hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
89TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Giriş
Kadınlar asırlar boyunca sürdürdükleri toplum ve aile içinde cinsel
eşitlik mücadelesinin sonuçlarını, ülkemizde son dönemde yapılan kimi
anayasal ve yasal düzenlemelerle –en azından hukuki platformda– kıs-
men kazanmışlardır. Normlar hiyerarşisine uygun olarak öncelikle ana-
yasal değişikliklerin incelenmesi yerinde olur. 2001 ve 2004 yıllarında
Anayasa’da yapılan değişikliklerle kadın erkek eşitliğine ilişkin iki yeni
adım atılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiş-
tirilmesi Hakkında 4709 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile Türkiye
Cumhuriyet Anayasası’nın 41. maddesinin birinci fıkrasına “ve eşler
arasında eşitliğe dayanır” ibaresi eklenmiştir. Bu değişiklik sonrasında
Anayasa’nın “Ailenin Korunması” kenar başlıklı 41. maddesi aşağıdaki
şekli almıştır:
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korun-
ması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli
tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiştiril-
mesi Hakkında 5170 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre Anayasa’nın 10.
maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere “Kadınlar ve erkekler
KADINA YÖNELİK EVLİLİK İÇİ ŞİDDETİN
HUKUKİ BOYUTLARI
Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve Ailenin Korunmasına
Dair Kanun Kapsamında Bir İnceleme
Emel BAYDUR
*
Burcu ERTEM
**
*
Yard. Doç. Dr., Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi.
**
Ar. Gör., Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yüküm-
lüdür.” fıkrası eklenmiştir. Bu değişiklik sonrasında Anayasa’nın “Kanun
Önünde Eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi aşağıdaki hali almıştır:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep
ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama
geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa
imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
Bu değişiklikler sonucunda kadınların erkeklerle eşit haklara sahip
oldukları, daha açık bir ifadeyle anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Üstelik devlete bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlama yükümlülüğü
getirilmiştir. Ayrıca kadına aile içinde de eşitlik anayasal bir hak olarak
tanınmıştır.
Yasal değişikliklerden inceleme kapsamında değerlendirilecek en
önemli ikisi 4721 sayılı ve 22.11.2001 tarihli Türk Medeni Kanunu ile
5237 sayılı ve 26.09.2004 tarihli Türk Ceza Kanunu’dur. Daha eski tarihli
bir değişiklik olmakla birlikte, 4320 sayılı ve 14.05.1998 tarihli Ailenin
Korunmasına Dair Kanun da konu açısından taşıdığı önem nedeniyle,
incelemenin kapsamına dahil edilmiştir.
Evlilik içi şiddetin ortaya çıkış biçimleri fiziksel şiddet, psikolojik
şiddet ve cinsel şiddettir.
1
Evlilik içi fiziksel şiddet kadına yönelik olarak
genellikle itilip kakılmak, tartaklanmak, dövülmek (tekme, yumruk,
tokat vb.), kesici veya vurucu aletlerle bedenine zarar verilmek şeklinde
ortaya çıkmaktadır. Kadına yönelik evlilik içi psikolojik şiddetin başlıca
görünüm şekilleri hakarete uğraması, aşağılanması, aldatılması, tehdit
1
Benzer görüş için bkz., Güven, K., “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un
Getirdiği Hukuki Tedbirler”, GÜHFD (Prof. Dr. İhsan Tarakçıoğlu’na Armağan), S.
1-2, 1998 Ankara, s. 19. Bazı yazarlar evlilik içi şiddeti, fiziksel ve psikolojik (sözlü)
olmak üzere ikiye ayırarak; cinsel şiddeti, fiziksel şiddet başlığı altında değerlen-
dirmektedirler. İkili ayrımı benimseyen yazarlar için bkz., Erdoğan, M., “Ailenin
Korunmasına Dair Kanun ve Uygulaması”, Hukukta Kadın Sempozyumu, Ankara 2000,
s. 91; Ayan, S., Evlilik Birliğinin Korunması, Ankara 2004, s. 298- 299. Ancak, özellikle
yeni TCK’nın kabulü ile cinsel şiddetinin arz ettiği nitelikli özellik nedeniyle ayrı bir
şiddet türü olarak ele alınması daha yerinde olacaktır. Türkiye’de evlilik içi şiddet
ile ilgili istatistiki veriler için bkz., Türkiye’ de Aile İçi Şiddet, İstanbul 2003.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
91TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
edilmesi, istediği insanlarla görüşmesinin engellenmesidir. Evli kadının
isteği dışında, istemediği şekilde ve ortamda cinsel ilişkiye zorlanması
ise cinsel şiddet örnekleridir.
Bu üçlü ayrıma ek olarak, dördüncü bir evlilik içi şiddet türü olarak
ekonomik şiddeti sayanlar da vardır. Ekonomik şiddet, ekonomik kay-
nakların ve paranın kişi üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol aracı
olarak kullanılması şeklinde tanımlanabilir.
2
Ancak ekonomik şiddet,
aslında sonuçları itibariyle psikolojik şiddetin alt başlıklarından birini
oluşturabilecek niteliktedir.
Kadına yönelik evlilik içi şiddetin yasal boyutlarının incelenmesine
geçilmeden önce, özellikle kadınların maruz kaldığı şiddetin önlenmesi
konusundaki yaklaşımların daha net anlaşılabilmesi için, genel olarak
kadına yönelik şiddetin üzerinde durulmasında fayda vardır.
I. Kadına Yönelik Şiddet
Kadına yönelik şiddet kadının yaşam hakkının, güvenliğinin, onu-
runun, özgürlüğünün (düşünsel, ekonomik, cinsel vb.) ve bedensel bü-
tünlük hakkının sırf kadın olması nedeniyle her türlü ihlalidir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 30.04.2002 tarihli “Tavsiye
Kararı’na Ek”
3
çerçevesinde kadına yönelik şiddet, “cinsiyete dayalı, ka-
dınlara fiziksel, psikolojik veya cinsel zarar veya sıkıntı veren ya da vermeye yol
açabilecek her türlü şiddet fiili ya da tehdidi” olarak tanımlanmıştır. Tanım-
lamayı takiben fiziksel ve ruhsal saldırganlık, psikolojik istismar, ırza
geçme ve cinsel istismar, çiftler arasında yaşanan evlilik içi veya evlilik
dışı tecavüz de dahil olmak üzere aile içinde ya da hanede karşılaşılan
şiddet, kadına yönelik şiddet örnekleri olarak sayılmıştır.
Pekin+5 Sonuç Belgesi
4
uyarınca kadına yönelik şiddet, “kadının
fiziksel, psikolojik ve cinsel zarar görmesi veya acı çekmesi ile sonuçlanan veya
sonuçlanması muhtemel olan bu tip hareketleri ve hareket tehditlerini içine
alacak şekilde, baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, ister
toplum önünde ister özel hayatta meydana gelmiş olsun, cinsiyete dayalı her
2
Uçar, M. A., Aile İçi Şiddet ve Aile Koruma Yasası, Ankara 2003, s. 82.
3
Metin için bkz., http://www.ksggm.gov.tr/(28.05.2006).
4
Metin için bkz., A/RES/S-23/3, http://www.un.org/womenwatch/daw/followup/
ress233e.pdf (28.05.2006).
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
türden şiddet” olarak tanımlanmıştır. Kadına yönelik şiddet örnekleri
olarak, dayak dahil aile içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolo-
jik şiddet, çeyizle bağlantılı şiddet, evlilikte tecavüz, zorla kısırlaştırma
ve düşüğe zorlama sayılmıştır.
Bu belgede kadına yönelik şiddettin, eşitlik, kalkınma ve barış
hedeflerine ulaşılması açısından engeller yaratarak, kadınların insan
haklarını ve temel özgürlüklerini kullanmalarını engellediği, bozduğu
ve değersiz hale getirdiği belirtilmiştir. Zira bütün toplumlarda kadınlar
ve kız çocukları –az ya da çok ölçüde– fiziksel, psikolojik ve cinsel şid-
dete maruz kalmaktadırlar. Kadınların sosyal ve ekonomik statüsünün
düşük olması, kadınlara yönelik şiddetin hem nedeni hem de sonucu
olabilmektedir.
Kadına yönelik şiddet, erkeklerin hakimiyetine ve kadına yönelik
ayrımcılığa yol açan; kadının ilerlemesini engelleyen, kadınla erkek ara-
sında çağlar boyunca sürmüş eşit olmayan güç ilişkilerinin görünürdeki
yüzüdür. Hayat boyunca devam eden kadına yönelik şiddet, temelde
kültürel modellerden, özellikle de belirli geleneksel veya adet olmuş
uygulamaların zararlı etkilerinden kaynaklanır. Irk, cinsiyet, dil veya
dinle bağlantılı bütün aşırı hareketler ailede, iş yerinde, toplulukta ve
toplumda kadına uygun görülen düşük statüyü devamlı hale getirir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 30.04.2002 tarihli “Kadın-
ların Şiddete Karşı Korunmasına İlişkin Tavsiye Kararı Rec(2002)5 ve İzahat
Belgesi”
5
kapsamında üye ülke hükümetlerine bir takım tavsiyelerde
bulunmuştur. Bunlardan özellikle dikkat çekici olanları, kadınlara insan
hakları ve temel özgürlüklerin tanınması, bunları kullanma, bunlardan
yararlanma ve bu hakların korunmasını teminat altına alma konuludur.
Söz konusu tavsiye kararında kadınlara karşı uygulanan erkek şidde-
tinin, kadınlarla erkekler arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinden kaynak-
lanan temel bir yapısal ve toplumsal sorun olduğunun altı çizilmiştir.
Bu nedenle üye devletlere yapılan tavsiyede erkeklerin, kadınlara karşı
uygulanan şiddetle mücadeleyi hedefleyen eylemlere katılımının teşvik
edilmesi önerilmiştir.
Rec(2002)5 sayılı Tavsiye Kararı’na Ek’in “Kadınlara Karşı Şiddetle
İlgili Genel Önlemler” başlığı altında, kadınların herhangi biri tarafından
herhangi bir şiddete maruz bırakılmama hakkını teminat altına almanın
5
Metin için bkz., Rec (2002)5 http://www.ksggm.gov.tr/(28.05.2006).
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
93TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
devletlerin çıkarına olduğu hatırlatılmış ve devletlerin sorunluluğunda
olan bu alanın milli politikalarda önceliğe sahip olması gerektiği vurgu-
lanmıştır. Bu kapsamda üye devletlere ceza hukuku ve medeni hukuk
alanlarında kadına yönelik şiddetle ilgili düzenlemeler yapmaları ve
önlemler almaları hususlarında telkinlerde bulunulmuştur.
