Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009160
İHMAL SUÇLARINDA TEŞEBBÜS
VE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME
Önder TOZMAN
∗
Giriş
Ceza hukukunda suçlar hareketin niteliğine göre tasnife tabi tu-
tulduğunda, hareketin şekli bakımından icra suçları ve ihmal suçla-
rı olarak ikiye ayrılmaktadır. Türk ceza hukuku düzeninde, sayıları
pek fazla olmamakla birlikte bir şey yapmayı emreden normlar bulun-
maktadır. Bir şeyi yapmanın emri olan bu normların ihlal edilebilme-
si için bir ihmal hareketi gerekmekte, bu nedenle bunlara ihmal suçla-
rı denilmektedir.
1
Kişinin, işlemeyi kastettiği bir suçun icrasına elveriş-
li hareketlerle doğrudan doğruya başlayıp ta elinde olmayan neden-
lerle tamamlayamaması durumunda suça teşebbüsten söz edilir (Türk
Ceza Kanunu, m. 35/1). Kişi bu halde, meydana gelen zarar veya tehli-
kenin ağırlığına göre tamamlanmış suça göre daha az bir cezayla ceza-
landırılır (TCK m. 35/2). Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vaz-
geçer ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını ya da neticenin
gerçekleşmesini önlerse gönüllü vazgeçme denilen durum söz konu-
sudur. Fail bu durumda teşebbüsten dolayı ceza almaz; ancak failin o
ana kadar gerçekleştirdiği hareketler esasen bir suç teşkil ediyorsa sa-
dece o suça ait ceza ile cezalandırılır (TCK m. 36). Kısaca tanımlarını
vermekle birlikte, bu çalışmada tek başına ihmal suçları ya da tek başı-
na teşebbüs ve gönüllü vazgeçme konusu ele alınmayacaktır. Türk hu-
kukunda pek fazla ele alınmış olmayan ihmal suçlarında teşebbüs ve
gönüllü vazgeçme konusu değerlendirilecektir. Ancak, teşebbüs bakı-
mından konunun her yönü değil, ihmali suçlara teşebbüsün mümkün
*
Dr., Ceza ve Ceza Usul Hukuku Araştırma Görevlisi, Ankara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü.
1
Hafızoğulları, Zeki, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2008, s. 194.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009161
olup olmadığı, mümkünse bu suçlarda icranın ne zaman başladığı ve
gönüllü vazgeçme bakımından ise, ihmal suçlarında icra suçlarında ol-
duğu gibi iki tür vazgeçmenin, yani icra hareketlerinden vazgeçme ve
suçun tamamlanmasını ya da sonucun gerçekleşmesini önleme şeklin-
de kanunda öngörülen iki türünün de mümkün olup olmadığı incele-
me konusu olacaktır.
I. İhmal Suçları Hakkında Genel Bilgiler
Modern ceza hukuku yönünden suç, öncelikle bir fiilden ibarettir.
Ancak bu fiil kaynağını insandan alan bir fiildir. Suçun maddi unsu-
runu oluşturan fiil maddi yönden çeşitli unsurların varlığını gerekti-
rir. Bu unsurlar pozitif ve negatif olarak iki grupta toplanabilir. Birin-
ci gruptakiler pozitif, yani bir fiilde bulunması gereken unsurlar olup;
davranış, kanunun gerekli gördüğü hallerde sonuç ve bu ikisi arasın-
daki nedensellik bağıdır. Negatif unsurlar ise bir fiilde bulunmaması
gereken unsurlardır. Bunlar meşru savunma, zorunluluk hali gibi bir
fiili suç olmaktan çıkaran durumlardır.
2
Ceza hukuku anlamında hukuka aykırı fiilin, yani suçun varlığı
için yapma veya yapmama biçiminde bir davranışa gerek vardır. Suç,
kanunun emrinin bir ihlali olduğuna göre, doğası gereği bir insan dav-
ranışıdır ve dolayısıyla davranışsız bir suç düşünülemez. Hareket dış
dünyada yapma veya yapmama biçiminde ortaya çıkabilir. Birinci hal-
de icrai hareket ikinci halde ise ihmal söz konusudur.
3
İhmalin esası,
4
kişinin yapmak zorunda olduğu bir hareketi yap-
mamasıdır. Ancak bütün ihmali hareketler değil, sadece hukuk ku-
ralları ile çatışan ihmali hareketler hukuku ilgilendirmektedir. Bu du-
rumda ihmal hukuk düzeninin yapılmasını istediği hareketlerin ya-
pılmaması olarak tanımlanabilir
5
. Bu yapısıyla ihmali davranış, doğal
olarak belirlenebilen icrai hareketin tersine normatif olarak belirlene-
2
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2007, s. 111-112.
3
Toroslu, s. 112–113.
4
İhmalin esası hakkındaki değişik görüşler için bkz. Hafızoğulları, s. 194-195.
5
Toroslu, s. 117. Benzer açıklamalar için bkz. Hafızoğulları, s. 195; Artuk, Mehmet
Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası,
Ankara 2007; s. 398–399; Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa R., Uygulamalı Ceza Huku-
ku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, 9. Baskı, Ankara 2006, s. 132.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009162
bilmektedir. İhmal, davranış normlarıyla kişiye belli bir icrai davranış-
ta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği durumlarda, kişinin bu yü-
kümlülüğünü yerine getirmemesidir.
6
Suçlar hareketin şekline göre icrai ve ihmali suçlar olarak ikiye ay-
rılmaktadır. Failin ancak aktif, yani yapma şeklinde bir hareket içinde
bulunmasıyla işlenebilen suçlara icrai suç denir.
7
Buna karşılık ihmali
davranışla, yani hukuken istenen şeyin yapılmaması suretiyle işlenen
suçlara ise ihmali suçlar denir. Bazı suçlar sadece icrai bir hareketle iş-
lenebilirken (Örneğin TCK m. 102, 141, 151), bazı suçlar sadece ihma-
li bir davranışla işlenebilir (Örneğin, TCK m. 98, 166, 257/2, 279). Ni-
hayet üçüncü bir grup suç ise hem icrai hem de ihmali davranışla işle-
nebilir. Örneğin kasten öldürme hem icrai bir davranışla (TCK m. 81)
hem de ihmali bir davranışla (TCK m. 83) işlenebilir. Yine kasten yara-
lama da icrai olarak işlenebileceği gibi (TCK m. 86), ihmali davranışla
(TCK m. 88) da işlenebilir.
İhmal suçları da kendi içinde salt/sırf ihmal suçları (gerçek ihmal
suçları) ve ihmal suretiyle icra (görünüşte ihmal suçları/garantörsel/
nitelikli ihmal suçları) olarak ikiye ayrılmaktadır
8
. Salt ihmali suçlarda
belirli bir hareketin yapılması zorunluluğu suç tipinde öngörülmekte-
dir. Cezalandırma da hukuksal açıdan yapılması gerekenin ihmal edil-
mesinden, yani suç tipinde öngörülen emre karşı gelinmesinden kay-
naklanmaktadır
9
. Salt ihmali suç; failin kanunun emrettiği hareketi hiç
yapmaması, bu hareketi zamanında yapmaması, yani geç yapması,
sözü geçen hareketi kanunun gösterdiği yer dışında yapması gibi de-
ğişik şekillerde işlenebilir.
10
Salt ihmal suçları yapılması gereken hare-
ketin yapılmamasıyla oluşur.
11
Bir diğer deyişle ihmali suçun oluşma-
sı için, bu yapmamanın, geç yapmanın veya kanunun aradığı yerde
yapmamanın gerçekleşmesi yeterlidir ve başka bir hususun oluşması-
6
İçel, Kayıhan/Sokullu-Akıncı, Füsun /Özgenç, İzzet/Sözüer, Adem/Mahmutoğ-
lu, Fatih S./Ünver, Yener, Suç Teorisi, 2. Kitap, İstanbul 2000, s. 61.
7
Öztürk/Erdem, s. 132; Toroslu, s. 117.
8
Değişik isimlendirmeler için bkz. Toroslu, s. 118; Öztürk/Erdem, s. 133; Artuk/
Gökcen/Yenidünya, s. 401; Hakeri, Hakan, Ceza Hukukunda İhmal Kavramı ve İhma-
li Suçların Çeşitleri, Ankara 2003, s. 99 vd.
9
Öztürk/Erdem, s. 133.
10
Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C. I, 11.
Bası, İstanbul 1994, C. I, No. 512.
11
Toroslu, s. 118.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009163
na gerek yoktur.
12
Örneğin görevi ihmal, suçu ihbar suçlarında olduğu
gibi. İhmal suretiyle icra suçlarında ise ihmalin maddi bir sonuca ne-
den olması gerekir.
13
Burada aslında aktif bir hareketle işlenebilen ic-
rai bir suçun hareketsiz kalarak işlenmesi söz konusudur.
14
Bu suçlar-
da, belli bir neticenin gerçekleşmesini önlemek hususunda özel bir yü-
kümlülük altında bulunan fail, bu neticenin gerçekleşmesine kendisi
neden olmasa bile, oluşumunu engellemediği için ihmali hareketle suç
işlemiş kabul edilir.
15
Örneğin annenin çocuğunu emzirmemesi sonu-
cu çocuğun ölmesi,
16
boğulmakta olan bir kimseyi cankurtaranın kur-
tarmaması, ağır yaralı hastaya gerekli tedaviyi yaptırmayan doktorun
hastanın ölümüne sebep olmasında
17
olduğu gibi.
5237 sayılı TCK bakımından icra ve ihmalin birbirinden ayrılma-
sının önemli olduğu vurgulanmaktadır.
18
Gerçekten 5237 sayılı TCK,
12
Dönmezer/Erman, C.I, No. 512.
13
Toroslu, s. 119.
14
Öztürk/Erdem, s. 133.
15
İçel/SokulluAkıncı/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, s. 62; Artuk/Gökcen/
Yenidünya, s. 401.
16
Toroslu, s. 119.
17
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 401.
18
Öztürk/Erdem, s. 132; Hakeri, s. 86; Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 401. Hakeri 765
sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde ihmali suçlar ile ilgili yaptığı kapsam-
lı çalışmasında, insan davranışları içinde ihmali davranış ve icrai davranışın bir-
birinden ayırt edilmesi konusunda Alman doktrininde hiçbir tereddüdün yaşan-
madığına işaret etmekte ve kendisi de ihmali davranışın icrai davranıştan farklı bir
muameleye tutulması görüşünü dile getirmektedir. Yazara göre, bu ayrımın yapıl-
masının nedensellik, garantörlük ve beklenebilirlik bakımlarından önemi vardır.
Yazar Alman hukukundaki bu konudaki uygulamadan bazı örnekleri aktarmak-
ta ve garantörlük konusundaki öneminden şu şekilde bahsetmektedir: “…zira ic-
rai suçlarda sorumluluk için garantörlük aranmazken, nitelikli (garantörsel) ihma-
li suçlarda garantörlük koşulunun gerçekleşmesi gerekir. Bu itibarla bir hareket ic-
rai bir hareket olarak kabul edilirse, kişi garantör olmasa dahi sorumlu kabul edi-
lecekken, aynı hareketin ihmali hareket olarak kabul edilmesi ve suçun da nitelik-
li (garantörsel) ihmal suçu olması halinde sorumluluk söz konusu olmayacaktır.
