TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 229
HUKUK TARİHİMİZE MÜTEVAZI BİR KATKI:
BEKİR BEHLÜL BEY’İN
“MÜLAHHAS TARİH-İ İLM-İ HUKUK”
BAŞLIKLI MAKALELER DİZİSİ
A MODEST CONTRIBUTION TO OUR LAW HISTORY: BEKİR
BEHLÜL’S SERIES OF ARTICLES ENTITLED “SUMMARY OF LAW
HISTORY”
Seda DUNBAY
∗
Özet: Bekir Behlül Bey, sonradan İzmir Barosu adını almış Ay-
dın Dava Vekilleri Cemiyeti’nin ilk başkanıdır. Hukuk tarihinin ne denli
önemli bir yeri haiz olduğunu 1324 (1908-1909) yılında görmüş ve Mü-
lahhas Tarih-i İlm-i Hukuk’u yazmıştır. Bu nedenle, makalemizde ön -
celikle Bekir Behlül Bey’in biyografisine yer verdik ve ardından maka-
lelerinin transkripsiyonunu okuyucuya sunduk.
Anahtar Sözcükler: Hukuk tarihi, Bekir Behlül Bey, İzmir Baro-
su, Roma hukuku, eski Yunan hukuku.
Abstract: Bekir Behlül was the first president of Aydın Law-
yer Association which took the name İzmir Bar Association subse-
quently. He perceived importance of law history in 1324 (1908-1909)
and wrote Summary of Law History. Therefore, in this article we gave
a place to Bekir Behlül’s biography at first and then we presented
transcription of his articles to the reader.
Keywords: Law history, Bekir Behlül, İzmir Bar Association, law
of Rome, law of ancient Greece.
Bekir Behlül Bey tarafından kaleme alınan aşağıda transkripsiyo-
nunu verdiğimiz makaleler dizisi Mülahhas Tarih-i İlm-i Hukuk başlığı-
nı taşımaktadır. Yüksek lisans tezimizin kaynak araştırması sırasında
Ankara Milli Kütüphane’den ulaştığımız söz konusu makaleler dizisi
1324 (1908-1909) yılında Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın (Hukukun Tera-
zisi Dergisi) farklı sayılarında yayınlanmıştır.
*
Av., İzmir Barosu.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....230
Bir kaynağa göre 1850 bir diğerine göre ise 1856 yılında doğan Be-
kir Behlül Bey, asıl mesleği olan dava vekilliğinin yanı sıra basın ha-
yatında da söz sahibi olmuş ve hatta Kurtuluş Mücadelesi yıllarında
oldukça önemli hizmetlerde bulunmuş bir şahsiyettir.
1
Onu bu den-
li önemli hale getiren bir başka özelliği de İzmir Barosu’nun ilk baro
başkanı olmasıdır. II. Meşrutiyet’in ilanını takip eden yıllarda ol-
dukça aktif bir rol üstlenen Bekir Behlül Bey, 1908 yılı kasım ayında-
ki kuruluşundan itibaren dört defa Aydın Dava Vekilleri Cemiyet-i
Umumiyesi’nin
2
başkanlığına seçilmiş ve İzmir’in düşman işgalinden
kurtuluşunun ardından da beşinci defa bu göreve gelmiştir.
3
Doğduğu
1
Ömer Faruk Huyugüzel, İzmir’in Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950), Ankara TC
Kültür Bakanlığı Yayınları, 2000, s. 95’te belirtildiğine göre Anadolu Gazetesi’nin
“Bekir Behlül” başlıklı ve 20 Teşrinisani/Kasım 1936 tarihli ölüm haberinde do-
ğum tarihi 1850 olarak verilmiştir. “Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, no. 2-4
(20 Kasım 1936), s. 253’te ise Bekir Behlül Bey’in doğum tarihi 1856 olarak belirtil-
miştir. Huyugüzel, söz konusu kaynaklardan her ikisine birden yer vermiştir. An-
cak bize göre, İzmir Barosu tarafından belirtilen yılın doğru olma ihtimali daha
kuvvetlidir. Zira baronun, ilk başkanlarına dair daha doğru bilgiye sahip olduğu-
nu düşünmekteyiz.
2
“Türkiye’de Tanzimat dönemine gelinceye kadar avukatlık bir meslek olarak ge-
lişmemişti. Şer’i mahkemelerde “dava vekili” adı ile tarafları temsil eden kişiler
herhangi bir kurala bağlı olarak çalışmadıkları için baro veya benzeri bir kuruluşa
gereksinim duyulmamaktaydı. 1839’da yayınlanan Tanzimat Fermanı ile özellikle
hukuk alanında başlatılan ve 1856 Islahat Fermanı ile hızlandırılan reform girişim-
leri, dava vekilleri kurumunun da birtakım belli kurallara bağlanarak denetlenme-
si zorunluluğunu doğurdu. Böylece Osmanlı Devleti’nde, hukuk mesleğini seçmiş
olanların çatı örgütü durumundaki baroların oluşum süreci başladı. İstanbul’da
kapitülasyonlarla sağlanan ayrıcalıklardan yararlanan yabancı uyruklu dava ve-
killeri, 1872’de Société de Bareau de Constantinople (İstanbul Baro Derneği) adlı
bir kuruluşun çatısı altında birleştiler. Bu baroya kayıtlı 33 dava vekilinden yal-
nızca beşi Osmanlı uyruğu gayrimüslimler, kalanı tümüyle yabancılardı. Bu ge-
lişmeler üzerine Osmanlı Devleti, 1874 yılında yayınladığı bir kararname ile dava
vekilliği mesleğine girişte sınav mecburiyetini koydu. Bu sınavda başarılı olama-
yanlara ruhsat verilmemesi koşulunu getirdi.” http//www.bursabarosu.org. tr ,
(29.04.2010).
3
Huyugüzel, s. 96. ; “Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, s. 254. İzmir Barosu’nca
belirtildiği üzere, Bekir Behlül Bey baro başkanlığını son defa olarak 1922-1923 yıl-
larında üstlenmiştir. Bu noktada bir hususa açıklık getirmek gerekiyor. Aydın Vi-
layeti Dava Vekilleri Cemiyet-i Umumiyesi daha sonra İzmir Barosu adını alacak
meslek örgütüdür. O tarihte İzmir, Aydın vilayetinin merkez sancağı konumunda-
dır. Engin Berber (çev.), İzmir 1876 ve 1908 (Yunanca Rehberlere Göre Meşrutiyette İz-
mir), İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, 2008, s. 82’de belirtildiği-
ne göre İzmir, Aydın Vilayeti’nin yönetim merkezi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun
ikinci büyük şehridir.
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 231
yer hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadığımız Bekir Behlül Bey’in
ailesine ilişkin, yalnızca İzmir Askeri Kıraathanesi’nin sahibi olan kar-
deşi İsmail Efendi bilinmektedir.
4
İlk defa olarak kurulan adliye teşkilatında, 1879’da mahkeme
kâtipliğine tayin edilmiştir. Çeşitli adli hizmetlerde görev almasının
ardından 1892 yılında İstanbul Hukuk Mektebi’nde sınava girerek bi-
rinci sınıf dava vekilliği ruhsatnamesini almıştır. Böylelikle İzmir’de
faal bir biçimde tam 57 yıl boyunca icra edeceği dava vekilliği mesle-
ğine başlamıştır.
5
İzmir Barosu’nca Türk avukatlığının en eski uzuvla-
rından biri olarak tanımlanan Bekir Behlül Bey, 1905 yılında İzmir’de
dava vekilliği mesleğini icra eden seksen dokuz meşhur kişinin içeri-
sinde yer almıştır.
6
Dönemin gazetelerinde çıkan haberlerden öğrenil-
diğine göre, 1893’te Hizmet Gazetesi’nin sahibi Ahmet Celadet Bey ile
birlikte açtıkları büroda dava vekilliği yapmıştır. Bir yıl sonra, 1894’te
ise bu sefer Tevfik Nevzat Bey ile ortak bir büro açarak mesleğine de-
vam etmiştir.
7
Başta da belirttiğimiz üzere, Bekir Behlül Bey İzmir basın hayatın-
da önemli bir yere sahiptir. İstibdat döneminin çetin koşullarında 19
4
Hüseyin Rıfat, “Ölülerle Mülakatlarım”, Anadolu, 23 Mart 1934’ten Ömer Faruk
Huyugüzel, İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950), Ankara: T.C. Kültür Bakanlı-
ğı Yayınları, s. 95.
5
Huyugüzel, s. 95. ; “Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, ss. 253. Bu aşama-
da avukat ve dava vekili arasındaki farka değinmek gerekiyor. Baki Kuru, Rama-
zan Arslan ve Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Genişletilmiş 15. Bas-
kı, Ankara: Yetkin Yayınları, 2004, s. 255-256’da dava vekilliği şu cümlelerle açık-
lanmıştır: “Dava vekilleri, 3499 sayılı eski Avukatlık Kanunu’nun yürürlüğe girmesin-
den (1. 12. 1939 tarihinden) önce, dava vekâleti ruhsatnamesi almış olan kişilerdir. Nisan
1340 tarih ve 460 sayılı Muhamat Kanunu’nun 12. maddesine göre, beş sene süre ile ada-
let hizmetinde bulunanlara baro bulunmayan yerler için dava vekâleti yapabilme yetkisi ta-
nınmış idi; bu kişilere dava vekâleti ruhsatnamesi verilmiştir. Dava vekâleti ruhsatname-
si, yukarıda da belirtildiği gibi, 1. 12. 1939 tarihine kadar verilmiştir. Bu tarihten sonra
dava vekilliği ruhsatnamesi verilemez ( 3499 sayılı eski Avukatlık Kanunu muvakkat mad-
de III). 3499 sayılı eski Avukatlık Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihte (1. 12. 1939 tari-
hinde) dava vekâleti ruhsatına sahip olan dava vekilleri, beş avukat bulunmayan yerlerde
vekâlet icra edebilirler.”
6
“Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, s. 253; Cevat Sami ve Hüseyin Hüsnü, İz-
mir 1905, Çev. Erkan Serçe, İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, 2000,
ss. 181-182.
