hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
97TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
I. Genel Olarak
Haberleşme özgürlüğü, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
8. maddesinde herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme
hakkına sahip olduğu belirtilerek, gerekse Anayasanın 22. maddesin-
de kişinin temel haklarından sayılarak güvence altına alınmıştır.
1
Ana-
yasa haberleşme özgürlüğünü “özel hayatın gizliliği ve korunması” başlı-
ğı altında ele almıştır. Haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama
sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Ha-
berleşme özgürlüğünün korunması, hem haberleşme hakkının hem de
haberleşmenin gizliliğinin korunmasını gerektirir.
Haberleşme, geniş anlamıyla “bilgi, düşünce ve tutumların ortak
semboller sistemi aracılığı ile kişiler ve gruplar arasında değiş tokuş edildiği
süreçtir”.
AİHS m. 8/1 anlamında “haberleşme” kavramına her türlü
yazılı ve sözlü gönderi girmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkeme-
si, telefon konuşmalarının da bu kavram altında ele alınması gerekti-
ğini kabul etmektedir. İletişim sisteminin doğrudan devlet tarafından
mı, devletin gözetim ve denetimi altında özel firmalar tarafından mı
işletildiği önem taşımaz.
3
AİHS, gerek mektup gerekse diğer haberleşme araçlarıyla ger-
çekleştirilen haberleşmenin dokunulmazlığının kanunla korunması
* Yrd. Doç. Dr., Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Ana-
bilim Dalı öğretim üyesi.
1
AY m. 22/1’e göre; “Herkes, haberleşme özgürlüğüne sahiptir. Haberleşmenin giz-
liliği esastır.”.
İçel Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, 5. Bası, İstanbul 2001, 4.
3
Tezcan, Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Sancakdar Oğuz, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Ankara 2002, 293.
POSTADA EL KOYMA VE
TELEKOMÜNİKASYON YOLUYLA
YAPILAN İLETİŞİMİN DENETLENMESİ
Handan Yokuş Sevük
*
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
gerektiği yönünde taraf devletlere yükümlülük getirmektedir. Gerek
bu yükümlülük gereği gerekse Anayasal güvence altında bulunması
haberleşme özgürlüğünün, kanunla korunmasını gerekli kılmış; 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nda haberleşme özgürlüğünün ihlali suç ola-
rak düzenlenmiştir. Ceza mevzuatı bakımından, haberleşme kavramı-
na telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim ile mektup, telgraf veya
elektromanyetik araçlarla gönderilmiş bilgileri içeren yazı, belge veya
diğer gönderiler gibi posta yoluyla yapılan her türlü gönderi girmek-
tedir.
Haberleşme özgürlüğü mutlak olmayıp, bazı hallerde sınırlana-
bilir ki bu sınırlandırma kanunla olur. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirleri’nin İnfazı Hakkındaki Kanun’da ve 5271 sayılı Ceza Muha-
kemesi Kanunu’nda haberleşme özgürlüğünün hangi hallerde sınır-
landırılabileceğine ilişkin hükümler yer almaktadır.
II. Haberleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması
Haberleşme özgürlüğü, hak öznesinin dilediği kimselerle dilediği
biçimde haberleşmesinin engellenmemesi ve bu haberleşmenin ilgili-
lerin izin ve onayı olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesin-
den korunmasını ifade eder.
Modern toplumlarda kişilerin serbestçe
haberleşmesi, insan şahsiyetinin bir sonucu olarak görülmektedir.
Bu
bağlamda haberleşme özgürlüğüne müdahalenin hukuki çerçevesinin
çizilmesi ve haberleşme hakkının kullanımının sağlanması ve gizliliği-
nin korunması ile insan hakları korunmaktadır.
Kişinin temel haklarından olan haberleşme özgürlüğüne müda-
halenin, bir başka deyişle bu özgürlüğü sınırlama nedenlerinin açıkça
düzenlenmesi gereklidir. Ancak bu halde keyfilik önlenebilir ve etkili
bir korumadan söz edilebilir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinin 1. fıkrasında,
herkesin özel ve aile yaşamına ve haberleşmesine saygı gösterilmesi-
ni isteme hakkının korumaya alındığı belirtilmektedir. 2. fıkrasında
ise bu değerlerin mutlak olmadığı, müdahalelere yani sınırlamalara
tabi tutulabilecekleri, meşruluk koşulları belirtilmektedir. Bir başka
deyişle, önce haberleşmeye saygı emredilmekte ve birey hak sahibi
kılınmakta; bunlara resmi makamların -2. fıkra hükmü saklı kalmak
Kaboğlu, İbrahim Ö., Özgürlükler Hukuku, 6. Bası, Ankara 2002, s. 297.
Özek, Çetin, “Türk Ceza Kanunu’na Göre Hürriyet Aleyhine Cürümlerin Genel Prensip-
leri”, İÜHFM, CXXIX, s. 965.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
99TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
koşuluyla- müdahalesi yasaklanmaktadır. 2. fıkrada da sayılan meşru
müdahale nedenleri sarih ve sınırlı olarak sayılmaktadır.
Haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılması, AİHS m. 8/2’de yer
alan sınırlanma nedenlerinin varlığı halinde söz konusudur.
Bu ne-
denler; ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, su-
çun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın, başka-
larının hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır.