Ceza hukuku alanında kişiye karşı şiddet kullanılmasının (özellikle
fiziksel veya cinsel şiddet kullanımının) sadece ahlak, onur veya terbiye
ihlali olmayıp; kişinin fiziksel, psikolojik ve/veya cinsel özgürlüğünün
ihlalini teşkil ettiğini belirten hükümler içermesinin sağlanması tavsiye
edilmiştir. Özellikle ulusal yasaların evlilik içi ya da dışındaki birlik-
teliklerde taraflar arasındaki cinsel şiddet ve tecavüzü cezalandırması
önerilmiştir.
Medeni hukuk alanında yapılan önerilerden ilki, şiddet kullanıldığı
kanıtlandığında, mağdurlara olayın ciddiyeti ile orantılı olarak, maruz
kaldıkları maddi ve manevi zararı (parasal, fiziksel, psikolojik, ahlaki
ve sosyal zararlar dikkate alınarak) karşılayacak uygun tazminatın
verilmesinin sağlanmasıdır. Üye devletler, mağdurlara hak ettikleri
tazminatların ödenebilmesi için finansman sistemleri oluşturmayı
gündeme almalıdırlar.
Pekin+5 Sonuç Belgesi uyarınca, evlilik içi tecavüz ve kadın veya
kız çocukların cinsel tacizi dahil, her türlü ev içi şiddetle ilgili suç konu-
larını düzenlemek için yasalar çıkartılmasının, uygun mekanizmaların
güçlendirilmesinin ve şiddet olaylarının yargı önüne hızla getirilmesinin
ulusal düzeyde hükümetlerce sağlanması gerektiği belirtilmiştir.
II. Kadına Yönelik Evlilik İçi Şiddetin
Ceza Kanunu Kapsamında Değerlendirilmesi
Kadına yönelik evlilik içi şiddet, Ceza Kanunu kapsamında değer-
lendirilirken, yukarıda yapılan evlilik içi şiddetin ortaya çıkış biçimlerine
ilişkin sınıflandırmaya sadık kalınacaktır. Yani bu bölümün başlıklarını
fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet oluşturacaktır.
Konuya ilişkin esaslı incelemeye geçilmeden önce ifade etmek
gerekir ki; suç tiplerinden bazıları müstakil olarak tek bir evlilik içi
şiddet türünü içermekte, buna karşılık bazı suç tipleri ise somut olayın
özelliklerine göre birden fazla şiddet türünün birlikte gözlemlendiği
haller olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, teker teker şiddet türleri
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
incelenirken, birden fazla şiddet türüne konu olabilecek suçlar yeri
geldikçe belirtilecektir.
A. Fiziksel Şiddet
Kadına karşı uygulanan evlilik içi fiziksel şiddet türlerinden, suç
oluşturan fiillerin incelenmesine kasten öldürme suçundan başlamak
yerinde olacaktır. TCK m. 82/d’ye göre, kasten öldürme suçunun eşe
karşı işlenmesi nitelikli hal sayılmıştır. Maddi açıdan incelendiğinde
serbest hareketli suçlar kategorisine girmekte olan insan öldürme suçu,
gerek davranış, hareket; gerekse ihmal suretiyle işlenebilir. Zira suçun
ihmal suretiyle işlenmesi durumunda, aile hukukundan doğan “karşılıklı
yardım ve dayanışma” yükümlülüğünün ihlali söz konusudur.
Kadınlar, vücut dokunulmazlıklarına karşı işlenen suçlarla da ev-
lilik içi fiziksel şiddete maruz kalmaktadırlar. TCK m. 86/3-a, kasten
yaralama suçunun eşe karşı işlenmesi durumunda şikâyet aranmaksızın
verilecek cezayı yarı oranında arttırmaktadır.
Yaralama suçunun işlenmesinde kullanılan aracın mutlaka cebir
olması gerekmez. Örneğin taşıdığı zührevi hastalığı, rızaya dayalı cinsel
ilişki ile ve kasıtlı olarak başkasına bulaştıran veya gebeliğin sağlığı için
ağır bir tehlike oluşturacağını bildiği bir kişiyi rızaya dayanan cinsel
ilişki ile ve kasıtlı olarak gebe bırakan kimsenin fiili, yaralama suçunu
oluşturacaktır.
6
TCK m. 87’ye göre, yaralama suçunun gebe kadına karşı
işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına veya düşmesine neden
olması durumunda, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu oluş-
makta ve cezası suçun temel şekline nazaran ağırlaştırılmaktadır.
Anayasa’nın 17. maddesinde de yasaklanan eziyet, bir kimsenin
hem maddi vücut bütünlüğünün hem de manevi ruh sağlığının bozul-
ması anlamına gelmekte olup TCK m. 96/2-b’de bu suçun eşe karşı
işlenmesi ağırlaştırıcı sebep olarak düzenlenmiştir. Eziyetin yaralama,
tehdit ve hakaretten farkları, aynı fiilde tüm bu suçları içerebilmesi; suçu
oluşturan fiilin süreklilik arz etmesi; sistematik olabilmesi yani az çok
bir plan dâhilinde de icra edilebilir olmasıdır.
7
6
Toroslu, N., Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2005, s. 42.
7
Soyaslan, D., Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Bası, Ankara 2005, s. 159.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
95TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
TCK m. 108, bir kişinin bir şeyi yapması veya yapmaması ya da
kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullan-
masını suç saymıştır. Cebir, kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle,
onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zorlayı-
cı bir etki meydana getirilmesi
8
olup; gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel bir direnmeyi bertaraf etmek amacı ile başvurulan ve önemsiz
sayılamayacak fiziki güç kullanılmasıdır.
9
Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma aslında psikolojik şiddet türü
olmakla birlikte, kişinin bu fiili işlemek için veya fiili işlediği sırada
cebir kullanması halinde fiziksel şiddet kapsamına girmektedir. TCK
m. 109/2’de bu durum, ayrıca düzenlenmiş olup, TCK m. 109/3e’de
eşe karşı işlenmesi nitelikli hal olarak öngörülmüştür.
Bazı suçların her somut olaya göre hem fiziksel hem de psikolojik
şiddet oluşturmaları mümkündür. Bu tür suçların en iyi örneği aile düze-
nine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş olan kötü muamele suçudur.
TCK m. 232/1’de kişinin aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine
karşı kötü muamelede bulunması suç olarak düzenlenmiştir.
Ancak, bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, yasa koyucu-
nun kullandığı “aynı konutta birlikte yaşadığı” ifadesinin bazı hallerde
bu suçun eşe karşı işlenmesini olanaksız kılacağıdır. Zira kanunun lafzı
ile bağlı kalındığında, haklarında ayrılık kararı verilmiş veya TMK m.
197 gereğince aynı konutta yaşamayan eşlerin birbirlerine karşı bu suçu
işlemeleri mümkün olmayacaktır. Halbuki evlilik birliğinin ve dolayı-
sıyla ailenin sona ermemiş olduğu bu durumlarda söz konusu suçun
işlenemiyor olması, TCK m. 232/1’in bölüm başlığı olan “Aile Düzenine
Karşı Suçlar” ifadesi ile çelişmektir.
TCK m. 232/1’de kötü muamelenin tanımı yapılmamıştır. Ancak
Dönmezer,
10
kötü muameleyi “bedene zarar veren, hürriyet ve haysiyeti ren-
cide eden fiiller” olarak tanımlamıştır. Feyzioğlu’na
11
göre ise, “sağduyuya
aykırı, insaf ve merhamet ölçüleri ile bağdaşmayan, kamu vicdanını zedeleyen
her çeşit davranış” kötü muamele kapsamında değerlendirilmelidir.
8
Artuk, M. E.-Gökcen, A.-Yenidünya, A.C., Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6. Bası, Ankara
2005, s. 88.
9
Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok, R. M., Ceza Özel Hukuku, 3. Bası, Ankara 2006, s.
287.
10
Dönmezer, S., Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, B. 16, İstanbul 2001, s. 261.
11
Feyzioğlu, M., “Terbiye ve İnzibat Vasıtalarını Kötüye Kullanma ve Aile Bireylerine
Karşı Fena Muamelede Bulunma Suçları”, AÜHFD, C. 50, S. 1, Ankara 2001, s. 51.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Madde gerekçesinde, her türlü kötü muamelenin suçun oluşmasını
olanaklı kılmayacağı, kötü muamelenin merhamet, acıma ve şefkatle
bağdaşmayacak nitelikte bulunması gerektiği belirtilmiştir. Gerekçede
kötü muamele kavramına ilişkin getirilen bir diğer ölçüt, davranışın
kişide basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçünün ötesinde bir
etki meydana getirmemiş olmasıdır.
Ancak, gerekçenin kötü muamele kavramına getirdiği belirleyici
kriterler, yeterince açık ve kesin değildir. Öncelikle merhamet, acıma
ve şefkatle bağdaşmayacak hareket, davranışlar suça ilişkin temel bir
belirleme yapmak açısından objektif olmaktan uzaktır. Örneğin Dönme-
zer,
12
belirli bir davranışın kötü muamele olup olmadığı belirlenirken,
davranışı yapan ile ona katlanan arasındaki ilişkinin ve hayat tarzının
gözden uzak tutulmaması gerektiğini belirtirken; belirli bir çevre ve
grup tarafından bir davranışın normal hayat tarzı olarak kabul edilmiş
olabileceğini hatırlatmaktadır.
Yargıtay konuyla ilgili görüşünü bir kararında, mağdur ve sanıkla
karşı karşıya bulunmak suretiyle olaya nüfuz eden hakimin yerel örf
ve adetler çerçevesinde, davranışın niteliğini takdir hakkına sahip ola-
cağı yönünde belirtmiştir.
13
Buna karşılık aksi görüşte olan Feyzioğlu,
14
Anayasa’nın 2. maddesi gereğince insan haklarına saygılı, demokratik
bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde kötü muamele dav-
ranışının çağdaş standartlara göre tespit edilmesi gerektiğinin altını
çizmiştir. Bu görüş çerçevesinde Yargıtay’ın yukarıda belirtilen kararı-
na, ancak Anayasa’nın 2. maddesinde belirlenen temel değerlere saygı
gösterilmesi şartı ile katılınabileceğini açıklamıştır.
Gerekçenin ikinci belirleme kriteri olan, davranışın kişide basit bir
tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçünün ötesinde bir etki meydana
getirmemiş olması ifadesi de –özellikle basit tıbbi müdahalenin kavra-
mının belirsizliği açısından– eleştirilmektedir.
15
Gerekçede davranışın
basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ölçüde etkisinin olması halin-
de, kasten yaralama suçundan ceza verilmesi gerektiği belirtilmişse de;
basit tıbbi müdahale kavramı açıklanmadan, uygulamada yaşanacak
sorunların kolaylıkla aşılması mümkün görülmemektedir.
12
Dönmezer, S., a.g.e., s. 262.
13
Y.C.G.K., 14.01.1985, 2-395/5.
14
Feyzioğlu, M., a.g.e., s. 51.
15
Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok, R. M., a.g.e., s.159.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
97TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Suçun maddi unsuru aynı konutta beraber yaşayan bireylerden
birine kötü muamelede bulunmaktır. Kötü muamele, kişinin vücut
bütünlüğü, özgürlük ve onuruna karşı hukuki önem arz edecek dere-
cede yapılan fiillerdir.
