İDARİ İŞLEMDE BAŞVURU YOLLARININ
GÖSTERİLMESİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ
OBLIGATION OF INDICATION OF THE REMEDIES FOR
ADMINISTRATIVE ACT
Yeliz ŞANLI ATAY
*
Özet : 1982 Anayasası’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan ve yöntemsel bir temel hak kuralı olan başvuru yollarının gös-
terilmesi, doğrudan uygulanabilir nitelikte bir Anayasa kuralıdır. Hak
arama özgürlüğü ve idarenin yargısal denetiminin etkili bir şekilde
yaşama geçirilebilmesi bakımından önemli bir işleve sahip olan bu
kuralın, dava açma süresi bakımından hukuki sonuç doğurur nitelikte
kabulü, idarenin kurala uygun davranma yükümlülüğünü sağlayabilir
nitelikte olabilir.
Anahtar Sözcükler: Anayasa kuralının doğrudan uygulanabilirli-
ği, idari işlem, başvuru yollarının gösterilmesi, dava açma süresi.
Abstract : A procedural fundamental right, the administration’s
obligation of indication of the remedies, is regulated in the article
40/2 of the 1982 Turkish Constitution and it is a constitutional rule that
can be immediate application. If this rule, which is functional for right
to a tribunal, and the judicial review of the administration effectively
is accepted as a judically conclusive on time limits to bring an action,
it may guarantee that the administration would comply with this rule.
Keywors : İmmediate applicability of a constitutional rule,
administrative act, indication of remedies, time limits to bring an
action.
İdari işlem, ilgilinin rızasını gerektirmeksizin, idarenin hukuk dü-
zeninde sonuç doğuran irade açıklamasıdır. İdarenin hukuka uygun-
luğu, yargısal denetim, yani iptal davası yoluyla sağlanır. Ne var ki,
idarenin hukuka uygunluğunun sağlanmasının odak noktasını oluş-
turduğu yargısal denetimin etkinliği de bu denetimi harekete geçirecek
olan bireylerin, mevcut toplumsal formasyonda hukuk bilgisi tekelini
aşabilir olmasına bağlıdır. İdari işlemde başvuru yollarının gösterilme-
si ilkesinin önemi, idari işlemle hak ve yükümlülükleri etkilenen birey-
lere, hukuk sisteminin karmaşık labirentlerini aşabilme olanağını sağ-
1
*
Dr., Asistan, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü294
lamasıdır. Hak arama özgürlüğü, minimum düzeyde başvuru hakkı
ve başvuru hakkının tanınmasını içermekle birlikte,
1
başvuru hakkının
etkin biçimde kullanımı, hakkın kullanımına ilişkin hukuki koşulların
bilinebilirliği ile ilgilidir. Dolayısıyla, başvuru yollarının gösterilmesi,
idarenin hukuka uygunluk denetiminin etkili şekilde gerçekleştirilme-
si ve hak arama özgürlüğünün sağlanmasına yönelik olarak bireylere
doğrudan güvence sağlar niteliği ile saptanmalıdır.
Başvuru yollarının gösterilmesi, gerek Avrupa Konseyi kaynaklı
metinler, gerek, kapsamına aldığı işlemler ve başvuru yollarının ni-
teliği ile uyulmaması durumunda öngörülen hukuki yaptırım değiş-
mekle birlikte, çeşitli idari usul yasaları açısından yerleşik bir ilkedir.
2
Bununla birlikte, ilkenin en genel içeriğini tespit etmek açısından, Av-
rupa Konseyi kararları işlevseldir.
3
Avrupa Konseyi bünyesinde, ilkenin ilk ve ayrıntılı olarak düzen-
lendiği metin, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemler
Karşısında Bireyin Korunmasına İlişkin 77(31) sayılı kararıdır.
4
Ka-
rarın, “Dinlenilme hakkı”, “Bilgi kaynaklarına giriş”, “Hukuki yardım ve
temsil”, “Yönetsel işlemlerin gerekçeli olması” ilkelerinden sonra, beşin-
ci ilkesi, “Başvuru yollarının gösterilmesi”dir. Karar, tavsiye niteliğinde
olmakla birlikte, idari işlemin yapılış sürecinde, bireyin korunmasına
1
İbrahim Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku, İmge Kitabevi, 6. Baskı, Ankara 2002, s.163.
2
Celine Wiener, Vers une codification de la procédure administrative: étude de science
administrative comparée, PUF, Paris 1975, s.77. Basım tarihi eski bir çalışmaya atıf
yapmamızın nedeni, ilkenin, henüz o tarihte yerleşik bir ilke olarak tespit edildiğini
saptamak içindir. Ayrıca, İspanya Kamu İdarelerinin Hukuki Rejimi ve Genel İdari
Usul Hakkında 26 Kasım 1992 tarihli Kanun (m.89/3), İtalya İdari Usuller ve Belgelere
Ulaşma Hakkı Kanunu (m.3/4), Avusturya Genel İdari Usul Kanunu (m.58/1),
İsviçre Federal İdari Usul Kanunu (m.35) ve Alman İdari Usul Kanunu’nda (m.73/5)
yer alan düzenlemeler için bkz., Bahtiyar Akyılmaz, İdari Usul İlkeleri Işığında İdari
işlemin Yapılış Usulü, Yetkin Yayınları, Ankara 2000, s. 213-214 ve İsviçre Federal
İdari Usul Kanunu’nda yer alan düzenleme için bkz., Metin Kıratlı, “İsviçre’de İdari
Usul Kodifikasyonu”, Amme İdaresi Dergisi, Ankara 1973, C.6, S.2, s.55.
3
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından alınan tavsiye kararlarının,
Danıştay tarafından, gerekçenin desteklenmesinde “nadiren de olsa” kullanıldığı
(Örn. DİDDGK, E.1995/769, K.1997/525, k.t.17.10.1997; D.10.D., E.2000/936,
K.2002/4487, k.t.20.11.2002) belirtilmektedir. “İyi İdare Konusunda Üye Devletlere
CM/REC(2007)7 Sayılı Tavsiye Kararı”, Ç. Onur Karahanoğulları, Danıştay Dergisi,
Ankara 2007, Y.37, S.116, s.I, Çevirmen’in Notu.
4
Kararın Türkçe’de iki çevirisi mevcuttur: İlki için bkz., “İdarenin İşlemleri Karşısında
Bireyin Korunması Hakkında Karar”, Ç. İhsan Kuntbay, Amme İdaresi Dergisi, Ankara
1978, C.11, S.4, s. 3-11 ve Tekin Akıllıoğlu, Yönetim Önünde Savunma Hakları,
TODAİE, Ankara 1983, s.191-199. Bu yazıda, ikinci çeviri temel alınmıştır.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY295
ilişkin genel ilkeleri ifade etmesi bakımından önemlidir.
5
Buna göre,
“İşleme Karşı Başvurma Yollarının Belirtilmesi” ilkesi, “Yazılı olarak bildi
rilen yönetsel işlem ilgilinin haklarını, özgürlüklerini ya da yararlarını zede
ler nitelikte ise, olağan başvuru yollarını ve başvuru sürelerini de gösterir”
şeklindedir. İlkenin yorumunda, gerekçe ilkesini tamamlayıcı nitelik-
teki bu ilkenin, “ilgilinin haklarının korunmasını gerçekleştirme amacıyla”
öngörülmekte olduğu ve başvuru yollarının belirtilmesinin, başvuru
için gerekli bilgileri, başvuruyu kabule yetkili organı ve başvuru süre-
sini kapsaması gerektiği ifade edilmektedir. Aynı içerik, Bakanlar Ko-
mitesi tarafından alınan Çok sayıda Kişiyi Etkileyen İdari Usule İlişkin
R(87)16 sayılı Tavsiye Kararı (Recommendation No. R (87) 16 of the com
mittee of ministers to member states on administrative procedures affecting a
large number of persons), Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen
Avrupa İyi İdari İşleyiş Yasası (The European Code of Good Administ
rative Behavieur) ve Bakanlar Komitesi’nin İyi İdare Konusunda Üye
Devletlere CM/REC(2007)7 sayılı Tavsiye Kararı’nda da tekrar edil-
mektedir. Bu halde, başvuru yollarının gösterilmesi ilkesinin, Avrupa
Konseyi’nce belirlenen ve üye devletler tarafından uyulması beklenen
idare hukuku genel ilkeleri arasında yer aldığı belirtilmelidir.
6
İdari işlemde başvuru yollarının gösterilmesi, idari işleme karşı
başvuru hakkını kullanacak olan ilgilinin, ne şekilde hareket etmesi
gerektiği bilgisinin, idare tarafından ilgiliye bildirilmesidir. Her ne ka-
dar ilk unsurla –başvuru yolları- kavramlaştırılmış olsa da, salt idari
işleme karşı başvurulabilecek yolları değil, başvuru mercileri ve sü-
relerinin de belirtilmesi gerekliliğini içerir. Türk hukukunda, başvuru
yollarının gösterilmesi, bazı yasal düzenlemeler hariç,
7
genel yasa ku-
5
Bu genelliğin, ilkeler bakımından olduğu kadar, ilkelerin içeriği bakımından da
geçerli olduğunu vurgulamak gerekir. Zira, Bakanlar Komitesi, kararın amacının,
tüm üye devletlerin idari usulüne ilişkin mevzuatı açısından geçerli olacak
kuralların belirlenmesi değil, üye devletlerin mevzuat ve uygulamalarında belli
ilkelerin genel olarak tanınmasını sağlamak olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle,
“ilkelerin yazılışında da genel anlatım kullanılarak yönetimin yükümlü olacağı ödevlerin
ayrıntıları değil, fakat bireyle yönetim arasındaki ilişkilerde hakkaniyetin sağlanması
araçları üzerinde durulmuştur”.
6
Nitekim, ilke, Avrupa Konseyi bünyesinde oluşturulan uzmanlar kurulu
tarafından, idare hukukunun genel ilkelerini ifade etmek amacıyla hazırlanan
“İdare ve Siz” kitapçığının “Usule İlişkin İlkeler” kısmında, “Bildirim, Sebebin
Açıklanması ve Başvuru Yollarının Gösterilmesi” başlığı ile yer almaktadır. “İdare ve
Siz”, Ç. N.K. Ergani, Danıştay Dergisi, Ankara 2009, Y.39, S.122, s.9-41.