Anayasa, AİHS’de öngörülen sınırlama nedenlerine paralel bir
düzenleme getirerek haberleşme özgürlüğünü güvence altına almak-
tadır. AY m. 22’ye göre; haberleşmenin sınırlanması, milli güvenlik,
kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,
U
genel sağlık ve genel ah-
lakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak hakim kararıyla, gecik-
mesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin ya-
zılı emriyle mümkündür. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde
görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırk sekiz saat için-
de açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar. İstisnaların uygula-
nacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Haberleşme özgürlüğüne kamu makamlarınca yapılacak müda-
hale, bir başka deyişle haberleşmenin denetimi, AİHS’de öngörülen
ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve
düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması,
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ancak yasal
Gölcüklü, Feyyaz/Gözübüyük, Şeref, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulama-
sı, 3. Bası, Ankara 2002, s. 330, 341, 374.
AİHS m. 8: “1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik
refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunma-
sı, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak
yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu
makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.”
U
3.7.2005 tarih 5397 sayılı kanun ile iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerin
değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslar, 2559 sayılı Polis Vazife
ve Salahiyet Kanunu’na ek 7. maddesine fıkralar, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat,
Görev ve Yetkileri Kanunu ek 5. madde eklenerek ve 2397 sayılı Devlet İstihbarat
Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrası
değiştirilmek ve fıkralar eklenmek suretiyle belirlenmiştir. Bu konuda Bkz., Yokuş
Sevük, Handan, “Kolluk Tarafından Suçun Önlenmesine Yönelik Yapılan İletişimin
Denetlenmesine İlişkin Değerlendirmeler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 67, Ka-
sım-Aralık 2006, s. 41-56.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
dayanağı olduğu sürece söz konusu olabilir.
Bunların varlığı da tek
başına haberleşmeye müdahale için yeterli değildir. Ayrıca bu müda-
halenin demokratik bir toplumda gerekli olması şarttır. Müdahale ile
elde edilecek amaç ile müdahale arasındaki orantılılığa da dikkat et-
mek gerekir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHS’nin haberleşmeye saygı
hakkının düzenlendiği 8. maddeye aykırılıkları incelerken, AİHS’de
öngörülen haberleşme özgürlüğüne müdahalenin kanuna uygunlu-
ğunu, m. 8/2’de belirtilen amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik
olup olmadığını ve bu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli”
olup olmadığı hususlarını ele almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, haberleşme girişimini engel-
lemeyi haberleşme hakkı kapsamında değerlendirmektedir. AİHM
İngiltere’ye karşı 1975 tarihli Golder kararında, her ne kadar olayda
avukata yazılmış bir mektuba el koyma ya da sansür olmasa da, avu-
katına yazabilmek için izin isteyen başvurucuya izin verilmemesinde
haberleşme hakkına bir müdahale olduğunu belirtmiştir. Mahkeme,
müdahalenin denetimi sözleşmenin 8/2 maddesinin kapsamına girer-
ken, müdahalenin kendisinin bu kapsam dışında kalması düşünüle-
mez diyerek, 8. maddenin ihlaline karar vermiştir.
10
AİHM, İsviçre’ye
karşı Kopp kararında ise, iletişimin denetlenmesine izin veren kanu-
nun “hukuk devletinin ilkeleri ile uyumlu olmasını” aradığını belirtmek-
tedir. AİHM, resmi makamlar tarafından gizli gözleme veya iletişimin
denetlenmesinde gözlem açık bir şekilde yapılmadığı için, milli hu-
kukun, bu işlemin kötüye kullanılması tehlikesine karşı ve bireyin 8.
maddeden kaynaklanan haklarının keyfi tedbirlere karşı korunmasını
sağlamak zorunda olduğuna dikkat çekmektedir. Ayrıca milli huku-
kun, resmi makamların bu tip gizli tedbirleri almak konusunda yetkili
olduğu haller ve koşullar hususunda yeterli açıklıkta olmasının gerek-
AİHS m. 8/2’deki “kanuna uygunluk” ifadesi, kullanılan tedbirin hukukta bir te-
melinin olmasını gerektirir. Bu ifade ayrıca ilgili kanunun niteliğini de ilgilendir-
mekte olup, bu kanunun ilgili kişi tarafından ulaşılabilir olmasını ve bu kimsenin
kanunun sonuçlarını önceden öngörebilmesinin mümkün olmasını ve ayrıca kanu-
nun hukuk devletinin temel unsurlarına uygun olmasını gerektirmektedir. AİHM
İsviçre’ye karşı Kopp Kararı parg. 55 için Bkz., Künhe, Hans/Heiner, “Avukat Tele-
fonlarının Dinlenmesi” (AİHM Kararı Değerlendirmesi)”, Çev., Hakan Hakeri, Adil
Yargılanma Hakkı ve Ceza Hukuku, Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi 3; Ankara
2004, s. 100.
10
Case of Golder v. The United Kingdom, 21.2.1975, Appl. No. 00004451/70, A 18,
Parg. 43.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
101TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
liliğini belirtmektedir.
11
Bu bağlamda haberleşme özgürlüğü, suçların
önlenmesi ve kamu düzeni gerekçeleriyle sınırlandırılırken haberleş-
me özgürlüğüne yönelik tedbirlere başvurmak için gerekli koşullar,
kanun ile ayrıntılı olarak düzenlemeli ve kötüye kullanmalara karşı
etkili tedbirler alınmalıdır.
