hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
53TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
GENEL OLARAK
Borç ilişkisi, alacaklı ile borçlu arasında mevcut olan bir veya bir-
den çok alacak hakkı ile bunlara tekabül eden asli ve yan edim yüküm-
lülüklerini içeren bir hukuki ilişkidir.
1
Konusu bir edim olan bu huku-
ki ilişkinin taraflarını, edimi yerine getirmekle yükümlü olan borçlu
ile ondan bu edimi yerine getirmesini talep etme yetkisine sahip olan
alacaklı oluşturmaktadır. Dolayısıyla borç ilişkisi, kural olarak ala-
caklı ile borçlu arasındadır ve üçüncü bir kişi bakımından ne bir hak
ne de bir yükümlülük doğurur. Alacaklının, borç ilişkisinden doğan
alacağını elde etmek konusunda daha güvenilir bir durum yaratmak
ve borçlunun sözleşmeden doğan borcunu hiç veya gereği gibi yerine
getirmemesi tehlikelerini karşılamak üzere üçüncü bir kişinin güvence
vermesi sağlanabilir. Doktrinde bu güvence, teminat kavramı ile ifade
edilmektedir.
2
Burada kullanılacak teminat, ayni teminat olabileceği
gibi şahsi teminatta olabilir. Şahsi teminatlar arasında en yaygın kulla-
nılanı, kefalet sözleşmesi ve garanti sözleşmesidir.
3
Şahsi teminat sözleşmeleri arasında yer alan kefalet sözleşmesi ile
garanti sözleşmesi, üç köşeli bir hukuki ilişkiyi bünyesinde barındır-
∗ Dr., Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü araştırma görevlisi.
** Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü araştırma görevlisi.
1
Bucher, Eugen, Schweizerisches Obligationenrecht Algemeiner Teil ohne Deliktsrecht, 2.
Aufl., Zürich 1988, s. 38-39 vd.; Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9.
Bası İstanbul 2006, s. 24.
2
Kuntalp, Erden, “Teminat Kavramı, Teminat Türleri ve Bunlardan Doğan Sorumlu-
luk”, Prof. Dr. Reha Poroy’a Armağan, İstanbul 1995, s. 266 vd.
3
Kuntalp, s. 288.
KEFALET İLE GARANTİ AYIRIMININ
ÖNEMİ VE AYIRIMDA UYGULANACAK
KISTASLAR
Ferhat CANBOLAT*
Seçkin TOPUZ**
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ması açısından büyük benzerlik gösterir. Benzerlik, özellikle teminatı
amaçlayan garanti bakımındandır. Kefaletle ayırımda problem yaşa-
nan garanti sözleşmesi tipi de zaten “yöneltmeyi amaçlayan garanti” de-
ğil, “teminatı amaçlayan garanti” bakımındandır.
Zira teminatı amaçla-
yan garantide garanti alan ile edimi garanti edilen arasında bir temel
borç ilişkisi bulunmakta ve garanti veren de bu temel borç ilişkisinden
doğan edimin, edimi garanti edilen tarafından yerine getirileceğine
ilişkin taahhütte bulunmaktadır. Buna karşılık yöneltmeyi amaçlayan
garantide, sadece garanti alan ile garanti veren arasında bir garanti
sözleşmesi bulunmakta ve herhangi bir temel borç ilişkisi bulunma-
maktadır.
Kefalet, kefil, alacaklı ve asıl borçludan oluşmasına karşılık temi-
natı amaçlayan garantiler de ise, garanti veren, garanti alan ve edimi
garanti edilen bulunmaktadır. Nitekim teminat amaçlı garantilerin,
“kefalet benzeri garanti” şeklinde adlandırılması da bu benzerlikten kay-
naklanmaktadır. Bu nedenle kefaletle kıyaslamada dikkate alınacak
garanti türü, teminatı amaçlayan garantidir.
Kefalet ve garanti ayırımı konusunda uzun yıllardır devam eden
tartışmanın son dönemde güncellik kazanması ve bilimsel çalışmalara
konu olması Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.7.2001 tarihli kara-
rından kaynaklanmaktadır.
Söz konusu kararda Yargıtay, kredi kartı
ilişkisinde bankaya verilen kişisel teminatı kefalet olarak nitelendir-
miştir. Uyuşmazlık konusu olayda bankadan bir kredi kartı alan ve
harcamalarından kullanan müşteri, bankaya olan borcunu ödemeyin-
ce, banka tarafından teminat veren aleyhine icra takibine girişilmiştir.
Teminat verenin icra takibine itiraz etmesi üzerine banka tarafından
itirazın kaldırılması amacıyla dava açılmıştır.
Garantinin çeşitlerinden birini de “yöneltmeyi amaçlayan garanti” ve “teminatı
amaçlayan garanti” ayırımı oluşturmaktadır. Garanti çeşitleri konusunda ayrıntılı
bilgi için bkz. Boetius Jan, Der Garantievertrag, München 1966, s. 3 vd.; Yavuz,
Cevdet, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 4. Baskı İstanbul 1996, s. 816; Tekinalp,
Ünal, Banka Hukukunun Esasları, C. I, İstanbul 1988, s. 374 vd.; Doğan, Vahit, Banka
Teminat Mektupları, Ankara 2005., s. 61 vd.; Kahyaoğlu, Emin C., Banka Garantile-
ri, İstanbul 1995, s. 7 vd;
Bkz. Kleiner, Beat, Die Abgrenzung der Garantie von der Bürgschaft und anderen
Vertragstypen; mit besonderer Berücksichtigung des Bankgarantiegeschäftes; Zuri-
ch 1974, s. 31.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.7.2001 tarih ve E.2001/19–534, K.2001/583 sa-
yılı kararı için bkz. Yargı Dünyası, S.67, Temmuz 2001, s. 33 vd.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
55TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Biz de bu çalışmamızda kefalet ve garanti kavramlarını açıkladık-
tan sonra, kefalet ve garanti ayırımının önemini ve bu ayırımda uy-
gulanacak kıstasları, yeri geldikçe Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun
4.7.2001 tarihli kararına da değinmek suretiyle inceleyeceğiz.
KEFALET VE GARANTİ KAVRAMLARI
Kefalet
Kefalet, BK m. 483 hükmünde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kim-
se, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt
eder” şeklinde tanımlanmıştır. Ancak kanundaki bu tanım doktrinde
eleştirilmektedir.
Zira kefil, asıl borcun ödenmesini temin etmeyi taah-
hüt etmemekte, aksine bu borcun ödenmemesi halinde bundan şahsen
sorumlu olmayı taahhüt etmektedir. Ayrıca kanuni tanımda “…borçlu-
nun akdettiği borcun edasını…” ifadesinin kullanılması da yerinde değil-
dir. Zira kefalet ile teminat altına alınan borcun, sözleşme ilişkisinden
doğması şart değildir. Haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya
nafaka borcunda olduğu gibi kanundan doğan ve para ile belirlenebi-
len herhangi bir borç için kefalet altına girilebilmesi mümkündür.
Kanundaki tanıma ilişkin yapılan bu eleştirilerden sonra kefaleti
şu şekilde tanımlamak mümkündür; kefalet, bir kimsenin, asıl borçlu-
nun borcunu ödememesi halinde bu borçtan şahsen sorumlu olmayı
alacaklıya taahhütte ettiği bir sözleşmedir.
Tanımdan da anlaşılacağı
üzere kefalet, kefil, alacaklı ve asıl borçludan oluşan üç köşeli bir hu-
kuki ilişkidir.
Kefalet sözleşmesi, kefil ile alacaklı arasında kurulan bir sözleşme-
dir.
Bu sözleşme ile kefil, alacaklı ile asıl borçlu arasındaki ilişkiden
Bkz.: Tandoğan, Haluk, Borçlar Hukuku-Özel Borç İlişkileri, C. II, Ankara 1987, s. 693;
Aral, Fahrettin, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 6. Baskı Ankara 2006, s. 421; Ya-
vuz, s. 776.
Bucher Eugen, Schweizerisches Obligationenrecht, Besonderer Teil 3. Aufl., Zürich
1988, s. 285 vd.; Reisoğlu, Seza, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Kefalet,
Ankara 1992, s. 2; Grassinger, Gülçin, E., Borçlar Kanuna Göre Kefilin Alacaklıya Karşı
Sahip Olduğu Savunma İmkânları, İstanbul 1996, s. 13; Hatemî, Hüseyin/Serozan,
Rona/Arpacı, Abdülkadir, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul 1992, s. 520-521;
Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 693; Yavuz, s. 776.
Bucher, BT, 287; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 693-694; Aral, Özel Borç İlişkileri,
s. 421; Yavuz, s. 776.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
doğan borcun ödenmemesi halinde bundan şahsen sorumlu olmayı
taahhüt etmektedir. Dolayısıyla kefaletten söz edilebilmesi için, haksız
fiilden, sebepsiz zenginleşmeden, sözleşmeden veya kanundan doğan
“asıl borcun” varolması gerekir. Bunun yanısıra kefil, bu borçtan şah-
sen sorumlu olmayı istemeli ve kefil ile alacaklı bu konuda anlaşma-
lıdır.
10
Kefalet, hukuki niteliği itibariyle fer’i, yani asıl borca bağımlı bir
sözleşmedir.
11
Bu nedenle kefilin borcunun doğumu, varlığını devam
ettirmesi ve sona ermesi asıl borcun varlığına bağlıdır. Kefaletin tali
nitelikte olması ise, kendini adi kefalette göstermektedir
12
. Buna göre
alacaklı, asıl borçluya karşı takip yapıp, bu takip semeresiz kalmadığı
sürece kefile başvuramayacaktır.Ayrıca kefalet de sadece kefil borç al-
tına girdiğinden, kefalet, kural olarak tek tarafa borç yükler.