7
Örneğin, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 12. maddesine göre,
“(…)
Başvurunun reddedilmesi halinde bu kararın gerekçesi ve buna karşı başvuru yolları
belirtilir”.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü296
ralı halini almamış olmamakla birlikte, 1982 Anayasası’nın 40. madde-
sinin ikinci fıkrasında yer alan bir Anayasa kuralıdır. Anayasa’nın 40.
maddesine 2001 yılında eklenen ikinci fıkraya göre “Devlet, işlemlerin
de, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini
belirtmek zorundadır” (Ek: 03.10.2001-4709). Konu, Anayasa kuralının
doğrudan uygulanabilir nitelikte olup olmadığı ve ilkenin kapsamı ile
idari işlemin hukuki rejimi açısından doğurabileceği sonuçlar bakı-
mından ele alınacaktır.
Anayasa Kurallarının Doğrudan Uygulanabilirliği
Doğrudan uygulanma, bir hukuk normunun, daha alt düzeyde bir
düzenlemeye gerek olmaksızın hukuki sonuç doğurur nitelikte olma-
sıdır.
8
Anayasa kurallarının doğrudan uygulanabilirliği, ilki, Anaya-
sa kurallarının “bağlayıcılığı ve üstünlüğü” ilkesi ve ikincisi, Anayasa
kurallarının normlar hiyerarşisinde yer alan diğer kurallar ile ilişkisi
temel alınarak verilen, iki farklı yanıtla karşılanmaktadır: İlk görüş açı-
sından, Anayasa kuralları, Anayasada ifadesini bulan ve “Anayasa hü
kümleri; yasama, yürütme, yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer ku
ruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” şeklindeki “Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı” ilkesi nedeniyle, kişileri de bağlayan ve doğ-
rudan doğruya uygulanması gereken temel hukuk kuralları niteliğin-
dedir.
9
İkinci görüşe göre ise, bağlayıcılıktan farklı bir kavram olarak
doğrudan uygulanabilirlik,
10
her hukuk normunun, ayrılmaz niteliği
olmadığı gibi, normlar hiyerarşisi ile cisimleşen bir hukuk düzeninde
de, soyut ve genel nitelikteki hukuk kurallarının uygulanabilmeleri,
alt derecedeki hukuk normları ile sağlanır ve “kuralların üstünlük sı
ralaması ile uygulama sıralaması, ters orantılı”dır.
11
Nitekim, Anayasa ve
yasa ilişkisi açısından yapılan kavramlaştırma, Anayasanın yasalarla
uygulandığı ve Anayasa kurallarının, ilke olarak, doğrudan uygulana-
bilir nitelikte olmadığı şeklindedir.
8
Tekin Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, A.Ü.S.B.F
İnsan Hakları Merkezi Yayınları, Ankara 1995, s.53; İl Han Özay, “Anayasa:
Özgürlükler ve İdari Kolluk Etkinlikleri”, Anayasa Yargısı, Ankara 2002, S.19, s.279.
9
Ernest Hirsch, “Anayasa’nın Özel Hukuk Kurallarına Etkileri”, Birinci Türk Hukuk
Kongresine Sunulan Tebliğler, TBB Yayınları, Ankara 1971, s.12.
10
Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, s.56-57. Buna
göre, “üstünlük”, “… pozitif hukuka ilişkin, yönlendirici bir ilkedir. Bütün kuralların
yönlendirici temel norma uyma gereğini anlatmaktadır” şeklinde ve “bağlayıcılık”,
“kuralların gerektiği gibi uygulanması, (…) uygulama sorunlarına ilişkin bir kavram”
olarak açıklanmaktadır. Ibid., 43, 48.
11
Ibid., s.53.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY297
İdarenin hukuka uygunluk sınırının belirlenmesi, farklı kategori-
leri oluşturan hukuk kurallarının, etkileri ve birbirleri ile olan ilişkisi
temelinde değerlendirilmesini gerekli kılar.
12
Bu bakımdan, idarenin
yasallığı ilkesinin, idarenin hukuka uygunluğunun sağlanması açısın-
dan kilit önemde ve Anayasal kural niteliğinde olduğu bir hukuk dü-
zeninde, Anayasa kurallarının doğrudan uygulanabilir nitelikte olup
olmadığı sorusu önem taşır. İdarenin yasallığı (kanuni idare), 1982
Anayasası’nın, yürütme yetkisi ve görevinin, kanunlara uygun olarak
kullanılacağını ve yerine getirileceğini belirten 8. maddesi ile idare-
nin kuruluş ve görevlerinin bir bütün olduğunu ve kanunla düzen-
leneceğini belirten 123. maddesinin doğrudan sonucu olan Anayasal
bir ilkedir. Nitekim, Türk idare hukukunda, “kanunun olmadığı yerde
idarenin de olamayacağı” şeklinde ifade edilen ilke, idari faaliyetin, sa-
dece yasaya aykırı olmamasını değil, yasal dayanağa sahip ve yasaya
uygun olması gerekliliğini de anlatır. Diğer yandan, yasallık ilkesinin,
Anayasa ve hukukun genel ilkelerini de kapsayan ve hukuka uygun-
luk şeklindeki geniş anlamda kullanımının,
13
doğrudan uygulanabilir-
lik sorusuna yanıt verdiği düşünülebilir. İdarenin hukuka uygunluğu,
salt dar anlamda yasa değil, bütün hukuk kurallarına ve hukukun ge-
nel ilkelerine uygunluk anlamına gelmekle birlikte,
14
yasallık ilkesinin
geniş anlamda kullanımı, kuralların etki dereceleri ve uygulanma sı-
rasının belirlenmesi bakımından doğrudan bir sonuca sahip değildir.
Bu noktada, Anayasa kurallarının doğrudan uygulanabilirliği
sorunu, bir yasa kuralının mevcut olmaması veya yasada açık ku-
ral bulunmaması ve mevcut yasanın Anayasaya aykırı olması du-
rumları açısından tartışılmakla birlikte, “gerçek anlamda bir doğrudan
uygulama”nın, yasa kuralının mevcut olmaması haline özgü veya
doğrudan uygulamanın, ancak yasa kuralı olmaması halinde müm-
kün olduğu görüşleri de mevcuttur.
15
Gerçekten, Anayasa kuralının
12
Ali Ülkü Azrak, Avrupa Topluluklarında İdari Yargının Genel Esasları, İ.Ü. SBF
Yayınları, İstanbul 1982, s.64.
13
Akıllıoğlu, Yönetim Önünde Savunma Hakları, s.88; Azrak, Avrupa Topluluklarında
İdari Yargının Genel Esasları, s.64.
14
Şeref Gözübüyük, Yönetsel Yargı, Turhan Kitabevi, Güncelleştirilmiş 29. Bası,
Ankara 2009, s.202.
15
İlk görüş için, Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri,
s.60 ve ikinci görüş için, Lütfi Duran, “Anayasa, Kanun ve Hakimler”, Özel
Galatasaray Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu Dergisi, İstanbul 1970, Sayı 4’ten aktaran
Tekin Akıllıoğlu, Yönetim Önünde Savunma Hakları, s.88.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü298
doğrudan uygulanabilirliği, yasa kuralının olmaması durumuna özgü-
lenerek, konuya ilişkin bir yasa olması durumunda ortaya çıkabilecek
çeşitli olasılıklar Anayasa kuralının uygulanabilirliği sorunu altında
ele alınabilir birlikte, doğrudan uygulanabilirlik kapsamında görül-
meyebilir. Nitekim, bu olasılıklar arasında yer alan Anayasa uygun
yorum ve ihmal teknikleri,
16
ancak mevcut bir yasanın varlığı halinde
olanaklıdır.
17
Bu nedenle, Anayasa kuralının doğrudan uygulanması,
daha geniş bir kapsama sahip olan Anayasa kuralının uygulanmasının
bir alt başlığı olarak düşünülebilir.
Bu halde, konuya ilişkin yasal bir düzenlemenin yokluğu halin-
de, söz konusu Anayasa kuralının, “açık, ayrıntılı ve kesin”,
18
“somut”
(“kendiliklerinden doğrudan uygulanabilecek kadar net”)
19
ve “somut, özel,
ayrıntılı, açık ve kesin”
20
olması durumunda, doğrudan uygulanabile-
ceği kabul edilmektedir. Bununla birlikte, idari işlemin konusu bakı-
mından da bir ayrıma gidilmektedir: Açık yasa hükmünü gerektiren
16
Nitekim, anayasaya uygun yorum, normlar hiyerarşisi ve anayasanın üstünlüğü
ilkelerinin birlikte ele alınmasına dayanmaktadır: “Normlar hiyerarşisi ilkesine göre,
üst basamaktaki norm alt basamaktakinin geçerlik nedeni (ratio scriptia) olduğundan,
somut olay nedeniyle yapılan norm kontrolünde alt normun üst norma uygunluğu
varsayımından kalkılır. Anayasanın üstünlüğü ilkesi ise, alt basamaktaki normların
anayasaya aykırı biçimde yorumlanması ve anayasanın sınırları dışında uygulanması
yolunu kapalı tuttuğu için, anayasaya uygun yorum yapılması olanağı bulunmadığı
takdirde alt normun geçersizliğinin hüküm altına alınması sürecine başvurulması gerekir”.
A. Ülkü Azrak, “İdari Yargıda Anayasaya Uygunluk Sorunu”, Anayasa Yargısı, Ankara
1993, S.9, s.336.
17
Nitekim, geleneksel yasa ekranı hipotezi (écran législatif), Anayasa ile idare
yargıcı arasında varsaydığı yasa ekranı nedeniyle, bir idari işlemin, idare yargıcı
tarafından Anayasaya uygunluğunun incelenmesini reddetmesine imkan verir.
Louis Favureu, “La constitutionnalisation du droit”, Mélanges en hommage à Roland
Drago, Economica, Paris 1996, , s.33. Fakat bu, ancak ekran oluşturacak bir yasanın
varlığı halinde geçerlidir. Bununla birlikte, yasa ekranının, temel hak ve özgürlükler
alanında “giderek kalktığı” (Azrak, “İdari Yargıda Anayasaya Uygunluk Sorunu”,
s.339) ve yasanın temel ilkeleri belirlemeksizin, belirli tedbirleri alma konusunda
basit bir yetkilendirme yapması durumunda, Anayasaya uyma yükümlülüğünün
ortadan kalkmayacağı da ifade edilmektedir (René Chapus, Droit administratif
général, T.1, Montchrestien, 15.E., Paris 2001, s.33; Jacqueline Morand-Deviller,
Droit administratif, Montchrestien, 10.E., Paris 2007, s.245). Nitekim, Fransız idare
hukukunda, özerk düzenleme yetkisi nedeniyle ve çoğu durumda, yasanın bir
ekran meydana getirmediği, zira Anayasa ile işlem arasında mevcut gerçek bir
yasanın olmadığı belirtilmektedir ve yasa ekranının kalktığı tüm bu durumlar,
“l’écran transparent” (saydam ekran) terimi ile karşılanmaktadır. Favureu, “La
constitutionnalisation du droit”, s.33.
