1
*
Yargıç, Sincan, Ankara.
HUKUKSAL ROMANTİZM
LEGAL ROMANTICISM
Mustafa Talat KUTLU
*
Özet : Bu makalede hukuka verilen romantik anlam üzerinde
durulmuştur. Hukuk kurallarına yüklenen değerlerin egemen güçler
tarafından kullanımı vurgulanmıştır. Hukukun üstün ilkelerine ro-
mantik vurguyla yapılan perdeleme işlemi hukuk kuralında bozulma-
ya yol açar. Bu perdelemeye karşı somut ve nesnel hak algılamaları
ile çoğulcu bir hukuk tartışması yapılması öneriliyor.
Anahtar Sözcükler: Hukuksal Romantizm, Siyasal İktidar,
İhkak-ı Hak, Adalet, Hukuk, Yurttaş, Ulufe, Devlet, Halk, Eşitlik.
Abstract : This article focuses on the romantic sense given
to the concept of law. It is also emphasized the use of sovereign
powers of the values inbuilt in the rules of law. The screening
process with romantic emphasis on the principles of law, leads to
deterioration of rules of law. And against this concealment, the
concrete and objective perceptions of the rights with the pluralist
legal discussion is proposed.
Keywords : Legal Romanticism, Political Power, Repossession,
Justice, Law, Citizen, State, Public, Equity
GİRİŞ
Tüm ideolojik tezler “adalet” üzerinden temellendirilir. Adalet is-
tenci bütün dünyevi ve ruhani önermelerin içinde açıkça görünür kı-
lınır. İnsanın her koşulda ileri sürdüğü, sürebildiği biricik savunma
tezidir adalet.
Hukuksal Romantizm76
Bu kadar adalet istemek aslında adaletin yokluğuna işaret eder.
Bu nedenle hukuksal tezlerin neredeyse tamamı gerçekten veya gös-
termelik olarak “adaletin yokluğundan” üretilir. İnsanın adalete yükle-
diği değer onun gerçekte olmamasına veya nadiren olmasına karşılık
gelir. Zira çok olan bir şey bu kadar arzulanamaz, değerli kılınamaz.
Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, anayasacılık, yargının bağım-
sızlığı ve tarafsızlığı, eşitlik, özgürlük, güvenlik, vicdan ve diğer üstün
hukuk kural ve kavramları hemen hemen hepimizde olumlu ve saygın
duygular uyandırır. Hukuksal kural ve kavramlara yüklenen olumlu
anlamlandırmanın arkasında genellikle hukukla bağdaştırılan adale-
te duyulan saygı, sevgi, özlem ve inanç vardır. Adalete yüklediğimiz
üstün anlam ve saygınlık hukuka duyulan umudu ve güveni inanılır
kılarak hukuk kuralına iyilikle özdeş bir nitelik, daha ileriye giderek
meşruiyet zemini hazırlar.
Adaletsizlik karşısında duyulan adalet istenci, hayatın ve toplum-
salın sınır tanımaz karmaşıklığı içinde, ne olduğunu tam olarak bile-
mediğimiz, sezgilerimizle ulaşmaya çalıştığımız güçlü bir isteğe yol
açar.
1
Bu istek, insan varlığıyla özdeşleştiği gibi çoğu zaman hakka-
niyet, eşitlik ve özgürlük, bazen de güvenlikle anlamlandırılarak so-
mutlaştırılır. Adalet isteği, ülküselliğiyle yaşatılırken ötekileştirilenin
veya ezilenin iradesi, mağdur zihniyeti görünümünde kendini adalet-
sizlik üzerinden somutlaştırarak görünür kılar. Adalet, adaletsizliğin
içinden görünürken romantizm değil, acı, öfke, ceza, intikam, çıkarlar
veya vicdanın keyfiliğine atfedilen şefkat ve merhamet hissedilir. Bu
somutlaşma dünyanın gidişatının gösterdiği gibi sürekli yaşanır, bu
sürekliliğe katlanmak için perdeleme ve duyarsızlaştırma mekanizma-
ları oluşturulur.
Hukuk mekaniğinin insani olana yatkınlığı kadar, insani olanı
perdeleme işlevi gördüğünü biliyoruz. Hukuk işlevsel olarak haklar
düzeni kurarak önceden belirlenmiş bir siyasal ve toplumsal dengeler
sistemi oluşturur. Bu dengeler sistemi içinde hukuk, determinize edil-
miş, çıkarsal deneyimle kurgulanıp sınanmış mantığına uygun işler.
Ancak hukuk mekaniği, hukuku varedenin çıkarı veya yararına öz-
gülenip, hukukun işlevselliği ve anlamlılığı, baskın bir çıkarın güdü-
1
Adaletsizlik duygusu hakkında bkz. Mustafa Tören Yücel; Hukuk Felsefesi,
Turhan, 3. Baskı, Ankara 2009, s.243 vd..
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 77
lediği formüllere indirgenerek, sınıfsal, oligarşik, militarist, monarşik
veya demokratik istemler, hukuk kuralını koyanın, hukuku içeriklen-
dirmesi ile sonlandırılır. Burada kuramsal olanla kılgısal olan arasında
ayrışma yaratılarak, büyük sözlerin ve anlamlandırmaların arkasında
yerel kılgı kendini baskın egemen zihniyetin güdümünde vareder.
Bu yapılanma tüm romantik çıkarımları olanaksız kılarken, aynı
zamanda bu dengesizlikten, acı halden çıkış noktası olarak hukuksal
romantizme geri dönüşü zorunlu kılar. Buradaki çelişkiyi ve geri dö-
nüşü anlayabilmek için hukuk ile onun gerçekliği, birey ile toplum,
siyasal olan ile insani olan, çoğunluk ile azınlık, üst yapının alt yapıyı
belirlemesi, kaba güç ile medeni güç, devlet ile sivil toplum, çıkar ile
yarar ve kamu, haklar ile yasa, özgürlük ile eşitlik ve yasak arasındaki
gerilimi görmeliyiz. Bu noktada, hukuk ile onun gerçekliği arasında-
ki hülyalı çelişkiyi hem anlamlandıran hem de yadsıyan hukuksal ro-
mantizmin yapısı üzerinde durmak kaçınılmaz hale gelir.
ROMANTİZM KAVRAMI
Romantizm, alışıldık biçimiyle edebi ve sanatsal bir görünüme sa-
hip olsa da, aslında başlı başına felsefi, teolojik, ekonomik, sosyolojik,
tarihsel, hukuksal, siyasal ve daha birçok ideolojik duruşu ve anlam-
landırmayı içinde barındıran önemli bir akımdır.