12
Özetle, demokratik bir toplumda ulusal
güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçların önlen-
mesi için haberleşmenin denetlenmesine olanak veren kanuni düzen-
leme bir zorunluluk olmakla birlikte, kötüye kullanılmasını önlemek
için belirgin ve açık olmalıdır.
III. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Yer Alan
Haberleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılabileceği Haller
Suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli bir toplumsal
yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi te-
mel insan haklarına saygının çatıştığı açık olduğundan, haberleşme
özgürlüğünün sınırlandırılmasının kanunla sıkı şartlara bağlanması
gerekir. Bu bağlamda 5271 sayılı CMK’da haberleşme özgürlüğüne
yönelik tedbirler düzenlenmek suretiyle, Anayasa ve AİHS’de öngö-
rüldüğü üzere haberleşmenin özgürlüğünün sınırlanabileceği haller
kanunla tespit edilmiştir. Böylece haberleşmenin denetlenmesinin hu-
kuki çerçevesi çizilmiştir.
Haberleşmenin denetlenmesi, bu işleme maruz kalan kişinin temel
hak ve özgürlüğüne kısıtlamalar getirdiğinden, bunun hakim kararı ile
olması haberleşme özgürlüğünün korunması bakımından bir güvence
oluşturur.
13
Hakim güvencesinin her aşamada açıkça öngörülmesi in-
san haklarına saygının ve hukuk devleti anlayışının bir gereksinimi,
aynı zamanda yükümlülüğüdür.
14
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda hem postada el koyma hem de te-
lekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesinin usul ve
esasları düzenlenerek haberleşme özgürlüğüne müdahalenin sınırları
bir başka deyişle haberleşmenin denetiminin usul ve esasları belirtil-
miştir.
11
Kopp kararı parg. 64 için Bkz., Kühne, s. 101-102.
12
Sözüer, Adem, Türkiye’de ve Karşılaştırmalı Hukukta Telefon, Teleks, Faks ve Benzeri
Araçlarla yapılan Özel Haberleşmenin Bir Ceza Yargılaması Önlemi Olarak Denetlenmesi,
İHFM 1997, Türkan Rado’ya Armağan, C. LV, S. 3, s. 76.
13
Gökçen Ahmet, Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit El koyma ve Postada El koyma
(Özellikle Telefonların Gizlice Dinlenmesi), Ankara 1994, s. 196.
14
Tezcan, Durmuş, “Organize Suçlulukla Mücadelede Özel Muhakeme Hukuku Tedbirle-
ri”, Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2000, 12-16 Ocak, Ankara 2000, C. 2, s. 142.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
1. Postada El koyma
Postada el koyma,
15
haberleşme özgürlüğünün demokratik hayat
biçimindeki üstün değeri dolayısıyla
16
genel el koyma tedbirinden ayrı
olarak CMK’nın 129. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.
17
Pos-
tada el koyma, özel bir el koyma şeklidir.
18
Postada el koymaya dair
hükümler, haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmenin gizliliği esasına
suçlulukla etkili bir şekilde mücadele edebilmek için sınırlamalar ge-
tirmiştir.
19
Bir başka deyişle AY m. 22/2’de belirtilen kamu düzenini
sağlamak için, bir suç dolayısıyla postada el koyma tedbiri ile haber-
leşme özgürlüğüne müdahale edilmekte, bu müdahalenin hukuki çer-
çevesi de CMK m. 129’da çizilmektedir.
20
1412 sayılı CMUK m. 91 ve m. 92’de “mektup, telgraf ve sair
mersule”den
21
söz edilirken CMK m. 129’da “gönderi”ler den söz et-
mektedir.
22
Gönderiden anlaşılması gereken, posta hizmeti veren her
15
5271 sayılı CMK’nın 129. maddesi 1412 sayılı CMUK’un 91, 92, 93. maddelerinin
karşılığıdır. Şahin, Cumhur/Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Külliyatı, Ankara
2005, s. 761.
16
Bkz., Tasarının 96. maddesinin gerekçesi için, Şahin Cumhur, Ceza Muhakemesi Ka-
nunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s. 359.
17
CMK m. 129’a göre; “ (1) Suçun delillerini oluşturduğundan şüphe edilen ve ger-
çeğin ortaya çıkarılması için soruşturma ve kovuşturmada adliyenin eli altında
olması zorunlu sayılıp, posta hizmeti veren her türlü resmî veya özel kuruluşta
bulunan gönderilere, hâkimin veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cum-
huriyet Savcısı’nın kararı ile elkonulabilir. (2) Hâkim kararının veya Cumhuriyet
Savcısı’nın emrinin kendilerine bildirilmesi üzerine el koyma işlemini yerine ge-
tiren kolluk memurları, birinci fıkrada belirtilen gönderilerin içinde bulunduğu
zarfları veya paketleri açamazlar. El konulan gönderiler, ilgili posta görevlilerinin
huzuru ile mühür altına alınıp derhâl el koyma kararını veya emrini veren hâkim
veya Cumhuriyet Savcısına teslim edilir. (3) Soruşturma ve kovuşturmanın ama-
cına zarar vermek olasılığı bulunmadıkça, alınmış tedbirler ilgililere bildirilir. (4)
Açılmamasına veya açılıp da içeriği bakımından adliyenin eli altında tutulmasına
gerek bulunmadığına karar verilen gönderiler, hemen ilgililerine teslim olunur.”.
