TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 31
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
GİRİŞ
“Hukuka Aykırı Kanıtlar / Deliller” konusu, birçok hukuk dalını ilgilen-
dirmektedir. Biz, konuyu ceza yargılaması hukuku açısından incelemeye
çalıştık. Bununla birlikte, yeri geldiğinde, Anayasa yargısı ve medeni yargı-
lama hukuku ile ilgili olarak da konuyu değerlendirmeye çalıştık. İlk defa,
“hukuka aykırı kanıtlar”, 1992 yılında 3842 sayılı Yasa’yla, Ceza Yargılama
Yasası’nda (CYY’de) yapılan değişikle açık bir biçimde ifade edilmiştir. Bu
yasa değişikliği konuyla ilgili bilim çevreleri tarafından, özellikle, CYY’nin
135/a ve 254/2. maddelerindeki düzenlemeler, “büyük bir reform” olarak
kabul edilmiştir.
1
Anayasa’nın 38. maddesine 2001 yılında eklenen bir fık-
rayla hiçbir duraksamaya neden olmayacak bir biçimde, açıkça; “Kanun’a
aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” ilkesi Anayasa
metnine girmiştir.
2
Ceza yargılaması hukuku açısından, “Hukuka Aykırı Kanıtlar / Deliller”
konulu incelememizi, dört ana bölüm içinde yaptık.
Birinci bölümde, konunun iyi anlaşılması bakımından genel bilgilere
yer verdik. Ceza yargılaması hukukunun amacını kısaca açıkladıktan sonra
“hukuku aykırılık” ve “delil” kavramları üzerinde durarak, inceledik.
HUKUKA AYKIRI KANITLAR
Doç. Dr. Ali Rıza ÇINAR
*
*
Yargıtay Üyesi.
1
Bkz., İstanbul Barosu Başkanlığı ve Marmara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından 3-10-
17-24 Şubat 1995 tarihinde İstanbul’da düzenlenen, “Hukuka Aykırı Deliller Semineri
ve Sempozyumu’nda” sunulan bildiriler ve yapılan konuşmalarla ilgili Hukuka Aykırı
Deliller, İstanbul 1995, kitabına (İstanbul Barosu Yayınları).
2
3.10.2001 günlü ve 4709 sayılı Yasa’nın 15. maddesi uyarınca, Anayasa’nın 38. mad-
desine ek fıkra olarak 6. fıkra eklenmiştir (Bkz., 4709 sayılı Yasa, 17.10.2001 gün ve
24556 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.).
32 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
3
Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. I, Genel Kısım, 4. Bası,
İstanbul 1984, s. 38.
4
CGK, 7.19.1991, 4/227 – 255 (Yaşar, Osman, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ankara
1998, C.II, s. 1559-1561).
5
Selçuk, Sami., Karşıoylarım, Ankara 2001, s. 158 (CGK, 19.2.1994 günlü, 1994/6-322
esas, 1994/343 sayılı karara yazdığı karşıoy yazısı).
İncelememizin ikinci bölümünde, Ceza Yargılama Yasası’nda, 3842
sayılı Yasa’yla yapılan değişiklikle öngörülen hukuka aykırı kanıtları
açıkladık. Burada, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi, yasak
sorgu yöntemleri konularını inceledik.
Üçüncü bölümde, hukuka aykırı kanıtların (delillerin) değerlendi-
rilmesi incelenmiştir. Burada, ceza yargılamasında “vicdani delil sistemi”
de açıklanmıştır. Hukuka aykırı yollarla elde edilen kanıtlarla/delillerle
ilgili değerlendirme yasakları ve bu tür “kanıtların hükme dayanak” yapıl-
maması konuları incelenirken de, Yargıtay’ın bu konudaki görüşlerine yer
verilmiştir. Özel kişiler tarafından elde edilen hukuka aykırı kanıtlar da
bu bölümde incelenmiştir. Ayrıca karşılaştırmalı hukukta hukuka aykırı
kanıtların durumu açıklanmıştır.
Dördüncü bölümde ise, konuyla ilgili mahkeme kararlarına yer veril-
miştir. Burada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkeme-
si’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın ve Askeri Yargıtay’ın yakın tarihte verdiği
önemli kararları incelenmiştir.
Son olarak da çalışmamız hakkındaki düşüncelerimiz, sonuç bölümün-
de özet olarak yer almıştır.
I. GENEL BİLGİLER, KAVRAM VE TANIMLAR
1. Ceza Yargılamasının Amacı
Ceza yargılamasında, suçun işlenip işlenmediği ve failin kim olduğu
araştırılmaktadır.
3
Bu araştırmada, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması
için yapılır. Nitekim, Yargıtay’da, ceza yargılama hukukunun amacının,
yargılamanın hangi aşamasında olursa olsun maddi gerçeğin bulunması
olduğunu bir kararında açıkça belirtmiştir.
4
Öyle ise, ceza yargılamasının amacı: “Önceden işlenmiş olan bir eylemle
ilgili olarak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.” diyebiliriz.
5
Ceza yargılamasında, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması önemlidir.
Çünkü faillerin cezasız kalmaları toplum düzeni ve kamu otoritesi için
daha da önemlidir. Ancak, suçu işlemeyenlerin cezalandırılmaları ise, suç
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 33
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
6
Yüzbaşıoğlu, Necmi, “2001 Anayasa Değişiklikleri Üzerinde Bir Değerlendirme”,
Anayasa ve Uyum Yasaları, Ankara 2003, s. 38 (Yargıtay ve Türkiye Barolar Birliği
Tarafından 13-14 Aralık 2002 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Anayasa ve Uyum
Yasaları” adlı açık oturumda sunulan tebliğler).
7
Türkiye, İşkenceye Karşı Sözleşme’yi 25 Ocak 1988 tarihinde imzalayarak, 3441 sayılı
ve 21 Nisan 1988 tarihli Yasa’yla onaylanmasını uygun bulmuştur (RG 29 Nisan 1988
işleyenlerin cezasız kalmaları kadar, hatta ondan daha fazla, hukuki barışı
ve düzeni bozma açısından sakıncalıdır.
Bu nedenle, maddi gerçeği araştırma, ne pahasına olursa olsun gerçek-
leştirilemez. Ceza yargılamasında yapılan araştırma ve soruşturma mut-
lak ve sınırsız değildir. Maddi gerçeğe, hukuk kurulları içinde kalınarak
ulaşılmaya çalışılmalıdır. Sanığın ve diğer sujelerin, kişisel ve toplumsal
değerleri korunmalıdır.
Bu nedenlerle, Ceza Yargılaması Yasası’nın çeşitli maddelerinde, ka-
nıtı elde etme (m. 135/a) ve hukuka aykırı olarak elde edilen kanıtların
değerlendirilmesi konusunda (m. 254/2) çeşitli sınırlamalar ve yasaklar
getirilmiştir.
AİHS’nin 6. maddesinde yer alan “adil yargılama” hakkı ile ilgili ilke-
lerde de, hukuka aykırı yollara başvurulmaması için, ceza yargılamasın-
da maddi gerçeğin araştırılmasında, uyulması zorunlu bazı sınırlamalar
öngörülmektedir. Anayasa’nın bu hakkı düzenleyen 36. maddesinde 2001
yılında yapılan değişiklik ile, “adil yargılanma” hakkı madde metnine ekle-
nerek AİHS ile daha uyumlu hale getirilmiştir.
6
Yine 2001 yılında Anaya-
sa’nın 38. maddesine eklenen bir fıkrayla, “Kanun’a aykırı olarak elde edilmiş
bulgular, delil olarak kabul edilemez” ilkesi Anayasa metnine girmiştir. 1982
Anayasası’nın 2. maddesiyle “insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olma”
ilkesi kabul edilmiştir. Ceza yargılamasında maddi gerçek araştırılırken,
Anayasa’daki bu ilke ışığında öngörülmüş hukuk kurullarına da uygun
davranılacaktır.
Avrupa hukukundaki “adil yargılanma ilkesi” kavramına, Birleşmiş Mil-
letler tarafından 10.12.1948 tarihinde yayınlanan İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi de, ceza hukuku ve ceza yargılamasına ilişkin ilkelerde yer
vermiştir. İşkence veya insanlık dışı veya küçültücü muamele veya ceza
yasağı (m. 6), keyfi tutuklama ve hapsetme yasağı (m. 9) ve suçsuzluk (ma-
sumluk) karinesi (m. 11) beyannamede yer alan haklardır. Yine, Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu’nun 39/46 sayılı kararıyla, 10 Aralık 1984 de kabul
edilerek 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe giren “İşkenceye ve Başka Za-
limce İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Ceza ya da Davranışlara Karşı Sözleşme”,
insan onuruna saldırılar oluşturan bilgi ya da itirafları elde etmeye
yönelik işkence ve başkaca davranışları yasaklamaktadır.
7
34 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
Bu kurallardan dolayı da, ceza yargılamasında, maddi gerçeğin araş-
tırılmasına bir çok sınırlamalar getirilmiş bulunmaktadır.
Görülüyor ki, çağdaş ceza yargılamasının amacı, her şeye karşın maddi
gerçeğin araştırılması değildir.
8
Ceza yargılamasında, suçlunun cezalan-
dırılması amaçlanırken, suçsuzun korunması, yargılamanın yasalara ve
yargılama kurallarına uygun yürütülmesi de önemlidir. Böylece, maddi
gerçeğin araştırılmasına bazı sınırlamalar getirilerek, kişisel ve toplumsal
değerler korunmaya çalışılmaktadır.
9
2. Kanıt (Delil) Kavramı
Ceza yargılaması, suçun işlenmesinden sonra yapılmaktadır. Bu ne-
denle, ceza yargıcının işinin, tarihçinin işine benzediği ileri sürülmektedir.
10
Gerçekten, her ikisi de geçmişte kalmış olayları araştırmaktadır.
Ceza yargılamasında, gerçeği araştıran yargıç, bazı araçlara başvurmak
zorundadır. Bu araçlar, “ispat araçları” ya da “kanıt (delil)” diye adlandırıl-
maktadır. Böylece, maddi gerçeğin araştırılmasında, daha doğrusu suçun
işlenip işlenmediğini araştırmada, yararlanılan her türlü araçlar, kanıttır
(delildir).
11
Ceza yargılamasında, biçimsel kanıt (delil) yöntemi kabul edil-
memiştir.
12
Bu nedenle, her şey delil sayılmaktadır, yeter ki hukuka uygun
elde edilsin.
Geçmişte kalmış olay hakkında, kanıt; onun objektif (maddi), sübjektif
(manevi) öğeleri, ağırlatıcı ve hafifletici nedenleri, nedensellik bağı üzerinde
yargıcı aydınlatmaktadır. Bu nedenle, kanıt, suç ile ilgili olmalıdır. Kanıtın,
suç ile ilgili olması doğrudan ya da dolayısıyla olabilir. Suç ile ilgili olmayan
kanıtlar ceza yargılamasında gözetilmez.
günlü ve 19799 sayılı). Bakanlar Kurulu’nun 88/13023 sayılı ve 16 Haziran 1988 tarihli
kararıyla onaylanan sözleşme 10 Ağustos 1988 tarihinden itibaren yürürlüğe girerek
bağlayıcılık kazanmıştır (RG 10 Ağustos 1988 günlü ve 19895 sayılı). İşkenceye Karşı
söz konusu bu sözleşmeyle ilgili geniş bilgi için bkz., Gülmez, Mesut., Birleşmiş Milletler
Sisteminde İnsan Haklarının Korunması (Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara 2004, s.
275-303).
8
Yurtcan, Erdener, CMUK Ceza Yargılaması Hukuku 1992 Değişiklikleri, İstanbul 1993,
s. 37.
9
Öztürk, Bahri., Delil Yasakları, Ankara 1995, s. 7.
10
Tosun, Türk Suç Muhakemesi’nin…, Genel Kısım, C. I, s. 706.
11
Tosun, Genel Kısım, C. I, s. 707; Öztürk, Delil Yasakları…, s. 4.
12
Centel, Nur-Zafer, Hamide, Ceza Muhakemeleri Hukuku, İstanbul 2003, s. 5.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 35
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
3. Hukuka Aykırılık Kavramı
Hukuka aykırılık, geniş anlamda, eylemin (fiilin) hukukça korunan hak
ve yararlara saldırı, yani eylemin (fiilin) hukuk düzenine uygun bulunma-
masıdır.
13
Ceza hukuku anlamında “hukuka aykırılık”, suçun oluşması için
bulunması gereken kurucu öğelerden biridir. Bu bağlamda, hukuka aykırı-
lık; eylemin yalnızca ceza hukukuyla değil, tüm hukuk düzeniyle çelişmesi,
tüm hukuk düzenine aykırı bulunması anlamındadır.
14
Bir eylemin suç
oluşturabilmesi için, hukuk düzeniyle çelişki içinde olması gereklidir.
15
Hukuka aykırılık, tüm hukuk düzenine aykırılık olarak kabul edildi-
ğinden, “hukuka aykırılık” kavramını açıklarken ceza hukukundan yarar-
lanılabilir. Ancak, ceza yargılaması hukukunda, hukuka aykırılık sınırını
belirlemek, hangi durumlarda kanıtların hukuka aykırı sayılacağı açısından
önemlidir. Ceza hukukunda, hukuka aykırılığın sınırını saptamanın ise,
bir eylemi suç olmaktan çıkaran hukuka uygunluk nedenlerini göstermesi
bakımından önemi bulunmaktadır.