18
Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, s.53.
19
Bülent Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yayınları, İstanbul 1990,
s.327.
20
Lütfü Duran, “Anayasa, Kanun ve Hakimler”, s.274-275.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY299
“yasaklayıcı ya da hak kaybına yol açıcı” işlemlerin, yasa düzenlenmesi ol-
maksızın yapılması olanaklı değilken;
21
Anayasa kuralının doğrudan
uygulanabilirliği, özellikle temel hak kurallarına ilişkin olarak kabul
edilmektedir.
22
Zira, Anayasa kuralının konusu, temel hak kurallarına
ilişkin ve yeterli açıklık ve kesinlikte ise, Anayasa kuralının uygulan-
masının yasada açık kuralın varlığına bağlanması, hak ve özgürlükten
yararlanma olanağını ortadan kaldırır.
23
Kuralın uygulanabilirliğinin diğer bir yönü, yargı yerleri ve ida-
re bakımından özellik gösterip göstermediği sorusudur. Bu konuda,
devlet organları arasında ayrım yapmayan görüşler olduğu gibi,
24
İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK), idari işlemin iptal nedeni ola-
rak, “kanuna” değil, “hukuka” aykırılığı öngörmesi karşısında, idarenin
yetkisini, yargı yerleri karşısında daha sınırlı gören
25
ya da Anayasa-
ya uygun yorum işlevinin, hem idare yargıcı, hem de idare makamları
bakımından geçerli olduğunu savunan
26
ya da tam tersine, Anayasaya
aykırı bir yasa olması durumu halinde, yargıcın, yasayı kural olarak ih-
mal yetkisinin olmamasına karşılık, idarenin “uygulamadan kaçınmak”,
“uygulayacağı kuralları belirlemek yetkisi” olduğunu dile getiren
27
görüş-
21
D.12.D., E.1969/2879, K.1970/1271, k.t.12.6.1969, Danıştay Dergisi, S.2, 1971, s.320.
Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, s.59.
22
Buna karşılık Tanör, Anayasa kuralının doğrudan uygulanabilirliğini, insan hak-
larına yönelik “somut” Anayasal yasaklar bakımından da tartışmaktadır (Tanör,
Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, s. 327). Yazar’a göre, “soyut yasaklar yasama orga
nınca somutlaştırılmadıkça idare ve yargı tarafından doğrudan uygulanamazlar, bunların
soyut karakteri ve “kanunla sınırlama” ilkesi buna engel”ken, somut yasaklar, “kendi
liklerinden ve doğrudan uygulanabilecek kadar net olanlardır”. Bununla birlikte,
Yazar, “Anayasadaki bu türden yasakların hemen hepsinin zaten yasalarda tekrarlanmış
olması nedeniyle bunların fazla bir pratiği yoktur” açıklamasını da eklemektedir.
23
Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı, Yetkin Yayınları, Ankara 1997, s.295.
Anayasa hukukunda “Yasama organının ihmali” (Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı, s.
293) ya da “parlamentonun hareketsizliği” (Bakır Çağlar, “Anayasa Yargısında Yorum
Problemi Karşılaştırmalı Analizin Katkıları”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi (İHİD),
Yıl 5, Sayı 1-3, İstanbul 1984, s.33) olarak adlandırılan bu durum, salt Anayasa’da
uygulanması yasaya bırakılan konular bakımından değil; Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin taraf devletlere, kendi iç mevzuatlarında, sözleşmenin bütün
kurallarının uygulanmasını sağlayacak değişiklikleri yapma yükümlüğü içeren
57. maddesi açısından olduğu gibi, yasama organınca düzenleme yapılmasının bir
yükümlülük olarak görülebileceği durumlar bakımından da geçerli olarak ortaya
çıkabilir. Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı, s.296.
24
Hirsch, “Anayasa’nın Özel Hukuk Kurallarına Etkileri”, s.6.
25
Özay, “Anayasa: Özgürlükler ve İdari Kolluk Etkinlikleri”, s.276.
26
Azrak, “İdari Yargıda Anayasaya Uygunluk Sorunu”, s.336.
27
Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, s.49, 56. Yazara
göre, “yargıcın Anayasa Mahkemesi’ne gidilmesine olanak bulunmayan durumlarda
üstünlük ilkesi uyarınca anayasaya aykırılık konusunda kendisinin karar vermesi gerektiği
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü300
ler de mevcuttur. Ne var ki bireylerin, idareden, açıkça Anayasada ifa-
de edilmiş bir kurala uygun davranılmasını isteme hakkı olduğu gibi,
28
idarenin kullandığı yetkinin hukuka uygun olup olmadığı kararının da
idari yargı yerleri tarafından verilebilecek olması karşısında, yargı yer-
leri ve idare arasında yapılan ayrım sorgulanabilir niteliktedir.
40. Maddenin İkinci Fıkrasının Doğrudan Uygulanabilir Niteliği
1982 Anayasası’nın 40. maddesi, “Temel haklar ve ödevler” başlıklı
İkinci Kısmı’nın, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlıklı İkinci Bölümü’nde,
“Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlığı ile yer almaktadır.
40. maddenin ilk fıkrası, Anayasa ile tanınmış hak ve özgürlükleri ihlal
edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlan
masını isteme hakkına sahip olduğu şeklinde, temel hak ve özgürlüklere
özgü, fakat belirli bir başvuru makamının olmaması açısından genel bir
hüküm içermekte;
29
maddenin son fıkrasında ise, kişinin, resmi görevli
ler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zararın, Devletçe tazmin
edileceği kuralı yer almaktadır. 40. maddeye 2001 yılında eklenen ikinci
fıkraya göre de, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve
mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır”.
Anayasa’nın 40. maddesinde yer alan kuralların tümü, “hakların
korunması ile ilgili hükümler” (m.36-40) ile birlikte hakların ve hak ara-
ma özgürlüğünün korunmasına ilişkin, yöntemsel (usuli) temel hak
kurallardır.
30
Yöntemsel haklar, ilgililerin ve hak arama faaliyetinde
yer alan kişilerin kullanabileceği haklar olup,
31
salt yargı yerleri de-
ğil, idare makamları önünde de ileri sürülebilir niteliktedir.
32
Bu halde,
devletin, işlemlerinde başvuru yolları ve sürelerini belirtme yükümlü-
lüğü, temel hakların korunması ve geniş anlamda hak arama özgür-
lüğü alanında yer alan yöntemsel ve koruyucu nitelikte bir hak niteli-
ğindedir.
33
kabul edilmeli iken”, 1982 Anayasası’nın 152/son hükmü, yargıcın ihmal yetkisini ortadan
kaldırmaktadır ve “bu kuralın insan hakları ilkesi ile bağdaştığı söylenemez”. Ibid., s.55.
28
Akıllıoğlu, Yönetim Önünde Savunma Hakları, s.88.
29
Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku, s.163.
30
Akıllıoğlu, İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma Sistemleri, s.88.
31
Ibid., s.309-310.
32
Ibid., s.89.
33
Nitekim, Ek ikinci fıkranın gerekçesi, “Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde
sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmaktadır.
Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY301
40. maddenin ikinci fıkrasının doğrudan uygulanabilirliği açısın-
dan ilk sorun, kuralda belirtilen koşulların, yasada yer almaması du-
rumunda, yasanın Anayasaya aykırı olup olmadığı şeklinde ortaya
çıkmıştır ve Anayasa Mahkemesi’ne göre, yasanın konuya ilişkin açık
kural içermemesi, Anayasaya aykırılık oluşturmaz. Kararda, “Özel ka
nunlarda aksi yönde bir kural bulunmaması halinde idari yaptırımlara karşı
ilgililerin belirtilen düzenlemeler uyarınca idari yargı yoluna başvurabilecek
leri kuşkusuzdur. Bu bağlamda, 5225 sayılı Kanun’da iptali istenen kurallar
yönünden başvurulacak kanun yolu ve süresinin özel olarak öngörülmemiş ol
ması, Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık oluşturmaz. Kaldı ki, 40. maddenin
ikinci fıkrasıyla Devlet’e verilen görev, somut olaylarda ilgili kişiler hakkında
tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak kanun yolları ve merciler ile sürelerin
belirtilmesi zorunluluğu olup, bu hususlara ilişkin olarak her yasada özel bir
düzenleme yapma yükümlülüğü içermemektedir.” denilerek, Anayasa kura-
lının doğrudan uygulanabilirliği sonucuna ulaşılmaktadır.
34
İkinci sorun ise, yasada yer alan, ilgili mercilere yöneltilecek ve usul
ve esasları yönetmelikle belirlenecek itirazın, Anayasa’nın 40. madde-
sinin ikinci fıkrasına aykırı olup olmadığı şeklinde ortaya çıkmıştır.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, yasanın, ilgili mercilerin niteliği ve baş-
vuru süresine ilişkin kural içermemesi Anayasa’nın 40. maddesine
aykırılık oluşturmaz. Mahkeme’ye göre, “(…) devletin işlemlerine kar
şı hangi mercilere, hangi süreler içinde başvuracağının belirtilmesi yasayla
olabileceği gibi, yasanın verdiği yetkiye dayanarak yönetmelikle de olabilir.
Anayasa’nın bu hükmü ile, Devlete verilen görev, somut olaylarda ilgili kişiler
hakkında tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak kanun yolları ve merciler ile
sürelerinin belirtilmesi zorunluluğu olup, bu hususlara yönelik olarak her ya
sada özel bir düzenleme yapma yükümlülüğünü içermemektedir. Dolayısıyla
burada devletin işlemlerinde, hangi mercilere ve hangi süreler içinde başvuru
lacağını açıkça göstermesiyle ilgililerin yetkili makamlara süresini geçirmeden
başvurarak hak arama özgürlüklerinin korunması amaçlanmaktadır”.
35
Bu
hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmiştir”
şeklindedir. Ömer İzgi-Zafer Gören, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Yorumu,
TBMM Basımevi, Ankara 2002, s.454.
34
AYM., E.2004/84, K.2004/124, k.t.8.12.2004, RG: 2.12.2005/26011.
