hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
135TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
I. GİRİŞ
Kamu hukukundan doğan alacakların cüzi icra yoluyla takip ve tahsili
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzen-
lenmiş olup, bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde İcra ve İflas Ka-
nunu’nun ilgili hükümleri uygulama alanı bulur. Buna karşılık, 6183 sayılı
Kanun amme alacaklarının külli icra yoluyla takibini düzenlemediğinden,
bu konuda bütünüyle İcra ve İflas Kanunu’nun hükümlerine müracaat
edilecektir.
1
Görüldüğü gibi, İcra ve İflas Kanunu’nun cüzi ve külli icraya
ilişkin hükümleri amme alacaklarının takip ve tahsilinrde doğrudan veya
dolaylı olarak uygulama alanı bulduğundan, bu Kanun’da yapılan deği-
şiklikler amme alacaklarının tahsili üzerinde de etkili olmaktadır.
İsviçre İcra ve İflas Kanunu’ndan tercüme edilerek alınan 4.9.1929 tarih
ve 1424 sayılı İcra ve İflas Kanunu 1932 yılında kabul edilen 2004 sayılı
Kanun’la ilga edilmiş; 2004 sayılı Kanun ise bilahare çok sayıda değişikliğe
uğramıştır.
2
Son olarak 17.7.2003 tarih ve 4949 sayılı Kanun
3
ile 21.2.2004
tarih ve 5092 sayılı Kanun’la
4
İcra ve İflas Kanunu’nun gerek cüz’i gerekse
külli icraya ilişkin hükümlerinde önemli değişiklikler yapılmış; bunun
yanında malvarlığının terki suretiyle konkordato, sermaye şirketleri ve
kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması gibi bazı yeni
kurumlar getirilmiştir. İşte gerek 4949 gerekse 5092 sayılı Kanun’la yapılan
İCRA VE İFLAS KANUNU’NDA
YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN AMME
ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİLERİ
Dr. Güray ERDÖNMEZ
*
*
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Ana-
bilim Dalı Araştırma Görevlisi.
1
Kuru, c. I, s. 33, Doktrinde 6183 sayılı Kanun’da açık hüküm bulunmayan hallerde
İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin kendiliğinden uygulanmayacağı görüşü de ileri
sürülmüştür. Bu konudaki tartışmalar ve Yargıtay’ın ilgili kararları için bkz., Üstün-
dağ, İcra, s. 17 vd.
2
Üstündağ, İcra, s. 15. İcra ve İflas Kanunu’nda bugüne kadar yapılan değişikliklerin
kronolojik listesi için bkz., Kuru-Arslan-Yılmaz, Kanun, s. 25 vd.; Pekcanıtez-Ertur-
gut-Yeşilova-Erişir, s. xxx.
3
RG, 30.7.2003 tarih; S. 25184.
4
RG, 12.2.2004 tarih, S. 25380.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
değişiklikler ve getirilen yeni düzenlemeler, amme alacaklarının takip ve
tahsili bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Sözü edilen hükümlerin
bazıları doğrudan doğruya amme alacaklarının durumunu düzenlerken (İİK
m. 179/b; 206, 289, 309); diğerleri, amme alacaklarının tahsili üzerinde dolaylı
bir etkiye sahiptir (İİK m. 128; 268/I). Bu çalışmada, 4949 ve 5092 sayılı Ka-
nun’la İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişikliklerin amme alacaklarının
tahsiline etkileri, cüz’i ve külli icra yönünden ayrı ayrı incelenecektir.
II. CÜZİ İCRA YOLUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN
AMME ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİLERİ
A. İhtiyati Haciz Hakkında Yapılan Değişikliklerin Etkileri
Kanun koyucu 4949 sayılı Kanun’la İcra ve İflas Kanunu’nun ihtiyati
hacze ilişkin hükümlerinde önemli değişiklikler yapmıştır. Bu bağlamda,
ilk olarak İcra ve İflas Kanunu’nun 268. maddesinin 1. fıkrasında yapılan
değişiklik değerlendirilebilir. 4949 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten
önce, ihtiyaten haczedilen malların daha sonra kesin olarak haczedilmesi
durumunda, ihtiyati haciz alacaklısının kesin hacze iştirak edebilmek için
İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesinde öngörülen şartları yerine getir-
mek mecburiyetinde olup olmadığı doktrinde tartışmalıydı. Bazı yazarlar,
ihtiyati haciz alacaklısının İİK m. 100’deki şartlara tabi olduğunu; İİK m.
268/II’de açık bir düzenleme bulunmamasının ihtiyati haciz alacaklısının
bu şartları yerine getirmek zorunda olmadığı anlamına gelmediğini; aksi
düşüncenin kabulü halinde, hacze iştiraki şüpheli alacaklıların ihtiyati haciz
koydurmak ve bu haczi kesinleştirmek suretiyle kesin hacze iştirak edebi-
leceklerini; ayrıca, kötü niyetli borçluların İİK m. 268/I’den yararlanarak
muvazaalı alacaklar yaratabileceklerini belirtmişlerdir.
5
Diğer yazarlar ise,
kanunda, İİK m. 100’deki şartların aranacağına dair açık bir hüküm bu-
lunmadığını; ihtiyati haciz koyduran ve malın borçlunun malvarlığından
çıkmasını önleyen ihtiyati haciz alacaklısının hacze iştirak edebilmek için
başka bir şarta tabi tutulmaması gerektiğini; İİK m. 268/II’de ihtiyati haciz
alacaklısının korunmaya değer bulunduğunu ve aynı temel düşünceden
yola çıkılırsa ihtiyati haciz alacaklısının İİK m. 100’deki şartlar olmadan
kesin hacze iştirak edebileceği sonucuna ulaşılacağını savunmuşlardır.
6
Yargıtay’ın konuyla ilgili kararları ise ikinci görüş doğrultusundaydı.
7
5
Kuru, C. III, s. 2543; Yılmaz, s. 301; Özekes, s. 302.
6
Postacıoğlu, s. 436; Üstündağ, İcra, s. 231; Deynekli-Kısa, s. 24.
7
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 25.2.1999 tarih ve E.725/K. 1131 sayılı kararı (Dey-
nekli-Kısa, s. 200). Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 19.12.1991 tarih ve E. 54/K. 52
sayılı kararı (YKD, 1992/3, s. 424).
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
137TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
4949 sayılı Kanun’la ise doktrindeki ilk görüş doğrultusunda düzenleme
yapılmış ve ihtiyaten haczedilen bir mal ihtiyati haciz kesin hacze dönüş-
meden önce bir başka alacaklı tarafından bu Kanun’a veya diğer kanunlara
göre haczedilirse, ihtiyati haciz alacaklısının kesin hacze ancak İcra ve İflas
Kanunu’nun 100. maddesindeki şartların varlığı halinde kendiliğinden ve
muvakkaten iştirak edeceği öngörülmüştür (İİK m. 268/I). İİK m. 268/I’de
geçen “diğer kanunlar” ibaresine amme alacaklarının takip ve tahsilini dü-
zenleyen 6183 sayılı Kanun’un da girdiği açıktır. Dolayısıyla, ihtiyati haciz
alacaklısının ihtiyati haczin uygulanmasından sonra konulan kesin hacze
hangi şartlarla iştirak edebileceği sözü geçen kanun değişikliğiyle açıklığa
kavuşturulmuştur.
İİK m. 268/I’de yapılan bu değişikliğin ihtiyati haciz alacaklılarının
hacze iştirak şartlarını güçleştirdiği aşikardır. Halbuki, 4949 sayılı Kanun’la
yapılan değişiklikten önce, İİK m. 268/I hükmü alacakları özel hukuktan
doğan alacaklıların hacze iştirak başvuruları bakımından önemli bir fonk-
siyona sahipti. Zira, İcra ve İflas Kanunu’nda hacze adi (takipli) iştirakin
çok sıkı şartlara bağlanmış olması (İİK m. 100), özel hukuk alacaklılarının
hacze iştirak kurumundan yararlanmalarını zorlaştırdığı için, bu alacaklılar
uygulamada çoğunlukla İİK m. 268/I hükmünden yararlanmak suretiyle
hacze iştirak ediyorlardı. İhtiyati haciz alacaklısının kesin hacze İcra ve İflas
Kanunu’nun 100. maddesindeki şartların mevcudiyeti halinde iştirak ede-
bileceğinin açıkça öngörülmesi, özel hukuk alacaklılarının hacze iştirak baş-
vurularında önemli bir yer teşkil eden bu yolun kullanılmasını son derece
güçleştirmiştir. Ortaya çıkan bu durum dolaylı olarak amme alacaklılarının
yararına sonuç doğuracaktır. Amme alacaklılarının İcra ve İflas Kanunu’na
göre konulan hacizlere ne şekilde iştirak edecekleri AATUHK m. 21/I’de
gösterilmiştir. Bu hükme göre; “Üçüncü şahıslar tarafından haczedilen mallar
paraya çevrilmeden evvel o mal üzerine amme alacağı için de haciz konulursa bu
alacak da hacze iştirak eder ve aralarında satış bedeli garameten taksim olunur.”
Görüldüğü gibi, amme alacaklılarının İcra ve İflas Kanunu’na göre konu-
lan hacizlere iştirak edebilmeleri için özel hukuk alacaklılarından farklı
olarak İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesinde belirtilen şartları yerine
getirmeleri aranmamaktadır. Bu düzenlemenin, amme alacaklılarının hac-
ze iştiraklerini kolaylaştırdığı ve onlara özel hukuk alacaklıları karşısında
önemli bir avantaj sağladığı aşikardır. İİK m. 268/I’de yapılan değişiklik
ise, amme alacaklılarının sahip oldukları bu avantajı iyice pekiştirmiştir.
Çünkü, ihtiyati haciz alacaklılarının kesin hacze İcra ve İflas Kanunu’nun
100. maddesinde sayılan şartların mevcudiyeti halinde iştirak edebilecek-
lerinin öngörülmesi, özel hukuk alacaklılarının önceki durumun aksine
İİK m. 268/I hükmüne başvurmalarını da son derece zorlaştırmış; böylece,
AATUHK m. 21/I’e dayanma imkanı olan kamu alacaklıları özel hukuk
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
alacaklıları karşısında daha da avantajlı konuma kavuşmuşlardır. Onun için,
kanun değişikliğiyle birlikte kamu alacaklıları ile özel hukuk alacaklıları
arasında hacze iştirak bakımından zaten mevcut olan eşitsizliğin daha da
derinleşeceği ve bundan böyle, mahcuz malın satışından elde edilen paranın
bütün alacaklılara yetmediği durumlarda kamu alacaklılarının alacaklarını
daha fazla tahsil etme imkanı bulabilecekleri söylenebilir.
İİK m. 268/I’de yapılan değişiklik amme alacaklılarıyla ilgili tartışmalı
bir konuya da açıklık kazandırmıştır. 4949 sayılı Kanun’la yapılan deği-
şiklikten önce, ihtiyaten haczedilen bir mal üzerine bilahare amme alacağı
için kesin haciz konulursa, ihtiyati haciz alacaklısının amme alacaklısının
koydurduğu hacze iştirak edip edemeyeceği doktrinde tartışmalı idi.
Doktrindeki bazı yazarlar, 6183 sayılı Kanun m. 21’in lafzından hareketle
ihtiyati haciz alacaklısının sadece İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre
konulan hacizlere iştirak edebileceğini; buna karşılık, amme alacaklısının
koydurduğu hacze iştirak edemeyeceğini savunuyorlardı.
8
Diğer yazarlar
ise, icrai haczin kamu alacağı için konulmuş olmasının herhangi bir öne-
mi bulunmadığını belirterek, aksi yönde görüş bildirmişlerdir.