16
Ceza yargılaması hukukunda, “hukuka aykırılık” kavramı, temyiz nedeni
olarak yer almaktadır. Ceza Yargılama Yasası’nın 307. ve kaynak Alman Ceza
Yargılama Yasası’nın 337. maddelerine göre, temyiz davası, ancak, hükmün
Yasa’ya aykırılığına dayandırılabilir. Söz konusu yasa maddelerinin ikinci
fıkralarında ise, Yasa’ya aykırılık açıklanmıştır. Buna göre, Yasa’ya aykırılık,
bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması demektir.
Yasa’ya aykırılığı, salt Yasa’ya aykırılık olarak anlamamak, geniş olarak
anlayıp, tüm hukuk kurallarına aykırılık olarak kabul etmek gerekir. Bu
bağlamda, Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere, tüzük ve yönetmeliklere
aykırılıklar da hukuka aykırı olduğu için temyiz nedeni sayılır.
17
Hukuka aykırılık; yargılama yasaları, maddi hukuk ve yargılama hu-
kukuna aykırılık biçiminde olabilir. Nitekim, Yargıtay da, hukuka aykırı-
lığın, Yargılama Yasası kuralları yanında, maddi ceza yasalarına aykırılık
hallerini de kapsadığını bir kararında açıkça belirtmiştir.
18
Öğretide de, Yasa’daki “hukuki kaide” teriminin “hukuk normuna ay-
kırılık” olarak kabul edildiği ve hukuk deyince de yazılı olan ve olmayan
hukuk anlaşılması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, CYY’nin 307.
13
Kunter, Nurullah, Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi, İstanbul 1949, s. 77.
14
Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002, s. 221.
15
Dönmezer, Sulhi, Genel Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 2003, s. 144.
16
Şen, Ersan, Türk Ceza Yargılaması Hukuku’nda Hukuka Aykırı Deliller Sorunu, İstanbul
1998, s. 11 vd.
17
Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C.II, Muhakeme’nin Yürüyüşü,
İstanbul 1976, s. 212.
18
CGK, 10.12.1990, 305/328 (Yaşar, Ceza Muhakemeleri…, C. II, s. 1562-1563).
36 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
maddesindeki “hukuki kaideden” amacın, yasa normu olmayıp, “hukuk norm-
larına” aykırılık ya da kısaca “hukuka aykırılık” olduğu açıklanmıştır.
19
Temyiz nedeni olarak “hukuka aykırılık”, konumuz dışındadır. Bizim
konumuzu ilgilendiren hukuka aykırı kanıtlardaki “hukuka aykırılık” kav-
ramı, bu kavramın kapsam ve sınırlarını belirlemektedir. “Hukuka aykırı
kanıtlar” konusu, ceza yargılaması hukukunda, “ispat hukuku” içinde yer
almaktadır. Bundan dolayı, “hukuka aykırılık” kavramının tanımı, kapsamı,
içeriği ve özellikleri bakımından, temyiz nedeni olarak “hukuka aykırılık”
ile hukuka aykırı kanıtlarda geçen “hukuka aykırılık” kavramı arasında bir
ayrım bulunmamaktadır.
20
Her ikisi de ceza yargılaması içinde yer alan
kavramlardır.
Ceza Yargılama Yasası’nın çeşitli maddelerinde, kanıtın kendisi ve elde
edilmesiyle ilgili birçok sınırlamalar ve yasaklar getirilmiştir. Ceza Yargı-
lama Yasası’nda, 3842 sayılı Yasa’yla yapılan değişiklik de bu bağlamda
olmuştur. Bu değişiklikle, kanıt elde etme (m. 135/a) ve hukuka aykırı
olarak elde edilen kanıtlarla ilgili değerlendirme (m. 254/2) yasakları geti-
rilmiştir. Bu nedenle, bir kanıtın hukuka aykırı kanıt olup olmadığı ve ceza
yargılamasında kullanılarak hükme dayanak yapılıp yapılmadığı, temyiz
aşamasındaki hukukilik denetimi kapsamında değerlendirilecektir. Daha
doğrusu, ceza yargılamasında kullanılan hukuka aykırı kanıtlar, temyiz
aşamasında kararın bozulmasını gerektiren bir hukuka aykırılık olarak
gözetilecektir. Ancak, hukuka aykırı işlemle, hüküm arasında nedensellik
bağı, CYY’nin 320/1. maddesi uyarınca aranarak, Yasa’ya aykırılığın, ku-
rulan hükmü etkilemesi gözetilecektir.
19
Kunter, Nurullah-Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemeleri
Hukuku, İkinci Kitap, Onikinci Bası, İstanbul 2003, No: 61-3 (528), s. 1139; Tosun, C.
II, s. 212; Erem, Faruk, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (Şerh), Ankara 1996, s. 681;
Cihan, Erol-Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemeleri Hukuku, 2. Bası, İstanbul 1997, no:
534; Öztürk, Bahri, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, Ankara 2001, s. 813;
Keskin, Serap, Ceza Muhakemesinde Temyiz Nedeni Olarak Hukuka Aykırılık, İstanbul
1997, s. 36 vd; Cenel-Zafer, s. 595, 596; ŞEN, s. 12; Yurtcan, Erdener, CMUK Şerhi, 3.
Bası, İstanbul 2000, s. 743 vd; yazar, CYY’nin 307/2. maddesinde belirtilen “hukuki
bir kaidenin…” kavramının “hukuka aykırılık” kapsamı içinde değerlendirmek gerek-
tiğini belirtmekle birlikte, temyiz nedeni olarak “Hukukun Zedelenmesi” kavramını
kullanmaktadır.
20
Şen, s. 13 vd.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 37
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
II. CEZA YARGILAMA YASASI’NDA 3842 SAYILI YASA İLE
YAPILAN DEĞİŞİKLİKLE ÖNGÖRÜLEN HUKUKA
AYKIRI KANITLAR
1. Aydınlatma Yükümlülüğü’nün Yerine Getirilmemesi
(Hakların Bildirilmemesi)
Sanığa, yargıç tarafından sorguya çekilmeden önce, Cumhuriyet Savcısı
ya da kolluk amir ve memurları tarafından ifadesi alınmadan önce, CYY’nin
135. maddesi uyarınca haklarının bildirilmesi gerekir. Aydınlanma hakkı
ve aydınlatma yükümlülüğüne uyulmayarak ve Yasa’da yazılı hakların
tümü bildirilmeden, yapılan sorgu ya da ifade alınma ile elde edilen anlatım
kanıtı, “herkes kendisini suçlayıcı kanıt vermeye zorlanamaz” kuralının ihlali
niteliğinde olduğundan, hukuka aykırıdır.
21
Ceza Yargılama Yasası’nın 135. maddesinde yapılan değişiklikle geti-
rilen sanığı aydınlatma yükümlülüğü, yani, sanığa haklarının bildirilmesi
zorunluluğunun yerine getirilmemesi, sanığın savunma hakkının, geniş
anlamda “adil yargılama” hakkının ihlali sayılır. Çünkü, sanığın aydınlanma
hakkı vardır, bu haktan yararlandırılmamıştır.
Nitekim, Yargıtay da sanığın sorgusunun CYY’nin 135. maddesine uy-
gun biçimde yapılması gerektiğini, savunma hakkı ile ilgili olan bu hüküm
uygulanmamışsa, dosyanın esasına girilerek inceleme yapılamayacağını
açıkça belirtmiştir.
22
Sorgu, yalnız sanık yararına konulmuş bir yargılama kuralı değildir.
Maddi gerçeği bulmak için kamusal niteliği ağır basan bir usul kuralıdır. Bu
nedenle CYY’nin 135. maddesine uygun biçimde sorgunun yapılması, kamu
düzeni ile ilgili ve buyurucu nitelikte olduğu için uyulması zorunludur.
Söz konusu madde ile sanığa tanınan haklar yalnız susma hakkı olmayıp
maddede belirtilen tüm haklardır.
23
Hazırlık soruşturması sırasında hakları
hatırlatılan sanığa, duruşmada müdafi hazır olsa dahi hatırlatılmalıdır.
24
21
Kunter-Yenisey, İkinci Kitap, no 61.3 (528), s. 1143; CYY’nin 135. maddesinde belirtilen
haklarla ilgili ayrıntılı açıklama için bkz., Şahin, Cumhur, Sanığın Kolluk Tarafından
Sorgulanması, Ankara 1994, s. 233 vd; Demirbaş, Timur, Sanığın Hazırlık Soruşturma-
sında İfadesinin Alınması, İzmir 1996, s. 100-145; Çınar, Ali Rıza, “Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 3842 sayılı Yasa’yla Değiştirilen 135. maddesinin Ceza Yargılama
Sistemimize Getirdiği Yenilikler”, Yargıtay Dergisi, 1997/7, s. 261-279.
22
CGK, 21.10.1997, 4-116/203 (Kaban, Mater-Aşaner, Halim-Güven, Özcan-Yalvaç, Gür-
sel, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları, Ankara 2001, s. 765-767): Aynı nitelikte,
10 CD, 14.6.2001, 13498/18708; 6. CD, 8.10.2001, 12273/11797; Bu konudaki Yargıtay
kararları için bkz., Kaymaz, Seydi, Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı (yasak)
Deliller, Ankara 1997, s. 49-86; Erol, Haydar, İçtihatlı Ceza Muhakemeleri Kanunu,
Ankara 2002, s. 341-352.
38 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
2. Yasak Sorgu Yöntemleri
Hukuka aykırı kanıtlarla ilgili 3842 sayılı Yasa’yla getirilen ikinci bir
düzenleme ise, CYY’nin 135/a maddesi olup, ifade alma ve sorgu sırasında
kanıt elde etme yasaklarıdır. Kaynak Alman Ceza Yargılaması’nın 136/a
maddesinde benzer niteliktedir. CYY’nin 135/a maddesi hükmüne göre,
ifade verenin ve sanığın anlatımı (beyanı) özgür iradesine dayanmalıdır.
Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma,
aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi
iradeyi bozan bedeni ya da ruhi müdahaleler yapılamaz; Yasa’ya aykırı bir
menfaat vaat edilemez.
25
Burada belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen
ifadeler rıza olsa dahi kanıt (delil) olarak değerlendirilemez.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, iradeyi bozan nedenler yalnız maddede
sayılanlar değildir. Çünkü, maddede iradeyi bozabilecek çeşitli yöntemler
sayıldıktan sonra “gibi iradeyi bozan bedeni ve ruhi müdahaleler” terimine yer
verilmiştir. Bu nedenle, maddede sayılanlara benzerlik gösteren ve iradeyi
bozan diğer bedeni ve ruhi müdahalelerle alınan anlatımlar (ifadeler) kanıt
(delil) olarak değerlendirilemeyecektir.
26
Böylece ikrarı sağlamak için “iş-
kence” kesin olarak yasaklanmıştır.
27
CYY’nin 135/a maddesiyle, ifade alma ve sorguda, sanığın anlatımının
(beyanının) özgür iradesine dayanacağı öngörülmektedir. Bu hükme göre,
özgür iradeye dayanmayan anlatım hiçbir surette ceza yargılamasında, kanıt
olarak kullanılamayacaktır. Söz konusu maddede, önce kural konmuş, daha
sonra bu kurala aykırılık durumunda yaptırım açıkça gösterilmiştir.
CYY’nin 135/a maddesinin 3. fıkrasında “... rıza olsa dahi delil olarak
değerlendirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Yasa koyucunun, hiçbir bi-
çimde yasak yöntemlerle alınan ifadelerin kanıt olarak kullanılmaması
için bu hükmü koyduğu öğretide ileri sürülmektedir.
28
Ayrıca öğretide,
CYY’nin 254/2. maddesine gerek olmadan, aynı yasanın 135/a maddesine
göre yasak yöntemlerle elde edilen kanıtların ceza yargılamasında kulla-
23
CGK, 17.12.1996, 6-263/282 (Kaban-Aşaner-Güven-Yalvaç, s. 767-768).
24
CGK, 24.10.1995, 165/302 (Yaşar, Osman, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ankara
1998, s. 569-581).
25
Yasa’da sayılan yasak yöntemlerle ilgili ayrıntı bilgi için bkz., Erem, Faruk, “İnsan
Hakları ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Değişikliği” (İnsan Hakları Yıllığı, C.
14, yıl 1992, s. 25-46); Kaymaz, Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı…, s. 89-119.
26
Toroslu, Nevzat, Ceza Muhakemesinde Yapılan Son Değişiklikler, (İnsan Hakları
Yıllığı, C. 14, Yıl 1992, s. 13-24).
27
Erem, İnsan Hakları ve Ceza Muhakemeleri…, s. 39.
28
Şen, s. 66; söz konusu fıkranın eleştirisi için bkz., Şahin., Sanığın Kolluk…, s. 233-
234.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 39
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
nılamayacağı ve kullanılması durumunda mutlak temyiz nedeni olduğu
belirtilmiştir.
29
Yargıtay da, yasak sorgu yöntemleriyle toplanan kanıtlara dayanarak
hükümlülük kararı verilmeyeceğini öngörmektedir.
30
Sanığın, yüklenen
suçu işlediğine dair, baskı ve zor altında alındığını ileri sürdüğü ikrarı
dışında, hakkında her türlü kuşkudan arınmış, yeterli, kesin ve inandırıcı
kanıt bulunmaması durumunda, hükümlülüğüne karar verilemeyeceği ise,
birçok Yargıtay kararında açıkça belirtilmiştir.
31
III. HUKUKA AYKIRI KANITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
1. Ceza Yargılamasında Vicdani Delil Sistemi
Vicdani delil sistemi terimi ile ifade edilmek istenen, hem kanıt/delil
serbestliği, hem de kanıtların değerlendirilmesi serbestliğidir.
