TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 39
HUKUKTA
BİLİMSEL YAKLAŞIMIN ÖNEMİ
THE IMPORTANCE OF SCIENTIFIC APPROACH IN LAW
Sedat ÇAL
∗
Özet: Sosyal bir bilim olarak hukuk, doğa bilimleri alanında ol-
duğu gibi bilimsel bir yaklaşımı zorunlu kılar. Bu çalışmada, hukuk
alanında bilimsel yaklaşımın gereklerine kısaca değinilmesi ve bu
bağlamda uygulamada ortaya çıkan sorunlara atfen kimi temel ek-
sikliklere yer verilmesi öngörülmektedir. Konuya hukuk biliminin ge-
neli itibariyle yaklaşılmakla birlikte, ele alınan kısıtlı sayıdaki örnek-
ten hareketle, durum idare hukuku bakımından da çok kısa biçimde
değerlendirilmektedir. Çalışmada hukuk biliminde (idare hukuku ala-
nına vurgu yapılarak) eleştiri gereksinimi ve kavramsal arınma zorun-
luluğu ile hukukta analitik bakış açısının önemi üzerinde durulmak-
tadır. Dahası, bilimsel yaklaşımın mutlaka gerçekliği kavraması ge-
rektiği ayrıca vurgulanmaktadır. Çalışma, genel hukuk bilgisine sahip
olanlara hitap edecek biçimde kurgulanmıştır.
Anahtar Sözcükler: Bilimsel yaklaşım, analitik düşünce, hukuk -
ta eleştiri, hukuksal irdeleme, hukuksal yaklaşım.
Abstract: As a social science, law makes it imperative to em-
ploy the scientific approach same as in natural sciences. This study
aims briefly at underlying the need for reference to the sceintific
approach, and touches in this context on basic shortcomings by
way of illustrating certain problems emerging in the course of legal
practice. Albeit the issue is addressed in the generality of the law
as a science, it is also evaluated –yet in a concise manner– with an
emphasis on administrative law by focusing on a limited number of
cases taken in this field. The study highlights the need to have crit-
ics and distance any conceptual pre-occupations, and underlines the
importance of employing an analytical mindset in law (with a focus
on administrative law). Furthermore, it is stressed that the scientific
*
Dr., Kıdemli Uzman, Yatırımlar Direktörlüğü, Enerji Şartı Sekreterliği, Brüksel (Se-
nior Expert [Investment], Energy Charter Secretariat, Brussels, cal@encharter.org).
hakemli makaleler / refereed articles
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi40
approach requires as a thumb rule the fully embracing of the reality.
It should also be born in mind that this study is targeted at those
acquainted with the certain basics of law as a background.
Keywords: Scientific approach, analytical thinking, critics in
law, legal reasoning, legal approach.
“Ya Rab ne eksilirdi dergam-ı izzetinden,
Peymane vücuda zehr-i âb dalmasaydı;
Azade ser kalırdı nasib-u derd-i gamdan,
Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı”
Ziya Paşa
Giriş
Bilim, gerçeği aramak üzere yola çıkar ve bilime özgü ölçüt ve
yöntemlerle gerçeğe ulaşmaya çalışır. Bir sosyal bilim olarak hukuk
1
alanında da temel amaç, hukuksal gerçekliğe ulaşmaya yönelik çaba
göstermek, bunu yaparken bilimin gerekleriyle uyarlık içeren yöntem-
ler kullanmak suretiyle hareket etmektir.
Temel bilimler alanında somutluk ve kesinlik (keza, bu anlamda
deneylerle doğrulanabilme özelliği) daha bir belirgin biçimde öne çı-
karken; sosyal bilim alanında kesinlik, doğası gereği zordur. Bu an-
lamda, temel bilimlerde bir soruna karşı tek bir çözümden sözedilebil-
mesi olanağı bulunurken, sosyal bilimlerde (ve bu arada özellikle hu-
kuk alanında) birden fazla çözüme varılması, yahut aynı konu veya
olayla ilgili birden fazla sonuçla karşılaşılması mümkündür.
2
1
Hukukun bir sosyal bilim olarak değerlendirilebilmesi ve bu bağlamda hukuk-
sal pozitivizmin hukuku bilim olarak ele alabilmeye yönelik yaklaşımı konusun-
da ayrıntılı bilgi için bkz. Karakaş, Jale, Hukuki Pozitivizmde Norm Üretme Süre-
cinde Ortaya Çıkan Epistomolojik Problemler, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi
(HFSA), 10. Kitap, (Haz. Hayrettin Ölçesiz), İstanbul Barosu, İstanbul 2004, s. 98.
2
Esasen, temel bilimler alanında öğrenim görenlerin hukuksal usavurmayı bir tür-
lü algılayamamasının altında da işte bu özelliğin yattığı söylenebilir. Bir mühen-
dis için ortada bir sorun varsa, buna yönelik (ayrı yöntemler bulunabilse dahi,
nihai sonuç anlamında) genellikle tek bir çözüm ortaya çıkacaktır. Oysa hukuk
alanında bir sorun için birden fazla çözümden bahsedilebilmektedir, zira tek bir
“doğru”dan sözetmek zordur. Bu bağlamda, “birden fazla cevap” tezine en iyi
örnek olarak mahkemelerin çoğunluk kararları gösterilebilir (bkz. Özkök, Gülriz,
Hukuki Belirsizlik Problemi Üzerine, AÜHFD, C. 51, Sy. 2, 2002, s. 2). Çözüme yö-
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 41
Bu durum çerçevesinde, öğretiden bir yazarın –konuyu ironiyle
karışık biçimde ele alan içerikteki– değinisine yer verirsek;
“Jhering’in Hukuk Biliminde Şaka ve Ciddiyet’inde (1860 vd.) hukukçu-
ların düşünce ve çalışma tarzı konusunda çok sayıda kinayeden sonra şu dü-
şünce yer almaktadır: ‘dialektik-hidrolik yorum presi yardımı ile her yerden
neye ihtiyaç varsa, o çıkarılır.’”
3
Öğretide hukukun doğa bilimlerine görece belirsizlik içeren bu
özelliğine dikkat çeken bir başka görüşte ise, aşağıdaki ifadeye yer ve-
rilmektedir:
“Dilthey’e göre, beşeri bilimlerde doğa bilimlerinde olanın tersine tek ve
kesin bir yöntem bulunmamaktadır. Zira beşeri bilimler doğa bilimleri gibi
açıklayıcı normatif bilimler değillerdir. Genel olanla ve yasayla belirlenen
doğa bilimlerinin tersine, beşeri bilimlerde bireysellikler, özgünlükler ve özel
oluşumlar ilgi alanı içerisinde yer almaktadır.”
4
Giderek, temel bilimler alanında toplumdan topluma veya zaman-
dan zamana değişen doğrular doğası gereği ortaya çıkan bir özellik
değilken, ikincisinde tam da böylesi bir nitelikten sözedilebilir.
Bu ayrılıklarına karşın, sosyal bilimleri ve bu arada hukuku temel
bilim alanına yaklaştıran başlıca öge ise, bilimsel araçlar ve yöntem-
ler kullanma gereğinde belirir. Hukuk alanında gerçeğe ulaşmak için
de, temel bilimler alanında olduğu gibi, analitik bir irdelemeyle “üç T”
‑yani, “tetkik, tahlil ve tenkit”-
5
yöntemini kullanmak gereği vardır. Zira
nelik parametreler çok sayıda olduğundan, hukukçunun kendisine yöneltilen bir
hukuksal soruya genellikle verdiği yanıt, –temel bilimciler tarafından anlaşılama-
ma pahasına– “duruma bağlı” olmaktadır (Anglo-Sakson hukuk literatüründeki
ifadesiyle, “it depends”).
3
Bkz. Adomeit, Klaus, Hukuki Yöntem, (Çev. Altan Heper), Hukuk Felsefesi ve Sosyo-
lojisi Arkivi (HFSA), 10. Kitap, (Haz. Hayrettin Ölçesiz), İstanbul Barosu, İstanbul,
2004, s. 44.
4
Kılıç, Muharrem, Hukuksal ve Teolojik Metinleri Anlama Sorunu: Felsefi Herme-
nötik Bağlamında Bir Analiz, HFSA, 12. Kitap, (Haz. Hayrettin Ölçesiz), “Hukuka
Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar – II”, Sempozyum, 7-11 Eylül, 2004, İstanbul, Bildiri-
ler / 1, İstanbul Barosu, İstanbul, 2005, s. 94 (alıntı yapılan metindeki atıflara yer
verilmemiştir).
5
Bkz. Derbil, Süheyp, Ankara Hukuk Fakültesi’nin 25. kuruluş yıldönümü vesile-
siyle yapılan konuşma, AÜHFM, C. 7, S. 3-4, 1950, s. 10-20.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi42
toplumdaki yaygın kanının aksine, “hukukta ezber yoktur”.
6
Bu anlam-
da, hukuk alanında ele alınan konunun öncelikle etraflıca incelenmesi
ve ayrıntılı biçimde irdelemeye gidilmesi; bunu yaparken de analitik
bir yaklaşım sergilenmesi gerekir. Akabinde, eleştirel bakışla elde edi-
len değerlendirmelerin sergileneceği bir yapı içerisinde kişisel kanıla-
rın da açıkça ortaya konulması gerekecektir. Böylece, hukuksal yak-
laşım itibariyle şekilci bir analizle konuların değerlendirilmesinden
uzak kalınması ve analitik bir bakışa sahip olunması, önemli bir unsur
olarak belirmektedir.
Bu çalışmada, hukukta bilimsel bir yaklaşım sergilenmesi gereği-
ne işaret etmeyi ve bu bağlama yönelik olarak ortaya çıktığını düşün-
düğümüz kimi eksikliklere dikkat çekmeyi öngörüyoruz. Bunun so-
nucunda, idare hukukunda bilimsel bir yaklaşımın hangi bakımlardan
sorunlar yaratabildiğine ise bu çalışmada sadece kısa bir kapsam dahi-
linde değinilecektir.
