlerin
bağımsızlığına ilişkin gereklilikleri hiçbir şekilde bertaraf etmez, etme-
melidir de. Hiç şüphesiz hâkim ve savcılar Anayasa’daki özel hüküm-
ler çerçevesinde (m. 138 v.d.) diğer kamu görevlilerinden tamamen
farklı bir statüdedir.
9
İkinci olarak Mahkemenin Kanun’da mülâkat
7
Anayasa Mahkemesi, E.: 2005/47, K.: 2007/14, K. T.: 07/02/2007, AMKD, S. 44(2),
s. 559-669; Anayasa Mahkemesi, E.: 2006/162, K.: 2007/15, K. T.: 07/02/2007,
AMKD, S. 44(2), s. 671-681.
8
Halit Yılmaz, Türkiye’nin Yargı Bağımsızlığına İlişkin Sorunları, Türkiye Barolar Bir-
liği Yayını, Ankara 2009, s. 122
9
Aslan, 2007: 52.
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ43
sınavının şeffaflık ve tarafsızlığına ilişkin bir ilkenin öngörülmesinin
gerekliliğine ilişkin hiçbir değerlendirme yapmamış olması önemli bir
eksikliktir. Kanun koyucu mülâkat sınavı öngörebilir ve buna ilişkin
usulün düzenlenmesi idarenin düzenlemesine bırakabilir. Ancak ka-
naatimizce aynı kanunda mülâkat sınavının şeffaflık ve tarafsızlığına
ilişkin bir kısım genel ilkelerin belirlenmiş olması Anayasa’nın hemen
yukarıda belirlediğimiz maddeleri açısından bir zorunluluk olarak gö-
rülmelidir. Diğer taraftan düzenleme işini idareye bırakırken kanunun
yeterli çerçeveyi çizmesine dair yerleşik Anayasa hukuku ilkesinin
10
bunun gibi önemli bir konu dışında başka hangi konularda söz konu-
su olabileceği sorusu ister istemez zihinlerde belirmektedir. Bununla
birlikte konuyu düzenlemiş olan Yönetmelik hükümlerinin 2802 sayılı
Kanun’a uygunluğunun, Anayasa’nın öngördüğü ilkeler ışığı altında
değerlendirilmesinin imkân dâhilinde olduğu açıktır. Bu sebepten olsa
gerek, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından yasa koyucu daha
önce Yönetmelik’te yer alan düzenlemeleri kanun biçiminde düzenle-
miştir. 01.12.2007 tarih ve 5720 sayılı Kanun
11
ile 2802 sayılı Hâkimler
ve Savcılar Kanunu’na 9/A mükerrer maddesi eklenerek hâkimlik ve
savcılık sınavının Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ta-
rafından yapılacağı düzenlenmiş, mülâkat kurulu ve usulü belirlen-
miştir. Bilim sınavını yapma görevinin ÖSYM’ye verilmiş olmasının
sistemi bir hayli rahatlattığı bir gerçektir.
ÖSYM nesnel bir sınav yapma ihtiyacı bakımından son derece
uygun bir tercih olmakla birlikte Bakanlığın mülâkat yapma yetkisi
şeffaflık ve tarafsızlığa ilişkin standartlar belirlenmediği için, ÖSYM
ile sağlanan olumlu gelişme büyük ölçüde örselenmiştir. Sorun daha
mülâkat kurulunun oluşumu sırasında başlamaktadır. 2802 sayılı
Kanun’un 9-A maddesinin 6. ve 7. fıkralarına göre, “Mülâkat Kuru-
lu; Adalet Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceği Müsteşar Yardımcısı
başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri ve Personel
Genel Müdürleri ile Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunun her sı-
nav için kendi üyeleri arasından belirleyeceği iki üye olmak üzere toplam yedi
üyeden oluşur.” “Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulunda Yargıtay
10
Bkz. Aslan, 2007: 77 v.d.
11
5720 sayılı Kanun ile ilgili iptal davası henüz Anayasa Mahkemesi’nin gündemin-
de olup, bu kanun hakkında verilecek olan kararın sisteme son halini vereceği
açıktır.