Gerçekten de icrai bir hareketle suç işlendiği taktirde, sadece bu hareketin yapıl-
ması yeterli iken, garantörsel ihmalden dolayı cezalandırma için ayrıca kişinin özel
mükellef sınıfına dahil olması, yani garantör olması gerekmektedir. Bu ayrım öne-
mi kendisini Alman Ceza Kanunu’nun 13. maddesi bakımından da göstermekte-
dir; zira bu maddeye göre ihmali suçlarda ceza, icrai suçlar için öngörülmüş bulu-
nan cezaya nazaran indirilebilecektir”. Hakeri, s. 86–87. Ayrıca ihmali davranışın
icrai davranıştan ayrılması konusunda Alman hukukundaki teoriler için bkz. a. g.
e., s. 70 vd.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009164
bazı suçlar bakımından suçun ihmali bir hareketle işlenmesi halini ay-
rıca düzenlemiştir. TCK’nın 83. maddesinde, kasten öldürmenin ihma-
li hareketle işlenmesi hali ve TCK’nın 88. maddesinde ise kasten yara-
lamanın ihmali hareketle işlenmesi hali düzenlenmiş ve bu suçların ih-
mali hareketle işlenmesi durumunda icrai bir davranışla işlenmesin-
den daha az ceza verilebileceği konusunda hakime takdir yetkisi veril-
miştir. İşkence suçunu düzenleyen TCK’nın 94. maddesinin 5. fıkrasın-
da ise bu suçun ihmali bir davranışla işlenmesi halinde cezadan indi-
rim yapılamayacağını belirtilmiştir. TCK’nın 83 ve 88. maddelerinden
anlaşıldığına göre, kişinin ihmalden dolayı bu suçlardan sorumlu tu-
tulabilmesi için ihmalin icrai davranışa eş değer olması gerekir. İhmali
davranışın icrai davranışa eş değer olabilmesi için ise, kişinin belli bir
icrai davranışta bulunmak konusunda kanuni düzenlemelerden veya
sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlüğünün bulunması ya da önce-
den gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak teh-
likeli bir durum oluşturması gerekir.
II. İhmal Suçlarında Teşebbüs
Bilindiği gibi 5237 sayılı TCK’nın getirdiği en önemli değişiklikler-
den birisi de teşebbüs konusunda olmuştur. Ancak biz burada ihmali
suçlarda teşebbüs konusunu bütün yönleriyle değil, sadece bu suçlara
teşebbüsün mümkün olup olmadığı ve eğer öyleyse bu suçlarda icra-
nın ne zaman başlayacağı konusundaki görüşler bakımından ele ala-
cağız.
5237 sayılı TCK’nın 35. maddesine göre, bir teşebbüsün söz konu-
su olabilmesi için failin işlemeyi kastettiği suçun elverişli hareketlerle
doğrudan doğruya icrasına başlaması gerekir. Suçun icrasına başlama
anının tespiti sorununa cevap bulabilmek için doktrin ve uygulama,
hazırlık hareketleri- icra hareketleri ayrımını geliştirmiştir.
19
İcra hare-
ketlerinin hazırlık hareketlerinden nasıl ayrılacağı konusunda ise çok
sayıda teori geliştirilmiştir.
20
Ancak bu teorilerin daha çok icrai hare-
ket dikkate alınarak ileri sürüldükleri söylenebilir. Alman hukukunda
19
Toroslu, Genel Kısım, s. 257.
20
Bu teoriler için bkz. Soyaslan, Doğan, Teşebbüs Suçu, Ankara 1994, s. 65 vd.; Sözüer,
Adem, Suça Teşebbüs, Ankara 1994, s. 194 vd.; Dönmezer/Erman, C.I, No. 562 vd.;
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 729 vd.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009165
özellikle ihmal suretiyle icra suçlarında icranın ne zaman başlayacağı
ve dolayısıyla bir teşebbüsün ne zaman söz konusu olacağı konusun-
da teoriler geliştirilmiştir. Biz de öncelikle bu suçlar bakımından teşeb-
büs konusunu, arkasından salt (gerçek) ihmal suçlarında teşebbüs ko-
nusunu ele alacağız.
1. İhmal Suretiyle İcra Suçlarında Teşebbüs
Kanundaki çoğu suç tipi icrai suç tipi olarak düzenlenmiş olması-
na rağmen, bu suç tiplerinde yer alan netice icrai bir hareketle değil de
ihmali bir hareketle gerçekleştirilmesi durumunda da fail cezalandırı-
lacaktır. Buna göre, nasıl ki, icrai suç tiplerindeki neticenin meydana
gelmesi için harekete geçildiği halde, neticenin gerçekleşmemesi du-
rumunda bu suç tiplerine teşebbüsten söz ediliyorsa; aynı şekilde söz
konusu suç tiplerinin ihmali bir davranışla gerçekleştirilmesi amacıy-
la hareketsiz kalınması, ancak bu neticenin bu hareketsizliğe rağmen
gerçekleşmemesi durumunda da teşebbüsten söz etmek gerekir.
21
İhmal suretiyle icra suçlarına (gerçek olmayan ihmali suçlara /ni-
telikli/garantörsel) teşebbüs hem Türk
22
hem Alman doktrininde
23
ka-
21
Hakeri, s. 266.
22
Bkz. Hakeri, s. 266 vd.; Hafızoğulları, s. 325; Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Genel
Hükümler, Ankara 2006, s. 329; Önder, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, s.411;
İçel/Sokullu-Akıncı/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver s. 351. Doktrindeki di-
ğer yazarların çoğu teşebbüsün mümkün olmadığı suçları sayarken bunlardan bi-
rini ihmali suçlar olarak saysalar da aslında bundan sırf ihmali suçları kastettikle-
ri anlaşılmaktadır. Bkz. Dönmezer/Erman, C.I, No:378; Artuk/Gökçen/ Yenidün-
ya, s. 401; Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2006, s. 432–433;
Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Üçüncü
Bası, İstanbul 2005, s. 475; Selçuk, Sami, Suç, Suç Yörüngesi ve Kalkışmanın Konu-
mu, AD., Yıl 74 (1983), Özel Sayı S. 5, s. 813. Buna karşılık Özgenç ihmali davranış-
la işlenen suçlara teşebbüsü kabul etmemektedir. Özgenç’e göre ihmali suça teşeb-
büs cezalandırılmaz; ancak ihmal davranışı başlı başına bir suç teşkil ediyorsa bu
davranış cezalandırılabilir. Örneğin ölümcül bir hastaya kasten müdahale etme-
yen doktor, hastanın ölmesi durumunda kasten adam öldürmeden sorumludur.
Söz konusu doktorun kasıtlı ihmali davranışına rağmen hasta başka bir doktor ta-
rafından kurtarılırsa burada adam öldürmeye teşebbüs yoktur. Bu ihmali davra-
nış başlı başına bir suçu oluşturuyorsa doktor ancak bu suçtan sorumludur. Örne-
ğin hastanın, doktorun müdahale etmemesinin sonucu olarak sakat kalması du-
rumunda doktor ihmali davranışla kasten yaralama suçundan sorumlu olacaktır.
Bkz. Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara 2008, s. 438.
23
Bkz. Maurach, Reinhart/Gossel, Heinz/Zıpf, Heinz, Strafrecht Allgemeiner Teil
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009166
bul edilmektedir. Gerçekten, ihmal suretiyle icra suçlarında da bir ne-
tice bulunduğuna göre, teşebbüs bakımından bir sorun bulunmamak-
tadır. İcra suçlarında neticeyi icrai bir davranış meydana getirirken,
ihmal suretiyle ihmal suçlarında ise icrai davranışın yerini ihmali bir
davranış almaktadır.
İhmal suretiyle icra suçlarında da icra suçlarında olduğu gibi en
önemli problem icranın ne zaman başlayacağı ve dolayısıyla bir teşeb-
büsün ne zaman söz konusu olacağıdır. Hatta denebilir ki ihmali suç-
larda teşebbüsün başlangıç anının tespiti icrai suçlara göre daha zor-
dur. Zira ihmali suçlarda ihmali suçlarda olduğu gibi aktif bir icra ile
karşılaştırılabilecek bir an bulunmamaktadır.
24
Türk doktrininde bu
konu pek fazla ele alınmamışken,
25
Alman doktrininde başlıca üç gö-
rüş bulunmaktadır. Bunlar, mümkün olan ilk müdahale teorisi, müm-
kün olan son müdahale teorisi ve doğrudan doğruya tehlikeye sokma
teorisidir.
Bu teorileri ele almadan önce Hakeri’nin aktardığı
26
bir örneği ver-
(AT), Teilband 2, Heidelberg 1989, § 40 III A 2 Kn. 98; Zaczyk, Rainer, Versuch,
Rücktritt, in Nomos Kommentar (NK) zum Strafgesetzbuch, Baden Baden 2005, § 22 Kn.
60. Alman hukukunda İm. CK’nın yürürlükte olduğu dönemde bu konuda şüphe-
lerin olduğu ifade edilmektedir. Bunun nedeninin bu Kanun’un 43. maddesinin
teşebbüsü tanımlarken kullandığı “hareket” (Handlung) kavramından kaynaklan-
dığı, çünkü “ihmal”in (Unterlassung) hareket sayılamayacağı, bunun hareket sa-
yılmasının kıyas yasağına aykırı olduğu söylenmiştir. O zaman da bu düşünceye
karşı çıkılmış ve hareketin ihmali de kapsadığı çoğunluk tarafından ifade edilmiş-
tir. Bu tartışma şimdiki kanunun teşebbüs maddesindeki tanımda “hareket” kav-
ramı geçmediği için yaşanmamaktadır (Alman Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde-
ki bu tanımda “fiil hakkındaki tasavvuruna göre kanuni tipi gerçekleştirmeye baş-
layan kimse” den söz edilmektedir). Çünkü bir suç ihmal yoluyla tamamlanabili-
yorsa, öncelikle buna başlanması gerekir. Roxın, Claus, Strafrecht-Allgemeiner Teil
(AT), Band II, Besondere Erscheinungsformen der Straftat, München 2003, § 29 Kn.
266. Hakeri’ye göre Al CK’nun 22. maddesine bakıldığında burada açıkça icrai ha-
reketlerden, icraya başlamaktan bahsedilmemekte, aksine teşebbüsün tarif edildiği
ve “suç tipini gerçekleştirmek için doğrudan başlamak”tan söz edilmektedir. Ha-
keri, her ne kadar burada da başlamanın icrai bir hareketi ifade ettiği düşünülebilir
olsa da Alman öğreti ve uygulamasında bu hüküm karşısında ihmali bir hareketle
de ihmale teşebbüsün, yani suç tipini ihmali bir hareketle gerçekleştirmeye başla-
manın genel kabul gördüğüne işaret etmektedir. Bkz. Hakeri, s. 267.
24
Hakeri, s. 268.
25
Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla Hakeri’nin ihmal kavramı ve ihmal suçlarının
çeşitlerini incelediği çalışmasında bu konu ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bkz.
Hakeri, s. 263 vd.
26
Bkz. Hakeri, s. 268.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009167
mek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır: B’nin oğlu O ha-
vuz kenarında oynamaktayken suya düşer. B, oğlunun yüzme dersle-
rini başarıyla tamamladığını düşünür ve en fazla 10-15 dakika içinde
havuzdan tek başına çıkabileceğini hesaplar. Bu süre içinde havuzdan
çıkamazsa kendisini kurtarmaya gidecektir. Bu düşünceyle gazetesini
okumaya devam eder. Bu arada 8 dakikada olayı fark eden cankurta-
ran C, havuza atlayarak O’yu kurtarır.
