makaleler Serkan AĞAR
277TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
“Düşünmeden öğrenmek faydasızdır,
öğrenmeden düşünmekse tehlikeli...”
Konfüçyüs
I. İdari Teşkilat (İdare Hukukunun Süjeleri)
1
İdare teşkilatı, idare kuruluşunun siyasi ve hukuki dokusu niteli-
ğinde, idare cihazının, belirli bir düzen görünümündeki parçalarından
kurulu gövdesidir. İdari teşkilat, idare hukukunun anatomisi ve idari
faaliyetle karşılaştırıldığında statik bir incelemesidir. Kamu hizmetleri
teşkilatının ya da kamu gücünün örgütlenmesiyle ortaya çıkan idari
teşkilat, siyasi yapı/rejim ile ilişkili olduğu kadar siyasi karar organ-
larının tercihleri ile de yakından ilgilidir. Her zaman ve her yer için
tek bir tür idari teşkilatlanma olamayacağı gibi, bir ülkenin tüm idare
kuruluşlarının aynı biçimde olmasına da olanak yoktur.
KAMU KURUMLARI
(HİZMET YERİNDEN YÖNETİM KURULUŞLARI)
TEORİSİ
Serkan AĞAR
*
*
Avukat, Ankara Barosu; Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku
Anabilim Dalı doktora öğrencisi.
1
Derbil, S., İdare Hukuku, 5. Bası, Ankara, 1959, s. 241 vd.; Duran, L., İdare Hukuku Ders
Notları, İstanbul, 1982, s. 45 vd.; Eroğlu, H., İdare Hukuku Dersleri, C. I, Genel Esaslar
ve İdari Teşkilat, Ankara, 1968, s. 84 vd.; Giritli, İ., Türkiye’nin İdari Yapısı (Kamu
Yönetimi Teşkilatı), İstanbul, 2001, s. 3 vd.; Gözler, K., İdare Hukuku, C. I, Bursa, 2003,
s. 115 vd.; Gözübüyük, Ş., Tan, T., İdare Hukuku, C. I, 2. Baskı, Ankara, 2001, s. 140
vd.; Günday, M., İdare Hukuku, 3. Baskı, Ankara, 1998, s. 259 vd.; Onar, S. S., İdare
Hukukunun Umumi Esasları, C. II, 3. Baskı, İstanbul, 1966, s. 585 vd.; Özay, İ. H., Gü-
nışığında Yönetim, İstanbul, 1996, s. 191 vd.; Özyörük, M., “İdare Hukuku Dersleri”,
II. Sınıf Programı, Ders Notu-Teksir, Ankara, 1974, s. 151 vd.
Serkan AĞAR makaleler
278TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
İdari teşkilat, kamu hizmetleri teşkilatından veya kamu gücünün
teşkilatlandırılmasından ibarettir. Kamu hizmetlerinin hukuki yapısını
ve iskeletini kuran idare teşkilatı, çeşitli parçalardan oluşan büyük bir
makineye benzetilir.
2
Bu benzetmeden hareketle, her bir parçanın, görev
ve fonksiyonunu bağımsız bir faaliyet görünüşünde yerine getirdiği,
ancak tüm bu faaliyetlerin asıl amacının kamu yararı olduğu görülür.
Bu noktada, makineyi harekete geçirecek bir gücün varlığını aramak
gerekir. İşte, bu güç de aslında tektir; kamu gücü ve kamu gücünün
kaynağı devlet kudreti (egemenlik). Bu hususların yol göstericiliğinde,
net olmayan ve karmaşık görüntüler veren idari parçaların, aslında bir
bütün olan idare makinesini oluşturduğuna tanık olunur.
Kamu hizmetlerinin ya da kamu gücünün düzenlenmesinde iki
eğilim vardır. Diğer bir deyişle, idare teşkilatı düzenine egemen siyaset
ve yönetim sanatlarının kuralları iki tanedir; merkezden yönetim (mer-
keziyet) ve yerinden yönetim (ademimerkeziyet).
3
Kamu hizmetlerinin
hukuki yapıları ne biçim alırsa alsın, merkezden yönetim ya da yerinden
yönetim siyasi kuramlarından biri ya da bunların bağdaştırılmasından
çıkan bir esas dayanak noktalarını oluşturacaktır. Merkezden yönetim
ve yerinden yönetim sistemleri, hukuki olmaktan daha çok idarenin
politikası ile ilgilidir. Çağdaş devletlerde bu iki kavram, birbirinden
bütünüyle ayrılmamıştır; zira, merkezden yönetim ile yerinden yönetim
sistemlerinden her birinin yarar ve sakıncaları vardır ve birinin sakıncası
ötekinin yararı ile karşılaşır. Her ülkenin idare teşkilatına egemen olan
bu sistemler, anayasa rejimine bağlı olarak tarihi gelişme ile hazırlanmış
ve pratik gereksinimlerle oluşmuştur.
Merkezden yönetim sisteminde idare teşkilatı, “hiyerarşi (sıradü-
zen)”
4
adı verilen hukuksal bağ ile bir zincirin halkalarına benzer biçimde
merkeze bağlanmış kişilerden oluşan tek bir organizasyon biçiminde
2
Onar, op. cit., s. 585.
3
Derbil, üç sistemden söz eder; merkezcilik (merkeziyet), yetki genişliği (ademi
temerküz = tevsii mezuniyet) ve görev ayrımı (ademimerkeziyet = taksimi vezaif),
Derbil, op. cit., s. 263.
4
Merkezden yönetim sistemi yönünden hiyerarşi (sıradüzen), merkez memurları
arasında bir derece ve makam sırasının/silsilesinin bulunmasıdır ki, alttaki memur,
yerine getirdiği işlemi, sadece kanunun kendisine yüklediği ödev olarak değil, kanun
ile kendinin arasına girmiş bulunan üstünün emrine uyarak yapmaktadır. Merkezden
yönetim sisteminde kamu gücü merkezde toplandığı için hiyerarşi, tüm memurların
karar almak ve uygulamak yetkisine sahip makamlara bağlanmalarını ve sadece bu
makamların emir ve direktiflerini yürütmelerini sağlayan araçtır.
makaleler Serkan AĞAR
279TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
görülür. Kamu gücü, tamamen merkezde toplanmıştır ve kamu hizmet
ve faaliyetleri merkezden görülmektedir. Merkezden yönetimde idare
teşkilatı, sadece bütünlük ve birlik oluşturmayıp, tektir ve devlet idare-
sinden ibarettir. Merkezi idare teşkilatı bakımından idare, bakanlıkları
ve bakanlıkların ülkenin mülki taksimatı üzerindeki teşkilatını kapsar.
Bakanlar, merkez yönetiminin gördüğü kamu hizmetlerinin hiyerarşi
(sıradüzen) bakımından amiri olmasının yanı sıra, aynı zamanda ba-
kanlar kurulunun üyesi olması nedeni ile siyasi teşkilatla idari ve teknik
teşkilat arasında bağlantıyı sağlar. Klasik demokrasilerde ve idari re-
jimde idare, siyasi bir görünüşte olmayan, tarafsız ve teknik bir teşkilat
olduğundan ve bakanlar, görev ve yetkilerini hiyerarşik örgüt ve idari
personel aracılığıyla kullandıklarından, idari faaliyetler, bakanların kişi-
sel ve takdiri bir eseri değil, kamu hizmeti kanunlarının, yöntemlerinin,
plan ve programlarının uygulanmasından ibarettir.
5
Yerinden yönetim sisteminde idare teşkilatı, merkez örgütüne ve
hiyerarşisine bağlı olmayan kimi organları ifade eder. Yerinden yönetim
sistemi, icrai karar alabilme yetkisinin ve dolayısıyla kamu gücünün
merkezden ayrı kuruluşlara dağıtılması ve işlerin büyük bir kısmının
bu ayrı kuruluşlara gördürülmesi anlamına gelir. Yerinden yönetim,
yerel ya da teknik nitelikteki kamu hizmet ve faaliyetlerinin, merkezi
teşkilattan alınarak ayrı kamu tüzel kişilerine verilmesidir.
Yerinden yönetim, ülkenin değişik bölgelerine ya da belirli kamu
hizmetlerine uygulanabilir. Uygulama alanı açısından yerinden yöne-
tim, “yer yönünden yerinden yönetim (yerel yönetim)” ve “hizmet yönünden
yerinden yönetim”
6
olarak ikiye ayrılır. Kısaca ifade etmek gerekirse, ye-
rel yönetimler, bir bölgede oturanların o bölgede oturmaları nedeni ile
bulunan ortak ve genel idari menfaatlerini korumak ve bu menfaatlerin
gerektirdiği işleri görmek amacıyla tanınan özerkliktir. 1982 Anayasa-
sı’nın 127. maddesi yerel yönetimleri (mahalli idareleri); “il, belediye ve
5
Onar, op. cit., s. 777.
6
Özyörük’e göre, “hizmet yerinden yönetimi” ifadesi uygun değildir: “Sistem, hiz-
metin yerinden yönetilmesi değil, ‘hizmetin hizmet merkezinden yönetilmesi’dir.
Hizmetin yönetildiği yer ile, onun vatandaşa bilfiil arz edildiği yer, başka başkadır.”,
op. cit., s. 161. Duran, bu sistem için, “işlevsel ademi merkeziyet” terimini kullanır;
“Esasen ademi merkeziyet sistemi, önce ve sadece mahalli idareler için kendiliğinden
ortaya çıkmış; kamu hizmet ve faaliyetleri konusunda yakın zamanda ve yasama
organının iradesi ile bir örgütleme biçimi olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan, ‘ye-
rinden yönetim’ esası, ‘kamu kurumları’ hakkında yapma ve yakıştırma bir kavram
ve terimdir.”, Özyörük, op. cit. s. 54.
Serkan AĞAR makaleler
280TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
köy halkının ortak yerel gereksinimlerini karşılayan ve genel karar organları
seçmenler tarafından seçilen kamu tüzel kişileri” olarak tanımlar. Hizmet
yerinden yönetimi ise, belirli bir hizmetin merkez teşkilatından ayrı
ve hukuki bir varlığa sahip kuruluşlar eliyle görülmesi, yönetilmesi
anlamına gelir. Yerel yönetimde özerklik, bir bölgede oturanlara tanın-
dığı halde, hizmet yerinden yönetiminde özerklik, hizmetin kendisine
tanınır.
Hizmet yerinden yönetiminin yararları olduğu kadar sakıncala-
rı da vardır: Devletin bütçe ve muhasebe yöntemlerinden ayrılmış
bulunmanın bir sonucu olarak, mali idaresizliklere ve yolsuzluklara
neden olabilmesi, örgütün içinde kimi kötü geleneklerin ve yeniliklere
karşı tepkilerin oluşması, bunun ilerlemeyi ve gelişmeyi önlemesine
yol açabilir (idarede teknisyen egemenliği). Bu sistemin geniş ölçüde
uygulanması “devlet kapitalizmi” yaratarak özel girişimi olumsuz yönde
etkileyebileceğinden ya da herkesin dilediği alanda çalışabilme özgürlü-
ğünü sınırlayabileceğinden sakıncalı görülebilir. Fakat tüm bu sayılan-
lar, hizmet yerinden yönetimi sisteminden vazgeçilmesini gerektirecek
nitelikte ve güçte değildir.
1982 Anayasası’nın 123. maddesinin 1. fıkrası; “İdare, kuruluş ve
görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” demekle idareyi yürüt-
me içerisinde ayrı bir varlık olarak belirler. Aynı maddenin 2. fıkrası
ise; “İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına dayanır.” hükmü ile yukarıda belirtilen iki sistemi dengeli bir
biçimde birleştirmek istemiştir. 1982 Anayasası idareyi, yürütme orga-
nının bir unsuru sayarak bu organ içinde ayrı bir hukuki varlık olarak
kabul etmiştir. Değinilen iki fıkra birlikte ele alındığında, merkezden
yönetim ile yerinden yönetim teşkilatının ve bu teşkilatı oluşturan tü-
zel kişilerin bir bütünü ifade ettiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Üniter
(tekçi) devlet sisteminde, ülkenin bütünlüğünü, kamu işlerinde birliği
ve kanun önünde eşitliği sağlamak ve korumak amacıyla, başkentteki
yetkililer, yerinden yönetim teşkilatı üzerinde çeşitli gözetim ve denetim
olanağını ellerinde tutarlar.
7,8
7
Duran, op. cit., s. 48.
