Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Giriş
Bilindiği gibi, 3984 sayılı Kanunun 4756 Kanunla değişik 29. mad-
desinin (d) ve (e) bentleri hakkında birisi Sayın Cumhurbaşkanı tara-
fından, diğeri de 119 Sayın Milletvekili tarafından iki ayrı iptal davası
sonrasında Anayasa Mahkemesi’nce önce 12.06.2002 günlü E. 2002/97,
K. 2002/9 sayılı yürürlüğü durdurma kararı verilmiş, 21.09.2004 günlü
E. 2002/100, K. 2004/109 sayılı iptal kararı ise 04.08.2006 tarihli 26249
sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Bu durumda, acaba özel radyo ve televizyon kuruluşlarının ser-
maye yapısını düzenleyen 3984 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanunun 29. maddenin 4756 sayılı Kanunla değişik
(d) ve (e) bentlerinin iptali sonrasında 29. maddenin ilk halinde yer
alan sermaye payı oranına ilişkin kurallarının tekrar yürürlüğe girmesi
düşünülebilecek midir? Farklı bir anlatımla 29. maddenin ilk şeklini
yürürlükten kaldıran kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal
edildiğine göre önceki düzenlemede yer alan “Bir hissedarın kuruluştaki
pay tutarının ödenmiş sermayesinin %20’sinden ve birden fazla kuruluşta pay
sahibi olanların bu kuruluşlardaki tüm paylarının toplamının da %20’den fazla
olamayacağı yasağı ile belirli bir özel radyo ve televizyon kuruluşunda %10’dan
fazla payı olanların Devletten diğer kamu tüzel kişilerinden ve bunların doğ-
rudan ya da dolaylı olarak katıldıkları teşebbüs ve ortaklıklardan herhangi bir
taahhüt işini kabul edemeyecekleri ve menkul kıymetler borsalarında işlem
yapamayacakları” şeklindeki yasakların tekrar yürürlüğe girmesi söz
konusu olabilecek midir? Sorusu gündeme gelmekte;
MEDYA YOĞUNLAŞMASI,
TEKELLEŞMENİN DENETİMİ
VE
ÇOĞULCULUĞUN KURULMASI
A. Vahap DARENDELİ
*
∗
Dr, Hakim, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan vekili.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
95TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bunu takiben iptal kararı ile 3984 sayılı Yasanın 29/d/e bentlerinin
düzenlediği alanda (Özel radyo ve televizyon kuruluşlarının sermaye
sahip yapısı ve sahipliği konusunda bir televizyon radyo kuruluşunda
bir gerçek veya tüzel kişinin veya sermaye grubunun sermaye payı-
nın sınırlandırılmasında) bir hukuki boşluk oluşmuş mudur? Böyle
bir hukuki boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici
nitelikte midir? 29. maddenin (d) ve (e) bentlerinin iptal edilmesi Türk
pozitif hukukunda hiçbir kısıtlama ve sınırlama kalmadığı, olmadığı
anlamına mı gelmektedir. Eğer kimi sınırlama ve kısıtlamalar varsa bu
sınırlamalar bu alanda tekelleşmeyi engelleyecek ve rekabet ortamı ya-
ratacak nitelikte midir? Soruları doğal olarak güncelliğini ve nesneliğini
sürdürmekte ve hukuki yanıt ve çözüm aramaktadır. İncelememizde
yukarıdaki sorulara hukuksal (Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Anaya-
sa Mahkemesi ve Danıştay Kararları) yanıtlar bulmaya çalışılırken diğer
taraftan kimi batı ülkelerine AB üyesi olan ve AB’ye komşuluk siyasası
çerçevesinde yer alan ülkelerdeki hukuki sistemlerden de mukayeseli
olarak alıntılar yapılacaktır.
I. Genel Olarak Medya Sahipliği Kavramı ve Düzenlemeleri
Medya sahipliği konusu hem yayıncılık alanını hem basın alanın-
da sahiplik kavramlarını içine alacak bir üst kavram olarak karşımıza
çıkmaktadır.
“Dünya ölçütünde 97 ülkenin, bölgeler itibariyle ve bölgelerde yer alan
ülkelerin AB ve AB’ye komşuluk siyasasının yer aldığı çok kapsamlı “Medya
Sahipliği Üzerine” adlı incelemeye göre;”
“Dünyada medyaya ağırlıklı devlet ya da özel aileler sahiptir.” 97 ülkelik
örnekte medya kuruluşlarını sadece %4’ünün pay sahipliği dağınıktır.
Bunlardan %2’si diğer sahiplik grubunda iken, %2’sine çalışanlar sa-
hiptir. Ortalama olarak bakıldığında basında %57’si ailelerin kontro-
lünde olan gazetelerdir ve televizyonda ise toplamın %34’ü ailelerin
kontrolündeki televizyonlardır. Medyada devlet sahipliği büyüktür ve
önemlidir. Ortalama olarak devlet gazetelerinin %29’unu; televizyon
istasyonlarının %60’ını kontrol etmektedir. Devlet büyük radyo istas-
yonlarının %72’sini kontrol etmektedir. Bu verilerle medya sahipliği 3
AB’nin Avrupa Komşuluk kapsamında yer alan ülkeler şunlardır: Azerbaycan, Beyaz
Rusya, Cezayir, Ermenistan, Fas, Gürcistan, İsrail, Libya, Lübnan, Mısır, Moldovya,
Suriye, Tunus, Ukrayna, Ürdün ve Filistin Yönetimi.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kategoriye ayrılmış bulunmaktadır. “Bunlar devlet, özel (aileler), yaygın
sahiplik ve çalışan sahipliğidir.”
Devletin kontrol ettiği firmaların toplam payı eğer pazarın %75’ini
aşarsa medya pazarında devlet tekelinin söylenebileceği, bu çerçevede
günlük gazetelerde 21 ülkede, televizyonda ise 43 ülkede devlet tekeli
olduğu sonucuna ulaşılması mümkün görülmektedir.
Ülkemiz açısından bakıldığında 1982 Anayasası’nın 133. maddesi-
nin 3. fıkrası ile 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun
8. maddesine göre Türkiye’de tek kamu yayıncısı Türkiye Radyo-Tele-
vizyon Kurumudur.
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nun sermayesi tamamıyla
devlete aittir.
3984 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanunun 17. maddesi gereğince ulusal kanal ve frekans bandı planlama-
sındaki bantların dörtte birinin Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’na
tahsisi zorunludur.
Gerek yazılı basında gereken görsel-işitsel alanda sahiplik ve ya-
bancı sahiplik konusundaki düzenlemeler bu alandaki kısıtlamaları,
sınırlamaları ve bunların niteliğini (liberal ve anti liberal yapılanma)
gündeme getirmektedir. Kimi ülkelerde bu konuda ayrıntılı kurallar
bulunmakta iken kimi ülkeler genel kurallara ilişkin düzenlemelerle
yetinmektedir.
Medya hukukunun kendine özgülüğü ve çok yönlü karakteri bu
alanın tek bir hukuki çerçeve bünyesinde düzenlenmesini zorlaştırmak-
tadır. Örneğin medya özgürlüğü ifade özgürlüğünün bir uzantısı olarak
kabul görmekte, temel insan hakları kapsamında değerlendirilmektedir.
Bu yönüyle medya hukukundaki düzenlemelerin, çoğulculuğu ve içerik
çeşitliliği gözetilerek yapılması gereği genel kabul görmektedir.
Tarihsel olarak da, yayıncılık düzenlemelerinin üç amaca dayandığı
gözlenmektedir. Bunlar medya çoğulculuğunu ve ifade özgürlüğünü
korumak, uluslararası ticaretin ve ulusal medya piyasalarının düzen-
lenmesini güvence altına almak ve uluslararası iletişim kanallarında
(uydu, internet, kablo ve diğer yayınların) tıkanıklığı önlemek.
Karacan, Ali İhsan, Medya Sahipliği Üzerine II, 24.05.2002 http//www.dunya ga-
zetesi.com.tr/nevsdisplay.asp?upsale id=80172.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
97TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Medyada çoğulculuk (pluralism) ve çeşitlilik (diversity) kavramları,
ise ülke medya politikalarının merkezinde bulunmaktadır. Ancak bu
kavramların medya sektörü ile ilgili düzenleme girişimlerinde ne şe-
kilde kullanılacağına dair uygulamada ve doktrinde bir fikir birliğinin
oluşmadığı gözlenmektedir. Ayrıca, “çoğulculuk” ve “harici çoğulculuk
(external pluralism)” kavramları, daha ziyade medya sahipliği ile ilgili
tartışmalarda, “çeşitlilik” ve “dahili çoğulculuk (internal pluralism)” kav-
ramları ise içerik çeşitliliği (content diversity) ile ilgili olarak kullanıl-
maktadır.
Medya yoğunlaşması genel olarak hem yazılı basın hem görsel
işitseli içine alacak şekilde kullanılmakla birlikte, özünde her iki alanın
hukuki düzenleme ve denetleme kategorilerinin farklılık arz ettiği ve
farklı bir hukuki statüye sahip olduklarının altını çizmekte yarar gör-
mekteyiz.
Geleneksel, yaygın yaklaşım ve uygulama, basın ve görsel-işitsel
medyanın farklılığını değerlendirirken her ikisi arasına kesin bir çizgi
koymakta ve bunların farklı düzenleme ve denetleme kategorileri içe-
risinde yer aldığını kabul etmektedir.
II. Görsel İşitsel Medya Sahipliği ve Düzenlemeleri
1. Görsel İşitsel Medyanın Farklılığı ve Kendine Özgülüğü
Görsel-işitsel iletişim alanının farklı bir doğasının bulunduğuna
yönelik kabullenme, bu alana özgü sınırlamaları ve yükümlülükleri
beraberinde getirmektedir. Söz konusu sınırlama ve yükümlülükler,
yapımcıların tarafsızlığından, özellikle çocukların televizyonun etki-
lerine karşı korunmalarına, reklamlara ilişkin sınırlamalardan, eğitim
programları yayımlama zorunluluğuna ve hatta özellikle Avrupa ülke-
lerinde yabancı yayınların oranının sınırlandırılmasına kadar geniş bir
yelpaze arz etmektedir. Bütün bu sınırlama ve yükümlülükleri diğer
kitle iletişim araçlarına ilişkin düzenlemelerde, görsel-işitsel alanda
olduğu biçimiyle bulmak zordur.
Bu genel çerçeve içerisinde, görsel-işitsel iletişim özgürlüğünün sı-
nırlı, örgütlü ve gözetimli olduğu ifade edilir. Böylece, “ilke olarak bastırıcı
rejime tabi olan basın özgürlüğünün aksine, burada önleyici rejim geçerlidir”.
Ayrıntılı değerlendirmeler için bkz., Westphal D., Media Pluralism and European
Reguletion, EBLR. (2002) 13, s. 459-487.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Diğer bir deyişle, görsel-işitsel iletişim alanı idarenin düzenleme, denet-
leme, izin ve yaptırım uygulama yetkilerinin egemen olduğu bir alandır.
Oysa basın alanında yayımcı, ceza hukuku ve medeni hukukun getirdiği
sınırlar içinde, idareden izin almaksızın faaliyette bulunabilir; hiçbiri
idari yaptırıma ve zorlamaya maruz kalmaksızın yayınlarını istediği gibi
biçimlendirilir. Burada basın ve görsel-işitsel iletişimin kategorik olarak
farklı hukuksal rejimlere tabi kılınmış olduğunu söylemekte herhangi
bir yanlışlık görülmeyecektir.
Görsel-işitsel medya sahipliğinin bu farklı hukuksal rejimi göz
önünde bulundurularak ayrı ve bağımsız bir başlık altında incelenme-
sinde yarar görmekteyiz.
2. Görsel-İşitsel Medyada Sahiplik ve Yoğunlaşma Türleri
“Görsel İşitsel medya sahipliği konusundaki yoğunlaşmasının genel olarak
3 şekilde oluştuğu gözlenmektedir.”
A. Yatay Görsel-İşitsel Medya Yoğunlaşması: Farklı televizyon
ve radyo yayıncıları arasındaki sahiplik ve sermaye entegrasyonu
şeklindedir.
B. Dikey Görsel-İşitsel Medya Yoğunlaşması: Televizyon yayıncı-
ları ile bunların ilişkili oldukları program üreticisi firmalar ve dağıtım
pazarları arasındaki sahiplik ve sermaye entegrasyonu şeklindedir.
C. Çapraz Görsel-İşitsel Medya Yoğunlaşması: Televizyon yayıncı-
ları ile yazılı basın veya internet sağlayıcıları gibi diğer medya unsurları
arasındaki sahiplik ve sermaye entegrasyonu şeklindedir.
Bu ayrım dışında, Sermaye Payı, Yayın Lisans Modeli ve İzleyici
Payı Modeli ayrımı dışında görsel ve işitsel iletişim hukukunda yoğun-
laşma kavramına; “Medya Mülkiyetinde (Sahipliğinde) Yoğunlaşma, Medya
İzler Kitlesinde Yoğunlaşma” ayrımlarına yer verildiği bilinmektedir.
