hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
37TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Giriş
Sağlıksız bir kentleşmenin yaşandığı ülkemizde günlük hayatın
seyri içinde her gün birçok sorunla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Yol-
ların bozuk olması, bitmeyen altyapı çalışmaları, kentlerin yeterince
temiz olmayışı, artan kapkaç olayları, gıda maddelerinin sağlıksız üre-
timi, katı atıkların uygun olmayan biçimde yok edilmesi bunlardan
yalnızca birkaçıdır.
Günlük hayatta karşılaştığımız bu sorunların hepsi, aslında, kent-
li haklarının bir biçimde ihlali anlamına geliyor. Karşılaşılan sorun-
lar kentli haklarının günlük hayatımız içinde ne denli önemli bir yere
sahip olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Öte yandan günlük
hayatımızda bu derece yer almasına rağmen kentli hakları fazlaca bi-
linmemekte, yürütülen hukuki mücadelelerde diğer insan haklarının
yanında ihmal edilmektedir.
Bu yazının amacı kentli haklarının içeriğinin ve yasal dayanakları-
nın neler olduğunu ortaya koymak, kentli haklarının hayata geçirilme-
si önündeki engelleri araştırmaktır. Çalışmada öncelikle kentli hakları-
nın tanımı yapılarak, içeriğinin ne olduğu sorusuna yanıt aranacaktır.
Daha sonra sırasıyla, kentli haklarının hukuki dayanaklarına, kentli
haklarının hayata geçirilmesinde önemli bir yere sahip olan kentlilik
bilincine, Türkiye’de kentli haklarının ne düzeyde uygulandığına yer
verilecektir. Çalışma genel bir değerlendirmeyle sona erecektir.
KENTLİ HAKLARININ GELİŞİMİ
VE HUKUKİ BOYUTLARI
Mithat Arman KARASU*
* Dr., Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
38TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
1. Kentli Haklarının Tanımı
Kentli hakları, temel hakların, ekonomik, toplumsal ve kültürel
hakların, siyasal hakların ve dayanışma haklarının gerçekleşme alanı
olarak, kent mekânında somutlaşmasıdır. Bireyin sahip olduğu insan
haklarını kentsel mekânda yeterince ve özgürce kullanabilmesidir.
Kentli hakları, kentte yaşayan herkes için ayrım gözetmeksizin uygu-
lanır (Geray, 2000: 498).
Kentli hakları, bireylerin kişiliklerini çok yönlü geliştirme yanın-
da, oturma, üretme, dinlenme ve dolaşma etkinliklerini de yerine
getirmelerine olanak tanıyan bir kentsel yaşam çevresi gereksinimin-
den doğmuştur (Ertan, 1997: 39). Bu gereksinimler kentli haklarının
konusunu teşkil eder. Kentli haklarının alacaklısı ve borçluları, kentli
haklarının dayanışma hakları içinde yer alması nedeniyle, herkestir.
Herkes temiz, sağlıklı, insan onuruna yakışır bir kentte yeterli kamu
hizmetlerini almaya, her türlü sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçla-
rını karşılama hakkına sahiptir. Diğer taraftan bu hakka sahip olanlar
bu hakların gereği gibi uygulanmasından da sorumludur.
İnsan hakları, evrensel boyutta soyut olarak düzenlenmiştir. Buna
karşılık, atomistik bireylerin oluşturduğu soyut bir toplumu temel alan
insan haklarının aksine kentli hakları, kent içindeki insanı temel aldı-
ğından daha somuttur. İnsan haklarının uygulamaya geçmesi, pratiğe
yansıması kentliler için kentli haklarının varlığı ile mümkündür (Te-
keli, 1994: 29).
Kentli hakları hem kentlinin insan olarak sahip olduğu insan hak-
larını hem de bireyin yaşadığı kentin içinde bulunduğu kentsel toplu-
mun üyesi, kentlisi olarak, o kentin kentsel ve çevresel değerleri üze-
rindeki haklarının tümünü kapsamaktadır.
Kentli hakları dayanışma hakları arasındadır. Ancak dayanışma
haklarının bir parçası mı yoksa çevre hakkının bir devamı mı oldu-
ğu tartışmalıdır. Bu konuda Tekeli’ye göre iki seçenek vardır (2001:
157). Bunlardan birincisi, kentli haklarını, her üç kuşak insan hakları
çerçevesinde yerleşme bağlamında yorumlamak ve somutlaştırmak-
tır. Örneğin, kentte güvenliğin sağlanması yaşam hakkı, karar alma
sürecinde yer almak amacıyla gösteri yapmak örgütlenme hakkı ile
kolayca ilişkilendirilebilir.
İkinci seçenek ise, kentli haklarına üçüncü kuşak haklar kapsa-
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
39TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mında yeni bir alan açmaktır. Tekeli ikinci yolu seçmekte, bu seçene-
ğin kentli haklarının önünü açacağını iddia etmektedir. Bu görüşe ka-
tılmamak mümkün değildir.
Küreselleşme ile paralel gelişim gösteren yerelleşme, yönetişim,
kentsel yaşam kalitesi vb. kavramlar, kentlerin uygarlığın ve insan
haklarının şekillendiği mekânlar olması kentlerin ve kentlilerin ayrı
bir başlık altında incelenmesi gereğini ortaya koymaktadır.
Kentli haklarının gelişimi değişen dünya gündeminin bir sonucu-
dur. Dünya üzerinde giderek daha çok insan kentlerde yaşamaktadır.