13
Garanti
Garanti kelimesi günlük hayatta çok sık ve farklı anlamlarda
kullanılmakla beraber garanti sözleşmesi, diğer hukuk sistemlerinde
olduğu gibi Türk Hukuku’nda da, pozitif düzenlemelere doğrudan
konu olmamıştır. Bu nedenle doktrinde garantiye ilişkin farklı ta-
nımlar bulunmaktadır.
14
Kanaatimizce garanti, garanti konusu olayın
gerçekleşmesi üzerine garanti verenin, belli bir miktar parayı garanti
alana ödemeyi taahhüt ettiği bağımsız ve tek tarafa borç yükleyen bir
10
Hatemî/Serozan/Arpacı, s. 521; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 694 vd.; Yavuz,
s. 777 vd..
11
Bucher, BT, 287-288; Hatemî/Serozan/Arpacı, s. 521; Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 422;
Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 695.
12
Reisoğlu, Kefalet, s. 2 vd.; Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 425; Tandoğan, Özel Borç İlişki-
leri II, s. 696-697; Yavuz, s. 780.
13
Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 425; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 694-695; Yavuz, s.
781.
14
Garantiye ilişkin tanımla konusunda bkz. Reusser, Samuel, Der Garantievertrag
und sein Verhältnis zur Bürgschaft und andern Sicherungsverträgen nach schwei-
zerischem Recht, Langenthal 1938, s. 61; Boetius, s. 15-16; Weber, Hansjörg, Kredit-
sicherheiten, Recht der Sicherungsgeschäfte, 7. Neubearbeitete Auflage, München
2002, s. 122; Demuth Peter, Garantievertrag und privative Schuldübernahme in der
neueren deutschen Privatrechtsgeschichte, Diss. , Hamburg 1966, s. 1-2; Tandoğan,
Haluk, Garanti Mukavelesi(Mahiyeti ve Benzeri Muamelelerden Tefriki), Ankara 1959, s.
6 vd.; Reisoğlu, Seza, Garanti Mukavelesi, Ankara 1963, s. 9; Tandoğan, Özel Borç İliş-
kileri II, s. 809; Arkan, Sabih, Teminat Mektubu Veren Bankanın Hukuki Durumu,
Batider 1992, C. XVI, S. 4, s. 60.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
57TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sözleşmedir. Bu tanımlamada öne çıkan hususlar, garanti konusu olay
ve garantinin bağımsızlığıdır.
Garanti konusu olay, önceden belli olmayan ve gerçekleşmesi
garanti alan tarafından arzu edilmeyen bir durumun gerçekleşmesi,
özellikle de edimi garanti edilenin, garanti alana borçlandığı edimi za-
manında ve sözleşmeye uygun bir şekilde yerine getirmemesidir.
15
Garanti verenin borcu, bağımsız (fer’i olmayan) nitelikte bir borç-
tur. Bağımsızlık, garanti verenin garanti alana karşı yükümlendiği
borcun varlığının ve geçerliliğinin, diğer herhangi bir borç ilişkisine
bağlı olmaması ve ondan etkilenmemesi anlamındadır.
16
Bunun sonu-
cu olarak, temel borç ilişkisinden tamamen bağımsız bir borç altına
giren garanti verenin, edimi garanti edilen ile garanti alan arasındaki
temel ilişkinin borçluya tanımış olduğu savunma imkânlarından ya-
rarlanması, kural olarak mümkün değildir.
17
Garanti sözleşmesi, temel ilişkiden bağımsız olmasına rağmen so-
yut borç taahhüdü niteliğinde değildir.
18
Zira garanti sözleşmesi, edi-
15
Bu konuda değerlendirmeler ve çeşitli ayırımlar için bkz. Büsser, Andres, Einreden
und Einwendungen der Bank als Garantin gegenüber dem Zahlungsanspruch des Be-
günstigten; Frieburg Schweiz1997, s. 219 vd.;
16
Bkz. Canaris, Claus-Wilhelm, Bankvertragsrecht, (Handels Gestz BuchStaub Gross-
kommentar 4. Auflage) Berlin-NewYork 1988, s. 754; Kleiner, Beat, Bankgarantie,
4. Aufl., Zürich 1990, s. 7-8; Dohm Jürgen, Bankgarantien im internationalen
Handel, Bern 1985, s. 57; Eberl Borges Christina, Rechtsfragen der Bankga-
rantie im internationalen Wirtschaftsverkehr nach deutschem und schwe-
izerischem Recht, Diss., Baden-Baden 1992, s. 17; Guggenheim Daniel, Die
Verträge der schweizerischen Bankpraxis. 3. Auflage. Zürich 1986, s. 155; Roesle
Eugen A., Die internationale Vereinheitlichung des Rechts der Bankgarantien,
Diss. , Zürich 1983, s. 3; Demuth, s. 2; Büsser, s. 154 vd.; Reisoğlu, Garanti Mu-
kavelesi, s. 19 vd.; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 812 vd.; Tekinalp, s. 376; Ar-
kan, Teminat Mektubu, s. 61; UNCITRAL tarafından yayınlanan Konvansiyon’un 3.
maddesinde ifadesini bulan bağımsızlıkta, garanti verenin borcunun fer’i nitelikte
olmadığına işaret etmektedir. Bkz. Lienesch Irmtraud, Internationale Bankgaranti-
en und die UN-Konvention über unabhängige Garantien und Stand-by Letters of
Credit,Berlin-New York 1999, s. 60-61.
17
Reisoğlu Seza, Banka Teminat Mektupları ve Kontrgarantiler, Ankara 2003, s. 52; Ar-
kan, Teminat Mektubu, s. 61.
18
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında, banka teminat mektuplarının ve
dolayısıyla da garantinin kıymetli evrak olmadığına ve mücerret borç taahhüdü
oluşturmadığına hükmetmiştir. Kararda Yargıtay şu şekilde hüküm vermiştir; “…
Banka teminat mektupları bir kıymetli evrak olmadığı gibi mücerret bir borç taah-
hüdü de değildir. Daima ileride doğabilecek bir rizikoyu ihtiva eder…”. YHGK.
28.02.1990 tarih ve E.1990/6–1 K: 1990/141 sayılı karar için bkz. www.kazanci.com.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mi garanti edilenin, garanti alana karşı yükümlendiği bir borcun, hiç
veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunu teminat altına almaktadır.
Dolayısıyla garanti, teminat sebebinden soyut bir işlem olmayıp, te-
minat amacı (Sicherungszweck) noktasında sebebe bağlı, yani başka bir
işlemin garantisi niteliği taşımaktadır.
19
Garantide, garanti veren, garanti alan ve edimi garanti edilenden
oluşan üçlü bir ilişki söz konusudur. Garanti sözleşmesi, garanti veren
ile garanti alan arasında kurulmaktadır. Bu sözleşmenin tarafı olma-
makla birlikte sözleşmenin kurulmasını sağlayan edimi garanti edilen
ve edimi garanti edilenin garanti sözleşmesinin tarafları ile olan ilişkisi
garanti bakımından büyük önem taşımaktadır.
KEFALET VE GARANTİ AYIRIMININ ÖNEMİ
Somut bir olayda verilen şahsi bir teminat taahhüdünün kefalet
mi yoksa garanti mi olduğu konusunda yapılacak ayırım büyük önem
taşır. Zira şahsi teminatın kefalet veya garanti olarak nitelendirilmesi,
tr. Bir başka kararında Yargıtay “soyutluk” kavramını açıklamaktadır; “…Banka-
lar verdikleri teminat mektupları ile garanti sözleşmesi yapmış olurlar. Garanti
sözleşmesinin asıl borç ilişkisinden bağımsız olması sebebiyle, garanti verenin asıl
borç ilişkisinden doğan def’ileri ileri sürmesi mümkün değildir. Ayrıca, garanti
sözleşmesine konulacak olan şartların geçerliği, bunların sözleşmenin bağımsızlık
özelliğini zedelememesine bağlıdır. … Türk hukukunda, bir kimsenin teminat sağ-
lamak amacıyla (soyut-mücerret) olarak borcun edası için sorumlu olmayı üstlenen
sözleşmelere, garanti sözleşmesi adı verilmektedir. Bankalar, böyle bir sözleşmeyi
teminat veya kontrgaranti mektupları vermek suretiyle yapmakta ve sorumluluk
altına girmektedirler. Garanti ile lehtar veya garanti alan ile onun teminat verdiği
kimse arasındaki ilişkiden etkilenemez. Bunun için de, garanti verenler, yani ban-
kalar, ilk istemde garanti miktarını ödeyeceğine ve asıl kayıtlarla, istenen garantiyi
sağlamaktadırlar. Ancak, garanti sözleşmesine, az önce değinilen ilkeler ve özellikle
bağımsızlık ilkesi ortadan kaldırılmaksızın, garanti sözleşmesi bazı usulü kuralları
bağlanabilir. Eğer, böyle usulü kurallar söz konusu ise, bağımsızlık ilkesini zede-
lememelidir”. Yarg. 11. HD 14.09.1995 T ve E. 1995/3754, K.1995/6288 sayılı kararı
için bkz. www.kazanci.com.tr Kararı değerlendiren Reisoğlu, Yargıtay’ın, “soyut-
mücerret” kavramını, “bağımsız” anlamında kullandığını, aynı paragrafta tekrar
bağımsızlık ilkesinden söz ettiğini belirtmektedir. Bkz. Reisoğlu, Teminat Mektup-
ları, s. 52. Gerçekten de kararın tamamı incelendiğinde, Yargıtay’ın garantinin fer’i
olmadığını vurgulamak için bağımsızlık unsuruna vurgu yaptığı ve soyutluğu da
bağımsızlık anlamında değerlendirdiği anlaşılmaktadır.
