M. Lamih ÇELİK makaleler
282TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
Avukat, Türkiye Barolar Birliği tarafından kabul olunan meslek
dayanışma ve düzen gereklerine uygun davranmak zorundadır. (Mes-
lek Kuralı m. 11) Serbest bir irade sonucu kabul edilen meslek kuralları,
bir toplum yaşamı için vazgeçilmez olarak kabul edilen avukatlık mes-
leğinin en iyi şekilde çalışmasını garanti altına alır. Bu kurallara uyul-
maması avukat için bir disiplin cezasına çarptırılmakla sonuçlanır. (AB
Meslek Kuralı
1
m. 1.2.1). Avukatlar, müvekkillerinin haklarını korurken
ve adaletin gerçekleşmesine çalışırken, ulusal ve uluslararası hukukun
tanıdığı insan haklarını ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışırlar ve
hukuka ve hukukçuluk mesleğinin kabul görmüş standartlarına ve
ahlaki kurallarına uygun biçimde serbestçe ve özenle hareket ederler.
(Havana Kuralları m. 14)
Meslek kurallarının bir bölümü Avukatlık Kanunu’nda gösteril-
miştir. Bir bölüm meslek kuralları ise yasanın 117. maddesinin 7 nolu
bendi uyarınca Türkiye Barolar Birliği’nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Ge-
nel Kurul Toplantısı’nda kabul edilmiş ve 50. maddesi hükmüne göre
TBB Bülteni’nin 26.1.1971 tarih ve 5 sayısında yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir. Türkiye Barolar Birliği’nin ve baroların meslek kurallarını
tüm avukatlara ayrı ayrı tebliğ etmesi gibi görevleri ve yükümlülük-
leri yoktur. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu tutanaklarına geçen
tüm barolara bildirilen ve muhtelif şekillerde kitap halinde de yayınla-
*
Av., Şanlıurfa Barosu, Şanlıurfa Belediyesi Hukuk İşleri Müdür Vekili.
1
Avrupa Topluluğu Meslek Kuralları üye on iki ülkenin baroları temsilcilerinin 28
Ekim 1988 tarihinde Strausbourg’ta yaptıkları toplantıda oybirliği ile kabul edil-
miştir.
MESLEK KURALLARINDA
AVUKAT – MAHKEME İLİŞKİLERİ
M. Lamih ÇELİK*
makaleler M. Lamih ÇELİK
283TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
nan bu kuralları avukatlar bilmek zorundadır. Avukatlık Kanunu’nda
bu kuralların “uyulması zorunlu” kurallar olduğu açıkça belirtildiğin-
den meslek kurallarına uygun davranmayan avukatlara disiplin cezası
uygulanır.
“Meslek kuralları” mesleğin düzen ve geleneklerini korumak yer-
leştirmek ve yasaların avukatlara yüklediği görevlerin onurlu bir şekil-
de yerine getirmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Avukatlık
mesleğini yapanlar avukatlık yasası ve yönetmeliği ile birlikte meslek
kurallarını da iyi bilmek ve özümsemekle yükümlüdür.
3
Çalışmamızda avukatın mahkeme ile olan ilişkilerini düzenleyen
meslek kurallarını açıklamak için varsa benzer Avrupa Birliği Meslek
Kuralı’na, kanun maddelerine ve Türkiye Barolar Birliği Disiplin Ku-
rulu kararlarının konuya açıklık getiren kısmına ve yüksek yargı ka-
rarlarına yer verdik.
1. Meslek Kuralı m. 17
Hakim ve savcılarla ilişkilerinde avukat hizmetin özelliklerinden gelen
ölçülere uygun davranmak zorundadır. Bu ilişkilerde karşılıklı saygı esastır.
4
25.1.1999 T. E.1998/109 K.1999/15 - 21.10.2000 T. E.2000/130 K.2000/160, TBB
Dergisi, S. 1999/2 s. 57. “Avukatlık Yasası ve Meslek Kuralları, Türk avukatları-
nın Türkiye sınırları dışındaki eylem ve davranışları içinde geçerlidir” (27.10.2001
T.E.2001/92 K.2001/168), “657 sayılı yasa kapsamında kamu görevlisi olan avukat-
lar, avukatlık yasasının ek-1 maddesinin son fıkrasına göre stajyer avukatlar ise
aynı yasanın 23. maddesinin son tümcesine göre meslek kurallarına uymak zorun-
dadırlar. (18.10.2002 T. E .2002/144 K.2002/285- 20.7.2000 T. E.2000/75 K.2000/108)”
“Meslek kurallarına uymak tüm avukatların yükümlülüğünde olup,serbest-kamu avukatı
ayırımı yoktur.(20.07.2000 T. E.2000/75 K.2000/108-TBB Dergisi sayı:2000/3 s.924)
3
12.11.2004 T. E.2004/260 K.2004/358 - 25.6.2005 T. E.2005/134 K.2005/211
4
Avrupa Birliği Meslek Kuralı;
4.3 -Avukat, hakimlik makamına karşı elinde gelen saygı ve dürüstlüğü göster-
mek ve kanun çerçevesinde kalmak kaydıyla müvekkilini kendi vicdanına göre ve
müvekkilin menfaatlerinin korunması hususunda en uygun yolu seçerek savuna-
cak.