3. Görsel İşitsel Medya Yoğunlaşmasının Önlenmesi Sistemleri
“Yoğunlaşmanın önlenmesine yönelik sistemler (modeller) ve bunların
ülkemiz yönünden uygulanması kısaca şu şekildedir:”
Yılmaz, Halit, İdarenin Görsel-İşitsel İletişim Alanındaki İşlevi, İmaj Yayın, Ankara 2006,
s. 35-36.
“Commission, Gren Paper on Servicesof General İnterest”, paragraf 74.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
99TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
A. İzleyici Paylaşım Modeli: Bu modelin temel amacı, belirli bir
zaman dilimi içinde bir veya daha fazla kanalın toplam izlenme oranı
içindeki azami izlenme yüzdesinin belirlenmesidir.
B. Lisans Sahipliği Modeli: Bu modelde bir yayıncı kuruluşun bir-
den fazla lisanslı radyo ve televizyon kuruluşuna sahip olup olamayaca-
ğı düzenlenmektedir. Bu modelde bir yayıncı kuruluş, yasada belirtilen
sayıdan fazla şirket için yayın lisansına sahip olamaz veya bu lisans
sahipleri ana sermaye üzerinde kontrol hakkına sahip olamazlar.
C. Gelir Payı/Frekans Sınırlama Modeli: Bu modelle bir televiz-
yon kuruluşunun ticari ya da toplam pazardaki gelir payına bir tavan
sınırlaması getirilmektedir.
D. Sermaye Payı/Yayın Lisansı Modeli: Bu model üç şekilde uy-
gulanmaktadır. Birinci tipte herhangi bir yayıncının şirketteki sermaye
payının tavanı sınırlandırılır. İkinci tipte sahip olunabilecek lisans sayısı
sınırlandırılır. Üçüncü tipte ise birden fazla yayın istasyonunun sermaye
paylarına ilave sınırlamalar getirilir.
III. Görsel İşitsel Medya Sahipliği ve Yoğunlaşması
Konusunda Türk Pozitif Hukukundaki Durum
Görsel işitsel medya (özel radyo ve televizyonlar) ile ilgili düzenle-
melere geçmeden önce görsel işitsel yayınların Anayasanın 168. maddesi
açısından genel bir değerlendirilmesi ve bu alanda mülkiyetin (sahipli-
ğin) ve mülkiyetin sınırlandırılmasında ve kontrolünde devlete verilen
görevlerin yer aldığı Anayasanın ilgili maddelerinin incelenmesinde
yarar görülmektedir.
1. Anayasal Değerlendirme
A. Devletin Hava Ülkesi Üzerindeki Egemenlik Hakkı ve
Bu Hakkın Anayasanın
168. Maddesi Yönünden Değerlendirilmesi
Anayasa’nın “Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi”
başlıklı 168. maddesinde;
Open Soiety Institute EU Monitoring And Advocaacy Program Network Media
Program, Avrupa’da Televizyon düzenleme, politikalar ve bağımsızlık, İzleme
Raporu (Türkiye) 2005, syf. 22.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
“Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli
bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kayna-
ğın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya
doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, Kanunun açık iznine bağlıdır.
Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe ya-
pılacak gözetim, denetim usul ve esaslar ve müeyyideler Kanunda gösterilir”
hükmü yer almaktadır.
Televizyon ve radyo yayınları, yeryüzünün hava (atmosfer) tabakası
aracılığıyla yapılan iletişimle gerçekleşmektedir. Devletler hukukunun
kabul görmüş esaslarına göre bir devletin ülkesi, yeryüzünün o devletin
egemenliğine tabi kılınmış olan belirlenmiş bir kesimidir. Bu yeryüzü
kesimi kara, deniz ve hava olmak üzere üç kısımdan oluşur. Devletin
hava ülkesi, kara ve deniz ülkelerinin üzerinde yer alan hava sahasın-
dan oluşmaktadır.
Devletin kara ve deniz ülkesiyle ilgili ilke ve kurallar daha somut
ve belirgin iken hava ülkesinin sınır ve kapsam ile ilgili kurul ve uygu-
lamaları henüz oturmamıştır. Yeknesak bir düzenleme bulunmamakla
birlikte günümüz devletler hukuku, hava sahası üzerinde devletlerin
egemenlik hakkına sahip olduğu ilkesini kabul etmektedir.
Nitekim
14.10.1983 günlü, 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun 4. mad-
desinde de,
“Türkiye Cumhuriyeti Türk hava sahasında tam ve münhasır egemenliği
haizdir”, kuralına yer verilmiştir.
Devletin tam ve münhasır egemenlik hakkına sahip olduğu hava
sahasının özellikleri itibariyle tabii bir servet niteliği taşıdığında ve Ana-
yasanın 168. maddesine göre devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan
yerler içinde kaldığında kuşku yoktur.
“Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, devletin hüküm
ve tasarrufunda bulunan yerlerin özel mülkiyete konu olması mümkün değil-
dir. Devletin buralar için özel sektöre ancak belirli sürelerle yapacağı tahsisler
karşılığında işletme izni ve hakkı vermesi söz konusudur.”
Toluner, Sevin, Milletlerarası Hukuk Dersleri, Devletin Yetkisi, İstanbul 1996, s. 31
vd.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
101TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
B. Devletin Piyasalarda Tekelleşmeyi ve Kartelleşmeyi
Önleme Görevi ile İlgili Anayasanın 167. Maddesinin
Değerlendirilmesi
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 167. maddesindeki;
“Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli
işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaş-
ma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler” şeklindeki düzenle-
mesinin, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasına
sınırlama getiren Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası ile “birlikte
değerlendirilmesi gerekmektedir”. Çünkü Anayasa’nın 26. maddesinin
ikinci fıkrasında; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,
kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti
ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların ceza-
landırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,
başkalarının şöhret ve haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun ön-
gördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun
olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir” denilmiş; 28. maddesinin
ikinci fıkrasında, devlete basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak
önlemleri alma görevi verilmiş; üçüncü fıkrasında, basın hürriyetleri-
nin sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin
uygulanacağı belirtilmiştir.
Böylece Anayasal düzenlemelerin televizyon veya radyo kurulu-
şunda, bir gerçek veya tüzel kişinin veya sermeye grubunun sermeye
payına sınırlama getirebilmesine imkan sağladığı sonucuna ulaşılma-
sının yanlış olmayacağı değerlendirilmektedir.
C. 1982 Anayasası’nın Radyo ve Televizyon Yayıncılığıyla
İlgili 133. Maddesi
1982 Anayasası’nın radyo ve televizyon kuruluşlarını düzenleyen
133. maddesinin 1. fıkrasının özgün (ilk) halinde radyo ve televizyon
kuruluşlarının ancak devlet eli ile kurulacağı ve idarelerinin tarafsız bir
kamu tüzel kişiliği halinde düzenleneceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın radyo ve televizyon yayınları konusunda öngördüğü
bu devlet tekeli tüm dünyada gelişen özelleşme, rekabet, çoğulculuk ve
liberalizm gibi çağdaş piyasa gereklerinin gerisinde kalmış, söz konusu
hüküm teknolojik gelişmelerden de yararlanılarak fiilen ihlal edilmeye
başlanmıştır.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Ortaya çıkan bu fiili durumu takiben 08.07.1993 günlü, 3913 sa-
yılı Kanunla gerçekleştirilen Anayasa değişikliğiyle Anayasa’nın 133.
maddesi değiştirilmiş ve maddenin 1. fıkrasıyla Radyo ve Televizyon
istasyonları kurmanın ve işletmenin kanunla düzenlenecek şartlar çer-
çevesinde serbest olduğu hükme bağlanmıştır.
Madde 133- “(08.07.1993 tarih ve 3913 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile
değişik) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzen-
lenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.
(EK: Fıkra; 23.06.2005 - 5370/1 md.) Radyo ve televizyon faaliyetlerini
düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
dokuz üyeden oluşur. Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında be-
lirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her
siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nca seçilir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun
kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev
süreleri kanunla düzenlenir.
Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon ku-
rumu ile kamu tüzel kişilerden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve
yayınlarının tarafsızlığı esastır. ”
2. Yasal Değerlendirme
A. 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun’un 29. Maddesinin İncelenmesi;
Anayasa’da yapılan değişikliğin gereği olarak 13.4.1994 günlü, 3984
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun
yürürlüğe konulmuştur.
3984 sayılı Kanun’la özel radyo ve televizyon işletmeciliğinin kuru-
luş ve yayın esasları belirlenmiş, konuyla ilgili olarak gerekli düzenle-
meleri yapma ve kararlar alma konusunda yetkili olmak üzere Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu oluşturulmuştur.
Kanunun “Özel Radyo ve Televizyon Kuruluşları” başlığını taşıyan
Beşinci Bölümü içinde yer alan “kuruluş ve hisse oranları” başlıklı 29.
maddesinde radyo ve televizyon sahipliği konusunda detaylı düzen-
lemeler öngörülmüştür.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
103TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
a. Maddenin 1994 Yılında Yürürlüğe Giren Orijinal Metni
29/6
“Bir hissedarın, bir kuruluştaki hisse miktarı ödenmiş sermayenin
%20’sinden ve birden fazla kuruluşta hisse sahibi olanların bu kuruluşlar-
daki tüm hisselerin toplamı da %20’den fazla olamaz bu hükümler, yukarıda
zikredilen hisse sahibinin bir ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhrî hısımları
için de uygulanır.”
29/7
“Belirli bir özel radyo veya televizyon kuruluşunda yabancı sermayenin
payı %20’yi geçemez.”
29/10
“Belirli bir özel radyo ve televizyon kuruluşunda %10’dan fazla hissesi
olanlar Devletten, diğer kamu tüzel kişilerinden ve bunların doğrudan veya
dolaylı olarak katıldıkları teşebbüs ve ortaklıklardan herhangi bir taahhüt işini
doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler ve menkul kıymetler
borsalarında muamelede bulunamazlar.”
29/11
“Türkiye de gazete çıkaran gerçek ve tüzel kişiler ile basınla ilgili mevzuata
göre gazete sahibi olanlar bir arada %20’den fazla hisse sahibi olamazlar. Bu
hüküm bu şahısların bir ile üçüncü dereceye kadar (dahil) kan ve sıhri hısımları
hakkında da uygulanır.”
b. Maddenin 2002 Değişikliği Sonrasındaki Metni
3984 sayılı Kanundaki ilk ve en kapsamlı değişiklik 15.05.2002 günlü,
4756 sayılı Kanunla gerçekleştirilmiştir.
“3984 sayılı Kanunun 29. maddesi 4756 sayılı Kanunun 13. maddesiyle
aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.”
“Madde 29- (Değişik madde: 15.05.2005 - 4756 S. K. 13. MD)”
Radyo ve televizyon yayın izni verilen veya verilecek anonim şirketlerin
hisse oranları ve şirket yapısıyla ilgili uyulması gereken diğer hususları şun-
lardır:
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
29/d
Üst Kurul tarafından düzenlenecek yönetmeliğe uygun olarak her yıl ya-
pılacak ortalama izlenme oranı ölçümlerine göre yıllık ortalama izlenme veya
dinlenme oranı %20’yi geçen bir televizyon veya radyo kuruluşunda bir gerçek
veya tüzel kişinin veya bir sermaye grubunun sermaye payı %50’yi geçemez.
Gerçek kişinin hisselerinin hesaplanmasında üçüncü derece dahil olmak üzere
üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlara ait hisseler de aynı kişiye aitmiş
gibi hesaplanır.
29/e
Bir gerçek veya tüzel kişi veya bir sermaye grubu %50’den fazla hissesine
sahip olduğu bir televizyon veya radyonun yıllık ortalama izlenme veya din-
lenme payı %20’yi geçerse Üst Kurul tarafından yapılan bildirimden itibaren
doksan gün içinde, ortağı bulunduğu televizyon veya radyodaki hisselerinin bir
bölümünü halka arz ederek veya bir kısım hisselerini satarak, sermaye payını
%50’nin altına indirir. Yıllık izlenme veya dinlenme oranının aşımı birden
fazla televizyon ve radyodaki hisselerin toplamı nedeniyle meydana gelmişse,
bu oranı %50’nin altına indirecek biçimde yeterli sayıda şirketi satar. Bu yü-
kümlülüğün ihlali durumunda kuruluşun yayın izni iptal edilir.
B. Yasa Metninin Karşılaştırılması
Bu çalışmanın hacmi göz önünde bulundurularak tam metin verilmeyen
önceki yasa ile mevcut yasa hükmünün 29. maddesinin her iki düzenleme ara-
sındaki paralel ve farklı hükümlerin şu şekilde altını çizmek mümkündür:
a. Paralel Düzenlemeler
1. Her iki hükümde de siyasi partiler, dernekler, sendikalar, mahalli
idareler gibi kimi gerçek ve kamu tüzel kişilerine radyo ve televizyon
yayın izni verilmesi, yayın izni almış şirketlere ortak olması yasaklan-
mıştır.
