hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
51TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Giriş
Yaşam hakkı, bütün hak ve özgürlüklerin temelini oluşturması
bakımından belirleyici nitelik taşımaktadır. Önemi tartışmasız olan bu
hakkın, hemen her dönemde ve her ülke bakımından çeşitli boyutları ile
ele alınarak değerlendirilmesi de zorunluluk göstermektedir. Avrupa
demokrasileri, yaşam hakkının korunması sadece keyfi ihlaller bakı-
mında değil, aynı zamanda yasal olarak belirlenen ölüm cezası boyutu
ile de çözmüş görülmektedir.
Türkiye’de yaşam hakkı, yasal düzenlemeler çerçevesinde ölüm
cezası bakımından ve devlet güçlerinin hukuk dışı tutumlarının neden
olduğu yaşam hakkı ihlalleri bakımından sürekli tartışılan bir konu
olmuştur. Anayasa Mahkemesi de ölüm cezasının Anayasa’ya aykırılığı
gerekçesiyle önüne gelen dava nedeniyle, yaşam hakkını ölüm cezası bo-
yutuyla değerlendirmiştir. Devletin hukuk dışı tutumu nedeniyle yaşam
hakkının ihlali ise, Türkiye’den İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne
giden başvurular yoluyla tartışılmıştır.
I. İHAM KARARLARI IŞIĞINDA YAŞAM HAKKI
A. Yaşam Hakkının Tanımlanması
İnsan haklarının ilki olan yaşam hakkı ve bu hakka saygı, bütün
diğer hakların gerçekleşebilmesi için vazgeçilmez temeli oluşturmak-
İHAM KARARLARINDA
VE
TÜRK HUKUKUNDA YAŞAM HAKKI
M. Sezgin TANRIKULU
*
∗
Avukat, Diyarbakır Barosu.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
tadır. İnsan hakları içinde değer sırası bakımından ilk ve temel olan
yaşam hakkı, kamusal makamlar tarafından öldürülememe ve yaşama
yönelik tehlike ve risklere karşı yine kamusal otoriteler tarafından ko-
runma hakkını içerir. Dolayısıyla devlet, yaşam hakkı karşısında hem
aktif hem de pasif zorunluluk içerisindedir.
1
Bireyin diğer bütün haklarını ve özgürlüklerini kullanabilmesi
yaşama hakkının sağlanmasına bağlıdır. Yaşama hakkı güvencesi aynı
zamanda, “öldürülmeme hakkı” ya da “insanın öldürülmezliği” ilkesidir.
2
Bundan dolayıdır ki, yaşam hakkı genellikle ölüm cezası ile birlikte
tartışılmaktadır.
Yaşam hakkının ölüm cezası konusu ile bitişik incelenmesi genel-
likle bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmakta ve bu noktada da çeşitli
boyutların tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Bu anlamda yaşam hakkı
iki boyutta temellendirilebilir.
Bunlardan ilki, devlet kaynaklı ve hukuk dışı şiddet kullanımıyla
yaşam hakkının yok edilmesidir.
İkincisi ise, bireylerin birbirlerine hukuk dışı saldırısı nedeniyle or-
taya çıkan yaşamın yok edilmesinin ölüm cezası yaptırımına bağlanmış
olmasıdır. Bu ikinci boyut devletin ölüm cezasını tanıyıp tanımadığı
noktasındaki tartışmaları beraberinde getirmektedir.
3
Yaşam hakkı, bütün hakların ve özgürlüklerin varlığı için ön koşul
olarak kabul edilmektedir. Zira, bu hak olmadan diğer haklarının kul-
lanılması mümkün değildir.
Bu nedenle de insan hakları ile ilgili temel belgeler olan bütün bildiri
ve sözleşmelerde yaşam hakkı güvence altına alınmıştır.
4
1
Kaboğlu, Ö. İbrahim, Özgürlükler Hukuku, 6. Bası, İmge Kitabevi, Ankara 2002, s.
272.
Tanör, Bülent Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yayınları, İstanbul 1990, s. 27.
3
Gemalmaz, Semih M. Yaşam Hakkı ve İşkence Yasağı, Kavram Yayınları, İstanbul 1993,
s. 41-42.
Birleşmiş Evrensel Beyannamesi madde 3, Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi madde
6, Çocuk Hakları Sözleşmesi madde 37, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi madde
4, Afrika İnsan ve Hakların Hakları Şartı madde 4.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
53TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
B. İHAS’da Yaşam Hakkına İlişkin Düzenlemeler
1. İHAS Madde 2
“1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm
cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu
cezanın infazı dışında, hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin
zorunluluk haline gelmesi sonucu meydana gelmişse, bu maddenin ihlali su-
retiyle yapılmış sayılmaz:
a. Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
b. Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu
bulunan kişinin kaçmasını önlemek için;
c. Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması için” biçi-
minde tanımlanmıştır.
2. İHAS Madde 15
Sözleşmenin 15. maddesi, 2. maddede öngörülen yaşam hakkını,
çekirdek hak alanı kapsamında, “meşru savaş eylemlerinden doğan ölüm
olayları”nı da bu hakkın istisnası olarak belirlemektedir. Buna göre,
sözleşme madde 15/1’deki hükme dayanılarak savaş ya da kamunun
yaşamını tehdit eden olağanüstü bir halin ortaya çıkması halinde do-
kunulmaz haklar olarak belirlenen alan dışındaki hak ve özgürlüklerin
askıya alınmasına izin verilmektedir. Yaşam hakkı da dokunulmaz
haklardan olup, söz konusu hükme dayanılarak savaş eylemlerinden
doğan ölüm olayları dışında yaşam hakkına dokunulamayacaktır.
3. İHAS 6. Ek Protokol
İHAS 6. protokolün birinci maddesine göre; “Ölüm cezası kaldırıl-
mıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.”
6. protokolün ikinci maddesi ise, sözleşmenin yaşam hakkını dü-
zenleyen ikinci maddesini yeniden ele almış ve ölüm cezasına ilişkin
düzenlemenin savaş dönemi ile sınırlı olduğunu belirlemiştir. Buna
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
göre; “Bir devlet, savaş zamanında veya yakın savaş tehdidi durumlarında
işlenen eylemler için yasalarında ölüm cezasına ilişkin hüküm öngörebilir…”
6. protokolün 3. maddesi de, sözleşmenin 15. maddesine dayanılarak,
bu protokolün hükümlerine aykırı tedbirler alınamayacağını düzenle-
mektedir. Buradan çıkarılabilecek sonuç, savaş zamanında dahi ölüm
olaylarının ancak yasayla belirlenmiş ölüm cezasını gerektiren suçların
işlenmesi nedeniyle ve cezanın infazı şeklinde olabileceğidir.
4. İHAS 13. Ek Protokol
Ölüm cezasının kaldırılmasına dair sözleşmeye ek 6. protokolün,
savaş ya da yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için
verilen ölüm cezalarını ortadan kaldırmamaktadır.
Buna karşılık, sözleşmeye ek 13. protokolle, ölüm cezası her du-
rumda kaldırılmaktadır. 13. protokolün 2. maddesinde de sözleşmenin
15. maddesine dayanılarak, yine bu protokolün hükümlerine istisna
getirilemeyeceği hükme bağlanmaktadır. Böylece, sözleşmeye ek 13.
protokol ile ölüm cezasının kaldırılması yönünde nihai adım tamam-
lanmış olmaktadır.
C. İHAM İçtihatlarında Yaşam Hakkının Korunma Biçimi
1. Kapsamı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi de yukarıda ve-
rildiği biçimi ile yaşam hakkını tanımlamış ve güvence altına almıştır.
Özellikle de, sözleşmenin hazırlandığı dönemde milli hukuklarda, ölüm
cezası uygulaması yasal olarak kabul edildiğinden, sözleşmede yaşam
hakkının mutlak olmadığına dikkat çekmek için, tanımlama “herkesin
yaşam hakkı yasanın koruması altındadır” biçiminde yapılmış ve ardından
yaşam hakkının istisnaları olabilecek diğer durumlar sayılmıştır.
Ancak mahkeme, sözleşmenin bu koruma biçiminin zayıflığına
dikkat çekmek için 2. maddenin yorumlanmasındaki hareket noktasının,
sözleşmenin her bireyin korunmasını amaçlayan bir belge olduğunu ve
Yokuş, Sevtap, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türkiye’de Olağanüstü Hal Rejimine
Etkisi, Beta Yayınları, İstanbul 1996, s. 61.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
55TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
hükümlerinin bu korumayı pratik ve etkili kılacak bir biçimde yorum-
lanması ve uygulanması gerektiğini belirtmiştir.
Mahkeme aynı kararında:
“Yaşamı güvence altına almakla kalmayıp, yaşamdan yoksun bırakılma-
nın haklı görülebilecek hallerini de düzenleyen 2. maddenin 15. maddedeki
yükümlülük azaltma kapsamına girmemesi, onu barış zamanında gerçekten
sözleşmenin en temel hükümlerinden biri haline getirdiği de akılda tutulmalı-
dır. 2. madde, sözleşmenin 3. maddesi ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluşturan
demokratik toplumların temel değerlerinden birini de kutsallaştırmaktadır. Bu
nedenle de 2. maddenin hükümleri dar anlamı ile yorumlanmalıdır.
Mahkeme, ikinci fıkrada tarif edilen istisnaların kasten öldürmeğe kadar
uzandığını ancak münhasıran bununla ilgili olmadığını kabul etmektedir. Ko-
misyonun da işaret ettiği gibi, bir bütün olarak okunduğunda, ikinci fıkranın
esasen bir kimseyi kasten öldürmeye izin verilen durumları tanımladığı değil,
fakat istenmediği halde yaşamdan yosun bırakma sonucunu doğurabilecek ‘zor
kullanma’ hallerini belirttiği görülür. Yine zor kullanma, (a), (b) ve (c) bentle-
rinde belirtilen amaçlardan birini gerçekleştirmek için ‘kesinlikle gerekenden’
fazla olmamalıdır.
Mahkeme, bu hükmün demokratik toplumdaki önemine uygun olarak
değerlendirirken, bilhassa öldürme amaçlı açık bir zor kullanma halinde sadece
fiilen zor kullanmış Devlet görevlilerinin eylemlerini değil ayrıca bu eylemlerin
planlanması ve denetlenmesi konuları da dahil, eylemi çevreleyen tüm koşulları
dikkate alarak, yaşamdan yoksun bırakma olayını çok yakından ve dikkatli bir
incelemeye tabii tutmalıdır.”
T
Görüşünü ortaya koyarak sözleşmenin 2.
maddesi ile korunan yaşam hakkının nasıl yorumlanması gerektiğinin
çerçevesini çizmiştir.
Resmi görevlilerin, bir mahkeme kararı ya da meşru savunma hali
gibi mutlak bir zorunluluk olmadan insan öldürmeleri, yaşam hakkının
devlet ve ajanları tarafından ihlalinin en ağır biçimi olarak tanımlan-
maktadır. Birleşmiş Milletler bu tür eylemleri “yasal olmayan infazlar”
veya “keyfi ya da yasal olmayan infazlar” deyimi ile adlandırmakta iken,
Uluslararası Af Örgütü ise “yargısız infazlar” olarak tanımlamışlardır.
Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde yaygın olduğu belirtilen bu uygu-
McCann ve diğerleri v. Birleşik Krallık, parag. 146.
McCaan ve diğerleri v. Birleşik Krallık, parag. 147-148.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
lamada, insanların tek tek ya da toplu olarak öldürülmesine karar veren
otoritenin yargı organı dışındaki devlet güçleri olduğu ve dünya ülke-
lerinde bu güçlerin siyasal, askeri ya da yerel otoriteler olabildiği gibi,
çeşitli işgalci güçlerin, birtakım paramiliter güçlerin, siyasal partiler ya
da büyük toprak sahiplerinin de karar alma veya uygulama safhasına
katıldıkları bildirilmektedir.
Yaşam hakkının doğumla başlayıp, ölümle bittiği tartışmasız ise de,
cenininde bu haktan yararlanıp yararlanmayacağı mahkeme önünde tar-
tışma konusu olmamıştır. İnsan Hakları Avrupa Komisyonu ise, çocuk
aldırma konusundaki bir düzenlemeyi sözleşmeye aykırı görmeyerek,
kabul edilemezlik kararı vermiştir.
Sözleşmenin 2. maddesi yalnızca mağdurun ölmesi durumunda
uygulama alanı bulmaz. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, mağdurun
ölmemesi durumunda sözleşmenin 2. maddesinin ancak istisnai durum-
larda uygulanacağını belirtmiştir. Nitekim mahkeme, 02.09.1998 tarihli
Yasa v. Türkiye kararında mağdurun silahla ağır biçimde yaralanması
nedeniyle yeterli soruşturma yapılamamasından dolayı 2. maddenin
ihlal edildiğini tespit etmiştir. Buna karşılık mahkeme, 27.06.2000
tarihli İlhan v. Türkiye
kararında yaşama hakkını tehlikeye düşüren
güç kullanmanın ancak özel durumlarda sözleşmenin 2. maddesinin
uygulanması sonucuna yol açabileceğini kabul etmiştir.
Sözleşmenin 2. maddesi “yaşama hakkı” bakımından bir güvence
içermekte; buna karşılık “ölme hakkı”nı garanti etmemektedir. Bu bağ-
lamda ötenazi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 29.04.2002 tarihli
Dianne Pretty v. İngiltere kararına konu olmuştur.
Bu karara konu olay olayda; boyundan itibaren felce uğramış, buna
karşılık beyinsel yönden hiçbir sorunu bulunmayan Dianne Pretty, has-
talığının son aşamasının ağır ıstırap vermesi ve saygınlığını yitirmesine
neden olması yüzünden bu ıstırapları yaşamamak ve saygın olmayan
bir ortamda ölmemek için ölüm anını kendisi seçmek istemektedir.
İngiliz yasalarına göre intihar suç sayılmamakla birlikte intihara yar-
dım suç sayıldığı için, eşinin intiharına yardım etmesini isteyen Bayan
Pretty İngiliz Savcılığı’nın kocasının kovuşturulmaması yönündeki
Tezcan Durmuş, Erdem Mustafa Ruhan, Sancaktar Oğuz, Türkiye’nin İnsan Hakları
Sorunu, 2. Baskı, Ankara, Şubat 2004, s. 205.
İlhan v. Türkiye, Başvuru No. 22277/93, 27.06.2000 tarihli karar.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
57TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
istemin reddini, sözleşmenin 2. maddesinin yaşam hakkı kadar ölme
hakkı konusunda karar verme yetkisini de tanıdığı iddiasıyla mahke-
meye başvurmuştur. Mahkeme Bayan Pretty’nin iddialarının tümünü
oybirliği ile reddederek, sözleşmenin 2. maddesi ile devletin görevinin
yaşamı korumak olduğunu, bu nedenle 2. madde ile güvence altına
alınana yaşam hakkının olumsuz bir yönde yorumlanmasının mümkün
olmadığını belirtmiştir.
Dolayısıyla; söz konusu kararın yorumundan da anlaşılacağı gibi
sözleşmenin 2. maddesi, herkese yaşam yerine ölümü seçmek suretiyle
kendi yaşamını belirleme hakkı tanır biçimde yorumlanmasını mahkeme
olanaklı görmemiştir.
10
Sözleşmenin 2. maddesi, aynı zamanda yaşamı tehlike altında olan
kişiler için koruyucu tedbir alma yükümlülüğünü de içermektedir.
İnsan yaşamına yönelik tehlikeyi önleme konusunda sözleşmeye taraf
devletlerin 2. maddeden kaynaklanan yükümlülükleri bulunduğu ka-
bul edilmekle birlikte, bu yükümlülüğün yerine getirilmesinde insan
yaşamına yönelik somut ve ciddi bir tehlikenin olması da gereklidir.
Dolayısıyla, kamusal makamlar bir veya birden fazla kişinin yaşamına
yönelik tehlikenin varlığını biliyorlarsa veya bilmeleri gerekiyorsa ve
buna rağmen kendisinden beklenebilecek makul tedbirleri almamış-
larsa ancak bu takdirde sözleşmeye taraf devletlerin sorumluluğu söz
konusudur.