7
Hizmet, 26 Nisan 1893’ten Huyugüzel, s. 96; Hizmet, 24 Kasım 1894’ten Huyugüzel,
s. 96.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....232
Şubat 1310 (1894-1895) tarihinde hukuktan ve adli işlerden söz etmek
maksadıyla Mizanü’l-Hukuk (Hukukun Terazisi) adında haftalık bir ga-
zete yayınlamak için valilikten izin istemiştir. O zamanlar, böyle bir
şeyi düşünmenin ve bu düşünceyi ortaya atmanın önemi ise bellidir.
8
Mizanü’l-Hukuk, Bekir Behlül Bey öncülüğünde Aydın Vilayeti Dava
vekilleri Cemiyeti’nin gazetesi olarak yayın hayatına girmiştir. Ku-
rulmuş olan diğer derneklerin bir kısmı da birer dergi yahut gazete
çıkararak İzmir’in fikir ve kültür dünyasını zenginleştirmiştir.
9
Bekir
Behlül Bey, yalnızca adı geçen gazetenin hazırlanması için emek sarf
etmemiştir. Aynı zamanda mecmuanın basılacağı Mizanü’l-Hukuk
Matbaası’nı kurup aktif bir biçimde çalıştırmıştır.
10
Bu noktada dönemin basın hayatı hakkında kısa bir bilgi ver-
mek yerinde olacaktır. II. Meşrutiyet’in ilanından beş yıl önce 1903’te
İzmir’de Ali Nazmi Bey’in Ahenk Gazetesi’nden başka günlük gaze-
te kalmamıştır. Ahenk ve Vilayet Matbaalarının dışında Türklere ait
basımevi de yoktur. Buna karşılık Rumca, Fransızca, Ermenice ve İb-
ranice baskı yapabilen pek çok matbaa bulunmaktadır. Söz konu-
su tablo, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanını takiben sansürün kalkma-
sıyla basın-yayın hayatı canlanmış ve bu duruma paralel olarak mat-
baacılık da hareketlenmiştir. İzmir’de var olan matbaalar bir yandan
kendilerini geliştirirken diğer taraftan irili ufaklı pek çok yeni mat-
baa aralarına katılmıştır.
11
Bu dönemde faaliyete geçen matbaalardan
biri de Mizanü’l-Hukuk’tur. Mizanü’l-Hukuk Matbaası’nı yeni kuru-
lan diğer matbaalardan ayıran özelliklerinden biri de İttihat ve Terak-
ki Cemiyeti’nin “naşir-i efkârı” yani fikirlerinin yayıcısı olarak tabir edi-
len İttihat Gazetesi’ni ilk dönemlerinde basmış olmasıdır. Bu özelliğinin
yanı sıra, 1909-1913 yılları arasında en fazla kitap basan matbaalardan
8
Raif Nezihi, İzmir’in Tarihi, Haz: Erol Üye Pazarcı, 16. Fasikül, İzmir Büyükşehir
Belediyesi Kültür Yayınları, 2001, s. 6. Mizanü’l-Hukuk Gazetesi’nin 23 zi’l-ka’de /
Kasım 1326 (1908-1909) ve 2 Kânunuevvel 1324 (1908-1909) tarihinde basılan 9. Sa-
yısının kapağından okuduğumuza göre, söz konusu gazete yalnız çarşamba gün-
leri basılan haftalık bir Osmanlı gazetesidir. Kapakta hem hicri hem de rumi takvi-
me göre tarih belirtilmiştir. İmtiyaz sahibi ve başyazarı Bekir Behlül Bey’dir.
9
Ömer Faruk Huyugüzel, “İzmir’de Kültür Kurumları”, 21. Yüzyıl Eşiğinde İzmir
Uluslararası Sempozyumu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, 2001, s. 69.
10
Huyugüzel, 2000, s. 96.
11
Erkan Serçe, İzmir’de Kitapçılık 1839-1928, Genişletilmiş 2. Basım, İzmir Büyükşehir
Belediyesi Kültür Yayını, 2002, s. 57.
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 233
olan Mizanü’l-Hukuk, dönemine göre son derece moderndir.
12
II. Meşrutiyet döneminde İzmir’in hukuk ve basın hayatında öne
çıkan isimlerden birisi olan Bekir Behlül Bey, Mizanü’l-Hukuk’da hu-
kuka ilişkin makale ve yazı dizisi kaleme almıştır. Bunlar arasında en
dikkat çekici olanlar, “Mufassal Kamus-ı Hukuk” (Uzun Açıklamalı Hu-
kuk Sözlüğü), aşağıda transkripsiyonunu verdiğimiz “Mülahhas
Tarih-i İlm-i Hukuk” (Hukuk Tarihi Özeti), “Kitab’ün-nikâh” (Evlilik Kita-
bı) ve “Kitab’ül-hidane” (Boşanma Sonucunda Çocukların Durumuna Dair
Kitap) adlı yazı dizileridir.
13
Yazı dizilerinin bir kısmı kitap olarak ba-
sılan Bekir Behlül Bey’in, Ticaret Kanunnamesi’nin altıncı faslını izah
eden 1309 (1893-1894) yılına ait Poliçe adlı bir kitabı bulunmaktadır.
14
Mizanü’l-Hukuk Gazetesi’nin yayın işleri haricinde 24 Mart 1325
(1909-1910) tarihinden başlayarak bir süreliğine İttihat Gazetesi’nin de
sorumlu müdürlüğünü üstlenmiştir. Bekir Behlül Bey, 1911 yılından
sonra ve özellikle I. Dünya Savaşı sırasında çeşitli konferanslar ver-
miştir. Bu konferanslara, Karşıyaka Kulübü’nün katkılarıyla düzen-
lenen “Karşıyaka’nın hal (şimdiki) ve atisine (geleceğine) ve şirketler tesi-
siyle lüzum ve fevaidine (menfaatlerine) müteallik (bağlı)” yaptığı konuş-
ma örnek olarak verilebilir.
15
İzmir basın hayatına katkıları yalnızca
Mizanü’l-Hukuk ve İttihat ile sınırlı kalmamış, 1910 yılında Medeniyet
12
Serçe, s. 57-58, 167. Erken Serçe tarafından belirtildiği üzere, 1908-1917 yılları ara-
sında Mizanü’l-Hukuk haricinde İzmir’de varolan matbaalar şu adları taşımakta-
dır: Ahenk, İttihat, Keşişyan, Köylü, Selanik, Şems, Şems-i Tab İdarehanesi, Şemu,
Türk, Vilayet, Tatikyan, Pol Vidori, Maviyan, İzmir, Frankolar ve Mamuryan.
Mizanü’l-Hukuk Matbaası kitap bastırmak isteyenler için Avrupa’dan son sis-
tem tipograf makinesi ve pek çok alet getirtmiştir. 1909-1922 yılları arasında fa-
aliyette bulunan ve İzmir’de Türkçe kitap basımı yapan on yedi matbaadan biri
de Mizanü’l-Hukuk’tur. İttihat Gazetesi ilk dönemlerini geçirdikten sonra 27 Mart
1910’dan itibaren İttihat Matbaası’nda basılmaya başlanmıştır.
13
Huyugüzel, 2000, s. 96. ; Serçe, s. 112; “Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, s.
254. Bekir Behlül Bey tarafından kaleme alınan “Kitab’ül-hidane” adlı yazı dizisi
1325 (1909-1910) yılında aynı adla kitap olarak da basılmıştır.
14
Yaşar Karayalçın ve Ahmet Mumcu, Türk Hukuk Bibliyografyası Türk Harflerinin Ka-
bulüne Kadar Yayınlanmış Kitap ve Makaleler 1727-1928, Ankara: Banka ve Ticaret
Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, 1972, s. 299; Serçe, s. 96; “Kaybettiklerimiz”,
İzmir Barosu Dergisi, s. 254; Huyugüzel, 2000, s. 96’da belirtildiği üzere, söz konu-
su kitap Bekir Behlül bey’e ait bilinen ilk yazı dizisinin tıpkı basımıdır. Bahsi geçen
yazı dizisi, 1893 yılı ağustos ayında Hizmet Gazetesi’nde çıkmıştır.
15
Huyugüzel, 2000, s. 97.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....234
Gazetesi’ni de yayınlamıştır.
16
İdari görevler de üstlenen Bekir Behlül Bey, Meclis-i Umumi-i Vi-
layet üyeliği, I. Dünya Savaşı sırasında Müdafaa-i Milliye Karşıyaka
Heyeti başkanlığı ve 1909 yılından itibaren uzun süre Karşıyaka Bele-
diye başkanlığı yapmıştır.
17
İzmir’in önemli fikir insanlarından olan Bekir Behlül Bey sanata
da olabildiği ölçüde destek vermiştir. Örneğin, heveskârlar adıyla anı-
lan amatör tiyatro sanatçıları 1916 yılında, Bekir Behlül Bey sayesin-
de Sporting Kulüp’te ve Birinci Kordon’daki Ferah Sineması’nda bi-
rer oyun sergilemişlerdir. Aynı yılın aralık ayında Palas Sineması’nda
“Aşk Ferdası” piyesini sahneye koyduktan sonra 1917 Şubatında, Kar-
şıyaka Kulüp Sineması’nda “Kafkas’ta Hilal” piyesini oynamışlardır.
18
Bekir Behlül Bey, daha önce de belirttiğimiz üzere, Milli Mücade-
le döneminde önemli hizmetler ifa etmiş bir kişidir. İzmir’in işgal edil-
mesini takip eden süreçte Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk tara-
fından başlatılan kurtuluş mücadelesine mümkün olabilecek yardımın
yapılması amacıyla birtakım girişimler başlatılmıştır. İzmir’deki giri-
şimlerde öne çıkan isimlerden Bekir Behlül Bey’in Şadırvan altında bu-
lunan Esir Hanı’ndaki bürosu, çok gizli ve dikkatli olarak yürütülmüş
çalışmaların ve toplantıların yapıldığı yerlerden biri olmuştur.
19
Hatta
İzmir’e gelen Yunan askerleri hakkında toplanan bilgiler, Söke ve An-
16
Sadiye Tutsak, İzmir’de Eğitim ve Eğitimciler (1850-1950), Ankara TC Kültür Bakan-
lığı Yayınları, 2002, s. 65; Huyugüzel, 2000, s. 97’de belirtildiği üzere, Bekir Beh-
lül Bey Medeniyet Gazetesi’ni İzmir’in Yunanlılarca işgalinden sonra Ahmet Kami
Bey ile birlikte çıkarmaya başlamıştır. İşgalden birkaç ay sonra ağustos veya Ey-
lül 1919’da çıkan bu gazete, 1921 Mayısına belki de temmuzuna kadar çıkmıştır.