Avrupa
Konseyi Tavsiye Kararı;
8.
Aynı davada avukatlık yapan tüm avukatlara mahkemece eşit biçimde davra-
nılmalıdır.
4.
Avukatlar yargıya saygı göstermeli ve mahkemelere karşı olan görevlerini mes-
leki standartlara ve iç hukuk kurallarına uygun olarak yerine getirmelidirler. Herhangi bir
durumda avukatların yargısal faaliyetten çekilmesi söz konusu olursa bu hal belirli bir süre
ile sınırlı ve müvekkillerinin ya da hizmetlerinden yararlananların zarar görmeyeceği şekil-
de olmalıdır.
M. Lamih ÇELİK makaleler
284TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
Açıklamalar
“5275 sayılı CMK’ya göre hükmün açıklanmasının dinlenmesi sı-
rasında ve yemin verdirilmesi durumunda duruşmada bulunan her-
kesin ayağa kalkması zorunludur.Bu durumların dışında ayağa kal-
kıp kalkmamak avukata kalmıştır. Duruşma sırasında avukatın ayağa
kalkmasına ilişkin bir hüküm ne avukatlık kanununda nede meslek
kurallarında düzenlenmiştir. Ancak ayağa kalkma zorunluluğu olan
durumlarda avukatın ayağa kalkmaması disiplin suçunu oluşturur.”
2. Meslek Kuralı m. 23
Hakimin reddi, savcıların ve başkaca adalet görevlilerinin reddi veya
şikayet edilmesi konusunda ve genellikle konuşmalarında ve yazılarında avu-
kat, kanunun gerektirdiği gerekçeleri amacı aşmayacak biçimde açıklar.
TBB Disiplin Kurulu Kararları
“…talebimiz Mahkemeye değil, duvara söylenmişçesine son karar ve-
rilmiştir. Adaleti hiçe sayan ön yargıdan öte kasıtlı bir karar ile karşı karşıya
kaldım, verilen karar kitabına uydurulmaya çalışılmıştır.
Yargıtay’a gönderilen temyiz dilekçesinde yer alan bu sözler Meslek
Kuralları’nın 17. maddesine aykırı bulunmuş ve şikayetli avukata kınama ce-
zası verilmiştir.” (15.03.1995 T. E. 1995/24 K.1995/36 )
“Şikayetli Avukat ‘…bu zatlar hakim değil sanki kral… bu yeni ilçede
sanki adalet tatil edilmiş…kanun ve usul açıkça kabadayıca çiğneniyor.” şek-
linde hakimi hedef alan beyanlarda bulunmuştur. Avukatın yargı organları-
na karşılık esasına dayalı olarak saygılı olması zorunludur. Düşünce objektif
olarak açıklanmalıdır. Dilekçenin konusu şikayet bile olsa, Avukatlık Meslek
Kuralları’nın 5 ve 17. maddelerinde öngörülen ilkelere uyum gösterilme-
si zorunludur. Aleniyet unsuru taşımaması, huzurda veya kendisine hita-
ben yazılan mektupla açıklanmaması, bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz.”
(14.06.2002 T. E.2002/65 K.2002/192)
Uluslararası
Barolar Birliği Oslo Kararları:
6- Avukat, mahkemeye saygısını daima muhafaza eder. Fakat bu tutum karşılıklı saygı
esasına dayanır.
Yard. Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu, “Avukatın Duruşma Sırasında Ayağa Kalkma
Zorunluluğu Hakkında Değerlendirme”, İstanbul Barosu Dergisi, Ceza Özel Sayısı,
Ocak/2007, s. 39-41.
makaleler M. Lamih ÇELİK
285TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
“İncelenen dosya kapsamından tanık Ş. K.’nın beyanının tespiti esnasın-
da şikayetlinin duruşma yargıcına, ‘tanığı yönlendirerek ifade alıyorsunuz,
tanığı yönlendirmeyin, tanığın söylediklerini tutanağa yazın’ şeklinde mü-
dahale ettiği, duruşma yargıcının ‘ben tanığa müdahale etmiyor sadece soru-
yorum, bana görevimi öğretmeyin, susun’ demesi üzerine, şikayetlinin ‘ben
görevimi yapıyorum, tanığın söylediklerini zabta geçmediğiniz anlaşıldı, za-
btı kafanıza göre yazdırmışsınız, böyle duruşma yapacaksanız davadan çeki-
lin’ demesi üzerine duruşmanın ertelendiği, şikayetlinin salondan çıkmasının
istenmesi üzerine, ‘konuşma be, ben çıkmıyorum, gel de sen çıkar’ şeklinde
beyanda bulunulduğu anlaşılmaktadır.”
Avukatlık Meslek Kuralları’nın 17. maddesinde, “Hakim ve Sav-
cılarla ilişkilerinde avukat hizmetin gerektirdiği ölçülere uygun davranmak
zorundadır. Bu ilişkilerde karşılıklı saygı esastır.” denmektedir.