Özellikle hükümlü ve tutuklular ile gözaltında bulunan kişiler bakı-
mından sözleşmenin 2. maddesi, özel bir korumayı gerekli kılmaktadır.
Bu çerçevede özellikle hükümlüde intihar niyeti varsa gerekli önlemleri
almak, örneğin 24 saat boyunca hükümlüyü gözetim altında tutmak
gerekmektedir.
Ayrıca 06.10.2000 tarihli Tanrıbilir v. Türkiye kararında da vurgu-
landığı üzere, gözaltına alma nedeniyle her zaman korkulması gereken
psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle; örneğin kesici ve delici maddeler,
kemer, altın zincir gibi şeylerden sanığın arındırılması rutin tedbirler
olarak gözükmektedir.
11
10
Tezcan, Erdem, Sancaktar, s. 206.
11
Tezcan, Erdem, Sancaktar, s. 209.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
2. Devletin Yükümlülüğü
a. Negatif Yükümlülük
Sözleşmenin 2. maddesinden çıkan ilk sonuç negatif yükümlülük
olarak ta tarif edilen, devletlerin kasten veya hukuka aykırı olarak yaşam
hakkına müdahale edemeyecekleri sonucudur.
Mahkeme devletin negatif yükümlülüğünün ne anlama geldiğinin
çerçevesini önüne gelen “gözaltında ölüm” ve “zorla kaybedilme” başvu-
rularına ilişkin kararları ile çizmeye çalışmıştır.
Mahkeme, 22 yaşındaki Mahmut Tanlı’nın daha önce bir rahatsız-
lılığı olmamasına ve sağlıklı bir biçimde gözaltına alınmasına rağmen,
gözaltına alındıktan 24 veya 36 saat sonra ölmesine ilişkin Tanlı v.
Türkiye kararında;
“2. madde ile sağlanan güvence bağlamında mahkeme, ölümleri sadece
devlet görevlilerinin fiillerini değerlendirerek değil, aynı zamanda ölümün
gerçekleştiği şartları da değerlendirerek incelemelidir. Gözaltına alınan şahıslar
hassas bir durumdadırlar ve yetkililer bu kişileri korumakla sorumludurlar.
Sonuç olarak, bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alınıp sağlıksız bir şekilde
serbest bırakıldığında devlet bu konuya açıklık kazandırmak zorundadır. Gözal-
tındaki kişi öldüğü zaman yetkililerin söz konusu kişiye nasıl muamele edildiği
hakkında açıklama yapma sorumluluğu özellikle daha da ağırdır.
Kanıtlar değerlendirilirken olayların geliştiği şartlar bağlamında uygu-
lanan genel kural ‘makul şüphenin ötesinde’ kanıtların ortaya konulmasıdır.
Ancak bu nitelikteki kanıtlar kuvvetli, açık ve birbiri ile çelişmeyen çıkarsama-
ların veya aksi ispat edilmeyecek olayların var olması sonucunda söz konusu
olabilir. Söz konusu olayların gözaltında tutulma esnasında kısmen veya
tamamen idarenin bilgisi dahilinde gerçekleşmesi ve ölüm veya vücutta yara
olması halinde, bu durumdan kuvvetli neticeler çıkacaktır. Gerçekten de ikna
edici ve inandırıcı bir açıklama sunma sorumluluğu yetkililere aittir.
Ayrıca yapılan inceleme, başvuranın oğlunun işkence gördüğü iddialarını
da çürütmemiştir. İşkence yapıldığına ilişkin yüzeysel izlerin saptanmasına
yönelik testler de yapılmamıştır. Mahkemenin de belirttiği gibi hukuktaki post
mortem prosedürleri Mahmut Tanlı’nın ölümünü açıklayamamıştır. Hüküme-
tin belirttiği gibi doğal sebeplerle öldüğü sonucuna varılamaz. Yetkililer, 22
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
59TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
yaşındaki ve sağlık durumu iyi olan Mahmut Tanlı’nın gözaltında gerçekleşen
ölümü için yeterli ya da ikna edici bir açıklama sunamamışlardır.
Mahkeme, bu sebeple Mahmut Tanlı’nın, Uluyol Karakolu’nda gözaltı
esnasında ölmesine bir açıklık kazandırmadığı için hükümetin ölümden dolayı
sorumlu olduğu görüşündedir. Bu nedenle 2. madde ihlal edilmiştir.”
12
Mahkeme, gözaltına alındıktan sonra bir daha akıbetleri hakkında
haber alınamayan kayıp 11 kişiye ilişkin Akdeniz ve diğerleri v. Türkiye
kararında da;
“…Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı mahkeme, on bir adamın güven-
lik güçleri tarafından yakalanmalarının ardından kesin olarak ölmüş olduklarına
hükmedilmesi gerektiğini kabul eder. Sonuç olarak, davalı devlet onların ölüm-
lerinden sorumlu tutulmalıdır. Yetkili makamların onlara gözaltı süresince ne
olduğunu açıklamamaları ve ajanları (kolluk görevlileri) tarafından ölümcül
bir silah kullanılıp kullanılmaması konusunda silah kullanımına izin vererek
bir durumun varlığına başvurmamalarına dikkat edilirse, bu sorumluluğun
davalı hükümete yüklenebileceği anlamına gelir. Dolayısıyla bu durumda 2.
maddenin ihlali söz konusudur.”
13
b. Pozitif Yükümlülük
Mahkeme, yaşam hakkı ile ilgili olarak devletlere düşen pozitif yü-
kümlülüğün ne anlama geldiğini birçok kararında aynı biçimde ortaya
koymuştur. Mahkeme Akkoç v. Türkiye kararında;
“Mahkeme 2/1. maddenin ilk cümlesinin, devletin sadece yaşamın kasıtlı
ve hukuka aykırı sona erdirmekten kaçınmasını değil, aynı zamanda egemenliği
içindekilerin yaşamlarını korumak için uygun önlemler almasını emrettiğini
hatırlatır. Bu hukuk mekanizması tarafından korunan kişilere karşı suç işlen-
mesini caydırmak için etkili ceza hukuku önlemlerini yürürlüğe koyarak, bu
hükümlerin ihlallerini önleyerek, bastırarak ve cezalandırarak yaşam hakkını
korumak bakımından devletin temel bir görevini içermektedir. Bu, aynı za-
manda, diğer bireyin cezai fiillerinden dolayı yaşamı riskte olan bir bireyi veya
12
Tanlı v. Türkiye, 26129/95, 10 Nisan 2001, parag. 141-147, Yargı Mevzuatı Bülteni,
Sayı: 121, s. 46-47.
13
Akdeniz ve diğerleri v. Türkiye, 23954/94, 31.Mayıs. 2001, Parag. 89, Polis Akademisi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dergisi, Cilt:1 Sayı: 1, s. 187.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
bireyleri korumak için uygun durumlarda önleyici kullanıma hazır önlemleri
almak bakımından yetkililerin pozitif bir yükümlülüğünü de kapsar.
Modern toplumların denetlenmesindeki zorlukları akılda tutarak, insan
davranışının tahmin edilmezliği, öncelikler ve kaynaklar çerçevesinde yapılmak
zorunda olan güncel tercihler dikkate alınarak, pozitif yükümlülüğün alanı,
yetkililere imkansız ve orantısız bir yük getirmeyecek bir biçimde yorumlan-
malıdır. Bundan dolayı her yaşam riski iddiası, yetkililerin bir sözleşme şartı
olarak bu riskin gerçekleşmesini önlemek için kullanıma hazır önlemler alma-
sını gerekli kılmaz. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için, yetkililerin,
o dönemde üçüncü bir tarafın cezai fiillerinden dolayı belli bir bireyin veya
bireylerin yaşamlarına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığını bildiği veya
bilmesi gerektiği ve bu riski engellemek için, makul olarak değerlendirildiğinde,
egemenlikleri içinde kendilerinden beklenebilecek önlemleri almakta başarısız
oldukları saptanmalıdır” görüşünü ortaya koymuştur.
14
Bu hususta, söz konusu hükmün içeriği, bütün olarak okunduğun-
da (bkz., yukarıdaki paragraf 68), ikinci paragraf öncelikle bir şahsın
kasıtlı olarak öldürülmesine izin veren durumları tanımlamaz fakat,
sonucu kasıtsız olarak ölümle sonuçlanabilecek “güç kullanımı”na izin
durumları tanımlar. “Zorunlu tedbirler” terimi, sözleşmenin 8-11. mad -
delerinin 2. paragrafları gereğince, Devlet tarafından alınan tedbirlerin
“demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına” karar verirken normalde
uygulanandan daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır.
Kullanılan güç özellikle sözleşmenin 2. maddesinin 2 (a), (b) ve (c) alt
paragraflarında belirlenen amaçlara denk olmalıdır. Bu hükmün demok-
ratik bir toplumdaki hükmüne bağlı olarak, mahkeme, değerlendirme
yaparken, özellikle ölümcül kuvvetin kullanıldığı durumlarda, sadece
kuvveti uygulayan kişiler değil, aynı zamanda inceleme altındaki olay-
ların planlanması ve kontrolü ile ilgili konular da dahil olmak üzere
ölümleri detaylı bir şekilde incelemelidir.
15
Mahkeme Ergi v. Türkiye kararında da;
“Bu hususta, söz konusu hükmün içeriği, bütün olarak okunduğunda,
ikinci paragraf öncelikle bir şahsın kasıtlı olarak öldürülmesine izin veren
durumları tanımlamaz fakat, sonucu kasıtsız olarak ölümle sonuçlanabilecek
14
Akkoç v. Türkiye, Başvuru no. 22947/93 ve 22948/93, 10.Ekim. 2000, Parag. 77-78.
15
Bkz., yukarıda bahsedilen McCann ve diğerleri kararı, s. 46, parag. 148-150.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
61TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
‘güç kullanımı’na izin durumları tanımlar. ‘Zorunlu tedbirler’ terimi, sözleş-
menin 8-11. maddelerinin 2. paragrafları gereğince, devlet tarafından alınan
tedbirlerin ‘demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına’ karar verirken
normalde uygulanandan daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanma-
lıdır. Kullanılan güç özellikle sözleşmenin 2. maddesinin 2 (a), (b) ve (c) alt
paragraflarında belirlenen amaçlara denk olmalıdır. Bu hükmün demokratik bir
toplumdaki hükmüne bağlı olarak, mahkeme, değerlendirme yaparken, özellikle
ölümcül kuvvetin kullanıldığı durumlarda, sadece kuvveti uygulayan kişiler
değil, aynı zamanda inceleme altındaki olayların planlanması ve kontrolü ile
ilgili konular da dahil olmak üzere ölümleri detaylı bir şekilde incelemelidir.
Dahası, sözleşmenin 2. maddesi 1. madde ile birlikte okunduğunda, devle-
tin yaşama hakkını etkili bir şekilde ‘güvence’ altına alması için bazı önlemler
alması istenebilir.
Davanın özel şartları tekrar gözden geçirildiğinde, bir yandan, operas-
yonun planlanması ve yürütülmesi hususunda bir değerlendirme yapabilme
konusunun hükümet tarafından sunulan bilgilerin yetersizliği nedeniyle sınırlı
olduğunu komisyonun belirttiğini mahkeme gözlemlemiştir. Operasyona kim-
lerin katıldığı, güvenlik güçlerinin hangi şartlar altında ateş açtığı ve çatışma
başladıktan sonra güvenlik güçlerince ne gibi tedbirler alındığı hususlarında
bilgisi yoktu
Mahkeme, sorumlu devletin yetkililerinin, pusu operasyonunun planlan-
ması ve idaresi hakkında doğru delil sunmamasına bağlı olarak, komisyonun,
sivil şahısların hayatlarının korunmasında yeterli önlemlerin alınmadığı şek-
lindeki görüşlerine katılmış ve aynı tespitte bulunmuştur.”
16
Aynı yönde mahkeme Oğur v. Türkiye kararında aşağıdaki görüş-
leri ifade etmiştir;
“Mahkeme, daha sonra, sözleşmenin 2. maddesinin 2. paragrafında tanım-
lanmış olan istisnaların, bu hükmün kasıtlı öldürme olaylarını da kapsadığı
görüşünü tekrarlamaktadır. 2. maddenin metni bir bütün olarak ele alındığında,
2. paragraf, birini kasten öldürmeye müsaade eden durumları değil, istemeyerek
yaşamdan mahrumiyetle sonuçlanabilecek ‘kuvvet kullanımına’ izin veren
durumları da tanımlar. Bununla birlikte kuvvet kullanımı, alt paragraflar (a),
(b) veya (c)’de belirtilen amaçlardan birine ulaşmak için ‘kesinlikle gerekli’
olmalıdır.
16
Ergi v. Türkiye, 23818/94, 28.07.1998, Yargı Mevzuatı Bülteni, Sayı: 88, parag. 77-79.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Bu bağlamda, 2. maddenin 2. paragrafındaki ‘kesinlikle gerekli’ teriminin
kullanılması, sözleşmenin 8-11 maddelerinin 2. paragrafındaki idari işlemin
‘demokratik bir toplumda’ gerekli olup olmadığına karar verilirken, gereklilik
konusundaki testin daha titiz ve zorlayıcı olması gerektiğine işaret eder. Özel-
likle kullanılan kuvvet, alt paragraflar 2 (a), (b) ve (c)’de belirtilen ulaşılmak
istenen amaçlarla kesinlikle orantılı olmalıdır.
Bu nedenle mahkeme, bu başvuruda güvenlik güçleri tarafından mak-
tule karşı güç kullanmanın tümüyle gerekli ve bu nedenle 2. maddenin 2.
paragrafıyla belirlenen amaçlardan birisiyle ki bu olayın şartlarıyla ilgili
olanlar ‘bir bireyin yasadışı şiddetten korunması ve ‘yasal bir tutuklamanın
gerçekleştirilmesi’dir, orantılı olup olmadığını göz önünde tutmalıdır.
Mahkeme, uyarı atış tanımının şüphelinin yaralanmaması için, silah ile
hemen hemen dikey olarak havaya yapılan atışlar olduğunu belirtmiştir. Söz
konusu olayda görüş şartları zayıf olduğundan, buna daha fazla gerek vardı.
Bundan dolayı tek bir uyarı atışının maktulün ensesine isabet etmesini tasavvur
etmek oldukça zordur. Bu bağlamda, güvenlik güçleri üyelerinden birisine göre,
askerler birbirlerinden elli metre aralıkla mevzilenmişlerdi ve telsiz bağlantıları
yoktu. Bu da operasyonun yönetilmesini ve emirlerin iletilmesini zor bir hale
getirmiş olmalıydı.
Mahkeme sonuç olarak, Musa Oğur’un bir uyarı atışı ile ölmüş olduğunu
dikkate almış olsa bile, söz konusu atışın, maktulün kaçıp kaçmadığına bakıl-
maksızın, bunun bağışlanamaz bir dikkatsizlik neticesinde kötü yapılmış bir
atış olduğunu göz önünde tutmuştur.
Özetle, operasyonun planlanmasında ve uygulanmasındaki şimdiye kadar
görülen tüm eksiklikler, yasadışı şiddetten korunmak veya maktulü tutuklamak
için Musa Oğur’a karşı kuvvet kullanılmasının ne uygun, ne de kesinlikle
gerekli olmadığı sonucuna varmak için yeterlidir. Bu itibarla 2. maddenin
ihlali söz konusudur.”
17
c. Etkili Soruşturma Yapma
Mahkemenin, yaşam hakkı ile ilgili temel içtihatlarından biri olan
McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararında “…Sözleşmenin 2.