2
Romantizmin içe-
riksel çeşitliliği yanında, farklı öznel yönelim ve ayrışmaları mümkün
kılan ilginç bir yapısı vardır. Romantizm, geniş bir yaşamsal alanda
karşıt gibi görünen birçok fikir ve uygulamayı içinde barındırıp bü-
tünleştirdiği gibi birbiriyle çelişik, ancak içerik olarak birbirini kapsa-
yan farklı tarz ve uygulamaları kendi düzlemine alan bir yapıdadır.
Romantizm akımının klasik akıma tepki olarak ortaya çıktığı bili-
nir. Klasizm, 16. yüzyıl ile 18. yüzyıl sonları arasında etkisini gösteren,
daha çok soylular tarafından anlamlandırılan, monarşik ve aristokra-
tik mantık içinde hareket eden, geleneksel akıl üzerinden biçimlenen,
kalıplaşarak dinamizmini kaybetmiş bir akım olarak tanımlanır. Kla-
sizmin dayandığı monarşik ve aristokratik seçkinci toplumsal değerler
2
Michael Löwy, Robert Sayre; İsyan ve Melankoli Moderniteye Karşı Romantizm,
Versus, Çev. Işık Ergüden, İstanbul 2007, s.19.
Hukuksal Romantizm78
ile bu yapılanmadan kaynaklanan egemen fikrin sınıfsal ve kemikleş-
miş yapısının ortaya çıkardığı abartı, bıkkınlık ve status quo, toplum-
sal değişimlerin etkisiyle ortaya çıkan burjuva sınıfının ideolojik çıkar
ve arzularında kendini gösterir. Aydınlanma ve 1789 Fransız Devrimi-
nin etkisiyle ortaya çıkan ve gittikçe etkinliğini artıran burjuva sınıfı,
bireysel özgürlükler ile burjuva özgürlüklerinin yaygınlaşmasına yol
açarak klasik akımın aristokratik ve seçkinci etkisini sona erdirir.
3
Burjuva özgürlükleri ve bireyleşme sonucunda klasik tarzın kalıp-
larından ve statüsünden kurtulan düşünür ve sanatçılar öznelliklerini
ve duygularını ortaya koyan çalışmalar içine girerek farklı alanlarda
çeşitlilik gösteren düşünsel ve sanatsal yapıtlar verirler. Klasizmin
aristokratik, seçkinci, abartılı ve katı akılcılığının yerine, öznel, özerk
duygu ve düşünceler geçerek, coşkunluk, tutku, düş, hayal, rüya gibi
romantik temalı kişisel imgelemler ortaya çıkar. Bu yapılanma bireysel
özgürlük kanallarının sonuna kadar kullanılmasına varan özgürlükçü,
ütopik, lirik sanatsal ve düşünsel üretim ile dışavuruma yol açar.
Genel olarak 18. yüzyılın ortalarından başlayarak 19. yüzyılın
başlarına kadar etkisini sürdüren, Avrupa’da yaygınlaşan, belirli bir
duyarlılığı ifade eden, önce İngiltere ve Almanya’da, ardından Fran-
sa, İtalya ve İspanya’da gelişme gösteren duygunun akıl, hayal gücü-
nün de eleştirel çözümleme karşısında üstünlüğünü savunan düşünce
hareketlerinin tümü romantizm olarak adlandırılır
4
. Romantizmden
üretilen romantik karakter ise, kendini duygu ve düşgücünün ege-
menliğine kaptırmış, çok şeyler vaat eden, ancak ütopik ve coşkulu
olan girişimlere özel bir ilgi duyan kimsenin davranış biçimi olarak
adlandırılır.
5
Romantik sıfatı, zamanla düşsel ve olağanüstüyü betimleyen, gi-
derek melankolik, hüzünlü duygular ve özlemler olarak kullanılmaya
başlanır
6
. Bu yapısallık içinde romantizm, son yüzyılda etkinliğini yi-
tirse de, geçmişten geleceğe varlığını koruyan, günümüzde de etkisini
sürdüren bir içeriğe sahiptir. Dahası romantizme özgü düşünce, tarz
ve dışavurumun sürekli olarak toplumsal ve bireysel ilgi ve istemlerde
3
Erdoğan Alkan; Romantizm, Varlık, İstanbul 2005, s.32.
4
Büyük Larousse, Sözlük ve Ansiklopedisi; Milliyet, 19. Cilt, İstanbul 1992, s. 9900.
5
Büyük Larousse, s. 9900.
6
Alkan, s.58.
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 79
her türüyle görünür hale geldiği ileri sürülebilir. Romantik bakış açısı
veya romanesk tarz olarak ifade edilen biçimin, yakın dönemlerdeki
siyasal-ekonomik ve sosyo-kültürel hareketlerle günümüzde de sergi-
lendikleri söylenebilir.
7
Romantizmin gerçekle olan bağına ilişkin eleştirel yaklaşımların
kısmi doğruluğuna karşılık, romantizmin gerçekdışılığı, cari toplum-
sal gerçeğin eleştirisi olarak ileri sürdüğü dünya görüşünün taşıdığı
önemi azaltmaz.
8
Romantizmin ileri sürdüğü hayali, simgesel, fan-
tastik, ideal, ütopik ve olağanüstü evreni, körleşerek sıradanlaşmış,
insanlıkdışı hale gelerek kabalaşmış, araç değerlerin egemenliğine
terk edilmiş klasik veya modern dünyanın yapay ve mekanik gerçek-
leri ile cari kılınmış gerçekliğin durağan ve sıkıcı doğasına duyulan
karşıtlık oluşturur. Bu nedenle romantizmin ortaya koyduğu eleştirel
gerçekdışılık, gerçeklikten kaçış ve olumsuz itiraz yükünün, özgür-
leştirici bakış açısı ile son derece gerçekçi bir bilince yol açtığı ileri
sürülebilir.
9
Romantizmi herhangi bir okul veya öğretiyle, belirli bir siyasal gö-
rüşle özdeşleştirmek olanaksız
10
olsa da romantiklerin ilerici ve gerici
düşünce ve uygulamalara sahip oldukları görülür.
11
Farklı biçimleri
olmasına karşın, romantiklerin ortak özelliğini kapitalizme duydukla-
rı antipati oluşturur.
12
Romantizm, kapitalist/ modern gerçekliğe kar-
şıtlıktan doğar. Kapitalist/modern gerçekliği oluşturan hesap ruhu,
dünyanın büyüsünün bozulması, araçsal akılcılık ve bürokratik ege-
menlik kapitalizmin ruhunu temsil eder.
13
7
Löwy, Sayre, s.23.
8
Eleştirel gerçekdışılık, gerçeklikten kaçış, negatif itiraz yükü ve özgürlükçü bakış
açısı değerlendirmeleri hak-kında bkz.; Löwy, Sayre, s.15.