İzmir’in milliyetçi gazeteleri arasında yer alan Medeniyet, müttefik sansür kurulun-
daki İtalyan temsilci Brunetti’nin Türk basınına gösterdiği nispi müsamahadan ce-
saret alarak, kapanmayı göze alarak Türkler lehine haber ve yazılar yayımlamış ve
Yunan temsilci Mihail Rodas’ın girişimleriyle sık sık kapatılmıştır.
17
Hüseyin Rıfat, İzmir 1914 Aydın Vilayeti 1330 sene-i maliyesi ticaret rehberi, Haz: Er-
kan Serçe, İzmir, Akademi Kitabevi, 1997, s. 76; Huyugüzel, 2000, s. 97; “Kaybettik-
lerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, s. 254.
18
Ömer Faruk Huyugüzel, İzmir’de Edebiyat ve Fikir Hareketleri Üzerine Araştırmalar,
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, 2004, s. 91-92.
19
M. Kamil Dursun, İzmir Hatıraları, Haz. Ünal Şenel, İzmir: Akademi Kitabevi, 1994,
s. 106.
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 235
talya istihbaratına en çok Bekir Behlül Bey tarafından bildirilmiştir.
20
Bu denli önemli istihbarat faaliyetlerinde büyük rol oynaması sebe-
biyle 1921 yılı temmuz ayında, işgal kumandanlığı tarafından Milli
Mücadele’ye destek veren diğer bazı aydınlarla birlikte Atina Lusye’de
bulunan sivil esirler kampına gönderilmiştir.
21
Kurtuluş mücadelesinin kazanılmasının ardından yurduna döne-
bilen Bekir Behlül Bey, vali Abdülhalik Renda Bey’in emriyle İzmir’de
yeniden faaliyete geçirilen İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde gö-
rev yapmıştır. Bu gelişmenin ardından belediye meclis üyeliğine de se-
çilmiş ve belediye başkanı Şükrü Kaya Bey’in merkezden verilen gö-
rev nedeniyle ayrılması üzerine, bir süre onun yerine vekâlet etmiş-
tir. Sözü edilen görevlerinin yanı sıra 1926 yılında Havadis Gazetesi’nde
sorumlu müdür olmuş, hukuki ve siyasi içerikli yazılara kaleme
almıştır.
22
Hastalığı onu yatağa mahkûm edene kadar dava vekilliği yapmış
ve 19 Kasım 1936’da hayata gözlerini yummuştur.
Mukaddime (Başlangıç)
Her şeyde hal-i hâzıra maziden intikal edilir. Ahval-i maziye (geç-
miş durumlar) beyanınca ahval-i hâzıra (zamanın şartları) muamma
gibi halli (çözümü) müşkil müşevveş (belirsiz) kalır. Evet! Her şey bi-
dayetinde nasıl imiş? Ne suretle tevessü etmiş (yayılmış), ne vechle
(sebeple) intişar etmiş (yayılmış) bunları ancak tarih gösterdiği gibi
müessesat-ı adliyenin dahi nasıl başladığını, ne vechle tevessü eyledi-
ğini tarih tayin eder (belli eder). Şu halde ilm-i hukukun tarihi; tarih-i
20
Huyugüzel, 2000, s. 97. “İzmir’de faaliyet gösteren Türk istihbarat gruplarına mensup
bazı fedakâr arkadaşlar, sabahtan akşama kadar nöbet nöbet rıhtım üzerinde dolaşarak ge-
rek Pasaport tarafından gerek Alsancak cihetlerinden şehre gelen düşman askerlerinin mik-
tarından, harp malzemesi miktarından ve sevk mahallerinden mümkün olduğu kadar ma-
lumat istihsal ederlerdi. Bunlar en çok merhum Bekir Behlül Bey vasıtasıyla Söke ve Antal-
ya istihbaratına bildirilirdi.” (Dursun, s. 115.)
21
Huyugüzel, 2000, s. 97; “Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, s. 254.
22
Dursun, s. 131; Huyugüzel, 2000, ss. 97-98’de belirtildiğine göre, 14 Ocak 1923’te
Zübeyde Hanımın vefatı sırasında, Bekir Behlül bey belediye başkanlığına vekâlet
etmiştir. Annesinin vefatı dolayısıyla İzmir’e gelen Gazi Mustafa Kemal’i karşıla-
yanlar arasında o da bulunmuştur.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....236
umumi-i insaniyetin (genel insanlık tarihinin) en mühim bir şubesidir.
Hâl-i hâzırdaki (şimdiki durumdaki) ilm-i hukuk, müessesat-ı ad-
liyeyi anlamak, iyice bilmek için bunların ezmine-i sabıkadaki (geçmiş
çağlardaki) hallerini, şekillerini, yani hukukun menbalarını, menşei-
lerini adatın, ulemâ-yi hukukun (hukuk bilginlerinin), hükkâmın ze-
hablarını (hâkimlerin düşüncelerini), bunların ihtiva eylediği kavaidin
suret-i tevessü ve intişarını iyice anlamak, iyice bilmek lazımdır. Bu
sebeple tarih-i hukuk; kavaid-i ameliyeyi (pratik kuralları) mucib (ge-
rektiren) bir ilimdir. Tahririne (yazımına) başladığımız tarih-i hukuk
zaman ve mekân itibarıyla birçok aksama (bölüme) taksim edilmiştir
(ayrılmıştır).
Kısm-ı Evvel (İlk Kısım)
Mecusilerin Hukuku
Hintlilerin yani Mecusilerin kanunları, hukuk mevzuaları
“Manuva-Deherma-Sastra” denilen kanun kitabında mesturdur (giz-
lidir). Bu mecmua-i kavanin milad-ı İsa’dan 880 sene evvel telif edildi
(yazıldı). Sırası geldikçe beyan edileceği vechle esatir-i Yunaniyye (Yu-
nan mitolojileri) gibi Mecusilerin de birçok aliheleri (tanrıları) vardır.
Bunların en büyüğüne “Brahma” tesmiye olunur (adlandırılır). Mecu-
siler; (Manuva)yı bu alihe-i azimenin (ulu tanrıların) peygamberi oldu-
ğuna el-haletü hazihi (hâlâ) itikad ederler (inanırlar). Şu mecmua-i ka-
vanini (kanunlar mecmuası) dahi Brahma tarafından Manuva’ya vahy
olunmuş olmak üzere telakki ederler (kabul ederler). Mecmua-i mez-
kure (adı geçen) muhtelif (çeşitli) ve müteaddid (birçok) ahkâm (hü-
kümler) ve kavaidden, uluhiyyete (Tanrılık vasfına) müteallik (bağlı)
bazı itikadat-ı batıladan (batıl inanışlardan), talim (öğretim) ve terbiye-
den (eğitimden), saadet-i dünyeviye ve uhreviyeden! bahseder.
Kavanin-i mahsusa-ı mezkur pek vasi iken ahiren küçük aliheler
tarafından telaffuz edilmiştir. İtikadat-ı batılaları cümlesinin olarak
(Brahma)nın en aziz olan ağzından halk edildiğine (yaratıldığına) Me-
cusilerin kani oldukları (inandıkları) Brahmanların hükümleri lategay-
yerdir (değişmez niteliktedir).
Hindistan’da elyevm cari (kast usulü) vardır ki: Bu usul muci-
bince hürriyet-i şahsiyye son derecede mahdud kalmış (sınırlı kal-
mış), hukukun tevessüne (genişlemesine) mani müstakill (başlı başı-
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 237
na) teşkil eylemiştir. Hind’de bulunan Mecusiler indinde 36 kast var-
dır. Hindistan’ın umum ahalisinin sülüsünden ziyadesi ihtida etmiş
(doğru yola girmiş, İslam dinini kabul etmiş) olduklarından din-i mü-
beyyin (bildiren din) İslam’ın envar-ı füyuzat-ı na-mütenahisi (sonsuz
ilim aydınlığı) sayesinde şu kast usulü beyn-el-İslam (Müslümanlar
arasında) terk edilmiş ise de Mecusiler el-haletü hazihi bu usulü terke
muvaffak olamamışlardır (başaramamışlardır). Mamafih İngiltere hü-
kümeti kast usulünü resmen tanımaz.
Kısm-ı Sani (İkinci Kısım)
İranilerin Hukuku
Milad-ı hazret-i İsa’dan 600 sene evvel İran’da hükema-ı meşhura-
dan Zerdüşt isminde birisi var idi. Bu zat; İran’da birçok kanunlar va-
zetti. Kanun mecmuası olmak üzere Zendevesta namında bir de kitap
telif eyledi (yazdı).
(Mizanü’l -Hukuk Mecmuası’nın 5. Sayısından)
Zerdüşt vazeylediği kanunlarını, kendisine nazil olmuş (yukarı-
dan aşağıya inmiş) vahy alihe addeder ve kendisi da’va-yi nübüvvet
(peygamberlik iddiası) eder idi. Zerdüşt kavanini; itikadata, ukubata
(cezalara), ahlak ve adaba mütedairdir (dairdir). Fakat tayin eylediği
cezaların pek şedid (şiddetli) olmamasına, oldukça garaibden muarrâ
( tuhaf şeylerden yoksun) bulunması İranilerin evvel tarihde olduk-
ça bir kavm-i mütemeddin (medeni toplum) bulunduklarını teslime
kâfidir. Zerdüşt kavanini asırlarca mer’iyy-ül-icra (yürürlükte bulun-
ma) tutuldukdan sonra tedricen (yavaş yavaş) metruk-ül amel (terk
edilmiş iş) kalmıştır. Mecusilerde şiddetle mer’iyy-ül-icra olan kast
usulü İranilerde de mevcud idi.