I. Bilimsel Yaklaşımın Belirgin Özellikleri
Öncelikle vurgulanması gereken husus şudur ki, bilimde “cedel”
esastır. Bu anlamda, daha önce başkalarınca dile getirilmiş görüşlerin
tekrarlanması ve fakat bunların tahlili yahut tartışılması gibi hususlar-
dan kaçınılması şeklinde bir uygulama kabul göremez. Deyiş yerin-
deyse, bilim alanında her gün, bir Kırkpınar şölenidir. Her an bir fikir
mücadelesine zemin doğar. Şu farkla ki, sözünü edebilmek bakımın-
dan bir kısıtlamaya asla yer yoktur; “deste pehlivanı” da, –halk tabiriy -
le– “somun pehlivanı” da meydana çıkar ve “baş pehlivan”a karşı “cedel-
leşen” görüşünü ileri sürebilir.
“Her fikir hür ve muhteremdir” deyişinin de işaret ettiği gibi, herke-
sin sözü –ileri sürülebilmek ve akabinde bizatihi kendisi de sorgulan-
maya maruz bırakılmak bakımından– eşittir. Her “pehlivan” iddiası ta-
şıyan, “bilimin er meydanı”a çıkıp “temennasını çakarak” bir “peşreve” ve
“elenseye” –eski deyişle, “kıymeti kendinden menkul olmak üzere” – giri-
şebilir.
6
Güran, Sait, Hukuk Fakültelerinde Öğretim, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Uluslara-
rası Sempozyumu, Ankara, 2003 (http://www.barobirlik.org.tr/yayinlar/makale -
ler/saitguran.doc).
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 43
Dolayısıyla, bilim alanında ister yargı içtihatlarında belirmiş ol-
sun, ister öğretide ileri sürülmüş savlar arasında yer alsın, hiç bir dü-
şünce veya yaklaşım sorgudan bağışık kalamaz ve giderek kılınamaz.
Dahası, halk arasındaki pekiyi bilinen bir beyitte dile getirilen;
“Hiç ummadığın keşfeder esrar-ı derûnun,
Sen herkesi kör alemi sersem mi sanırsın?”
7
ifadesinin açıkça ortaya koyduğu üzere, bilim alanında sav ileri sürü-
lebilme bakımından ve keza ileri sürülen düşüncenin dikkate alınması
bağlamında bir ünvan sahibi olmak –asla– bir önkoşul olamaz.
Kaldı ki, ister doğaya, ister inanç odaklı yaklaşım çerçevesinde ila-
hi bir güce hamledilsin, her halükarda ortada bir gerçek vardır: İnsan-
lar arasında sağlıklı düşünce ileri sürebilme yeteneği oldukça adil bi-
çimde dağıtılmıştır. Doğal ya da ilahi adalet, çobandan dâhi, dâhiden
çoban çıkaran bir kuşaklar arası dengeyi hayran olunası biçimde bin-
lerce yıldır sergilemektedir.
8
Atatürk’ün değindiği gibi;
“Biz cahil dediğimiz zaman, okulda okumamış olanları kastedmiyoruz.
Kastettiğimiz bilim, gerçeği bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük ca-
hiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de gerçeği gören hakiki bilgin-
ler çıkabilir.”
9
Bu itibarla, ileri sürülen her bir görüş, gerçekliği kavramaya yet-
kinliği sorgulanmak üzere dikkate alınmak ve değerlendirilmek
zorundadır.
10
Böylece, bir görüş sahibinin akademik ünvan taşıma-
7
Beyit, Ziya Paşa’ya aittir.
8
İşte bundan dolayıdır ki, bir toplumda sosyal adaletin sağlanması sadece bir kuşak
içerisinde yarar sağlamaz; bundan daha önemlisi, izleyen kuşakların sağlıklı bi-
çimde gelişimine olanak sağlamak suretiyle sonraki kuşakların refahına katkı sağ-
lar. Böylece, aslında bugün sözgelimi komşusu Hüsrev beye –doğrudan veya sos-
yal devlet ilkesi çerçevesinde vergileri üzerinden devlet aracılığıyla- yardımda bu-
lunan, yarın Hüsrev beyin neslinin kendi çocuklarına yardımcı olmak durumuna
gelmesine imkan vererek, aslında kendi neslinin ve bu yolla toplumun genelinin
gelişmesine ve gönencine katkı sağlıyor demektir.
9
Cihat Akçakayalıoğlu (Atatürk ve Eğitim, Türk Eğitim Derneği Yayını, 1981, s.
363)’ndan aktaran: Özata, Metin, Atatürk, Bilim ve Üniversite, Tübitak Yayını, An-
kara 2007, 101.
10
Güncel yaşamda, hiçbir eğitimden geçmemiş kişilerin çoğu zaman olağanüstü sağ-
lıklı görüşleriyle toplumu aydınlatmaları ve özellikle sosyal bilimler alanında öğ-
retiden daha ileriye geçer denli bilmsel sağlamlıkta görüşler ortaya koyabilmeleri
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi44
sı dolayısıyla bu görüşün tartışmaksızın kabulünden veya eleştiriden
masuniyetinden bahsedilemeyeceğini özellikle vurgulamak gerekir.
Nitekim Türk hukukunun gelişiminde –eşine az rastlanır bir üstün
çaba ve özveriyle– önemli bir katkı sağlamış olan
11
bir büyük Hoca’nın
ifadesiyle;
“Hiçbir hukukçu, henüz tahsile başlamış olsa bile, hocasının fikrini kabu-
le mecbur değildir. Bir fikir veya nazariyeyi, hoca takrirlerinde tasvip etti diye
kabul etmek kadar hatalı bir şey olamaz. Hocadan ayrı fikirde olmak, ona kar-
şı duyulan hürmeti azaltmaz. Yeter ki kabul ve müdafaa edilen fikir doğru ve
mantıki bir şekilde ispat edilebilsin. Lakin, hocanın fikri doğru kabul edildiği
hallerde de, bu fikri anlamadan müdafaa etmek doğru değildir.”
12
Giderek, öğretiden bir diğer görüşteki ifadeyle;
“Hukuk öğreniminin temel işlevlerinden birisi öğrenciye bildiğinden
kuşku duyma, eleştirme, bildiğini başkalarının bilgisi ile karşılaştırma yolla-
rını öğretmek olduğu gözönünde bulundurulmalıdır.”
13
Öte yandan, öğretide veya yargı içtihatlarında ortaya konulan gö-
rüşlere itibar edildiği ve dayanıldığı durumlarda, bu durumun tasvir
edici biçimde aktarılması asla yeterli sayılamayacaktır. Hirş’in bu yön-
deki ifadesinde değinildiği üzere;
“Mücerret, her hangi bir profesörün fikrine veya nazariyesine yahut tem-
yizin bir içtihadına dayanmak da kafi değildir. Şu veya bu fikir veya nazariye-
de, aslında bu yönde bir kanıt sayılabilir. Sözgelimi, okur yazar dahi olmayan ve
görme engeli bulunan Aşık Veysel’in, yahut Yunus Emre’nin, giderek günümüz-
den yahut yakın zamandan örnekler verirsek Barış Manço veya Neşet Ertaş’ın sos-
yal olaylar (toplumsal yapı, vb.) konulardaki görüşleri, gerçekliği kavramak me-
yanında kanımızca çoğu akademik ünvan sahibince ortaya konulan görüşlerden
daha sağlam görünüyor.
11
Ernst Hirş’in ülkemize ve hukuk öğrenimine katkısı hakkında bilgi edinmek, özel-
likle genç Cumhuriyet’in hukuk eğitiminde “iyi hukukçu” yetiştirilebilmesi için
nasıl bir övülesi özveriyle üstün çaba gösterdiği hususunda ayrıntılı bilgi için bkz.
Hirş, Ernst E., Hâtıralarım , BTHAE, Ankara 1985, s. 376, 377.
12
Hirş, Ernst, Pratik Hukukta İlmî İspat ve Tefsir, AÜHFD, C. 1, S. 1, 1943, s. 198.
13
Güriz, Adnan, Türkiye’de Hukuk Öğretimi, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Uluslarara-
sı Sempozyumu, Ankara, 2003 (http://www.barobirlik.org.tr/yayinlar/makaleler/
adnanguriz.doc).
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 45
ye neden iştirak edildiği, temyiz içtihadının neden doğru bulunduğu tam bir
esbabı mucibe ile izah edilmelidir.”
14
Oysa öğretide sözgelimi yargı kararında ele alınan bir konunun
öğreti tarafından sadece tasvir edici bir şekilde akademik çalışmalara
aktarıldığı ve fakat ilgili yargı kararının eleştirisine gidilmediği, keza
yazarın kendi görüşünün hiçbir biçimde ortaya konulmadığı gibi hu-
suslara ziyadesiyle rastlanabilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse;
sözgelimi, araç muayenesi istasyonu işletmeciliğinin özel kişiler eliy-
le görülmesine ilişkin olarak yargı kararlarında ortaya çıkan durumun
bir akademik çalışmada münhasıran tasvir edici biçimde aktarılmak-
la yetinildiği, kararlarda içerilen savların analizine veya irdelenmesine
yahut eleştirisine gidilmediği gibi, bu hususta yazarların hangi kanıya
vardığına dair herhangi bir görüş sergilenmesinden de –anlamlandıra-
madığımız biçimde– kaçınıldığı görülebilir.
15
Buna karşılık, aynı konu-
yu –üstelik anılan yargı kararları daha ortaya çıkmadan çok önceki bir
zaman diliminde– ele almakla beraber, bilimsel yaklaşımı yetkinlikle
uygulamak suretiyle analitik biçimdeki irdelemeleri içeren görüşlerini
çok açık biçimde ortaya koyan isabetli çalışmaların da hemen yanı sıra
görülebilmesi, idare hukuku öğretisi bakımından ileriye yönelik ümit-
ler beslemeye yardımcı olmaktadır.