9
Isaiah Berlin; Romantikliğin Kökleri, Yapı Kredi Yayınları, Çev. Mete Tunçay, 2.
Baskı, İstanbul 2010, s.27. Löwy, Sayre, s.16.
10
Berlin, Romantikliğin sonucunu liberalizm, hoşgörü, dürüstlük ve yaşamın
yetkinsizliğinin takdir edilmesi olarak belirler, s.173.; Romantizm ve liberalizm
karşıtı olarak romantizm ile liberalizm arasındaki bağa ilişkin açıklamalar için,
bkz. Carl Schmitt, aktaran Bünyamin Bezci; Carl Schmitt’in Politik Felsefesi,
Modern Devletin Müdafaası, Paradigma Yayıncılık, İstanbul 2006, s.122-123.
11
Ricarda Huch; Alman Romantizmi, Doğu Batı, Çev. Gürsel Aytaç, Ankara
2004, s.467; Berlin, s.151.; Büyük Larousse, s.9900; Romantizmin gerici yerel
uygulamasına örnek için bkz., İdris Küçükömer; Romantik Akım ve Irkçı Politika,
Cuntacılıktan Sivil Topluma içinde, Profil, Aralık 2009, s.41 vd..
12
Löwy, Sayre, s.16.
13
Löwy, Sayre, s.24-25.
Hukuksal Romantizm80
Burjuva değerleri ve aydınlanma sonucunda ortaya çıkan roman-
tizm, klasizmin kalıplaşarak insanlıkdışı hale gelmiş ve aklileştirilmiş
egemen sınıfsal gerçekliğine karşıtlık oluştururken, klasizm sonrasın-
da gelişen aydınlanma ve modern kapitalizmin mekanik ve insanlık-
dışı gerçekliğine de karşı çıkar. Buna uygun olarak Marx, romantizmin
kapitalist uygarlığın “meşru antitezi olarak mutlu sona kadar” ona eşlik
edeceğini ileri sürer. Marx, romantizmi, burjuva yaşamının “bütünüyle
boş olmasına” karşı tarihsel olarak kaçınılmaz bir karşı saldırı -“başlan-
gıçtaki tamlığa” yönelik nostaljik bir özlem- olarak tasvir eder.
14
ROMANTİZM İLE HUKUK ARASINDAKİ İLİŞKİ
Romantizmin hukukla ilişkisinin anlamlandırılmasında, yaşama
bakarak oluşturulmalarına karşın, yaşamdan koparılarak aşkınlaştı-
rılıp yüceltilerek üstün değerler haline getirilmiş hukuksal ilkelerin,
romantik anlayışa ve imgeye yol açtığı söylenebilir. Hukuk alanının
somutluğu ve gerçekliği karşısında romantizmin ileri sürdüğü aşkın
ve yüceltilmiş hukuksal ideanın gerçekliği her zaman tartışmalıdır.
Ancak bu aşkın ve üstün ideaya gönderme yapmadan birey ve kitleler
açısından hukukun varlığını veya yokluğunu anlamlandırmak ve ide-
alize etmek de olanaksızdır.
Hukukun üstünlüğü savını aşkın bir ilkeler bütünü olarak ileri sü-
rerken aslında ilkenin içinde kendini gösteren romantik bir çıkarımı da
açık etmiş oluruz. Burada hukukun üstünlüğüne yüklenen anlam, her
zaman “hangi hukukun üstünlüğü” sorusunu ve sorununu beraberinde
getirir. Bu sorunun yanıtının tarihsel bağlamında ele alındığında hiçbir
zaman romantik olmadığı görülür. Ancak bu soruyu ve sorunu görün-
mez kılmak için hayali, ideal, romantik bir yapı, yani maske oluşturulur.
Romantizm ile hukuk arasındaki bağlantıyı ve kapalı ilişkiyi so-
mutlaştıran en önemli metin 1789 Fransız Devrimi sonucunda mey-
dana getirilen ve burjuva ideolojisini ortaya koyan İnsan ve Yurttaş
Hakları Beyannamesidir. Bu tarihi belgenin içeriği, anlam dağarcığı
ve dili incelendiğinde romantik bir dışavurumun Beyannamede dile
getirilen haklar sistemine nasıl yansıdığı ve onu oluşturduğu açıkça
14
Max Blechman; Devrimci Romantizm Üzerine Düşünceler, Devrimci Romantizm
içinde, Versus, Haz. Max Blechman, Çev. Bilal Çölgeçen, İstanbul 2007, s.334.
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 81
görülür. Burada ileri sürülen kamusal argümanlar “kahramanca yanıl-
samalar” üzerine kurulur.
15
Beyannamede, yurttaş romantik bir kamu-
sal söylem olarak ortaya çıkar; özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ideaları
soyutlaştırılarak kurulan haklar düzeninin temeline yerleştirilen anla-
yış herkesin yararınaymış gibi görünür.
16
Aslında burada burjuvanın
“manda” konumunda olduğu, kapitalist toplumun zafere ulaşmasına
yol açan inanç üzerinde temellenen, ahlaki olarak sahici bir yanlış bi-
linç ortaya çıkar.
17
“... Tarihin gündemi olmuş bir şeyin kendini başka türlü ortaya koyması,
yani burjuva sınıfının zaferi, feodaliteye karşı işverenlerin zaferi, kapalı paza-
ra karşı, loncaya karşı, meslek birliğine ve ilişkiler ağına karşı, serbest pazar
ekonomisinin inşaası olarak göstermesi imkansızdı. Yoksa başkaları, palazla-
nan burjuva olmayan, böyle olmak da istemeyen başkaları böyle bir dava için
mücadele etmemiş olurlardı. Hatta eğer yurttaş yerine hemen burjuva ortaya
çıkmış olsaydı, egemen burjuvazi, XVI. ve XVII. yüzyılların ekonomisine ide-
olojik olarak zaten kısmen egemen olan burjuvazi, henüz tam anlamıyla sahip
olmadığı politik iktidarı ele geçiremezdi...”
18
Diğer yandan romantizm yoluyla, uygulanan hukukun yarattığı
status quo’nun ortaya çıkardığı insanlıkdışılığı ve boğucu gerçekliği or-
taya koymak için coşkun, negatif ve eleştirel bir romantik saldırıyı izle-
yecek yıkıcı bir tartışma ve saldırının yapılması da kaçınılmazdır. Bu ne-
denle romantizmin ortaya koyduğu eleştirel gerçekdışılık, gerçeklikten
kaçış ve egemen olana yönelik olumsuz itiraz yükünün ortaya koyduğu
muhalefet, olanın egemen ve boğucu durağanlığından kopuşun sağla-
yacağı farklılaşmış ve özgürleştirici bakış açısı ile somut olanın yapay ve
sanal gerçekliğini tersyüz edecek gerçekçi bir bilince yol açabilir.