8
1982 Anayasası’nın 123. maddesi gerekçesi bu görüşle koşuttur: “Maddede idarenin
kuruluş ve görevleri bakımından bir bütün olduğu ilkesi getirilmek suretiyle, Türkiye
Cumhuriyeti’nin ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu ola-
rak, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kuruluşlar
arasında birlik sağlanmaktadır. Dolayısıyla, nitelikleri gereği bazı hizmetler ayrı
makaleler Serkan AĞAR
281TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Yukarıdaki örneğimize geri dönecek olursak, merkezden yönetim
sistemi kabul edilirse, idare makinesinin çeşitli ve karmaşık görünümlü
parçaları, ülke üzerine dağılmış bulunan ufak kamu hizmetleri yapı-
larıyla ne şekilde kaynaşacak ve merkezi idare bu hizmetleri, tek bir
güçle ülkenin her noktasında nasıl görebilecektir? Merkezden yönetim
esasının karşı kıyısında yer alan yerinden yönetim sistemi kabul edilirse,
kamu hizmeti teşkilatı ne türlü bir görünüm alacak ve hareket yeteneğini
ne tür bir hukuki varlığa dayandıracaktır? Tüm kamu hizmetleri bağım-
sız bir hukuki kimliğe kavuşunca ülke düzeyinde ve devlet kişiliğinde
birlik, bütünlük ne şekilde sağlanacaktır?
İdare hukukundan doğan ilişkilerde, gerçek şahısların veya tüzel
kişilerin karşısında her zaman bir kamu tüzel kişisi bulunur, idare hu-
kukunun bütün ilişkileri bir tüzel kişinin varlığını zorunlu kılar. İdare
hukukunun süjeleri, kamu tüzel kişileridir. İşte, bu süjeler (devlet+ma-
halli idareler+kamu kurumları) ile bu süjelerin organları, idari teşkilatı
ifade eder. Aslında devlet de, idari teşkilatın en geniş çevresi olarak,
bir tüzel kişidir. İdare hukukunu ilgilendiren idari kişilerin tümünün
birer tüzel kişilik olması ve yukarıda ifade olunan sorular, öncelikle
tüzel kişilik konusunun ele alınmasını gerektirir. Yalnız, tüzel kişilik
meselesine geçmeden önce, “idare ve işlevi”nin ne anlam ifade ettiğinin
aydınlatılması yerinde olacaktır.
II. İdare ve İşlevi
9
İdari rejim ve sosyal devlet sistemi, yürütme organının yalnız siyasi
ve düzenleyici bölümüyle yetinmez, bunun yanında ve bunun bir ürü-
nü olarak ortaya çıkmış ayrı bir varlık olan aktif bir teşkilatın varlığını
gerektirir ki bu da idaredir. İdare cihazı, düzenli toplumlarda devletin
ya da kamu gücünün her günkü görünüşüdür.
10
tüzel kişiler eliyle görülmek yoluna gidilse de, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği
olarak bunlar denetime bağlı kalacaklardır. Ayrıca, bu tür kamu tüzel kişileri için,
Anayasa’da ve kanunlarda özel hüküm bulunmayan durumlarda, Anayasa’nın ida-
reye ilişkin genel ilke ve hükümleri uygulanacaktır.”, nak.: Şakar, M., 1982 Anayasası
ve Önceki Anayasalar, İstanbul, 1990, s. 139.
9
Duran, op. cit., s. 1 vd.; Gözübüyük, Tan, op. cit., C. I, s. 3 vd.; Gözler, op. cit., s. 9
vd.; Günday, op. cit., s. 4. vd.; Onar, op. cit., I. Cilt, s. 1 vd.; Özyörük, op. cit., s. 84
vd.
10
Duran, op. cit., s. 1.
Serkan AĞAR makaleler
282TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Yasama organı olan parlamentonun iş görebilmesi için bir kanun
teklifi, bir soru önergesi, kısacası bir dürtü, yargı işlevini yerine getiren
mahkemelerin çalışması için de bir dava, bir talep, yani yine bir dürtü
gerekir; tatil vakti olduğu için verilmeyen elektrik, yangına gelmeyen
itfaiye, asayişsizliğe koşmayan bir kolluk gücü düşünülemeyeceğin-
den, idarenin çalışması için bu türden dürtülerin varlığına gereksinim
yoktur. İdare, kendiliğinden çalışan, kendiliğinden “müteşebbis” olan
tek devlet organıdır.
11
Toplumun, sadece siyasal yanını değil, tüm kamusal öğelerini içeren
devlet ya da kamu gücü yapısı içinde yer alan ve görev yapan idare, bu
bütünün en geniş ve etkili cihazı olarak ortaya çıkar.
12
İdareyi ve idare alanını belirleyen en önemli öğe “idari işlev”dir.
İdare işlevi, idarenin çeşitli görev, ödev ve işlerinin idari yetki ve usul-
lerle beraber kaynaştırılmış bileşimidir. İdare işlevi, devletin yasama ve
yürütme erklerinin saptadığı siyasi yönde ve hukuki çerçeve içerisinde,
toplumun düzenli ve uygarca yaşamasını sağlamak ve sürdürmek için,
kural olarak, kamu gücü ve usulleri kullanılarak doğrudan, devamlı ve
ahenkli surette kamusal faaliyetlerin yürütülmesidir.
13
İdare işlevinin
konusu, yasama ve yargı işlevleri ile yürütme organının salt siyasal
nitelikli işlemleri dışında kalan ve toplumun günlük gereksinimlerini
karşılamak ve gündelik yaşamının sürdürülmesini sağlamak amacıyla
yürütülen teknik nitelikteki kamu işleridir.
14
Yazında işlev yerine “gö-
rev” sözcüğü de kullanılır ve idari görev, idari işlev anlamına gelecek
şekilde, belli bir ülkede toplum halinde bir arada yaşayan tüm bireylerin
ortak, kolektif, genel, günlük, basit, yalın, teknik ve sürekli ihtiyaçlarını
karşılamak olarak tanımlanır.
15
Bu faaliyet içerisinde idarenin tek bir
amacı vardır ki, o da kamu yararını gerçekleştirmektir.
İdare ve işlevine ilişkin bu açıklamalar çalışmanın dümenini, idari
teşkilatı kaplayan tüzel kişilik kavramına doğru döndürür.
11
Özyörük, op. cit., s. 120.
12
Duran, op. cit., s. 3.
13
A. g. e., s. 10.
14
Duran, op. cit., s. 7, Günday, op. cit., s. 13.
15
Sarıca, R., İdare Hukuku, Çoğaltma Ders Notları, s. 15-17, nak. Özay, op. cit., s. 318,
d.n. 484.
makaleler Serkan AĞAR
283TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
III. Tüzel Kişilik
16
Tüzel kişilik; “kimi insan topluluklarının ortak ve genel meşru yararla-
rından oluşan odakların, hak süjesi olarak statüsü”
17
dür.
Özel hukuk alanında olduğu gibi, kamu hukuku alanında görülen
tüzel kişiler hukuken korunan birer menfaat merkezidirler. İdare hu-
kukunda, kamu hizmet ve faaliyetlerini gören, karar alan ve uygulayan
kuruluşlar olarak tüzel kişiler önem taşırlar. İdare teşkilatın iskeleti
olarak nitelendirilebilecek devlet, il özel idaresi, belediye, köy ve kamu
kurumları, birer kamu tüzel kişisidir. Gerçek kişiler, bu tüzel kişilerin
ya organlarını oluştururlar ya da faaliyetlerinin aracı olurlar.
Daha önce de belirtildiği gibi, idare hukukunda hak sahipleri sadece
tüzel kişilerdir. Her kamu hizmeti, ya mevcut tüzel kişilerden birinin
görevleri arasına girer ya da bağımsız bir tüzel kişi olarak ortaya çıkar.
“Her amme hizmeti müteşebbisi bir hükmi şahıstır.”
18
Tüzel kişiler, bağlı oldukları hukuk kolu bakımından “kamu tüzel
kişileri” ve “özel hukuk tüzel kişileri” olmak üzere ikiye ayrılabilir. Hukuki
esasları bakımından özel hukuk tüzel kişileri ile kamu (idare) tüzel kişi-
leri arasında bir fark bulunmaz; ancak hukuki yapıları, faaliyet konuları,
yetkileri ve bağlı oldukları hukuk kuralları bakımından bu iki tüzel kişi
arasında önemli farklar vardır.
Aşağıda önce özel hukuk tüzel kişilerine değinilecek, daha sonra
her iki tüzel kişiliğin yapısı ve özellikleri ile aralarındaki farkları orta-
ya konarak idare hukukunu ilgilendiren kamu tüzel kişiliği ve kişileri
incelenecektir.
A. Özel Hukuk Tüzel Kişileri
Özel hukuk alanında tüzel kişiliğin doğabilmesi için, hukuk düze-
ninin buna elverişli olması, iradenin kişilik kurma amacına yönelmesi
ve bu muamelenin yasal geçerlik koşullarına uygun olarak yapılması
yeterlidir.
16
Balta, T. B., İdare Hukuku I, Genel Konular, Ankara, 1970/72, s. 197 vd.; Derbil, op. cit.,
s. 247 vd.; Duran, op. cit., s. 62 vd.; Eroğlu, op. cit., s. 86 vd.; Gözübüyük, Tan, op.
cit., C. I, s. 157 vd.; Günday, op. cit., s. 50 vd.; Onar, op. cit., II. Cilt, s. 967 vd.; Özay,
op. cit., s. 127 vd.; Özyörük, op. cit., s. 172 vd.
17
Duran, op. cit., s. 64.
18
Onar, op. cit., C. II, s. 966.
Serkan AĞAR makaleler
284TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Bireyler arasında sürekli bazı amaçlara hizmet ve bu amaçlar çev-
resinde birleşme düşüncesinin doğması ile bu amaçlara daha iyi hizmet
edebilme arzusu sonucunda gerçek kişilerden bağımsız olarak hak eh-
liyeti bulunan varlıklara gereksinim duyulması tüzel kişilik kavramını
ortaya çıkarmıştır. Gerçek kişiler ortak bir amaca hizmet için bir araya
gelmek, o amaç uğruna çalışmak veya o amaca hizmet için belirli bir
malvarlığını özgülemek isteyebilirler. Amaç sürekli olunca bir kişinin
yaşam boyutlarını ve sınırlı olanaklarını aşar ve bunu gerçekleştire-
bilmek için de özel bir örgütlenme gerekir. Bu örgütlenme bir yandan
amaçla ilgilenenlerin işini kolaylaştırır, öte yandan amaca daha iyi hiz-
met için örgütlenenlerle hukuki ilişkiye girecek olan üçüncü kişilere bir
güvence sağlar.
19
B. Kamu Tüzel Kişileri
Ne anayasa ne de kanunlar kamu tüzel kişiliğini tanımlamıştır.
Kamu tüzel kişileri; “idareye özgü bir kuruluş (teşkilat) yapısına sahip olan
ve bundan ötürü kuruluşları idare hukukunca düzenlenen tüzel kişiler”dir.
20
1982 Anayasası’nın 123. maddesinin 3. fıkrasına göre kamu tüzel kişi-
liği, ancak kanunla ya da kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak
(idari işlemlerle) kurulur. Bu anayasa hükmü çerçevesinde denilebilir
ki, kamu tüzel kişiliğinin varlığı, yasama organının iradesine bağlıdır
ve kendiliğinden oluşmaz.
1982 Anayasası’nın 123. maddesinin 1. fıkrasında belirttiği gibi
idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür, ancak idare bütünü tüzel
kişiliğe sahip değildir; zira bu niteliğe sahip olsa idi kamu tüzel kişisi
olurdu.
21
İdarenin büyük bir kısmı devlet tüzel kişiliği içinde yer alır,
geriye kalan bölümü ise çeşitli tüzel kişiler halinde örgütlenmiştir.
Anayasa ile tüzel kişilikleri tanınan kuruluşlar ayrık tutulursa, kamu
tüzel kişileri, kaynak ve gücünü kanundan almak zorunda olduğundan,
bunların varlığı karinelerden çıkarılamaz; ancak bütün öğelerin ve ko-
şulların bir arada bulunması halinde kabul edilebilir.
22
19
Hatemi, H., Medeni Hukuk Tüzel Kişileri-I, İstanbul, 1979, s. 4 vd.
20
Balta, op. cit., C. I, s. 201.
21
A. g. e., C. I, s. 200.
22
Duran, op. cit., s. 71.
makaleler Serkan AĞAR
285TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Kamu tüzel kişileri, bir takım yetki ve ayrıcalıklara sahip oldukları
gibi sıkı bir denetime de tâbidirler. Kamu tüzel kişilerinin, kurulması
gibi, organları, görev ve yetkileri, işleyiş ve amaçları, çalışma yöntemleri
ve sona ermeleri de yasal veya idari işlemlerle düzenlenir. Bir kamu tüzel
kişisinin faaliyet konusunun ve statüsünün değiştirilmesi, organlarının
yetkisi dışındadır; organın iradesi kamu tüzel kişisinin ne faaliyet ko-
nusunu ne de statüsünü etkileyebilir.
