TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 239
İmar Planlarının Yargısal Denetimi - I
Judicial Review of Zoning Plans - I
Kerem CANBAZOĞLU
∗
Dilhun AYAYDIN
∗∗
Özet: İmar planlarının yargısal denetimi, gerek imar mevzua-
tın karmaşık yapısı gerekse imar planı olarak adlandırılan idari işle-
min mahiyeti gereği idari yargının sorunlu alanlarından birini teşkil
etmektedir. Çalışmanın amacı, İmar Kanunu’nda düzenlenen imar
planlarının, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenen yargısal
denetimi ve bu yargısal denetim sırasında idare hukuku yönünden
ortaya çıkan meseleleri ortaya koymak ve iptal yahut yürütmenin
durdurulması kararının alt ölçekli imar planları ve plana dayalı tesis
edilmiş birel işlemler üzerine olası etkisini değerlendirmektir.
Anahtar Sözcükler: Planlama yetkisi, imar planları, idarenin yar-
gısal denetimi, iptal davası, iptal kararının hukuki sonuçları.
Abstract: The judicial review of zoning plans constitutes one of
the most problematic parts of administrative adjudication not only
because of the genuine nature of administrative act called zoning
plan, but also the complexity of the zoning regulations. The purpose
of this study is to put forth the administrative law matters that can
arise during the judicial review process of zoning plans which are
stipulated in the Zoning Law conducted in accordance with the Ad-
ministrative Procedural Code and the possible effects of the deci-
sions of the administrative courts with respect to annulment or stay
*
Av., Ankara Barosu, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku
Anabilim Dalı İdare Hukuku doktora öğrencisi.
**
Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı İdare Hu-
kuku Bilim Dalı araştırma görevlisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Kamu Hukuku Anabilim Dalı İdare Hukuku doktora öğrencisi.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi240
order upon the lower scale zoning plans and other administrative
acts that instituted.
Keywords: Planning authority, zoning plans, judicial review of
administration, action for annulment, legal consequences of the de-
cision of annulment.
GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çeşitli hükümler ile devleti ol-
dukça kapsamlı ve teknik pek çok faaliyeti yerine getirmekle görevli
kılmıştır.
1
Devlet kendisine yüklenen bu faaliyetleri, Anayasa’da ta-
nımlanan, işleyişi ve birbirleriyle ilişkileri belirlenen organlarından
sadır olacak işlemler ve bu işlemlerin icrası ameliyeleri ile yerine geti-
recektir. Anayasa ile “Devlet”e verilen bir görev olan planlama faaliye-
tini yerine getirebilmek için devletin yasama organından ve yürütme
organı içerisinde yer alan merkezi idare ve kamu idarelerinden kay-
naklanan bir takım “planlama işlemlerinin”
2
vücuda getirilmesi gereke-
ceği açıktır.
Esasen bu çalışmanın konusu da devletin planlama faaliyeti üst
başlığı içerisinde idarenin imar planlaması yapma faaliyetinin gerçekleş-
tirme aracı olan imar planlarının yargısal denetimi ve yargısal denetim ne-
ticesinde ortaya çıkan diğer sorunların incelenmesidir.
İtiraf etmek gerekir ki, son derece dinamik ve karmaşık bir alan
olan imar planları ile ilgili yapılan çalışmada konunun sınırlandırıl-
ması önem taşımaktadır. Bu nedenle bu çalışmada planlama işlemleri
altında “imar planları” başlığı altında 3194 sayılı Kanun’da düzenlenen
1
Bu faaliyetler arasında; (1) iç ve dış güvenliğin sağlanması ve korunmasını içeren
milli güvenliğin korunması faaliyeti, (2) huzur ve düzenin korunması ve sağlanmasını
içeren kolluk faaliyetleri, (3) toplumun temel gereksinimlerinin karşılanmasını he-
defleyen kamu hizmeti faaliyeti, (4) özendirme ve desteklemeye yönelik faaliyetleri
içeren teşvik tedbirleri, (5) iç düzen etkinlikleri ve (6) planlama faaliyetleri sayılabilir.
Bkz. Günday Metin, İdare Hukuku, İmaj Yayıncılık, Ankara 2003, s. 18-23.
2
Tan, Anayasa’dan kaynaklanan planlama ödevinin yerine getirilmesi sırasında
… yetkili organlar tarafından hukuki yöntemlere uyularak hazırlanıp kabul
edilen metinlerden hiç olmazsa bazıları için “planlama işlemleri” deyimini tercih
etmektedir. Yazar dipnotunda Duran’ın ise aynı anlama gelmek üzere “planlama
belgeleri” deyimini tercih ettiğini vurgulamaktadır. Bkz. Tan, Turgut, Ekonomik
Kamu Hukuku Dersleri, Turhan Kitabevi, Ankara, 2010, s. 235.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 241
imar planları inceleme konusu kılınmıştır.
3
Şu halde, imar mevzuatı-
nın salt 3194 sayılı İmar Kanunu (“İK”) ile sınırlanamayacak derece-
de geniş kapsamlı yapısı nedeniyle, her biri kendisine has özellik ve
sorunları bir arada içerisinde barındıran özel imar kanunları gereği
yapılan imar planlarının yargısal denetimi meselesi çalışmanın kap-
samı dışında kalmaktadır.
4
Ancak yeri geldikçe, özellikle dipnotlarda,
özel imar rejimine tabi yerlerle ilgili yapılan imar planlarının yargısal
denetimine ilişkin de bilgi vermeye ve yargı kararlarına değinilmeye
çalışılacaktır.
İmar planlarını, bir bütünün parçası olarak kavrayabilmek ve iliş-
kiyi analiz edebilmek açısından ana başlık olan devletin planlama faa-
liyetinden bahsederek konuya giriş yapmak uygun olacaktır. Devletin
planlama faaliyeti meselesi içerisinde yasama organının planlama yet-
kisinin kullanımının bir görünümü olarak “Kalkınma Planları”na kısaca
değinilecektir. Devlet organlarından yasama organı eliyle gerçekleş-
tirilen planlama faaliyetinin incelenmesinin ardında idarenin planla-
ma faaliyeti konusu incelenmeye çalışılacak burada da idarenin imar
planları dışında kalan planlama faaliyetinin gerçekleştirilmesinin aracı
olarak “Yıllık Planlar” a da yeri geldiği için temas edilerek ardından bu
çalışmadaki asıl inceleme konumuz idarenin planlama faaliyeti içeri-
sinde imar planları konusu ele alınmaya başlanacaktır. İmar planları,
imar hukukunun bir bölümünü teşkil etmektedir. İmar hukuku başlığı
altında imar planlarının etkileşim içerisinde bulunduğu imar huku-
kunun diğer bölümlerine de kısaca değindikten sonra bir idari işlem
olarak imar planlarının hukuki niteliği belirlenecek ardından da İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun (“İYUK”) hükümleri çerçevesinde ve
Danıştay kararları ışığında imar planlarının yargısal denetimi mesele-
3
İnceleme konumuzu oluşturan imar planları Kanun’un takip ettiği hiyerarşi içe-
risinde sıralanacak olur ise, Metropoliten İmar Planı (m. 9), Çevre Düzeni Planı (m.
5), Nazım İmar Planı (m. 5/2) ve Uygulama İmar Planları (m. 5)’ dır. 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 8. maddesinde düzenlendiği ve yapılması yönünde DPT’ye yetki
verildiği halde hukukumuzda hiç yapılmamış bölge planları inceleme konumuz
dışında kalmaktadır.
4
3194 sayılı Kanun dışında 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2981 sayılı İmar Affı Kanunu,
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2634 sayılı Turizmi Teş-
vik Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu, 4562 sayılı
Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu konuyla ilgili bulunduğu halde inceleme alanı-
mız dışında tutulan diğer yasal düzenlemeler olarak göze çarpmaktadır.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi242
si ilk inceleme ve esas incelemesi ana başlıkları altında değerlendirile-
cektir. Çalışmanın son bölümünde ise, imar planları hakkında verilen
iptal ve/veya yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanması ne-
deniyle imar planları ve yapı hukuku yönünden ortaya çıkan hukuki
sorunlar değerlendirilmeye çalışılacaktır.
BİRİNCİ BÖLÜM
PLANLAMA FAALİYETİ
I. DEVLETİN PLANLAMA FAALİYETİ
Devlet, planlama yetkisine dair faaliyetlerini yasama ve yürütme
organları eliyle yerine getirmektedir. Devletin yasama organı eliyle
yerine getirdiği planlama faaliyeti, sosyal devleti gerçekleştirilebilmek
için zorunlu olarak sağlanması gereken ekonomik kalkınmanın teme-
li olarak, gerek 1961 Anayasası’nda ve gerekse 1982 Anayasası’nın
166. maddesinde hüküm altına alınmıştır. 1961 Anayasası dönemin-
de, merkezi idarenin başkent teşkilatına yardımcı kuruluşlardan olan
Devlet Planlama Teşkilatı’nın (“DPT”) bir anayasal organ olarak yer
alması planlamaya verilen somut önemi ortaya koymuş ve böylelikle
planlama, Tan’a göre “bir kamu hukuku temel kuralı” haline gelmiştir.
5
1982 Anayasası ise, DPT’ye bir anayasal kurum olarak yer vermemiş,
ancak Planlama başlıklı 166. maddesinde söz konusu faaliyetin ne
şekilde yerine getirileceğine ilişkin ayrıntılı hükümler sevk etmiştir.
Böylelikle, 1982 Anayasası’nın lafzına bakıldığında, planlama faaliyeti
idare açısından bir teşkilat oluşturulmak suretiyle yerine getirilmesi
zorunlu bir anayasa emri olmaya devam etmiş ve fakat planlamanın
bizzat DPT tarafından yapılma zorunluluğu ortadan kalkmıştır. An-
cak, yasa koyucu kısa süre içerisinde yaptığı düzenlemeler ile ülke öl-
çeğinde planlamaya ilişkin görev ve yetkileri ihdas ettiği Başbakanlığa
bağlı, genel bütçe içerisinde yer alan ve kamu tüzel kişiliği bulunma-
yan DPT’ye vermiştir.
6
5
Tan Turgut, Planlamanın Hukuki Düzeni, Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitü-
sü Yayını, Ankara, 1976, s. 5-9.
6
“1982 Anayasası döneminde DPT, 8 Haziran 1984 tarih ve 223 sayılı KHK, 6 Mart 1991
tarih ve 3701 sayılı Kanun,17 Temmuz 1991 tarih ve 437 sayılı KHK,10 Ağustos 1993
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 243
DPT eliyle yürütülen planlama faaliyetinin konusu, Anayasa’nın
160. maddesinde belirtilen ilkeleri somutlaştıran 540 sayılı KHK’nin 1.
maddesinde belirlenmiştir.
7
DPT hazırlık işlemlerini gerçekleştirdiği,
Bakanlar Kurulu’nca kabul edilip ve TBMM’ce onaylanacak “Kalkınma
Planı” eliyle bu görevi yerine getirecektir.
Öyle ise, inceleme konumuzla bağlantılı bulunan devletin plan-
lama faaliyeti kapsamı içerisinde bir yasama tasarrufuna bağlı bulu-
nan kalkınma planı eliyle gerçekleştirilen planlama faaliyeti kaynağını
doğrudan anayasadan alan bir faaliyettir ve bunun anayasadaki sosyal
devlet ilkesinin de temel gerekliliklerinden biri olarak kabulü zorun-
ludur.
8
Anayasa’nın “Mali ve Ekonomik Hükümler” başlıklı dördüncü kıs-
mında yer alan 166. maddede açık biçimde düzenlenen devletin plan-
lama faaliyetine ilişkin hüküm dışında, anayasanın “Temel Hak ve Öz-
gürlükler ile Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” e ilişkin bölümlerinde
yer alan çeşitli hükümlerde de, devletin planlama faaliyetine ilişkin
bazı belirlemeler bulunmaktadır. Esasen devletin planlama yetkisi-
nin mahiyeti gereği, bu yetkinin kullanımı devletin bizatihi anayasa
ile ilgililere tanıdığı bazı haklara da temas edebileceğinden, bir kısım
haklarla ilgili düzenlemeler içerisinde devletin planlama yetkisinin
kapsamına ilişkin belirlemeler de yapılmıştır.
9
Bu bağlamda ifade et-
mek gerekir ki, Anayasa’nın “Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti” başlıklı 23.
maddesi, “Mülkiyet Hakkı” başlıklı 35. maddesi, “Kıyılardan Yararlan-
ma” başlıklı 43. maddesi, “Kamulaştırma” başlıklı 46. maddesi, “Sağlık
tarih ve 511 sayılı KHK ve nihayet günümüzde de yürürlükte bulunan 24 Haziran 1994
tarih ve 540 sayılı Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hük-
münde Kararnameyle düzenlenmiştir.” Gözler Kemal, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Ki-
tabevi, Güncelleştirilmiş 7. Baskı, Bursa, Eylül 2008, s. 154’ten naklen.
7
Buna göre, DPT’nin görevi, “kaynakların verimli kullanılması ve kalkınmanın hızlandı-
rılması amacıyla, ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel planlama hizmetlerinin bir bütün-
lük içerisinde etkin, düzenli ve süratli olarak görülebilmesini sağlamak” tır.
8
Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayıncılık, Ankara 2002, s. 133.
9
Şanlı, planlama yetkisini analiz ettiği çalışmasında bu durumu, “Devletin planlama
faaliyetini doğrudan ve açık bir biçimde belirleyen Anayasa’nın 166.maddesinin yanında,
planlama yetkisiyle ilişkilendirilebilecek başkaca anayasal hükümler de bulunmaktadır.”
Biçiminde ifade etmektedir. Bkz. Şanlı, Denizer, “Planlama Yetkisinin Analizi”,
Ankara Barosu Dergisi, Yıl.67, Sayı.3, 2009, s. 48.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi244
Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlıklı 56. maddesi ve “Konut Hak-
kı” başlıklı 57. maddesi devletin planlama yetkisine dair hükümlerdir.
II. İDARENİN PLANLAMA FAALİYETİ
Anayasa ile devletin yasama ve yürütme organına planlama ile il-
gili bazı ödevlerin yüklenmiş olduğuna yukarıda değinilmişti. Yasama
organına planlama faaliyeti ile ilgili yüklenen ödevlerden sonra yürüt-
me organına yüklenen planlama faaliyetlerinin büyük kısmını içeren
imar planlama faaliyetinden bahsetmek gerekmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, imar planlaması faaliyeti idarenin
planlama faaliyeti içerisine yer alan özel usul ve yetki kurallarına bağ-
lanmış bir faaliyettir. Söz konusu faaliyet bir idari işlem olduğuna kuş-
ku bulunmayan imar planları eliyle gerçekleştirilmektedir.
10
İmar planları eliyle gerçekleştirilen planlama faaliyeti imar hu-
kuku olarak adlandırılabilecek bir alanın konusunu oluşturmaktadır.
İmar hukuku ise, “imar planları”, “yapı veya inşaat hukuku” ve “imar
yaptırımları” biçiminde üç ana başlıktan oluşmaktadır.
11
İmar hukuku-
nun bu üç ana başlığı birbirleriyle oldukça sıkı bir etkileşim içerisinde
oldukları ifade edilmelidir. Zira belirli bir coğrafi alanın planlanma-
sı faaliyeti, imar hukuku açısından planlamaya konu alanda var olan
mülkiyet ilişkilerine ilişkin olarak yapılan ilk düzenlemedir. Belli bir
alanda imar planlarına uygun yapılaşmanın sağlanabilmesi açısından
olması gerekenin ifadesi olarak, belirli bir alanda İmar Kanunu’na uy-
gun yapılaşabilmenin mutlaka kanunda belirlenen usulü tüketerek yü-
rürlüğe sokulmuş bir imar planının varlığına ihtiyaç gösterdiği ifade
edilmelidir. Ancak, şüphesiz konuya ilişkin ülkemiz gerçekliğinin bir
sonucu olarak, bu durum belli bir alanda yapılaşabilmenin söz konusu
yapılaşmanın gerçekleşeceği alanda geçerli bir imar planının varlığını
ön koşul olarak gerekli kıldığı anlamına gelmez. Zira Bayındırlık ve
İskân Bakanlığı’nca çıkarılmış olan Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği,
10
Konu çalışmamızın bu bölümünün III numaralı başlığı altında ayrıntılı biçimde
tartışılmaktadır.