Bu anlamıyla romantizm ile hukuk arasındaki ilişkinin içerdiği
toplumsal ve bireysel karşılaşma hukuk alanında da ilerici ve gerici
yansımalara yol açarak hukuksal eylemin özüne yerleşir. Saf hukuk ye-
rine hayattan ve insandan beslenen, insana içkin değerleri, öznelliği ve
coşkun ideayı yansıtan romantik içeriğin hukuksalı etkilediği, uygula-
nan hukuka yandaşlık ürettiği kadar, karşıtlık da ürettiği görülecektir.
15
Marx’tan aktaran, Bloch, s.235.
16
Bloch, s.234.
17
Bloch, s.235.
18
Bloch, s.235.
Hukuksal Romantizm82
HUKUKSAL ROMANTİZM
Hukuk, haklar ve adaletle olan bağı nedeniyle kendi başına say-
gınlık uyandıran bir kavramdır. Hukukun mevzuattan ayrıştırılarak
adalet ve haklarla tanımlanması ona yüklenen ideayı belirli bir inanca
dönüştürür. Özellikle konulmuş hukukun adalete özgülendiğinin ve
adalet arayışının aracı olduğunun ileri sürülmesi ile hukuk romantik
bir tema haline gelir. Ancak hukukun varoluşu üzerinden yapılan tarihsel-
süreçsel bir okumayla hukuka yüklenen anlamın genel olarak mitle karışık bir
fetişleşmeye daha ileri giderek ütopyaya karşılık geldiği görülür.
19
Hukuk de-
nen nesnel yapının toplumsal güçlere atfedilen etki-tepki, çıkar-yarar
gibi etkenlere bağlı olarak varlık kazanarak tarihsel-siyasal-hukuksal
gerçekliğe dönüştüğü ileri sürülebilir.
Hukuksal romantizm, soyut haklar ve adalet imgesiyle tanımlanan, üto-
pik hale getirilmiş soyut hukukun sahip olduğu aşkın ve üstün soyut hukuksal
değerler söyleminin öne çıkarılması ile hukukun nesnelliğinden ya da gerçekli-
ğinden koparılması olarak tanımlanabilir.
20
Hukuk ile romantik söylemin bir-
leştiği nokta özgürlük, eşitlik, vicdan, güvenlik, demokratik meşruiyet, ortak
iyi, tarafsızlık ve bağımsızlık, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü gibi soyut
insani ve hukuksal değerlerin hukuksal-siyasal-söylemsel coşkunluk taşıyan
öznellikleri ile somut siyasal-toplumsal gerçeklikler arasındaki gerilimdir.
21
Hukuksal kurum ve kavramların yüceltilmesine ve dokunulmaz
kılınmasına, kısacası sosyal ve siyasal körleşmeye bu soyut romantik
söylem yol açar. Burada romantizmin “gerici” bir yapıyı ortaya çıkar-
dığından söz edilebilir.
Hukuksal romantizme yüklenebilecek bir diğer özellik, romantiz-
min içinde bulunan muhalefet ruhuna ilişkindir. Romantik söylemin
bünyesinde bulunan negatif itiraz yükü eleştirel bir yaklaşım ortaya
koyarak somut egemen yapının ve söylemin gerçekliğine karşı özgür-
lükçü bir bakış açısı geliştirir. Böylece sınıfsal, oligarşik, sömürgeci,
dokunulmaz ve baskıcı hale gelen egemen gerçekliğin insanlıkdışılığı
19
Mustafa Kutlu; Hukukun Arkeolojisi, Suç ve Ceza Dergisi, Sayı: 2009/1, s.147 vd.
20
Doğan Özlem; Hukuk Devletini Sosyal Devlet İçinde Düşünmek, Doğu Batı
Dergisi, Sayı: 13, 2000-01, s.15.
21
Doğu Blokuna ilişkin farklı bir perdeleme işlevi için bkz.; Klaus Adomeit; Hukuk
ve Devlet Felsefesi, Antik Yunan Düşünürlerinin Devlet Hakkındaki Görüşleri,
Filiz Kitabevi, Çev. Halil Akkanat, İstanbul 2004, s.46.
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 83
ve boğucu iklimi romantik eleştirel yaklaşım ile sorgulanır hale gelir.
Egemen gerçekliğe karşı geliştirilen özgürlükçü ve coşkunluk taşıyan
isyankar ve melankolik hal romantizmin muhalefet gücünün dışavu-
rumu olarak sanatsal, siyasal ve ekonomik alanlarda kendini göstere-
rek hukuksal yapı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olur.
Egemen yapının öz çıkarına uygun olarak ortaya koyduğu ve uy-
guladığı hukuksal yapılanmaya karşı geliştirilen romantik itiraz ge-
nellikle cari ve egemen hukuksal yapının dayattığı köleleştirici ilişkiler
ağına ve körleştirici yanılsamaya yöneliktir. Egemen hukuksal yapı-
lanmaya muhalefet cari hukuksal gerçeklikten kaçış olarak romantik
bir gerçekdışılığa veya romantik bir gerçeklik anlayışına dolayısıyla
hayali ve ütopik bir bakış açısına doğru evrilir. Bu kopuş halinde yıkıcı
bir eleştirel yan vardır. Bu halde romantizm devrimci bir niteliğe bürü-
nerek egemen hukuksal yapıyı dönüşmeye zorlar.
Romantizmin yarattığı eleştirel süreç, durağan, bunaltıcı, zorba ve
insanlıkdışı hale gelen egemen yapıya karşıtlığı romantik bir “antiteze”
dönüştürerek romantik söylemin özgürleştirici ve devrimci argüman-
larını hukuksal olarak geçerli kılmaya değin uzanabilir. Burada da ro-
mantizmin “ilerici” bir yapıyı ortaya çıkardığından söz edilebilir.
HUKUKSAL ROMANTİZMİN İKİLEMLERİ
İktidara sahip olan herkes, kendi zihniyetini siyasal, ekonomik ve
toplumsal alana taşır ve zihniyetini yerleştirmek için bütün siyasal ve
sosyal araçları sahiplenerek zihniyetini kamusal bir statüye ve eyleme
dönüştürür. Bu nedenle devletlere egemen zihniyetler, kamusal-siya-
sal unsura eklemlenmek isteyen her türlü farklı dünya görüşüne kar-
şı direnç geliştirirler. Devlete veya siyasal iktidara egemen zihniyetin
oluşturduğu sosyal ve siyasal yapı kendine uygun görmediği grup,
ideoloji ve inançları sahiplendiği siyasal-kamusal alanın dışında tut-
ma, yani kıskançlık eğilimindedir.