Hakimler, savcılar ve resmi makamlarla olan ilişkilerde avukat
“meslek vakarı”nı saygının sınırı kabul edecek, mesleğin ağırbaşlılık ve
bağımsızlığını sarsmaktan da öncelikle sakınacaktır. Şikayetli söz ve
davranışları ile bu etik kurallara uygun davranmamış, özellikle “ko-
nuşma be, ben çıkmıyorum, gel de sen çıkar” sözleriyle meslek vakarını
korumamıştır. (19.04.2003T. E.2003/20 K.2003/124)
“Şikayetli avukatın, duruşma hakimine ‘siz kimsiniz’, ’çok meraklı deği-
lim canım, biz bu davaya girmiyoruz, böyle dava görülmez, işkenceci dokto-
ru kollamaya yönelik hareket ediyorsunuz, yazın iyi gerekçe olur’ şeklindeki
sözleri TBB meslek kurallarının 17. maddesine aykırı olmakla disiplin suçu
oluşturmaktadır.” (11.11.2004T. E.2004/267 K.2004/364)
Yargıtay Kararları
“Hakkın kullanılması olarak kabul edilen savunma hakkı, Türkiye Cum-
huriyeti Anayasasının 36 ncı maddesinde; “Herkes meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve
savunma hakkına sahiptir.” biçiminde düzenlenmiştir.
Görülüyor ki Anayasa’nın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savun-
ma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlan-
mak suretiyle olmalıdır.
İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanıl-
ması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve sa-
M. Lamih ÇELİK makaleler
286TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
vunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir.
Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşması bir başka
anlatımla, hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hiz-
met etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasa’nın öngördüğü meşru
vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenil-
mesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle dava-
nın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiç
bir olumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kulla-
nılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve
savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur.
Anayasa’daki bu düzenlemeye paralel olarak, TCK’nın 486. mad-
desinde yer alan hükme bakıldığında; maddenin birinci fıkrasında;
“Tarafların veya vekil, müdafi, müşavir yahut kanuni mümesillerinin bir
dava hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha ve sair evrakın ya-
hut yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı
ve sözlerinden dolayı takibat yapılmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Görül-
düğü gibi, yasa koyucu burada “savunma dokunulmazlığı” denilen bir
hukuka uygunluk sebebine yer vermiş bulunmaktadır.
Ancak, maddenin ikinci fıkrasında; “Dava ile ilgili olmayan ve ilgili
olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın
yazı ve sözler yukardaki fıkra hükmünden hariçtir.” denilerek, iddia ve sa-
vunma hududunun aşıldığı hallerde savunma dokunulmazlığı dışına
çıkılmış olunacağı belirtilmektedir. Hakaret suçunda savunma sınırı-
nın aşılıp aşılmadığını saptamak için, yazılan yazı ve söylenen sözle-
rin, savunma konusuyla mantıksal bağlantısını ve savunmaya yararlı
bulunup bulunmadığını takdir etmek gerekir. O halde, dava ile ilgili
olmayan ve ilgili olsa da dahi iddia ve savunma sınırını aşan hakareti
oluşturan yazı ve sözler hakkında TCK’nın 486/1. maddesi uygulana-
mayacağından, hukuka uygunluk sebebinden diğer bir deyişle “savun-
ma dokunulmazlığı”ndan söz edilemez.
İnceleme konusu olayda; sanık avukatın, borçlu (sanık) Lizbeth
Berk vekili olarak mahkemeye gönderdiği 16.6.1994 tarihli temyiz di-
lekçesinde; müvekkilinin mahkumiyetine ilişkin kararı veren katılanı
kastederek; “...mahkeme beraat kararı vermesi gerekirken 10 günlük tazyik
hapis cezası verdi. İnsan hukukçuluğundan utanıyor. Şu karar yurtdışında
basına verilse bizi Afrika kanunları ile idare ediliyoruz zannederler. Hayret!
İstanbul vilayetindeki bir mahkeme hukukun inceliğini nasıl bilemez, bunu
makaleler M. Lamih ÇELİK
287TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
anlamak mümkün değil ve yine eyvah. Bu itiraz süresinde yapılsa, vah efen-
dim sen bir de mal beyanında bulunacaksın diye hapis cezası mı vereceğim,
bu hangi kanunda yazılı, hangi mantık ve hukuk anlayışı buna cevaz verir,
kanunu iyi okumak gerekir ve anlamak gerekir diye düşünüyoruz.” demek
suretiyle, katılanı küçük düşürdüğü açıktır. Dilekçede yer alan bu söz-
lerin dava ile ilgisi ve yararı yoktur. Savunma hududa aşıldığından,
hakareti oluşturan bu sözler nedeniyle sanığın savunma dokunulmaz-
lığından yararlanması olanaklı değildir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu
E. 1998/4-225 K. 1998/316 T. 20.10.1998)
Avukat olan sanığın davacılar vekili sıfatıyla Sulh Hukuk
Mahkemesi’ne verdiği hakimi red ve yeniden tedbir kararı verilmesi
istemlerini içeren 25.8.1989 ve 29.8.1989 günlü dilekçelerde görevli hâ-
kimlere yönelik olarak “Vukufiyetsizlik, tarafsızlık, adaletsizlik ve görevi
savsama” gibi sözcükler kullanmak suretiyle onlara hakaret ettiği id-
diasıyla açılan davada özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuş-
mazlık sarf edilen bu sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmaya-
cağına ilişkindir.
İncelenen maddi olayda sanığın istemi doğrultusunda konulan
tedbir kararının delillerde bir değişiklik olmadığı halde kaldırılmasına
karar verilmiştir.