35
AYM., E.2004/69, K.2009/6, k.t.8.1.2009, RG: 11.6.2009/27255. “Karşıoy”
gerekçesine göre, “Bu durumda; iptali istenen madde hükmünde yer alan “ilgili
mercilere” ibaresi, kontrol ve denetim sonuçlarına karşı hangi mercilere ve hangi sürelerde
itiraz edilebileceği konusunda açık olmadığından Anayasa’nın 40. maddesine aykırıdır”.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü302
kararda, bir önceki karardan farklı olarak, “hak arama özgürlüklerinin
korunması amacı” vurgulanmakla birlikte, yasama yetkisinin devredile-
mezliği ilkesi yönünden yapılan Anayasaya aykırılık iddiası da redde-
dilmiştir.
36
Burada bir noktanın vurgulanması gerekir: Anayasa kura-
lının doğrudan uygulanabilirliği ile yasanın, başvuru yollarına ilişkin
bir kural içermesi ve bu durumda, açık ve belirli olması gerekliliği ayrı
konulardır. 40. maddenin ikinci fıkrasının doğrudan uygulanabilirliği,
itiraz hakkını öngören bir yasa kuralının açık ve belirli olması gerekli-
liğini ortadan kaldırmaz. Çünkü, bizzat madde hükmü, başvuru yol-
larının gösterilmesi yükümlülüğünü, ayrım yapmaksızın, “devlet” ve
“işlemleri” bakımından, yani yasama organı açısından da öngörmek-
tedir. Nitekim, yasama organı, Anayasa değişikliği sonrası, Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HMUK) değişiklik yaparak
37
ve
Anayasa değişikliği sonrası çıkarılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nda
(CMK) aynı içerikteki düzenlemelere yer vererek,
38
başvuru yolları-
nın, mercilerin ve sürelerin gösterilmesini, HMUK ve CMK açısından
yasa kuralı haline getirmiştir. Diğer yandan, konuya ilişkin tüm esas
ve usullerin idarenin kural koyucu işlemine bırakılması, yasama yetki-
sinin devredilmezliği ilkesini gündeme getirmelidir.
40. maddede yer alan kuralın doğrudan uygulanabilir olup olma-
dığı, Danıştay kararlarında da konu edilmiştir: Danıştay dördüncü
dairesince, davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali ismiy-
le açılan davanın süre aşımı yönünden reddi şeklindeki ilk derece
mahkemesi kararının temyiz incelemesinde, “Anayasanın bağlayıcılığı
ve üstünlüğü” ilkesi ile Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin, başvuru
yollarının gösterilmesini “Anayasal zorunluluk” olarak gerekli kıldığı
ve bu zorunluluğa, Anayasanın bağlayıcılığı ilkesi sonucu, yasama,
36
“Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı
yolunun açık olduğu belirtilmektedir. Buna göre, ilgili mercilere itiraz edilebileceğine
dair bir kural bulunmasa bile Anayasa ve yasalar gereğince ilgililerin kontrol ve denetim
sonuçları hakkında yargı yoluna başvurma olanakları vardır. Bu durum karşısında, işyeri
yetkililerine tanınan ilgili mercilere itiraz hakkının, yasayla düzenlenmesi ve itiraz hakkı
için özel bir düzenleme yapılması gerekmez. Bu hakka ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle
belirlenmesi, asli düzenleme yetkisinin devredilmezliği ilkesini ihlal etmediğinden
Anayasa’nın 2. ve 40. maddelerine aykırı değildir”.
37
Bkz., HMUK, m.338/4. Kural, değişiklikten (5236/14, 26.9.2004) önce, mahkeme
hükmüne ilişkin olarak “kanun yolları” ibaresini içerirken, mevcut hali “hüküm
sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi” şeklindedir.
38
Bkz., CMK, m.34/2, m.40/2, m.231/2, m.232/6 ve konuya ilişkin Yargıtay Ceza
Genel Kurulu kararı olarak, E.2007/3-9, K.2007/18, k.t.30.01.2007.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY303
yürütme ve yargı organları, idare makamları ve diğer kamu kurum
ve kuruluşlarının uymakla yükümlü olduğu gerekçe kılınmakta ve bu
gerekçe, “hukuk devleti” ile “belirlilik” ilkeleri ile desteklenmektedir. Bu
çerçevede, kuralın doğrudan uygulanabilir nitelikte olup olmadığı so-
rusuna olumlu yanıt verilmektedir: “(…) Kural olarak Anayasa hükümle
ri doğrudan uygulanacak hükümler olmayıp, Anayasada öngörülen düzenle
melere ilişkin olarak uygulama ile ilgili kanunların çıkarılması gerekir. Ancak
Anayasanın ayrıntılı biçimde düzenlediği konularda uygulama kanunu çıka
rılması gerekmediği gibi, mevcut kanunda Anayasaya uygunluğu sağlaya
cak değişiklik yapılması gerekiyorsa bu değişikliğin yapılması beklenilmeden
ayrıntılı Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanacağı kabul edilmektedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 8.12.2004 günlü ve E:2004/84, K:2004/124
sayılı kararında; “Özel kanunlarda aksi yönde bir kural bulunmaması halinde
idari yaptırımlara karşı ilgililerin belirtilen düzenlemeler uyarınca idari yargı
yoluna başvurabilecekleri kuşkusuzdur. Bu bağlamda, 5225 sayılı Kanun’da
iptali istenen kurallar yönünden başvurulacak kanun yolu ve süresinin özel
olarak öngörülmemiş olması, Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık oluştur
maz. Kaldı ki, 40. maddenin ikinci fıkrasıyla Devlet’e verilen görev, somut
olaylarda ilgili kişiler hakkında tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak ka
nun yolları ve merciler ile sürelerin belirtilmesi zorunluluğu olup, bu hu
suslara ilişkin olarak her yasada özel bir düzenleme yapma yükümlülüğü
içermemektedir.” açıklaması da Anayasanın sözkonusu 40 ncı maddesinin
ikinci fıkrasının doğrudan uygulanabilirliği konusuna açıklık getirmektedir.
Bu nedenle, Anayasanın 40 ncı maddesinin ikinci fıkrası, ayrı bir yasal dü
zenlemeyi gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelikte bir kural olup, ön
celikle uygulanma zorunluluğu vardır. Buna göre; yasama, yürütme ve yargı
organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının
işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari mercileri ve kanun yolla
rı ile sürelerini belirtmeleri zorunludur”.
39
Konuya ilişkin diğer Danıştay
kararlarında da, “İdari işlemlere karşı başvuru yollarının son derece ayrın
tılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan
başvuru yollarına istisna getirilebilmesi ilgili kişiler bakımından sıkıntılar
oluşturmakta, işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvuracağının
bilinmemesi birçok kez kişi bakımından mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu
durumda da kişilerin hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, bununla birlikte
39
D.4.D., E.2005/2134, K.2006/2156, k.t.13.11.2006, Danıştay Dergisi, Yıl 37, Sayı 115,
2007, s. 177-180.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü304
hukuk devleti olmanın bir gereği olan idarenin denetiminin de engellenmesi
sonucu doğmaktadır” denilerek, Anayasa kuralının, idare açısından bir
yükümlülük anlamına geldiği vurgulanmaktadır.
40
Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğünün Kapsamı
Başvuru yollarının gösterilmesi yükümlülüğünün kapsamı, ilkin,
kapsamına giren işlemler ve ikincisi, işlemlerde belirtilmesi gereken
başvuru yollarının niteliği olmak üzere iki açıdan incelenebilir. Ni-
tekim, 40. madde hükmünde geçen “devlet”in, “bütün kamu kuruluş
larını kapsayıp kapsamadığı”, “ilgili kişiler” ibaresinin genişliği, “kanun
yolları ve mercileri”nin, davaları da içermekte olup olmadığı şeklindeki
değerlendirmeler,
41
sonuç olarak bu iki temel noktaya ilişkin olarak
ortaya çıkmaktadır.
Anayasa’nın, başvuru yolları ve sürelerinin gösterilmesini konu
edinen 40. maddesinin ikinci fıkrası ile somut bir yükümlülük tesis
edilmektedir. Yükümlülüğün öznesi, devlettir ve devletin bu yüküm-
lülüğü, işlemleri bakımından geçerlidir. Bu nedenle, yükümlülüğün,
hangi tür işlemleri kapsamakta olduğu sorusu, ancak, söz konusu
işlemlerin niteliği ya da işlemlerin hukuk düzeninde doğurduğu so-
nuç temel alınarak yanıtlanabilir. Devlet iradesinin kurucu unsurunu
oluşturduğu ve ilgililerin hak ve yükümlülükleri ile hukuki durum-
ları üzerinde sonuç doğurur nitelikteki işlemler, 40. maddenin kap-
samındadır ve yükümlülüğün konusunu, öncelikle idari işlem oluş-
turmaktadır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi, “(…) Kaldı ki,
40. maddenin ikinci fıkrasıyla Devlet’e verilen görev, somut olaylarda ilgili
kişiler hakkında tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak kanun yolları ve
merciler ile sürelerinin belirtilmesi zorunluluğu olup,(…)” şeklindeki ge-
rekçesini, kamu hukuku işlemlerinin, maddi ölçüte göre ayrımı üze-
rinde kurmaktadır; zira, “…somut olaylarda ilgili kişiler hakkında tesis
edilen işlemler…”, genel ve soyut kural koyma, değiştirme ve kaldırma
faaliyeti olarak yasa ve idarenin kural koyucu (düzenleyici) işlemleri-
ni, yükümlülük kapsamı dışında bırakırken; genel ve soyut kuralların
40
D.10.D., E.2005/1607, K.2007/2429, k.t.09.05.2007, Danıştay Bilgi Bankası; D.10.D.,
E.2006/2232, K.2007/6691, k.t.31.12.2007, Danıştay Dergisi, Yıl 38, Sayı 118, 2008, s.
335-338; D.10.D., E.2006/7298, K.2008/7138, k.t.27.10.2008, Danıştay Dergisi, Yıl 39,
Sayı 120, 2009, s. 318-321.
41
Yıldızhan Yayla, İdare Hukuku, Beta, İstanbul 2009, s.377, 461.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY305
belirli kişi ya da durumlara uygulanması olarak, birel idari işlem tü-
rüne işaret etmektedir.
42
Başvuru yollarının gösterilmesi yükümlülüğünün, hak arama öz-
gürlüğünün korunmasına ilişkin bir kural olması, içerik ve kapsamı-
nın dar kapsamlı olarak anlaşılmasını engellemelidir. Bu açıdan vur-
gulanması gereken ilk nokta, “kanun yolları”nın, başvuru yolları olarak
değerlendirilmesi gerekliliğidir. Bir hukuk usulü terimi olarak “kanun
yolu”, davanın taraflarına tanınan, yargı yeri tarafından verilen ve yan-
lış olduğu iddia edilen bir kararın, yeniden bir yargı yeri önüne götü-
rülmesini ifade eder.