19
Canaris, s. 763-764; Reisoğlu, Teminat Mektupları, s. 53-54; Büsser, s. 128; Garantinin
bağımsızlığı ve soyutluğu konusundaki tartışmalar ve değerlendirmeler için bkz.
Kleiner, Bankgarantie, s. 163 vd.; Dohm, s. 66-67; Büsser, s. 207 vd.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
59TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sözleşmenin geçerlilik şartları ve hukuki sonuçları başta olmak üzere
büyük farklılık gösterir.
20
Kefalet ile garanti arasındaki başlıca farklı-
lıkları şu şekilde sıralamak mümkündür;
21
Öncelikle kefalet sözleşmesi kanunda(BK m. 483–503) düzenlen-
miş ve kefili koruyucu birçok hükmü bulunmasına rağmen garanti
sözleşmesi kanuni düzenlemeye konu olmadığı gibi, genel hukuki il-
kelerin dışında garanti vereni koruyucu herhangi bir özel düzenleme
de bulunmamaktadır.
22
20
Garanti ve kefalet arasındaki farklılıklar konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Weber
Von Rolf H., Berner Kommentar Band VI, 1. Abteilung, 6. Teilband. Allgemeine
Bestimmungen, Artikel 110-113 OR., Bern 2002, s. 56 vd.; Kleiner, Die Abgrenzung
der Garantie, s. 30 vd; Demuth, s. 5 vd.; Reisoğlu Seza, Garanti Mukavelesi ve Kefa-
let Münasebeti, II. Ticaret ve Banka Hukuku Haftası (10-18 Mayıs 1961), Ankara 1962,
s. 149 vd.; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 818 vd.; Barlas, Nami, Kredi Kartı İliş-
kisinde Bankaya Karşı Verilen Kişisel Teminatın Niteliğinin Belirlenmesi, Prof. Dr.
Ömer Teoman’a Armağan, C. II, İstanbul 2002, s. 949 vd.
21
Garanti ve kefalet arasındaki bu farklılıklar Yargıtay’ın 2001 tarihli kararında şu
şekilde belirtmiştir; “…Somut olaya girilmeden önce her iki sözleşmenin nitelik-
leri ve farkları üzerinde durulmalıdır. Kişisel (şahsi) teminat sözleşmelerinin alt
kavramlarını oluşturan kefalet ve garanti sözleşmelerinin temel amaçları esas iti-
bariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce alacaklıya şahsi teminat
verilmesidir. Her iki sözleşmede temel amaçları itibari ile aynı hedefe yönelmekle
birlikte gerek doktrinde gerekse bu konudaki uygulamanın öncüsü niteliğindeki
11.6.1969 gün ve 1969/4–6 sayılı içtihadı birleştirme kararındaki belirlemelere göre
şu ana farkları bulunmaktadır; Öncelikle kefalet sözleşmesi BK’nın 484. maddesi
hükmü uyarınca geçerliliği yazılı şekle tabi olması ve ayrıca bu sözleşmede kefilin
sorumlu olacağı belirli bir miktar gösterilmesi gerektiği halde BK’nın 110. Madde-
sindeki ‘Başkasının Fiilini Taahhüt’ başlığı altında düzenlenmiş olan garanti söz-
leşmesi herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi, verilen garantinin belli bir limite
bağlanmış olması da öngörülmemiştir. Öte yandan kefalette BK’nın 497. maddesi
hükmü uyarınca kefil borçluya ait defileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına
sahipken garanti akdinde teminat veren kişiye bu hak tanınmış değildir. Bunların
dışında kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra BK’nın 496. maddesi hük-
mü uyarınca asıl borçluya yasadan ötürü dönme (rücu) hakkı bulunduğu halde
garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmış değildir. Nihayet BK’nın
492. maddesi gereğince kefalette kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve
devamına bağlı iken bir tür üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğini taşıyan garanti
sözleşmesindeki bağımsızlık ilkesi gereğince bu koşullara tabi tutulmamıştır. Bu
farklı hüküm ve sonuçlardan anlaşıldığı üzere garanti veren kişinin sorumluluğu
kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur.
Bu nedenle sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda teminat veren kimsenin
iradesi de bu yönden titizlikle değerlendirilmelidir…”.
22
Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 427; Barlas, s. 950; Turan, Gamze, Garanti Ve Kefalet
Sözleşmeleri Arasındaki Farklar Ve Banka Kredi Kartı Sözleşmelerindeki Şahsi Te-
minatın Niteliği, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.66, Eylül-Ekim 2006, s. 29-30;
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Kefaletin geçerliliği, alacaklı ile borçlu arasındaki temel borç iliş-
kisinin geçerliliğine bağlıdır ve temel borç ilişkisi geçersizse kefalet
de geçersiz olacaktır.
23
Buna karşılık garanti, temel borç ilişkisinden
bağımsız olduğu için, temel borç ilişkisi geçersiz olsa bile, bu durum
garantinin geçerliliğini etkilemez.
24
Ayrıca kefilin sorumluluğu, temel
borç ilişkisinden doğan borcun varlığını sürdürmesine bağlıdır ve
temel borç, herhangi bir nedenle sona ererse kefil de sorumluluktan
kurtulacaktır. Buna karşılık yine garantinin bağımsızlığı nedeniyle te-
mel borç sona ermiş olsa bile garanti veren, sorumlu olmaya devam
edebilir.
25
Ancak, borçlunun taahhüdünü yerine getirmesi veya borcu-
nu ödemesi gibi nedenlerle temel borcun sona ermesi garanti konusu
olayı da sona erdiriyorsa garanti verenin sorumluluğu da doğal olarak
sona erecektir.
Kefalet sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına ve ke-
filin sorumlu olacağı azami miktarın sözleşmede gösterilmesine bağlı
olduğu halde,
26
garanti sözleşmesi bakımından bu tür bir şekil zorun-
luluğu bulunmadığı(BK m. 11) gibi sorumluluğun azami miktarının
gösterilmesi de gerekmez.
27
Garanti sözleşmesi ve özellikle de garanti-
23
Ayrancı, Hasan, “Şekil Şartına Uyulmadan Yapılan Kefalet Sözleşmesinde İfanın
Sonuçları”, AÜHFD 2004, C.53, S. 2, s. 97.
24
Scyboz Georges, Garantievertrag und Bürgschaft, in: Schweizerisches Privatrecht,
Oblıgatıonenrecht besondere Vertragsverhaeltnisse Art 1–529, Herausgeber von
Frank Vischer, Zweiter Halbband, Basel-Stuttgart 1979, s. 323; Büsser, s. 34–35; Tan-
doğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 812 vd.; Tekinalp, s. 376; Reisoğlu, Teminat Mektupları,
s. 54; Arkan, Teminat Mektubu, s. 61.
25
Barlas, s. 950–951.
26
Weber R., s. 57; Ayrancı, s. 98 ve s. 102; Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 427.
27
Weber R., s. 57; Reisoğlu, Teminat Mektupları, s. 75–76; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri
II, s. 818; Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 426-427; Barlas, s. 950. Nitekim Yargıtay bir
kararında şu şekilde hükmetmiştir; “Türk Hukukunda, banka teminat mektupları-
nın bir garanti sözleşmesi olduğu artık yerleşmiş bulunmaktadır. (13.12.1967 gün,
1966/16 esas, 1967/7 karar sayılı ve 11.6.1969 gün, 1969/4-6 sayılı Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Kararları ). Garanti sözleşmesinin oluşması ise bir şekle tabi değildir,
iradelerin birleşmesi yeterlidir. Banka teminat mektubu bir garanti sözleşmesi ola-
rak banka ile muhatap arasındaki iradelerin birleşmesi ile banka için bir yükümlü-
lük doğurur. O halde garanti sözleşmesinin yazılı metni (teminat mektubu), garanti
sözleşmesinin ve kapsamının bir ispat vasıtasından başka bir şey değildir. Binnetice
muhatap ( garanti alan ), usulen mümkün olan diğer herhangi bir delille garanti
sözleşmesinin varlığını kanıtlayabilir. Garanti sözleşmesinin oluşması için muhata-
bın kabul iradesinin varlığı gereklidir. Bu kabul, açık veya zımni olabilir. Muhatap
tarafından kabul edilinceye kadar bankaca düzenlenen teminat mektubu bir icap-
tan ibaret ise de, mektubun muhatabın eline geçmesi ve muhatapça reddedilme-
miş olması zımnen kabulü oluşturur”. Yarg. 11 HD 27.12.1990 T ve E. 1989/4046,
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
61TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nin bir türünün oluşturan banka garantileri de uygulamada yazılı şe-
kilde düzenlenmekte ve genelde de belirli bir meblağı içermektedir. Bu
nedenle uygulama bakımından bu farklılığın önemli olmadığı sonucu
çıkarılabilirse de, teorik bakımdan da olsa bu farklılık mevcuttur. Zira
garanti bakımından teminat veren kişi, sorumlu olacağı azami meblağı
garanti metninde göstermemiş olsa da, taahhüdünün geçerli bir garan-
ti sözleşmesini oluşturduğu kabul edilebilecektir.