9
Yargıtay,
önceleri doktrindeki ikinci görüş doğrultusunda kararlar verirken,
10
yeni
tarihli kararlarında ihtiyati haciz alacaklısının sadece İcra ve İflas Kanunu
hükümlerine göre konulan hacizlere iştirak edebileceğini belirtmiştir.
11
İşte
doktrinde tartışmalı olan ve Yargıtay’ın birbirine aykırı kararları bulunan
bu mesele, 4949 sayılı Kanun’la açıklığa kavuşturulmuş ve İİK m. 268/I
hükmünde, ihtiyaten haczedilen bir mal ihtiyati haciz kesin hacze dönüş-
meden önce bir başka alacaklı tarafından bu Kanun’a veya diğer kanunlara
göre haczedilirse, ihtiyati haciz alacaklısının kesin hacze İcra ve İflas Ka-
nunu’nun 100. maddesinde sayılan şartların varlığı halinde kendiliğinden
8
Deynekli-Kısa, s. 56.
9
Özekes, s. 303; Saldırım, s. 66.
10
Nitekim, Yargıtay bir kararında: “...Vergi Dairesi’nin haczi 1. 7. 1987 olup, Y. Banka-
sı’nın ihtiyati haczi 23.6.1987’dir ve takip usulüne göre 6. 8. 1987 tarihinde icrai hacze
dönüşmüştür. Bu nedenle, Vergi Dairesi ile birlikte 2. sıraya alınıp garameye iştirak
ettirilmeleri gerekir...” şeklinde görüş bildirmiştir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin
3.10.1990 tarih ve E. 1957/K. 9492 sayılı kararı; Deynekli-Kısa, s. 236). Yargıtay’ın
konuyla ilgili bir diğer kararı için bkz., Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 26.2.1998
tarih ve E. 8692/K. 1350 sayılı kararı (www.kazanci.com.tr/ictihatlar).
11
Yargıtay’ın konuyla ilgili bir kararı şu şekildedir; “... İİK’nın 268. maddesine göre
ihtiyati haciz sahibi alacaklının iştirak edebileceği haciz İcra ve İflas Kanunu hüküm-
lerine göre konulan hacizdir. Kamu alacaklarından dolayı konulan hacizle ilgili iştirak
düzenleyen 6183 sayılı Yasanın 21. maddesinde kamu alacağının hacze iştiraki için
bir malın öncelikle kat’i olarak haczedilmiş ve paraya çevrilmemiş ve kamu alacağı
için de haczedilmiş olması gerekir...” (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 4.2.1999 tarih
ve E. 7673/K. 473 sayılı kararı; Deynekli-Kısa, s. 201). Yargıtay’ın konuyla ilgili diğer
kararları için bkz., Uyar, Sıra Cetveli, s. 732, dpn. 305.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
139TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ve muvakkaten iştirak edeceği öngörülmüştür. Kanun’un gerekçesinde her
ne kadar herhangi bir açıklık yoksa da,
12
madde metninde geçen “diğer
kanunlar” ibaresinin 6183 sayılı Kanun’u kapsadığı açıktır. Bundan böyle,
ihtiyati alacaklıları İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesinde öngörülen
şartları yerine getirdikleri takdirde, AAUTHK hükümlerine göre konulan
kesin hacizlere iştirak edebileceklerdir. Diğer yandan, İİK m. 268/I’de
yapılan değişiklikten önce gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında
AATUHK m. 21/I’in kamu alacaklısının özel hukuktan doğan alacaklar
için konulan hacizlere iştirakini düzenlediği; özel hukuk alacaklısının İcra
ve İflas Kanunu’nun 100. maddesindeki şartları gerçekleştirse bile amme
alacaklısının koydurduğu hacze iştirak edemeyeceği savunulmakta idi.
13
Fakat, 4949 sayılı Kanun’la ihtiyati haciz koyduran özel hukuk alacaklı-
sının İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesindeki koşulları yerine getir-
diği takdirde, diğer Kanun’lara ve bu çerçevede 6183 sayılı Kanun’a göre
konulan hacizlere iştirak edebileceği öngörüldüğüne göre (İİK m. 268/I),
doktrinde ve Yargıtay kararlarında savunulan bu görüş en azından ihtiyati
haciz koyduran özel hukuk alacaklıları bakımından dayanaksız kalmıştır.
Ayrıca, ihtiyati haciz koyduran özel hukuk alacaklılarının amme alacak-
lısının koydurduğu hacze iştirak edebilmeleri, özel hukuk alacaklıları ile
amme alacakları arasında eşitsizlik yaratan
14
bu durumun kısmen de olsa
değişmesini sağlayacaktır.
İhtiyati haciz kurumu ve amme alacaklarıyla bağlantılı olarak İİK m.
268/I’e eklenen 2. cümleye de değinmek gerekir. Sözü geçen hüküm, rehin
tesis edilmeden önce ihtiyati veya icrai haciz konulması halinde amme alacağı
dahil hiçbir haczin rehinden önceki hacze iştirak edemeyeceğini öngörmek-
tedir. İİK m. 268/I, c. 2 sevk edilmeden önce, doktrindeki bazı yazarlar ve
Yargıtay amme alacakları için konulan hacizler bakımından tam aksi görüşü
benimsiyordu. Nitekim doktrinde, AATUHK m. 21/I’in “Üçüncü şahıslar
tarafından haczedilen mallar paraya çevrilmeden evvel o mal üzerine amme alacağı
için de haciz konulursa bu alacak da hacze iştirak eder ve aralarında satış bedeli ga-
rameten taksim olunur” şeklindeki ifadesinden hareketle, amme alacaklısının
hacizden sonra rehin konulmuş olsa bile ilk hacze iştirak edebileceği ileri
sürülmüştür.
15
Yargıtay da konuyla ilgili bir kararında, “... Rehinli alacaklı E.
Bank’ın rehinin haciz tarihinden sonra tahsis edilmesi nedeniyle haciz tarihinden
önce sıra alması mümkün olmadığı gibi, bu rehin ilk hacze iştirak de edemez. Oysa
12
Hükümet Gerekçesi, m. 65, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
13
Kuru, C. I, s. 854; Deynekli-Kısa, s. 55-56. Yargıtay 19 Hukuk Dairesi’nin 14. 4. 1994
tarih ve E. 2277/K. 3783 sayılı kararı (Deynekli-Kısa, s. 299-300; Yargıtay’ın konuyla
ilgili diğer kararları için bkz., Kuru, C. I, s. 854, dpn. 33).
14
Berkin, s. 270.
15
Deynekli-Kısa, s. 55.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
sırasına itiraz edilen S. Vergi Dairesi’nin 14. 4. 1994 tarihli haczi rehinden sonra ise
de, mahcuzun satışından evvel konulduğundan, 6183 sayılı Yasa’nın 21/1 maddesi
uyarınca alacaklı M.Ü.’nün ilk haczine iştirak ettirilmesi gerekir...” ifadelerine yer
vererek aynı yönde görüş bildirmiştir.
16
Buna karşılık, 4949 sayılı Kanun’la
yukarıda zikredilen görüş ve kararın tam aksi yönde düzenleme yapılmış
ve tapu siciline güven ve aleniyet ilkesine uyum sağlamak amacıyla,
17
bir
mal veya hak üzerinde rehin tahsis edilmeden önce ihtiyati veya kesin haciz
konulduğu takdirde, kamu alacaklılarının bu hacze iştirak edemeyecekleri
öngörülmüştür (İİK m. 268/I, c. 2). AATUHK m. 21/I’de amme alacaklısının
İcra ve İflas Kanunu’na göre konulan bir hacze iştirak edebilmesi için paraya
çevirmeden önce başvurmasını yeterli görülmüş ve İcra ve İflas Kanunu’nun
100. maddesindekiler de dahil olmak üzere başka hiçbir şart aranmamışsa da,
İİK m. 268/I, c. 2 karşısında, bundan böyle amme alacaklılarının rehin tesis
edilmeden önce konulan hacizlere iştirak etmeleri mümkün olmayacaktır.
B. Mükellefiyetler Listesi Hakkında Yapılan Değişikliğin Etkileri
Paraya çevrilecek mahcuz taşınmazlar üzerindeki mükellefiyetleri ar-
tırma şartnamesinde gösterebilmek için bu yükümlülüklerin tespit edildiği
bir mükellefiyetler listesi düzenlenir.
18
Kanun koyucu 4949 sayılı Kanun’la
mükellefiyetler listesini düzenleyen İcra ve İflas Kanunu’nun 128. maddesine
yeni bir fıkra eklemiştir. Söz konusu fıkra şu şekildedir; “Satışa çıkarılan taşın-
mazda eklenti niteliğinde teşvikli mal varsa icra müdürlüğü bu malların kıymetini
takdir ettirir. Satıştan önce ilgili kurumlardan vergi, rehin, harç gibi yükümlülükler
sorulur. Satış isteyen alacaklının talebi üzerine bu mallar satış dışında tutulabileceği
gibi, üzerlerindeki vergi, resim, harç gibi malın aynından kaynaklanan kamu alacakları
dikkate alınarak 129. madde hükümlerine göre taşınmazla birlikte ihale de edilebilir”
(İİK m. 128/III). Yeni getirilen bu hüküm satışa çıkarılan taşınmazın sahip
olduğu teferruatların paraya çevrilmesine ilişkin esaslara açıklık getirmek
amacıyla sevk edilmiştir.
19
Buna göre, satışa çıkarılan taşınmazda teferruat
niteliğinde teşvikli mal varsa bu malların kıymeti ayrıca takdir edilecektir.
20
16
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 18.2.1995 tarih ve E. 718/K. 1733 sayılı kararı (Dey-
nekli-Kısa, s. 542-543).
17
Bu hükmün sevk ediliş gerekçesi tam olarak şöyledir; “... Maddeyle rehnin tesisin-
den sonra haciz konulması halinde, konulan haczin rehini aşarak rehinin önündeki
hacze veya ihtiyatî hacze iştirak edemeyeceği esası getirilerek, tapu siciline güven
ve aleniyet ilkesine uyum sağlanması amaçlanmıştır”. Hükümet Gerekçesi, m. 65;
TBMM S. sayısı 225 (1/550).
18
Kuru-Arslan-Yılmaz, Ders Kitabı, s. 363; Pekcanıtez-Atalay-Özekes, s. 86; Üstündağ,
İcra, s. 264.
19
Hükümet Gerekçesi, m. 34, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
20
Pekcanıtez, s. 92.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
141TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Doktrinde öteden beri, taşınmaz mal satılırken icra müdürünün bir
taraftan artırmayı ilan ederken diğer taraftan da satılacak taşınmaz üze-
rindeki mükellefiyetleri tapu sicil müdürlüğünden sorması gerektiği kabul
edilmektedir.
21
İİK m. 128’e eklenen 3. fıkrayla da, icra müdürünün satışa
çıkarılan taşınmazın teferruatı üzerinde vergi, resim ve harç gibi malın
aynından kaynaklanan amme alacağı bulunup bulunmadığını ilgili ku-
rumlardan soracağı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, icra müdürü artırma
şartnamesini hazırlarken yetkili vergi dairesi ile ilgili diğer kurumlardan
satışa çıkarılan taşınmaza ait tahakkuk etmiş kamu alacağı bulunup bulun-
madığını soracak ve teferruat üzerindeki kamu alacaklarını eksiksiz şekilde
tespit etmeye çalışacaktır. Böylece, teferruatı satın almayı düşünen alıcılar
ihaleye girmeden önce teferruat üzerindeki amme alacaklarından haberdar
olarak, artırma sırasında buna göre hareket edebileceklerinden söz konusu
düzenleme yerinde olmuştur. Bundan başka, kanun koyucu taşınmazın
satışını talep eden alacaklıya bir seçim hakkı tanımış ve alacaklının tefer-
ruatı satış dışında tutabileceği gibi, üzerindeki kamu alacaklarıyla birlikte
satılmasını da isteyebileceğini öngörmüştür (İİK m. 128/III, c. 3).
