makaleler M. Akif POROY
121TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
1. Giriş
Tabi hukuktan kaynaklanan, insanların doğuştan, vazgeçilmez
ve devredilmez nitelikte haklara sahip olduğu ve bu hakların devlet
tarafından tanınarak, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi anlayışı özellikle,
yaşanan iki dünya savaşının ardından önemli bir ihtiyaç olarak tekrar
canlanmıştır. Bu bağlamda, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada
insan hak ve özgürlüklerinin korunması, geliştirilmesi ve trajik insan
hakları ihlallerinin önüne geçilmesi amacıyla çeşitli girişimlerde bulu-
nulmuş, devletler çeşitli uluslar arası sözleşmelere taraf olmuşlardır. Bu
girişimler hem bütün dünya devletlerinin katkı sağlayabileceği Birleşmiş
Milletler çatısı altında, örneğin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi,
Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi,
Birleşmiş Milletler Her Türlü Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Sözleşmesi
gibi hem de Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi, Afrika İnsan ve Halk
Hakları Sözleşmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (The European
Convention on Human Rights) gibi bölgesel sözleşmelerle gerçekleşti-
rilmeye çalışılmıştır.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), dünyada mevcut olan
insan hakları sözleşmeleri içerisinde, kişilerin hak ve özgürlüklerini gü-
vence altına almış, denetim mekanizması en etkin olanıdır. İnsan Hakları
Avrupa Sözleşmesi ile güvence altına alınan insan hakları, sözleşmeye
taraf devlet tarafından ihlal edilen bireyler, devlet tarafından ihlal edilen
İNSAN HAKLARI AVRUPA MAHKEMESİ
KARARLARI IŞIĞINDA
BAŞVURUCU VE MAĞDURLUK STATÜSÜ
Mehmet Akif POROY
*
* Avukat, İstanbul Barosu.
M. Akif POROY makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
haklarını bireysel başvuru mekanizması sayesinde İnsan Hakları Avrupa
Mahkemesi’nde uluslararası yargıya götürebilmektedirler.
Bu çalışmamızda, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne bireysel
başvuru yapan başvurucunun mağdurluk statüsünü İnsan Hakları
Avrupa Mahkemesi içtihatları ışığında incelemeye çalışacağız. Başvu-
rucunun kimler olabileceği, başvurucu olarak gerçek ve tüzel kişilerin
durumu, “mağdur” ve “zarar görmüş olan” kavramları inceleme konumuz
olacaktır.
2. Başvurucu
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne kimlerin başvurucu olabileceği
sözleşmenin 34. maddesinde –kişisel başvurular– kenar başlığı altında
belirtilmiştir.
Kişisel başvurular
Madde 34: “İşbu Sözleşme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek
Taraf Devletlerden biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan
her hakiki şahıs, hükümet dışı her teşekkül veya her insan topluluğu Mahkemeye
başvurabilir. Yüksek Taraf Devletler bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına
hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler.”
Maddeye göre gerçek kişiler, hükümet dışı kuruluşlar ve kişi top-
lulukları, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne taraf bir devletin, bu
sözleşmede ve protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklere aykırı dav-
ranarak kendilerine zarar verdiği iddiasıyla, ihlalci devlete karşı, İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurabilirler. Yani Sözleşmenin 34.
maddesine göre başvurucu ancak sözleşme ve protokollerinde belirtilen
haklarının taraf devletçe ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu
iddia eden kişilerdir. Ayrıca başvurucunun gerçek mağdur olması ve bu
sebeple korunan bir hukuki yarara sahip olması gerekir. Sözleşme, actio
popularise yer vermiş değildir.
1
Ancak bazı özellik arz eden durumlarda
İHAM kararlarında mağdurluk kavramını genişletmiştir. Söz konusu
özellik arz eden durumu ileriki kısımlarda inceleyeceğiz.
1
D 6481/74 (It) 12.12.74, 1/79 // D 8727 (Swi and It) 8.7.80, 20/230.