Mümkün olan ilk müdahale teorisine göre;
27
garantör,
28
neticenin
meydana gelmesi kastıyla, neticenin önlenmesi için mümkün ve elve-
rişli ilk tedbiri ihmal ettiğinde/terk ettiğinde teşebbüs meydana gelir.
Örneğin ilk öğünün verilmemesinde, trenin gelmesine saatler olması-
na rağmen demir yolu makasçısının ilk ihmali hareketinde teşebbüs
vardır. Bu teoriye göre, kriminalpolitik bakımdan da mümkün olan en
erken zamanın icra başlangıcı olması gerekir; çünkü “mümkün olan ilk
kurtarma fırsatının, aynı zamanda son olup olmadığı”nı kimse bilemez.
29
Alman Federal Yüksek Mahkemesi de bir kararında
30
bu teori doğrul-
tusunda görüş bildirmiştir. Mahkeme bir kimseye aralıklı olarak zehir
vererek öldürmek isteyen icrai failin ilk zehri vermesi anını teşebbü-
sün varlığı bakımından esas kabul ederek, bunu ihmali davranan fail
bakımından da uygulamıştır. Buna göre; “Kendisine emredilen bir hare-
keti uzun süre terk ederek yardıma muhtaç birinin ölümüne neden olmak is-
teyen kimse daha hareketsizliğinin başlamasıyla bu suça doğrudan doğruya
kalkışmıştır”.
Bu yorum icranın başlangıcını çok erken bir zamana koymakla
eleştirilmiştir.
31
Örneğin hasta için henüz yaşamsal bir tehlike doğma-
27
Herzberg, Rolf Dietrich, Der Versuch beim unechten Unterlassungsdelikt, MDR 1973,
s. 89 vd.; Maurach/Gossel/Zıpf, AT. 2, § 40 III A 2b. Ayrıca bu grupta Maihofer,
Schröder, Lönnies, Guhra gibi yazarlar da bulunmaktadır. (Roxin, A.T. II, § 29 Kn.
280 dn. 289).
28
Garantör, ceza kanunundaki bir tipe dahil bulunan bir neticeyi önleme konusunda
sorumlu olan kimseyi ifade etmektedir. Bu sorumluluğun kaynağı, kanun, sözleş-
me veya önceden gerçekleştirdiği tehlikeli bir davranış olabilir. Kavram için bkz.
Hakeri, s. 56 dn. 238, s. 108 vd.
29
Herzberg, Rolf Dietrich, Versuch, in: Münchner Kommentar zum Strafgesetzsbuch
(MK), Band 1, § 22 Kn. 123.
30
Bkz. BGHSt 40, 257, 271.
31
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 281; Krey, Volker/Heinrich, Manfred, Deutsches Strafrecht
Allgemeiner Teil, Band 2, 2. Auflage, Stuttgart 2004, § 43 Kn. 442; Kuhl, Kristian,
Strafrecht Allgemeiner Teil, 4. Auflage, München 2002, § 18 Kn. 146; Gropp, Walter,
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009168
ması koşuluyla, hemşirenin öldürmek istediği hastaya yaşamı için ge-
rekli olan iğneyi vurmaması; doktorun iyileşmesi mümkün olmayan
bir hastalığa yakalanmış bulunan ve artık konuşamayan, fakat henüz
ölüm aşamasında bulunmayan hastanın acısız ölümünü sağlamak için
sadece çay verilmesini emretmesinde olduğu gibi. Bu olaylarda has-
tanın hayatı bakımından somut bir tehlike yoktur. Ayrıca ikinci olay
bakımından emrin verilmesiyle ölüm arasında bir süre geçeceği için,
doktorun her an için kurtarma amacıyla müdahale etmesi mümkün-
dür. Diğer yandan fail kurtarma hareketini daha geç bir zamanda aynı
kesinlikle yapabilecek durumdaysa, bu hareketi daha önce yapmasını
istemenin anlamı yoktur. Bu nedenlere Federal Yüksek Mahkeme’nin
de savunduğu bu görüş cezalandırılabilirliğin başlangıcını hazırlık ha-
reketleri safhasına taşımaktadır.
32
Yine denmiştir ki, bu görüş gerçi hu-
kuki konunun korunmasının optimal olarak gerçekleştirilmesine hiz-
met edebilir. Ancak ihmali harekette bulunan kişi henüz daha bir ri-
ziko yaratmamışken ve sonucu daha sonra önleyebilecekken, orta-
da kanuni tipe yakın bir tehlikeden ya da hukuku sarsıcı bir etkiden
33
bahsetmek mümkün değildir. Diğer yandan bu teori, beslemenin terk
edilmesiyle adam öldürmeye başlanacağı şeklindeki anlayışıyla gün-
lük konuşma dilinde de yadırganacaktır.
34
Teşebbüsün cezai temeli-
nin
35
de genel olarak “kanuni tipe yakın” olma ve “fiilin ağırlığı”nın ka-
bul edildiği gerçeği açısından da ihmal davranışının ilk başladığı anın
Strafrecht-Algemeiner Teil (AT), 3.Auflage, Berlin-Heidelberg, 2005, § 9 Kn. 39.
32
Bkz. Hakeri, s. 269.
33
Almanya’da teşebbüsün cezai temelini açıklamada kullanılan teorilerden birisi
olan “etki teorisi”, yine bu amaçla geliştirilen sübjektif ve objektif teoriyi birleştir-
mek iddiasıyla ortaya çıkan bir teoridir. Etki teorisi sübjektif teoriyle aynı temel-
den yola çıkmakta ancak buna objektif bir unsur eklemektedir. Buna göre, teşebbü-
sün cezai temeli failin sübjektif kararının harekete geçirilmesidir. Ancak teşebbüsü
cezalandırmak için bu yetmez; bu iradenin cezalandırılabilmesi için ceza hukuku-
nun genel önleme amacı dikkate alınarak, teşebbüs fiilinin toplumun diğer bireyle-
ri üzerinde, onların hukukun güvenilirliğine olan inançlarını sarsıcı bir etki doğur-
ması gerekir. Mezger Edmund, Strafrecht. Ein Lehrbuch, 3. Auflage, Berlin / Münc-
hen 1949, s. 397. Bu teori hakkında ayrıca bkz. Gropp, AT, § 9, Kn 48; Maurach /
Gossel/ Zıpf, AT. 2, § 41 I B 4, Wessels, Johannes / Beulke, Werner, Strafrecht All-
gemeiner Teil (AT), Die Straftat und ihr Aufbau, 33. Auflage, Heidelberg 2003, Kn.
594; Roxin, Claus, Tatentschluss und Anfang der Ausführung beim Versuch (Tatents-
chluss), JuS 1979, s. 1 vd; Sözüer, s. 107 vd.
34
Krey/Heinrich, AT. 2, § 43 Kn. 442.
35
Almanya’da teşebbüsün cezai temelini açıklamak için ortaya atılan teoriler için
bkz. Sözüer, s. 48 vd.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009169
öldürmeye teşebbüs olarak değerlendirilmesi doğru değildir.
36
Ayrıca
bu kabul edilirse, bu tür olaylarda kastın ispatı, henüz dış dünyada an-
laşılır bir şekilde ortaya çıkmadığı için neredeyse imkânsızdır.
37
Yukarıdaki görüşün tam tersi görüş “mümkün olan son müdahale te-
orisi” olarak adlandırılmaktadır. Bu teoriye göre, ihmal suretiyle icra
suçuna teşebbüs ancak müdahale için mümkün olan son zaman nok-
tasında başlayabilir ve bu nedenle de sadece tam teşebbüs
38
mümkün
olabilir.
39
Mümkün olan son müdahale teorisi, ne dogmatik ne de kriminal-
politik olarak ikna edici olmamakla eleştirilmiştir.
40
Buna göre, dog-
matik yönden eksikliği şuradadır: Bu görüş kabul edilirse gönüllü vaz-
geçme mümkün olmaz; çünkü icra ancak son müdahale imkânına ka-
dar sürenin geçirilmesinden sonra başlayacaksa, bu durumda failin
mağduru kurtarmak için bir harekette bulunması ve böylece gönül-
lü vazgeçmesi artık mümkün olmayacaktır. Bu ise gönüllü vazgeçme
konusunda bir kısıtlama getirmeyen kanuna aykırı olacaktır. Krimi-
nalpolitik olarak da bu görüş uygun değildir; çünkü müdahale etmek
konusunda ihmali davranışın sahibinin bu kadar gecikmesine izin ve-
rilirse, bu, kanun koyucunun korunması gereken suç konusu üzerin-
de çok tehlikeli bir oyun oynaması anlamına gelir; çünkü müdahale-
36
Krey/Heinrich, AT. 2, § 43 Kn. 442; Kuhl, AT., § 18 Kn. 146; Wessels,/ Beulke, Kn.
741-742; Zaczyk, NK, § 22 Kn. 62.
37
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 281, 282.
38
Belirtelim ki, Alman Ceza Kanunu’nun teşebbüs düzenlemesinde (Al. CK m. 22)
eksik-tam teşebbüs ayrımı olmamasına rağmen doktrinde eksik teşebbüs (unbe-
endeter Versuch) ve tam teşebbüs (beendeter Versuch) tabirleri kullanılmaktadır.
Teşebbüs konusunda daha sınırlı olmakla birlikte, gönüllü vazgeçme konusunda
doktrinin neredeyse tamamı bu terimleri kullanmaktadır. Örnek olarak bkz. Ro-
xin, AT. II, § 30 Kn. 152; Jacobs, Günther, Strafrecht Allgemeiner Teil (AT), 2. Auflage,
Berlin-Newyork, 1991, 26 / 9 vd; Kohler, Michael, Strafrecht-Algemeiner Teil, Ber-
lin/Heidelberg 1997, s. 473; Rudolphı, Hans Joachim, in: Systematischer Kommentar
(SK) zum Strafgezetsbuch, Band I, 2. Auflage, Frankfurt am Main, 1977, § 22 Kn. 19,
§ 24 Kn. 15; Wessels / Beulke, AT., Kn. 631; Heinrich, Bernd, Strafrecht Allgemeiner
Teil I, Stuttgart 2005, Kn. 734 vd.; Lilie, Hans / Albrecht, Dietlinde, Rücktritt, in: Le-
ipziger Kommentar (LK), Strafgesetzbuch-Grosskommentar, 1. Band, 11. Auflage, Berlin
2003, § 24 Kn. 90.
39
Bu görüşte olan bazı yazarlar: Arminn Kaufmann, Seelmann, Welzel, Grünwald.
(Bkz. Roxin, AT. II, § 29 s. 426, dn. 292).
40
Roxin, A.T. II, § 29 Kn. 284–285; Kuhl, AT.,§ 18 Kn. 147; Krey/Heinrich, AT. 2, § 43
Kn. 442; Zaczyk, NK, § 22 Kn. 62; Gropp, AT., § 9 Kn. 39.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009170
nin bu kadar gecikmesi birçok olayda artık çok geç kalınması demek-
tir. Garantörlük görevi sadece en son anda sonucun önlenmesini de-
ğil, aynı zamanda sonuca yakın tehlikenin de önlenmesini gerektirir.
Yukarıdaki iki görüşü kabul etmeyen ve öğretide çoğunluğu oluş-
turan doğrudan tehlikeye düşürme görüşü ise, icranın bütün olaylar-
da suç konusunun doğrudan doğruya tehlikeye düşürülmesiyle başla-
yacağını savunmaktadır.