16
II. Bilimde Eleştirinin Kaçınılmazlığı
Bilim alanında kişi, giderek kendisine karşı da “her daim bir cedel-
leşme” içinde olmak, kendisini dahi –hatta özellikle kendisini– sorgu-
lamak durumundadır. Ne var ki “kuzguna yavrusu anka kuşu görünür”
14
Hirş, Pratik Hukukta İlmî İspat ve Tefsir, op. cit., s. 137.
15
Bkz. Gözübüyük, A. Şeref / Tan, Turgut, İdare Hukuku, C. 1, 4. Bası, Turhan Kita-
bevi, 2006, s. 682-685. Yine, bkz. Tan, Turgut, Ekonomik Kamu Hukuku Dersleri, Tur-
han Kitabevi, Ankara 2010, s. 371, 372.
16
Bkz. Ayaydın, Cem, 82 Anayasası’na Göre Devletin Faaliyet Alanı, Doktora Tezi,
MÜSBE, İstanbul 1998, s. 427, 428 (yayımlanmamıştır). Yazar, Anayasa Mahkeme-
si (AYM) kararı sonrasındaki dönemde yayımladığı bir başka eserinde ise, anılan
karara yönelik irdelemelerini karara kısmen analizinde yer vermekle sınırlı tutma-
yarak, olması gerektiği biçimde –eleştirilerini ve kendi görüşlerini vurgulamak su-
retiyle- bilimsel yaklaşımın gereklerine böylece yer vererek değinmektedir (bkz.
Ayaydın, Cem, İdare Hukuku’na Giriş -Ders Notları-, C. II, Yenilik Basımevi, İstan-
bul 2008, s. 98-101).
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi46
atasözünün değindiği üzere, kişinin kendisini eleştirmesi marifetine
–veya “zerafetine”– tesadüf etmek, –“kibir”, yahut “şişirilmiş ego” vb.
çoklukla rastlanabilen “zararlı etmenler” nedeniyle– pek bir zor görün-
mektedir.
Dahası, –şairin “ol mâhiler ki derya içredir, deryâyı bilmezler” dizesin-
den mülhem olarak– dışarıdan bir göz kişinin eksikliğini yahut kusu-
runu daha iyi görebileceğinden, diğer “pehlivan”ların varlığı –giderek
çokluğu– büyük bir hazine değerindedir; giderek, bilimde aslî ögeler-
den olup, temel bir gerekliliktir de. Kişinin, işte bu noktada eleştirilme-
ye amâde –ve hazımlı– olması ise, elzemdir. Öğretideki bir isabetli gö-
rüşte değinildiği üzere;
“Hukukçu, kendini teyit edenden çok, kendini eleştireni okuyacaktır; bu
eleştiriler “ETKİLENMEYE” de amade olacaktır. Eleştiriden etkilenmeyen
bir normatif yapı ve onu reel hayata transfer etmeyen adlî bir mekanizma asla
gelişemez.”
17
Bununla birlikte, ülkemizde eleştirinin toplumsal yapımızda ne
bugün ne de tarihsel dönemlerde yer etmediğini savlamak zor olma-
sa gerektir. Gerek kendi yaşadığımız örnekler ve gerek içinde yaşadı-
ğımız toplumda anlatımlar üzerinden varlığını dolaylı biçimde göz-
lemlediğimiz uygulamalar, ülkemizde eleştiriden olumlu anlamda et-
kilenmek bir yana, tam aksine çoğunlukla kategorik bir hoşnutsuzluk-
la karşılandığını göstermektedir.
18
Uygulamadan bir meslekdaşımızın
bir akademik eserde kendi çalışmasına yapılan atfı gördüğünde önce
“pek bir sevindiğini”, ancak içeriğinde kendi görüşüne yönelik eleştiri-
ye yer verildiğini farkedince “tam bir hayal kırıklığına” uğradığını be-
lirtmesi ve sonuçta “hasımca” bir tavra bürünmesi, bu satırların yazarı-
nın yakın zamanlarda karşılaştığı sadece bir örnektir.
Özellikle akademik yaşamda, hukuk teorisyenlerinin eleştiriyi
desteklemesi, öncelikle bilimin gelişmesi bakımından emredici nitelik
taşıması beklenen bir öge iken, bu yönde şahsiyetini kuvvetlendirmiş
17
Arat, Tuğrul, “Önsöz”, içinde Rıfat Erten, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun
Türk Yabancılar Hukuku Sistemi İçindeki Yeri ve Rolü, BTHAE, Ankara, 2005, s. VIII.
18
Bu yönde bir örnek için bkz. Çal, Sedat, Altyapının Finansmanı ve İşletilmesi Bağ-
lamında, Kamu Hizmeti İmtiyaz Kavramlarının 1999 Anayasa Değişiklikleri Çer-
çevesindeki Dönüşümü, RK Perşembe Konferansları S. 22 (Mart-Mayıs-Haziran-
Ekim-Aralık), (Soru ve Cevap Bölümü), Ankara, 2008, s. 119.
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 47
bir düzeyi ortaya koyabilen çok az örnekle karşılaşıldığı söylenebilir ki
bir özeleştiri bağlamında hemen değinmek gerekirse, bu satırların ya-
zarı bakımından da keyfiyetin çok farklı olmadığı belki iddialı bir sav
sayılmasa gerektir. Burada karşımıza, iyi bilinen bir ifade çıkıyor: “Ol-
gun kişileri dost edinmek istiyorsanız, onları eleştirin; basit kişilerle dostluk
kurmak içinse, bolca övmeniz yeterlidir.”
Nitekim, Osmanlı devrinin belirli dönemlerinde, “saraya kapıla-
nan” şairlerin geliştirdiği başlıca örnek edebi sanat dalı, övgüyü içeren
“mersiye” olmuştur ve karşılığı da “keseler dolusu altın” ihsanı şeklin-
deki ödüllendirmelerle tecelli etmiştir. Bu yöndeki genel akıma kapıl-
mayarak eleştiri içerikli “hicviye” dalında karar kılanların bahtsız akı-
betini ise, ünlü hiciv şairimiz Nefi’ye atfedilen –iyi bilindiğini sandığı-
mız- aşağıdaki dizeler –şâirane biçimde- ortaya koymaktadır:
“Gökten nazire indi Sihâm-ı Kazâsına,
Nef’i diliyle uğradı Hakk’ın belâsına.”
Toplumsal yapımızda tarih boyunca süregelen bu eksiklikten
19
ile-
19
Daha ziyade doğu toplumlarına mahsus bir özellik şeklinde beliren eleştiri eksikli-
ği, toplumsal yapıda sorgulayıcı olmak yerine itaat kültürünün baskın biçimde öne
çıkmasından kaynaklanıyor denilebilir. Dikkat edilirse, daha hâlâ Anadolu kültü-
ründe “babaya, kocaya ve hocaya itaat esastır”, yahut –inanç odaklı- “ulül emre
itaat asıldır” deyişleri etkinliğini sürdürmektedir. Bu yaklaşım, “Osmanlı haya-
tında hükümdara itaatin hem dini bir ödev, hem de toplumda huzurun ve barı-
şın sağlanması için gerekli olduğu” anlayışına dayanmakta (bkz. Güriz, Adnan,
Türkiye’de Hukuki Pozitivizm, Anayasa Yargısı Dergisi, C. 8, 1991, s. 147) ve gide-
rek iradeci pozitivist olduğu savlanan (bkz. a. g. e., s. 159) bu anlayış şu ifadeyle ay-
rıca vurgulanmaktaydı: “... (N)izamı memleket için emri âliye itaat vecibedir...” (bkz.
Anhegger, R. / İnalcık, H. (Kanunnamei Sultani Ber Mucebi Örfi osmani, II Meh-
met ve II Beyazıd Devirlerine ait Yasakname ve Kanunnameler, 1956, s. X)’den ak-
taran: a. g. e.) Böylesi bir toplumsal kültürel yapı içerisinde bilimsel eleştiriye rast-
lamak da, haliyle daha bir zorlaşıyor. Hatta kimi hukuk fakültelerimizde öğrenci-
lerin hocalarına karşı eleştiri bir yana, sınav kağıtlarındaki yanıtlarında dersi ve-
ren öğretim üyesinin görüşünü tekrarlaması yönündeki beklentilerin uygulamada
karşılaşılabilen bir husus olduğu bilinmektedir (benzer görüş için bkz. Argüden,
Yılmaz, Üst Kurullar ve Rekabet Özgürlüğü, RK Perşembe Konferansları, S. 22 (Mart-
Mayıs-Haziran-Ekim-Aralık), (Soru ve Cevap Bölümü), Ankara, 2008, s. 198). Da-
hası, eleştirinin ötesinde, yine kimi hukuk fakültelerimizde hukuk öğrencilerinin
aynı binadaki öğretim üyesi odalarının bulunduğu kısımda “kazara” görülmele-
ri durumunda “Harlem’de bir beyaz” veya “Teksas’ta bir zenci” muamelesine tâbi
tutulması da görülmemiş değildir. Giderek, eleştiri ve sorgulama kültürünün yete-
rince yeşermediği bir toplumsal yapıda demokrasinin –olması gerektiği gibi, tüm
unsurlarıyla ve etkinliğiyle- ortaya çıkabilmesi de –maalesef- pek mümkün olama-
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi48
ri gelse gerektir ki, Yunus Emre şu sözüyle –iyi niyetli bir dilek olarak
toplumda yer alması gerekliliği bağlamında vurgulandığını düşündü-
ğümüz– bir önemli gereksinimin altını çizmektedir:
“Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme;
Seni sigaya çeker bir Molla Kasım gelir.”