Kısm-ı Salis (Üçüncü Kısım)
Çinlilerin Hukuku
Çinlilerin milad-ı İsa’dan beş yüz elli sene evvel muntazam bir ka-
nunları yok idi. Adat-ı müttehizeleri (kabul edilen adetleri) kendi ind-
lerinde (kendilerine göre) kanun hükmünde idi. Fakat milad-ı İsa’dan
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....238
beş yüz elli sene evvel (Pekin) şehrinde tevellüd eden (doğan) Kon-
füçyüs namında birisi fevk-al-âde (olağanüstü) bir zekâya malik ola-
rak peyderpey (birbirinin ardı sıra) Çin havalisinde kesb-i şöhret eyle-
di (ün kazandı). Bu zat otuz beş yaşından sonra kendi namına izafetle
(bağlantılı) birtakım kavanin vazetmeye başladı.
Konfüçyüs, hükümeti bir peder, tebayı evlad add ederdi (sayar-
dı). Vazeylediği kavaninin mecmuunda (tümünde) şu esası kabul ede-
rek aile rabıtasını (bağını) hukuk-u esasiye olmak üzere vazetmiştir.
Konfüçyüs’ün vazeylediği kavaninin mecmu oldukça makbul olmak-
la (kabul edilmekle) beraber vazeylediği cezalar pek şiddetli idi. Maa-
hazâ (bununla beraber) Konfüçyüs’ün vazeylediği kavanin el-haletü
hazihi Çinliler indinde pek makbul ve pek muteberdir (saygındır).
Konfüçyüs, Zerdüşt ile muasır idi. Fakat İran’ın Zerdüşt’ü, Mecu-
silerin Manuva’sı, kavanin mevzualarını kendilerine vahy-i alihe ol-
mak üzere tanıtdırmış oldukları halde (Konfüçyüs) vazeylediği kava-
nini bu gibi isnadattan (dayanaktan) tecrid ederek (soyutlayarak) doğ-
rudan doğruya kendisi vazeylediğini beyan etmiştir.
Kısm-ı Rabi (Dördüncü Kısım)
İbranilerin Hukuku
Akvam-ı şer’iyye (şeriata uygun milletler) miyanında (arasında)
hukuk fikri en evvel İbranilerde tevessü etmişdir (yayılmıştır). İbrani-
ler, kendi aralarındaki örf ve adetlere göre idare olunurlar idi ki; bun-
lar Musa aleyh-is-selam hazretlerinin Cenab-ı ilâhîden tebliğine me-
mur olduğu şeriat-ı Museviye, gerek asr-ı Musa’da gerek a’sâr-ı salife-
de (geçmiş asırlarda) akvam-ı sairenin itba eyledikleri (tabi kıldıkları)
örf ve adat ile vazeyledikleri kavaninin cümlesine vücuhla müreccah
(üstün) bulunduğunu izaha hacet yoktur.
Ez-cümle (bu arada) Mecusiler indinde ale-t-tabi (doğal) olup ted-
ricen her tarafa sirayet etmiş (yayılmış) olan kast usulü şeriat-ı Muse-
viye ile bertaraf edilmiştir. Şeriat-ı Museviye, hürriyet ve müsavat-ı
şahsiyeyi emr eder. Şeriat-ı Museviye dört kısma taksim olunur:
1- Usul-i din ve ibadat (ibadetler) gibi şeylerden bahseden hukuk-u
mukaddese
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 239
2- Hukuk-u umûmiyye
3- Hukuk-u şahsiyye
4- Hukuk-u cezâiyyedir.
Kısm-ı Hamis (Beşinci Kısım)
Mısırlıların Hukuku
İlim ve fünun (fenler), Mısırlılarda pek ziyade terakki etmiş (iler-
lemiş) olduğu halde fikr-i hukuk, Mısırilerde ikinci derecede tevessü
etmiştir. Adalete, müsavata (eşitliğe) tamamıyla muhâlif ve mugayir
(aykırı) olan kast usulü Mısır’da dahi var idi. Fakat Mecusiler ile İran-
lılar ve Çinlilerdeki kadar riayet edilmezdi (hürmet edilmezdi).
Mısır’da kavaid-i hukuka riayete icbar edecek (zorlayacak) kuv-
vet rüesa-ı dîniyye (dini reisler) elinde idi. Rüesa-ı dîniyye kendilerini
hukuk-u memleketin muhafızı addederler idi. Kavanin-i mahsusaya
(hususi kanunlara) muhalif (aykırı) gördükleri şeyleri imhaya (yok et-
meye) çalışırlar icabı (gereği) halinde hükümete de mukavemet eder-
ler idi (karşı dururlardı).
Rüesa-ı dîniyye, merasim-i izdivacıyeyi (evlilik merasimini) icra
ile beraber hakk-ı tasarrufun, hukuk-u şahsiyyenin halelden (eksik-
likten) vikayesine (korumasına), nikâha müteallik (ilgili) usul ve ka-
vaidin hüsn-i muhafazasına (iyi bir şekilde korunmasın) dikkat eder-
ler idi. Rüesa-ı dîniyye kuvvetleri pek ziyade idi. Hatta garaibden ola-
rak vefat eden hükümdarları kabl-el-defin (defin öncesi) muhakeme
etmek (yargılamak) hususunu bile usul ittihaz etmişler idi (kabul et-
mişlerdi).
Bir hükümdar vefat ettiğinde, zaman-ı saltanatındaki idaresi,
mevkiî münakaşa (tartışma) ve muhakemeye (yargılamaya) konulur
idi. Netice-i münakaşa ve muhakemede hüsn-i idaresi (iyi idaresi) ta-
hakkuk eder ise naşını izaz (aziz kılma, saygı gösterme) ve tebcil (ulu-
lama) ile medfen-i mahsusuna (özel mezara) nakl ederler (aktarırlar),
zalim ve gadr (merhametsizlikle) ile muamele etdiği anlaşılır ise tuyûr
ve hâşiyeye (kurda kuşa) mekel olmak (yem olmak) üzere kenar bir
yere atarlar idi.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 7. Sayısından)
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....240
Fenikelilerin Hukuku
Cebel-i Lübnan ile Bahr-i Sefid (Akdeniz) sahili arasında vaki
(olan) ve başlıcaları (Sur) ve (Sida) tesmiye olunan kurâ (köyler) ve
kasabâtın (kasabaların) ahalisinden ibaret olan Fenikeliler ticaret-i
bahriyede, ale-l-husus (en çok) gemicilikte şöhret kazanmış bir taife-
dirler (kavimdirler). Bu taife fevk-al-âde gayur (çalışkan), ticareti, se-
yahati severler idi. Tâli (talih) ve kısmetlerini ilm-i ticarette ve sınaatte
(zanaat, sanat) ararlar idi. Bu uğurda Bahr-i Sefid sevahilinin (kıyıları-
nın) merakiz-i ticariyesine ( ticari merkezlerine) ihtiyar-ı hicret (göç et-
meyi tercih etme) ile mevaki-i muhtelefede (çeşitli yerlerde) iskân et-
mişlerdir. Fenikelilerin arasında hürriyet ve müsavat fikri bu münase-
betle pek çabuk tevessü etmişdi.
Fenikelilerin ticaret-i bahriye muâmelâtı (işleri) pek vasi (bol) ol-
duğundan adat ve muâmelât-ı ticariyelerini de pey-der-pey tevsi et-
mişlerdir (genişletmişlerdir). Fenikelilerin ticaret-i hariciyeleri teves-
sü etdikçe (genişledikçe) hukuk-u ticariyelerini de pey-der-pey ted-
vin etmişlerdir. (Rodosluların Kavanini) unvanını almış ve bu kavanin
bi-l-umûm (bütün) memalik-i mütecavirede (komşu devletlerde) bir
şöhret-i azime (büyük şöhret) kazanmıştır. Fenikelilerin hukuk-u tica-
riyeleri Romalılar tarafından mazhar kabul olduğu gibi memalik-i mü-
temeddinede (medeni devletlerde) el-yevm (bugün) mer’iyy-ül-icra
(yürürlükte) olan hukuk-u ticâriyyeye de bir menba ve mehaz (kay-
nak) olmuştur.
Rodos Kavanini’nin bu derece mazhar-ı kabul-ü amme (kamuca
kabul görmesi) olması Fenikelilerin pek vasi olan ticaret-i hariciyeleri-
nin icab ettirdiği münasebata müteallik (bağlı) bulunan örf ve adetleri-
nin hükümete, adalete makrun (yakınlaştırılmış) ve esas-ı kuvviye (te-
mel potansiyele) müstenid bulunmasıdır (dayanmasıdır).
Kısm-ı Sadis (Altıncı Kısım)
Yunanilerin Hukuku
Yunanilerde fikr-i hukuk pek çabuk tevessü ve intişar etmiştir (ya-
yılmıştır). Fakat Yunanilerin ilm-i hukukda en ziyade sai (çalışma) ve
gayretleri hukuk-u siyâsiyye cihetine (yönüne) matuf olduğundan
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 241
(eğilmiş) aksam-ı saire-i hukuk, hukuk-u siyâsiyye kadar tevessü ede-
memiş idi.
Yunanilerde zuhûr eden vazı-ı kanunlar, memalik-i şarkıyye-
de (doğu ülkelerinde) zuhûr eden vazı-ı kanunların ekserisi (çoğu)
gibi nübüvvet (peygamberlik) iddiasında bulunmadılar. Pekin’de
zuhûr eden Konfüçyüs’ün eserine iktiza ederek vazettikleri kanun-
ları kendi namlarına (adlarına) izafet eylediler (ilişkilendirdiler).
Yunanistan’daki kavaid-i hukukıyyenin devam-ı mer’iyyeti (yürür-
lükteki hali), memalik-i şarkıyyede olduğu gibi rüesâ-ı ruhaniye (dini
reislerin) ellerinde değildi.
Yunanistan’da pek çok vazı-ı kanunlar zuhûr etmiştir. Bunların en
eskilerinden bazıları şunlardır:
1- Girit krallarından Minos isminde bir zatdır.
2- Hükema-ı Yunaniyeden (Yunan hâkimlerden) Zalikos isminde
bir zatdır.
3- Hükema-ı Yunaniyeden Karondas nam zatdır.
4- Isparta kralı Otom nam zatın oğlu Likorn isminde bir zatdır.
5- Cumhuriyet-i kadime-i Yunaniye reisi Drakon nam zatdır.
6- Ulema-ı Yunaniyeden (Yunan âlimlerinden) birisi olan meşhur
Solon nam zatdır.
1
Minos Kanunu
Yunanlıların en eski kavanini (Minos) kanunlarıdır. Minos, kabl-el
milad (milattan önce) bin üç yüz tarihlerinde Asya’dan Girit’e geçerek
orada hükümdar olmuştur.