C. Karşılama Prensibi Hakkında Yapılan Değişikliğin Etkileri
4949 sayılı Kanun’la yapılan bir diğer değişiklik ise karşılama prensi-
biyle ilgilidir. İİK m. 115/I ve İİK m. 129/I’de yapılan değişikliklerle taşınır
ve taşınmazların birinci artırmada satılabilmeleri için artırma bedelinin
mahcuz malın tahmin edilen kıymetinin %60’ını bulması gerektiği kabul
edilmiştir. Bu oran Kanun’un önceki metninde %75 olarak öngörülmekte
idi. İcra ve İflas Kanunu’nda sözü geçen değişiklik yapılırken, 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da bu konuda yeni
bir düzenleme yapılmamış ve birinci artırma için öngörülen oran önceden
olduğu gibi %75 olarak korunmaya devam edilmiştir (AATUHK m. 87; 94).
Bugün, İcra ve İflas Kanunu ve 6183 sayılı Kanun karşılama prensibi bakı-
mından birinci artırmada farklı oranlar öngörmektedirler. Bundan böyle,
bir taşınır veya taşınmaz özel hukuktan doğan bir alacak için haczedilir ve
bilahare satışı talep edilirse artırma bedelinin malın tahmin edilen kıymeti-
nin %60’ını, aynı mal kamu hukukundan doğan bir alacak için haczedilir ve
satışı istenirse malın tahmin edilen kıymetinin %75’ini bulması gerekecektir.
Bir başka deyişle, taşınır veya taşınmazların birinci artırmada asgari hangi
orana ulaşıldığı takdirde satılacakları haczin dayanağını teşkil eden alacağa
göre farklılık arz edecektir.
21
Kuru, C. II, s. 1290.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İcra ve İflas Kanunu ile 6183 sayılı Kanun’un karşılama prensibi yönün-
den birinci artırmada farklı oranlar öngörmeleri amme alacaklılarının alacak-
larını her zaman aynı oranda tahsil edememeleri sonucunu da doğuracaktır.
Nitekim, özel hukuktan doğan bir alacak için kesin haciz konulduktan sonra
amme alacaklısı bu hacze iştirak ederse (AATUHK m. 21) mahcuz mal İcra
ve İflas Kanunu hükümlerine göre satılacağından, birinci artırmada artırma
bedelinin malın tahmin edilen kıymetinin %60’nı bulması yeterli olacaktır
(İİK m. 115/I ve İİK m. 129/I). Amme alacaklısı bu ihtimalde ilk haczi koy-
duran özel hukuk alacaklısıyla birlikte mahcuz mal veya hakkın muhammen
bedelinin %60’ı üzerinden tatmin edilecektir. Buna karşılık, aynı mal veya
hak üzerine önce amme alacağı için haciz konulursa, ki bu hacze özel hukuk
alacaklılarının iştiraki mümkün değildir,
22
mahcuz mal 6183 sayılı Kanun
hükümleri gereğince satılacak ve birinci artırmada artırma bedelinin malın
tahmin edilen kıymetinin %75’ini bulması gerekecektir (6183 Sayılı Kanun m.
94). Dolayısıyla, amme alacaklısının alacağını “aynı malın satışından” birinci
artırmada hangi oranda tahsil edebileceği satışın tabi olduğu Kanun’a göre
farklılık arz etmektedir. Bir diğer deyişle, “satışa çıkarılan mal ve alacağın niteli-
ği” değişmediği halde, karşılama prensibi yönünden ayrı oranlar öngörülmesi
amme alacaklısının alacağını farklı miktarlarda tahsil etmesine neden olmak-
tadır. Ortaya çıkan bu durumun amme alacaklıları bakımından bir belirsizlik
yaratacağı açıktır. O itibarla, 4949 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önce
olduğu gibi, karşılama prensibinin gerek İcra ve İflas Kanunu gerekse Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun bakımından yeknesak biçimde
uygulanması daha yerinde olacaktır. Bunun için ise 6183 sayılı Kanun’da, İİK
m. 115/I ve İİK m. 129/I hükümlerine paralel değişiklikler yapılarak taşınır
ve taşınmazların birinci artırmada satılabilmeleri için artırma bedelinin malın
tahmin edilen kıymetinin %60’nı bulması gerektiği öngörülebilir.
III. KÜLLİ İCRA YOLUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN
AMME ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİLERİ
A. Mevcut Takiplerin Durmasını ve Yeni Takip
Başlatılamamasını Öngören Düzenlemelerin Etkileri
1. Genel Olarak
Ödeme güçlüğü içindeki işletmeleri iflas ettirmek yerine onları ye-
niden yapılandırmak ve bu suretle ekonomiye kazandırmak son yıllarda
22
Deynekli-Kısa, s. 55 vd.; Kuru, C. I, s. 854. Fakat, amme alacaklısından önce ihtiyati
haciz koyduran özel hukuk alacaklıları İİK m. 100’deki şartları yerine getirdikleri
takdirde bu hacze iştirak edebileceklerdir (İİK m. 268, c. 1). Bu konuyla ilgili olarak
bkz., yukarıda II, A.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
143TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
birçok ülkede kabul gören bir eğilimdir.
23
Türk kanun koyucusu da bu
eğilimi takiben, gerek 4949 gerekse 5092 sayılı Kanun’da mali bakımdan
güç durumdaki işletmelerin ekonomik mevcudiyetlerini sürdürebilir hale
gelmeleri için bazı düzenlemeler sevk etmiştir. 4949 sayılı Kanun’un genel
gerekçesinde yer alan şu ifadeler kanun koyucunun bu konudaki saikini
açıkça ortaya koymaktadır; “... Böylece, Tasarı’yla mali sıkıntı içinde bulunup
da, yeniden yapılandırılmaları halinde yaşaması mümkün olan işletmelere, faaliyet-
lerini verimli bir şekilde sürdürebilecekleri bir ortamın sağlanması; bu şekilde ticari
faaliyetlerin sürdürülmesi ve genişlemesi yoluyla, tedarikçi ve alıcı durumunda
olan diğer işletmelere veya kişilere istihdam ortamı yaratılması; böylece, sonuçta,
kapasite kullanımının artırılması olanağı sağlanmak istenmiştir...”
24
4949 sayılı
Kanun’la mali bakımdan zor durumdaki işletmelerin içinde bulundukları
darboğazdan çıkabilmeleri için öngörülen tedbirlerden birisi, konkordato
mühleti sırasında ve iflasın ertelenmesi kararıyla birlikte borçlu aleyhine
daha önce başlatılan icra ve iflas takiplerinin durması ve borçluya karşı yeni
takip yapılamamasıdır. Kanun koyucu 5092 sayılı Kanun’la ise, uzlaşma su-
retiyle borçlarının yeniden yapılandırılması için mahkemeye başvurulması
ve talebin mahkemece yerinde görülmesi halinde, mahkemenin önceden
borçluya karşı başlatılan icra takiplerinin ara dönem için durdurulmasına ve
yeni icra takibi yapılmasının önlenmesine karar verebileceğini açıkça kabul
etmiştir (İİK m. 309ö/III, c. 1). Borçlunun faaliyetlerini verimli şekilde sür-
dürmesini ve içinde bulunduğu ekonomik krizden kurtulmasını amaçlayan
bu hükümlerin bazılarında 6183 sayılı Kanun’a açıkça atıfta bulunulurken
(İİK m. 179b/I; 289/I), diğerlerinde genel olarak “takiplere” atıf yapılmakla
yetinilmektedir (İİK m. 318/III; 309ö/III). Bu başlık altında, sözü edilen
hükümlerin çoğu zaman yüksek miktarlara ulaşan ve bu yüzden borçlular
için önemli bir yük teşkil eden amme alacaklarının tahsili üzerinde ne gibi
etki ve sonuçlar doğuracağı ayrı ayrı incelenecektir.
2. Konkordato Mühleti Hakkında Yapılan Değişikliğin Etkileri
Borçlu veya alacaklının konkordato talebini alan icra mahkemesi ka-
nunda öngörülen şartların mevcudiyeti halinde (İİK m. 286) borçluya en
fazla 3 aylık bir konkordato mühleti verir (İİK m. 287).
25
Konkordato mühleti
23
Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz., “Türk, İngiliz ve ABD Hukuku’nda Öde-
me Güçlüğü İçindeki İşletmelerin Rehabilitasyonu ile İlgili Uygulama Örnekleri”,
İstanbul Sanayi Odası ve Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Ortak Çalışması,
İstanbul 1993.
24
Hükümet Gerekçesi, Genel Gerekçe, TBMM S. sayısı 225 (1/550). Kanunlaşma sü-
reciyle ilgili eleştiriler için bkz., Üstündağ, İflas (Ek), s. 3 vd.
25
Bu mühlet en fazla iki ay uzatılabilir (İİK m. 287/VI).
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
verilmesi gerek borçlu gerekse alacaklılar bakımından birtakım sonuçlar
doğurur. Konkordatonun alacaklılar bakımından doğurduğu sonuçlar İİK
m. 289’da düzenlenmiş olup, 4949 sayılı Kanun’la değişikliğe uğrayan bu
hüküm amme alacaklarını da yakından ilgilendirmektedir. Kanun deği-
şikliğinden önce İİK’nın 289. maddesinin metninden
26
amme alacaklarının
tahsili için konkordato mühleti sırasında takip yapılıp yapılamayacağı açık-
ça anlaşılamamakta idi. Bu durum mahkeme kararlarına da yansımış ve
birbiriyle çelişen kararlar verilmesine neden olmuştur. Gerçekten, Danıştay
konuyla ilgili bir kararında, konkordato mühleti içinde borçluya karşı amme
alacaklarından dolayı takip yapılabileceğine hükmetmiştir. Danıştay söz
konusu kararında; “...İcra ve İflas Kanunu’nun 303. maddesi de, tasdik edilen
konkordatonun tüm alacaklılar için zorunlu olduğunu rehinli alacaklıların rehin
kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ile Devlet’in kamu hukukundan doğan
alacaklarının ayrık olduğunu hükme bağlamıştır. Bu hükümler karşısında vergi
dairesi konkordato hükümlerine uymaksızın borçluya takip yetkisine sahip bu-
lunduğundan, kamu alacaklarının tahsili için borçlu şirkete ait otobüslerin haciz
yoluyla satılması ve bedelinden kamu alacağının karşılanması yoluna gidilmesinde
bir kanunsuzluk görülmemiştir” şeklinde hüküm vermiştir.
27
Buna karşılık,
Yargıtay eski tarihli bir kararında; “... İİK’nın 289. maddesi hükmü ile konkor-
dato mühleti içinde kamu hukukundan doğan alacaklarla rehinli alacaklar müstesna
her türlü takip men edilmiştir...” demek suretiyle konkordato mühleti içinde
amme alacaklarının tahsili için takip yapılabileceğini kabul ederken;
28
daha
yeni tarihli bir kararında “... İİK’nın 289. maddesi hükmüne göre rehinli alacaklar
ile 206. maddenin 1. sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla yapılan takipler
müstesna olmak üzere mühlet içinde borçlu aleyhine hiçbir takip yapılamaz...”
ifadesine yer vererek aksi görüşü benimsemiştir.