Bilim alanı, işte ne denli Molla Kasım’ların var olabildiğine veya
buna izin verilen bir toplumsal yapıyı kurgulayabildiğimize göre –an-
cak– gelişebilecektir. Unutulmamak gerekir ki, Duguit’nin değindiği
“yanlışları yazmak için çok büyük bir levhaya gerek varken, gerçeklerin ya-
zılacağı sadece bir küçücük levha yeterli gelir” ifadesi,
20
bilimde eleştiri-
nin aslî bir öge olduğunu dolaylı olarak vurgulamakta başarılı sayıl-
mak gerekir. Üniversite ise, “levha” ne denli küçük olsa da- birincil gö-
revi gerçeği aramak olan bir kurumdur.
21
Ancak, gerçeği aramak çoğu
zaman bilimin “tenkit” ilkesi gereği öncelikle yanlışlıkları ortaya koy-
mayı gerektirdiği veçhile, “büyük levha”yı gözden ırak tutamayacağı
da açıktır.
Bununla birlikte, idare hukuku öğretisinin Fransız öğretisindeki
kimi kavram ve kuralları sorgulamaksızın hukukumuza aktarmakta
bir beis görmemiş olması sonucunda, kimi yanlışlıkların doğru gibi al-
gılanması sonucuyla karşılaşıldığı savlanabilir.
22
İşte bu yüzdendir ki,
mümkün olduğunca “önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse yanlış
da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşmak zorlaşır.”
23
Ne var ki, yukarıda vurguladığımız üzere, çağdaş bir toplum ya-
pısına “görece” geçtiğimizin düşlenebilmesi olası günümüzde dahi
bu durumun herhalde bir “erdem” olarak görülebileceği savlanabilir.
Oysa Derbil’in ifadesiyle, eleştiri “hukukçuya düşen işlerin en incesi” ve
maktadır.
20
Bkz. Duguit, Leon, Kamu Hukuku Dersleri, (Çev. Süheyp Derbil), AÜHF Yayını, An-
kara, 1954, s. 8.
21
A. g. e.
22
İşbu çalışmamızda değinildiği üzere, imtiyaz kavramının ve kapitülasyonların ta-
rihsel gelişiminin ülkemizde Fransa’daki algılamanın dışına çıkılarak, farklı bir bo-
yut ve kapsam içerisinde ele alınması gereğine itibar edilmemesi, bu yönde bir ör-
nek olarak gösterilebilir.
23
Farabî’den aktaran: Pala, İskender, İki Darbe Arasında, Kapı Yayınları, İstanbul,
2010, s. 10.
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 49
“hukukçunun en cılız yeri” olsa dahi, “tehlikesi ne olursa olsun” eleştiri ya-
pılmalıdır. Zira;
“... tenkit ederken yanlışlık yapılsa bile bunda kazanç vardır. Çünkü
başka bir hukukçu böyle bir tenkit yanlışlığını düzeltirken gerçekliğe, yani
topluluğun doğru buluşma ve ihtiyaçlarına uygun bir düşünüşe daha çok
yaklaşabilir”.
24
Şu halde, “bilimin Kırkpınar meydanı”nda boy gösteren kişi için “değiş-
mez doğrular” yoktur. Aksine, ortada sürekli bir irdeleme ve sorgula-
ma, bunların sonucunda –bir günlük yaşam süresine sahip kimi kele-
bek türleri gibi– sadece “o an için varılan, canlılığı ancak ‘o an için kesin’
durumdaki ‘fâni’ yargılar” vardır. Kaldı ki, bu yargılar da, hemen aka-
binde ayrıca yeni bir sorgu sürecinin konusunu oluşturacaktır; niha-
yet, oluşturması da gerektir. Esasen, “bütün ile parçalar arasında karşılık-
lı bir ilişkiyi öngören” diyalektik yaklaşımın
25
özü, işte bu temel kurgu-
ya ve anlayışa dayanır.
Bilim insanının önündeki tek rehber, kendi aklının hürriyetinde
bu “biteviye mücadele”yi sürdürmesi gereğinde belirir. Gök kubbenin
altında nice “pehlivan”ların türlü zamanlarda “çığırdıkları türküler” ya-
hut “yaktıkları maniler”, asla “mutlak rehber” addolunamaz. Nitekim,
öğretiden bir görüşe göre;
“... kamu hukukunun alanı üzerine yapılan güncel tartışmalarda ... konu
üzerine eğilenler, önlerindeki sorunlara yanıt ararken, kamu hukuku alanına
hakim olan kavramların ve bir dönemin “kutsal kitapları” olarak algılanan ça-
lışmaların yıpranmışlığını açıkça görürler.”
26
Eski dönemlerde bir medreseden mezunu olan, vaktiyle bir ca-
mide verdiği vaazında hayvancılık alanında suni dölleme yönündeki
devlet girişimlerine “caizdir” demekle yöresinde “gâvur imam” namıy-
la maruf, küçücük esnaf dükkanında gerek Konfüçyüs ve gerek İbn-i
Sina ile Gazali kitaplarının diğer doğu-batı klasikleriyle yanyana iki
koca rafta yer bulduğu, Çayeli”nden Sayın Kalyoncu’nun güzelim ye-
24
Bkz. Derbil, Süheyp, İdare Hukuku, C. I, AÜHF Yayını, Ankara, 1940, s. VI.
25
Kılıç, Hukuksal ve Teolojik Metinleri Anlama Sorunu: Felsefi Hermenötik Bağla-
mında Bir Analiz, op. cit., s. 97.
26
Akkaya, Rukiye, Kamu Hukuku Eğitiminin Fransa’da Tarihsel Kökleri ve Kamu
Hukuku Okulları Üzerine Notlar, AÜEHFD, C. VII, S. 3-4, Aralık 2003, s. 152.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi50
rel şivesiyle –1994 yılında tanık olduğumuz– ortaya koyduğu hariku-
lade ifadesi, bu anlamda, hayli çarpıcıdır: “Ha benum aklım vardur, on-
dan başka kimsenin peşinden gitmedum ömrümce; niye gideyum ki?”
Dogmatik düşünce kalıbını içeren bir “rahle-i tedrisat”tan geçme-
sine karşın, Atatürk’ün toplumumuzda görmeyi arzu ettiğini özellik-
le vurguladığı “fikri hür, vicdanı hür nesiller” içerisinde kendine örnek
bir yer edinebilmeyi başarmış bir halk kişisinin bu hayranlık uyandı-
ran eleştirel ve akılcı bakış açısı, sanırız hem bilim insanlarının hem
de üniversite adını verdiğimiz –dolayısıyla, kelimenin Türkçesinin ge-
rektirdiği– “evrensel” nitelikte düşünce yetisini kazandırması beklenen
yüksek öğrenim kurumlarımızdaki öğrenciler –ve onların bilimsel eği-
timinden sorumlu tutulacak hocaları– bakımından “şaşmaz” bir “altın
ölçü”yü de ortaya koymaktadır.
III. Arınma Gereği
Bilimsel yöntem her türlü önyargıdan sıyrılmayı ve bir tür “strip-
tiz” eylemine –öncelikle– girişmeyi öngörür ki, değindiğimiz ön-
yargılar arasına “hukuksal kavramlar” da girmektedir. Bu meyanda,
Duguit’nin ifadesine hemen atıf yapabiliriz:
“Eşya hakkında doğrudan doğruya duyumlarımızın gözlemi altına gir-
miyen ve bundan dolayı metafizik olan her düşünceye kavram adını veri-
yorum. Bu çeşit kavramları bilim alanından çıkarmadıkça gerçekten bilim
yapılamaz.”
27
İşte, yukarıdaki paragraflarda “metafor” olarak yararlandığımız
“er meydanı” ve “striptiz” terimlerinden hareketle bir benzetmeye gi-
dersek; “bilimin er meydanında güreş tutabilmek” için, öncelikle “giysiler-
den sıyrılmak” gerekir. Zira açıktır ki, sözgelimi “takım elbiseyle yağlı gü-
reş yapılamaz”. Öncelikle tüm “kavramsal giysileri” çıkarıp bir yana bı-
rakmak zorunludur; sadece bilimin gerektirdiği “asgari bir kısbet”, yani
münhasıran bilimsel yaklaşımın temel kuralları yeterlidir. Bu “altın
kural”a yeterince uyulmaması nedeniyle olsa gerektir ki, bilimsel tar-
tışmalarda ne güreşin “zevki” ortaya çıkabilmektedir, ne de çoğunluk-
la ortada görülen, “bilimin tanımladığı bir güreş” tir.
27
Duguit, Kamu Hukuku Dersleri, op. cit., s. 14.
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 51
Arınma gereği, sadece kavramlardan arınma gereksinimini do-
ğurmaz. Aynı zamanda, “benimsenen hukuk kuramlarını da kapsamalıdır”
şeklinde düşünülebilir, hatta düşünülmelidir. Bir hukuk kuramcısının,
sözgelimi doğal hukuk veya pozitivist hukuk kuramına eğilimli olma-
sı, mutlaka anılan kuramların dar sınırları kapsamında kalmayı gerek-
tirmemelidir. Aksi durum, ilerideki kısımda yer verdiğimiz “gerçekliği
kavrama” ilkesine ve zorunluluğuna aykırı düşer, giderek yararsız bir
çabaya dönüşebilir.
Kuşkusuz, bir hukuk kuramcısının şu ya da bu hukuk kuramına
ülfet etmesi ve benimsemesi, kendi aklıyla varabildiği bir “doğruya var-
ma yöntemi” olarak görülebilir. Ancak, bu kuram sahibinin, vardığı so-
nucu ayrıca bir de “gerçekliği kavraması” bakımından denemeye –veya
“sağlama”ya- bağlı kılmamaması, büyük hata olur. Bu durum, bir ku-
ramın benimsenmiş olmasını belirli anlarda işlevsiz kalan bir önyargı-
ya dönüştürebilir. İşte, bu anlamda, kuramların “hipnotize edici” olum-
suz etkilerinden kaçınabilme ve “arınmaya gitme” gereksinimi doğmuş
demektir.