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar44
ve Danıştay mensubu birer üye bulunması halinde bu üyeler Mülâkat Ku-
rulunda asıl üye olarak görevlendirilir.” 2802 sayılı Kanun’un 9-A mad-
desinin 16. maddesine göre, “Yazılı yarışma sınavı ile mülâkatın sekre-
tarya hizmetleri Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından
yerine getirilir.” Kanun’un öngördüğü mülâkat kurulunun da tama-
mına yakın bir kısmının Adalet Bakanlığı bürokratlarından oluşmuş
olması, kurulun tarafsızlığı konusunda şüpheler oluşturacak önemli
bir sorundur.
12
Elbette herhangi bir idare bünyesinde oluşturulacak bir
mülâkat kurulunun bundan farklı olmayacağı ve her durumda benzer
şüpheleri ifade etmenin idareler içinde mülâkat kurulu oluşturulma-
sını külliyen reddetmek anlamına geleceği ileri sürülebilir. Ancak bu-
rada söz konusu olan herhangi bir kamu personeli alımı değil, hâkim
ve savcı adayı alımıdır. Yukarıda aktardığımız Anayasa Mahkemesi
kararındaki şu cümleler sorunu çok açık bir biçimde ortaya koyacak
niteliktedir. Gerçekten de “Anayasa, hâkimlik ve savcılık mesleğine verdiği
özel önemin gereği olarak bu mesleğe girecekleri adaylığa alınış ve adaylık
döneminden başlayarak güvenceye kavuşturmak istemektedir.” Bu anlamda
Adalet Bakanlığı’nın mülâkat sınavı yapması konusunda Anayasa açı-
sından bir sorun görmesek bile,
13
Bakanlık bünyesinde oluşturulacak
mülâkat kurulunun tarafsızlığı konusundaki şüpheleri dağıtacak dü-
zenlemeler getirilmesi Anayasa’da düzenlenen yargı bağımsızlığının
gerekleri bakımından anayasal bir zorunluluktur. Mülâkatın Adalet
Bakanlığı tarafından yapılabileceğinin kabul edilmesi mülâkat kuru-
lunun çoğunluğunun Bakanlık bürokratlarından oluşmasını zorunlu
kılmaz. Mülâkat kurulu üyelerinin en az yarısının Bakanlık teşkilatı
dışından temini, tarafsız bir kurulun oluşturulması açısından anaya-
12
Bu bürokratların hâkim ve savcı sınıfından olmaları gerçeği sorunu bertaraf ede-
cek bir özellik değildir. Bunlar her durumda idarî bir görev üstlenmekle Bakanlı-
ğın hiyerarşisi altına giren bürokratlardır. Diğer taraftan, daha önce bir başka yer-
de de belirttiğimiz gibi (Yılmaz, 2009: 124), Adalet Bakanlığı’nın, hiçbir mantıksal
ve zorlayıcı sebep yokken, sınav sürecinin içinde tutulması konusundaki ısrarlı
çaba, bizleri bu süreçte Bakanlığın siyasî etkisinin olduğu yönünde şüpheye sevk
etmenin ötesinde aksi kanıtlanması zor bir kanaate sevk etmektedir. Üzülerek be-
lirmek gerekir ki, bu siyasî çaba sadece belli bir siyasî cepheye de özgü değildir.
Türkiye’de siyasetçiler, iktidarı elde ettikleri andan itibaren Adalet Bakanlığı’nın
hâkim ve savcıların seçimi sürecinde aktif rol üstlenmesini mahrem bir tercih ola-
rak sürekli muhafaza etmişlerdir. Bu durumun ülkeye hiçbir faydası olmadığı gibi
yargı organını yıpratmak gibi olumsuz bir yönünün bulunduğu açıktır.