17
Oğur v. Türkiye, 21594/93, 20.05.1999, Parag. 78-84, Yargı Mevzuatı Bülteni, Sayı:
120.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
63TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
maddesine göre yaşamı koruma yükümlülüğü, sözleşmenin 1. maddesindeki
‘sözleşme (de) tanımlanan hak ve özgürlükleri kendi egemenlik alanı içinde
bulunan herkes için güvence altına alma’ görevi ile bağlantılı olarak okun-
duğunda, bir kimsenin devlet görevlileri tarafından zor kullanılması sonucu
öldürülmesi, şu ya da bu biçimde etkili olan resmi soruşturulmayı zımnen
gerektirir” düşüncesine yer vermiş ve bu görüşünü birçok kararında
tekrarlamıştır.
18
Yaşam hakkı ihlallerinin söz konusu olduğu olaylarda bu şekildeki
bir soruşturmanın temel amacı yaşam hakkını koruyan ulusal yasaların
etkili uygulamasını, devlet organlarının karıştığı olaylarda da onların
sorumlulukları bağlamında hesap verebilirliklerini temin etmektir.
Soruşturmanın şekli, niteliği olaylara göre değişebilir, ancak bu şekil
ve nitelik ne olursa olsun devlet yetkilileri kendilerine intikal eden her
olayda derhal harekete geçmek zorundadır.
Yine mahkemeye göre, sözleşmenin 2. maddesinde düzenlenen
yaşam hakkının korunması, devlet birimlerinin kullandıkları öldürücü
güçten sorumlu olmaları anlamını taşımaktadır. Bu nedenle de yaşam
hakkına yönelik eylemlerinin ve bu bağlamda kullandıkları gücün belli
durumlarda haklı görülüp görülmeyeceğinin belirleneceği olaya katılan
kişi–kurumlardan bağımsız olarak gerçekleştirilecek bir soruşturmanın
yapılmasına bağlıdır.
19
Bu durum, hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı değil aynı zamanda
pratik-fiili bağımsızlığı da gerekli kılmaktadır.
Etkili soruşturma bağlamında mahkeme değerlendirme yaparken
her olayı kendi gerçekliğinde değerlendirmektedir. Bu çerçevede de
yürütülen soruşturmanın etkinliği, kullanılan gücün meşru olup olma-
dığının tespitine ve sorumluların ortaya çıkarılıp cezalandırılmalarının
uygun bir yöntemle yapılıp yapılamadığına bakılmaktadır.
Burada devlete düşen yükümlülük sonuca ilişkin olmayıp sonuca
ulaşmada kullanılan araçlara ilişkindir. Yetkililer olayla ilgili gerçeği
ortaya çıkarmak için tüm delillere ulaşmanın yollarını aramalıdırlar.
18
McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, Karar Sıra No: 549, 27.09.1995, İnsan Hakları
Kararlar Derlemesi, Cilt 2, s. 205, parag. 161.
19
Güleç v. Türkiye, 54/1997/838/1044, 27 Temmuz 1998, parag. 78, Yargı Mevzuatı
Bülteni, Sayı 130.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Soruşturmada ölüm olayının aydınlatılmasını veya sorumluların tespi-
tini önleyecek herhangi bir eksiklik etkililik standardının sağlanmasını
engelleyecektir.
20
Yaşam hakkı ihlalinin olduğu vakıalarda yürütülen soruşturmalar
hızlı ve makul bir aciliyet içinde gerçekleştirilmelidir. Mahkeme yaşam
hakkı ihlalinin söz konusu olduğu bazı vakıalarda soruşturmanın hızla
ilerlemesi önünde bazı engellerin bulanabileceği varsayımında bile
soruşturmaların saptanan bu ilke çerçevesinde yürütülmesi gerektiği
görüşündedir. Ancak bu biçimde yürütülen soruşturmalar sayesinde
yetkililerin hukuk devleti ilkesine bağlı kaldıkları konusunda toplumda
kamusal bir güven oluşur ve hukuka aykırı öldürmelerin tolere edilme-
diği noktasında inanç yaygınlaşır.
Etkin bir soruşturmanın varlığı için gerekli olan başka bir ilke de
mağdur yakınlarını kendi meşru menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde
yürütülen soruşturmaya mutlaka dahil etmek ve soruşturmayı olabil-
diğince kamunun incelenmesine açık bir biçimde yürütmek olduğu
mahkeme kararlarında ifade edilmiştir.
21
Etkili soruşturmada ilkeler:
22
İncelemenin eksiksiz olarak yürütülmesi
Soruşturmanın bağımsız olması
Soruşturmanın kamuya açık olarak yürütülmesi
Soruşturmanın hızlı ve makul bir biçimde acil olarak yürütülmesi
3. İstisnalar
a. Ölüm Cezası
Yaşam hakkını güvence altına alan sözleşmenin 2. maddesinin 2.
cümlesi bir mahkeme tarafından yasaya uygun bir biçimde verilmiş
ölüm cezasının infazını yaşam hakkının istisnası olarak kabul etmiş-
tir.
20
Paul ve Audrey Edwards v. Birleşik Krallık, parag. 71, Polis Akademisi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararlar Çevirisi, Cilt 1, Sayı 2, s. 317.
21
Güleç v. Türkiye, 24 Temmuz 1998 parag. 82, Yargı Mevzuatı Bülteni, Sayı 130, s.
63.
22
Paul ve Audrey Edwards v. Birleşik Krallık, parag. 71, Polis Akademisi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararlar Çevirisi, Cilt 1, Sayı 2, s. 317.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
65TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Ancak 28 Nisan 1983 tarihinde imzaya açılarak 01 Mart 1985 tari-
hinde yürürlüğe giren sözleşmeye ek 6 nolu protokol ile, savaş veya çok
yakın savaş tehlikesi dışında zamanlar için ölüm cezası kaldırılmıştır.
3 Nisan 2002 tarihli sözleşmeye ek 13 nolu protokol ise, 6 nolu pro-
tokol ile belirlenmiş olan “savaş veya çok yakın savaş tehlikesi” istisnası da
dahil, ölüm cezasının her durumda kaldırmıştır.
b. Hukuka Aykırı Şiddete Karşı Savunma
Meşru müdafaa olarak da tanımlanan bu istisna durum ile meydana
gelen yaşam hakkı ihlalinin sözleşmeye uygun olabilmesi için öncelikle,
kullanılan gücün kullanılmasının mutlaka gerekli ve saldırının vücut
bütünlüğüne yönelik olması gerekmektedir.
c. Gözaltına Alma Kararını Uygulama ve
Tutulan Kimsenin Kaçmasını Önleme
Yaşam hakkı ihlali, hukuken yerine getirilmesi gereken bir gözaltına
alma sırasında veya hukuka uygun bir biçimde tutulan bir kişinin kaç-
masını önleme amacıyla gerçekleşmiş ise bu durumda da yaşam hakkı
ihlalinin sözleşmeye uygun olduğu kabul edilmektedir.
d. Ayaklanma veya İsyanı Hukuka Uygun Olarak Bastırma
Yaşam hakkı ihlali ile ilgili olarak sözleşmenin 2. maddesi ile kabul
edilen son istisna, ihlalin bir ayaklanmayı veya isyanı bastırma sırasında
gerçekleşmesi durumudur.
Ölüm cezasının yerine getirilmesi dışındaki diğer üç istisna içinde
madde metninden çıkan ve mahkemenin ulusal uygulamaları deneti-
miyle geliştirdiği ilkeler mevcuttur.
Burada öne çıkan ilke, kullanılan güç “mutlaka kullanılması gerekli”
olmalı ve ulaşılması gereken amaç ile de “orantılı” olmalıdır. Mahkeme
bu kriterleri, önüne gelen başvurularda titizlikle uygulamaktadır.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Mahkeme bu konuda görüşlerini aşağıda, orantısız güç kullanma
ve operasyonun planlanmasındaki yetersizlikler başlıkları altında ince-
lenen başvurulara ilişkin kararlarında ortaya koymuştur.
II. TÜRKİYE’DE YAŞAM HAKKINA İLİŞKİN
DÜZENLEMELER
A. Anayasa’da Yaşam Hakkının Düzenleniş Biçimi
Kişi dokunulmazlığı insanın en temel hakkı ve güvenceleri arasında
yer alır. Bu temelin esasını yaşam hakkı oluşturmaktadır. Anayasa’nın
17. maddesi Yaşam Hakkını düzenlemektedir. Anayasa, Yaşam Hakkını,
“Kişinin Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlığını Koruma” başlıklı 17.
maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denmektedir. Aynı maddenin 4.
fıkrası, 2004 Anayasa değişikliğinden önce, “Mahkemelerce verilen ölüm
cezalarının yerine getirilmesi hali ile meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuk-
lama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının
önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağa-
nüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah
kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen
öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.” biçiminde düzenlenmişti.
Bu hüküm, 2004 Anayasa değişiklikleri ile, “Meşru müdafaa hali, yakalama
ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastı-
rılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin
uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu
durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır“
şeklini almıştır.
Anayasa’nın 15. maddesi içeriğinde yer alan “ölüm cezalarının in-
fazı dışında” ifadesi de 2004 Anayasa değişikliği ile madde metninden
çıkarılmıştır.
Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “Savaş, çok yakın savaş tehdidi
ve terör suçları dışında ölüm cezası verilemez” hükmü de 2004 Anayasa
değişiklikleri kapsamında yürürlükten kaldırılan hükümler arasında-
dır. 2004’teki değişikliklerle Anayasa‘dan ölüm cezalarına ilişkin bütün
hükümler ayıklanmış oldu.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
67TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Anayasa’da ölüm cezasına ilişkin düzenlemelerin ayıklanmasının
yanı sıra, Türkiye tarafından “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri
Koruma Sözleşmesi’ne Ek Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılması-
na Dair 13 nolu protokolün de onaylanmasıyla
23
ölüm cezası ile ilgili
Avrupa standartlarında bir gelişme tamamlanmış oldu.
B. Yaşam Hakkının Yasal Düzenlemelerde Korunma Biçimi
1. Ceza Hukuku
Anayasa’da 2001’de yapılan değişiklikler sonucunda ölüm cezasına
ilişkin hükmün değiştirilmesinin devamında uyum yasaları kapsamın-
da daha ileri bir adımla, 4771 sayılı yasanın
24
1/A maddesi ile barış
döneminde idam cezası kaldırılmıştır. Böylece, barış döneminde “terör
suçları” da idam cezası kapsamından çıkarılmıştır. Buna göre; “Savaş
ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam ce-
zaları hariç olmak üzere, 01.03.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu,
07.01.1932 tarihli ve 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun
ile 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nda yer alan idam cezaları
müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür.” Bu hüküm daha sonra
çıkarılan 4928 sayılı yasa
25
ile değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklikle,
17.02.2000 tarihli ve 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı
Kanunu’nda yer alan idam cezalarının da müebbet ağır hapis cezasına
dönüştürüldüğü hükme eklenmiştir.
Öldürme fiillerinin cezalandırıldığı, dolayısıyla yaşam hakkının
korunduğu maddeler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci kitabının
birinci kısmının birinci bölümü ile ikinci kısmın birinci bölümünde
düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun 76. maddesinde soykırım amaçlı kasten
öldürme fiilinin cezası, 77. maddesinde insanlığa karşı suç kapsamında
kasten öldürme fiilinin cezası, 95/4 maddesince işkence neticesinde
öldürme fiilini cezası, 81. maddesinde kasten insan öldürme fiilinin
23
RG, 13 Aralık 2005, S: 26022.
24
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, Kanun No: 4771, Kabul
Tarihi: 03.08.2002, RG, 09.08.2002, S: 24841.
25
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, Kanun No: 4928, Kabul Tarihi: 15.07.2003,
RG, 19.07.2003, S: 25173.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
cezası; 82. maddesinde kasten insan öldürme fiilinin nitelikli hallerinin
cezası, 83. maddesinde, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi
fiilinin cezası; 84. maddesinde intihara yönlendirme fiilinin cezası; 85.
maddesinde taksirle öldürme fiilinin cezası düzenlenmiştir.
Suçun sanığının bir askeri şahıs olduğu durumlarda tatbik edile-
cek kanun, suçun mahiyetine göre değişmektedir. 1632 sayılı Askeri
Ceza Kanunu bir askeri suçun mevcudiyeti halinde yargılamada, 353
sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkın-
da Kanun’u uygular. Askeri şahsın bir kamu suçu işlemesi halinde Anayasa’nın 145. maddesinin 1. fıkrası ve 353 sayılı kanunun 9. ve 14.
maddeleri hükümleri devreye girer.
Büyük zararlar veren itaatsizliğin cezaları başlıklı 1632 sayılı Askeri
Ceza Kanunu’nun 89. maddesi hükmü bir şahsın hayatının tehlikeye
maruz bırakılmasını askeri bir suç saymaktadır. Bu gibi hallerde sivil
müştekiler ceza usul kanununda belirtilen makamlara veya söz konusu
kişinin üstüne müracaat ederler.
Öldürme fiillerinin soruşturulmasına başlanması Ceza Muhake-
meleri Usulü Kanunu’nun 158, 159 ve 160. maddeleri hükmü uyarınca
yapılmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesinde ihbar ve şikayet,
159. maddesinde şüpheli ölümün ihbarı; 160. maddesinde bir suçun
işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının görevi düzenlenmiştir.
Asker kişilerin işlediği askeri suçlarda, 353 sayılı Askeri Mahke-
melerin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun hükümleri
uyarınca askeri mahkemelerde davalara bakılacaktır.
Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanunu’nun 9. maddesinde, Askeri mahkemelerin genel olarak göre-
vi; 14. maddesinde ise savaş halinde Askeri mahkemelerinin görevi
düzenlenmiştir.
2. Özel Hukuk
Yaşam Hakkının ihlali nedeniyle, failin bilinmesi halinde Borçlar
Kanunu’na göre, yasadışı veya haksız fiilden dolayı zarar gören kişiler
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
69TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminini isteyebilmektedir.
Maddi tazminata ilişkin düzenlemeler Borçlar Kanunu’nun 41. ila 46.
maddeleri arasında yer almaktadır. Manevi tazminata ilişkin düzenleme
ise aynı yasanın 47. maddesinde yer almaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde haksız fiil sorumluluğu; 42.
maddesinde zararın ispatı; 43. maddesinde tazminat miktarının tayini;
44. maddesinde tazminat miktarının tenkisi; 45. maddesinde ölüm
halinde zarar ve ziyan; 46. maddesinde cismani zarar halinde tazmini
gereken zarar ve ziyan; 47. maddesinde ise manevi zararın tazmini
düzenlenmiştir.
Yine Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde istihdam edenlerin mesu-
liyeti, 100. maddesinde muavin şahısların mesuliyeti, 50. maddesinde ise
haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk düzenlemeleri yer almıştır.
3. İdare Hukuku
Yetkililerin bir fiilinden dolayı zarara uğrayan kişi, idareye karşı
tazmin talebinde bulunabilir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca
idarenin herhangi bir fiilinden zarar gören kişi, fiilin ika edildiği tarih-
ten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl zarfında
idareden tazminat isteme hakkına sahiptir. Talebin reddedilmesi veya
60 gün zarfında bir cevap verilmemesi halinde zarar gören şahıs idareye
karşı dava ikame edebilir.
Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında “İdarenin her türlü eylem
ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” 7. fıkrasında ise “İdare, kendi eylem
ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” düzenlemelerine yer
verilmiştir.
430 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 8. maddesinin son
cümlesinde ise “Kişilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı devletten
tazminat talep etme hakları saklıdır.” düzenlemesi yer almıştır.
Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca kamu huku-
kuna tabi mükellefiyetlerin ifası ile ilgili fiillerden zarar gören şahıslar
görevli personel aleyhine değil ancak idareye karşı dava açabilirler.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Anayasa’nın 129/5 maddesi ile Borçlar Kanunu’nun 55. ve 100. mad-
delerine göre doğrudan müracaatta bulunamazlar.
Anayasa’nın 129. maddesinin 5. fıkrasında, “Memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat
davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve
şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” düzenlemesi yer
almıştır.