43
Hakların korunmasına ilişkin bir kural, yanlış
olarak verildiği ileri sürülen yargı kararlarına özgülenemeyeceği gibi,
yükümlülüğün “devlet” ve “işlemleri” açısından kurulması da bu sonu-
cu gerektirmektedir.
42
Kuşkusuz bu sonuç ve madde hükmünün sınırlayıcı olmayan niteliği dikkate
alınarak, organik açıdan yasama işlemi olmakla birlikte (yasama dokunulmazlığının
kaldırılması ya da TBMM üyeliğinin düşmesi işlemlerinde olduğu gibi),
yükümlülük kapsamında değerlendirilebilir işlemlerin olup olmadığı sorusu
sorulabilir. Diğer yandan, genel ve soyut kuralların belirli kişi ya da durumlara
uygulanması salt idari işlemin değil, yargısal işlemin de özelliği olduğundan (A.
Ülkü Azrak, “Yargı ve İdare: İki Fonksiyonun Karşılaştırılması üzerine Bir Deneme”,
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstanbul 1969, C.34, S.1-4, s.154)
aynı soru, bu işlemler açısından da geçerlidir. Bu nedenle, ilgililerin hak ve
yükümlülükleri ve hukuki durumları üzerinde sonuç doğuran ve devlet tarafından
tesis edilen her kamu hukuku işleminin, madde kapsamında değerlendirilmesi
mümkündür. Buna karşılık, başvuru yollarının gösterilmesi yükümlülüğün,
yasa kuralı olduğu Fransız hukukunda yükümlülüğün kapsamına giren işlemler
sorunu yoktur; zira kural, bizzat idari işlemi konu edinmekte ve yükümlülük,
birel ve tebliğ edilmesi gereken idari işlemler açısından kurulmaktadır. René
Chapus, Droit du contentieux administratif, Montchrestien, 13.E., Paris 2008, s.619.
Bu nedenle, yargısal kararlar ve düzenleyici işlemler kapsam dışında kalır. Ibid.,
s.618; Jean-Claude Ricci, Contentieux administratif, Hachette Supérieur, Paris 2007,
s.100-101. Keza, İdari İşlemler Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi kararı da, yükümlülüğün kapsamını idari işlem olarak
belirlemekte ve idari işlemi, idari usul kuralları ile birlikte değerlendirerek, “adli
yöntemlerle yapılan işlemler ve mahkeme evresinden önce yapılan ceza soruşturmaları ve
yasama faaliyetleri”ni dışarıda bırakmaktadır. Tekin Akıllıoğlu, “Bireyin Yönetsel İşlemler
karşısında Korunması’ ve Yönetim Hukukumuz”, Amme İdaresi Dergisi, Ankara 1981,
C.14, S.3, s. 39.
43
“Kanun yolu, davanın taraflarına tanınan bir hukuki yoldur ki, bununla yanlış olan ka
rarların (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen kararların) tekrar incelenmesi ve de
ğiştirilmesi amaçlanır”. Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara
1991, s.559. “Bir yargılama makamının verdiği bir kararda aykırılık olduğu iddiası ile
ortaya çıkan uyuşmazlığın çözülmek üzere yargılama makamı önüne getirilmesi “kanun
yolu” davasının açılmasıdır”. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Sermet
Matbaası, 5. Bası,, İstanbul 1974, s.662. “Yasa yolu (kanun yolu), davanın taraflarına
tanınan hukuksal bir yoldur. Bu yol ile yanlış olarak verildiği ileri sürülen yargı kararları
nın, yeniden incelenmesi ve değiştirilmesi sağlanır”. Gözübüyük, Yönetsel Yargı, s.492.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü306
Başvuru (müracaat), “bir şahsın, herhangi bir dilekte bulunmak üzere,
devlet makamlarına başvurması” olup, başvuru hakkı, başvurunun yö-
neltildiği yer ölçüt kılınarak, idari, siyasi ve yargısal başvurma hakkı
ve yolları biçiminde somutlanmaktadır.
44
Başvuru hakkı, Anayasa’nın
40. maddesinin birinci fıkrasında, “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyet
leri ihlal edilen herkes yetkili makama geciktirilmeksizin başvurma imkanına
sahiptir” şeklinde yer almaktadır ve kural ile idari, yargısal ve siyasal
başvuru yolları güvence altına alınmaktadır.
45
Anayasa’nın 36. mad-
desine göre, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargı
lanma hakkına sahiptir” ve 74. maddesine göre de “Vatandaşlar ve karşılık
lılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle
veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye
Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir”. Dolayısıyla,
Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan “Hak arama hürriyeti” ile yargısal
başvuru ve 74. maddesinde yer alan “Dilekçe hakkı” ile de siyasal ve
idari başvuru yolları, Anayasal güvence altındadır. Ne var ki, başvuru
yollarının gösterilmesi yükümlülüğünün kapsamı, başvuru yollarının
tabi olduğu usul ve kendisine bağlanan hukuki sonuçlar açısından ya-
pılması gereken bir ayrımı gerekli kılmaktadır. Yükümlülüğün kapsa-
mına girecek başvuru yolları, ancak, ilgilinin hukuki durumunda doğ-
rudan değişiklik yapmaya elverişli nitelikte olanlar olabilir. Bu açıdan,
yargısal başvuru yolları ile idari itiraz yollarının öncelikle yükümlülü-
ğün kapsamına girdiği açık olmakla birlikte, siyasi başvuru yolunun
değerlendirilmesi gerekir.
3071 sayılı “Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun”a göre,
“Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen dilekçelerin, Dilekçe Komisyo
nunda incelenmesi ve karara bağlanması altmış gün içinde sonuçlandırılır.
İlgili kamu kurum ve kuruluşları Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Ko
misyonunca gönderilen dilekçeleri otuz gün içinde cevaplandırır. İnceleme
ve karara bağlamanın esas ve usulleri Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtü
züğünde gösterilir” (m.8).
46
Dilekçenin incelenmesi sonucunda varılan
44
Lütfi Duran, “İdari Müraacatler ve Bunların Karşısında, İdarenin Sükutu Meselesi”,
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstanbul 1946, C.12, S.1, s.132, 134.
45
Yavuz Sabuncu, Anayasaya Giriş, İmaj Yayınevi, 12. Bası, Ankara 2006, s.72.
46
Duran’a göre, Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun, “idari başvuruları da
kapsamına aldığı halde; önceki 1962 tarihli ve 140 numaralı sadece TBMM’ne başvur
maya dair kanundan daha az hükümlerle, konuyu yasamanın bir içişi saymış ve vatan
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY307
sonuç, Komisyon tarafından kişiye bildirilmek zorunda olmakla bir-
likte, başvuranın hukuki durumunda değişiklik yapabilecek nitelikte
olmadığından
47
, yasama organı nezdinde kullanılacak dilekçe hakkı,
40. maddenin ikinci fıkrası anlamında bir başvuru yolu değildir. İdari
başvuru yolları açısından ise durum farklıdır.
Duran, idari müracaatı, “fertlerin, menfaatleri bulunan hususlarda,
merkeziyet veya ademi merkeziyet idareleri nezdinde vaki olacak, amme huku
kuna müteallik, bilcümle talep, iddia ve dilekleri” olarak tanımlamaktadır.
48
Balta’ya göre de, idari başvurma, “idare edilenlerin bir idari merciden he
nüz yapılmamış bir idari işlem veya eylemin yapılmasını ya da yapılmış bir
idari işlem veya eylemin değiştirilmesini veya kaldırılmasını istemeleridir”.
49
Nitekim, Anayasa’nın 74. maddesi, vatandaşlar ve karşılıklılık esası
gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların, kendileriy-
le veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara
başvuru hakkına sahip olduğunu ifade eder. 3071 sayılı Kanun’a göre
de, vatandaşlar ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve
kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri konusunda yetkili makamlara yap-
tıkları başvuruların sonucu dilekçe sahiplerine en geç otuz gün için-
de ve gerekçeli olarak bildirilir (m.7). Nihayet, İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun (İYUK) 10. ve 11. maddeleri, idari başvurulara ilişkin ku-
rallar içermektedir.
Doktrinde, 10. maddeye göre yapılan başvuru, henüz bir işlem ol-
madığından, yani, başvurunun konusunu, ilgililerin, haklarında idari
davaya konu olabilecek bir işlem (veya eylem) oluşturduğundan, “ilk
başvuru”; 11. maddeye göre yapılan başvuru ise, “ilgililer tarafından ida
ri dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilme
si veya yeni bir işlem yapılması” (m.11) söz konusu olduğundan “itiraz”
olarak adlandırılmaktadır.
50
daşların önemli bir hakkını içtüzük düzenlemesine bırakmıştır”. Lütfü Duran, Türkiye
Yönetiminde Karmaşa, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1988, s.129. Ayrıca dilekçe hakkı-
nın karşılaştırmalı tarihsel gelişimi ve hukuki niteliğine ilişkin olarak bkz., Servet
Armağan, Dilekçe Hakkı ve 1961 Anayasası, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1972.
47
Necmi Yüzbaşıoğlu, “İnsan Haklarının Ulusal Düzeyde Korunması”, İnsan Hakları,
YKY, İstanbul 2000, s.400.
48
Lütfi Duran, “İdari Müraacatler ve Bunların Karşısında, İdarenin Sükutu Meselesi”,
s.135.
49
Tahsin Bekir Balta, İdare Hukukuna Giriş, TODAİE, Ankara 1970, s.213.
50
Balta, İdare Hukukuna Giriş, s.213; Yıldırım Uler, “Yönetsel Yargıda Dava Süresi”, I.
Ulusal İdare Hukuku Kongresi Birinci Kitap İdari Yargı, Danıştay Yayınları, Ankara
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü308
İlk halde, henüz bir işlem söz konusu olmadığından, başvuru yol-
larının gösterilmesi yükümlülüğü, ancak, bir işlem yapılması istemi-
nin, idare tarafından çeşitli karşılanma olasılıkları açısından değerlen-
dirilebilir. İstemin reddi durumunda, dava konusu yapılabilecek bir
idari işlem olduğundan, yargısal başvuru yolu (dava), merci ve süresi
bildirilmek zorundadır. Zimni red durumunda, yani idarenin 60 gün
içinde yanıt vermeyerek, istemin reddi anlamına gelecek “susarak red
varsayımı”nın oluşması durumunda ise,
51
ilgili zımni red işlemine karşı
dava açabilecek olmakla birlikte, idare açısından başvuru yollarının
gösterilmesi yükümlülüğünün söz konusu olabileceği bir işlem metni
söz konusu olmayacaktır.