“Aynı delillere dayanılarak hukuki sonuçları farklı iki ayrı karar veril-
mesini dosyaların yeterince incelenmemesine ve hakimlerin taraflı davran-
malarına bağlayan sanığın, bu durumu açıklamak için suça konu sözleri kul-
landığı, kullandığı sözler ile iddiasını vurgulayıp dikkat çekerek red talebinin
kabulünü sağlama çabasında olduğu saptandığına göre bu oluşta müsnet su-
çun yasal unsurları yoktur.” ( Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 1994/4-14
K. 1994/44 T. 14.2.1994 )
“İlkin belirtmek gerekir ki; bireyin yansız bir yargı önünde yargılanma
hakkı, bir insanlık hakkıdır. Hakim önyargılı ( öznel-subjektif yansızlık ) ola-
mayacağı gibi yargıladığı kişilere ve topluma yansız olduğu görünümünü
vermekle de ( nesnel-objektif yansızlık ) yükümlüdür. Bu nedenle adaletin
yerine getirilmesi yeterli olmayıp aynı zamanda yansız biçimde yerine ge-
tirildiğinin yargılanan yanlarca görülmesi ve inanılması gerekir.” Hakim,
yargılamanın her evresinde, yansız görünümünü koruma konusunda
yüksek özen göstermek zorundadır.
Bir başka söyleyişle; hakim önüne gelen olayda, herkese ve bu ara-
da kendisine karşı da uzak durmalı ve kişiler üstü, yansız olmalıdır. Kı-
M. Lamih ÇELİK makaleler
288TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
sacası kişisellikten arınmalıdır. Herkesin yasa önündeki eşitliğini sağ-
layan yansızlık; yasanın herkes için eşit olmasını sağlayan kişisellikten
arınmışlık ilkeleri gereğince yargıcın yazılı hukuku iyi/kötü ayrımı
yapmadan nesnel bir mantıkla uygulaması zorunludur. Yargılama ve
yargı kararları kişisel görüş, inanç ve duyguların aracı olamaz. İkinci
olarak; hakimler yasallık ilkesi gereğince Anayasa’ya, yasaya, hukuka
uygun düşen kanılarına göre hüküm kurarlar (Anayasa m. 138). Ha-
kim yasanın üstünde değil içindedir (Dr. Sami Selçuk, 22.3.1996 gün
ve 1993/5-1996/1 sayılı YİBK karşı oy yazısından). (Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu E. 2001/4-1016 K. 2001/757 T. 24.10.2001)
Avukat, sözleşme ile üzerine aldığı işin yapılmasında ne müvekki-
linin buyruğu altında ve ne de onun çıkarları ve yararları peşindedir.
(Feridun Müderrisoğlu, Avukatlıkta Vekalet ve Ücret Sözleşmesi, Ankara
1974, s. 9 vd. ) onun ödevi, kısaca hukukun üstün tutulmasında yargı
organlarına, hakemlere, resmi ve özel kurumlara yardımcı olmak ve
dolayısıyla müvekkilini bu doğrultuda yararlandırmaktır.
Doktrinde genellikle kabul edilen baskın görüş, savunma duru-
munda olan kişilerin ya da onları savunmakla görevli olan avukatların
karşı tarafın, tanıkların, bilirkişilerin kişisel haklarını ihlal edici iddia-
lar ileri sürmek zorunluluğunda kalabilecekleri hususudur. Özellikle
avukata, mesleğini icra ederken, geniş bir serbesti tanımak lazımdır.
Avukat, müvekkilinin verdiği bilgiden, bunların gerçeğe uygun olup
olmadıklarını bizzat araştırmak zorunluluğunda olmaksızın, davada
yararlanmaya izinli olmalıdır. Avukat, temsil ettiği tarafın çıkarların,
öteki tarafın bundan doğabilecek zararlarını düşünmeden sert ve hat-
ta merhametsiz bir biçimde savunmak durumundadır. Çünkü avuka-
tın yüklendiği mesleki ve toplumsal görev bunu gerektirir. Nitekim,
TCK’nın 486. maddesi hükmünde, bir tür savunma dokunulmazlığı
açıkça benimsenmiş ve savunma sınırını aşmamak, yersiz ve icapsız
olmamak koşulu ile bir dava sırasında iki taraf veya vekillerince dava
hakkında mahkemeye verilen dilekçelerle sözlü savunmada sarf edi-
len şeref ve haysiyet kırıcı sözlerden ötürü kovuşturma yapılamayaca-
ğı, diğer bir deyimle cezai sorumluluğun benimsenmeyeceği öngörül-
müştür. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, savunma dokunulmazlığı
denilebilecek olan bu hak mutlak ve sınırsız değildir. Nitekim TCK’nın
anılan maddesinin 3. fıkrasında açıkça, talep halinde manevi tazmina-
ta hükmedilebileceği yani hukuki sorumluluğun mevcut olduğu kabul
edilmiştir
makaleler M. Lamih ÇELİK
289TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
O halde, kesin olarak denilebilir ki, savunma dokunulmazlığının
da bir sınırı mevcuttur ve bu sınır, Egger’in de açıkça belirttiği gibi
haklı yararları korumanın çizdiği sınır ile sınırlıdır. Diğer bir deyimle