41
Buna göre, korunan hukuki konu için doğ-
rudan bir tehlikenin doğduğu ya da bu tehlikenin arttığı ve hareketsiz
kalmanın böylece doğrudan doğruya başlama olarak ortaya çıktığı za-
man teşebbüs vardır. Ancak, icra suçlarına teşebbüste olduğu gibi bu-
rada belirleyici olan sadece tehlikenin objektif olması değildir; aynı za-
manda ihmali davranışta bulunanın ihmali davranışının tehlikeliliği
hakkındaki sübjektif tasavvuru da önemlidir. Tehlike kriterine getiri-
len bu sınırlama, özellikle ihmali davranışta bulunan failin zararlı so-
nucun meydana gelmesine kadarki evrede çeşitli kurtarma ve yardım
imkânlarına sahip olduğu olaylarda önem arz etmektedir. Örneğin ço-
cuğunu açlıktan öldürmek isteyen anne ilk öğünü vermediğinde, ço-
cuk hayatını idame konusunda herhangi bir tehlikeye düşmedikçe he-
nüz teşebbüs yoktur. Buna karşılık bir dalgıcın yardımcısı, aralarında
sözleştikleri bir sinyal üzerine vermesi gereken oksijeni vermeyi ihmal
ediyorsa, böylece bununla bağlantılı dalma tehlikesini yükseltmesi ba-
kımından icra, failin sonucu göze alması anından itibaren başlamış-
tır. Öyleyse bu suçlara teşebbüste asıl ölçü, tehlikeyi kuran ya da yük-
selten bir tarzda sonucun meydana gelmesini önlemenin ihmal edil-
mesi ya da geciktirilmesi anıdır. Örneğin, bir çocuk suya düştüğünde,
bu şekilde meydana gelen tehlike bakımından yardım etmekle görev-
li olan, daha sonraki bir zamanda ve başka araçlarla kurtarma imkânı
olacaksa bile derhAl müdahale etmek zorundadır. Aynı durum, tehli-
41
Gropp, A.T., § 9 Kn. 39; Wessels/Beulke, AT., Kn. 741; Baumann, Jürgen / Weber,
Ulrich / Mitsch, Wolfgang, Strafrecht Allgemeiner Teil (AT), Bielefeld 2003, § 26 Kn.
57; Herzberg, MK, § 22 Kn. 124; Krey/Heinrich, AT. 2, § 43 Kn. 443; Vogler, Theo,
Versuch, in Leipziger Kommentar (LK) Strafgesetzbuch, Grosskommentar, 1. Band Ein-
leitung, §§ 1 bis 31, 10. Auflage, Berlin 1985, § 22 Kn. 119 vd.; Jescheck, Hans Hein-
rich / Weigend, Thomas, Lehrbuch des Strafrechts, Allgemeiner Teil (AT), 5. Auflage,
Berlin 1996, § 60 II 2; Otto, Harro, Grundkurs Strafrecht, Allgemeine Strafrechtslehre
(AT), 6. Auflage, Berlin 2000, § 18 Kn. 35; Eser, Albin, Versuch, in: Schonke / Schröder
(SS) Strafgesetzbuch-Kommentar, 26. Auflage, München 2001, § 22 Kn. 50-51; Trond-
le, Herbert / Fischer, Thomas, Strafgesetzbuch und Nebengesetze, (StGB), 51. Auflage,
München, 2003, § 22 Kn. 31; Kuhl, AT., § 18 Kn. 148; Zaczyk, NK, § 22 Kn. 64; Me-
yer, Jürgen, Kritik an der Neuregelung der Versuchsstrafbarkeit, ZStW 87 (1975) s. 605.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009171
kenin büyümesine neden olacak şekilde, zorunlu bir operasyonun er-
telenmesi hali için de geçerlidir.
42
Bu öğreti, ihmali davranışın sahibinin olay yerinde bulunduğu ve
bu nedenle de kontrolü altındaki sonraki olay sürecine her zaman mü-
dahale edebilecek bir konumda bulunması durumunda teşebbüsü ka-
bul etmemektedir. Diğer yandan olay süreci failin hâkimiyet alanın-
dan çıktığı anda da bu teoriye göre icra henüz başlamamıştır. Örneğin,
anne-babası tarafından ıssız bir yere ölmesi amacıyla terk edilen yeni
doğmuş bebek olayında, bu görüş, öldürmeye teşebbüsün varlığını ço-
cuğun terk edilmesiyle değil, ancak çocuğun hayatı için kritik durum
oluştuğu anda kabul etmektedir.
43
Çünkü ilk müdahale imkânı geçi-
rilse bile henüz hayati bir tehlike olmadan daha sonraki bir zamanda
usulüne uygun bir şekilde görev yerine getirilebilir. İlk ihmalle kanu-
ni tipin gerçekleşmesini doğuran son ihmal arasında henüz daha bir-
çok ihmal sekansı vardır. Bu durum icra suçlarına teşebbüsteki “ara
eylem”
44
kriterine benzer bir şekilde “ara ihmal” olarak da tanımlanabi-
lir. Böylece ilk hareket fırsatının atlanması, yükümlüye sonraki bir va-
kitte kesin bir şekilde sonucu önleme imkânını bırakıyorsa, henüz ih-
mali suçun icrasının doğrudan doğruya başlanması anlamına gelme-
42
Eser, SS, § 22 Kn. 51; Vogler, LK (10. Aufl.), Kn. 121; Trondle/Fischer, § 22 Kn.31–
32; Krey/Heinrich, AT. 2, § 43 Kn. 443. Benzer: Baumann/Weber/Mitsch, AT., § 26
Kn. 57.
43
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 286.
44
İcranın ne zaman başladığı konusunda Almanya’da doktrinde ve uygulamada
kullanılan son teorilerden biri olan parça/ara eylem teorisi (Teilakts/Zwische-
naktstheorie) her bir vücut hareketinin parça/ara davranış olarak bölümlenme-
sine dayanır. Buna göre, kanuni tipte tanımlanan hukuki konunun ihlaline başla-
madan önce, failin planına göre en azından bir davranışın daha gerektiği hareket-
ler hazırlık hareketidir; buna karşılık kendi ferdi fiil planına göre, kanuni tipteki
asıl icra hareketiyle arasında başka kısmi davranış bulunmayan ve kanuni tipteki
hareketin parçası sayılan bir hareketi gerçekleştiren kişi teşebbüs evresine girmiş-
tir. Bir başka deyişle kanuni tipteki asıl hareketten farklı, ama onunla (kanuni tip-
teki hareketle) kendisi arasında artık “başka bir parça davranış” bulunmayan ha-
reketin varlığı durumunda teşebbüsü kabul etmek gerekir. Örneğin adam öldür-
me suçunda, silahla nişan alma, ateşlemeden önceki son hareket olarak teşebbüs
sayılırken, silahın çekilmesi, bu hareketle silahın ateşlenmesi arasında hala kısmi/
parça bir davranış gerekli olduğu için, hazırlık hareketidir. Hırsızlık suçunda, kol-
ların çalınacak nesneye doğru uzatılması teşebbüsken, bu nesnenin içinde bulun-
duğu sandığın kırılması hazırlık hareketidir. Bkz. Roxin, A.T. II, § 29 Kn. 126; Ma-
urach / Gossel / Zıpf, AT.(1989) 2, § 40 I, Kn. 48; Jacobs, AT., 25/ 59 vd.; Trondle/
Fischer, § 22 Kn. 10; Gropp, AT., §9 Kn. 36; Rudolphı, SK, § 22 Kn. 13.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009172
yecektir. Eğer yükümlü, emrin son yerine getirilmesi imkânının zama-
nını da hareketsiz kalarak geçirirse şüphesiz doğrudan doğruya kal-
kışma vardır. Çünkü bu son hareketsizlik artık başlama eşiğini aşarak
kanuni tipin gerçekleşmesi niteliğine bürünecektir. Bu nedenle ve ay-
rıca bu durumda bu suçlardan gönüllü vazgeçme imkânı ortadan kal-
kacağı için doğrudan doğruya başlama olarak daha erken, en azından
sondan bir evvelki sonucu önleme imkânı kabul edilmelidir. Bu an da
korunan hukuki konunun tehlikeye düşürülmesinden başlar.
45
Bu teori de bazı olaylar bakımından icranın başlangıcını geciktir-
mekle eleştirilmiştir. İcrai bir suçta, örneğin uçağa bomba koyma ola-
yında adam öldürmeye teşebbüs failin bombayı koyup olay yerini terk
etmesiyle başlıyorsa, bir güvenlik görevlisinin bu bombayı keşfetmesi
ve fakat uçağın patlaması kastıyla sessiz kalması ve oradan uzaklaşma-
sı anında teşebbüsü kabul etmek gerekir. Bu patlamanın uçağın kalkı-
şından ancak birkaç saat sonra meydana gelecek olması her iki olayda
da teşebbüsün varlığını engellemez. Aksi durum kriminalpolitik ola-
rak da kabul edilemez sonuçlara götürür. Çünkü bombayı koyanın ya
da güvenlik görevlisinin uzaklaşmasından sonra –faillerin daha sonra
gönüllü vazgeçmeleri dışında- uçaktakilerin kurtulması ancak bomba-
nın tesadüfen başkası tarafından bulunması sayesinde mümkün olabi-
lir. Bu olayın, icrai veya ihmali hareketlerin sahibi faillerin lehine yo-
rumlanması ve onların cezasız bırakılması hiç mantıklı değildir.
46
Di-
ğer yandan tehlikenin doğduğu anı belirlemenin güç olacağı ve bu ne-
denle bu ölçütün belirsiz olduğu eleştirisi de yapılmaktadır.
47
Bu üç görüşün dışında bir görüşü de Roxin ortaya atmıştır. Ro-
xin’ e göre, failin olay sürecini hakimiyet altında tuttuğu durumlarla
olay sürecinin failin hakimiyeti altından çıktığı durumları ayırmak ge-
rekir. Buna göre ihmali hareketin sahibi olay sürecini hâkimiyeti altın-
dan çıkardığı anda icra başlamış demektir. Buna karşın nedensel sü-
reç hala failin hâkimiyet alanında bulunuyorsa, “henüz hiçbir şey olma-
dığı” ve failin mağduru kurtarma hareketini her an yapabilme imkânı
olduğu sürece, sadece hazırlık hareketi olduğunu kabul etmek gere-
kir. Bu ikinci durumda icra ancak mağdurun doğrudan doğruya tehli-
keye düşürülmesi durumunda yani sonucun meydana gelmesine ya-
45
Baumann/Weber/Mitsch, AT., § 26 Kn. 57.
46
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 287.