Minos kavanini mucibince kâffe-i emval ve emlak (bütün mal
ve mülkler) ahali beyninde (arasında) müşterek add edilir, çocuklar
umum (halk) tarafından memleket namına terbiye ve iaşe (beslenirdi)
olunur idi. Minos kavanini mucibince kâffe-i efrad-ı ahali (halkın tüm
bireyleri) asker olmak, esliha (silahlar) ve mühimmat-ı harbiye teda-
rik etmek, akvam-ı mütecavire ile muharebe ve mukatele (savaş) ede-
rek onların mallarını, memleketlerini zabt ve teshir (ele geçirme) ile
akvam-ı mütecavireyi esir eylemek ile mükellef idi. Muhtac olanlara
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....242
muavenet (yardım) hususu umum arasında müşterek bir vazife add
edilirdi. Çocuklar, her kimin evladı olur ise olsun tefrik (seçme) ve ta-
yin (ayırma) edilmeyerek suret-i umumiyede (herkesçe) terbiye olu-
nur. Sinn-i mükellefiyete (sorumluluk yaşı) duhullerinde (girişlerin-
de) asker edilir idi. Efrad-ı ahali kazandıkları, igtinam eyledikleri (yağ-
ma ettikleri) emvali, eşyayı biraraya getirir, oradan sarfiyat-ı icra eder-
ler idi (harcama yaparlardı). El-hâsıl (netice itibariyla), Minos kavanini
heyet-i ictimaiyeyi mücerred (soyut) harb için teşkil etmek maksadına
mübtenidir (dayalıdır) denilebilir.
Yunanlıların ulûm-ı hikemiyye ve tabiiyyedeki (ahlak, eşya ve ta-
biatın hakikatına ilişkin bilgiler) malumat-ı vasiaları (geniş bilgileri)
gayri kabil-i inkâr (inkârı imkânsız) iken dünyaya gelmekten maksad-ı
hakikiyye mugayir efkâr-ı batılaya (batıl düşüncelere) müstenid (daya-
nan) böyle kavanin vazetmeleri zamanın, mekânın muktezayâtından
(lazım getirdiği şeylerden) başka bir şeye atf edilemez (bağlanamaz).
2
Zalikos Kavanini
Zalikos kabl-el milad yedi yüz kırk tarihlerinde bir kanun vazet-
miştir. Bu zatın vazeylediği kanun İtalya’nın memalik-i kadimesinden
olan (Lukr) şehri ahalisi arasında mer’iyy-ül-icra idi.
Zalikos kavanini mucibince zanilerin (zina edenlerin) gözleri çı-
karılır idi. Zalikos kavanini şiddetli cezaları cami ise de (içinde bulun-
duruyorsa da) ahali (halk) ahkâm-ı kavanine (kanunların hükümleri-
ne) son derece riayet ederlerdi. Hatta bir gün Zalikos’un oğlu zina töh-
metiyle mahkûm-u aleyh oldu (aleyhine hüküm giydi). Zalikos ken-
di oğlu hakkında hükm-ü kanunun icrasını (yerine getirilmesini) ta-
leb eyledi.
Ahalinin Zalikos’a pek ziyade hürmetleri olması hasbiyle (gere-
ğince) oğlunun şu cezadan afvını istediler. Zalikos oğlunun yalnız bir
gözünü çıkarmağa muvafakat eylemiş ise de (razı olmuşsa da) diğer
gözüne bedel kendisinin bir gözünü çıkarmışdır.
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 243
3
Karondas Kavanini
Karondas kabl-el milad altı yüz tarihlerinde ber-hayat idi (sağ-
dı). Sicilya’da vaki (Katan) ve (Kum) ve (Rejiyum) kasabaları ahali-
sine yirmi sene mütemadiyen (kesintisiz) birçok kanunlar vazetmiş-
tir. Hâkim-i muma-ileyh (adı geçen hükümdar), vazeylediği kanunla-
rı mucibince meclis-i ahalinin (halk meclisinin) müsellahan (silahlı ola-
rak) huzurunu men etmiş idi. Buna muhalif hareket edenlerin cezası
da idam idi. Bir gün her nasılsa işbu kanuna muhalif olarak kendisi ha-
reket etmiş olduğu için kendi kılıcıyla intihar eylemişdir.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 8. Sayısından)
4
Likorn Kavanini
Likorn’un büyük biraderi (Polidikt) kabl-el milad sekiz yüz dok-
san sekiz tarihinde vefat eylemiş idi. Hin-i vefatında (vefatı sırasında)
yirmi beş yaşında idi. Zevcesi hamile olduğu halde dul kaldı. Isparta
kanunları mucibince veraset-i hükümet kralın erkek evladına aid idi.
Polidikt’in dul kalan zevcesi, kendisini tezvic etmek (eş kılmak) şartıy-
la batınındaki çocuğu telef etmeği taahhüd ederek veraset-i hüküme-
ti Likorn’a teklif eyledi.
Likorn cinayetkarane olan şu teklifi red eyledi. Tevellüd eden ve
Hari Laius tesmiye olunan (adlandırılan) yeğeni prensin vasisi unva-
nını almakla iktifa eyledi (yetindi). Prensin sinn-i bulûğa (ergenlik ya-
şına) vusulüne (erişmesine) değin umur-ı hükümeti (hükümet işleri-
ni) unvan-ı vesayet altında idare eyledi. Fakat yekdiğerini müteâkıb
(birbirini ardından gelerek) zuhûr eden igtişaşata (karışıklıklara) kar-
şı taht-ı hükümetinde olan memalik (ülkeler) için daha şedid ve daha
nafi (faydalı) kavanin vazına ihtiyaç his eylediğinden kavanin-i mü-
devvinelerini (tedvin edilmiş kanunlarını) tealüm (herkesin bilmesi)
ve tederrüs (ders olarak okutma) ile avdetde (dönüşte) tatbik eylemek
üzere Girit’e, Mısır’a azimet eyledi (gitti). Avdetinde (Hari Laius) ile
ittifak ederek kabl-el milad sekiz yüz seksen dört tarihinde birçok ka-
vanin vazeyledi.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....244
Likorn’un kanunları tedvin olunmamıştır. Ezberden hıfz olunur
(saklanır). Ağızdan ağza nakledilerek tahsil edilir idi. Likorn, kanun-
larını Yunanistan’da vaki (olan) Isparta ahalisine vazetmişdir. Bu ka-
nunlar Minos’un kavaninine müşabih (benzer) olarak münhasıran
(özellikle) makasid-i siyâsiyyeye (siyasi maksatlara) mübteni idi (da-
yanırdı).
Likorn kavanini mucibince bir kimse arazi sahibi olamaz idi. Sebe-
bi, efrad-ı ahaliden birisi irsen (miras yoluyla) olsun şer’an (şeriata uy-
gun) olsun bir mikdar arazi zabt edip de diğer tarafdan birçok efradın
araziden mahrum kalması adalete mugayir add olunur idi. Isparta’nın
kâffe-i arazisi nüfus-i mevcudeye (mevcut nüfusa) taksim edilerek on-
lar tarafından ziraat ve hıraset (koruma) edilir, hâsılat makasid-i si-
yasiyye uğrunda sarf olunur idi. Çocuklar, gençler suret-i umumiye-
de canib-i hükümetten (hükümet tarafından) terbiye ve idare olunur,
sinn-i mükellefiyete (sorumluluk yaşına) geldiklerinde asker edilir idi.
Bu gibi tedabir-i siyâsiyye (siyasi tedbirler), akvam-ı mütecavire
ile muharebe, mukatele etmek, tevsi-i hudud (sınır genişletmek) ve
hükümet eylemek fikrini, maksadını teshil (kolaylaştırma) için ittihaz
olunmuş idi (kabul olunmuştu).
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 9. Sayısından)
Isparta’da hürriyet-i şahsiyye yok. Efrad-ı ahalinin kâffesi harekât-ı
hâriciyye ve dâhiliyelerinde kavanin-i mevzuaya (sözü edilen kanun-
lara) tabi edilir. Yani efrad-ı ahalinin kâffe-i harekât ve sekenâtı (bütün
tavır ve hareketleri) kanun ile tayin olunmuş idi. Likorn’un vazeyledi-
ği kanunların kâffesi (cümlesi) efkâr-ı siyâsiyyeye müstenid olmakla
(dayanmakla) beraber iki maksad takip eder idi:
1- Efrad-ı ahalinin iktisab-ı emval ve emlakta (mal ve mülk kazanı-
mında) ve kâffe-i ahvalde (bütün durumlarda) müsavatı.
2- Cengâver (savaşçı) bir hükümet tesis (kuruluş) ve teşkili (yapı-
mı).
Birinci maksadın hayyiz-i husule gelmesi (meydana gelmesi) için
arazi-i mevcude mütesaviyen (birbirine eş değerde) herkese taksim
olundu. Herkesin hissesine isabet eden mikdar arazinin ahire-i fera-
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 245
ğı (sonradan başkasına terk edilmesi), tenkis (azaltma), tezyidi (arttır-
ma) men edildi. Altın, gümüş meskûkât (paralar) kaldırılarak yerine
demirden sikke darb edildi. Mekulatın (yiyecekler), meşrubatın kâffesi
umum arasında müşterek add edildi. Çocuklar, suret-i umûmiyyede
ve bir siyakta (bir tarzda) terbiye edildi. Gençler daima harp talimle-
riyle iştigale (uğraşmaya) mecbur tutuldu.
İkinci maksadın hayyiz-i husule gelmesi (meydana gelmesi) için
de taife-i inas (kadınlar cemaati), hükümete tabi tutuldu. Harf ve sa-
nayinin kâffesi (söz ve sanatların tümü) üseraya (esirlere) terk edilerek
bunların icrası efrad-ı ahaliye memnu tutuldu (yasak edildi).