Yukarıda açıklandığı gibi, yerinden yönetim sistemi nasıl ikiye ay-
rılıyorsa, kamu tüzel kişileri de buna koşut olarak ikiye ayrılır; kamu
idareleri ve kamu kurumları. Kamu idareleri; “yerel yönetim ilkesine
karşılık olmak üzere, belli bir yerde birlikte oturan insanların, ortak ve genel
ihtiyaçlarını karşılayan, çeşitli kamu hizmetlerini ve faaliyetlerini gören yerel
yönetim teşkilatını kişileştiren teşkilat birimleri”dir. Kamu kurumları ise;
“belirli bir ya da birkaç hizmet ya da faaliyeti yürütmekle görevli ve o hizmet
teşkilatını (hizmeti) kişileştiren teşkilat birimleri”dir. Bu ayrımın temeli,
kamu idarelerinin çok çeşitli alanlarda uğraş vermeleri, buna karşılık
kamu kurumlarının her birinin uğraş konusunun belirli ve sınırlı ol-
masıdır.
Bu iki kategori kamu tüzel kişilerinin ortak noktaları; faaliyet ko-
nularının bir kamu hizmeti olması, tüzel kişiliğe sahip bulunmaları ve
zorunlu bir kuruluş olmalarıdır (ilgililerin iradelerinden değil, objektif
hukuktan doğmuşlardır). Ayrıldıkları nokta ise; ilkinin faaliyet alanı-
nın belli bir yer ile, ikincisinin faaliyet alanının ise belirli bir hizmetle
sınırlandırılmış olmasıdır. Bu ayrım çerçevesinde, ülke üzerinde, yani
belirli bir toprak alanında, çeşitli kamu hizmetlerini gören devlet de, bir
kamu idaresidir.
23
Bir kamu idaresi olarak devlet, yasama-yargı-yürütme
organlarından oluşan topluluk değil, sadece yürütme, başka bir deyişle
merkezden yönetime verilen isimdir.
24
23
Onar, op. cit., C. II, s. 975. Onar, bütçeden yola çıkarak, devlet tüzel kişiliğinin var-
lığının sağlamasını yapmıştır: “Devlet bütçesi bir bütün olarak kabul edilir; devlet
bir tüzel kişi olduğu gibi merkeziyet bakımından idare de bir tek tüzel kişi olarak
görünür, bu bakımdan bakanlıklar şeklinde görünen muhtelif, türlü kamu hizmet-
leri teşkilatının ayrı ayrı tüzel kişilikleri yoktur. Bunların hepsi devlet-idare tüzel
kişiliğinin birer cephesini teşkil eder ve her hizmet alanında o hizmetle ilgili bakan,
devlet ve idare tüzel kişiliğini temsil eder. Bundan dolayı da, bir tek devlet ve idare
partimuvanı ve bu partimuvan içinde de her bakanlığa ayrılmış ödenekler vardır.”,
a. g. e., C. II, s. 866.
24
Özay, op. cit., s. 137. “İdare, geniş anlamda devletin içinde fakat kendi kendini bir
devlet gibi yöneten tüzel kişiliklerle doludur.”, bkz., a. g. e., s. 137.
Serkan AĞAR makaleler
286TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Kamu tüzel kişilerinin başında “devlet” gelir. Devletin kamu tüzel
kişiliği, 1982 Anayasası’nın çeşitli maddelerinde dolaylı olarak belirtil-
miştir.
25
Devletten başka kamu tüzel kişileri, yerinden yönetim sistemi-
nin uygulanması sonucunda ortaya çıkar. İç kamu hukuku ve özellikle
idari faaliyetler alanında, egemenliğin tek kullanıcısı olan devlet ile,
devletin kanunları sonucu ortaya çıkan ve kendilerine kamu kudreti
(devlet yetkisi) tanınmış olan bu tüzel kişiler arasında fark yoktur.
26
Devlet idaresi, yerel yönetimler ve kamu kurumları ile kamu ku-
rumu niteliğindeki meslek kuruluşları dışında kalıp, başkentte ve ülke
üzerinde idari faaliyetler ve kamu hizmetleri ifa eden bütün kamusal
örgütlerdir.
27
Kamu tüzel kişilerinin kurulmaları ancak bir kanun veya kanu-
nun açıkça verdiği yetkiye dayanan idari bir kararla gerçekleştiğinden,
kaldırılmaları da “yetki ve yöntemde koşutluk ilkesi” gereğince ancak bir
kanun ya da idari bir karara dayanmalıdır. Kamu tüzel kişilerinin ku-
ruluş ve kaldırılışları yanında görev ve yetkileri, işleyişleri, faaliyette
bulunacakları idari alanla ilgili tüm konular hep yasal düzenlemelere
gereksinim duyar.
İdareye özgü bir kuruluş yapısı ve kuruluşun idare hukukunca
düzenlenmesi kamu tüzel kişiliğinin belirlenmesinde ayırıcı unsurlar
olarak karşımıza çıksa da, bir tüzel kişinin özel hukuk tüzel kişisi mi,
kamu tüzel kişisi mi olduğunu belirlemeye ya da daha açık bir deyişle
kamu tüzel kişiliğini özel hukuk tüzel kişiliğinden ayırmaya yardımcı
olacak diğer kıstasları arayıp bulmak gerekir. 1982 Anayasası’nın 123.
maddesinin 3. fıkrasında yer alan “(…) kanunun açıkça yetkiye dayanılarak
kurulur.” ifadesinden ne anlaşılması gerekir? Gerçekte, özel hukuk tüzel
kişileri de bu biçimde kurulur; bir şirket ya da bir dernek, hep, kanunun
açıkça verdiği bir yetkiye dayanılarak kurulur.
O halde, bu ifadeden şu anlaşılmalıdır: “Kanun, nasıl bir ‘devlet
tasarrufu’ ise, ‘kanunun açıkça verdiği yetki’ de bir ‘devlet yetkisi’ niteliğin-
de olmalı (kişilere verilmiş bir ‘sübjektif hak’ niteliğinde olmamalı) ve tüzel
25
Örneğin; 29. maddenin 4. fıkrasında (Süreli yayınlar, Devletin ve diğer kamu tüzel
kişilerinin...), 82. maddenin 1. fıkrasında (... Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinde ... ,
Devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin ...), 128. maddenin 1. fıkrasında (Devletin,
... ve diğer kamu tüzel kişilerinin ...).
26
Özyörük, op. cit., s. 172.
27
Duran, op. cit., s. 79.
makaleler Serkan AĞAR
287TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
kişi, böyle bir ‘devlet yetkisi’nin kullanılmasını ifade eden bir ‘idari tasarruf’
ile kurulmalıdır.”
28
İlk kıstas, tüzel kişiyi kuran tasarrufun sonuçta bir
“kamu hukuku tasarrufu” olmasıdır; ancak bu kıstas, bir tüzel kişinin,
özel hukuk tüzel kişisi mi, kamu tüzel kişisi mi olduğunu belirlemeye
yetmeyecektir, belirlemeyi kolaylaştıracak başka kıstaslara gereksinim
vardır. Bir tüzel kişinin devlet/kamu yetkileriyle donatılmış olması ve/
veya faaliyetlerinin/etkinliğinin kendisine kanuni bir tekel biçiminde
özgülenmesi ve/veya mallarının ve gelirlerinin özel bir koruma düzeni
altında bulunması/devlet mallarıyla ve gelirleriyle aynı hukuki himaye
rejimine tabi kılınması ve/veya personelinin Türk Ceza Kanunu uy-
gulamasında devlet memuru sayılması gibi kıstaslar söz konusu tüzel
kişinin bir kamu tüzel kişisi olduğu anlamına gelebilecektir.
29
Kamu tüzel kişilerinin etkinlik amacı, hiçbir zaman salt ekonomik
anlamda kazanç ve kâr elde etmek olamaz ve bunlar kamu yararının
gerçekleştirilmesinden başka bir amaca yönelik olarak çalışamazlar.
30
C. Kamu Tüzel Kişilerinin Çeşitleri
Kamu tüzel kişilerinin, “kamu idareleri” ve “kamu kurumları” olmak
üzere ikili bir ayrıma tâbi tutulduğuna yukarıda değinilmişti. Bu bö-
lümde ise, bunların kimliğinin, özelliklerinin deşifre edilmesine çalı-
şılacaktır. Bunu yaparken de, inceleme konusuna koşut olarak, kamu
kurumlarına ağırlık verilecektir.
1. Kamu İdareleri
31
Kamu idarelerinin (amme idarelerinin) en önemli özelliklerinden
biri, bunların sınırlı sayıda (numerus clausus) olmasıdır. 1982 Anaya-
sası’nın 127. maddesinde sayılan ve tâbi olacakları esaslar belirlenen il,
belediye ve köy tüzel kişileri, ülkemizde devlet dışındaki belli ve sınırlı,
kanunla azaltılıp çoğaltılması olanaksız kamu idarelerini oluşturur.
28
Özyörük, op. cit., s. 173.
29
Özyörük, op. cit., 175-176; Eroğlu, op. cit., s. 92-93.
30
Özay, op. cit., s. 135.
31
Derbil, op. cit., s. 275 vd.; Duran, op. cit., s. 76 vd.; Eroğlu, op. cit., s. 94; Giritli, İsmet,
op. cit., s. 23 vd.; Günday, op. cit., s. 261 vd.; Onar, op. cit., C. II, s. 978 vd.; Özay, op.
cit., s. 138; Özyörük, op. cit., s. 187 vd.
Serkan AĞAR makaleler
288TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Kamu idareleri; “belirli bir toprak üzerinde yerleşmiş bir halk kitlesinin
ortak ve genel gereksinimlerini karşılamak üzere oluşturulmuş birimler”dir.
Kamu idareleri, devlet başta olmak üzere, biri diğerinin içine girmiş
biçimdedir. Örneğin; yerel yönetimlerin gerek üzerinde bulunduğu
toprak parçası, gerekse bu toprak parçası üzerinde yerleşmiş halk kit-
lesi aynı zamanda devletin ülkesinin ve yurttaşlarının bir bölümünü
oluşturur.
Yerel yönetimler, bağımsız bir varlığa sahip olmakla beraber, aynı
zamanda devletin bir parçasıdır. Yerel yönetimin görev ve yetkileri,
üst derecede bulunan devletin görev ve yetkileriyle, devletin görev ve
yetkileri de alt derecede bulunan yerel yönetimin görev ve yetkileriyle
sınırlıdır. Tüzel kişiliğe sahip bulunan ilin ve köyün toprak parçası da
halk kitlesi de, devletin ülke ve toprağının bir parçasıdır. Devlet, ülke-
sinin her kesimindeki kamu hizmet ve faaliyetleriyle ilgili olduğuna
göre, devletin faaliyetleri, kendi parçasını oluşturan, ancak kendinden
ayrı tüzel kişiliğe sahip olan ili ve köyü de kapsar. İl toprak parçası
köyü de kapsadığına göre, ilin görev ve yetkileri köy toprak parçasını
da içine alır. Köyün sakinleri, aynı zamanda ilin ve devletin de halk
kitlesi içerisinde ve hem köyde, hem ilde ve hem de devletin içinde
görev ve yetkilere sahiptir.
32
Tüm bu söylenenler ışığında, devlet idaresi, il özel idaresi, belediye
idaresi ve köy idaresi, yerel ve genel görevli tüzel kişiler olarak “kamu
idareleri” kategorisini oluştururlar.
İdare hukuku bakımından bir kamu tüzel kişisi olarak devlet, kamu
idarelerinin en büyüğüdür. Devlet idaresi, yerel yönetimler ve kamu
kurumları ile meslek örgütleri dışında kalıp, başkentte ve ülke üzerin-
de kamu hizmet ve faaliyetleri yerine getiren bütün kamusal örgütleri
işaret eder. Devlet idaresinin üstün makamları, 1982 Anayasası’nın 112.
maddesinin 2. fıkrası uyarınca bakanlardır.
33
32
Köy sakini, sahip olduğu yetkiler bakımından sayılan üç kamu idaresinin her birin-
de seçmen sıfatıyla organların oluşumuna katılır, köyde köy derneği üyesi sıfatıyla
ihtiyar meclisini ve muhtarı, ilde il genel meclisi üyelerini ve devlette de milletvekil-
lerini seçer, sahip olduğu görevler bakımından da yükümlüsü olduğu her bir kamu
idaresine ayrı ayrı vergiler öder.