“Sözleşme bir “aktio popularis” öngörmemektedir. Her başvurucu, Sözleşme’nin bir
ihlalinin mağduru olduğunu iddia etmektedir.”
makaleler M. Akif POROY
123TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
2.1. Gerçek Kişiler
Tüm gerçek kişiler mahkemeye başvurabilirler. Sözleşmenin 1.
maddesinde belirtildiği üzere taraf devletler, kendi yetki alanları içinde
bulunan herkese, sözleşmede belirtilen hak ve özgürlükleri tanımışlar-
dır.
Bu bağlamda, gerçek kişinin, ihlalci devletin vatandaşı olup olma-
ması, başka bir taraf devletin veya taraf olmayan bir devletin vatandaşı
olması, vatansız olması, mülteci olması veya söz konusu kişinin ihlalci
devletin ülkesinde yasadışı koşullar altında bulunması, kişinin İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurması açısından önemli değildir.
Gerçek kişiler açısından, küçükler (reşit olmayanlar), akıl hastaları
(mümeyyiz olmayanlar), özürlüler ve özgürlüğünden yoksun kişiler
de mahkemeye başvurabilirler.
2.2. Hükümet Dışı Kuruluşlar
Sözleşmenin 34. maddesindeki “hükümet dışı kuruluşlar” ifadesinden
özel hukuk tüzel kişiliğine sahip, siyasal partileri, sendikaları, şirketleri,
vakıfları, dernekleri, meslek kuruluşlarını anlamak gerekir. Kamu tü-
zel kişiliğine haiz kuruluşlar ve kamu yetkisini kullanan kuruluşların
mahkemeye başvurma yetkileri yoktur. Mahkeme, kamu tüzel kişiliğine
haiz kuruluşlar tarafından yapılan başvurular kabul etmemektedir.
Mahkemenin 14.12.1988 tarihli D 13252/87 (Rothenthurm Commune/
Swi) kararına göre; “Belediye gibi yerel bir yönetim, hükümet dışı bir örgüt
ya da bir kişi topluluğu/grubu olmadığı için, bir başvuruda bulunma yetkisi-
ne/sıfatına sahip değildir.”
Sözleşme ve Protokollerin korumuş olduğu bazı haklar; yaşam hak-
kı, aile kurma hakkı vb nitelikleri gereği sadece gerçek kişiler açısından
söz konusudur. Bu bakımdan özel hukuk tüzel kişiliğine sahip kuru-
luşlar nitelikleri gereği ve kuruluş amaçlarına uygun düştüğü oranda
Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerden yararlanabilirler (toplantı
İHAS madde 1: “Yüksek Akid taraflar kendi kaza haklarına tabi herkese işbu Sözleşme’nin
birinci bölümünde tarif edilen hak ve hürriyetleri tanırlar.”
Gölcüklü, A. F./Gözübüyük, A. Ş., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması,
Ankara 1996, s. 55.
Gemalmaz, Semih Mehmet, Prof. Dr., Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Önünde Türkiye
-1- Kabul edilebilirlik kararları, Beta Yayınları, İstanbul 1997, s. 830.
M. Akif POROY makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
özgürlüğü ve mülkiyet hakkı vb).
Söz konusu kuruluşlar, İnsan Hakları
Avrupa Mahkemesi’ne ancak taraf devletin Sözleşmeye aykırı davrana-
rak kuruluşun kendisine zarar vermesi halinde başvurabilir. Hükümet
dış kuruluşların, üyelerinin hakkına zarar verildiği iddiasıyla İHAM’ne
başvurma hakkı yoktur. Bu bağlamda mahkemenin 4.5.1983 tarihli D
9900/82 kararına göre; bir öğretmenler sendikası, öğretmenlerin görev
yerinde oturmalarına ilişkin yasal düzenlemenin 4. protokole aykırılığını
ileri sürerek komisyona başvurmuş ve komisyon da bu düzenlemenin
öğretmenler hakkında olduğu, sendikayı ilgilendirmediği (“Kendisinin
mağdur olduğunu iddia etmeye muktedir bulunmayan bir meslek birliği, bir
hükümet dışı örgüt, kendi üyeleri üzerinde etkisini doğran bir önlem/işlem aley-
hine başvuru yapamaz”) gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.