İşbu kanunların vazı memnuniyet-i umûmiyyeye mucib (sebep)
olamayarak gitdikçe pek çok müşkilata (güçlüklere), ihtilafata (uyuş-
mazlıklara) badi oldu (sebep oldu). Hatta bir meydanda efrad-ı ahali-
den birtakımı Likorn’un üzerine hücum etti. İçlerinden birisi Likorn’un
bir gözünü çıkarmıştı. Taarruzlar biraz kesb-i sükûn (yatışınca) ettik-
ten sonra Likorn vatandaşlarına hitaben: “Bir müddet gaybubet edece-
ğim (göz önünde olmayacağım). Müddet-i gaybubetim esnasında va-
zetmiş olduğum kanunlara riayet etmenizi teklif ederim.” dedi. Cüm-
lesi kabul etmeleriyle sözlerinde sebat edeceklerine (kararlarından
vazgeçmeyeceklerine) dair kendilerine yemin etdirdi. Bundan sonra
ihtiyar eylediği seyahat-ı tavileden (uzun yolculuktan) bir daha avdet
etmedi (dönmedi).
5
Drakon Kanunları
Drakon’un kanunları Likorn’un kanunları gibi ezberden hıfz edil-
meyerek (saklanmayarak) her birisi tedvin edilmiştir (kitap haline ge-
tirilmiştir). Hatta bunlardan on bir adedi bir kitapta olmak üzere bin
beş yüz seksen sekiz tarihinde Fransa’nın Lyon şehrinde tab edilmiştir
(basılmıştır). Fakat Drakon’un kabl-el milad 624 tarihine doğru vazet-
miş olduğu işbu kanunlar Yunanlıların en şiddetli kanunlarından ma-
duddur (sayılır). Yunanlıların en meşhur hatiplerinden Demand, Dra-
kon kanunları hakkında: “Bunlar kan ile yazılmışdır.” diye müvaheze-
de (tarizde) bulunmuştur. Drakon kanunları pek şiddetli cezaları cami
olduğu (içinde bulundurduğu) için tarih-i vazından (vazedildiği tarih-
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....246
ten) sonra pek az müddet tatbik edilebilmiş ise de hemen hüküm ve
itibardan sakıt olmuştur (düşmüştür).
7
Solon Kanunları
Solon Atina’nın en sonraki hükümdarı olan “Koderos” sülalesin-
dendir. Kabl-el milad 640 tarihinde Salamin adasında dünyaya gelmiş-
dir. Solon Yunanlıların en meşhur şairlerinden ve en mahir (maharet-
li) hatiplerinden idi.
Solon evvela ticarete süluk ederek (bir yola girme) hayli servet
peyda eylediği gibi pederinin tehlikeye vazeylediği servetini de temin
eylemişdir (güvenli bir hale sokmuştur). Bundan sonra Atina’ya gide-
rek orada meclislerde, ordularda mühim mevkiler ihraz etmiş (kazan-
mış), vatanına büyük hidmetlerde (hizmetlerde) bulunmuşdur.
Solon, Drakon’un kanunlarını fesh ve ilga ederek Yunanistan’ın
şark cihetinde (doğu yönünde) bir kıt’a-i sagire (küçük parça) olan
(Atin) kasabası ahalisine yeniden bir kanun vazetmişdir. Solon’un ka-
nunları ağaçtan mamul esas levhalara hakk edilerek (kazınarak) Atin
kasabasının payitahtı olan Atina’nın iç kalelerinde hıfz edilmiş idi (ez-
berlenmişti). Bunlar şimdi mevcud değildir. Fakat münderecâtınca
(içindekilerce) Likorn’un kanunlarından daha vasi idi (genişti).
Solon kanunları hükümet-i havas (saygın hükümet) ile hükümet-i
avamın arasını telfik eyledi (birleştirdi). Bu kanun, otuz seneden beri
caygir olan (yer tutan) karışıklıkları ref etdi (kaldırdı). Servetlerine
göre efrad-ı ahaliyi dört sınıf üzerine taksim ederek bir meclis-i aha-
li tesis eyledi (kurdu). Husul-i muadele (eşitlik) ve mukabele (karşılık)
mülahazasıyla (düşüncesiyle) bir de meclis-i ayan teşkil etti. Kavanin-i
cedideye (yeni kanunlara) kemal-i sadakatle (tam sadakatle) itba ede-
ceklerine (boyun eğeceklerine) dair aza-ı mecalise (meclislerin üyele-
rine) yemin ettirdi.
Fakat ihtiyar eylediği (kendi arzusuyla hareket ettiği) Mısır ve
Kıbrıs seyahatlerinde on sene sonra avdetinde vazeylediği kanunla-
rını metruk-ül-amel (kullanılmaktan vazgeçilmiş iş) gördü. Vatandaş-
ları arasında ihtilaflar çoğalmış, fırka fırka ayrılarak cümlesi yekdiğe-
rinin (birbirinin) aleyhinde ihtiyar-ı hareket eylemişlerdi (hareket et-
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 247
meyi seçmişlerdi). Bunların beynlerini (aralarını) telife (uzlaştırma-
ya) müteallik (dair) mesaisi müsmir (faydalı) olamadığı gibi kendisi
Kıbrıs’a nefy eyledi (sürgün edildi).
Mülahaza (dikkatli bakış)
Hatta Roma’nın en meşhur erbab-ı hukukundan (hukuk adamla-
rından) madud olan (sayılan) Çiçeron asarında (eserlerinde) “Hukuk-u
Yunaniye, kavaid-i ilm-i hukuka mübteni değildir (dayanmaz).” diye
tarifte bile bulunmuştur.
Yunanlıların ezmine-i salifeye (geçmiş asırlara) ait olan hukuk,
hikmete (bilgiye), adalete muhalif (aykırı) olmakla beraber naks (nok-
san) ve pek müşevveşdir (düzensizdir). Maa-hazâ (bununla beraber)
hükema-ı Yunaniyenin Eflatun ve Aristo’nun asarından (eserlerinden)
olan ulum-i siyasiyyenin (siyasi bilimlerin) tahsili lüzumuna el-haletü
hazihi (hala) ehemmiyet-i azime (çok önem) verilmektedir.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 10. Sayısından)
Kısm-ı Sabi (Yedinci Kısım)
Romalıların Hukuku
İlm-i hukuku en evvel mektube (yazılmış) haline vazeden, yani
tedvin eyleyen kavim Romalılardır. Romalılar, ilm-i hukuku gerek
kendilerinden mukaddem (önceki) gerek kendileriyle muasır olan ak-
vamın isal edemedikleri (vardıramadıkları) bir derece-i kâmile (olgun-
luk derecesine) erdirmişlerdir.
El- haletü hazihi (hala) Roma hukukuyla tarih-i hukuku, bunların
müştemel olduğu (içinde bulunduğu) kavaid-i esâsiyye (temel kural-
lar) Avrupa mekatib-i hukukıyyesinde (hukuk mekteplerinde) sûret-i
mahsusada (özel olarak) tedris olunmakdadır (okutulmaktadır).
Roma hukukunun müteaddid (çok) ve muhtelif mehaz (kaynak)
ve menbalarından, bu kavm-i meşhurun müessesat-ı adliyesinden,
tevsiat (genişleme) ve terakkiyatının sûret-i husulünden (meydana
gelişinden) malumat (bilgi) vermezden mukaddem (önce) Roma’nın
sûret-i zuhuru (meydana çıkışı) hakkında bazı mesail-i tarihiyeden (ta-
rihi meselelerden) bahsetmek icab etmişdir.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....248
Fasl-ı Evvel (İlk Fasıl)
(Roma’nın Müesseseleri)
Roma’nın Alpelonga şehrinde Numitur namında kemal-i adl ve
hakkaniyet (tam doğruluk ve hakka uygunluk) ile icra-ı hükümet eden
(devleti idare eden) bir hükümdar var idi. Bu zatın hükümeti kabl-el-
hicre (Hicretten önce) on dördüncü asra müsadif idi (tesadüftü). Alpe-
longa şehri Laçium kıtasının merkezi idi. Taht-ı hükümranisinde bulu-
nan ahali hükümdarları olan Numitur’dan fevk-al-âde memnun idiler.
Numitur’un Amulius namında küçük bir biraderi var idi. İsyan etti.
Neticede Numitur’un elinden hükümeti zabt ederek kendisini habs
(hapis) eylediği gibi oğlunu da katl eyledi (öldürdü). Resuliye namın-
daki kızını dahi rahibe sıfatıyla Vesta mabedine verdi.
Vesta mabedinde istihdam olunan kızların kocaya varmaları mem-
nu idi. Mabetteki kızlar, ayinlerince daima yanması matlub olan (iste-
nilen) ateşin muhafazasına memur idiler. Amulius’un bundan maksa-
dı malumdur (bellidir). İleride dava-ı hükümet edecek (hükümet iddi-
asında bulunacak) bir kimse zûhur etmemek (baş göstermemesi) için
biraderinin zürriyetini (soyunu) kesmek…! Lakin Resuliye habs edil-
diği Vesta mabedinde rahibelik vazifesini ifa etmedi. Rivayete naza-
ran Mars isminde bir delikanlı ile münasebat-ı gayr-i meşruada (gayri
meşru ilişkilerde) bulunmuş, bunun firaşından Romulus ile Romus is-
minde ikiz olarak iki erkek çocuğu tevlid etmiştir (doğurmuştur).
Memleketin kanunları mucibince Resuliye diri diri toprağa gö-
müldü. İkizler de bir sal üzerine konularak Tir nehrinin mecrasına (ak-
tığı yatağa) salıverildi. Sevk-i ceryan bu ikizleri Platin dağının eteğin-
de bir incir ağacının altına götürmüştür. Oralarda geşt ü güzar eden
(gezen) bir çoban bu ikizleri bulup hanesine kaldırmışdır. İşte Roma’yı
tesis edenler veled-i gayr-i meşru olan şu ikiz biraderlerdir.
Fasl-ı Sani (İkinci Fasıl)
Roma’nın Suret-i Tesisi Hakkında
Romulus ile Romus büyüdükden bir müddet sonra piç oldukların-
dan dolayı kendileriyle kimsenin görüşmemesinden, herkes kendileri-
ne fena nazarla bakdıklarından çobanın nezdinde kalmayarak dağlara
çıkıp haydutluk ile meşgul olmuşlardır. Romulus ile Romus kendile-
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 249
ri gibi başlarına topladıkları serserilerle tevsi-i cemiyet-i şekavet (hay-
dutluk topluluğunu genişletmişler) etmişler, herkesi dehşetler içinde
bırakmışlardır.