18
Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Yenilenmiş ve Gözden Geçi-
rilmiş 4. Bası, İstanbul 2006, s. 351; Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygula-
malı Ceza Muhakemesi Hukuku, Yeni CMK’ya Göre Yenilenmiş 9. Baskı, Ankara 2006,
s. 568; Toroslu, Nevzat, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2001, s. 231.
19 Gökçen, s. 171.
20
Öğretide 1412 sayılı CMUK’daki postada el koymaya ilişkin düzenlemenin ihtiyaca
cevap vermekten uzak olduğu belirtilmektedir. Öztürk/Erdem, s. 568.
21
Gökçen, “sair mersule” kavramına, değer konulmuş mektup ve kutular, koliler ve
geniş yorumla telefon ve benzeri araçlarla yapılan haberleşme, posta ve telgraf ha-
valeleri, posta bonoları gibi PTT’nin sunduğu mali hizmetlerin gireceğini belirt-
mektedir. Gökçen, s. 179.
22
2001 Tasarısının postada el koymaya ilişkin 96. maddesinde “postada bulunan mek-
tup, telgraf veya elektromanyetik araçlarla gönderilmiş bilgileri içeren yazı, belge
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
103TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
türlü resmî veya özel kuruluş vasıtasıyla gönderilen mektup, telgraf
gibi gönderilmiş bilgileri içeren yazı, belge, paket veya koli gibi diğer
şeylerdir.
23
Posta hizmeti veren kuruluşun kamu veya özel sektör ol-
masının bir önemi olmadığı için, kargo hizmeti veren özel şirketlerde-
ki gönderilere de bu madde kapsamında elkonulabilecektir.
24
Ancak
özel bir kişiye teslim edilmiş şeyler gönderi kapsamında kabul edile-
meyecektir.
25
Gönderilere el konulabilmesi için; bunların suçun delil, iz, eser ve
emarelerini oluşturduğundan şüphe edilmesi temel koşul olup, bunun
yanında söz konusu gönderilerin gerçeğin ortaya çıkarılması için ay-
rıca adliyenin eli altında olması zorunlu olmalıdır. Postada el koyma
koruma tedbirine başvurmak için gerekli olan şüphe, suçun delillerini
oluşturduğuna yetecek kadar yeterli şüphe olmalıdır. Basit şüphe ile
bu tedbire başvurulamaz.
26
Bu tedbire soruşturmada ve kovuşturma-
da başvurulabileceği için, şüpheli veya sanık veya üçüncü kişiler veya
tüzel kişiler bu tedbire maruz kalabilir.
27
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 129/1’e göre postada el koymaya
kural olarak hâkim karar verir
28
. Cumhuriyet Savcısı ise ancak gecik-
mesinde sakınca olan hâllerde el koyma kararını verebilir. Bu kararın
hakim tarafından onaylanması mecburiyetine ilişkin kanunda bir dü-
zenleme yoktur.
29
Ancak, CMK’nın el koyma kararını verme yetkisini
düzenleyen 127. maddenin 3. fıkrasında ise, hakim kararı olmaksızın
yapılan el koyma işleminin 24 saat içinde hakimin onayına sunulacağı,
hakimin ise el koymadan itibaren 48 saat içinde kararını açıklayacağı,
aksi halde el koymanın kendiliğinden kalkacağı belirtilmiştir. Postada
veya diğer gönderilerden söz etmektedir. Ancak CMK m. 129’da sadece “gönderi-
ler” düzenlediğinden, elektromanyetik araçlarla gönderilmiş yazı, belge ve diğer
gönderiler iletişimin denetlenmesi koruma tedbirine tabi olacaktır. Hakeri, Hakan,
“Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre El Koyma Koruma Tedbiri”, TBB Dergisi,
S. 60, Eylül/Ekim 2005, s. 99.
23
Öztürk/Erdem, s. 568.
24
Öztürk/Erdem, s. 568; Hakeri, otobüs firmalarına teslim edilerek gönderilen şeyle-
re, postada el koyma hükümlerine göre el konulabileceğini belirtmektedir. Hakeri,
s. 99.
25
Hakeri, s. 99.
26
Gökçen’e göre; delil elde edilmesi çok zor olan terör veya uyuşturucu madde suçla-
rında basit şüphe ile yetinilebilir. Gökçen, s. 177.
27
1412 sayılı CMUK m. 91’e göre postada el koymaya maruz kalan kişi sanık idi.
28
Sıkıyönetim Kanunu’nda postada el koyma kararını sıkıyönetim komutanının ve-
receği (SYK m. 3/c) belirtilmiş, Olağanüstü Hal Kanunu’nda ise bu konuda bir dü-
zenleme mevcut değildir. Öztürk/Erdem, s. 568.
29
1412 sayılı CMUK m. 92/4’te, Cumhuriyet Savcısı’nın el koyma işleminin üç gün
içinde hakim tarafından onaylanması öngörülmüştür.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
el koyma CMK’da özel olarak düzenlendiğine göre, hakim onayının
aranacağı da 129. madde de açıkça düzenlenmeliydi. Kanımca, AY’nın
m. 22/2’nin yetkili merciin kararının hakim onayına sunulmasını ön-
gören hükmü ve CMK m. 127/3 gereğince Cumhuriyet Savcısı’nın el
koyma işleminde hakim onayı zorunludur.