28
Hukuk öğretisinde bu tür “hipnoz” yahut “illüzyon” hallerine çok
rastlandığı savlanabilir. Bunlardan bir tanesi, “demokrasi” kavramı çer-
çevesinde beliriyor. Sözgelimi, idare hukuku öğretisinde kamu hizme-
tinin ve imtiyazın kapsamını tayin konusunda yasama/yürütme erk-
lerinin eylemsel bağlamda büründüğü birliğin belirleyiciliğini “demok-
rasi” adına yüceleştiren yaklaşımlar,
29
demokrasi kavramını bir tür “fe-
28
Hukuk kuramcısının, zaman içerisinde kendi usavurumuyla benimseyegeldiği bir
hukuk yaklaşımını daha sonra sürdürmeyi alışkanlık edinmesi ve doğruluğunu
sorgulamaktan kaçınarak bir tür “kutsallaştırma” çabasına girişmesi, istikrar adı-
na –kısmen de olsa– savunulabilecek gibi görünebilir (hukukta istikrar ve değiş-
me sorununu işleyen müstakil bir makale için bkz. Gürkan, Ülker, Hukukta Deği-
şim ve Kararlılık Sorunu, içinde Prof. Dr. Mahmut Koloğlu’ya 70. Yaş Armağanı, AÜHF
Yayını, Ankara 1975, s. 305-317). Ne var ki, hukukta asıl olan herhalde bir kuramın
veya yaklaşımın istikrarlı biçimde savunulması ve uygulanması değil, isabetli so-
nuçlar doğurup doğurmamasıdır. Burada hemen bir latifeye yer verilebilir: Horoz
için “tavuk-yumurta” döngüsünü sorgulamanın anlamı yoktur ve görevini yapar-
ken bu türden bir sorgulama işlevsel değildir. Hukuk kuramcısı için de, aslî işlev
bellidir: Gerçekliği yakalamak. Bunun dışında, şu veya bu kuramın izlenmesi yö-
nünde bir mutlak gereklilikten söz edilmesinde isabet görmek zordur. Yine bir la-
tifeyle devam edilirse, şöyle bir deyişe geçiş yapılabilir: “Ben kurama kuram de-
mem, kuram gerçeklikle örtüşmeyince”.
29
Bu husustaki yaklaşımlara ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. Çal, Sedat, Kamu Hizmeti
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi52
tiş” haline getirmekte ve bu kavramın aslî kurucu ögelerinin mevcut
kurgumuzda ve uygulamasında ne denli yer alıp almadığını sorgu-
lamaya girişmemektedir. Böylece ortaya çıkan ise, bir “hipnozun” do-
ğurduğu “illüzyon” şeklinde tecelli ediyor görünmektedir ve gerçekle-
ri ıskalamaktadır.
30
IV. Varılan Sonuçların Gerçekliği Kavraması Sorunu
Hukuk alanında bilimsel yaklaşım sergilenmemesi, yahut bilim-
sel analizin gerektiği gibi ustalıkla yapılamamış olması durumunda,
önemli sorunlar doğabilecektir. Konu, giderek sadece hukuk teorisin-
deki bilimsel yaklaşım eskisikliğinin ötesine de geçebilmekte ve yasa-
ların bizatihi gerçekliği kavramamasına kadar uzanabilmektedir. Söz-
gelimi, öğretideki çarpıcı bir görüşte değinildiği üzere;
“Holmes’in belirttiği gibi, “bir hukuk kuralının varlık nedeni olarak, IV.
Henry’nin zamanında vaz’edilmesinin ötesinde daha iyi bir neden gösterilme-
mesi tiksindirici gelmektedir. Hele, o tarihte, dayalı bulunduğu temellerin ge-
çerliliğini kaybetmesi karşısında, körü körüne, eskinin taklidinde ısrar edilme-
si daha tiksindirici olmaktadır.””
31
Nihayet, hukuksal yargıların gerçeği kavramamasıyla karşılaşıla-
Kavramı Üzerine Kimi Düşünceler, içinde Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C. 2,
Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 1881-1888. Ülkemizde son zamanlarda demok-
rasi havarisi niteliğine bürünerek zuhur eden görüşlerin demokrasi kültürünün
bu topraklarda yeşermiş bulunduğuna gösterge oluşturduğunu savlamak, aslında
pek ferahlatıcı olacaktır. Ne var ki, demokrasi adına ileri sürülen görüşlerin sandık
fetişizmine kapılması bir yana, sandığa hangi kurguyla gidildiğini ısrarla gözden
kaçırması belki güncel siyasetle uğraşan görüşler için mazeret oluşturabilir; ancak,
bu yaklaşımı hukuk bilimiyle iştigal edenlerin sergilemesi kabul göremez. Hukuk
alanında bilim adamının gerçekliği tümüyle kucaklayan bir bilimsel yaklaşım içe-
risinde hareket etmesi zorunluluğu bulunur. Aksi durumda, ortada nitelik itiba-
riyle bilimsel etkinlik derecesine yükselemeyen bir güncel siyaset uğraşısına dö-
nüşüm tehlikesi belirir.
30
“Demokrasi” adına hareket edildiği savlarıyla “ıskalandığı” söylenebilecek bu
“gerçeklere” bir örnek için bkz. Çal, Sedat, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hat-
tı Projesi Kapsamındaki Anlaşmaların Hukuki Yönden Değerlendirilmesi, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi (AÜSBFD), C. 63, S. 4, 2008, s. 89-134,
(http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/936/11660.pdf).
31
Bingöl, Adil, Hukuk Devleti Açısından Yasaların Metrukiyeti Uygulanmazlığı ve
Uygulanamazlığı Sorunu, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi (HFSA), 10. Kitap,
(Haz. Hayrettin Ölçesiz), İstanbul Barosu, İstanbul, 2004, s. 50.
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 53
bilmesi nedeniyle “hukukun bir bilim olarak değeri” üzerinde tartışma-
ların cereyan etmesi de görülmemiş değildir
32
ve daha 1848’de Kirc-
hmann tarafından dile getirilmiştir.
33
Böylesi bir eksikliğin doğal ola-
rak bizi götürdüğü nokta ise, “bilimsel sonuçların” gerçeği kavrama-
daki yetersizliğinde ve çözümler getirmedeki kısırlığında belirmekte-
dir. Öğretiden bir görüşteki ifadeyle;
“Nitekim, varoluşsalcı hukuksal yaklaşımda, normatif düzenin sosyal
gerçeklikten bağımsızlığının öne sürülmesinin imkansızlığı vurgulanmakta-
dır. Normatif düzen ile sosyal gerçeklik arasındaki bu bağ, bu düzene yasal
meşruiyet ve otorite kazandırmanın yanı sıra, işlevsel açıdan da somut du-
rumlara çözüm üretebilme imkanını yaratır.”
34
Bu durum, özellikle de –ilerleyen paragraflarda kısmen ortaya ko-
nulduğu üzere– idare hukuku bakımından gözlenebilmektedir.
Bu anlamda, idare hukuku bağlamında kavramları veya ilke ya
da kuralları ortaya koyan yahut yorumlayan idare hukuku teorisyen-
lerinin, vardıkları sonucun uygulamada ne anlama geldiğini, yahut
reel alanda ne tür sonuçlar doğurduğunu araştırmaya veya irdeleme-
ye “ülfet”inin bir türlü yeterince ortaya çıkmaması şeklinde gözlenen
önemli bir eksiklikten söz edilebilir. Bunun sonucunda ise, teknik hu-
kuk alanında saplanıp kalan ve –ifadeye cevaz verilirse– bir tür “me-
leklerin cinsiyetini” tartışmakta iken, uygulamadaki oluşumlar itibariy -
le idarenin keyfi işlemlerine karşı halkın korunmasına yönelik olarak,
32
Bkz. Kirchmann, Julius Hermann v., İlim Olmak Bakımından Hukukun Değersizli-
ği, (Çev. Coşkun Üçok), HFSA, 17. Kitap, (Haz. Hayrettin Ölçesiz), İstanbul Barosu,
İstanbul 2007, s. 7-35. Yazara göre, “adalet, ilim yüzünden bir piyango olmuştur... Köy-
lü davayı kaybedince “haksızmışım” demez, kumar oynamış gibi “kaybettim” der. Dâvanın
kaybedilmesi ve dolu yüzünden ekinin mahvolması onun için aynı mahiyette olaylardır; ta-
lihsizlik, fakat haksızlık değil. Halkın anlamadığı, halkın içinden gelmeyen, halkın, tabia-
tın insafsız kuvvetleri ile bir tuttuğu bir hukuk, işte bu, hukuk ilminin zaferidir... Köylü
ve şehirliler hiçbir şeyden, kafasının içini hukuk ilmi ve kanun bilgisi ile süslemiş olan ve
hukukî durumları ince ince ayıran bir yargıç yardımcısının kendilerine yargıç olmasından
korktukları kadar korkmazlar. Juri makemelerinin istenmesi de aynı sebebe dayanmakta-
dır... Millet ilimci hukukçulardan bıkmıştır” (a. g. e., s. 26-28).
33
Bkz. Adomeit, Hukuki Yöntem, op. cit., s. 44.
34
Kılıç, Hukuksal ve Teolojik Metinleri Anlama Sorunu: Felsefi Hermenötik Bağla-
mında Bir Analiz, op. cit., s. 100.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi54
idare hukukunun mevcut algılamaları tahtında ne denli yetersiz kalın-
dığını farketmekten dahi uzak kalan bir ortamdan söz edilebilir.
35
Bir örnekle bu yargımızı desteklemek isteriz: Bir devlet okulun-
daki sıradan bir kantin işletmeciliğinin yahut üniversite hastanesin-
deki yemek hizmeti verilmesi faaliyetinin özel girişime ihalesiz veril-
mesi yönündeki iddialar nedeniyle savcılık soruşturmaları, koğuştur-
malar, tutuklamalar ve hatta intihar olayları gazetelerin baş köşelerini
süslemektedir.