4. Yaşam Hakkının İhlaline Olanak Veren
Kanunda Yazılı Haller
a. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu
Polisin silah kullanmaya yetkili olduğu haller 2559 sayılı Polis Vazife
ve Selahiyet Kanunu’nun 16. maddesinde düzenlenmiştir.
26
Bu madde
26
2559 sayılı PVSK Madde 16 - Polis, aşağıda yazılı hallerde silah kullanmağa salahi-
yetlidir:
A.
Nefsini müdafaa etmek;
B
Başkasının ırz ve canına vukubulan ve başka suretle men’i mümkün olmıyan
bir taarruzu savmak için;
C. Ağır cezayı müstelzim bir suçtan maznun olarak yakalanıp nezaret altında
bulunan veya her hangi bir suçtan mahküm ve mevkuf olupta tutulması veya nakil
ve sevki polise emir ve tevdi olunan şahısların kaçmaları veya bu maksatla polise
taarruzları halinde yapılacak ihtarlara itaat edilmemiş ve kaçmağa ve taarruza mani
olmak için başka çare bulunmamışsa;
D. Muhfazasına memur olduğu mevki veya elindeki silaha yahut kendisine ve-
rilmiş veya teslim edilmiş olan karakolhane ile şahıslara karşı vukubulacak taarruzu
başka suretle defa imkan olmamışsa;
E. Ağır cezayı müstelzim ve meşhut cürüm halinde bulunan suçlarda suçlunun
saklı olduğu yerin arandığı sırada o yerden şüpheli bir şahıs çıkarak kaçtığı ve dur
emrine kulak asmadığı görülerek başka suretle ele geçirilmesine imkan bulunma-
mışsa;
F. Ağır hapsi müstelzim bir suçtan dolayı maznun veya mahküm olupta zabıtaca
aranmakta olan bir şahsın yakalanmasına teşebbüs edildiği sırada kaçar ve dur emrine
de kulak asmıyarak başka türlü ele geçirilmesi kabil olmazsa;
G. Vazife esnasında polise tecavüze veya karşı koymağa elverişli aletlerin ve si-
lahların teslimi emredildiği halde emrin derhal yerine getirilmeyerek karşı gelinmesi
veya teslim edilmiş silah ve aletlerin zorla tekrar alınmasına kalkışılmışsa;
H. Polisin vazifesini yapmasına yalnız veya toplu olarak fiili mukavemette bu-
lunulmuş veya taarruzla mümanaat edilmişse;
İ. Devlet nüfuz ve icraatına silahlı olarak karşı gelinmişse;
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
71TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
de polisin görevinin ifası sırasında genel olarak silah kullanma yetkisi
düzenlenmiştir. Ancak madde metninde silah kullanmanın oranına de-
ğinilmemiştir. Örneğin, maddenin F bendinde ağır hapse mahkum bir
şahsın yakalanması esnasında vur emrine uymaması ve başka türlü ele
geçirilememesi halinde silah kullanılacağına değinilmiştir. Ancak silahı
kullanma yetkisinin neyi kapsadığı tam olarak açıklanmamıştır. Örnek
olarak, kaçan şahsa yönelik olarak silah kullanılırken şahsı ayağından
vurup etkisiz hale getirme imkanı varken, ölüm sonucunu meydana ge-
tirecek vücut bölgelerine ateş edilip ölüm sonucunun meydana gelmesi
halinde bu durum hukuka uygun olacak mıdır? Madde silah kullanma
yetkisinin çevresini tam olarak belirmediği için her olayın özelliğine
göre takdir hakkı kullanılarak değerlendirme yapılacaktır.
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na 16.6.1985 tarih ve 3233 sayılı
yasayla eklenen ek madde 6’da
27
polisin yakalanması veya dağıtılması
gereken topluluğun direnmesi halinde zor kullanma yetkisi düzenlen-
miş, ikinci fıkrada ise zor kullanma tanımlanmış ve şartları gerçekleştiği
takdirde her çeşit silah kullanma yetkisinin de zor kullanma olduğu
belirtilmiştir.
b. Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu
Jandarma’nın silah kullanma yetkisi 2803 sayılı Jandarma Teşki -
lat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 11. maddesinde düzenlenmiştir.
28
Bu madde ile Jandarmanın silah kullanma yetkisi diğer kanunlardaki
düzenlemelere atıf yapılarak düzenlenmiştir. Bu diğer kanunların baş-
lıcasını şüphesiz ki Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu oluşturmaktadır.
27
2559 sayılı PVSK Ek Madde 6 - (Ek madde: 16/06/1985-3233/7 m.)
Polis, yakalanması gerekli kişi veya dağıtılması gereken topluluğun direnmesi,
saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde, bu fiilleri etkisiz hale
getirmek için zor kullanabilir.
Zor
kullanma, direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine göre etkisiz hale
getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni
şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma yetkilerini ifade eder.
Toplu
kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi
ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve
tespit edilir.
28
2803 sayılı JTGYK Madde 11 - Jandarma, kendisine verilen görevlerin ifası sırasında
hizmet özelliğine uygun ve görevin gereği olarak kanunlarda öngörülen silah kul-
lanma yetkisine sahiptir.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Jandarmanın silah kullanma yetkisi aynı zamanda Bakanlar Kurulu
tarafından çıkarılan 3.11.1983 tarih ve 83/7362 sayılı Jandarma Teşkilatı
Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 39. maddesinde düzenlenmiştir.
29
c. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 18. maddesinde silah
kullanma yetkisi düzenlenmiştir.
30
Bu madde gereğince “dur” uyarısına
29
Yönetmelik; Bakanlar Kurulu Karar Tarihi-No: 03/11/1983-83/7362 Jandarma,
aşağıda yazılı hallerde silah kullanmaya yetkilidir:
a. Nefsini müdafaa etmek için,
b. Başkasının ırz ve canına vuku bulan ve başka suretle men’i mümkün olmayan
bir saldırıyı savmak için;
c. Ağır cezayı gerektiren bir suçtan sanık olarak yakalanıp nezaret altında bulunan
veya herhangi bir suçtan hükümlü veya tutuklu olup da tutulması veya nakil ve
sevki jandarmaya verilmiş olunan kişilerin kaçmaları veya bu maksatla jandarmaya
saldırıları halinde yapılacak “dur” ihtarına itaat edilmemiş ve kaçmaya ve saldırıya
engel olmak için başka çare bulunmamışsa,
d. Korumakla memur oldukları yer, tesis ve diğer yapılar ile karakol ve silah
deposu gibi yerlere, elindeki silaha veya kendisine teslim edilmiş kişilere karşı vuku
bulacak saldırıyı başka türlü savuşturma imkanı olmamışsa,
e. Ağır cezayı gerektiren ve meşhut cürüm halinde bulunan suçlarda suçlunun
veya infaz kurumu ve tutukevinden kaçan hükümlü veya tutuklunun saklı olduğu
yerin aranması sırasında, o yerden şüpheli bir şahıs çıkarak kaçtığı ve dur emrine
kulak asmadığı görülerek başka türlü ele geçirilmesi mümkün olmazsa,
f. Görevi sırasında jandarmaya tecavüze veya karşı koymaya elverişli silahların ve
aletlerin teslimi emredildiği halde, emrin derhal yerine getirilmeyerek karşı gelinmesi
veya teslim edilmiş silah ve aletlerin zorla tekrar alınmasına kalkışılmışsa,
g.
Jandarmanın görevini yapmasına yalnız veya toplu olarak fiili mukavemette
bulunulmuş veya fiili saldırı ile karşı gelinmişse,
h. Devlet nüfuz ve icraatına silahlı olarak karşı gelinmişse,
i. Ülke içinde rastlanan kaçakçılar “dur” emrini dinlemez ve havaya ateş açılarak
yapılan uyarıya da aldırmaz ise kaçakçıları ele geçirmek için,
j.
Ceza infaz kurumlarıyla tutukevlerinden kaçma girişiminde bulunan, tutuklu
ve hükümlüler tekrarlanan “dur” emrine itaat etmeyerek girişimlerini sürdürürlerse
kaçmalarını önlemek için; topluca fiili saldırıya kalkışırlarsa, saldırılarını savuşturup
ele geçirmek için,
k.
Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde, iç yönetimce bastırılmayan isyan,
kargaşa, direnme ve kavga çıkması durumunda; cezaevi müdürü ile gardiyanların
başvurusu üzerine kuruma girilmesi halinde,(a) ve (b) bentlerinde gösterilen silah
kullanma yetkileri çerçevesinde,
Ayrıca, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun,1481 sayılı Asa -
yişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanun ve 1402 sayılı Sıkıyönetim
Kanunu’nda öngörülen, silah kullanmaya ilişkin özel hükümlerde gözönünde
bulundurulur.
30
4926 sayılı yasa md. 18 - Gümrük bölgesine 4458 sayılı Gümrük Kanunu gereğince
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
73TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
uymayan kişiler için havaya ateş edilerek uyarının yineleneceği belir-
tilmiştir. Bu uyarıya uyulmadığı takdirde görevli memurların durmaya
zorlayacak şekilde silah kullanmaya yetkili olduğu belirtilmiştir. Bura-
da memurların doğrudan hedefe ateş etme yetkisi bulunmamaktadır.
Ancak silahla karşılık verilmesi veya meşru müdafaa hallerinde görevli
memurların doğrudan hedefe ateş etme yetkisi bulunmaktadır. Bu mad-
de de 2599 sayılı yasada yer verilmemiş olan bir hükme yer verilmiş,
ateş etmenin durmayı zorlayacak şekilde olacağı belirtilmiştir.
d. Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanun
1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında
Kanunu’nun 1. maddesinde
31
polis ve jandarmanın kanunlardaki diğer
belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmek, çıkmak veya geçmek yasak-
tır.
Bu
yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçları yetkili memurlar tarafından
durdurulur ve kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçları aranır.
“Dur”
uyarısına uymayan kişiler için önce havaya ateş edilmek suretiyle uyarı
yinelenir. Bu uyarıya da uyulmaz ise görevli memurlar durmaya zorlayacak şekilde
silah kullanmaya yetkilidir. Ancak, silahla karşılığa yeltenilmesi veya meşru müdafaa
durumuna düşülmesi hallerinde yetkili memurlar doğrudan hedefe ateş edebilir.
Memurların silah kullanmalarından dolayı haklarında soruşturma ve kovuşturma
açılması halinde, bağlı bulunduğu kurum tarafından avukat sağlanır ve avukatlık
ücreti kurumlarınca karşılanır.
Demiryolu
araçlarına ilişkin işlemler istasyonlardaki beklemeleri sırasında uy-
gulanır.
Kaçakçılığı
önleme, izleme ve soruşturmakla yükümlü olanlar, gümrük bölge-
sindeki her nevi deniz araçlarına yanaşıp yük ve belgelerini incelemeye yetkilidir.
Görevlilerin yanaşmasına izin vermeyerek kaçan veya kaçmaya teşebbüs eden
her nevi deniz araçlarına uluslararası deniz işaretlerine göre telsiz, flama, mors ve
benzeri işaretlerle durması ihtar olunur. Bu ihtara uymayan deniz araçlarına uyarı
mahiyetinde ateş edilir. Buna da uymayıp kaçmaya devam ettiği takdirde durmaya
zorlayacak şekilde üzerine ateş edilir.
31
1418 sayılı yasa m. 1 - Polis ve jandarma, diğer kanun ve tüzüklerde yazılı yetkileri
saklı kalmak üzere, aşağıda yazılı hallerde de silah kullanmaya yetkilidirler:
A. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 16. maddesinde yazılı hal-
lerde,
B. (A) bendindeki yetkiler saklı kalmak üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis
veya ağır hapis cezasını gerektiren suçlardan bir veya birkaçını işlemekten sanık
veya hükümlü olup da haklarında tevkif veya yakalama müzekkeresi çıkarılan ve
silahlı dolaşarak emniyet ve asayişi tek başına veya toplu olarak fiilen tehdit ve ihlal
ettikleri anlaşılanlardan, teslim olmaları için İçişleri Bakanlığı’nca tesbit edilen tarihte
başlamak üzere on günden az ve 30 günden çok olmamak şartiyle verilecek mühlet
ile ad, san ve eylemleri de belirtilerek sanık veya hükümlünün dolaştığı bölgelerde
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
hükümler saklı kalmak üzere hangi hallerde silah kullanmaya yetkili
oldukları belirtilmiştir. Maddenin A bendinde 2559 sayılı yasanın 16.
maddesinde belirtilen hallere yollama yapılmış B bendinde de A) ben-
dindeki yetkiler saklı kalmak üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis
veya ağır hapis cezasını gerektiren suçlardan bir veya birkaçını işle-
mekten sanık veya hükümlü olup da haklarında tevkif veya yakalama
müzekkeresi çıkarılan ve silahlı dolaşarak emniyet ve asayişi tek başına
veya toplu olarak fiilen tehdit ve ihlal ettikleri anlaşılanlardan, teslim
olmaları için İçişleri Bakanlığı’nca tespit edilen tarihte başlamak üzere on günden az ve 30 günden çok olmamak şartıyla verilecek mühlet ile
ad, san ve eylemleri de belirtilerek sanık veya hükümlünün dolaştığı
bölgelerde mutat vasıtalarla ve uygun görülen yayın organlarıyla rad-
yo ve televizyonla da ilan edilenlerin belirtilen süre sonuna kadar adli
makamlara, zabıtaya veya herhangi bir resmi mercie teslim olmamaları
halleri belirtilmiştir.
1481 sayılı yasanın 2. maddesinde
32
polis veya jandarmanın B
bendinde belirtilen hallerde sanık veya hükümlüye yapılan “teslim ol”
ihtarından sonra, polis veya jandarmaya karşı silah kullanmaya teşeb-
büs etmeleri halinde ise ihtara gerek olmaksızın silah kullanılabileceği
düzenlenmiştir. Çatışma esnasında sanık veya hükümlüye yardım eden
şahıslar açısından da birinci fıkranın uygulanacağı ve onlar aleyhine de
silah kullanılabileceği düzenlenmiştir.
1481 sayılı yasanın 3. maddesinde
33
ise silah kullanan polis veya
jandarma hakkındaki hazırlık soruşturmasının bizzat Cumhuriyet
Savcıları tarafından yapılacağını ve kovuşturma safhasında yargılanan
mutat vasıtalarla ve uygun görülen yayın organlariyle radyo ve televizyonla da ilan
edilenlerin belirtilen süre sonuna kadar adli makamlara, zabıtaya veya herhangi bir
resmi mercie teslim olmamaları hallerinde.
32
1418 sayılı yasa m. 2 - Birinci maddenin (B) bendinde sayılan hallerde:
a. Sanık veya hükümlünün teslim olması için yapılan (Teslim ol) ihtarından
sonra,
b.
Polis veya jandarmaya karşı silah kullanmaya filhal teşebbüs etmeleri halinde
ise ihtara lüzum olmaksızın,
Silah
kullanılır.
Müsademe
sırasında; sanık veya hükümlüye müsademede veya kaçmada yardımcı
olanlar haklarında da birinci fıkra hükmü uygulanır.
33
1418 sayılı yasa m. 3 - Bu kanun hükümleri dairesinde silah kullanan polis veya
jandarma hakkında hazırlık soruşturması Cumhuriyet Savcıları veya yardımcıları
tarafından bizzat yapılır. Dava açıldığında sanık duruşmadan vareste tutulabilir ve
hakkında açığa alma, işten el çektirme işlemi uygulanmaz.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
75TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
polis veya jandarmanın duruşmadan vareste tutulacağı düzenlenmiştir.