29
Görüldüğü gibi, konkor-
dato mühleti sırasında amme alacakları için takip yapılıp yapılamayacağı
hususunda yargı kararları arasında tutarlılık bulunmamakta idi. Bu mesele
doktrinde de tartışma konusu olmuştur. Doktrindeki bir yazar, Danıştay’ın
yukarıda zikredilen kararını eleştirerek, amme alacaklarının İİK m. 289’da
sayılan istisnalar arasında yer almadığını; amme alacaklarının imtiyazlı
olmakla birlikte, İİK m. 289/II’de sadece birinci sıradaki imtiyazlı alacak-
ların yasaktan istisna edildiğini; AATUHK m. 101’den de aksi bir anlam
26
4949 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önce İİK m. 289/I: “Rehinli alacaklar müs-
tesna olmak üzere, mühlet içinde borçlu aleyhine hiçbir takip yapılamaz ve evvelce
başlamış olan takipler durur...” hükmünü içermekte idi.
27
Danıştay 7. Dairesi’nin 16. 10. 1968 tarih ve E. 247/K. 1684 sayılı kararı (Kuru, C. IV,
s. 3658).
28
Yargıtay İİD’nin 27. 6. 1968 tarih ve E. 6584/K. 6730 sayılı kararı (Altay, Konkordato,
s. 550).
29
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 26. 1. 1993 tarih ve E. 11960/K. 1317 sayılı kararı
(Uyar, İİK, s. 8342).
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
145TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
çıkarılamayacağı belirterek, konkordato mühleti içinde borçluya karşı
amme alacaklarından dolayı takip yapılamayacağını savunmuştur.
30
Aksi
görüşteki bir yazar ise, AATUHK m. 101’in yeterince açık olduğunu; İİK m.
289 hükmünün AATUHK m. 101’e tercihen uygulanamayacağını, çünkü
AATUHK m. 101’in kamu düzenine ilişkin özel bir hüküm olduğunu belir-
terek, konkordato mühleti içinde amme alacakları için takip yapılabileceğini
savunmuştur.
31
Netice olarak, 4949 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle bu
konudaki tartışmalara son verilmiş ve İİK m. 289/I’de “Mühlet içinde borçlu
aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir
takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur...” hükmüne yer verilerek,
Yargıtay’ın yeni tarihli içtihatları doğrultusunda, konkordato mühleti içinde
6183 sayılı Kanun’a göre icra takibi yapılamayacağı ve önceden başlatılan
takiplerin duracağı açıkça kabul edilmiştir.
Kanun koyucu İİK m. 289/I’de yapılan değişikliğin gerekçesini; “...
Özellikle mühlet içinde 6183 sayılı Kanun kapsamına giren takiplerin yapılama-
yacağı belirtilmiştir. Zira, borçluya bu imkan tanınmadığı takdirde konkordatonun
başarıya ulaşması hemen hemen imkansızlaşabilecektir...” ifadesiyle açıklamak-
tadır.
32
Amme alacaklarının (örneğin vergi borçları, sosyal sigorta prim
borçları vs.) mali bakımdan güç duruma düşen borçluların pasifinde önemli
bir yer teşkil ettiği bilinen bir gerçektir. Konkordato mühleti verilmesinin
amacı, borçlunun alacaklılarıyla konkordato yapabilmesi ve konkordatoyu
mahkemede tasdik ettirebilmesi için uygun bir ortam sağlamaktır. Bu amaca
ulaşılabilmesi için her şeyden önce borçluya karşı yeni takip yapılamaması
ve önceden başlatılan takiplere devam edilememesi gerekir.
33
Burada, özel
hukuktan doğan alacaklar ile kamu hukukundan doğan alacaklar arasında
herhangi bir ayırım yapılmamalıdır. Aksi takdirde, borçluya konkordato
mühleti verilmesinin bir anlamı kalmayacaktır. O itibarla, 4949 sayılı Ka-
nun’la İİK m. 289/I’de yapılan değişiklik konkordato mühleti kurumunun
amacına uygun ve bu konudaki tereddütleri bertaraf eden yerinde bir dü-
zenleme olmuştur.
İİK m. 289/I’de öngörülen takip yasağı özel kanunlarındaki yetkiye
dayanılarak 6183 sayılı Kanun’a göre takip yapılan hallerde de uygulama
alanı bulacaktır. Bu konuda, Bankalar Kanunu’nda Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu’na tanınan yetki zikredilebilir. 5020 sayılı Kanun’la değişik
4389 sayılı Bankalar Kanunu’nda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na ait
30
Kuru, C. IV, s. 3658; Aynı yönde, bkz., Buruloğlu-Reyna, s. 36; Tanrıver, Konkordato
Komiseri, s. 67, dn. 27.
31
Altay, Konkordato, s. 186, dpn. 6; Aynı yönde bkz., Özbalcı, s. 855.
32
Hükümet Gerekçesi, m. 72, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
33
Ulukapı, s. 39.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
bazı alacaklar hazine alacağı olarak kabul edilmiş (Bankalar Kanunu m.
15/III, c. 2; m. 15/VII, b ve m. 15a/I, II) ve Fon’un bu alacakların tahsili
için 6183 sayılı Kanun’a göre takip yapabileceği öngörülmüştür. Bankalar
Kanunu’nda, Fon’un 6183 sayılı Kanun’a göre yaptığı veya yapacağı takip-
lerin konkordato mühleti verilmesinden etkilenmeyeceğine dair açık bir
hükme ise yer verilmemiştir. Dolayısıyla, 4949 sayılı Kanun’la değişik İİK
m. 289/I karşısında, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun da konkordato
mühleti içinde borçluya karşı 6183 sayılı Kanun’a göre takip başlatması ve
önceden başlattığı takiplere devam etmesi mümkün olmayacaktır.
Yukarıda konkordato mühleti için yapılan açıklamalar 4949 sayılı Ka-
nun’la İcra ve İflas Kanunu’na yeni ithal edilen malvarlığının terki suretiyle
konkordato bakımından da geçerlidir. Çünkü, İcra ve İflas Kanunu’nda adi
konkordatoya ilişkin İİK m. 285-308 hükümlerinin niteliğine aykırı düşme-
dikçe malvarlığının terki suretiyle konkordatoda da kıyasen tatbik edileceği
öngörüldüğünden (İİK m. 309/l), malvarlığının terki suretiyle konkordato
talebinde bulunulmasından konkordatonun tasdikine kadar olan süreçte,
adi konkordatoya ilişkin hükümler uygulama alanı bulabilecektir (İİK m.
303/II). Borçlu malvarlığının terki suretiyle konkordato talebinde bulun-
duğu takdirde kendisine adi konkordatoda olduğu gibi en fazla 3 aylık bir
konkordato mühleti verilecek ve konkordato mühleti, borçlu ve alacaklılar
için adi konkordatoyla aynı sonuçları doğuracaktır. O itibarla, malvarlığının
terki suretiyle konkordatoda da mühlet içinde borçlu aleyhine 6183 sayılı
Kanun’a göre yeni takip yapmak veya önceden başlatılan takiplere devam
etmek mümkün olmayacaktır.
3. İflasın Ertelenmesi Hakkında Yapılan Değişikliklerin Etkileri
İcra ve İflas Kanunu’nda sermaye şirketleri ve kooperatiflerin borca
batık olması zorunlu bir iflas sebebi olarak düzenlenmiştir (İİK m. 179/I, c.
1). Sermaye şirketleri ve kooperatifler için öngörülen ve doğrudan doğruya
iflas sebebi teşkil eden bu hüküm esas itibariyle alacaklıların menfaatini
korumaya yöneliktir. Bununla birlikte, ticaret mahkemesi belli koşulların
mevcudiyeti halinde borca batık haldeki bir sermaye şirketi veya koope-
ratifin iflasına karar verilmesini erteleyebilir (İİK m. 179/I, c. 2, 3). TTK m.
324/II’de iflasın ertelenmesi sadece anonim şirketler için öngörülürken,
4949 sayılı Kanun’la bütün sermaye şirketleri ve kooperatifler için genel
bir hükme kavuşturulmuştur.
34
34
Fritzsche-Walder, s. 26; Atalay, İflasın Ertelenmesi, s. 49.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
147TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İİK m. 179-b hükmünde iflasın ertelenmesi kararının etkileri düzenle-
nirken, bu kararın takipler üzerindeki etkisine de açıkça değinilmiştir. 4949
sayılı Kanun’la yeni getirilen İİK m. 179-b/I; “Erteleme kararı üzerine borçlu
aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir
takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur...” hükmünü içermektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, erteleme kararıyla birlikte bütün takiplerin
duracağının kanunda açıkça öngörülmesi bu konudaki tereddütleri ortadan
kaldırdığı için yerinde bir düzenleme olmuştur.
35
4949 sayılı Kanun’un
kabulünden önce erteleme kararının takipler üzerindeki etkisi hakkında
pozitif bir düzenleme bulunmaması, özelllikle 6183 sayılı Kanun’a göre
yapılan takiplerin durdurulup durdurulamayacağı hususunda tereddüt
duyulmasına neden olmuştur.
36
Yeni getirilen İİK m. 179-b/I bu konudaki
duraksamaları tamamen ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, erteleme kararının
etkileri düzenlenirken özel hukuktan doğan alacaklar ile kamu hukukun-
dan doğan alacaklar arasında herhangi bir ayırım yapılmaması ve erte-
leme kararının 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler bakımından da
tatil etkisine sahip olduğunun açıkça belirtilmesi (İİK m. 179-b/I),
37
iflasın
ertelenmesi kurumunun sevk ediliş amacına da uygun olmuştur. Zira, bu
kurumun amacı borca batık durumdaki şirketlerin malvarlığını korumak ve
şirketlerin ticari faaliyetlerine devam edebilir hale gelmelerini sağlamaktır.
Halbuki, vergiler, gecikme zamları, sosyal sigorta prim borçları gibi amme
alacakları borca batık durumdaki borçlular için çoğu zaman önemli bir yük
teşkil eder. İflasın ertelenmesi kararına rağmen amme alacaklarının tahsili
için takip yapılabileceği ve önceden başlatılan takiplere devam edilebileceği
kabul edilirse, amme alacaklıları borçlunun malvarlığını haczettirebilecek
ve neticede malvarlığının bir bölümünü veya tamamını kaybeden borç-
lunun iflasına hükmetmek gerekecektir.
38
O nedenle, iflasın ertelenmesi
kararının 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler için tatil etkisine sahip
bulunduğunun kanunda açıkça öngörülmesi, ödeme güçlüğü içindeki
şirketlerin malvarlıklarını koruyabilmeleri ve uzun vadede faaliyetlerini
devam ettirebilmeleri açısından önemli bir katkı sağlayacaktır.
Kanunda, erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanun’a
göre yapılanlar da dahil olmak üzere bütün takiplerin duracağı belirtilmiş-
35
Altay, İflas, s. 494.
36
Öztek, s. 739.
37
4949 sayılı Kanun’un gerekçesinde bu hükmün konuluş nedeni şöyle açıklanmaktadır:
“... Bu bağlamda devlet alacakları bakımından da 6183 sayılı Kanun uyarınca başla-
tılmış bulunan takiplerin durması kuralı kabul edilmiş, bu açıdan devlet alacakları
ile diğer alacaklılar arasında bir ayırım yapılmamıştır...” Hükümet Gerekçesi, m. 52,
TBMM S. sayısı 225 (1/550).
38
Atalay, İflasın Ertelenmesi, s. 88.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
tir. Fakat, mevcut hacizlerin durumunun ne olacağı hususunda herhangi
bir açıklamaya yer verilmemiştir. Yargıtay yeni tarihli bir kararında; “...Ta-
kiplerin durması takibin bulunduğu aşamada kalması anlamında olup, hacizlerin
kaldırılması anılan fıkra hükmüne aykırıdır...” şeklinde görüş bildirmiştir.