16
Bu noktada sorun teşkil eden bir diğer husus,
kötü muamele suçu açısından “süreklilik unsuru”nun aranıp aranmadığı
noktasında düğümlenmektedir. Zira 765 sayılı TCK’dan farklı olarak
TCK’da “fena muameleler” şeklindeki çoğul ifade yerine, “kötü muamele”
şeklindeki tekil ifade tarzının benimsenmesinden hareketle; süreklilik
unsuru aranmadığı ve bu nedenle münferit eylemlerin de bu madde
kapsamında değerlendirilebileceği ileri sürülmektedir.
17
Karşı görüş
olarak ise bu fiillerin az çok süreklilik arz etmesi gerektiği ve birbirle-
rini izleyen ve kötü muamele teşkil eden icrai veya ihmali hareketlerin
yapılması ile suçun tamamlanacağı belirtilmektedir.
18
Mağdura fiziki ve/veya psikolojik acı çektirme şeklinde ortaya çı-
kabilecek olan kötü muamele suçu; hakaret, tehdit ve çok hafif yarala-
ma suçlarını içinde barındırmaktadır.
19
Bu noktada üzerinde durulması
gereken ihtilaflı bir husus, somut olayda kötü muamele suçunun yanı
sıra, tehdit, hakaret ve benzeri suçların da bulunması halinde, sanığın
eylemlerinin bir bütün halinde aile bireylerine kötü muamele suçunu
mu, yoksa aile bireylerine kötü muamele ve söz konusu diğer bağımsız
suç tiplerini de mi oluşturduğu; başka bir deyişle diğer bağımsız suç
tiplerinin aile bireylerine kötü davranma suçunun içinde eriyip erime-
yeceği sorunudur.
Yargıtay konuyla ilgili görüşünü bir kararında, “TCK m. 191/son’da
düzenlenen sair tehdit suçunun aile bireylerine kötü muamele suçu içinde
eriyeceğini kabul etmek mümkün ise de, diğer fıkralardaki tehdit eylemlerinin
bu suç içinde eridiğini kabul etme olanağı bulunmadığını; aksi halde aileyi
korumak amacıyla getirilmiş olan bir düzenlemenin, aynı fiillere daha az ceza
verilmek suretiyle onları mağdur etme sonucunu doğuracağı, böyle bir düşünce
tarzının ise, belirli suçların aile bireyleri tarafından işlenmesi halinde cezasının
16
Soyaslan, D., a.g.e., s. 486- 487.
17
Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok, R. M., a.g.e., s. 580; Aynı yazarlar bu konuda, aynı
konutta oturan kişilerin birbirlerine karşı işledikleri sistematik nitelikteki hareketlerin
varlığı durumunda, TCK m. 44’te yer alan fikri içtima kuralları gereği, TCK m. 96’da
yer alan eziyet suçundan hüküm kurmak gerekeceğini yerinde olarak belirtmişler-
dir.
18
Soyaslan, D., a.g.e., s. 486.
19
Soyaslan, D., a.g.e., s. 486.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
ağırlaştırılmasını öngören ve bununla da yetinmeyerek ailenin korunması hu-
susunda yeni düzenlemeler getiren (örneğin, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına
Dair Kanun) yasa koyucunun amacıyla da bağdaşmayacağı açıktır” şeklinde
belirtmiştir.
20
Bu noktadan varılan sonuç, özellikle suçun nitelikli halinin işlenmesi
durumunda, bu suçun bağımsız bir suç teşkil edeceği yönünde değer -
lendirilmesi gerektiğidir. Bunun dışında kötü muamelenin unsurunu
oluşturabilecek nitelikte bir suçun eş tarafından işlenmesinin kanunda
nitelikli hal olarak öngörülmesi durumlarında da söz konusu fiilin ayrı
bir suç oluşturacağı hususunda da şüphe yoktur. Ancak Yargıtay 2005
tarihli bir kararında, “Sanığın eşine karşı 2 gün iş ve gücünden kalacak şe-
kilde yaralamada bulunma eyleminin, aile bireylerine karşı kötü muamele suçu
içinde eridiği göz önüne alınarak hüküm kurulması gerekirken, sanık hakkında
mağdure eşine karşı ika ettiği eylem nedeniyle TCK’nın 478. maddesindeki
suç yanında ayrıca yaralama suçundan da mahkumiyet hükmü kurulmasını”
bozma sebebi olarak görmüştür.
21
B. Psikolojik Şiddet
Evlilik içi psikolojik şiddet kapsamına giren suç tiplerinden biri de
TCK m. 84/1’de düzenlenen intihara yönlendirme suçudur. Yasa koyucu
başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını
kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım
eden kişiyi cezalandırmıştır. Söz konusu maddede esas itibariyle üç ayrı
suç tipi öngörülmüş olup, evlilik içi psikolojik şiddete konu olabilecek
suçlar intihara ikna veya yardım ile intihara zorlamadır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu da evlilik içi psikolojik
şiddetin bir görünümüdür. TCK m. 109/1’e göre, bu suç bir kimseyi
hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetin-
den yoksun bırakmak olarak tanımlanmıştır. TCK m. 109/3-e’ye göre,
bu suçun eşe karşı işlenmesi nitelikli hal olarak değerlendirilmiştir.
İnanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, iş ve
çalışma hürriyetinin ihlali, haberleşmenin engellenmesi, haberleşmenin
gizliliğini ve özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi
20
Y. C.G.K., 02.10.2001, 4-165/195.
21
Y. 3. C.D., 09.02.2005, 23240/1058.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
99TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
ve hukuka aykırı olarak yayılması da ayrı birer suç oluşturdukları gibi;
somut durum değerlendirildiğinde kötü muamele suçunun da unsur-
larını oluşturabilirler.
Evlilik içi psikolojik şiddetin bir diğer görünüm biçimini oluşturan
birden çok evlilik de TCK m. 230’da suç olarak düzenlenmiştir. Buna
göre, evli olmasına rağmen başkası ile evlenme işlemini yaptıranlar,
kendisi evli olmamakla birlikte evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik
işlemi yaptıranlar ve aralarında evlenme olmaksızın evlenmenin dinsel
törenini yaptıranlar hakkında cezai yaptırım öngörülmüştür.
Eşlerden birinin aile hukukundan doğan bakım veya destek olma
yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumu da TCK m. 233/1 kap-
samında suç teşkil edecektir. Kocanın hamile olduğunu bildiği eşini
terk etmesi, yine aynı maddenin 2. fıkrası kapsamında ceza yaptırımına
bağlanmıştır.
C. Cinsel Şiddet
Evlilik içi şiddetin üçüncü ve son türü olan cinsel şiddet özellikle
ceza hukuku açısından yeni TCK’nın yürürlüğe girmesiyle farklı bir
boyut kazanmıştır. Bu nedenle incelemenin en önemli kısmını, cinsel
dokunulmazlığa karşı işlenen suçların kadın yönünden ele alınması
oluşturmaktadır.
22
AİHM, 21.11.1995 tarihli, S.W. - Birleşik Krallık davasında, “başvu-
rucunun karısına tecavüz suçundan mahkumiyetten ve cezadan kurtulmak
için muafiyeti ileri süremeyeceğine dair kararın sözleşmenin 7. maddesine
aykırılık teşkil etmediği” yönündeki kararıyla, kocanın karısına tecavüz
suçundan muaf tutulması düşüncesinin terk edilmesinin uygar evlilik
kavramıyla bağdaşmaktan öte; insan onuruna ve özgürlüğüne saygı ile
ilgili olduğuna hükmetmiştir.
23
Yasa koyucu, kadının cinsel özgürlüğü aleyhine işlenen bu grup
suçları daha doğru bir tercihle “Adabı Umumiyeye ve Nizamı Aile Aleyhi-
ne Cürümler” başlığı altında düzenlemekten vazgeçerek; kadının cinsel
22
Maddenin TCK Tasarısı’nda ki (2000) düzenleniş şekli ve hakkındaki değerlendir-
meler için bkz., Sancar, T.Y., “Türk Ceza Kanunu Tasarısının (2000) Bazı Hükümleri
Hakkında Düşünceler”, AÜHFD, C. 51, S. 3, (ayrı bası), Ankara 2002, s.16-19.
23
Doğru, O., “Kadına Karşı Cinsel Şiddet”, Ankara Barosu Dergisi, S. 2003/3, s.139.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
özgürlüğünü “bir aile, genel ahlak veya edep töresi değeri olarak değil bir
özgürlük değeri olarak”
24
ele almış ve “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar”
başlığı altında düzenlemiştir.
Ancak bu tip suçlarla ihlal edilen hakkın bireyin cinsel özgürlüğü
olduğu, yani hukukun veya örf ve adetin belirlediği sınırlar çerçeve-
sinde kişinin cinsel ilişkiler yönünden kendi bedeni üzerinde serbestçe
tasarruf edebileceği noktasından hareketle bu suçların aslında kişi
özgürlüklerine karşı suçlar arasında düzenlenmesinin daha isabetli
olacağı belirtilmiştir.
25
İtalyan doktrininde de yerleşik görüş, korunan hukuksal değerin
suçun mağdurunun kişiliğinin cinsel boyutu üzerinde serbestçe tasarruf
edebilme hakkı olan “cinsel özgürlük” olduğu yönündedir. Bu nedenle
cinsel suçlarla ihlal edilen kişinin cinsel şeref ya da manevi bütünlüğü
değil; cinsel nitelikli bir davranışa girme konusundaki irade serbesti-
sidir.
26
“Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” başlığı altında, cinsel saldırı,
çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki ve cinsel taciz
suçları düzenlenmiştir. Kanunun lafzı ile bağlı kalınması halinde,
korunan hukuki değerin kişilerin cinsel dokunulmazlığı üzerindeki
tasarruf hakkı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak, bu suçlarda
bireyin cinsel özgürlüğünün ihlal edildiğinden hareketle bu tip suçların
“kişi özgürlüklerine karşı suçlar” arasında düzenlenmesinin daha doğru
olacağı yönünde de görüşler mevcuttur.
27
TCK m. 102’de düzenlenen cinsel saldırı suçu, eski Türk Ceza Ka-
nunu’nda düzenlenen ırza geçme, ırza tasaddi ve sarkıntılık suçlarını
içine alacak şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenleme, hem son derece
tartışmalı olan ve uygulamada da farklı yorumlara yol açan ırza geçme
kavramı yerine cinsel saldırı kavramının kullanılması hem de bu suretle
suçun pasif süjesinin erkeklerin de olabileceğinin belirtilmesi açısından
modern ceza hukuku alanındaki gelişmelerle uyum içerisindedir.
24
Aydın, Ö. D.: Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, http:
//www.turkhukuksitesi.com/hukukforum/art_showarticle.php?s=72ba459c7563-
05117c9c4fce3d1&id=175, 25.02.2006.
25
Toroslu, N., a.g.e., s. 56-57.