dava ile korunan çıkarın haklı gösterdiğinden öteye gitmeyen, bir taş-
kınlık teşkil etmeyen, hakkın korunması için gerekli bulunan ve yer-
siz biçimde saldırgan olmayan, objektif bir üslupla yapılan savunma,
hukuka aykırı değildir. Buna karşılık, avukatın, temsil ettiği tarafın
çıkarlarının korunmasının gerektirdiği ölçüyü ve objektif bir tartışma
sınırını aşan, yersiz ve icapsız olarak karşı tarafın kişiliğini hedef tu-
tan, onu küçük düşürmeye ve dürüst olmayan bir kişi olarak göster-
meye yönelik saldırılar hukuka aykırıdır ve avukatın sorumluluğunu
gerektirir. Başka bir deyişle, karşı tarafın kişisel ilişkilerini rencide ede-
bilecek savunmasını, davanın amacı haklı gösterdiği, bu savunma ger-
çekten esasa yararlı ve etkili olduğu hatta zaruri bulunduğu takdirde
hukuka aykırılıktan söz edilmesi olanaksızdır. Bu bakımdan, savunma
sınırının saptanmasında her şeyden önce, iddia ve savunmaların karşı
tarafın kişiliğini ihlal edici görülen bölümlerinin bağımsız olarak de-
ğil, bütün içindeki yerine göre ve bu çerçeve içinde değerlendirilmesi
ve bu yol ile savunmanın hukuka aykırı olup olmadığı yönünün belli
edilmesi gerekir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 1975/1160 K. 1975/5782
T. 2.5.1975)
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Nikula/ Finlandiya davasında;
“Müvekkilline karşı açılan bir soruşturma çerçevesinde, bir savcıyı resmi yü-
kümlülüklerini unutmakla suçlayan beyanları nedeniyle bir avukatın tazmi-
nat ödemeye mahkum edilmesinin İnsan Hakları Avrupa sözleşmesi’nin 10.
maddesindeki düşünceyi açıklama hakkının ihlali olduğuna karar vermiştir.”
(başvuru no:31611/96 karar tarihi:21.03.2002 –RJD 2002/II)
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Steur/Hollanda davasında;
“Avukatın, müvekkili hakkında delil elde eden memurun davranışlarını
eleştirdiği ve duruşmaya sunduğu açıklamalarından dolayı disiplin cezası-
Ömer Korkmaz, “İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin Düşünceyi Açıklama Öz-
gürlüğü Konusunda Verdiği Kararlar ve Türkiye’de Düşünceyi Açıklama Özgür-
lüğü İle Sınırlarına İlişkin Birkaç Not”, Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2007, Sayı 7, s.
7-31.
Terazi Hukuk Dergisi, Mart 2007 Sayı 7, s. 7-31.
M. Lamih ÇELİK makaleler
290TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
na çarptırılmasının İnsan hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesindeki
düşünceyi açıklama hakkının ihlali olduğuna karar vermiştir.” (başvuru
no:39657/98 karar tarihi:28.10.2003 –RJD 2003/XI)
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kyprianou/Kıbrıs davasına
ilişkin kararında; “Avukatın duruşma esnasında sorgulama yaparken mah-
kemeye saygısızlık yaptığı gerekçesiyle avukata verilen hapis ve para cezasının
özellikle hakaret edilen aynı mahkemece ceza verilmiş olmasının sözleşmesinin
6. maddesine aykırılık teşkil ettiğini” belirtmiştir. (başvuru no:73797/01
karar tarihi:15.12.2005 )
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Amihalachioaie/Moldavya da-
vasında; “Tüm avukatların barolar birliğine kayıt olmasına ilişkin yasayı
iptal eden Anayasa Mahkemesi kararını eleştiren barolar birliği başkanına bu
eylemden dolayı verilen idari para cezasının İnsan hakları Avrupa sözleşme-
sinin 10.maddesindeki düşünceyi açıklama hakkının ihlali olduğuna” karar
vermiştir. (başvuru no: 60115/00 karar tarihi:20.04.2004 –RJD 2004/
III)
10
3. Meslek Kuralı m. 25
Avukat, mahkeme kalemlerinde, icra dairelerinde ve her türlü merci-
lerde çalışan görevlilerle olan ilişkilerinde de meslek onuruna ve ağırbaşlılığı-
na uygun tutum ve davranışlarını korur.
TBB Disiplin Kurulu Kararları
“Avukat mahkeme ve resmi mercilerle ilişkide mesleğe olan güven ve
saygınlığı sarsmayacak mesleğin itibarını koruyacak şekilde davranmalıdır.”
(27.9.1986 T. E.1986/52 K.1986/50)
11
“Avukat tahrik edilmiş olsa bile unvanının ve mesleğinin gerektirdiği
saygı ve güvene yakışır şekilde hareket etmekle yükümlüdür.” (27.9.1986 T.
E.1986/57 K.1986/55)
12
Terazi Hukuk Dergisi, Nisan 2007, Sayı 8, s. 105.
Terazi Hukuk Dergisi, Nisan 2007, Sayı 8 ,s. 105 vd.
10
Terazi Hukuk Dergisi, Nisan 2007, Sayı 8, s. 105 vd.