Genel el koymadan farklı olarak, gecikmede tehlike gerekçesiyle
kolluk amirlerine, postada el koyma emri verme yetkisi tanınmamış-
tır.
30
Kolluk memurları, sadece bu tedbiri yerine getirmekle yükümlü-
dür. El koyma işlemini yerine getiren kolluk memurları, sadece hâkim
kararını veya Cumhuriyet Savcısı’nın emrini yerine getirirler; ancak
zarf veya paketleri hiçbir suretle açamaz, ilgili posta görevlilerinin hu-
zuru ile bunları mühür altına alıp hemen, hâkime veya Cumhuriyet
Savcısı’na teslim ederler (CMK m. 129/2).
Kendisine teslim edilen mühür altındaki şeyleri açıp açamamak
hususuna ve el konulan gönderinin ilgiliye iade edilip edilmeyeceğine
ilişkin karar, hâkim veya Cumhuriyet Savcısı tarafından verilir (CMK
m. 129/4).
31
Bu husustaki karar, gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edip
etmediği ve bunları adliyenin eli altında tutmanın gerekip gerekmedi-
ği hususları değerlendirilerek verilecektir.
1412 sayılı CMUK m. 92/3 ve Hükümet tasarısının 96. maddesin-
de savcının el koyduğu gönderiyi açamayacağı ve hakime teslim ede-
ceği öngörülmüştü.
32
Böylece kendisine teslim edilen mühür altındaki
şeyleri açıp açamamak hususundaki kararın hâkim tarafından veril-
mesi söz konusuydu. Postada el koyma tedbiri ile haberleşme özgürlü-
ğüne bir müdahale söz konusu olduğundan, kanımca el konulan gön-
derilerin hakim tarafından incelenmesi bir güvence oluşturur. Kaldı ki
postada el koyma yetkisi kural olarak hakim de, gecikmesinde sakınca
olan hallerde Cumhuriyet Savcısı’ndadır. Gönderiye el koymadan son-
ra bu koruma tedbirinden beklenen yarar açısından gecikmede sakın-
ca artık kalmamıştır. Bu durumda ise, el konulan gönderilerin hakim
tarafından incelenmesi ve açılıp açılmamasına veya açıldıktan sonrada
gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edip etmediği ve adliyenin eli al-
30
Centel/Zafer, 4. Bası, s. 351.
31
Bkz., Centel/Zafer, 4. Bası, s. 351.
32
Sokullu/Akıncı, AY m. 22/2 ile haberleşmenin gizliliğine dokunulması yani kapsa-
mının öğrenilmesi bakımından hakim kararı arandığını, CMUK 92/3’deki savcının
açmadan hakime teslim etme zorunluluğu öngörüldüğüne göre, sadece savcının el
koyma kararı ile bu gizliliğin ihlal edilmeyeceğini belirtmektedir. Bkz., Sokullu/
Akıncı, Füsun, Polis Toplumsal Bir Kurum Olarak Gelişmesi Polis Alt-Kültürü ve İnsan
Hakları, İstanbul 1990, s. 132.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
105TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
tında bulunmasına gerek olup olmadığı hususlarına hakim tarafından
karar verilmesi gerekir. Bu nedenle Cumhuriyet Savcısı’nın kendisine
verilen gönderileri hakime vermesi ve incelemenin hakim tarafından
yapılması şeklindeki düzenleme daha yerindedir.
Açılmamasına veya açıldıktan sonra adliyenin eli altında tutulma-
sına gerek bulunmadığı anlaşılan gönderiler, hemen ilgililerine teslim
olunur (CMK m. 129/4).
33
Postada el koyma koruma tedbirinin uygu-
lanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla
ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabi-
lecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum
Cumhuriyet Savcılığı’na derhâl bildirilir (CMK m. 138/1).
Postada el koymanın, ilgiliye bildirilmesi, tedbirden beklenen
yarara zarar vermemek koşuluyla söz konusudur ki, bu da soruştur-
ma ve kovuşturmanın amacına zarar verme olasılığının bulunmadığı
(CMK m. 129/3) hallerdir. Bu olasılık Cumhuriyet Savcısı veya hakim
tarafından takdir edilecektir Ancak hukuka uygunluk denetimini sağ-
lamak için soruşturma ve kovuşturmanın amacına zarar verme olasılı-
ğı ve ilgiliye neden haber verilmediği gerekçelendirilmelidir. Kanımca
postada el koyma tedbiri ile haberleşme özgürlüğüne müdahale söz
konusu olduğundan, tedbirden beklenen yarar sona erdiğinde, ilgiliye
bu durum bildirilmelidir.
Koşulları oluşmadığı halde el konulan veya korunması için gerek-
li tedbirler alınmayan ya da amaç dışı kullanılan veya zamanında geri
verilmeyen gönderiler söz konusu olduğunda, kişinin tazminat hakkı
doğar (CMK 141/1-j).
2. Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi
a. Genel Olarak
Telekomünikasyon
34
yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, ara-
ya bir vasıta koymak suretiyle gerçekleştirilen her türlü haberleşmenin
33
Gökçen’e göre el konulan mektubun tahkikat için gizli tutulmasına ihtiyaç duyul-
mayan kısımları mektubun muhatabına gönderilmelidir., Gökçen, s. 187.