2. Her iki hükümde de radyo ve televizyon kuruluşlarının anonim
şirket olarak kurulmaları ve aynı şirketin ancak bir radyo ve televizyon
işletmesi kurabileceği öngörülmüştür.
3. Radyo ve televizyon şirketlerinde herhangi bir kişi lehine intifa
hakkı senedi ihdası yasaklanmıştır.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
105TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
4. Radyo ve televizyon şirketlerinde herhangi bir kişi lehine intifa
hakkı senedi ihdası yasaklanmıştır.
5. Bir radyo ve televizyon kuruluşunda yabancı sermayenin belli
bir oranı geçemeyeceği (ilk halinde %20, sonraki halinde %25) öngörül-
müş, ayrıca belirli bir radyo ya da televizyon kuruluşunda ortak olan
yabancı bir gerçek yada tüzel kişinin başka bir radyo veya televizyon
kuruluşuna ortak olması yasaklanmıştır.
6. Yerli ya da yabancı hissedarların imtiyazlı hisse senedi sahibi
olması yasaklanmıştır.
7. Yurtdışından yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarına
kanal, frekans ve kablo kapasitesi tahsisi yasaklanmıştır.
b. Farklı Düzenlemeler
1. Her iki hüküm arasındaki en önemli farklılık, belli bir radyo
veya televizyon kanalında sahip olunacak sermaye miktarı sınırı ko-
nusundadır.
Maddenin özgün halinde yer alan 6. fıkrada, bir hissedarın bir
kuruluştaki sermaye miktarı %20 ile sınırlanmışken, maddenin yeni
halinin (d) bendinde ise, yıllık izlenme oranı %20’yi geçen bir radyo
ya da televizyon kuruluşunda bir gerçek ya da tüzel kişinin veya bir
sermaye grubunun sermaye payının %50’yi geçemeyeceği öngörülmüş;
(e) bendinde de, bir kişinin veya sermaye grubunun %50’den fazla his-
sesine sahip olduğu bir radyo veya televizyon kanalının izlenme oranı-
nın zaman içinde %20’yi geçmesi durumunda da %50’yi aşan hissenin
satış ya da halka arz yoluyla %50’nin altına indirilmesi zorunluluğu
öngörülmüştür.
Her iki hükümde de bu yöndeki yasaklamanın üçüncü dereceye
kadar kan ya da sıhrî hısımlar için de geçerli olduğu belirtilmiştir.
2. İki hüküm arasındaki bir diğer önemli farklılıkta önceki kuralda
belirli bir radyo yada televizyon kuruluşunda %10’dan fazla hissesi
olanların Devlet ihalelerine katılması yasaklanmışken, yeni düzenle-
mede böyle bir kısıtlamaya yer verilmemiş olmasıdır.
3. İki hüküm arasında başka bir farklılık da, önceki kuralda;
“Türkiye’de gazete çıkaran gerçek ve tüzel kişiler ile basında ilgili mevzuata
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
göre gazete sahibi olanlar bir arada % 20’den fazla hisse sahibi olamazlar. Bu
hüküm bu şahısların bir ile üçüncü dereceye kadar (dahil) kan ve sıhri hısımları
hakkında da uygulanır.” hükmü yer alırken, yeni düzenlemede böyle bir
sınırlamaya yer verilmemiş bulunmaktadır.
Anayasal ve yasal düzenlemeleri aktardıktan sonra konumuzla
ilgili Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının incelemesine geçmekte,
zorunluluk bulunmaktadır. Söz konusu iptal kararı güncelliği ve konu-
muza özgülüğü göz önünde bulundurularak bağımsız bir başlık altında
ayrıntılı olarak incelenecektir.
IV. 3984 sayılı Kanunun 4756 sayılı Kanunla Değişik 29.
Maddesinin (D) ve (E) Bentlerinin İptalini Öngören
Anayasa Mahkemesi Kararının İncelenmesi
1. İptal Davasında Yer Alan Talep, Gerekçeler ve Görüşler
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının gerekçesine geçmeden
önce Sayın Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen dava gerekçesiyle,
Sayın Milletvekilleri tarafından ileri sürülen iptal gerekçelerinin kısa bir
özetinin verilmesinde yarar görüyoruz.
A. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Dava Gerekçesi
Sayın Cumhurbaşkanı yukarıda metnini verdiğimiz değiştirilmeden
önceki metin ile yapılan yeni düzenlemeleri karşılaştırdıktan sonra;
“4756 sayılı Yasa’nın 13. maddesiyle değiştirilen 3984 sayılı Yasa’nın 29.
maddesinin anılan bentlerindeki kurallar, özellikle büyük sermaye gruplarının
radyo ve televizyon alanında tekelleşmelerine yol açacak içeriktedir.”
“Anayasa’nın 167. maddesinde, Devletin, para, kredi, sermaye, mal ve
hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici
önlemleri alacağı, piyasalarda eylemli ya da anlaşma sonucu doğacak tekelleşme
ve kartelleşmeyi önleyeceği belirtilmiştir.”
“Anayasa’nın anılan kuralı ile tekelleşme ve kartelleşme yasaklanmakla
kalmamış, Devlete de bunu engelleyici önlemleri alma görevi verilmiştir. 4756
sayılı Yasa ile yapılan ve yukarıda belirtilen düzenlemelerle görsel ve işitsel
medya alanında tekelleşme ve kartelleşmenin önlenmesi olanaksızdır. Düzen-
lemeler, tekelleşme ve kartelleşmeyi önlemek bir yana, dolaylı olarak olanaklı
kılacak niteliktedir.”
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
107TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
“Öte yandan, yapılan düzenlemeyle, bir gerçek ya da tüzel kişiye yada
sermaye grubuna bir radyo-televizyon kuruluşunun tümüne yada birden çok
radyo-televizyon kuruluşuna sahip olabilme olanağının yaratılmasının yanı
sıra, bu kişi yada sermaye grubuna kamu ihalelerine girme ve menkul kıymetler
borsalarında işlem yapma yasağının getirilmemesi, medya gücünün kullanı-
larak ihalelerde haksız rekabete, borsada çeşitli işlem oyunları yapılmasına
neden olabilecektir.”
“Medya gücünü kötüye kullanma olasılığı kamu yararı ve kamu düzeni
ile doğrudan ilgilidir. Devletin bu gücü dengeleyecek önlemleri alması, kamu
yararı ve düzenini sağlamanın gereğidir.”
“3984 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin değişiklikten önceki onuncu fık-
rasında yer verilen özel radyo yada televizyon kuruluşlarında belli oranın
üzerinde pay sahibi olanların kamu ihalelerine girebilme ve menkul kıymetler
borsalarında işlem yapabilmesine ilişkin yasağın, korunması gerekirken tü-
müyle kaldırılmış olması, yasaların kamu yararı amacıyla çıkarılması gerektiği
ilkesiyle bağdaşmamaktadır.”
“Bu nedenlerle, 4756 sayılı Yasa ile değiştirilen 3984 sayılı Yasa’nın 29.
maddesinin (d) ve (e) bentleri, Anayasa’nın 2. maddesindeki “demokratik hukuk
devleti” ilkesine, 26. maddesindeki “haber alma” ve 28. maddesindeki “basın”
özgürlüklerine ilişkin kurallara, tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi yasaklayan 167.
maddesine aykırı düşmektedir.” demektedir.
B. Sayın Milletvekillerinin Dava Gerekçesi
Sayın Milletvekillerinin dava gerekçesinde ise; “Bu durum;”
“- Televizyon ve radyo alanında tekelleşmeye ve kartelleşmeye yol aça-
cak,”
“- Tekelleşen ve kartelleşen medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık
yaratabilecek bir güce ulaşacak, diğer yandan ise haber alma özgürlüğünü
kısıtlayabilecektir.”
“- Ayrıca medya gücünün kullanılarak ihalelerde haksız rekabete yol
açılabileceği gibi, borsada çeşitli işlem oyunları yapılmasına neden olunabi-
lecektir.”
“Bu nedenlerle 3984 sayılı Yasanın 29. maddesinde yapılan değişiklikler,
Anayasa’nın 2, 26, 28 ve 167. maddelerine aykırıdır.” şeklinde yer almak-
tadır.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
C. Yasanın Mecliste Görüşülmesi Sırasında Konuyla İlgili
Yer Alan Görüşler
Yasa tasarısının lehinde olan görüşlerde;
“Gerek Sayın Cumhurbaşkanı’nın, gerek Sayın Milletvekili ve arka-
daşlarının iddia ettikleri yeni düzenlemenin, radyo ve televizyon alanında
tekelleşmeye yol açacağı varsayımı, Anayasa’nın 167. maddesinde öngörülen
tekelleşmenin ve kartelleşmenin önlenmesi hakkındaki hüküm ile mantıki dü-
zeyde uyuşmamaktadır.“
“Aksine sermaye sahipliği ve izlenme ve dinlenme oranına bağlı olarak her
an değiştirilebilir hale getiren 4756 sayılı Kanunun 13. maddesinin (d) ve (e)
bentleri, iddianın tam aksine Anayasa’nın 167. maddesinde öngörülen sistemi
gerçekleştirmeye yöneliktir.”
“Mülkiyetin saptanmasında izlenebilirlik oranının tekniğine yönelen
eleştiri, Anayasaya aykırılık iddiası olarak değerlendirilemez. Böyle bir iddia
mecmu olmaz.”
“%20 oranın tespiti yasama organının takdir yetkisidir. Dolayısıyla gerek
Sayın Cumhurbaşkanı’nın, gerekse Sayın Milletvekillerinin maddeyle iptal
istemlerini haklı çıkarabilecek nitelikte ikna edici açık ve nesnel gerekçe mevcut
değildir.” denilmektedir.
D. Televizyon Yayıncıları Derneği’nin Anayasa Mahkemesi’ne
Sunduğu Raporda Yer Alan Görüşler
Televizyon Yayıncıları Derneği’nin 27 Mayıs 2002 tarihinde Anaya-
sa Mahkemesi’ne sunduğu raporda iptal isteminde bulunan tarafların
savlarına yer verildikten sonra, derneğin konu ile ilgili görüşü yer al-
maktadır. Buna göre; “Yasanın (d) ve (e) bentlerindeki bu hükümler birlikte
değerlendirildiğinde açıkça görülmektedir ki, Yasama organı Anayasa’nın 167.
maddesindeki amir hükme uygun olarak izlenme oranı %20’yi geçen bir tele-
vizyon veya radyonun çoğunluk hissesinin bir gerçek veya tüzel kişiye veya bir
sermaye grubuna ait olmasını önlemiştir. Bu itibarla 4756 sayılı Yasa’nın 13.
maddesi Anayasa’nın 167. maddesine aykırılık taşımamakta aksine uygunluk
göstermektedir.”
“Sınırlama oranının saptanması gibi bir tekniğe itiraz etmek Anayasa’ya
aykırılık savı taşımaz. Sınırlama yöntem ve tekniğini belirlemek yasama or-
ganının yetkisinde olduğu gibi mevcut hukuki düzenlemeye göre değil, ileriye
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
109TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
dönük birtakım varsayımlarla Anayasaya aykırılık öne sürmek de mümkün
değildir.”
“Sayın Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin bu düzenlemenin tekelleş-
me ve kartelleşmeye yol açacağı varsayımlılığında bulunmaları da gerçekçi
sayılamaz.”
“Çünkü,”
“Bugün Türkiye’de 16 ulusal, 15 bölgesel ve 218 yerel televizyonla
1500’den fazla radyo bulunmaktadır. Dünyanın birçok gelişmiş demokratik
ülkesinde ulusal televizyon kanalı sayısı 8-10’u geçmezken, Türkiye’de bu
kadar çok sayıda televizyon ve radyo ile tekelleşmiş bir piyasadan söz etmek
veya böyle bir piyasa oluşacağını ileri sürmek mümkün değildir.”
“16 ulusal televizyonun hemen her biri ayrı sermaye gruplarına aittir.
218 yerel televizyon da il ve ilçelere dağılmış, gene farklı kişi ve kuruluşlara ait
bulunmaktadır. Radyoların mülkiyetinin de dağınık olduğu bir gerçektir. Bu
tablo tekel veya kartel görüntüsü vermediği gibi sermayenin bu sektörde toplu
değil, yaygın olduğunu kanıtlamaktadır.” denildikten sonra Türkiye’deki
televizyon kanallarının AGB 2001 ölçümleri verilmektedir.
E. Anayasa Mahkemesi Raportörü Görüşü
“Medya sahipliği konusunda getirilen ‘yıllık ortalama izlenme oranı
ölçümün göre yıllık ortalama izlenme veya dinlenme payı kriterinin değişik
yöntemler içerisinde en uygun tercih olup olmadığının tespiti hususunun
anayasal denetim dışında kalan bir konu olduğu düşünülmektedir. En iyi
yöntemin hangisi olduğunun tespitinin Yasa koyucunun takdir yetkisi içinde
kaldığına inanılmaktadır.”