13
bkz. Yılmaz, 2009: 125-124
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ45
sal bir zorunluluktur. Örneğin kurul üyelerinin en az yarısının yüksek
mahkeme üyelerinden teşekkül etmesi uygun bir tercih olacaktır. Keza
aleniyeti sağlamak açısından örneğin Barolar Birliği’nden bir temsil-
cinin mülâkata gözlemci sıfatıyla katılması gibi bir takım tedbirler
mülâkat sınavından doğan birçok endişeyi bertaraf edecek nitelikte
tedbirlerdir. Yargı bağımsızlığı konusunda hassasiyet taşıdığını iddia
eden herhangi bir siyasal çoğunluğun bu tür düzenlemeler getirmesi,
yargı bağımsızlığı adına sergileyeceği en samimi tavır olacaktır.
II. MÜLÂKAT SINAVININ YARGISAL DENETİMİNE
İLİŞKİN SORUNLAR
Mülâkat sınavı sonunda mülâkata tâbi tutulan bireyin başarısına
ilişkin değerlendirme bir idarî işlemdir ve bir idarî işlem olmak itiba-
riyle de Anayasa’nın 125/1. maddesi çerçevesinde yargı denetimine
tâbidir. Ancak bu sorun mülâkat sınavının sadece biçimsel olarak yar-
gı denetimine tâbi olduğunu belirlemekle çözülmüş sayılamaz. Sorun
mülâkat sınavına dair etkin bir yargı denetimini gerçekleştirme koşul-
larının bulunup bulunmadığı ile ilgilidir.
Öncelikle mülâkat sınavı sonunda tesis edilen idarî işlemin özel-
likle yetki, şekil ve usul unsurları açısından etkin bir şekilde denet-
lenmesinin önünde bir engel bulunmadığını belirtelim. Ancak aynı
işlemin sebep, konu ve amaç unsurlarını denetlemek son derece güç-
tür. Amaç unsurundaki sakatlık daha çok işlemi yapanın kamu yararı
dışındaki “niyeti” ile ilgili olduğu için ispatı güç bir sakatlıktır.
14
Söz
konusu niyetin anlaşılmasını tam olarak sağlamasa da şeffaflığa ilişkin
usul güvencelerinin bu açıdan da önemli olduğu hemen anlaşılabilir.
Mülâkat sınavında tesis edilen idarî işlemin konusunu “başarılı”
ya da “başarısız” olma sonucu olarak belirleyebiliriz. Bu sonucun da
bir ölçüde takdir yetkisiyle ilişkili olduğu açıktır. Bu çerçevede konu
unsurunun yargısal denetimi, takdir yetkisinin mevcudiyeti nedeniyle
güçtür. Anayasa’nın 125/4. maddesinin “…takdir yetkisini kaldıracak bi-
çimde yargı kararı verilemez.” hükmünü hatırlamakta fayda var. Takdir
14
Kemal Gözler, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Yayını, Bursa 2010, s. 364.
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar46
yetkisinin yargısal denetimine ilişkin daha etraflı bir açıklamayı aşağı-
da yapacağız.
Mülâkat sınavı sonunda tesis edilen idarî işlemin sebep unsuruna
ilişkin denetimin güçlüğü üzerinde daha ayrıntılı durmak gerekecek-
tir. Başarılı ya da başarısız sonucuna yol açan idari işlemin sebebi sözel
diyalog, diğer bir deyişle mülâkat sürecinin bizatihi kendisidir. Sebep
unsurunda bir sakatlık olup olmadığını anlamak için sözel diyalog
sürecini fiziksel olarak gözden geçirme olanağına sahip olmak gere-
kir. İşte şeffaflığı sağlayan usul güvenceleri bu noktada da önem ka-
zanmaktadır. Diğer bir deyişle işlemin usul unsurundaki eksikliklerin
olumsuz sonuçlarından birisi işlemin sebep unsurunun yargısal dene-
timini güçleştirmek şeklinde ortaya çıkmaktadır. O halde sorun dönüp
dolaşıp işlemin usul unsurunda yoğunlaşmaktadır. Hemen yukarıda
verdiğimiz Anayasa Mahkemesi kararında geçen şu cümleler sorunun
bu güne kadarki algılanış biçimini açıklayıcı niteliktedir. Buna göre,
mülâkat sınavlarında sorulan “Sorularla bunlara verilen yanıtları delil
tespiti ve bilirkişi incelemesi yöntemiyle yargısal denetim kapsamına aldırma
olanağı güçtür” ve “dolayısıyla sözlü sınava karşı açılan davada yargısal de-
netim, sınav kurulunun oluşumu, sınavın yöntemi, verilen notlarda maddi
hata yapıldığı gibi konularla sınırlı olmaktadır.” Danıştay’ın başlangıçtaki
bakış açısı da bundan farklı değildir. Danıştay’a göre, “Sözlü yapılan
sınavlarda sınavla ilgili yazılı bir kanıt bulunmaması nedeniyle, bu sınavda
ilgilinin başarılı olup olmadığının bilirkişi incelemesi yaptırılarak yargı yolu
ile denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır.”