33
Bakanlıklar, devletin idari faaliyet ve hizmetlerinin, konularına göre uzmanlaşmış
bölümleridir. Hukuki açıdan bakanlıklar, birbirine eşit ve aynı statüye sahip devlet
yürütme organı olup tüzel kişilikten yoksundurlar, bir başka anlatımla devlet tüzel
kişiliğinden ayrı bir tüzel kişilikleri bulunmaz. Her bir bakanlık, yürüttüğü kamu hiz-
makaleler Serkan AĞAR
289TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Devlet, bir kamu tüzel kişisi olarak incelendiği zaman, organlarının
merkezi idare
34
olduğu görülür. Devlet, idare hukuku bakımından tüm
kamu hizmet ve faaliyetleri ile bunların yerine getirilme aracı olan kamu
gücünü kendinde toplamış bir kişiliktir. Merkezden yönetim bakımın-
dan bu güç, ülke idari bölünüşü içinde yayılmış ve hiyerarşi bağı ile
merkeze bağlı, merkezi teşkilatın yayılmasından meydana gelen mer-
kezi idare tarafından, merkezin emir ve direktifleri altında, bu emir ve
direktiflere uygun olarak kullanılır.
Diğer kamu idareleri (il özel idaresi+belediye+köy) ile hizmet ye-
rinden yönetim teşkilatının (kamu kurumlarının) ellerindeki güç, devlet
tarafından bir görev ve işbölümü dolayısıyla kendilerine verilmiştir. Bu
bakımdan çeşitli kuruluşlar aynı zamanda kamu gücünün birer organı
durumundadırlar. Devletin bu idareler üzerindeki idari vesayeti de bu
güce sahip olmasının, bu gücü idarelere kendisinin vermiş olmasının
bir sonucudur.
İdare hukuku bir takım kamu tüzel kişilerinin varlığını, bunların
hareket serbestisini, kamu gücünün bir kısmını kendi yetkileri dahilin-
de fiilen kullandıklarını kabul etmekle beraber, bunların hepsi devlet
içindedir ve genel kamu hizmetleri bakımından devletin birer organını
ve aracını oluştururlar.
35
Yerel yönetimler, genel idare teşkilatı içinde yer almamakla beraber,
genel idare esaslarına göre faaliyette bulunan birimlerdir. “Genel idare
esası” kavramından, 1982 Anayasası’nın 128. maddesinin 1. fıkrasında
söz edilmiştir. Söz konusu madde, kamu hizmeti görevlileriyle ilgili
genel bir hüküm olması bir yana, merkezi idare ile yerel idarelerin
kamusal yönetim biçimlerinde birlik olduğunu belirlemesi açısından
önem taşır.
metini bağımsız olarak değil, devlet tüzelkişiliği adına yürütür ve bu hizmet alanında
devlet tüzel kişiliğini temsil eder. Bakan ise, tek başına, kendi görev alanında devlet
tüzel kişiliğinin organıdır. Bu sıfatla bakanlığın yegâne yetkilisi ve sorumlusudur.
Bakanın başlıca idari yetkilerinden biri, kendi görevleri ile ilgili konularda devlet
tüzel kişiliğini temsil etmek, devleti borçlu ve alacaklı kılmaktır. Bakan bu yetkisine
dayanarak devlet adına sözleşmeler yapabilir, mahkemeler önünde davacı ve davalı
olabilir.
34
Merkezi idare, başkent teşkilatı ve taşra teşkilatından oluşur. Merkezi idarenin
başkent teşkilatı, yürütme organıyla örtüşür (Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar
kurulu ve bakanlar); merkezi idarenin taşra teşkilatı ise, il (genel) idaresi, ilçe idaresi
ve bucak idaresinden oluşur.
35
Onar, op. cit., C. II, s. 985.
Serkan AĞAR makaleler
290TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
“Genel idare esasları” formel bir kavram olup, kamu hizmetlerinin
“kamusal idare” biçimini ifade eder. Yalnızca “genel idare” ise, organik
bir kavramdır ve il özel idaresine karşılık olarak, “merkezi idare” ya da
“devlet idaresi”ne eşanlamda kullanılmaktadır.
36
Şimdiye kadar yapılan açıklamaların tuttuğu şablonla, kamu ku-
rumlarının resmini çizmenin sırası gelmiştir.
2. Kamu Kurumları
37
Kamu kurumları;
38
“tüzel kişiliğe sahip kamu hizmetleri ya da kişileşti-
rilmiş kamu hizmetleri”
39
olarak tanımlanabilir. Kamu kurumu; “belirli bir
ya da birkaç kamu hizmetini ya da faaliyetini yürütmekle görevli, tüzelkişiliğe
sahip idare teşkilatı birimi”
40
dir. Bir hizmet ya da hizmete bağlı bir kısım
faaliyet, kamu idarelerinden ayrılarak bağımsız ve tüzel kişiliğe sahip
bir örgüte verilir. Böylelikle, bir kamu hizmeti ya da faaliyeti, kamu
idarelerinden ayrı bir biçimde örgütlenerek tüzel kişiliğe sahip kılınır;
işte bu, kamu idarelerinden ayrılmış ve kişileştirilmiş kamu hizmet ve
faaliyetlerine “kamu kurumu” adı verilir.
41
Bir kamu hizmetinin kişileştirilmesi ne gibi sonuçlar doğurur? Bir
kamu hizmeti kişileştirilmekle merkezden ayrılır ve bağımsız bir varlık
kazanır. Bu şekilde, ayrı bir malvarlığına sahip olmak, hukuki işlemler
yapabilmek, kendi organları aracılığıyla kendine özgü bir irade açık-
layarak etkili kararlar almak ve yürüttüğü kamu hizmet ve faaliyetini,
hizmet ya da faaliyetin özelliklerine uygun bir biçimde görebilmek
olanağına kavuşmuş olur.
42
Kamu kurumlarının faaliyet konuları, devlet ya da diğer kamu
idarelerinin yerine getirmekle yükümlü olduğu bir kamu hizmet ya
da faaliyetidir; ancak bu kurumlar, hizmet ya da faaliyet konusunun
36
Duran, op. cit., s. 77.
37
Derbil, op. cit., s. 337 vd.; Duran, op. cit., s. 188 vd.; Eroğlu, op. cit., s. 94 vd.; Giritli,
op. cit., s. 80 vd.; Gözübüyük, Tan, op. cit., s. C. I., s. 280 vd.; Günday, op. cit., s. 353
vd.; Onar, op. cit., C. II, s. 865-966, 1002 vd.; Özay, op. cit., s. 139 vd.
38
Duran, ülkemiz idare teşkilatında, kamu kurumları ile meslek teşekkülleri açısından
söz konusu olduğunu savunduğu işlevsel ademi merkeziyet için “özerk yönetim”
terimini önerir, Duran, op. cit. s. 54.
39
Onar, op. cit.,C. II, s. 1002.
40
Duran, op. cit., s. 188.
41
Onar, op. cit., C. II, s. 1002.
42
A. g. e., C. II, s. 1006.
makaleler Serkan AĞAR
291TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
özelliği nedeniyle hizmet yerinden yönetimi sistemine bağlanmış ve
kamu idarelerinden ayrılmak suretiyle kişileştirilmiş, bağımsız ve kamu
tüzel kişiliğine sahip bir örgüt kimliğine büründürülmüştür. Özetle,
kamu kurumları, hizmet yerinden yönetim sisteminin uygulanmasıyla
ortaya çıkan tüzel kişilerdir.
Kimi hizmet ve faaliyetlerin akçalı ya da teknik bir yapıya sahip
olmasıyla, kamu idarelerinin katı esas ve yöntemleriyle bu hizmet ve
faaliyetleri yerine getirmek etkin ve verimli görülmediğinden, bunların
devlet ve kamu idarelerinden ayrı kuruluşlar tarafından üstlenilmesi
gereksinimi doğmuştur.
İdare teşkilatında kamu idareleri öteden beri ve kendiliğinden var
olduğu halde, kamu kurumları batı ülkelerinde 19. yüzyılın ik. yarısın-
da, ülkemizde ise, ancak Cumhuriyet döneminde (1930’larda) ortaya
çıkmaya başlamıştır. Bu kuruluşlar, idari, teknik, sosyal ve iktisadi
etkenlerle yaratılmış olmakla beraber, doğal evrimle değil, yasama
gücünün iradesiyle oluşmuştur.
43, 44
Kamu kurumları, kamu idarelerinden hangi yönleriyle ayrılır?
Kamu idareleri ile kamu kurumları arasında faaliyet konuları ve alan-
ları bakımından bir ayrım yapıldığında, kamu idarelerinin faaliyet ko-
nularının sınırlandırılmamış, buna karşılık kamu kurumlarının faaliyet
konularının tamamen sınırlandırılmış ve belirlenmiş olduğu görülür.
Kamu idarelerinin görev ve yetkileri, belli bir toprak parçası üzerinde
oturanların tüm yerel ve ortak gereksinimlerini karşılamak bakımından
genel nitelik taşıdığı halde, kamu kurumları, bu tür gereksinimlerden
belirli bir veya birkaçının giderilmesine yönelik hizmet ve faaliyetlerin
yerine getirilmesi bakımından görevli ve yetkili sayılır. Kamu kurum-
larının bünyesinde yer alan bu son sayılan özelliğe de “ihtisas prensibi”
45
adı verilir.
46
43
Duran, op. cit., s. 188.
44
1924 Anayasası, kamu idarelerinden başka teşkilat birimleri öngörmemesine karşın,
kamu kurumu biçiminde bir örgütlenmeyi de yasaklamamıştı. 1924 Anayasası dö-
neminde, bu zımni anayasal cevazla, birçok kamu hizmet ve faaliyeti kamu kurumu
biçiminde kişileştirilmiş, daha sonra ise, önce 1961 Anayasası (112/son) ve ardından
1982 Anayasası (123/son) ile anayasal temele kavuşturulmuştur.
45
İhtisas ilkesi, kamu kurumlarının, sadece özgülendikleri amaç doğrultusunda faaliyet
göstermeleri anlamına gelir.
46
Kamu idarelerini kamu kurumlarından ayıran en önemli ölçüt, ihtisas kuralıdır,
Duran, op. cit., s. 191.
Serkan AĞAR makaleler
292TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Daha düzgün bir anlatımla, kamu idarelerinin, görev ve yetkileri,
uygulandığı ve geçerli kabul edildiği yer bakımından sınırlı,
47
fakat türle-
ri ve konuları itibariyle genel olduğu halde, kamu kurumlarının görev ve
yetkileri, hizmet ve faaliyetin çeşidi ve sayısı yönünden belirlidir; ancak
yerine getirildiği ve kullanıldığı çevre açısından kısıtlı değildir.
48
Bir kamu kurumunun faaliyet konusu bir tek ya da bir çeşit kamu
hizmetidir. Kamu kurumları, belirli ve özel bir faaliyette bulunurlar.
Belirtilen unsurlar bakımından kısaca, kamu idarelerinde genellik, kamu
kurumlarında özellik ve özgüleme vardır.
49
Kamu idareleri, varlıklarını ve ilkelerini doğrudan doğruya anayasa-
da bulmalarının yanı sıra, yasal statülere sahiptirler ve çeşit olarak sınırlı
ve sayılıdırlar. Kamu kurumları, kanunla ya da kanunun açıkça verdi-
ği yetkiye dayanan idari işlemlerle kurulup düzenlenirler ve bunların
türleri ve sayıları anayasa ile sınırlandırılmamıştır. Yasama ve yürütme
organları bu konuda geniş bir takdir yetkisine sahiptir.
50
Kamu kurumlarının faaliyet konusu ve alanının kamu idarelerinden
ayrılmış belirli bir kamu hizmet ya da faaliyeti olması kamu kurum-
larını kamu idarelerinden, sözü edilen kamu hizmet ya da faaliyetinin
kişileştirilerek kamu tüzel kişiliğine kavuşturulması, kamu idarelerinin
iş bölümü prensibine göre kurulmuş ve kendilerine belirli birer hizmet
verilmiş iç örgütünden ayırır.
51
Bu farklılıklarının yanında, kamu idareleriyle kamu kurumlarının
ortak yönleri de vardır. Bir kere her kamu kurumu, doğrudan doğ-
ruya ya da dolaylı olarak bir kamu idaresiyle ilişkilidir. Bütün kamu
kurumları özerk kuruluşlardır, tek başlarına hareket etme olanağına
sahiptirler; ancak bu özerkliğin ölçüsü kurumdan kuruma farklılık
gösterebilir. Bunun en önemli nedeni, doğaldır ki, “idarenin (ve görevle-
rinin) bütünlüğü ilkesi”dir. Bu ilkenin bir gereği olarak, kamu idarelerinin
47
Bu ifade daha doğrudur; zira bazı kamu kurumları, görevlendirildiği hizmet ya da
hizmetleri, tüm ülke üzerinde yapmaya yetkili kılınabilir, ancak bu halde kamu ku-
rumunun görev ve yetkisi yine sayılı ve sınırlıdır, yer ve topluluğun gereksinimleri
bakımından genellik niteliği taşımaz, Duran, op. cit., s. 191.