Hükümet
dış kuruluşların, üyelerinin hakkına zarar verildiği iddiasıyla İHAM’ne
mağdur sıfatı ile başvurma hakkı bulunmadığı hususu mahkemenin
içtihatlarından açık olarak belirtilmiştir.
Özel hukuk tüzel kişilerinin İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nde
temsil edilmesi, söz konusu tüzel kişinin ulusal hukukuna göre sap-
tanmaktadır. İlke olarak temsilcinin temsile yetkili olduğuna dair
bir yetki belgesinin mahkemeye sunulması yeterli olup bu belgenin
herhangi bir resmi makam veya noter tarafından düzenlenmiş olması
şartı aranmaz.
2.3. Kişi Toplulukları
Tüzel kişiliğe sahip olmayan kişi toplulukları iki şarttan birinin
sağlanması halinde başvurucu olabilirler. Bunlardan birinci şart söz
konusu kişi topluluğunu oluşturan kişilerin ilgili başvuruyu birlikte
imzalamaları hali veya ikinci şart olan topluluğu oluşturan kişilerin
Tezcan, D., Erdem/M. R., Sancakdar, O., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında
Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2004, s. 110 - 111.
Gölcüklü, A. F./Gözübüyük, A.Ş., a. g. e., s. 56.
D 10581/83 (Norris et al./UK) 16.5.85, 44/132 “Bizzat bir ‘mağdur’ olduğu iddia
edemeyen bir dernek, üyeleri üzerinde etkisini doğuran bir önlem/işlem aleyhine
bir başvuruda bulunamaz.” // D 10733/84 (Asociacion de Aviadores/Sp) 11.3.85,
41/211 “Hükümet dışı bir örgüt olan bir meslek örgütü/kuruluşu, bizzat bir “mağ-
dur” olduğunu iddia edemediği durumda, üyeleri üzerinde etkisini doğuran bir
önlem/işlem aleyhine bir başvuruda bulunamaz.” Bkz., Gemalmaz, M. S. Prof. Dr.,
a. g. e., s. 830.
makaleler M. Akif POROY
125TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
topluluk adına başvurucuya temsil yetkisi vermeleri durumudur.
Söz konusu duruma ilişkin mahkemenin 10.5.1979 tarihli D 8612/79
(Alliance des Belges de la Communauté européenne/Belçika) kararına
göre; “Başvuruyu yapan kişi, ne bir hükümet dışı örgüt ve ne de bir kişiler
topluluğu/grubu olarak, diğer kişileri temsil etmek üzere yetkilendirildiğini
göstermediği, ve sözleşmede ‘actio popularis’e ilişkin bir hüküm bulunmadığı
için, başvuru sadece, başvurucunun şikayete konu olan durumun bizzat bir
mağduru bulunduğuna ilişkin iddiaları ölçüsünde incelenir.”
3. Mağdur Kavramı
İlke olarak başvurucunun mahkemeye başvurabilmesi için sözleşme
ve protokoller ile korunan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmiş olması,
doğrudan/gerçek mağdur olması ve ilgili başvuru karara bağlanana
kadar da mağduriyetinin devam etmesi gereklidir. Yani başvurucu,
sözleşmede ve protokollerde belirtilen haklarının sözleşmeye taraf bir
devlet tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu iddia
edebilir olmalı ve söz konusu ihlalin giderilmemiş olması ve güncelli-
ğini koruması gerekir. Mağdur olduğunu iddia eden kişinin söz konusu
ihlale ilişkin olarak mahkemeye başvurması için zarar görmüş olması
şartı aranmaz. Sözleşme veya protokollerin korumadığı sadece ulusal
hukukta tanınan bir hakkın ihlal edilmesi halinde kişi sözleşmedeki
haklarının ihlalinden ötürü mağdur sıfatını kazanmış olmayacağından
dolayı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuramaz. Aynı zamanda
başvurucuyu doğrudan ve kişisel olarak etkilemeyen eylem ve işlem-
lerden ötürü, kişinin mahkemeye hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği
iddiasıyla başvurma hakkı da yoktur.