52
İdari işleme karşı itiraz, ilgililer tarafından idari dava açılmadan
önce, işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir
işlem yapılması istemiyle, üst makama, üst makam yoksa işlemi yap-
mış olan makama, dava açma süresi içinde yöneltilecek başvurudur.
Bu itiraz, yasada zorunlu idari başvuru yolu olarak öngörülmüş ise,
başvuru yollarının gösterilmesi yükümlülüğü, zorunlu idari başvu-
ru yollarını da içermelidir.
53
Çünkü, idari başvuru, zorunlu nitelikte
ise, işlemin, iptal davasının konusunu oluşturabilmesi, idari başvuru
yollarının tüketilmiş olmasına bağlıdır. Diğer yandan idarenin, hem
işlemi tesis edip, hem de işleme karşı 11. madde uyarınca itiraz edile-
bileceğini belirtmesi, gerçekleşmesi düşük bir olasılık olmakla birlikte,
hukuka bağlı bir idare, 11. maddeye göre de başvuru yapılabileceğini
1990, s.228. Ayrıca, 10. ve 11. Maddede yer alan kuralların karşılaştırmalı bir
incelemesi için bkz., Yahya K. Zabunoğlu, “İdari Yargıda Dava açma Süresi (2577
Sayılı İYUK’nun 10. ve 11. maddeleri Açısından Bir İnceleme)”, I. Ulusal İdare Hukuku
Kongresi Birinci Kitap İdari Yargı, Danıştay Yayınları, Ankara 1990, s.187-207.
51
Uler, “Yönetsel Yargıda Dava Süresi”, s.229.
52
Belirmek gerekiyor ki, bu son halde de hukuk çözümsüz olmamakla birlikte, yasal
düzenleme gerektirmektedir. Fransız idare hukukunda, kendisine yöneltilen her
istem karşısında idare, başvuru sahibine bir “alındı makbuzu” (l’accusé de réception)
vermekle yükümlü olup (La loi DCRA- Droits des citoyens dans leurs rapports avec
l’administration, 12 avril 2000, art. 19) ; makbuz içeriğinde de, başvuru tarihi,
zımni red ya da kabul kararının oluşacağı tarih ve başvuruyu değerlendirmekle
görevli idare ve iletişim bilgilerinin yanı sıra, kararın yargı yerine götürülmesi
olasılığına karşı, başvuru yolları ve sürelerinin de belirtilmesi gerekir (le decret
n 492, 6 juin 2001). Chapus, Droit du contentieux administratif, 619-620; Gustave
Peiser, Contentieux administratif, Dalloz, 14.E., Paris 2006, 133.
53
Fransız hukukunda, başvuru süreleri ve yollarının belirtilmesi yükümlülüğü,
gerek hiyerarşik (recours hiérarchiques), gerek işlemi yapan makama (recours
gracieux) yapılacak idari başvuruları kapsar şekilde yorumlanmaktadır. Chapus,
Droit du contentieux administratif, s. 618; Peiser, Contentieux administratif, s.132.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY309
de belirtmiş olabilir. Eğer, bu son durum geçerli ise, bu yönde bir bilgi,
açık ve belirli olmalıdır.
54
Başka bir ifadeyle, İYUK’un 11. maddesine
göre, ilgili tarafından, idari dava açmadan önce, idari işlemin kaldırıl-
ması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının, üst
makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, dava
açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun, işlemeye başlamış
olan dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir yanıt ve-
rilmez ise, isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi ya da
reddedilmiş sayılması halinde, dava açma süresinin yeniden işlemeye
başlayacağı ve başvuru tarihine kadar olan geçen sürenin, dava açma
süresinin hesabında dikkate alınacağı belirtilmelidir. Diğer yandan,
bir yasa hükmü ile işleme karşı idari başvuru yolu kapatılmış ise, yani,
işleme karşı doğrudan yargı yoluna gidilmesi gerekli ise, bu bilginin
de yer alması, yükümlülük kapsamında değerlendirilmelidir.
55
Yükümlülüğün İdari İşlemin Hukuki Rejimi Açısından Sonucu
Başvuru yolları ve sürelerinin gösterilmesi yükümlülüğünün yasa
kuralı olarak yer aldığı Fransız hukukunda, başvuru yolları ve sürele-
rinin belirtilmemesi, işlemi (biçim açısından) hukuka aykırı kılan değil,
fakat işlemin bildirimini usulsüz kılan bir yükümlülük olarak değerlen-
dirilmektedir.
56
Dolayısıyla, idarenin, ilgilinin başvurusu ya da kendi-
liğinden tesis ettiği bir idari işlemde, başvuru yolları ve sürelerinin yer
almamasının yaptırımı, süre koşulunun ilgililere karşı ileri sürüleme-
mesidir.
57
Aynı sonuç, idarenin, başvuru yolları ve süreleri konusunda,
54
Fransız Danıştayı’na göre, idare, belirtmekle yükümlü olduğu yargısal ve zorunlu
idari itiraz yollarının yanı sıra, isteğe bağlı olan üst makama ya da işlemi yapan
makama başvurulabileceğini de işlem metninde belirtmişse, bilgi, açık ve belirli
olmalı ve yargısal başvuru hakkını engeller bir sonuç doğurmamalıdır. Nitekim,
Hammou kararında, yargısal başvurunun yanı sıra, idari başvuru olanağının
belirtilmiş olmasına rağmen, ikincisinin, dava açma süresini kesmeyeceği
yönünde bir açıklama yapılmamış olmasını, yükümlülüğün yerine getirilmemesi
kapsamında değerlendirmiştir. Pascal Caille, “L’application du principe d’intelligibilité
aux notifications des voies et délais de recours”, Actualite Jurisprudentielle, Actualité
juridique de droit administratif (AJDA), Paris 2010, N.10, 22 mars 2010, s.555-558.
55
“Oysa yönetime başvuru en doğal ve en temel bir kamu hakkı olduğuna göre, yönetim
ile vatandaş arasında iletişimi sağlayan bu yolun kapatılması söz konusu olmamalıdır.
Vatandaş istediği yere, istediği kadar başvuru yapabilir. Bu hak sınırlandırılamaz.
Başvuru yolu, hiçbir işleme, hiçbir eyleme, hiçbir davranışa karşı kapatılmaz”. Uler,
“Yönetsel Yargıda Dava Süresi”, s. 233.
56
Ricci, Contentieux administratif, s.101.
57
Chapus, Droit du contentieux administratif ,s.616. Yükümlülüğün, dava
açma süresinin başlamaması yaptırımı ile kurala bağlanmış olduğu Belçika
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü310
hata yaparak, ilgiliyi yanlış yönlendirmesi
58
ya da başvuru yolları ve
sürelerinin, ilgiliyi yanlış yönlendirecek ve özellikle yargısal başvuru
hakkı açısından olumsuz sonuç doğuracak şekilde açık olmayan ve
belirsiz bir içerik taşıması durumunda da geçerlidir. Diğer yandan iş-
lemin, idari itiraz konusu yapılmış olması durumunda itiraz sonucu
verilen karar yeni bir idari işlem oluşturacağından, başvuru yolları ve
sürelerinin, her iki işlemde de belirtilmesinin zorunlu olmadığı
59
ve yü-
kümlülüğün, sadece ilk karar için geçerli olduğu kabul edilmektedir.
60
İdari işlemin iptal nedenlerinden biri olarak şekil, idari yöntem
(usul) sorununu da içeren geniş bir kapsama sahiptir.
61
Genel olarak,
işlemin yapılmasında uyulması gereken biçim ve usul kuralları ara-
sında, “ana kural” (asli) ve “ikincil” (tali) kurallar ayrımı yapılmakta ve
ikincil (tali) nitelikte görülenler, iptal nedeni olarak sayılmamaktadır.
62
Doktrinde, bu ayrımın, “nesnel ölçütlere dayanmadığı” ifade edilmekle
birlikte, “uygulamada, yönetilenlerin yararı için öngörülmüş kurallar ile
uyulmadığı zaman, kararın içeriğini etkileyici nitelikte olan kurallar”, asli
şekil kuralları olarak kabul edilmektedir.
63
Başvuru yollarının göste-
rilmesi yükümlülüğü, yönetilenlerin hak aramalarına yönelik güvence
niteliğinde bir yöntem kuralı olmasına rağmen, Danıştay tarafından,
asli şekil kuralı olarak değerlendirilmemektedir.
İlgili Danıştay kararları, süre aşımı gerekçesiyle ilk inceleme aşa-
masında reddedilen davalar bağlamında gündeme gelmektedir. Bu
kararlar bakımından ilk ayrım, yükümlülüğün yerine getirilmemesi-
nin, dava açma süresi açısından hukuki bir sonuca sahip olup olma-
dığı yönünden kurulabilir. Nitekim gerek Anayasa’nın, “idari işlemlere
hukukunda, zorunluluğun kesin olarak uygulandığı ve başvuru yolları ve
mercileri konusunda ilgilinin eksiksiz olarak bilgilendirilmiş olmasına rağmen,
sürenin belirtilmemesi durumunda, dava açma süresinin de başlamayacağı ifade
edilmekle birlikte, 2006 yılında yapılan yasa değişikliği ile dava açma süresinin,
ilgilinin işlemi öğrenmesinden itibaren 4 ay sonra başlayacağının kurala
bağlandığı belirtilmektedir. Nathalie Fortemps, Nathalie Van Damme, “Procédures
en annulation et en référé devant le Conseil d’État revues par la loi du 15 septembre 2006
et son arrêté d’exécution”, Le Contentieux Administratif Questions d’actualite, (ed. Paul
Lewalle), Anthemis, Liège 2008, s.14.
58
Chapus, Droit du contentieux administratif ,s.617; Peiser, Contentieux administratif,
s.133.
59
Chapus, Droit du contentieux administratif , s.618.
60
Ricci, Contentieux administratif, s.101.
61
Balta, İdare Hukukuna Giriş, s.166; Gözübüyük, Yönetsel Yargı, s.215.
62
Gözübüyük, Yönetsel Yargı, s.216.
63
Ibid., s.216.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY311
karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar” şeklindeki
125. maddesi, gerekse İYUK’un, idari uyuşmazlıklarda dava açma sü-
relerinin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren baş-
layacağını öngören 7. maddesi karşısında, başvuru yollarının gösteril-
memesinin, dava açma süresini etkilemeyeceği sonucuna ulaşılabilir.