22
Bu yapısal anlamlandırma genellikle ideoloji veya devlet örgütü-
nün somut baskı gücü aracılığıyla gerçekleştirilen mülkleştirme yoluy-
la en eski hukuk formuna “ilkel hukuka” geri dönüş olarak içeriklenir.
22
Bezci, s.162.
Hukuksal Romantizm84
Burada siyasal olarak içeriklenen ve yapılanan ana unsur kaba güçtür.
23
İktidarın yarattığı güç, kendi siyasal-hukuksal düzenini oluştururken
kaba gücü esas alır ve “ihkak-ı hakkın” tipik oluşumunu sağlar.
24
Bunun için insanın ve halkın kafeslenmesi, resmi alanın zorunlu pro-
pagandası altında toplumsallaştırılması, rejimin bürokratik kafesinde
veya hiyerarşik hale getirilmiş bir toplumun içinde biçimlendirilmesi,
astını ve üstünü tanıması ile köleleştirici statüsünü bilmesi yanında,
bu kafeslenmenin içsel olarak bağıtlanmış bir içgüdüsel kadere dönüş-
türülmesi gerekir. Zaten insanın hemen her yerde bir kafese doğduğu-
nu, bu kafesin içinde biçimlendirildiğini, yazgısının da bu olduğunu
biliyoruz.
25
İktidarı ele geçiren gücün somut baskı araçlarını kullanması ya-
nında kaba gücünü meşrulaştırmak için ideolojiye de gereksinimi var-
dır. Egemen ideoloji resmi veya kamusal tapınaklar ve tapınma araç
ve kavramları oluşturarak kaba gücün ete kemiğe bürünüp siyasal-
hukuksal-kültürel şekle girmesini, meşrulaşmasını sağlar. Bu biçim
verme, toplumsal olarak baskı ve ikna süreçleri ile propaganda altın-
da işlerlik kazanarak kendi toplumsal tabanını oluşturup bireyi itaate,
halkı memur, işçi, köylü ve neferlerden oluşan ve onun için eyleme
geçmeye hazır tek tip hale getirilmiş tebaaya, yani tipik bir cemaate
dönüştürür. Zira siyasal iktidarın ihkak-ı hakkının maskelenmesi zo-
runludur.
Kimsenin itiraz edemeyeceği güzellemeye dönüşen hukuksal kav-
ramlaştırma altında söylem ile eylem arasındaki farklılaşma kimseye
hissettirmeden kusursuzca inşa edilir. Yaratılan haklar düzeni, hakları
herkes için adil olarak biçimlendirecek gözlerden ve ellerden ustalıkla
uzaklaştırılır. Egemen ideolojinin etkisiyle kendi sınıfına dahi yaban-
cılaşan hukuk uygulayıcıları siyasal-hukuksal alanın yaratılmasına re-
jim tarafından ideolojik olarak öncelenmiş içerikleriyle katılırlar. Bu
katılma egemenin dikte ettiği ile yoğurulmuş olduğundan herkesin
23
Mithat Sancar; Şiddet, Şiddet Tekeli ve Demokratik Hukuk Devleti, Doğu Batı
Dergisi, Sayı: 13, 2000-01, s.28 vd..
24
J. J. Rousseau’nun devletin kurulması ve yasaların yapılması hakkındaki görüşleri
için bkz.; Yıldız Silier; Özgürlük Yanılsaması, Rousseau ve Marx, Yordam Kitap,
2. Baskı, İstanbul 2007, s.71.
25
İnsanlıkdışılık ve saçmalık bağlamında Kafkaesk durum için bkz. Michael Löwy;
Franz Kafka, Boyun Eğmeyen Hayalperest, Versus, Çev. Işık Ergüden, İstanbul
2008, s.121 vd..
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 85
hukukunun ileri sürüldüğü bağımsız ve tarafsız olduğu belirtilen hu-
kuksallık mülkleştirilerek resmi alanın şaşmaz ve durağan doğrularına
dayandırılır. Bu kendine özgü iman, romantik bir söylemin yarattığı
ideoloji-hukuk tapınması, ütopya olarak toplumsal yaşamı doldura-
rak, gerçeği perdeleme işlevi görür.
26
Bu perdeleme hukuka yüklenen anlamı kendi bağlamından çı-
kartarak ideoloji ile efsunlanmış şekilde kitlelere sunulmasını sağlar.
Daha ileri giderek egemen bürokratik bir gücün sahiplendiği kafes-
te yaşamaya zorlanan bireyin ve toplumun kamusallaşırken içinde
bulunduğu köleleşme ve körleşme sonucunda hukuksal olan biçim
değiştirmeye zorlanır. Bu durumda hukuk, devletten halka dağıtılan bir
“ulufe” olarak düşünülür. Anayasalar, yasalar, hukuk devleti, hukukun
üstünlüğü, yargı yapılanması hep bu anlayışla içeriklendirilir.
27
Bu
akıldışı anlayışı gerçekleştirmek için bireyleri veya halkı daha baştan,
doğumundan başlayarak, hatta ceninken kafeslemeniz gerekir.
HUKUKUN ROMANTİK SÖMÜRÜSÜ
Devletin tanıyarak ürettiği hukukun ileri sürdüğü adalete, özgür-
lüğe veya eşitliğe yüklenen coşkulu, ağır ve aşkın anlamların altında
romantizmin izleri vardır. Bunun ironik yanı, romantik hak söylemi-
nin yandaş ya da karşıt hemen herkese davasını destekleyecek tutkulu
söz ve imajlar sunmasıdır. Hukuksal romantizmin dışavurumu kitlelerin
duygularına, adalete duydukları özleme, inanca ve saygıya yönelik hukuk-
sal argümanların öne çıkarılması ile meydana gelir. Bu kurnazca kullanım
göstermelik inanmışlığa ve iyiniyetin örülü yollarına, üstü kapalı veya açık
bir çıkara, bu çıkarı mümkün kılmak için romantik duyguların açıkça sömü-
rülmesine dayanır. Bu özellikle bir sınıfın yükselmesi veya iktidarın el
değiştirmesi sırasında daha açık olarak görülür. Dönüşen bütün ikti-
26
“... İdeolojiyi tüm sınıflı toplumlarda egemen güçlerin kendi sömürü ve baskılarını örtme
yolları olarak tanımlarsak, kapitalizmde bunun daha çok rafine şekillerde, bilimsellik
kisvesi altında, rakamlarla oynayıp, yaldızlı kavramları kullanarak yapıldığını görüyoruz.