1800 yılında dünya nüfusunun sadece %1,7’si kentlerde yaşarken, bu
oran 1970 yılında % 22’ye, 2000 yılında % 48’e ulaşmıştır. 2000 yılında
2,9 milyar insan kentlerde yaşarken, bu sayı 2020 yılında 4,2 milya-
ra ulaşacaktır. Üstelik bu nüfusun % 77’si nüfusu 100 binden büyük
yerleşim yerlerinde yaşayacaktır (unhsp.org/thechallengeofslums,
2.8.2007).
Diğer taraftan, kentli haklarını çevre hakkının uzantısı olarak ele
alan görüşler de bulunmaktadır (Ertan, 1997: 38). Kanımca, kentli hak-
larını çevre hakkının bir uzantısı görmek kentli haklarını sınırlamak
anlamına gelmektedir. Her şeyden önce, kentteki sorunların yalnızca
bir kısmı çevresel niteliklidir. Örneğin; konut sorunu, istihdam, katı-
lım, can güvenliği, spor ve eğitim alanlarının azlığı, ulaşım hizmetle-
rinin yetersizliği, kentle bütünleşme vb. sorunlar çevre sorunlarından
farklı önemli kentsel sorunlardır.
Çevre sorunlarının önemli bir kısmı kent ve sanayi kökenli olsa
da, kentsel alanlar yoğun çevre kirliliğine maruz kalsa da, kentlerin
sorunları yalnızca çevresel nitelikli sorunlardan ibaret değildir. Kentli
hakları sağlıklı ve dengeli bir çevrenin dışında farklı hakları da içinde
barındırmaktadır.
2. Kentli Haklarının İçeriği
Kentli haklarının içeriği çok geniştir. Kentli hakları; kentteki eği-
tim ve kültür faaliyetlerinden yararlanma, suç ve şiddetten arındırıl-
mış güvenli bir kentte yaşama, temiz su kaynaklarının temini, hava
kirliliğinin önlenmesi, kıyı alanlarından toplumun eşit biçimde yarar-
lanması vb. birçok hakkı kapsamına almaktadır.
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
40TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
1989 yılında İnsan Hakları Derneği Çevre Komisyonu’nca hazırla-
nan “Yaya Hakları Bildirisi”nde ifade edilen yayalara saygı duyulması,
araçların yaya kaldırımına park edilmemesi, trafik düzeninde mutlaka
yaya önceliğinin gözetilmesi kentli hakların kapsamına girmektedir.
Benzer bir biçimde, kentte yürütülen her türlü haberleşme ve iletişim
özgürlüğü ile örgütlenme hakkı kentsel nitelikli birer haktır.
Kentli haklarının içeriği konusunda en net ve somut tanımlama
Avrupa Kentsel Şartı’nda yer almaktadır. 17–19 Mart 1992 yılında Av-
rupa Konseyi’nin 27. oturumunda kabul edilen Avrupa Kentsel Şar-
tı (Karar No: 234 ve Eki), Avrupa’da 1980–1982 döneminde yayılan
“Kentsel Rönesans”ın geliştirdiği önemli kentsel politikalara işaret eder.
Şart, kentsel yaşamın geliştirilmesi için dört ağırlıklı alan seçmiştir.
Bunlar;
1. Fiziksel kentsel çevrenin geliştirilmesi,
2. Mevcut konut stoklarının yenilenmesi,
3. Yerleşmelerde sosyal ve kültürel olanakların yaratılması,
4. Toplum kalkınması ve halk katılımının özendirilmesidir.
“Yerinden Yönetim” fikrine açık ve belirgin bir vurgunun yapıldığı
Şartın ana hedefi, hemen her ülkede uygulanabilir, iyi bir kent yöne-
timi için gerekli ilke ve yükümlülükleri tanımlamak ve kentsel yaşam
kalitesini artırmaktır. Şart’ın varlığı hem kentli haklarının ne olduğu
konusundaki muğlâklığın dağılmasına hem de kentli haklarının zihin-
lerde somut biçimde şekillenmesine yardımcı olmaktadır.
Avrupa Kentsel Şartı kapsamında kentli hakları on üç başlık al-
tında düzenlenmiştir. Bu başlıkları; ulaşım ve dolaşım, çevre ve doğa,
kentlerin fizik yapıları, tarihi kentsel yapı mirası, konut, kentsel gü-
venliğin sağlanması, kentlerdeki özürlüler ve ekonomik bakımdan en-
gelliler, spor ve boş zamanları değerlendirme, kültür, kültürlerarası
kaynaşma, kentlerde sağlık, halk katılımı, kent yönetimi ve kent plan-
laması, kentlerde ekonomik kalkınmanın sağlanması olarak sıralamak
mümkündür.
Kentli hakları, yerel hizmetlerin etkinliğinin artırılmasında, ekono-
mik, sosyal ve kültürel olanakların yaratılmasında, yerel topluluk ve
dayanışma duygusunun geliştirilmesinde ve yerel yönetimlerde etkin
yurttaş katılımının teşvik edilmesinde önemli bir yere sahiptir. Kentli
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
41TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
haklarının hayata geçirilmesi, demokrasinin yerel anlamda işletilmesi,
insan haklarının yaygınlık kazanıp, uygulanması, kentsel yönetimle-
rin verimli hale getirilmesi, yerel inisiyatifin harekete geçirilmesi için
zorunludur.
Kentli haklarının varlığı özellikle siyasiler için zorlayıcı bir güç ola-
caktır. Kentli haklarının gerçekleşme düzeyi, yerel yöneticilerin çalış-
maların bir göstergesi olarak rahatlıkla değerlendirilebilir. Bu itici güç,
aynı zamanda, kentsel yaşam kalitesinin artırılmasında, kentli hakla-
rının gereği gibi uygulanması için bir tür güvence oluşturmaktadır.