15
Benzer şekilde bir başka ka-
rarında, “… sözlü sınavın doğası gereği, ilgilinin sınav sırasındaki perfor-
mansının değerlendirilmesi söz konusudur. Ses, görüntü kaydı ya da detaylı
tutanak tutulmadıktan sonra, ilgilinin sözlü sınav performansının sonradan
değerlendirilmesinin yapılamayacağı, bilirkişi incelemesine de konu edile-
meyeceği açıktır.”
16
gerekçesine rastlamaktayız. Bu kararda ilginç olanı
Danıştay’ın idarenin sınavı tutanak altına almamasını bir hukuka ay-
kırılık sebebi olarak görmeyip, bunu davanın reddi sebebi olarak gör-
mesidir ki, bu yaklaşıma katılmak gerçekten mümkün değildir. İda-
renin ihmalinin birey aleyhine sonuç doğurmasına dönük bir hukuk
15
Danıştay, 8. D., E.: 1989/302, K.: 1989/671, K.T.: 13/09/1989, [danistay.gov.tr].
16
Danıştay, 8. D., E.: 2004/341, K.: 2004/3332, K.T.: 20/09/2004, [danistay.gov.tr];
Ayrıca bkz. Danıştay, 8. D., E.: 1989/302, K.: 1989/302, K.T.: 13/09/1989, [danistay.
gov.tr].
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ47
mantığının kabulü mümkün değildir. Hâkim ve savcı adayı alımında
yapılan mülâkat sınavına karşı açılan davada Danıştay’ın aynı çizgi-
yi izlediğine tanık oluyoruz. Buna göre, “Mülâkatta sorulan sorular ve
bunlara verilen cevaplar tutanağa geçirilmediği için mülâkatın idari yargı de-
netimine tâbi tutulması mümkün değildir. Kaldı ki davacı mülâkatta başarılı
olduğuna dair iddiasını her hangi bir şekilde ispatlayamamaktadır.”
17
Burada
da, kabul edilmez bir şekilde, birey aleyhine bir yorum söz konusudur.
Davacının mülâkatta sorulan soruları ve buna verdiği cevapları mah-
kemeye ilettikten sonra, davacı iddialarının aksini ispat etmek külfeti-
ni idareye yüklemek gerekirdi. Belki böylece, idarenin yaptığı mülâkat
sınavının ayrıntılarını en azından bir tutanağa geçirmesi sağlanmış
olacaktı. İdare bir işlem yaptığında, o işlemin dayandığı sebebi ortaya
koymak, kanıtlamak zorundadır. İdare işlemin sebebini açıkça ortaya
koyamıyorsa, işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu
sonucuna varılabilir.
18
Özetle, Danıştay geçmişte mülakat sürecinin tutanağa geçirilme-
mesi sebebiyle başarısız sayılma işlemlerinin sebep unsurunun usul
eksiklikleri nedeniyle denetlenemeyecek oluşunu, işleme dair bir hu-
kuka aykırılık sorunu olarak değerlendirmemişti.