34
Bkz., Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bil-
gilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Teleko-
münikasyon İletişim Başkanlığı’nın Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönet-
melik m. 3-l’e göre; telekomünikasyon; her türlü işaret, sembol, ses ve görüntünün
ve elektrik sinyallerine dönüştürülebilen her türlü verinin kablo, telsiz, optik, elek-
trik, manyetik, elektromanyetik, elektrokimyasal, elektromekanik ve diğer iletim
sistemleri vasıtasıyla iletilmesi, gönderilmesi ve alınmasını, ifade eder. Bu yönet-
melik, 10.11.2005 tarih ve 25989 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
gizlice dinlenmesi, buradan elde edilen bilgilerin kaydedilmesi ve de-
ğerlendirilmesini içerir.
35
Telefon görüşmelerinin dinlenmesi AİHS m.
8/2 anlamında “kamusal güç ile ihlal” olup, kişiye m. 8/1 ile sağlanmış
haberleşme hakkının da ihlalini oluşturur. Bu tür müdahale, kanuna
uygun yapılmadığı, AİHS m. 8/2’de sayılan amaçlardan birini hedef-
lemediği ve ayrıca bu hedeflere ulaşılması “demokratik bir toplumda” ge-
rekli olmadığı sürece Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalini oluşturur.
Telefon konuşmalarının kaydedilmesi veya herhangi bir şekil-
de dinlenmesi özel yaşama ve iletişime yönelik ağır bir ihlaldir ve
bu nedenle kanuni dayanağı olmalıdır.
36
Haberleşme özgürlüğünün
Anayasanın 22/2. maddesinde belirtilen nedenler bulunmadıkça en-
gellenemeyeceğine ve gizliliğine dokunulamayacağına ilişkin ve Ana-
yasanın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin “ancak kanunla
sınırlanabileceği”ne ilişkin hükümleri karşısında, iletişimin denetlen-
mesinin usul ve esaslarının açıkça kanunla düzenlenmiş bulunma-
sı zorunludur. Bu kanunun da özellikle açık olması gerekmektedir.
Özellikle kullanılan teknolojinin gittikçe ilerlediği düşünüldüğünde,
bu alanda açık ve kapsamlı kuralların bulunması kaçınılmaz bir gerek-
liliktir.
37
AİHM, telefon dinlemeye ilişkin temel koşul olarak, konunun
kanun ile düzenlenmesini aramakta, ayrıca ceza muhakemesinin bir
parçası olarak telefon dinlenmesinde uyulması gereken kuralları be-
lirlemektedir. Bu kurallar; ağır şüphe sebeplerinin varlığı, başka delil
kaynaklarının bulunmaması gerektiğine, dinlenebilecek kişilerle ilgili
sınırlamalara ve dinlemenin en fazla ne kadar süreyle yapılabileceğine
ilişkindir.
38
Telekomünikasyon yoluyla yapılan haberleşmenin denetimi, mev-
zuatımızda sadece 30.7.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nda belirli örgütlü suçlar için düzen-
35
Öztürk/Erdem, s. 590; Geniş bilgi için Bkz., Erdem, Mustafa Ruhan, Ceza Muhake-
mesinde Organize Suçlulukla Mücadelede Gizli Soruşturma Tedbirleri, Ankara 2001, s. 99
vd.
36
Öğretide telefon dinlenmesinin kanuni dayanağı olması gerektiği, CMK’da bu ko-
nuda bir düzenleme yapılmadan önce ileri sürülmüştür. Bkz., Kunter, Nurullah/
Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. bası, İstanbul 2000, no. 45.52 (396);
Tosun Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. I Genel Kısım, İstanbul
1984, s. 912; Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 1. Bası, İstan-
bul 2003, s. 268, Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 5. bası, İstanbul 1994,
s. 350; Sözüer, s. 76.; Gökcen, s. 172; Zafer, Hamide, Ceza Hukukunda Terörizm, İstanbul
1999, s. 283.
37
Kühne, s. 103.
38
Kühne, s. 105.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
107TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
lenmişti.
39
1412 sayılı CMUK’da telefon ve benzeri araçlarla yapılan
haberleşmenin denetlenmesi konusunda açık bir düzenleme bulunma-
dığı için, postada el koyma hükümleri uygulanmakta, her suç bakımın-
dan denetleme yapılabilmekte idi.
40
Postada el koymayı düzenleyen
1412 sayılı CMUK’un 92. maddesinde “sair mersule” kavramı genişle-
tici yoruma tabi tutulmak suretiyle telefon, teleks, telefaks gibi vasıta-
larla yapılan haberleşmenin, işlenen suçları ortaya çıkarmak amacıyla,
kovuşturma makamları vasıtasıyla denetlenmesini kabul etmek bir
zorunluluk halini almıştı. Uygulamada da telekomünikasyon yoluyla
yapılan haberleşme, Telefon İşletmeleri Rehberi hükümleri (m. 4/4) ve
CMUK m. 92’ye göre denetlenmiştir.
41
4422 sayılı kanunun yürürlüğe
girmesiyle birlikte, öğretide iletişimin denetlenmesinin, kanuni da-
yanağa kavuşmuş olduğu, CMUK’daki hükümlerin artık uygulanma
olanağı kalmadığı ve istisnai nitelikte bu özel hükümlerinin uygulana-
cağı belirtilmiştir.
42
4422 sayılı kanunun özel bir kanun olması ve genel
bir düzenlemeye duyulan ihtiyaç karşısında,
43
AİHS’in taraf devletlere
yüklediği yükümlülük de göz önüne alınarak 5271 sayılı CMK’da bu
husus yeniden düzenlenmiştir.