İşte bu yüzden, ideolojinin örtüsünü kaldırıp toplumsal gerçekliği anlamamızı sağlayacak
kavramsal araçları geliştirmek, çağımız sosyal ve politik felsefesinin en temel görevlerinden
biri.”; Silier, s.33.
27
Osman Can; Yargı Bağımsızlığı Yalnızca Normatif Bir Sorun Mu?, Prof. Dr. Bülent
Tanör Armağanı içinde, Oğlak Yayınları, Haz. Mehmet Ö. Alkan, İstanbul 2006,
s.97 vd..
Hukuksal Romantizm86
dar odakları ve karşıtları benzer romantik imajları tam tersi içerikle
anlamlandırıp kullanarak romantizmin perdeleme işlevinden kusur-
suzca yararlanırlar. Bunun diğer adı hukuka komplo kurmaktır.
28
Böylece hukuk, siyasal formülasyonların, kitlesel eğilim ve tutum-
ların, toplumsal tabakaların veya grupların iktidar anlayışlarına, kı-
saca keyfiliğin ve ideolojinin bekçiliğine indirgenerek, cari siyasal ve
toplumsal sistemin garantörü olarak biçimlendirilir. Hukuk düzeninin
arkasında kümelenen ve her türlü sosyal güçle onandığına inanılan
kitlenin garantörlüğünde hukukun içeriklendirilmesi, her zaman ege-
menin çıkarına tapınmaya itilmiş toplumsal yatkınlığın eşiğinde ger-
çekleştirilir.
Bu içeriklenmenin amacı egemen sınıfların ve sosyal güçle kendini
vareden kitlenin oligarşik çıkarlarını koruyup kollamaktır.
29
Bu çeliş-
kili varoluşu güvenilir kılmak için inançlara ve değerlerden gizlenmiş
ancak üstün değerlerin tezlerini sahiplenmiş gibi görünen kurgusal
yapılanmalar oluşturulur. Bu durumda sınıfsal veya kitlesel egemen-
lik ilişkilerinin görünmez kılınması için hukuksal perdelemenin sonu-
na kadar kullanılması kaçınılmazdır.
Bu yalın bireysel ve hukuksal kuşatılmışlık altında, alışıldık tavır
ve tutumların yol açtığı davranış kalıpları ile hukuksal olanın akıldı-
şılığı ve toplumsal taleplerle bağdaşmazlığına karşı yapay bir hukuk-
sal-kurumsal taban oluşturularak, siyasal sistemin ve egemen çıkarın
önermeleri ile bireysel ve toplumsal arasındaki uyumsuzluğun gideri-
mi üstün hukuksal değerlerin yargısal tekrarına dayandırılır. Burada
kullanılan üstün hukuksal değerlerin metafizik kurallara indirgenme-
sine seyirci kalınması ile geleneksel ve dogmatik inanış hukukun içine
nüfuz eder.
İdealize edilmiş mitoslardan beslenen hukuksal temanın söylem-
den eyleme geçerken büründüğü içerik ve anlam romantik kamusal is-
tençleri hukuksal mücadele biçimine getirirken yalın olarak savundu-
ğu çıkarı, ihkak-ı hakkı hukuksallaştırmaya çalışır. Yeryüzünde tüm
28
Jacques Vergés; Savunma Saldırıyor, Metis, 2. Baskı, Çev. Vivet Kanetti, İstanbul
2009, s.14.; “Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in ünlü sözü: Eğer yeterince büyük
bir yalan uydurur ve sürekli tekrarlarsan, sonunda insanlar buna inanacaktır.”; aktaran
Silier, s.24.
29
Özlem, s.15.
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 87
hukuksal aktörlerin resmileştiği ve bir otoritenin yanıbaşında örgüt-
lenerek konum aldığı kamusal oluşumlarda adalet bu otoriteye sahip
olanın kanısına göre biçimlenir. Bu kanının varoluşunu belirleyen ana
ilke de iktidarın maddi ve manevi iradesine içkin yalın çıkarlardır.
30
Bu çıkarlar insandan, bireyden ve yurttaştan çok iktidara aittir; huku-
kun bu gerçeği karşısında romantizm son bulur.
HUKUKSAL ROMANTİZMİN YADSINMASI
31
Hukuksal mücadelenin gerçekte romantik bir tarafı yoktur. Ancak
hukuk mücadelesi romantik öncüller yoluyla “kahramanca yanılsama-
lar” üzerine kurulabilir. Hukukun romantik söylemi ütopik soyutla-
malarla varlık kazanırken aslında somut hakları görünmez kılar. Hak
mücadelesi kanlı, can yakan acı bir deneyimi ve süreci deyimler ve
gösterir. İnsanın hukuk-haklar mücadelesi tarihi kanla yazılıdır. Bu
gerçeklik aynı zamanda yandaşlarla karşıtların, dostlarla düşmanların
sonsuz çatışma, çarpışma ve zorunlu uzlaşmasını da dile getirir. Ege-
menden-güçlüden koparılan tavizlerin adıdır hukuk-haklar.
Hukuk, aynı zamanda egemenin-vasinin-sahibin-güçlünün koyduğu
kurallardan oluşan, egemenin resmi olarak dikte ettiği belirlenmiş amaçlar
güden zihniyet algılamaları ve bunu yaşama aktaran resmi-kamusal kurum-
laşmanın da adıdır.
32
Bunu sağlamak için adliye örgütlenmesi devletin
ideolojik aygıtı olarak yapılandırılır.
33
Adliye aygıtı, tepesinde özel-
likle oluşturulan bürokratik mekanizmanın güdümünde işletilir. Bü-
rokratik mekanizmanın amacı, açık veya kapalı otoriter ve resmi hi-
yerarşiler ağı kurarak hakkın dağıtımını, hukuksal yorumu denetimi
30
Mustafa Erdoğan; “Hikmet-i Hükümet”ten Hukuk Devletine Yol Var mı? Doğu Batı
Dergisi, Sayı: 13, 2000-01, s.45 vd..; “... Çevrebilimsel bunalım ile toplumsal bunalımın
aynı felâketin iki yüzü olduğunu anlamak zorundayız. Bu felâket sadece yönetici sınıfların
ayrıcalıklarının sürmesini amaç edinmiş olan iktidar sistemi tarafından uygulamaya
koyulmuştur.”; Hervé Kempf; Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor, Epos, Çev.
İsmail Kılınç, Ankara 2010, s.33.
31
Örnek olaylar ve süreç için bkz. Orhan Gazi Ertekin; Yargı Meselesi Hallolundu,
Epos, 3. Baskı, Ankara 2011.