36
Buna karşın, anılan faaliyetlerin toplam bedellerinin
binlerce katı yükseklikteki fahiş rakamları içeren büyük baraj yapım
projelerinin idarece ihalesiz gerçekleştirilmesine karşın ne toplumda
bir tepki görülmekte, ne de idare hukuku teorisyenlerinden bir karşı
ses yükselmektedir.
37
Sanırız bu noktada “bu ne yaman çelişki, el aman!” türküsüne –veya
feryadına– geçiş yapmak gerekecektir. Halihazırdaki bu çelişkili uy-
gulama, sanki Osmanlı devrindeki yanlış uygulamalara yönelik tep-
kinin şairane ortaya konulduğu şu çarpıcı dizelere gönderme yapıyor
gibidir:
“Milyonla çalan mesned-i izzete serefraz,
Birkaç kuruşu mürtekibin cây-i kürektir.”
38
Sonuç itibariyle, çıplak bir gerçeklik olarak belirdiği gözlemlene-
bilen bu durum, idare hukukunda bireylerin yönetimin yürütme
39
iş-
35
Bu çalışmanın sınırlı kapsamı itibariyle, burada gerçekliğin kavranması ve bu me-
yanda hukuksal usavurum ile hukukun geçerliliği arasındaki bağıntıya yönelik
öğretideki kuramsal tartışmalara girmeyeceğiz (bu husustaki ayrıntılı bir değer-
lendirme için bkz. Gözler, Kemal, Hukukun Genel Teorisine Giriş, US-A Yayıncılık,
Ankara, 1998, s. 55-88).
36
Bkz. Hürriyet Gazetesi, “Erzincan Üniversitesi Rektörü İntihar Etti”, 18 Mart, 2010
(http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14144392.asp?gid=373).
37
Bkz. Metin Münir, “Ilısu’da Cevapsız Sorular”, Milliyet Gazetesi, 17 Mart, 2010.
Keza, Metin Münir, “Ak Parti, Siyah Proje”, Milliyet Gazetesi, 18 Mart, 2010.
38
Beyit, Ziya Paşa’ya aittir.
39
Çağdaş demokrasilerdeki “yasama-yürütme-yargı” sacayağının oluşturduğu den-
ge bağlamında, “idarî faaliyetler” için Öztürkçe karşılık olarak benimsenmiş ve
yaygın olarak kullanılan durumdaki “yürütme” teriminin halk nezdinde akis bul-
duğu diğer bir anlamının işbu beyit meyanında beraberinde getirdiği çağrışım, bir
talih midir, yoksa talihsizlik mi, yoksa sadece bir tesadüf müdür; doğrusu, üzerin-
de –ironiyle karışık biçimde- düşünmeye değer olabilir. İdare hukuku öğretisinde
idarenin “yürütme” işlevine karşı halkın ekonomik bağlamda korunması gereği-
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 55
lemlerine karşı korunması ilkesinin kitaplarda kaldığını, öğretinin ise
bu çıplak gerçekler karşısında idari işlemin kimliği veya yapılış süre-
ci, yahut idari yargıda dava açmanın süreleri gibi, idare hukukunun
münhasıran teknik hukuk boyutuna indirgenmiş inceleme alanlarına
ağırlık vermek suretiyle, sanki kendi disiplininin teknik koridorların-
da kaybolmayı yeğlediğini düşündürmektedir.
V. Uygulamadaki Temel Sorunlar
Yukarıdaki bölümlerde ifade edilmeye çalışıldığı üzere, bilim ala-
nında analitik bir yaklaşım sergilenmesi hususunun en başta gelen bir
temel ilke olduğu açıktır. Bu açıdan, şabloncu bir yaklaşımla hukuksal
konulara eğilinmesi, kesin biçimde isabetsizdir ve eleştirilmelidir. Hu-
kuk uygulamasına bu noktadan bakıldığında, özellikle idare hukuku-
na kısa bir bakış, bize önemli sorunların varlığını gösteriyor. Bu yön-
de, uygulamadan eleştiri konusu yapılabilecek bir örneğe geçmeden
önce, şabloncu/formalist bakışın yer bulmadığı olumlu bir örneğe de-
ğinmek, ileriye yönelik olarak ufuk açıcı nitelikte görülebilecektir.
Sözgelimi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında
Türk idare hukukunda memur kavramının ne şekilde belirlendiğinin
anlamsız kalabileceği yönünde bir analizi ortaya koyan bir çalışmada,
40
böylece idare hukukumuzun kendi dışındaki bir uygulamayı dikkate
almak suretiyle uyarıcı bir işlevi –olması gerektiği gibi– yerine getirdi-
ğini gözlemleyebiliriz. Böylece, anılan çalışma, idare hukukumuzdaki
memur tanımının ülke dışındaki –tazminat yaptırımı nedeniyle uyul-
ması zorunluluğu doğan– gelişmelerin izlenmesi sonucunda olası bir
kayıtsızlığa karşı önlem almaya yönelik isabetli bir işlevi görmektedir.
İşte, bu örnek, kendi dışındaki uygulamalar bağlamında geleneksel-
leştirdiği –ve içselleştirdiği– bir biçimde kendini sadece kaynak Fran-
sız hukukuna başvurmaya adamış görünen idare hukukumuzda, or-
taya çıkan yeni gelişmeler (uluslararası yatırım andlaşmaları vb.) kar-
nin gözden kaçırılması, bu anlamda yine vurgulamaya değer olmaktadır.
40
Bkz. Karahanoğulları, Özlem Erdem, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Mad-
desi –İdari Davalar– Memur Uyuşmazlıkları, Danıştay 133. Yıl Sempozyumu (İdari
Yargının Yeniden Yapılandırılması ve Karşılaştırmalı İdari Yargılama Usulü), 11-12 Ma-
yıs, 2001, Danıştay Yayını, Ankara, 2003, s. 61- 76.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi56
şısındaki “kayıtsız kalma sendromunu” aşmaya yardımcı olabilir ümi-
dindeyiz.
Aksi durum, idare hukukunun toplumsal sorunları kuşatıcı ya-
nıtlar ve çözümler üretebilmesini de büyük ölçüde engelleyecek, top-
lumun karşısına önemli faturaların işte bu “ayırdında olmama” keyfiye-
ti nedeniyle çıkmasına neden olabilecektir. Yatırım tahkimi konusun-
da bu sorun, ülkemizin (yani tüm vatandaşların) tahkim heyetlerince
ödemeye maruz bırakıldığı milyonlarca ABD Doları tutarında tazmi-
natlar şeklinde halihazırda ortaya çıkmış durumdadır ve geride daha
milyarlarca ABD Dolarlık tutarların talep hanesinde yer aldığı çok sa-
yıdaki yatırım tahkimi davaları sürmektedir.
41
Bu sorunun ortaya çık-
masında, gerek geneli anlamında hukukçularımızın ve özelinde idare
hukuku öğretisindeki kayıtsızlığın (ve kimi durumlarda katkıların
42
)
olumsuz etkisi, üzerinde düşünülmesi ve ders alınması gereken bir
keyfiyeti sergiliyor gibidir.
Bu bağlamda ilaveten değinmek gerekirse, idare hukuku teorisi,
ikili veya çok taraflı yatırım andlaşmaları bağlamında idare hukuku-
nun –artık eskiyen bir nitelik kazanmış durumdaki– kimi söylemleri-
nin ve dengelerinin geçerliliğini ve etkinliğini zedeleyen uygulamalar-
la karşılaşıldığının daha hâlâ farkında değil gibi görünmektedir. Ni-
tekim bu konuyla ilgili olarak idare hukuku teorisyenlerince yapılmış
neredeyse hiç bir çalışma bulunmamaktadır.
Oysa beklenirdi ki, hemen yukarıdaki paragraflarda kısaca de-
ğindiğimiz üzere, uygulamada beliren yeni durumlar karşısında ida-
re hukukunun teknik sorunlarının önüne bu yeni sorunları öncelle-
yen bir yaklaşım konulsun ve yabancı literatürdeki gibi bu alanlarda-
41
Sözgelimi, yakın zamanlarda basına yansıyan bir tahkim davasında 10,1 milyar
ABD Doları talep edilmektedir (bkz. Şener, Nedim, “Türkiye, Uzan’ı CIA ve FBI
Uzmanlarının Raporuyla Vuracak”, Milliyet Gazetesi, 23 Mart 2010, s. 9; “Bakan Yıl-
dız: Libananco Davasında Endişemiz Yok”, Radikal Gazetesi, 26 Mart, 2010, s. 4) .
42
Bu konuda bir örnek için bkz. Çal, Sedat, Uluslararası Yatırım Tahkimi ve Kamu Hu-
kuku İlişkisi, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2009, s. 175, 565 nolu dipnot. Anılan dipno-
ta alıntı yapılan –imtiyaz sözleşmelerinde uluslararası tahkime yer verilebilmesi-
ne yönelik 1999 yılındaki Anayasa değişiklikleri öncesindeki süreçte serdedilen ve
kanımızca gerçekllikle asla bağdaşmayan– idare hukuku öğretisinden bir görüşe
göre, “hakemlerin, imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkları İdari yargı mercileri
kadar adil ve rasyonel çözümleyemeyeceklerine dair hiçbir bilimsel dayanak bulunmamak-
tadır.”
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 57
ki güncel sorunları irdeleyerek idare hukuku öğretisine ışık tutan ça-
lışmalar sergilenebilsin. Bu bir yana, bu alanda yapılmaya çalışılan bir
kaç cılız girişimin dahi, şekilci olduğu savlanabilecek bir yaklaşım içe-
risinde “idare hukuku alanına murtabıt değildir” fetvasıyla karşılanabil-
mesi, hukukumuz (özellikle idare hukuku teorisi) –ve ülkemiz– adına
büyük bir talihsizlik olarak düşünülebilir.