11
Yaşar’da İmar Hukuku isimli monografik çalışmasında buna benzer bir ayrımı
benimsemektedir. Bkz. Yaşar, Hasan Nuri, İmar Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul
2008.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 245
“belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan ve planı bulunma-
yan alanlardaki yapılaşmaların fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşek-
külünü” sağlamayı amaçlamaktadır. Şu halde, imar hukukuna uygun
yapılaşma İmar Kanunu’na, “Özel İmar Rejimi”ni düzenleyen kanunla-
ra ve yukarıda atıfta bulunulan yönetmeliğe uygun olarak gerçekleşti-
rilmesi gereken bir faaliyettir. Ancak bu düzenlemelere uygun olmak
kaydıyla bir arazi parçası üzerinde “yapı” yapabilmek gündeme gele-
cektir. Bu yapının yapılabilmesi imar hukukuna ait bir takım izinlerin
alınmasını gerektirecektir. Öte yandan bir yapının inşasının yapılma-
sının ardından da inşaat iznine esas mimari projesine uygun biçimde
muhafaza edilmesi gerekmektedir. Aksi durum hem idarenin kamu
düzenini korumak ve sağlamak amacıyla kolluk yetkisi bağlamında
imar cezaları kesmesine ve bazı koşullarda Türk Ceza Kanunu’nda
düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu nedeniyle cezai sorum-
luluğa ilişkin diğer hükümlerin de işletilmesine sebebiyet verecektir.
Gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada imar planlarına
hâkim birtakım ilkelerden bahsedildiği görülmektedir. Söz konusu
ilkelerin içeriği, özellikle uygulamada imar planlarına ilişkin olarak
idari yargı yerlerinde açılan iptal davalarında kararların belirli bir
sistematik ve istikrar içinde verilebilmesi bakımından oldukça önem-
lidir. Bu ilkelerin önemli bir diğer boyutu da, imar hukukunda birey-
ler bakımından kazanılmış hak kuramının geçerli olup olamayacağı
tartışmasında saklıdır. Bu bağlamda İmar hukukunda özellikle imar
planlarına hâkim olan ilkeler; “Aleniyet İlkesi”,
12
“Genellik İlkesi”,
13
“Hi-
12
Aleniyet, açıklık, kamuya ait olmak anlamına gelir. Yımaz, Ejder Hukuk Sözlüğü,
Yetkin Yayınevi, Ankara 1996, s. 53; Aleniyet ilkesi İmar Kanunu’nun 8/b-4
maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre: “İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak
ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını
veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret
karşılığında isteyenlere verir”. Ancak burada plan kararları ve raporlarının da ek
olarak verilmesi gerekmektedir. Uygulamada bu noktada eksiklik bulunduğu
birçok yazar tarafından vurgulanmaktadır. Kalabalık, Halil, İmar Hukuku Dersleri,
Seçkin Yayıncılık, 2. Baskı, Ankara 2009, s. 85-103; Yaşar, a. g. e., s. 104-122.
13
Genellik ilkesi, özel amaçlı imar planlamasının yapılamayacağı anlamına gelir.
Buna karşılık imar planlarında değişiklik yapılması söz konusu olduğunda, bu
ilkeye aykırı olarak tam da ayrıcalık yaratmak amaçlı parsel bazında plan değişikliği
yapılarak planların genelliği ilkesine aykırı davranılmasının önlenmesidir.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi246
yerarşi İlkesi”,
14
“Plan Hiyerarşisi”
15, 16, 17
“Kamu Yararı İlkesi”,
18,
19
“Zo-
runluluk İlkesi”, “Esneklik İlkesi”, “Kapsamlılık İlkesi”, “Süreklilik İlkesi”,
“Bilimsellik İlkesi”, “Katılım İlkesi”
20
olarak sıralanabilir.14
Hiyerarşi, farklı kural ve statüler arasında yukarıdan aşağıya bir sıralanmayı ifade
eder. İmar hukuku alanında klasik normlar hiyerarşisinin geçerli olup olmadığı
tartışmalı bir durumdur. İdari işlemler içinde imar planlarının yönetmeliklerden
üstün olduğu gerek uygulamada ve gerekse de doktrinde kabul edilmektedir.
Aykırı nitelikte düşünenler ise bu görüşe katılmayıp aynı anda geçerli iki genel
düzenleyici işlemden birinin diğerine göre değiştirilmemesinden kaynaklanan za-
mana dayalı bir sorun olduğunu ileri sürmektedirler. Bkz. Yaşar, a. g. e., s. 107.
15
İmar hukukunda planlar arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmaktadır. İmar plan-
lamasında ülke çapında bütünlüğün sağlanması amacıyla getirilmiş olan bu ilke
gereğince, farklı kademelerde yer alan planlar da bir zincirin halkası olarak düşü-
nülmekte ve bu halkaları birbirine bağlayan, bunların birlikte uygulanmasını sağ-
layan hiyerarşi olmaktadır. İmar Kanunu 8. maddesinde İmar Planlarının Nazım
İmar Planı ve Uygulama İmar Planı’ndan oluştuğu ifade edilmiş ve bu planların
“varsa” Bölge ve Çevre Düzeni Planlarına uygun olarak yapılması gerektiği vurgu-
lanmıştır. Buradan çıkarılan sonuç çevre düzeni planı olmadan Nazım ve Uygula-
ma İmar Planlarının yapılabileceğidir.
16
Bir başka sorun Nazım İmar Planı olmaksızın Uygulama İmar Planlarının çıkartıl-
masıdır. Böyle bir uygulama, kesinlikle imar mevzuatına, planlama ilkelerine ve
planlama tekniğine aykırıdır. Plan hiyerarşisine aykırı bir davranış teşkil edecek-
tir. Bir görüşe göre nazım plan hazırlanmışsa, fakat henüz uygulama imar planı
yoksa inşaat ruhsatı ve öteki yapı işlerinin nazım plana göre yürütülmesi gerekir.
Bkz. Yayla, Yıldızhan, Şehir Planlamasının Başlıca Hukuki Meseleleri ve İstanbul Ör-
neği, İstanbul Üniversitesi Yayınlarından No: 2098, Fakülteler Matbaası, İstanbul
1975, s. 112-119.
17
Danıştay’a göre imar uygulaması yapılabilmesi için mutlaka Uygulama İmar
Planı’nın bulunması zorunludur. Danıştay, Uygulama İmar Planı’nda yapılan
değişiklikle uyuşmazlığa konu taşınmazın ortaokul alanı iken konut alanı olarak
belirlenen değişikliğin bu alana ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planına uygun
olması gerektiğini belirtmiştir.Danıştay 6. D, 17.3.1998, E. 1997/2722, K.1998/1549,
DD, Y. 29, S. 97, 1999, s. 357.
18
Kamu Yararı İlkesi idari işlemlerin doğasında var olması gereken zorunlu bir ilke-
dir. İdare hukukunun temel dayanağıdır. Bkz. Zabunoğlu, a. g. e., s. 33.; Diğer bir
deyişle, modern liberal bir siyasal düzen göze alınarak bireylerin kendi başlarına
yerine getiremeyecekleri toplam yararın, onların yerine devlet tarafından konul-
muş kurallarla yerine getirilmesidir. Bkz. Yaşar, a. g. e., s. 117.
19
Danıştay, İmar planlarının kamu yararına dayanması gerektiğini ve bununda
şehircilik ilkesinin gereği oluğunu vurgulamaktadır. Bkz, İDDG, E.2004/861,
K.2004/745, KT. 21.10.2004, D. 6. D, E.1997/6678, K.1998/6744, KT. 23/12/1998
20
Belde halkının plan yapım sürecine katılmasını öngören bu ilke mevzuatlarımızda
kendine yer bulamamış sadece plan yapımının hazırlık aşamasında “hemşerilik”
vasfı ile plan yapımına katkıda bulunulacağı 2863 sayılı Kanun’un 17. maddesinde
kaleme alınmıştır ki buda yetersiz bir düzenlemedir.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 247
İmar hukukunun kapsamına ve temel ilkelerine kabaca değinerek
inceleme konumuzun bu kapsam içindeki yerini bir miktar daha belir-
lemeye çalıştıktan sonra, imar hukukuna ilişkin çalışmalarda neredey-
se adet haline gelen, imar hukukunun hukuk dalları arasında yapılan
ayrımlamalar içerisindeki yerini açıklayan görüşlere de değinmek is-
tiyoruz. Kuşkusuz imar hukuku, kaynağını idare hukukunun ve hat-
ta onun ötesinde anayasa hukukunun derinliklerinde bulmaktadır.
Konunun özel hukuk ilişkileri açısından da önem taşıması, doktrinde
imar hukukunun niteliği ile ilgili farklı görüşlerin ortaya çıkmasına
neden olmuştur. Gözler, imar hukukunu kamu hukuku alanında yer
alan idare hukuku kısmı içerisinde ele alırken, idare hukuku bakımın-
dan da bir tasnife başvurmaktadır. Yazar, idare hukukunu genel idare
hukuku ve özel idare hukuku olmak üzere iki kısma ayırdıktan sonra,
imar hukukuna bu ayrımın özel idare hukuku başlığı altında yer ver-
mektedir.
21
Yaşar ise, her yönüyle idari bir faaliyet olan, kamu kudreti
ayrıcalığının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve idari yargının alanı-
na giren imar planlamasının idare hukuku alanı içerisinde yer aldığı
dolayısıyla imar hukukunun idare hukukunun bir alt dalı olduğunu
söylemektedir.
22
Kalabalık, imar hukukunun düzenlediği konulara ba-
kıldığında hukuk dallarının özel hukuk- kamu hukuku biçimindeki
klasik ayrımlamasının imar hukuku için geçerli olamayacağını, imar
hukukunun her iki alanın özelliklerini taşıması neticesinde karma hu-
kuk alanı içersinde yer alması gerektiğini düşünmektedir.
23
Kanaatimizce pedagojik önemini korumakla beraber, kamu hu-
kuk-özel hukuk ayrımı hukuk sistemimiz içerisinde giderek belirsiz-
leşmektedir. Bu kabulle, esasen imar hukukunun bunlardan hangisi
içerisinde kademelendirileceği tartışması yine salt pedagojik bir tartış-
ma görünümündedir. Ancak imar hukuku düzenleme alanı ve müda-
hil olduğu ilişkiler bakımından hem kamu hukuku hem de özel hukuk
alanlarına ait sorunları bünyesinde taşımaktadır. Zira imar hukuku
sadece idarenin planlama, alternatif belirleme faaliyeti sonucunda bi-
rey ile idare arasındaki ilişkileri düzenlemekle kalmayıp aynı zaman-
da imar planlarının uygulanmasından doğan özel hukuk ilişkilerini de
21
Gözler, Kemal, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi, Bursa, Ekim 2008, s. 50.
22
Yaşar, a. g. e., s. 9.
23
Kalabalık, a. g. e., 34.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi248
incelemektedir. Bu sebeple imar hukuku bir karma hukuk dalı olma
özelliğini taşımaktadır.
III. İDARENİN PLANLAMA FAALİYETİNİN
YERİNE GETİRİLMESİNİN BİR ARACI OLARAK
İMAR PLANLARININ İDARİ İŞLEM TEORİSİ
AÇISINDAN TAHLİLİ
İdarenin planlama faaliyeti içerisinde yer alan imar planlaması faa-
liyetinin önemli bir bölümü imar planları eliyle yerine getirilmektedir.
Yukarıda değinilen, imar hukukunun hukukun hangi alanına ait oldu-
ğuna ilişkin tartışmalar bir yana bırakılacak olursa, imar planlarının,
idare hukuku ilke ve esasları doğrultusunda tesis edilip edilmedikle-
rinin denetlenmesi problemi kaçınılmaz olarak idare hukukunun bir
diğer temel konusu olan idarenin yargısal denetimi ve bu denetimin
araçları olan idari davalar ve özellikle iptal davaları eliyle imar planla-
rının yargısal denetimi konusunu gündeme getirmektedir. Bu nedenle
imar planlarının yargısal denetimi meselesini çalışmanın sonraki bö-
lüme bırakarak bu bölümün son başlığı içerisinde imar planlarının bir
idari işlem olarak hukuki niteliği üzerinde duracağız. Zira konunun
bu yönü İYUK gereği ön incelemede nazara alınması gereken ve ça-
lışmanın ileriki kısımlarında ayrıntılı olarak incelenecek olan görev ve
dava açma süresi ile meselelerle de yakından ilgilidir.
Danıştay’ın istikrar kazanmış içtihadında, idari yargılama usulü
bakımından yaratacağı pratik sonuçlar
24,
25
nazara alınarak birer düzenle-
24
“İmar planlarının düzenleyici işlem olarak nitelendirildiği diğer kararlarda da genellikle
sorun düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresi, uygulama işlemi ile birlikte dayanağı
düzenleyici işlemin dava konusu edilmesi, düzenleyici işlemin ilanı, dava açma menfaati
çerçevesinde tartışılmıştır.” Tekinsoy, Ayhan, “İmar Planlarının Hukuksal Niteliği,
İmar Planı İptalinin Bu Plana Dayanılarak Verilmiş Ruhsatlar Üzerindeki Etkisi”,
Ankara Barosu Dergisi, Yıl: 66, Sayı: 2, Bahar 2008, s. 51.
25
Danıştay’ın imar planlarını açık ve tereddütsüz biçimde düzenleyici işlem olarak
nitelendirmesini, bu nitelemenin yarattığı önemli hukuki sonuçlara dayandıran-
lardan biri de Yayla’dır ve bu sonuçları “gibi” edatını kullanmak suretiyle sınırla-
madan sayarak belirtmiştir. “ Şüphesiz bu nitelendirmenin planların tabi olacağı hu-
kuki rejimi belirlemek bakımından önemli sonuçları vardır: işlemlerin duyurulmasında,
ilan veya bildirim yolunun uygulanması; düzenleyici işlemlerin adliye mahkemelerince de
yorumlanabilmesi, kazanılmış hak doğurma sorunu (ancak kişisel kararlar kazanılmış hak
doğurabilirler);dava süresinin düzenleyici işlemlerde uygulama üzerine tekrar başlayabil-
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 249
yici işlem kabul edilen ve İYUK’da sayılan idari dava türlerinden iptal
davasına konu edilebilecek olan imar planlarının hukuki niteliği, ko-
nuyla ilgili pek çok eserde tartışılmakta ve doktrinde bu konuda fark-
lı görüş ve gerekçeler de ortaya atılmaktadır. Konuyla ilgili bu kadar
farklı görüşün ortaya atılmış olmasının sebebi, idare hukuku sahasın-
da tesis edilen bazı idari işlemlerin türünün ortaya konulabilmesinin
her zaman kolaylıkla mümkün olamamasıdır. İdari işlemlerin maddi
mahiyetleri yönünden; yani konularına, içeriklerine ve doğurdukları
hukuksal sonuçlarına göre ayrımlanmasında, genel, soyut, sürekli, ki-
şilik dışı, bir kez uygulanmakla tükenmeyen kural koyucu nitelik taşı-
yanların, düzenleyici işlemler olduğu kabul edilmektedir.
26,
27
İmar planlarının hukuki mahiyeti hakkında peşin bir kabule var-
madan önce, idarenin genel ve düzenleyici işlemleri ile birel işlemleri
arasında kesin bir ayrım yapabilmenin, bir başka deyimle bir işlemi
tümüyle düzenleyici veya tümüyle birel olarak nitelendirebilmek ol-
dukça güç olduğu belirtilmelidir. Bu noktada Yayla’nın da belirttiği
gibi, idarece tesis edilen işlemler arasında, “derece derece genelliğe veya
birelliğe yaklaşan” idari işlemler bulunmaktadır.