32
Bu bağ-
lamda, ceza yargılamasında her şey delil olabilmektedir. Ceza yargıcı
belli bir durumun sabit olduğu hakkındaki hükmünü, kanıtları (delilleri)
değerlendirerek, tam bir inanışla, bir vicdani kanıya vararak verebilmek-
tedir. Bugün, çağdaş ülkelerde, ceza yargılamasında “vicdani delil sistemi”
benimsenmiştir. Yani, yasal kanıt/delil sistemi, belli durumların yasalarda
gösterilen kanıtlarla ve yargıcı bağlayacak biçimde ispat edilmesi sistemi,
terkedilmiştir.
Ceza yargılamasında, maddi gerçek araştırılır. Bu nedenle, her şey kanıt
olabilir. Ceza yargılamasında her şeyin kanıt olması, hem kanıtın konusu,
hem de “ispat aracı” olarak kullanılan şeylerle ilgilidir. Bu nedenle her şeyin,
her şey ile ispatı olanağı, ceza yargılamasında kuraldır. Ancak, yasanın ya
da ahlakın yasak etmediği alan ve araçlar sözkonusu olmamalıdır.
33
Olay yargıcı, yargılamanın akışı içerisinde, bir kanıya ulaşmasını
sağlayan olguları, CYY’nin 254. maddesine göre, duruşmadan edinmek
zorundadır. Duruşmadan edinilen vicdani kanıya göre de, karar vermek
zorunluluğu bulunmaktadır. Bundan dolayı, yargıcın görevi duruşmada,
olayın aydınlatılması için sunulan her türlü kanıtı gözetmek, duruşmada
tartışılmamış olanını ise hükme temel almamaktır.
34
Bu nedenle kanıt
29
Öztürk, Delil Yasakları…, s. 21; Keskin., s. 182.
30
CGK, 4.10.1993, 6-192-217 (Yaşar, Ceza Muhakemesi…, C. I, s. 627-628.
31
CGK, 18.10.1993, 6-236/255 (Erol, s. 554); 6. CD, 25.9.2001, 11363/11275; 6. CD,
13.9.2001, 12587/10568 (Erol, s. 352-353).
32
Kunter-Yenisey, Birinci Kitap, no 41.3 (323), s. 532.
33
Erem, Ceza Muhakemeleri…, s. 552.
34
Fezer, Gerhard, Grenzen der Beweisaufnahme durch das Revisionsgericht, in Aktulle
Probleme der Strafrechtspflege, herausgegeben von Udo Ebert, 1991, s. 94.
40 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
değerlendirmesi, olay yargıcına aittir. Kanıt değerlendirilmesi, çelişkiler,
boşluklar ya da belirsizlikler gösteriyorsa; akıl, deneyim ve mantık kuralla-
rına, bilimsel verilere aykırı ise, olay yargıcı kanıtları tümüyle tüketmeden
değerlendirmiş, akla uygun diğer olasılıkları göz ardı etmişse; hukuka ay-
kırılık söz konusudur.
35
Temyiz mahkemesince bu durum, bozma nedeni
yapılabilir.
Nitekim Yargıtay da, sağlıklı bir vicdani kanı ve yargının oluşabil-
mesi için, duruşmanın temel ilkeleri doğrultusunda, kanıt kaynakları ile
yüzyüzelik ve doğrudanlık kuralları uyarınca ilişki kurulmak; sözlülük
ilkesi gereğince de tanıklar, duruşma yapan yargıçlarca bizzat dinlenmek;
duruşmada edinilen izlenimlere göre kanıtlar değerlendirilerek hüküm
kurulması gerektiğini açıkça belirtmiştir.
36
Alman Federal Yüksek Mahkemesi’ne (BGH) göre, olay yargıcının
esasa ilişkin her kararının temeli, yargıcın, kendisinin bir kanıya ulaştığı
olay akışıdır. Alman Ceza Yargılama Yasası (StPO) 261’e göre, (CYY 254)
mahkeme kanıt sunumunun sonucunu kendi özgür ve duruşmadan elde
ettiği kanısına göre karara bağlar. Kanıt sunumunun değerlendirilmesi,
yalnızca olay yargıcına aittir.
37
2. Hukuka Aykırı Kanıtların Değeri
Hukuka aykırı yollardan elde edilen kanıtın, ceza yargılamasında kulla-
nılıp kullanılamayacağı konusunda, öğretide, birlik bulunmamaktadır.
38
Ceza yargılaması hukukunda, daha önce de belirtmiştik, her şey
kanıt olabilir. Ancak, hukuka uygun yollarla elde edilmiş olma koşuluy-
la. CYY’nin 254. maddesine, 3842 sayılı Yasa’yla 2. fıkra olarak eklenen
hükümde, “soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde
ettikleri deliller hükme esas alınamaz” düzenlemesine açıkça yer verilmiştir.
Bundan başka, 3842 sayılı Yasa ile Ceza Yargılama Yasası’na eklenen 135/a
maddesine göre, yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen ifadelerin rıza olsa
bile delil olarak değerlendirilemeyeceği öngörülmüştür. CYY’nin 254/2.
maddesindeki soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı
biçimde elde ettikleri kanıtların hükme esas alınamayacağı ilkesi, kanıt
35
Keskin, s. 76-80.
36
4. CD, 30.5.1996, 2746/5001; 4. CD, 22.5.1996, 3631/4731; (Erol, s. 552); CGK, 18.3.1991,
60/85 (Erol, s. 554).
37
BGH 7.6.1979 JR 1980/168 (Alman Federal Yüksek Mahkemesi’nin (BGH) Türkçe’ye
çevrilmiş, bu kararı için bkz., Keskin, s. 95,96, dip not : 330).
38
Öğretideki bu konudaki görüşler ve bunların irdelemesi ile ilgili açıklamalar için bkz.,
Şen, s. 96-161.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 41
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
toplamaya ilişkin tüm yargılama kurallarını ve hukuka aykırı kanıtları
kapsamaktadır.
Görülüyor ki, CYY’nin 135/a ve 254/2. maddelerindeki düzenlemeler-
de, kendisi hukuka aykırı kanıtlar ile hukuka aykırı yollardan elde edilen
kanıtların, yargılamada kullanılamayacağını ve hükme etki ettirilemeyece-
ğini açıklamaktadırlar. Bu hukuka aykırı kanıt, yargılamada kullanılır ve
hükme etki ederse, olay/ilk derece mahkemesince verilen karar hukuka
aykırılık nedeniyle bozulacaktır. Bir hukuka aykırı kanıt, yargılamada de-
ğerlendirilmeye alınmış ve kullanılmış ise, CYY’nin 254/2. göre hükme esas
alınmış demektir. Bu nedenle, araştırılması gereken hukuka aykırı kanıt ile
mahkeme kararı arasında da nedensellik bağının bulunup bulunmadığıdır
(CYY 320/1).
Bizce, bunun anlamı hiçbir biçimde hukuka aykırı kanıtın hükme etki
edemeyeceği, yok sayılacağıdır. Hukuka aykırı kanıtların dolaylı ya da bir
başka deyişle uzak etkisi de kabul edilemez. Yani “zehirli ağacın meyvesi de
zehirli olur”.
39
Çünkü; CYY’nin 254/2. maddesi, hukuka aykırı kanıtlar ve
bu kanıtlar aracılığıyla elde edilen diğer kanıtlar ayrımı yapmadan, hepsini
hukuka aykırı kanıtlar kapsamına alarak bunların yargılamada değerlen-
dirilemeyeceğini öngörmüştür.
40
3. Özel Kişiler Tarafından Elde Edilen Hukuka Aykırı Kanıtlar
Hukuka aykırı kanıtların, ancak soruşturma ve kovuşturma organları
tarafından elde edilmesi durumunda ceza yargılamasında kanıt olarak
kullanılamayacağı, ancak, özel kişiler tarafından hukuka aykırı yollarla
elde edilen kanıtların ceza yargılamasında kullanılabileceği, öğretide, ileri
sürülmektedir.
41
Bizce, CYY’nin 254/2. madde tüm kanıtları içermektedir. Başka bir
deyişle, CYY’nin 254/2. maddesi yalnızca soruşturma ve kovuşturma or-
ganlarının hukuka aykırı yollardan elde ettikleri kanıtlar değil, tüm hukuka
aykırı yollardan elde edilen kanıtları kapsamaktadır.
Hukuka aykırı bir kanıt elde edilmişse, bunun özel kişiler tarafından
ya da kovuşturma ve soruşturma organlarınca elde edilmiş olup olmadığı
önemli değildir. Önemli olan, kanıtın kendisinin hukuka aykırı bulunması
ya da hukuka aykırı yollardan elde edilmiş olmasıdır. Bir kanıt, hukuka
39
İçel, Kayıhan, Sorgulamada Hukuka Aykırılık ve Sonuçları (Prof. Dr. Nurullah Kunter’e
Armağan, İstanbul 1998, s. 121/127); Keskin, s. 183; Şen, s. 144-146.
40
Aynı görüş için bkz., Erdem, Mustafa Ruhan, Gizli Soruşturma Tedbirleri, Ankara 2001,
s. 370.
41
Öztürk, Delil Yasakları…, s.115 vd.
42 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
aykırı ya da hukuka aykırı yollardan elde edilmişse hükme esas alınmamalı-
dır. CYY’nin 254/2. maddesi, soruşturma ve kovuşturma organlarından söz
etmektedir. Bunların dahi hukuka aykırı yollardan elde ettikleri kanıtların
hükme esas alınamayacağı belirtildiğine göre, bunların dışındaki organ ve
kişilerin; yani özel kişilerin elde ettikleri kanıtların kesinlikle hükme esas
alınmaması, kanıt olarak değerlendirilmemesi gerektiği kanısındayız.
42
Kanıt toplamakla görevli ve yükümlü olan soruşturma ve kovuşturma or-
ganlarınca başvurulması yasaklanmış olan bir yolun, böyle bir görevleri
dahi bulunmayan özel kişilere tanınması açıklanması mümkün olmayan
bir çelişki yaratacaktır. Kaldı ki, özel kişilerin hukuka aykırı yollardan top-
ladıkları kanıtların hükme esas alınabileceğini kabul etmek, hakkın kötüye
kullanılmasına da neden olabilecektir. Hakkın kötüye kullanılmasını ise
hiçbir yasa korumaz.
43
Anayasa Mahkemesi de; parti kapatma davası ile ilgili olarak verdiği bir
kararında, özel kişiler tarafından hukuka aykırı yollardan elde edilen kanı-
tın (delilin) hükme esas alınamayacağını belirtmiştir. Bu kararda, CYY’nin
254/2. maddesindeki kuralla, hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıtların
hükümde göz önüne alınmaması amaçlandığı açıkça belirtilmiştir. Bu bağ-
lamda, söz konusu kanıtların üçüncü kişiler tarafından elde edilmesinin
(sağlanmasının) hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacağı nedeniyle, hu-
kuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulüne karar vermiştir.
44
4. Anayasa’nın 38. Maddesine 4709 sayılı Yasa’yla Eklenen
Fıkraya Göre, Hukuka Aykırı Kanıtların Değerlendirilmesi
Anayasa’nın 38. maddesine, 3.10.2001 gün ve 4709 sayılı Yasa ile, ek
fıkra olarak altıncı fıkra eklenmiştir. Söz konusu bu fıkrada, “Kanun’a aykırı
olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” denilmektedir. Böy-
lece, Anayasa metnine giren bu hükümle, açıkça ve hiçbir duraksamaya
yer vermeyecek bir biçimde, hem kovuşturma ve soruşturma organları
tarafından, hem de özel kişiler tarafından, hukuka aykırı olarak elde edilen
42
Aynı görüş için bkz., Odman, Tevfik, Hukuka Aykırı Deliller, İstanbul Barosu Yayın-
ları, İstanbul 1995, s. 210-215; Şen, s. 174; Keskin, s. 184; Sartık, İhsan, Haberleşmenin
Denetlenmesi Bağlamında Telefon Dinleme ve Ulusal ve Uluslararası Hukuktaki
Uygulamaları, Adalet Dergisi, Temmuz 2002, sayı 12, s. 200; Değişik düşünce için bkz.,
Çanak, Erkan, Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edilen Deliller, Adalet Dergisi, Temmuz
2002, sayı 12, s. 68; Erdem, s. 371.
43
Erman, Sahir, Hukuka Aykırı Deliller, İstanbul Barosu Yayınları, İstanbul 1995, s. 222,
223 ile 386, 387.
44
Anayasa Mahkemesi’nin 22.6.2001 günlü, 1992/2 (Siyasi Parti Kapatma) esas ve 2001/2
sayılı kararı, (Bkz., karar için; 5 Ocak 2002 günlü ve 24631 (mükerrer) sayılı Resmi
Gazete; Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, C. II, sayı 37, s. 922-1552).
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 43
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
bulguların kanıt olarak kabul edilemeyeceği öngörülmektedir. Başka bir
deyişle, hukuka aykırı bir biçimde elde edilmiş kanıtlar, kim tarafından
elde edilmiş olursa olsun, Anayasa’nın 38. maddesine eklenen söz konusu
bu altıncı fıkra uyarınca kullanılamayacaktır.
Biz, Anayasa’ya eklenen bu fıkradaki düzenlemeyle; “soruşturma ve
kovuşturma” organları dışındaki kişi ya da organ tarafından, hukuka aykırı
bir biçimde elde edilen kanıtların kabul edilip edilmeyeceği konusunda,
öğretideki görüş ayrılıklarına son verildiği kanısındayız.
Ayrıca, Anayasa’ya eklenen bu fıkra uyarınca, hukuka (Yasa’ya) aykırı
olarak elde edilen “bulguların”, “kanıt/delil olarak kabul edilemeyeceği” öngö-
rülmüştür. 3842 sayılı Yasa’yla değişik CYY’nin 254/2. maddesinde ise,
hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıtların yalnızca hükme esas alınama-
yacağı belirtilmiştir. Bu nedenle, CYY’nin 238. maddesi uyarınca hukuka
aykırı biçimde elde edilen kanıt/delil mahkemeye sunulabilmekteydi.