44
5271 sayılı CMK, telekomünikasyon
yoluyla yapılan iletişimin hangi hallerde denetlenebileceğini; iletişi-
min tespiti, dinlenmesi, kayda alınmasının ve sinyal bilgilerinin din-
lenmesinin koşullarını; belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin
bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği-
ni ve kayda alamayacağını hüküm altına almıştır.
39
30.7.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu
5320 sayılı kanunun m. 18/1-d ile 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle yürürlükten kaldı-
rılmıştır. 4422 sayılı kanundan önceki değerlendirmeler bakımından ayrıntılı bilgi
için Bkz., Ersoy, Yüksel, “Özel Telefon İşletmelerinin Dinleme ve Bilgi Verme Sorunla-
rı”, Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, s. 317-320.
40
Gökçen, 191.
41
Gökçen, s. 176. Ayrıca, bir başka görüşe göre ise, postada el koyma hükümleri kı-
yasen uygulanabileceği ileri sürülürken, haberleşmenin denetlenmesi bakımından
ne kıyas ne de genişletici yorumun mümkün olmadığı da ileri sürülmekte idi. Bu
konuda Bkz., Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa R./Özbek, Veli Özer, Uygulamalı Ceza
Muhakemesi Hukuku, 6. Baskı, Ankara 2001, s. 656-657.
42
Centel/Zafer, 1. Bası,, s. 269; Ersoy, s. 321.
43
Öğretide Centel/Zafer, bu hususun genel yasada ayrıca yer alması gerektiğini be-
lirtirken, Ersoy, tek bir kanunda düzenleme yapılması gerektiği görüşünde idiler.
Bkz., Centel/Zafer, 1. Bası, s. 272; Ersoy, s. 320.
44
Maddenin gerekçesinde de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uygun genel bir düzenlemeye ihtiyaç duyul-
makta olduğu belirtilmiştir. Bkz., Hükümet Tasarısı m. 107’nin gerekçesi, Yalvaç
Gürsel, Karşılaştırmalı Gerekçeli Yeni TCK-CMK ve CGTİK, Ankara 2005, s. 830;
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
b. İletişimin Denetlenmesi Kararı
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 135/1’e göre;
45
bir suç dolayısıyla
yapılan soruşturma ve kovuşturmada
46
suç işlendiğine ilişkin kuvvetli
şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkâ-
nının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde
47
Cumhuriyet Savcısı’nın kararıyla şüpheli veya sa-
nığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir,
kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.
48
İletişimin denetlenmesi koruma tedbiri ile devletin aidiyetini giz-
lemek suretiyle muhatap kişiden bilgi edinilmesi söz konusudur.
49
Bu
tedbir, delil elde etmek amacıyla halen işlenmiş olan bir suçun mu-
hakemesiyle sınırlıdır.
50
Telekomünikasyon aracının şüpheli veya sa-
nığın evinde, işyerinde olması tedbirin uygulanması açısından önem
taşımaz.
51
Bu tedbire başvurabilmek için, bir suçun işlendiğine dair
kuvvetli şüphenin varlığı gereklidir.
52
Ancak sadece kuvvetli şüphenin varlığı yeterli olmayıp, aynı za-
manda başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması da
zorunludur. Bu nedenle öncelikle diğer koruma tedbirleriyle delil elde
45
25.5.2005 tarih ve 5353 sayılı kanunun 17. maddesi ile 135. maddede değişiklik ya-
pılmıştır. Hükümet Tasarısı m. 107’de “beş yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı
cezayı gerektiren cürümlerde” bu usulün uygulanacağı hükme bağlanmış idi. Bkz.,
bu tasarının gerekçesi için, Yalvaç, 830-832.
46
5353 sayılı kanunun 17. maddesi ile CMK m. 135/1 değiştirilmeden önce iletişimin
denetlenmesi sadece soruşturmada söz konusuydu. Centel/Zafer, duruşmada ku-
ral olarak aleniyet geçerli olduğu ve kanunda bu tedbire mahkemenin vereceğine
ilişkin bir açıklık olmadığı için bu tedbire sadece soruşturma evresinde başvurula-
bileceğini belirtmektedir. Centel/Zafer, 4. Bası, s. 363.
47
Yönetmelik m. 3-d’de “Gecikmesinde sakınca bulunan hal: Derhal işlem yapıl-
madığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin
kaçması veya kimliğinin saptanamaması olasılığının ortaya çıkması hali” şeklinde
tanımlanmıştır.
48
Yenisey, bunu “adli amaçlı dinleme”, suç olayı gerçekleşmeden önceki telefon din-
lemesini “önleme dinlemesi” şeklinde adlandırmaktadır. Yenisey, Feridun, “Çıkar
Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yönetmeleri”, Ankara Barosu Hukuk Kurultayı
2000, 12-16 Ocak, Ankara 2000, C. 2, s. 117-118.
49
Erdem, Gizli Soruşturma Tedbirleri, s. 49.
50
Öztürk/Erdem, s. 592.
51
Centel/Zafer, 4. Bası, s. 365.