Kentli hakları, kentsel yaşam kalitesinin özünü, gerçekleşme düzeyini
belirleyen, geliştirilmesi için varılması gerekli hedefleri gösteren temel
birer öğe niteliği taşımaktadır.
Bu anlamda kentli haklarının yasal bir düzenlemeyle bağlayıcı
hale getirilmesi hem yurttaşların hakları bakımından hem idarenin so-
rumluluğunun hukuki bir zemine oturtulması bakımından büyük bir
öneme sahiptir.
3. Kentli Haklarının Hukuki Dayanakları
Kentli hakları konusunda bağlayıcılığı olan herhangi bir ulusla-
rarası hukuki metin henüz mevcut değildir. Ancak uluslararası ka-
muoyunda “moral değerler” olarak kabul gören birçok belgede kentli
haklarına doğrudan ya da dolaylı bir biçimde yer verilmektedir. Kentli
haklarının yer aldığı birçok uluslararası metin gerçekte birinci ve ikin-
ci kuşak haklara yönelik olarak düzenlenmektedir.
24 Ekim 1945 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi, kentli haklarını ilgilendiren çeşitli haklara
kaynaklık etmiştir. Eşitlik ve kardeşlik (m. 1), işkenceye karşı durma
(m. 5), yasalar önünde eşitlik (m. 7), konut dokunulmazlığı (m. 13) vb.
haklar yanında, temsilcileri seçerek yönetime katılma, eşit söz sahibi
olma hakları, dinlenme, eğlence, boş zamanlarını değerlendirme hak-
ları, eğitim, sağlık, öğretim ve kültür hakları da genelde kentli hakla-
rıyla ilgilidir.
Birleşmiş Milletler tarafından 1966 yılında kabul edilip, 1976 yı-
lında yürürlüğe giren Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Ulus-
lararası Sözleşmeleri özellikle ikinci kuşak haklara yer vermekte, bu
bakımdan kentli hakları konusundaki birçok düzenleme için temel
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
42TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
oluşturmaktadır. Sözleşme’nin 11/1. maddesinde; “Bu sözleşmeye taraf
devletler, herkese, kendisi ve ailesi için, beslenme, giyim ve konut dâhil yeterli
bir yaşam düzeyi ve yaşama koşullarını sürekli olarak geliştirme hakkını ta-
nır” hükmü yer almaktadır.
Avrupa Konseyi’nce 1950 yılında benimsenen Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi konu ile ilgili bir diğer metindir. Doğrudan sözü
edilmese de yerel yönetimler ve yerel halka yönelik insan hakları ih-
lallerine karşı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hakkı ta-
nınmıştır.
Yine Avrupa Konseyi’nce 1961 yılında benimsenen Avrupa
Sosyal Şartı daha çok ekonomik ve sosyal haklar üzerinde odaklan-
makla birlikte, Avrupa Kentsel Şartı’nın habercisi olarak görülmekte-
dir (Geray, 2000: 505). Şart’ın içinde yer alan; çalışma yaşamına ilişkin
haklar, çocuklar, gençler ve kadınlar ile ilgili koruyucu nitelikteki hak-
lar, özürlülere yönelik haklar, gelir getirici iş edinme, göçmen işçile-
rin ve ailelerin korunmasıyla ilgili haklar yerel yönetimler açısından
anlam taşıyan ikinci kuşak haklardır. Yerel yönetimlerin, bu hakları
sağlamakla ilgili çeşitli sorumluluklar yüklenmesi gerekmektedir.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nca 1990 yılında kabul edi-
len Paris Şartı’nda insan haklarına ve demokrasiye vurgu yapılmakta,
ilk kez uluslararası bir metinde “yöneticilerin seçmenlere hesap vermesi”
ilkesine yer verilmektedir.
Kentli haklarıyla ilgili bir diğer bölgesel nitelikteki metin 7 Şubat
1992 tarihinde Maastricht’te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’dır.
Antlaşmayla, yerellik (subsidiarite) ilkesi Birlik genelinde kabul edil-
miş, böylelikle, hizmetlerin halka en yakın örgütçe verilmesi benim-
senmiştir. Merkezi yönetim, bu ilke gereğince, hizmetleri, eğer yerel
düzeyde hiç yerine getirilemiyor ya da etkin bir biçimde yerine geti-
rilemiyorsa üstlenebilir. Ayrıca Maastrict Antlaşması’nın 128. madde-
sinin ilk fıkrasında, üye devletlerin ulusal ve bölgesel çeşitliliğinin ve
ortak mirasının korunmasına vurgu yapılmıştır.
1985 tarihinde Avrupa Konseyi’nce kabul edilen, amacı Avrupa
genelinde özerk yerel yönetimlerin oluşturulması olan Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartı (AYYÖŞ), aynı zamanda, kentli haklarının
uygulanması ve geliştirilmesi bakımından büyük bir önem taşımakta-
dır. Şart kapsamında; yerel yönetimlerin yasal (mümkünse anayasal)
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
43TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
dayanaklara kavuşturulması (m. 2), kendi yönetim yapılarını oluştur-
ma hakkının tanınması (m. 6), seçilmiş kişilerin görevlerini özgürce
yerine getirmesi (m. 7), idari vesayetin hukuki denetimle sınırlandırıl-
ması (m. 8), yerel yönetimlerin özerk mali imkânlara sahip olması (m.
9) konularında düzenlemeler getirilmektedir.
AYYÖŞ’nin temel hareket noktası, Avrupa düzeyinde demokra-
sinin ancak yurttaşa en yakın yönetimler olan yerel yönetimlerin ger-
çek güçle donatılması, özerk hale getirilmesi ile mümkün olduğudur.