11
Ankara Barosu Dergisi, Sayı 1986/5, s. 730.
12
Ankara Barosu Dergisi, Sayı 1986/5, s. 732.
makaleler M. Lamih ÇELİK
291TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
“Avukatın mahkeme kaleminde görevli memura hakaret etmesi meslek onu-
runa ve ağırbaşlılığına aykırıdır.” (15.09.1990 T. E.1990/62 K.1990/70)
13
“Görevli memura görevi sırasında hakaret eden avukatın eylemi,memurun
haksız hareketine de dayansa,sarf edilen sözler mesleğin saygınlığı ve düzeyi
ile bağdaştırılamayacağından disiplin cezası uygulamak gerekir.” (2.11.1991
T. E.1991/79 K.1991/81)
14
“Mahkeme kalemlerinde yapılan hataların düzeltilmesi söz konusu ol-
duğunda, avukatın meslek saygınlığına yaraşır bir olgunluk düzeyinde dav-
ranması, uyarılarını kabul edilebilir bir üslup içinde yapması ve başarılı ol-
madığı takdirde yasal yollara başvurması gerekir.” (5.2.1994 T. E.1994/19
K.1994/18)
15
“Avukat sebebi ne olursa olsun kontrolünü kaybetmemek, unvanın ge-
rektirdiği saygıya yakışır şekilde hareket etmek, mahkeme ve icra dairelerin-
de çalışan görevlilerle olan ilişkilerinde ağırbaşlılığını korumak zorundadır.”
(23-24.11.2001 T. E.2001/155 K.2001/205)
“Bir ihtiyati haciz başvurusunda Hakim tarafından noksanlıklar olduğu
yolunda evraka düşülen nottan dolayı mahkeme yazı işleri müdürü olan şika-
yetçiye “bu pislik senin başının altında çıkıyor, ben sana gösteririm” sözleri
meslek kurallarına aykırı olduğundan disiplin suçu oluşturmaktadır.” (23-
24.11.2001 T. E.2001/133 K.2001/188)
“Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şe-
kilde yerine getirirken,mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve dav-
ranıştan kaçınmak zorundadırlar.Bu zorunluluk,haklarında çıkabilecek kötü
söylenti ve dedikodulardan kaçınmayı da kapsar.Avukatın,böyle bi durumun
yaratılmaması için azami özeni göstermesi,unvanın gereğidir”. (12.09.1998
T. E.1998/79 K. 1998/110)
16
4. Meslek Kuralı m. 20
Avukatlar ve avukat stajyerleri mesleğe yaraşır bir kılık ve kıya-
fetle başları açık olarak mahkemelerde görev yaparlar. Duruşmalara
13
Ankara Barosu Dergisi, Sayı 1990/5, s. 809.
14
Ankara Barosu Dergisi, Sayı 1992/1, s. 93.
15
TBB Dergisi, Sayı 1994/2, s. 266.
16
TBB Dergisi, Sayı 1998/3, s. 150.
M. Lamih ÇELİK makaleler
292TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
Türkiye Barolar Birliğince şekli saptanmış cübbe ile ve temiz bir kıya-
fetle çıkarlar. Erkek avukatlar iklim ve mevsim koşullarının elverdiği
ölçüde kravat takarlar.
17
AVUKATLARIN RESMİ KILIK YÖNERGESİ
Resmi Kılığın Biçimi
1. Avukatların görev yaparken giyecekleri resmi kılıkları Türkiye
Barolar Birliğinde mühürlü olarak saklanan örnek şeklindedir.
2. Bu örneğe göre; resmi kılık üç renkten oluşmuştur. Genel görü-
nüm siyahtır. Yaka kırmızı, ön tarafın dış yüzü boydan boya parlak si-
yah, bu siyahın arka yüzü ile kol kapakları yeşildir. Yakanın altındaki
dikiş sırma ile kapatılmıştır.
3. Kırmıza yakanın genişliği (6)cm. Yaka altındaki sırma (1)cm.
Yeşil kol kapağının dış yüzü (10)cm. Kol içine dönen kısmı (5)cm. Ön
taraftaki parlak siyah(10)cm. Ve arkadaki yeşil (18) cm genişliktedir.
4. Türkiye Barolar Birliği resmi kılığın Barolara gönderilmiş olan
örnekleri Baro Merkezlerinde saklanacaktır. Avukatlar renkleri ve
biçimi bu örneklerdeki renk ve biçime uygun diktirmek zorundadır.
Renk ve biçim tutarlılığı Barolarca sağlanacak, uygun olmayanların gi-
yilmesine izin verilmeyecektir.
17
Avukatlık Kanunu
Avukatların
Resmi Kılığı
Madde
49 - Avukatlar, mahkemelere, Türkiye Barolar Birliğinin belirteceği resmî
kılıkla çıkmak zorundadırlar.
Avukatlık
Kanunu Yönetmeliği
Kılık
Madde
20- Avukatlar, mahkemelerde, Türkiye Barolar Birliği ve baro disiplin
kurullarında görev yaparken ve avukatlık ant içme törenlerinde, Türkiye Barolar
Birliğinin belirlediği resmi kılığı giymek zorundadırlar.