Fakat bu düzenlemeler, dava açma süresinin ancak yazılı bildirimle
başlatılabileceğini kurala bağlamakla, ilgililerin hak arama özgürlüğü-
nün korunması amaçlı düzenlemelerdir. Nasıl ki ilgililerin, yazılı bil-
dirim yapılmadan önce öğrendikleri bir idari işleme karşı, dava açma
haklarını kullanma hakları varsa, yani kişilerin hak arama özgürlükle-
rinin korunması amaçlı bir kuraldan, kişiler aleyhine bir sonuca varı-
lamazsa, Anayasa’nın ve İYUK’un aynı hükümleri, Anayasa’nın doğ-
rudan uygulanabilir bir kuralı olarak 40. maddenin etkisiz kılınmasına
yol açan bir yorumla ele alınmaz. Nitekim, Danıştay’ın, “(…) Ayrıca;
yukarıda sözü edilen hükümlerde açıkça düzenlenen ödeme veya dava açma
süresi konusunda idarece ilgililere yanlış bilgi verilmiş olmasının, dava açma
süresini değiştirmesi de düşünülemeyeceğinden; hizmet kusuru nedeniyle
tam yargı davasına yol açabilecek nitelikteki böyle bir durum nedeniyle, yasa
da öngörülmeyen dava açma süresinden yararlanılması mümkün değildir”
64
şeklindeki kararı dışında kalan kararlarında, yükümlülüğün yerine
getirilmemesi, dava açma süresi bakımından hukuki sonuç doğurur
nitelikte kabul edilmektedir. Ancak, kararlar, genel dava açma süresi
değil, özel dava açma süreleri ile ilgili olarak ortaya çıktığı gibi, ulaşı-
lan hukuki çözümler de birbirinden farklıdır:
Bu çözümlerden ilki, idarenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi se
bebiyle ilgililerin maruz kaldığı olumsuz sonuç (davanın süre aşımı nedeniyle
reddi) karşısında, süre aşımının ilgililere karşı ileri sürülememesidir:
“İncelenen dosyada; Vergi Mahkemesince, davacı adına düzenle-
nen ve 18.5.2005 tarihinde bizzat davacıya tebliğ edilen ödeme emirle-
rine karşı 7 günlük dava açma süresinin son günü olan 25.5.2005 tarihi
geçirildikten sonra, 16.6.2005 tarihinde açılan davada süre aşımı bu-
lunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dos-
yada bulunan ödeme emri fotokopilerinin incelenmesinden; ödeme
emrine karşı dava açılması halinde, yetkili mahkemenin İstanbul Vergi
Mahkemesi olduğu belirtilmesine karşın, dava açma süresine ilişkin
bir bilgiye yer verilmediği tespit edilmiştir.
64
D.7.D., E.2006/41, K.2007/1679, k.t.11.4.2007, Danıştay Bilgi Bankası.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü312
Bu durum ise, Anayasanın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına iliş-
kin gerekçesinde de belirtildiği gibi, 2576 sayılı Bölge İdare Mahke-
meleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Gö-
revleri Hakkındaki Kanunda yer alan dava açma süreleri ve bunlara
ilişkin diğer özel düzenlemeler dikkate alındığında, son derece karışık
olan mevzuat karşısında bireylerin hak arama, hak ve hürriyetlerin ko-
runması açısından öngörülen zorunluluğa uyulmadığını göstermekte,
dolayısıyla, Anayasanın 36 ncı maddesinde öngörülen hak arama hür-
riyetini sınırlayıcı bir sonuç doğurmakta ve Anayasanın temel hak ve
hürriyetlerin korunmasını düzenleyen 40 ncı maddesine açıkça aykırı-
lık oluşturmaktadır.
Bu nedenle, özel yasasında yer alan düzenleme gereği tebliğ tari-
hinden itibaren 7 gün içinde dava açılması gereken ödeme emirlerinin
içeriğinde, bu bilgiye yer verilmemiş olduğundan, bu ödeme emirleri-
ne karşı açılan davada, anılan Anayasa hükmü karşısında dava açma
süresinin geçirildiğinden söz edilmesine olanak bulunmamaktadır”.
65
Yani, yükümlülüğün yerine getirilmemesinin hukuki sonucu, dava
açma süresinin işlemeye başlamamasıdır ve Danıştay’ın, Anayasa’nın
36. ve 40. maddelerini dayanak kılarak vardığı bu sonuç doğrudur.
Danıştay, konuya ilişkin ikinci kararında, idarenin özel dava açma
süresini belirtmemesi durumunda genel dava açma süresinin uygulanması
gerekliliği sonucuna ulaşmıştır:
“İdarenin Anayasa’dan kaynaklanan yükümlülüğünü yerine
getirmesi esas olmakla birlikte, belirtilen yükümlülüğün yerine ge-
tirilmemesi, idari işlemlere karşı açılan davalarda dava açma süre-
lerinin işletilmeyip, ihmal edilmesi sonucunu da doğurmamalıdır.
Anayasa’nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak dava-
larda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının belirtilmesi
karşısında, usulüne uygun tebliğ olunan veya bütün unsurlarıyla
ilgililer tarafından öğrenilen idari işlemler üzerine, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nda açıkça belirtilen ve ilgililerce de bilin-
diği kabulü gereken genel dava açma sürelerinin işletilmesi zorun-
ludur.
65
D.4.D., E.2005/2134, K.2006/2156, k.t.13.11.2006, Danıştay Dergisi, Yıl 37, Sayı 115,
2007, s. 177-180.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY313
Ancak idari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarda, genel dava
açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması
halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları
dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işle-
tilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. Madde hükmü
uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun
idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebli-
ği tarihinden itibaren, özel dava süresinin değil, 60 günlük genel dava
açma süresinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır”.
66
Do-
layısıyla bu kararda, bir yandan, başvuru yolları ve sürelerinin göste-
rilmesi yükümlülüğü, özel dava açma süreleri bakımından geçerli ka-
bul edilmekte, diğer yandan, özel dava açma süresine yer verilmemiş
olması, dava açma süresinin işlemeye başlamaması değil, fakat genel
dava açma süresinin geçerli olması sonucu ile karşılanmaktadır. Zira,
Danıştay, Anayasa’nın 125. maddesi gereği, yazılı bildirimin dava
açma süresini başlatacağı ve usulüne uygun tebliğ edilen veya bütün
unsurlarıyla öğrenilen bir işlemin, “ilgililerce de bilindiği kabulü gereken”
60 günlük genel dava açma süresine tabi olması gerektiği düşüncesin-
dedir. Bu sonuç, ilgililer lehine yorumlanması gereken Anayasa ku-
ralını (40. madde), kuralın içermediği bir sınırlama ile ele almaktan
başka, özel dava açma sürelerinin de “ilgililerce de bilindiği kabulü ge
reken” kanunlarla konulmuş olması karşısında, tutarlılığı bakımından
tartışmalı bir gerekçeye dayanmaktadır.
Danıştay, üçüncü olarak, idarenin yükümlülüğünü gereği gibi yerine
getirmemesi ve ilgiliyi yanlış yönlendirmesi durumunda, dava açma süresi
nin, doğru başvuru yolu ve süre bilgisini içeren son işlem tarihinden itibaren
başlatılması gerekliliği sonucuna ulaşmıştır:
“(…) Ancak; dava konusu olayda, kaynak kullanımını destekleme
fonu ve KDV gibi iki farklı mevzuata tabi kamu alacağının idarece aynı
işlemle tahakkuk ettirildiği, işlemde, davacının, dava konusu kaynak
kullanımını destekleme fonu ve cezai faizine, tebliğden itibaren güm-
rük mevzuatına göre on beş gün içinde itirazda bulunabileceğinin
belirtildiği, sonraki aşamada, kaynak kullanımını destekleme fonu ve
66
DİDDK, E.2005/1558, K.2008/1803, k.t.17.10.2008, Danıştay Dergisi, Yıl 39, Sayı 121,
2009, s. 74-77. Aynı sonuca varılan başka bir karar olarak, D.10.D., E.2006/2232,
K.2007/6691, k.t.31.12.2007, Danıştay Dergisi, Yıl 38, Sayı 118, 2008, s. 335-338.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü314
cezai faizi için davalı idarece karar alındığı, alınan karara karşı yine
gümrük mevzuatına göre bir hafta içinde itirazda bulunabileceğinin
bildirilmesi suretiyle, olayda gümrük mevzuatının uygulanmasına,
davacının yanlış başvurular yapmasına idarenin beyanlarının neden
olduğu; davacının, idarenin yönlendirmesi sonucu gümrük mevzua-
tındaki prosedürü işlettiği anlaşılmaktadır.
İdarelerin, tesis edilen işleme karşı ilgililere, hangi kanun yollarına
ve mercilere başvuracaklarını ve sürelerini bildirmek zorunda oldukla-
rı, olayda ise idarece bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmediği
ve davacının yanlış yönlendirildiği açıktır. Dolayısıyla; davacının, dava
konusu işlemin kaynak kullanımını destekleme fonu ve cezai faiz iste-
nilmesine ilişkin kısmının iptali istemiyle 2577 sayılı Yasa’nın 11. mad-
desi uyarınca dava açması gerektiğini, İzmir Gümrükleri Başmüdürlü-
ğünün 6.9.2002 tarihli kararının 30.9.2002 tarihinde tebliği ile öğrenmesi
karşısında, dava açma süresinin de bu tarihten itibaren işletilmesi ge-
rekmektedir. Bu durumda, davacı tarafından 30.9.2002 tarihinden itiba-
ren dava açma süresi olan altmış gün içinde, 7.10.2002 tarihinde İzmir
2. Vergi Mahkemesinin E:2002/1165 esas sayılı dosyasında kayda giren
dilekçeyle açılan dava süresinde olduğundan, Mahkemece işin esasına
girilerek bir karar verilmesi gerektiği halde; davanın süre aşımı yönün-
den reddi yolunda verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir”.