2. Anayasa Mahkemesi’nin Gerekçeli İptal Kararı ve Karşı
Oylarda Yer Alan Görüşler
A. İptal Kararı Gerekçesi
Dava dilekçelerinde, düzenleme ile getirilen %20’lik izlenme
oranının görsel ve işitsel medya alanında tekelleşme ve kartelleşmeyi
olanaklı hale getireceği, tekelleşen medyanın bu gücünü kullanarak
AGB Nielsen Media Research/TİAK (Televizyon İzleyici Araştırma Kurulu 2001
ölçüm raporları).
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ihalelerde haksız rekabete yol açabileceği ve haber alma özgürlüğünü
kısıtlayabileceği belirtilerek (d) ve (e) bentlerinin Anayasa’nın 2, 26, 28
ve 167. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
29. maddenin (d) bendinde, Üst Kurul tarafından düzenlenecek
yönetmeliğe uygun olarak her yıl yapılacak yıllık ortalama izlenme
oranı ölçümlerine göre yıllık ortalama izlenme veya dinlenme oranı
%20’yi geçen bir televizyon veya radyo kuruluşunda bir gerçek veya
tüzelkişinin veya bir sermaye grubunun sermaye payının %50’yi geçe-
meyeceği, gerçek kişinin hisselerinin hesaplanmasında üçüncü derece
dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve sıhrî hısımlara ait
hisselerin de aynı kişiye aitmiş gibi hesaplanacağı; (e) bendinde de
bir gerçek veya tüzelkişi veya bir sermaye grubunun %50’den fazla
hissesine sahip olduğu bir televizyon veya radyonun yıllık ortalama
izlenme veya dinlenme payının %20’yi geçmesi halinde Üst Kurul
tarafından yapılan bildirimden itibaren doksan gün içinde, ortağı bu-
lunduğu televizyon veya radyodaki hisselerinin bir bölümünün halka
arz ederek veya bir kısım hisselerini satarak, sermaye payını %50’nin
altına indireceği, yıllık izlenme veya dinlenme oranının aşımının birden
fazla televizyon ve radyodaki hisselerin meydana gelmesi halinde ve
bu oranı %50’nin altına indirecek biçimde yeterli sayıda şirkete sataca-
ğı, bu yükümlülüğün ihlali durumunda kuruluşun yayın izninin iptal
edileceği belirtilmiştir.
Bu düzenlemeyle, sahip oldukları televizyon kanalları ile radyoların
yıllık ortalama izlenme ve dinlenme oranı %20’yi geçmemek koşuluyla
bir gerçek ya da tüzelkişi ya da sermaye grubuna, bir veya birden fazla
televizyon yada radyo kuruluşunun tümüne yada bir kısmına sahip
olabilme olanağı sağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “hukuk devleti” insan haklarına
saygılı, bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete ve eşitliğe uygun
bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle kendini yükümlü
sayan, bütün davranışlarında Anayasa’ya ve hukuk kurallarına uyan,
işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasına sınırlama
getiren Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu hürriyetlerin
kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in
temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün ko-
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
111TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
runması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak
usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret ve haklarının,
özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması
veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla
sınırlanabilir” denilmiş; 28. maddesinin ikinci fıkrasında, devlete basın
ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlemleri alma görevi verilmiş;
üçüncü fıkrasında, basın hürriyetlerinin sınırlanmasında, Anayasa’nın
26 ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Basın ve haber alma özgürlüğünün gerek kamu erkini kullanan
kurum ve kuruluşlara gerekse özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine
karşı korunması amacıyla, görsel ve işitsel medya tekelinin oluşmasını
engellemek için etkili sınırlamalar koymanın, medyanın çoksesliliğini
sağlamaya yönelik koruyucu önlemler almanın devletin görev ve so-
rumluluğunda olduğu açıktır. Bu doğrultuda bağımsız ve yansız yayın-
cılığın sürdürülebilmesine olanak sağlanması bakımından Anayasa’nın
26. maddesinde belirtilen nedenlerle sınırlı olarak medya sahipliğine
ilişkin kimi kısıtlamaların getirilebileceği de kuşkusuzdur.
Öte yandan, Anayasa’nın 167. maddesinde de devletin para, kredi,
sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini
sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı, piyasalarda fiili veya anlaşma
sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği belirtilmiştir.
Buna göre, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen sınır-
lama nedenlerinden kamu düzeni ve 167. maddesinde devlete verilen görevler
gözetilerek, televizyon ya da radyo kuruluşunun yıllık ortalama izlenme
oranına bağlı olarak bir televizyon veya radyo kuruluşunda, bir gerçek veya
tüzel kişinin veya bir sermaye grubunun sermaye payına sınırlama getirile-
bilir. Yapılan araştırmalarda, Türkiye’de en yüksek izlenme oranının %14
ilâ %16 olarak saptanması ve dava konusu kuralla öngörülen %20 oranına
uygulamada ulaşılmasının çok güç olması nedeniyle, aynı kişilerin veya ser-
maye gruplarının ülkedeki televizyon ve radyo kuruluşlarının çoğuna sahip
olmalarının kaçınılmaz hale geleceği bu durumda %20 oranın, Anayasa’nın
167. maddesinde devlete verilen tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme görevinin
yerine getirilmesini sağlayamayacağı açıktır.
“Bu Nedenlerle, İptali İstenilen Kurallar Anayasa’nın 2 ve 167. Madde-
lerine Aykırıdır. İptali Gerekir.“
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
B. Karşı Oyların Gerekçeleri
Anayasa Mahkemesi üyesi Sn. Mehmet Erten’in karşı oyunda, iptali
istenen (d) ve (e) bentleri metinleri aktarıldıktan sonra, (d) ve (e) bentleri
ile yapılan yukarıda belirtilen düzenlemelerle izlenme ve dinlenme
oranın %20 olarak yüksek tutulması ve bu orana ulaşılamayacağı gerçeği
karşında görsel ve işitsel medya alanında tekelleşme ve kartelleşmenin
önlenemeyeceği, böyle bir medya gücünün kullanılması durumunda
da ihalelerde haksız rekabete, borsada ise çeşitli işlem oyunlarına
neden olunacağı ileri sürülmektedir.
Söz konusu düzenlemeler, Anayasa’nın 167. maddesinde yer
alan “Devlet, ...piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve
kartelleşmeyi önler.” hükmüne koşut olarak tekelleşme ve kartelleşmeyi
önlemek amacıyla televizyon ve radyo sahipliğine sınırlama getirmiştir.
Böylece izlenme oranı %20’yi geçen bir televizyon ve radyonun
çoğunluk hissesinin, bir gerçek veya tüzel kişiye veya bir sermaye
grubuna ait olmasının önüne geçilmiştir. İleri sürülen düşüncelerin
aksine, bu düzenlemeler Anayasa’nın 167. maddesi hükmüne
uygundur. Diğer taraftan, İzlenme ve dinlenme oranının %20 olması ve
bunun ulaşılması güç bir oran olup olmadığı sorunu sınırlama yöntem
ve tekniğine ilişkin bir konu olup, bunun saptanması ve yıllık ortalama
izlenme oranı ölçümlerine göre yıllık ortalama izlenme veya dinlenme
oranına ilişkin kriterin değişik yöntemler içinde en uygun tercih olup
olmadığının belirlenmesi hususları yasama organının yetkisindedir.
Tersine olan görüş Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya uygunluk
denetimi yerine, yerindelik denetimi yapmasına yol açar. Bu nedenle
((d) ve (e) bentlerinin Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
“İptal isteminin reddi gerekir” denilmektedir.
Sayın Fulya Kantarcıoğlu’nun karşı görüşünde ise özetle;
RTÜK kayıtlarına göre, Türkiye’de faaliyet gösteren toplam 249 Te-
levizyon bulunmaktadır. Bunun 16’sı Ulusal, 15’i bölgesel ve 218’i yerel
televizyondur. Bu koşullar da herhangi bir televizyonun Anayasa’nın
167. maddesi kapsamında tekel veya kartel oluşturabileceği savı gerçekçi
görünmemektedir. Kaldı ki belirtilen televizyonların izlenme ve dinlen-
me oranının %20’yi geçmesi durumunda dava konusu kurallarla bunlara
sahip olan gerçek veya tüzel kişilerin sermaye payının %50’yi geçmesi
önlenerek, bu alanda tekelleşme ve kartelleşme oluşturmasa da haber
kaynaklarının halkı belli doğrultuda yönlendirme olasılığına karşı bi-
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
113TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
reylerin tarafsız haber ve bilgi alma bağlamındaki düşünce özgürlükleri
güvenceye alınmak istenmiştir. Uygulamada %20 izlenme ve dinlenme
payına ulaşılamaması nedeniyle bu oranın istenilen amaca ulaşmaya
elverişli olmadığı düşüncesi ise sadece varsayımdır. Bu oranın hangi
sınıra çekilmesi halinde ileri sürülen sakıncaların ortadan kalkacağını
öngörebilmek ise radyo ve televizyon alanındaki teknolojik gelişmelerin
hızı da gözetildiğinde oldukça zor hatta olanaksızdır. Ayrıca, düşünce
özgürlüğü öne çıkarılarak oranların çok fazla düşürülmesinin radyo ve
televizyon kuruluşlarında sermaye payı bulunanların mülkiyet hakları-
na aşırı bir müdahale oluşturup oluşturmayacağı sorununun da göz ardı
edilemeyeceği bir gerçektir. Bu sorunları gözeterek Anayasal sınırları
aşmamak koşuluyla bir seçim yapmak ise yasa koyucunun değerlendir-
me alanı içine girmektedir. Ortada somut, kesinlik kazanmış güvenilir
veriler olmadan kuralın Anayasa’ya aykırılığı sonucuna varılamaz.
Öte yandan, bir kuralın Anayasa’ya aykırı olup olmadığı incele-
nirken, sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için konu hukuksal bütünlük
içinde irdelenerek, kuralın yer aldığı yasada veya ilgili diğer yasalarda
doğması olası sakıncaları önleyebilecek düzenlemeler bulunup bulun-
madığının da araştırılması gerekir.
3984 sayılı Yasa’nın 4756 sayılı Yasa ile değiştirilen 4. maddesinde,
radyo, televizyon ve veri yayınlarında uyulması gereken yayın ilkeleri
ayrıntılı olarak açıklanmış, bunlar arasında kişi hak ve özgürlüklerinin
korunması ve haksız rekabetin önlenmesine yönelik sınırlayıcı düzen-
lemelere yer verilmiştir. 33. maddede de yayın ilkelerinin ihlâli ağır
yaptırımlara bağlanmıştır. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun’un 4. maddesi ile belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğ-
rudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama
amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte
olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs bir-
liklerinin bu tür karar ve eylemleri; 6. maddesi ile de, bir veya birden
fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya
hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile
yapacağı anlaşmalar yada birlikte davranışlar ile kötüye kullanması
hukuka aykırı ve yasak kabul edilmiş 16. maddesinde ise belirtilen
yasaklara uymayanlar için yaptırımlar öngörülmüştür.
Bu düzenlemeler dava konusu kurallarla birlikte değerlendirildi-
ğinde, davacıların Anayasa’ya aykırılık savlarının, somut verilere değil,
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
daha çok ileriye dönük kimi olasılıklara dayandığı, bu nedenle de Ana-
yasal temelinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır” denilmektedir.
VI. Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı Sonrasındaki
Hukuki Durum
1. Bu Alanda Özel Bir Kanun Hükmü Kalmamıştır ve
Hukuki Boşluk Oluşmuştur
Yukarıda belirtildiği gibi 3984 sayılı Kanunun 29. maddesi 4756
sayılı kanunla tümüyle değiştirilmiş ve 29. maddenin özel radyo ve
televizyon kuruluşlarında sermaye sahipliği ile ilgili yeni kuralları da
(d ve e bentleri) Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. Bu iptal kararı
Resmi Gazete’de 04.08.2006 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiş bu-
lunmaktadır. Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararında, Anayasa’nın
153. maddesinin 3. fıkrası ile 2949 sayılı yasanın 53. maddesinin 4 ve 5.
fıkraları gereği konumuz dışında kalan iptale konu kurallara ilişkin iptal
hükümlerinin, kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından başlayarak 6
ay sonra yürürlüğe girmesine oy birliğiyle karar verilmiştir. Bir başka
anlatımla, 3984 sayılı Yasanın (d) ve (e) bentleri ile ilgili olarak Anayasa
Mahkemesi’nce yasa koyucuya yeni bir süre verilmemiş ve bu madde-
lerle ilgili iptal kararı yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Bu durumda, 29. maddenin ilk şeklinin yürürlükten kaldıran kanun
hükmü Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiğine göre önceki düzenle-
menin yürürlüğe girmesi düşünülebilecek midir? Farklı bir anlatımla
29. maddenin 4756 sayılı Kanunla değişik (d) ve (e) bentlerinin iptali
sonrasında 29. maddenin ilk halinde yer alan sermaye payı oranına
ilişkin kuralların tekrar yürürlüğe girmesi düşünülebilecek midir?