Türkiye
Barolar Birliğince belirlenen resmi kılık, Türkiye Barolar Birliği ve baro
genel kurullarında ya da yargı kuruluşları mensuplarının resmi kılıkları ile katıl-
dıkları resmi törenlerde de giyilebilir.
Avukatlar, mahkemelerde münhasıran vekalet görevi ifa ettikleri davalar dışın-
da resmi kılık giyemezler.
Avukatlar,
mesleki ve yargısal faaliyetleri sırasında meslek kurallarının 20 nci
maddesine uygun davranmak zorundadırlar.
makaleler M. Lamih ÇELİK
293TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
Giyilebilecek Yerler:
5. a. Her avukat, mahkemelere resmi kılıkla çıkmak zorundadır.
b. Türkiye Barolar Birliği ve Barolar Disiplin Kurulu Başkanı ve
üyeleri duruşma yapılırken resmi kılıkları giyerler. Disiplin kurulla-
rında taraf vekilleri de resmi kılık giymek zorundadırlar.
c. Avukatlık ant içme törenlerinde Baro Başkanı ve Yönetim Kuru-
lu Üyeleri resmi kılıklarını giyerler.
ç. Türkiye Barolar Birliği ve Baro Başkanları ve Yönetim Kurulu
Üyeleri, Adalet Yılı açılış törenlerine resmi kılıkla katılırlar.
d. Türkiye Barolar Birliği ve baro organlarında görevli avukatlar,
yargı kuruluşları mensuplarının resmi kılıkları ile katıldıkları törenler-
de resmi kılıklarını giyerler.
Giyilebilecek Durumlar
6. Türkiye Barolar Birliği ve Barolar Genel Kurul Toplantısı’nda
resmi kılık giyilebilir.
Giyilemeyecek Haller
7. Avukatlar mahkemelerde münhasıran vekalet görevini ifa ettik-
leri davalar dışında, bilirkişilik tanıklık ve tercümanlık yaparken, taraf
oldukları hukuk davalarında, şahsi davacı veya sanık bulunduğu ceza
davalarında (başka kimselerin, vekalet görevini almış olsalar dahi) res-
mi kılık giyemezler.
8. Örneğe aykırı, yırtık, yamalı ve uygun olmayan resmi kılık gi-
yemezler.
Yürürlük
9. Bu yönergede belirtilen resmi kılık 01.01.1975 tarihinde bütün
Avukatlar tarafından giyilmiş olacaktır. Bu tarihten sonra, yeni resmi
kılığı olmayan Avukatlar, mahkemelerde görev yapamaz ve duruşma-
lara alınmazlar.
Meslek kuralının 20. maddesi doğrultusunda 1.1.1975 tarihli “Avu-
M. Lamih ÇELİK makaleler
294TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
katların Resmi Kılık Yönergesi” yürürlüğe girmiştir. Adalet Bakanlığı da
1.2.1995 tarihli genelgesi ile Türkiye Barolar Birliği’nin bu kuralını “ge-
nelgenin hayata geçirilmesi ve bu genelgeye uymayanlar hakkında disiplin
işlemlerine tevessül edilebilmesi yönünden barolara yardımcı olunmasında
gereken hassasiyetin gösterilmesi amacıyla” keyfiyeti tüm mahkemelere
ve savcılıklara duyurmuştur. Esas olan, meslektaşlarımızın; “erkek avu-
katların saç ve sakalları uzamış, erkek ve kadın avukatların kot pantolonlarla,
yapılarına ve boylarına uymayan, yırtık sökük renkleri solmuş ve niteliklerini
yitirmiş eskimiş cüppelerle görev yapmayı” sürdürmemeleridir.
TBB Disiplin Kurulu Kararları
“Şikayetli avukatın, 11.11.2003 günü Ankara 5. İcra Müdürlüğü’nde,
icra işlemleri yaparken türbanlı olarak görüldüğü, iki avukat ve bir icra müdür-
lüğü görevlisinin düzenlediği tutanakla tespit edilmiş ve Baro Başkanlığı’na
bildirilmiş olduğundan, açılan disiplin kovuşturması sonunda Baro Disiplin
Kurulu’nca eylem sabit görülerek disiplin cezası tayin edilmiştir.
Şikayetli avukat savunmasında, türbanlı olarak Ankara 5. İcra Dairesi’
nde bulunduğunu, ancak icra dosyalarında işlem yapılmadığını, bir arkada -
şım beklediğini, tutulan tutanağın geçersiz olduğunu savunmuştur.
Dosya içinde bulunan 11.11.2003 tarihli tutanak incelendiğinde, şikayetli
avukatın türbanlı olarak Ankara 5. İcra Müdürlüğü’nde takriben on beş adet icra dosyasına talep açtığının iki avukat ve bir icra müdürlüğü görevlisince
düzenlenen tutanakla tespit edildiği görülmüştür.
Avukatlık Yasası’nın 49, Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nin 20 ve TBB
Meslek Kuralları’nın 20. maddelerine göre, avukatların mahkemelere Türkiye
Barolar Birliği’nin belirttiği resmi kılıkla çıkmaları, mesleğe yaraşır bir kılık
ve kıyafetle başları açık olarak mahkemelerde görev yapmaları zorunludur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın
8. Dairesi’nin bu konuda verdikleri kararlar da içerek olarak, Avukatlık Ya-
sası ve Avukatlık Kanunu Yönetmeliği ile Türkiye Barolar Birliği Meslek
Kuralları’nı doğrulamaktadır.