47
Bkz. Hakeri, s. 271.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009173
kın bir zamanda başlayacaktır. Bu anda suç konusu için açık bir riziko
meydana gelmektedir ve bu hassas nokta teşebbüsle hazırlık hareketi-
ni ayırmaktadır. Bu görüşün yukarıdaki tehlikeye düşürme görüşün-
den farkı da olayı iki aşamalı olarak değerlendirmesinde yatmaktadır;
yani failin olayı kontrol altında tutup tutmamasına göre, bir diğer de-
yişle henüz olay yerini terk edip terk etmemesine göre bir ayrım yapıl-
maktadır. Issız bir yerde doğrulan bir bebeği anne-babası ölmesi için
orada bırakmak düşüncesindeyse, anne-baba bebeğin yanında olduk-
ları ve onun için henüz tehlike oluşmadığı müddetçe icra henüz başla-
mamıştır; sadece hazırlık hareketi vardır. Ancak yeni doğan, anne ba-
banın müdahalesiz beklemesiyle hayati tehlikeye düşmüşse icra başla-
mıştır. Buna karşılık anne baba evlerine gitmiş ve bebeği kaderine terk
etmişse, onlar ayrılır ayrılmaz icra da başlamıştır. Çünkü artık olay sü-
reci onların kontrolünde değildir. Anne babanın sonradan geri dön-
mesi, kurtarma hareketlerinde bulunması veya telefonla çocuğun yeri-
ni bildirerek kurtarılmasını sağlamaları ancak gönüllü vazgeçme kap-
samında değerlendirilecek hareketlerdir. Aynı durum, anne babanın
sadece kan nakliyle kurtarılabilecek çocuklarını kasten ihmal edip has-
taneye götürmemeleri olayında da geçerlidir. Eğer kan nakli çocuğun
hayatını riske atmayacak şekilde birkaç gün daha ertelenebiliyorsa, bu
durumda anne babanın faaliyete geçmemesinde, daha sonra kan trans-
feri yaptırmasalar da öldürmeye teşebbüs yoktur. Ancak sonraki hare-
ketsizlikleri çocuğun hayatını tehlikeye sokmaya başladığı anda teşeb-
büsün eşiği aşılmıştır. Buna karşılık anne baba seyahate çıkmışlar ve
evde yalnız kalan çocuğu ölüme terk etmişlerse bu durumda kan nakli
için henüz biraz zaman olsa da icra başlamıştır. Yine çok örnek verilen
tren makasçısı olayında da aynı durum söz konusudur. Sarhoş birisi-
ni raylarda yatarken gördüğü halde tren altında kalarak ezilmesi için
orada bırakan makasçı, eğer trenin en erken iki saat sonra geleceğini
biliyorsa ve ayrıca onun yaklaştığı telefonla bildiriliyorsa makasçının
hareketsiz kalması cezasızdır. Sarhoşun hayati tehlike içine düşmesi-
ne kadar beklenmesi durumunda ise icra başlar. Buna karşılık makasçı
görevli olduğu alanı terk eder ve evde uyumaya giderse, henüz trenin
gelmesine saatler olsa da icra bu anda başlamıştır.
48
48
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 272–277. Aynı görüşte: Ebert, Udo, Strafrecht Allgemeiner
Teil (AT), Heidelberg 2001, s. 184; Haft, Fritjhof, Strafrecht Allgemeiner Teil (AT),
Münschen 2004, s. 236; Blei, Hermann, Strafrecht, Allgemeiner Teil (AT), 12. Aufla-
ge, München 1996, § 86 III 2; Rudolphı, Hans Joachim, in: Systematischer Kommen-
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009174
Roxin’in, olayın failin hâkimiyet alanından çıkması şeklindeki yak-
laşımı, bazı tehlikeye düşürme teorisi taraftarlarınca, bu görüşte olayın
hakimiyet alanından çıkmasının tehlikenin bir işareti olarak kabul edil-
diği, ancak bu “işaret”in, doğrudan doğruya tehlikeye düşürme gerçek
durumunun yerine geçemeyeceği şeklinde eleştirilmiştir.
49
Diğer yan-
dan teori hâkimiyet alanında bulundurma-hâkimiyet alanından çıkar-
ma kavramları konusunda da belirsiz olmakla eleştirilmiştir.
50
Kanaatimizce daha isabetli olan görüş Roxin’in görüşleridir. Müm-
kün olan ilk müdahale teorisi icranın başlangıcını çok erken bir zama-
na koymaktadır. Bu görüş, henüz hukuki konu için hiçbir tehlike orta-
ya çıkmamışken ilk ihmali davranışı cezalandırmakla adeta niyeti ce-
zalandırmaktadır. Bu aşamada failin hukuki konuya bir zarar vermek
istediği bile çok net değildir; bu bakımdan kastının varlığını da be-
lirlemek neredeyse imkansızdır. Bu yönüyle teşebbüsün temelini fai-
lin tasavvurunda arayan sübjektif görüşe yakınlaşma tehlikesi vardır.
Kanunumuz icraya “doğrudan doğruya” başlanmasını aramaktadır. Bu
tabir kanuni tipin gerçekleşmesine yakın olmayı, yani bir tehlikenin
meydana gelmesini gerekli kılmaktadır. Mümkün olan son müdahale
teorisi ise mümkün olan ilk müdahale teorisinin tersine icranın başlan-
gıcını aşırı derecede geciktirmektedir ve adeta hukuki konuyu korun-
masız bırakmaktadır. Diğer yandan bu görüş kabul edilirse kanunun
gönüllü vazgeçme hükmü ihmali suçlar bakımından anlamsız hale ge-
lecektir. Çünkü bu görüşe göre neredeyse suçun tamamlanma anına
yakın bir zamanda teşebbüs başlayacaktır. Hukuki konunun tehlike-
ye düşürülmesi teorisi esas itibariyle doğru bir yaklaşım sunmaktadır.
Gerçekten teşebbüsün temelinde hukuki bir değerin tehlikeye düşü-
rülmesi düşüncesi vardır.
51
Ancak tehlikeye düşürme anı bakımından
tar zum Strafgezetsbuch, (SS) Band I, 2. Auflage, Frankfurt am Main, 1977, vor § 13
Kn. 51 vd.; Stratenwerth, Günter, Strafrecht Allgemeiner Teil (AT), 4. Auflage, Köln-
Berlin-Bonn-München 2000, § 14 Kn. 4; Heinrich, Kn. 755; Zaczyk, NK, § 22 Kn. 64.
49
Krey/Heinrich, AT. 2, § 43 Kn. 443; Otto, AT., § 18 Kn. 45; Kuhl, AT. § 18 Kn. 149.
50
Herzberg, Der Versuch beim unechten Unterlassungsdelikt, s. 409.
51
“Günümüz ceza hukukları, geçmişten farklı olarak, beşeri bir davranışı cezalandı-
rırken, onun, sadece bir zarar doğurmuş olmasını göz önüne almakla kalmamakta
aynı zamanda bir zarar tehlikesi doğurmuş olmasını da göz önüne almaktadırlar.
Hukuki bir değerin ihlali, o değerin kıymetinin azalması veya tamamen yahut kıs-
men yok olması biçiminde olabileceği gibi, o değer veya menfaatin varlığının ola-
sı bir tehlikeye konulması biçiminde de olabilmektedir. Böyle olunca, suçlar, ih-
lalle bağıntılı olarak, ya zarar suçları, ya da tehlike suçları olmaktadırlar. Bilimde
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009175
bir ayrım yapmak gerektiği düşüncesine katılıyoruz. Olayın kontro-
lü failin elinde bulunduğu müddetçe icra ancak mağdur bakımından
bir tehlike söz konusu olduğunda başlayacaktır. Fail her an müdahale
edebilecek bir konumda olduğu sürece icrayı onun ilk müdahale im-
kanını geçirmesiyle başlatmak doğru olmadığı gibi son müdahale im-
kanına kadar geciktirmek de doğru bir tutum değildir. Teşebbüs kav-
ramına en uygun çözüm bir tehlikenin varlığını aramaktır. Ancak fail,
mağdurun zarar görmesi kastıyla olayın kontrolünü elinden çıkarmış-
sa, örneğin olay yerinden ayrılmış ve mağduru korumasız bırakmışsa
bu andan itibaren icranın başladığını kabul etmek gerekir. Çünkü fail
mağduru tesadüflerin eline bırakmaktadır. Kendisinden beklenen gö-
revi yerine getirmediği gibi mağduru belirsiz bir sürece terk etmekte
ve bu bakımdan daha o andan itibaren bir tehlikenin içinde bırakmak-
tadır.
2. Salt (Gerçek) İhmal Suçlarında Teşebbüs
Salt (gerçek) ihmal suçlarına teşebbüs mümkün değildir, çünkü
suç sayılan fiilin yapılması için gereken zaman henüz geçmiş değilse,
o fiili yapmamış olmak, normun ihlali sonucunu doğurmaz. Buna kar-
şılık, suç sayılan fiilin yapılması için gereken zaman geçmişse, suç ar-
tık tamamlanmıştır. Tamamlanmış suça teşebbüs olmaz.
52
Ancak bir görüşe göre, bu suçlarda failden beklenen hareketin ye-
rine getirilmesi bakımından bir zaman aralığı söz konusu ise bu zaman
sürecinin sonuna kadar teşebbüs mümkündür.
53
İtalyan hukukunda
baskın görüşün bu suçlara teşebbüsü kabul etmediği, ancak bu konu-
da yeni bir eğilim bulunduğu da ifade edilmektedir. Buna göre “fail
hareketsizliğini ortadan kaldırmadığı veya hareketsizliğe devam ettiği müd-
detçe ihmali suçlara teşebbüs” söz konusu olabilir. Bu yöndeki bir görüş
ve teknolojide meydana gelen ve gelmekte olan gelişmeler giderek tehlike suçla-
rının artmasına neden olmuştur. Bugün, enerji, ulaşım, sağlık vs., alanlarında or-
taya çıkmış olan ilerlemeler korkutucu boyutlara ulaşmış; bu da tehlike suçlarının
en az zarar suçları kadar önemsenmesi sonucunu doğurmuştur. Tipik, genel tehli-
ke suçu da, en başta ‘suça teşebbüs’tür”. Hafızoğulları, s. 225.
52
Hafızoğulları, s. 325. Aynı görüşte: Dönmezer/Erman, C. I, No: 589; Centel/Zafer/
Çakmut, s. 475; Özbek, Veli Özer, TCK İzmir Şerhi, Yeni Ceza Kanununun Anlamı,
Ankara 2005, s. 399; Artuk/Gökçen/Yenidünya, s. 401, 752.
53
Önder, s. 411; Hakeri, s. 264 vd.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009176
de failin yapmaması gereken ihmali hareket yerine pozitif bir hare-
ket yapması durumunda teşebbüsün söz konusu olduğunu belirtmek-
tedir. Örneğin, devlet memurunun memuriyet görevini yapması için
belli bir zamanda görevini yaptığı yerde hazır bulunması gerekir. Yani
memur bulunmama hareketini yapmamak zorundadır. Memurun
yapmaması gereken ihmali hareketin yerine icrai bir hareket yapma-
sı halinde, eğer görevi yapmak için henüz zaman dolmamış ise, teşeb-
büs vardır. Ancak, artık norma itaatin fail tarafından imkansız olması
durumunda teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır.
54
Yine İtalyan hukukundaki bir görüşe göre, bu suçlarda bölünebilen bir
gerçekleşme veya bir suç yolu mümkün olduğunda teşebbüs de ger-
çekleşebilir. Failin kasıtlı olarak kendisini süresinde yükümlülüğünü
yerine getiremeyeceği bir duruma sokması, ancak yükümlülüğü öngö-
ren norm ile korunan hukuki konunun zarar görmesinin başka neden-
lerce engellenmesi halinde bu durum söz konusudur. Örneğin belli bir
zaman ve yerde bulunması gereken kişinin bu yükümlülüğünü yerine
getirmemek için başka bir ülkeye gitmesi, ancak onun yükümlülüğü-
nün başkaları tarafından yerine getirildiği için amacının gerçekleşme-
mesi olayında olduğu gibi.