İdare hukuku bakımından bilimsel yaklaşım eksikliğine birçok ör-
nek göstermeye elverişli bir hukuk uygulaması alanıyla karşılaşıldığı,
kanımızca, rahatlıkla söylenebilecektir. Sözgelimi, imtiyaz kavramının
Fransa’da ne şekilde, hangi koşullar tahtında ortaya çıktığına yeterin-
ce itibar etmeyen idare hukuku öğretisi, bu kavramı şekilci bir yakla-
şımla dar biçimde algılamaya yönelmiştir.
43
Böylece, bir kamu hizme-
tinin özel girişimciler eliyle görülmesine yönelik “sözleşme ilişkisi içe-
risinde olunması zorunluluğu” biçiminde –tarihsel dönemlerdeki kapi-
tülasyon uygulamalarıyla koşulları ağırlaştırılmış olarak– beliren im-
tiyaz kavramını bu dar kalıbından sıyırmaya öğretimiz ekseriyetle ge-
rek duymamıştır. İdare hukuku öğretisindeki anılan ekseriyet, bunun-
la da yetinmemiş ve kavrama –lâyıkı veçhile– geniş ufuklu bir kalıp çi-
zen Anayasa Mahkemesi kararlarını da eleştirmiştir.
44
Yine, idare hukukukun Fransa’da ortaya çıkışının hangi tarihsel
temellere dayandığı ve burada kimin kime karşı korunduğu hususu-
nun yeterince analitik bir bakış açısıyla ele alındığına dair yeterli açık-
lığı kurgulayan bilimsel eserler ya yoktur, ya da son derece kısıtlı sa-
yıda yahut belli belirsiz değinmelere yer veriyor biçimdedir. Keza, ay-
rıca, idarenin sorumluluğu hususundaki algılamaların, idare hukuku
alanında kalmayı ne anlamda gerektirdiği üzerinde doyurucu irdele-
melere gereksinim duyulduğu, bu anlamda halihazırdaki irdelemele-
rin daha ziyade formalist yaklaşımın izlerini taşıdığı savlanabilir. Bu
paragraftaki yargılara bir küçük örnek, özel girişimciler eliyle görülen
kimi hizmetlerin “virtüel kamu hizmeti” sınıflandırmasına alınıp alın-
maması konusunda veya kamu hizmeti kavramının “içerik denetimi”
43
Bkz. Çal, Sedat, Türkiye’de Kamu Hizmeti ve İmtiyazın Dönüşüm Öyküsü, TOBB Yayı-
nı, Ankara, 2008, s. 54-72.
44
Bu meyanda, anılan görüşlere topluca yer verilen çalışma için bkz. a. g. e., s. 38-54.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi58
bağlamında ele alınmasındaki kapsayıcı yahut analitik bakış eksikliği
bağlamında verilebilir.
45
Son olarak değinmek gerekirse, bilimde “haset” duygusuna yer ol-
mamak gerekir. Unutmamak gerekir ki, bilimin –özellikle ülkemizde
bakımından– “cılız fidesi”, ancak rekabetle “yeşerebilir” ve “kök salabi-
lir”. Oysa kimi zaman üniversite kürsülerinde böylesi uygulamaların
görülebilmiş olması önemli bir sorun oluşturmaya aday görünüyor.
Sözgelimi, eski adıyla “asistan” –yahut, yeni adıyla “araştırma görevli-
si”– alımları itibariyle, bir bilim alanında üniversite kürsüsünü işgal
etmekte bulunanların, yeni akademik personel alımında bilimsel ye-
terliği kendilerinden daha ileride olduğu kanısına vardıkları adayla-
rı “benimsememeleri” yönündeki uygulamalarla karşı karşıya gelindiği
aktarılmaktadır.
46
Bu durumun, bilimin ilerlemesi bakımından son de-
rece sorunlu olduğu açıktır ve “iki küçük doz hazım” reçetesiyle bertaraf
edilebileceği umulur.
47
45
Burada değinilen “içerik denetimi odaklı yaklaşım”a yönelik eleştiriler hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz. Çal, Kamu Hizmeti Kavramı Üzerine Kimi Düşünceler, op. cit.,
s. 1846-1880.
46
Sözgelimi, bir asistan adayına kürsü hocasının “seni asistan almam; çünkü sen benim
şöhretimi silersin!” diyebildiği dahi zikredilmektedir (bkz. Pala, İki Darbe Arasında,
op. cit., s. 2).
47
Toplumsal yapımızda yer ettiği varsayılabilen bu eğilim, sadece akademik kür-
sülere mahsus bir özellik olmayıp, gerek idari yapıda ve gerek toplumun diğer
katmanlarında yer etmiş bir habis hücre gibi karşımızda belirmektedir. Bu yönde
Osmanlı’nın yükselme dönemlerindeki uygulamaya kısaca bir göz atmak yararlı
olabilir (ki, günümüzde ABD’ndeki uygulamanın bu yönde tecelli ettiği savlana-
bilir ve bu ülkenin pek çok alanda ileriye gitmiş olmasını bu özelliğine hamletmek
mümkündür kanısındayız). Buna göre, anılan dönemde kişiler tamamen yetenek-
leriyle makamlara gelmekte, toplumda ön plana geçmektedir. Üstelik, bundan da
övgüyle söz etmektedirler. Böylece, bir çoban çok rahatlıkla vezir-i azam makamı-
na yükselebilmektedir. Yazarının ifadesiyle, “(b)u koca mecliste tek bir kişi yoktu ki sa-
hip olduğu konumu ve rütbeyi kendi liyakat ve cesaretine borçlu olmasın... Türkiye’de her-
kes kendi mevki ve istikbalinin kurucusudur. En yüksek mevkilere çıkmış olanlar çoğu za-
man çobanlıktan yetişmişlerdir. Bunlar böyle küçük yerlerden, aşağılardan gelmiş olmak-
tan utanmak şöyle dursun, aksine bununla iftihar ederler. Ben ne idim. Çalışkanlığım ve
doğruluğum sayesinde ne oldum!.. derler. Bugünkü mevki ve istikballerini atalarına ne ka-
dar az borçlu iseler, ifithar etmekte kendilerine o kadar hak görürler. Türkler insanlarda me-
ziyetin babadan oğula irs yoluyla intikal ettiğine, bir miras gibi elde edildiğine inanmazlar.
Bunun kısmen Allahın bir ihsanı, kısmen de çalışmanın, zahmetin, gayretin ödülü telak-
ki ederler... Namussuz, tembel, atıl, bilgisiz olanlar hiçbir zaman yüksek mevkilere tırma-
namazlar. Osmanlıların neye teşebbüs ederlerse başarılı olmalarının, bütün dünyada
hâkim bir ırk haline gelebilmelerinin, imparatorluğun hudutlarını boyuna genişletmeleri-
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 59
Bu noktada, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki son derece kısıtlı büt-
çe olanaklarına rağmen bilime özel bir önem veren Halaskâr Gazi’nin,
eğitim görmek üzere yurt dışına gönderilenlere –her birine telgrafla
“kişiye özel” olarak ve hemen tam seyahat öncesi tren garında veya va-
pur rıhtımında iletilmesine özen gösterdiği– sözünü bu noktada anım-
samak ve ders almak gerekebilir: “Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum.
Volkan olup dönmelisiniz.”
48
Kuşkusuz, bir fidenin kök salıp etrafına yarar sağlamak üzere
“meyveye durması”, en çok onu yetiştirenlere iftihar vesilesidir ve tar-
tışma götürmeyen bir gerçektir ki, toplumlar öncüllerini aşan evlatla-
rıyla yükselir. Buna yönelik ortamın en verimli kılınması gerektiği yer
ise, bilim alanı olsa gerektir. Bu meyanda, sözümüzü yine Atatürk’ten
bir anekdotla bağlamak isteriz:
“Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile meşgul olmak, gü-
zel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.
Bahçesinde çiçek yetiştiren adam bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da
çiçek yetiştirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu tarzda düşünen
ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların istikbali-
ne faydalı olurlar.”
49
Sonuç
Hukuk biliminde konulara ve kavramlara sağlıklı bir yaklaşım,
ancak bilimsel yöntemlerle olabilir. Bilimsel yöntemler ise, analitik bir
bakış açısına sahip olmayı gerektirir ve şekilci/şabloncu yaklaşımların
uzağında kalmayı öngörür. Bu bağlamda, üzücü olsa da, ülkemizdeki
nin sebebi, hikmeti budur... Türklerin en büyük düşmanı iltimastır. Onun hiçbir yer-
de yeri yoktur” (bkz. de Busbecq, Oqier Ghislain, Türk Mektupları, (Yayına Haz. Re-
cep Kibar), Kırkambar Kitaplığı, İstanbul, 2002, s. 42, 43, 79) (“vurgu”, tarafımıza
aittir). Buradaki ifadelerin, daha sonraki dönemler dikkate alındığında, “nereden
nereye” şeklinde iç geçirmeyle bütünleşen bir acı –veya buruk– tebessüme yol aç-
maması zordur.
48
Bkz. Şarman, Kansu, Türk Promethe’ler – Cumhuriyet’in Öğrencileri Avrupa’da (1925-
1945), Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,
2006, s. 25; Özata, Atatürk, Bilim ve Üniversite, op. cit., s. 28.
49
Özata, Atatürk, Bilim ve Üniversite, op. cit., s. 11.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi60
hukuk uygulamalarında kimi zaman önemli sorunlar doğurabilen ör-
neklerle karşılaşılması sözkonusudur.
Bundan ötürü, işbu çalışmada ortaya konulmaya çalışıldığı üze-
re, hukuk alanındaki bilimsel yaklaşım itibariyle hangi bakımlardan
olumsuzluk görülebildiğinin özellikle irdelenmesi gereksinimi bulun-
maktadır. Anılan eksikliklerin ne tür sorunlar doğurabildiğine ilişkin
olarak idare hukuku alanındaki uygulamalardan verilen örnekler de,
kanımızca bilimsel bir bakış açısına uygun biçimde hareket etmenin
önemini vurgulamaktadır.