Anayasa’ya eklenen fıkra; hukuka aykırı biçimde elde edilen bulguları,
kanıt/delil olarak kabul etmemektedir. Böylece, hukuka aykırı bir biçimde
elde edilen kanıtın/delilin kullanılması mutlak olarak yasaklanmaktadır.
Çünkü, yeni düzenlemeye göre Anayasa’nın, hukuka aykırı biçimde elde
edilen bulguları kanıt/delil olarak saymamaktadır. Anayasa’ya eklenen
bu hüküm nedeniyle, CYY’nin 238. maddesi uyarınca, hukuka aykırı bir
biçimde elde edilen bulguların kanıt/delil olarak mahkemeye sunulama-
yacağı kanısındayız.
Cumhuriyet Savcısı, hazırlık soruşturması evresinde, ceza kovuştur-
masını gerektirecek durumlarda yeterli kanıt/delil bulunması durumunda,
kamu davasını açmakla yükümlüdür (CYY 148/2). Hazırlık soruşturması
evresinde de, Cumhuriyet Savcısı’nın, hukuka aykırı biçimde elde edilen
bulguları, kanıt/delil olarak, Anayasa’nın 38. maddesine eklenen söz
konusu fıkra gereğince, kabul edemeyeceği görüşündeyiz. Bu nedenle,
Cumhuriyet Savcısı’nın, hazırlık soruşturması sonunda, kamu davasını
açarken, iddianamede de bunları kanıt olarak (CYY m. 163/2) göstereme-
yeceği kanısındayız.
5. Karşılaştırmalı Hukukta, Hukuka Aykırı Kanıtların Durumu
Karşılaştırmalı hukukta, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş ya da
hukuka aykırı olan, kanıtların değerlendirilmesi konusunda, iki yöntemden
birisinin benimsendiği görülmektedir.
Birinci yöntemde, tüm hukuka aykırı kanıtların değerlendirilmesi
yasaklanmaktadır. Çünkü, sanığın, suç işlemeden önce belirlenmiş yasa
kuralları uyarınca yargılanma hakkı bulunmaktadır. Önceden saptanmış
44 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
kurallara uymama durumunda, hiçbir değerlendirme yapmadan, bu
hukuka aykırı kanıtların kullanılmaması gerektiği kabul edilmektedir.
Yani “mutlak değerlendirme yasağı” kabul edilmektedir. Anglo–Amerikan
ceza adalet sisteminde, bu birinci yöntem benimsenmiştir. Hukuka aykırı
yöntemlerle elde edilen kanıtların/delillerin, değerlendirilmeyeceğine
dair mutlak kural geçerlidir. Bu nedenle, en küçük bir hukuka aykırılık
halinde dahi, elde edilen kanıt hüküm kurulurken değerlendirilemez. Bu
sistem, hukuka aykırılık nedeniyle, sanığın hangi haklarının ve ne derece-
de ihlal edildiği konusuyla ilgilenmemektedir.
45
Kanıtın değerlendirilmesi
açısından, yalnızca bir hukuka aykırılık durumunun var olup olmadığına
bakılmaktadır. Amerikan sisteminde, kolluk tarafından yapılan ve herhangi
bir temel hak ve özgürlüğü zedelemeyen bir hukuka aykırılık durumunda
dahi, elde edilen kanıt yargılamada kullanılamamaktadır. Anglo–Amerikan
Hukuku’nda, “zehirli ağacın meyveleri” olarak anılan hukuka aykırı kanıtların
uzak (dolaylı) etkisi de kabul edilmemektedir.
46
İkinci yöntem ise; Kara Avrupa’sı hukuk sisteminde benimsenen,
bazı hukuka aykırı kanıtların değerlendirilmemesine, bazılarının ise de-
ğerlendirilmesine, her somut olayın özelliğine göre olanak tanımaktadır.
Bu sistemde; sanığın haklarını koruma altına almayan kurallara aykırı
yöntemlerle ya da onun haklarını önemli ölçüde zedelemeden elde edilen
kanıtların, kullanılma olanağı bulunmaktadır. Burada, hangi kurala aykırı
davranılarak hukuka aykırı kanıtın elde edildiği önemlidir.
Alman Yüksek Mahkemesi, hangi hukuka aykırılıklar durumunda,
kanıtın değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda, “haklar alanı
teorisi (Rechtskreist heorie)” denilen bir ölçüt benimsemiştir. Bu teoriye göre,
öncelikle hukuka aykırı yollardan kanıt elde edilirken, bu hukuka aykırılık
nedeniyle sanığın ne ölçüde haklarının ihlal edildiğine bakılmaktadır.
Bu konuda ortaya konulan diğer teori ise, ihlal edilen kuralın koruduğu
yararı (menfaati) gözetmektedir. Buna göre, sanığın, yalnızca temel hakla-
rının ihlali sonucu elde edilen kanıtlar, değerlendirilemeyecektir.
47
Diğer bir teori ise, hakların dengelenmesi (değerlerin tartılması) teori-
sidir.
48
Buna göre, bireysel yarar, ceza kovuşturması yapmakla ulaşılmak
istenen yarara göre daha ağır basıyorsa, bu durumda hukuka aykırı yol-
larla elde edilen kanıt değerlendirilemeyecektir.
49
Alman Federal Yüksek
45
Centel, Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 540, 541.
46
Öztürk, Delil Yasakları… s. 9, 10, 32 vd.
47
Volk, Klaus, Strafprozessrecht, München 2001, prg. 28, no. 9-10.
48
Centel, Zafer, s. 541 (Yazarlar “hakların değerlendirilmesi” teorisi diye adlandırmış-
lardır); bkz., Erdem, s. 366’da “değerlerin tartımı” teorisi kavramını kullanmıştır.
49
Roxın, Claus, Strafverfahrenrecht, 23 Aufl, München 1993, prg. 24, no. 23.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 45
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
Mahkemesi’nin yerleşik görüşü bu son teori doğrultusundadır.
50
Alman
Yüksek Mahkemesi, yoğun eleştiriler üzerine, sanığın polis tarafından ifa-
desi alınırken haklarının ona anlatılmamasının önemli bir temel hak ihlali
olduğuna ve sanığın ifadesinin kullanılamayacağına karar vermiştir.
51
Alman Yüksek Mahkemesi, sanıkla müdafii arasında yasayla özel ola-
rak korunan ilişkinin dokunulmazlığına uyulmaksızın, bunlar arasında
geçen bir telefon konuşmasının, gizlice dinlenmesi sonucu elde edilen ka-
nıtın değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.
52
Öğretide, ceza yargılama
hukukuna ilişkin kuralların ağır biçimde ihlal edilmiş olması durumunda;
örneğin telefon dinlemeye kolluk tarafından karar verilmesi gibi, elde edilen
kanıtın değerlendirilemeyeceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık, önem-
siz hukuka aykırılıklarda, örneğin; tedbirin üç gün içinde yargıç onayına
sunulmaması ya da sunulmuş olup da reddedilmesi nedeniyle hükümsüz
kalması durumunda, bu süre içinde hukuka uygun olarak elde edilmiş olan
kanıtların (bilgilerin) değerlendirilebileceği kabul edilmektedir.
53
İtalyan Ceza Yargılama Yasası’na göre ise, hukuka aykırı ya da yasal
olmayan yollardan elde edilen kanıtlar/deliller hiçbir biçimde kullanılamaz
ve bunlardan yararlanılamaz (m. 191). Ayrıca, bu durumun soruşturmanın
her evresinde re’sen gözetilmesi gerektiğine dair yasada hükümde bulun-
maktadır.
54
Avrupa Birliğine üye ülkelerde “hukuka aykırı kanıtların” ceza yargıla-
masındaki durumunu da incelemeye çalıştık. Özellikle, Avrupa Birliği’nin
1 Mayıs 2004 tarihinden önceki on beş üye ülkesindeki durumu araştıra-
bildik.
55
Bu ülkelerden, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya,
İsveç ve İngiltere (Birleşik Krallık) olmak üzere yedi ülkede; ilke olarak, ceza
yargılamasında, özel yaşama saygı hakkı çiğnenerek elde edilen kanıtlar,
her somut olayın özelliğine göre, kabul edilip edilmeyeceği değerlendiril-
50
Volk., prg. 28, no. 11.
51
Bgh. Beschluss v. 27.2.1992 – 5 StR 190/191; JZ 18/1992, 918 (Bu karar, İçel, Kayıhan.,
Prof. Dr. Nurullah Kunter’e Armağan, Sorgulamada Hukuka Aykırılık, s. 126’dan alın-
mıştır.).
52
Bghst 33, s. 347, 352.
53
Kleinknecht, Meyer Grosser, Prg. 110 b no.11 (Bu karar, Erdem, s. 367, 368’den aynen
aktarılmıştır).
54
İtalyan Ceza Yargılama Yasası’ndaki, hukuka aykırı kanıtlarla ilgili düzenleme konu-
sundaki açıklamalar için bkz., Alacakaptan, Uğur, Delil Yasakları Yargı Reformu 2000
Sempozyumu, İzmir Barosu, s. 524 (519-524)
55
Opinion on the status of illegally obtained evidence in criminal procedures in
the Member States of the European Union, 30 November 2003, s.9-25 (http://
www.europa.eu.int/comm/justice home/cfr cdf/index en.htm)
46 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
mektedir. Hukuka aykırı olarak elde edilen kanıtları/delilleri ilk baştan
kabul edilemez olarak görmeyen bu ülkelerde, kanıt değerlendirmede, bir
takım ölçütler gözetilmektedir. Bunlar, kanıt elde edilirken yapılan ihlalin
ağırlığı, kanıtın güvenirliği, kanıtın/delilin o olay için önem derecesidir.
Ancak, hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıta/delile tek başına daya-
nılarak hükümlülük (mahkumiyet) kararı verilememektedir. Almanya da,
bu grupta olmasına karşın, özel yaşamın gizliliğinin çok ağır biçimde ihlali
durumunda, bu biçimde elde edilen kanıtları/delilleri mahkemeler kabul
edilemez olarak görmektedirler.
Avrupa Birliğinin diğer sekiz ülkesi; Belçika, İspanya, Yunanistan,
İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Portekiz’de ise, hukuka aykırı
olan ya da hukuka aykırı yollardan elde edilen kanıtlar/deliller, sanığın
lehine olması durumu dışında, kabul edilemez nitelikte görülmektedir.
Daha doğrusu, bu sekiz ülkede, “hukuka aykırı kanıtlar” kesinlikle kabul
edilmemektedir.
IV. MAHKEME KARARLARI
Bu bölümde, hukuka aykırı kanıtlar konusunda, özellikle yakın tarihte
verilen ve önemli olarak gördüğümüz mahkeme kararlarını açıklayacağız.
Böylece, mahkeme kararlarından, uygulamada hukuka aykırı kanıtlarla
ilgili yasaların nasıl yorumlandığı daha iyi anlaşılacaktır.
Bu nedenle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anayasa Mah-
kemesi’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın ve Askeri Yargıtay’ın hukuka aykırı
kanıtlarla ilgili verdiği önemli kararların, konuyla ilgili bölümlerini kısaca
aktarmaya çalışacağız.
1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) kanıtların sunulması,
kabulü ya da değerlendirilmesi konusunda bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ulusal mahkemeye
sunulan kanıtları değerlendirmemektedir. Kanıtın kabul edilip edilmemesi,
iç hukuk kurallarına göre, toplanan kanıtların değerlendirilmesi, ilke olarak
ulusal mahkemelere aittir.
56
Mahkemeye sunulan kanıtların ulusal Yasa’ya göre değerlendirilmesi-
nin, ilke olarak ulusal mahkemeye ait olduğu, AİHM’nin bu konuda yetkisi
56
Bkz., Van Mechelen ve diğerleri Hollanda kararı, 23.4.1997, 50.
57
6.12.1988 tarihli Barbero, Messegue ve Jabardo–İspanya kararının özet olarak Türkçe
çevirisi için bkz., Hakimlerin Yarattığı Hukuk, B II. Avrupa insan Hakları Mahke-
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 47
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
olmadığı Barbera, Messegue ve Jabardo–İspanya
57
kararında açıklamıştır.
AİHM bu kararında, ceza davalarında kanıt sunulurken, yargılamanın, adil
yargılama kurallarına uygun bir biçimde, sözleşmenin 6/2. ve 6/3. mad-
delerine uygun yapılıp yapılmadığını denetleme yetkisinin bulunduğunu
açıkça belirtmiştir. Özel yaşamın gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle, daha
doğrusu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesine aykırı
bir biçimde elde edilen kanıtların (delillerin), AİHS’nin 6. maddesinde yazılı
adil yarılanma güvenceleri yerine getirilmesi durumunda kullanılacağını
kabul etmektedir.
58
AİHM, hukuka aykırı bir biçimde elde edilen bir kanıtın hüküm verir-
ken kullanılmasının, tek başına sözleşmenin 6. maddesine aykırılık oluş-
turmayacağını, ancak somut olaya göre aykırılık oluşturabileceğini kabul
etmektedir. Schenk
59
davasında, savunma makamına, hukuka aykırı bir
biçimde elde edilmiş ses kayıtları hakkında, karşı görüş bildirme olanağının
yeteri kadar sağlanmış olması ve sanığın hükümlülüğüne karar verilmesini
haklı gösterecek diğer kanıtların da bulunması nedeniyle sözleşmenin 6 (I)
maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
AİHS’nin 8. maddesinde, özel yaşama ve aile yaşamına saygı gösteril-
mesi hakkı korunmaktadır.