48
Duran, op. cit., s. 191.
49
Onar, op. cit., C. II, s. 1004.
50
Ancak 1982 Anayasası, kamu iktisadi teşebbüslerinin varlığını kabul ettiğine göre
(47/3-4, 128/1, 135/2, 161/1, 165), kanun koyucu bunları, yine dilediği gibi düzen-
leyebilmekle birlikte, tamamen kaldıramaz ya da yok sayamaz.
51
Onar, op. cit., C. II, s. 1005.
makaleler Serkan AĞAR
293TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
kamu kurumları üzerinde bulunan denetim yetkisi, idari vesayetten
hiyerarşiye kadar varabilir.
Açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, kamu kurumlarının en önemli
iki özelliği, kamu idarelerinden ayrılmış ve belirli bir kamu hizmeti ya
da faaliyeti görmeleri ile kamu tüzel kişiliğine sahip olmalarıdır. Özel
hukuk tüzel kişisi, asla kamu kurumu sayılamaz.
Kamu kurumlarının birbirinden çok farklı nedenlerle ve etkenler-
le doğması, önce devlet etkinliklerine tümüyle yabancı olan alanlarda
devlet kurumlarının belirlenmiş olması ve özellikle meslek teşekkülleri
alanında sayıları ve biçimleri artan kuruluşlar ile iktisadi ve sınai alan-
larda devlet tarafından kurulmuş ve kurulmakta olan tüzel kişilerin
yapıları, nitelikleri, yetki ve etkinlikleri, kamu kurumları kavramında
bir bunalıma neden olmuştur.
Ülkemizde ise kamu kurumları, faaliyet gösterdikleri alanın ge-
nişliği ve kapsamı bakımından önemli bir yer tutar. Bu nedenle kamu
kurumlarının, aralarındaki benzerlik ya da farklılıklar ölçüsünde birkaç
türe ayrılarak ele alınması zorunludur. Bunu yaparken izlenebilecek en
sağlıklı yol, kamu kurumlarını, faaliyette bulundukları konuları temel
alarak, bir sınıflandırmaya tâbi tutmaktır. Bu yol izlendiğinde, kamu
kurumlarının dört gruba ayrılarak incelenmesi olanaklıdır. Bu ayrım,
idari kamu kurumları, iktisadi kamu kurumları, sosyal kamu kurumları
ile bilimsel, teknik ve kültürel kamu kurumları biçiminde olacaktır.
aa. İdari (Klasik) Kamu Kurumları
İdari kamu kurumları; “kamu idarelerinin yerine getirmekle yükümlü
olduğu görevleri, yani devletin öteden beri yürüttüğü klasik kamu hizmet ve
faaliyetlerini, kamu idarelerinden ayrı bir tüzel kişilik marifetiyle yürüten
teşkilat birimleri”dir.
Bu tür hizmet ve faaliyetler, aslında ilgili kamu idarelerince doğru-
dan doğruya ve kendi personel, bütçe ve araçlarıyla yürütülmekte iken,
kamu kurumu halinde örgütlenerek sürdürülmesinde gerek ve yarar
görülen eski kamu görevleridir.
52
Bu tür hizmet ve faaliyetler, merkezi
idareden alınmakta ise de, hizmet ve faaliyetleri üstlenen kamu kurum-
larınca yine devletin esas ve yöntemleri gereğince yürütülür.
52
Duran, op. cit., s. 196.
Serkan AĞAR makaleler
294TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Ülkemizde, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdür-
lüğü (TCK), Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ), Beden Terbiyesi
ve Spor Genel Müdürlüğü ile Orman Genel Müdürlüğü’nü idari kamu
kurumlarına örnek olarak gösterebiliriz.
53
İdari kamu kurumlarının yukarıda çekilen aile fotoğrafına bakıldı-
ğında, bir devlet dairesinin
54
(genel müdürlüğün) görünümüne benze-
dikleri hemen fark edilir; ancak idari kamu kurumları, kamu idarele-
rinden ayrı bir kamu tüzel kişiliğine, malvarlığına ve ayrı bir bütçeye
55
sahip olmaları ile değinilen merkezi idare öğelerinden ayrılır.
İdari kamu kurumları, iç örgütlenmeleri, kamu idareleriyle olan
ilişkileri bakımından merkezi idareye benzeseler de, üçüncü kişilerle
olan ilişkileri ve dış görünüşlerinde kamu idarelerinden ayrı bir huku-
ki varlığa ve tüzel kişiliğe sahip olmaları nedeni ile bir kamu kurumu
sayılırlar.
İdari kamu kurumları, bir bakanlığa ya da başbakanlığa vesayet bağı
ile bağlanırlar. Bu bağ, idari vesayet ilişkisi biçiminde olmakla beraber,
kimi konularda ve işlemler bakımından, hiyerarşi gücü ölçüsünde geniş
yetkileri ve takdiri içerir.
Böyle olunca, idari kamu kurumunun özerkliği, biçimsel nitelikten
öteye geçmez; ancak yine de bu ayrımın, hukuki bakımdan büyük bir
önemi ve sayısız etkileri vardır.
56, 57
53
“Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü” de bu kapsamda iken, 13/01/2005 tarihli ve 5286
sayılı Kanun’un (RG, 28/01/2005, 25710) 6. maddesi ile kaldırılmış ve 09/05/1985
tarihli ve 3202 sayılı “Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hak-
kında Kanun (RG, 22/05/1985, 18761)”da belirtilen hizmetlerin, İstanbul ve Kocaeli
illeri dışında il özel idarelerince, İstanbul ve Kocaeli illerinde ise il sınırları dahilinde
yapılmak üzere büyükşehir belediyelerince yerine getirileceği hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un 1. maddesi ile 3202 sayılı Teşkilat Kanunu’nun adı ise, “Köye Yönelik
Hizmetler Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiştir.
54
Örneğin Onar, bu tür kamu kurumlarını, “Devlet Dairesi, Umum Müdürlük Şek-
lindeki Kamu Kurumları”, (Onar, op. cit., C. II, s. 1011 vd.); Eroğlu, “Devlet Dairesi
Şeklinde Olan Kamu Kurumları” başlığı altında inceler (Eroğlu, op. cit., s. 141 vd.).
55
Tüzel kişiliğe ve malvarlığına sahip bir kuruluş, genel idare esas ve yöntemleri çer-
çevesinde, klasik idari hizmet ya da faaliyet yerine getirmek kaydıyla, katma bütçeli
olmasa da, idari kamu kurumu sayılabilir, Duran, op. cit., s. 200.
56
Duran, op. cit., s. 197.
57
İdari kamu kurumlarının tüm işlem ve eylemlerinin sonuçları kendi tüzel kişiliklerine
yüklenir, öteki benzerlerinin işlemlerinden söz edilemeyeceği gibi, eylemleri yetkili
bakanların ya da devletin sorumluluğuna girer.
makaleler Serkan AĞAR
295TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
İdari kamu kurumları, kamu tüzel kişiliğine sahip olduklarından,
kendi görev alanlarını düzenlemek için yönetmelik çıkarabilir, yetkileri
kapsamındaki konularda her türlü idari işlemi yapabilirler.
İdari kamu kurumlarının faaliyetleri, 1982 Anayasası’nın 128. mad-
desinin 1. fıkrası muvacehesinde, “genel idare esaslarına göre yürütülen
kamu hizmetleri”dir; ancak idari kamu kurumları, devlet ve öteki kamu
tüzelkişileri gibi, memurlardan başka yardımcı, sözleşmeli ve işçi per-
sonel de çalıştırabilir.
İdari kamu kurumu biçimindeki örgütlenmenin kimi teknik ve ak-
çalı yararlar sağladığı yadsınamaz ise de, devlet bütçesinin birliğini ve
gelirleri ile giderlerinin bütünlüğünü zedelediği açık ve kesindir.
58
bb. İktisadi Kamu Kurumları
59
İktisadi kamu kurumları, ticaret, sanayi, maliye, tarım ve madencilik
gibi iktisadi faaliyetlerde bulunmak üzere kamu sermayesi ya da kat-
kısı ile kanun ya da idari işlemler gereğince kurulup işletilen kamusal
teşebbüslerdir
60
.
Bu kurumlar, devletin ekonomik faaliyetlere girişimci olarak katıl-
masıyla, yani devletin görev ve faaliyetlerinin siyasi alanı aşıp ekonomik
alana yayılması sonucu doğmuştur.
Ülkemizde kamu iktisadi teşebbüsleri, 08/06/1984 tarih ve 233 sayılı
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
61
ile düzenlenmiştir.
62
1982 Anayasası’nın 165. maddesi, bu tür kamu kuruluş ve ortaklık-
larının tümüne “Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)” adını verir ve bunların
58
Duran, op. cit., s. 200.
59
Ekonomik kamu hukukunun bakış açısıyla bu tür kamu kurumlarına, “endüstriyel
ve ticari kamu kurumları (ekonomik kamu kurumları)” adı verilir, Tan, T., Ekonomik
Kamu Hukuku, Ankara, 1984, s. 180.
60
Duran, op. cit., s. 201.
61
RG, 18/06/1984, mük. 18435.
62
Atatürk Orman Çiftliği, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A.Ş., Ereğli Demir ve
Çelik Fabrikaları Türk A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım
Bankası A.Ş., İller Bankası Genel Müdürlüğü ve İller Bankası Genel Müdürlüğü
ile il özel idareleri ve belediyelerin, sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına
veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler 233 sayılı KHK hükümlerine tâbi
değildir.
Serkan AĞAR makaleler
296TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
TBMM tarafından denetleneceğini hükme bağlar.
63
Kamu iktisadi te-
şebbüsleri, müesseseler ve bağlı ortaklıklar aynı zamanda, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu’nun
64
mali, idari ve teknik yönden sürekli
denetimine tâbidir.
Kamu iktisadi teşebbüsü (Teşebbüs), iktisadi devlet teşekkülü ile
kamu iktisadi kuruluşunun ortak adıdır. 233 sayılı KHK, kamu iktisadi
teşebbüslerini, sermayesinin tamamı devlete ait olanlar ve sermayesi
başka bir kamu iktisadi teşebbüsüne ait olanlar olmak üzere ikiye ayı-
rır. Sermayesinin tamamı devlete ait olan kamu iktisadi teşebbüsleri,
“iktisadi devlet teşekkülleri (Teşekkül)” ile “kamu iktisadi kuruluşları (Kuru-
luş)”dır. Sermayesi başka bir kamu iktisadi teşebbüsüne ait olanlar ise,
“müessese” ile “bağlı ortaklık”tır.
233 sayılı KHK’nın yaptığı bu ayrımı aşağıda bir şemayla şu şekilde
göstermek olanaklıdır:
233 sayılı KHK’nin 2. maddesinin 3. fıkrasına göre “iktisadi devlet
teşekkülü”; “sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara
göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsü”dür. Örneğin;
Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş., Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü
(Çay-Kur), Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Devlet Malzeme
Ofisi, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), Türkiye Şeker
63
Bu denetim, 02/04/1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir.
64
Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı’nın 49. maddesi ile, Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu’nun kaldırılması öngörülmüştür. Geçici 3. maddesine göre, Ta-
sarı’nın yasalaşması halinde varlığı sona erecek olan Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu’nun personeli, araç, gereç, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bütçesi
Sayıştay’a devredilecektir. Yine, 40 ıncı maddesi ile, Tasarı’nın yasalaşması halinde,
kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi görev ve yetkisi Sayıştay’a devredilmekte ve
Geçici 3. madde ile, Sayıştay Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülmektedir.
makaleler Serkan AĞAR
297TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Fabrikaları A.Ş., Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ), Türkiye
Taşkömürü Kurumu, Türkiye Kömür İşletmeleri, Toprak Mahsulleri
Ofisi, Türkiye Zırai Donatım Kurumu, Türkiye Petrolleri Anonim Or-
taklığı (TPAO) ile Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) birer
iktisadi devlet teşekkülüdür.
233 sayılı KHK’nin aynı maddesine göre “kamu iktisadi kuruluşu”
ise; “sermayesinin tamamı devlete ait olup tekel niteliğindeki mal ve hizmet-
leri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü
bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu
iktisadi teşebbüsü”dür. Örneğin; Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryol-
ları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD), Türkiye Cumhuriyeti Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü (Pİ) ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi
Genel Müdürlüğü (DHMİ) birer kamu iktisadi kuruluşudur.