Anayasa Mahkemesi’nin ve diğer yüksek yargı mercilerinin içtihatları
böyle bir sonucun mümkün olamayacağını ortaya koymaktadır. Yani
yürürlükten kalkan önceki düzenlemenin iptal kararından sonra tekrar
canlanarak yürürlüğe girmesi söz konusu olamayacaktır. (Anayasa
Mahkemesi’nin 11.11.1963 günlü, E. 1963/106, K. 1963/270 sayılı kararı)
sermaye sahipliği konusunda uygulama niteliğine sahip Türk Pozitif
Hukuku’nda özel bir kanun hükmü artık bulunmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 1, syf. 468; YİBBGK 24.05.1982, 1/1 (YKD
1982/2, s. 1053) Çağlayan, Ramazan, İdari Yargı Kararlarının Sonuçları ve Uygula-
ması, Ankara 2004, s. 141-146.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
115TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bununla birlikte, 29. maddenin (d) ve (e) bentlerinin iptaliyle ortaya
çıkan boşluk görsel ve işitsel medya alanında bir kaosa mı yol açacaktır?
Sorusunun cevabını genel hükümler içerisinde aramak gerekmektedir.
Ancak buna geçmeden önce, ortaya çıkan hukuki boşluğun kamu düzeni
ve kamu yararı bakımından sakınca oluşturup, oluşturmadığı konusunu
anayasa hukuku açısından irdelemek gerekmektedir.
2. Hukuki Boşluk Kamu Düzenini Tehdit veya Kamu
Yararını İhlal Eder Mahiyette Değildir
Bilindiği gibi, Anayasa’nın “Anayasa Mahkemesi’nin Kararları”
başlıklı 153. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında;
“(3) Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü yada bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazete’de
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırılabilir. Bu tarih,
kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
(4) İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu doldura-
cak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar”, hükümlerine
yer verilmiştir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanunu’nun 53. maddesinin 3, 4 ve 5. fıkralarında da;
“3. Anayasa Mahkemesi’nce Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar
verilen kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü veya bunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmi
Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
4. Gerekli gördüğü hallerde Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yü-
rürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, iptal kararının Resmi
Gazete’de yayınlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
5. Anayasa Mahkemesi bir kanun, kanun hükmünde kararname veya Tür-
kiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli hükümlerinin
iptali halinde meydana gelecek olan hukuki boşluğu kamu düzenini tehdit veya
kamu yararını ihlal edici mahiyette görürse, yukarıdaki fıkra hükmünü uygular
ve boşluğun doldurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile
Başbakanlığa bilgi verir”, kuralları öngörülmüştür.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Yukarıda değinildiği gibi 3984 sayılı Kanunun özel radyo ve televiz-
yon sahipliği konusunda sermaye oranı kriterine göre kimi sınırlamalar
getiren 29. maddesinin ilk hali 4756 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve bu
konuda izlenme oranına göre sınırlamalar getiren yeni düzenlemeleri
((d) ve (e) bentlerini) önce yürürlüğü durdurmuş, sonra da iptal etmiş-
tir. Yukarıda da değinildiği üzere değişiklik yapan kanun hükmünün
iptalinin değiştirilmiş olan önceki kuralın yürürlüğünü tekrar geri
getirmeyeceğine göre Anayasa Mahkemesi’nce yeni düzenleme hak-
kında verilen yürürlüğü durdurma kararı ile birlikte bu alandaki yasal
düzenleme tümüyle ortadan kalkmış, diğer bir deyişle hukuki boşluk
ortaya çıkmış olmaktadır. İşte Anayasa Mahkemesi bu sonucu öngördüğü
halde, diğer bir deyişle hukuki boşluk oluşacağını bildiği halde ilgili
kuralların yürürlüğünü durdurmuştur. Bu sonuca göre Anayasa Mah-
kemesi ortaya çıkacak boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal
edici nitelikte görmemiştir.
Aksi bir düşünce olsaydı, yani ortaya çıkacak hukuki boşluğun
kamu düzeni ve kamu yararı bakımından sakınca oluşturacağı düşünül-
se idi iptale konu kuralların değil yürürlüğünün durdurulması iptalden
sonra iptal kararının yürürlüğe girmesi belli bir süre ertelenerek bu süre
içinde yasama organından iptal gerekçesine uygun yeni yasa çıkarması
istenirdi. Böylece ilgili kuralların belli süre daha yürürlükte kalması
sağlanır, bu aşamada çıkacak yeni kanunla da hiçbir hukuki boşluk
oluşmasına meydan verilmeden konu sonuçlandırılırdı. Nitekim söz
konusu Anayasa Mahkemesi Kararında, 3984 sayılı Kanunun 9. mad-
desinin son fıkrası ile ilgili olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun
denetiminin Başbakan’a bağlı Yüksek Denetleme Kurulu’na verilme-
sinin Üst Kurulun özerk ve tarafsız bir tüzel kişisi olma niteliğiyle
çelişmesi ve aynı Kanunun 33. maddesinin 1. fıkrasının ise “Cezaların
sorumluluğun şahsiliği” ilkesinin ihlali nedeniyle verilen iptal kararının,
hükümlerinin kararın Resmi Gazete’sinden yayımlanmaya başlayarak 6
ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması da bu görüşümüzü
destelemektedir.
Halbuki Anayasa Mahkemesi medya sahipliği konusunda izlenme
oranı kriterine kimi sınırlamalar getiren düzenlemeleri iptal ederken bu
yolla (iptal kararına ilişkin hükümlerin 2949 sayılı yasanın 53. madde -
sinin 4 ve 5. fıkraları gereğince kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasın-
dan belli bir müddet sonra yürürlüğe girmesi yolu) değil, yürürlüğün
durdurulması yolunu seçerek aksi yöndeki yoruma itibar etmemiştir.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
117TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Anayasa Mahkemesi’nin bu uygulaması da; konu hakkında şu anda
kamu yararını ve kamu düzenini ihlal edici bir hukuksal boşluğun bu-
lunmadığını, 3984 sayılı kanunun 29. maddesinin yukarıda sözü edilen
diğer kısıtlayıcı hükümlerinin ve genel rekabet hukuku kurallarının
sorunun çözümünde göz önünde bulundurabileceği imkanının verdiğini
söyleyebiliriz. Ancak bu tespitimiz yasa koyucunun bu alanı yeniden
düzenlemesine gerek olmadığı veya düzenleyemeyeceği anlamına da
gelmemektedir. Bu nedenle, yasa koyucunun iptal kararı sonrasında
hangi hukuki imkanlara ve argümanlara sahip olduğu ve bu alanı nasıl
düzenlemesi gerektiği konusunda tespitler yapılmaya çalışılacaktır.
VII. Türk Pozitif Hukukunda Yoğunlaşma (Tekelleşme)’nın
Önlenmesi ve Çoğulculuğun Kurulması
1. Yasama Organı Açısından
Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçe dikkatli şekilde
incelendiğinde, Yasa koyucunun aşağıdaki olanaklara sahip olduğu
sonucuna varmak mümkün gözükmektedir.
A. Yasa Koyucunun Anayasa’nın 26 ve 28. Maddesinin İkinci
Fıkralarında Yer Alan Basın ve Haber Alma Özgürlüğünü
Sağlayacak Önlemler Alma Görevi Bulunmaktadır
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasına sınırlama
getiren Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu hürriyetlerin
kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in
temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün ko-
runması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak
usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret ve haklarının,
özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması
veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla
sınırlanabilir” denilmiş; 28. maddesinin ikinci fıkrasında, devlete basın
ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlemleri alma görevi verilmiş;
üçüncü fıkrasında, basın hürriyetlerinin sınırlanmasında, Anayasa’nın
26 ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Basın ve haber alma özgürlüğünün gerek kamu erkini kullanan
kurum ve kuruluşlara gerekse özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
karşı korunması amacıyla, görsel ve işitsel medya tekelinin oluşmasını
engellemek için etkili sınırlamalar koymanın, medyanın çoksesliliğini
sağlamaya yönelik koruyucu önlemler almanın devletin görev ve so-
rumluluğunda olduğu açıktır. Bu doğrultuda bağımsız ve yansız yayın-
cılığın sürdürülebilmesine olanak sağlanması bakımından Anayasa’nın
26. maddesinde belirtilen nedenlerle sınırlı olarak medya sahipliğine
ilişkin kimi kısıtlamaların getirilebileceği de kuşkusuzdur.
B. Yasa Koyucunun Anayasanın 167. Maddesinde
Yer Alan Tekelleşme ve Kartelleşmeyi Önleme
Görevi Bulunmaktadır
Öte yandan, Anayasa’nın 167. maddesinde devletin para, kredi,
sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemlerini
sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı, piyasalarda fiili veya anlaşma
sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyeceği belirtilmiştir.
Bu yetkiye dayanarak Yasa koyucu görsel ve işitsel medya alanında
yapacağı düzenlemelerde mülkiyetin yoğunlaşmasını önleyerek televiz-
yon ve radyo yayınında çoğulculuğu çeşitliliği ve editöryal bağımsızlığı
sağlam temeller üzerine kuran özel hükümler sevk edebilir.
Böylece, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
sınırlama nedenlerinden kamu düzeni ve 167. maddesinde yer alan
devlete verilen görevler gözetilerek ve birlikte değerlendirildiğinde
bir televizyon ve radyo kuruluşunda bir gerçek veya tüzel kişinin
veya sermaye grubunun sermaye payına sınırlama getirilmesi yasa
koyucunun yetkisi ve takdiri içerisinde kalmaktadır. Yasa koyucu bir
gerçek veya tüzel kişinin veya bir sermaye grubunun sermaye payına
sınır getirebilme yetkisini genel düzenleme yetkisi içerisinde her zaman
kullanabilir.
C. Çapraz Mülkiyet Yasağının Düzenlemelerinin Görsel İşitsel
Medya Alanına Taşınması Olanağı
Çapraz mülkiyet (sahiplik) bir medya kuruluşunun farklı mecralar-
da aynı anda birden fazla kuruluşlar sermeye ilişkisi içerisinde olması
veya başka sektörlerde faaliyette bulunması anlamına gelmektedir.
Daha açık bir anlatımla çapraz mülkiyet; televizyon ve radyo yayıncı-
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
119TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ları ile yazılı basın ve internet sağlayıcıları gibi diğer medya unsurları
arasındaki sahiplik ve sermaye entegrasyonudur.
Türk pozitif hukukunda ne 5680 sayılı eski Basın Kanunda ne de
yeni 5187 sayılı Basın Kanunda yazılı medyada sahiplik konusunda bir
sınırlama göze çarpmamaktadır. Bilindiği gibi, 3984 sayılı Yasanın ilk
şeklinde 29/11. “Türkiye’de gazete çıkaran gerçek ve tüzel kişiler ile basınla
ilgili mevzuata göre gazete sahibi olanlar bir arada %20’den fazla hisse sahibi
olamazlar. Bu hüküm bu şahısların bir ile üçüncü dereceye kadar (dahil) kan
ve sıhri hısımları hakkında da uygulanır” hükmü mevcut iken 4756 sayılı
değişiklikle bu sınırlama Kanun’dan çıkarılmış bulunmaktadır.
Halbuki kimi batı ülkelerinde halen bu sınırlamalar mevcudiyetini
korumakta örneğin, İtalyan Hükümeti, 03 Mayıs 2004 tarihinde yeni bir
ayasal değişiklik yaparak, sahiplik sınırlarını daha da genişletmiş, çapraz
sahipliğe daha fazla olanak tanınmış ve yüzdelerde arttırma gitmiştir.
Bu nedenle, ülkemizde de çapraz mülkiyetin yasaklanması hükmü-
nü içeren yeni bir düzenlemenin getirilme olanağı bulunmaktadır.
D. Kamu İhalelerine Girememe ve Borsa Oyunu Yasağının
Yeniden Getirilmesi Olanağı
3984 sayılı Yasanın 29. maddesinin ilk halinde yer alan ve daha sonra
4756 sayılı Kanunla değiştirilip merinden çıkarılan şeklinde “Belirli bir
özel radyo ve televizyon kuruluşunda %10’dan fazla payı olanların devletten,
diğer kamu tüzel kişilerinden ve bunların doğrudan ya da dolaylı olarak katıl-
dıkları teşebbüs ve ortaklıklardan herhangi bir taahhüt işini doğrudan doğruya
yada dolaylı olarak kabul edemeyecekleri ve menkul kıymetler borsalarında
işlem yapamayacakları” kurala başlanmıştı. Metinden çıkarılan bu yasağın
yasa koyucu tarafından yeni bir düzenlemeyle getirilmesine herhangi
bir engel görülmemektedir.