3.1. Mağdur Kavramının Mahkemece Genişletilmesi
Dolaylı Mağdurluk
Her ne kadar İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne ancak sözleşme
ve protokoller ile korunan hak ve özgürlükleri ihlal edilmiş olan gerçek
mağdur başvurabiliyor ise de mahkeme bazı durumlarda ihlalci devlet
Gölcüklü, A. F./Gözübüyük, A. Ş., a. g. e., s. 57; Gemalmaz, Prof. Dr. M. S., a. g. e.,
s. 829
M. Akif POROY makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
tarafından doğrudan zarar gören kişi ile mahkemeye başvuran arasında
özel bir ilişki bulunmasını yeterli bulmaktadır. İnsan Hakları Avrupa
Mahkemesi’nin 27.6.2000 tarihli İlhan kararında, zararın tazminini is-
temenin, başvuruda bulunma hakkından bağımsız olarak ele alınması
gerektiği belirtilmiş, ihlalin gerçek mağduru olan kişi adına kardeşi
tarafından yapılan başvuru kabul edilebilir bulunmuştur.
İlhan/Türkiye davasında şikâyetçi, kardeşinin jandarmalar tarafın-
dan dövülerek tutuklanması ve tutukluluk süresince hayati tehlikeye
sahip yaralarına gerekli tıbbi müdahalenin yapılmaması ve söz konusu
olaylar neticesinde yeterli tazminatın ödenmemesinden dolayı mahke-
meye başvurmuştur. Şikâyetçinin bu başvurusuna karşı, hükümet ön
itirazında başvurucunun gerçek mağdur olmadığı hususunu belirtmiş
ve gerçek mağdur olmayan başvurucunun başvurusunun reddini talep
etmiştir.
Mahkeme, sözleşmenin 35. maddesine göre kabul edilebilirlik
kararının belli bir esneklik oranında ve sözleşmenin geneli açısından
kişi hak ve özgürlüklerinin güvencesinin/teminatının etkin bir şekilde
yerine getirilmesini göz önüne alacak şekilde uygulanması gerektiğini
belirtmiştir. Mahkeme, sözleşmenin sistemi içinde 34. maddenin actio
popularise izin vermediğini, sözleşmenin bir veya daha fazla maddesi-
nin ihlaline ilişkin şikâyetlerin gerçek mağdur tarafından yapılmasının
gerekliliğini belirtmektedir. Ancak mahkeme kararın ileriki kısımlarında
söz konusu davanın özel koşullarını, ihlale uğrayan kişinin başvu-
runun yapıldığı sırada böyle bir başvuruyu yapamayacak olmasını,
başvurucunun ihlale uğrayan kişinin kardeşi olması sebebini, ihlale
uğrayanın daha sonra böyle bir başvuruya müsaade etmiş olduğunu
bir yetki mektubuyla mahkemeye bildirmiş olmasını dikkate alaraktan
söz konusu başvurunun geçerli olarak yapıldığını ve bu bakımdan
hükümetin ön itirazının reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek
mahkemeye ancak gerçek mağdurun başvuru yapabilmesi kuralını söz
konusu davada genişletmiştir.
10
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 22.7.2003 tarihli Y.F/Türkiye
(24209/94) kararında da mahkeme, ancak gerçek mağdurun başvuru
yapabilme kuralını geniş yorumlamıştır.
Tezcan, D., Erdem,/M. R., Sancakdar, O., a. g. e., s. 81
10
27.6.2000 tarihli (22277/93) İlhan-Türkiye kararı bkz., www.echr.coe.int
makaleler M. Akif POROY
127TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Y.F./Türkiye davasında başvuran, eşinin zorla jinekolojik muaye-
neden geçirilmesinin özel hayatın korunması hakkındaki sözleşmenin 8.
maddesinin ihlal edilmesine neden olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme,
hükümetin davanın hiçbir aşamasında başvuranın eşi adına şikâyette
bulunmasını tartışmadığına dikkat çekmiş ve mağdurun yakın bir ak-
rabası olarak eşinin, özellikle bu davanın özel şartlarında eşinin içinde
bulunduğu hassas durum göz önüne alındığında, sözleşme maddele-
rinin ihlali hakkında başvuru yapmaya hakkı olduğunu belirtmiştir.