Kefil, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan def’i ve itirazların yanı
sıra temel borç ilişkisinden kaynaklanan ve asıl borçluya ait bulunan
def’i ve itirazları da ileri sürme hakkına sahip ve yükümlü iken,
28
ga-
ranti veren, temel borç ilişkisinin borçlusu durumundaki edimi garan-
ti edilene ait def’i ve itirazları kural olarak ileri süremez.
29
Adi kefalette, kefilin sorumlu olması için öncelikle asıl borçlunun
takip edilmesi ve bu takibin semeresiz kalması gerekirken,
30
garantide,
garanti alan garanti konusu olayın gerçekleşmesiyle derhal garanti ve-
rene başvurabilecektir.
31
Kefil, yaptığı ödeme oranında alacaklının haklarına kanunen halef
olur ve asıl borçluya rücu edebilir(BK m. 496). Buna karşılık garanti
veren kanuni halefiyet hakkına sahip bulunmamaktadır.
32
Belirli süreli ve belirsiz süreli kefalet sözleşmeleri için kanunda
kefaletin sona ermesini sağlayan ve kefili kefaletten kurtaran çeşitli
koruyucu düzenlemeler (BK m. 493–494) getirilmiş olmasına karşın
garanti veren bakımından bu tür bir koruyucu düzenleme söz konusu
değildir.
33
Bu farklılıkların yanı sıra bir de garanti verenin BK m. 501 ve BK m.
K.1990/8459 sayılı kararı için bkz. www.kazanci.com.tr
28
Scyboz, s. 387; Grassinger, s. 17; Reisoğlu, Kefalet, s. 169.
29
Zobl Dieter, Die Bankgarantie im schweizerischen Recht, Personelsicherheiten-
Berner Bankrechtstag 1997, Bern 1997, s. 39; Pleyer Klemens, Die Bankgarantıe im
zwischenstaatlichen Handel, WM 2/1973, s. 18; Kleiner, Bankgarantie, s. 196-197;
Lienesch, s. 139; Dohm, s. 108; Tekinalp, s. 393; Arkan, Teminat Mektubu, s. 70; Kah-
yaoğlu, s. 75-76; Barlas, s. 950; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 818; Reisoğlu, Te-
minat Mektupları, s. 77; Doğan, s. 57.
30
Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 425; Reisoğlu, Kefalet, s. 2 vd.; Tandoğan, Özel Borç İlişki-
leri II, s. 696-697; Yavuz, s. 780.
31
Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 818-819.
32
Reisoğlu, Kefalet, s. 213; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 819; Aral, Özel Borç İlişki-
leri, s. 427; Doğan, s. 57; Barlas, s. 950; Reisoğlu, Teminat Mektupları, s. 77.
33
Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 819–820; Reisoğlu, Teminat Mektupları, s. 77.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
503 de kefile tanınmış olan haklardan yararlanma imkânı bulunmadığı
gibi BK m. 502’de öngörülen haber verme yükümlülüğünün garanti
alan açısından bulunmadığı da doktrinde kabul edilmektedir.
34
KEFALET VE GARANTİ AYIRIMINDA UYGULANACAK
KISTASLAR
Genel Olarak
Kefalet ve garanti arasındaki yukarıda değinmiş olduğumuz fark-
lılıklara rağmen bir taahhüdün kefalet mi, yoksa garanti mi olduğunu
belirlemek kolay değildir. Konu doktrinde ve içtihatlarda tartışma-
lıdır. Bir taahhüdün, kefalet veya garanti olduğunu belirlemek için
öncelikle metnin genel yorum ilkeleri çerçevesinde yorumlanması ve
tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandık-
ları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerin araştırılması
gerekir (BK m. 18). Çünkü sözleşme tarafları, sözleşme metinlerinde
garanti ve kefalet kelimelerini kullanmalarına rağmen, bu kelimeleri,
bilinçli bir şekilde ve hukuki anlamında kullanmamaktadırlar. Bu ne-
denle, sözleşme başlığında veya metninde garanti kelimesi kullanıl-
masına rağmen, sözleşmenin niteliğinin kefalet olması söz konusu ola-
bilmektedir. Bundan dolayı sadece tarafların kullandıkları deyimlere
ve başlıklara bakılmaksızın tarafların gerçek iradelerinin araştırılması
gerekir.
35
Garanti ve kefalet arasındaki ayırımı belirlemek için doktrin-
de çeşitli kıstaslar ortaya atılmıştır. Bu kıstasları, temel kıstaslar ve yan
kıstaslar şeklinde ikili bir ayırımla incelemek mümkündür.
36
.
34
Reisoğlu, Teminat Mektupları, s. 78. BK m. 501’de borcun muacceliyet kazanması
halinde kefilin, her zaman alacaklıyı borcun ifasını kabule veya kendisini borçtan
kurtarmaya zorlayabileceği, alacaklının edayı kabul etmemesi veya sahip olduğu
teminatı vermemesi veya devretmemesi halinde kefilin kendiliğinden sorumluluk-
tan kurtulacağı düzenlenmiştir. BK m. 503’de ise, burada sayılan hallerden birinin
gerçekleşmesi durumunda, örneğin kefilin kefaleti kabul ettiği zamana göre daha
çok tehlikeye maruz kalmışsa, kefil borçludan teminat vermesini veya borç muaccel
olmuş ise kendisinin kefaletten kurtulmasını talep edebilmektedir. Bu hükümlerin
yanı sıra BK m 502’de alacaklının, borçlunun iflasını öğrenir öğrenmez kefili haber-
dar etme zorunluluğu getirilmiştir.
35
Aral, Fahrettin, “Banka Teminat Mektuplarının Hukuki Niteliği Ve Kefaletten Fark-
ları”, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ankara 2006, s. 137-138; Oftinger Karl, Über
Bankgarantien, SJZ-38 1942, s. 60-61; Kleiner, Bankgarantie, s. 37; Canaris, s. 761;
Dohm, s. 58;
36
Bu şekilde temel kıstaslar ve yan kıstaslar ayırımı doktrinde Barlas tarafından yapıl-
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
63TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Asli Kıstaslar
Aslilik-Fer’ilik Kıstası
Garanti ve kefaleti birbirinden ayıran ilk ve en önemli kıstas, “as-
lilik-fer’ilik kıstası”dır. Bu kıstasa göre, taahhüt, fer’i nitelikte ise kefa-
let sözleşmesi, fer’i olmayıp asli ve bağımsız bir taahhüt bulunuyorsa
bir garantinin bulunduğu kabul edilmektedir.
37
Bunun sonucu olarak
kefalette kefilin borcu, doğuşu, içeriği, kapsamı ve ileri sürülebilmesi
bakımından asıl borca bağlı bulunmakta ve onun mukadderatını pay-
laşmaktadır. Buna karşılık garantide garanti verenin borcu, temel borç
ilişkisinden bağımsız olup, temel borç ilişkisinin mevcut, geçerli ve
dava edilebilir olmasına bağlı olmadığı gibi garanti veren, sadece borç-
lunun ödeme gücünü değil, aynı zamanda borcun varlığını ve dava
edilebilirliğini de garanti etmektedir.
38
Teminat verenin teminatının fer’i nitelikte mi, yoksa asli nitelikte
mi olduğu konusunda sözleşme metni incelenecek ve bir sonuca varıla-
caktır. Buna göre, teminat veren, açık veya örtülü bir şekilde ancak asıl
borcun varlığı, geçerliliği ve dava edilebilirliğinin bulunması hali için
teminat vermişse, bu taahhüt fer’i nitelikte kabul edilecek ve böylece
mıştır: Bkz. Barlas, s. 955 vd. Biz de konunun ve garanti ile kefalet arasındaki ayırı-
mın daha kolay anlaşılmasını sağlaması bakımından bu şekilde bir ayırımı dikkate
almak suretiyle açıklamalarda bulunacağız. Ayrıca ayırımda başvurulacak kıstaslar
konusunda bkz. Aral, Banka Teminat Mektupları, s. 136 vd.
37
Horn Norbert, Bürgschaften und Garantien zur Zahlung auf erstes Anfordern.
NJW 1980, s. 2154; Gutzwiller Christoph, Bankgarantien als Rechtsöffnungstitel,
SJZ 2003, s. 246-247; Weber H., s. 58; Dohm, s. 57–58; Aral, Banka Teminat Mektup-
ları, s. 136; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 820; Reisoğlu, Kefalet, s. 85; Aral, Özel
Borç İlişkileri, s. 426; Barlas, s. 955–956; Kocaman, Arif B., Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun 4.7.2001 Tarih ve E.2001/19-534, K.2001/583 Sayılı Kararı Üzerine Bir
Değerlendirme-Kredi Kartı İlişkisinde Bankaya Karşı Verilen Kişisel (Şahsi) Temi-
natın Hukuki Niteliği: Garanti mi? Kefalet mi?, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları
Sempozyumu, Ankara 2003, s. 72–73; Reisoğlu, Teminat Mektupları, s. 75; Turan, s.
48. Yargıtay’da garanti ve kefalet ayırımında aslilik-fer’ilik ayırımını kıstas olarak
kabul etmektedir. Özellikle 13.12.1967 tarih ve E.1966/16 K.1967/7(Resmi Gazete
5.4.1968, N.12867) ve 11.06.1969 tarih ve E.1969/4 K.1969/6 (Resmi Gazete 3.10.1969,
N.13317) sayılı içtihadı birleştirme kararlarında Yargıtay bu kıstası uygulamış ve
daha sonra Yargıtay’ın diğer kararları da bu içtihatlar etkisi altında şekillenmiş ve
kökleşmiştir.