Maa-hazâ bu ikizler gitgide kim olduklarını öteden beriden işi-
dib (duyup) öğrendikleri vakit hempalarıyla (arkadaşlarıyla) beraber
Alpelonga şehri üzerine hücum ederek Amulius’u katl ve Numitur’u
mahbûstan çıkarıp tahta iclas ettirmişlerdir (oturtmuşlardır). Numitur
ikizleri nezdinde alıkoymak istemiş ise de bunlar dağlarda serbest bü-
yümüş oldukları için şehirde sıkılmış olduklarından yine dağlara çıka-
rak bir müddet daha haydutlukda devam etmişlerdir.
Cemiyetleri gittikçe tekessür ettiğinden (çoğaldığından) her iste-
diklerini icraya muktedir olurlar (güçleri yetmiş), her türlü tecavüzler-
de bulunurlar idi. Nihayet, serserilikten usanmış, yapdıklarına nadim
(pişman) olmuş olduklarından suret-i meşruada imrar-ı hayat (meşru
bir hayata geçilmek) etmek üzere sanâyi-i meşrua (meşru zanaatler) ile
meşgul olmaya verdikleri karar üzerine kendileri için mukaddes olan
Platin dağına gelip orada bir şehir tesis eylemişlerdir. Fakat her ikisi
de tesis eyledikleri bu yeni şehre kendi namını tesmiye etmek istedik-
lerinden dolayı aralarında bir ihtilaf-ı şedid zuhur etmiştir.
İhtilaf münazaaya (çekişmeye) müncer olduğundan (sürüklendi-
ğinden) Romulus şehrin etrafında bir istihkâm inşasına ibtidar etmiş
(çabuklukla başlamış) Romus ise istihkâm aleyhinde bularak (ahalinin
şecaati (yiğitliği) kal’alara (kalelere) bedel olmalı) gibi bir nazariyeye
kapılarak o noktada ısrar etmiş hatta inşa olunan kalanın duvarını sıç-
rayıp aşmak suretiyle istihza (alay) etmiş olduğundan Romulus fevk-
al-âde hiddetlenerek biraderini derhal iki parça etmiş ve “şehrimizin
istihkâmını cebren tecavüz edenin akıbeti (sonu) bu olur.” demiş ve
bunun üzerine yeni inşa edilen şehri kendi ismine izafetle Roma yâd
eylemişdir.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 13. Sayısından)
Romulus Roma şehrini tesis ettikden sonra şehri doldurmak için
müracaat eden birtakım serserileri kabul etmiş, bunlar da o kadar çok
gelmişlerdir ki, sığamadıklarından Platin tepesinin karşısında bulu-
nan Kapitulye tepesinde yeni mahalle inşa etmişlerdir.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....250
Gelenlerin cümlesi bekâr idi. Roma’da yerleşdikten, mal ve mülk
sahibi olduktan sonra evlad ve ıyal (eş) sahibi olmak arzusuna düş-
düklerinden etrafındaki şehirlere müracaatla kız istediler. Lakin Ro-
malıların kimisi haydutluktan gelmiş, kimisi katil, kimisi sârik (hırsız),
kimisi de köle olduklarından komşuları bunlara kanun kaçakları naza-
rıyla bakarak kız vermemişlerdir. Bundan dolayı galeyana gelmiş olan
Romalılar, oyunlarını seyr etmek için gelmiş olan Sabin kavminin kız-
larını gasb ettiler. Bu vaka Sabinler ile Romalılar arasında muharebe
zuhurunu intac eylemiş (doğurmuş). Açılan muharebe haylice de de-
vam etmiş ise de Sabinler çok olduğu halde Romalılara galebe edeme-
mişdir (galip gelememiştir). Bunun sebebi, Romulus arkadaşlarını bö-
lüklere, bölükleri taburlara taksim ederek üzerlerine zabitler tayin et-
miş ve-l-hâsıl (sözün kısası) maiyetini (emri altındakileri) muntazam
asker haline koymuş olmasıdır.
Netice-i muharebede, Sabinler ihaneten Roma’ya girmiş oldukla-
rı cihetle (sebeple) muharebe sokaklarda devam etmiş, lakin bu sırada
Sabin kızları gelip iki muharip askerlerin aralarına girerek Sabinlere
hitaben: “Kocalarımızı bağışlayın!” Romalılara hitaben: “Pederlerimiz
ile kardeşlerimizin kanını dökmeyin!” diye feryada başladıklarından
iki taraf terk-i silah edip barışmışlardır. Hatta Sabinlerin kısm-ı azamı
memleketlerini bırakıp Roma’ya hicret (göç) etmişlerdir.
Sabinler hükümdarları olan Taçius ile beraber gelmişler idi, birkaç
sene sonra vefat etmekle Romulus’a tabiiyyet ettiler. Fakat Romulus
dahi vefat edince asıl Romalılar kendilerinin millet-i hâkime (hükme-
den millet) olduklarını iddia ettiler. Sabinler Romalıların bu iddiaları-
nı kabul etmediler. Bir hayli münazaadan sonra hükümdarın her va-
kit Romalılar tarafından intihâb olunmasına (seçilmesine), fakat vefat
eden hükümdar Romalı olur ise yerine Sabinlerden, Sabinlerden olur-
sa Romalılardan halef tayin edilmesine karar verdiler.
Bu karar üzerine Sabin ayanından Tumapumepilius namındaki
zatı hükümdar intihâb ettiler. Tumapumepilius Roma’nın en birinci
vaz’ı-kanunu olmuşdur. Tumapumepilius ahalinin umur-i mezhebi-
yeleri (din işleri) ile memleketin umûr-i dâhiliyesi hakkında birçok ni-
zamat vazeylemişdir. Tumapumepilius harbi sevmez, sulhperver bir
zat idi.
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 251
Romalılar, umumiyetle Tumapumepilius’un umûr-i idare-i mem-
leket hakkındaki tedabir-i müttahazasını (kabul ettiği tedbirlerini), va-
zeylediği usul ve kavanini takdir eder, hatta bu derece iktidarını fevk-
al-beşer (insanüstü) add ederek bunları Tumapumepilius’a periler ta-
rafından telkin ve tebliğ edildiğine itikad ederler idi (inanırlardı).
Meşahir-i hukukiyeden (ünlü hukukçulardan) Pontif ve Felamin
nam kâhinler ile Vesta rahibeleri ve Ogur tesmiye edilen hatifler (ga-
ipten haber veren melekler) Tumapumepilius’un zamanında zûhur et-
miştir
Fasl-ı Salis (Üçüncü Fasıl)
Roma Cumhuriyeti
Roma şehri beş altı hükümdar zamanında tevsi-i hudud eylemiş
ise de Roma’da hakk-ı müsavat henüz tesis etmemiş idi. Roma’da
zadegân (soylular) sınıfı vardı. Umûr-ı idare bunların elinde idi. Ale-
l-husus menba-ı hayr (hayır kaynağı) ıtlak eyledikleri (söyledikleri)
hükümdar-ı ahirleri Sarvius’un yerine makam-ı hükümdariye gelen
oğlu Narlekin zalim, gaddar bir adam idi. Mamafih Narlekin mevki-i
iktidara gelince en ziyade zadegân sınıfını tazyike başladı (zorladı).
Ecnebilerden aylıkla asker tedarik ederek bunları cümlenin hukuku-
nu, devletin kavanin ve nizamatını izaaya (kaybetmeye) alet ittihaz ey-
ledi (kullandı). Sahib-i nüfuz olan kişizadelerin kimisini katl, kimisi-
nin malını müsadere eyledi.
Narlekin’in idare-i zalimanesinden sıkılmış olan Romalıların se-
nato meclisi kabl-el-milad 1132’de hükümet-i mutlakıyyi lağv ile cum-
huriyet ilan eylemişdir. Senato meclisi cemi (hep, cümle) zamanda
Roma’nın idare mihveri idi (ekseniydi). Bu meclisin azası üç yüz kişi-
den ibaret idi. Umum zadegân Korye denilen on fırkaya münkasım idi
(bölünmüştü). Ahval-i fevk-al-ade üzerine vaki olan ictima-i umumi-
ye Korye Meclisi denilirdi. Senato ile Korye meclisleri tarafından ve-
rilen kararlar kanun makamında telakki olunur idi. Ancak hükümetin
kararlarını senato meclisi ve kararlarını da ictima-i umumi fesh edebi-
lirdi.
Umum zadegân peder makamında Patrici denilir, hiçbir imtiya-
zı olmayan sınıf-ı ahaliye Pelis tabir olunur idi. Sınıf-ı ahali, rütbe ve
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....252
mesned (paye) alamazlar, hükümetin işlerine karışamazlar idi. Al-el-
husus (hele) zadegân ile kız alıp vermek gibi münasebatta bulunamaz-
lar idi. Hatta Romalılar kanunlarına hami-i za’fa (zaaf koruyucu) ıt-
lak eyledikleri halde bu kanunlar bile Roma’da sunuf-ı ahali (ahali sı-
nıfları) için ayrı idi. Cumhuriyet devrinin ilk nısfı (yarısı) Pelislerin
müsavat-ı hukuk için teşebbüsleriyle zadegânın bunlara karşı muhale-
feti içinde geçmişdir.
Zadegân ile ahali arasında bir fırka daha vardı ki, Kalyenet namıy-
la maruf idi (bilinirdi). Kalyenetler, resmen zadegân güruhuna men-
sup ve onların hukukuna malikti. Lakin Kalyenetler fakir oldukları
için intisap eyledikleri (mensup oldukları) büyük hanedanlar sayesin-
de geçinirler idi. Bunlar bendegân-ı güruhu idi.
Fasl-ı Rabi (Dördüncü Fasıl)
Romalıların Medyunlar Hakkındaki Kavanini
La-yenkati (durmadan) devam eden muharebeler, ahaliyi fakr u
zaruret (şiddetli yoksulluk) içinde bırakmış idi. Gariptir ki Roma as-
keri devlet tarafından beslenmeyip askerler, kendi kendilerini iaşeye
mecbur idiler. Muharebelerden dolayı ahali, arazilerini ziraata vakit
ve meydan bulamıyorlar idi. Askerde olan evladlarını, çoluk çocukla-
rını iaşe için gayet ağır faiz ile akçe istikrazına (ödünç alma) mecbur
oluyorlar idi. Borçlarını vermedikleri cihetle (sebeple) zadegâna esir
olurlar idi. Evet! Romalıların kanunları medyunlar (borçlular) hakkın-
da pek şedid idi.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 16. Sayısından)
Tediye-i deynden (borç ödemeden) aciz kalan medyun iflas yeri-
ne daine (alacaklıya) esir olur idi. Hatta dainler müteaddid (çok) olur
ise medyun satılır. Bedeli dainlere taksim olunur idi. Roma kanunları,
medyunun katline, cesedinin dainler beyninde taksimine emr ederdi.