Danıştay’ın mülâkat sınavında sorulan sorular ve bunlara verilen
cevapların tespitinin olanaklı olmaması gerekçesiyle davaların reddini
benimseyen geçmiş kararları, mülâkat sınavlarının hiç denetlenmediği
anlamına gelmemekteydi. Danıştay salt bu gerekçeyle davanın reddi-
ni yeterli görmemiş, açılmış olan davada mahkemenin yapılan sınavı
usul açısından denetlenmesinin zorunlu olduğunu belirlemiştir. Buna
göre, Danıştay idari hâkimlik sınavında mülâkatta başarısız olan ada-
yın açtığı davada idare mahkemesinin “Mülâkat sınavına ilişkin soru ve
cevapların somut bilgilere dayanmaması nedeniyle yargısal denetimin yapıl-
ması olanağının bulunmadığından bahisle davanın reddi”ne ilişkin kararı-
nı, sınavın usulüne uygun yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi
gerektiğine ilişkin bir gerekçe ile bozmuştur.
19
Elbette ki, bu tür ka-
17
Danıştay, 5. D., E.: 1982/1421, K.: 1985/1858, K.T.: 11/06/1985, [danistay.gov.tr].
18
Metin Günday, İdare Hukuku, İmaj Yayını, Ankara 2003, s. 140.
19
Danıştay, 12. D., E.: 1997/857, K.: 1997/4259, K.T.: 24/12/1997, DD, S. 96, s. 668-
672. Aynı şekilde mülâkat sınavına ilişkin işlem öncelikle usul unsuru açısından
incelenmelidir. Bu aşama atlanarak doğrudan konu unsuru açısından yapılan in-
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar48
rarlar şeffaflığı sağlamaya dönük usullerin işletilmemiş olduğunun
tespiti sonucunda kaleme alınmış kararlar değildir. Bunlar daha çok
örneğin mülâkat komisyonunun mevzuata uygun olmayan bir şekilde
teşekkül olunması gibi konuları ilgilendiren kararlardır.
20
Danıştay’ın yukarıda açıklanmaya çalışılan içtihat çizgisinden, ba-
sit düzeyde de olsa, ayrıldığı kararlarına rastlamak mümkündür.
21
An-
cak içtihat çizgisindeki esas kırılma noktası, son yıllarda verdiği karar-
lar ile ortaya çıkmıştır. Danıştay Sayıştay denetçiliği mülâkat sınavına
karşı açılan davada idare mahkemesinin geçmiş içtihatları takip ede-
rek mülâkat sınavının hukuka uygunluğunu değerlendirmenin fiilen
mümkün olmadığından davanın reddine dair verdiği kararı bozmuş-
tur. Danıştay’a göre, sözlü sınav yapmak başlı başına hukuka aykırı
olmamakla birlikte, sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin yargısal
denetimini sağlayacak altyapının ve buna dayanak düzenlemelerin
yapılması hukuka bağlı ve saygılı bir idarenin görevidir. Sözlü sınavın
niteliği gereği bir takım hususların tutanakla tespit edilmesi ve aday-
ların başarısızlığına ya da yetersizliğine ilişkin tespitlerin açıkça orta-
ya konulması yargısal denetim açısından zorunludur ve bu unsurları
sağlamak idarenin görevidir.
22
Mülkiye müfettişliği mülâkat sınavıyla
ilgili, belki de daha ilginç sayılabilecek bir başka kararda Danıştay, “…
bilginin ölçülmesi amacıyla yapılacak yazılı sınav yanında, meslek bilgisi ile
birlikte mesleki ehliyete yönelik diğer özel niteliklere de sahip olup olmadıkla-
rının tespiti açısından tamamlayıcı nitelikte sözlü sınav yapılmasında hukuka
aykırılık bulun(ma)”dığına, “…yapılan sözlü sınavın ve sınav sonucunda
tesis edilen işlemin yargısal denetimi için gerekli tüm unsurların oluşturul-
masını sağlamak hukuka bağlı idarenin görevi” olduğuna ve “sözlü sınavda
celeme ve verilen karar yargılama usulüne uygun değildir. Danıştay, İDDGK, E.:
1991/208, K.: 1992/69, K.T.: 20/03/1992, D.D., S. 86, s. 119.