Teşebbüsler, yani iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi
kuruluşları, bakanlar kurulu kararı ile kurulurlar. 233 sayılı KHK’nin,
Anayasa Mahkemesi’nin 02/11/2000 tarihli ve 2000/72-46 sayılı iptal
kararının
65
ardından 25/01/2001 tarih ve 4622 sayılı Kanun ile yeniden
düzenlenen 3. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde, iktisadi devlet teşek-
küllerinin anonim şirket şeklinde kurulabilmeleri olanaklıdır.
“Müessese”; “sermayesinin tamamı kamu iktisadi teşebbüsüne ait olup,
ona bağlı işletme ya da işletmeler topluluğu”dur. Buna karşılık, “bağlı or-
taklık”; “sermayesinin %50’sinden fazlası kamu iktisadi teşebbüsüne ait olan
işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketler”dir. “İştirak”
66
65
“1982 Anayasası’nın 91. maddesine göre, KHK’ların anayasaya uygun sayılabilme-
lerinin ön koşulu, bunların geçerli bir yetki yasasına dayandırılmaları olduğundan
yetki yasasının iptali bu yasaya göre çıkarılan KHK’leri anayasaya aykırı duruma
getirir. Bu nedenle, anayasaya aykırı görülerek iptal edilen 4588 sayılı yetki yasasına
dayanılarak çıkarılan 24/07/2000 günlü ve 615 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Hükmünde Kararname, 1982 Anayasası’nın başlangıcı ile 6 ıncı ve 91. maddelerine
aykırıdır.”
66
“Türkiye Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (TESTAŞ), Türk Ticaret Yasa-
sı’na göre kurulmuş ve bu yasa hükümlerine göre çalışan bir anonim şirkettir; ancak
şirketin kurucuları, en büyük pay sahibi Başbakanlık Kamu Ortaklığı İdaresi Başkan-
lığı olmak üzere, Türkiye Kalkınma Bankası, Türkiye Elektrik Kurumu, Türk Silahlı
Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı, PTT İşletme Genel Müdürlüğü, PTT Biriktirme ve
Yardım Sandığı ile Türkiye Denizcilik İşletmeleri’dir. Görüldüğü gibi, TESTAŞ’ın
sermayesinin büyük payı devlet ve kamu iktisadi teşebbüslerine ait olup, TESTAŞ bu
kurumların iştiraki durumunda bulunmaktadır. Bu saptamalar ışığında TESTAŞ’ın,
kamu kurumu niteliği ağır basan bir anonim şirket olduğu anlaşılmaktadır.”, U.M.,
14/10/1996, 1996/52-94, RG, 24/10/1996, 22797.
Serkan AĞAR makaleler
298TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
ise; “kamu iktisadi teşebbüslerinin ya da bağlı ortaklıklarının, sermayelerinin
en az yüzde on beşine, en çok %50’sine sahip bulundukları anonim şirketler”
dir.
Kamu iktisadi teşebbüsleri, müesseseler, bağlı ortaklıklar, 233 sayılı
KHK ile saklı tutulan hususlar dışında, özel hukuk hükümlerine tabi-
dirler.
67
Bununla beraber, kamu iktisadi teşebbüsleri, kuruluş, iç yapı
ve ilişkileri bakımından kamu (idare) hukukuna bağlıdırlar.
68
233 sayılı KHK’nin 1. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi, iktisadi
devlet teşekküllerinin amacını;
69
“ekonomik gereklere uygun olarak verim-
lilik ve kârlılık ilkeleri doğrultusunda milli ekonomi ile uyum içinde çalışarak
sermaye birikimine yardım etmek ve daha fazla yatırım kaynağı yaratmak”
biçiminde belirlemiştir. “Kârlılık” ve “verimlilik” ifadelerinden ne anlaşıl-
ması gerekir? Bu ifadeler, bir özel girişim gibi sadece en yüksek kazanç
ve kâr elde etmek anlamına mı gelir? Yoksa, temel amaç, sosyal adalet
ilkeleri çerçevesinde, sosyal ve ulusal kalkınmayı sağlamak mıdır? “Ser-
maye birikimine yardım etmek” ifadesinin içerdiği anlam, özel sektörün
sermayesinin artmasına ve birikmesine yardım etmek midir? Diğer bir
ifade ile, “daha fazla yatırım kaynağı yaratmak”, özel sektörün gelişmesi
için yatırım kaynağı yaratmak ve sektörün gelişmesini sağlamak mıdır?
Yoksa, “sermaye birikimine yardım etmek” ve “daha fazla yatırım kaynağı
yaratmak”, tüm bu söylenenleri aksi yönde karşılayan bir ifade ile, ulusal
kalkınma planını gerçekleştirmek amacıyla devlet gelirinin artırılması
ve yine bu amaçla gerekli yatırım alanlarını yaratmak mıdır?
Günümüzde devlet, bu tür kamu kurumlarını özelleştirerek, iktisadi
alandan çekilme gayreti içerisindedir. Bu husus, bir yorum değil, sadece
67
“(Özel hukuk hükümlerine tâbiyet) ancak günlük işlerinde ve fertlerle olan münase-
betlerindedir. Bunlar dışında kalan ve gerek kendileriyle ilgili mevzuatın tatbikatına
gerekse hizmetin gerektirdiği faaliyetlerin gayelerine uygun olarak tanzim ve ifasına
taalluk eden kararları ise idari karar niteliğinde olup idare hukuku rejimine tâbidir.”,
U.M., 14/05/1966, 1966/11-15, nak. Tan, op. cit., s. 196.
68
“Amme hukuku kanunları ile vücut bulmuş ve devlet tesisi bulunmuş olan iktisadi
devlet teşekkülleri gerçi iştigal sahalarına dahil olan muamelatın tedbirinde hususi
hukuk rejimlerine tabi kılınmış iseler de, bu müesseselerin ezcümle tekaüd ve barem
muameleleri gibi hukuku amme kanun ve nizamları ile tanzim kılınmış olup idare
hukuku sahasına dahildirler.”, Dan. İBK, 08/12/1944, 1944/58-141, nak. Hocaoğlu,
Ş., Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararları, 1949, s. 45.
69
Maddede, kamu yararından söz edilmez; ancak “devlet mal ve parasının kullanılma-
sını gerektiren her iş ve hizmette kamu yararı ve kamu hizmeti niteliğinin bulunması
zorunludur.”, Any. Mah., 08/10/1974, 1974/17-11, RG, 29/01/1975, 15133.
makaleler Serkan AĞAR
299TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
bir tespittir. Özelleştirme faaliyeti de, başlı başına bir sorun olduğun-
dan, daha ayrıntılı bir çalışmada ele alınmalıdır.
70
İşte, tüm bu soru ve
sorunların, iktisadi kamu kurumları var olduğu sürece, artarak devam
etmesi kaçınılmazdır.
cc. Sosyal Kamu Kurumları
Sosyal kamu kurumları, halk topluluklarının çalışma, sağlık, ko-
nut, dinlenme, eğlenme, işsizlik, emeklilik gibi sosyal gereksinimlerini
karşılamakla, kısaca sosyal haklarını ve güvenliğini sağlamakla görevli
özerk kamusal kuruluşlardır.
71
Ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Genel Müdürlüğü, Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü, Bağ-Kur
Genel Müdürlüğü, Türkiye İş Kurumu gibi kuruluşlar, sosyal kamu
kurumlarına örnek teşkil eder.
1982 Anayasası’nın 2. maddesi, “sosyal devlet” ilkesini devletin nite-
liklerinden sayarak, 41. ve 65. maddesinde sosyal ve ekonomik haklar
ve ödevleri sıralayarak, 60. maddesinde, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına
sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı ku-
rar.” hükmünü koyarak, 61. maddesinde sosyal güvenlik bakımından
özel olarak korunması gerekenleri göstererek anayasal bir ilke getirir ve
devleti sayılan hususlar bakımından görevlendirir; ancak 65. maddede,
devletin iktisadi ve sosyal görevlerini, “bu görevlerin amaçlarına uygun
öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.”
hükmünü getirerek, değinilen anayasal prensipleri sınırlayan ve yasama
organına bu konuda takdir yetkisi tanıyan bir görünümdedir.
Son derecede değişik yapı ve statüye sahip olsalar da, sosyal kamu
kurumlarının kimi ortak özelliklerini belirlemek olanaklıdır. Bir kere,
sosyal kamu kurumları, yerel yönetimler ve meslek kuruluşlarında
olduğu gibi, ilgililerin ya da yararlananların yönetime katılmaları ile
70
Örneğin; özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde “sözleşme-
li” ya da “kapsamdışı” personel statüsünde çalışanların akıbetinin ne olacağı önemli
bir sorundur. Bu konuyla ilgili olarak Uyuşmazlık Mahkemesi bir ilke kararı vermiş
ve “özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları,
özel hukuk tüzel kişiliğine geçiş döneminde kamu kurumu olan vasıflarını tama-
men yitirmediklerinden, bu kurumlarda çalışan sözleşmeli ve kapsamdışı personel
kamu personeli sayılmaktadır.” sonucuna varmıştır, U.M., 22/01/1996, E. 1995/1,
K. 1996/1, RG, 01/03/1996, 22567.
71
Duran, op. cit., s. 210.
Serkan AĞAR makaleler
300TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
yönetilirler. Bunun yanında, sosyal kamu kurumlarının görevleri, belli
insan topluluklarına sosyal yardım ve güvenlik sunmak olduğu için, söz
konusu kurumlar bu faaliyetleri, kar elde etmek için değil, dayanışma
ve yardımlaşma esası gereğince yerine getirirler; bu nedenle, görev ve
yetki alanları ile ilgili kimseleri zorunlu olarak yararlananlar arasına so-
kabilir (zorunlu üyelik esası) ve yararlananlardan vergi niteliğinde para
(zorunlu kesinti) toplayabilirler. İşte, bu özellikten dolayı sosyal kamu
kurumları, dışa yönelik işlem ve faaliyetlerinde, ilgililer ile olan ilişki-
lerde kural olarak özel hukuk hükümlerine tâbi, iç düzen ve işleyişleri
ile kimi dışa yönelik işlemleri ise, genel kurallar gereğince, yine idare
hukukuna bağlı kalacaktır. Sadece, kurumun ilgilileri ve sözleşmelileri
ile arasındaki ilişkilerde, kural olarak, özel hukuk kuralları geçerli ve
uygulanabilir niteliktedir. Sosyal kamu kurumlarının, organik kanun-
larındaki özel hukuk hükümlerine tâbi olacağını öngören kurallar, bu
yönde yorumlanmak ve bu ölçüde uygulanmak gerekir.
72, 73
Sosyal kamu kurumlarının gelirleri, ilgili ve yararlananlardan aldık-
ları ödentilerden oluşur, devlet bütçesinden yardım almazlar. Ayrıca,
bu kurumlar, özerk bütçelere sahiptir ve Sayıştay denetimi dışında
tutulmuşlardır ve TBMM tarafından denetlenirler.
Ülkemizde, sosyal güvenlik alanında yaşanan kurumsal karmaşa,
çok yakın bir zamanda yürürlüğe giren 16/05/2006 tarih ve 5502 sayılı
Kanun
74
ile giderilmeye çalışılmıştır. “Sosyal güvenlikte tek çatı” amacını
gerçekleştirmek üzere yürürlüğe konulan söz konusu kanunla, 09/07/
1945 tarihli ve 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 16/07/2003
tarihli ve 4947 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatı Kanunu’nun 1
ilâ 9. maddeleri ile geçici bir. maddesi, 29/07/2003 tarihli ve 4958 sayılı
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 1 ilâ 24. maddeleri ile geçici
bir. maddesi, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve
Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 1 ilâ
72
A. g. e., s. 214.
73
SSK ile ilgili olarak bir kararında Uyuşmazlık Mahkemesi; “kuruluş yasasında özel
hukuk hükümlerine tâbi olduğu yazılı ise de, mali ve idari bakımdan özerk ve tüzel
kişiliği haiz olan kurumun gördüğü hizmetin kamu hizmeti olduğu kuşkusuzdur.
Kurum üstlendiği görevleri, genel müdürlük, yönetim kurulu ve genel kurulunca
alınan kararlar doğrultusunda yürütür ve bu sırada hizmetin gereklerine uygun ve
hizmetin gerektirdiği tek yanlı, yönetsel, kesin ve yürütülmesi zorunlu kararlar ala-
bilir.” sonucuna varmıştır, U.M., 13/07/1981, 1981/9-19, RG, 02/12/1981, 17532.