Özerklik Şartı’yla, yerel kamu hizmetlerine bütün yurttaşların etkin
katılımını sağlanmakta, kentli haklarını hayata geçirmek amacıyla ye-
rel yönetimler gerekli hukuki, idari ve mali imkânlarla donatılmakta-
dır.
Kentli haklarının ne olduğu konusunda en önemli ve bu konuda
en ayrıntılı düzenleme ise, Avrupa Konseyi tarafından 1992 yılında ka-
bul ve ilan edilen Avrupa Kentsel Şartı’dır. Şart, Avrupa Konseyi’nin
temel hak ve özgürlüklerin korunması çağrılarına paralel olarak, kent-
sel gelişmenin niteliksel özellikleri ve yaşam kalitesiyle doğrudan ilgi-
lidir. Şartın amaçları;
- Yerel Yönetimler için pratik bir kent yönetimi el kitabı oluştur-
mak,
- Gelecekte olası bir Kentli Hakları Kongresi için temel ilkeleri
oluşturmak,
- Şartın ilkelerini yerine getiren kentler için verilecek uluslar arası
ödüllere bir baz oluşturmak,
- Fiziksel çevre ve yasalarıyla ilgili yaptırımlar için Avrupa
Konseyi’nin bu konulara ilişkin katılımına bir “vize” oluşturmaktır
(İçişleri Bakanlığı, 1996: 4).
Avrupa Kentsel Şartı’na göre ideal kent; kentli haklarını koruyan,
en iyi yaşam koşullarını sağlayarak halka iyi bir yaşam biçimi sunan,
değerini orada yaşayan, ziyaret eden, çalışan ve ticaret yapan, eğlen-
ce, kültür ve bilgiyi orada arayan ve eğitim görenlerden alarak; birçok
sektör ve aktiviteyi (trafik, yaşam, çalışma, dinlenme gereksinimlerini)
bir arada uyum içinde barındıran yaşam yeridir.
Bir kent gelecek ile geçmiş arasında bir köprü olabilmeli, yapıları,
ağaçları, tarihi olay ve mekânlarıyla kentin tarihi bağlarını kentte ya-
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
şayanlara hissettirmelidir. İdeal kent sadece belediyesi ile değil, mer-
kezi ve yerel idaresi, özel sektörü ve halkıyla ortak karar verebilen bir
kenttir.
Avrupa Kentsel Şartı’nda vücut bulan bu haklar kentte yaşayan
herkesin sahip olması gereken haklardır. Kentli haklarının varlığı
kentsel yaşam kalitesinin, yaşam standartlarının bir göstergesidir. Öte
yandan asıl sorun bu hakların hayata geçirilmesidir.
4. Kentli Haklarının Hayata Geçirilmesi ve Kentlilik Bilinci
Kentli haklarının gerçekleştirilmesi için üç farklı yöntemden bah-
sedilebilir. Birincisi, kentte yaşayan bir kimsenin haklarını kullanırken
kentli haklarını gasbetmesinin ve onları tahrip etmesinin önlenmesi-
dir. Bu, hakların savunulma yoluyla yaşama geçirilmesidir. İkincisi,
kentli haklarının her kentlinin davranışlarıyla oluşup, geliştiği kabul
edildiğine göre kişilerin geliştirilmesi yoluyla kentli haklarının gerçek-
leştirilmesidir. Üçüncü ise, hak sahibinin bu hakların gerçekleştirilme-
sini toplumsal düzeni kurmaktan sorumlu devletten istemesi yoluyla
gerçekleştirilmesidir (Tekeli, 1994: 30).
Kentli haklarının yaşama geçirilmesinde bu üç yoldan tek tek ya
da üçü birlikte yaralanılabilir (Geray, 2000: 503). Diğer taraftan, gerekli
mali, idari ve hukuki araçlar ile donatılmamış bir yerel yönetimden
kentli hakları konusunda gerekli adımları atmasını beklemek gerçekçi
olmayacaktır. Kentte yaşayanların temel hak ve özgürlüklerinin ger-
çekleşebilmesi, kentlilerin yaşadıkları kent üzerinde haklarını gereği
gibi kullanabilmesi kent yönetiminin söz konusu hakları sağlayacak
niteliğe sahip olmasına bağlıdır.
Kentli haklarının gerçekleştirilmesi, buna ilişkin istemlerin kent
yönetimine bildirilmesi, bununla ilgili eylem ve etkinliklerde bulun-
ma, bu konuda örgütlenme, bunlara ilişkin kararlara katılma, bilgi iste-
me ve denetim yapabilme haklarının güvence altına alınmış olmasıyla
mümkündür. Bu da kuşkusuz özerk, demokratik, katılımcı, çoğulcu,
saydam bir kent yönetiminin var olmasına bağlı bulunmaktadır.
Bütün bunlara karşın kentli hakları, bir dayanışma hakkı olması
nedeniyle, yalnızca yerel ya da merkezi yönetimin katkısı ile yaşama
geçirilecek haklardan değildir. Kentli haklarının yaşama geçirilme-
sinde en az yönetimin katkısı kadar halkın katılımı da belirleyicidir.
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
45TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Kentli sadece mekân olarak kentte yaşayan kimse değildir. Kentlileş-
mek, kentli olmak; kentleşme akımı sonucunda, toplumsal değişmenin
insanların davranışlarında ve ilişkilerinde, değer yargılarında, yaşam
biçimlerinde değişiklikler yaratması sürecidir (Keleş, 1998: 80).