Ayrıca yargılanan polis veya jandarma hakkında açığa alınma veya
işten el çektirme gibi işlemlerin uygulanamayacağına ilişkin amir bir
düzenlemeye yer verilmiştir.
e. Sıkıyönetim Kanunu
1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 4. maddesinde
34
silah kullanma
yetkisi düzenlenmiş olup sıkıyönetim emrinde görevli silahlı kuvvetler
mensuplarının diğer yasalardaki silah kullanmayı icap ettiren hal ve
şartlardan herhangi birinin gerçekleşmesi halinde silah kullanma yet-
kisine sahiptir. Silah kullanmaya yetkili güvenlik kuvvetinin teslim ol
emrine uyulmaması veya silahla çatışmaya yeltenilmesi veya güvenlik
görevlisinin meşru müdafaa halinde doğruca ve duraksamaksızın he-
defe ateş edilebileceği düzenlenmiştir. Ayrıca silah kullanan güvenlik
görevlisini koruyucu hükümler içeren 211 sayılı yasa, 1481 sayılı yasa
hükümleri yinelenmekle beraber silah kullananlar hakkındaki soruş-
turma işleminin tutuksuz yapılacağı belirtilmiştir.
f. Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 87 ve de-
vamı maddelerinde silah kullanma yetkisi düzenlenmiştir. Askerlerin
34
1402 sayılı yasa m. 4 - (Değişik madde: 19/09/1980-2301/3 m.) Sıkıyönetim Komu -
tanlığı emrinde görevli Silahlı Kuvvetler mensupları emniyet ve asayişe ilişkin zabıta
kuvvetleri ile diğer güvenlik görevlileri kendilerine verilen görevlerin yerine getiril-
mesi sırasında tabi oldukları Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği,
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat ve Vazife Nizamnamesinde
silah kullanmayı icap ettiren hal ve şartlardan herhangi birinin tahakkuku halinde
silah kullanma yetkisini haizdirler.
Silah
kullanma yetkisine sahip güvenlik kuvvetlerinin teslim ol emrine itaat edil-
memesi veya silahla mukabeleye yeltenilmesi veya güvenlik kuvvetlerinin meşru
müdafaa durumuna düşmeleri halinde görevli güvenlik kuvvetleri mensupları
doğruca ve duraksamadan hedefe ateş edebilirler.
Silah
kullanan bütün personel hakkında 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç
Hizmet Kanunu’nun 87 inci maddesinin V ve VI. fıkraları hükümleri ile 1481 sayılı
Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkındaki Kanunu’nun 3 üncü maddesi
hükümleri uygulanır. Ayrıca haklarındaki soruşturma işlemi tutuksuz yapılır.
Yukarıda
belirtilen görevlilerin; Devlet otoritesini, can ve mal güvenliğini korumak
için silah kullanmalarına ilişkin, sıkıyönetim komutanlarının önceden düzenledikleri
emirler uygun araçlarla ilan edilir.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde
veya asayişi temin için görevlendirildiklerinde 87. maddenin I numa-
ralı bendinde
35
belirtilmiş olan hallerde silah kullanmaya yetkilidirler.
35
211 sayılı yasa m. 87 - (Değişik madde: 25/04/1972-1582/1 m.)
Askerler
karakol, karakol nöbetçisi, devriye, nakliyat muhafazası hizmetlerinde
veya asayişi temin için görevlendirildiklerinde aşağıda gösterilen hallerde silah
kullanmaya yetkilidirler.
I.
Silah kullanmasını gerektiren haller
a. Bu hizmetlerden birini yaparken müessir bir fiil ile taarruza uğranıldığı veya
müeesir bir fiil veya tehlikeli bir tehdit ile bu hizmetlerle yapılmasına mukavemet
edildiği takdirde bu taarruz ve mukavemetleri gidermek için,
b. Bir taarruz veya mukavemete hazırlanan ve silahını veya mukavemete elverişli
bir aleti bırakmaya davet edildiği halde, bu davete derhal itaat etmiyen veyahut
bıraktığı silahı veya aleti tekrar eline almaya davranan veya alan kimseyi itaate
zorlamak için,
c. Bu kanunun 80 ve 81 inci maddeleri gereğince muvakkaten yakalanan bir
şahsın veyahut muhafaza ve sevki kendisine tevdi edilmiş olan bir tutuklunun
veya hükümlünün kaçması veya kaçmaya teşebbüs etmesi ve verilecek dur emrini
dinlemediği görüldüğünde başka türlü ele geçirilmesi kabil olmadığı takdirde ya-
kalanması için,
d.
Kendi muhafazasına tevdi edilmiş olan insan ve her türlü eşyaya karşı vuku-
bulan taarruzu defetmek için,
e. Bu maddede sayılan görevleri yapan askerlere karşı, sözle yapılan sataşma
veya hareketlerin bertaraf edilmesi sırasında mukavemet, taarruz, müessir fiil veya
tehlikeli bir tehditle karşılaşıldığında bu halleri gidermek için.
II.
Silah kullanma derecesi
Bu
maddede yazılı hizmetlerin yapılması sırasında silah kullanılması için başkaca
bir çare kalmaması veya zaruret olması şarttır.
1. Şahıs veya topluluk silahsız ise; mukavemet, taarruz, müessir fiil veya tehdidin
derecesine göre asayiş hizmeti ile görevli birlik komutanı gerekli uyarmayı yaparak
silah kullanılacağını ihtar eder. Bu ihtara itaat edilmezse bunu sağlıyacak dereceden
başlamak üzere silah kullanılır.
2. Şahıs veya topluluk silahlı veya taarruzun önemli derecede etkili kılacak şe-
kilde aletleri taşıyorsa, silah veya aletlerin bırakılması ihtar olunur. Tecavüz taarruz
veya mukavemet buna rağmen devam ederse itaati sağlıyacak dereceden başlamak
üzere silah kullanılır.
III. Silah kullanma tarzı
1. Silah çeşitlerine göre etkili olabilecek şekilde kullanılır. Önce kesici ve dürtücü
silahlar ile ateşli silahlar hedefe tevcih edilir, sonra ateşli silahların dipçik ve kabzaları
kullanılır, daha sonra kesici ve dürtücü ve ateşli silahlar bilfiil kullanılır.
2. Silah kullanmak mutlaka ateş etmek değildir. Ateş etmek son çaredir. Önce
havaya ihtar ateşi yapılır. Sonra ayağa doğru ateş edilir, mukavemet veya taarruza
veyahut tehlikeli bir tehdide varan mukavemet hali devam ederse, hedef gözetil-
meksizin ateş edilir.
IV. Ateş emri ve kendiliğinden ateş etmek
1. Ateş etmek bilhassa bunun için emir verilmiş olmasına bağlıdır.
2. Ateş emri verilmemiş olsa dahi her asker silahını kullanabilir. Ancak silahını
kullanılacağı zamanın ve kullanma derece ve tarzının tayini her olayın cereyan ettiği
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
77TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Maddenin ikinci bendinde silah kullanma derecesi, üçüncü bendinde
silah kullanma tarzı, dördüncü bendinde ateş emri ve kendiliğinden
ateş etme, beşinci bendinde de ateş emri vermeye yetkili makamlar
belirtilmiştir.
211 sayılı yasanın 88. maddesine göre silah kullanma yetkisine
haiz olan askerin veya silah kullanma emri vermeye yetkili komutan
kanunun silah kullanma konusunda müsaadesini yerinde ve zamanında
kullanmaz veya silahlarından tam olarak istifade etmezse fiilin mahiye-
tine göre cezalandırılacaktır. Bu maddede ilginç bir hüküm bulunmakta
ve silah kullanmama cezalandırılmaktadır.
36
89. maddede de 87. madde
de yazılı haller dışında her askerin hizmete ait bir vazifeyi yaparken
maruz kaldığı mukavemeti bertaraf etmek veya askeri eşyaya karşı
yapılan tecavüze karşı koymak için silah kullanma zarureti halinde
silah kullanılabileceği düzenlenmiştir.
37
90. maddede de ise 87 ve 89.
haller ve şartlar göz önünde tutularak silahını kullanacak asker tarafından bizzat
takdir olunur.
V. Ateş emri vermeye yetkili makamlar
1. Bu maddede yazılı görevleri yapmak için birliğe görev veren üst komutan
olay yerinde bulunuyorsa sözle ateş emri vermeye yetkilidir. Komutan, bu emri
yazı ile teyit eder.
2. Asayişe memur edilen kuvvetlerin olay yerinde bulunan birlik komutanı veya
asayişe memur edilen birliğin parçalarına komuta eden en küçük komutan ve amirler
dahi önceden emir verilmemiş olsa bile sözle ateş emri vermeye yetkilidir.
VI. Sorumluluk
Her
olayın cereyan ettiği haller ve şartlar göz önünde tutulmak kaydiyle bu
madde hükümlerine göre silahını kullanan askere ve silah kullanma emrini veren
birlik komutanına sorumluluk yüklenemez.
VII - Soruşturma usulü ve adli yardım
(Ek fıkra: 22/11/1990-3683/5 md.) Silah kullanmak zorunda kalan asker kişiler
hakkında, hazırlık soruşturması Askeri Savcı, Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları
tarafından yapılır. Haklarında dava açılan sanık asker kişiler duruşmadan vareste
tutulabilir. Olayın mahiyetine ve kusurun derecesine göre sanığın mensup olduğu
bakanlıkça durumu uygun görülenlerin vekalet verdiği avukatın ücreti, bu bakanlık-
ların bütçesine konulacak ödenekten karşılanır. Avukat tutma ve avukatlık ücretinin
ödeme usul ve esasları, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca bu Kanunun yürür-
lüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir
36
211 sayılı yasa md. 88 - (Değişik madde: 25/04/1972-1582/1 md.) Silah kullanma
yetkisini haiz bulunan her asker veya silah kullanma emrini vermeye yetkili her ko-
mutan kanunun tayin etmiş olduğu müsaadeleri yerinde ve zamanında kullanmaz
veya silahlarından tamamiyle istifade etmezse fiilin mahiyetine göre cezalandırılır.
37
211 sayılı yasa md. 89 - (Değişik madde: 25/04/1972-1582/1 md.) Silah kullanma
yetkisini haiz bulunan her asker veya silah kullanma emrini vermeye yetkili her ko-
mutan kanunun tayin etmiş olduğu müsaadeleri yerinde ve zamanında kullanmaz
veya silahlarından tamamiyle istifade etmezse fiilin mahiyetine göre cezalandırılır.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
maddeler dışında her askerin meşru müdafa halinde silah kullanmaya
yetkili olduğu belirtilmiştir.
38
g. Terörle Mücadele Kanunu
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na 4178 sayılı yasanın 3. mad-
desi ile eklenen ek madde 2
39
ile kolluk kuvvetleri, terör örgütlerine karşı
icra edilecek operasyonlarda teslim ol emrine itaat edilmeyerek silah
kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde, failleri etkisiz kılmak amacıyla
doğruca ve duraksamadan hedefe karşı ateşli silah kullanabilecekler,
yani öldürme kastıyla ateş edebileceklerdir. Söz konusu madde Anayasa
Mahkemesi’nin 6.1.1999 tarih ve 1999/68 Esas ve 1999/1 karar sayılı
ilamı ile iptal edilmiştir.
40
38
211 sayılı yasa md. 90 - 87 ve 89 uncu maddelerde gösterilen hallerden başka her
asker meşru müdafaa halinde silah kullanmaya salahiyettardır.
39
3713 sayılı yasa EK MADDE 2 - Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda
teslim ol emrine itaat edilmeyerek silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk
kuvveti görevlileri, failleri etkisiz kılmak amacıyla doğruca ve duraksamadan hedefe
karşı aletli silah kullanmaya yetkilidirler.
40
Anayasa Mahkemesinin 6.1.199 tarih, 1999/68 esas ve 1999/1 karar sayılı ilamı (ilgili
bölümler)
IV. 4178 Sayılı Yasa’nın 3. Maddesinin Anayasa’ya Aykırılığı
Madde
şöyledir:
“MADDE
3.- 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa aşağıdaki ek madde ek-
lenmiştir.
EK
MADDE 2.- Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda teslim ol
emrine itaat edilmeyerek silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk kuvveti
görevlileri, failleri etkisiz kılmak amacıyla doğruca ve duraksamadan hedefe karşı
aletli silah kullanmaya yetkilidirler.”
İptali
istenen hüküm son derece açıktır. Kolluk kuvvetleri, terör örgütlerine karşı
icra edilecek operasyonlarda teslim ol emrine itaat edilmeyerek silah kullanmaya
teşebbüs edilmesi halinde, failleri etkisiz kılmak amacıyla doğruca ve duraksamadan
hedefe karşı ateşli silah kullanabilecekler, yani öldürme kastıyla ateş edebilecekler-
dir.
Düzenleme
,
TBMM’de de “tartışma” yaratmış; yasa tasarısında yer alan ve Komis-
yondan da geçen “kaçmaya yeltenme”, daha sonra TBMM Genel Kurulu’nda çıkarılmış
ve sözde madde, sanki daha az sakınca yaratacak bir hale getirilmiştir.
Oysa, düzenlemeyle, “yaşam hakkı” demokratik toplum düzeninin gereklerine
aykırı olarak sınırlandırılmış, kolluk kuvvetlerine ölçüsüz ve bir zorunluluk ol-
madan “öldürme yetkisi” verilerek “yaşam hakkı”nın “özü”ne dokunulmuştur. Bu
tür bir silah kullanma yetkisinin, “olağanüstü hal rejimleri”nde bile “hukuki” olarak
değerlendirilemeyeceği açıktır. Çünkü, silah kullanılabilecek durumlar somutlaştı-
rılmamış ve belirlenmemiştir.
Baştan
beri belirttiğimiz gibi, “olağanüstü yönetim” biçimleri, belirli koşullarla,
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
79TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Anayasa’nın aradığı organlar tarafından uygulamaya konulabilir ve bu durumlarda
“olağanüstü kural”lar uygulanabilir.
İptali
istenen hüküm, “Olağanüstü Hal Kanunu“ndan alınmıştır ve “olağanüstü” bir
uygulamaya, “olağan” dönemde de geçerlilik kazandırmayı amaçlamaktadır.
Tasarının
Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında ANAP Grubu
adına görüşlerini açıklayan Adil Aşırım getirilen düzenlemenin amacını büyük bir
açıklıkla dile getirmiştir:
“Ben, buradan, bu yetkiyi alan güvenlik güçlerini oluşturan kardeşlerime sesleniyorum.
Zaten, fiiliyatta kullandığınız bu yetki, size büyük bir sorumluluk yüklüyor. Hepinizin,
iyiniyetle çok zor şartlar altında çalıştığını ve hemen hemen hepinizin omuzunun şehit kar-
deşlerimizin tabutunun nasırlaştırdığını biliyorum. Provakatörlere ve kötüniyetli insanlara
karşı dikkatli olunuz.
Bu
yetkinin bir yararı daha var: İnsan hakları savunucusu (güvenlik güçleri ve masum
vatandaşlar hariç) bu arkadaşlarımızın ‘yargısız infaz yapılıyor’ bağırışlarına set çekmesi
açısından destekliyoruz.”
Milletvekilleri
tarafında da “samimi” bir şekilde dile getirildiği gibi, maddenin
amacı, insan hakları literatüründe “yargısız infaz (summary execution)” olarak adlan-
dırılan, tümüyle hukuk dışı ve insan halklarına aykırı olan insan yaşamına yargı
kararı olmadan güvenlik güçlerince denetimsiz, hatta keyfi biçimde son verme
uygulamasını yasallaştırmaktır.
Yaşam
hakkı Anayasanın 17. maddesinde düzenlenmiştir. “Herkes yaşama ... hakkına
sahiptir.” 17. maddenin son fıkrası ile de, bu hakkın hangi durumlarda sınırlandırı-
labileceği belirlenmiştir:
- Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali,
- meşru müdafaa hali,
- yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hüküm-
lünün kaçmasının önlenmesi,
- bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,
- sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulan-
ması.
Ancak,
bu durumlarda ve yasa ile izin verilmiş olması koşuluyla, yaşam hakkı
sınırlanabilir.
Anayasa, olağan dönemlerde yaşam hakkının kısıtlanmasını istisnai olarak
belirli durumlarla sınırlandırmış, olağanüstü dönemlerde yetkili merciin emrini
genişletmekle birlikte her iki durumdaki sınırlamalar için “zorunlu olma” koşulunu
getirmiştir.