Recil gölü muharebesinden evvel ahali senato meclisine müracaat
ederek fakr u zaruretlerinin tahfifine (hafifletilmesine) çare bulunma-
sını, bu reclerinin (sarsılmalarının) lağvını, düyun (borçlar) hakkında-
ki kavaninin feshini talep etmişlerse de evvela muvaffak cevab alama-
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 253
mış olmalarına, muvahiren (sonradan) aldıkları vaadi senato meclisi-
nin incaz etmemesine (yerine getirmemesine) binaen ahali Roma şeh-
rini terke karar vermişler idi.
Bunun üzerine dayin ile medyun hakkında olan kavanin tadil edil-
di (değiştirildi). Tadil olunan kavanin mucibince deyn için esir olanla-
ra hürriyet iade olunacak, tediye-i deynden aczi bulunanlar bu recle-
rinden kurtarılacak, fi-maba’d (bundan sonra) Romalılar deyn için esir
olmayacak idi.
Roma askeri tarafından muharebede zabt olunan arazi hükümet
malı sayılır idi. Hükümet malı olan bil-cümle emlak, galesi için (geli-
ri için) müzayedeye (artırmaya) vazedilir (konulur), kimin uhdesin-
de (sorumluluğunda) takarrür eder ise (karar bulursa) ona icâr olu-
nur idi (kiraya verilirdi). Kişizadeler, mürûr-i zemânla (zamanaşımıy-
la) bedelat-ı icareyi kat ederek (keserek) emval-i hükümeti (hükümet
malını), emval-i mevruse (miras kalmış mal) gibi zabt ederler idi.
Konsülüslerden (Kasius) emval-i hükümet ile arazi hakkında bir
kanun tanzim eyledi. Bu kanun mucibince emval-i hükümetden olan
araziden muhtac olanların ihtiyacına kâfi mikdarı tefrik edilerek aha-
liye tevzi edilecek (dağıtılacak), bakıyyesi dahi icar edilecek ise de
bedelat-ı icareleri muntazaman tahsil edilecek idi.
İşlerine el vermeyen umum zadegân, başta senato-i meclis dahi ol-
duğu halde bu kanunun tatbikatını men için her teşebbüste bulunmuş-
lardır. Hatta Kasius’u hükümeti zabt etmek hırsıyla itham ederek ida-
mına hüküm verdirmişlerdir. İlk defa olarak Roma’da tanzim edilmiş
olan arazi kanunu daha kuvvede iken fesh edildi.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 17. Sayısından)
Senato-i meclis azası bulunan zadegân, içlerine ahaliden aza kabul
etmek istemezler idi. Aza yerine iki vekil kabul olunur idi. Bunlara da
Tribün namı verilir idi. Milletvekilleri ahaliye bir imtiyaz istihsali (ele
geçirme) için bir felaketi bile vesile ittihaz ederler idi (kabul ederlerdi).
Milletvekilleri ahaliyi cem ederler (toplarlar), ahval-i umumiyye (ge-
nel durumlar) hakkında reyini sorarlar idi. Ahalinin verdiği kararlar,
senatonun kararları gibi kanun hükmünde add edilir idi.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....254
1083 senesinde Tribün Terentilus yeni kavanin tanzimi ile usul-i
muhakemenin ıslahını taleb eyledi. Bu tarihe kadar Roma’nın munta-
zam kavanin mecmuası yok idi.
Cünha (küçük kabahatler), cinayet işleri konsülüs tarafından, hu-
kuk işleri dahi zadegândan müntahib (seçen) hâkimler tarafından rü-
yet olunur idi (bakılırdı). İş pek mühim olur ise senato meclisi bakar
idi. Lakin meydanda muntazam kavanin mevcud olmadığından işler
keyfe ma yeşa (istediği gibi) görülür idi. Hatta tefrik-i vezaife dair or-
tada bir usul-i mevzua yok idi. Fazla olarak ahali zadegân için cari
olan hukuk ve usulden mahrum idi. İşte Terentilus’un taleb eylediği
kavanin ile usul-i muhakeme, ahkâm-ı umum için cari olacak derece-
de kavanin-i esâsiyyeden ibaret idi.
Terentilus’un talebi senato meclisinin de muvafakatine iktiran et-
mekle (yaklaşmakla) en sonra Tribün intihab olunan Dentinos tarafın-
dan Yunanistan’a gidip oranın kanunlarını tahkik ve tedkik etmek üze-
re üç zat memur edildi. Memurların avdeti üzerine senato meclisi mat-
lub olan (istenilen) kanunları tanzim için on azadan mürekkeb fevka-
lade bir meclis teşkil etmişdir. Bu meclisin tarih-i teşkili günü kavanin
ve nizamat-ı hazıranın mefsuhiyyeti (hükümsüzlüğü) ilan olunmuş,
senato meclisi dağılmış, konsülüslük, tribünlük tatil edilmiş, bu mecli-
se fevkalade hadsiz, hesapsız iktidar verilmiş, umumun canı, malı on-
ların keyiflerine havale olunmuşdur. Maa-hazâ meclis-i umumi azala-
rı hükümdar derecesinde oldukları halde iktidarlarını sû-i isti’mâl et-
memişlerdir (kötüye kullanmamışlardır).
Meclis-i umumi tarafından bir sene zarfında on levha kavanin tan-
zim edilerek ahaliye arz olunmuş, ahali tarafından kabul edilmiştir. Bu
meclis-i umumiye Deçmuvir tabir olunurdu. Birinci Deçmuvir’in on
levha kanunlarına ikinci Deçmuvir iki levha daha ilave etmiştir. Ade-
di on ikiye baliğ olan kavanin levhaları Romalılar ile sair İtalyalıların
eski usul ve adatından, ahiren Yunanistan’a izam kılınan (yollanan) üç
memur vasıtasıyla Yunanilerden alınan kanunlardan mehuz idi (alın-
mıştı). Kanunların muntazam olmasına nazaran herkes onları memnu-
nen kabul eylemiş idi. Bu yeni kanunlar umum Romalıların kanun na-
zarında müsavi olduklarını gösteriyor idi.
Mahkemece, usul-i muhakemece ittihaz edilen (kabul edilen) ka-
rarca, onların suar-ı icraiyelerince (yürütme suretince) her sınıf efrad
TBB Dergisi 2010 (91) Seda DUNBAY 255
arasında hiçbir fark olmayacağı beyan edilir idi. Fakat hukuk-u mede-
niyyeye malik olan ahali büsbütün müsavi olmak için daha pek çok
şeylere ihtiyac idi. Ahali, konsülüslük, senatoda azalık gibi memuri-
yetlere henüz kabul olunmuyor idi. Bunlar hala zadegâna mahsus idi.
Hatta zadegâna kız verip almakdan da mahrum idiler.
(Mizanü’l-Hukuk Mecmuası’nın 25. Sayısından)
KAYNAKLAR
Bekir Behlül, “Mülahhas Tarih-i İlm-i Hukuk”, Mizanü’l-Hukuk, Sayı 5,
1324 (1908-1909), ss. 48-49.
_________, Sayı 7, s. 71-72.
_________, Sayı 8, s. 84-85.
_________, Sayı 9, s. 99-100.
_________, Sayı 10, s. 107-108.
_________, Sayı 13, s. 146-147.
_________, Sayı 15, s. 164-165.
_________, Sayı 16, s. 179-180.
_________, Sayı 17, s. 187.
_________, Sayı 25, s. 284.
Berber, Engin (çev.), İzmir 1876ve 1908 (Yunanca Rehberlere Göre Meş-
rutiyette İzmir), İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını,
2008.
Cevat Sami ve Hüseyin Hüsnü, İzmir 1905, Çev. Erkan Serçe, İzmir: İz-
mir Büyükşehir Belediyesi Yayını, 2000.
Dursun, M. Kamil, İzmir Hatıraları, Haz. Ünal Şenel, İzmir: Akademi
Kitabevi, 1994.
Huyugüzel, Ömer Faruk, İzmir’in Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950),
Ankara: T. C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 2000.
_________, “İzmir’de Kültür Kurumları”, 21. Yüzyıl Eşiğinde İzmir
Uluslararası Sempozyumu, İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi
Kültür Yayını, 2001.
_________, İzmir’de Edebiyat ve Fikir Hareketleri Üzerine Araştırmalar, İz-
mir: İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, 2004.
Hüseyin Rıfat, İzmir 1914 Aydın Vilayeti 1330 sene-i maliyesi ticaret rehbe-
ri, Haz. Erkan Serçe, İzmir: Akademi Kitabevi, 1997.
Hukuk Tarihimize Mütevazı Bir Katkı: Bekir Behlül Bey’in....256
Karayalçın, Yaşar ve Ahmet Mumcu, Türk Hukuk Bibliyografyası Türk
Harflerinin Kabulüne Kadar Yayınlanmış Kitap ve Makaleler 1727-
1928, Ankara: Banka ve Ticaret Araştırma Enstitüsü Yayını, 1972.
“Kaybettiklerimiz”, İzmir Barosu Dergisi, no. 2-4, Kasım 1936, ss. 253-
254.
Kuru, Baki, Ramazan Arslan ve Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku
Ders Kitabı, Genişletilmiş 15. Baskı, Ankara: Yetkin Yayınları, 2004.
Raif Nezihi, İzmir’in Tarihi, Haz. Erol Üye Pazarcı, 16. Fasikül, İzmir:
İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayını, 2001.
Serçe, Erkan, İzmir’de Kitapçılık 1839-1928, Genişletilmiş 2. Basım, İz-
mir: İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, 2002.
Tutsak, Sadiye, İzmir’de Eğitim ve Eğitimciler (1850-1950), Ankara: T. C.
Kültür Bakanlığı Yayınları, 2002.
http://www.bursabarosu.org.tr (29.04.2010)