55
Alman hukukunda ise ağırlıklı görüş salt ihmal suçlarına teşeb-
büsü mümkün görmektedir. Alman hukukunda öncelikle teorik ola-
rak bütün gerçek ihmali suçlara “elverişsiz teşebbüs”ün (işlenemez suç)
mümkün olacağı söylenmiştir. Örneğin bir kimse hata yaparak bir
kaza olduğuna inanmış ve var zannettiği kaza mağduruna yardım et-
meden oradan ayrılmışsa Al. CK m. 323c’ deki suça (trafik kazasına
maruz kalan veya genel bir tehlike içinde veya zaruret hali içinde bu-
lunan kimseye yardım etmeme teşebbüs) söz konusu olur.
56
“Elverişli teşebbüs” bakımından ise bir ayrım yapmak gerektiği ifa-
de edilmektedir Eğer kanuni tipte bir sonuç aranmıyor ve ihmal şek-
lindeki hareketle suç meydana geliyorsa teşebbüs düşünülemez; çün-
kü emre aykırı olarak hareketin yapılmamasıyla suç da gerçekleşmiş
olur. Örneğin bir kimse kendisinden talep edilen yardımı ihmal etmiş-
se Al. CK. m. 323c’deki suç (trafik kazasına maruz kalan veya genel
54
Bkz. Soyaslan, Genel Hükümler, s. 328.
55
Toroslu, Genel Kısım, s. 270
56
Roxin, AT. II, § 29 Kn.. 293; Eser, SS, § 22 Kn. 53; Jescheck/Weigend, AT., § 60 II 1;
Maurach /Gossel/ Zıpf, AT. (1989) 2, § 40 A 1a,b Kn. 99–100.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009177
bir tehlike içinde veya zaruret hali içinde bulunan kimseye yardım et-
meme) tamamlanmış olur. Ancak eğer gerçek ihmal suçu bir sonucu
şart koşuyorsa, örneğin Al. CK m. 138 (planlanan suçları bildirmeme
-kamu düzenine karşı suçlar kapsamındaki) veya m. 120’deki (hapis-
ten mahkûmun kaçırılması) gibi suçlarda durum başkadır. Bu suçlarda
gerçek olmayan ihmal suçlarında geçerli kurallar uygulanabilir. Örne-
ğin gardiyan veya hapishanede görevli başka bir memur mahkûmun
kaçtığını gördüğü halde müdahale etmiyorsa, icra memur mahkûmun
dışarı çıkmasından hemen önceki ana kadar hala hareketsiz kaldığı
durumda başlar. Ancak eğer bu kaçma planından haberi varsa kasıtlı
olarak bunun olmasını mümkün kılmak için görev yerini zamanından
önce terk etmişse o anda icra başlamıştır. Somut olaylarda bu sorunun
çözümü her bir kanuni tipin yorumuna göre yapılmalıdır.
57
Al. CK salt ihmali suçlardan bazılarını (örneğin m. 123 I, alt.c.2:
girdiği konuttan çıkmama; m. 138: planlanan suçları bildirmeme;
58
m.
170: bakım gözetim görevini ihmal etme; m. 323c: trafik kazasına ma-
ruz kalan veya genel bir tehlike içinde veya zaruret hali içinde bulu-
57
Roxin, AT. II, § 29 Kn.. 293.
58
Hakeri, Al. CK’nun bu maddesiyle ilgili olarak Alman öğretisindeki anlayışı aktar-
makta ve 765 sayılı TCK’nın 235. maddesindeki (5237 s. K. m. 279) suçu ihbar et-
meme suçuyla bir karşılaştırmasını yapmaktadır. Al. CK.’nun söz konusu madde-
sinde “zamanında” ifadesi kullanılmaktadır. Alman öğretisine göre bu ifade dola-
yısıyla öğrendiği suçu bildirmeme ihmal suç tipi bakımından teşebbüs mümkün-
dür. Burada teşebbüs ile tamamlanma arasındaki zaman aralığı “gecikmeksizin”
ile “zamanında” arasında bulunan zaman aralığıdır. Fail suçun öğrenilmesinden
itibaren “gecikmeksizin” olarak kabul edilebilecek bir zaman aralığından başlaya-
rak “zamanında” olarak kabul edilebilecek bir ana kadar teşebbüs aşamasındadır.
Hakeri’ye göre, Al. CK’nın söz konusu hükmünün benzer bir hükmü olan TCK’nın
(765 sayılı) 235. maddesi açısından konu ele alındığında sırf ihmali suç olan bu
suça teşebbüs mümkün değildir. 235. madde gereğince ihbarı gereken suçu öğre-
nen memur derhal, gecikmeden ihbar etmelidir. Bir anlık gecikme suçun tamam-
lanması anlamına gelecektir. Bkz Hakeri, s. 264 dn. 364. Hakeri 765 sayılı TCK’nın
531 maddesinde yer alan sahte parayı mercilere bildirmemek suçu bakımından da,
bu maddede üç günlük bir süre belirlenmiş olması dolayısıyla teşebbüsü kabul et-
memektedir. Zira aldığı paranın sahte olduğunu öğrenmesinden itibaren üç gün
süre içinde yetkili mercilere durumu bildirmeyen kimse bakımından bu üç günlük
süre zarfında suçun tamamlanması söz konusu olmayacak, üç günün dolması ile
ise suç tamamlanmış olacaktır. Dolayısıyla bu arada teşebbüse müsait bir zaman
aralığı bulunmadığından, bu suça teşebbüs mümkün değildir. Öyleyse ihmal suç
tipinin gerçekleşmesi için bir zaman aralığı mümkün olabiliyorsa, Hakeri’ye göre
sırf ihmal suçuna teşebbüs mümkündür. Ayrıca yazar bu suçlarda gönüllü vazgeç-
menin de mümkün olduğunu söylemekte dolayısıyla teşebbüsü de kabul etmekte-
dir. Bkz. Hakeri, s. 266.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009178
nan kimseye yardım etmeme) teşebbüsü cezalandırmamıştır. Bu suç-
ların cezası bir yıldan az olduğundan, Al. CK’nın 22. maddesi gere-
ği bu suçlara teşebbüs sadece açık hüküm bulunduğunda cezalandırı-
labilmektedir. Alman kanun koyucusu bu suçlara teşebbüsü cezalan-
dırmamayı tercih etmiştir. Ancak yine bu gruba girmekle birlikte bazı
suçlara teşebbüsün cezalandırılması kabul edilmiştir (örneğin Al. CK
m. 120: mahkûmun kaçmasına göz yummak; Al. CK m. 339: hukukun
çiğnenmesi/saptırılması ‘Rechtsbeugung’,
59
örneğin bilinçli olarak ka-
nuna aykırı biçimde müdafiinin reddedilmesi; Al. CK m. 283/3: Ticari
defterlerin, bilançonun veya envanterin sunulmaması).
60
III. İhmal Suçlarında Gönüllü Vazgeçme
Fail suçun icrasına başladıktan sonra, bu hareketlerin yarıda ke-
silmesi veya icranın bitmesine rağmen tipik sonucun meydana gelme-
mesi ya failin elinde olmayan nedenlerden dolayı ya da onun istemiy-
le olabilir. Failin iradesi dışındaki sebeplerin ortaya çıkmasının etkisiy-
le suçun tamamlanmasının herhangi bir aşamada engellenmesi, onun
suça teşebbüsten sorumlu tutulmasını gerektirmektedir. Buna karşılık
failin kendi isteğiyle icra hareketlerine devam etmemesi veya bu hare-
ketlerin tamamlanmasından sonra iradi aktif davranışlarıyla tipik so-
nucun gerçekleşmesini önlemesi durumunda ise teşebbüs ettiği suçtan
ceza almayacaktır. Failin teşebbüs ettiği suçtan bu şekilde geri dönme-
si “gönüllü vazgeçme” olarak adlandırılmaktadır.
61
TCK m. 36’ya göre, “fail suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer
veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesi-
ni önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esa-
sen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır”.
Bu düzenlemeye göre kanun koyucu icra hareketlerinin devam ettiril-
mesinin zorunlu olması şeklindeki teşebbüsle (örneğin çekilen silahın
ateşlenmesinin gerekli olması gibi), bunun gerekli olmadığı teşebbüsü
(örneğin zaman ayarlı bir bombanın kurulup patlatılmak istenen yere
59
Al. CK m. 339: “Bir hakim veya başka bir memur veya hakem, bir hukuki mesele-
nin yürütülmesi /idare edilmesi veya karara bağlanmasında taraflardan biri lehi-
ne ya da aleyhine kusurlu olarak hukuku saptırırsa…”
60
Roxin, AT. II, § 29 Kn.. 292.
61
İçel/Sokulu-Akıncı/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver s. 352–353.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009179
konması gibi) ayırmıştır. Birinci durumda failin gönüllü vazgeçme ku-
rumundan yararlanabilmesi için gönüllü olarak
62
icrayı devam ettir-
memesi (örneğin silahı ateşlememesi ve cebine koyması) yeter; ikin-
ci durumda ise failin gönüllü olarak fiilin tamamlanmasını engelleme-
si (örneğin bombayı patlamadan önce etkisiz hale getirmesi, öldürmek
amacıyla yaraladığı kimseyi kurtarmak için doktor getirmesi veya has-
taneye götürmesi, zehirlediği kişiyi kusturucu ilaçlarla veya panzehir
vererek kurtarması,
63
öldürmek amacıyla denize attığı kişiyi denizden
çıkarması
64
vs.) gerekir. Böylece, icra hareketlerinden vazgeçme nega-
tif bir özelliğe sahiptir; bir diğer deyişle kararlaştırılan suç faaliyetinin
sonuna kadar götürülmemesidir;
65
bu durumda failin soyut bir dur-
ması yetecektir,
66
aktif bir davranış gerekmez.
67
Suçun tamamlanma-
sını veya sonucun gerçekleşmesini önlemek ise, pozitif bir özellik ta-
şır; bir diğer deyişle sonucu önleyecek yeni bir faaliyetin icra edilme-
sini gerektirir.
68
İcrai bir hareket söz konusu olduğunda şüphesiz doğru olan bu
açıklamalar ihmali bir hareket söz konusu olduğunda daha farklı bir
değerlendirmeyi gerektirmektedir. Acaba ihmal suçlarına teşebbüsten
gönüllü vazgeçmede, icrai suçlarda olduğu gibi bir ayrım yapılacak
mıdır? Diğer bir deyişle bu suçlarda ihmali hareketin sürdürülmeme-
si şeklinde bir vazgeçme ve aktif bir davranışla ihmali hareketten dön-
me şeklinde bir vazgeçme olarak iki tür vazgeçme mümkün müdür?
Yoksa gönüllü vazgeçme için her halükarda aktif bir hareket mi gere-
kecektir?
İhmal suçlarına teşebbüsten gönüllü vazgeçmenin şartları ve so-
nucu önleme yükümlülüğü bakımından icra suçlarındaki gibi bir ayrı-
mın yapılıp yapılmayacağı tartışılmış ve bu konuda iki görüş ileri sü-
62
Gönüllülük konusundaki teoriler için bkz. Lilie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 148; Roxin,
AT. II, § 30, Kn. 355; Eser, SS, § 24 Kn. 42; Jager Christian: Das Freiwilligkeitsmerk-
mal beim Rücktritt vom Versuch, ZStW 112 (2000), s. 783; Maurach/Gossel/Zıpf,
AT. 2, § 41 Kn. 97.
63
Erem/Danışman/Artuk, s. 322; Soyaslan, Genel Hükümler, s. 290.
64
Soyaslan, Genel Hükümler, s. 290
65
Toroslu, Genel Kısım, s. 267.
66
Artuk/Gökçen/Yenidüya, s. 746.