38
Von Westphalen Graf, Die Bankgarantie im internationalen Handelsverkehr,
3.Auflage, Heidelberg 2005, s. 33-34; Kleiner, Bankgarantie, s. 32-33; Canaris, s. 760;
Dohm, s. 57–58; Roesle, s. 36; Pleyer, s. 13; Eberl, s. 102-103; Tandoğan, Özel Borç
İlişkileri II, s. 820–821; Barlas, s. 956.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
kefalet sözleşmesinin bulunduğu sonucuna varılacaktır. Buna karşılık
teminat veren, temel borç ilişkisi doğmasa, geçersiz olsa ve sona erse
bile teminat verdiğini belirtirse, bu durumda temel borç ilişkisinden
bağımsız ve asli bir yükümlülüğün bulunduğu kabul edilecek ve temi-
nat, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilecektir. Ancak uygulamada
sözleşme metinleri her zaman bu şekilde bir sonuca varılabilecek ka-
dar açık düzenlenmemektedir. Bu nedenle aslilik ve fer’ilik ayırımını
yapabilmek için doktrinde çeşitli alt kıstaslar benimsenmiştir.
Fer’iliğe ilişkin alt kıstaslardan ilkini “temel borç ilişkisine atıfta bu-
lunulması” oluşturmaktadır. Teminat verenin taahhütte bulunurken,
temel borç ilişkisine atıfta bulunması fer’iliğe karine kabul edilmekte-
dir.
39
Ancak bu kıstas her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Zira te-
mel borç ilişkisine her atıfta bulunulması fer’iliğe işaret etmeyebilir.
40
Zira bazen garanti sözleşmesinde, teminat konusu olayın ne olduğu
tanımlanmaksızın temel borç ilişkisine atıfta bulunulabilmektedir.
Fer’iliğe ilişkin ikinci alt kıstas, “def’i ve itirazların ileri sürülme-
sinden vazgeçilmesi”dir. Taahhütte bulunanın, temel borç ilişkisinden
borçlu lehine doğabilecek def’i ve itirazları ileri sürmekten önceden
ve tamamen vazgeçmesi halinde, taahhüdün, fer’i değil asli bir nite-
lik taşıyacağı doktrinde kabul edilmektedir.
41
Buna karşılık doktrinde
diğer bir görüş, def’i ve itirazları ileri sürmekten feragatin, her zaman
taahhüdün asliliği sonucunu doğurmayacağını kabul etmektedir.
42
Bu görüş sahipleri hukuki dayanak olarak İsviçre Borçlar Kanunu m.
492/4 hükmünü dayanak olarak göstermektedir. Bu hükümde, kanun
tarafından farklı şekilde bir düzenleme getirilmediği sürece, kefilin,
kefalete ilişkin haklardan önceden vazgeçemeyeceği kabul edilmek-
tedir. Türk Borçlar Kanunu’nda bu tür düzenleme bulunmadığı için,
bu dayanak Türk hukuku bakımından önem taşımaz. Ancak bu tür bir
düzenleme bulunmasa bile, teminat verenin bu denli geniş kapsamlı
bir feragatte bulunması ve böylece de kefili koruyucu hükümlerden
yararlanmak istememesi ile bağımsız bir taahhüt altına girmek istediği
39
Tekinalp, s. 380; Kahyaoğlu, s. 33.
40
Zobl, s. 34; Dohm, s. 59; Aral, Banka Teminat Mektupları, s. 138; Tandoğan, Özel Borç
İlişkileri II, s. 820–821; Barlas, s. 956.
41
Aral, Banka Teminat Mektupları, s. 139-140; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 824;
Dohm, s. 60; Zobl, s. 34; Tekinalp, s. 381; Aral, Özel Borç İlişkileri, s. 426-427; Barlas,
s. 959–960; Kocaman, Kişisel Teminat, s. 76–77; Kahyaoğlu, s. 36–37.
42
Görüş sahipleri ve bu konudaki değerlendirmeler için bkz. Barlas, s. 959, dp.45–46.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
65TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ve bunun da teminatın asliliği için yeterli olacağı söylenebilir.
43
Fer’iliğe ilişkin üçüncü alt kıstas ise teminat metninde “ilk talepte”
ödeme kaydının bulunmasıdır. Doktrinde bir görüş, teminat verenin,
alacaklının “ilk talebi” üzerine ödeme yapmayı kabul etmesinin, onun
def’i ve itirazları ileri sürmekten önceden feragat etmesi anlamına gel-
diğini, bu durumunda, taahhüdün asliliğine ve garanti sözleşmesine
işaret ettiğini kabul etmektedir.
44
Buna karşılık doktrindeki diğer bir
görüş, “ilk talepte” ödeme kaydının, ödemenin gecikmeksizin yapılma-
sını sağlamaya yönelik olduğunu ve tek başına def’i ve itirazları ileri
sürmekten önceden feragat etmek anlamına gelmediğini kabul etmek-
tedir.
45
Kanaatimizce bir şahsi teminat taahhüdünde “ilk talepte” öde-
me kaydının bulunması garantinin her halükarda ve her şartta ödene-
ceği anlamına gelmez. Bu ifade, sadece teminat bedelinin ödenmesi
talebinde bulunulmasından sonra derhal ve gecikmeksizin ödeneceği
anlamına gelir. Bu nedenle “ilk talepte” ödeme kaydının varlığı, doğru-
dan asli bir taahhüdün bulunduğuna işaret etmez. Açıklanan neden-
lerle ikinci görüşe üstünlük tanımak gerekir.
Teminat Verenin Özel Menfaatinin Bulunması Kıstası
Garanti ve kefaleti birbirinden ayıran temel kıstaslardan ikincisini,
“teminat verenin özel menfaatinin bulunması” oluşturmaktadır. Bu kıs-
tasa göre, garanti sözleşmesinde garanti veren, garanti alanı belli bir
hareket tarzına yöneltmekte çoğu zaman özel bir menfaate sahipken,
kefalet sözleşmesinde kefil, çoğunlukla hatır için ve özel bir menfaati
bulunmaksızın kefalet vermektedir.
46
Doktrindeki bir başka görüş ise, özel menfaatin bulunması kısta-
sının garanti ve kefaleti ayırmada bir kriter olarak kullanılamayacağı,
kefilinde garanti veren gibi, teminat vermede menfaatinin bulunabile-
ceğini kabul etmektedir.
47
43
Barlas, s. 959–960.
44
Kleiner, Bankgarantie, s. 46; Zobl, s. 37; Dohm, s. 60; Guggenheim, s. 148; Aral, Ban-
ka Teminat Mektupları, s. 141; Kocaman, Arif B., “Banka Teminat Mektuplarının Hu-
kuki Niteliği Üzerine”, Batider, 1990, C. XV, S. 3, s. 56; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri
II, s. 824; Tekinalp, s. 381; Arkan, Teminat Mektubu, s. 63 vd.; Kahyaoğlu, s. 36.
45
Barlas, s. 961.
46
Zobl, s. 34; Oftinger, s. 60; Kocaman, Kişisel Teminat, s. 77; Kahyaoğlu, s. 39–40.
47
Kleiner, Bankgarantie, s. 60 vd.; Reusser, s. 114; Aral, Banka Teminat Mektupları, s.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Bu konudaki diğer bir görüş ise, bu kıstasın tek başına dikkate
alınmaması gerektiği, diğer kıstasların kullanılması sonucuna varıla-
maması halinde yardımcı bir kıstas olarak kullanılması gerektiğini ka-
bul etmektedir.
48
3.Kişiye-Sonuca Yönelik İlgi Kıstası
Garanti ve kefaleti birbirinden ayıran temel kıstaslardan bir diğeri-
ni, “kişiye-sonuca yönelik ilgi” oluşturur. Bu kıstasa göre teminat veren,
asıl borçlunun kişiliğini göz önünde bulundurmak suretiyle hareket
ediyorsa kefalet, buna karşılık teminat veren, asıl borçlunun kişiliği
ile ilgilenmeksizin, belirli bir sonucu hedef olarak tutmuşsa garantinin
varlığı kabul edilecektir.
49
Bu kıstas da doktrinde eleştirilmekte ve hem
kefalette hem de garantide, teminat verilen kişinin kişilik özellikleri
dikkate alınmak suretiyle teminat verildiği gibi, belirli bir sonucun he-
def tutulmasının da mümkün olabileceği savunulmaktadır.
50
4. Aynen İfa ve Tazminat Ödeme Yükümlülüğü Kıstası
Temel kıstaslardan bir diğeri ise, “aynen ifa ve tazminat ödeme yü-
kümlülüğü” kıstasıdır. Bu kıstasa göre, kefalet sözleşmesinde kefil, asıl
borcun ifasını üstlenmekte, yani asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi
durumunda ifayı onun yerine üstlenirken, garanti sözleşmesinde ga-
ranti veren, sadece tazminat ödeme borcu altına girmektedir.
51
İleri sü-
rülen bu kıstas, kefalet hukukunun temel kavramlarına ters düştüğü
için doktrinde eleştirilmekte ve kıstas olarak dikkate alınamayacağı
belirtilmektedir.
52
Zira kefalet sözleşmesinde kefil, hiçbir şekilde asıl
borçlunun borcunu üstlenmemekte, sadece alacaklının ifaya ilişkin
menfaatinin gerçekleşmemesi halinde belirli bir miktardaki parayı
ödemeyi üzerine almaktadır.
53
Kanaatimizce ne kefilin, aynen ifa yü-
142.
48
Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 828; Reisoğlu, Garanti Mukavelesi, s. 81–82; Barlas,
s. 962.
49
Reisoğlu, Garanti Mukavelesi, s. 82 vd.
50
Barlas, s. 963.