Mahkeme davanın mağdurluk statüsü hakkındaki durumu bakımından
İlhan/Türkiye Kararı’na atıfta bulunmuş ve bu dava ile ilgili olarak,
mağdurluk kavramını genişletmiştir.
11
Mahkeme bir başka kararında ölen kişinin yakınlarının da mağdur
sıfatıyla dava açmasını kabul etmiştir. 13.01.2005 tarihli Ceyhan Demir
ve Diğerleri-Türkiye kararında, terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle
cezasını çekmekte iken tutuklular ile güvenlik kuvvetleri arasında çıkan
bir çatışmada K.D.’in hayatını kaybetmesi ve bunun üzerine yakınlarının
mahkemeye mağdur sıfatıyla başvurmaları incelenmiştir. Hükümet, ilk
itirazında başvurucuların mağdur statüsü olmadığı gerekçesiyle yapılan
başvurunun mahkemece reddedilmesini talep etmiştir.
Mahkeme, kararında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin altında
yatan hedefin, temel hakların ihlalinden dolayı mağdur olan kişilere
somut ve pratik bir güvence vermek olduğunu belirtmiştir.
Kararın devamında İHAS organlarının içtihatlarında, ölümünün
savunmacı devletin sorumluluğu alanına girdiği iddiasında bulunan
bir kişinin ebeveyninin, erkek veya kız kardeşinin, kız veya erkek ye-
ğeninin, İHAS’nin 2. maddesinin ihlalinden dolayı mağdur olduklarını
öne sürebileceklerini, koşulsuz olarak belirttiklerini hatırlatmaktadır.
Mahkeme başvurucuların iddia ettikleri İHAS’nin ihlal edilmesinden
dolayı kişisel olarak etkilendiklerini ve mağdur olduklarını ileri sürebi-
lecekleri kanısında olup İHAS’in 34. maddesi uyarınca başvurucuların
mağdur olduklarını ve bu bakımdan hükümetin itirazının yerinde
olmadığına karar vermiştir.
12
11
22.7.2003 tarihli (24209/94) Y.F / Türkiye kararının gayrı resmi Türkçe tercümesi
için bkz., www.adalet.gov.tr
12
13.01.2005 tarihli Ceyhan Demir ve Diğerleri-Türkiye kararının Türkçe tercümesi
için bkz., www.yargitay.gov.tr
M. Akif POROY makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
3.2. Mağduriyetin Devam Etmesi
Mağduriyetin devam etmesi ile kastedilen; başvurucunun sözleşme
ve protokolleri tarafından korunan hak ve özgürlüklerinin sözleşmeye
taraf devletçe ihlal edilmiş olması ve ihlalin ortadan kaldırılmamış veya
tam olarak giderilmemiş, ihlalin ve bu bakımdan kişinin mağduriyetinin
devam ediyor olması halidir. Bu bağlamda eğer başvurucu hakkının
ihlal edilmesinden dolayı ihlalci devletten makul bir tazminat almışsa
mağdur olduğu iddiası ile mahkemeye başvuramaz. İnsan Hakları
Avrupa Mahkemesi’nin 13.12.1978 tarihli R 6504/74 (Preikhzas/FRG)
kararına göre; “Bir başvurucunun sözleşmenin bir ihlalinin mağduru olup
olmadığını iddia edebilmesi sorunu, yargılamanın herhangi bir aşamasında
ortaya çıkabilir. //Bir Başvurucu, muhatap hükümetin/devletin yetkililerinden
tam bir tazminat elde etmişse, bu durum komisyon önünde yargılama işlem-
leri derdest iken gerçekleşmiş olsa bile, artık sözleşme ihlalinin bir mağduru
olduğunu iddia edemez.”