74
RG, 20/05/2006, 26173.
makaleler Serkan AĞAR
301TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
23. maddeleri, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanunu’nun 1 ilâ 3., 6 ilâ 11., 20 ilâ 22. ve 25 ilâ 29.
maddeleri, 24/06/1983 tarihli ve 72 sayılı KHK’nin 1. maddesinin 2
numaralı fıkrasının (c) bendi, 13/12/1983 tarihli ve 178 sayılı KHK’nin
35/A maddesinin (b) bendi yürürlükten kaldırılmış ve sosyal sigortacılık
ilkelerine dayalı, etkin, adil, kolay erişilebilir, aktüeryal ve mali açıdan
sürdürülebilir, çağdaş standartlarda sosyal güvenlik sistemini yürütmek
üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali açıdan özerk, 5502 sayılı
Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda özel hukuk hükümlerine ve
Sayıştay denetimine tâbi ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın
ilgili kuruluşu olarak “Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)” kurulmuştur.
SGK’nun kurulması ile birlikte, 4947 sayılı Sosyal Güvenlik Ku-
rumu Teşkilâtı Kanunu ile kurulan Sosyal Güvenlik Kurumu, 4958
sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile kurulan Sosyal Sigortalar
Kurumu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile kurulan Esnaf ve Sanatkârlar ve
Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (Bağ-Kur) ile 5434
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile kurulan Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı’nın, merkez ve taşra teşkilatlarının kad-
roları ile kadrolarında görev yapan memur ve işçileri, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) bendi gereği çalıştırılan
personeli mevcut statüleri ile her türlü taşınır ve taşınmazları, tapuda
sayılan kurumlar adına kayıtlı olan taşınmazları ve hizmet binaları,
araç, gereç, malzeme, demirbaş ve taşıtları, alacakları, hakları, borçları,
iştirakleri, dosyaları, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtları
ve diğer dokümanlar ile birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın 5502
sayılı Kanunun yürürlük tarihi itibariyle görevleri ile birlikte SGK’ya
devredilmiştir. Diğer mevzuatta Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlı-
ğı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ve Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne yapılan atıflar, 5502
sayılı Kanunla birlikte SGK’ya yapılmış sayılır.
dd. Bilimsel, Teknik ve Kültürel Kamu Kurumları
Bu kurumlar, bilim, teknik, sanat ve kültür hizmet ve faaliyetleriyle
görevli kamu kurumlarıdır. Bu tür hizmet ve faaliyetlerin yapısı, özerkli-
ği de beraberinde getirmiştir. Bu nedenle devlet, bu tür hizmetleri kendi
bünyesi dışında ayrı bir tüzel kişilik olarak örgütlemiştir. Ülkemizde bu
Serkan AĞAR makaleler
302TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
tür kurumlara örnek olarak, üniversiteler, Türkiye ve Ortadoğu Amme
İdaresi Enstitüsü (TODAİE), Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Ku-
rumu (TÜBİTAK), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk
Standartlar Enstitüsü (TSE), Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu
(TRT), Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi
Genel Müdürlüğü örnek olarak gösterilebilir.
Her bilimsel, teknik ya da kültürel faaliyet yürüten kuruluşun bir
kamu kurumu olabilmesi için ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahip ol-
ması gerekir. Ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olmadan, başbakanlık ya da
bir bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren kurumlar, bir kamu kurumu
değil, bir merkezi idare birimidirler.
75
Bu tür kamu kurumları, her biri kendi görev alanında en yetkili ve
uzman kuruluşlardır. Bilim, teknik, sanat ve kültür konularında serbest
ve özgür iradeleriyle sonuçlara varırlar, toplum yararına sonuçlar elde
etmeye çalışırlar. Sundukları hizmet ve faaliyetlerin niteliği gereği, bu
tür kamu kurumlarının yönetimi ve iç düzenlemesi, ilgililerin oluştur-
duğu organlarca sağlanır.
Sonuç olarak, bu tür kamu kurumları da, sosyal kamu kurumları
gibi, her konuda yeniden düzenlenerek, belirli bir sisteme kavuşturul-
ması gerekli, çok dağınık ve değişik idare teşkilatı birimleridir.
76
Kamu kurumları niteliğindeki meslek kuruluşları, 1982 Anayasası
tarafından kamu kurumu sayılmasalar da “kamu kurumu niteliğinde”
olmaları nedeni ile kamu kurumları ile ilgili bir incelemenin kapsamı
içerisinde olmaları, fakat ayrı bir başlık altında yer almaları gerekir.
3. Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının esaslı karakteri
bir korporasyon, kişi topluluğuna dayanan bir tüzel kişilik olmaları ve
temellerini o meslek mensuplarının oluşturmasıdır. Bu tip kuruluşlar,
bir kısım kamu görevleri ile yükümlü olmaları ve kamu hukukundan
doğan yetkilere sahip olmaları bakımından bir kamu kurumu niteli-
ğindedir.
77
75
Örneğin; Başbakanlığa bağlı Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) ve Devlet Meteoroloji
İşleri Genel Müdürlüğü.
76
Duran, op. cit., s. 223.
77
Onar, op. cit., C. II, s. 898.
makaleler Serkan AĞAR
303TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
1982 Anayasası’nın “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” ta-
nımı ile öngördüğü teşkilat birimleri, meslek, sanat, zanaat erbabının
ve esnafın zorunlu olarak katıldıkları ve bağlı oldukları kamusal örgüt-
lerdir.
78
Meslek kuruluşları, 1924 Anayasası’nda hiç öngörülmemişken,
1961 Anayasası (118/1 ve 122) ve 1982 Anayasası’nda (129/2 ve 135) ise
başlı başına bir kuruluş olarak kabul edilmiştir.
1982 Anayasası’nın bu kuruluşları, sadece ve doğrudan doğruya
“kamu kurumu” olarak belirlemeyip, “kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları” olarak nitelendirmesi, anayasanın bu kurumlara kamu ku-
rumları kategorisi içerisinde yer vermediği biçiminde yorumlanabilir;
ancak meslek kuruluşlarının “kamu kurumu” olmaması, bunların özel
kuruluşlar arasında kabul edildiği sonucunu doğurmaz; zira kamu
idaresi ya da kamu kurumu sayılmayan her kuruluşun mutlaka özel
kuruluş olacağı hakkında bir ilke ve kural bulunmadığı gibi, tersine
anayasanın bunlar dışında bir teşkilat kategorisi öngörmesi olanağı ve
olasılığı da vardır.
79
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının hukuki yapısını
ve amacını ayrıntılı
80
bir şekilde düzenlemiş bulunan 1982 Anayasası’nın
135. maddesinin 1. fıkrası dikkate alındığında, meslek kuruluşlarının,
idare bütünü içerisinde yer alan kamu tüzel kişiliğine sahip teşkilat
birimleri olduğu ortadadır.
81
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kural olarak, top-
lum yararına sırt çevirmeden üyelerinin hak ve çıkarlarını gözetmek,
sağlamak ve geliştirmekle görevli tüzel kişiliğe sahip kamusal kuruluş-
lardır. Bu nedenle, meslek kuruluşları, kamu yararı için, kamu hizmet
ve faaliyetleri ifa eden kamu idareleri ile kamu kurumlarından ayrılır
78
Duran, op. cit., s. 224.
79
A. g. e., s. 226.
80
“1982 Anayasası’nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına fazla yer
ayırması ve gereksiz ayrıntı sayılabilecek hususları bile düzenlemesinin nedeni,
bunların demokratik yönetimin, en azından siyasal partiler kadar vazgeçilmez
unsurunu oluşturan ‘baskı grupları’ olmasındandır.”, Özay, op. cit., s. 140.
81
1982 Anayasası m. 135/1: “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst
kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak,
mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak ge-
lişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde
dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak
maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunla gösterilen
usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileridir.”
Serkan AĞAR makaleler
304TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
ve idare teşkilatı içerisinde bir üçüncü kategori meydana getirir. Meslek
kuruluşları, kamusal nitelikleri gereği, kamu hukuku çerçevesinde ve
idare bütünü içerisinde yer alır.
82, 83
Ülkemizde kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına örnek
olarak; barolar, tabip odaları, diş hekimleri odaları, ticaret ve sanayi
odaları, veteriner odaları, eczacı odaları, ticaret borsaları, mühendis ve
mimar odaları, ziraat odaları, noterlikler, esnaf odaları ve bunların bir
araya gelmek suretiyle oluşturdukları birlikler (üst kuruluşlar) göste-
rilebilir.
Anayasal konumu ve mevcut hukuki nitelikleri gözönünde bulun-
durulduğunda “bağımsız idari otorite” olarak nitelendirilen kurumların
da, ayrı bir başlık altında incelenmesi yararlı olacaktır.
4. Bağımsız İdari Otoriteler (BİO’lar)
Bağımsız idari otoriteler (BİO’lar); “siyasal organlardan bağımsız,
temel hak ve özgürlüklerle ekonomik etkinliklerin duyarlı olduğu konularda
ve alanlarda düzenleme, denetleme ve yönlendirme (regülasyon) görevi yapan,
karar organları özel güvencelere sahip, mali özerkliği haiz, özerk bütçeli kamu
tüzel kişileri” biçiminde tanımlanabilir.
BİO’ları betimlerken kullanılan (idari) bağımsızlık kavramı, bun-
ların hem organları hem de işlevleri üzerinde siyasi iktidarın ve diğer
idari makamların tipik idari denetim yetkilerinin söz konusu olmaması,
başka organların onlara emir ve talimat verememesi anlamına gelir
84
(organik bağımsızlık+işlevsel bağımsızlık).
BİO’lar, Anglo-Amerikan kaynaklı olup federal devlet yapısının bir
gereği olarak ortaya çıkmış,
85
Fransa tarafından üniter devlet yapısına
ve idari rejim sistemine monte edilmişlerdir. Fransız hukukunda bu
82
Duran, op. cit., s. 228.
83
“Devlet bu yarar odaklarının ve dayanışmasının, toplum içinde varlığını kabul ede-
rek, kamu yararı aleyhine gelişmesine ve gerçekleşmesine yol açabilecek özel hukuk
çerçevesinden çıkarılıp, kamu hukukunun kural ve usulleriyle kanalize edilmesini
yeğlemiş bulunmaktadır.”, a. g. e., s. 229.
84
Ulusoy, A., Bağımsız İdari Otoriteler, Ankara, 2003, s. 15.
85
BİO biçimindeki idari örgütlenmeler, ilk kez, 1930’larda ABD’de ortaya çıkmıştır. Bu
tür kurumlara ABD’de “independent regulatory agency”, İngiltere’de “regulatory
bodies” adı verilir. Kıta Avrupası’nda (özellikle Fransa’da) ise BİO’lara, 1970-1980’li
yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır.
makaleler Serkan AĞAR
305TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
organlar devlet tüzel kişiliğinin bir parçası sayılır ve ayrı tüzel kişilik-
leri bulunmaz; ancak bu organların idare cihazına dahil oldukları ve
davacı olma ehliyetlerinin bulunduğu kabul edilir, işlemleri birer idari
işlemdir ve yargısal olarak denetlenebilir. Fransa’da BİO’lar, merkezi
idare hiyerarşisine dahil değillerdir ve kararları ile organları üzerinde
merkezi idarenin doğrudan geçersiz kılma yetkisi bulunmaz. Böylece
Fransa’da BİO’lar, merkezi idare içerisinde “başkentteki yardımcı kuru-
luşlar” kategorisine dahil edilir.
86
Ülkemizde ise, bağımsız idari otoritelerin mevcut örneklerinin
Fransa örneğine göre daha farklı biçimlendikleri gözlemlenir. Mevcut
anayasal sistem (özellikle 1982 Anayasası’nın 123. maddesi) karşısın-
da, BİO’ları, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasları dışında
üçüncü bir idari yapılanma olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu
bakımdan, özellikle kategorik bir ayrıma gidilmesi gerekiyorsa BİO’ları,
“yerinden yönetim kuruluşları” kapsamına dahil etmek daha doğru ola-
caktır.
BİO’lar, idare cihazı içinde yer alırlar.
87
BİO’ların genel olarak işlevi,
toplum yaşamının duyarlı alanlarındaki kamusal ve özel etkinlikleri
düzenlemek, izlemek, denetlemek, aykırı davranış ve durumları önle-
mek ve yaptırıma çarptırmak suretiyle kimi temel hak ve özgürlükleri
ve ekonomik düzeni korumak ve güvence altında bulundurmaktır.
88
BİO’ların kurulması ile, merkeziyetçi bir devlette hükümetin ve
bakanların siyasi sorumluluğu ile idarenin bütünlüğü ilkeleri karşı-
sında anayasal sistemle uyumu ya da bağdaşabilirliği sorunu ortaya
çıkmıştır.