39
Gerçekten, kanunun açık hükmü karşısında hacizlerin kaldırılmasına karar
verilmesi mümkün gözükmese de, borçlu işletmenin durumu iyileşecekse,
mahcuz mallar üzerindeki hacizlerin başka mallar üzerinde devam etmesi
veya borçlunun, mahcuz mallar yerine teminat göstermesine izin verilmesi
düşünülebilir. Öte yandan doktrinde, mahkemenin bazı hallerde erteleme
kararıyla birlikte muhafaza tedbirlerinin kaldırılmasına karar verebilece-
ği savunulmaktadır. Ekonomik durumun iyileşmesi, borçlunun muhafaza
altına alınan bazı mallar üzerinde tasarruf etmesine bağlı ise, durum bu
şekildedir.
40
Kanun’da iflasın ertelenmesi kararı üzerine 6183 sayılı Kanun’a göre
yeni takip yapılamayacağı ve önceden başlatılan takiplere devam edileme-
yeceği kabul edilirken, rehinli alacaklar ve 206. maddenin birinci sırasındaki
alacaklar takip yasağından istisna edilmiştir (İİK m. 179-b/II).
41
Bu düzen-
leme, iflasın ertelenmesi kurumunun amacıyla çeliştiği gibi, alacaklılar ara-
sındaki eşitliği de bozmaktadır.
42
Öncelikle, sosyal düşüncelerle de olsa işçi
alacaklılarına böyle bir ayrıcalık tanınması iyileştirme tedbirlerinin akamete
uğramasına neden olabilecektir. Buna ilaveten, rehnin paraya çevrilmesi
yoluyla yapılan takiplerde muhafaza tedbirlerinin alınamaması ve satış
yapılamaması da, rehinli alacaklara tanınan ayrıcalığı haklı göstermeye
yeterli değildir.
43
Nitekim, ödeme güçlüğü içindeki borçlular için bir eko-
nomik iyileştirme aracı olarak kullanılabilecek başka kurumlarda bu türden
istisnalara yer vermediği tespit edilmektedir. Örneğin kanun koyucu, fev-
kalade mühlet talebinde bulunulduğunda borçluların takiplerin yarattığı
baskıdan kurtulabilmeleri için tedbir yoluyla takiplerin durdurulmasına
karar verilebileceğini düzenlerken, rehinli alacaklar ve 206. maddenin bi-
39
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 8. 7. 2004 tarih ve E. 3011/K. 8154 sayılı kararı (Legal
Hukuk Dergisi, 2004 Eylül, s. 2705).
40
Türk, s. 317 vd.
41
Hükümetin teklif ettiği metinde, erteleme kararı üzerine “taşınmaz ve ticari işletme
rehniyle” temin edilen alacakların tahsili için takip yapılabileceği kabul edildiği halde,
adalet komisyonunda “taşınmaz” kelimesinin başına “taşınır” kelimesi de eklenmiş
ve böylece iflasın ertelenmesi kararından etkilenmeyen rehinli alacakların kapsamı
genişletilmiştir. Ayrıca, hükümetin teklif ettiği metinde kıdem tazminatlarını konu
alan takipler istisnalar dışında tutulurken, adalet komisyonu tarafından teklif edilen
ve daha sonra yasalaşan metinde kıdem tazminatları da fıkra kapsamına alınmıştır.
Adalet Komisyonu Raporu, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
42
Atalay, İflasın Ertelenmesi, s. 85.
43
Türk, s. 320-322. İİK m. 206/I’de sayılan alacakların tahsili için takip yapılabilmesinin
yerinde olmadığı yönünde bkz. Atalay, İflasın Ertelenmesi (TBB Tebliğ), s. 96.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
149TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
rinci sırasındaki alacaklar ile kamu alacakları arasında yukarıda zikredilen
türden bir ayırıma gitmemiştir. Halbuki, gerek iflasın ertelenmesi gerekse
fevkalade mühlet kurumunda takiplerin durdurulmasının amacı birbirin-
den çok farklı değildir. Bunun gibi, uzlaşma suretiyle borçların yeniden
yapılandırılması için başvurulduğunda projeden etkilenen alacaklıların
borçluya karşı başlattıkları takiplerin ara dönem için durdurulmasına ka-
rar verilebileceği öngörülürken de, yukarıda zikredilen alacaklar ile kamu
alacakları arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştır. O nedenle, iflasın
ertelenmesi kararı üzerine uygulanan takip yasağı yönünden de alacaklar
arasında herhangi bir ayırıma gidilmemesi daha isabetli olurdu.
4. Fevkalade Mühlet Hakkında Yapılan Değişikliklerin Etkileri
Ekonomik buhran yangın, yer sarsıntısı, yer kayması ve savaş hali gibi
durumlar nedeniyle kusuru olmaksızın borçlarını ödeyemeyen borçlula-
ra borçlarını ödeyebilmeleri için verilen süreye fevkalade mühlet denilir
(İİK m. 317 vd.).
44
4949 sayılı Kanun’la fevkalade mühlet kurumuyla ilgili
bazı yeni düzenlemeler getirilmiş olup, bunlardan İİK m. 318/III amme
alacaklarını da yakından ilgilendirmektedir. Kanun’a yeni ithal edilen bu
hüküm şu şekildedir; “Dilekçenin verilmesinden sonra icra mahkemesi 326.
maddede öngörülen alacaklar hariç, tedbir yoluyla derdest takipleri durdurabilir.
İcra mahkemesi takiplerin durdurulması süresinin favkalade mühletten indirilip
indirilemeyeceğini ve indirilecekese ne ölçüde indirileceğini belirler...” (İİK m. 318/
III, c. 1). Görüldüğü gibi, kanun koyucu fevkalade mühlet içinde derdest
“takiplerin” durdurulup durdurulmayacağını icra mahkemesinin takdirine
bırakmıştır. Sözü geçen hükmün kaynağını İsviçre İcra ve İflas Kanunu’nun
aynı yöndeki düzenlemesi teşkil etmektedir (İsv. İİK m. 338/IV).
İİK m. 318/III’de sadece “derdest takiplerin durdurulabileceği” belirtil-
mekle yetinilmiş; 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takiplerin durdurulup
durdurulamayacağı ise, amme alacakları için takip yasağı öngören diğer
hükümlerin aksine (İİK m. 179-b/I; m. 289/I; m. 309ö/III) Kanun’da açıkça
ifade edilmemiştir. Burada, “takip” deyiminin sadece İcra ve İflas Kanunu’na
göre yapılan takipleri kapsadığı, aksi takdirde diğer hükümlerde olduğu
gibi açıkça 6183 sayılı Kanun’a atıf yapılacağı ileri sürülebilirse de, hükmün
sevk ediliş gerekçesi icra mahkemesinin 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan ta-
kipleri de durdurmaya yetkili olduğuna işaret etmektedir. İİK m. 318/III’ün
konuluş gerekçesi şu şekildedir; “... Böylece fevkalade mühlet talebi bir karara
44
Kuru, C. IV, s. 3918.
45
Hükümet Gerekçesi, m. 86, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
bağlanıncaya kadar borçlunun icra ve iflas takiplerini yarattığı baskıdan geçici bir
süre için kurtularak, yeniden yapılanmak ve ekonomik varlıklarını devam ettirmek
amacıyla gerekli teşebbüslerde bulunma imkanını elde etmeleri istenmiştir ...”
45
Ka-
nun koyucu bu hükümle fevkalade mühlet talep eden borçlunun borçlarını
ödeyebilir duruma gelebilmesi için öncelikle aleyhindeki takiplerin durması
gerektiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, bir taraftan icra mahkemesine
borçlu aleyhinde başlatılan takipleri durdurma yetkisi verip, diğer taraftan
6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipleri bu hükmün kapsamı dışında
bırakmak İİK m. 318/III, c. 1’in sevk ediliş amacıyla bağdaşmaz. Bununla
birlikte, icra mahkemesinin 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takiplerin de
durdurulmasına karar verebileceği kanunda açıkça belirtilse idi daha yerin-
de olurdu. Benzer şekilde, konkordato mühleti sırasında amme alacakları
için takip yapılıp yapılamayacağının kanundan açıkça anlaşılamaması (İİK
m. 289/I), doktrinde farklı görüşlerin ileri sürülmesine ve mahkeme karar-
ları arasında birlik sağlanamamasına neden olmuş ve neticede bu konunun
4949 sayılı Kanun’la açıklığa kavuşturulması gerekmiştir.
46
Fevkalade mühlet kurumu hakkında yapılan ve amme alacaklarını
da etkileyen bir diğer değişiklik ise, mühlet sırasında uygulanan takip
yasağıyla ilgilidir. İİK m. 323 hükmü, 4949 sayılı Kanun’la yapılan deği-
şiklikten önce fevkalade mühlet içinde İİK m. 206’da birinci sıraya giren
maaş ve ücret alacakları, nafakalar, rehinli alacaklar hariç borçlu aleyhinde
hiçbir takip yapılamayacağını öngörmekte idi. Doktrinde ise, bu hükmün
fevkalade mühlet sırasında borçlu aleyhine hiçbir icra ve iflas takibi yapı-
lamayacağı ve evvelce başlayan takiplere devam edilemeyeceği şeklinde
yorumlanması gerektiği; 538 sayılı Kanun sevk edilirken “evvelce yapılmış
takipler durur” deyiminin İİK m. 323 hükmüne eklenmesinin unutulduğu
ileri sürülmüş idi.
47
Halbuki, İİK m. 323’de yapılan değişiklikle mehaz Ka-
nunu takiben (İsv. İİK m. 343/I, c. 1) fevkalade mühlet içinde borçluya karşı
takip yapılabileceği kabul edildiği gibi, bu takiplere hacze veya depo emrine
kadar devam edilebileceği de açıkça öngörülmüştür (İİK m. 323/I, c. 1).
48
Kanaatimizce, İİK m. 323/I’de geçen “takip” deyiminin 6183 sayılı Kanun’a
göre yapılan takipleri de kapsadığı ve bu değişikliğin amme alacaklarının
tahsili için fevkalade mühlet sırasında yeni icra ve iflas takibi yapma ve
önceden başlatılan takiplere devam etme yolunu açtığı kabul edilmelidir.
Çünkü, alacağı özel hukuktan doğan alacaklılara fevkalade mühlet süresi
içinde yeni takip yapma ve önceden başlattıkları takiplere devam etme
46
Bu konuyla ilgili ayrıntılı açıklama için bkz., yukarıda III, A, 2.
47
Kuru, C. IV, s. 3922.
48
Kanun’un bu hükmünün fevkalade mühlet süresi verilmeden önce borçlu aleyhine
başlatılan takipler için de geçerli olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde, fevkalade
mühlet verildikten sonra başlatılan takiplere ayrıcalık tanınmış olur.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
151TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
yetkisi verip, kamu alacaklılarını bu haktan mahrum etmenin haklı bir
gerekçesi yoktur. Aksi halde, özel hukuk alacaklıları fevkalade mühlet
sırasında daha önceden başlattıkları takiplere devam ederek borçlunun
mallarına haciz koydururken, amme alacaklılarının takipleri olduğu yerde
duracaktır. Bu durum, amme alacaklıları ile özel hukuk alacaklıları arasında
eşitsizlik yaratır. Zira, fevkalade mühlet süresi sonunda borçlu borcunu
ödeyemezse özel hukuk alacaklıları bu arada haczettirdikleri malların
satışını talep ederken, amme alacaklıları ancak şartları varsa bu hacizlere
iştirak edebilecek, aksi takdirde alacaklarını kısmen veya tamamen tahsil
edemeyeceklerdir. O itibarla, İİK m. 323/I’de geçen “takip” deyiminin 6183
sayılı Kanun uyarınca yapılan takipleri de kapsadığı; amme alacaklılarının
fevkalade mühlet içinde borçluya karşı takip yapabileceği ve bu takiplere
hacze veya depo emrine kadar devam edilebileceğinin kabulü menfaatler
dengesine uygun olacaktır.