67
Centel/Zafer/Çakmut, s. 47.
68
Toroslu, Genel Kısım, s. 267; Artuk/Gökçen/Yenidünya, s. 746; Centel/Zafer/
Çakmut, s. 47; Öztürk/Erdem, Kn. 370.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009180
rülmüştür. İhmal suçlarına teşebbüsten gönüllü vazgeçmenin gerekle-
rini temel olarak icra suçlarındaki icra hareketlerinin bitmesinden son-
ra söz konusu olan vazgeçmenin gerekleriyle eş değer tutan bir görü-
şe göre,
69
ihmal suçlarında icra hareketlerinin bitiminden önce gönül-
lü vazgeçme ve icra hareketlerinin bitiminden sonra gönüllü vazgeç-
me şeklinde bir ayrım yapmak hem gereksiz hem de yanıltıcıdır. Bu
suçlarda gönüllü vazgeçmenin şartları icra suçlarındaki icra hareketle-
rinin bitmesinden sonra söz konusu olan gönüllü vazgeçmede olduğu
gibidir. İcra hareketlerinin bitiminden önce failin suçu tamamlamak
için hareketlerine devam etmesi gerekir; icra hareketlerinin bitmesin-
den sonra ve icra suretiyle ihmal suçuna teşebbüste ise bu söz konusu
değildir. Doktrinde geniş şekilde temsil edilen diğer görüşe göre
70
ise
ihmali suça teşebbüste de icra hareketlerinin yarıda kesilmesi ve icra
hareketlerinin tamamlanması ayrımı yapılmalıdır. Ayırım taraftarı te-
oriye göre, bu öncelikle kanunun vazgeçme hükmünün temel düşün-
cesinden çıkarılabilir. Buna göre, sonuç meydana gelmediğinde, suçun
gerçekleşme ve sonuçta hukuki konuyu tehlikeye düşürme derecesine
göre, vazgeçme imtiyazının gereklerini ve böylece sonucu önleme yü-
kümlülüğünün derecesini ayırmak gerekir. Bu bakımdan icrai suça te-
şebbüs ve ihmali suça teşebbüs arasında bir fark yoktur.
İhmali suçlara teşebbüsten gönüllü vazgeçme konusunda ayrım
yapılmasına karşı olan ve bizim de katıldığımız ilk görüşe göre, icra
suçlarındaki icra hareketleri tamamlanarak gerçekleştirilen teşebbüsle
icra suretiyle ihmal suçuna teşebbüs arasında açıkça bir paralellik var-
dır. Fail, sarhoş olan mağduru kendisi tren raylarına koyduktan son-
69
Borchert, Uwe/Helmann, Uwe, Die Abgrenzung der Versuchsstadien des § 24 Abs. 1
Satz 1 StGB anhand der objektiven Erfolgstauglichkeit, GA 1982, s. 444; Freund, Geor-
ge, Strafrecht Allgemeiner Teil, Personale Straftatlehre, Berlin 1998, § 8 Kn. 67; Herz-
berg, Der Versuch beim unechten Unterlassungsdelik, s. 93; Kohler, s. 482; Kuper, Wilf-
ried, Der Rücktritt vom Versuch des unechten Unterlassungsdelikts, ZStW 112 (2000),
s.42; Roxin, AT. II, § 29 Kn. 268; Roxin, Tatentschluss, s. 12; Trondle/Fischer, § 24
Kn. 14; Rudolphı, SK, Vor § 13 Kn. 56.
70
Bkz. Lilie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 320; Backmann, Leonhard, Strafbarkeit des bei Tat-
beginn zürücktretenden Tatbeteiligten wegen vollendeter Tat, BGHSt 28, 346, JuS 1981s.
341; Eser, SS, § 24 Kn. 27 vd.; Gropp, AT., § 9 Kn. 72; Jescheck/Weigend, AT., § 60 II
3; Kuhl, AT, § 18 Kn. 153; Lonnıes, Otward, Rücktritt und Taetige Reue beim unechten
Unterlassungsdelikt, NJW 1962, s. 1951; Maurach/Gossel/Zıpf, AT. 2, § 40 Kn. 106;
Otto, AT, § 19 V Kn. 86; Wessels/Beulke, AT., Kn. 743; Schroder, Horst, Die Freiwil-
ligkeit des Rücktritts, MDR 1956, s. 86.; Bleı, AT., § 86 III 3; Ebert, AT., s. 184; Jacobs,
29/Kn. 116; Vogler, LK 10. Aufl., § 22 Kn. 40. Ayrıca bkz. Hakeri, s. 275.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009181
ra uzaklaştığında veya trenin yaklaşması sırasında mağduru tehlike
bölgesinin dışına çıkarmadığında nasıl icra hareketleri tamamlanmış-
sa, bu durum ihmali davranış gösteren fail için de farklı değildir. Çün-
kü mağdurun içinde bulunduğu duruma nasıl düştüğü, ne teşebbü-
sün cezalandırılabilirliği ne de icra hareketlerinin bitmemiş olması ve
tamamlanmış olması ayrımı bakımından bir önem taşır.
71
Bu durum-
da ihmal suçu failinin gönüllü vazgeçmeden yararlanabilmesi için her
hâlükârda sonucu önleyici aktif bir eylemde bulunması gerekir. Ko-
runan hukuki konu, onun ihmali nedeniyle tehlikeye maruz kaldığı
için, –öyle ki bu tehlike her an kanuni tipin gerçekleşmesini sonuçla-
yabilir– ihmali suça teşebbüsün yapısı icrai suçtaki icra hareketlerin ta-
mamlanması şeklindeki teşebbüsün yapısıyla aynıdır. İhmali suça te-
şebbüste de icra hareketlerinin yarıda kesilmesi şeklindeki teşebbüs
kabul edilseydi bile, bu durumun, ihmali suçu işlemekten vazgeçen fa-
ilin her zaman aktif bir davranışta bulunması zorunluluğu nedeniyle,
vazgeçme davranışı üzerinde bir etkisi olmayacaktır
72
. Ayrıca icra ha-
reketlerinin yarıda kesilmesi ve tamamlanması arasında ayrım yapma,
hukuki konu için hiç bir tehlikenin söz konusu olmadığı olayların bile
cezalandırılabilir alana dâhil edilmesine götürebilir. Başlangıçta bir ri-
zikonun doğmasından sonra göreve uygun davranışın sonradan ye-
rine getirilmesi, neticenin meydana gelmesini önleyebileceği için, ay-
rım yapmak cezalandırılabilirliğin hareketsiz kalmanın öncesine doğ-
ru kaymasına neden olabilir.
73
Diğer yandan ihmal suretiyle icra suçu-
na teşebbüste söz konusu ayrımı yapmak icra hareketlerinin ne zaman
tamamlanmış sayılacağı konusundaki problemleri de gündeme geti-
recektir; bu nedenle pratik olarak da hiçbir faydası yoktur. Bu anlam-
da, teşebbüs evresine giren bir garantör eğer sonucu engellemiş ise ce-
zasız kalacaktır; burada, onun önceki ihmalinin hangi evrede olduğu-
nun önemi yoktur. Diğer bir deyişle sonucun meydana gelmemesi du-
rumunda teşebbüs evresinde ayırım yapmanın önemli bir dogmatik
fonksiyonu yoktur. Aynı şekilde sonuç meydana geldiğinde ise her iki
durumda da tamamlanmış bir suç olacaktır.
74
İhmali suçlarda da icra suçlarında olduğu gibi icra hareketleri-
71
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 269, 278.
72
Trondle/Fischer, § 24 Kn. 14.
73
Rudolphı, SK, Vor § 13 Kn. 56.
74
Roxin, AT. II, § 29 Kn. 270; Küper, s. 22, 25 vd.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009182
nin yarıda kesilmesi ve tamamlanması ayrımının yapılması ve gönül-
lü vazgeçmenin gereklerinin bu iki farklı duruma göre belirlenmesi-
ni isteyen ayrımcı görüşe göre ise, burada ihmali suçların özelliği ge-
reği bir hususa dikkat etmek gerekir. Özellikle, icra suçuna teşebbüse
göre düzenlenmiş gönüllü vazgeçme hükmünün kuralları şematik ve
birebir olmasa bile, her zaman ihmali davranışın niteliklerine uygun
olarak başka sözcüklerle bu alana aktarılabilir.
75
İhmali suça teşebbüs-
ten vazgeçmede davranışın her zaman pozitif bir hareket olarak or-
taya çıkması zorunluluğu, basamaklandırma yapılamayacağı anlamı-
na gelmez. Fail, kendisine emredilen, ancak o ana kadar terk ettiği ha-
reket nedeniyle sonucun doğmayacağını düşünüyorsa, bu ihmali fiili
hala terk edebilir. Buna karşılık o ana kadarki ihmalinin sonuca neden
olabileceğini düşünüyorsa, kendi tasavvuruna göre sonucun doğma-
ması için artık sadece ihmali hareketi terk etmesi yeterli değildir; ona
emredilen hareketin ötesinde ayrıca faaliyette bulunması gereklidir.
76
Söz konusu ayırımcı görüşe göre, bu ayrıma karşı, ayrımın yapıl-
masının cezalandırılabilirliği öne çektiği itirazı da ileri sürülemez. Te-
şebbüsten dolayı cezalandırılmaktan kurtaran bir vazgeçmenin müm-
kün olabilmesi için, öncelikle failin cezalandırılabilir bir teşebbüste bu-
lunması, yani doğrudan doğruya kanuni tipi gerçekleştirmeye başla-
ması gerekir. Fakat diğer yandan mağdurun doğrudan tehlikeye dü-
şürüldüğünün ve sonucun meydana gelmesine yaklaşıldığının kabu-
lü, failin genel olarak sonucu önlemek için mutlaka kendisine emredi-
lenden daha fazlasını yapmak zorunda olması anlamına gelmez.
77
Böylece bu genel prensipleri koyan ayırımcı görüşe göre, fail ta-
savvuruna göre önce ihmal ettiği kurtarma hareketini sonradan basitçe
bir yerine getirme yoluyla sonucun meydana gelmesini önleyebilecek-
se ihmali suçta henüz icra hareketleri bitmemiştir.
78
Örneğin bir anne,
normal öğünün sonradan verilmesiyle çocuğunun hayatını koruyabi-
leceğini düşünüyorsa veya bir demir yolu bekçisi demir yolu makası-
75
Eser, SS, § 24 Kn. 27; Wessels/Beulke, AT., Kn. 743.
76
Lilie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 321. Belirtmek gerekir ki Alman hukukunda icra ha-
reketlerinin sona erip ermemesi konusunda neredeyse birlik halinde kabul edilen
yaklaşım failin bakış açısına göre olması gerektiği yani sübjektif görüştür. Bkz. Li-
lie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 320.
77
Lilie / Albrecht, LK, § 24 Kn. 322.
78
Eser, SS, § 24 Kn. 28; Gropp, AT., § 9 Kn. 72; Kuhl, AT., § 18 Kn. 154; Otto, AT., § 19
Kn. 87; Wessels/Beulke, AT., Kn. 743.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009183
nı iki trenin çarpışmasından önce değiştirebileceğini düşünüyorsa ih-
mali davranışla işlenen öldürme suçunda icra hareketleri bitmemiş-
tir. Aynı şekilde, bir yüzme havuzu öğretmeni başlangıçta yardım et-
mediği boğulmakta olan kişiyi sadece sudan çıkararak kurtarabiliyor-
sa aynı durumundadır.