20
Danıştay, İDDGK, E.: 1991/254, K.: 1993/530, K.T.: 05/11/1993, DD, S. 89, s. 104-
106; Danıştay, 5. D., E.:1982/3050, K.: 984/882, K.T.: 24/02/1984, [danistay.gov.tr].
21
Doçentlik sınavının sözlü aşamasının sonunda sınava tabi tutulan kişinin sadece
başarısız olduğuna ilişkin bir tutanak tutulmasının yetersizliği; aynı zamanda ne-
den başarısız sayıldığına ilişkin somut verilerin de işlemde gösterilmesi gerektiğine
ilişkin olarak bkz. Danıştay, 8. D., E.: 2004/1367, K.: 2004/3878, K.T.: 19/10/2004,
[danistay.gov.tr]. Ayrıca bkz. Danıştay, 5. D., E.: 1999/2771, K.: 2002/2723, K.T.:
10/06/2002, DKD, S. 1, s. 210.
22
Danıştay, 12. D., E.: 2008/535, K.: 2008/3422, K. T.: 09/06/2008, DD, S. 119, s. 407-
408.
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ49
verilen yanıtların, teknolojik imkânlardan yararlanılarak kayıt altına alınmak
(elektronik ortamda görüntülü ve/veya sesli kayıt gibi) suretiyle, objektif nite-
likte incelenip yargısal denetiminin yapılmasına imkân tanınmasının, hukuk
devleti ilkesinin hayata geçirilmesi açısından önemli ve yerinde bir uygulama
olacağı”na karar vermiştir.
23
Bu kararlardan açıkça anlaşılmaktadır ki, Danıştay’ın daha önceki
anayasal gerekliliklerle uyum içinde bulunmayan içtihat çizgisi değiş-
miş ve olması gereken noktaya gelmiştir.
24
Bu kararların birkaç olum-
lu hedefinin bulunduğu söylenebilir. Birincisi şeffaflığın dolayısıyla
tarafsızlığın sağlanmasıdır. İkincisi şeffaflıkla birlikte daha etkin bir
yargı denetiminin sağlanmasıdır. Üçüncüsü bu tür sınavlar konusun-
da duyulan şüphelerin azalmasıdır. Bu şüphelerin azalması hâkim ve
savcı alımları açısından son derece önemli bir başka boyuta sahiptir ki,
o da yargıya duyulan güvenin artacak olmasıdır. Danıştay’ın geldiği
nokta Anayasa’nın 36/1., 70., 125/1 ve hakim ve savcı adayı mülâkat
sınavları için ayrıca 138/1. maddelerinin olağan sonucu ve gereğidir.
Burada bir konunun altını çizmek gerekir. Danıştay’ın içtihat de-
ğişikliğinde altı çizilen gereklilikler idari işlemin usul unsuruna iliş-
kindir. Dolayısıyla idarenin mülâkat sınavına ilişkin konularda sahip
olduğu takdir yetkisinin denetlenip denetlenemeyeceği, denetlenecek
ise hangi sınırlar dâhilinde denetleneceği tamamen farklı bir sorundur.
Danıştay kararlarıyla amaçlanan mülâkat sınavlarının usul unsurunu
güçlendirip şeffaflık ve tarafsızlığı sağlamak ve sonuç olarak da idari
işlemi yargı denetimine uygun bir hale getirmektir. Bir idari işlemin
yargı denetimine uygun halde bulunması başka bir konudur, işlemin
takdir yetkisine dayanması nedeniyle yargısal denetiminin sınırlı ol-
ması başka bir konudur. Takdir yetkisinin söz konusu olduğu durum-
23
Danıştay, 5. D., E.: 2007/1771, K.: 2008/3008, K. T.: 21/05/2008, DD, S. 119, s. 191-
194; Milli Eğitim Bakanlığı Müfettiş Yardımcılığı mülâkat sınavının teknolojik ola-
naklardan yararlanmak suretiyle kayıt altına alınmasına ilişkin olarak bkz. Danış-
tay, 2. D., E.: 2009/183, K.: 2009/3413, K. T.: 07/10/2009, [yayımlanmamıştır].