Ayrıca, Anayasa’nın temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik, sıkıyönetim
ve olağanüstü hallerde sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde de “... savaş
hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile ölüm cezalarının infazı dışında
kişinin yaşama hakkına maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı”
hükme bağlanmıştır.
Getirilen düzenlemede ise, Anayasa’nın aradığı “belirlilik” ve “zorunluluk” yok-
tur.
Anayasa Mahkemesi, 26.11.1986 tarih ve 1985/8 Esas numaralı kararında, “kamu
düzenini sağlamakla yükümlü polisin olayı başka türlü engelleme olanağı kalmadığında, son
çare olarak zora başvurması Anayasa madde 17’ye aykırı değildir” diyerek kademelilik ve
zorunluluk ölçütlerini kabul etmiştir.
Yaşama
hakkı, Türkiye’nin taraf olduğu ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Anayasal denetimin ölçü normları arasına giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
(AİHS)’nin 2. maddesinde de düzenlenmiştir.
AİHS’in öngördüğü istisnalar ile 1982 Anayasası düzenlemesi benzer niteliktedir.
Maddenin II. fıkrasında istisnalar düzenlenmiştir. “II. fıkrada yer alan bir anlamda
hukuka uygunluk hallerinden devletlerin yararlanabilmeleri için şiddet ve fiili kuv-
vete başvurunun ‘mutlak zorunlu’ olması gerekir (Komisyon Kararı Farrell/İngiltere,
11.12.1982, no.9013/80, DR 30, s.96). “Aynı zamanda alınan önlem ile ulaşılmak istenen
sonuç arasında ‘tam bir orantı’ bulunması gerekir.
Bu
orantı koşulu aranırken, güdülen amacın niteliği, somut durumun insan hayatı
ve beden bütünlüğü için oluşturduğu tehlike ve kuvvet kullanımından doğan ölüm
riskinin derecesi gözönünde tutulacak; diğer bir deyimle başvurulan önlem somut
durumun gerektirdiği yoğunluğu aşmayacaktır (Komisyon Kararı, Steward/İngil-
tere, 10.7.1984, no.10044/82, DR 39, s.162).” (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve
Uygulaması, Feyyaz Gölcüklü-A. Şeref Gözübüyük, Ankara 1994, s. 166)
İptali
istenen düzenlemede Anayasa’nın ve AİHS’in aradığı “zorunluluk ve oran-
tılılık”, kısaca bir bütün olarak “ölçülülük” koşulu yoktur. Madde ile “doğruca ve
duraksamadan hedefe karşı ateşli silah kullanma” yetkisi, yani öldürme yetkisi verilerek,
silah kullanılabilecek durumlarda, yoğunluk derecesi de, tamamen kolluk kuvvetle-
rinin takdirine bırakılmış; durumun gereğine uygun ateşli silah dışında farklı araçlar
kullanma mecburiyeti olmadan doğrudan öldürme amacıyla ateşli silah kullanma
imkanı tanınmıştır. Kısaca, “zorunluluk” yerini “keyfiliğe” bırakmıştır.
Bir
yasada “somut” durumları dikkate almanın imkansızlığı açıktır; ancak, bunun
sakıncaları, uygar ulusların ve TC Anayasası’nın keşfettiği “zorunluluk ve orantılılık”
koşullarına yasal düzenlemede yer vererek giderilmeye çalışılabilir.
Öncelikle
kolluk kuvvetleri, silahı “en son araç” olarak kullanabilmelidir. Ancak
diğer zorlama tedbirlerinin kolluğun kendisine verilen görevleri yerine getirmesinde
yetersiz kalması ve son çare olarak silah kullanılmasının zorunlu olduğunun “açıkça
anlaşılması durumunda” yani, “kademeli” olarak silah kullanılabilmelidir.
Ancak
bu da yetmez. Bu koşulların oluşması durumunda silah kullanılabilirse
de, bu yetkinin kullanılmasında da “ölçülü” olunmalı ve mukavemet ve tehdidin
gerektirdiği ölçüde silah kullanılmalıdır. Hafif bir yaralama, örneğin ayağa ya da
ele ateş açılarak etkisiz bırakılabilecek fail ya da şüphelinin yaşamsal organlarına
ateş edilmemelidir. Bu anlamda da bir “kademelilik” demokratik hukuk devletinin
gereğidir.
Kesine
yakın bir ihtimalle ölüme neden olunması sonucunu doğuracak biçimde
silah kullanılabilmesi için, o sırada mevcut bir yaşamsal tehlikenin veya vücut bü-
tünlüğüne yönelik ağır bir tehlikenin ortadan kaldırılmasının tek aracı olması şarttır.
Kişilere karşı silah kullanımı, olayla ilgisi olmayan kişileri de tehlikeye düşürebilir.
Bu gibi durumlarda silah kullanılmaması konusu da açıkça hükme bağlanmalıdır.
Bu
anlamda, yasa metninde yer alan “teşebbüs” ifadesi çok geniş bir kavramdır.
Bir fiilin icrasına ne zaman başlandığının saptanması kolay değildir. Bir kişi, silah
kullanmaya ne zaman teşebbüs etmiş sayılacaktır? Bu noktada, “teşebbüs” deyiminin
seçilmesi isabetsiz olmuştur. “Teşebbüs” gibi son derece tartışmalı bir ölçü yerine,
yukarıda nakledildiği anlamda bir zorunluluğu koşul olarak hükme bağlamak, ya-
şama hakkının teminatı olacak, öte yandan kolluğun görevinin infaz değil önleme
ve adaleti yerine getirmeye yetkili organların bu işlevlerini yerine getirmelerine
yardımcı olmak olduğu vurgulanacaktır.
Öte
yandan, silah kullanma yetkisi, çağdaş hukuk düzenlerinde başka bazı sınır-
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
81TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Terörle Mücadele Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın 15. maddesi ile 3713 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi’nce
lamalara da tâbi kılınmalıdır. Bu anlamda, gençlerle küçüklere ve insan topluluğuna
karşı silah kullanımı bakımından sınırlamalar söz konusu olmalıdır. Alman Polis
Kanunu tasarısı, 21 yaşın altında gençler bakımından ancak bazı şartlarda, örneğin
genç hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza uygulanabilecek hallerde ve ölçülü olarak
silah kullanılabileceğini öngörmektedir.
Öğretide
de, ceza ehliyetine sahip bulunmayan küçüklere karşı kural olarak silah
kullanılmaması görüşü egemendir. İnsan topluluğuna karşı silah kullanılması du-
rumunda, olaylara katılmayan kimselerin de zarar görmesi mümkün olduğundan
bu konu da dikkate alınmalı, topluluk içindeki kimselere ateş edilmesi kural olarak
kabul edilmemelidir. Ancak hayata yönelik ve başka türlü bertaraf edilmesi müm-
kün olmayan ağır ve yakın tehlike durumunda tehlikenin kaynağı ile sınırlı olarak
silah kullanılabilir. Çağdaş öğreti ve kanunlar böylesine ayrıntılı ve titiz ayrımları
benimserken, zorunluluk ve kademelilik ölçütleri dikkate alınmayarak duraksama-
dan ve doğruca hedefe ateş edebilme yetkisinin verilmesi Anayasa’da ifadesini ve
güvencesini bulan yaşam hakkının haksız surette ihlalini oluşturur.
Kolluk
kuvvetlerinin silah kullanarak yaşam haklarını kısıtlayabileceği kişilerin
kim olduğu da tamamen kolluk güçlerinin takdirine bırakılmıştır. Yasa, “terör örgütle-
rine karşı icra edilecek operasyonlar”dan söz etmektedir. Terör örgütü, Terörle Mücadele
Yasası’nın 1. maddesinin II. fıkrasında tanımlanmıştır: “Bu kanunda yazılı olan örgüt,
iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır.”
Bu
tanımın belirsizliğinin yarattığı ve kolluğa tanınan yeni yetkiler nedeniyle
yaratacağı büyük sakıncaları açıktır.
Güvenlik
kuvvetleri, kimin terörist olduğunu kendisi belirleyecek ve failleri etkisiz
kılmak amacıyla doğruca ve duraksamadan hedefe karşı ateş edecektir.
Demokratik
hukuk devleti, yurttaşlarının öncelikle can güvenliğini sağlamakla
görevlidir. Muğlak tanımlar, bu görevi daha da zorlaştırır ve devlet ile yurttaşı karşı
karşıya getirir.
Bu
nedenle yapılan düzenleme, Anayasa’nın 2. maddesindeki demokratik hukuk
devleti ilkesine, 17. ve 13. maddelerine, bu konuda usulüne göre yürürlüğe konulmuş
uluslararası sözleşmelerdeki güvenceleri ortadan kaldırdığı için de Anayasa’nın 90.
maddesine aykırıdır.
…
C- 3. maddesiyle 3713 sayılı “Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen Ek madde
2’nin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Lütfi F. TUNCEL’in karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
…
F- 1. maddesiyle değiştirilen 5442 sayılı yasanın 11. maddesinin (D) fıkrasının
ikinci paragrafının “Kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle kurulan fonlardan yapı-
lacak aktarmalar” yönünden iptal edilen onuncu tümcesi ile yasanın 3. maddesiyle
3713 sayılı yasaya eklenen ek madde 2’nin iptali nedeniyle meydana gelen hukuksal
boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı yasanın 53. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince BU KURALLARA YÖNELİK İPTAL HÜK-
MÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE, 6.1.1999 gününde
karar verildi.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
iptal edilen ek 2. maddesi yeniden düzenlenmesi amaçlanmıştır.
Madde gerekçesinde 3713 sayılı kanunun ek 2. maddesinin, Anayasa
Mahkemesi’nin bu madde ile ilgili olarak verdiği 6/1/1999 tarihli ve
1996/68 esas, 1999/1 karar sayılı kararındaki gerekçeler göz önünde
bulundurulmak suretiyle yeniden düzenlendiği belirtilmiştir. Yeniden
düzenlenen maddede
41
mahkemenin kararında belirttiği ölçülülük ve
orantılığa ilişkin hükme yer verilmiştir. Ölçülülük ve orantılılık ilkesi
yeni bir kavram olarak silah kullanma yetkisine getirilmiş bir sınır-
lamadır. Yukarıda belirtildiği üzere böyle bir ölçülülük ve orantılılık
ilkesi PVSK ile JTGYK’da yer almamaktadır. Yeni düzenleme Anayasa
Mahkemesi’nin kararında belirtmiş olduğu çekinceleri tam anlamıyla
giderememiştir. Nitekim mahkemenin teşebbüs konusundaki kaygıları
giderilememiş maddeye yalnızca ölçülülük ve orantılılık ilkesi getiril-
miştir. Bu ölçütü bugüne kadar Türkiye’nin yaşadığı uygulamalar ile
birlikte düşünmek gerekmektedir. Güvenlik güçlerinin bu düzenleme
olmadan önceki uygulamaları “keyfi, orantısız ve aşarı silah kullanma”
niteliğindeydi. Bu düzenlemeden sonra bu uygulama daha da keyfile-
şebilecek, yaşam hakkı daha ağır tehdit altına girebilecektir.
h. Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu
2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 5. maddesin-
de sahil güvenlik komutanlığının yetkileri düzenlenmiştir. Bu hükme
göre Sahil Güvenlik Komutanlığı mensupları kendilerine bu 2692 sayılı
yasa ile verilen görevlerin yapılmasında; silah kullanma yetkisi dahil
kanunların diğer güvenlik kuvvetlerine tanıdığı bütün hak ve yetkilere
sahiptirler.
42
41
Terörle Mücadele Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı m.15
“EK MADDE 2- Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda ‘teslim ol’ emrine itaat
edilmeyerek silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk görevlileri, tehlikeyi etkisiz
kılabilecek ölçü ve orantıda, duraksamadan hedefe karşı silah kullanmaya yetkilidirler.”
42
2692 sayılı yasa m. 5 - Sahil Güvenlik Komutanlığı mensupları kendilerine bu kanun
ile verilen görevlerin yapılmasında; silah kullanma yetkisi dahil kanunların diğer
güvenlik kuvvetlerine tanıdığı bütün hak ve yetkilere sahiptirler.
Liman
sınırları dışında Türk kanunlarına göre cezalandırılması gereken eylemlere,
ilgili kanun ve uluslararası antlaşmalar hükümlerine göre el koyarlar.
Suçun
denizde başlayıp karada devam etmesi ya da suçluların karaya geçmesi
hallerinde, yetkili güvenlik kuvveti olaya el koyuncaya kadar suç delillerinin kay-
bolmasını ve suçluların kaçmasını önlemek amacıyla yetkilerini karada da sürdü-
rürler. Durum, en kısa sürede gerekli imkanlar kullanılarak mahalli mülki amire
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
83TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
ı. İl İdaresi Kanunu
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesine göre Valiler, ilde
çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini
mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu
kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayama-
dıkları takdirde, askeri kuvvetlerden yardım istemeleri halinde; askeri
kuvvetin müstakilen görevlendirilmesi durumunda; verilen görev askeri
kuvvet tarafından kendi komutanının sorumluluğu altında ve onun emir
ve talimatlarına göre Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda
belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada
sahip olduğu yetkiler kullanılarak yerine getirilir.
43
Bu durumda askeri
kuvvet bu çalışmada belirtmiş olduğumuz silah kullanma yetkilerinin
tümünü kullanabilecektir.
i. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunu’nun 8. mad
-
desinde silah bulundurma ve taşıma yetkisi düzenlenmiştir. Hangi
koruma ve güvenlik hizmeti için ne miktar ve özellikte ateşli silah
bulundurulabileceği valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkan-
lığında oluşan özel güvenlik komisyonu tarafından belirlenir. Ancak
eğitim ve öğretim kurumlarında, sağlık tesislerinde, talih oyunları
işletmelerinde, içkili yerlerde silahlı özel güvenlik görevlisi çalıştırıl-
masına izin verilmez. Özel güvenlik görevlileri, özel toplantılarda, spor
müsabakalarında, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde silahlı olarak
görev yapamazlar.
44
bildirilir.
43
5442 sayılı yasa m. 11/D-3 - Askeri kuvvetin müstakilen görevlendirilmesi durumun-
da; verilen görev askeri kuvvet tarafından kendi komutanının sorumluluğu altında
ve onun emir ve talimatlarına göre Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda
belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu
yetkiler kullanılarak yerine getirilir.
44
5188 sayılı yasa m. 8- Hangi koruma ve güvenlik hizmeti için ne miktar ve özellikte
ateşli silah bulundurulabileceği komisyon tarafından belirlenir.
Ancak
eğitim ve öğretim kurumlarında, sağlık tesislerinde, talih oyunları işletme-
lerinde, içkili yerlerde silahlı özel güvenlik görevlisi çalıştırılmasına izin verilmez.
Özel güvenlik görevlileri, özel toplantılarda, spor müsabakalarında, sahne gösterileri
ve benzeri etkinliklerde silahlı olarak görev yapamazlar.
Koruma
ve güvenlik hizmetinde kullanılacak silah ve teçhizat, ilgili kişi veya
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
j. Olağanüstü Hal Kanunu
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 234. maddesinde
45
silah
kullanma yetkisi 1402 sayılı yasa’da yer hükümlere paralellik gösterecek
şekilde düzenlenmiştir.
Olağanüstü hal ilanından sonra kolluk kuvvetleri ile kendilerine
görev verilen özel kolluk kuvvetleri ve silahlı kuvvetler mensupları,
görevlerini yerine getirirken kanunlarda silah kullanmayı icap ettiren
hal ve şartlardan herhangi birinin tahakkuku halinde, silah kullanma
yetkisini haizdirler. Olağanüstü halin 2935 sayılı yasanın 3/b madde-
sine istinaden ilan edilmesi halinde silah kullanmaya yetkili güvenlik
kuvvetinin teslim ol emrine uyulmaması veya silahla çatışmaya yelte-
nilmesi veya güvenlik görevlisinin meşru müdafaa halinde doğruca ve
duraksamaksızın hedefe ateş edilebileceği düzenlenmiştir.