51
Oftinger, s. 60.
52
Kleiner, Bankgarantie, s. 76; Reusser, s. 25 vd.; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s.
829; Reisoğlu, Garanti Mukavelesi, s. 72–73; Tekinalp, s. 381.
53
Barlas, s. 964.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
67TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
kümlüğünün bulunduğu ne de garanti verenini, tazminat yükümlülü-
ğünün bulunduğu kabul edilebilir.
Yan Kıstaslar
Yukarıda belirtilen temel kıstasların yanı sıra garanti ve kefaleti
birbirinden ayırmaya yönelik bazı yan kıstaslar doktrinde kabul edil-
mektedir.
54
Teminat verenin asıl borçlu ile birlikte müteselsil sorumlu
olduğu belirtilmişse; teminat taahhüdünde, taahhütte bulunanın rücu
hakkını ancak, alacaklı tamamen tatmin edildikten sonra kullanılabile-
ceği belirtilmişse; teminat veren, alacaklıya karşı ancak asıl borçlunun
borcunu kusurlu bir şekilde ifa etmemesi hali için sorumluluk üstlen-
mişse; sözleşme metninde kefalete ilişkin kanuni hükümlere atıfta bu-
lunulmuşsa ve teminat veren, peşin dava def’i ile bölme def’ini ileri
sürmekten feragat etmişse, bu durumların taahhüdün fer’iliğine kari-
ne teşkil edeceği ve teminatın kefalet olarak nitelendirilmesi gerektiği
savunulmaktadır.
55
Buna karşılık MTO’nun Birörnek kurallarına atıfta
bulunulması ve teminat verenin, edimin ifa edilmediğini gösteren bir
kişiden veya bir kurumdan verilmiş bir belgenin ibrazı üzerine ödeme-
de bulunacağının kararlaştırılması halinde bu durumların, taahhüdün
asli ve bağımsız olduğuna karine teşkil edeceği ve teminatın garanti
sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
56
Şüphe Halinde Kefaletin Bulunduğu Karinesi
Garanti ve kefaleti birbirinden ayırmaya yönelik temel ve yan kıs-
tasların kullanılmasına rağmen hukuki nitelendirmede tereddütler
bulunması halinde, yani “şüphe halinde kefalet” sözleşmesinin bulun-
duğu karine olarak kabul edilmektedir.
57
Kefalet sözleşmesi, kanuni
düzenlemeye konu olduğu ve kefili koruyucu nitelikte hükümler içer-
diğinden dolayı kefalet sözleşmesinin kabulü teminat veren açısından
54
Yan kıstaslar konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Barlas, s. 964 vd.
55
Kleiner, Bankgarantie, s. 54 vd.; Oftinger, s. 61; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s.
823 vd.; Tekinalp, s. 381; Kahyaoğlu, s. 38 vd.
56
Dohm, s. 60–61; Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 825; Tekinalp, s. 381; Barlas, s.
966; Kahyaoğlu, s. 32–33.
57
Canaris, s. 762–763; Dohm, s. 62; Zobl, s. 35; Aral, Banka Teminat Mektupları, s. 143;
Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, s. 832; Reisoğlu, Garanti Mukavelesi, s. 88; Tekinalp,
s. 381; Barlas, s. 967–968; Kocaman, Kişisel Teminat, s. 74–75.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
avantajlı durum oluşturur. Ayrıca gerçek kişilerin teminat taahhütle-
rinin kefalet karinesinin kabul edilmesi noktasında etkili olacağı savu-
nulmaktadır.
58
Buna karşılık, harici garantiler ve bankalar tarafından
verilen garantiler bakımından bu kuralın uygulanmaması gerektiği ve
tam tersine bağımsız bir taahhüdün ve böylece de garanti sözleşmesi-
nin bulunduğu doktrinde kabul edilmektedir.
59
KEFALET VE GARANTİ AYIRIMINA İLİŞKİN
KISTASLARIN SOMUT OLAYA UYGULANMASI
Kefalet ve garanti ayırımı konusundaki tartışmanın son dönemde
güncellik kazanmasına neden olan ve ayırıma ilişkin kıstasların somut
olaya uygulanmak suretiyle ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiği ka-
rar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.7.2001 tarihli kararıdır. Bizde
bu başlık altında kefalet ve garanti ayırımı konusundaki kıstasların so-
mut olaya uygulanmasını Yargıtay kararı çerçevesinde değerlendire-
ceğiz.
Uyuşmazlık Konusu Olay
Uyuşmazlık konusu olay, bankadan bir kredi kartı alan ve harca-
malarından kullanan müşterinin, bankaya olan borcunu ödememesi
üzerine, banka tarafından teminat veren kişi aleyhine icra takibine gi-
rişilmesidir. Bankanın icra takibi üzerine teminat veren kişi icra takibi-
ne itiraz etmiş ve bunun üzerine banka tarafından itirazın kaldırılması
amacıyla dava açılmıştır. Uyuşmazlık özellikle, hakkında icra takibi
başlatılan gerçek kişinin, bankaya karşı verdiği teminatın kefalet mi,
yoksa garanti mi olduğu noktasındadır.
Teminat veren kişinin beyanı, banka ile müşterisi arasında kuru-
lan kredi kartı sözleşmesinin hemen arkasına konulan ve “Garanti Şer-
hi” başlığı altına yer almaktadır. Şahsi teminat aşağıdaki şekilde ifade
edilmiştir;
“Bu sözleşmede yer alan hükümlere göre bankomat 7/24 kart hamili ve
ortak kart hamillerinin yükümlülüklerini doğmuş ve doğacak tüm borçları-
58
Dohm, s. 62–63; Zobl, s. 35; Kocaman, Kişisel Teminat, s. 75.
59
Zobl, s. 35; Aral, Banka Teminat Mektupları, s. 143; Kocaman, Kişisel Teminat, s. 75;
Barlas, s. 968.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
69TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nı garanti ettiğinden bu kredi sözleşmesinde belirtilen limitlerin bankaca tek
taraflı olarak veya hamilinin talebi üzerine tespiti ve artırılması veya kart
türünün değiştirilmesi ve kartın yenilenmesi bankomat7/24 kartın kaybedil-
mesi, çalınması, şifrenin deşifre edilmesi hallerinde doğacak borçlar da dâhil
olmak üzere bankaca ödenmesi istenecek meblağların herhangi bir limite bağlı
olmaksızın protesto çekmeye hüküm elde etmeye ve kart hamilinin rızasını
almaya gerek olmaksızın ve bu borçlular ile bankanız arasında ortaya çıkacak
herhangi bir uyuşmazlık ve bunun akıbet ve kanuni neticelerini dikkate al-
maksızın bankanızın ilk yazılı talebi ve talep tarihinden ödeme tarihine kadar
geçecek günlere ait bankanın uyguladığı akdi kredi faizinin %50 artırılması
suretiyle hesaplanacak faizi, komisyon; banka ve sigorta muameleleri vergisi,
kaynak kullanım destekleme fonu ve diğer her türlü masrafları birlikte ödeme-
yi gayri kabili rücu olarak kabul ederim”.
Uyuşmazlık önüne gelen ilk derece mahkemesi söz konusu temi-
nat beyanını, kefalet olarak nitelendirmesine karşılık, özel daire garan-
ti sözleşmesinin bulunduğu sonucuna varmıştır. İlk derece mahkeme-
sinin direnmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 4.7.2001 tarihli
kararında yukarıda saymış olduğumuz kıstasları olaya uygulamak
suretiyle kredi kartı için verilen şahsi teminatı kefalet olarak nitelen-
dirmiştir.
Kıstasların Somut Olaya Uygulanması
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, kefalet ve garanti ayırı-
mına ilişkin kıstaslar konusunda yardımcı kıstaslar ve ana kıstasları
şeklinde ikili bir ayırım yapmak suretiyle somut olaya uygulanacak
kıstaslar sıralanmaktadır.
Yardımcı kıstaslara ilişkin olarak şu değerlendirme yapılmaktadır;
“…bunlar ana hatları itibariyle sözleşmede kullanılan deyimler üstlenilen ri-
zikonun niteliği borçlu yerine ifa veya tazminat ödeme yükümlülüğü para
borcunun tekeffülü veya bir fiilin tekeffülü gibi kriterlerdir. Bunlar aşağıda
belirtilecek ana kıstasların yanında kullanılması mümkün olan feri nitelikteki
kriterlerdir”.
Ana kıstaslara konusunda ise şu ayırımlar yapılmaktadır; “…bun-
lardan ilki asli-feri yükümlülük kriteridir. Buna göre garanti veren bağım-
sız bir borç altına girmekte olup bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi
yoktur. Kefalette ise asıl olan bir başka borcun (temel ilişki) olması ve verilen
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Doktrine göre de bir başka
borç ilişkisinde yollamada bulunulması ferilik karinesini teşkil eder. Ana kıs-
taslardan ikincisi yükümlülüğün kapsam ve niteliği teşkil eder. Buna göre
asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet asıl
borçlunun borcunu aşabilecek bir başka deyişle lehine taahhüt altına girilen
alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise
garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Ana kıstaslardan bir
diğeri ise menfaat kıstası olup buna göre kefalet ilişkisinde kefalet verenin
bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde garanti sözleşmesinde ilke
olarak böyle bir teminat verenin yararı olduğudur. Nihayet ana kıstaslardan
bir diğeri ise kişiye yönelik teminat verme kıstası olup buna göre temina-
tın bir kişi göz önüne tutularak verilmesi kefalete işaret olacak böyle değil de
objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilme-
si halinde garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir…”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu saymış olduğu bu kıstasları somut
olaya uygularken şu değerlendirmelerde bulunmuştur.