5. Uzlaşma Suretiyle Borçların Yeniden Yapılandırılmasına
İlişkin Hükümlerin Etkileri
Ekonomik varlıklarını devam ettirmesi mümkün olan sermaye şir-
ketleri iktisadi koşullardaki beklenmedik değişiklikler yüzünden muaccel
para borçlarını ödeyemedikleri takdirde faaliyetlerini durdurmak zorunda
kalabilirler. Ödeme güçlüğü içine düşen şirketlerin faaliyetlerini durdurma-
ları borçlu şirketin iflasına, alacaklıların alacaklarını tahsil edememelerine,
çalışanların işlerini kaybetmelerine neden olur ve neticede ülke ekonomisi
bu durumdan olumsuz şekilde etkilenir. O itibarla, mali bakımdan güç du-
rumdaki şirketlerden ekonomik varlıklarını devam ettirebilecek olanların
yeniden yapılandırılması bütün ilgililerin menfaatine olduğundan, İcra
ve İflas Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 21. 2. 2004 tarih ve 5092
sayılı Kanun’la “Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden
Yapılandırılması” kurumu kabul edilmiştir.
49
Buna göre, muaccel para borçlarını ödemeyecek veya mevcut ve ala-
cakları borçlarını karşılamaya yetmeyecek durumda olan ya da böyle bir
duruma düşeceği hususunda kuvvetli emareler bulunan sermaye şirketleri
veya kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmadan yararlana-
bilmek için, projeden etkilenen ve belli oranda alacağa sahip olan alacak-
lılarıyla bir proje üzerinde anlaştıktan sonra yetkili ticaret mahkemesine
müracaat etmeleri gerekmektedir (İİK m. 309m). Bunun üzerine, yetkili
49
5092 sayılı Kanun’a ait Hükümet Gerekçesi, Genel Gerekçe, TBMM S. sayısı 372,
(1/718).
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
ticaret mahkemesi başvuru hakkında verilecek nihaî kararın kesinleşmesine
kadar geçecek dönem için borçlunun malvarlığını korumaya yönelik ve
borçlunun faaliyetleri bakımından gerekli gördüğü tüm tedbirleri almaya
yetkilidir (İİK m. 309ö/II). Nitekim ticaret mahkemesi, projeden etkilenen
alacaklıların borçluya karşı başlattıkları takiplerin ve bu takiplerle ilgili da-
vaların 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’a
göre yapılan takip ve davaları da kapsayacak şekilde durdurulmasına, yeni
icra takibi yapılmasının etkilenen alacaklılar için yasaklanmasına ve ihtiyati
tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına ara dönem için karar
verebilecektir (İİK m. 309ö/III). Kanunda takip yasağının 6183 sayılı Kanun’a
göre yapılan takipleri de kapsadığının açıkça belirtilmesi bu konuda duyu-
labilecek tereddütleri bertaraf etmiştir. Buna ilaveten, kanun koyucu 6183
sayılı Kanun’a göre yapılan takiplere herhangi bir muafiyet tanımamak su-
retiyle, bir taraftan mali bakımından zaten güç durumda olan borçlu şirketin
ara dönemde daha da kötü duruma düşmesini önlemekte diğer taraftan da
amme alacakları ile özel hukuktan doğan alacaklar arasında alacağın tahsili
bakımından herhangi bir ayırım yapılmamasını sağlamaktadır.
A. Sıra Cetveli Hakkında Yapılan Değişikliğin Etkileri
50
4949 sayılı Kanun’la, hacizde ve iflasta paraların paylaştırılması sı-
rasında alacaklılara alacaklarının hangi sırada ödeneceğini gösteren İİK
m. 206 hükmünde de İsviçre hukuku örnek alınarak
51
değişikliğe gidilmiş
ve imtiyazlı alacakların sayısı önemli ölçüde azaltılmıştır. İİK m. 206’da 5
sıra olarak düzenlenen imtiyazlı alacaklar 3 sıraya indirilirken, imtiyazlı
alacaklar arasında sayılan ve uygulama alanı bulunmayan bazı alacaklar
kanundan çıkarılmıştır. İİK m. 206’da yapılan değişiklikler amme alacakları
bakımından da bazı önemli sonuçlar doğurmuştur. Kanun değişikliğinden
önce “Devletin hazinesinden doğrudan doğruya ve bilvasıta tahsil olunan vergi ile
Devlet tekliflerinden olan mütenevvi resimler” 5. sırada imtiyazlı alacak olarak
kabul edilirken, yeni getirilen düzenlemeyle bu sıra kaldırılmış ve böyle-
ce, sözü geçen amme alacakları imtiyazlı alacak sıfatını kaybetmişlerdir.
İİK m. 206’da 5. sırada sayılan amme alacaklarını imtiyazsız alacaklarla
aynı rejime tabi tutan bu değişikliğin kamu alacakları aleyhine bir durum
50
İİK m. 206 hacizde düzenlenen sıra cetvelinde de uygulama alanı bulur. Fakat, İİK
m. 206 Kanun’un sistematiğinde külli icraya ilişkin hükümler arasında yer aldığı
için, bu çalışmada da külli icrayla ilgili alt başlık altında incelenmiştir.
51
İsviçre İcra ve İflas Kanunu’nda 1994 yılında kabul edilen ve 1997 yılında yürürlüğe
giren kanun değişikliğiyle imtiyazlı alacaklar 5 sıradan 2 sıraya indirilmiş ve ayrıca,
Kanun’un önceki metninde yer alan bazı imtiyazlı alacaklar kanundan çıkarılmış-
lardır (İsv. İİK m. 219).
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
153TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
yarattığı açıktır. Çünkü, söz konusu amme alacakları imtiyazlı alacaklar
ödendikten sonra diğer imtiyazsız alacaklarla birlikte garameten tatmin
edileceklerdir.
52
Kanun koyucu bu değişikliğin nedenini şöyle açıklamak-
tadır; “... Bu bağlamda, vergi alacaklarına tanınan imtiyaz da, bu imtiyaz nede-
niyle diğer (imtiyazlı olmayan) alacaklılar birçok halde alacaklarını kısmen dahi
olsa tahsil edemediklerinden kaldırılmıştır...”
53
Vergi alacağı, gecikme zammı,
sosyal sigorta prim alacağı gibi amme alacaklarının tahsili için oldukça
yüksek tutarlarda icra ve iflas takipleri yapıldığı ve bu nedenle imtiyazsız
alacaklıların alacaklarını kısmen veya tamamen tahsil edemedikleri bilinen
bir gerçektir. Onun için, İİK m. 206’daki 5. sıranın kaldırılarak burada sa-
yılan kamu alacaklarının imtiyazlı alacak olmaktan çıkarılması, hacizde ve
iflasta paraların paylaştırılması sırasında imtiyazsız alacaklara dağıtılacak
payı artıracaktır. Ortaya çıkan bu durum iflas tasfiyesi bakımından dolaylı
bir etkiye de sahip olabilir. Bilindiği gibi, iflas tasfiyelerinde iflas masası
genelde imtiyazsız alacaklara ya hiç para dağıtamadığı ya da son derece
az para dağıttığı için, imtiyazsız alacaklıların çoğunluğu, iflas tasfiyesine
baştan hiç itibar etmemekte veya alacaklarını masaya yazdırmakla birlikte
tasfiyenin gidişatıyla hiç ilgilenmemektedirler. Bu durum, iflas tasfiyele-
rine bazı alacaklı gruplarının hakim olmasına ve tasfiyeyi istedikleri gibi
yönlendirmelerine neden olmaktadır. Ancak, kamu alacaklarının önemli
bir bölümünün imtiyazını kaybetmesiyle birlikte, alacaklarını az da olsa
tahsil etme imkanına kavuşan imtiyazsız alacaklıların bundan böyle iflas
tasfiyelerinin yürütülmesine daha etkin şekilde iştirak edecekleri ve iflas
tasfiyelerinin daha fazla alacaklının katılımıyla yürütüleceği söylenebilir.
Burada, İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesinde yapılan değişikli-
ğin özel kanunlarında “Devlet alacağı derecesinde imtiyazlı olduğu” belirtilen
alacakların durumuna etkisinin ne olacağına da değinmek gerekir. Bu tür
alacaklara, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun alacakları (4792 sayılı Kanun m.
21/II), Bağ-Kur’un alacakları (1479 sayılı Kanun m. 17/I), Sosyal Hizmetler
ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun alacakları (2828 sayılı Kanun m. 31) ve
Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun alacakları (205 sayılı Kanun m. 37) örnek
olarak gösterilebilir. 4949 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önce dokt-
rindeki yazarlar sözü geçen alacakların amme alacaklarının yer aldığı İİK
m. 206’nın beşinci sırasına dahil olduklarını kabul etmekte idiler.
54
İİK m.
52
Kanun’da, rehinli maldan alınması gereken gümrük resmi, emlak vergisi ve veraset
intikal vergisi gibi amme alacaklarının rehinli alacaklardan ve İİK m. 206’da sayı-
lan imtiyazlı alacaklardan daha önce ödeneceği yönündeki prensipte herhangi bir
değişikliğe gidilmemiştir. Söz konusu amme alacakları önceden olduğu gibi rehinli
ve imtiyazlı alacaklardan önce ödenecektir.
53
Hükümet Gerekçesi, m. 54, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
54
Deynekli-Kısa, s. 614 vd.; Kuru, C. III, s. 3007-3008; Gülseven, 146.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
206’nın beşinci sırasının kanundan çıkarılması özel kanunlarında “Devlet
alacağı derecesinde imtiyazlı olduğu” kabul edilen alacakların durumunu et-
kilemişse de, bu alacakların imtiyazsız (adi) alacaklarla birlikte garameten
paylaştırmaya tabi olmaları sonucunu doğurmamıştır. Zira, 4949 sayılı Ka-
nun’la İİK m. 206’nın 3. sırası tamamen değiştirilmiş ve “özel kanunlarında
imtiyazlı olduğu belirtilen alacakların” üçüncü sırada yer alacakları öngörül-
müştür. Buna göre, yukarıda örnek kabilinden sayılan ve özel kanunlarında
“Devlet alacağı derecesinde imtiyazlı olduğu” kabul edilen alacaklar bundan
böyle İİK m. 206’nın üçüncü sırası anlamında imtiyazlı alacak kabul edile-
cek ve adi alacaklardan önce tatmin edilmeye devam edileceklerdir. Netice
olarak ise, kanun değişikliğinden önce adi alacakların hemen önündeki
sırada yer alan söz konusu alacaklar kanun değişikliğinden sonra da sahip
oldukları yeri korumuşlardır.
İİK m. 206 hükmünde yapılan değişikliklerin amme alacakları üzerin-
deki etkileri araştırılırken Bankalar Kanunu’nun konuyla ilgili hükümlerine
de kısaca değinmekte fayda vardır. 5020 sayılı Kanun’la değişik 4389 sayılı
Bankalar Kanunu’nda bazı banka kaynaklarının başkaca bir işleme gerek
kalmaksızın hazine (amme) alacağı sayılacağı kabul edilmiştir (Bank Kan
m. 15/III, c. 2; m. 15/VII, b; 15 a/I, II ve m. 22/III).