24
Danıştay’ın geçmişteki içtihadını değiştirmesi, içtihatla yeni usul ilkeleri getirme-
sinde herhangi bir sıra dışılık yoktur. İdare hukuku içtihadî bir hukuk dalıdır. Bu
güne kadar birçok idare hukuku ilkesi yargı kararlarıyla belirlenmiştir (Gözler,
2010: 34; Günday, 2003: 28).
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar50
larda idari işlemin konu unsuru bakımından yargı denetiminin içkin
sınırları konusu bir başka çalışmanın konusu olacak kadar derindir.
25
III. DANIŞTAY KARARLARINA KARŞI KANUN
KOYUCUNUN TEPKİSİ
Mülâkat sınavına ilişkin olarak, Danıştay’ın son içtihatları kanun
koyucunun tepkisini çekmekte gecikmemiştir. Tespit edebildiğimiz
kadarıyla mülâkat sınavlarının yargısal denetimini kısıtlama eğilimi,
ilk olarak 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nda 25.6.2009 ta-
rih ve 5917 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikte gözlendi. 1700 sayılı
Kanun’a eklenen mükerrer 2/A maddesiyle kaymakam adaylığına ka-
bul için yapılacak olan mülâkat sınavında sadece verilecek olan notla-
rın tutanağa geçirileceği ve bunun dışında mülâkat ile ilgili herhangi
bir kayıt sistemi kullanılmayacağı hükme bağlandı. Bunu 03.12.2010
tarih ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 17. maddesinde Sayıştay De-
netçiliği için yapılacak mülâkat sınavı için getirilen hüküm izledi. Bu
düzenlemede de aynı şekilde mülâkat sınavında sadece verilecek olan
notların tutanağa geçirileceği ve bunun dışında mülâkat ile ilgili her-
hangi bir kayıt sistemi kullanılmayacağı hükme bağlanmıştır.
Bu düzenlemelerde mülâkat sınavının açıkça yargı denetimine
tâbi olmadığı ifade edilmemekle birlikte, bu tür işlemlerin yargısal
denetiminin daralması söz konusudur. Bu bir geriye gidiştir, çünkü
bu düzenlemeler idari yargı yerlerini geçmişte tekrar ettiği Anayasa
ile uyum içinde olmayan içtihatlarına geri dönmeye zorlama amacı-
nı taşımaktadır. Bu düzenlemelerin yukarıda açıkladığımız sebeplerle
25
Bu konuda yargı denetiminin sınırlı olmakla birlikte tamamen kapalı olmadığına
ilişkin olarak bkz. (Balta, 1970/72: 138 v.d; Gözübüyük/Akıllıoğlu, 1993: 258 vd.).
Örneğin Gözübüyük ve Akıllıoğlu’na göre, “Sınav sonucu yapılan değerlendirme-
lere karşı yönetsel yargıda açılan davalarda bilirkişi incelemesi yapılırken, bilirki-
şiden sınav kâğıdının yeniden değerlendirilmesi istenmemelidir. Mahkeme, de-
ğerlendirme yapanın, takdir yetkisini kullanırken eşitlik ilkesine uyup uymadığını
araştırmalı, başka bir deyişle, değerlendirme yapanının geçer not verdiği kâğıtlar
ile dava konusu yapılan sınav kâğıdının karşılaştırılması bilirkişiden istenmeli ve
bu açıdan açık bir değerlendirme hatası yapılmış ise, değerlendirmenin iptali is-
tenmelidir.” (Gözübüyük/Akıllıoğlu, 1993: 258). Bununla birlikte takdir yetkisine
dayanılarak yapılan işlemlerin konu unsuru bakımından denetlenemeyeceğine
ilişkin olarak bkz. (Gözler, 2010: 362 v.d.). Danıştay bu konudaki içtihatları için
bkz. (Tan, 1996: 419 v.d.)