Bir kişinin haberleşmesine; saygı gösterilmesi hakkı da sözleşmenin 8.
maddesiyle güvence altına alınmıştır. Haberleşme hakkı, kesintiye uğra-
madan ve sansür edilmeden başkalarıyla iletişim kurmadır.
Haberleşme, posta yoluyla gönderilenleri içermektedir. Ancak, bu kav-
rama AİHM telefonla iletişim
60
ve teleksi
61
de katmıştır. Mahkeme, konut
kavramını, bu yerlerin aranması bağlamında bazı işyerlerini kapsayacak
biçimde nasıl genişletmişse,
62
haberleşme kavramını da teknolojideki geliş-
melere ayak uyduracak ve e-posta gibi haberleşme yöntemlerini de koruma
altına alacak biçimde yapmalıdır.
mesinin Kararları B II. 1- Yenisey, Feridun-Altunç, Sinan-Öztezel, Aslıhan, AİHM
Karar Özetleri, Nisan 2004, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, s. 87; Aynı nitelikteki
AİHM’nin diğer kararları için bkz., Gözübüyük, A. Şeref-Gölcüklü, A. Feyyaz., Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, 4. Bası, Ankara 2003, s. 153.
58
Khan–İngiltere Kararı, 12.5.2000 (Bkz., Yenisey-Altunç-Öztezel, AİHM Karar Özetleri,
s. 100).
59
Schenk–İsviçre Kararı, 12.7.1988 (Bkz., Yenisey-Altunç-Öztezel, AİHM Karar Özetleri,
s. 109).
60
Klass–Almanya kararı, 6.9.1978, Prg. 41.
61
Melone–İngiltere , 2.8.1984, A 82, Prg. 64.
62
Mutatis Mutandis Niemitz–Almanya, 16.12.1992, A 251-b, 30-31.
48 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
Halford–İngiltere
63
davasında, mahkeme (AİHM), iş telefonu ya
da özel telefondan yapılan telefon görüşmelerinin ve büro telefonunun
kullanımının, sözleşmenin 8. maddesinin sağladığı koruma kapsamında
bulunduğuna, karar vermiştir.
Komisyon ve mahkeme özellikle, ceza ve tutukevlerinde bulunan
kişilerin, dışarıdaki yakınları ya da avukatları arasındaki mektuplara ve
diğer haberleşme yöntemlerine sağlanan korumanın, çok büyük olduğunu,
açıkça kararlarında belirtmiştir.
64
Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına giren haklara saygı gösterilme-
sinde, devletin pozitif yükümlüğü de bulunmaktadır.
Mahkemeye göre; sözleşmenin 8. maddesi yalnızca devleti müdahale
etmekten kaçınmaya zorlamaz. Bu negatif yükümlülüğünün yanında, özel
yaşama ve aile yaşamına etkin biçimde saygı gösterilmesinin doğası gere-
ği, devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu yükümlülükler,
kişilerin kendi aralarındaki ilişkiler alanında bile, özel yaşama saygı gös-
terilmesini sağlayacak önlemler almayı içermektedir.
65
Mahkemeye göre, pozitif yükümlülüğün olup olmadığını belirlemek
için devlet, toplumun çıkarları ve bireyin çıkarları arasında adil bir dengenin
kurulup kurulmadığına bakmalıdır.
Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrasında korunan haklara yapılan her-
hangi bir müdahalenin, sözleşmeyle tutarlı olabilmesi için, sözleşmenin
aynı maddesinin 2. fıkrasında belirtilen ölçütlere uygun olmalıdır.
Öncelikle müdahalenin yasalara uygun olması önemlidir. Müdahalenin
yasalara uygun olması için, her şeyden önce yasal dayanağının bulunma-
sı gerekir. Mahkeme, Malone–İngiltere
66
davasında,telefon görüşmelerine
müdahale yetkisinin yasal dayanağı olup olmadığını değerlendirmiştir. Bu
dava sonunda, mahkeme, kamu otoritelerinin telefon görüşmelerini gizli
olarak dinleme yetkisini kullanmasının kapsamı ya da yöntemi konusun-
da açıklık olmadığını belirtmiştir. Çünkü idari bir uygulama olduğu için,
herhangi bir zamanda değiştirilebilirdi. Bundan dolayı da sözleşmenin 8.
maddesinin ihlali anlamına geliyordu.
63
Halford–İngiltere (Birleşik Krallık) davası, 25 Haziran 1997 tarihli karar (Bu kararın
özet çevirisi için bkz., Kilkelley, Ursula, Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Gösterilmesi,
İnsan Hakları El Kitapları, No. 1, Kasım 2001, s. 19).
64
Labita–İtalya, 6.4.2000; Niedbal–Polanya, 4.7.2000; Messina–İtalya, 28.9.2000 (Konuyla
ilgili kararlar ve açıklamalar için bkz., Gözübüyük-Gölcüklü., s. 342).
65
Kilkelly, s. 20.
66
Malone–İngiltere (Birleşik Krallık) davası, 2 Ağustos 1984 tarihli karar.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 49
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
Telefon dinleme ile ilgili olarak Fransa’ya karşı açılan Kruslin ve Huvig
davalarında, polisin telefon dinlemesini düzenleyen Fransız Yasası’nın,
Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrasındaki tahmin edilebilirlik koşuluna
uyup uymadığı, mahkeme tarafından değerlendirilmiştir.
67
Mahkeme kararına göre;
“Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel
yaşama ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir. Bu nedenle, müdahale özellikle kesin
olan Yasa’ya dayanmalıdır. Kullanılabilecek teknolojiler çok çeşitli olduğu için, bu
konuda açık ve ayrıntılı kuralların olması gerekir. Bu konudaki Fransız yasaları,
kamu yetkililerine verilen takdir yetkisinin, kullanma biçimini ve kapsamını makul
bir açıklık düzeyinde belirtmemektedir. Bu durum, söz konusu dönemde daha da
geçerliydi; böylece Bay Kruslin, demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğü
kapsamında yurttaşların hak ettiği asgari koruma düzeyine sahip olmamıştır.”
Mahkeme, Rotaru–Romanya davasıyla ilgili kararında, yürütmenin,
yetkilisini gizli kullandığı durumlarda, keyfi uygulama olma riskinin
özellikle yüksek olacağını açıkça belirtmiştir.
Mahkeme ayrıca kararında şu açıklamayı yapmıştır:
“Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya
genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için yürütmeye verilen yasal
takdir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne
karşıdır. Bu nedenle yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulama
yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korumayı sağlayacak biçimde ve
alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince
açıklıkla belirtilecektir.”
68
Bu kararlardan çıkan sonuca göre, posta gönderilerinin denetimi ya
da telefon ve benzeri araçlarla yapılan haberleşmenin resmi makamlarca
dinlenilmesi, denetimi veya kaydedilmesi konusunda, keyfi uygulamalara
olanak vermeyecek bir biçimde yasal düzenleme yoksa, yasal amaçlara
yönelik de olsa her türlü müdahale, mahkemece, sözleşmenin 8. maddesine
aykırı kabul edilmektedir.
2. Anayasa Mahkemesi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Anayasa Mahkemesi’ne bir si-
yasi parti hakkında temelli kapatma davası açılmıştır. Daha sonra, bu siyasi
67
Kruslın–Fransa davası, 24 Nisan 1990 tarihli karar; Huvig–Fransa davası, 24 Nisan
1990 tarihli karar (bu kararların özet çevirisi için bkz., Kilkelly, s. 26).
68
Rotaru–Romanya davası, 4 Mayıs 2000 tarihli karar, paragraf 55 (Kararın özet Türkçe
çevirisi, Kilkelly, s. 26, 27’den aynen alınmıştır.
50 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
parti kapatma davası ile ilgili olarak, parti genel başkanı ile parti yetkilisi
arasında araç telefonu ile yapılan konuşmanın kaydedildiği kasetin, isminin
açıklanmasını istemeyen bir kişi tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsav-
cısı’na verilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, bu kaset
Anayasa Mahkemesi’ne, kanıt olarak değerlendirilmek üzere sunulmuştur.
Anayasa Mahkemesi, bu kasetin kanıt olarak değerlendirilip değerlendi-
rilmeyeceğini tali dava olarak ele alıp incelemiştir.
Yüksek mahkeme önce, yargı yerlerince uyuşmazlık konusu eylem ya
da hukuki olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanmasında, bir kanıt-
lama aracı olan kanıtın (delilin) hükme esas alınabilmesi için, yasalarla kul-
lanılmasına izin verilmesinin gerekli olduğunu özellikle vurgulamıştır.
Daha sonra, CYY’nin 254. maddesinin ikinci fıkrasında, “soruşturma ve
kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri kanıtlar hükme esas
alınamaz” kuralına yer verildiğini belirtmiştir. Bu kuralla, hukuka aykırı
biçimde sağlanan kanıtların hükümde göz önüne alınmaması amaçlan-
dığından, söz konusu kanıtların, üçüncü kişiler tarafından sağlanmasının
hukuka aykırılığını ortadan kaldıramayacağını Anayasa Mahkemesi, ka-
rarında açıklamıştır. Ayrıca, kanıtın elde ediliş biçimi, kişilerin Anayasa ile
tanınmış haklarını ihlal ediyorsa, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin
kabulü gerekeceğini belirtmiştir.
Yüksek mahkeme;
“Anayasa’nın 22. maddesine göre, herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.
Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanun’un açıkça gösterdiği hallerde usulüne
göre verilmiş hakim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de
Kanu’nla yetkili kılınan merci emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve
gizliliğine dokunulamaz. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları
kanunla belirlenir” ilkelerine değinmiştir. Daha sonra da bu ilkeler bağlamın-
da, “iddianameye eklenen deliller arasında yer alan ve üçüncü kişiler tarafından
getirildiği belirtilen parti genel başkanı ile partinin diğer yetkilisi arasındaki araç
telefonundan yapılan konuşma kaydının, Anayasa’nın 22. maddesinde belirtildiği
biçimde, usulüne uygun bir yargıç kararına ya da kanunla yetkili kılının merci-
in emrine dayanmadığı, bu nedenle de haberleşme özgürlüğünü ihlal ettiği açık
olduğundan, hukuka uygun olarak elde edilmediği sonucuna varılan söz konusu
konuşmaya ait kasetin, CYY’nin 254. maddesinin ikinci fıkrası gereğince hükme
esas alınmamasına” oyçokluğuyla karar vermiştir.
69
69
Anayasa Mahkemesi’nin 22.6.2001 gün, 1999/2 (siyasi parti kapatma) esas ve 2001/2
sayılı kararı (Bkz., Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, C. II, sy. 37, (S. 922-1552) s.
1465. Ayrıca bkz., 5 Ocak 2002 günlü ve 24631 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete).
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 51
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
3. Yargıtay
Yukarıdaki açıklamalarımızda, 3842 sayılı Yasa’yla Ceza Yargılama
Yasası’nda yapılan değişiklikten sonra, Yargıtay tarafından konuyla ilgili
olarak verilen bazı kararları, yeri geldikçe sunmaya çalıştık. Burada ise yine,
3842 sayılı Yasa’yla, Ceza Yargılama Yasası’nda yapılan değişiklikten sonra,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Ceza Daireleri’nin vermiş olduğu,
daha önce değinilmeyen ve önemli bulduğumuz bazı kararları hakkında
açıklamada bulunacağız.
a. Ceza Genel Kurulu Kararları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, CYY’nin 135. maddesinde öngörülen
aydınlanma hakkı ve aydınlatma yükümlülüğüne uyulmayarak hakları
bildirilmeden yapılan sorguyu, Yasa’ya aykırı ve savunma hakkının kısıt-
lanması olarak kabul etmektedir. Bu nedenle, aydınlatma yükümlülüğünün
hatırlatılmamasını bir bozma nedeni kabul ederek hükümleri bozmaktadır.
70
Hatta Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın, beraat ettiği hallerde de ay-
dınlatma yükümlülüğünün ihlali nedeniyle hükmü bozmaktadır.
71
Çünkü,
CYY’nin 135. maddesinde yazılı hakların, savunma hakkı ile ilgili, kamu
düzeninden ve emredici bir usul kuralı olarak kabul edildiği, söz konusu
Ceza Genel Kurulu’nun kararının gerekçesinde açıkça belirtilmiştir.
72
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 8.4.2003 tarihli kararında; “...eylem-
lerin sanığın talimatları sonucu gerçekleştiği yönünden herhangi bir kanıt elde
edilememiş, gönderilen eylem evraklarında da sanığın ismine rastlanılmamıştır.
Telefonla yapılan konuşmaların dinlenmesi sonucu tespit edildiği bildirilen ka-
setlerin çözümlerindeki talimatları veren kişinin sanık olduğu da kesin biçimde
saptanamamıştır. Diğer yönden ses benzetilmesi veya montaj yapılmak suretiyle
düzenlenmeleri olasılığı karşısında diğer delillerle doğrulanmadıkça bunların ka-
nıt olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Kaldı ki somut olayda telefon
konuşmalarının dinlenilmesi için usulüne uygun olarak verilmiş bir mahkeme
kararı da dosyada bulunmamaktadır. CYUY’nin 254. maddesinin açık hükmü
uyarınca, hukuka uygun olarak elde edildiği saptanamayan kanıtlar hükme esas
alınamaz.” görüşüne yer verilmiştir.
73
Böylece, hukuka uygun yollarla elde
edilmemiş; başka bir deyişle, hukuka aykırı bir biçimde elde edilmiş ka-
nıtların CYY’nin 254. maddesi uyarınca hükme esas alınamayacağı, Ceza
Genel Kurulu kararında açıkça belirtilmiştir.