26
Tezcan, D.- Erdem, M. R.-Önok, R. M., a.g.e., s. 207.
27
Toroslu, N., a.g.e., s. 56-57.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
101TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Suçun aktif süjesi, cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin herhangi bir kim-
se olabilir. Aynı durum, suçun pasif süjesi içinde geçerlidir; ancak pasif
süjenin 18 yaşın altında olması durumunda ayrı bir suç oluşmaktadır. Bu
suçun mutlaka karşı cinse karşı işlenmesi zorunlu olmayıp, aynı cinsler
arasında da işlenmesi mümkündür. Suçun maddi konusunu oluşturan
insanın kadın ya da erkek, evli veya bekâr olması da önemli değildir.
Suçun temel şekli açısından maddi unsur, cinsel davranışlarla iki kişi
arasında vücut teması kurulması suretiyle, bir kimsenin vücut dokunul-
mazlığının ihlal edilmesidir.
28
Bu suçun oluşması için, failin davranışını
cinsel saikle yapması yeterli olup, ayrıca fiilen cinsel tatmine ulaşması
da şart değildir.
29
Cinsel davranışın cinsel ilişki boyutuna ulaşması, vü-
cuda organ veya diğer bir cisim sokulmak suretiyle gerçekleştirilmesi
durumunda, TCK m. 102/2’de düzenlenen nitelikli hal oluşacak olup;
bu durum, suçun basit şekli ile nitelikli şekli arasındaki ilk farkın, maddi
unsur açısından ortaya çıktığını göstermektedir.
30
Cinsel saldırı suçunun manevi unsuru kast olup buradan anlaşıl-
ması gereken failin mağdurun iradesi hilafına “şehevi” fiilleri işlemek
iradesine sahip olmasıdır.
31
Burada kast, kanuni tipte yer alan bütün
unsurlara yönelmektedir. Cinsel saldırı suçunun neticesi itibariyle
ağırlaşmış şeklinin olası kastla işlenmesi de mümkündür.
32
Esas itibarı ile cinsel saldırı suçunun basit şekli ile nitelikli şekli
arasındaki ikinci fark da, failin kastı bakımından ortaya çıkmaktadır.
Suçun temel şeklinde genel kast yeterli olmamakta, ayrıca “cinsel ar-
zuları tatmin” amacının güdülmesi aranmaktadır. Buna karşın, suçun
nitelikli hali açısından organ veya sair bir cisim soktuğunu bilmesi ve
istemesi gerekmekte olup, gerekçe nazara alındığına bu durumda ayrı-
ca gerçekleştirilen davranışın cinsel arzuların tatmini amacına yönelik
olması aranmayacaktır.
Ancak bu ifade yerinde değildir. Zira suçun temel şeklinin varlığı
için gerekli olan bütün unsurların suçun nitelikli şeklinde de bulunması
28
Toroslu, N., a.g.e., s. 58.
29
102. madde gerekçesi; Toroslu, N., a.g.e., s. 58; Artuk, M. E.-Gökcen, A.-Yenidünya,
A.C., a.g.e., s. 35.
30
Artuk, M. E.-Gökcen, A.-Yenidünya, A.C., a.g.e., s. 34; Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok,
R. M., a.g.e.,s. 214.
31
102. madde gerekçesi.
32
Artuk, M. E.-Gökcen, A.-Yenidünya, A.C., a.g.e., s. 34.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
zorunlu olup, cinsel arzuların tatmini şartı aranmaması ayrıca kişilere
karşı suçlar kısmında düzenlenen diğer suç tipleri ile nitelikli cinsel
saldırı suçunun sınırının çizilememesi sonucunu doğuracak ve hatta
kulağa parmak sokulması fiili dahi nitelikli cinsel saldırı suçunu teşkil
edecektir.
33
Esas itibariyle neticesi harekete bitişik bir suç olan cinsel saldırı
suçu, temel şekli açısından vücut dokunulmazlığını ihlal edici nitelikteki
davranışın gerçekleştirilmesi; buna karşın nitelikli şekli ise vücuda organ
veya sair bir cisim sokulması durumunda tamamlanmaktadır. Ancak
söz konusu suç tipi, icra hareketlerinin kısımlara ayrılabildiği hallerde,
icra hareketlerine başlanmakla birlikte icra hareketlerinin iradi yahut
irade dışı olarak tamamlanamaması durumlarında teşebbüse olanaklı
hale gelmektedir. İcra hareketlerinden gönüllü vazgeçme durumunda,
o ana kadar gerçekleştirilen davranışların esas itibariyle bir başka suçu
oluşturması şartıyla, failin o ana kadar gerçekleşen suçlar bakımından
sorumluluğu devam etmektedir.
Burada üzerinde durulması gereken husus; bu tip suçların geçitli
suçlardan olmaları itibariyle, cinsel saldırı suçunun nitelikli haline teşeb-
büsün, suçun basit şeklini oluşturan davranışlar olarak nitelendirilebildi-
ği durumlarda ortaya çıkabilecek olası sorunlardır. Esasen bu durumun
failin kastına bakılmak suretiyle belirlenmesi yoluna gidilebilir.
Failin kastının mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokul-
masına yönelmiş olması halinde; icra hareketlerinin tamamlanamaması
durumunda, nitelikli hale teşebbüsün varlığından söz edilebilecektir.
Ancak bu durumda da failin kastının belirlenmesinin güçlük arz edebile-
ceği durumlar nazara alındığında, somut olayın akış biçimini de dikkate
almak gerekecek ve belirtilen nedenlerle bu husus sıkıntı yaratmaya
devam edecektir. Bu hususun kanunilik ilkesi
34
gereği daha açık ve net
olarak ortaya konulması daha yerinde olurdu. Suçun nitelikli halinden
gönüllü vazgeçme durumunda, fail suçun temel hali bakımından ceza-
landırılabilecektir.
35
Nitelikli cinsel saldırı suçunun eşe karşı da işlenmesi mümkündür.
Bununla birlikte, suçun basit şeklinin eşe karşı işlenmesi durumunu
33
Toroslu, N., a.g.e., s. 59-60.
34
Toroslu, N., a.g.e., s. 37 vd.; Sancar, T.Y., a.g.e., s. 2.
35
Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok, R. M., a.g.e., s. 221.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
103TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
yasa koyucu düzenlememiştir. Halbuki cinsel özgürlüğü esas alarak
düzenlemeye gittiği iddiasında bulunan bir yaklaşımın evlenmekle
kişinin cinsel özgürlüğünü diğer eşe terk etmediği gerçeğini nazara al-
ması ve bu anlayış doğrultusunda cinsel saldırının temel biçiminin eşler
arasında gerçekleşmesi halinin de ayrı bir düzenleme ile yasaya dahil
edilmesi gerekirdi.
36
Ancak böyle bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmadı-
ğını savunan karşı görüş tarafından bu tür eylemlerin evlilik birliğinin
katlanılmasını zorunlu kıldığı davranışlar olarak kabulünün gerektiği
gerekçesi ile cinsel saldırı suçunun temel şeklinin eşe karşı işlenmesinin
mümkün olmadığı ve bu durumda TCK m. 232’de düzenlenen kötü
muamele suçunun uygulama alanı bulacağı ileri sürülmektedir.
37
765 sayılı Kanun döneminde, kadına eşini cinsel yönden tatmin
etmesi görevinin yüklenmesi ve adeta obje yerine konulması şeklinde-
ki primitif düşünce tarzının ürünü olarak erkeğin eşini rızası hilafına
normal yoldan cinsel ilişkiye zorlaması ve bu suretle cinsel ilişkiyi ger-
çekleştirmesi, ırza geçme suçunun kapsamı dışında tutulmakta olup,
cezasız bırakılmaktaydı. Erkeğin eşini rızası hilafına normal yollardan
cinsel ilişkiye zorlaması durumunda ırza geçme suçunun oluşmayacağı
hususundaki uygulama yanında cinsel ilişkinin anormal yollardan ger-
çekleştirilmesi durumunu da Yargıtay tarafından yalnızca kötü muamele
kapsamında değerlendirmekteydi.
38
Örneğin Yargıtay, tehditte bulunarak, eşi ile ters cinsel ilişkide
bulunmayı, aile bireylerine fena muamelede bulunmak olarak kabul
etmiştir.
39
Yine evli olduğu mağdureyi manevi zorla anal ilişkiye zorla-
36
“Oysa yasa koyucu böyle bir yola gitmemiş, eşler arasında gerçekleşen cinsel saldı-
rıyı, yalnızca TCK m. 102/2 açısından suç olarak düzenlemiştir. (Aslında TCK m.
102/1 kapsamına giren cinsel saldırının eşe karşı işlenmesi durumunda da suçun
oluşacağı söylenebilir ise de böyle bir yorum, TCK m. 102/2’de suçun nitelikli hali-
nin eşler arasında işlenmesinin şikayete bağlı tutulması karşısında, temel biçiminin
re’sen kovuşturulması sonucuna yol açacağından yasa koyucunun eşler arasında
gerçekleşen basit cinsel saldırıyı suç saymak istemediği sonucuna varılabilir.) Bu da
gerçekte burada nitelikli bir halin değil, tamamen bağımsız bir suçun söz konusu
olduğu görüşüne üstünlük kazandırmaktadır.” Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok, R.
M., a.g.e., s. 223; benzer görüş için bkz., Hafızoğulları, Z., “Beşeri Cinsellik ve Yeni
Türk Ceza Kanunu”, Türk Hukuk Kurumu 71. Yıl Kuruluş Armağanı, Ankara 2005, s.
363. Gerçekten de, bir suçun temel şeklinin mevcut olmadığı durumlarda bu suçun
nitelikli halinden de söz edilemeyecektir.
37
Malkoç, İ., Cinsel Saldırı Suçları, Ankara 2005, s. 50-51.
38
Sancar, T.Y., a.g.e., s. 5.
39
Y. 4. C.D., 19.12.1990, 5557/ 7044.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
yan sanık aleyhine, aile bireylerine kötü muameleden hüküm kurulmuş
olup;
40
benzer şekilde nikâhlı eşini kaçırıp zorla cinsel ilişki kurulması
halini kötü muamele saymıştır.
41
Ancak bu tip bir uygulamayı 765 sayılı Kanun dönemindeki düzen-
lemeye göre de kabul etmek mümkün değildir. Zira kanuni tipte suçun
pasif sujesi ile suçun aktif sujesi arasındaki evlilik bağının mevcut olması
durumunda hukuka aykırılığın ortadan kalkacağı şeklinde bir sınırlama
mevcut olmadığı gibi; eski TCK m. 434 kapsamında failin söz konusu
suçları işledikten sonra mağdur ile evlenmesi durumunda gerek takibat
gerek infaz bakımından özel bir tecil müessesesini öngörmekteydi.
Dolayısıyla burada sıkıntı yaratan durum, bizzat kanuni düzenle-
melerden değil primitif yorum tarzından kaynaklanmaktaydı.