55
Burada, Fon’un amme
alacağı kabul edilen sözü geçen alacaklarının 4949 sayılı Kanun’la değişik
İİK m. 206 karşısında sıra cetvelinde hangi sırada yer alacakları sorulabilir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, bir alacağın imtiyazlı kabul edilebilmesi için
o hususta özel bir hüküm olması gerekir. Bankalar Kanunu’nda ise, Fon’un
bütün alacaklarının imtiyazlı olduğuna dair bir hüküm bulunmamakta;
sadece, bir bankanın iflası halinde Fon’un iki durumda imtiyazlı alacaklı
olacağı öngörülmektedir. Buna göre, Fon tarafından yönetilen bir banka
uygun görülecek aktif ve pasifiyle bir diğer bankaya devredildiğinde pasif
aktiften fazla ise, aradaki fark Fon tarafından ödenir. Fon ödediği paranın
tahsili için yönettiği bankaya karşı iflas takibi yapar ve bankanın iflasına
karar verilirse, bankaya ödediği parayı imtiyazlı alacak olarak iflas masasına
kaydettirebilir (Bankalar Kanunu m. 14/V, a, b). Bunun yanında, Bankalar
Kanunu m. 16 gereğince bankanın iflasına karar verildiğinde, Fon, sigor-
taya tabi tasarruf mevduatını sahiplerine öder ve ödediği tutar için iflas
masasına imtiyazlı alacaklı olarak iştirak eder.
56
Bankalar Kanunu’nda Fon
alacaklarına anılan iki durumda imtiyaz tanınırken; “amme alacağı sayılan
alacaklar” için böyle bir hükme yer verilmemiştir. Fon’un amme alacakları
55
Bankalar Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören Kredi Kuruluşları Kanunu
Tasarısı’nda da bu konuda paralel hükümlere rastlanılmaktadır. Nitekim, Tasarı’nın
133. maddesinde Fon’a devriyle “amme alacağı” niteliği kazanan alacaklar sayılırken,
144. maddede, Fon’un hazine alacağı kabul edilen alacaklarına yer verilmektedir.
56
Tercan, s. 29 vd.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
155TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
İİK m. 206’daki imtiyazlı alacaklar arasında da yer almadığına göre, bir
bankanın iflası halinde, Fon’un, Bankalar Kanunu’nda hazine alacağı sayılan
alacakları için iflas masasına imtiyazlı alacaklı sıfatıyla iştirak edemeyeceği
söylenebilecektir.
57
Bu konuyla bağlantılı olarak malvarlığının terki suretiyle konkordatoda
düzenlenen sıra cetveline de kısaca değinilebilir. Malvarlığının terki suretiy-
le konkordatoda masaya giren mal ve hakların satışından ele geçen paranın
alacaklılara ne şekilde dağıtılacağı tasfiye memurlarının düzenlendiği sıra
cetveli esas alınarak belirlenir. Kanun’da, iflasta sıra cetvelini düzenleyen
hükümlerin (İİK m. 230-236) malvarlığının terki suretiyle konkordatoda
kıyasen uygulanacağı açıkça belirtildiğinden (İİK m. 309/d), alacaklıların
sırası burada da İİK.m.206 vd. dikkate alınarak tespit edilecektir (İİK m.
309/d ve İİK m. 232, c. 2).
58
O itibarla, yukarıda iflas tasfiyesi sırasında dü-
zenlenen sıra cetvelinde amme alacaklarının hangi sırada yer alacaklarına
ilişkin açıklamalar malvarlığının terki suretiyle konkordatoda da kıyasen
geçerli olacaktır.
B. Tasdik Edilen Konkordatonun Hükümleri Hakkında
Yapılan Değişikliğin Etkileri
Tasdik edilen konkordato kural olarak, mühlet kararından önce veya
komiserin onayı olmaksızın konkordatonun tasdikine kadar doğan bütün
alacaklar için mecburi olmakla birlikte (İİK m. 303/I, c. 1), amme alacakla-
rının da dahil olduğu bazı alacaklar bu kuralın dışında tutulmuştur (İİK m.
298/I, c. 3; 303/I, c. 2). 4949 sayılı Kanun’la ise, konkordatoya tabi olmayan
amme alacaklarını gösteren İİK m. 303/I, c. 2’de değişiklik yapılmış ve bu
hükmün kapsamı değiştirilmiştir. İİK m. 303/I, c. 2’nin önceki metninde
yer alan “Devletin amme hukukundan doğan alacakları” ifadesi, AATUHK m.
1’de belirtilen amme alacaklarını ve bunun yanında Sosyal Sigortalar Ku-
rumu’na ait prim alacakları gibi diğer bazı amme alacaklarını kapsamakta
idi.
59
İİK m. 303/I, c. 2’nin 4949 sayılı Kanun’la değişik metni ise; “Rehinli
alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ile bu Kanun’un 206.
maddesinin birinci fıkrasında sayılan devlet alacakları müstesnadır” şeklindedir.
Görüldüğü gibi, 4949 sayılı Kanun’la “Devletin amme alacaklarından doğan
alacakları” yerine İİK’nın 206. maddesinin birinci fıkrasında sayılan “gümrük
57
Yargıtay’ın aynı yöndeki bir kararı için bkz., Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 6.7.2004
tarih ve E. 776/K. 8105 sayılı kararı (Legal Hukuk Dergisi, 2004 Eylül, s. 2707- 2708).
58
Nitekim, İsviçre hukukunda da durum aynıdır (Papa, s. 15; Federal Mahkeme’nin
konuyla ilgili kararları için bkz., BGE 52 III 120; BGE 59 III 233).
59
Altay, Konkordato, s. 402.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
vergisi ve akar vergisi gibi Devlet tekliflerinden muayyen eşya ve akardan alınması
lazım gelen resim ve vergi”nin (İİK m. 206/I) tasdik edilen konkordatonun
kapsamı dışında kalacağı kabul edilmiştir.
İİK m. 303 c. 2’nin eski ve yeni metni bir arada incelendiğinde tasdik
edilen konkordatoya tabi olmayan kamu alacaklarının kapsamının önem-
li ölçüde daraltıldığı düşünülebilir. Fakat, bu konuda kesin bir yargıya
varmadan önce İİK m. 303/I, c. 2 ile AATUHK m. 101 arasındaki ilişkiye
değinmek gerekir. Çünkü, konkordatoya tabi olmayan amme alacakları
sadece İcra ve İflas Kanunu’nda değil, amme alacaklarının takip ve tahsilini
düzenleyen 6183 sayılı Kanun’da da düzenlenmiştir. AATUHK m. 101 ve
İİK m. 303/I, c. 2 esasen bu konuda birbirine paralel hükümler içermekte
iken,
60
4949 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle durum değişmiştir. Mev-
cut durumda, AATUHK m. 101; “Amme idareleri tarafından iflas talebinde
bulunulsa dahi tasdik edilen konkordato amme alacakları için mecburi değildir”
hükmünü içerirken, 4949 sayılı Kanun’la değişik İİK m. 303/I, c. 2 ise,
konkordatonun İİK’nın 206. maddesinin birinci fıkrasında sayılan Devlet
alacakları için mecburi olmadığını belirtmektedir. Buna göre, tasdik edilen
konkordatoya tabi olmayan kamu alacakları sözü geçen kanunlarda farklı
şekilde düzenlendiğinden, hangi hükme itibar edileceğinin araştırılması
gerekir. Burada, genel kanun olan İcra ve İflas Kanunu, özel olarak kamu
alacaklarının tahsilini düzenleyen AATUHK’na göre daha yeni bir hüküm
getirmektedir. Genel kanunun yeni, özel kanunun eski olması halinde hangi
hükme itibar edileceği hususunda farklı görüşler ileri sürülebilir. Burada
ilk olarak, yeni kanun genel olduğu için kendisine aykırı bütün hükümleri
kaldırdığı savunulabilir. Bunun yanında, yeni olan genel kanunun özel
kanun hükümlerini saklı tuttuğu; aksi durumda, özel kanunun hangi hü-
kümlerinin yürürlükten kaldırıldığının genel kanunda açıkça belirtileceği
ileri sürülebilir. Son olarak bizim de kabul ettiğimiz üçüncü görüş gereğince,
kanun koyucunun iradesinin önemli olduğu, genel kanunun özel kanun
hükümlerini kaldırma amacı güdüp gütmediğinin araştırılması gerektiğini
benimsenebilir.
61
Öncelikle belirtmek gerekir ki, İİK m. 303’ün gerekçe-
sinden kanun koyucunun bu konudaki iradesinin ne olduğunu saptamak
mümkün gözükmemektedir. İİK m. 303 hükmünün gerekçesinde sadece,
“... Konkordato şartlarına hangi alacakların tabi olduğu konusundaki tartışmalara
yeni düzenlemenin gerekleri de göz önüne alınarak son verilmek istenmiştir” ifa-
desine yer verilmekle yetinilmiştir.
62
Kanaatimizce, 4949 sayılı Kanun’un
60
Nitekim, AATUHK m. 101’in hükümet gerekçesinde de; “100 ve 101’nci maddeler
iflas ve konkordato hallerini tamamen umumi icra hukukuna muvazi hükümlere
bağlamaktadır” ifadesine yer verilmektedir (Şimşek, s. 904).
61
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Edis, s. 182-183.
62
Hükümet Gerekçesi, m. 83, TBMM S. sayısı 225 (1/550).
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
157TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
başka bazı hükümlerinde de göze çarpan kamu alacaklarına tanınan im-
tiyazların sınırlandırılması eğilimi (İİK m. 206; 289/II ) kendisini burada
da göstermektedir. Nitekim kanun değişikliğinden önce, teminatlı borçlar
ile kamu borçlarının işletmelerin pasiflerinin önemli bir bölümünü teşkil
ettikleri halde konkordatodan etkilenmemelerinin konkordato kurumunu
tıkanmanın eşiğine getirdiği ve bu şirketlerin konkordato prosedürüne baş-
vurmakta yarar görmedikleri ifade edilmiştir.
63
Onun için, burada bilinçli bir
tercih yapıldığı; konkordatoya tabi olmayan amme alacaklarının kapsamını
daraltmak suretiyle, amme alacaklarına tanınan ayrıcalığı sınırlandırmak
ve konkordatoyu daha işler hale getirmek istenildiği düşünülmelidir.
Kanun’un lafzı da bu düşünceyi açıkça destekler niteliktedir (İİK m. 303).
Dolayısıyla gelinen nokta itibariyle, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan bu
değişikliğin AATUHK m. 101’deki “amme alacakları” deyiminin anlam ve
kapsamını daralttığı ve tasdik edilen konkordatodan sadece “İİK’nın 206.
maddesinin birinci fıkrasında sayılan devlet alacakları”nın etkilenmeyecekleri
sonucuna ulaşılacağı kanaatindeyiz.
Konkordatoya tabi olmayan kamu alacaklarının kapsamının daraltıl-
ması konkordato teklif eden borçlu için avantajlı bir durum yaratacaktır.
Zira, vergiler (İİK m. 206/I’de sayılanlar hariç),
64
gecikme zammı ve sosyal
sigorta prim alacakları gibi genelde yüksek miktarlara ulaşan ve zaten güç
durumdaki borçlular için önemli bir yük teşkil eden amme alacaklarının
konkordato şartları çerçevesinde ödenecek olması, borçluların borç yük-
lerini hafifletecek ve konkordatodan doğan yükümlülüklerini daha kolay
yerine getirmelerini sağlayacaktır. Bu değişiklik, konkordatonun faizsiz
kabul edildiği durumlarda da borçlu lehine sonuç doğuracaktır. Çünkü,
konkordatoya tabi olmayan kamu alacakları için faiz işlemeye devam et-
tiğinden,
65
kamu alacaklarının kapsamının daraltılması borçlunun faiz ve
buna bağlı olarak borç yükünün azalmasına katkı sağlayacaktır.
Diğer yandan, tasdik edilen iflas içi konkordato iflas dışı konkordato
gibi kural olarak bütün alacaklar için bağlayıcıdır.