70
CGK, 21.10.1997, 4/116-203; CGK, 17.12.1996, 1996/6-263 1996/282 (YKD., 1997/3,
s. 434-436); CGK, 24.10.1995, 1995/7-165, 1995/302 (YKD., 1996/1, s. 103-115).
71
CGK, 19.12.1994, 1994/6-322, 1994/343 (YKD., 1995/7, s. 1119-1125).
72
Bu kararın yerinde olmadığına ilişkin düşünce için bkz., Şen., s. 199-202.
73
CGK, 8.4.2003, 2003/9-30, 2003/98.
52 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
Ceza Genel Kurulu, başka bir kararında, “...Demokratik bir hukuk dev-
letinde; delil elde etme, soruşturmanın temel amacı ve kolluğun görevi olmakla
birlikte, bu amaç ve görev insan hakları ihlallerini meşrulaştırıcı ve hukuka aykırı
davranmanın bir mazereti olamaz; kolluk görevlileri, insan haklarına saygılı kala-
rak, hukuka uygun bir şekilde delil elde etme görevlerini yerine getirmelidir...” de-
mektedir. Ayrıca, söz konusu kararda; sanıkların, hukuka aykırı bir biçimde
ikrarlarını sağlamak ve kanıt elde etmek için, katılanlara karşı yaptıkları
eylemlerin, işkence suçunu oluşturduğunu ve işkence suçununda, insanlığa
karşı işlenen bir “insanlık suçu” olduğunu, açıkça belirtmiştir.
74
Ceza Genel Kurulu’nun 28.9.1999 tarihli kararında; “… Bir kanıt, yasa
koyucunun öngördüğü koşullara göre elde edilmemişse, hükümde, bu kanıta da-
yanılamayacaktır…” demektedir.
75
b. Özel Ceza Daireleri Kararları
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bir kararında; kollukta ifade vermeyeceğini
açıkça belirten sanıkla, sohbet havasında yapılan konuşmanın, habersiz ola-
rak videoya kaydedilmesi olayında, video kasetinin kanıt olarak hükme esas
alınamayacağını açıkça belirtmiştir.
76
Kararda; sanığın, aldatılarak özgür
iradesiyle savunma yapması engellendiği ve CYY’nin 135/a maddesinde
sayılan yasak yöntemlerden “aldatma” yoluyla elde edildiği için video kase-
tindekilerin kanıt olarak kabul edilip, değerlendirilerek hükümlülük kararı
verilemeyeceği vurgulanmıştır. Bu nedenlerle, Yüksek 1. Ceza Dairesi’nce,
“...Sanık C.’nin ikrarını içeren video kasetinin tamamı hukuken geçersiz kabul edi-
lerek, bunun dışındaki delillerin (kanıtların) değerlendirilmesi suretiyle, oluşacak
kanaate göre sanıkların hukuki durumlarının tayin edilmesi gerekirken, gerekçede
yazılı olduğu şekilde yasak yöntemlerle elde edildiğinde şüphe bulunmayan delile
(kanıta) dayanılarak hüküm kurulması suretiyle, CMUK’nın 3842 sayılı Kanun
ile değişik 135/a ve 254/2. maddelerine muhalefet edilmesi nedeniyle…” (aykırı
davranıldığından) hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nce verilen başka bir kararda da; yakalana-
rak özgürlüğü fiilen kısıtlanan kişinin gözaltı süresi bu kişi ya da kişilerin
yakalanması ile başladığından, yakalanıp serbest bırakılmayan sanıkların
CYY’nin 128. maddesinde öngörülen yasal süre içerisinde yargıç önüne
çıkarılmaması nedeniyle, kollukça alınan ifadelerindeki suçu işlediğine
ilişkin anlatım kanıtının, hükme dayanak yapılamayacağı açıklanmıştır.
77
74
CGK, 15.10.2002, 2002/8-191, 2002/362.
75
CGK, 28.9.1999, 213/219 (Genel, Erdoğan, “Uygulamada Hukuka Aykırı Deliller
Sorunu”, 2 Temmuz 2004 tarihinde Bahçeşehir Üniversitesi tarafından düzenlenen
“Hukuk Devleti ve Devletin Yetkileri” adlı sempozyumda sunulan tebliğ, s. 11.
76
1. CD, 16.2.2004, 2003/3819, 2004/299.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 53
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
Yüksek 1. Ceza Dairesi’nin bu kararında; “CYUY’nin 128. maddesinde
öngörülen ve yakalanıp gözetime alınan şahsın yol hariç yirmi ört saat içinde sulh
hakimi önüne çıkarılmasını, üç veya daha fazla kişinin katılımı ile toplu olarak
işlenen suçlarda ise kanıtların toplanmasındaki güçlük, fail sayısının çokluğu veya
benzer nedenlerle bu sürenin Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı emri ile dört güne
kadar uzatılabileceğini” belirten hüküm ile 135/a maddesi son fıkrasında
öngörülen; “yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değer-
lendirilemez” ve 254. maddesi 2. fıkrasındaki “soruşturma organlarının hukuka
aykırı olarak elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz” tarzındaki buyurucu
hükümler karşısında; yakalanıp gözetime alınışı 2.11.2000 günü gerçek-
leştirilen sanıklar (R. L. ve N.)ın savcılığın yazılı emri olmadan 6.11.2000
tarihinde kollukça alınmış ikrarları ile yakalanıp gözetime alınışı 2.11.2000
tarihinde yapılmış olan sanık (S.)ın yine savcılığın yazılı emri ve onayı
olmadan 5.11.2000 tarihinde kollukça saptanan itirafının hükme dayanak
alınması… açıkça Yasa’ya aykırı bulunmuştur.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 9.6.2004 günlü kararında; aydınlatma yüküm-
lülüğünün yerine getirilmemesinin, yani, CYY’nin 135. maddesinde yazılı
olan hakların, sorgu sırasında sanığa açıklanmamış olmasının, Yasa’ya
aykırılık oluşturacağını ve bozma nedeni sayılacağını belirtmiştir.
78
Yargıtay 2. Ceza Dairesi bu kararında; “... dava konusu suçtan dolayı
CMUK’nın 236. maddesinin yollamada bulunduğu aynı Yasa’nın 3842 sayılı
Yasa ile değişik 135. maddesi dairesinde sorguya çekilmesi gereken sanıklara bu
madde ile tanınıp savunmaya ilişkin bulunan hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış
ise bu husus tutanağa geçirilmeden hüküm tesisi...” durumunu Yasa’ya aykırı
bularak, bu aykırılığı bozma nedeni kabul etmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi de; sanığa, iddianame okunmadan ve yasal
hakları öğretilmeden (bildirilmeden) alınan savunmanın, hükme dayanak
yapılamayacağını açıkça belirtmiştir.
79
Bu nedenle, Yüksek 4. Ceza Dairesi;
“...Sanığın savunmasının alındığı 23.8.2001 günlü oturumda iddianame okun-
mayarak CYY’nin 236. ve yasal hakları hatırlatılmayarak 135. maddesine aykırı
davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması ve bu suretle hukuka aykırı
biçimde elde edilmiş bulunan anılan savunma hükme dayanak yapılıp CYY’nin
254/2.maddesinin göz ardı edilmesi, ...” durumunu Yasa’ya aykırı bularak
hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 4.10.1994 tarihli kararına göre, “...Ceza
Yargılama Yasası’nın 3842 sayılı Yasa’yla değişik 135. maddesinde öngörülen
77
1. CD,6.11.2002, 2002/2940, 2002/3985.
78
2. CD, 9.6.2004, 2003/4094, 2004/11538.
79
4. CD, 21.1.2004, 2003/891, 2004/433; aynı nitelikte, 4. CD, 13.5.1998, 4011/5101; 4.CD,
7.5.1998, 2560/4845.
54 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
aydınlanma hakkı ve aydınlatma yükümlülüğüne uyulmayarak ve özellikle; susma,
savunma ve bir savunmadan yararlanma hakları bildirilmeden yapılan sorgu ve
bu sorguyla elde edilen anlatım kanıtı da, kuşkusuz hukuka aykırı bir kanıttır ve
değerlendirme yasağı kapsamındadır.
(......)
Bu tür kanıtlar hükme dayanak yapılamazlar.
(......)
Ancak, olağanüstü ve sıra dışı bir yasa yolu olan yazılı emir yolu, yeniden
duruşma yapılamayacağından, Yargıtay’ın ilk mahkemenin yerine geçerek karar
verebileceği durumlarla sınırlıdır.
Dosya incelendiğinde; hükümlünün 3842 sayılı Yasa değişikliğinden sonra
sorgusu yapıldığı anlaşılmakta ve savunma/anlatım özgürlüğünü kullanıp kullan-
mama ve aydınlanma konularında, Ceza Yargılama Yasası’nın 135. maddesinde
öngörülen hakların kendisine bildirildiğine ilişkin bir deyişe duruşma tutanağında
rastlanmamıştır. Bu durumuyla sorgu Yasa’ya aykırıdır.
Ancak, hükümlü, aşamalardaki savunmalarında, okunan son soruşturma ka-
rarındaki suçlamaları reddetmekle yetinmiş, kanıt oluşturacak ikrar ya da benzeri
bir anlatımda bulunmamıştır.
Öte yandan yerel mahkemenin, bir ikrar ve kabulü içermeyen savunmaya
dayanması esasen olanaksızdır. Nitekim mahkeme hükmü, öbür kanıtlara daya-
nılarak kurulmuştur.
(....) Söz konusu hukuka aykırı işlemin, kurulan hüküm açısından nedensel
(illi) değer ve gücü bulunmamaktadır...”
80
Daire, söz konusu kararında, açıkla-
nan nedenlerle yazılı emre dayalı tebliğ namedeki bozma isteğinin reddine
karar vermiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 30.10.1995 tarihli kararında ise, “...CYY’nin
değişik 135. maddesinde öngörülen yöntem çerçevesinde sorgusu yapılmayan ve
bu yüzden de 254/son madde ve fıkrası uyarınca hukuka aykırı bulunan sanığın
ikrarına dayanılarak hüküm (mahkumiyet) kurulması…” durumunu Yasa’ya
aykırı bularak hükmün bozulmasına karar vermiştir.
81
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nce verilen bir kararda, mahkeme kararı ol-
maksızın sanığın telefonunun dinlenmesiyle elde edilen kanıtın, Yasa’ya
(Usul Yasası’na) aykırı şekilde elde edildiğinden, hükme esas alınamayacağı
belirtilmiştir.
80
4. CD, 4.10.1994, 1994/7351, 1994/7693 (YKD., 1995/9, s. 1476-1478).
81
4. CD, 30.10.1995, 1995/6017, 1995/6940 (YKD., 1996/2, s. 295, 296).
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 55
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
Yüksek 8. Ceza Dairesi, “...Zabıtaca yapılan araştırma sırasında sanıkta
9 mm. çaplı bir adet tabanca ile değişik türde mermilerin elde edildiği, somut
olgunun bundan ibaret bulunduğu sanığın hukuki sorumluluğunun bu sınırlar
içerisinde saptanması gerekeceği, silah ticareti yaptığı konusunda başkaca maddi
bulgu elde edilemeyip polisin duyum üzerine bu kişinin haberleşme özgürlüğüne
aykırı olarak mahkeme kararına dayanmaksızın özel hayata müdahale biçiminde
telefonun dinlenmesi sürecinde öğrenilen harici bilgilerin kanıt olarak gösterildiği,
CMUK’nın 254. maddesine 3842 sayılı Yasa ile eklenen son fıkrada“ soruşturma
ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin
hükme esas alınamayacağı ”ilkesi ön görülüp maddenin gerekçesinde de so-
ruşturma organlarının kasti hareketleri sonucu hukuka aykırı şekilde sağladıkları
delillerin yasal değişikliğin esprisine uygun olarak hükme dayanak alınamayacağı
belirtildiği halde, bu yolla elde edilen bilgilere dayanılarak suça yazılı biçimde
vasıf verilmesi, ...” durumunu Yasa’ya aykırı bularak, hükmün bu nedenle
bozulmasına karar vermiştir.
82
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 26.10.1995 tarihli kararına göre, “...Her
ne kadar sanıklar (....) ile örgüt lideri (....) arasında geçtiği ileri sürülen telefon
konuşmasına ilişkin olup (…) çözümü yaptırılan bant metni hükme dayanak alın-
mışsa da; bu bandı, elde edilişi itibariyle Anayasa’nın haberleşme özgürlüğüne dair
22. maddesinin Haberleşme gizliliği esastır. Kanun’un açıkça gösterdiği hallerde
usulüne uygun verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin emri bulunmadıkça, haberleşme en-
gellenemez ve gizliliğine dokunulamaz“ şeklindeki; CMUK’nın ise 238/a ile
254. maddesinin “soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde
elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz“ şeklindeki zorlayıcı hükümleri kar-
şısında geçerli kanıt olarak kabul etmeye olanak yoktur…
83
c. Hukuk Genel Kurulu Kararları
Hukuka aykırı yoldan elde edilmiş kanıtların değerlendirilmesi konu-
sunda, medeni usul hukukunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Ancak, hukuka aykırı yoldan elde edilmiş kanıta dayanılarak hüküm
verilip verilemeyeceği, Hukuk Genel Kurulu’nun değişik somut olaylarla
ilişkin verdiği kararlarda, öğretideki görüşlere de yer verilerek, ayrıntılı
biçimde tartışılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu’nun somut olayla ilgili verdiği bir kararında;
“...Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanan boşanma
istemine ilişkindir.
82
8. CD, 9.6.1999, 1999/9021, 1999/9538.
83
9. CD, 26.10.1995, 1995/4186, 1995/5414.
56 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
(.....)