‘Garanti Şerhi’ beyanı ve bu beyanda kullanılan sözcük ve deyimle-
ri feri kıstaslardan olan sözleşmede kullanılan deyimler kıstasına göre
ilk bakışta bir garanti akdinin oluştuğu intibaı bırakıyor ise de sadece
bu deyim ve sözcüklere dayanılarak sözleşmenin niteliğinin belirlen-
mesi doğru olmayacağı gibi mümkün de değildir. Nitekim yukarıda
değinilen 11.6.1969 gün ve 4/6 sayılı İBK’da da banka talimat mektup-
ların da kullanılan kefalet sözcüğü vurgulamasına rağmen bu ilişkinin
bir kefalet değil garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu açık bir şekilde
kabul edilmiştir.
Davalının garanti beyanı kredi kartı sözleşmesinin hemen altına
alınmış ve bu beyanın başlangıcında da kredi sözleşmesine yollama
yapılarak bu sözleşmeden doğan ve doğacak borçlar için davalıdan te-
minat beyanı alınmış olmakla garanti beyanı asli unsur olmaktan çık-
mış ve feri nitelik yani kefalet amacına yönelik olduğu intibaı borçluya
vermiş bulunmaktadır.
Teminat veren kimsenin bu sözleşmeyi yapmakta menfaati oldu-
ğu belirlenemediği gibi bu husus davacı bankaca da ileri sürülüp ka-
nıtlanabilmiş değildir.
Kişiye yönelik teminat verme amacı gerek sözleşme gerekse ga-
ranti beyanından açıkça anlaşılmaktadır. Zira verilen teminat kredi
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
71TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sözleşmesinin müşterisi ve asıl borçlusu … isimli kişinin borçlarını
karşılamaya yöneliktir. Bağımsız ve objektif bir amaca yönelik teminat
verilmiş değildir.
Hiçbir menfaati olmayan ticari bir gaye gütmeyen sadece dosta-
ne ilişkiler nedeniyle tüketime yönelik banka kredi kartı kullanmasına
imkan tanımak için verilen teminatın amacına aykırı olarak yorumlan-
ması yasanın yukarıda anılan hükmüne aykırılık teşkil eder. Nitekim
İsviçre Federal Mahkemesi de 17 Kasım 1987 de verdiği bir kararda
gerçek kişiler tarafından verilen garantilerin daha ziyade kefalet ola-
rak görünmeleri gerektiğini ifade etmiştir.
Tüm ana kıstasların uygulanması sonucu davalının garanti beyanı
adı altındaki beyanlarının bir garanti sözleşmesi amacı ile değil kefa-
let amacı ile verildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. BK’nın 18. maddesi
uyarınca da davalının bu iradesinin bir kefalet amacına yönelik oldu-
ğunun kabulü gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararı doktrinde eleştiril-
miştir.
60
Barlas, yardımcı kıstaslar olarak anılan kıstasların çok eski olduğu
ve bu kıstasların modern uygulama ve doktrinde artık kullanılmadığı;
fer’ilik kıstasını uygularken bir başka borç ilişkisine atıfta bulunulma-
sı olgusuna büyük değer atfedilmesinin ve bunun tek başına fer’iliğe
karine olarak görülmesinin hatalı olduğu; kişiye ve sonuca yönelik ilgi
kıstasının temel kıstas olarak dikkate alınmasının isabetsiz olduğu;
gerçek kişiler tarafından verilen teminatların kefalet olarak nitelendi-
rilmesine ilişkin yardımcı kıstasın hatalı bir şekilde uygulandığını ileri
sürmektedir.
61
Yazar, Yargıtay’ın gerekçelerini eleştirmekle birlikte,
hem aslilik hem de fer’iliğe ilişkin unsurların olayda bir arada mevcut
olmasına rağmen şüphe hali bulunduğu için kefalet karinesinin uygu-
lanması suretiyle kefaletin kabulü gerektiği sonucuna varmaktadır.
62
Kocaman, Yargıtay’ın gerekçelerini teorik bakımdan yeterli zen-
ginliğe ulaşmamış olmasına rağmen vardığı sonuç itibariyle isabetli
60
Barlas, s. 981 vd.; Kocaman, Kişisel Teminat, s. 78 vd.; Arkan, Sabih, “Kredi Kartıyla
İlgili Olarak Verilen Güvencenin Hukuki Niteliği (HGK’nın 4.7.2001 Tarihli Kara-
rının Eleştirisi, Bilgi Toplumunda Hukuk”, Ünal Tekinalp’e Armağan, C. I, İstanbul
2003, s. 985 vd.
61
Barlas, s. 981–989.
62
Barlas, s. 988–989.
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
olduğunu belirtmektedir.
63
Yazar, dava konusu olayda temel ilişkiye
atıfta bulunulmakla birlikte, teminat temel ilişkinin geçerliliğine bağlı
kılınmadığından bir başka borç ilişkisine atıfta bulunulmasının fer’ilik
lehine kesin bir sonuç vermeyeceğini, ayrıca aslilik lehine de kesin
sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı; bir veya birkaç kıstasın kulla-
nılmasına rağmen bir sonuca varmanın mümkün olmaması nedeniyle
kefilin korunması düşüncesinden hareketle şüphe halinde kefaletin
kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır.
64
Arkan, sadece teminat verilmesine neden olan ilişkiye, yani temel
borç ilişkisine atıfta bulunulmuş olmasına bakılarak kefaletin varlığına
karar verilememesi gerektiğini; ayırımda dikkate alınması gereken esas
unsurun üstlenilen yükümlülük ile temel borç ilişkisi arasında sıkı bir
bağlılığın varlığı olması gerektiğini; kişisel menfaatin varlığının başlı
başına belirleyici bir kıstas olamayacağını ve Hukuk Genel Kurulu’nun
kararında belirtilen diğer gerekçelerle buradaki taahhüdün kefalet ola-
rak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını vurgulamış, fakat garanti
sözcüğünün günlük hayatta kefaleti ifade etmek üzere kullanıldığını
dikkate almak suretiyle teminat veren kişinin, bu taahhüdünü dürüst-
lük kuralı çerçevesinde kefalet olarak algılaması ve değerlendirmesi
halinde kefaletin varlığının kabulünün gerektiğini ifade etmiştir.
65
Değerlendirme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, sözleşmenin adında ve
sözleşme metninde kullanılan deyimlerden hareketle sözleşmenin ni-
teliğinin belirlenemeyeceğine ilişkin değerlendirmesi isabetlidir. Zira
bir taahhüdün, kefalet veya garanti olduğunu belirlenirken, sadece ta-
rafların kullandıkları deyimlere ve başlıklara bakılmaksızın tarafların
gerçek iradelerinin araştırılması gerekir.
İkinci olarak Yargıtay’ın karar verirken öncelikle “aslilik-fer’ilik”
kıstasını uygulaması yerindedir. Ancak, sözleşme metnini bu kıstas
bakımından değerlendirirken, sadece fer’iliğe işaret eden noktaları
nazara almasına karşın, asil ve bağımsız nitelikte bir taahhüdün bu-
lunduğuna işaret eden hususlarda herhangi bir değerlendirme yap-
63
Kocaman, Kişisel Teminat, s. 84.
64
Kocaman, Kişisel Teminat, s. 79-83.
65
Arkan, Armağan, s. 986-990.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
73TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mamış olması karar bakımından bir eksikliktir. Zira garanti metninde
kullanılan, “…bankaca ödenmesi istenecek meblağların herhangi bir limite
bağlı olmaksızın…”, “ protesto çekmeye hüküm elde etmeye ve kart hamilinin
rızasını almaya gerek olmaksızın…”, “…borçlular ile bankanız arasında or-
taya çıkacak herhangi bir uyuşmazlık ve bunun akıbet ve kanuni neticelerini
dikkate almaksızın…” ve “…bankanızın ilk yazılı talebi…” ifadeleri asli ve
bağımsız bir taahhüdün varlığına işaret etmektedir. Bu ibarelerin var-
lığı nedeniyle teminatın, garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu sonu-
cuna varılabilecektir. Ancak kullanılan bu ibarelerin yanısıra Yargıtay
kararında da değerlendirmesi yapılan ve fer’iliğin varlığına işaret eden
ifadelerin bulunması, garantinin varlığını şüpheli hale getirmektedir.
Teminatın niteliğine ilişkin şüphenin bulunduğu bir durumda da söz-
leşmenin garanti olarak nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır.
Kanaatimizce, sözleşme metninde hem asli ve bağımsız nitelikte
bir sözleşmenin bulunduğuna hem de fer’i nitelikte bir sözleşmenin
bulunduğuna yönelik ibareler yer almaktadır. Bu durum ise, teminatın
nitelendirilmesi konusunda şüpheye neden olmaktadır. Şüphe halinin
bulunmasından ve teminat taahhüdünde bulunanın bir gerçek kişi ol-
masından dolayı, “şüphe halinde kefalet” karinesi uyarınca kefalet söz-
leşmesinin varlığı kabul edilmelidir.
SONUÇ
Kanaatimizce, bir teminat sözleşmesinin hukuki niteliğinin, kefa-
let mi, yoksa garanti mi olduğunu belirlerken dikkate alınması gereken
asıl kıstasın “aslilik-fer’ilik kıstası” olması gerekir. Buna göre taahhüt,
fer’i nitelikte ise kefaletin, fer’i olmayıp asli ve bağımsız bir taahhüt
bulunuyorsa garantinin bulunduğu kabul edilmelidir. Diğer kıstaslar
ise, teminatın asli mi yoksa fer’i mi olduğunun belirlenmesinde kulla-
nılmalıdır.