Birey kentte yaşadıkça kentin sorunlarına gereken duyarlılığı gös-
termeli, bu konuda aktif bir denetleyici olmalıdır. Aksi takdirde ida-
re gereken duyarlılığı göstermeyecek, sorunlar birikecek, kentsel ya-
şam kalitesinde önemli düşüşler yaşanabilecektir. Kentlilerin kentsel
sorunlara, dolayısıyla, kentli haklarına sahip çıkması yönetim için en
önemli zorlayıcı güç olacaktır.
Kentlerin insanca yaşanır hale gelmesinde için asıl görev, kentin
asıl sahibi olan kentliye, halka, kamuoyuna, kısacası insana düşmek-
tedir. Kentli olma organize edilmiş hayatın içinde organizasyonu boz-
mayacak ve/veya aksatmayacak şekilde yer almaya; bunun içinde
kent hayatı organizasyonunu günlük hayata kusursuz olarak bütün-
leyebilmeye bağlıdır. Bu yaklaşım daha çok çağdaş kentleşmenin ni-
teliklerini yakalayabilmeyi ve “medeni olma” anlamında kentlileşmeyi
vurgularken, aynı zamanda, kentsel hakların savunulabilmesi ve uy-
gulanabilmesine bir çerçeve, bir zemin hazırlamaktadır (Ökmen, 1998:
1201).
Kentli hakları ve kent toplumsal yaşamın bir parçasıdır. Birey
davranışları ile hem kent hem de kentli hakları üzerinde sonuçlar ya-
ratmakta, böylelikle, hem toplumu hem de kendi yaşamını şekillen-
dirmektedir. Örneğin, bir kişinin belli bir mobilyayı evine almasının
sonuçları büyük ölçüde onun özel alanı içinde kalmaktadır. Ama evine
bir kat çıkmasının ya da evinin rengini çevresine uyum göstermeyen
biçimde değiştirmesinin sonuçları kamusaldır. Bir sokağın estetik gö-
rüntüsü kamuca tüketilmektedir; o kamusal bir maldır. O zaman evi-
nin rengini değiştiren bir kişi, o çevrede oturanları rahatsız edebildiği
gibi, çevre kalitesini düşürerek rant düzeyini düşürmüş ve mülk sa-
hiplerine zarar vermiş olmakta, kamusal nitelikteki sokağın ve kentin
estetiğini bozmaktadır (Tekeli, 2002: 25).
Kentliler, diğer kentlilere karşı gereken özen ve saygıyı gösterme-
lidir. Kentli hakları kentte yaşayanlara bazı haklar getirdiği gibi bazı
sorumluklar da yüklemektedir. Başkasını rahatsız eden, dinlediği mü-
zik nedeniyle gürültü kirliliğine neden olan ya da trafikte tehlikeli araç
kullanarak diğer araç ve yayaların hayatını tehlikeye atan birisi gerçek
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
anlamda kentli değildir. Başka bir deyişle, kentli haklarının korunma-
sı, geliştirilmesi ve herkesçe kabul görür hale gelmesi yönetim kadar
yurttaşların, kentlilerin duyarlılığını gerektirmektedir.
5. Türkiye’de Kentli Haklarının Durumu
Türkiye’de kentli haklarının yasal dayanakları ele alındığından
ilk incelenmesi gereken 1982 Anayasası’dır. Anayasa’daki bazı mad-
delerin doğrudan ya da dolaylı olarak kentli haklarıyla ilgilidir.
Anayasa’nın 5. maddesinde, kişinin ve toplumun huzur ve mut-
luluğunun devletin temel amaç ve görevlerinden olduğu belirtilmekte,
23. maddesinin ikinci fıkrasında, yerleşme özgürlüğünün “sağlıklı ve
düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak” amacıyla
sınırlanabileceğini öngörülmektedir. 1982 Anayasa’sının 43. madde-
sinde, kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufuna bırakılmakta; 56. mad-
desinde, her yurttaşın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı
olduğuna vurgu yapılmakta; 57. maddesinde ise, “konut hakkı” başlığı
altında, devletin konut ihtiyacını karşılayıcı tedbirler alması öngörül-
mektedir.
Anayasa’nın aksine kentli hakları ile ilgili doğrudan bir yasal dü-
zenleme yapılmış değildir. Kentli hakları ile ilgili yapılan bir çalışma-
da kent ve kentli hakları ile ilgili toplam 415 adet yasa tespit edilmiş-
tir. Yasalardan on tanesi Osmanlı dönemine aittir. Yasaların 178’inde
özgürlükten yoksun bırakma cezası (hafif hapis, hapis, ağır hapis) ve
para, ağır para cezası öngörülmektedir. Kurum adlarından (belediye,
encümen, belediye meclisi vb.) yola çıkarak yapılacak bir mevzuat ta-
ramasında ise konu ile ilgili yasa sayısı 169’a düşmektedir (Öndül ve
Çekiç, t.y.: 3).
Öte yandan Öndül ve Çekiç’in çalışmasında tespit edilen yasala-
rın önemli bir kısmı dolaylı ve konunun çağdaş boyutunu ele almayan;
daha çok esenlik, kamu düzeninin devamı, kamu hizmetlerinin doğru
ve yeterli uygulanması, sağlıklı ve temiz yaşamın tesisi amacıyla çıka-
rılmış yasalardır. Avrupa Kentsel Şartı’nda yer aldığı gibi, kentli hak-
ları bir insan hakkı olarak, bir bütün içinde ele alınmış değildir.