Yerel mahkeme, davalı kadının izni alınmadan, kendisi tarafından tutulan
“günlük” isimli defterin içeriğinin bu davada, koca tarafından delil olarak ileri
sürülemeyeceği, günlük içeriğinin davalı kadının gizlilik alanına, sırlarına dahil
olduğu, davalının “kişilik haklarını” ilgilendirdiği, incelenmesi ve değerlendirmeye
tabi tutulmasının mümkün olmadığı; Tek başına tanık beyanlarının da davacı
savını kanıtlamadığı, davacı kocanın davalı kadını döverek ağır kusur içinde olup
davalıya yüklenecek herhangi bir kusurun varlığı ispatlanamadığı gerekçesiyle
direnme kararı vermiştir.
Uyuşmazlık; davalı kadının güven sarsıcı davranışlar içerisinde bulunup
bulunmadığı, sözü edilen davranışların ispatı ile ilgili olarak davalı tarafından
tutulan “GÜNLÜK” isimli defterin delil niteliğinde değerlendirilip değerlendiri-
lemeyeceği noktalarındadır.
(.....)
Davalı tarafından tutulan “GÜNLÜK” defterinin delil olarak değerlendirilip,
değerlendirilemeyeceği konusu gelince;
“Zehirli ağacın meyveleri” olarak ifade edilen hukuka aykırı olarak elde edilen
delillerin değerlendirilmesi konusunda medeni usul hukukunda açık bir düzenleme
bulunmamaktadır.
Öncelikle konuyu öğreti bakımından incelemekte yarar vardır.
Berkin, usulsüz veya kanunsuz yahut hukuka aykırı yoldan elde edilmiş delile
dayanılarak hüküm verilemeyeceği görüşündedir. Yazara göre, posta memuru ile
anlaşarak ele geçirilmiş ve mahkemeye sunulmuş olan başkalarına yazılmış mek-
tupların veya evli erkeğin ilişki kurduğu ve ileride evlenmek istediği kadına yazdığı
mektupların çalınarak boşanma davasında delil olarak kullanılması caiz değildir”
görüşünü ileri sürmüştür. (Bkz., Prof. Dr. Berkin N., Tatbikatçılara Medeni
Usul Hukuku Rehberi İst. S. 734)
Üstündağ “hukuka aykırı yollardan elde edilmiş olan delillerin değerlen-
dirilmesi konusunda usul kanunumuzda bir hüküm bulunmadığını belirtmekte,
kitabının bir başka yerinde“ sesin gizlice banda alınması halinde buna daha
sonra bir ispat vasıtası olarak dayanmanın mümkün olduğunu açıklamak-
tadır. Örnek olarak Alman Mahkemesi’nin kararına göre, insan seslerinin
konuşanın muvafakati olmaksızın tespiti kişilik haklarına bir saldırı olmakla
beraber, gizli ses almayı haklı kılan nedenlerin mevcudiyeti halinde bu
şekilde bir tecavüze müsaade edilmesi gerektiğinin kabul edildiğini be-
lirtmektedir. Alman Mahkeme kararına esas teşkil eden olayda evli kadın,
kocasına defalarca hakaret etmiş ve bütün bunları da mahkemede inkar
edeceğini de ilave etmiştir. Bunun üzerine koca açmayı tasarladığı boşanma
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 57
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
davası için bu sahneleri teybe almıştır. (Bkz., Prof. Dr. Üstündağ S., Medeni
Yargılama Hukuku C. I-II, İst. 2000 S. 627 ve 762).
Prof. Dr. Pekcanıtez’e göre, kişilik haklarının, özel yaşam alanı ve sır
alanının ihlali sonucu elde edilen teyp bandı, fotoğraf, çalınmış veya el
konulmuş aşk mektupları delil olarak değerlendirilemez. Hukuka aykırı
olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda medeni usul hu-
kukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmeli ve
bu konuda her somut olayda değerlendirme yapılmalıdır. Bu konuda ihlal
edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uy-
gunluk hususu da esas alınmalıdır. Diğer taraftan gizli şekilde ele geçirilen
tüm deliller hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin;
bir telefon görüşmesinde, telefondaki ses yükseltici veya ikinci bir dinleme
aleti sayesinde tarafların söylediklerinin duyulması sonucu yapılan açık-
lamalar ve bu konudaki tanıklık geçerli olmalıdır. Kişilik hakkının ihlali
sonucu elde edilen delilin kullanılmasına hakkı ihlal edilen kişi izin verirse
bu delil mahkemece kullanılabilir (Pekcanıtez-Atalay-Özekes, Medeni Usul
Hukuku, 2. Bası, Ankara 2001/s. 390 vd).
Hukuka aykırı elde edilen delillerin değerlendirilmesi konusunda
medeni usul hukukunda açık bir yasa hükmü olmadığı halde, Ceza
Yargılamaları Usulü Yasası’nda açık düzenleme yapılmıştır. Bu Yasa’nın
(CMUK) 254/2. maddesinde “kovuşturma makamlarının hukuka aykırı şekilde
elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.” denilmiştir. Burada sözü geçen
hukuka aykırılıklardan birisi de özel hayata yapılan haksız müdahaledir.
Ancak özel hayatın gizli alanı dediğimiz ve sadece bireyi ilgilendiren ala-
nın hiçbir şekilde müdahale edilemeyecek alandır. Örneğin; kişinin cinsel
yaşamı böyledir. Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek bir delil elde edilmiş
ise, bunu, kim, nasıl ve hangi amaçla elde etmiş olursa olsun söz konusu
delil ceza mahkemesinde delil olarak kullanılamaz. Zira hayatın gizli alanı
bir delil elde etme yasağı teşkil eder (Öztürk, B., Yeni Yargıtay Kararları
Işığında Delil Yasakları, Ank.1995, S. 116 vd.).
(…)
Öncelikli olarak özel hayatın gizliliğinin korunması esas olmalıdır. An-
cak somut olayın özelliği bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar
içermektedir. Kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş
ise burada hukuka aykırılık vardır. Hukuka aykırı yollardan elde edilme-
miş deliller ise yasak bir delil olarak değerlendirilemez. Boşanma davası
zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir davadır. Koca eşi ile birlikte
yaşadıkları mekanda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya
mektupları mahkemeye delil olarak verirse, bu deliller hukuka aykırı yol-
lardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirilir. Aynı
58 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
evde yaşayan kadın, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek
durumdadır. Kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde ya da yatağın
altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesi, bu mekanın
eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdükleri bir yer olduğundan kadın için
gizli mekan kabul edilemez. Hiç kimse evindeki bir mekanda bulduğu bir
delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamaz.
Diğer taraftan özel hayatın gizli alanları, özel hayatın gizli alanını
ilgilendiren delillerle ispat edilebilir. Nasıl ki, kadın başka bir erkekle
müşterek hanedeki yatak odasında sevişirken koca tarafından kapı kırıla-
rak içeri girilmesinde hukuka aykırılıktan söz edilemezse, ortak yaşanan
evde bulundurulan not defterinin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak
değerlendirilemez.
Eşlerin evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları yasal bir
zorunluluktur. Kadının bu konulardaki özel yaşamı, evlilik ile bir araya
geldiği hayat arkadaşı kocayı da en az kadın kadar ilgilendirmektedir. Bu
nedenle de davalıya ait hatıra defterinin delil olarak değerlendirilmesinde
kuşkuya düşmemek gerekir,
84
denmektedir.
4. Danıştay
Danıştay’ın ve idare mahkemelerinin de, hukuka aykırı yollardan elde
edilen kanıtlara bağlı olarak yapılan idari işlemlerin, iptaline dair vermiş
olduğu kararlar, bulunmaktadır.
İdare mahkemesince verilen bir kararda, özel yaşamın gizliliği ve ha-
berleşme özgürlüğü ihlal edilerek ve amirlik nüfuzu kullanılarak elde edilen
bilgilere (kanıtlara) dayanılarak davacı başkomiserin devlet memurluğun-
dan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kurulan işlemde; hukuka
uyarlık (uygunluk) görülmediği gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline,
bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının dava tarihinden itiba-
ren işletilecek faiziyle birlikte davacıya ödenmesine hükmedilmiştir.
85
Ayrıca, hem hukuk dışı yollardan telefonların dinlenmesini önleyecek
tedbirleri almamayı ve hem de Yasa’ya aykırı olarak idare ajanlarınca tele-
fon dinlenmelerini, idarenin ağır hizmeti kusuru olarak kabul eden, idare
mahkemesi ve Danıştay’ın kararları bulunmaktadır.
Danıştay 10. Dairesi’nce, “...devletin güvenliğine ve yüksek menfaatine iliş-
kin çok gizli belge olduğu belirtilerek mahkemeye bile ibraz edilemeyen bu raporun
84
HGK, 25.9.2002, 2002/2-617, 2002/648; Hukuka aykırı kanıtların tartışıldığı diğer bir
karar ise; HGK, 28.5.2003, 2003/1-374, 2003/370 sayılı karardır.
85
Kırıkkale İdare Mahkemesi’nin 13.11.2000 gün ve 2000/394, 2000/585 sayılı kararı.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 59
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
basına sızdırılmasının idarenin ağır hizmet kusuru olduğu, diğer taraftan, bu
raporun basında yer alması nedeniyle bakan olarak görev yapmakta olan davacının
(....) kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu, bu itibarla idarenin hizmet
kusuru nedeniyle davacının manevi zarara uğradığının kabul edilerek idarece ma-
nevi tazminat ödenmesine...” ilişkin idare mahkemesince verilen karar, usul
ve hukuka uygun bulunarak onanmıştır.
86
Danıştay 10. Dairesi başka bir kararında, davacının resmi telefonunun,
davalı idarede çalışan görevlilerce yasal olmayan yollardan dinlenmesini
önleyecek tedbirleri almayarak, Anayasal güvence altında bulunan haber-
leşme özgürlüğünün zedelenmesine neden olmak suretiyle idarenin ağır
hizmet kusuru işlediğinden, davacının uğradığı manevi zararın tazmin
edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
87
Danıştay 10. Dairesi bir kararında ise, Anayasa’yla güvence altına
alınmış bulunan haberleşmenin gizliliği esasının göz ardı edilerek, yargıç
kararı ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yasayla yetkili kılı-
nan merciin emri olmaksızın, davacıya ait telefon konuşmamalarının idare
ajanlarınca dinlenilmesinde, idarenin ağır hizmet kusurunun bulunduğu,
bu durumda davacının uğradığı manevi zararın ödenmesinin yerinde
olduğunu açıklamıştır.
88
5. Askeri Yargıtay
Askeri Yargıtay; 3842 sayılı Yasa’yla CYY’de yapılan değişiklikten önce,
hukuka aykırı kanıtlar konusuyla ilgili bir çok karar vermiştir.
Askeri Yargıtay İkinci Dairesi, 26.4.1973 tarihli kararında; “hukuka aykırı
biçimde, kişinin temel hak ve özgürlüklerine aykırı bir biçimde, onun özel yaşamı,
haberleşme özgürlüğünün ihlal edilerek gizlice elde edilmiş ses ve görüntü bandının
yargılamada delil olarak kullanılması da, vicdani delil sisteminin hukuka uygunluk
sınırına takılmaya ve mahkemede delil olarak kabul edilmemeye mahkumdur…”
diyerek hukuka aykırı yollardan elde edilen kanıtın kullanılamayacağını
açıkça belirtmiştir.
89
3842 sayılı Yasa’yla CYY’de değişiklik yapılmadan önce Askeri Yargı-
tay’ın yerleşik görüşünün, hukuk aykırı kanıtların yargılamada kullanılma-
ması gerektiği şeklinde olduğunu kararlarında açıkça görmekteyiz.
86
Danıştay 10. Dairesi 13.10.1999, 1997/2216, 1999/4812.
87
Danıştay 10. Dairesi, 6.12.2000, 2000/2926, 2000/6227.
88
Danıştay 10. Dairesi 6.12.2000, 2000/3896, 2000/6228.
89
Askeri Yargıtay İkinci Dairesi’nin, 26.4.1973 gün ve 1973/35 esas, 1973/100 sayılı
kararının özeti için bkz., Sartık, s. 196.
60 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
Askeri Yargıtay 1. Dairesi’nin 25.11.1974 günlü kararında, ses bant-
larının ancak hukuka uygun elde edilmesi durumunda yargılamada
kullanılabileceği açıkça vurgulanmıştır.
90
Bu karar hukuka aykırı kanıtla-
rın kullanılamayacağını, 3842 sayılı Yasa’yla, Ceza Yargılama Yasası’nda
değişiklik yapılmadan önce açılaması bakımından önemlidir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu 2.10.1971 tarihli kararında; sanığa
suçunu söyletmeye yönelik maddi ya da manevi zora dayalı eylemlerle,
elde edilen anlatımın, yasak kanıt kapsamında olduğunu ve bu şekilde elde
edilen ikrara dayanarak sanık hakkında hükümlülük kararı verilemeyece-
ğini, açıkça belirtmiştir.
91
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, 10.12.1992 günlü kararında ise,
CYY’nin 135/a maddesinde yer alan yasak sorgu yöntemleriyle elde edilen
kanıtlara dayanılarak hükümlülük kararı kurulamayacağını açıklamıştır.
92
Daireler Kurulu, bu kararında, CYY’nin 135/a maddesi hükmünün zaman
yönünden uygulama yönünü de tartışmıştır. Sanık yararına bir hüküm
olması nedeniyle, geçmişteki eylemlere davanın halen görülmekte olması
koşuluyla uygulanacağına karar vermiştir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, 24.12.1992 günlü kararında, askeri
savcı tarafından, sanığın, kefen giymek ya da az bir ceza ile kurtulmak
gibi seçenekler arasında bırakılmak suretiyle, aldatılarak ayrıntılı bir bi-
çimde ikrarının alınmasına ilişkin ifadenin, yasak yöntemle alındığından
dolayı, CYY’nin 135/a maddesi uyarınca kanıt olarak kullanılamayacağını
açıklamıştır.