28
Bu belirlemenin ardından, imar planlarının hukuki niteliği hak-
kında doktrinde yer alan görüşlere de burada kısaca değinmek yerin-
de olacaktır. Onar, bir taşınmazın kamu malı statüsüne sokulması için
alınması gereken kamu yararına tahsis kararının, imar planları neti-
mesi gibi.” Bkz. Yayla, a. g. e., s. 108
26
Erkut, Celal, “İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdari İşlemin
Kimliği”, Danıştay Matbaası, Ankara 1990, s. 68.
27
Erkut, maddi ölçüte dayalı bu ayrımın bazı sakıncalarını şöyle ifade etmektedir.
“İdari işlemlerin genel, düzenleyici ve birel nitelikleri bunları birbirlerinden ayırmakta ve
farklı statülere tabi kılarak bunlara değişik hukuki sonuçlar bağlanmasına yol açmaktadır.
Bu bakımdan bir işlemi maddi bakımdan nitelerken her zaman kesin ve tek bir ölçüt uygu-
lamak mümkün olmadığı gibi, doğru da sayılmaz. Nitekim bir işlemin düzenleyici olması
mutlaka genellik nitelemesini de içermekte iken her genel işlem mutlaka düzenleyici nitelik-
te olmamaktadır. Bir diğer nokta da, düzenleyici ve birel işlemler arasında her zaman kesin
ve kolay bir ayrım yapılamamasıdır. Gerçekten de bu iki işlem türü arasında biri diğerine
göre genelliğe veya birelliğe yaklaşan işlemler bulunmaktadır ki giderek bunları düzenleyici
veya birel işlemler olarak ayrımsamak mümkün olmamaktadır. Bu nedenlerle idari işlemleri
özellikle dava süreleri ile idari işlemin kaldırılması ve geri alınması bakımından önem taşı-
yan maddi ölçüt açısından ele alırken düzenleyici olan ve olmayan işlemler ayrımına göre
hareket etmek kanımızca daha yerindedir. ” Bkz. Erkut, a. g. e., s. 68.
28
Yayla, a. g. e., s. 107.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi250
cesinde de ortaya çıkabileceği, imar planlarının kesinleşmelerinin ar-
dından devlet, belediye ve fertler açısından yükümlülükler içereceği
hususunu açıklarken imar planlarının hukuki niteliğine ilişkin belir-
lemelerde bulunmakta ve imar planlarını kaide-tasarruf olarak nitelen-
dirmektedir.
29
Özay ise, eserinin adsız düzenleyici işlemleri irdelediği
bölümünde, imar planları gibi bazı idari işlemlerin, içerikleri açısın-
dan karma işlem niteliği taşımakla birlikte genel ve kural yönleri ağır
bastığı için düzenleyici işlem olarak nitelendirilmeleri gerektiğini be-
lirtmektedir.
30
Yayla, imar planlarının maddi ölçüte göre birer düzen-
leyici işlem sayılmasını tatmin edici bulmadığını, imar planlarının uy-
gulama işlemlerinin tesisine gerek olmaksızın doğrudan kapsadıkları
toprak parçasının statüsünde yarattıkları değişiklikler nedeniyle koşul
işlemlere ilişkin özellikleri de ihtiva ettikleri gerekçesiyle ve az evvel
andığımız, Onar’ın imar planının kamu yararına tahsis kararı yerine
geçmesi örneğine atıfta bulunmak suretiyle belirtmektedir.
31
Konuyu
yakın tarihli bir çalışmasında ayrıntılı olarak irdeleyen Tekinsoy, imar
planlarının bazı yönlerden düzenleyici işlem niteliği taşımadığını be-
lirtirken ilk olarak, imar planlarının küçük veya büyük ancak mutlaka
somut bir arazi parçasına ve bunun kullanımına ilişkin bir idari işlem
olduğunu, bu nedenle idari işlemlerin maddi ayrımında düzenleyici
işlemlere atfedilen soyutluk karakterini taşımadığını tespit etmekte
ve hatta imar plan değişikliklerinin neredeyse birel işlem niteliği ta-
şıyacak kadar somut ve sınırlı bir arazi parçasına ilişkin olduğunu sa-
vunmaktadır. Yazar, ikinci olarak, imar planlarının biçimsel olarak da
diğer düzenleyici işlemlerden farklılığını vurgulamakta ve esasen bu
biçimsel farklılığın da imar planının soyut değil somut bir arazi parça-
sına ilişkin niteliğini ortaya koyduğunu savunmaktadır.
32
Tüm bu önemli tartışmaları ortaya koyduktan sonra, imar planla-
rının bir idari işlem olarak hukuki niteliklerinin bir çırpıda düzenleyici
işlem olarak tayininin kolay olmadığı şüphesiz ortaya çıkmış durum-
dadır. Ancak bu bölümün başında vurgulanan pratik sonuçlar üze-
29
Onar, Sıdık Sami, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Üçüncü Bası, II. Cilt, s. 1346.
30
Özay, İl Han, “Günışığında Yönetim”, İstanbul 2004, s. 429.
31
Yayla, a. g. e., s. 107.
32
Tekinsoy, a. g. m., s. 48-49.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 251
rinden haklı kılınmaya çalışılarak, yargı kararlarında imar planlarının
düzenleyici işlemlerden sayılmakta oldukları gerçeği de ortadadır.
İKİNCİ BÖLÜM
İMAR KANUNU’NDA DÜZENLENEN İMAR PLANLARININ
YARGISAL DENETİMİ
I. genel olarak
Bilindiği üzere, 1982 Anayasası,“idarenin her türlü eylem ve işlem-
lerine karşı yargı yolu açıktır.” düzenlemesini içermektedir (m. 125/1).
İYUK m. 2 ise idarenin işlem ve eylemlerinin denetleneceği idari da-
vaları; “iptal davaları”, “tam yargı davaları” ve “idari sözleşmelerden do-
ğan uyuşmazlıklar” olmak üzere üç kategori içerisine toplamıştır.
33
İmar planlarını, ilk bölümün üçüncü başlığı altında yapılan tartışma
sonucunda birer düzenleyici idari işlem olarak kabul edince, imar
planlarının yargısal denetiminin de kural olarak İYUK m. 2’de sayı-
lanlardan iptal davaları eliyle yapılacağı sonucuna varılır. Zira bilindiği
üzere iptal davaları idarenin düzenleyici yahut bireysel işlemlerinin
objektif hukuka uygunluğunun denetlendiği davalardır. İptal dava-
sında davacı olabilmek için iptali talep edilen işlem ile davacının bir
menfaatinin ihlal ediliyor olması şartı aranmaktadır (İYUK m. 2/1,(a)).
Davacısının dava konusu işlem nedeniyle menfaatinin ihlal edilmesi
özel şartına bağlanmış olması, iptal davasına objektif bir nitelik kazan-
dırmakta ve işbu davaların nihai amacı olan idarenin hukuka uygun
hareket etmesinde var olan kamu yararını temine yönelmektedir. Bu
bağlamda idarenin hukuka uygun hareket etmesinin sağlanmasında
33
İYUK’da belirlenenler dışında da tespit ve yorum davalarının idari yargı yerlerince
dinlenmesi gerektiğini düşünen Erkut, Anayasa’nın 155. maddesinde Danıştay’a
idari uyuşmazlıkları çözümlemek yetkisi verildiğini, İYUK m. 2 ‘de yer alan üç tip
davanın ise esasen anayasa koyucunun iradesini daralttığı, bunların olsa olsa dava
formatı olarak belirlenmiş olabileceklerini ve bu bağlamda idari yargıda bu for-
matlardan birine sokulmuş olsa dahi, idari uyuşmazlık teşkil eden bir idari işlemin
yokluğunun yahut bir düzenleyici işlemin kapsamının tespitine ilişkin davaların
açılabileceği görüşünü savunmaktadır. Bu konuda Bkz. Erkut, Celal, “İdari Yargı-
ya Başvuru Haklarının Sınırı ve İdari Davaların Kapsamı”, Danıştay 2000 Yılı İdari
Yargı Sempozyumu, Danıştay Yayınları, s. 21, Ankara 2003.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi252
davacının yanında tüm vatandaşların ve kamunun da çıkarı bulun-
maktadır.
34
Şu halde Azrak’ın isabetle tespit ettiği gibi iptal davasın-
da davacı bir bakıma kamunun sözcüsü olarak hareket etmektedir.
35
Hatta iptal davaları eliyle idarenin yargısal denetimini gerçekleştiren
idare mahkemeleri de idari düzenlemelerin objektif hukuka uygun-
luklarını denetlemek suretiyle bir yönüyle düzenleme faaliyetine de
girişmektedir. Öte yandan bu davalarda idare mahkemesi davacının
sadece istem sonucu ile bağlı olup, davacının iddia ettiği hukuka aykı-
rılıklar yanında yapacağı resen araştırma sonucunda işlemin hukuka
uygun olup olmadığını tespitle de mükellef olduğundan, iptal dava-
sında idari işlemin hukuka uygun olup olmadığını tespite çalışan yar-
gıç ile adli yargıda maddi gerçekliği araştıran ceza yargıcının işlevleri
benzeşmektedir. Bu nedenle iptal davaları uyuşmazlığa uygulanacak
usul nedeniyle de yoğun biçimde kamu yararına yönelik davalar ol-
dukları da ortadadır.
36
Şu halde imar planlarının iptal davaları eliyle yargısal denetimi,
en az iptal davasına konu edilebilecek diğer idari işlemler kadar yo-
ğun biçimde kamu yararı içermektedir. Dahası, iptal davaları eliyle
imar planlarının hukuka uygunluğunun denetlenmesi, hukukilik de-
netiminin yoğun biçimde yerindelik denetimine kayabilme tehlikesini
içermesi nedeniyle idari yargının meşruiyetine kadar uzanan sorun
alanlarına da temas etmektedir.
İmar yahut şehir planlama faaliyetinin kamu hizmeti olduğu gö-
rüşü bu kamu hizmetinin kötü işlemesi, gereği gibi işlememesi yahut
hiç işlememesi nedeniyle oluşacak tazminat taleplerini de gündeme
taşımaktadır. Mesela Yayla, idari bir faaliyet olarak şehir planlama-
cılığını, “şehirsel yerleşmelerin, mevcut ve gelecekteki tabii kültürel, iktisa-
di ve sosyal şartlarla bir düzen içinde bağdaştırılması için gerekli işlem ve
eylemlerle örgütlenme çabalarının tümü” biçiminde tanımlanmaktadır.
37
34
Günday, Metin, “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Hükümlerinin İdari Yargı-
da Uygulanma Alanı”, Danıştay 2001 Yılı İdari Yargı Sempozyumu, Danıştay Yayın-
ları, s. 79, Ankara 2003.
35
Azrak, Ali Ülkü, “İptal Davalarının Objektif Niteliği”, Hukuk Kurultayı, Ankara,
12/16 Ocak 2000, s. 334.
36
Zabunoğlu, Yahya, “İdari Yargı Hukuku Dersleri”, Teksir, 1980-1981, s. 190.
37
Yayla, a. g. e., s. 9.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 253
Yazar, imar planları ve bu planlara dayalı tesis edilen işlem ve eylem-
ler eliyle somutlaşan şehir planlaması faaliyetini ise günümüzde kol-
luk faaliyetini de aşan ve genel bir ihtiyacın karşılanmasına özgülen-
miş kamu hizmeti haline gelmiş kabul etmektedir.
38
Bu kabulün idari
yargı uygulamasında somutlaşan uygulamaları da gündeme gelmeye
başlamıştır. Özellikle ülkemizin bulunduğu coğrafyanın jeolojik özel-
likleri nedeniyle sıkılıkla yüzleşmekte olduğumuz depremler sonra-
sı, şehir planlamacılığı kamu hizmetinin, ilgili belediye ve Bakanlığın
eylem yahut eylemsizliği nedeniyle, geç yahut kötü işlemesi veya hiç
işlememesi halinde oluşan zararların tazmini istemiyle İYUK m. 13
delaletiyle doğrudan doğruya tam yargı davalarının açıldığına şahit
olunmaktadır.
39
Bu davalarda da gerek imar planlarının gerekse bu
planlara dayalı tesis olunan birel işlemlerin tesisinde bölgenin jeolojik
koşullarının nazara alınıp alınmadığının, söz konusu izinlerin veril-
mesinden sonra ilgili idarenin üzerine düşen denetim faaliyetlerinin
yerine getirilip getirilmediğinin irdelenmekte olduğu görülmektedir.
Şu durumda her ne kadar anılan davalar eliyle imar planlarının doğ-
rudan dava edilmeleri ve iptallerinin sağlanması söz konusu değilse
de, imar planlarını tesisi süreci içerisinde ve imar planında somutlaşan
iradenin ortaya konabilmesi için önem taşıyan hazırlık işlemlerinin
sorgulanması ve buradaki eksikliğe idari hizmet kusurunun atfedil-
mesi suretiyle idarenin sorumluluğuna gidilebilmektedir. İlgili ida-
relerin bu davalar sonunda verilen kararları icra etmek dışında böy-
lesi sonuçların doğmasının müsebbibi imar planlarını ya yeni baştan
yapmak yahut bunlar üzerinde değişikliklere gitmek biçiminde bir
hareket tarzı benimsemeleri bir hukuk devletinde karşılaşılması bek-
lenen bir hareket tarzı olmalıdır. Şu halde, idarelerin olması gereken
hareket tarzını benimsemeleri durumunda tam yargı davalarının da,
iptal davaları kadar etkili, doğrudan ve karakteristik olmasa bile, ida-
renin imar uygulamaları ve bu uygulamaların dayanağı imar planları-
38
A. g. e., s. 211 vd.
39
Bu kararlarda idarenin imar mevzuatına aykırı hareketsizliğinden doğan zarar-
ların tazmini için açılan davalar genel olarak İYUK m. 13 gereği idari eylemden
doğan tam yargı davaları olarak değerlendirilmektedir. Bkz. Danıştay 6. D. E:
1981/2740, K: 1984/1712, T: 6.4.1984; Danıştay 6. D. E:2004/1477, K:2004/2115,
T:12.4.2004; Danıştay 6. D. E: 2004/4923, K:2005/6609, T:26.12.2005; Danıştay 6. D.
E:2006/931, K:2006/6661,T:30.12.2006
İmar Planlarının Yargısal Denetimi254
nın yargısal denetimini sağlayan yargısal denetim yolu olarak kabulü
mümkün görünmektedir.
Bu çalışmanın önemli kısmı doğrudan imar planlarının yargısal
denetimi meselesine özgülendiğinden, bu bölümde imar planlarının
iptal davaları eliyle yargısal denetimi sistemini öncelikle İYUK m.
14’de yer alan ilk inceleme yahut ön koşullar yönünden değerlendir-
meyi ve müteakiben davanın esastan kabul şartları yahut bir başka de-
yimle iptali istenen işlemin hukuka uygunluğunun unsurları yönün-
den denetimini ise İYUK m. 2/1,(a)’da belirtilen sistematik içerisinde
tamamlamaya gayret edeceğiz. Çalışmamızın son bölümde ise imar
planlarının yargı merciince iptallerinin gerek bu işlemlere dayalı tesis
edilen alt derecedeki düzenleyici işlemlere gerekse yine bunlara dayalı
tesis edilen birel işlemlere etkisi yönünden, idare hukukunun genel
prensipleri bağlamında incelemeye gayret edeceğiz.
II. imar kanunu’nda düzenlenen
İmar Planlarının İptali İçin
Açılan Davaların Ön Koşulları Yönünden
İncelenmesi
A. Yetki / Görev Yönünden İnceleme
Anayasa’nın 142. maddesi “mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,
işleyişi, yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” belirlemesini içermekte-
dir. Anayasa’da cumhuriyetin nitelikleri arasında vurgulanan hukuk
devleti ilkesinin bir başka yönü de 36 ve 37. maddelerde düzenlenen
“hak arama hürriyeti” ve “tabii hâkim güvencesi” ile oluşturulmaktadır.
Böylelikle herkes, meşru vasıta ve yollardan, yasa ile yetkili ve görev-
li kılınmış yargı mercileri önünde davalı ve davacı olabilecektir. Şu
durumda ilgilinin yasa ile görevli kılınmış yargı merciine başvurması
gerekliliği, hem hak arama özgürlüğünün kullanılabilmesi hem de ta-
bii hâkim ilkesinin güvencesi olarak önemli bir işlev görmektedir. Bu
nedenle genelde idari yargılama usulü hukuku, özelde imar planları-
nın yargısal denetimi açısından da yetki ve görev sorununa, İYUK’nın
sistematiğinde olduğu gibi öncelikle değinmek gerekir.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 255
1. Görev
İmar planlarının iptali için açılan davalar, imar planları birer idari
işlem olarak kabul edildikleri için kuşkusuz idari yargının görev ala-
nı içerisindedir. Ancak, imar planları yukarıda yapılan ayrıntılı tartış-
malar sonrasında düzenleyici idari işlemlerden kabul edildikleri için,
bunun pratik sonuçlarından birisi de görevli yargı yerinin tayini mese-
lesinde ortaya çıkmaktadır.
Bilindiği gibi, 2576 sayılı Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemele-
ri Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un (“BİİVMKGHK”) “İdare
Mahkemelerinin Görevleri” başlıklı 5. maddesi ile “ilk derece mahkemesi
olarak Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki” iptal davalarını gör-
mek idare mahkemelerinin görev alanı içerisindedir. Bu maddenin
atıfta bulunduğu 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24/1(c) maddesin-
de “bakanlıkların düzenleyici işlemleri” karşı açılacak iptal davalarının
Danıştay’ca ilk derece mahkemesi olarak inceleneceğini belirlemiş-
tir. Şu halde, birer düzenleyici işlem olarak kabul edildiklerine göre,
bakanlıklarca tekemmül ettirilmeleri halinde imar planlarının iptali-
ne ilişkin davalar Danıştay’da açılacaktır. Bir başka deyimle, Danış-
tay Kanunu’nun 24. maddesinde yer alan bu düzenleme, mahiyeti
gereği konunun imar planı yapma yetkisine ilişkin ayağı ile ilişkili-
dir ve bakanlıklarca yapılacak imar planlarının iptali istemli davalar
Danıştay’da görülecektir.
40,
41
Nitekim Danıştay 6. Dairesi esasen İYUK m. 3 ve 5. maddelere uy-
gunluk yönünden tartışıp, dilekçenin reddine hükmettiği bir kararın-
da, ilgili belediyesince yapılan Nazım ve Uygulama İmar Planları ile
birlikte dava edilen Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca onaylanan çevre
40
Söz gelimi 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca Turizm
Bakanlığı’na verilen planlama yetkisinin kullanımı kapsamında yapılan imar plan-
larının iptali ile ilgili davalar ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da açılacaktır.
41
4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 4. maddesi gereği Organize Sa-
nayi Bölgesi sınırları içerisinde yapılacak imar ve parselasyon planları ve değişik-
likleri ise, OSB tarafından hazırlanır ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın onayına
sunulur ve İl İdare Kurulu kararı ile yürürlüğe girer. Bu planların iptali istemiyle
açılacak davalar ise ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da değil yetkili ida-
re mahkemesinde görülecektir. Bu konuda bkz: Danıştay 6. Dairesi E:2007/279,
K:2007/550, T:6.02.2007 ve Danıştay 6. Dairesi E:2005/3166, K:2005/3702,
T:20.06.2005 sayılı kararlar.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi256
düzeni planı hakkında açılan davadaki gerekçeli kararında “2575 sayılı
Danıştay Kanunu’nun 24. maddesine göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca
onanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının iptali istemiyle açılan davala-
rın ilk derece mahkemesi olarak görülme ve çözümlenme yeri Danıştay’dır.”
ifadesini kullanmıştır.
42
Bunun gibi, bir büyükşehir belediyesinin imar
plan değişikliği hakkındaki meclis kararının iptali istemiyle ilk derece
mahkemesi sıfatıyla Danıştay’da açılan davanın da görev yönünden
reddine karar verilmiştir.
43
Şu halde, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Çevre ve Orman Ba-
kanlığı arasında yetki yönünden tartışmalara konu olan çevre düzeni
planları, sonuç itibariyle bakanlıkların düzenleyici işlemlerinden ol-
duğu gerekçesi ile iptalleri istemiyle açılacak davaların da ilk derece
mahkemesi sıfatıyla Danıştay’da görülmesi gerekecektir. Yine İmar
Kanunu’nun 9. maddesinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’na tanınan
yetkinin kullanılması suretiyle yapılacak imar planlarının da ilk dere-
ce mahkemesi olarak Danıştay’da dava edilmesi gerekmektedir.
2. Yetki
Kamu hukukunda, devlet organlarından sadır olan her işlemin
mutlaka onu tesis etmeye yetkili makamlarca oluşturulması genel
esastır. Devletin yargı organından kaynaklanacak, bir uyuşmazlığı
tüm yönleriyle ortadan kaldıracak kesin hüküm niteliğindeki yargı
kararları da bu genel esasa uyarlı olarak bu yargısal işlemi tesis etme-
ye yer ve konu yönünden yetkili yargı merciince verilebilecektir. Bu
nedenle bir idari işlemi tesis eden idare yönünden araştırıldığı gibi,
mahkemelerce kullanılacak yargılama yetkisi ve yargılama faaliyeti
için de yer ve konu yönünden yetki kavramı geçerlidir.
44
Uyuşmazlığı
çözmekle görevli yargı mercilerinden hangisince uyuşmazlığın karara
bağlanacağı meselesi yer yönünden yetkiye dair bir meseledir.
45
Bilin-
diği gibi, idari yargılama usulünde idare mahkemesi, hukuk yargıla-
masındaki adliye mahkemesinin aksine, taraflarca ileri sürülmesine
42
Danıştay 6. Dairesi E:2004/1746, K:2004/3555, T:07.06.2004.
43
Danıştay 6. Dairesi E:2005/6168, K:2005/5349, T:11.11.2005.
44
Özyörük, Mukbil, İdare Hukuku Dersleri, 1972-1973, çoğaltma, s. 178.
45
Gözübüyük, Şeref, a. g. e., s. 349.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 257
gerek olmaksızın uyuşmazlığın çözümü konusunda yetkili olup ol-
madığını yargılamanın her safhasında resen inceleyebilecektir.
46
Yine,
İYUK m. 32/2’de, yetki konusunun “kamu düzeninden” olduğu açık bi-
çimde vurgulanmıştır. Öte yandan İYUK m. 14/6’da da “yetki” nin de
aralarında bulunduğu diğer ilk inceleme konularına ilişkin hususla-
rın davanın her aşamasında nazara alınacağını belirlemiştir. Şu halde,
İYUK m. 32/2’de yetki meselesinin bu özelliğinin ikinci kez vurgu-
lanmış olması idari yargının bu konuda adli yargıdan ayrılan yönünü
açıkça ortaya koymaktadır. Böylece, davalı idare davanın yetkisiz ida-
re mahkemesinde açıldığı yönünde bir savunma getirmese bile mah-
keme yetki konusunu resen nazara alacaktır. Bunun gibi, davalı idare-
nin yetki itirazında bulunmamış olması medeni usul hukukundakinin
aksine yargılama sırasında taraflar arasında zımni bir yetki sözleşmesi
kurulmasına da imkân vermeyecektir.
İYUK m. 34’de inceleme konumuzu oluşturan “imar, kamulaştır-
ma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mev-
zuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara ve kamu mal-
larına ilişkin davalarda” yetkili mahkemeyi “taşınmazın bulunduğu yer
mahkemesi” olarak belirlemiştir. Şu halde, ilk derece mahkemesi olarak
Danıştay’da görülecek olanlar dışında kalan, yani bakanlıklarca ya-
pılmış olmayan imar planları hakkında açılacak iptal davaları, imar
planlamasına konu kılınan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde
görülecektir.
B. İdari Merci Tecavüzü
Bilindiği üzere, iptal davası açmadan evvel o işlemin bir idari
başvuruya konu edilmesi zorunluluğunun kanunla getirilmiş olduğu
hallerde söz konusu başvuruyu yapmadan doğrudan iptal davası açıl-
ması halinde idare mahkemeleri açılan bu davada dilekçenin görevli
idare merciine tevdiine karar verecektir. (İYUK m. 15/1-e) Bu halde,
yasanın açık hükmü gereği, yargı merciine başvuru tarihi idari mercie
başvurma tarihi olarak kabul edilecektir. (İYUK m. 15/2)
46
Gözübüyük, Şeref, “İdari Yargı”, Turhan Kitabevi, 2005, s. 353-354.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi258
Şu halde, idari mercii tecavüzü müessesesinin işletilebilmesi, ön-
celikle yasa ile tanımlanmış bir başvuru yolunun olması ön koşuluna
bağlı görünmektedir. 3194 sayılı İmar Kanunu’na bakıldığında konuy-
la ilgili olabilecek bir hüküm göze çarpmaktadır. İmar Kanunu’nun
“planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde,
imar planlarının belediye meclislerince onaylanarak yürürlüğe gire-
cekleri, bu planların bir ay süreyle ilan edilecekleri ve bu süre içerisin-
de planlara itiraz edilebileceği düzenlenmektedir. Bu düzenleme, ya-
sayla getirilmiş bu başvuru usulünün İYUK’un 11. maddesi hükmüyle
ilişkisi meselesi akla gelmektedir ve bu mesele ileride dava açma sü-
resi bakımından incelenecektir. Ancak bu başlıkla incelenen idari mer-
cii tecavüzü yönünden ise, bu başvurunun zorunlu mu ihtiyari mi bir
başvuru olduğu bağlamında işletilip işletilmemesinin İYUK m. 15/1-c
hükmü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kanaatimizce söz konusu başvuru yolu, yasanın lafzına göre, işle-
tilip işletilmemesi olanağının tamamen ilgilinin ihtiyarına bırakılmış
olması nedeniyle ihtiyari bir başvuru yolu olarak düzenlenmiş gö-
rünmektedir. Böylece düzenleme ile ilgilisi açısından planın iptali için
dava açabilmek yönünden evvela plana itiraz zorunluluğu yasa ile ge-
tirilmediğinden, imar planlarının iptali istemli davalarda, 3194 sayılı
Kanun’un 8.maddesinde düzenlenen yola başvurulmadığı gerekçesi
ile dava dilekçesinin idari merci tecavüzü nedeniyle görevli idare mer-
ciine tevdii karar verilememelidir.
47
47
Öte yandan, İYUK m. 13 hükmü gereği bir idari eylemden doğan tam yargı da-
vaları yönünden yasa koyucunun davacının süresi içerisinde davalı idareye baş-
vurarak zararlarının tazminini istemesi zorunluluğunu getirdiğini ve bu başvuru
tarihinin dava açma süresini belirlemek yönünden esas alındığını söyleyebiliriz.
Şu halde, başlangıçta değindiğimiz, şehircilik kamu hizmetinin, gerek imar plan-
larının yapılıp yürürlüğe konulması gerekse imar planına dayalı işlem tesisi ve
eylemlerin gerçekleştirilmesi şeklinde işletilişi yahut hiç işletilemeyişindeki kusur
nedeniyle ortaya çıkan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davaların-
dan evvel süresi içerisinde “ön karar” temin edebilmek için başvurmak zorundadır.
Bu şart gerçekleştirilmeden dava açılması halinde mahkeme dava dilekçesinin yu-
karıda açıklanan usul dairesinde yetkili idari merciine tevdi kararı verecektir.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 259
C. Ehliyet (Yetenek)
1. Genel olarak
Genel anlamda ehliyet veya bir başka ifade ile yetenek şartı, ip-
tal davasının taraflarına ilişkin ön koşullardan biridir. İdari davala-
ra ilişkin özel usul kodu niteliğindeki İYUK’un 31. maddesi ile me-
deni yargılama usulünü düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nda (“HUMK”) düzenlenmiş olan bir kısım müesseseleri, atıf
suretiyle kendi yargılama usulüne dâhil etmiştir. Anılan maddede atıf
yapılanlardan biri de “ehliyet”e ilişkin düzenlemelerdir. Böylelikle ida-
ri ve adli yargı düzeni içerisinde ehliyet konusu benzer hükümlere tabi
kılınmıştır.
48
Genel anlamda ehliyet veya yetenek kavramı doktrinde “genel ye-
tenek” ve “özel yetenek” biçiminde iki başlık altında incelenmektedir.
49
Bir başka deyimle, usul hukukunda davacı açısından iki türlü yetenek
söz konusudur. Bunlar “davada taraf olma yeteneği” ve “dava açabilme ye-
teneği” olarak ifade edilmektedir.
50
Davada taraf olma ehliyeti, Medeni
Kanun’da (m. 8) düzenlenen hak ehliyetinin bir yansımasıdır. Gerçek
kişi, tam ve sağ doğmak üzere ana rahmine düştüğü andan ölüm anına
değin hak ehliyetine ve dolaysıyla davada taraf olma ehliyetine sahip
olacaktır. Tüzel kişilerden, özel hukuk tüzel kişileri (dernek, vakıf, şir-
ket gibi) hukukun tüzel kişiliğin kazanılmasını bağlamış olduğu usuli
işlemleri ikmal etmelerinin ardından hak ehliyetini ve dolaysıyla da-
vada taraf olma ehliyetini kazanacaklar ve tüzel kişiliğin kaybına ka-
dar hak ehliyetine de sahip olacaklardır. Kamu hukuku tüzel kişiliği
ise, Anayasa’nın 123/3. maddesi gereği kanunla yahut kanunun açık-
ça vermiş olduğu yetkiye dayalı olarak tesis edilecek idari işlemle ku-
48
Bu konuda Kunter’in değindiği tek bir muhakeme kanununa ilişkin görüş, ko-
numuzla ilgili bulunmamakla birlikte dikkat çekicidir. Kunter konuya ilişkin gö-
rüşlerini şöyle ifade etmektedir: “Her ne kadar, davaların niteliği ve uyuşmazlıkların
türlerine göre farklı yargılama usulü kural ve müesseseleri kabul edilmiş ise de, kimi yazar-
lara göre, bir ülkede birden fazla hukuk sistemi olamayacağı için tek bir yargılama hukuku
mevcut olmalı ve tüm yargılama usullerinde mevcut bulunan süre, eski hale getirme, ka-
rar, iddia, ihbar gibi kurumlar tek bir muhakeme kanunu altında toplanmalıdır.” Kunter,
Nurullah, Bir Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, Yenilenmiş ve
Geliştirilmiş Dokuzuncu Bası, s. 21.
49
Zabunoğlu, Yargı, s. 165 vd.
50
Gözübüyük, a. g. e., s. 360.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi260
rulacağından, kamu tüzel kişiliğini yetki ve usulde paralellik ilkesi ge-
reği aynı yoldan kaybedene değin hak ehliyetine ve dolaysıyla davada
taraf olma ehliyetine sahip olacaklardır. Şu halde kural olarak ancak
hukuk düzenince tanınan kişiler taraf ehliyetine sahip olabileceklerdir.
Davada taraf olabilme ehliyetine sahip gerçek kişi ergin ise kendi ba-
şına dava açabilecek, ergin değilse yasal temsilcisi aracılığıyla davacı
olabilecektir. Tüzel kişiler ise kendi statü, tüzük veya ana sözleşmele-
rinde belirtilen organları eliyle bu hakkı kullanabileceklerdir. Şu hal-
de iptal davalarında “genel yetenek/ehliyet” kavramı ile ifade edilmek
istenen husus, kanunun da atıfta bulunduğu genel hükümlerle, yani
HUMK ’un ehliyete ilişkin düzenlemeleriyle, örtüşmektedir. Genel eh-
liyete ilişkin bu koşulların sağlanması halinde davacı olunabilecek, bu
koşullar sağlanmıyor ise dava ehliyet yönünden reddedilecektir.
Ancak, iptal davasının davacısına sadece yukarıda sayılan koşul-
ları sağlaması yetmeyecek, ayrıca davacının iptal davasına konu et-
mek istediği işlem nedeniyle “menfaat ihlali” ne uğraması da gereke-
cektir. Ancak ne çeşit bir menfaat ihlalinin davacıya işlemin iptalini
idare mahkemesinden talep edebilmek yetkisini vereceği sorusuna,
kesin bir ölçüt geliştirerek cevap verebilmek zordur. Bir defa bizzat
“menfaat” kelimesinin anlamı üzerinde fikir birlikteliği sağlayabilmek
olanaksızdır. Bir görüşe göre, menfaat ihlali şartının gerçekleşebilmesi
için kişinin iptalini istediği kararın etkilediği çevreye girmesi gerek-
mektedir.
51
Onar’a göre ise her menfaat hak kuvvet ve mahiyetinde
olmadığından, bundan maksat kararın sübjektif bir hakkı ihlal etmesi
değildir. Menfaatten maksat, dava edilen işlemle ciddi ve makul bir
alakadan ibarettir.
52
Sarıca ise, iptal davası açabilmek için davacı açı-
sından dava konusu işlemle menfaatinin ihlal edilmesinin şart olduğu
gibi, “hukuken himaye edilen menfaat” olarak tanımladığı hak ihlalinin
de iptal davası açabilmek için evleviyetle yeterli olacağını belirtmek-
tedir.
53
Zira bu halde menfaat ihlalinden de ağır biçimde bir sübjektif
hakkın ihlali gerçekleştirilmektedir.
51
İkincioğulları, Firuzan, İdare Hukuku ve İdari Yargı ile İlgili İncelemeler-I, Danıştay
Tasnif ve Yayın Bürosu Yayınları, No: 21, Güneş Matbaası, Ankara 1976, s. 150.
52
Onar, a. g. e., s. 1780.
53
Sarıca, Ragıp, İdari Kaza, 1942, s. 59
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 261
Menfaat kavramını açıklamaya çalıştıktan sonra özellikle yargı
kararlarında ne gibi menfaat ihlallerinin davacıya iptal davası açabil-
me imkânı verdiğine geçebiliriz. Bir işlemin davacıyı etkilemesi için
davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi gerekir. Ancak bir menfaatin
kişisel sayılabilmesi kararın doğrudan onun hakkında tesis edilmesi-
ni gerektirmez. Menfaatin hukuken ileri sürülebilir olması, hukuki bir
durumdan ortaya çıkmış olması gerekir. Anayasa, kanun, tüzük, yö-
netmelik, mukavele, idari işlem, örf ve adet gibi kaynaklardan birine
dayanan menfaat meşru kabul edilebilir.
54
Tam yargı davalarında ise, davacı olabilmek için sadece objektif
ehliyet şartını sağlamak yetmemekte bundan başka ve menfaat ihlali-
ne benzer ve fakat ondan farklı sübjektif bir şart daha aranmaktadır.
Bu ise İYUK m. 2’de belirtilen “hakkın muhtel olması” şartıdır.
55
2. İmar Planlarının İptali Davasında Ehliyet
İmar planlarının yargısal denetimi bağlamında açılan iptal dava-
larında ehliyet koşulunun, yani genel yetenek ve menfaatin, Danıştay
kararlarında nasıl algılandıklarını inceleyebilmek faydalı olacaktır.
54
Vergi yükümlüsü olan bireylerin bu yüklerinin artmasına ilişkin veya toplanan
vergilerin sarf yerleri ile ilgili idari işlemlerden dolayı yararlarının zedelenebilece-
ği ve buna göre bu tür işlemlerin iptalini isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Sarıca
bu konuda Fransız Danıştayı’nın olumlu düşündüğünü belirtmektedir. Vergi yü-
kümlülüğü çoğu kez bir belde halkından olma ile birlikte davacının dava konusu
işlemi dava etmeye “ehil” olup olmadığını belirleyebilmek açısından karşımıza
çıkmaktadır. Örneğin Danıştay 11. Daire yakın tarihli bir kararında, 22.07.2007
tarihinde yapılacak milletvekili seçimiyle yenilenecek milletvekillerinin üç aylık
dönem için peşin olarak ödenek ve yolluk ödenmesine ilişkin iptalini isteyen vergi
mükellefi bir avukatın açmış olduğu davada, davacının vergi mükellefi olmasının
sübjektif ehliyet koşulunun sağlanması yönünden yeterli olduğuna karar vermiş,
davayı ehliyetten reddeden bidayet mahkemesi kararını bozmuştur.
55
İdare kamu hizmetlerini ifa ederken genellikle aldığı icrai kararları icra eder ve
bazı eylemleri gerçekleştirir. Bu işlem ve eylemler sırasında muhataplarının hak-
ları ihlal edilip bu kimseler bir takım zararlara uğratılabilirler. İşte tam yargı da-
vasının temelini ve davacı olabilme koşulunu da “ihlal edilen hak” teşkil eder. İptal
davasında menfaat ihlali koşulu iptal isteminin esas unsurları yani işlemin öğele-
rindeki sakatlık bakımından bir etkiye sahip değilse de hakkın muhtel olması tam
yargı davasının esastan kabulü için önemli bir unsurdur. Davacı tazminini istediği
hakkın hamili olduğunu, uğradığı zararın hakkının ihlalinden doğduğunu ispat
etmelidir.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi262
Danıştay genel yeteneğe ilişkin bir kararında, davayı açtığı tarih-
ten daha sonra sona eren köy tüzel kişiliği adına köy muhtarınca açıl-
mış olan bir iptal davasında, dava süreci içerisinde meydana gelen bir
yasa değişikliği ile köy tüzel kişiliğinin kaybedildiği gerekçesi ile da-
vanın ehliyet yönünden reddine karar veren bidayet mahkemesi kara-
rını bozarken köy tüzel kişiliğini temsilen imar planının iptalini talep
eden muhtarın gerçek kişi olarak mahalle sakini olması sıfatıyla dava
açma ehliyetini yitirmediği gerekçesine dayanmıştır.
56
Dikkat edilecek
olursa, anılan kararda, genel yeteneğe dair bir husus olan hak ehliyeti
kavramı ile özel yeteneğe yani menfaate ilişkin koşulların dava süre-
since bir arada sağlanmasının gözetilmesi değil de, bir arada taşınması
gereken bu iki şarttan birinin diğerine ikame edilmesine imkân vere-
cek bir yoruma gidilmiştir ki buna katılabilmek olanaklı değildir. Zira
genel yetenek özel yeteneğin ön koşulu olarak iptal davasında davacı
tarafından öncelikle sağlanmalıdır. Bu şartın varlığına ek olarak dava-
cının dava konusu işlemle nedeniyle menfaat ihlaline uğraması koşulu
da sağlamalıdır. Söz konusu kararda davacı köy tüzel kişiliğinin hak
ehliyeti ortadan kalkmışken, köy tüzel kişiliğini temsil eden muhtarın
mahalle sakini olarak davacı olmadığı halde menfaat ihlali koşulunu
sağladığı gerekçesiyle, bidayet mahkemesinin davanın ehliyetten red-
dine ilişkin kararının bozulmasına dair Daire kararı eleştiriye açıktır.
Eski tarihli olsa da çalışmalarımız sırasında rastlamış olduğumuz,
Danıştay’ın, bidayet mahkemesince verilen ehliyet yokluğundan ret
kararını bozduğu bir başka örneğe burada değinmek gerekecektir.
Olayda imar planına karşı TMMOB’un bir şubesince açılan davayı eh-
liyetten reddeden bidayet mahkemesi kararını bozan Daire, gerekçe
olarak “TMMOB’un kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu-
nu ve bunun doğal bir sonucu olarak kamu yararını koruma görev ve yüküm-
lülüğünde olduğunu” belirterek planlama faaliyeti ile menfaat ilişkisini
kurmuş ve işlemin TMMOB Şube Başkanlığı’nca dava edilebileceği-
ne hükmetmiştir.
57
Ancak doğrudan TMMOB tarafından yahut aynı
zamanda hemşeri sıfatını taşıyan TMMOB Şube Başkanı tarafından
kendi adına değil, tüzel kişiliği bulunmayan TMMOB şubesince açılan
davada ehliyet konusunun menfaatten önce genel yetenek yönünden
56
D. 6. D. E:2005/320, K:2005/3583, T:15.06.2005
57
D. 6. D. E:1989/2264, K:1991/1101, T:13.05.1991.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 263
incelenmesi gerekecektir ki bu durumda davanın ehliyetten reddi ge-
rekecektir. Bu noktanın nasıl aşılmış olduğu anlaşılamamakla birlikte,
TMMOB’ un dava konusu işlemi dava edebilmek yönünden menfaat
sahibi de olmadığına ilişkin karşı oyu da not etmek gerekir. Zira karşı
oy gerekçesinde, somut olayda açılan davanın, kamu kurumu niteli-
ğinde meslek kuruluşlarının Anayasa’nın 135.maddesinde gösterilen
faaliyet alanı içerisinde tanımlanmadığı için davacının özel yeteneğe
de sahip bulunmadığı vurgulanmıştır.
Danıştay 6. Dairesi konuya ilişkin müstekar içtihatlarında, “kamu
yararına ilişkin genel düzenleyici işlemler” olarak nitelediği imar planla-
rına ilişkin açılan iptal davalarında, sübjektif ehliyet koşulunu “doğ-
rudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin
bir sorun” olarak nitelemekte ve bu koşulun “idari işlemlerin hukuka uy-
gunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde
anlaşılması gerektiğini” vurgulamaktadır.
58
Daire atıfta bulunulan kara-
rında imar plan değişikliği işlemine karşı dava açan uyuşmazlık konu-
su taşınmazın yakınındaki taşınmazın maliki olan davacının işlemin
iptalini isteyebilmek açısından sübjektif ehliyetten yoksun olduğuna
ilişkin bidayet mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
Öte yandan Daire yakın tarihli ilginç bir kararında, imar planının
yapımcısı ve müellifi olan kişilerin imar planı değişikliğini dava et-
mek yönünden menfaat sahibi olduklarını 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu’na dayanarak belirlemiştir. Buna göre daire, müellifin
yapmış olduğu planı kanun kapsamında eser, müellifi eser sahibi ola-
rak görmüş, Kanun’un 16.maddesi uyarınca eser sahibinin izni olma-
dıkça eseri üzerinde değişiklik yapılamayacağı hükmü ve İmar Planı
Yapılması ve Değişikliklerine Ait Esaslara Dair Yönetmelikte Değişik-
lik Yapılması Hakkında Yönetmeliğin 27/1. fıkrasında yer alan “plan
müellifinin gerekçeli uygun görüşünün alınması şarttır” hükmü gerekçe
kılınarak, plan değişikliğine gidilen hallerde müellifin uygun görüşü
alınmamış olması halinde müellifin plan değişikliğini dava edebilme
ehliyetine sahip olacağını belirlemiştir.
59
Müellifin menfaatinden ziya-
de hakkının ihlal edilmiş olduğu yukarıdaki olayda müellifin bu işle-
mi dava edebilmek ve iptal sonucunu sağladığı vakit İYUK m. 12’de
58
Örneğin D. 6. D. E:2003/1712, K:2003/4221, T:09.07.2003.
59
D. 6. D.E:2003/5595, K:2004/179, T:14.01.2004.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi264
düzenlenen süresi içerisinde tam yargı davası da açabileceği gibi, Fikir
ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) kapsamında hakkına tecavüz ne-
deniyle tazminat davası da açabilecektir.
Bu başlığın ilk bölümünde belirttiğimiz gibi bazı durumlarda idari
işlemin iptalini isteyen davacı bir başka kamu tüzel kişiliği de olabile-
cektir. Söz konusu olan imar planlarının iptali istemiyle açılan davalar
olunca, esasen atipik gibi görünen bu gibi durumlarla karşılaşabilmek
ihtimali de artmaktadır. Bu konuyu da Daire’nin oldukça yakın tarihli
bir içtihadı üzerinden tartışabilmek hem de aşağıda incelenecek kesin
ve yürütülmesi gereken idari işlem kavramı ile bağlantıyı böylelikle
kurabilmek mümkündür.
60
İçtihada konu olayda davalı Çevre ve Or-
man Bakanlığı’nca onaylanan 1/50.000 ölçekli Metropoliten Alan Alt
Bölge Nazım İmar Planı ile 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı deği-
şikliğinin iptali, ilgili idare sıfatı ile söz konusu değişiklikleri ilan et-
mesi gereken belediye tarafından istenmektedir. Daire, konuya ilişkin
bir başka davayı iptal davasına konu edilebilecek kesin ve yürütülme-
si gereken bir işlem bulunmadığı gerekçesi ile reddetmiş ise de, somut
olayda, davanın ehliyet yönünden reddi gerekeceğine ilişkin Danıştay
İdari Dava Daireler Kurulu (“DİDDK”) kararına atıfta bulunarak bu
kez davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Burada söz konusu kararı
bu başlığımızın konusunu teşkil eden ehliyet yönünden tartışmakla
yetinerek, ilanından evvel söz konusu işlemin kesin ve yürütülmesi
gereken bir işlem olup olmadığına ilişkin tartışmaları bir sonraki bö-
lüme bırakmayı uygun görüyoruz. Kararı ehliyet yönünden değer-
lendirince, dava konusu işlem olan çevre düzeni planı ile bunu ilan
eden belediye arasında planı dava edebilmek açısından özel yetenek
koşulunun var olduğunu düşünmek gerekeceği kanaatindeyiz. Zira
söz konusu belediye, mevzuata göre anılan üst ölçekli plana uygun
diğer alt planları yapacak ve birel işlemleri tesis edecektir. Bu nedenle
de, bir hukuka aykırılık bulunduğu kanaatinde ise, kendisinin ileri-
de gerçekleştireceği uygulamalarına esas olacak bu düzenleyici işlemi
evleviyetle dava edebilmelidir. Öte yandan davacı belediyenin, gerek
mahalli müşterek ihtiyaçları, gerek görev alanı içerisindeki jeolojik,
sosyal, kültürel durumu daha yakinen tanıdığı kabul edildiğinde söz
konusu çevre düzeni planını özellikle plancılık ilkelerine aykırılığı yö-
60
D. 6. D. E:2006/527, K:2008/1720, T:12.03.2008.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 265
nünden dava etmekte menfaati bulunduğunda da duraksama bulun-
mamalıdır. Şu halde planlanan alana en yakın bu kamu tüzel kişisinin
bu gibi iddialarda bulunabilmesi doğal olup bunların da inceleme ko-
nusu edilebilmeleri için işlemi dava konusu etmekte menfaatinin bu-
lunduğunun kabulü gerekir.
Danıştay 6. Dairesi, isabetli bulduğumuz bir diğer kararında ise,
imar planının iptali için dava açan siyasi parti il başkanının, imar pla-
nının iptalini istemekte menfaati olmadığına hükmetmiştir.
61
Daire bir başka kararında, imar plan değişikliğine konu alana
komşu bulunan taşınmazın malikince açılan iptal davasını ehliyet yö-
nünden reddeden bidayet mahkemesi kararını bozarken, “imar planları
kamu yararını ilgilendiren genel nitelikte düzenleyici işlemler olduğundan,
semt sakini sıfatıyla menfaatinin ihlal edildiğinden bahisle dava açma hakkı
bulunan davacının imar planı tadilatının iptali istemiyle açtığı bu davada
dava açma ehliyetinin bulunduğu” sonucuna varmıştır.
62
,
63
DİDDK, menfaat ihlaline ilişkin vermiş olduğu önemli bir kararın-
da, Orman Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına
çıkarılan taşınmazlarının hazine lehine tespiti hakkındaki karara karşı
Kadastro Mahkemesi’nde itiraz eden davacıların, “mülkiyet uyuşmazlı-
ğı bulunan bu alanı içerisine alacak şekilde rekreasyon alanı belirleyen imar
plan değişikliğinin iptalini isteyebilmek yönünden ciddi ve makul bir menfaat
ilişkisine sahip kabul ederek”, bu kişilerin dava açma ehliyeti bulunmadı-
ğına ilişkin 6. Daire kararını bozmuştur.
64
Danıştay 6. Dairesi temyizen incelediği ve doğrudan imar plan-
larının iptaline ilişkin olmayan bir başka somut olayda, mülkiyeti ha-
zineye ait taşınmazın arıtma tesisi alanı olarak ayrılmasına ilişkin be-
lediye meclis kararının ve bu işlemin değiştirilmesi istemiyle yapılan
başvurunun reddedilmesine ilişkin belediye başkanlığı işleminin ipta-
61
D. 6. D.E:2000/3480, K:2001/4259, T:04.10.2001
62
D. 6. D. E:2003/1712, K:2003/4221, T:09.07.2003
63
Ancak Danıştay, parselasyon uygulamaları ile ilgili olarak açılacak davalarda
menfaat koşulunu daha sıkılaştırarak, parselasyona tabi tutulan alanda ayni
hakkı bulunmayan ve fakat komşuluk hukukuna dayalı açılan davaları davacının
menfaati bulunmadığı gerekçesiyle reddetmektedir. Örneğin Bkz. D. 6. D.
E:1998/4164, K:1999/4196, T:23.09.1999
64
DİDDGK E:1997/195, K:1997/400, T:13.06.1997
İmar Planlarının Yargısal Denetimi266
line ilişkin davanın esasını inceleyen bidayet mahkemesi kararını bo-
zarken, “taşınmazın maliki olmayan ve dava açma ehliyetini belde sakini sı-
fatına değil, taşınmazın zilyedi olduklarından bahisle ileride doğması ihtimali
bulunan bir hak iddiasına dayandıran davacıların, beldenin arıtma tesisi yer
seçimi işlemine karşı dava açma ehliyeti bulunmadığına” hükmetmiştir.
65
Yukarıda alıntılanan kararlar ışığında, imar planlarının iptal da-
vaları eliyle yargısal denetiminde, davanın ön koşullarından biri olan
ehliyete ilişkin olarak son derece farklı durumların ortaya çıkabileceği
görülmektedir. Danıştay’ın konuya ilişkin tüm içtihadı yönünden belli
bir sistematik bir yorum yapabilmek imkânına sahip olamadığımız-
dan, sadece incelememizde yer verdiğimiz kararlar yönünden ihtiyat-
la ifade edilebilir ki, uygulamada davacının birlikte sağlaması gereken
genel ve özel yetenek koşullarının yorumunda sıkıntılarla karşılaşıl-
makta ve özel yetenek açısından ise kimi durumlarda neredeyse hak
ihlali şartı kadar sıkı kayıtlamalar getirilmektedir.
D. İdari Davaya Konu Olacak Kesin
ve Yürütülmesi Gereken Bir İşlem Olup Olmadığı
1. Genel olarak
Bu bölümün ilk başlığı altında iptal davalarının idarenin denetimi
ve hukuk devleti ilkesi açısından taşıdığı önemi kısaca ortaya koyabil-
meye gayret edilmişti. İşte hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebil-
mesi açısından bu son derece önemli fonksiyona sahip iptal davasının
konusunu teşkil edecek idari işlemlerin, bünyelerinde taşımaları gere-
ken niteliklerin neler olduğunu da belirlemek gerekmektedir. Bir baş-
ka deyimle hangi özelliklere sahip idari işlemlerin idari dava konusu
edilebilecekleri belirlenmesi, idarenin etkin yargısal denetimi mesele-
sinin özünü teşkil etmektedir. Bu bağlamda, İYUK m. 14/3,(b) bendiy-
le getirilen, esasen idari işlem teorisi ile ilgili bir usuli düzenlemeye
göre, ilk inceleme safhasında, iptal davalarına konu edilen idari işle-
min “idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup ol-
madığı” nın, mahkemece tespiti gerekecektir. Davaya konu işlem, kesin
ve yürütülmesi gereken bir idari işlem değilse, İYUK m. 15/1,(b) gere-
65
D. 6. D.E:2004/6309, K:2005/2411, T:20.04.2005
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 267
ğince davanın reddine karar verilecektir. Bu bağlamda esas yönünden,
yani unsurları itibariyle, idari yargı denetimine tabi olabilecek idari
işlemler, bu iki kıstası bir arada taşıyan,“kesin ve yürütülmesi gereken”
idari işlemlerdir.
66
Bir başka ifade ile idarenin tüm idari işlemleri değil
ancak yasayla belirlenen bu iki niteliği beraberce taşıyan işlemleri iptal
davasına konu edilebilecektir.
67
Yasa koyucunun seçmiş olduğu bu kavramların içeriği ve tanımla-
rı gerek doktrin ve gerekse mahkeme kararlarında sıklıkla yer almak-
tadır. Şüphesiz, bu kavramların idari işlem teorisi bakımından neyi
ifade ettiklerini belirlemek, idari yargı yetkisinin kapsamı yönünden
oldukça önemlidir.
İdari işlem teorisi bakımından “kesin işlem”, idari karar alma süre-
cinin tamamlanarak nihai işlemin ortaya çıkmasını ifade etmektedir.
68
Nihai işlem ise, genel itibariyle kendisinin oluşumunu sağlayacak ida-
66
Danıştay 5. Dairesi’nin 16.12.1987 tarih ve E:87/275,K:87/1789 sayılı kararını eleş-
tiren Erkut’a göre “Söz konusu yasa hükmünde getirilen ilke sadece menfaat koşuluna
ilişkin iken, Mahkeme ayrıca işlem ile menfaat ihlali arasında bir hukuki bağ kurabilmiş-
tir. Ancak böyle bir yorum kabul edildiği taktirde –kesin ve yürütülebilir işlemler üçüncü
kişilerin hukukunu şu yada bu şekilde etkileyen işlemlerdir- saptamasını yapmak gerekir
ki, söz konusu formül ile bunun kastedilmediği açıktır.” Yazara göre, “kesin ve yürütü-
lebilir işlem kavramının içeriğinin belirlenmesinde “menfaat ihlali” koşulunun herhangi
bir ölçüt olarak ele alınabilmesi mümkün değildir. İcrai, kesin, yürütülebilir, uygulanabilir
ve benzeri hangi kavram kullanılırsa kullanılsın, tüm bunlar işlemin hukuksal sonuçlar
doğurabilme; haklar yükümlülükler yaratabilme gücünü belirleyen tamlamalardır ve ano-
nim niteliktedirler. Menfaat koşulu ise henüz bu aşamada değil işlemin kapsamına giren
ilgililerin yada işlemin muhataplarının belirlenmesi ile gündeme gelir.” Bkz. Erkut, Celal,
“İdari Davaya Konu Olabilecek Kesin ve Yürütülebilir İşlem Kavramı”, I. Ulusal
İdare Hukuku Kongresi 1-4Mayıs 1990, Ankara, Birinci Kitap İdari Yargı, Danıştay
Matbaası, Ankara 1991, Danıştay Yayın No:53, s. 110
67
Bu durumda idari yargı yetkisinin ve idarenin yargısal denetiminin, söz konusu
gruba girmeyen idari işlemler üzerinde işletilemeyeceğini de vurgulamak gere-
kir. Burada da idare mahkemesinin kendi önüne gelen uyuşmalığı çözme yetkisi
bulunup bulunmadığı hakkında karar verdiği görülmektedir, tıpkı özel yetenek
koşulunda olduğu gibi. Yani idare mahkemesi belki de paradoksal olarak, uyuş-
mazlığın çözümünün yetki ve görev alanı içerisine girip girmediğini belirlemeye
de yetkilidir.
68
Erkut, Celal, a. g. m., s. 112 ; Haurıou’da zincir işlemleri usuli tasarruflar olarak
adlandırıp “nihai kararın ortaya çıkabilmesi için zorunlu olarak öngörülen bir zincirin
parçaları niteliğindeki her türlü inceleme,araştırma ve hazırlık işlemleri” biçiminde ta-
nımlamıştır. Bkz. Erkut, Celal, İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdari
İşlemin Kimliği, Danıştay Matbaası, Ankara, 1990, Danıştay Yayın No: 50, s. 122.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi268
re içerisinde gerçekleşecek ve çoğunlukla hukuksal durumlara her-
hangi bir etkisi bulunmayan prosedür işlemlerden oluşan bir işlemler
zincirinin son halkası olarak tesis edilmektedir. Ancak nihai işlem tesis
edilmediği taktirde bu prosedür işlemler yürürlüğe girmemiş kabul
edilir. Bu prosedür işlemler içerisinde nihai işlemden ayrı ve bağımsız
bir değer taşıyabilen ve yapıldıkları anda bazı sonuçlar doğurabilme
gücüne ve kendi içlerinde kesinlik niteliğine sahip olanlar ve “ayrılabi -
lir işlem kuramı” eliyle dava konusu yapılabilirler.
69
Bu nedenle ayrıla-
bilir işlemler kuramı bakımından önem taşıyan husus “kesinlik” kavra-
mının idare mahkemesi yargıcı tarafından değerlendirilmesidir.
70
İdari işlemlerin iptal davasına konu edilebilmesi için taşıması ge-
reken bir diğer konu ise, kanunda “yürütülmesi gereken işlem” biçimin-
de betimlenen icrailik özelliğidir. Bütün idari işlemler “icrailik” vasfına
sahip değildir, idari işlemler ancak belli bazı kayıt ve şartlar altında
bu vasfa sahip olabileceklerdir. İdari işlemlerin hukuksal durumlar-
da yeni birtakım değişiklikler yapabilme gücüne sahip olmaları icrai
işlemlerin diğer idari işlemlerden ayırt edilebilmelerini sağlayan en
önemli kriterdir.
71
Bir diğer ifade ile idarenin tek yanlı olarak, muha-
tabının kabul veyahut muvafakatine gerek olmadan açıkladığı iradesi
ile hukuki sonuçlar doğurmasına, hukuk düzeninde değişikliğe yol
açmasına idari kararların icrailik özelliği denir.
72
Bu noktada idari işle-
min “icrailik” niteliği ile işlemin “resen icra” edilmesini de birbirinden
ayırmak gerekir.
73
Belirtmek gerekir ki, idari işlemlerin “etkili” veya “yürürlüğe gir-
miş” olmaması nedeniyle muhatabınca dava konusu edilememeleri,
bunların icrai nitelik taşımadıkları anlamına gelmeyecektir. Bir başka
ifade ile icrai işlemin tebliğ yahut ilan edilmek suretiyle henüz muha-
tapları üzerinde etkisini göstermediği yahut bu kişilerin menfaatlerini
etkilemediği için dava konusu yapılamaması işlemin icrai veya kesin
69
Erkut, a.g.m, s. 112.
70
Erkut, a. g. e., s. 110.
71
Erkut, a. g. e., s. 120.
72
Gözler, a. g. e., s. 594 .
73
Günday, a. g. e., .s. 127; Duran, resen icra edilmeyi şu şekilde tanımlamaktadır.
“İşlemin resen icra edilmesi icrai işlemin hukuk alanında yapmış olduğu değişikliklerin
olgularda kendisini gösterebilmesi için girişilecek uygulama ameliyelerini ifade eder” Bkz.
Duran, Lütfi, İdare Hukuku Ders Notları, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1982, s. 413.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 269
olmamasından değil yürürlüğe girmemesinden veya girmiş olsa dahi
menfaatleri etkilememesinden kaynaklanmaktadır.
74
2. İmar Planlarının İptali Davasında Kesin ve İcrai İşlem
İdari yargılama yetkisinin kapsamı ile yakından ilgili kesin ve yü-
rütülmesi gereken işlem kavramının doktrin bakımından neyi ifade
ettiği hakkındaki açıklamaların ardından, sıra konunun Danıştay uy-
gulamasına ne biçimde yansıdığını incelemeye gelmiştir.
Danıştay uygulaması içerisinde DİDDK ile 6.Daire’nin konuya iliş-
kin görüşlerindeki farklılığı ortaya koyması açısından DİDDK’ca tem-
yizen incelenen iki farklı 6.Daire kararından bu başlık altında bahset-
mek uygun olacaktır.
75
Esasen Danıştay 6. Dairesi 2003 tarihli DİDDK
74
Erkut, a. g. e., s. 119; Sezginler, Murat, “İptal Davasının Uygulama Alanı Bakımın-
dan Ayrılabilir İşlem Kuramı”, Yetkin Yayınları, Ankara 2000, s. 45.
75
Bunlardan ilki dava konusu imar planı ilan edilmeden dava açılmış olduğu için
işlemin bu anda kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmadığı gerekçesiyle
verilen davanın esasının incelenmeksizin reddine dair Danıştay 6.Dairesi kararı-
nı bozan DİDDK’nın E:2003/326, K:2003/588; T:10.07.2003 künyeli kararıdır. Söz
konusu kararda, İskenderun Organize Sanayi Bölgesi içinde yer alan ve 3621 sayılı
Kıyı Kanunu’nda düzenlenen özel imar rejimine tabi bir alanla ilgili olarak “3621
sayılı Kanunun 7. maddesinde öngörülen yazılı usul uygulanmaksızın, doğrudan üçüncü
kişinin hazırlayıp sunduğu planın Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca onaylanması sure-
tiyle gelişen bu durum karşısında; dava konusu imar planı değişikliğinin Bayındırlık ve
İskân Bakanlığınca onandığı andan itibaren yürürlüğe girdiğinin, uygulanabilecek kesin
ve icrai bir işlem haline geldiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda, imar pla-
nı değişikliğinin ilgili belediyesince ilan edilmediğinden bahisle kesinleşmediği yolundaki
aksi bir düşünce, planın uygulanması ile beraber menfaati ve hakkı ihlal edildiği iddiasıy-
la süresinde plana karşı dava açan kişinin, dava hakkının ertelenmesi, oluşan fiili durum
nedeniyle zarar görmeye devam etmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Dairesince, işin
esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, planın belediyece ilan edilmediği ve bu ne-
denle kesinleşmediği; ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı gerekçesiyle
davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.” Gerekçesi ile Daire
kararını bozmuştur. Ancak bu karar özel imar rejimine tabi bir alanda özel kanu-
nunca belirlenen usul işletilmeden yapılmış bir imar planının iptali istemine ilişkin
olup, Daire ile Kurul arasındaki içtihat farkını somut biçimde ortaya koymamak-
tadır. Oysa, Konuya ilişkin yakın tarihli diğer karar ise DİDDK’ nun E:2003/521,
K:2003/609, T:18.09.2003 künyeli kararı olup, dava konusu imar planını, 3194 sayı-
lı Kanun’un 8/b maddesi uyarınca ilgili belediyece ilan edilmeden imar planının
kesin işlem haline gelemeyeceği ve bu nedenle iptal davasına konu edilemeyeceği
gerekçesiyle reddeden Danıştay 6. Dairesi’nin kararını onamaktadır. İDDK’nın bu
kararına karşı yazılan karşı oy gerekçeleri de oldukça önemlidir. Karşı oy yazan
İmar Planlarının Yargısal Denetimi270
kararından önceki kararlarında da belediye meclisince kabul edildiği
halde bir ay süreyle askıya çıkarılıp kesinleşmedikçe, imar planlarının
kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olamayacağından dava konu-
su edilemeyeceği içtihadındaydı.
76,
77
Süreç içerisinde verilen kararlara
üyelerden ilkinin gerekçesi şu şekildedir.“3194 sayılı Kanunun 8/b maddesinde; ...
belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planlarının ilgili belediye-
lerce yapılacağı veya yaptırılacağı ve belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği,
onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile
ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebileceği, belediye başkanlığın-
ca, belediye meclisine gönderilen itiraz ve planları, meclisin 15 gün içinde inceleyip kesin
karara bağlayacağı, kesinleşen planların bir kopyasının bakanlığa gönderileceği hükme bağ-
lanmıştır. Bu planların belediye meclisince onaylanmak suretiyle yürürlüğe girece-
ği maddede açıkça ifade edilmiştir. Planların bir ay süre ile ilanı ise ilgilisine pla-
na itiraz imkanı sağlamak içindir. Bu nedenle ilgili haberdar oldu ise, plana yü-
rürlüğünden itibaren idari dava açma süresinde dava açabileceği gibi, idari itiraz
yoluna başvurarak veya itiraz yoluna gitmeden madde gereği son ilan tarihinden
itibaren idari dava açma süresi içinde dava açabilecektir. Bu davada, Bayındırlık ve
İskan Bakanlığınca onaylanması tarihinde yürürlüğe girdiği açık olan dava konusu 1/1000
ölçekli uygulama imar planı için davacının temyiz isteminin kabulü ile kararın bozularak
işin esasının Dairesince incelenmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına karşıyım.” Di-
ğer üye ise “2577 sayılı Kanunnın 14. maddesinin 3/d bendinde düzenlenen idari davaya
konu olacak işlemlerde aranan kesin olma niteliği, idari işlemin oluşup ortaya çıkabilmesi
için öngörülen tüm prosedürün tamamlanmasını ifade eder. Kesin işlemler, idare adına
irade tesisine yetkili en son idari merciden geçerek yürürlüğe giren idari işlemlerdir. İdari
işlemlere karşı 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi hükmüne uygun olarak işlemi
yapan veya üst makama yapılan başvuruların, işlemin kesinliğini etkilemeyeceği
açıktır. 3194 sayılı Kanunun 8/b maddesinde nazım ve uygulama imar planları-
nın belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceğinin açıkça düzenlenmesi
karşısında, madde hükmünde bilahare yer verilen planların yürürlüğe girmesinden
sonra bir ay süre ile ilanı ve bu süre içinde itiraz edebileceğine ilişkin hükmün, dü-
zenleyici işlem niteliğinde olan imar planlarına 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi
kapsamında bir başvuruyu düzenlemeye yönelik olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu itibarla, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından onaylanarak yürürlüğe giren dava
konusu imar planının ilan edilmemiş olması, onun 2577 sayılı Kanunun 14. maddesinin
3/d bendine uygun kesin işlem niteliğini değiştirmeyeceğinden, idari davaya konu olama-
yacağı yolundaki Daire kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.” Ge-
rekçesi ile karara katılmamıştır.
76
Bu döneme ilişkin rastlanılan kararlardan biri D. 6. D’nin E:1999/5104, K:2001/576;
T:16.01.2001 künyeli kararıdır. Kararın gerekçesi “dava konusu olayda ise uyuşmaz-
lığa konu imar planı değişikliğinin onay tarihinden itibaren ilan edilmediği dolayısıyla
ortada davacı yönünden kesin ve uygulanabilir nitelikte bir imar planının bulunmadığı
anlaşıldığından İdare Mahkemesince davanın bu nedenle reddi gerekirken süreaşımı nede-
niyle reddi yolunda verilen kararda isabet görülmemiştir.” Biçiminde kaleme alınmıştır.
Öte yandan Dairenin söz konusu içtihadında daire içerisinde dahi bir uzlaşma ol-
madığı da ortadadır, zira söz konusu karara karşı oy yazan üyeler ise “İdari nitelik
kazanarak yürürlüğe girmiş olan imar planlarının bir ay süreyle ilan edilmesi ilgililere pla-
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 271
bakıldığında, Daire ve Kurul arasında bu konuya ilişkin içtihadın kimi
zaman örtüşmekte kimi zaman ise ayrılmakta olduğu görülmektedir.
Bu farklılığının özü ise, ilgili makamınca onaylanmış bir imar planının
henüz ilan edilmemişken ilgililerce dava konusu edilip edilemeyeceği
sorusuna, idari işlem teorisi bakımından verilen farklı cevaplarla ilgi-
lidir. Bir başka ifade ile değerlendirme farklılığı, imar planının onay-
lanmış olduğu evrede ve fakat henüz ilan edilmemişken kesin ve yü-
rütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Konuyu açıklayabilmek için daha evvel, idari merci tecavüzü ile
ilgili açıklamalarımızda da bahsettiğimiz, 3194 sayılı Kanun’un 8/b
maddesini ele almak gerekecektir. Madde metni şu şekildedir: “İmar
Planları; Nâzım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir.
Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlana-
rak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nâzım ve uygulama imar planları
ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yü-
rürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tes-
pit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde
planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen
itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara
bağlar.”
77
Bize göre, maddenin düzenlenişi dikkate alındığında, belediye
meclisince alınacak bir kararla onaylanarak yürürlüğe girecek olan
imar planının, bu karar yani “onay” anıyla beraber kesin ve yürütül-
mesi gereken bir işlem olduğuna kuşku bulunmamalıdır. İmar planı-
nın daha sonra ilan edilmesi ve bu süre içerisinde imar planına itiraz
na itiraz edilebilme imkânı sağlanması içindir. Bu idari itirazın nasıl karara bağlanacağı,
yasa maddesinde ayrıca gösterilmiştir. Bu itirazın belediye meclisince kabul edilmesi pla-
nının tamamının değil itirazcı ile ilgili kısmının tadili sonucunu doğurabilir. Bu durumda
böyle bir idari itiraz hakkının sağlanması için bir ay ilan edilmesinin öngörülmüş olması
belediye meclisince onanmış ve yürürlüğe girmiş bulunan imar planının kesinleşmesini ve
uygulanmasını engellemeyeceği gibi salt bu nedenle iptalini de gerektirmez. Uyuşmazlıkta,
belediye meclisince onaylanması tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan planın öğrenilmesi
veya uygulanması üzerine yasada öngörülen süreler geçirildikten sonra açılmış bulunan
davada süre aşımı bulunduğu açık olduğundan davanın bu nedenle reddine ilişkin idare
mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.” görüşündedirler.
77
Kalabalık’ da Danıştay 1. Dairesi ve Ergen’e atıfta bulunmak suretiyle ilan edilme-
yen imar planlarının kişiler yönünden kesin ve uygulanabilir niteliği bulunmadı-
ğını vurgulamaktadır. Bkz. Kalabalık, a. g. e., s. 149.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi272
imkânı tanınmasının belediye meclisince kabul edilip yürürlüğe konul-
muş imar planının icrai ve kesin işlem niteliği üzerinde bir etkisi olma-
sa gerektir. Zira ilan, hukuki niteliği açısından ilan veya tebliğ işlemle-
ri, kesin ve icrai bir işlemin muhatabına bildirilebilmesi için kullanılan
tesis edilen başka idari işlemdir ve bir işlemin tekemmülünün parçası
olarak düzenlenmemiş olabilirler. Yukarıda alıntılanan yasa hükmüne
bakıldığında, imar planlarının ilanı ve bu süre içerisinde ilgililere ta-
nınan itiraz imkanı imar planlarının yapılış süreci içerisinde kalan bir
işlem değil, işlem tamamlandıktan sonra, pek çok kişinin menfaatini il-
gilendiren bu tasarrufun ilgililerine bildirilmesi amacını taşımaktadır.
Bu nedenle imar planları, belediye meclisince onaylanmalarının ardın-
dan, ilan edilmeseler bile yahut ilan edilmişlerse itiraz edilmesine ge-
rek olmaksızın, süresi içerisinde doğrudan ilgililerce dava konusu edi-
lebilmelidir. Maddede geçen şekliyle “itirazları kesin karara bağlamak”,
söz konusu itirazlar zorunlu nitelik taşımadıklarından, yapılmamaları
halinde imar planlarının İYUK m. 14/3,b anlamında kesinleşmemeleri
sonucunu da doğurmayacaktır. Bu nedenle imar planlarının, onaylan-
dıktan sonra ve fakat ilan olunmadıkça dava edilemeyecekleri görüşü-
ne katılamamaktayız. Esasında, bizzat İmar Kanunu’nun idari işlem
teorisi yönünden sorunlu görünen ifadeler içeren 8/b maddesi, imar
planların bakımından idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütül-
mesi gereken işlem koşulunun yargı organlarınca yorumunu sıkıntılı
hale getirmiştir. İmar plan notları da idari davaya konu edilebilirler.
İmar planlarıyla bir bütün teşkil eden, plan hükümlerini açıklayıcı ni-
telik taşıyan plan notlarının, planın ayrılmaz bir parçası olarak imar
planı gibi kesin ve yürütülmesi gereken işlemler olarak dava konusu
edilebilmeleri mümkündür.
78
Bunun gibi, uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin uygulama imar
planının yargı yerince iptali üzerine, yeni uygulamanın ne şekilde ya-
pılacağının sorulması üzerine idarece verilen cevabın davacı tarafın-
dan iptal davasına konu edildiği bir olayda, Daire, söz konusu yazının
“bildirici mahiyette olmasına rağmen davacının taşınmazı ile ilgili işlem tesi-
sinde davacı tarafından dikkate alınması gereken bağlayıcı hukuki açıklamalar
78
D. 6. D. E:1998/7442, K:2000/226, T:19.01.2000; D.6.D.E:1999/2248,K:2000/4203,
T:22.06.2000; D. 6. D.E:2003/1960, K:2004/5303, T:04.11.2004
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 273
getirmesi nedeniyle” kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olarak ka-
bulü ile dava konusu edilebileceğine karar vermiştir.
79
E. Süre Aşımı
1. Genel Olarak
Bilindiği gibi, idari yargıda, idare mahkemelerinde açılacak iptal
ve tam yargı davaları belirli süre kesitleri içerisinde açılmamış iseler,
idare mahkemelerinin dava konusu istemi esas yönünden denetleye-
bilme imkânları bulunmayacaktır.
İYUK, iptali istenen işlemin ilgilisine bir şekilde duyurulması anı
ile ilgilisinin iptal istemiyle yargı merciine uyuşmazlığı iletmesi ara-
sında belirli bir sürenin aşılmamış olmasını işlemin esasının denetle-
nebilmesi için şart koşmuştur. Burada dava açma süresini belirlerken
temel kural işlemin ilgilisine yazılı olarak bildirimidir. Şüphesiz işlem
ilan edilmek suretiyle de ilgililerine duyurulmuş olabilir. Bu düzen-
lemeler, idari işlemlerin yargısal denetimlerinin sağlanabilmesi için
getirilen güvence hükümleridir ve işlemlerin ilgilileri aleyhine yorum-
lanamazlar. İdari yargılama usulü kanunu, süre aşımı nedeniyle da-
vanın reddi kurumunu düzenlemiş olmakla birlikte, bir idari işlemin
ilgilisine bildirilmeden dava edilemeyeceği yahut bu halde de süre yö-
nünden reddedileceğine ilişkin bir düzenleme getirmemiştir. Şu halde,
kesin ve icrai bir işlem davacısının menfaatini etkiliyor ise işlemin da-
vacı açısından ıttıla kesbettiği tarihten itibaren yasal süresi içerisinde
dava konusu edilebilmesi gerekir. Ancak ilgilisine ilan yahut tebliğ su-
retiyle duyurulduğu ispatlanabilen idari işlemlerde bu tarihi izleyen
günden itibaren yasal süresi içerisinde dava açılmamış olması halinde,
daha sonra açılacak dava süre yönünden reddedilecektir.
2. İmar Planlarının İptali Davasında Süre Aşımı
İnceleme konumuzu oluşturan imar planları ise, daha önce de
belirtildiği üzere “düzenleyici idari işlem” olduğundan İYUK m. 7/4
79
D. 6. D.1999/539, K:2000/1247, T:02.03.2000
İmar Planlarının Yargısal Denetimi274
hükümleri uyarınca dava edilebilecektir.
80
Bu maddeye göre, ilanı ge-
reken düzenleyici işlemlerde dava süresi ilan tarihini izleyen günden
başlar. Öte yandan, söz konusu süre geçirilmiş olsa dahi düzenleyici
işleme dayalı olarak tesis edilen uygulama işlemlerinin tebliği üzerine
de ilgililer genel dava açma süresi içerisinde ister genel düzenleyici
işlemi, ister uygulama işlemini isterlerse de ikisini birlikte iptal dava-
sına konu edebileceklerdir. Ancak İYUK m. 7/4 hükmü, düzenleyici
işlemin ilan edilmeden dava edilemeyeceği anlamına gelmemelidir.
Zira kabul edilmesi halinde bu zorlayıcı yorum idarenin denetlenme-
si amacının gerçekleşmesini sınırlayacaktır. Şu halde düzenleyici iş-
lemler, ilan edilmeden evvel de ilgililerince öğrenilmeleri durumunda
iptal davasına konu edilebilmelidir, İYUK m. 7/4 hükmünün de kanı-
mızca bunun aksine bir anlamı bulunmamaktadır.
İYUK m. 7/4 hükmü ile düzenleyici işlemler için dava açma süre-
sine ilişkin olarak getirilen düzenlemenin, konuyla ilgili diğer hüküm-
ler olan İYUK m. 11 ve İK m. 8/b ile birlikte değerlendirilmesi gerek-
mektedir. Bu değerlendirmelerin ışığında; a) imar planının doğrudan
iptal davasına konu edilmesi, b) imar planının yapılacak itirazın ar-
dından iptal davasına konu edilmesi, c) yürürlükteki bir imar planının
uygulama işlemi delaletiyle iptal davasına konu edilmesi ihtimalleri
ortaya çıkmaktadır.
81
Bu ihtimaller içerisinde yer alan imar planının
yapılacak itirazın ardından iptal davasına konu edilmesinin başlığı al-
tında da çeşitli ihtimaller oluşabilecektir.
80
3194 sayılı İmar Kanunu’nun konuya ilişkin 8/b maddesinde ilan süresi bir ay
olarak düzenlendiğinden, dava açma süresinin de ilanın son gününü takip eden
günden itibaren başlaması gerekir. Ancak burada İYUK m. 7/4 hükmündeki bir
eksikliği de vurgulamak gerekir. İYUK m. 7/4 hükmü ilanın mutat bir gün içeri-
sinde yapılıp tamamlanacağını kabul ederek, ilanı gereken düzenleyici işlemlere
karşı açılacak davalarda sürenin “ilan tarihini izleyen gün”den başlayacağını belirt-
mektedir. Özellikle belli bir askı süresi öngören düzenlemeler açısından, İYUK m.
7/4’teki “ilan tarihi” ibaresini, “ilan sürecinin sona ermesini izleyen gün” olarak yo-
rumlamak uygun olacaktır.
81
Bir imar planı tamamlanıp yürürlüğe girdikten sonra yukarıda belirtilen usuller
dairesinde doğrudan yahut idari başvuruların ardından iptal davasına konu edil-
memiş olsa dahi, herhangi bir süre kaydına bağlı olmaksızın kendisini yapan ida-
reye yapılacak başvuru ile imar plan değişikliğine ilişkin karar alınmasını talep
edebilmeleri mümkündür.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 275
a. İmar Planının Doğrudan İptal Davasına Konu Edilmesi
Konuya ilişkin açıklamalarımız ışığında, imar planlarının, İK m.
8’de belirlenen prosedür uyarınca kendilerini onaylayan belediye
meclisi yahut valilik kararı ile öğrenilmelerinin üzerine yasal süresi
içerisinde dava konusu edilmesinde bir engel bulunmamalıdır.
Bunun gibi, genel kural gereği imar planları, ilan edilecekleri 30
günlük sürenin tamamlanmasını izleyen günden başlamak üzere 60
gün içerisinde de dava konusu edilebileceklerdir.
b. İmar Planının Yapılacak İtirazın Ardından
İptal Davasına Konu Edilmesi
İmar planları, yukarıda açıklamaya çalıştığımız sistematik içerisin-
de ilan edilmeden evvel de kesin ve yürütülmesi gereken işlemlerden
olup dava konusu edilebileceklerinden, kendilerini onaylayıp yürür-
lüğe sokan belediye meclisi yahut valiliğin onay kararının ardından
İYUK m. 11 bağlamında idari başvuruya konu edilebilir. Yahut imar
planları, İK m. 8’de öngörülen 30 günlük ilan süresi içerisinde itira-
za konu kılınabilir. Yine imar planlarının, İK m. 8’de belirtilen itiraz
süresinin ardından da İYUK m. 11 bağlamında idari başvuruya konu
edilebilecekleri düşünülebilir.
aa. İmar Planlarının İlanlarından Evvel İtiraz Konusu Kılınması
Kendi menfaatini ihlal eden bir imar planını, henüz ilan edilme-
diği bir safhada öğrenen ilgili, bu imar planının İK m. 8 hükümleri
gereğince ilan edilmesini bekleyip ilgili süreci takip edebilecektir. An-
cak, imar planının yasal tabirle yürürlüğe girdiği belediye meclisi ya-
hut valiliğin onay kararı sonrasında ve fakat ilan edilmemişken idari
başvuruya konu kılınması durumu ile de karşılaşılabilir. Bu aşamada
gerçekleşmesi halinde bu idari başvurunun İYUK m. 11 bağlamında
değerlendirilmesi gerekecektir. İlgili böyle bir başvuruda bulunması
ile imar planından belli bir süreden beri haberdar olduğunu belirtmiş
olacak, böylece belirttiği tarihten itibaren işlemeye başlamış idari dava
açma süresi başvurusu ile duracaktır. İdarenin bu başvuruyu 60 gün
içerisinde cevaplamaması halinde, bu 60 günlük süreyi takiben idari
İmar Planlarının Yargısal Denetimi276
başvuruda bulunmadan önce geriye kalmış olan sürenin de hesaba ka-
tılması ile dava açma süresi belirlenebilecektir.
bb. İmar Planlarının 30 Günlük İlan Süreci İçerisinde
İtiraz Konusu Kılınmaları
İmar planının belediye meclisince onaylanmasının ardından bir
aylık ilan süresi içerisinde itiraz edilecek olur ise, dava açma süresine
ilişkin sorunun çözümüne için öncelikle itiraz üzerine belediye mec-
lisinin karar alma süresini belirlemekle başlamak gerekir. İK m. 8/b
hükmü gereği belediye meclisleri bu başvuruları 15 gün içerisinde ka-
rara bağlamak zorundadır. Danıştay kararlarında ise belediye meclis-
lerinin bu itirazları karara bağlamadan önce bir aylık ilan süresinin
sona ermesini bekleyeceğinden ve bu sürenin sona ermesinin ardından
itirazları karara bağlamak için tanınan sürenin işlemeye başlayacağın-
dan bahsedilmektedir. Bu noktada her ne kadar Danıştay kararlarında
açık biçimde tartışılmasa da İK m. 8/b’de geçen “itirazlar 15 gün içeri-
sinde kesin karara bağlanır” hükmünün düzenleyici bir süre biçiminde
yorumlandığı söylenebilir. Bir başka deyimle, belediye meclisinin iti-
raz tarihini izleyen 15 gün içerisinde bir karar almaması ile zımni ret
işleminin oluşacağına dair bir belirleme bulunmamaktadır. Danıştay
içtihadında zımni ret süresinin özel hüküm İK m. 8/b’ de yer alan 15
günlük süre değil İYUK m. 11’de yer alan 60 günlük süre olduğunun
kabul edildiği görülmektedir.
Bu tespitler ışığında belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe
giren imar planının ilan edildiği bir aylık süre içerisinde imar planı-
na itiraz üzerine, onaylanan imar planının ilan edildiği tarihi izleyen
günden itibaren bir aylık ilan süresi içerisinde ilan planına itirazda
bulunulmuş ise, bu başvurunun kabule bağlı olarak 15 yahut 60 gün
içerisinde cevaplandırılmaması veya bu süreler içerisinde cevaplan-
dırılması halinde, zımni ya da sarih cevabı izleyen günden itibaren,
kalan dava açma süresi içerisinde imar planının iptalinin istenebilmesi
mümkün olmalıdır.
Ancak hemen işaret etmek gerekir ki, Danıştay içtihadı, İYUK
ve İK hükümlerinin beraberce irdelenmesi ile yukarıda oluşturulan
sistematikten farklı olarak daha uzun bir dava açma süresine imkân
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 277
veren biçimde yerleşmiş bulunmaktadır. Danıştay’a göre, imar planı
askıdayken yapılan itiraz, askı süresinin sona erdiği ilk gün yapılmış
sayılacak, itiraz üzerine ilgili idaresince bir karar alınması halinde bu
kararın alınmasını izleyen günden itibaren, başvuru hakkında 60 gün
boyunca bir karar alınmaması halinde oluşan zımni ret işleminden
itibaren 60 gün içerisinde dava açılabilecektir.
82
İlgili imar planının
askıdan kalktığı tarihten itibaren 60 gün içerisinde idari başvuruda
bulunur ise, bu başvuru hakkında verilen karardan itibaren, başvuru
tarihine kadar işlemiş dava açma süresini nazara alarak kalan dava
açma süresi içerisinde iptal davası açabilecektir.
cc. İmar Planlarının 30 Günlük İlan Süresi Geçtikten Sonra
İtiraz Konusu Kılınmaları
İmar planı nedeniyle menfaati haleldar olan ilgililer, imar planının
onaylanmasının ardından bir aylık ilan süresi içerisinde özel hüküm
İK m. 8/b gereği itirazda bulunulmamışlarsa dahi, kanaatimizce, ge-
nel hüküm İYUK m. 11 gereği imar planına ıttıla ettiklerini beyan et-
tikleri tarihten yahut her durumda imar planının ilan süresinin sona
ermesini izleyen günden itibaren işlemeye başlamış olan idari dava
süresi içerisinde başvuruda bulunulabilecek, bu başvurunun açıkça
reddi halinde, başvuru tarihine kadar işlemiş olan dava açma süresi
nazara alınarak kalan süre içerisinde planın iptali istemli dava açılabi-
leceklerdir. Bu durumda olan kişiler, yapacakları başvurunun 60 gün
içerisinde cevaplandırılmaması halinde, bunu takip eden günden iti-
baren işlemeye başlayacak olan idari başvuru tarihlerine kadar işlemiş
olan süreden arta kalan dava açma süresi içerisinde planın iptali iste-
miyle dava açabileceklerdir.
83
82
D. 6. D.E: 2003/5583, K:2005/2994, T:23.05.2005; D.6.D.E:2000/5962, K:2001/6248,
T:10.12.2001.
83
Aynı görüşte Kalabalık, a. g. e., s. 154.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi278
c. Yürürlükteki Bir İmar Planının Uygulama İşlemi Delaletiyle
İptal Davasına Konu Edilmesi Durumu
İYUK m. 7/4 gereğince düzenleyici işlemlere, inceleme konumuz
özelinde imar planlarına, iptal davasına konu edilebilmeleri için ge-
tirilen ve ilanlarını (yahut son ilan gününü) izleyen günden itibaren
işlemeye başlayan 60 günlük dava açma süresi, uygulama işlemlerinin
tesis edilmesi halinde bunların tebliği tarihinden itibaren tekrar işle-
meye başlayacaktır. Bu durumda imar planının ilanını izleyen günden
itibaren yasal dava açma süresi geçirilmiş olsa bile, plana dayalı tesis
edilen işlem ile birlikte, yeniden işlemeye başlayacak dava açma süresi
içerisinde imar planının iptali de istenebilecektir.
Şu halde, imar planlarının ruhsat, imar durumu, kamulaştırma gibi
uygulama işlemlerinden birinin tesisi üzerine bu işlemle birlikte dava
edilebilmesi mümkündür. Ancak bunu belirleyebilmek her zaman ko-
lay olmayabilir. Örneğin, Danıştay 6. Dairesi önüne gelen bir olayda,
sokak üzerinde yapılmaya başlanan dükkân inşaatlarının mal sevkini
engellediği gerekçesiyle kaldırılmasını isteyen davacının başvurusu-
nun söz konusu yolun trafiğe kapalı bir yol olduğu gerekçesi üzerine,
başvurunun reddi işlemi ile beraber süresi içerisinde işleme dayanak
teşkil eden imar planının da dava konusu edilebileceğine hükmede-
rek, imar planının iptali istemini süre yönünden reddeden bidayet
mahkemesi kararını bozmuştur.
84
Bunun gibi, taşınmazının bulundu-
ğu bölgeye ilişkin imar durum belgesi talep eden davacının bu işlemin
tesisine neden teşkil eden taşınmazının bulunduğu bölgeye ait 1/5000
ve 1/1000 ölçekli imar planlarını da iptalini beraberce isteyebileceği
kabul edilmektedir.
85
Yine, taşınmazının bulunduğu bölgede cari olan
imar planında değişiklik yapılması istemiyle yapılan başvurunun, is-
temi incelemeye yetkili organca karara bağlanması üzerine bu işlem ile
birlikte ona dayanak teşkil eden imar planı da dava konusu edilebilir.
86
Çevre ve Orman Bakanlığı’na başvuruda bulunarak, 1/25.000 ölçekli
84
D. 6. D.E:2005/3170, K:2005/4538, T:07.10.2005.
85
D. 6. D.E:2001/6627, K:2003/20, T:03.01.2003.
86
Bu halde imar planlarının değiştirilmesi isteminin yetkili organca karara bağ-
lanmamış olması halinde bu işlem imar planının uygulama işlemi olarak kabul
edilemeyecek, doğallıkla yetkisiz organca verilen kararla birlikte imar planı da
dava konusu edilemeyecektir. Bu konuda Bkz. D. 6. D. E:2002/6968, K:2004/944,
T:20.02.2004.
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 279
çevre düzeni planının değişikliğini talep eden davacının, bu isteminin
reddi üzerine, isteminin reddine ilişkin işlemle beraber çevre düzeni
planını dava etmeyip, ÇED olumlu raporu ve çevre düzeni planını
tek dilekçe ile dava etmesi üzerine, Danıştay ilgili dairesi önce bu iki
uyuşmazlığı ayırmış, daha sonra çevre düzeni planının iptali istemini
muteber bir uygulama işlemi ile beraber dava edilmediği için süre yö-
nünden reddetmiştir.
87
Bu konuya olarak oldukça ilginç bir İDDGK kararından da bah-
setmeyi gerekli görüyoruz. Karara konu olayda, 1/1000 ölçekli imar
planının iptali istemiyle dava açan davacının, davalı idarenin savun-
masında, dava konusu işleme dayanak teşkil eden 1/5.000 ve 1/25.000
ölçekli planları öğrenmesi üzerine bu işlemlere karşı da dava açmış,
bu davası ise süre yönünden reddedilmiştir. Uygulama işleminin tesisi
halinde bunun dayandığı 1/1.000, 1/5.000 ve 1/25.000 ölçekli planla-
rın dava konusu edilebilmesi mümkündür. Ancak somut olayda süb-
jektif bir uygulama işlemi bulunmamakta, 1/1.000 ölçekli planın ken-
dilerine dayalı tesis edildiği 1/5.000 ve 1/25000 ölçekli planlar dava
edilmektedir. Bu sorunu irdeleyen İDDK, imar planları arasındaki hi-
yerarşik ilişkiyi vurgulayarak, uygulama işlemi bulunmasa bile, doğ-
rudan uygulama imar planına karşı açılan davada öğrenilen dayanak
üst ölçekli planların da iptalinin istenebileceğine karar vermiştir.
88,
89
87
D. 6. D. E:2005/1682, K:2005/1740, T:11.05.2005. Oysa İYUK m. 7/4 ilgilisine uy-
gulama işlemi ve düzenleyici işlemi tek tek veyahut bunlardan sadece birini dava
edebilmek yönünden seçimlik bir hak bahşettiğine göre, her ne kadar davacı uy-
gulama işlemi niteliğinde olmayan bir işleme dayanarak çevre düzeni planını dava
ediyorsa da, esasen planın uygulandığı işlemde (istemin reddi) tesis edilmiş oldu-
ğundan, çevre düzeni planına karşı açılacak davada da, sürenin, istemin reddine
ilişkin bildirimin yapılmasını izleyen günden hesaplanarak davacının davasının
dinlenmesi daha isabetli olabilirdi.
88
DİDDGK E:2005/2477, K:2005/2822, T:15.12.2005.
89
İYUK m. 7/4 uygulamasına ilişkin ilginç bir başka kararında da İDDK, uygula-
ma işlemi olan kamulaştırma ile birlikte dava edilen düzenleyici işlem 1/1000 öl-
çekli uygulama imar planı hakkındaki istemi, uygulama işlemine ilişkin davanın
konusuz kalması nedeniyle reddetmiştir. Bkz. DİDDGK E:1996/768,K1996/164,
T:22.03.1998 künyeli kararı
İmar Planlarının Yargısal Denetimi280
F. Husumet
İptal davaları idari işlemlerin objektif hukuka uygunluklarının
denetlendiği davalar oldukları için teorik olarak işlemi yapan idareye
değil işleme karşı açılan davalardır. Ancak bir usuli gereklilik olarak
davaya konu edilen idari işlemi tesis eden makamın dava dilekçesinde
gösterilmesi gerekmektedir (İYUK m. 3/2-a). İdari davalarda dava ko-
nusu işlemi tesis eden davalı idarenin, yani hasmın gösterilmesi gerek-
mekle birlikte, adli yargının aksine davanın doğru hasıma yöneltilmiş
olup olmadığı sorunu bir ilk itiraz değil, kamu düzenine ilişkin ve ida-
re mahkemesince resen gözetilecek bir durumdur. Öyle ki, dava İYUK
m. 3/2-a hükmü hilafına hasım gösterilmeden yahut yanlış hasım gös-
terilerek açılmış ise idare mahkemesi ilk incelemede dava dilekçesinin
mahkemece belirlenen hasıma tebliğine karar verecektir.
Şu halde, genel olarak ifade edilecek olur ise, imar planlarının ip-
taline ilişkin olarak açılacak davalarda, dava konusu imar planını yap-
ma yetkisine sahip olan idare hasım gösterilmelidir. Bir başka deyimle,
dava konusu imar planı bir bakanlıkça yapılmışsa bu bakanlık, büyük-
şehir belediye sınırları içerisinde büyükşehir belediyeleri, belediye ve
mücavir alan sınırları içerisinde yer alan bir alana ilişkin yapılan imar
planı ise ilgili belediyeler, belediye sınırlar dışında ise bağlı olunan il
özel idareleri hasım mevkiinde gösterilmelidir.
G. İYUK 3. ve 5. Maddelere Uygunluk
İYUK m. 3, idari dava dilekçelerinin zorunlu koşulları düzenlen-
miştir. İYUK m. 5 ise iki farklı durum açısından tek dilekçe ile dava açı-
labilecek halleri düzenlemiştir. Bu öngörülerden ilkinde kural olarak
her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı vurgulanmakla bera-
ber bu kuralın istisnası olarak aralarında maddi veya hukuki yönden
bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir
dilekçe ile de dava açılabilir. Bir düzenleyici işlemin kendisine dayalı
tesis edilen sübjektif işlemle beraber dava edilebilmesi veya araların-
da neden sonuç ilişkisi bulunan birden fazla sübjektif işlemin birlikte
dava edilebilmesi mümkündür. İYUK m. 5’te öngörülen ikinci olasılık
ise hak veya menfaatlerinde iştirak bulunan birden fazla davacının,
davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması halinde
TBB Dergisi 2011 (93) Kerem Canbazoğlu / Dilhun Ayaydın 281
tek dilekçe ile dava açabilmeleridir. Bu ikinci ihtimale imar hukukun-
da kolaylıkla rastlayabilmek mümkündür. Söz gelimi paylı mülkiyete
konu bir taşınmazı ilgilendiren bir imar planı değişikliğinin iptalini
tüm paydaşlar tek dilekçe ile açabilecekleri iptal davası ile talep ede-
bilirler.
Davaların sözü edilen iki usuli düzenlemeye uygun olarak açılıp
açılmadıkları da iptal davasında ön incelemede nazara alınması ge-
reken hususlardandır ve bu hallerde eksiklik yahut hata bulunması
halinde 30 gün içerisinde yeniden dava açılmak üzere dilekçelerin red-
dine karar verilecektir (İYUK m. 15/1-d).
NOT: Makalenin II. kısmı ve kaynakları dergimizin 94. sayısında
yayımlanacaktır.
İmar Planlarının Yargısal Denetimi282
u~ TÜRKİYE. ı
1: "lıC BAR0ı;-JR BİRLİGİ i
~W DERGISI
• S6y1..u.r
. """'"'
• Diııipliıı KıınıI .. Kannan
-AdliTı p
YENi i· ASAsı
Görüşler -Degerlendirmeler
Türkiye Barolar Birliği Dergisi'ne
abonelik için;
arayın: [0212J 210 O 110
ya da tıklayın:
www.aboneı.neı
istediğiniz dergi kapak fıyatıyla adresinize teslim
tel: (0212) 210 O 110 .:. faks: (0212) 222 27 10