32
Kendiyle çelişik romantik karşıt öncül olarak, “Ordu, polis ve adaleti içeren Devlet
çarkı, bir sınıfın bir başka sınıfı ezmek için kullandığı araçtır” Mao Zedung’dan
aktaran, Vergés, s.9.; Maocu çelişkinin vurgusu için Ian Buruma, Avishai Margalit;
Garbiyatçılık, Düşmanlarının Gözünde Batı, YKY, Çev. Güven Turan, İstanbul
2009, s.38.
33
Can, s.97 vd..
Hukuksal Romantizm88
altında tutarak makro iktidardan üretilen mikro iktidarı bütün top-
lumsal kesimlere dayatmaktır. Bu yolla nihayetinde resmi olarak ge-
çerli kılınan ve uygulanan hukuk yoluyla bütün insani ilişkiler meta
haline getirilir.
34
İktidarlaşmanın amacı da metalaşan beşeri ilişkilerden üretilen
her türlü metaya sahip olmak veya metayı denetim altında tutmaktır.
Bunun anlamı araç değerlere sahip olmak için öncelikle insanın araç
değer haline getirilmesi ile ona içkin bütün yaşam alanlarının hukuk-
laştırılması yoluyla mekanik ve ruhsuz ya da organik ve araçsal bir
hayatın, “büyük gözaltının” insana, açık ya da kapalı olarak kabul et-
tirilmesidir. Bu işlevsellik açıkça yerine getirilmek yerine daha ince
işlemler yoluyla daima hukukun soyut ve ütopik savlarının ikna edi-
ciliğine dayandırılır.
Bu nedenle hukukun üstünlüğü savının karşılaşacağı ilk ve son
soru hangi hukukun üstünlüğü sorusudur. Bütün hukuksal çıkarımla-
rın bu karşıt sav üzerinden gerçeklikleri sınanır. Gerçekten bir hukuk
üstün olacaktır, ezilenlerin hukuku mu, varsılların hukuku mu, yoksa
politbüronun hukuku mu? Daha iyimser bir yorumla doğal ve insa-
ni çıkar ve yararlar arasında insancıl ve medeni dengeler ve savunma
hatları kuracak bir hukukun üstülüğü mü?
Hukuksal üstünlük çatışması, oligarşik eğilimin eşitliğe evrilmeye
zorlanması veya başka bir rakip oligarşik tarzın yeni bir iktidar savıyla
egemenlik ilişkisini kendine dönüştürmeye kalkışması sırasında orta-
ya çıkar.
35
Burada hukuk tarafsızlığından, bağımsızlığından, kamusal-
lığından uzaklaştırılarak baskın oligarşik söylemin kafesine girmeye
zorlanır. Hukuka egemen olmak yeni bir rejim inşa etmeye yol açmak,
yeni bir sınıfın hak elde etmesinin aracı olma anlamına gelir ve bu hu-
kuk rejimi yeni bir oligarşinin yasasını oluşturur. Bu her zaman şiddet
tekelini ele geçirmek, devletin kanıksanmış ve bağımlılığa yol açan sa-
nal meşruiyeti üzerinden inşa edilir. Siyasal iktidar veya devletin sağ-
ladığı iktidar olanakları ve bu iktidara tapınma olmaksızın oligarşik
bir hukuk rejimi yaratılamaz.
34
Louis Althusser; İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, İthaki, Çev. Alp
Tümertekin, İstanbul 2003, s.67.
35
Türkiye özelinde örnek süreçlerin oluşumu için bkz. Ertekin, s.1 vd.; Can, s.97 vd..
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 89
İktidar sahiplenmesinin ortaya çıkardığı etkenlerden biri, herşe-
ye ve herkese tepeden bakma ile tahakkümün yarattığı hiyerarşi yo-
luyla muktedirin kibrini kurumsallaştırıp kamusallaştırmasıdır. Bu
kibrin gerçek bir eşitlikten kaçışı ve kopuşu kaçınılmazdır, resmi söy-
lem dışındaki başka özgürlükler ve başkalarının özgürlükleri, onun
mutlak özgürlüğünün rakibi veya düşmanıdır. Çünkü o egemenliği-
ni dokunulmaz, sınırlanamaz, bölünmez ve devredilmez gibi teolojik
saçmalıklarla ve Tanrı’ya öykünerek kurmuştur. Bu teolojik icat dip-
lomasinin yalan dünyasında sürekli yerle bir edilirken, gücü gücüne
yetenlerin gerçek ihkak-ı hak düzeni sürekli işlerliğini sürdürür.
Egemenin mutlak özgürlüğü, iktidarının baskın gücü ile onun nes-
neleri haline getirilen bireyler arasında kaçınılmaz bir aykırılık ve ça-
tışma oluşturur. Bu kibir toplumsal rızayı sürekli kılmak için hukuku
kullanarak kendi güvenliğini, özgürlüğünü, fırsatçılığını ve huzurunu
hukuksal romantizm ve popülist bir demagoji ile sağlamaya yönelir.
Burada hukukun temel kavramları ve saygınlığı yardıma çağrılır.
Oligarşi, ürettiği kuralın şekli meşruiyetini sağlayarak, süzgecin-
den geçirdiği yandaşlarını veya devşirme usulleri ile elde ettiği temsili
mekanizmalarla siyasal sisteminin elmenlerini dostları arasından se-
çer. Dahası oligarşinin yarattığı otoriter eğitim ve öğretim propagan-
dadan ibaret olduğundan özgürlüğün dayanakları cemaatçi bir daya-
nışma ve tek biçimli zihniyet aktarımı ile sorunsuz ama bir o kadar
sıkıcı, dayanılmaz ve kısır hale getirilir.
Bu toplum tasarımı sorunsuzluk ve aykırılıkları dizginleme ko-
nusunda kusursuzdur. Ancak bu yapılanma hayat karşısında oldukça
kırılgan, güvensiz ve içi boştur. Çünkü bu yapılanmadan özgürlük,
güvenlik, esenlik, olgunluk ve kişilik beklemek olanaksızdır. Kişilik
kazanma yollarının kapatılması sürünün sürü olarak kalması için zo-
runludur. Kişilik kazanmanın düzen için riski, bireysel özerklik istemi
ile katlanılmaz hale gelir, zira bu istemin çoğalması hukukun bizzat
kendisini, sahiciliğini zorunlu kılacaktır.
Ancak bu istemlerin kamusallaştırılması sırasında siyasal iktidar
elinde tuttuğu hukuku belirleme gücünü yetkili kıldığı organları eliyle
çoğu zaman garantiye alır. Bu belirlenim tipik bir verili düzene yol
açıp status quo oluşumlarını hukuksallaştırarak içtihat tekelini elinde
tutmanın verdiği kolaycılıkla başka hukuksal olanak ve isteklerin risk-
lerini gidermiş olur.