93
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 20.01.1994 günlü kararı ise, yu-
karıda açıkladığımız konudaki kararların temelini oluşturması bakımından
çok önemlidir.
94
Bu karara göre, 353 sayılı Yasa,
95
CYY karşısında özel nite-
likte bir yasa olup, 353 sayılı Yasa’da özel düzenleme bulunan konularda
90
Askeri Yargıtay 1. Dairesi’nin 25.11.1974 gün ve 1974/704-1008 sayılı kararı için bkz.,
Odman, M. Tevfik, Hukuka Aykırı Şekilde Elde Edilen Delillerin Kullanılma Sorunu,
İnsan Hakları Merkezi Dergisi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınıdır)
C. III, sy. 4, Kasım 1995, s. (20-30), 26.
91
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun, 2.10.1971 gün ve 1971/65-70 sayılı kararının
özeti için bkz., Odman, s. 26, Dipnot: 28.
92
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 10.12.1992 gün ve 1992/119-140 sayılı kararı
için bkz., Savaş, Vural-Mollamahmutoğlu, Sadık, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
Yorumu, C. I, Ankara 1995, s. 793-800.
93
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 24.12.1992 gün ve 1992/145-146 sayılı kararı
için bkz., Kaymaz, s. 128.
94
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun, 20.1.1994 gün ve 1994/9-7 sayılı kararın özeti
için bkz., Genel, s. 13.
95
Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 61
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
CYY’nin uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. 353 sayılı Yasa’da genel
bir yollama/gönderme (atıf) maddesi bulunmadığından, askeri mahkeme-
lerde, CYY’nin uygulanabilmesi için ya açıkça yollama yapılmış olması ya
da bir konuda 353 sayılı Yasa’da boşluk bulunması gerekmektedir. CYY’nin
135/a maddesinde düzenlenen “yasak sorgu yöntemleri” konusunda ise, 353
sayılı Yasa’da hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, CYY’nin
135/a maddesinde yer alan “yasak sorgu yöntemleri” konusunu düzenleyen
bu hüküm, Askeri Ceza Yargılaması’nda da uygulanmalıdır. Görülüyor ki,
açıkladığımız ilke niteliğindeki bu karar, CYY’nin 135/a maddesinin Aske-
ri Ceza Yargılaması’nda da uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bundan
dolayı önemli bir karardır.
Daireler Kurulu’nun söz konusu bu kararında ayrıca, CYY’nin 135.
maddesinde yer alan, “ifade ve sorgunun tarzı” konusunu düzenleyen
hükmün, karşılığının, 353 sayılı Yasa’nın 83. maddesinde yer aldığı kabul
edilmiştir. Kararda, 353 sayılı Yasa’da CYY’nin 135. maddesine açıkça bir
yollama da yapılmadığı belirtilmiştir. Bundan dolayı da, Askeri Ceza Yar-
gılaması’nda sanığın ifadesinin alınması ve sorgusunun yapılması sırasında
CYY’nin 135. maddesinin uygulanamayacağı kararda açıklanmıştır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu; bir hırsızlık olayının araştırılması
sırasında, cüzdanın kendisi tarafından çalınıp çalınmadığına ilişkin soruya,
başlangıçta çalmadığını söyleyen sanığın, teğmenin, “Senin aldığını biliyo-
rum, itiraf et, aramızda kalacak.” şeklindeki ısrarı üzerine, cüzdanı kendisinin
çaldığını kabul etmesini ve soruşturma sırasındaki ifadelerinde suçlamayı
reddederek teğmenin kendisine baskı yaptığını ileri sürmesini değerlendi-
rerek, CYY’nin 135/a maddesine yollama yapmak suretiyle, sanığın beya-
nının özgür iradesine dayanması gerektiğini belirterek, bu iadeye dayanan
mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir.
96
Hukuka aykırı arama konusunda, Askeri Yargıtay 5. Dairesi 11.1.1995
günlü kararında, konutta yapılan aramanın başlangıçta yöntemine uygun
olmasına karşın, daha sonra görevlilerin yetkilerini kötüye kullanmak sure-
tiyle, kapıyı zorla kırmaları sonucu, aramayı haksız işleme dayandırmaları
dolayısıyla böylelikle hizmet dışına çıkmaları nedeniyle, bu aramanın ve
hizmet halinin değerlendirmeye alınamayacağı ve üste hakaret suçunun
hizmet sırasında olmadığı belirtilmiştir.
97
96
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 28.1.1999 gün ve 1999/35-17 sayılı kararın özeti
için bkz., Genel, s. 16.
97
Askeri Yargıtay 5. Dairesi’nin 11.1.1995 gün ve 1995/30-34 sayılı kararın özeti için
bkz., Genel, s. 16: Odman, s. 27.
62 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
Askeri Yargıtay 5. Dairesi, 25.1.1995 günlü bir kararında ise, tanıkların
usulüne uygun olarak ifadelerinin alınmamış olmasını, hukuka aykırılık
olarak kabul etmiştir.
98
Görüldüğü gibi, Daire, her iki kararında da, CYY’nin 254. maddesinin
2. fıkrasında yer alan hukuka aykırı olarak elde edilen kanıtların hükme
esas alınamayacağına dair hükme yollama yapmadan, Ceza Yargılama Ya-
sası’ndaki kurullara uyulmayarak, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen
kanıtların değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.
Yine, Askeri Yargıtay 5. Dairesi, telefon dinlemesi ve bant kaydına
ilişkin olarak 14.2.2001 günlü başka bir kararında “… Devlet gücünün, bi-
reylerin özel yaşantılarını ihlal etmesini önlemek amacıyla, özel hayatın gizliliği,
konut dokunulmazlığı ve haberleşme hürriyetini anayasal teminat altına almıştır.
Taraf olduğumuz İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa
Sözleşmesi’nin 8. maddesi, herkesin özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşme-
sine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, bu hakların kullanılmasına
ulusal güvenlik, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,
genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda
gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müda-
hale yapılamayacağı hükümlerini içermektedir.
Yabancı Devletin … Başkonsolosluğu’nda görev yapan ve …. Gizli haber alma
servisinin elemanı olduğu saptanan ….’ye ait telefonların, istihbarat elemanları
tarafından, ulusal güvenliğin korunması amacıyla dinlenilmesi sırasında, sanıkla
konuşmalarına tesadüf edilmesi ve bu konuşmaların banda kaydedilmesi, sanığın
anayasa ile teminat altına alınmış haklarından birine, devlet organı tarafından
yapılmış ihlal olarak kabul edilemez.
Sanığın ses örnekleri, kendi rızası ile ve mahkeme huzurunda saptanmış,
yapılan işitsel tanı ve spektografik inceleme sonunda, orijinal kasette yabancı ak-
sanla konuşan şahsa bilgi veren kişiye ait seslerin, sanıktan alınan ses örnekleriyle
%99 benzer olduğu ve kasetlerde yer alan kayıtlar üzerinde montaj bulunmadığı
tespit edilmiştir.
Bu nedenle, istihbarat elemanlarının yapmış olduğu operasyonda kullandığı
bu yöntemin hukuka aykırı olduğu söylenemez. Ancak, sanığın istihbarat eleman-
larınca yapılan sorgusu sırasında hukuka aykırı yöntemler kullanıldığına ilişkin
bulgular nedeniyle, burada saptanan ifadesinin hükme esas alınmaması uygun
görülmüştür.” demektedir.
99
98
Askeri Yargıtay 5. Dairesi’nin 25.1.1995 gün ve 1995/77-76 sayılı kararı için bkz.,
Odman, s. 27; Genel, s. 17.
99
Askeri Yargıtay 5. Dairesi’nin, 14.2.2001 gün ve 2001/5-109 sayılı kararının özeti için
bkz., Genel, s. 19.
TBB Dergisi, Sayı 55, 2004 63
hakemli makaleler A. Rıza ÇINAR
CYY’nin 254. maddesinin 353 sayılı Yasa’daki karşılığı 163. maddedir.
353 sayılı Yasa’nın, kanıtların sunulması ve değerlendirilmesi ile ilgili 163.
maddesine, 22.1.2004 gün ve 5078 sayılı Yasa’yla, “Kanun’a aykırı elde edilmiş
bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği” hükmü eklenmiştir.
100
Böylece, 4709
sayılı Yasa’yla, 2001 yılında Anayasa’nın 38. maddesine eklenen fıkraya
paralel bir düzenleme getirilmiştir.
Kanımızca, 353 sayılı Yasa’nın 163. maddesine eklenen bu fıkrada, ob-
jektif bir anlam taşıyan “kabul edilemez” deyimine yer verildiği için, hukuka
aykırı yollarla elde edilen kanıtların herhangi bir biçimde kullanılmasının
önüne geçilmiş olmaktadır. Yani, hukuka aykırı bulgular kanıt/delil nite-
liğini taşımadıkları için soruşturma ve kovuşturma evresinde hiçbir zaman
kullanılamayacaklardır.
SONUÇ
Yukarıda açıkladığımız gibi, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin
ortaya çıkarılmasıdır. Başka bir deyişle, daha önce işlenmiş olan eylemle
ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, ceza yargılamasının temel amacı-
nı oluşturmaktadır. Bu amaç, yani, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, ne
pahasına olursa olsun gerçekleştirilemez. Yapılan araştırma ve soruşturma
sınırsız değildir. Çünkü, kişisel temel hak ve özgürlükler ile toplumsal de-
ğerlerin, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yapılan etkinlikler (araştır-
ma ve soruşturma vs.) sırasında da, korunması zorunludur. Bu nedenlerle,
Ceza Yargılama Yasası’nın çeşitli maddeleriyle, kanıtın (delilin) kendisi ve
elde edilmesi konusunda birçok sınırlamalar ve yasaklar getirilmiştir. Ceza
Yargılama Yasası’nda 842 sayılı Yasa’yla yapılan değişiklik de bu yönde
olmuştur. Bununla, kanıtı elde etme bakımından bazı yasaklar getirilmiştir.
Bu yasa ile, hukuka aykırı kanıtlar için değerlendirme yasağı yanında, bu
tür kanıtların “hükme dayanak” yapılamayacağı, yapıldığı takdirde, hükmün
bozulacağı da öngörülmüştür.
“Hukuka aykırılık” kavramı tüm hukuk kurallarını kapsamaktadır. Hu-
kuk devletinde, yasalar uyulması için yasa koyucu tarafından yapılır. Bu
nedenle, hukuka aykırılığın derecesi olmaz. Yani ağaç zehirliyse, meyvesi
de zehirlidir. Hukuka aykırı kanıtların dolaylı ya da başka bir deyişle uzak
etkisi kabul edilemez. Önemli olan kanıt elde edilmesi, sırasında, bir şekilde
herhangi bir hukuk kuralına aykırı davranılmasıdır. Çünkü, CYY’nin 254/2.
100
22.01.2004 günlü ve 5078 sayılı Askeri Ceza Kanunu ile Askeri Mahkemeler Kuruluşu
ve Yargılama Usulü Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 9. maddesiyle
353 sayılı Yasa’nın 163. maddesine fıkra eklenmiştir (Bkz., 5078 sayılı Yasa 29.1.2004
gün ve 25361 sayılı RG yayınlanmıştır).
64 TBB Dergisi, Sayı 55, 2004
A. Rıza ÇINAR hakemli makaleler
maddesi hukuka aykırı bir şekilde elde edilen kanıtın hükme esas alınama-
yacağını mutlak bir biçimde öngörmektedir. Kaldı ki, 3.10.2001 gün ve 4709
sayılı Yasa ile Anayasa’nın 38. maddesine eklenen fıkrada; “Kanun’a aykırı
olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” denilmektedir. Böyle-
ce, Anayasa metnine giren bu hükümle, açıkça ve hiçbir duraksamaya yer
vermeyecek bir biçimde, hukuka aykırı bir biçimde elde edilen bulguların
dahi, kanıt olarak kabul edilemeyeceği öngörülmektedir.
Hukuka aykırı bir kanıt elde edilmişse, bunun özel kişilerin ya da
kovuşturma ve soruşturma organlarınca elde edilmiş olup olmadığı da
önemli değildir. Önemli olan, kanıtın kendisinin hukuka aykırı olması ya
da hukuka aykırı bir biçimde elde edilmiş bulunmasıdır. Bir kanıt, hukuka
aykırı ya da hukuka aykırı yollardan elde edilmişse, CYY’nin 254/2. mad-
desi uyarınca değerlendirme yasağı kapsamındadır. Çünkü, kanıt topla-
makla görevli ve yükümlü olan soruşturma ve kovuşturma organlarınca
başvurulması yasaklanmış bir yolun (hukuka aykırı kanıt elde etme), böyle
bir görevi olmayan özel kişilere tanınması açıklanması mümkün olmayan
çelişki yaratırdı. Bu konuyu açık bir biçimde düzenleyen, hiçbir duraksa-
maya neden olmayacak bir hüküm, Anayasa’nın 38. maddesine, 3.10.2001
gün ve 4709 sayılı Yasa ile ek fıkra (altıncı fıkra) olarak eklenmiştir. Buna
göre, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, kim tarafından elde edil-
miş olursa olsun kanıt olarak kullanılamayacaktır.
Böylece, hukuka aykırı yollardan elde edilen kanıtların kullanılması
kesin bir biçimde yasaklanmıştır. Bundan dolayı, hükme esas alınıp alın-
mayacağı değil, soruşturma evresinde dahi, kullanılamayacaktır. Çünkü,
Anayasa’ya göre, hukuka aykırı yollardan elde edilen bulgular, kanıt olarak
kabul edilmemektedir.