Örneğin, 767 sayılı Türk Kodeksi Hakkında Kanun’da tıbbi mad-
delerin ve ilaçların yasa hükümlerine aykırı satılmasına karşı cezai
hüküm öngörülmüştür (m. 9). Benzer bir biçimde, 1930 tarihli, 1593
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
47TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda, dönemin gerekleri düşünülerek ken-
tin temizliği, sağlıklı ve esenliği adına onlarca hüküm bulunmaktadır.
Anılan yasal düzenlemelerin tamamı kentli hakları ile ilgilidir. Ancak
yasanın düzenlenmesinde asıl amaç; kentli haklarını hayata geçirmek
değil, kentlerin sağlık sorunlarını çözmektir.
Diğer taraftan, çok dağınık ve kentli haklarının gerektirdiği bakış
açısıyla düzenlenmemiş olsa da, hakların korunması ve uygulanma-
sıyla ilgili olarak özellikle kurumsal düzenlemeler ve işleyiş usulleri
ile ilgili sorun öbekleri bulunsa da, yurttaşlara tanınmış olan hakların
listesinin çok geniş olduğunu, ancak bunların uygulanmasını sağlaya-
cak demokratik bir işleyişin olmadığı görülmektedir.
Hakların verilmesi kadar bu hakların geliştirilmesi ve korunması
için gerekli hukuki, idari ve mali kanalların oluşturulması büyük önem
taşımaktadır. Aksi takdirde yasal olarak kazanılan haklar hiçbir zaman
hayata geçirilemeyecektir. Kentlilerin karar alma sürecine katılmadığı,
denetim sürecinde bulunmadığı, ilgili kurum ve kuruluşlara gerekli
itiraz ile idari ve/veya adli başvuruları yapamadığı bir sistemde, kent-
li haklarının, yasal olarak varlığı hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Bu konuda özellikle bilgiye erişme, karar alma sürecine katılma
ve yargıya başvuru hakları kentli haklarının hayata geçirilmesinde be-
lirleyici role sahiptir. Kentli haklarının gereği gibi uygulanması bilgi
edinmeye, bu bilginin karar alma sürecinde etkin bir biçimde kullan-
masına ve gerekli olduğu durumlarda yargıya başvuru hakkının kul-
lanılmasına bağlıdır.
1982 Anayasası’nın 74. maddesiyle düzenlenen “dilekçe hakkı” bilgi
edinme konusunda önemli bir hukuki dayanaktır. 9.10.2003 tarihinde
kabul edilen 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu (5432 sayılı yasa
ile değişik-RG 22.11.2005, 26001) ve 27.4.2004 tarihli Resmi Gazete’de
yayınlanan “Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas
ve Usuller Hakkında Yönetmelik” ile bilgiye erişme konusunda önemli
adımlar atılmıştır.
Yasa kapsamında; “kurumların her türlü bilgi ve belgeyi etkin, sü-
ratli ve doğru bir şekilde başvuran tüzel ya da gerçek kişiye ulaştırması” ön-
görülmüştür (m. 5). Yasa, bilgi edinme konusunda kurumsal bir yapı
kurmuş, bu amaçla bir “Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu” oluştur-
muştur.
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Başvuru sahibinin talebi 15 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.
Başvuru sahibi bu süre içinde bilgiye ulaşamaz ya da bilgi istemi ret
edilir ise, o zaman başvuru sahibi 15 gün içinde “Bilgi Edinme Değer-
lendirme Kurulu”na itirazda bulunabilir. İtiraz 1 ay içinde değerlendi-
rilmelidir. Kurula itiraz, başvuru sahibinin idari yargıya başvuru süre-
sini durdurur (m. 13).
Diğer taraftan yapılan bu yasal düzenleme önemli bir adım ol-
makla birlikte, idare tarafından yasanın desteklenmesi, her şeyden
önce Türkiye’de mevcut bulunan katı ve topluma kapalı kamusal zih-
niyetin değişmesi gerekmektedir.
Kentli haklarının gereği gibi kullanılması bakımından bir diğer
önemli konu yargıya başvuru hakkıdır. Özellikle imar ile ilgili uygu-
lamalarda, kentli haklarının savunulması, hayata geçirilmesinde yar-
gıya başvuru hakkı önemli bir araçtır. 1982 Anayasası’nın, hak arama
hürriyeti başlığı altında düzenlediği 36. maddesinde, “herkesin yargı
mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahip” olduğunu belirtilmiş, 125. maddede ise, “idarenin her tür-
lü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” denilerek idarenin işlem ve
eylemlerine karşı yurttaşların yargıya başvuru hakkı düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 125. maddesinde ifade edilen yargıya başvuru hak-
kı, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ile hayata ge-
çirilmiştir. Bu çerçevede İYUK’nın 10. ve 11. maddeleri kapsamında
idareye yapılan başvuru üzerine 60 gün içinde ilgili idareden cevap
gelmezse, talep reddedilmiş sayılır ve ilgililer bu sürenin bitiminden
itibaren idari mahkemelerde dava açabilirler. Ayrıca, İYUK’nın 12.
maddesi uyarınca, “menfaatleri ihlal edilenler tarafından idari işlemler hak-
kında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için” dava açılması düzenlenmiştir.
Yargıya başvuru hakkı bakımından Danıştay’ın esnek tutumu uy-
gulamada önemli bir rahatlık sağlamaktadır. Danıştay özelikle çevre
ve imar davalarında dava ehliyetini konusunda esnek davranmakta,
menfaat koşulunu geniş yorumlanmaktadır. Bu durum, çevre ve imar
konusunda dava açmak isteyen sivil toplum kuruluşları bakımından
büyük önem taşımaktadır.