89
Siyasi iktidar ve ekonomik güç odaklarının karşısında ancak ba-
ğımsız ve güvenceli otoriteler, temel hak ve özgürlükler ile piyasa me-
kanizmasının düzgün işleyişini, bunların müdahale, baskı ve etkileri
olmadan sağlayabilir beklentisi bu tür kurumların ortaya çıkışında
etken olmuştur.
BİO’lar, söz konusu hassas alanda etkinlikte bulunan makam, kişi
ve toplulukların durum ve davranışlarını genel kural işlemlerle düzen-
86
Ulusoy, op. cit., s. 88-89.
87
Giritli, op. cit., s. 165.
88
Duran, L., “Türkiye’de Bağımsız İdari Otoriteler”, in AİD, 30/1 Mart 1997, s. 5.
89
A. g. e., s. 4-5.
Serkan AĞAR makaleler
306TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
lemek, birel işlemlerle belirlemek ve saptamak, aykırı eylem, işlem ve
durumları gidermek, düzeltmek ve yaptırıma bağlamak, ilgilileri izle-
mek ve denetlemek yetkilerini kullanarak işlevlerini gerçekleştirirler.
Bu görev ve yetkiler, idari kamu hizmeti niteliğini taşımakla beraber,
belirli bir edim sunmaya yönelik değildir, hukuki tasarruf olarak ortaya
çıkar. Söz konusu işlemler; danışma, öneri, başvuru, niteliğinde olduğu
gibi, kesin, icrai ve düzenleyici genel işlem güç ve etkisi de taşır.
90
BİO’lar, cezai ve hukuki yaptırımlar uygulayabilirler. Bu çerçevede,
BİO’ların yarı yargısal niteliğe sahip oldukları iddia edilebilir. Buna
karşılık BİO’lar, yargı denetimi dışında, hiçbir hiyerarşik ve idari vesa-
yet denetimine bağlı değildirler. Elbette, kararlarının yargı denetimine
tâbi olması bunların bağımsızlıklarını zedelemez; zira idarenin yargısal
denetimi hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur.
Bugün, ülkemizde BİO olarak, Sermaye Piyasası Kurulu
91
(SPK),
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Rekabet Kurumu (RK), Te-
lekomünikasyon Kurumu (TK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurumu (BDDK), Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Kamu
İhale Kurumu (KİK) ile Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Pi-
yasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) gösterilebilir.
Gelinen noktada, ülkemizdeki mer’i BİO mevzuatına yakından
bakmak yararlı olacaktır; zira böyle bir bakış, bugün hangi kurumların
BİO sıfatını taşıdığını belirlemek açısından önemlidir:
• 03/01/2002 tarihli ve 4733 sayılı Kanunun
92
2. maddesi ile merkezi
Ankara’da olmak üzere, 4733 sayılı Kanunla ve diğer kanunlarla verilen
görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişi-
liğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip “Tütün, Tütün Mamulleri ve Al-
kollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK)” kurulmuştur. TAPDK,
başbakanın görevlendireceği bir devlet bakanı ile “ilişkilendirilir”.
90
A. g. e., s. 5.
91
Danıştay bir kararında, SPK’nın, “kanunla kurulmuş, yetkilerini kendi sorumluluğu
altında bağımsız olarak kullanan ve kanunun kendisine verdiği görev ve yetkiler
çerçevesinde idari işlemler tesis etmeye yetkili bir kamu tüzel kişisi” olduğunu be-
lirtmiştir, Dan. 10. D., E. 1986/1763, K. 1987/1746, in DD, S. 70-71, s. 562.
92
“Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden
Yapılandırılması İle Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satı-
mına, 4046 sayılı Kanun’da ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun”, RG, 09/01/2002, 24635.
makaleler Serkan AĞAR
307TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
• 04/01/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun
93
53.
maddesi ile 4734 sayılı Kanunla verilen görevleri yapmak ve merkezi
Ankara’da olmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe
sahip “Kamu İhale Kurumu (KİK)” kurulmuştur. KİK’in “ilişkili” olduğu
bakanlık Maliye Bakanlığı’dır.
• 13/04/1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un
94
5. maddesi ile radyo ve
televizyon faaliyetlerini düzenlemek amacıyla, özerk ve tarafsız bir
kamu tüzelkişiliği niteliğinde “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)”
kurulmuştur. Ülkemizde hiçbir BİO’nun anayasal dayanağı bulunmaz
ve zorlama yorumlarla 1982 Anayasası’nın 167. maddesi BİO’ların
anayasal dayanağı olarak gösterilirken, 21/06/2005 tarihli ve 5370 sa-
yılı Kanunla
95
1982 Anayasası’nın 133. maddesi
96
değiştirilerek RTÜK,
mevcut yapı içerisinde anayasada özel düzenlemesi bulunan tek BİO
haline getirilmiştir.
97
• 18/04/2001 tarihli ve 4646 sayılı Kanunla değişik 20/02/2001
tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun
98
4. maddesi ile
merkezi Ankara’da olmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve
mali özerkliğe sahip “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)” kurul-
muştur. EPDK’nın “ilişkili” olduğu bakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı’dır.
• 07/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun’un
99
20. maddesi ile mal ve hizmet piyasalarının serbest ve sağ-
lıklı bir rekabet ortamı içinde teşekkülünün ve gelişmesinin temini ile
93
RG, 22/01/2002, 24648.
94
RG, 20/04/1994, 21911.
95
RG, 23/06/2005, 25854.
96
“Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon kuruluşları ve kamuyla
ilişkili haber ajansları” başlıklı 1982 Anayasası m. 133/2: “Radyo ve televizyon fa-
aliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu dokuz üyeden oluşur. Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında
belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her
siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşu,
görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri kanunla
düzenlenir.”
97
Bu değişiklikte, RTÜK üyelerinin seçiminde yaşanan sorunlar etkili olmuştur.
98
RG, 03/03/2001, mük. 24335.
99
RG, 13/12/1994, 22140.
Serkan AĞAR makaleler
308TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
4054 sayılı Kanunun uygulanmasını gözetmek ve merkezi Ankara’da
olmak üzere kamu tüzelkişiliğini haiz idari ve mali özerkliğe sahip
“Rekabet Kurumu (RK)” kurulmuştur. RK’nun ilişkili olduğu Bakanlık,
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’dır. RK, görevini yaparken “bağımsız”dır;
hiçbir organ, makam, merci ve kişi RK’nun nihai kararını etkilemek
amacıyla emir ve talimat veremez.
100
• 28/07/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun
101
17. maddesi ile merkezi Ankara’da olmak üzere kamu tüzel kişiliğini
haiz, idari ve mali özerkliğe sahip “Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)” ku-
rulmuştur. SPK, yetkilerini kendi sorumluluğu altında “bağımsız” olarak
kullanır. “İlgili”
102
bakan, SPK’nın yıllık hesapları ile harcamalarına iliş-
kin işlemlerini denetletir, denetleme sonuçları ile ilgili gerekli tedbirleri
alır. Denetim sonuçları ile bunlara ilişkin işlemleri ve alınan tedbirleri
gösterir bir rapor, SPK’nın yıllık faaliyet raporu ile birlikte ilgili bakan
tarafından bakanlar kuruluna sunulur.
• 04/04/2001 tarihli ve 4634 sayılı Şeker Kanunu’nun
103
7. maddesi
ile merkezi Ankara’da olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip “Şeker
Kurumu (ŞK)” kurulmuştur. ŞK’nun “ilişkili” olduğu bakanlık, Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı’dır.
• 05/04/1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun
104
27/01/
2000 tarihli ve 4502 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik 5. madde-
si ile 2813 sayılı Kanun ile 04/02/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve
Telefon Kanunu’nda belirtilen genel esaslar çerçevesinde, kanunlarla
öngörülen yetki ve sorumlulukları uygulamak ve merkezi Ankara’da
olmak üzere kamu tüzel kişiliğini ve idari ve mali özerkliği haiz özel
bütçeli “Telekomünikasyon Kurumu” kurulmuştur. TK, görevlerini yerine
getirirken “bağımsız”dır. TK’nun “ilişkili” olduğu bakanlık, Ulaştırma
Bakanlığı’dır.
100
Bu hüküm, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 5411
sayılı Bankacılık Kanunu’nda yer alan hükümler gibi, BİO mevzuatı içerisinde ku-
rumun bağımsızlığına vurgu yapan istisnai bir düzenlemedir.
101
RG, 30/07/1981, 17416.
102
Ülkemizde BİO’lar, genel olarak, bağımsızlığın bir gereği olarak bir bakanlıkla iliş-
kilendirilmekte iken, SPK, kuruluş kanununda bağımsızlığı vurgulanmasına karşın,
bakanlıkla ilgilendirilmiştir.
103
RG, 19/04/2001, 24378.
104
RG, 07/04/1983, 18011.
makaleler Serkan AĞAR
309TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
• 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun
105
“Ku-
ruluş ve Bağımsızlık” başlıklı 82. maddesi ile merkezi Ankara’da olmak
üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip “Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)” kurulmuştur. BDDK, 5411 sa-
yılı Kanunla ve mevzuatla kendisine verilen düzenleme ve denetlemeyle
ilgili görev ve yetkileri kendi sorumluluğu altında “bağımsız” olarak
yerine getirir ve kullanır. BDDK’nın kararları yerindelik denetimine
tâbi tutulamaz.
106
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi BDDK’nın ka-
rarlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez.
Dikkat edilirse, BİO’lar, bağımsız niteliklerine koşut bir biçimde,
genel olarak, bir bakanlıkla “ilişkilendirilmiştir”. Öncelikle ifade etmek
gerekirse, mer’i mevzuatta “ilgili” ve “bağlı” kuruluş tanımlanmış-
ken, “ilişkili kuruluş” tanımı bulunmaz. 27/09/1984 tarihli ve 3046
sayılı Kanunun
107
10. maddesinde “bağlı kuruluş”, “bakanlığın hizmet ve
görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek üzere, bakanlığa bağlı
108
olarak
özel kanunla kurulan, genel bütçe içinde ayrı bütçeli veya katma bütçeli veya
özel bütçeli kuruluşlar”; 11. maddesinde “ilgili kuruluş” ise; “özel kanun
veya statü ile kurulan, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları
ile bunların müessese ortaklık ve iştirakleri veya özel hukuki, mali ve idari
statüye tâbi, hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşları” biçiminde
tanımlanmıştır.
Türk idari teşkilatı içerisinde BİO’lardan başka ilişkili kuruluşlar
bulunmadığından olsa gerek, “ilişkili bakanlık” halen TBMM’de gün-
deme alınmayı bekleyen “Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar Hakkında
Kanun Tasarısı”nda
109
tanımlanmıştır. Buna göre, “ilişkili bakanlık”; “dü-
105
RG, 01/11/2005, mük. 25983.
106
Bu hüküm, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “idari mahkemeler
yerindelik denetimi yapamazlar” biçimindeki 2. maddesinin 2. bendinde yer alan
düzenlemenin tekrarından başka bir şey değildir ve bu bakımdan malumun ilanın-
dan öteye geçmez.
107
Kanun’un tam adı oldukça uzundur: “Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hak-
kında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname İle 13/12/1983 Gün ve 174 sayılı
Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 2002
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”,
RG, 09/10/1984, 18540.
108
Bağlı kuruluşların, başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile diğer bir ba-
kanlığa bağlanabilmesi mümkündür.
109
Her bir BİO, yetki ve görev alanı içerisinde, değişen derecelerde düzenleme, denetle-
me ve yönlendirme faaliyetinde bulunduğundan, böyle ortak ve çerçeve bir yasanın,
uygulamada sıkıntıları da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır.
Serkan AĞAR makaleler
310TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
zenleyici ve denetleyici kurumların bakanlar kurulu ile ilişkilerine aracılık
etmek üzere kurumun kuruluş kanununda öngörülen bakanlık” biçiminde
tanımlanmıştır.
Anılan tasarının 2. maddesi, BİO’ları tahdidi olarak sıralamış ve
BDDK, EPDK, KİK, RTÜK, RK, SPK, TK, TAPDK ve Tasarruf Mevdu-
atı Sigorta Fonu olmak üzere toplam 9 adet BİO öngörmüştür. Aynı
tasarıda, BİO, “kanunla kurulan, kuruluş kanunları ile belirlenen çerçevede
ekonomik ve sosyal alanlarda düzenleme, denetleme, arabuluculuk ve yönlen-
dirme faaliyetinde bulunan, idari ve mali özerkliği haiz, kamu tüzel kişiliğine
sahip düzenleyici ve denetleyici kurum” olarak tanımlanmıştır.