13
Mahkeme 20 Ekim 2005 tarihli (37930/02) Bazhenov-Rusya kara-
rında salt başvurucu lehine verilen ulusal bir kararın, başvurucunun
zararını ortadan kaldırmayacağını, mağduriyetin devam edeceğini,
sözleşmenin hükümlerinin ihlalinden kaynaklanan zararların aynı
zamanda ortadan kaldırılması ve tazmin edilmesi gerektiğini ve ancak
ihlalci devlet tarafından sözleşmenin hükümlerinin ihlal edildiğinin
açıkça kabul edilmesi ve bundan dolayı meydana gelen zararın öden-
mesi halinde başvurucunun mağdurluk statüsünün ortadan kalkmış
olacağını belirtmiştir.
Söz konusu davada hükümet ilk itirazında başvurucunun aleyhin-
deki ilk iki ulusal kararın ortadan kaldırıldığı ve ulusal düzeyde tazmin
edildiği, mağdur statüsünün bulunmadığı iddiasıyla başvurunun reddi-
ni talep etmiştir. Hükümet, mahkemeye ayrıca başvurucunun kendisine
hükümet tarafından teklif edilen uzlaşma talebinin de reddedildiğini
belirterek başvurunun reddedilmesi talebini tekrarlamıştır. Mahkeme
kararında; sözleşme hükümlerinin ihlalinin ulusal makamlarca açıkça
kabul edilmediği ve ihlalden kaynaklanan zararların tam olarak ortadan
kaldırılmadığı veya tazmin edilmediği durumlarda başvurucu lehinde
verilmiş bir kararın veya lehinde yapılan bir hareketin başvurucunun
mağdurluk statüsünü ortadan kaldırmayacağını belirtmiştir (Mahkeme
13
Bkz., Gemalmaz, M. S, Prof. Dr.. a. g. e., s. 834
makaleler M. Akif POROY
129TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
bu konuda 25.07.1996 tarihli Amuur–Fransa, 28114/95 Dalban–Roman-
ya, 28341/95 Rotaru–Romanya kararlarına atıfta bulunmuştur).
14
Mahkeme, ayrıca özel tarafların karşılıklı anlaşarak sulh olmaları
halinde ihlalci devletin, başvurucunun mağduriyetinin giderilmiş,
tazmin edilmiş olduğu iddiasını kabul etmemekte ve başvurucunun
mağduriyetinin devam etmekte olduğu görüşünü benimsemektedir.
Mahkeme’nin 28.10.1987 tarihli (8695/79) İnze–Avusturya kararın-
da; evlilik dışında doğan başvurucu, annesinin miras bıraktığı çiftlikle
ilgili mülkiyet haklarından yararlanmada, evlilik dışı doğmuş olması
sebebiyle ayrımcılığa uğradığın, sözleşmenin 14. maddesiyle bağlantılı
olarak Birinci Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Başvurucunun bu iddiasına karşılık hükümet, başvurucunun, üvey
kardeşi ve üvey babası ile vardığı yargısal çözümle (sulh), annesinin
malvarlığı üzerindeki talebinden vazgeçtiğini ve yapılan sulhtan ötürü
başvurucunun almış olduğu arazinin değerinin annesinin malvarlığının
üçte biri kadar olduğunu bu bakımdan başvurucunun mağdur olma-
dığını belirtmiştir. Başvurucu ve komisyon, hükümetin bu görüşünü
kabul etmemiş ve başvurucunun söz konusu çözümü kabul ederken,
zayıf müzakereci konumunda olduğuna işaret etmiştirler. Mahkeme,
kararında özel tarafların kendi aralarında sonuçlandırdıkları bir yargısal
çözümün, başvurucunun zararını hafiflettiğini ancak “mağdurluk” sta-
tüsünü ortadan kaldırmadığını belirtmiştir. Mahkemeye göre yargısal
çözüm sadece mali sonuçları hafifletmiş, fakat başvurucunun annesinin
malvarlığını edinme hakkını sağlamamış ve başvurucuyu iki kötüden
daha az kötü olan çözümü kabul etmeye zorlamıştır. Mahkeme, kararın-
da söz konusu durumun, ulusal makamların açıkça veya özü itibarıyla,
sözleşmenin ihlali iddiasını kabul etmeleri ve bunun için bir giderim
sağlamaları halinde, farklı olacağını da belirtmiştir.