Bilgiye erişme ve yargıya başvuru haklarının aksine halkın karar
alma sürecine katılımı konusunda ülkemizde doğrudan yapılmış bir ya-
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
49TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sal düzenleme bulunmamaktadır. 2872 sayılı Çevre Kanunu, 3194 sayılı
İmar Kanunu, 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığının Kuruluş Kanu-
nu, Katı Atık Kontrol Yönetmeliği, Hava kalitesi Kontrol Yönetmeliği,
ÇED Yönetmeliği vb. yasal düzenlemelerde dolaylı hükümler yer al-
maktadır. Ancak tüm bu düzenlemeler yurttaşı karar alma sürecine or-
tak etmek yerine alınan karara itiraz etme ya da karar konusunda görüş
sorma biçimindedir. Kuşkusuz bu tür düzenlemeler yeterli değildir.
Bütün bu yasal düzenlemelere karşın uygulamada kentli hakları-
nın iyi bir noktada olduğunu söylemek zordur. Türkiye’deki kentlerin
önemli bir bölümü, yolları bozuk, yeşile hasret, kaldırımları araba işga-
line uğramış, altyapısı yetersiz, halk katılımına kapalı bir yapıdadır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun amir hükmü gereğince 2.11.1985
tarihinde 18916 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Plan Yapımına Ait
Esaslara Dair Yönetmelik”te (Ek–1) kentler için gerekli olan asgari sosyal
ve teknik altyapı tutarları verilmiştir. Bu verilerin asgari düzeyde kar-
şılanması hem yasal olarak bir zorunluluk, hem de kentli haklarının
bir gereğidir. Öte yandan, Türkiye’de bu asgari altyapı standartlarının
bile gereğince karşılandığını söylemek oldukça güçtür.
DPT tarafından ülke geneli esas alınarak yapılan bir çalışmada,
kentlerin % 40.65’inin konut, %1.09’ünün ticaret, % 6.81’inin sanayi, %
3,5’inin eğitim, % 0,8’inin sağlık, % 0.57’sinin spor, % 0,2’sinin kültür
ve eğlence, % 2.27’sinin ise yeşil alan olduğunu görülmektedir (Yon-
ca, 1993: 4). Kentsel donatıların bu kadar yetersiz olmasının temelinde
plansızlık ve rant yatmaktadır. Donatıların yetersiz olduğu bir kent,
kentli haklarının ihlal edildiği bir kent anlamına gelmektedir.
Ülke genelinin %50’si gecekondularda kentsel yaşam kalitesi dü-
şük, hiçbir sosyal, kültürel ve teknik altyapısı olmayan yapılarda ya-
şamak zorunda bırakılmaktadır. Her yağmur yağdığında Türkiye’de
birçok kent sular altında kalmaktadır. Ankara’nın Altındağ ilçesinde
sağanak yağış sonrası meydana gelen göçükte bir kişi hayatını yitir-
miş, onlarca ev su altında kalmıştır (Milliyet, 27.5.2005).
Türkiye nüfusunun % 12.29’ü özürlü olmasına rağmen kentlerde
özürlüler için yapılan çalışmalar son derece yetersizdir (ozidbas.gov.
tr, 2.8.2007). Avrupa Kentsel Şartı’nda ifade edilen özürlülerin, özürle-
rinin onlar için bir engel olmaktan çıkarılması ilkesi Türkiye’de hiçbir
kentte hayata geçirilmiş değildir.
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
İnsanlar gibi kentlerinde anıları, tarihleri ve geçmişleri vardır.
Bunları korumak kente karşı bir görevdir. Orada yaşamış, yaşayan ve
yaşayacaklara karşı bir ödevdir. Ancak kente ve kentlilere karşı bu du-
yarlılığı Türkiye’de görmek mümkün değildir. Prost’un İstanbul için
hazırladığı planda mutlaka korunmalı, özel bir plan kapsamında ele
alınması gerekir dediği İstanbul Suriçi’den bugün otoyol geçmekte-
dir.
Eşsiz olarak nitelenen İstanbul’un silueti gökdelenler ile yok edil-
mekte, İstanbul Boğaziçi’nde yapılan kazıklı sahil yolu ile hem sahil
toplumsal kullanıma kapatılmakta hem de doğal bir değer olan kıyı
alanı tahrip edilmektedir. Bu kente ve kentlilerin haklarına yapılan bir
saldırıdır. Oysaki idare, kıyı alanlarını, Anayasa’da ifade edildiği gibi,
öncelikli olarak kamu yararına açmalı, kullanım önceliği kamuda ol-
malıdır.
İnsan hayatı için doğrudan bir tehlike kaynağı olan yakıt depola-
rı, akaryakıt ve LPG istasyonları, kimyevi, yanıcı ve parlayıcı madde
imalathaneleri ve depoları kent içinde plansız ve hiçbir önlem alın-
maksızın faaliyetlerini sürdürmektedir. Türkiye’de mevcut bulunan
LPG istasyonlarından sadece % 12’sinin ruhsatı bulunmaktadır (Göz-
cü, 21.6.2003). İstanbul Ümraniye’de ruhsatsız olarak çalışan bu ima-
lathanelerden birisinde meydana gelen patlamada 6 kişi can vermiştir
(Milliyet, 10.6.2005).
Bütün bu örnekler kentli haklarının hiçe sayıldığını, dahası, yaşa-
nan plansız ve sağlıksız kentleşmenin devam ettiğini göstermektedir.
Kentli haklarının bu derece yaygın ihlal edilmesinin temelinde kent-
lerin plansız bir biçimde gelişmiş olması yatmaktadır. Planlı kentler,
kentli haklarının sağlıklı bir biçimde uygulanabileceği yegâne alanlar-
dır. Plana ve hukuka inancın olmadığı bir toplumda kentli haklarının
hayata geçirileceği bir kent düşünmek zor olacaktır.