Aksine, devletle ticari ilişkilere giren medya sahiplerinin siyasal
iktidar lehine yayın yaparak ya da tam tersine baskı oluşturarak kamu
ihalelerini alma avantajını sağlayabileceği kuşkusu bugün de öne-
mini korumaktadır. Günümüzde medya-serbest piyasa ilişkilerinin
demokrasiler için yozlaştırıcı tehlike ve tehditlerden olduğu gerçeği
karşısında ülkemizin ve demokrasimizin özellikle özelleştirilmesini
tamamlayamamış bir döneminde yaşamsal öneme haiz bulunması doğal
görülmektedir. Ayrıca, serbest piyasa ekonomisinin diğer önemli bir
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
özelliği rekabet ortamının yaratılmasıdır. Birçok radyo ve televizyon
kuruluşuna sahip olan kişi ya da sermaye grubuna kamu ihalelerine
girebilme hakkı tanınması bu özellikle de bağdaşmamaktadır.
Görsel ve işitsel medyanın kamuoyunu etkileme gücü bu gücün
kamu ihalelerine katılma yoluyla kötüye kullanılması olasılığının yük-
sekliği batılı ülkelerde ve diğer demokratik ülkelerde medya sahipliğinin
diğer iş ve ticari alanlarından ayrılmasına bu ayrımı sağlayacak önlemler
alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle ülkemizde de daha mevcut
olan söz konusu yasağın yeniden getirilmesinde yasa koyucu için bir
imkan ve gereklilik kılınmaktadır.
E. Yasa Koyucunun Düzenlemelerdeki Takdir Hakkı da
Sınırlıdır ve Yargısal Denetime Tabidir
Türk pozitif hukukunda yasama yetkisinin genelliği, Kanunla
düzenleme alanının konu itibariyle sınırlandırılmamış olduğunu,
Anayasaya aykırı olmamak şartıyla her konunun Kanunla düzenlene-
bileceğini ifade eder. Yasama organı, şüphesiz Anayasa sınırları içinde,
devletin hukuki düzeninin yaratıcısıdır. Meclis, bir sosyal ilişki alanını
kanunla düzenleyerek devletin faaliyeti alanı içine almaya veya dev-
letin faaliyet alanı içindeki bir ilişkiyi bu alandan çıkarmaya yetkilidir.
Yasama yetkisinin genelliği, yürütme organına bırakılmış “mahfuz” bir
düzenleme yetkisinin bulunmadığını da anlatır. Nitekim Kanun alanının
konu itibariyle sınırlandırıldığı, bunun dışındaki alanlarda düzenleme
yetkisinin doğrudan doğruya yürütme organına bırakıldığı anayasalar
bakımından, yasama yetkisinin genelliğinden söz edilemez.
10
Yasama yetkisinin genelliği, aynı zamanda, yasama organının bir
konuyu dilediği ölçüde ayrıntılı olarak düzenleyebileceği anlamına
da gelir. Yasama organının, bir konunun genel ilkelerini saptamakla
yetinip, ayrıntıları veya Anayasa Mahkemesi’nin deyimiyle “ihtisasa ve
idare tekniğine taalluk eden hususların” düzenlenmesini yürütme organına
bırakması, “iyi yönetimin” gereklerine ve yasama organının hukuki bir
yükümlülük altında olduğunu söylemeye elbette imkan yoktur. Ya-
sama organı, dilediği takdirde, bir konuyu en ince ayrıntılarına kadar
düzenleyebilir ve yürütme organına sadece “bağlı yetkiler” vererek, idari
düzenleme alanına yer bırakmayabilir.
10
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Gözden Geçirişmiş 6. Baskı, Yetkin Yayınevi,
Ankara 2000 s. 19.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
121TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Yasama yetkisinin ilkeliği (asliliği) ise, yasama organının bir konuyu
doğrudan doğruya, yani araya herhangi başka bir işlem girmeksizin
düzenleyebilmesidir.
11
Yasama organı, bir alanı doğrudan doğruya
düzenleyebilir. O alanın daha önce Anayasa ile düzenlenmiş olmasına
gerek yoktur.
Anayasa’nın hiçbir şekilde düzenlemediği bir alanı, yasama organı, ilk
elden düzenleyebilir. Bu anlamda yasa yetkisi, “ilk-el”,”asli” bir yetkidir.
Yasama organı Anayasa’ya dayanma zorunluluğu yoktur. Yasama orga-
nının tek zorunluluğu, Anayasa’ya aykırı düzenleme yapmamaktır.
12
Bilindiği gibi Anayasa hükümleri, yama, yürütme ve yargı or-
ganlarını, idari makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel
hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz. Kanunların
Anayasa’ya uygunluğunu denetimi ise Anayasa Mahkemesi’ne bıra-
kılmıştır. Anayasa Mahkemesi Kanunların Anayasa’ya uygunluğunu
denetlerken Anayasa çerçevesinde, yasama yetkisinin sınırlarını da
belirlemiş olacaktır.
13
Anayasa Mahkemesi’nde görülen dava sırasında ileri sürülen;
“Medya sahipliği konusunda getirilen “yıllık ortalama izlenme oranı ölçümünde
göre yıllık ortalama izlenme veya dinlenme payı” kriterinin değişik yöntemler
içerisinde en uygun tercih olup olmadığının tespiti hususunun Anayasal dene-
tim dışında kalan bir konu olduğu düşünülmektedir. En iyi yöntemin hangisi
olduğunun tespitinin Yasa koyucu takdir yetkisi içinde kaldığı” yolundaki
iddia yukarıda yer aldığı şekliyle Anayasa Mahkemesi’nce kabul görme-
miş ve iptal kararının gerekçesinde belirtildiği üzere, değişik yöntemler
içerisinde en uygun tercihin hangisinin olduğunun tespitinin anayasal
denetim dışında kalamayacağına karar verilmiştir.
Böylece Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla, medya sahipliği ko-
nusunda getirilecek bir kriterin değişik yöntemler içerisinde en uygun
tercih olup olmadığını denetleme yetkisine sahiptir, bir başka anlatımla
en iyi yöntemin hangisi olduğu konusu yasa koyucunun takdir yetkisi
içinde kalan bir konu değildir. Bu konudaki takdir yetkisi yargısal de -
netime tabi ve sınırlı bir yetkidir, demektedir.
11
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Gözden Geçirilmiş 6. Baskı, Yetkin Yayınevi,
Ankara 2000 s. 191.
12
Gözler, Kemal, İdari Hukuku Dersleri, Birinci Baskı, Bursa 2002, s. 367.
13
Yıldırım, Turan, Yasama Yetkisinin Sınırı-Hukuk Devleti-Kamu Yararı Hak ve Hür-
riyetlerin Sınırlanması, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Mayıs 1987 C. 2 s.
2.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bu hukuki sınırlar dışında yasa koyucu için fiili ve siyasi zorlukla-
rın ve sınırların olduğu da bir gerçektir. Zira 3984 sayılı Yasanın 4756
sayılı Yasa ile değişikliği sırasında Yasama Meclisindeki yasallaşma
sürecindeki görüşmeler ve tutanaklar göz önünde bulundurulduğun-
da, bunu daha iyi anlamak ve algılamak imkanı bulunmaktadır. 4756
sayılı yasanın görüşüldüğü 2002 yılı için yaşanan bu zorlukların bugün
için de geçerli olduğu görsel-işitsel medya sahipliği düzenlemelerinin
ve politikalarının yasa koyucu için en zor alanlardan biri olduğunda
duraksama bulunmamaktadır.
2. Görsel İşitsel Alanda Yetkili İdare (RTÜK) Açısından
Bilindiği gibi, Türkiye’de görsel-işitsel medyayı düzenlemek ve
denetlemekle görevli kamu idaresi Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’dur.
3984 sayılı Kanunun 5. maddesi Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
(RTÜK) hakkında “…Özerk ve tarafsız kamu tüzel kişiliği” nitelendirmesini
yapmaktadır. RTÜK öğretide bağımsız idari otorite olarak nitelendiril-
mektedir.
14
Anayasanın 133. maddesinin 2. fıkrası doğrudan RTÜK’ü düzen-
lemektedir. Anayasa’da yer alan bu düzenlemeyle (Anayasa’nın 133.
maddesinin 5370 sayılı Kanunla değişik 2. fıkrası) RTÜK’ün anayasal bir
kuruluş statüsüne kavuştuğunda şüphe bulunmamaktadır. 3984 sayılı
Kanunun bütünü göz önünde bulundurulduğunda RTÜK’ün gerek
organik gerekse işlevsel anlamda bağımsızlığa ya da kanunun ifadesiyle
özerkliğe sahip olduğunu rahatlıkla ileri sürebiliriz.
15
3984 sayılı Kanun RTÜK’e görsel-işitsel medyanın bütün alanlarını
ve unsurlarını kapsayana geniş bir düzenleme yetkisi verilmektedir. Ni-
tekim, Anılan Kanunun 5. maddesine göre, “Radyo ve televizyon faaliyet-
lerini düzenlemek amacıyla… Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kurulmuştur”
3984 sayılı Kanun RTÜK’ün düzenleyici işlemlerini yönetmelik olarak
nitelendirse de uygulamada RTÜK “duyuru”, “genel duyuru”, “tebliğ”,
“genel tebliğ” adları altında düzenleyici işlemler yapmaktadır. Doğal
olarak RTÜK’ün düzenleme yetkisi ancak yasanın öngördüğü sınırlar
içerisinde kullanılabilecek bir yetkidir. Bu nedenle 3984 sayılı Kanunun
14
Ulusoy, Ali, Bağımsız İdari Otoriteler, Turhan Yayınevi, Ankara 2003, s. 139, Tiryaki,
R., Bağımsız İdari Kurum Olarak RTÜK, AÜHFD., C. 51, s. 4, 2002, s. 196-203.
15
Yılmaz, Halit, Adı Geçen Eser s. 247.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
123TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
görsel-işitsel medya alanında sermaye sahipliği ile ilgili düzenlemeleri
olmaksızın bu alanda herhangi bir düzenlemesinden ve işlevinden
bahsetme olanağı yoktur.
Ancak, aynı kanunun başka hükümlerinden ve genel düzenleme-
lerden yararlanması bu alanda işlevini sürdürmesi olanakları da bu-
lunmaktadır. Bu nedenle incelememizin bu bölümünde bu olanakları
ortaya koymaya çalışacağız.
A. Rekabet Hukuku Hükümleri Çerçevesinde
Sınırlandırma Olanağı
4054 sayılı Rekabet Kanunu’nu tüm ticari ilişkiler bakımından uy-
gulanan genel kanun niteliğindedir. Nitekim Kanunun “amaç” başlık
1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti
engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya
hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek,
bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını
sağlamaktır”, kuralına yer verilmiş; “kapsam” başlıklı 2. maddesinde de;
“Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet
gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı
rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile
piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmaları ve
rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü
hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, dü-
zenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer”, hükmü
öngörülmüştür.
Radyo ve televizyon yayıncılığı faaliyetlerinin de 4054 sayılı Kanun-
la öngörülen sınırlama ve kısıtlamalara tabi olduğu açıktır. Bu nedenle
radyo ve televizyon yayıncılığı yapan şirketlerin rekabeti engelleyecek
şekilde tekelleşmeleri ve hakim durum oluşturacak bunu kötüye kul-
lanmaları anılan yasa hükümleriyle yasaklanmıştır. Bu konuda denetim
4054 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre Rekabet Kurulu tarafından
yapılacaktır.
4054 sayılı Kanunun 6. maddesine göre; “Bir veya birden fazla teşebbü-
sün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki
hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar yada
birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır”.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
4054 sayılı Kanunun 6. maddesi dışında birleşme ve devralmalara
ilgili yasak getiren hüküm mevcuttur. Hakim durum yaratan yada
pazarda hakim durumda bir teşebbüsün bu konumunu güçlendiren
türde birleşme, devralma ve ortak girişimlerin Rekabet Kanunu’nca
yasaklanması da bu amaca yönelik bir düzenlemedir. Hakim durum-
da olan bir teşebbüs, rakiplerinin baskısından uzak bir şekilde ürettiği
mal ve hizmetleri maliyetinin çok üstünde fiyatlarla satma imkanına
sahip olabilmektedir. Toplumsal refah bu durumda yalnızca yüksek
fiyatlardan dolayı değil, ürün çeşitlerinin sınırlanması, yeni ve daha
kaliteli ürünlerin geliştirilememesi nedeniyle de azalmaktadır. Birleşme
ve devralmaları kontrolü yoluyla bu tür piyasa yapılarının oluşmasını
engellemek Rekabet Kurumu’nun temel işlevlerinden biridir.
16
Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun bir
kararında,
17
piyasadaki hakim durumun kötüye kullanılması konusunda
tek otoritenin Rekabet Kurulu olduğu belirtilerek, Rekabet Kurulu’nun
bu yöndeki kararının esasına girip denetlenmesi reddedilmiştir.
Danıştay’ın bir başka kararında,
18
hakim durumun varlığının tama-
men iktisadi analizlere dayanarak araştırılması gereken bir konu olduğu,
hakim durumun belirlenmesinde önemli ve öncelikle ele alınması gere-
ken ölçütün, işletmenin ilgili pazardaki payı olduğu belirtilmiştir.