66
Bu nedenle, yukarıda
iflas dışı konkordatoyla ilgili yapılan açıklamalar iflas içi konkordato ba-
kımından da aynen geçerlidir.
63
Öztek, s. 737.
64
Çünkü, tasdik edilen konkordato gümrük ve akar vergileri gibi bir malın aynından
doğan vergi alacakları için bağlayıcı değildir (Tanrıver, 4949 sayılı Kanun’un Getirdiği
Değişiklikler, s. 89).
65
Kuru, C. IV, s. 3799; Ulukapı, s. 89, dpn. 647.
66
Önen, s. 93; Ulukapı, s. 86.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
IV. SONUÇ
17. 7. 2003 tarih ve 4949 sayılı Kanun ile 21. 2. 2004 tarih ve 5092 sayılı
Kanun’la İcra ve İflas Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmış ve bazı
yeni kurumlar getirilmiştir. İcra ve İflas Kanunu’nun gerek cüz’i gerekse
külli icraya ilişkin hükümlerinde yapılan bu düzenlemeler, özel hukuktan
doğan alacaklar yanında amme alacaklarının tahsili üzerinde de bazı et-
kiler doğurmuştur. Örneğin; İİK m. 128 hükmüne eklenen 3. fıkra, satışa
çıkarılan taşınmaza ait teferruat üzerinde vergi, resim ve harç gibi malın
aynından kaynaklanan amme alacaklarının bulunup bulunmadığının ilgili
kurumlardan sorulacağı açıkça düzenleyerek, teferruat üzerindeki kamu
alacaklarının eksiksiz şekilde ortaya konulması sağlamıştır. Bunun yanında,
ihtiyaten haczedilen bir malın ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmeden önce
bir başka alacaklı tarafından haczedilmesi durumunda, ihtiyati haciz ala-
caklısının kesin hacze İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesindeki şartların
mevcudiyeti halinde iştirak edebileceğinin öngörülmesi (İİK m. 268/I), bu
şartları yerine getirmek zorunda olmayan kamu alacaklılarını özel hukuk
alacaklıları karşısında öncekinden de avantajlı duruma getirmiştir. İİK m.
268/I, c. 2’de bir mal veya hak üzerinde rehin tesis edilmeden önce ihtiya-
ti veya kesin haciz konulduğu takdirde, amme alacakları da dahil hiçbir
alacaklının bu hacze iştirak edemeyeceğinin öngörülmesi ise AATUHK
m. 21/I hükmünün uygulama alanını daraltmış ve amme alacaklılarının
hacze iştirakini zorlaştırmıştır. Öte yandan, İİK m. 115/I ve İİK m. 129/
I’de birinci artırmada karşılama prensibine esas teşkil eden oran %75’den
%60’a indirilirken, bu oran AATUHK’da %75 olarak korunmaya devam
edilmiştir. Bundan böyle taşınır veya taşınmazların birinci artırmada asgari
hangi orana ulaşıldığı takdirde satılacağı alacağın niteliğine göre farklılık
arz edecektir.
4949 sayılı Kanunla yapılan bazı değişiklikler ise amme alacaklarına
tanınan ayrıcalıkları tamamen bertaraf etmiş veya sınırlandırmıştır. Örne-
ğin, İİK’nın 206. maddesinde yapılan değişiklik 5. sıradaki amme alacakla-
rının imtiyazlı alacak sıfatını kaybetmeleri ve gerek hacizde gerekse iflasta
imtiyazsız alacaklarla aynı statüye tabi olmaları neticesini doğurmuştur.
İİK m. 303/I, c. 1’de yapılan değişiklik ise, tasdik edilen konkordatoya
tabi olmayan amme alacaklarının kapsamını daraltmış ve böylece, amme
alacaklarına bu konuda tanınan ayrıcalık sınırlandırılmıştır.
Bundan başka, kanun değişiklikleriyle kimi tereddütlü konular açıklığa
kavuşturulmuştur. İİK m. 289/I hükmünün önceki düzenlemesinden kon-
kordato mühleti sırasında amme alacakları için takip yapılıp yapılamayaca-
ğı açıkça anlaşılamadığından, doktrindeki yazarlar ve Yargıtay tarafından
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
159TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
farklı görüşler ileri sürülmüştür. Fakat, İİK m. 289’de; “Mühlet içinde borçlu
aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip
yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur...” hükmüne yer verilerek, kon-
kordato mühleti içinde amme alacakları için takip yapılamayacağı açıkça
kabul edilmiştir. Bunun gibi, ihtiyaten haczedilen bir mal üzerine bilahare
amme alacağı için kesin haciz konulursa, ihtiyati haciz alacaklısının amme
alacaklısının koydurduğu hacze iştirak edip edemeyeceği tartışmalı idi.
İİK m. 268/I’de, ihtiyaten haczedilen bir mal ihtiyati haciz kesin hacze
dönüşmeden önce bir başka alacaklı tarafından bu Kanun’a veya diğer
kanunlara, ki buna 6183 sayılı Kanun da dahildir, göre haczedilirse ihtiyati
haciz alacaklısının kesin hacze İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesindeki
şartların varlığı halinde kendiliğinden ve muvakkaten iştirak edeceği ön-
görülerek, bu hususa da açıklık kazandırılmıştır.
Kanun koyucu 4949 ve 5092 sayılı Kanun’la mali bakımdan zor du-
rumdaki şirketlerin ekonomik mevcudiyetlerini sürdürebilmeleri için bazı
düzenlemeler yapılmış ve bu bağlamda, amme alacaklarının tahsili için
yeni takip yapılması ve önceden başlatılan takiplere devam edilmesini
önlemeye yönelik hükümler getirilmiştir. Nitekim, konkordato mühleti
süresince ve iflasın ertelenmesi kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı
Kanun’a göre yeni takip yapılamayacağı ve önceden başlatılan takiplere
devam edilemeyeceği açıkça öngörülürken, uzlaşma suretiyle borçlarının
yeniden yapılandırılması için mahkemeye başvurulduğu ve talep mahke-
mece yerinde görüldüğü takdirde de, mahkemenin ara dönem için 6183
sayılı Kanun’a göre başlatılan icra takiplerinin durdurulmasına ve yeni
icra takibi yapılmasının önlenmesine karar verebileceği kabul edilmiştir.
Bu düzenlemeler haklı bir gerekçeye dayanmaktadır. Gerçekten, borçluya
karşı sözü edilen dönemlerde genellikle yüksek miktarları bulan amme
alacaklarının tahsili için takip yapılabileceği kabul edilirse, zaten ödeme
güçlüğü içinde bulunan borçlunun ekonomik mevcudiyetini devam ettirme-
si imkansız olacaktır. Bununla birlikte, iflasın ertelenmesi kararı verilmesi
üzerine amme alacakları için takip yasağı uygulanırken, rehinli alacaklar
ile İİK m. 206’nın birinci sırasında sayılan alacakların bu yasaktan muaf
tutulması eşitsizlik yaratmaktadır.
Güray ERDÖNMEZ hakemli makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
BİBLİYOGRAFYA
Altay, Sümer, Konkordato Hukuku, İstanbul 1994.
Altay, Sümer, Türk İflas Hukuku, C. I, II, İstanbul 2004.
Atalay, Oğuz, “İflasın Ertelenmesi”, Baki Kuru’ya Armağan, İzmir 2003, s. 49 vd.
Atalay, Oğuz, “İflasın Ertelenmesi”, Bankalar Birliği Dergisi, S. 47, 2003, s. 93 vd.
Buruloğlu, Enver - Reyna, Yuda , Konkordato Hukuku, İstanbul 1968.
Deynekli, Adnan - Kısa, Sedat, Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, Ankara 2002.
Edis, Seyfullah, Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Ankara 1997.
Fritzsche, Hans - Walder, Ulrich, Schuldbetreibung und Konkurs nach schweize-
rischem Recht, B. II, Zürich 1993.
Gülseven, Mustafa, Açıklamalı İçtihatlı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun, Ankara 1999.
Kuru, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C. I, İstanbul, 1988; C. II, İstanbul, 1990; C. III,
İstanbul, 1993; Cilt IV, İstanbul 1997.
Kuru, Baki - Arslan, Ramazan - Yılmaz, Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı,
Ankara 2004.
Kuru, Baki - Arslan, Ramazan - Yılmaz, Ejder, İcra ve İflas Kanunu ile Nizamna-
mesi ve Yönetmeliği, Ankara 2004.
Önen, Ergun, İflastan Sonra Konkordato, Batider, 1976/3, s. 77 vd.
Özbalcı, Yılmaz , Amme Alacaklarının Tahsil Usul Hakkında Kanun, Ankara
2000.
Özekes, Muhammet, İhtiyati Haciz, İzmir, 1998.
Öztek, Selçuk, “Türk Hukukunda ve Uygulamasında Ödeme Güçlüğü İçindeki
Şirketlerin Rehabilatasyonu: İmkanlar, Aksaklıklar, Çözüm Önerileri”, İBD
1993/10, 11, 12, s. 737
Papa, Gildo, Die analoge Anwendung der Konkursnormen auf den Nachlassvertrag
mit Vermögensabtretung, Diss., Bern 1941.
Pekcanıtez, Hakan, “4949 Sayılı Kanun’la İcra Hukukundan Yapılan Deği-
şikliklerin Değerlendirilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 49, Kasım
Aralık 2003.
hakemli makaleler Güray ERDÖNMEZ
161TBB Dergisi, Sayı 57, 2005
Pekcanıtez, Hakan - Atalay, Oğuz - Özekes, Muhammet, İcra ve İflas Hukuku
Temel Bilgiler, Ankara 2004.
Pekcanıtez, Hakan - Erturgut, Mine - Yeşilova, Bilgehan - Erişir, Evrim, İcra ve
İflas Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara 2003.
Postacıoğlu, İlhan, İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1982.
Saldırım, Mustafa, Öğretide ve Uygulamada Bütün Yönleriyle İhtiyati Haciz, An-
kara 1997.
Şimşek, Edip, Amme Alacakları Tahsil Usulü Kanun Şerhi, İstanbul 1996.
Tanrıver, Süha, “4949 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un Adi Konkordato ile İlgili Hükümlerde Getirmiş Olduğu
Değişikliklerin Tespiti ve Değerlendirilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi,
2004 Mart/Nisan, S. 51, s. 67 vd.
Tanrıver, Süha, Konkordato Komiseri, Ankara 1993.
Tercan, Erdal, “4389 sayılı Bankalar Kanunu’na Göre Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu’nun ve Tasarruf Mevduatı Sahibi Alacaklıların Bir Bankanın İflası
Halinde İflas Masasına İmtiyazlı Alacaklı Olarak Yazılmaları”, Batider
2003, C. XXII, S. 1, s. 25 vd.
Türk, Ahmet, “Sermaye Ortaklıklarının ve Kooperatiflerin Borca Batılık Ne-
deniyle İflası ve İflasın Ertelenmesi Konusunda İcra ve İflas Kanunu’nda
Yapılan Son Değişikliklerin Değerlendirilmesi ve Öneriler”, DEÜHFD
2004/1, s. 295 vd.
Ulukapı, Ömer, Konkordatonun Feshi, Konya 1998.
Uyar, Talih, İcra ve İflas Kanunu, C. VI, İzmir 1999.
Uyar, Talih, “Sıra Cetveli Düzenlenerek Paraların Paylaştırılması”, İstanbul
Barosu Dergisi, 2001 Eylül, s. 732 vd.
Üstündağ, Saim, İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 2004.
Üstündağ, Saim, İflas Hukuku, İstanbul 2004.
Yılmaz, Ejder, “Hacze Takipli Katılma”, AÜHFD 1973, C. 31, S. 1-4, s. 301 vd.