Hukuksal Romantizm90
SONUÇ
Hukuk gerçekte çok yalın ve vahşi yaşanır. Hak verilmez alınır
derken bunu kastederiz. Hukuk sürekli olarak kurumsal ve her zaman
dinamik bir güçle, kaba güç eşiğiyle tanımlanır ve varedilir. Bu neden-
le hukuk alanında romantizme asla yer yoktur. Dolayısıyla bu vahşili-
ğe karşı romantik bir idea biçmek kaçınılmaz gibi görünüyor.
Hukuka yüklediğimiz romantik anlamın sürekli yanıbaşımızda
olacağını biliyoruz. Ezenler ve ezilenler romantik sav ve karşı savlarını
aynı güzellemeler içinde topluma sunmaya devam edecekler. Adalet,
hukuk, özgürlük, eşitlik, güvenlik ve uygarlık isteği her ağıza hep çok
yakışacak... Adalete içkin büyülü sözler bizleri hep ikna edecek...yan-
daş veya karşıt olarak...
Görünen o ki, hukuk, hep ikili bir romantizmle yaşayacak; birin-
cisi onun yarattığı üstün değerleri sonuna kadar kullanan fırsatçılar;
ikincisi ise, bu üstün ilkelerin gerçekliğini sürekli öne sürecek ve çıka-
racak olan isyancılar. Ancak ikisinin birleşeceği nokta yine isteyenin
çıkarına içkin bir yapıyı daim kılmak olacaktır.
Bu kaçınılmaz romantik perdeleme veya romantik isyan yerine
daha somut gerekçeler ve hak alanları üretmek gerekiyor. Bunu ulufe
dağıtarak değil, herkesi içine alacak uzlaşma zemini yaratarak yapmak
zorundayız. Bu nedenle hukuksal tartışmanın devlete içkin, özünde
bürokratik bir etkinlik olmaktan çıkarılması kaçınılmaz görünüyor.
Hukuksal tartışmanın şeffaflaşarak toplumsallaşması ve çoğullaştırı-
larak kamusallaştırılması ile gerçekçi bir hukuksal zemin ve adil olana
özgü bir dinamizm yaratılabilir...
Bunun için “uluslararası ve ulusal
36
adalet endeksi” ile hukukun
ve adaletin, ulusal ve küresel anlamda somutlaşması, nesnelleşmesi
sağlanabilir, böylece hukukun ve adaletin kendinden menkul hale gel-
mesi önlenebilir...
36
Türkiye’nin 2010 yılı hukukun üstünlüğü endeksi verilerine göre sıralaması için
bkz. Mustafa Tören Yücel; Yargı Reformu ve Demokrasi, Çankaya Üniversitesi
Yayınları, Ankara 2011, s.88.
TBB Dergisi 2011 (97) Mustafa Talat KUTLU 91
KAYNAKLAR
ADOMEİT, Klaus; Hukuk ve Devlet Felsefesi, Antik Yunan Düşü-
nürlerinin Devlet Hakkındaki Görüşleri, Filiz Kitabevi, Çev. Halil Ak-
kanat, İstanbul 2004.
ALKAN, Erdoğan; Romantizm, Varlık, İstanbul 2005.
ALTHUSSER, Louis; İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, İthaki,
Çev. Alp Tümertekin, İstanbul 2003.
BERLİN, Isaiah; Romantikliğin Kökleri, Yapı Kredi Yayınları, Çev.
Mete Tunçay, 2. Baskı, İstanbul 2010.
BEZCİ, Bünyamin; Carl Schmitt’in Politik Felsefesi, Modern Dev-letin
Müdafaası, Paradigma Yayıncılık, İstanbul 2006.
BLECHMAN, Max; Devrimci Romantizm Üzerine Düşünceler, Dev -
rimci Romantizm içinde, Versus, Haz. Max Blechman, Çev. Bilal
Çölgeçen, İstanbul 2007.
BURUMA Ian, MARGALİT Avishai; Garbiyatçılık, Düşmanlarının
Gözünde Batı, YKY, Çev. Güven Turan, İstanbul 2009.
Büyük Larousse, Sözlük ve Ansiklopedisi; Milliyet, 19. Cilt, İstanbul
1992.
CAN, Osman; Yargı Bağımsızlığı Yalnızca Normatif Bir Sorun Mu?,
Prof. Dr. Bülent Tanör Armağanı içinde, Oğlak Yayınları, Haz.
Mehmet Ö. Alkan, İstanbul 2006.
ERDOĞAN, Mustafa; “Hikmet-i Hükümet”ten Hukuk Devletine Yol
Var mı? Doğu Batı Dergisi, Sayı: 13, 2000-01.
ERTEKİN, Orhan Gazi; Yargı Meselesi Hallolundu, Epos, 3. Baskı, An-
kara 2011.
HUCH, Ricarda; Alman Romantizmi, Doğu Batı, Çev. Gürsel Aytaç,
Ankara 2004.
KEMPF, Hervé; Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor, Epos, Çev.
İsmail Kılınç, Ankara 2010.
KUTLU, Mustafa; Hukukun Arkeolojisi, Suç ve Ceza Dergisi, Sayı:
2009/1.
Türk Hukuk Sisteminde Hizmet Sözleşmesi Gereği Açılan Hizmet Tespit Davaları 92
KÜÇÜKÖMER, İdris; Romantik Akım ve Irkçı Politika, Cuntacılık-tan
Sivil Topluma içinde, Profil, Aralık 2009.
LÖWY, Michael; SAYRE, Robert; İsyan ve Melankoli Moderniteye
Karşı Romantizm, Versus, Çev. Işık Ergüden, İstanbul 2007.
LÖWY, Michael; Franz Kafka, Boyun Eğmeyen Hayalperest, Versus,
Çev. Işık Ergüden, İstanbul 2008.
ÖZLEM, Doğan; Hukuk Devletini Sosyal Devlet İçinde Düşünmek,
Doğu Batı Dergisi, Sayı: 13, 2000-01.
SANCAR, Mithat; Şiddet, Şiddet Tekeli ve Demokratik Hukuk Devle-
ti, Doğu Batı Dergisi, Sayı: 13, 2000-01.
SİLİER, Yıldız; Özgürlük Yanılsaması, Rousseau ve Marx, Yordam Ki-
tap, 2. Baskı, İstanbul 2007.
VERGÉS, Jacques; Savunma Saldırıyor, Metis, 2. Baskı, Çev. Vivet Ka-
netti, İstanbul 2009.
YÜCEL, Mustafa Tören; Yargı Reformu ve Demokrasi, Çankaya Üni-
versitesi Yayınları, Ankara 2011.
YÜCEL, Mustafa Tören; Hukuk Felsefesi, Turhan, 3. Baskı, Ankara
2009.