42
Ancak
bahsedilen yeni düzenleme ile artık söz konusu sıkıntılı durum kısmen
de olsa aşılmıştır.
Sonuç olarak, erkeğin eşini rızası hilafına cinsel ilişkiye zorlaması
durumunda nitelikli cinsel saldırı suçu oluşacak olup; benzer şekilde
başka erkeklerin karısına karşı nitelikli cinsel saldırı suçunu gerçek-
leştirmelerini kolaylaştıran erkek de, söz konusu suçun şeriki olarak
kabul edilecektir.
43
Nitelikli cinsel saldırı suçunun evlilik birliği içerisin-
de gerçekleşmesi durumunda soruşturma ve kovuşturmanın yapılması
mağdurun şikayetine bağlıdır.
III. Kadına Yönelik Evlilik İçi Şiddetin
Medeni Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi
Kadına yönelik evlilik içi şiddet, Medeni Kanun kapsamında değer-
lendirilirken üzerinde durulacak konular, boşanma, velayet, tazminat
ve nafakadır.
Ancak boşanmaya ilişkin kısım incelenirken, yukarıdaki sistematik-
ten ayrılınacak ve TMK’nun boşanma nedenlerini düzenlerken izlediği
sistematiğe uyulacaktır. Zira tek bir boşanma sebebi aslında birden fazla
türde evlilik içi şiddeti içeriyor olabilir. Bu nedenle aşağıda boşanma
40
Y. 4. C.D., 07.07.1994, 2788/ 6217.
41
Y. 5. C.D., 07.05.1992, 1166/ 1478.
42
Aynı yönde görüş için bkz., Artuk, M.E.-Gökcen, A.-Yenidünya, A.C., a.g.e., s. 42-47.
43
Artuk, M. E.-Gökcen, A.-Yenidünya, A.C., a.g.e., s. 42-47.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
105TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
nedenleri incelenirken bunların hangi türde evlilik içi şiddet oluştur-
duklarının üzerinde durulacaktır.
Daha sonra şiddet türü ayrımı yapılmaksızın, evlilik içi şiddettin
velayet, tazminat ve nafaka yansımaları incelenecektir.
a. Boşanma
Boşanma sebepleri TMK’nın 161-164. maddeleri arasında düzen-
lenmiştir. Bu sebeplerin özel ve genel sebepler olarak ayrılması müm-
kündür. Boşanmanın özel sebepleri zina (TMK m. 161); hayata kast, pek
kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m. 162); suç işleme ve haysiyetiz
hayat sürme (TMK m. 163); terk (TMK m. 164) ve akıl hastalığıdır (TMK
m. 165). Genel boşanma sebebi ise evlilik birliğinin temelinden sarsıl-
masıdır (TMK m. 166).
Anlaşmalı boşanma ve fiili (eylemli) ayrılık da bu kapsamda değer-
lendirilmelidir. Evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi şartını arayan
boşanma sebeplerinin nısbi; bu şartın aranmadığı sebeplerin ise mutlak
boşanma sebebi olduğu kabul edilmektedir.
44
Evlilik içi psikolojik şiddet türlerinden birini ve özel-mutlak boşan-
ma sebebini oluşturan zina, evlilik birliği devam ederken eşlerin karşı
cinsten başka biriyle bilerek ve isteyerek cinsel ilişki kurmaları anlamına
gelir. Zinadan söz edilebilmesi için, kişinin evli olması, eşinden başka
ve karşı cinsten biriyle cinsel ilişkide bulunması (tek bir kez bile olsa)
ve kusurlu olması gerekir.
Kadının ırzına geçilmesi (TCK m. 102/2 uyarınca nitelikli cinsel
saldırı suçunun mağduru olması) durumunda, kusur şartı gerçekleş-
mediğinden, koca zinaya dayanarak boşanma davası açamayacaktır.
Bu noktada düşünülmesi gereken sorun, kocanın evlilik birliğinin te-
melinden sarsılması sebebi ile boşanma davası açıp, açamayacağıdır.
Yargıtay bu soruya olumlu yanıt vermekte ve “Türk toplumu, karısı böyle
bir duruma düşen kocadan onu şefkatle bağrına basmayı beklemez. Aksine
kocanın bunu hoşgörü ile karşılaması toplum içindeki değerinin yitirilmesine
yol açar. Bu yargı, onu giderek herkesin gözünden düşürür.” ifadesini kul-
44
Öztan, B., Aile Hukuku, 5. Bası, Ankara 2004, s. 373; Akıntürk, T., Yeni Medeni
Kanuna Uyarlanmış Aile Hukuku, 6. Bası, İstanbul 2002, s. 234; Dural, M.-Öğüz,
T.-Gümüş, A., Türk Özel Hukuku, C. III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 103.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
lanarak, boşanmaya karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.
45
Ancak
bu görüşün kabul edilebilir olmadığı açıktır.
46
Eşlerden birinin sadakatsizliği nedeniyle zinaya dayanarak boşanma
davası açılabileceği gibi, bu eylemin doğurduğu çekilmezlik nedeniyle
de boşanma davası açılabilir. Davacı hem zinayı, hem evlilik birliğinin
sarsıldığını ileri sürerek dava açabilir.
47
Aynı cinsten olan kişiler arasındaki cinsel ilişki, zina olarak kabul
edilmez. Benzer şekilde normal cinsel ilişki dışında kalan diğer cinsel
ilişki türleri (hayvanlarla, livata, vibratör vb. araçlarla yapılanlar) de
zina kavramına dâhil edilmemiştir. Bu tür durumlar haysiyetsiz hayat
sürme (TMK m. 163) veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK
m. 166) nedeniyle boşanma sebebi olabilir.
48
Zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı TMK m. 161 uyarınca,
eşin affı ve sürenin geçmesi ile ortadan kalkar. Duygu veya düşüncenin
açıklanması olan af, zinadan sonuç çıkarılmayacağının beyanıdır. Açık
veya zımni olarak, eşe ya da üçüncü kişilere karşı yapılabilir. Affın şarta
bağlanması mümkündür.
49
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlaya-
rak 6 ay ve her halde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmesiyle dava
hakkı düşer. Yargıtay zina eyleminden önce rıza göstermenin ahlaka
aykırı olacağından hareketle, rızanın af kapsamına girmeyeceği ve bo-
şanma davası açılabileceği görüşündedir.
50
Zinaya ilişkin hak düşürücü
sürelerin geçmesi durumunda, zina geçimsizliğe sebep oluyorsa sadece
genel boşanma sebebine dayanarak dava açılabilir.
51
Zinayı ileri süren taraf, bunu her türlü delille ispat edebilir. Mektup-
lar, smsler, e-mailler, fotoğraflar, doğan çocuğun DNA ve kan testlerinin
sonuçlarına istinaden başkasından dünyaya geldiğinin anlaşılması vb.
deliller bu kapsamda değerlendirilir.
52
45
Y. 2. H.D., 01.03.1976, 1414/1767, Gençcan, Ö.U., Boşanma Hukuku, Ankara 2006, s.
89; benzer görüş için bkz., Şener, E., Boşanma, Ankara 1997, s. 48.
46
Benzer görüş için bkz., Gençcan, Ö.U., a.g.e., s. 91.
47
Y. 2.H.D., 31.05.1983, 3732/4974, Özuğur, A.İ., Boşanma ve Ayrılık, Ankara 2000, s. 80.
48
Özuğur, A. İ., a.g.e., s. 76.
49
Zevkliler, A.-Acabey, B.-Gökyayla, E., Medeni Hukuk, Giriş, Başlangıç Hükümleri, Kişiler
Hukuku, Aile Hukuku, 6. Bası, Ankara 2000, s. 859; Öztan, B., a.g.e., s. 380.
50
Y. H.G.K., 11.03.1964, 607/197.
51
Dural, M.-Öğüz, T.-Gümüş, A., a.g.e., s. 107.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
107TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
TMK m. 162’de özel-mutlak boşanma nedenlerinden biri olarak
düzenlenen “hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış”, başlığında
aslında üç ayrı boşanma sebebi sayılmıştır. Bunlardan ilki olan hayata
kast, eşlerden biri tarafından bilerek ve isteyerek diğerinin hayatına
karşı yapılan ve öldürme amacı taşıyan eylemlerdir. Eğer bu eylem,
diğer eşi fiilen öldürmeye teşebbüs şeklinde ortaya çıkmışsa evlilik içi
fiziksel şiddet; diğer eşi intihara teşvik, zorlama ve yardım olarak ortaya
çıkmışsa evlilik içi psikolojik şiddet söz konusudur.
Öldürme tehdidi eşe karşı uygulanan psikolojik şiddetlerden biri
olmakla birlikte sadece tehdit aşamasında kaldığı sürece hayata kast
sebebi ile boşanma kararı verilmesi mümkün değildir.
Buna karşılık öldürme kastının bulunmadığı fiziksel şiddet türleri,
diğer eş için hayati tehlike yaratmış olsa bile, yine hayata kast sebebi
ile boşanma davası açılması söz konusu olamayacaktır.
Pek kötü davranış, eşlerden birinin diğerinin bedensel ve ruhsal
sağlığını tehlikeye düşürecek maddi nitelikteki her türlü davranışıdır.
53
Evlilik içi fiziksel şiddet örnekleri oluşturan eşlerden birinin diğerini
dövmesi, aç bırakması, hapsetmesi; psikolojik şiddet örneği oluşturan
doktor yerine üfürükçüye götürmesi;
54
cinsel şiddet örneği oluşturan
cinsel ilişkiye zorlaması pek kötü davranış olarak nitelendirilir.
Yargıtay, pek kötü davranış sebebi ile boşanmaya karar verilebil-
mesi için kocanın karıyı bir defa bile olsa dövmesinin yeterli olduğu
görüşündedir.
55
Onur kırıcı davranış, eşlerden birinin diğerinin onuruna veya haysi-
yetine bilerek ve isteyerek haksız saldırı yöneltmesidir. Davranışın amacı
genellikle, eşe hakaret etmek ya da onu küçük düşürmektir. Saldırı sözlü,
yazılı olabileceği gibi, hareketle de yapılabilir.
56
Yapılan fiilin hem eşler
hem de yaşadıkları çevre açısından onur kırıcı olup olmadığını hakim
takdir edecektir. Diğer eşin kışkırtması varsa onur kırıcı davranışı yapan
eşin kusuru kısmen ya da tamamen ortadan kalkabilir.
57
52
Öztan, B., a.g.e., s. 378.
53
Dural, M.-Öğüz, T.-Gümüş, A., a.g.e., s. 108; Öztan, B., a.g.e., s. 384.
54
Y. 2. H.D., 07.05.2002, 1532/6083.
55
Y. 2. H.D., 04.03.1996, 1432/2070.
56
Dural, M.-Öğüz, T.-Gümüş, A., a.g.e., s. 108.