79
Bu durumda, cezadan kurtaran bir vazgeçme
için icra hareketlerinin gönüllü olarak bırakılması/terk edilmesi yeter-
lidir. İcra suçuyla karşılaştırıldığında ihmali suçun farklı yapısının so-
nucu olarak suçun icra hareketlerinin bırakılması, failin emredilen ha-
reketi aktif olarak yapması anlamına gelir.
80
Yani emrin yerine getiril-
mesi ya da tehlikenin önlenmesi şeklindeki göreve uygun bir hareke-
tin varlığı gerekir.
81
Buna karşılık, failin tasavvuruna göre başlangıçta
emredilen hareketin yapılması tek başına kanuni tipin meydana gel-
mesini önleyemeyecekse ihmali suçta icra hareketleri tamamlanmış-
tır. Bu durumda, fail tasavvuruna göre sonucun doğması için her şeyi
yaptığını, daha doğrusu bütün ihmali gösterdiğini düşünmektedir.
82
Örneğin bir anne, aç bıraktığı için güçten düşmüş çocuğunu, sadece
onu yeniden besleyerek değil doktora götürerek kurtarabilir; ya da de-
mir yolu bekçisi, tren son makası da geçmişse artık sadece ihmal ettiği
davranışı yerine getirmekle çarpışmayı önleyemez; daha fazla bir şey
yaparak, örneğin telsizle haber vererek önleyebilir. Yine, baygın halde
suya batmış olan kişinin sadece sudan çıkarılması yetmez; onu yeni-
den hayata döndürmek için girişimlerde bulunmak gerekir.
83
Bu olay-
larda suçun icra hareketlerini bırakmak, yani başta emredilen hareke-
ti yapmak failin tasavvuruna göre artık kanuni tipin önlenmesine yet-
memektedir; failin sonucu gönüllü olarak önlemesi, yani başlangıçta
emredilen hareketin yapılmasını aşan başkaca tedbirler alması ve bun-
ların başarıya ulaşması gerekir.
84
79
Lilie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 322; Eser, SS, § 24 Kn. 28; Wessels/Beulke, AT., Kn.
743.
80
Baumann/Weber/Mitsch, AT, § 27 Kn. 26; Eser, SS, § 24 Kn. 28; Gropp, AT., § 9 Kn.
72; Kuhl, AT § 18 Kn. 152.
81
Lilie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 323.
82
Eser, SS, § 24 Kn. 29; Gropp, AT., § 9 Kn. 72; Kuhl, AT., § 18 Kn. 154; Otto, AT., § 19
Kn. 88; Wessels/Beulke, AT., Kn. 744.
83
Eser, SS, § 24 Kn. 29; Wessels / Beulke, AT., Kn. 744.
84
Eser, SS, § 24 Kn. 30; Lilie/Albrecht, LK, § 24 Kn. 324.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009184
Sonuç
İhmal suçları salt ihmal suçları ve ihmal suretiyle icra suçları ol-
mak üzere ikiye ayrılır. Salt ihmal suçlarına teşebbüs mümkün değil-
ken, ihmal suretiyle icra suçlarına teşebbüs mümkündür.
İhmal suçlarına teşebbüs konusunda en önemli problem icra suç-
larında olduğu gibi icranın ne zaman başladığı konusundadır. İhma-
li hareketin yapısı gereği, yani bir yapma davranışı yerine bir yapma-
madan ibaret olması nedeniyle icra suçundan farklı bir şekilde düşün-
meyi gerektirmektedir. Bu nedenle de bu suçlarda icraya başlama ko-
nusunda icrai suçlardan farklı teoriler ortaya atılmıştır. Ancak kanaa-
timizce bu teoriler bakımından da teşebbüsün doğasına uygun bir çö-
zümü benimsemek gerekir. Bu bakımdan, mademki teşebbüsün doğa-
sında kanuni tipte aranan sonucun gerçekleşmemesi ancak korunan
hukuki değer bakımından bir tehlike meydana gelmesi vardır; öyley-
se icraya başlama anı bakımından da ne kişi özgürlüğünü kısıtlayacak
kadar erken zamanı ne de mağdurun korunmasını zayıflatacak kadar
geç bir zamanı değil, hukuki değer bakımından bir tehlike oluşması-
nı esas almak gerekir. Bu açıdan icraya başlama anını mümkün oldu-
ğu kadar kanuni tipteki harekete yakınlaştırmak gerekir. Bu neden-
le biz yukarıda belirtilen teorilerden tehlikeye sokma kriterini benim-
siyoruz. Ancak tehlikeye sokma kriterinin de Roxin’in yaptığı gibi iki
farklı duruma göre değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Buna
göre, eğer olay hala failin kontrolünde ise bu durumda mağdur bakı-
mından bir tehlike doğması anını icranın başlangıcı olarak kabul edil-
meli, yok eğer olay failin hakimiyetinden çıkmışsa tehlikenin bu an-
dan itibaren başladığı kabul edilmelidir.
İhmal suçlarından gönüllü vazgeçme bakımından da icra suçla-
rından farklı düşünmek gerekir. İcra suçlarında icrai hareketin yapısı
gönüllü vazgeçme hükmünde öngörülen iki türdeki vazgeçmeye uy-
gundur. Yani icranın devam ettirilmemesi şeklinde ve icra hareketle-
ri tamamlandıktan sonra neticenin önlenmesi şeklinde olabilmektedir.
Ancak ihmali hareketin yapısı gereği ihmali bir suçtan dönmek her za-
man aktif bir davranışta bulunmayı ve neticeyi önlemeyi gerektirmek-
tedir.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009185
KAYNAKLAR
Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Huku-
ku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara 2007.
Backmann, Leonhard, Strafbarkeit des bei Tatbeginn zürücktretenden Tat-
beteiligten wegen vollendeter Tat, BGHSt 28, 346, JuS 1981.
Baumann, Jürgen / Weber, Ulrich / Mıtsch, Wolfgang, Strafrecht Allge-
meiner Teil, Bielefeld 2003.
Blei, Hermann, Strafrecht, Allgemeiner Teil, 12. Auflage, München 1996.
Borchert, Uwe/Helmann, Uwe, Die Abgrenzung der Versuchsstadien des
§ 24 Abs. 1 Satz 1 StGB anhand der objektiven Erfolgstauglichkeit, GA
1982.
Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Gi-
riş, Üçüncü Bası, İstanbul 2005.
Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2006.
Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel
Kısım, C.I, 11. Bası, İstanbul 1994.
Ebert, Udo, Strafrecht Allgemeiner Teil, Heidelberg 2001.
Eser, Albin, Versuch, in: Schonke/Schröder Strafgesetzbuch-Kommentar,
26. Auflage, München 2001.
Freund, George, Strafrecht Allgemeiner Teil, Personale Straftatlehre,
Berlin 1998.
Gropp, Walter, Strafrecht-Algemeiner Teil, 3.Auflage, Berlin-Heidelberg,
2005.
Hafızoğulları, Zeki, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2008,
s. 194.
Haft, Fritjhof, Strafrecht Allgemeiner Teil, Münschen 2004.
Hakeri, Hakan, Ceza Hukukunda İhmal Kavramı ve İhmali Suçların Çeşit-
leri, Ankara 2003.
Heinrich, Bernd, Strafrecht Allgemeiner Teil I, Stuttgart 2005.
Herzberg, Rolf Dietrich, Versuch, in: Münchner Kommentar zum Straf-
gesetzsbuch, Band 1.
Herzberg, Rolf Dietrich, Der Versuch beim unechten Unterlassungsdelikt,
MDR 1973.
Önder TOZMAN hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009186
İçel, Kayıhan/Sokullu-Akıncı, Füsun /Özgenç, İzzet/Sözüer, Adem/
Mahmutoğlu, Fatih S./Ünver, Yener, Suç Teorisi, 2. Kitap, İstan-
bul 2000.
Jacobs, Günther, Strafrecht Allgemeiner Teil, 2. Auflage, Berlin-Newyork,
1991.
Jescheck, Hans Heinrich / Weigend, Thomas, Lehrbuch des Strafrechts,
Allgemeiner Teil, 5. Auflage, Berlin 1996.
Kohler, Michael, Strafrecht-Algemeiner Teil, Berlin/Heidelberg 1997.
Krey, Volker/Heinrich, Manfred, Deutsches Strafrecht Allgemeiner Teil,
Band 2, 2. Auflage, Stuttgart 2004.
Kuhl, Kristian, Strafrecht Allgemeiner Teil, 4. Auflage, München 2002.
Kuper, Wilfried: Der Rücktritt vom Versuch des unechten Unterlas-
sungsdelikts, ZStW 112 (2000).
Lilie, Hans/Albrecht, Dietlinde, Rücktritt, in: Leipziger Kommentar (LK),
Strafgesetzbuch-Grosskommentar, 1. Band, 11. Auflage, Berlin 2003.
Lonnies, Otward, Rücktritt und Taetige Reue beim unechten Unterlassung-
sdelikt, NJW 1962.
Maurach, Reinhart/Gossel, Heinz/Zipf, Heinz, Strafrecht Allgemeiner
Teil, Teilband 2, Heidelberg 1989.
Meyer, Jürgen, Kritik an der Neuregelung der Versuchsstrafbarkeit, ZStW
87 (1975).
Mezger Edmund, Strafrecht. Ein Lehrbuch, 3. Auflage, Berlin / Münc-
hen 1949.
Otto, Harro, Grundkurs Strafrecht, Allgemeine Strafrechtslehre, 6. Aufla-
ge, Berlin 2000.
Önder, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992.
Özbek, Veli Özer, TCK İzmir Şerhi, Yeni Ceza Kanununun Anlamı, An-
kara 2005.
Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2008.
Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa R., Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik
Tedbirleri Hukuku, 9. Baskı, Ankara 2006.
Roxin, Claus, Strafrecht-Allgemeiner Teil, Band II, Besondere Erschei-
nungsformen der Straftat, München 2003.
Roxin, Claus, Tatentschluss und Anfang der Ausführung beim Versuch
(Tatentschluss), JuS 1979.
hakemli makaleler Önder TOZMAN
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009187
Rudolphi, Hans Joachim, in: Systematischer Kommentar zum Strafgezets-
buch, Band I, 2. Auflage, Frankfurt am Main, 1977.
Schroder, Horst, Die Freiwilligkeit des Rücktritts, MDR 1956.
Selçuk, Sami, Suç, Suç Yörüngesi ve Kalkışmanın Konumu, AD., Yıl 74
(1983), Özel Sayı S. 5.
Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası Ankara 2005.
Soyaslan, Doğan, Teşebbüs Suçu, Ankara 1994.
Sözüer, Adem, Suça Teşebbüs, Ankara 1994.
Stratenwerth, Günter, Strafrecht Allgemeiner Teil, 4. Auflage, Köln-
Berlin-Bonn-München 2000.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2007, s. 111–112.
Trondle, Herbert / Fischer, Thomas, Strafgesetzbuch und Nebengesetze
(StGB), 51. Auflage, München, 2003.
Vogler, Theo, Versuch, in Leipziger Kommentar Strafgesetzbuch, Gross-
kommentar, 1. Band Einleitung, §§ 1 bis 31, 10. Auflage, Berlin 1985.
Wessels, Johannes / Beulke, Werner, Strafrecht Allgemeiner Teil, Die
Straftat und ihr Aufbau, 33. Auflage, Heidelberg 2003.
Zaczyk, Rainer, Versuch, Rücktritt, in Nomos Kommentar zum Strafgesetz-
buch, Baden Baden 2005.