Ayrıca silah kullanan güvenlik görevlisini koruyucu hükümler
içeren 211 sayılı yasa, 1481 sayılı yasa hükümleri yinelenmekle beraber
silah kullananlar hakkındaki soruşturma işleminin tutuksuz yapılacağı
belirtilmiştir.
kuruluş tarafından temin edilir. Özel güvenlik şirketleri ateşli silah alamaz ve bu-
lunduramazlar. Ancak özel güvenlik şirketlerine, para ve değerli eşya nakli, geçici
süreli koruma ve güvenlik hizmetlerinde kullanılmak üzere, özel güvenlik eğitimi
veren kurumlara, silah eğitiminde kullanılmak üzere, komisyonun kararı ve valinin
onayı ile silah alma, kullanma ve taşıma izni verilebilir.
45
2935 sayılı yasa m. 23 - Olağanüstü hal ilanından sonra kolluk kuvvetleri ile kendile-
rine görev verilen özel kolluk kuvvetleri ve silahlı kuvvetler mensupları, görevlerini
yerine getirirken kanunlarda silah kullanmayı icap ettiren hal ve şartlardan herhangi
birinin tahakkuku halinde, silah kullanma yetkisini haizdirler.
Olağanüstü
halin, bu kanunun 3. maddesinin (b) bendi gereğince ilan edilmesi
halinde, silah kullanma yetkisini sahip bulunan güvenlik kuvvetlerinin teslim ol
emrine itaat edilmemesi veya silahla mukabeleye yeltenilmesi veya güvenlik kuv-
vetlerinin meşru müdafaa durumuna düşmeleri halinde görevli güvenlik kuvvetleri
mensupları doğruca ve duraksamadan hedefe ateş edebilirler.
Silah
kullanan bütün personel hakkında 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç
Hizmet Kanunu’nun 87. maddesinin V ve VI. fıkraları hükümleri ile 1481 sayılı Asa-
yişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un 3. maddesi hükümleri
uygulanır. Ayrıca haklarındaki soruşturma işlemi tutuksuz yapılır.
Yukarıda
belirtilen görevlilerin devlet otoritesini, can ve mal güvenliğini korumak
için silah kullanmalarına ilişkin olarak bölge valisi ve il valisinin bu maddeye göre
verdiği emirler, uygun araçlarla ilan edilir.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
85TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
k. Orman Kanunu
6831 sayılı Orman Kanunu’nun 77. maddesinde orman memurla -
rının silah taşıyabilecekleri belirtilmiş olup 78. maddesinde
46
de silah
kullanma yetkileri düzenlenmiştir. Buna göre 765 sayılı TCK’nın 49.
maddesinde yazılı haller ile Tecavüz veya taarruza yarayan alet ve si-
lahları taşıyanlarla alet veya silahların derhal teslimi emredildiği halde
bu emre riayet edilmeyerek fiilen tecavüz ve taarruzda bulunulması ve
bu tecavüz ve taarruzun da başka şekilde def’ine imkan olmaması ve (B)
bendi gereğince teslim edilen alet ve silahları veya el konan müsadereye
tabi nakil vasıtaları ile orman emvalini veya memurun silahını almak
veya orman bölge ve muhafaza binalarına zorla girmek maksadıyla
vakı tecavüz ve taarruzun başka şekilde def’ine imkan bulunamaması
hallerinde orman memurları silah kullanmaya yetkilidirler.
l. Gümrük Muhafaza ve Görev Yönetmeliği 7.11.2003 tarih ve 25282 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlanan Gümrük
Muhafaza ve Görev Yönetmeliği’nin 8. maddesinde silah kullanmaya
yetkisine sahip personel belirtilmiş, 9. madde de ise silah kullanmanın
usul ve esasları belirtilmiştir.
47
9. maddeye göre “Dur” uyarısına uyma-
46
6831 sayılı yasa m. 78-77. madde mucibince silah taşımaya salahiyetli olanlar vazif-
lerini ifa sırasında aşağıda yazılı hallerde silahlarını kullanabilirler:
A. Türk Ceza Kanununun 49. maddesinde yazılı hususlarda;
B. Tecavüz veya taarruza yarıyan alet ve silahları taşıyanlala alet veya silahla-
rın derhal teslimi emredildiği halde bu emre riayet edilmiyerek fiilen tecavüz ve
taarruzda bulunulması ve bu tecavüz ve taarruzun da başka şekilde def’ine imkan
olmaması;
C. (B) bendi gereğince teslim edilen alet ve silahları veya elkonan müsadereye
tabi nakil vasıtaları ile orman emvalini veya memurun siahını almak veya orman
bölge ve muhafaza binalarına zorla girmek maksadiyle vakı tecavüz ve taarruzun
başka şekilde def’ine imkan bulunamaması.
47
Yönetmelik; 7.11.2003 tarih ve 25282 sayılı RG, m. 9 - Gümrük Bölgesine Gümrük
Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmek, çıkmak veya
geçmek yasaktır.
Bu
yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçları yetkili memurlar tarafından
durdurulur ve kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçları aranır.
“Dur”
uyarısına uymayan kişiler için önce havaya ateş edilmek suretiyle uyarı
yinelenir. Bu uyarıya da uyulmaz ise görevli memurlar durmaya zorlayacak şekilde
silah kullanmaya yetkilidir. Ancak, silahla karşılığa yeltenilmesi veya meşru müdafaa
durumuna düşülmesi hallerinde yetkili memurlar doğrudan hedefe ateş edebilir.
Memurların silah kullanmalarından dolayı haklarında soruşturma ve kovuşturma
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
yan kişiler için önce havaya ateş edilmek suretiyle uyarı yinelenir. Bu
uyarıya da uyulmaz ise görevli memurlar durmaya zorlayacak şekilde
silah kullanmaya yetkilidir. Ancak, silahla karşılığa yeltenilmesi veya
meşru müdafaa durumuna düşülmesi hallerinde yetkili memurlar
doğrudan hedefe ateş edebileceği düzenlenmiştir. Gümrük muhafaza
memurlarının silah kullanmalarından dolayı haklarında soruşturma
ve kovuşturma açılması halinde, bağlı bulunduğu kurum tarafından
avukat sağlanacağı ve avukatlık ücretinin kurumlarınca karşılanacağı
düzenlenmiştir.
Maddenin son fıkrasında kaçakçılığı önleme, izleme ve soruştur-
makla yükümlü olanların, gümrük bölgesindeki her nevi deniz araçla-
rına yanaşıp yük ve belgelerini incelemeye yetkili oldukları düzenlen-
miştir. Görevlilerin yanaşmasına izin vermeyerek kaçan veya kaçmaya
teşebbüs eden her nevi deniz araçlarına uluslararası deniz işaretlerine
göre telsiz, flama, mors ve benzeri işaretlerle durması ihtar olunacağı,
bu ihtara uymayan deniz araçlarına uyarı mahiyetinde ateş edileceği ve
buna da uymayıp kaçmaya devam ettiği takdirde durmaya zorlayacak
şekilde üzerine ateş edileceği düzenlenmiştir.
III. İHAM’IN YAŞAM HAKKI BAKIMINDAN
TÜRKİYE’YE YÖNELİK KARARLARINDA
ÖNE ÇIKARDIĞI SÖZLEŞME İHLALLERİ
Mahkeme, kendi tarihi içerisinde Birleşik Krallık örneği dışında,
48
yaşam hakkı ihlalleri ile Türkiye aleyhine yoğun olarak olağanüstü
hal bölgesinden yapılan başvurular sayesinde tanışmıştır. Mahkeme,
açılması halinde, bağlı bulunduğu kurum tarafından avukat sağlanır ve avukatlık
ücreti kurumlarınca karşılanır.
Demiryolu
araçlarına ilişkin işlemler istasyonlardaki beklemeleri sırasında uy-
gulanır.
Kaçakçılığı
önleme, izleme ve soruşturmakla yükümlü olanlar, gümrük bölge-
sindeki her nevi deniz araçlarına yanaşıp yük ve belgelerini incelemeye yetkilidir.
Görevlilerin yanaşmasına izin vermeyerek kaçan veya kaçmaya teşebbüs eden
her nevi deniz araçlarına uluslararası deniz işaretlerine göre telsiz, flama, mors ve
benzeri işaretlerle durması ihtar olunur. Bu ihtara uymayan deniz araçlarına uyarı
mahiyetinde ateş edilir. Buna da uymayıp kaçmaya devam ettiği takdirde durmaya
zorlayacak şekilde üzerine ateş edilir.
48
McCann ve diğerleri v. Birleşik Krallık, Karar Sıra No. 549, 27 Eylül 1995.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
87TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
yaşam hakkı ihlali sonuçlarına, komisyonun
49
kendi çalışma prensipleri
uyarınca görevlendirdiği üyelerinin, Türkiye’de bir yerel mahkeme gibi,
“olgu saptama duruşmalarında” dinlediği tanıklar ve elde ettiği belgelerle
ulaşmıştır. Mahkeme, olağanüstü hal bölgesinden yapılan başvurular
nedeniyle verdiği kararlarında sözleşmenin 2. maddesinde korunan
yaşam hakkının beş değişik nedenle ihlal edilebileceğini saptamıştır.
Karara bağlanan başvurularda yaşam hakkının birden fazla nedenle
birlikte ihlal edilebileceği de saptanmıştır.
A. Yaşam Hakkı İhlalinin Doğrudan Devletin Müdahalesi
ile İhlal Edildiği Sonucunun Saptandığı Başvurular
Mahkeme, gözaltına alındıktan sonra akıbetleri belli olmayan mağ-
durlara ilişkin başvurularda, olayların özgün koşullarına göre yaşam
hakkına devletin doğrudan müdahalesi ile son verildiği sonucuna var-
mıştır. Çakıcı v. Türkiye başvurusunda,
50
mağdur Ahmet Çakıcı’nın
gözaltına alındığı Türk Hükümeti tarafından kabul edilmemesine
karşın, mahkeme gözaltı olgusunun varlığını kabul etmiş, daha sonra
silahlı çatışmada öldüğü mahkemeye bildirilen mağdurun ölüm ko-
şularının hükümetçe yeterince açıklanamadığı gerekçesi ile doğrudan
ihlale karar vermiştir. Taş v. Türkiye başvurusunda ise,
51
yaralı olarak
gözaltına alınan mağdur Muhsin Taş’ın, bir gün sonra götürüldüğü
“yer gösterme” sırasında kaçtığı şeklindeki güvenlik güçlerince tutulan
tutanak mahkemece inandırıcı bulunmamış ve aradan geçen süreye
rağmen kendisinden haber alınamayan mağdurun yaşamından hükü-
metin sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Timurtaş v. Türkiye baş-
vurusunda,
52
Abdulvahap Timurtaşın’ın gözaltına alındığı hükümetçe
reddedilmiş, iç hukuktaki soruşturma dosyasından aslı daha sonra gö-
revlilerce çıkarılan gözaltı belgesinin fotokopisinin başvurucular tara-
fından komisyona sunulması üzerine mahkeme, hükümetten sahte ol-
duğunu iddia ettiği bu belgenin aslını sunmasını talep etmiş, sonuçta
belge aslını sunamayan hükümeti yaşam hakkının ihlalinden sorumlu
49
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren ve 01.10.1998 tarihinde
yürürlüğe giren sözleşmeye ek 11 nolu protokolden önce sözleşme organları, ko-
misyon ve mahkemeden oluşmaktaydı.
50
Çakıcı v. Türkiye, Başvuru no. 23657/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar.
51
Taş v. Türkiye, Başvuru no. 24396/94, 14 Kasım 2000 tarihli karar.
52
Timurtaş v. Türkiye, Başvuru no. 23531/94, 13 Haziran 2000 tarihli karar.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
tutmuştur. Gözaltına alınan ve gözaltına alındıktan sonra maruz kal-
dığı işkence sonucunda öldüğü noktasında makul şüphenin ötesinde
hiçbir kuşku bulunmayan İsmail Ertak’a ilişkin Ertak v. Türkiye baş-
vurusunda,
53
gözaltına alınma olgusunun hükümetçe kabul edilme-
mesine rağmen, mahkeme yaşam hakkının görevlilerce ihlal edildiği
sonucuna varmıştır. Bu başlık altında, son ihlal kararı Şırnak’ın Silopi
ilçesinde Jandarma binasına gittiklerinden itibaren bir daha kendilerin-
den haber alınamayan Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’e ilişkin yapı-
lan başvurudur. Mahkemenin değerlendirmesine göre; resmi makam-
lar, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in kaybolmasını soruşturmak için
teorik olarak uygun olan mekanizmaları harekete geçirmede çekimser
kalmışlardır. Keza mahkeme; Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in için-
de kaybolduğu ortamın, dört yıl sonra akıbetlerinin belirsizliğini ko-
ruması olgusu, ciddi bir soruşturmanın yapılmaması ve neler olduğu
konusunda resmi makamların makul bir açıklamasının bulunmamış
olunması olgularından hareketle, ilgili kişilerin kaybolmasının aleyhi-
ne başvuru yapılan devletin sorumluluğuna girdiği sonucuna varmış
ve sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği tespitini yapmıştır.
54
Ayrıca
aşağıda listesi verilen kararlarda bu başlık altındaki ihlal kararlarının
diğer örnekleridir.
55
53
Ertak v. Türkiye, Başvuru no. 20764/92, 09 Mayıs 2000 tarihli karar.
54
Tanış ve diğ. v Türkiye, Başvuru no.65899/0, 02.08.2005 tarihli karar.
55
Çakıcı v. Türkiye, Başvuru no. 23657/93, 08.07.1999 tarihli karar; Ertak v. Türkiye,
Başvuru no. 20764/92, 09.05.2000 tarihli karar; Timurtaş v. Türkiye, Başvuru no.
23531/94, 13.06.2000 tarihli karar; Salman v. Türkiye, Başvuru no. 21986/93, 27.06.2000
tarihli karar; Taş v. Türkiye, Başvuru no. 24396/94, 14.11.2000 tarihli karar; Çiçek v.
Türkiye, Başvuru no. 25704/94, 27.02.2001 tarihli karar; Tanlı v. Türkiye, Başvuru
no. 26129/95, 10.04.2001 tarihli karar; Akdeniz ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no.
23954/94, 31.05.2001 tarihli karar; Avşar v. Türkiye, Başvuru no. 25657/94, 10.07.2001
tarihli karar; İ. Bilgin v. Türkiye, Başvuru no. 25659/93, 17.07.2001 tarihli karar; Ab
-
durrahman Orak v. Türkiye, Başvuru no. 31889/96, 14.02.2002 tarihli karar; Orhan v.
Türkiye, Başvuru no. 25656/94, 18.06.2002 tarihli karar; Aktaş v. Türkiye, Başvuru no.
24351/94, 24.04.2003 tarihli karar; İpek v. Türkiye, Başvuru no. 25760/94, 17.02.2004
tarihli karar; Özalp ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 32457/96, 08.04.2004 tarihli
karar; İkincisoy v. Türkiye, Başvuru no. 26144/95, 27.07.2004 tarihli karar; Ceyhan Demir ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 344912/97, 13.01.2005 tarihli karar; Ak
-
kum ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 21894/93, 24.03.2005 tarihli karar; Acar ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 36088/97, 24.05.2005 tarihli karar; Süheyla Aydın v.