Asli ve yan bütün kıstasların kullanılmasına rağmen bir sonuca
varılamaması durumunda, kefalet, kanuni düzenlemeye konu oldu-
ğu ve kefili koruyucu nitelikte hükümler içerdiğinden, “şüphe halin-
de kefalet” prensibi uyarınca hareket edilerek, gerçek kişilerin teminat
taahhütlerinin kefalet olduğu sonucuna varılmalıdır. Nitekim Borçlar
Kanunu Tasarısı’nda da getirilen bir hüküm ile, kişisel güvence veril-
mesine ilişkin olarak gerçek kişilerce yapılan başka ad altında yapılan
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sözleşmeler bakımından, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin
rızasına ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulacağı kabul edilmekte-
dir (Tasarı m. 603). Tasarı’daki bu hüküm de yukarıda varmış olduğu-
muz sonucu destekler mahiyettedir.
Harici garantiler ve bankalar tarafından verilen garantiler bakı-
mından ise, “şüphe halinde kefalet” prensibi uygulanmamalı, aksine bu
tür bir durumun varlığı halinde bağımsız bir taahhüdün ve böylece de
garanti sözleşmesinin bulunduğu kabul edilmelidir.
KAYNAKLAR
ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 6. Baskı Ankara 2006.
(Aral, Özel Borç İlişkileri).
ARAL, Fahrettin, “Banka Teminat Mektuplarının Hukuki Niteliği ve Kefa-
letten Farkları”, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ankara 2006, s.131-145
(Aral, Banka Teminat Mektupları).
ARKAN, Sabih, “Teminat Mektubu Veren Bankanın Hukuki Durumu”, Bati-
der, 1992, C.XVI, S.4, s. 59-84 (Arkan, Teminat Mektubu).
ARKAN, Sabih, “Kredi Kartıyla İlgili Olarak Verilen Güvencenin Hukuki Ni-
teliği (HGK’nın 4.7.2001 Tarihli Kararının Eleştirisi, Bilgi Toplumunda
Hukuk”, Ünal Tekinalp’e Armağan, C. I, İstanbul 2003, s. 983-991 (Arkan,
Armağan).
AYRANCI, Hasan, Şekil Şartına Uyulmadan Yapılan Kefalet Sözleşmesinde İfanın
Sonuçları, AÜHFD 2004, C. 53, S.2, s. 95-120.
BARLAS, Nami, “Kredi Kartı İlişkisinde Bankaya Karşı Verilen Kişisel Temi-
natın Niteliğinin Belirlenmesi”, Prof. Dr. Ömer Teoman’a Armağan, C. II,
İstanbul 2002, s. 937-989.
BOETIUS, Jan, Der Garantievertrag, München 1966.
BUCHER, Eugen, Schweizerisches Obligationenrecht Algemeiner Teil ohne De-
liktsrecht, 2. Aufl., Zürich 1988, (Bucher, AT)
BUCHER, Eugen, Schweizerisches Obligationenrecht, Besonderer Teil 3.
Aufl., Zürich 1988, (Bucher, BT)
BÜSSER, Andres, Einreden und Einwendungen der Bank als Garantin gege-
nüber dem Zahlungsanspruch des Begünstigten; Frieburg Schweiz1997.
CANARIS, Claus-Wilhelm, Bankvertragsrecht, (Handels Gestz BuchStaub
Grosskommentar 4. Auflage) Berlin-NewYork 1988.
DEMUTH, Peter, Garantievertrag und privative Schuldübernahme in der
neueren deutschen Privatrechtsgeschichte, Diss., Hamburg 1966.
hakemli makaleler Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ
75TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
DOĞAN, Vahit, Banka Teminat Mektupları, Ankara 2005.
DOHM, Jürgen, Bankgarantien im internationalen Handel, Bern 1985.
EBERL, Borges Christina, Rechtsfragen der Bankgarantie im internationalen
Wirtschaftsverkehr nach deutschem und schweizerischem Recht, Diss.,
Baden-Baden 1992
EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası İstanbul 2006.
GRASSINGER, Gülçin E., Borçlar Kanuna Göre Kefilin Alacaklıya Karşı Sahip Ol-
duğu Savunma İmkânları, İstanbul 1996
GUGGENHEIM Daniel, Die Verträge der schweizerischen Bankpraxis, 3. Aufla-
ge. Zürich 1986.
GUTZWILLER, Christoph, Bankgarantien als Rechtsöffnungstitel, SJZ 2003,
s.245-250.
HATEMÎ Hüseyin/SEROZAN Rona/ARPACI Abdülkadir, Borçlar Hukuku
Özel Bölüm, İstanbul 1992.
HORN, Norbert, Bürgschaften und Garantien zur Zahlung auf erstes Anfor-
dern. NJW 1980, s. 2153-2159.
KAHYAOĞLU, Emin C., Banka Garantileri, İstanbul 1995.
KLEINER, Beat, Die Abgrenzung der Garantie von der Bürgschaft und ande-
ren Vertragstypen; mit besonderer Berücksichtigung des Bankgarantie-
geschäftes; Zurich 1974. (Kleiner, Die Abgrenzung der Garantie).
KLEINER, Beat, Bankgarantie, 4. Aufl., Zürich 1990 (Kleiner, Bankgarantie).
KOCAMAN, Arif B., “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 4.7.2001 Tarih ve
E.2001/19-534, K.2001/583 Sayılı Kararı Üzerine Bir Değerlendirme-Kre-
di Kartı İlişkisinde Bankaya Karşı Verilen Kişisel (Şahsi) Teminatın Hu-
kuki Niteliği: Garanti mi? Kefalet mi?,” Ticaret Hukuku ve Yargıtay Karar-
ları Sempozyumu, Ankara 2003, s.67-94. (Kocaman, Kişisel Teminat).
KOCAMAN, Arif B., “Banka Teminat Mektuplarının Hukuki Niteliği Üzeri-
ne”, Batider, 1990, C.XV, S.3, s.49-66 (Kocaman, Banka Teminat Mektup-
ları).
KUNTALP, Erden, “Teminat Kavramı, Teminat Türleri Ve Bunlardan Doğan
Sorumluluk”, Prof. Dr. Reha Poroy’a Armağan, İstanbul 1995, s.263-299.
LIENESCH, Irmtraud, Internationale Bankgarantien und die UN-Konvention
über unabhängige Garantien und Stand-by Letters of Credit,Berlin-New
York 1999.
OFTINGER, Karl, Über Bankgarantien, SJZ-38 1942; s.58 vd.
PLEYER, Klemens, Die Bankgarantıe im zwischenstaatlichen Handel, WM 2/1973,
s.1-26.
REİSOĞLU, Seza, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Kefalet, Ankara
1992 (Reisoğlu, Kefalet).
Ferhat CANPOLAT/Seçkin TOPUZ hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
REİSOĞLU, Seza, “Garanti Mukavelesi ve Kefalet Münasebeti”, II. Ticaret ve
Banka Hukuku Haftası (10-18 Mayıs 1961), Ankara 1962, s.147-173. (Reisoğ-
lu, Kefalet Münasebeti).
REİSOĞLU, Seza, Garanti Mukavelesi, Ankara 1963 (Reisoğlu, Garanti Muka-
velesi).
REİSOĞLU, Seza, Banka Teminat Mektupları ve Kontrgarantiler, Ankara 2003
(Reisoğlu, Teminat Mektupları).
REUSSER, Samuel, Der Garantievertrag und sein Verhältnis zur Bürgschaft
und andern Sicherungsverträgen nach schweizerischem Recht, Langen-
thal 1938.
ROESLE, Eugen A., Die internationale Vereinheitlichung des Rechts der Bankga-
rantien, Diss., Zürich 1983.
SCYBOZ, Georges, Garantievertrag und Bürgschaft, in: Schweizerisches Privat-
recht, Oblıgatıonenrecht besondere Vertragsverhaeltnisse Art 1–529, Heraus-
geber von Frank Vischer, Zweiter Halbband, Basel-Stuttgart 1979.
TANDOĞAN, Haluk , Borçlar Hukuku-Özel Borç İlişkileri, C.II, Ankara 1987
(Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II).
TANDOĞAN, Haluk, Garanti Mukavelesi (Mahiyeti ve Benzeri Muamelelerden
Tefriki), Ankara 1959, (Tandoğan, Garanti Mukavelesi).
TEKİNALP, Ünal, Banka Hukukunun Esasları, C.I, İstanbul 1988.
TURAN, Gamze, “Garanti ve Kefalet Sözleşmeleri Arasındaki Farklar Ve
Banka Kredi Kartı Sözleşmelerindeki Şahsi Teminatın Niteliği”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi, S. 66, Eylül-Ekim 2006, s. 27-50.
Von WESTPHALEN, Graf, Die Bankgarantie im internationalen Handelsverkehr,
3. Auflage, Heidelberg 2005.
WEBER, Hansjörg, Kreditsicherheiten, Recht der Sicherungsgeschäfte, 7. Neubear-
beitete Auflage, München 2002.
WEBER, Von Rolf H., Berner Kommentar Band VI, 1. Abteilung, 6. Teilband.
Allgemeine Bestimmungen.Artikel 110-113 OR., Bern 2002.
YAVUZ, Cevdet, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 4. Baskı İstanbul 1996.
ZOBL, Dieter, Die Bankgarantie im schweizerischen Recht, Personelsicherhe-
iten- Berner Bankrechtstag 1997, Bern 1997; s.23-53.