Sonuç olarak, Rekabet Kurulu’na bildirime tabi bulunan birleşme
ve devralmalar oldukça yüksek Pazar payını (%25) veya ciroyu (25 mil-
yon YTL) gerekmektedir. Bu birleşme ve devralmaların yasaklanması
da, yine hakim durumun tespitiyle ilgili yetkinin kendisinde olması
nedeniyle Rekabet Kurulu’na bırakılmıştır. Rekabet Kurulu her olayın
özelliklerine göre medya alanında birleşmeler veya devralmalar yoluyla
oluşacak tekelleşme, yoğunlaşma işlemlerini yasaklayacak veya izin verebi-
lecektir. Ancak bu yetkisini ne şekilde kullanacağı medya alanında yapılacak
iktisadi analizlere ve hakim durumun tespitine dayanacaktır. Ancak Rekabet
Kurulu kendisine intikal ettikten sonra böyle bir değerlendirmeyi nasıl
yapacağını önceden kestirebilmek söz konusu değildir.
Anayasa Mahkemesi’nin 3984 sayılı Kanunun 29. maddesinin (d)
16
Usta, Murat, Bağımsız İdari Otoriteler Sistemi İçinde Rekabet Kurulu konulu AÜ.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümü Doktora Tezi, 2006 http://www.
rekabet.gov.tr/birlesmekontrol.html.
17
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 22.03.1999 tarih, itiraz no: 1999/113,
Futbol Federasyonu/Rekabet Kurumu davası.
18
Danıştay 13. Dairesi’nin 25.03.2005 tarih, 2005/159 E. 2005/1687 K. sayılı kararı.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
125TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ve (e) bentlerinin iptalini oluşturan gerekçelerden birisi de, yapılan
araştırmalarda Türkiye’de en yüksek izlenme oranının %14 ile %16
olarak saptanması ve dava konusu kurallara öngörülen %20 oranına
uygulamada ulaşılmasının çok güç olması nedeniyle, aynı kişilerin
veya sermaye gruplarının ülkedeki televizyon ve radyo kuruluşlarının
çoğuna sahip olmalarının kaçınılmaz hale gelmesi ihtimalidir.
Yukarıda da belirtildiği üzere yürürlükteki rekabet kuralları bi-
zatihi hakim durumda olmayı yasaklamamaktadır. Hakim durumun
kötüye kullanılması yasaklanmakta, hakim durumun tespiti de Rekabet
Kurulu’na bırakılmaktadır.
Türkiye’de en yüksek izlenme oranlarının %14 ile %16 olduğu var-
sayımı kabul edildiğinde, izlenme oranlarına göre medyada yer alan
teşebbüslerin aynı kişilerin veya sermaye gruplarının elinde toplanması
ihtimali söz konusu olabilecektir.
Bugün itibariyle Türkiye’de en yüksek izlenme oranları aşağıdaki
gibidir.
ÖZET TABLO
01.01.2005 – 31.12.2005
Tüm Kişiler (Evren: 38. 935. 633)
Tam Gün (02:00-25:59)
Tüm Gün
KANALLAR Raiting % Share %
ATV 1,8 12,1
FLASH TV 0,5 3,0
KANAL 7 0,8 5,7
KANAL D 2,1 14,3
SAMANYOLU 0,9 5,7
SHOW TV 2,4 15,8
STAR TV 1,5 10,3
TGRT 1,1 7,0
TRT 1 0,8 5,1
TRT 2 0,2 1,2
DİĞER 3,0 19,8
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ÖZET TABLO
01.07.2006 – 30.09.2006
Tüm Kişiler (Evren: 40. 900. 052)
Tam Gün (02:00-25:59)
Tüm Gün
KANALLAR Raiting % Share %
ATV 1,2 10,3
FLASH TV 0,2 1,8
KANAL 1 0,5 4,3
KANAL 7 0,6 5,4
KANAL D 1,5 12,7
SAMANYOLU 0,7 6,5
SHOW TV 1,5 12,8
STAR TV 1,1 9,7
TGRT 0,5 4,5
TRT 1 0,5 4,2
TRT 2 0,2 1,4
DİĞER 3,1 26,4
Görüldüğü gibi bu alanda tek yetkili özel kuruluş olan AGB isimli
kuruluşun 01.01.2005-31.12.2005 ve 01.07.2006-30.09.2006 tarihleri arasını
kapsayan raporuna göre %14 ile 16 rakamlarını korumaktadır.
19
Rekabet
Kurulu bu hakim durumun kötüye kullanılmasını elbette denetleyecek,
birleşme ve devralmalar yoluyla rekabetin önemli ölçüde azaltılmasını
da yasaklayabilecek izin vermeyecektir.
Bir başka anlatımla iptal kararı sonrası, konu 4054 sayılı Rekabet
Kanunu yönünden de değerlendirildiğinde şu andaki pozitif hukuka
göre radyo ve televizyon yayıncılığıyla ilgili olarak izlenme oranına
göre sermaye sahipliği konusunda belli sınırlar getiren 29. maddenin
(d) ve (e) bentlerinin yürürlükte olmamasının bu alanda tekelleşmeye
yol açarak, rekabeti engelleyecek bir duruma neden olmayacak, genel
rekabet hukuku kuralları böyle bir sonucu engelleyecektir. Kimi batı
ülkelerinde uygulanan sistem de zaten bu şekildedir.
19
AGB Nielsen Media Research/TİAK (Televizyon İzleyici Araştırma Kurulu 2005-2006
ölçüm raporları).
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
127TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Dünyadaki ekonomik gelişmeler nedeniyle, demokratik hukuk
devleti ilkesiyle yönetilen ülkelerde girişim özgürlüğünü yasaklamak
yerine haksız rekabeti önleyici denetim sistemlerinin geliştirilmesi yay-
gınlaştırılmıştır. Örneğin medya yoğunlaşmasına dair hiçbir AB ölçütü
bulunmamaktadır. Ancak, AB düzeyinde yayıncılık alanındaki çoğulcu
yapının pazardaki hakim konum yada medya şirketlerindeki ortaklık
payı nedeni ile tehlikeye girebileceği durumlarının önlenmesinde Top-
luluk Rekabet Hukuku hükümleri temel alınmaktadır.
20
Mevzuattaki düzenlemeler ve bu düzenlemelerde yer alan önlem-
ler göz önüne alındığında ne Avrupa Topluluğu Anlaşması, ne Sınır
Tanımayan Televizyon Direktifi (Üye Ülkeler için), ne de Avrupa Sınır
Ötesi Televizyon Sözleşmesi (Konsey Üyesi Ülkeler için) medya yoğun-
laşması konusunda sektör-merkezli hükümler içermemektedir. Ancak
medya birleşmelerin mutlaka rekabetten sorumlu otoritelere bildirilip
onay alınması ve genel rekabet yasalarının usulünce uygulanması ge-
rekmektedir.
AB’ye üye ülkelerde televizyon sektöründeki birleşmeler, yayın-
cılık merkezli mevzuata konu olmak yerine, yalnızca genel rekabet
hukuku hükümleri içeren ve her türlü birleşmeye uygulanan birleşme
düzenlemesi kapsamında denetlenmektedir. Düzenleme medya birleş-
meleri için belli bir ciro eşiğini şart koşmamıştır. Ayrıca, bir birleşmenin
düzenleme kapsamına girip girmediğine karar verme yetkisi Avrupa
Komisyonu’na tanınmıştır.
Örneğin Komisyon bu yetkisini kullanarak piyasaların rekabetçi
işleyişini engelleyen girişimlere izin vermemektedir. Komisyon, AB
rekabet kurallarını spesifik olaylara uygularken risk-yarar analizi
yapmaktadır. Bu bağlamda, teknolojik yenilikler getiren yeni mal ve
hizmetleri tüketicilerin kullanımına sunan, bu suretle multimedya pi-
yasalarının gelişimine katkı sağlayan birleşmeler ve stratejik ortaklıklar
desteklenmekte, olumlu yorumlanmaktadır. Komisyon aynı zamanda,
yeterince içtihat hukuku oluşmamış multimedya piyasalarında açık ve
rekabetçi yapıların korunmasını amaçlamaktadır. Bu itibarla, sınırsız
güce sahip birçok işletmecinin başlıca ağlara erişimlerinin kontrolünü
ele geçirmesini engellemektedir.
21
20
İzleme Raporu, s. 125-126.
21
Kutay, Pars/Özçeri, Aslı, Avrupa Birliği’nde Medya Hukuku ve Uygulamaları,
İstanbul 2006, s. 128.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Buna rağmen sadece rekabet düzenlemelerinin görsel işitsel med-
yada çoğulculuğu güvence altına almaya yetmeyeceği dikkate alınarak
Avrupa Konseyi’nin Aralık 2002’de medyada çeşitlilik üzerine raporun-
da da desteklendiği gibi medya sektörüne özel sahiplik düzenlemeleri
gereklidir.
22
B. Diğer Kısıtlayıcı Hükümlerin Uygulama Olanağı
3984 sayılı Kanunun 4756 sayılı Kanunla değişik 29. maddesinin
iptal edilmiş olan (d) ve (e) bentleri dışında aynı Kanunun halen yürür-
lükte olan konumuzla ilgili hükümleri var mıdır? Sorusunun cevabını
burada tartışmakta yarar görmekteyiz.
Zira görsel ve işitsel alanı düzenleyen 3984 sayılı Radyo ve Televiz-
yonların Kuruluşu ve Yayınları Hakkındaki Kanun’un 4756 sayılı yasay-
la değişik 4. maddesinin yayın ilkelerine yer verilen ikinci fıkrasında;
“c. Yayıncılığın, gerek yayın organı, gerekse hisse sahipleri ve üçüncü derece
dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları veya bir başka
gerçek ve tüzel kişinin haksız çıkarları doğrultusunda kullanılmaması,”
“j. Yayıncılığın haksız bir amaç ve çıkara alet edilmemesi ve haksız rekabete
yol açılmaması. . . ” denilerek, görsel ve işitsel medyanın haksız rekabete
neden olabilecek gücü engellenmeye çalışılmaktadır. Ancak, bu soyut
anlatımlı Kanuni düzenlemelerin, kamu ihaleleri yaratabilecek haksız
rekabeti ve borsa işlemlerinde oynanacak oyunları diğer yasal düzen-
lemeler olmadan tek başına engellemesi oldukça zor gözükmektedir.
Ayrıca, düzenlemelerin karşıt kavramından yayın kuruluşlarının
“haklı çıkarları” destekleyici içerikte yayın yapabileceği sonucuna varıl-
maktadır. Konuya yayın kuruluşlarının kamu ihalelerine giren sahipleri
yönünden bakıldığında bu tür destekleyici yayınların “haklı çıkarı”
savunduğu öne sürülebilecektir.
Diğer taraftan, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun kamu ihalele-
rini düzenleyen hükümlerinin hem haksız rekabeti önleyici, hem de
kamu ihalesine girmeyi engelleyici hükümler içerdiği görülmektedir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11. maddesinde: “bu kanun ve diğer
kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine
22
Avrupa Medya Enstitüsü Avrupa Birliği Üyesi Devletlerdeki Medyaya İlişkin “Sa-
hiplik” konusunda durum saptaması ve ülke düzenlemeleri hakkındaki özet raporu.
Tercüme RTÜK-Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığı sayfa: 22.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
129TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
katılmaktan yasaklanmış olanlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu
kapsamına giren suçlardan ve organize suçlardan dolayı hükümlü bulunanla-
rın, hileli iflas ettiğine karar verilenlerin ihaleyi yapan idarenin ihale yetkilisi
kişileri ve bu kişilerin üçüncü dereceye kadar akrabalarının” ihaleye katıla-
mayacakları belirlenmiştir. Aynı yasadan ihaleye fesat karıştırma, buna
teşebbüs etme, rekabeti veya ihale kararını etkileyecek davranışlarda
bulunmak, 17. maddelerde yasak fiil ve davranışlar olarak sayılmıştır.
Ancak, yukarıda yer alan RTÜK Yasası’nın 4. maddesindeki (c) ve
(j) bentlerinde yer alan yasaklayıcı hükümler için yapılan eleştirilerin
Kamu İhalesi Kanunu’ndaki yasaklayıcı bu hükümler içinde geçerli
olacağı göz ardı etmemek gerekmektedir.
SONUÇ
Çalışmamızın başında belirtildiği üzere, yayıncılık düzenlemeleri
genelde 3 temel amaca dayanmaktadır.
a. Medya çoğulculuğu ve ifade özgürlüğünü korumak,
b. Ulusal (veya uluslararası) medya piyasalarının düzenlemesinin
güvence altına almak,
c. İletişim kanalında (ulusal veya uluslararası uydu) internet kablo
ve değer yayınların tıkanıklığını önlemek,
Bu amaçları sağlamak için geliştirilen uluslararası sistem (modelleri)
ise yine çalışmanın başında yer aldığı üzerine,
a. İzleyici paylaşım modeli,
b. Lisans sahipliği modeli,
c. Gelir payı/frekans modeli,
d. Sermaye payı/yayın lisans modelinden oluşmaktadır.