Türkiye, Başvuru no. 25660/94, 24.05.2005 tarihli karar; Akdeniz v. Türkiye, Başvuru no. 25165/94, 31.05.2005 tarihli karar; Çelikbilek v. Türkiye, Başvuru no. 27693/95,
27.07.1998 tarihli karar; Kişmir v. Türkiye, Başvuru no. 27306/95, 31.05.2005 tarihli
karar; Yasin Ateş v. Türkiye, Başvuru no. 30949/96, 31.05.2005 tarihli karar; Tanış
ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 65899/01, 02.08.2005 tarihli karar; Kanlıbaş v.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
89TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
B. Yaşam Hakkı İhlalini Önlemede Hükümetçe Gerçek ve
Yeterli Önlemler Alınmaması Nedeniyle İhlalin Saptandığı
Başvurular
Olağanüstü hal bölgesinde yoğun olarak 1992-1996 yılları arasın-
da başta Diyarbakır olmak üzere şehir merkezlerinde, kanaat önderi
olarak kabul edilebilecek onlarca yazar, siyasetçi, öğretmen, sendikacı,
gazeteci, avukat, imam ve toplumum değişik kesimlerinden insanlar
sokak ortalarında faili meçhul biçimde öldürülmüşlerdir. Büyük çoğun-
luğunun bugüne kadar failleri saptanamamıştır. Mahkemeye yapılan
başvurulardan sonra faillerinin saptandığı bildirilenler bakımından
da, mahkeme saptandığı bildirilen bu faillerin gerçek failler olduğu
noktasında hükümetin tezlerini inandırıcı bulmamıştır.
56
Mahkeme, Kılıç v. Türkiye,
57
Kaya v. Türkiye
58
ve Akkoç v. Türki-
ye
59
başvurularında, sırası ile gazeteci, doktor ve öğretmen-sendikacı
olan maktullerin bulundukları konum itibariyle bölgede yaşananlar
karşısında resmi makamların olumsuz tutumları da dikkate alındığında
yaşamlarının risk altında olduğunun bilinmesine rağmen yaşam hakkını
korumada yakın, gerçek ve makul önlemleri almayan hükümeti yaşam
hakkından sorumlu tutmuştur. Bu başlık altında mahkemenin ihlal
tespit ettiği başvurular vardır.
60
C. Operasyonun Planlanmasındaki Yetersizlikler Nedeniyle
Yaşam Hakkı İhlalinin Saptandığı Başvurular
Çatışmaların yoğun olarak yaşandığı dönemlerde, güvenlik görevli-
lerinin operasyonları sonucunda birçok sivil değişik biçimlerde yaşam-
larını kaybetmiştir. Ergi v. Türkiye,
61
Oğur v. Türkiye
62
başvurularına
Türkiye, Başvuru no. 32444/96, 08.12.2005 tarihli karar.
56
Olağanüstü hal bölgesinde bu cinayetlerin yerel olarak Hizbul-kontra olarak adlan-
dırılan ve görevlilerce kontrol – hoşgörü gösterilen güçlerce işlendiği yaygın olarak
kabul edilmektedir.
57
Kılıç v. Türkiye, Başvuru no. 22492/93, 28 Mart 2000 tarihli karar.
58
Mahmut Kaya v. Türkiye, Başvuru no. 22535/93, 28 Mart 2000 tarihli karar.
59
Akkoç v. Türkiye, Başvuru no. 22947/93-22948/93, 10 Ekim 2000 tarihli karar.
60
Demiray v. Türkiye, Başvuru no. 27308/95, 21.11.2000 tarihli karar; Koku v. Türkiye,
Başvuru no. 27305/95, 31.05.2005 tarihli karar.
61
Ergi v. Türkiye, Başvuru no. 23818/94, 28 Haziran 1998 tarihli karar.
62
Oğur v. Türkiye, Başvuru no. 21594/93, 20 Mayıs 1999 tarihli karar.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
konu olan olaylar bu başlık altındaki ihlallere örnektir. Bu olaylarda,
hükümet tarafından kırsal alanda, silahlı örgüt mensuplarına karşı ya-
pıldığı bildirilen operasyonlarda sırasıyla köydeki evinde bulunan bir
kadınla, kömür ocağında bekçi olarak çalışan bir işçi güvenlik güçlerince
açılan ateş sonucunda yaşamlarını yitirmiştir.
Mahkeme operasyonun planlanmasındaki yetersizlikler ile uygu-
lanmasındaki ağır kusur ve ihmaller nedeniyle yaşam hakkının ihlaline
karar vermiştir. Mahkeme Ergi v. Türkiye, Gezici v. Türkiye ve Gül v.
Türkiye kararlarında da benzer tespiti yapmıştır.
63
D. Güvenlik Güçlerinin Orantısız Güç Kullanımının
Neden Olduğu Yaşam Hakkı İhlallerinin Saptandığı
Başvurular
Gül v. Türkiye
64
başvurusuna konu olan olayda, ev aramasına giden
güvenlik güçleri kapıyı açmakta olan mağdura, daha kapıyı açmadan
izah edemedikleri nedenle 50-55 adet kurşun sıkmışlar ve ölümüne
neden olmuşlardır.
Kadın ve çocuklar gibi masum sivillerin bulunduğu bir eve, hedef
görünmediği halde bu şekilde etkili ve otomatik silahlarla ateş açılarak
yaşam hakkına son verilmesinde mahkeme kullanılan gücü, ulaşılmak
istenilen hedefle hiçbir şekilde izah edilmeyecek biçimde orantısız
bulmuştur.
Mahkeme birçok başvuruda da aynı tespiti yapmıştır.
65
63
Ergi v. Türkiye, Başvuru no. 23818/94, 28.07.1998 tarihli karar; Gezici v. Türkiye,
Başvuru no. 34594/97, 17.03.2005 tarihli karar; Gül v. Türkiye, Başvuru no. 22676/93,
14.12.2000 tarihli karar
64
Gül v. Türkiye, Başvuru no. 22676/93,14 Aralık 2000 tarihli karar.
65
Güleç v. Türkiye, Başvuru no. 21593/93, 27.07.1998 tarihli karar; Oğur v. Türkiye, Başvuru no. 21594/93, 20.05.1999 tarihli karar; Ahmet Özkan ve Diğerleri v. Tür
-
kiye, Başvuru no. 21689/93, 06.04.2004 tarihli karar; Ağdaş v. Türkiye, Başvuru
no. 34592/97, 27.07.2004 tarihli karar; Şimşek ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no.
35072/97, 26.07.2005 tarihli karar; Hamiyet Kaplan ve Diğerleri v. Türkiye, Baş-
vuru no. 36749/97, 27.07.1998 tarihli karar; Kaya ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru
no. 33420/96, 22.11.2005 tarihli karar; Kakoulli v. Türkiye, Başvuru no. 38595/97,
22.11.2005 tarihli karar.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
91TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
E. Yürütülen Soruşturmaların Eksik ve Yetersiz Kalması
Nedeniyle Yaşam Hakkı İhlallerinin Saptandığı Başvurular
Mahkeme, özellikle Olağanüstü Hal Bölgesi’nden yapılan diğer
birçok başvuruda ise, yaşam hakkına güvenlik güçlerinin doğrudan
müdahalesi olgusunu saptamamış, ancak yürütülen soruşturmaların
eksik ve yetersiz oluşu nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna
varmıştır.
66
Bu başvurularda öne çıkan olgu, yaşam hakkına güvenlik
güçlerince son verildiği şüphesinin yeterince kanıtlanamamış olması-
dır. Ancak, savcıların isteksiz ve yetersiz davranışlarının soruşturma
dosyalarına yansımış olması yanında, güvenlik güçlerinin yargılanma-
larını engelleyen olağanüstü hal mevzuatı, sözleşmenin temeli sayılan
yaşam hakkı ihlallerinden Türkiye’nin yoğun biçimde sorumlu olması
sonucunu ortaya çıkarmıştır.
F. Diğer İhlal Biçimleri
Mahkeme, Öneryıldız v. Türkiye
67
başvurusunda 2. maddenin ka-
musal hizmetleri alanında da devletlere pozitif yükümlülük getirdiği
66
Kaya v. Türkiye, Başvuru no. 22729/93, 19.02.1998 tarihli karar; Yaşa v. Türkiye,
Başvuru no. 22495/93, 02.09.1998 tarihli karar; Tanrıkulu v. Türkiye, Başvuru no.
23763/94, 08.07.1999 tarihli karar; Kıbrıs ( Esas hk) v. Türkiye, Başvuru no. 25781/94,
10.05.2001 tarihli karar; Şemsi Önen v. Türkiye, Başvuru no. 22876/93, 14.05.2002
tarihli karar; Ülkü Ekinci v. Türkiye, Başvuru no. 27602/95, 16.07.2002 tarihli karar;
Tepe v. Türkiye, Başvuru no. 27244/95, 09.05.2003 tarihli karar; Tekdağ v. Türkiye,
Başvuru no. 27699/95, 15.01.2004 tarihli karar; Nuray Şen (No.2) v. Türkiye, Başvuru
no. 25354/94, 30.03.2004 tarihli karar; Tahsin Acar (Esas hk) v. Türkiye, Başvuru
no. 26307/95, 08.04.2004 tarihli karar; Buldan v. Türkiye, Başvuru no. 28298/95,
20.04.2004 tarihli karar; Erkek v. Türkiye, Başvuru no. 28637/95, 23.07.2004 tarihli
karar; O. v. Türkiye, Başvuru no. 28497/95, 15.07.2004 tarihli karar; Şirin Yılmaz v.
Türkiye, Başvuru no. 35875/97, 29.07.2004 tarihli karar; Seyhan v. Türkiye, Başvuru
no. 33384/96, 02.11.2004 tarihli karar; A.K. ve V.K. v. Türkiye, Başvuru no. 38418/97,
30.11.2004 tarihli karar; Menteşe ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 36217/97,
18.01.2005 tarihli karar; Türkoğlu v. Türkiye, Başvuru no. 34506/97, 17.03.2005 tarihli
karar; Toğcu (Restore Kararı) v. Türkiye, Başvuru no. 27601/95, 31.05.2005 tarihli
karar; Fatma Kaçar v. Türkiye, Başvuru no. 35838/97, 15.07.2005 tarihli karar; Dün
-
dar v. Türkiye, Başvuru no. 26972/95, 20.09.2005 tarihli karar; Özgen ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 38607/97, 20.09.2005 tarihli karar; H.Y. ve HU.Y. v. Türkiye,
Başvuru no. 40262/98, 06.10.2005 tarihli karar; Nesibe Haran v. Türkiye, Başvuru no. 28299/95, 06.10.2005 tarihli karar; Adalı v. Türkiye, Başvuru no. 38187/997,
31.03.2005 tarihli karar.
67
Öneryıldız v. Türkiye, Başvuru no. 48939/99, 18.06.2002 tarihli karar, Polis Akademisi
İnsan Hakları Kararları Dergisi, Cilt 1, Sayı 4, s. 15
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
saptanmıştır. Bu başvuruya konu olayda, başvurucu 8 aile ferdi ile
birlikte Ümraniye’de gecekondu yapılaşmasının bulunduğu Kazım
Karabekir mahallesinde ikamet etmektedir. Başvurucuların ikamet
ettiği alan aynı zamanda 1970 yılından bu yana çöplerin döküldüğü
Hekimbaşı çöplük alanında yakınındadır. Bu alanla ilgili bir dizi idari ve cezai yargılamalar devam ederken 28 Nisan 1993 tarihinde metan
gazı sıkışması nedeni ile patlama meydana gelmiş ve başvurucunda
sahibi bulunduğu bir kısım ev toprağa gömülmüş 26 kişinin öldüğü bu patlamada toplam 39 kişi zarar görmüştür. Bu patlama nedeni ile, idari
soruşturmanın yanında, ceza soruşturması da başlatılmış, başvurucuda
idari yargıda tam yargı davası açmıştır. Tüm bu yargısal süreç, olayın
vahametine uygun bir biçimde başvuru tarihine kadar sonuçlanma-
mıştır. Başvurucular sözleşmenin 2. maddesi ile koruma altına alınan yaşam haklarının yanı sıra sözleşmenin 6/1, 8., 13. ve 1 nolu protokolün
1. maddesi ile korunan mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesi ile
mahkemeye bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Mahkeme bu konu ile
ilgili yaptığı değerlendirmede;
“Bu ilkeler ışığında, mahkeme, her şeyden önce, yaşam hakkı ihlali-
nin, sadece hükümet tarafından ifade edilen alanlarla bağlı değil, çevre
sorunlarıyla ilişkili tasarlanabileceğini, fakat aynı zamanda yaşama
hakkı veya yaşama hakkının farklı yönleri için ciddi bir riske yer vere-
bilecek diğer alanları kesin olarak belirtmelidir. Bu açıdan mahkeme,
çevre alanında ve özellikle kullanım atıklarının stoklama alanları ve
bunların işletilmesinden kaynaklanan riskler hakkında, milli kamu ida-
relerine düşen yükümlülükleri ile artan bir duyarlılığın doğrulanması
olgusuna dikkat çeken Avrupa normlarının yakın geçmişteki evrimin
hatırlatmaktadır.
68
Mahkeme, idari makamların sözü edilen durumla ilgili olarak,
Ümraniye’nin bazı gecekondu mahalleleri sakinlerinin fiziki bütün-
lükleri kadar yaşamları için de belediye çöplüğündeki eksiklikler do-
layısıyla reel biçimde tehdit altında olduklarını bildikleri veya bilmiş
olmaları gerektiği sonucuna varmaktadır. Zira, bu makamlar söz konusu
problemlere çözüm getirmemişlerdir ve yürürlükte olan düzenlemeler
gereğince kendilerine verilen yetkiler çerçevesinde, söz konusu risklerin
ortaya çıkmasını engellemek için makul bir şekilde beklemenin dışında
68
Öneryıldız v. Türkiye, parag. 64.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
93TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
hiçbir şey yapmamışlardır. Ayrıca bu risklerden mahalle sakinlerini bil-
gilendirme yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir. Bu bilgilendirme
yapılmış olsaydı, Hekimbaşı Çöplüğü’nün yakınında ikamete devam
eden başvurucu ve ailesi risk değerlendirmesi yapma imkanına sahip
olabilirlerdi.
69
Mahkeme bu kararı ile çevre sorundan kaynaklı nedenle gerekli
idari ve yargısal tedbirleri zamanında alınmaması ve etkin bir adli
prosedürünün işletilmemesi nedenleri ile sözleşmenin 2. maddesi ile
korunan yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Mahkemenin bu başlık altında ihlal tespiti yaptığı diğer bir başvu-
ruda, Kılınç ve diğ. v. Türkiye kararıdır.
70
Bu karara konu olan olayda,
1992 yılında kendisine atipik deprasyon teşhisi konulan. M. C. Kılınç,
askere alındığı 1994’ün ilk günlerinden itibaren askeri hastanelerde
tedavi görecek kadar psikiyatri hastasıdır ve 15 Mayıs 1995’te askeri
cezaevinin nöbetçi kulübesinde dolu silahla nöbet tutarken silahıyla
kendini şakağından vurarak intihar etmiştir. Mahkeme başvuruyu
sözleşmenin 2. maddesi bağlamında incelerken, devletin bu durumu
bilmesine rağmen, askere alınmadan önce ve alındıktan sonra izlenen
usullerde kusurlu olması nedeni ile sözleşmenin 2. maddesinin ihlal
edildiği tespitini yapmıştır.
SONUÇ
2001’den itibaren Anayasal ve yasal değişiklikler ile 2004 Anayasa
değişiklikleri, Türkiye’de ölüm cezası bakımından yaşam hakkı lehine
önemli bir aşama sağlamıştır. Bu aşama son olarak ölüm cezasını her
halde kaldıran İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 13. protokolün
onaylanması ile tamamlanmıştır. Ancak hukuk dışı tutumlar nedeniyle
yaşam hakkının ihlali tartışmaları sürmektedir.
Türkiye’de yaşam hakkının ihlalinin ulaştığı boyut İnsan Hakları
Avrupa Mahkemesi tarafından saptanmış olup, kararlar bu yönlü ön-
lemlerin yasal düzeyde nasıl sağlanabileceği açısından da yol gösterici-
dir. Bu anlamdan gerekli önlemlerin alınması aynı zamanda yaşamsal
zorunluluk taşımaktadır.
69
Öneryıldız v. Türkiye, parag. 87.
70
Kılınç ve diğ. v. Türkiye, Başvuru no. 40145/98, 07.06.2005 tarihli karar.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 66, 2006