15
Mahkeme, ihlalin gerçekleşmesi ve bu bağlamda mağduriyetin
devam ediyor olması koşulunu yabancının sınır dışı edilmesi veya geri
verilmesi durumlarında aramamaktadır. Mahkeme, sınır dışı veya geri
verilecek kişinin sözleşme ile koruma altına alınmış haklarının, geri ve-
14
20.10.2005 tarihli (37930/02) Bazhenov-Rusya kararının İngilizce metni için bkz.,
www.echr.coe.int
15
8695/79 İnze-Avusturya 28.10.1987 kararı için bkz., Doğru, Osman, Doç. Dr., İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları, Cilt 2, Legal Yayınları, 2004, s. 397 – 410
M. Akif POROY makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
rilen devlet tarafından ihlal edileceği kanısındaysa, ihlalin gerçekleşmiş
olması ve mağduriyetin devam ediyor olması koşullarını aramamakta
ve başvurucuyu reddetmemektedir.
16
Çağdaş İnsan Hakları Hukuku
perspektifinden bakıldığında mahkemenin bu tutumu çok yerindedir.
Zira aksi durumun kabul edilmesi halinde kişilerin doğuştan olan vazge-
çilmez, devredilmez ve değiştirilmez bir takım haklarını güvence altına
almak ve trajik insan hak ihlallerini engellemek amacıyla gerçekleştiril-
miş olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin temel hedefinin ortadan
kalkacağı, bir taraf devletçe bir potansiyel ihlalci devlete kişinin hakla-
rının ihlal edilmesi için teslim edileceği sonucu ortaya çıkacaktır.
3.3. Bir Yasanın Soyut Olarak Sözleşmeye Aykırılığı İddiasıyla
Bireysel Başvurunun Yapılamaması
Kişi sadece bir yasanın soyut olarak sözleşme ve protokollere ay-
kırı olması sebebiyle İHAM’ne başvuramaz. İlke olarak, kişi ancak söz
konusu yasa kendisine uygulanmış ve bundan dolayı zarar görmüş,
mağdur olmuşsa mahkemeye başvurabilecektir. Kişinin mağdur olma-
dan salt yasanın soyut olarak sözleşme ve protokollere aykırı olduğu
iddiası dikkate alınmaz.
17
(D 8266/78 (X. V. UK) 4.12.1978, 16/190 //“Bir
kimse, ulusal bir yasanın, soyut olarak, sözleşmeye aykırılığı iddiasına ilişkin
şikâyette bulunamaz. Ancak bu kişi, güvence altına alınan hakkın kullanımına
ilişkin olduğunu düşündüğü bir eylemin ifasını söz konusu yasa bir suç haline
getiriyor ise, madde 25 anlamında bir “mağdur” olarak kabul edilebilir.”)
18
3.4. Mirasçıların Davaya Devam Etmeleri Hali
Başvurucunun, mahkemede açmış olduğu dava karara bağlan-
madan önce ölümü halinde mirasçıların davaya devam etmeleri
direkt mirasçılara tanınan bir hak değildir. Mirasçıların davayı takip
edebilmeleri için, mülkiyet hakkının ihlalinde olduğu gibi doğrudan
veya dolaylı olarak menfaatlerinin bulunması gereklidir. Eğer davanın
mirasçılar tarafından devam ettirilmesinde sözleşme bakımından genel
16
Gölcüklü, A. F./Gözübüyük, A.Ş., a. g. e., s. 60
17
Gölcüklü, A. F./Gözübüyük, A.Ş., a. g. e., s. 58
18
Bkz., Gemalmaz, Prof. Dr. M. S., a. g. e,. s. 835
makaleler M. Akif POROY
131TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
bir yarar yoksa mahkeme re’sen söz konusu başvuruyu kayıtlardan
düşer.