TBB Dergisi 2011 (93) Halit YILMAZ51
Anayasa’nın 36/1., 70., 125/1 maddelerine aykırı olduğunu belirle-
mek için daha fazla söz sarf etmenin bir gereği yoktur. Hâkim ve savcı
adayı mülâkat sınavları için de benzer bir düzenlemenin getirilmesi
halinde, ayrıca Anayasa’nın yargı bağımsızlığını düzenleyen 138/1.
maddesinin de ihlal edileceği açıktır. Hiç şüphesiz bu anlayışın önüne
geçilmesi Anayasa Mahkemesi’nin Danıştay’ın yenilikçi tavrına yak-
laşmasıyla mümkün olacaktır.
SONUÇ
Yargı bağımsızlığı ve siyasî otoritenin yargı organı üzerindeki gücü
ve etkisine ilişkin tartışmalar çerçevesinde, hâkim ve savcı adayı alımı-
na ilişkin sınavlar ve sınav usulü, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin
tutarlı bir içtihat bütünlüğü oluşturamaması sebebiyle halen bir sorun
olarak mevcudiyetini sürdürmektedir.
Bu güne kadar hâkim ve savcı adayı alımına ilişkin sınav sürecinin
en çok tartışılan ve rahatsızlık doğuran aşaması, şeffaflığı sağlanamadı-
ğı için, mülâkat sınavı aşaması olmuştur. Mülâkat sınavlarının şeffaflı-
ğın sağlanmasına ilişkin usuller dairesinde yapılması Anayasa’nın ilgili
hükümlerinin açık gereğidir. Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın
bugüne kadar bu anayasal gereklilikleri yeterince iyi değerlendirebil-
diğini söylemek pek mümkün görünmemektedir. Ancak Danıştay’ın
mülâkat sınavlarının kayıt altına alınmasına ilişkin olarak geliştirdiği
gecikmiş içtihat, gerek genel olarak kamu personeli alımında gerekse
hâkim ve savcı adayı alımında Anayasa açısından kesinlikle kabulü
mümkün olmayan bir olumsuzluğu bertaraf edecek mahiyettedir. Bu-
nunla birlikte bu içtihadın yerleşik bir anlayışa dönüşmesi, Anayasa
Mahkemesi’nin aynı ilerici bakış açısını benimsemesine bağlıdır. Zira
kanun koyucu Danıştay’ın ortaya koyduğu anlayışı yasal olarak ber-
taraf etme niyetini açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır. Yürütmeyi
elinde bulunduran parlamento çoğunluğunun geliştirdiği bu tepki,
mülâkat sınavlarını şeffaflıktan yoksun kılma amacını taşımaktadır.
Bu tür bir tepkinin mülâkat sınavları konusunda kamu yararı amacını
hedef tutmadığı açıktır. Anayasa’yı bu tür bir anlayışa geçit verecek
şekilde okumak ve yorumlamak Dünya’nın şeklinin geoid olduğunun
inkârı kadar anlamsız ve bir o kadar da arkaik bir tavır olacaktır.
Hâkim ve Savcı Adayı Alımında Mülâkat Sınavına İlişkin Hukuksal Sorunlar52
KAYNAKLAR
Aslan, E. Onur (2007): 1982 Anayasasına Göre Kamu Personel Rejimi, Seç-
kin Yayınları, Ankara.
Balta, T. Bekir (1970/72): İdare Hukuku I, SBF Yayını, Ankara.
Gözler, Kemal (2010): İdare Hukuku Dersleri, Ekin Yayını, Bursa.
Gözübüyük, Şeref / Akıllıoğlu, Tekin (1992): Yönetim Hukuku, Turhan
Yayını, Ankara.
Günday, Metin (2003): İdare Hukuku, İmaj Yayını, Ankara.
Tan, Turgut (1996): “Sınav ve Jüri Değerlendirmelerinin Yargısal De-
netimi”, SBFD, C. 51(1-4), s. 409-423.
Yılmaz, Halit (2009): Türkiye’nin Yargı Bağımsızlığına İlişkin Sorunları,
Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara.