makaleler İ. Güneş GÜRSELER
199TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
“İnsan Hakları, Adalet, Anayasa” başlığı altında “çevre hakkı” üzerin-
de durup, bu hakkın anayasal konumunu değerlendirmek ve güncel
anayasa tartışmaları içindeki yerine kısaca değinmek istiyorum.
Öncelikle belirtmek istediğim “insan hakları” tartışmalarının genel-
de bu tanıma uygun içerikte yapılmadığıdır.
Tartışmalar “sanığın hakları” boyutunda kalmakta; hakkında suç
isnadında bulunulan kişinin devlet, toplum ve medya karşısında ko-
runmasına yönelik haklar öncelik almaktadır. Böylesi bir tartışma kuş-
kusuz gereklidir ve hukuk sistemimizin bu alandaki eksikleri çağdaş
gereksinmeler ışığında giderilmelidir. Eleştirdiğim bu tartışmanın, in-
san haklarını “sanığın hakları” boyutu ile sınırlayan sığlıkta yapılması-
dır. Sanık durumunda olan kadar, olmayanların da haklarının gelişme
ve gerçekleşme ortamının yaratılması gerektiği unutulmamalıdır.
ÇEVRE HAKKI ve MEVZUATIMIZ
Çevre hukukunun gelişimi ve çevresel değerlere hukuksal güven-
celer kazandırılması yolundaki örneklerin yaygınlaşmasıyla birlikte
çevre, insan hakları felsefesi alanında tartışılmaya başlamış ve üçüncü
kuşak insan haklari ya da dayanışma hakları çerçevesinde değerlen-
dirilen çevre hakkı gündeme gelmiştir. UNESCO’nun da insan hakkı
olarak kabul ettiği çevre hakkı, üçüncü kuşak insan hakları listesine
İNSAN HAKLARI, ÇEVRE, ANAYASA
*
İ. Güneş GÜRSELER
**
* Av., Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri.
** TBB tarafından, 8 Aralık 2007 tarihinde yapılan “İnsan Hakları, Adalet ve Anayasa”
konulu sempozyumda Av. İ. Güneş Gürseler’in yaptığı konuşmadır.
İ. Güneş GÜRSELER makaleler
200TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
eklenmiştir. Barış hakkı, gelişme (kalkınma) hakkı, insanlığın ortak
mirasindan yararlanma hakkı ile birlikte değerlendirilmektedir.
1968 Tahran Bildirgesi’nde belirtildiği gibi “İnsan hakları ve temel
özgürlükler bölünmez olduğundan, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar tanın-
maksızın, kişi hakları ve siyasal hakların tam olarak gerçekleşmesi mümkün
değildir.” Bu nedenle insan haklarının sınıflandırıp sıralanması birbir-
leri ile ilişkilerinin olmadığı anlamına gelmez. “Çevre” tüm hakların
kullanılabileceği yaşam ortamını ifade ettiğinden çevre hakkı da bütün
bu ayrımlara karşın tüm hak ve hürriyetlerin varlık ve geçerlik şartı-
dır. Haklar ancak yaşanabilecek bir ortamda kullanılabilir.
1970’li yıllardan başlayarak çevre sorunları ile tanışan ülkemizde
anayasal düzenleme boyutundaki ilk ve en önemli adım 1982 yılında
Anayasa’mıza, “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde 56.
madde ile çevre hakkı konularak atılmış ve çevre hakkı hukukumuza
girmiş, anayasal kurum olarak da “çevre koruma” kavramı gelişmeye
başlamıştır.
Anayasa’nın 56. maddesi:
“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi
geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin
ve vatandaşların ödevidir.” hükmünü içermektedir.
Böylelikle 1982 Anayasası, hem koruma ödevi yükleyen ve hem
de insan hakkı olarak düzenleme yapan anayasalar arasında yerini al-
mıştır. Bu madde açıkça çevre hakkından söz etmemekte ancak diğer
klasik haklarla ve özellikle de yaşam hakkıyla ilgi kurarak çevre hak-
kına “dolaylı” bir düzenlemeyle yer vermektedir.
Madde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip-
tir.” hükmü ile yaşam hakkının ancak sağlıklı ve dengeli bir çevrede
gerçekleşebileceğini belirtmektedir. Burada dikkat çekmek isteğimiz
nokta Anayasa’nın bu düzenlemeyi “Ekonomik ve Sosyal Haklar ve Ödev-
ler” bölüm başlığı altında yapmış olmasıdır. Bilindiği gibi bu bölümde-
ki 65. madde sosyal ve ekonomik hak ve ödevlerin “ekonomik istikrarın
korunması gözetilerek, malî kaynakların yeterliliği” ölçüsünde yerine geti-
rileceğini söyler.
Böylelikle 1982 Anayasası, bir yandan çevre hakkını dolaylı ola-
rak düzenlerken diğer yandan ekonomik koşulları, “sağlıklı ve dengeli
bir çevrede yaşama hakkının” yerine getirilmesinde bir sınır olarak belir-
makaleler İ. Güneş GÜRSELER
201TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lemiştir. 56. maddenin 2. fıkrasında devlete ve vatandaşlara yüklenen
“Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek”
ödevlerinin devlete düşen kısmı, ekonomik koşullar gözetilerek yerine
getirilmeyebilecek yahut ertelenebilecektir.
Çevre hakkı bu bütün içinde en temel insan hakkı olan yaşam
hakkının, insan olmanın bir uzantısıdır. Bu niteliği ile de çevre hakkı
sağlıklı ve dengeli bir biçimde yaşama hakkını ya da insancıl yaşam
koşullarını tehdit eden her türlü çevre sorunlarının yaratılmasına karşı
direnme hakkını ve talep hakkını içerir.
Talep hakkı devlet tüzel kişiliğine karşı ileri sürülmekle birlikte,
hakkın süjesi olan bireye de bir takım ödevler yükler. Çevre hakkının
gerçekleşmesinde devletten “olumlu bir edim” beklenmesi söz konusu
ise de, “bireyler” ile “özel tüzel kuruluşlar” da devlet gibi sorumluluk
taşımaktadır. Bütün bu unsurların ortak çabası ve sorumluluğu ile ger-
çekleşmesi beklenen çevre hakkı işte bu nedenle Dayanışma Hakları
adı altında da sınıflandırılmaktadır.
Çevre hakkı ile sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sa-
hip olan birey, aynı zamanda böyle bir çevreden yararlanabilmek için
onu korumak, geliştirmek ve yönetmekle ödevlidir. Tüm bireylerin
çevre hakkı vardır. Fakat aynı bireyler çevreyi de bozmama yüküm-
lülüğü altındadır.
Bu niteliği ile çevre hakkı, günümüzde mülkiyet hakkının önün-
deki en önemli sınırlamadır. Günümüz ekonomik düzeni devlet mü-
dahalesini dışlarken, çevre hakkı sınırladığı haklar sayısını sürekli
arttırmaktadır. Serbest piyasaya devlet müdahalesi yoktur, ama çev-
re müdahalesi ve çevre hakkının baskısı vardır. Haklar kullanılırken
çevreye zarar verilemeyecektir. Amaç tüm yurttaşların çevre haklarını
kullanabilecekleri bir ortamı hazırlamak ve yaşatabilmektir. Değişik
bir ifade ile tüm insan haklarına en önemli sınırlama doğanın koyduğu
sınırlardır.
Çevre hakkının ayırıcı başka bir özelliği de yararlananların sadece
bugünkü kuşaklar olmamasıdır. Çevre hakkı bugünkü kuşakları ol-
duğu kadar, hatta daha da fazla gelecek kuşakları ilgilendirmektedir.
Gelecek kuşaklar da çevre hakkının öznesi konumunda olunca bugün-
kü kuşakların en önde gelen borcu, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir
çevre devretmektir.
İ. Güneş GÜRSELER makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Bu nedenle de çevre hakkı, hakların niteliğinin değişmesi ve hak-
kın öznesinin çeşitlenmesi (bireyler yanında toplumlar, gelecek ku-
şaklar ve devletler) sürecinin ürünüdür. Çevre hakkını, canlı varlıklar
bütünün haklarına uzanan bir çizginin başlangıç noktası olarak değer-
lendirmek gerekir. İnsanlar için çevre hakkı, canlılar için de “sağlıklı
ve dengeli bir çevre” anlamına gelir ve bu sonuç, canlı varlıklara haklar
tanımanın ilk aşamasıdır.
Çevre hakkının eksiksiz kullanılabilmesi, çevreyi etkileyebilecek
kararların alınması sürecine herkesin katılımının sağlanması ile ger-
çekleşebilir. Halkın bu katılımı gerçekleştirebilmesi için de çevre ko-
nularında iyi bilgilendirilmesi, idari bilgi, rapor ve belgelere ulaşabil-
mesi gerekir.
Bu neden bilgiye erişim, günümüzde çevre hakkının ayrılmaz
parçası olarak nitelendirilmektedir.
Uluslararası gelişim böyle bir katılımı gerçekleştirmek üzere;
25.6.1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus kentinde “Çevre Konula-
rında Bilgiye Erişim, Karar Vermeye Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru
Sözleşmesi”ni imzaya açmıştır.
Sözleşmenin amacı, herkesin sağlığı ve iyiliği bakımından yeterli
çevrede yaşama hakkını korumaya yardımcı olmak için, devletlerin,
halkın (kamunun) çevreyle ilgili bilgilere ulaşma hakkını ve sözleşme
uyarınca çevreyi ilgilendiren konularda karar alma mekanizmasına et-
kin biçimde katılma ve yargı yoluna başvurma hakkını güvence altına
almaktır.
Bütün bu gelişmeler, çevre hakkını diğer bütün insan haklarının
önüne geçirmiş ve çevre koruma isteğini de önemli bir politik tercih
durumuna getirmiştir. Ancak bu tercihin kullanılması henüz küresel
yoğunluk kazanmamıştır.
ANAYASALARIMIZ VE ÇEVRE HAKKI
1961 Anayasası çevre hakkıyla ilgili doğrudan bir düzenleme ge-
tirmemiş, “Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve
tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.” hükmünü ve sağlık hakkını
içeren 49. madde çevre korumasını da kapsayacak şekilde yorumlan-
mıştır.
makaleler İ. Güneş GÜRSELER
203TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
1982 Anayasası’nda ise yukarıda belirttiğimiz 56. madde dışında
çevre ile ilgili hükümler taşıyan başka maddeler de vardır:
Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının korunması-
na ilişkin 17. madde çevreyi korumayı destekleyici niteliktedir. Buna
göre herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkına sahiptir. Bu sayılan hususlar çevre hakkı ile yakın ilişki için-
dedir. Bu hususların gerçekleşmesi çevre hakkının uygulamaya yete-
rince somut olarak yansıması ile mümkün olacaktır.
Yerleşme ve seyahat hürriyetini düzenleyen 23. maddenin ikinci
fıkrasında bu hürriyetlerin “sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek
ve kamu mallarını korumak” amaçlarıyla sınırlanabileceğinin belirtilmesi
de çevre hakkını desteklemektedir.
Mülkiyet hakkını düzenleyen 35. madde bu hakkın “kamu yara-
rı amacıyla” sınırlanabileceğini ve mülkiyet hakkının kullanılmasının
toplum yararına aykırı olamayacağı hükmünü içermektedir. Bu hü-
kümle çevre hakkının niteliğine de uygun olarak mülkiyet hakkının
çevreye zarar verici şekilde kullanılamayacağı, aksine çevre korunma-
sı yararına sınırlandırılabileceği kabul edilmektedir.
Anayasa’nın 43. maddesi kıyılardan yararlanmada öncelikle kamu
yararının gözetileceğini düzenlemektedir.
44. madde devleti, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak
ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemekle görevlendirmiş,
45. madde de tarım arazileri ile çayır ve mer’aların amaç dışı kullanıl-
masını ve tahribini önleme görevini de devlete vermiştir.
Kamulaştırma esaslarını düzenleyen 46. maddede yer alan ve ka-
mulaştırılan taşınmazın bedelinin peşin ödenmesinin istisnai durum-
ları olarak; tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama
projeleri ile iskan projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların ye-
tiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm gibi hususların gösterilmesi
çevreyi korumayı destekleyici nitelik taşımaktadır.
57. madde ile devletin, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını
gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılaması düzen-
lenmiştir.
Anayasa’nın 63. maddesi ile tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve
değerlerinin korunmasında devlet görevlendirilmiştir.
İ. Güneş GÜRSELER makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
169. madde ile de ormanların korunması ve genişletilmesi de dev-
letin görevleri arasında önem ve özellikle belirtilmiştir.
1982 Anayasası’nın bütün bu hükümlerine karşın çevre hakkının
kullanımında ve çevrenin korunmasında çok da başarılı olduğumuz
söylenemez. Çevre hakkı ülkemizde henüz bir insan hakkı boyutu ile
gündemde değildir, insan hakları değerlendirmeleri, arayışı ve tartış-
maları bu içeriği kazanamamıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkının, en
verimli tarım toprağına otomobil fabrikası kuran, kıyıları yağmalayan,
orman alanlarını talan eden, havayı ve suyu kirleten biçimde kullanıl-
masının önüne geçememektedir.
Çok değil, yirmi yıl öncesinin temiz Marmara Denizi’nde yüzebil-
mek, 125 tür balığından tadabilmek bir insan hakkı, bugün 20 yaşında
olanların Marmara Denizi’ni açık fosseptik olarak tanıyabilmeleri ise
insan hakları ihlali değil midir?
Son yirmi yılda hızla yaşanan çevre bozulmasında bir katkısı ol-
mayan bugünkü genç neslin ve onlardan sonraki nesillerin yaşama
hakkını, var olma hakkını savunması gerekenler, bu sorumluluğu ta-
şıyanlar nerede?
İnsan haklarının değerlendirilmesinde artık bu düzeye gelmek
durumundayız. Çevre hakkından yararlananlar yalnızca bugünkü ku-
şaklar değildir. Sağlıklı ve dengeli bir çevre bugünkü kuşakları ilgilen-
dirdiği kadar hatta daha da fazla gelecek kuşakları ilgilendirmektedir
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ ANAYASA ÖNERİSİ’NDE
ÇEVRE HAKKI VE ÇEVRE KORUMA
Türkiye Barolar Birliği hazırlık aşamasından başlayarak 1982
Anayasası karşısındaki eleştirilerini her ortamda dile getirmiş ve 2001
yılında tam bir Anayasa Önerisi hazırlayarak kamuoyunun değerlen-
dirmesine sunmuştur. O tarihte çok dikkate alınmayan bu öneri yeni
bir anayasa yapımı tartışmalarının yoğunlaşması üzerine kaynak gös-
terilen bir metin olmuş ve güncelleştirilmesi gerekmiştir. Türkiye Ba-
rolar Birliğinin 2007 önerisinde çevre hakkı ve çevre korumaya ilişkin
hükümler üzerinde durmak istiyorum.
Türkiye Barolar Birliği Anayasa Önerisi’nde çevre duyarlılığı içe-
ren ilk madde “Yerleşme özgürlüğü” başlıklı 35. maddenin ikinci fıkra-
makaleler İ. Güneş GÜRSELER
205TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
sıdır. Bu fıkrada yerleşme özgürlüğünün “sağlıklı ve dengeli kentleşmeyi
gerçekleştirme” amacıyla kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir.
Mülkiyet hakkını düzenleyen 51. maddenin ikinci fıkrası; “bu hak-
lar, ancak kamu yararı ve çevrenin doğal dengesinin korunması amacıyla,
kanunla sınırlanabilir.” hükmünü içermekte ve mülkiyet hakkının “çev-
renin doğal dengesinin korunması” amacıyla sınırlanabileceğini be-
lirtmektedir. Bu düzenlenenin gerekçesi açıklanırken çevre koruması
ile kamu yararı kavramlarının birbirini kapsadığı belirtilmekte ancak
sadece kamu yararının belirtilmesinin yeterli olamayacağının altı çizil-
mektedir. Gerekçe aynen; “…her ne kadar kamu yararının kapsamına girse
de, konunun önemi nedeniyle “çevrenin doğal dengesinin korunması” özel
sınırlama nedeni olarak öngörülmüştür.” şeklindedir.
Konut hakkını düzenleyen 66. maddenin üçüncü fıkrası; “Devlet,
kentlerin özelliklerini ve çevre koşullarını gözeten bir planlama çerçevesinde,
yurttaşların gereksinimlerini karşılayacak ve kiracıları koruyacak tedbirleri
alır, toplu konut girişimlerini destekler.” hükmünü içermektedir.
Yeterli besin ve temiz suya ulaşma hakkını düzenleyen 67. mad-
denin birinci cümlesi; “Hiç kimse yaşamını sürdürmeye yetecek ölçüde gıda
ve temiz suya ulaşma hakkından yoksun bırakılamaz.” düzenlemesini yap-
mıştır. Bu maddenin gerekçesi de; maddede “su hakkı”nın “temiz suya
ulaşma hakkı” şeklinde ayrıca belirtilmesi, iklim koşulları yüzünden,
ülkemizin içilebilir su kaynaklarının her geçen gün azalması nedeniy-
le gerekli görülmüştür. Bu hak, herkesin kişisel ve ev içi kullanımı için
yeterli, güvenle, erişilebilir ve bedeli ödenebilir suya sahip olmasını
güvence altına almaktadır. Bunu sağlamak üzere devlet, yerel yöne-
timlere ve çalıştırdıkları kişiler bakımından özel veya kamusal kurum
ve işyerlerine düşen sorumlulukları kanunla düzenleyecektir.” Şeklin-
de su hakkı ile temiz suya ulaşma hakkını ve devletin bu konudaki
yükümlülüklerini düzenlemiştir.
76. madde ile başlayan Dördüncü Bölüm’ün başlığı “Çevre, Barış ve
Gelişme Hakları” dır.
Bu bölümün alt başlıkları;
I. Çevreye ilişkin haklar
A. Çevre hakkı
B. Ormanların korunması ve geliştirilmesi
C. Toprak mülkiyeti
İ. Güneş GÜRSELER makaleler
206TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
D. Tarım toprakları
E. Doğal kaynaklar ve varlıklar
F. Kıyılardan yararlanma hakkı
G. İnsanlığın ortak mirasına saygı
II. Barış hakkı
III. Gelişme hakkı
IV. Planlama
Fizik planlama’dır.
“Çevre Hakkı” başlıklı 76. madde;
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Devlet, bu konuda yurttaş girişimlerini destekleyerek çevreyi korur ve
geliştirir, çevrenin bozulmasını engelleyecek ve gelecek nesillerin de yararlan-
malarını sağlayacak önlemleri alır.
Herkes çevre konusunda bilgilenme, katılma ve başvuru hakkına sahip-
tir.
Kişilerin ve kurumların çevreye karşı ödevleri ve sorumlulukları kanunla
düzenlenir.” hükmünü içermektedir.
Bu madde ile getirilen en önemli yenilik; devlet’e “gelecek nesille-
rin de yararlanmalarını sağlayacak” şekilde çevreyi koruma ve geliştirme
görevi verilmesidir.
“Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi” başlıklı 78. maddenin ikin-
ci cümlesinde;
“Orman niteliğini kaybeden veya yanan ormanların yerinde yeni orman
yetiştirilir, bu yerlerde özel ya da kamusal amaçlı yapılaşmaya izin verilemez,
başka tür tarım ve hayvancılık yapılamaz.” hükmü düzenlenmiş ve böyle-
likle orman talanının önüne geçilme çalışılmıştır.
“Planlama” başlıklı 85. madde plan doğrultusunun; “…kaynakların
yenilenebilir niteliğini koruyarak hakça ve barışçı bir ilerlemeyi amaçlayan
sürdürülebilir gelişme” olduğunu belirlemiştir.
Türkiye Barolar Birliği’nin 2007 önerisinde çevre hakkı ve çev-
re korumaya ilişkin hükümleri bu şekilde sıraladıktan sonra 1982
Anayasası’nın konuşmanın başında eleştirdiğim 65. maddesinin öne-
rideki karşılığı olan 69. maddeden söz etmek ve aradaki temel farklılı-
ğı vurgulamak istiyorum.
makaleler İ. Güneş GÜRSELER
207TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Önerinin “Devletin İktisadi ve Sosyal Ödevleri” başlıklı 69. maddesi;
“Devlet ekonomik ve akçalı kaynaklarını; sosyal ve ekonomik alanlarda Ana-
yasayla belirlenen görevlerinin gerektirdiği öncelikleri gözeterek kullanır.”
şeklindedir. 1982 Anayasası’nın 65. maddesi ise sosyal ve ekonomik
hak ve ödevlerin “ekonomik istikrarın korunması gözetilerek, malî kaynak-
ların yeterliliği” ölçüsünde yerine getirileceği düzenlemesini yapmak-
tadır.
Açıkça görülen bu fark, sosyal ve ekonomik hak ve ödev anlayı-
şındaki farklılığı da ortaya çıkarmaktadır. Bir tarafta “Ne kadar ekonomik
kaynak o kadar sosyal ve ekonomik hak.” anlayışı diğer tarafta kaynakların
öncelikle sosyal ve ekonomik ödevlerin yerine getirilmesi için kullanıl-
ması. Yani, “kaynağım yok.” diyerek çevre yatırımı yapmamak yerine
eldeki kaynağın kullanımında çevre yatırımına öncelik vermek.
SONUÇ
Çevre hakkı kavramı da çevrenin korunması da diğer bütün insan
haklarının gerçekleşmesinde olduğu gibi özünde bir demokrasi soru-
nu, demokratik katılım sorunudur.
İnsanlığın bugün ulaştığı uygarlık düzeyi ve kazanımlar gelecek
kuşaklar pahasına yaratılmış ve yoksul insan sayısı giderek artmış ise
hiçbir ekonomi ya da ekonomik sistem başarılı sayılamaz.
Bugünün egemen kültürü “sınırsız tüketim” anlayışına dayalıdır.
Çevreci hareket de işte bu egemen kültüre başkaldırı hareketidir. Te-
mel başkaldırı da ekonomi politikalarına yöneliktir. Egemen kültürün
dinamiği üretim/tüketim, temel mantığı da daha fazla üretmek ve
daha fazla tükettirmektir. Her şey, doğal kaynaklar, teknoloji üretip
tüketmek için vardır. Daha fazla üretip daha fazla tüketmek amaç ha-
line gelmiş ve insanlar tüketim kölesine dönüştürülmüştür.
Üretim ve tüketim düzenleri bu mantık ile ve doğanın yasalarına
uymayan bir yıkıcılıkla sürüp gittikçe çevre sorunlarının çözümünde
başarı sağlanamaz.
Bu mantığın değişmesi ise tüketimin amaç değil araç görüldüğü,
“sınırsız büyüme” yerine çevre-ekonomi dengesine dayanan, çevreyi
kalkınmanın hem kaynağı hem de sınırı gören bir kültürün egemen
olmasına bağlıdır.
İ. Güneş GÜRSELER makaleler
208TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Böyle bir kültürün egemen olmasını sağlamanın yolu da bunu
istemekten geçer. Demokrasilerde vatandaşların isteklerini belli etme
yollarının başında seçimler gelmektedir. Seçmenler “ekoseçmen” bilinci
ile davranıp “ekopolitika” oluşturan partilere oy vererek ekopolitikacı-
ları söz sahibi yapmalıdırlar.
Yarın nelerin olacağı bugün kafamızda nelerin olduğuna bağlı-
dır.
KAYNAKLAR
Al Gore, Küresel Denge, Sabah Kitapları, İstanbul 1993.
Nuran Talu, TBMM’de Çevre Siyaseti, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara 2004.
Pınar Kılıçoğlu, Türkiye’nin Çevre Politikalarında Sürdürülebilir Gelişme, Turhan
Kitabevi, Ankara 2005.
OECD, Türkiye’de Çevre Politikaları, (Paris, 1992)
Dr. Birol Ertan, “Çevre Bilimi Açısından Canlı Hakları”, yayınlanmamış dok-
tora tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi
ve Siyaset bilimi (Kent ve Çevre Bilimleri) Anabilim Dalı, Ankara 1998.
Metin Topçuoğlu, Çevre Hakkı ve Yargı, Türkiye Çevre Vakfı Yayını, Ankara
Mart 1998.
Doç. Dr. Burhan Kuzu, Sağlıklı ve Dengeli Bir Çevrede Yaşama Hakkı, İstanbul
1997.
Av. Özden Sav, Uluslarası Hukukta Çevreyle İlgili Konularda Halkın Bilgiye Eri-
şimi ve Karar Almaya Katılımı, Çevre Kanunu’nun Uygulanması, Türkiye
Çevre Vakfı yayını, Ankara Kasım 1999.
Dr. E. Yasemin Özdek, İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı, TODAİE yayını, Anka-
ra Şubat 1993.
Doç. Dr. Nükhet Turgut, Çevre Hukuku, Ankara 1998.
Doç. Dr. Nükhet Turgut, “Çevre Davaları Engellenemez”, Cumhuriyet Gazete-
si, 22 Ağustos 1996. s. 2.
Mehmet Arif Demirer, Ekopolitika, Anahtar Kitapları, İstanbul 1992.
Semra Somersan, Türkiye’de Çevre ve Siyaset, Metis Yeşil Kitaplar, İstanbul
1993.
Güneş Gürseler, Dikkat Dünya Tektir, Ümit Yayıncılık, Ankara 1992.
Güneş Gürseler, “Çevrecilik; Egemen Kültüre Başkaldırı”, Açılım Dergisi, Ka-
sım 2004, S. 2 s. 43
Güneş Gürseler, “Yeni Kavramları Tartışmak”, Birleşmiş Milletler Türk Derneği
1993 Yıllığı Günümüz Çevre Sorunları Ayrı Basımı, Ankara 1993.