19
Gerçek mağdurun dava açmadan hayatını kaybettiği hallerde
mirasçıları ancak yaşam hakkının ihlali, müessir fiil gibi ihlallerde
mağdurun yakınları olarak dava açabilirler. Ölen kişinin mirasçıları-
nın dava açmalarına ilişkin yukarıda incelediğimiz Ceyhan Demir ve
Diğerleri–Türkiye kararı, mahkemenin bu konudaki güncel tutumunu
da göstermesi açısından önemlidir.
4. Sonuç
Günümüz çağdaş hukuk sistemleri, insan hakları ihlallerinin önüne
geçmek, kişilerin doğuştan var olan vazgeçilmez, devredilmez ve de-
ğiştirilmez temel haklarını belli bir koruma altına ve güvenceye almak,
özellikle ulusal düzeyde politik sebeplerden dolayı gerçekleşen insan
hakları ihlallerinin önüne geçmek için çeşitli ulusal ve uluslar arası
girişimlerde bulunmaktadırlar.
Uluslararası düzeyde en etkin denetim mekanizması olarak kabul
edilen İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve İnsan Hakları Avrupa Mah-
kemesi, mağdur olduğunu iddia eden kişilere bireysel başvuru hakkını
tanımasından ötürü bireyi devlet karşısında eşit konumda tutmakta ve
bireye haklarının takipçisi olma fırsatı tanımaktadır.
İHA Mahkemesi’ne sözleşmeye taraf devlet tarafından hakkı ihlal
edilen herkes başvurabilmektedir. Bireye fevkalade önemli haklar veren
ve özellikle etkin bir hak arama yolunu açan bireysel başvuru mekaniz-
ması, sözleşmeye taraf devletlerce ilk başlarda kuşkuyla karşılanmıştır.
Özellikle kimi sözleşmeye taraf devletler, ülkelerindeki çeşitli siyasi
grupların bireysel başvuru mekanizmasını politik olarak kullanma-
larından kuşku duymuşlardır. Ancak mahkemenin ve sözleşmenin
başvuru hakkının kötüye kullanılmasına müsaade etmemesi başta taraf
devletlerde meydana gelen bu kuşkucu yaklaşımı ortadan kaldırmıştır.
Özellikle başvurucunun ancak “gerçek mağdur” olması şartı ve bu kuralın
ancak çok istisnai durumlarda genişletilmesi de sözleşmenin güvence
altına almış olduğu hakların belli gruplarca taraf devletlere karşı kötüye
kullanılmasının önündeki başlıca engeldir.
19
Tezcan, D.,/Erdem, M. R., Sancakdar, O., a. g. e., s. 111
M. Akif POROY makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Çalışmamızda mağdur kavramını, mağdurun hangi hallerde
mahkeme tarafından geniş yorumlandığını, gerçek mağdurun mi-
rasçılarının hangi hallerde mağdur sıfatıyla dava açabilecekleri veya
gerçek mağdur tarafından açılmış davaya devam edebileceklerini mah-
kemenin vermiş olduğu güncel kararlarla açıklamaya çalıştık. Burada
tekrar belirtmekte fayda gördüğümüz husus; kural olarak, bir kişinin
mahkemeye başvurabilmesi için sözleşme ve protokolleri tarafından
güvence altına alınan haklarının sözleşmeye taraf bir devlet tarafından
ihlal edilmiş olmasıdır. Ancak mahkeme bu kuralı her davada davanın
kendi özelliklerine göre yorumlamakta ve kimi durumlarda mağdur
sıfatıyla başvurucuyu geniş yorumlamaktadır. Mahkemenin her davayı
kendi özellikleri açısından yorumlamasının ve gerektiği durumlarda
mağdur kavramını genişletmesinin temelinde yatan sebep sözleşmenin
geneli açısından kişi hak ve özgürlüklerinin güvencesinin/teminatının
etkin bir şekilde yerine getirilmesi, kişi hak ve özgürlüklerinin mümkün
mertebe korunmasını sağlamaktır.