Bu nedenle, şikayetlinin eylemi Avukatlık Yasasının 49, Avukatlık Ka-
nunu Yönetmeliği’nin 20 ve TBB Meslek Kuralları’nın 20. maddelerine ay-
kırı olduğundan, savunmasına itibar edilmemiş ve Baro Disiplin Kurulun-
ca yapılan değerlendirmede hukuksal isabetsizlik görülmediğinden kararın
makaleler M. Lamih ÇELİK
295TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
onanması gerekmiştir.” (TBB Disiplin Kurulu T. 25.06.2005 E.2005/127
K.2005/204)
Danıştay Kararı
“1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca, avukatların
resmi kılık ve kıyafetlerini belirleme yetkisi Türkiye Barolar Birliği’ne aittir.
Bu yetki, avukatların başörtüsü de dahil, yargı görevinin yürütüldüğü
yerlerde giymeleri gereken tüm kılık ve kıyafetleri hakkında kurallar konulma-
sı da içermektedir.
Öte yandan, anılan yasanın 110 maddesinin (16) numaralı bendinde de,
uyulması zorunlu meslek kurallarını, saptamanın ve tavsiye etmenin Türkiye
Barolar Birliği’nin görevleri arasında olduğu kurala başlanmıştır.
Türkiye Barolar Birliği’nce, yasanın verdiği yetkiye dayanılarak yürür-
lüğe konulan meslek kurallarının, 27-28 mayıs 1989 günlerinde yapılan 20.
olağan genel kurul toplantısında değiştirilen 20. maddesinde, avukatlar ve
avukat stajyerlerinin, mesleğe yarışır bir kılık ve kıyafetle, başları açık olarak
mahkemelerde görev yapacakları, duruşmalara Türkiye Barolar Birliği’nce şek-
li saptanmış cübbe ile ve temiz bir kıyafetle çıkacakları, erkek avukatların iklim
ve mevsim koşullarının elverdiği ölçüde kravat takacakları belirtilmiştir.
Belirtilen yasa ve meslek kuralları karşısında, tamamen Türkiye Baro-
lar Birliğinin yetkisinde olan bir konuda Adalet Bakanlığı’nca görüş belir-
tilerek, başı örtülü avukatları duruşmaya kabul edip etmemeyi hakimlerin
takdirine bırakan dava konusu Adalet Bakanlığı işleminde mevzuata ve
hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin
(genelgenin)iptaline, oybirliği ile karar verildi.” (Danıştay 8.D. 11.06.1998
T. E. 1996/5341 K.1998/2204)
18
Yargıtay Kararı
“Türbanlı olarak duruşmaya katılan ve türbanını çıkarması konusunda
yargıç tarafından uyarılan yakınıcı vekilinin temel özgürlük ve hakkını kul-
landığı gerekçesiyle olumsuz tutumunda direnmesi karşısında; duruşmadan
çıkarılmasına karar verilip, İİK’nın 349. maddesine dayanılarak duruşma-
ya katılmadığının kabulü ile şikayet hakkının düşürülmesine karar verildiği
18
Manisa Barosu Dergisi, Sayı 1998/66, s. 109-111.
M. Lamih ÇELİK makaleler
296TBB Dergisi, Sayı 74, 2008
saptanmış, 1136 sayılı Avukatlık Kanunuı`nun 49. maddesinde “Avukatlar
Mahkemelere Türkiye Barolar Birliği`nin belirteceği resmi kılıkla çıkmak zo-
rundadırlar” hükmü getirilmiş, Türkiye Barolar Birliği “Avukatların duruş-
malara başı açık olarak girmeleri gerekliliğini ilkeye bağlamış”, HUMK’nın
70. maddesinde de “Vekil duruşmada münasip olmayan hal ve tavırda bulun-
ması halinde mahkemeden çıkarılır” biçiminde kesin ve buyurucu yöntem
öngörülmüş olduğuna göre;
Yasa kurallara karşı eylemli olarak direnme çabasında görüntülenen ve
usulen uyarıldığı halde çağdaş giyim karşıtı olumsuz davranışını kendince
algılayabildiği temel hak ve özgürlük kavramına sığınarak sürdürmek isteyen
vekilin, duruşmadan çıkarılmasına karar verilmesi usuli norma uygun, gerek-
li ve tutarlı bir uygulama ise de; bu takdirde yokluğunda hüküm verildiğinin
ve gıyabi kararın tebliğ zorunluluğunun doğacağı ve herhangi bir tebligat
yapılmadığına göre temyizin ıttıla üzerine ve yasal süresi içerisinde kabulü
gerekeceği halde, müşteki vekilinin temyiz isteminin hükmün tefhim tarihi
başlangıç alınarak süre yönünden reddine isabet bulunmadığından 10.7.1997
gün ve 2111 sayılı karar kaldırılarak esas hükme yönelik temyiz incelenme-
sinde;
HUMK’nın 70/2 maddesine göre vekil disiplinel nedenle duruşmadan
çıkarıldığı taktirde belli bir süre tanımıyla asile tebligat yapılması zorunlu-
luğunun gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi
5.11.1997 T. E. 1997/13604 K. 1997/15032 )