67
Nitekim, aynı sorunun geçerli olduğu başka bir uyuşmazlıkta, dava
açma süresi, yanlış olarak işletilmiş itiraz yolları sonucu tesis edilen son iş
lemin tebliğinden itibaren başlatılmıştır: “(…) Dolayısıyla; dava konusu iş
lemin tütün fonu ve cezai faiz istenilmesine ilişkin kısmının iptali istemiyle
açılan bu davada, davalı idarece tesis edilen 9.11.2002 tarih ve 88427 sayılı ilk
işlemde kanun yollarının gösterilmemiş olması nedeniyle 4458 sayılı Gümrük
Kanunu’nun 242. maddesindeki itiraz yolunun işletilmesi suretiyle son olarak
tesis edilen 20.2.2003 tarih ve 23 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada,
dava açma süresinin de bu işlemin tebliğ edildiği 31.3.2003 tarihinden itibaren
işletilmesi gerekmektedir”.
68
Yani, idarenin, ilgiliyi yanlış yönlendirmesi
ve yanlış başvurularda bulunmasına neden olması durumu, yüküm-
lülüğün, gereği gibi yerine getirilmemesi kapsamında ve dava açma
süresini etkiler nitelikte değerlendirilmektedir.
67
D.10.D., E.2005/1607, K.2007/2429, k.t.09.05.2007, Danıştay Bilgi Bankası.
68
D.10.D., E.2006/7298, K.2008/7138, k.t.27.10.2008, Danıştay Dergisi, Yıl 39, Sayı
120, 2009, s. 318-321.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY315
Sonuç
İdari işlemde başvuru yollarının gösterilmesi, idarenin hukuka
uygunluk denetimi ve idari işlem sonucu hakları etkilenen kişilerce
hak arama özgürlüğünün kullanılabilirliği açısından önemli bir işleve
sahiptir. İlke ile başvuru hakkının kişiler tarafından ne şekilde kulla-
nılacağının belirtilmesi, idarenin işlemlerinde uymakla zorunlu oldu-
ğu somut bir yükümlülük olarak kurulmakta ve idari işlemin hukuki
rejimine dâhil edilmektedir. Dâhil etme biçiminin yerleşik yöntemi,
genel bir idari usul yasası olmakla birlikte, yükümlülüğün doğrudan
uygulanabilir nitelikte bir Anayasa kuralı olması, yerine getirilmeme-
si durumunda ve yargı yerlerince hukuki sonuç doğurur nitelikte ele
alınması için yeterlidir. Nitekim, Danıştay’ın, başvuru yollarının belir-
tilmemesi durumunda, dava açma süresinin ilgililere karşı ileri sürüle-
meyeceği şeklindeki kararları bu çerçevede değerlendirilebilir.
KAYNAKLAR
Akıllıoğlu, Tekin (1981), “Bireyin Yönetsel İşlemler karşısında Korunması’ ve
Yönetim Hukukumuz”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 14, Sayı 3, s. 37-57.
Akıllıoğlu, Tekin (1983), Yönetim Önünde Savunma Hakları, TODAİE,
Ankara.
Akıllıoğlu, Tekin (1995), İnsan Hakları -I- Kavram, Kaynaklar ve Koruma
Sistemleri, A.Ü. S.B.F. İnsan Hakları Merkezi Yayınları, Ankara.
Akyılmaz, Bahtiyar (2000), İdari Usul İlkeleri Işığında İdari İşlemin Yapılış
Usulü, Yetkin Yayınları, Ankara.
Aliefendioğlu, Yılmaz (1997), Anayasa Yargısı, Yetkin Yayınları, Ankara.
Armağan, Servet (1972), Dilekçe Hakkı ve 1961 Anayasası, Fakülteler
Matbaası, İstanbul.
Avrupa Konseyi (1978), İdarenin İşlemleri Karşısında Bireyin Korun-
ması Hakkında Karar, Amme İdaresi Dergisi, (Çev. İhsan Kuntbay),
Cilt 11, Sayı 4, s. 3-11.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü316
Avrupa Konseyi (2007), İyi İdare Konusunda Üye Devletlere CM/
REC(2007)7 sayılı Tavsiye Kararı, Danıştay Dergisi, (Çev. Onur Ka-
rahanoğulları), Yıl 37, Sayı 116, s. I-X.
Avrupa Konseyi (2009), İdare ve Siz, Danıştay Dergisi, (Çev. N.K. Erga-
ni), Yıl 39, Sayı 122, s. 9-41.
Azrak, A. Ülkü (1969), “Yargı ve İdare: İki Fonksiyonun Karşılaştırılması
Üzerine Bir Deneme”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası,
Cilt 34, Sayı 1-4, s. 129-155.
Azrak, Ali Ülkü (1982), Avrupa Topluluklarında İdari Yargının Genel
Esasları, İ.Ü. SBF Yayınları, İstanbul.
Azrak, A. Ülkü (1993), “İdari Yargıda Anayasaya Uygunluk Sorunu”,
Anayasa Yargısı, Sayı 9, s. 323-340.
Balta, Tahsin Bekir (1970), İdare Hukukuna Giriş, TODAİE, Ankara.
Çağlar, Bakır (1984), “Anayasa Yargısında Yorum Problemi Karşılaştırma
lı Analizin Katkıları”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi (İHİD), Yıl 5,
Sayı 1-3, Aralık, s. 3-34.
Caille, Pascal (2010), “L’application du principe d’intelligibilité aux noti
fications des voies et délais de recours”, Actualite Jurisprudentielle,
Actualité juridique de droit administratif (AJDA), N.10, 22 mars 2010,
s. 555-558.
Chapus, René (2008), Droit du contentieux administratif, 13
e
édition,
Montchrestien, Paris.
Duran, Lütfi (1946), “İdari Müraacatler ve Bunların Karşısında, İdarenin
Sükutu Meselesi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası,
Cilt 12, Sayı 1, s. 130-199.
Duran, Lütfi (1970), “Anayasa, Kanun ve Hakimler”, Özel Galatasaray
Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu Dergisi, Sayı 4’ten aktaran Tekin Akıl-
lıoğlu, Yönetim Önünde Savunma Hakları, TODAİE, Ankara, s. 85.
Duran, Lütfü (1988), Türkiye Yönetiminde Karmaşa, Çağdaş Yayınları,
İstanbul.
Favureu, Louis (1996), “La constitutionnalisation du droit”, Mélanges en
hommage à Roland Drago, Economica, Paris, s.25-42.
TBB Dergisi 2011 (96) Yeliz ŞANLI ATAY317
Fortemps, Nathalie - Van Damme, Nathalie (2008), “Procédures en an
nulation et en référé devant le Conseil d’État revues par la loi du 15 sep
tembre 2006 et son arrêté d’exécution”, Le Contentieux Administratif,
Questions d’actualite, sous la direction de Lewalle, Paul, Anthemis,
Liège.
Gözübüyük, Şeref (2009), Yönetsel Yargı, Turhan Kitabevi, Güncelleşti-
rilmiş 29. Bası, Ankara.
Hirsch, Ernest (1971), “Anayasa’nın Özel Hukuk Kurallarına Etkileri”, Bi
rinci Türk Hukuk Kongresine Sunulan Tebliğler, TBB Yayınları, An-
kara, s. 3-13.
İzgi, Ömer – Gören, Zafer (2002), Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Yo
rumu, TBMM Basımevi, Ankara.
Kaboğlu, İbrahim, Ö. (2002), Özgürlükler Hukuku, İmge Kitabevi, 6.
Baskı, Ankara.
Kıratlı, Metin (1973), “İsviçre’de İdari Usul Kodifikasyonu”, Amme İdaresi
Dergisi, Cilt 6, sayı 2, s. 47-60.
Kunter, Nurullah (1974), Ceza Muhakemesi Hukuku, Sermet Matbaası, 5.
Bası, İstanbul.
Kuru, Baki (1991), Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara.
Morand-Deviller, Jacqueline (2007), Droit Administratif, Montchrestien,
10
e
édition, Paris.
Özay, İl Han (2002), “Anayasa: Özgürlükler ve İdari Kolluk Etkinlikleri”,
Anayasa Yargısı, Sayı 19, s. 275-286.
Uler, Yıldırım (1990), “Yönetsel Yargıda Dava Süresi”, I. Ulusal İdare Hu
kuku Kongresi Birinci Kitap İdari Yargı, Danıştay Yayınları, Ankara,
s. 209-262.
Peiser, Gustave (2006), Contentieux administratif, Dalloz, 14
e
édition, Pa-
ris.
Ricci, Jean-Claude (2007), Contentieux administratif, Hachette Supérieur,
Paris.
Sabuncu, Yavuz (2006), Anayasaya Giriş, İmaj Yayınevi, 12. Bası, An-
kara.
İdari İşlemde Başvuru Yollarının Gösterilmesi Yükümlülüğü318
Tanör, Bülent (1990), Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yayınları,
İstanbul.
Yıldızhan, Yayla (2009), İdare Hukuku, Beta, İstanbul.
Yüzbaşıoğlu, Necmi (2000), “İnsan Haklarının Ulusal Düzeyde Korunma
sı”, İnsan Hakları, YKY, İstanbul, s. 397-406.
Zabunoğlu, Yahya K. (1990), “İdari Yargıda Dava açma Süresi (2577 Sa
yılı İYUK’nun 10. ve 11. maddeleri Açısından Bir İnceleme)”, I. Ulusal
İdare Hukuku Kongresi Birinci Kitap İdari Yargı, Danıştay Yayınları,
Ankara, s. 187-207.
Wiener, Celine (1975), Vers une codification de la procédure administrative:
étude de science administrative comparée, PUF, Paris.
Kararlar
AYM, E.2004/84, K.2004/124, k.t.8.12.2004, Resmi Gazete:
2.12.2005/26011.
AYM, E.2004/69, K.2009/6, k.t.8.1.2009, Resmi Gazete: 11.6.2009/27255.
D.4.D., E.2005/2134, K.2006/2156, k.t.13.11.2006, Danıştay Dergisi, Yıl
37, Sayı 115, 2007, s. 177-180.
D.7.D., E.2006/41, K.2007/1679, k.t.11.4.2007, Danıştay Bilgi Bankası.
D.10.D., E.2005/1607, K.2007/2429, k.t.09.05.2007, Danıştay Bilgi Ban
kası.
D.10.D., E.2006/2232, K.2007/6691, k.t.31.12.2007, Danıştay Dergisi, Yıl
38, Sayı 118, 2008, s. 335-338.
DİDDK, E.2005/1558, K.2008/1803, k.t.17.10.2008, Danıştay Dergisi, Yıl
39, Sayı 121, 2009, s. 74-77.
D.10.D., E.2006/7298, K.2008/7138, k.t.27.10.2008, Danıştay Dergisi, Yıl
39, Sayı 120, 2009, s. 318-321.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2007/3-9, K.2007/18, k.t.30.01.2007, Ka
zancı Mevzuat&İçtihat Bilgi Bankası.