Bu bağlamda, toplumsal yapıdan da beslenen bir eleştiri eksikliği
ve giderek eleştiriyi bertaraf etmeye yönelik algılamaların önemli bir
sorun oluşturduğu düşünülmektedir. Bir diğer temel sorun ise, anali-
tik bakış açısı eksikliği ve bu meyanda hukuksal konulara şekilci bir
açıdan yaklaşılması olarak görünüyor.
Yine, bilimsel yaklaşımın gereği olarak kavramsal önyargılardan
arınma ve edinilmiş kavramların mutlaka sorguya bağlı kılınması ge-
reksiniminin ayrıca altı çizilmelidir. Nihayet, hukuksal sorunlara bu-
lunan yanıtların mutlaka gerçekliği kavrayıp kavramadığı bakımın-
dan değerlendirilmesi, kimi zaman özellikle idare hukuku teorisinde
gözden kaçtığı görülen bir zorunluluktur.
Hukukta bilimsel yaklaşıma genel olarak ve özetle değinen bu ça-
lışmada ortaya konulduğu üzere, hukukumuzda şekilci bakış açısının
kendisini gösterebildiği ve önemli sorunları beraberinde getirdiği sav-
lanabilir. Bu anlamda, özellikle idare hukukuna yönelik olarak işbu ça-
lışma içerisinde yer verilen dar kapsamlı değinilerin, çalışmanın gene-
lindeki eleştirileri de dikkate almak suretiyle, bu hukuk dalında daha
analitik ve sonuç itibariyle işlevsel özellik taşıyan yeni değerlendirme-
leri davet edeceği umulur.
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 61
Kaynaklar
Adomeit, Klaus, Hukuki Yöntem, (Çeviren: Altan Heper), Hukuk Fel-
sefesi ve Sosyolojisi Arkivi, 10. Kitap, (Haz. Hayrettin Ölçesiz), İstan-
bul Barosu, İstanbul 2004.
Akkaya, Rukiye, Kamu Hukuku Eğitiminin Fransa’da Tarihsel Kök-
leri ve Kamu Hukuku Okulları Üzerine Notlar, Atatürk Üniversi-
tesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt VII, Sayı 3-4, Aralık 2003.
Arat, Tuğrul, Önsöz, içinde Rıfat Erten, Doğrudan Yabancı Yatırımlar
Kanununun Türk Yabancılar Hukuku Sistemi İçindeki Yeri ve Rolü,
Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara 2005.
Argüden, Yılmaz, Üst Kurullar ve Rekabet Özgürlüğü, Rekabet Kurumu
Perşembe Konferansları, Sayı 22 (Mart-Mayıs-Haziran-Ekim-Aralık),
(Soru ve Cevap Bölümü), Ankara 2008.
Ayaydın, Cem, 82 Anayasası’na Göre Devletin Faaliyet Alanı, Dokto-
ra Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul
1998.
Ayaydın, Cem, İdare Hukuku’na Giriş -Ders Notları-, Cilt II, Yenilik Ba-
sımevi, İstanbul 2008.
Bakan Yıldız, Libananco Davasında Endişemiz Yok, Radikal Gazetesi,
26 Mart, 2010.
Bingöl, Adil, Hukuk Devleti Açısından Yasaların Metrukiyeti Uygu-
lanmazlığı ve Uygulanamazlığı Sorunu, Hukuk Felsefesi ve Sosyolo-
jisi Arkivi, 10. Kitap, (Hazırlayan: Hayrettin Ölçesiz), İstanbul Ba-
rosu, İstanbul 2004.
Çal, Sedat, Altyapının Finansmanı ve İşletilmesi Bağlamında, Kamu
Hizmeti İmtiyaz Kavramlarının 1999 Anayasa Değişiklikleri Çer-
çevesindeki Dönüşümü, Rekabet Kurumu Perşembe Konferansları,
Sayı 22 (Mart-Mayıs-Haziran-Ekim-Aralık), (Soru ve Cevap Bölü-
mü), Ankara 2008.
Çal, Sedat, Türkiye’de Kamu Hizmeti ve İmtiyazın Dönüşüm Öyküsü,
TOBB Yayını, Ankara 2008.
Çal, Sedat, Uluslararası Yatırım Tahkimi ve Kamu Hukuku İlişkisi, Seçkin
Yayıncılık, Ankara 2009.
Çal, Sedat, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi Kapsamındaki
Anlaşmaların Hukuki Yönden Değerlendirilmesi, Ankara Üniversi-
tesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 63, Sayı 4, 2008.
Hukukta Bilimsel Yaklaşımın Önemi62
Çal, Sedat, Kamu Hizmeti Kavramı Üzerine Kimi Düşünceler, içinde Prof.
Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, Cilt 2, Vedat Kitapçılık, İstanbul
2009.
De Busbecq, Oqier Ghislain, Türk Mektupları, (Yayına Haz. Recep Ki-
bar), Kırkambar Kitaplığı, İstanbul, 2002.
Derbil, Süheyp, İdare Hukuku, Cilt I, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakül-
tesi Yayını, Ankara, 1940.
Derbil, Süheyp, Ankara Hukuk Fakültesi’nin 25. kuruluş yıldönümü
vesilesiyle yapılan konuşma, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Mecmuası, Cilt 7, Sayı 3-4, 1950.
Duguit, Leon, Kamu Hukuku Dersleri, (Çeviren: Süheyp Derbil), Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, Ankara 1954.
Gözler, Kemal, Hukukun Genel Teorisine Giriş, US-A Yayıncılık, Anka-
ra 1998.
Gözübüyük, A. Şeref / Tan, Turgut, İdare Hukuku, Cilt 1, 4. Bası, Tur-
han Kitabevi, 2006.
Güran, Sait, Hukuk Fakültelerinde Öğretim, Türkiye Barolar Birliği (TBB)
Uluslararası Sempozyumu, Ankara, 2003 (http://www.barobirlik.
org.tr/yayinlar/makaleler/saitguran.doc).
Güriz, Adnan, Türkiye’de Hukuk Öğretimi, Türkiye Barolar Birliği (TBB)
Uluslararası Sempozyumu, Ankara, 2003 (http://www.barobirlik.
org.tr/yayinlar/makaleler/adnanguriz.doc).
Güriz, Adnan, Türkiye’de Hukuki Pozitivizm, Anayasa Yargısı Dergi-
si, C. 8, 1991.
Gürkan, Ülker, Hukukta Değişim ve Kararlılık Sorunu, içinde Prof. Dr.
Mahmut Koloğlu’ya 70. Yaş Armağanı, AÜHF Yayını, Ankara, 1975.
Hirş, Ernst E., Hâtıralarım, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Ensti-
tüsü, Ankara, 1985.
Hirş, Ernst, Pratik Hukukta İlmî İspat ve Tefsir, Ankara Üniversitesi Hu-
kuk Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 1943.
Hürriyet Gazetesi, Erzincan Üniversitesi Rektörü İntihar Etti, 18
Mart, 2010 (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14144392.
asp?gid=373).
Karahanoğulları, Özlem Erdem, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
6. Maddesi – İdari Davalar – Memur Uyuşmazlıkları, Danıştay 133.
Yıl Sempozyumu (İdari Yargının Yeniden Yapılandırılması ve Karşılaş-
tırmalı İdari Yargılama Usulü), 11-12 Mayıs, 2001, Danıştay Yayını,
Ankara, 2003.
TBB Dergisi 2010 (90) Sedat ÇAL 63
Karakaş, Jale, Hukuki Pozitivizmde Norm Üretme Sürecinde Ortaya
Çıkan Epistomolojik Problemler, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arki-
vi, 10. Kitap, (Hazırlayan: Hayrettin Ölçesiz), İstanbul Barosu, İs-
tanbul, 2004.
Kılıç, Muharrem, Hukuksal ve Teolojik Metinleri Anlama Sorunu: Fel-
sefi Hermenötik Bağlamında Bir Analiz, Hukuk Felsefesi ve Sosyolo-
jisi Arkivi, 12. Kitap, (Hazırlayan: Hayrettin Ölçesiz), “Hukuka Fel-
sefi ve Sosyolojik Bakışlar – II”, Sempozyum, 7-11 Eylül, 2004, İs-
tanbul, Bildiriler / 1, İstanbul Barosu, İstanbul, 2005.
Kirchmann, Julius Hermann v., İlim Olmak Bakımından Hukukun Değer-
sizliği, (Çev. Coşkun Üçok), HFSA, 17. Kitap, (Haz. Hayrettin Ölçe-
siz), İstanbul Barosu, İstanbul, 2007.
Metin Münir, Ak Parti, Siyah Proje, Milliyet Gazetesi, 18 Mart, 2010.
Metin Münir, Ilısu’da Cevapsız Sorular, Milliyet Gazetesi, 17 Mart 2010.
Özata, Metin, Atatürk, Bilim ve Üniversite, Tübitak Yayını, Ankara 2007.
Özkök, Gülriz, Hukuki Belirsizlik Problemi Üzerine, Ankara Üniversi-
tesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 51, Sayı 2, 2002.
Pala, İskender, İki Darbe Arasında, Kapı Yayınları, İstanbul 2010.
Şarman, Kansu, Türk Promethe’ler – Cumhuriyet’in Öğrencileri Avrupa’da
(1925-1945), Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Kül-
tür Yayınları, İstanbul 2006.
Şener, Nedim, Türkiye, Uzan’ı CIA ve FBI Uzmanlarının Raporuyla
Vuracak, Milliyet Gazetesi, 23 Mart 2010.
Tan, Turgut, Ekonomik Kamu Hukuku Dersleri, Turhan Kitabevi, Anka-
ra 2010.