Günümüzde imar planları kentlerde yaratılan oldubittileri meş-
rulaştırmakta kullanılmaktadır. İmar plan değişikliklerine karşı açılan
davaların sonuçları hasıraltı edilmekte, kesinleşmiş mahkeme karar-
ları uygulanmamaktadır. Sıklıkla yapılan plan değişiklikleri ile kent-
lilerin ihtiyaç duyduğu park, yeşil alan, eğitim alanları, ticari ya da
konut alanlarına dönüştürülmekte, üstelik bu değişiklikler kentlilerin
haklarını korumakla yükümlü yerel yönetimlerce yapılmaktadır.
hakemli makaleler Mithat Arman KARASU
51TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Kentlerde belirleyici olan tek etken kentsel ranttır. Kamu kaynak-
larıyla yaratılan bu rant mutlaka kamuya geri kazandırılmalıdır. Böy-
lelikle, hem kamuya kaynak sağlanmış olacak hem de sağlıklı kent-
leşme sayesinde kentli hakları hayata geçirilecektir. Oysaki kentler ve
kentli hakları plansızlığa, hukuk tanımaz zihniyete ve kentsel ranta
yenik düşmüştür.
Genel Değerlendirme
Türkiye’de kentli haklarının gereği gibi uygulandığını, kentlilerin
bu haklardan yeterli düzeyde yararlandığını söylemek mümkün değil-
dir. Kentli hakları gerek Türkiye’de gerekse dünyada hukuki anlamda
sağlam bir zemine oturmuş değildir. Mevcut hukuki metinler tavsiye
niteliğindedir. Hukuki zeminin bu zayıf yapısı, Türkiye’nin sağlıksız
kentleşmesinin getirdiği koşullarla birleşince, kentli hakları uygulana-
maz hale gelmektedir.
Hukuki zeminin sağlanması bir yana, kentsel rantın vergilendiril-
mesi, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun ülke genelini
kapsayan bir plan düzeninin kurulması, içgöçün önüne geçecek bölge-
sel kalkınma planlarının hazırlanması, toplumun bilime, plana ve hu-
kuka karşı zayıflayan inancının artırılması kentli haklarının uygulanır
hale gelmesi için mutlak gereklidir.
Yurttaşların yaşadığı kenti sahiplenmesini sağlayacak tedbirler
alınmalıdır. Kuşkusuz, hukukun üstünlüğüne inanan, Aydınlanmacı
bir plan anlayışına gönülden bağlı, yurttaşları ile bütünleşebilen bir
idare kentli haklarının da en önemli garantisi olacaktır.
Kaynaklar
Alıca, Süheyla (1999), Bir İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı ve Uygulaması,
İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Yayını, Ankara.
Ersoy, Melih ve Keskinok, Çağatay (2000), Mekân Planlama ve Yargı De-
netimi, Yargı Yayınları, Ankara.
Ertan, Kıvılcım Akkoyunlu (1997), “Kentli Hakları,” Amme İdaresi Der-
gisi, C. 30, S. 3, s. 31–48.
Geray, Cevat (2000), “Kenttaşlık Hakları,” İnsan Hakları Yıllığı, C. 21,
TODAİE, s. 499–510.
Mithat Arman KARASU hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
İçişleri Bakanlığı (1996), Avrupa Kentsel Şartı, Ankara.
Kaboğlu, İbrahim (1991), “Dayanışma Haklarının Hukuksal Değeri
(Soyut Talepler mi, İnsan Hakları mı ?),” İnsan Hakları Yıllığı, C.
13, TODAİE, s. 37–48.
Kaboğlu, İbrahim (1996), Çevre Hakkı, İmge Kitabevi, Ankara.
Keleş, Ruşen (1998), Kentbilim Terimleri Sözlüğü, İmge Kitabevi, Anka-
ra.
Keleş, Ruşen (2004), Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi, Ankara.
Ozankaya, Özer (1985–1986), “Bir Uygarlık Tasarısı Gerektiren Kapsa-
mıyla İnsan Hakları Üzerine Bir Deneme,” İnsan Hakları Yıllığı, C.
7–8, s. 117–132.
Ökmen, Mustafa (1998), “Bir İnsan Hakkı Olarak “Kentsel Haklar”
ve Bazı Mülahazalar,” Yeni Türkiye, İnsan Hakları Özel Sayısı, s.
1199–1207.
Öndül, Hüsnü (1995), “İnsan Hakları ve Habıtat – 2,” Planlama, S. 3–4,
s. 34–39.
Öndül, Hüsnü ve Çekiç Cengiz (t.y.), Türkiye’de Kentli Hakları Mevzua-
tı, TMMOB Yayını, Ankara.
Özdek, Yasemin (1993), İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı, TODAİE, An-
kara.
Tekeli, İlhan (1994), “IULA ve EMME Başdanışmanı sıfatıyla yaptığı
konuşma,” Kentsel Haklar: Karşılaştırmalı Çerçevede Türkiye, Der.:
Mete Tunçay, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi, İs-
tanbul, s. 25–32.
Tekeli, İlhan (2001), Modernite Aşılırken Kent Planlaması, İmge Kitabevi,
Ankara.
Tekeli, İlhan (2002), “İnsan Haklarının Yerleşmeye ve Mekâna İlişkin
Boyutları Üzerine,” İnsan, Çevre, Kent, Der.: Ferzan Yıldırım, Dün-
ya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi, İstanbul, s. 15–29.
Yonca, Ali (1993), Türkiye’de Kentlerin Fiziki Dokusu, DPT, Ankara.