Ülkemizde görsel işitsel medya sahipliği ve görsel ve işitsel alanda
yoğunlaşma konularında ilk düzenlemeler 1994 yılında çıkarılan 3984
sayılı Kanun’da yapılmıştır. Bu Kanun’un ilk halindeki, yayıncılıkta
özel mülkiyeti düzenleyen 29. maddesi, o dönemde Fransa’daki sistem
göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Diğer bir deyişle, benimsenen sistem
Fransa’nın bugün de bazı değişikliklerle uygulamakta olduğu “Sermaye
Payı / Yayın Lisans Modeline” dayalıdır.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
2002 tarihli 3984 sayılı Kanun’da değişiklik yapan 4756 sayılı Kanun
ile 29. maddeye getirilen değişiklik ile bu model terk edilerek İngiltere
ve Almanya’nın uygulamakta olduğu “İzleyici Payı Modeli” getirilmiş
ancak söz konusu madde, Sayın Cumhurbaşkanımızın başvurusu üze-
rine, Anayasa Mahkemesi tarafından önce yürürlüğü durdurmuş ve
daha sonra esastan iptal edilmiştir. Dolayısıyla değişiklikle getirilmek
istenen model hiç hayata geçirilememiştir.
Avrupa Birliği ve Avrupa Komisyonu’nun medya çoğulculuğunun
korunması konusunda öncelikle üye devletlerin sorumlu olduğunu, bu
nedenle, medya sahipliği konusu düzenlenirken ülkelerin idari, hukuki
ve pazar yapılarına uygun ülke çıkarlarını göz önünde düzenlemeler
yapılması gerektiği yolundaki görüşleri ile Anayasa Mahkemesi iptal
kararında açıkça vurgulandığı gibi yasa koyucunun Anayasa’da verilen
yetkiler ve görevler doğrultusunda bu alanda yeni bir yasal düzenleme
yapma yetkisi ve imkanı bulunduğu, çıkarılacak yasal düzenlemenin
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında belirtilen sınırlar doğrultusun-
da takdir hakkı bulunduğu gerçeğiyle karşı karşıya bulunmaktayız.
Yasa koyucunun takdir hakkı “izleyici payı modelinin” iptal kararında
belirtilen %20 oranı yerine tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme sağlaya-
cak daha uygun bir orana çekilmesi şeklinde olabileceği gibi ki bugün
içinde geçerli olan bu oranlar göz önünde tutulduğunda sermaye payı/
yayın lisans modelinin yeniden hayata geçirilmesi şeklinde olmasında da
hukuken bir engel bulunmamaktadır. Doğal olarak bu modeller dışında
karma bir sisteminde ülke gerçekleri göz önünde bulundurularak yeni
bir metne dönüştürülme imkanı bulunmaktadır.
Diğer taraftan görsel-işitsel medyanın kamuoyunu etkileme gücünü
dolayısıyla bu gücün kötüye kullanılması olasılığının yüksekliği medya
sahipliğinin diğer iş alanlarından ayrılmasını ve farklı düzenlemelere
konu olmasını gerekli kılmaktadır. 3984 sayılı Yasanın 29 uncu madde-
sinin değişiklikten önceki onuncu fıkrasında yer verilen özel radyo ya
da televizyon kuruluşlarında belli oranın üzerinde pay sahibi olanların
kamu ihalelerine girebilme ve menkul kıymetler borsalarında işlem
yapabilmesine ilişkin yasağın yeniden getirilmesinde kamu yararı açı-
sından gereklilik bulunmaktadır.
Ancak, 3984 sayılı Yasada yapılacak düzenlemelerin yalnızca radyo
ve televizyon sahipliği konusunda bir sınırlama getirdiğinden, medya
sahipliğinin sınırlanması, medyada yoğunlaşmanın önlenmesi ve çoğul-
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
131TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
culuğun kurulması konusunun diğer alanları da açıkça ilgilendirmesi
karşısında tam olarak amaca hizmet etmeme riski bulunmaktadır. Ör-
neğin, rekabet düzenlemeleri ve politikaları, şirketlerin birleşmesi ve
kazançlarıyla ilgili olarak diğer sektörlerin aksine görsel-işitsel medya
sektörünün kültürel ve demokratik yapısını göz önünde bulundurmak
zorundadır.
Bu nedenle, çözümün diğer yasalarda yapılacak değişikliklerle gide-
rilmesi gerektiği düşünülmektedir. Bankacılık Yasası’nda yapılacak bir
düzenleme ile medya sahiplerinin banka sahibi olamayacakları ile ilgili
bir yasa değişikliği, konunun çözümü için iyi bir örnek oluşturabilir.
Ayrıca, Basın Yasası’nda ve İhale yasalarında yapılacak değişiklikler de
konunun çözümü için diğer örnekleri oluşturmaktadır. Bu cümleden ol-
mak üzere yukarıda belirtildiği gibi çapraz sahiplik sınırlaması gündeme
getirilebilir. Ancak, bu yasalarda gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra
3984 sayılı Yasanın medya sahipliği ve medyada yoğunlaşmanın önlen-
mesini ve çoğulculuğun yeniden kurulmasını sağlayan hükümlerinin
anlam kazanabileceği düşünülmektedir. Bunlar yapılmadan özellikle
çapraz sahiplik konusunda diğer Yasalarda bir değişikliğe gidilmeden
salt 3984 sayılı Yasanın 29. maddesinin yeniden düzenlemesinin bir
çözüm olmayacağına inanılmaktadır.
Yasa koyucu açısından çıkarsadığımız bu sonuçlar dışında yasa
koyucunun bu alanı düzenlemediği ve yeni bir hüküm sevk etmemesi
olasılığı karşısında yani, yukarıda belirtilen ve önerilen yasa değişik-
liklerinin hayata geçirilmemesi ihtimali karşısında Anayasa’nın devlete
verdiği görevler doğrultusunda bu alanda yetkili ve görevli idare konu-
munda bulunan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun genel rekabet hu-
kuku kurallarını ve kendi yasasındaki ve konuyla ilgili diğer yasalardaki
özel kısıtlayıcı hükümleri uygulamasında zorunluluk bulunmaktadır.
Zira çalışmamızın başlangıç kısmında vurguladığımız gibi ilke olarak
bastırıcı rejime tabi olan basın özgürlüğünün aksine, görsel-işitsel medya
alanında “önleyici rejim”in geçerli olduğu göz önünde bulunduruldu-
ğunda RTÜK’ün bu yetki ve görevi daha da anlam kazanmaktadır.
Çünkü görsel ve işitsel alanda tekelleşme ve kartelleşme önlenmedi-
ğinde tekelleşen ve kartelleşen medyanın bir yandan ekonomik alanda
haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşması, diğer yandan ise haber alma
ve ifade özgürlüğünü engellemesi ve kısıtlaması tehlikesi gündeme
gelecektir.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Medya gücünü kötüye kullanma tehlikesi ve olasılığı kamu yararı ve
kamu düzeniyle doğrudan ilgilidir. Devletin yetkili ve görevli organları
eliyle bu gücü dengeleyecek önlemleri alması kamu yararı ve kamu
düzeninin sağlanması, dolayısıyla demokratik hukuk devleti ilkesinin
doğal bir sonucu olarak gözükmektedir.
Bunun içindir ki, yasa koyucu için bir süre verilmemiş olsa dahi
bu alandaki yasal düzenlemelerin derhal ve ivedilikle Anayasa
Mahkemesi’nin söz konusu iptal kararında belirtilen ilkeler ve çağdaş
dünyanın benimsediği demokratik hukuk devleti normları doğrultu-
sunda yeniden yapılmasında kamu yararı görülmektedir.
Aksi takdirde tekelleşen ya da kartelleşen görsel-işitsel medya bir
yandan ekonomik alanda haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşırken, öte
yandan da haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecektir.
Bilindiği ve yukarıda vurgulandığı gibi Anayasa’nın 26. madde-
sinde, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün haber almak ve
vermek özgürlüğünü de kapsadığı: 28. maddesinde de, basının özgür
olduğu, devletin, basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlem-
leri alacağı açıktır.
İfade özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğü tamamlayan ve onun
kullanılmasını sağlayan bir özgürlüktür. Düşünce özgürlüğü, düşünce-
lerin özgürce açıklanması yanında bunların yayılması ve öğrenilmesi
özgürlüğünü de içermektedir.
Bu nedenle, basın özgürlüğünün, okuyucuların, izleyicilerin ya da
dinleyicilerin haber alma ve görüşleri öğrenme olanağından yoksun
kalmaları yönünden de değerlendirilmesi gerekir.
Görsel işitsel iletişim özgürlüğü bir boyutuyla yayımcı veya bakı-
mından bir ifade özgürlüğü kategorisini içermektedir.
Görsel işitsel iletişim özgürlüğünün içerdiği bir diğer özgürlük söz
konusu ifade, ileti ya da yayına muhatap olanlar bakımındandır.
Bu noktada yurttaşların bilgilenme, bilgiyi onama ve edinme öz-
gürlüğünden söz edilmektedir.
Bu nedenle görsel-işitsel iletişim özgürlüğü, kamu güçleri karşısında
olduğu kadar özel güçlere karşı da korunmalıdır. Bu bağlamda, medya
tekelinin oluşmasına karşı gerçek sınırlamalar koymak, medyanın ço-
ğulculuğunu koruyucu önlemler almak devlete düşen bir ödevdir.
hakemli makaleler Vahap DARENDELİ
133TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bağımsız ve yansız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak
önlemlerde bu ödev kapsamındadır.
Sosyal görevini yerine getirilebilmesi için basın özgürlüğü ile
donatılan medyanın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gereklidir.
Tekelleşerek, sorumluluk bilincinden uzaklaşacak bir medya, her so-
rumsuz güç gibi er geç amacından sapabilecek ve toplum yaşamını,
ulusal güvenliği tehlikeye sokan bir güç durumuna gelebilecektir. Bunu
önlemek çoğulculuğu kurmak ve korumak da devletin görevidir.
KAYNAKÇA
Çağlayan, Ramazan, İdari Yargı Kararlarının Sonuçları ve Uygulaması,
Ankara 2004.
Gözler, Kemal, İdari Hukuku Dersleri, Birinci Baskı, Bursa 2002.
Karacan, Ali İhsan, Medya Sahipliği Üzerine II 24/05/2002 http//www.
dunyagazetesi.com.tr/nevs display.asp?upsale id=80172.
Kutay, Pars/Özçeri, Aslı, Avrupa Birliğinde Medya Hukuku ve Uygu-
lamaları - İstanbul 2006.
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Gözden Geçirilmiş 6. Baskı
Yetkin Yayınevi, Ankara 2000.
Toluner, Sevin, Milletlerarası Hukuk Dersleri, Devletin Yetkisi, İstanbul
1996.
Ulusoy, Ali, Bağımsız İdari Otoriteler, Turhan Yayınevi, Ankara 2003,
Tiryaki, R., Bağımsız İdari Kurum Olarak RTÜK AÜHFD., C. 51, 2002.
Usta, Murat, Bağımsız İdari Otoriteler Sistemi İçinde Rekabet Kurulu
konulu AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bölümü Dok-
tora Tezi – 2006.
Yılmaz, Halit, İdarenin Görsel-İşitsel İletişim Alanındaki İşlevi, İmaj Yayın,
Ankara 2006.
Yıldırım, Turan, Yasama Yetkisinin Sınırı-Hukuk Devleti-Kamu Yararı
Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması, Marmara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi, Mayıs 1987 C. 2.
Vahap DARENDELİ hakemli makaleler
134TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Westphal, D., Media Pluralism and European Reguletion, EBLR., (2002)
13.
“Commission, Gren Paper on Servicesof General İnterest”,
13- Open Soiety Institute EU Monitoring And Advocaacy Program
Network Media Program, Avrupa’da Televizyon düzenleme, poli-
tikalar ve bağımsızlık, İzleme Raporu (Türkiye) 2005.
Avrupa Medya Enstitüsü Avrupa Birliği Üyesi Devletlerdeki Medyaya
İlişkin Sahiplik konusunda Durum Saptaması ve Ülke Düzenleme-
leri Hakkındaki Özet Raporu. Tercüme RTÜK- Uluslararası İlişkiler
Dairesi Başkanlığı.
AGB Nielsen Media Research/TİAK (Televizyon İzleyici Araştırma
Kurulu 2001 ölçüm raporları).
Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, Sayı 1, YİBBGK 24.05.1982, 1/1
(YKD 1982/2, s. 1053).
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 22.03.1999 tarih, itiraz
no:1999/113, Futbol Federasyonu/Rekabet Kurumu davası.
Danıştay 13. Dairesi’nin 25.03.2005 tarih, 2005/159 E. 2005/1687 K.
sayılı kararı.