57
Akıntürk, T., a.g.e., s. 217.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Evlilik içi psikolojik şiddet örnekleri de oluşturan eşlerden birinin
diğerine asılsız hırsızlık ihbarında bulunması,
58
mahkeme koridorunda
hakaret etmesi,
59
asılsız şekilde bakire olmadığını yayması,
60
karısının
bakire olmadığını kahvehanede açıklaması,
61
Yargıtay tarafından onur
kırıcı davranış olarak nitelenmektedir.
Eğer eşler karşılıklı olarak birbirlerine hakaret etmeyi alışkanlık
haline getirmişlerse, onur kırıcı davranış sebebi ile boşanma davasının
koşulları oluşmaz. Ancak diğer koşulları da varsa, evlilik birliğinin
temelinden sarsılması sebebi ile boşanma kararı verilebilir. Yargıtay
konuya ilişkin görüşünü şöyle açıklamıştır: “boşanmaya neden olan
olaylarda eşine karşı sürekli onur kırıcı davranışlarda bulunan davacı koca
tamamen kusurludur. Davalı kadının kocasına karşı sözleri tepki niteliğinde
olup, boşanma nedeni yapılamaz.”
62
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlaya-
rak 6 ay ve her halde hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın
üzerinden 5 yıl geçmesiyle dava hakkı düşer. Eğer bu davranışlara
maruz kalan eş, diğerini affederse dava hakkı kalmaz. Ancak bu dav-
ranışlar ceza yargılamasına da konu oluşturuyorlarsa, eşin şikayetinden
vazgeçmesi boşanma davası yönünden af anlamına gelmez.
63
TMK m. 163’de düzenlenen küçük düşürücü suç işleme veya hay-
siyetsiz hayat sürme özel-nısbi boşanma sebebidir. Bu hükümde tek
başlık altında iki ayrı boşanma sebebi düzenlenmiştir. Her iki fiil de
doğrudan eşler arasında işlenmediği halde, yansıması evlilik içi psiko-
lojik şiddet oluşturabilir.
Küçük düşürücü suç belirlemesi hakim tarafından, ceza hukuku
anlamında değil; toplumsal anlayışa göre utanç vericilik ve yüz kızartı-
cılık kriterleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Yargıtay küçük düşürücü
suçlar belirlenirken, “cürüm nevine, işlendiği ahval ve şeraite ve o yerdeki
sosyal düşünce ve telakkilere göre” değerlendirme yapılması gerektiğini
belirtmiştir.
64
Hakim suçun evlilik birliğini sarstığı kararına varırken,
58
Y. 2. H.D., 02.05.1933, 770/665, Olgaç, S.: Kazai ve İlmi İçtihatlarla Türk Medeni
Kanunu Medenisi, C.I, İstanbul 1956, s.135.
59
Y. 2. H.D., 19.04.1951, 2561/4891, Olgaç, S.: a.g.e., s. 130.
60
Y. 2. H.D., 03.03.1964, 631/1056, Olgaç, S.: a.g.e., s. 134.
61
Y. 2. H.D., 19.04.1951, 2561/2993.
62
Y. 2. H.D., 01.06.2005, 6351/8501, Gençcan, Ö.U., a.g.e, s. 108.
63
Y. 2. H.D., 24.02.2005, 719/2799.
64
Y. 2. H.D., 17.01.1966, 7065/280.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
109TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
suçun işlendiği durum ve şartları, suçun türünü ve boşanmak isteyen eş
açısından suç nedeniyle birlikte yaşamanın çekilmez hal alıp almadığını
dikkate almalıdır.
65
Bu suçların Anayasa’nın 76. maddesinde sayılan zim-
met, ihtilas, irtikap, hırsızlık, dolandırıcılık vb. olduğu kabul edilir.
Boşanma davasının açılabilmesi için küçük düşürücü suçu işleyen
eşin ceza kovuşturmasına uğraması ve bu suçtan dolayı cezalandırılması
şart değildir. Bu suçların kasten işlenmesi gerekmektedir.
66
Haysiyetsiz hayat sürme, toplumun anlayışına göre sürekli ve ku-
surlu olarak namus, şeref ve haysiyet kavramlarıyla bağdaşmayacak
şekilde yaşamaktır.
67
Haysiyetsiz hayat sürmeye dayanarak, boşanma
kararı verilebilmesi için toplumun değer yargıları ile bağdaşmayan,
toplumca hoş görülmeyen ve ayıplanan bir yaşam tarzı benimseniş
olmalıdır. Bu durum ancak diğer eş için ortak hayatın çekilmezliği
sonucunu doğuruyorsa boşanma sebebi oluşturur.
Yargıtay, haysiyetsiz hayat sürmenin boşanma nedeni olarak ka-
bul edilebilmesi için üç kriter aramıştır. Bunlar davranışın, onur kırıcı,
görenler üzerinde olumsuz etki yapan ve herkes tarafından hoş kabul
edilemeyecek nitelikte olmasıdır.
68
Buna karşılık Yargıtay daha önce-
ki bir kararında birden çok kişi ile değil de; tek bir kişi ile evlilik dışı
sürekli ilişki yaşamayı haysiyetsiz yaşam sürme olarak görmemiştir.
69
Genel kabule göre alkol, kumar, uyuşturucu madde bağımlılığı, eşcin-
sel ilişkiler, genel ev işletmeciliği, fahişelik, yaygın zina söylentisi bu
kapsamda değerlendirilir.
Suç işlendikten ve haysiyetsiz yaşam sürülmesi bir süre devam et-
tikten sonra eşin affı, bunlara bir süre ses çıkarmamış olması, onun hayat
tarzına iştirak etmesi (eşlerin ikisinin de bağımlı olması vb.) boşanma
davası açma hakkını sona erdirir. TMK m. 163 her iki hal için de hak
düşürücü süre öngörmemiştir.
TMK m. 164’de özel-mutlak ve kusurlu bir boşanma sebebi olarak
düzenlenen terk, evlilik içi psikolojik şiddet de oluşturur. Terk, eşlerden
65
Öztan, B., a.g.e., s. 389-390; Akıntürk, T., a.g.e., s. 243.
66
Dural, M.-Öğüz, T.-Gümüş, A., a.g.e., s. 108; Öztan, B., a.g.e., s. 390; Akıntürk, T.,
a.g.e., s. 243.
67
Akıntürk, T., a.g.e., s. 244; Öztan, B., a.g.e., s. 391.
68
Y. 2. H.D., 16.02.1995, 772/1889, Gençcan, Ö.U., a.g.e., s. 123.
69
Y. 2. H.D., 06.02.1991, 12245/1912, Gençcan, Ö.U., a.g.e.,, s. 123.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek
maksadıyla ortak hayata son vermesidir. Ortak hayata son verme, ortak
konutun terki şeklinde ortaya çıkabileceği gibi; diğer eşi ortak konutu
terk etmesini için zorlamak veya haklı neden olmaksızın ortak konuta
dönmesini engellemek şeklinde de oluşabilir. Boşanma davası açılabil-
mesi için terkten itibaren en az 4 ay geçtikten sonra hakimin terk eden
eşe yapacağı ortak konuta dönmesi ihtarı üzerinden de 2 ay geçmiş
olması gerekir.
TMK m. 165’de özel-nısbi ve doğası itibariyle kusura dayanmayan
bir boşanma sebebi olarak düzenlenen akıl hastalığı, günlük hayatta
şiddet içeren olası sonuçlar doğurabilecek olsa bile, bunlar diğer boşan-
ma sebeplerini değil sadece akıl hastalığı nedeniyle boşanma isteminin
gerekçesini oluştururlar.
TMK m. 166’da yukarıda sayılan özel boşanma sebeplerinden farklı
olan ve genel (ve nısbi) boşanma sebebi olarak adlandırılan evlilik bir-
liğinin sarsılması düzenlenmiştir. Eşlerden her biri evlilik birliğinin,
ortak hayatın sürdürülmesi kendilerinden beklenemeyecek derecede
temelinden sarsılması durumunda boşanma davası açabilir. Zira eşler
arasında boşanma sebebi olabilecek her olayın önceden belirlenmesi ve
düzenlenmesi beklenemez. Yani önceden belirlenmesi mümkün olma-
yan bir olay evlilik birliğini temelinden sarsmışsa ve bu nedenle eşlerin
ortak hayatı devam ettirmesi beklenemez durumda ise, boşanmanın
genel sebebinden söz edilir.
TMK m. 166’da aslında üç tür genel boşanma sebebi düzenlenmiş-
tir. Bunlardan ilki evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. Diğer iki
halde ise, yasa koyucu evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu
varsayımından hareketle, eşlerin birlikte dava açmaları ya da birinin
açtığı davayı diğerinin kabul etmesini anlaşmalı boşanma; açılmış olan
bir boşanma davasının reddinin kesinleşmesinden başlayarak 3 yıl içinde
eşlerin ortak hayatı yeniden kurmamaları halinde ise evlilik birliğinin
fiilen kurulamaması kapsamında düzenlemiştir.
Evlilik içi şiddet açısından daha çok önem taşıyan TMK m. 166/I-
II’de düzenlenen evlilik birliğinin temelden sarsılmasıdır. Bununla kas-
tedilen eşler arasında önemli fikir ve duygu ayrılığının, yani şiddetli
geçimsizliğin bulunmasıdır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması eş-
lerden en az biri için ortak hayatı sürdürmesi beklenemeyecek derecede
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
111TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
olmalıdır. Yargıtay eşe kötü muamele etmeyi,
70
hakaret ederek başka-
larının yanında küçük düşürmeyi,
71
ahlaki kurallara uygun olmayan
bir hayat sürdürmeyi,
72
cinsel uyumsuzlukları,
73
evlilik birliği ile ilgili
sırların açıklanmasını
74
bu kapsamda değerlendirmiştir.
Evlilik içinde kadına yönelik fiziksel şiddettin yaşandığı pek çok
olayda, Yargıtay evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul etmiştir.
Kadının dövülmesi, kadına yönelik evlilik içi fiziksel şiddettin en yaygın
örneğidir. Yargıtay kadının dövülmesinin
75
yanı sıra, üzerine yürünme-
sini ve evden kovulmasını
76
da evlilik birliğinin temelinden sarsılması
için yeterli bulmuştur. Benzer şekilde davacının elinin ısırıldığı,
77
mer-
divenden aşağı itildiği,
78
bir odaya
79
veya tuvalete
80
kilitlendiği, makasla
vurulduğu,
81
tırnaklandığı
82
hallerin de bu kapsamda değerlendirilmesi
gerektiği belirtilmiştir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabul edildiği psikolojik
şiddet örneklerinin pek çoğu kadına yönelik küçültücü davranışlardan
oluşmaktadır. Yargıtay davalının fiziksel özellikleri ile alay edilmesini
(deve gibi boynun var, karga gibi burnun var;
83
zürafa gibisin,
84
yiye
yiye dana gibi oldun
85
) ve aşağılanmasını (ben seni evlendiğimizden
beri kullandım, hevesimi aldım, bundan sonra seni kimse almaz)
86
bu
kapsamda değerlendirmiştir. Yine psikolojik şiddet kapsamında olan
nesebi reddetmediği halde ortak çocuğun kendisinden olmadığını ileri
sürmek
87
ve hatta karısını sevmediğini söylemek
88
de evlilik birliğinin
temelinden sarsılması olarak yorumlanmıştır.
70
Y. 2. H.D., 26.04.1983, 3686/3764.
71
Y. H.G.K., 08.07.1981, 200/568.
72
Y. 2. H.D., 08.12.1975, 9170/9320.
73
Y. 2. H.D., 10.04.1980, 2909/3132.
74
Y. 2. H.D., 31.05.1984, 3525/149.
75
Y. 2. H.D., 04.02.2002, 633/1143; Y. 2. H.D., 24.02.2005, 700/2776.
76
Y. 2. H.D., 18.04.200, 2709/5444.
77
Y. 2. H.D., 04.10.2004, 9940/11041.
78
Y. 2. H.D., 25.03.2002, 3603/4255.
79
Y. 2. H.D., 08.07.2002, 8096/9092.
80
Y. 2. H.D., 29.03.2004, 3215/3973.
81
Y. 2. H.D., 13.07.2005, 8985/11151.
82
Y. 2. H.D., 01.07.2004, 7507/8824.
83
Y. 2. H.D., 04.03.2002, 2184/2811, Gençcan, Ö.U., a.g.e, s. 123.
84
Y. 2. H.D., 29.04.2002, 4911/5623, Gençcan, Ö.U., a.g.e, s. 123.
85
Y. 2. H.D., 20.09.2004, 9119/10230.
86
Y. 2. H.D., 14.04.2004, 3718/4766.
87
Y. 2. H.D., 21.04.2004, 3935/5107.
88
Y. 2. H.D., 13.07.2004, 6582/9517.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Üçüncü ve son şiddet türü olan cinsel şiddet de TMK m. 166/1
uyarınca boşanma sebebi olarak değerlendirilmektedir. Yargıtay, ka-
rısını satacağını söyleyen,
89
onu zorla ters ilişkiye zorlayan
90
kocanın
davranışlarını bu kapsamda değerlendirmiştir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulü için, eşlerin evlilik
birliğini mutlaka kusurları ile çekilmez hale getirmiş olmaları şartı aran-
maz. Evlilik birliğinin sarsılması, eşlerin kusur ve iradelerinden bağımsız
gerçekleşebileceği gibi; kusurlu hareketleri ile de ortaya çıkabilir.
91
Yasa koyucu davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan bo-
şanma davasına itiraz hakkının olduğunu düzenlemiştir. Bununla bir-
likte bu itiraz, hakkın kötüye kullanılmasının oluşturuyorsa ve evlilik
birliğinin devamında ne davalı ne de çocuklar bakımından korunmaya
değer bir yarar kalmışsa boşanmaya karar verilebilir. Yargıtay eşlerden
hangisinin daha fazla kusurlu olduğunun belirlenmesi konusunda, ön-
ceden bir ölçü konulamayacağına ve bu konuda içtihadı birleşmeye
gidilemeyeceğine karar vermiştir.
92
Yargıtay davacı kocanın davalıyı dövmesine karşılık, davalının da
davacıya hakaret etmesi halinde, tarafların eşit kusurlu olduklarını ka-
bul etmiştir.
93
Benzer şekilde davacı kocanın sadakatsiz davranış içinde
olmasıyla, davalı eşin sürekli biçimde ona sözlü saldırıda bulunmasını
kusurların denkliği olarak nitelendirmiştir.
94
Yargıtay aynı doğrultudaki bir başka kararında da, davacı kocanın
davalıyı dövmesine karşılık; davalının da davacıya karşı evlilik birli-
ğinin yüklediği görevleri yerine getirmeyerek, onu psikolojik baskı ile
evden uzaklaşmak zorunda bıraktığından hareketle eşlerin kusurlarının
müşterek olduğunu kabul etmiştir.
95
Bahsedilen kararların ortak noktası
Yargıtay’ın evlilik içi fiziksel şiddet ile bu fiziksel şiddetin doğurduğu
bir etki olan psikolojik şiddeti, kusur açısından eşit olarak değerlendir-
miş olmasıdır.
89
Y. 2. H.D., 30.04.2002, 4945/5670.
90
Y. 2. H.D., 16.07.2002, 7664/9567.
91
Öztan, B., a.g.e., s. 403.
92
Öztan, B., a.g.e., s. 403.
93
Y. H.G.K., 26.06.2002, 2-567/547.
94
Y. 2. H.D., 16.01.2003, 14269/355.
95
Y. 2. H.D., 04.03.2003, 2/2809.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
113TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
B. Velayet
Evlilik içi şiddetin aile hukuku yansımalarından bir diğeri de vela-
yet konusudur. Velayet küçük veya kısıtlı çocuklar (hakkında kısıtlılık
kararı verilmiş ergin çocuklar) hakkında gerekli kararları almaları için
yasa koyucunun ana babaya tanıdığı bir yükümlülük ve yetkidir. Ana
babaya tanınan bu yetki, çocuğun bakımı, çıkarlarının korunması, tem-
sili, eğitimi ve mallarının yönetimi için hukuki bir temel oluşturur.
96
TMK m. 336 gereği velayet evlilik birliği devam ettiği sürece, ana baba
tarafından birlikte kullanılır. Ana ve baba bu hakkı çocuğun menfaatine
olacak şekilde kullanmakla yükümlüdürler.
TMK m. 348’de velayetin ana ve/veya babadan kaldırılması dü-
zenlenmiştir. Kaldırma sebeplerinden ilki ana babanın yetersizliği
(deneyimsizlik, hastalık, engellilik, başka yerde bulunma vb.); ikincisi
ise çocuğa yeterli ilginin gösterilmemesi veya ona karşı yükümlülük-
lerinin ağır biçimde savsaklanmasıdır. Söz konusu yetersizlik, alkol ya
da uyuşturucu madde bağımlılığı, ahlaka aykırı hayat sürülmesi vb.
97
aynı zamanda evlilik içi şiddet örneği sayılabilecek durumlardan da
kaynaklanıyor olabilir. Kaldırılma nedenleri ortadan kalktığında vela-
yetin hâkim kararıyla iadesi mümkündür.
TMK m. 182 gereğince hâkim boşanma kararıyla birlikte velayeti ana
babadan birine bırakılabilir. Velayet kararı verilirken çocuğun yüksek
menfaati (fiziksel ve psikolojik gelişimi) göz önünde tutulur. Velayet
kişisel yaşantısı iyi olmayan, çocuğun ahlaki gelişimini olumsuz etkile-
yecek tarafa verilmemeli; bu sırada boşanma nedenini doğuran olaylar
(evlilik içi şiddet) göz önünde bulundurulmalıdır.
98
Yargıtay yakın tarihli
bir kararında
99
babanın anayı sık sık ve en son sokak ortasında dövme-
sinin çocuğun ruhsal yapısını etkilediğini ve ana yanında yetişmesinin
ruhsal yönden gelişmesini olumlu yönde etkileyeceğini belirtmiştir.
Ancak hakim çocuğun daha iyi yetişeceği kanaatindeyse, velayeti
boşanmada kusurlu olan tarafa da verebilir. Örneğin somut olayda ana-
nın zinası sabit bulunmakla birlikte, babanın durumu ve çocukların yaşı
96
Öztan, B., a.g.e., s. 625.
97
Öztan, B., a.g.e., s. 643.
98
Özuğur, A. İ., Velayet, Vesayet, Soybağı ve Evlat Edinme Hukuku, Ankara 2002, s.
352.
99
Y. H.G.K., 01.10.2003, 2-513/521.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
göz önünde bulundurularak (ana bakım ve şefkatine muhtaç çocuk)
velayetin anaya verilmesine karar verilmiştir.
100
C. Tazminat ve Nafaka
Ayrıca hâkim, eşin talebi varsa ve şartları oluşmuşsa boşanmada
maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174) ve yoksulluk nafakasına
(TMK m. 175) hükmedebilir. Taraflar bu istemleri, boşanma davasıyla
birlikte yapabilecekleri gibi, boşanma hükmü kesinleştikten sonra da
yapabilirler. Ancak boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir
yıl geçmekle bu dava hakları zamanaşımına uğrar.
Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen
taraf, kusursuz veya daha az kusurlu olmak kaydıyla, kusurlu taraftan
uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Tazminat isteyen tarafın kusuru
boşanma nedenlerinde ikincil derece de önem taşımalı ve her halükar-
da kendisinden tazminat istenene oranla daha az olmalıdır. Kusuru ile
boşanmaya neden olmayan eşten maddi tazminat istenmesi mümkün
değildir. Örneğin boşanma sebebini akıl hastalığının oluşturması du-
rumunda, çekilmezliğin oluşmasında davalının kusuru bulunmadığı
için ondan tazminat istenemez. Yukarıda ki açıklamalar ışığında, evlilik
içi şiddete maruz kalan tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması
şartıyla maddi tazminat isteyebileceği açıktır.
Boşanmaya neden olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya
uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat isteminde
bulabilir. Davalının kusurunun bulunması yeterli olup, ağır kusur aran-
maz. Davacının ise hiç kusursuz olması değil, davalıya oranla daha az
kusurlu olması manevi tazminat istemi için yeterlidir. Yargıtay teda-
viden kaçınarak karısına hastalık bulaştıran (evlilik içi fiziksel şiddet)
kişinin kusurlu olduğuna ve kişisel hakları ihlal edilen eşine manevi
tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiştir.
101
Yukarıda ki haller dışında evlilik içi şiddete uğrayan eşin, evlilik
birliğini sürdürmek gayesi ile bu fiili boşanma nedeni yapmaksızın, ku-
sur sorumluluğuna dayanarak sadece maddi ve/veya manevi tazminat
isteminde bulunabileceğinin kabulü gerekir.
100
Y. 2. H.D., 06.03.1962, 646/1497.
101
Y. 2. H.D., 21.05.2002, 6157/6831.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
115TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf kusuru daha ağır ol-
mamak şartıyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz
olarak yoksulluk nafakası isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusurlu
olması şart olmayıp, önemli olan talep eden eşin kusursuz ya da daha az
kusurlu olmasıdır. Başka bir ifade ile nafakayı talep eden tarafın kusuru
nafaka talep edilecek tarafın kusurundan daha ağır olmamalıdır.
IV. Kadına Yönelik Evlilik İçi Şiddetin
Ailenin Korunması Hakkında Kanun
Kapsamında Değerlendirilmesi
Kadına yönelik evlilik içi şiddetle ilgili olarak üzerinde durulması
gereken son konu, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un bu
konuda getirdiği düzenlemelerdir. Kanun koyucu TMK’da düzenlenen
evlilik birliğini korumaya yönelik önlemlerin alınmasının mahkemelerin
iş yükü nedeniyle uzun bir süre almasını ve bu tür önlemlerin aile içi
şiddeti önlemede bazı hallerde yetersiz kalmasını dikkate alarak; önlem
alınması sürecini hızlandırmak için, 4320 sayılı Kanun’da bazı tedbirler
düzenlemiştir.
Bu kanun, hâkime sadece aile içi şiddet durumunda, evlilik birli-
ğine müdahale etme yetkisini vermektedir. Yani evlilik birliği aile içi
şiddet dışında bir nedenle tehlikeye girmiş ise bu durumda alınabilecek
tedbirler, TMK m. 195 vd. hükümlerine dayanacaktır.
Bu durum 4320 sayılı Kanun’un m.1/I’de “Türk Kanunu Medenisi’nde
öngörülen tedbirlerden ayrı olarak” ifadesiyle de belirtilmiştir. TMK m.
195, hakime eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini
yerine getirmemesi veya eşlerin evlilik birliğine ilişkin önemli bir ko-
nuda uyuşmazlığa düşmesi halinde eşlerin ayrı ayrı veya birlikte talep
etmeleri şartıyla müdahale etme yetkisi vermektedir.
Aile içi şiddet, 4320 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde “aile içinde
bir bireyin, diğer bir bireye yönelik fiziki, sözel ve duygusal kötü davranışı”
olarak tanımlanmıştır. Şüphesiz ki, evlilik içi fiziksel, psikolojik ve cinsel
şiddet bu kapsamda değerlendirilecektir. Yasakoyucu Kanun metninde
aile içi şiddet tanımına ayrıca yer vermemiştir.
4320 sayılı Kanun sadece aile içi şiddet uygulayan eşlerden biri
hakkında uygulanabilir. Çünkü Kanun’un 1. m.’si gereğince bu kanun-
da öngörülen tedbirler, ancak kusurlu eş hakkında uygulanabilir. Yani
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
aile içi şiddeti gerçekleştiren kişi, eşlerden biri değilse bu Kanun’da
düzenlenen tedbirlere hükmedilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte
kusurlu eşin diğer eşe veya çocuklara veya aynı çatı altında yaşayan
diğer aile bireylerine yönelik davranışları bu kapsamda değerlendirilir.
Yasa koyucu diğer eşe ifadesini kullandığı için, fiilin ayrı yaşayan veya
haklarında ayrılık kararı verilmiş eşler arasındaki şiddet uygulamaları
da kanunun kapsamı dahilindedir. Şiddete maruz kalan kişinin veya
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bildirmesi halinde aile mahkemesi hâkimi
re’sen uygun gördüğü tedbirlere hükmedebilir.
4320 sayılı Kanun’un uygulanması için, aile mahkemesi hakimi
tarafından verilen kararlar ihtiyati tedbir niteliğindedir ve bu nedenle
temyiz edilemezler.
102
Yargıtay’da bu konuya ilişkin aynı yöndeki gö-
rüşünü bir kararında şöyle ifade etmiştir:
103
“4320 sayılı Kanun ile Sulh
Hakiminin aldığı karar, kusurlu eşin saldırılarına son verilmesinin kendisine
ihtarından ibaret kısa süreli bir tedbir niteliğindedir. Bu kararlar, HUYY.
m. 105, 106, 107 ve 108’ de belirlenen prosedür uyarınca ittihaz olunan ve
bu yasanın 109. md’si uyarınca 10 gün içinde dava açılması şartıyla değil;
hakimin tayin ettiği süre ile geçerli ve temyiz incelemesine tabi bulunmayan
geçici tedbir niteliğindedir.”
Yargıtay yukarıda belirtilen karardaki gerekçelerden hareketle,
4320 sayılı Kanun gereğince, aile mahkemesince hükmedilen tedbir
kararlarının temyiz edilememesine karşın HUMK’nun ihtiyati tedbire
itiraza ilişkin hükümleri gereğince aynı mahkemede itiraz edilebilece-
ğini kabul etmektedir.
104
4320 sayılı Kanun, aile içi şiddet uygulayan kusurlu eşe bir uyarıda
bulunulması ve kusurlu eşin bu uyarıya uygun davranıp, davranmadığı-
nın denetlenerek, uyarıya uygun davranmaması durumunda cezai yap-
tırım uygulanması şeklinde bir sisteme dayanmaktadır. Bunun dışında,
kusurlu eşin ortak konuttan uzaklaştırılması ve diğer eş ile çocukların
ev ve iş yerlerine yaklaşmaması yönünde uyarı yapılması söz konusu
102
Erdenk, E., “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un Kavram ve Uygulama
Bakımından İncelenmesi”, Manisa Barosu Dergisi, Manisa 2000, S. 75, s. 39.; Ayan, S.,
a.g.e., s. 319; Uçar, M. A., a.g.e., s. 153.
103
Y. 2. H.D., 30.12.1998, 14493/ 14365.
104
Y. 2. H.D., 13.09.1999, 9877/ 8825. Ayan’a göre, 4320 sayılı Kanun gereğince veri-
len koruma kararlarının temyiz edilebileceğine ilişkin bir hükmün yasaya eklen-
mesi yerinde olacaktır. Ayan, S., a.g.e., s.319.
hakemli makaleler Emel BAYDUR - Burcu ERTEM
117TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
ise, bu uyarı ile birlikte mağdurların yaşam düzeyleri dikkate alınarak
parasal katkıya da hükmedilebilir.
105
4320 sayılı Kanun m. 1/II’de sınırlı sayıda olmayan altı bent halin-
deki hükmedilebilecek tedbirler örnek olarak düzenlenmiş olup, somut
olayın özelliğine göre hâkim uygun göreceği benzer başka tedbirlere
de hükmedebilecektir. Bu tedbirler “şiddete veya korkuya yönelik davra-
nışlarda bulunmaması”, “müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer eşe ve
varsa çocuklara tahsisi ile diğer eş ve çocukların oturmakta olduğu eve veya iş
yerlerine yaklaşmaması”, “diğer eşin, çocukların veya aynı çatı altında yaşa-
yan diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi”, “diğer eşi, çocukları
veya aynı çatı altında yaşayan aile bireylerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız
etmemesi”, “varsa silah ve benzeri araçlarını zabıtaya teslim etmesi”, “alkollü
veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak ortak konuta gelmemesi
veya ortak konutta bu maddeleri kullanmaması”dır.
Bu tedbirler 6 aylık azami süre ile sınırlandırılmıştır. Aleyhine
koruma kararı alınan eş kararın etkili olduğu süre içinde karara ay-
kırı davranırsa, durum zabıta tarafından mağdurun şikayetçi olması
beklenmeksizin Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilir ve Cumhuriyet
Başsavcılığı da Sulh Ceza Mahkemesi’nde koruma kararına uymayan
eş hakkında kamu davası açar. 4320 sayılı Kanun m. 2/son uyarınca
fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe
ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezası hükmolunur.
Ancak, tedbir kararına aykırı davranan eşin hapis cezası ile ce-
zalandırılabilmesi için, alınan kararın kusurlu eşe tebliğ edilmesi ve
bu kararlara aykırı davranması halinde tutuklanacağının ve hürriyeti
bağlayıcı cezaya hükmedileceğinin kendisine bildirilmiş olması gerekir.
Yargıtay, bu konuya ilişkin görüşünü “Tedbir kararının sanığa tebliğ edil
edilip edilmediği yada sanığın tedbirden haberdar olup olmadığı araştırılıp,
tespit edilmeden eksik soruşturmaya dayalı olarak karar verilmesi, yasaya
aykırıdır.”
106
ifadesi ile belirtmiştir.
105
Ayan, S., a.g.e, s.322.
106
Y. 7. C.D., 25.05.2001, 8757/9614.
Emel BAYDUR - Burcu ERTEM hakemli makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Kaynakça
Akıntürk, T., Yeni Medeni Kanuna Uyarlanmış Aile Hukuku, B. 6, İstanbul 2002.
Artuk, M. E.-Gökcen, A.-Yenidünya, A.C., Ceza Hukuku Özel Hükümler, B. 6,
Ankara 2005.
Ayan, S., Evlilik Birliğinin Korunması, Ankara 2004.
Aydın, Ö. D., “Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Cinsel Dokunulmazlığa Karşı
Suçlar”, http://www.turkhukuksitesi.com/hukukforum/art_showar-
ticle.php?s=72ba459c756305117c9c4fce3d1&id=175, (25.02.2006).
Doğru, O., “Kadına Karşı Cinsel Şiddet”, Ankara Barosu Dergisi, S. 3, Ankara
2003.
Dönmezer, S., Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, B. 16, İstanbul 2001.
Dural, M.-Öğüz, T.-Gümüş, A., Türk Özel Hukuku, C. III, Aile Hukuku, İstanbul
2005.
Erdenk, E., “4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un Kavram ve Uy-
gulama Bakımından İncelenmesi” , Manisa Barosu Dergisi, Manisa 2000,
S. 75.
Erdoğan, M., “Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve Uygulaması”, Hukukta
Kadın Sempozyumu, Ankara 2000.
Feyzioğlu, M., “Terbiye ve İnzibat Vasıtalarını Kötüye Kullanma ve Aile Bi-
reylerine Karşı Fena Muamelede Bulunma Suçları”, AÜHFD, C. 50, S. 1,
Ankara 2001.
Gençcan, Ö.U., Boşanma Hukuku, Ankara 2006.
Güven, K.,“4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un Getirdiği Hukuki
Tedbirler”, GÜHFD (Prof. Dr. İhsan Tarakçıoğlu’na Armağan), S. 1-2, 1998
Ankara.
Hafızoğulları, Z., “Beşeri Cinsellik ve Yeni Türk Ceza Kanunu”, Türk Hukuk
Kurumu 71. Yıl Kuruluş Armağanı, Ankara 2005.
Malkoç, İ., Cinsel Saldırı Suçları, Ankara 2005.
Olgaç, S., Kazai ve İlmi İçtihatlarla Türk Medeni Kanunu Medenisi, C. I, İstanbul
1956.
Özuğur, A. İ., Velayet, Vesayet, Soybağı ve Evlat Edinme Hukuku, Ankara 2002.
Özuğur, A. İ., Boşanma ve Ayrılık, Ankara 2000.
Öztan, B., Aile Hukuku, B. 5, Ankara 2004.
Sancar, T.Y., “Türk Ceza Kanunu Tasarısının (2000) Bazı Hükümleri Hakkında
Düşünceler”, AÜHFD, C. 51, S. 3, (Ayrı Bası), Ankara 2002.
Soyaslan, D., Ceza Hukuku Özel Hükümler, B. 5, Ankara 2005.
Şener, E., Boşanma, Ankara 1997.
Tezcan, D.-Erdem, M. R.-Önok, R. M., Ceza Özel Hukuku, 3. Bası, Ankara
2006.
Toroslu, N., Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2005.
Türkiye’de Aile İçi Şiddet, İstanbul 2003.
Uçar, M. A., Aile İçi Şiddet ve Aile Koruma Yasası, Ankara 2003.
Zevkliler, A.-Acabey, B.-Gökyayla, E., Medeni Hukuk, Giriş, Başlangıç Hükümleri,
Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, B. 6, Ankara 2000.