52
Kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının aranması hakkında Bkz., Yarsuvat Duygun,
“Çıkar Amaçlı Örgütlü Suçların Koğuşturulması”; Ceza Hukuku Reformu, İstanbul 2001,
s. 338; Öztürk/Erdem, s. 592; Özbek, Veli Özer, CMK İzmir Şerhi, Yeni Ceza Mu-
hakemesi Kanunu’nun Anlamı (Açıklamalı-Gerekçeli-İçtihatlı), Ankara 2005, s. 567-568;
Centel/Zafer, 4. Bası, s. 365.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
109TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
edilmesi yoluna gidilecek, bundan sonuç alınamadığı takdirde bu ted-
bire başvurulacaktır.
53
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 135 ve devamındaki madde -
lerde öngörülen iletişimin denetlenmesi; iletişimin dinlenmesi, tespi-
ti ve kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi şeklinde
olur. İletişimin tespiti, iletişimin içeriğine müdahale etmeden, iletişim
araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama,
aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik iş-
lemlerdir (Yönetmelik, m. 3-f).
54
Bir başka deyişle iletişimin tespiti, bir
telekomünikasyon hizmeti yoluyla kurulan bağlantının kimler arasın-
da olduğunun tespitidir. 5353 sayılı kanunun 17. maddesiyle değişik
CMK’nın 135/6 fıkrasında bu madde kapsamında “dinleme, kayda alma
ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine” ilişkin hükümlerin fıkrada sa-
yılan katalog suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği öngörüldüğü için,
iletişimin tespiti tüm suçlar için mümkündür. Nitekim Yargıtay’da bu
yönde karar vermiştir.
55
İletişimin dinlenmesi ve kayda alınması, telekomünikasyon yo-
luyla gerçekleştirilmekte olan konuşmalar ile diğer her türlü iletişimin
uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlem-
leri ifade eder (Yönetmelik m. 3-e). İletişimin dinlenmesi, telli veya tel-
siz telefonla ya da internet üzerinden konuşmalar açısından geçerlidir.
İletişimin kayda alınması ise, telli veya telsiz telefonla ya da internet
53
Bu konuda ayrıntılı bilgi için Bkz., Öztürk/Erdem, s. 592-593.
54
Adalet Komisyonu raporunda; iletişimin tespiti ile kastedilenin, belli bir telefon nu-
marasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne kadar süreyle yapıldığı,
elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu hususlarının tespiti olduğu
belirtilmiştir. Bkz., Şahin, 377.
55
“5353 sayılı kanunun 17. maddesiyle değişik CMK’nın 135/6 fıkrasında bu mad-
de kapsamında “dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine”
ilişkin hükümlerin fıkrada sayılan katalog suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği
öngörülmüştür. Soruşturma evresinde şüphelinin kullandığı telefonuyla yaptığı
görüşmelere ilişkin detay bilgilerinin, yani telefonla yapılan bağlantıların kimlerle
ve ne zaman yapıldığının belirlenmesi anlamına gelen “tespit” yukarıda belirtilen
CMK’nın 135. maddesinin 6. fıkrası kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu nedenle, han-
gi suça ilişkin olursa olsun, şüpheliye ait telefondan kimlerle, ne zaman görüşül-
düğüne dair “tespit” CMK’nın 135/1. maddesi uyarınca hakim veya gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde C. Savcısı’nın kararıyla mümkün olacaktır. Bu gerekçe-
ler dikkate alındığında, yazılı emre dayanan bozma nedeni yerinde olup, Eyüp
3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 8.6.2005 gün ve 2005/365 müteferrik sayılı kararı-
nın CMK’nın 309/4’a maddesi uyarınca (Bozulmasına), müteakip işlemlerin ma-
hallinde yerine getirilmesi üzere dosyanın Yargıtay C. Başsavcılığı’na (Tevdiine),
3.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” Y.5.CD, 2005/14669 E. 2005/20489 K.
Bkz., http://www.adalet.org/yenickarar (1.6.2006).
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
üzerinden yapılan konuşmalardaki ses veya görüntüler açısından ve
elektronik posta yoluyla yapılan iletişimin içeriği hakkında uygulana-
bilir.
56
İletişime müdahale yollarından biri olan sinyal bilgilerinin de-
ğerlendirilmesi, bir şebekede haberleşmenin iletimi veya faturalama
amacıyla işlenen her türlü verinin (Yönetmelik m. 3-k) değerlendiril-
mesidir. İletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesi, sadece CMK m. 136/6’da sayılan katalog suçlar için
geçerlidir.
57
Bir başka deyişle, CMK m. 136/6’da sayılan suçlara ilişkin
bir soruşturma ve kovuşturmada şartları oluştuğu takdirde, iletişimin
dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi
mümkündür.
58
İletişimin denetlenmesinde kural olarak hakim kararı gereklidir.
Soruşturma evresinde tedbire, Cumhuriyet Savcısı’nın istemi zerine
sulh ceza hakimi karar verir. Sulh ceza hakimi, zorunlu savcılık yaptı-
ğı hallerde (CMK 163), savcının talebi olmaksızın resen tedbire karar
verebilir.
59
Gecikmesinde sakınca olan hallerde bu tedbire Cumhuriyet
56
Bkz., Adalet Komisyonu Raporu için, Şahin, s. 377-378.
57
CMK m. 135/6; “Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin
değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak
uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan; 1. Göçmen kaçakçılığı ve insan
ticareti (madde 79, 80), 2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83), 3. İşkence (madde 94,
95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı
(madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 7.
Parada sahtecilik (madde 197), 8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve
sekizinci fıkralar hariç, madde 220), 9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3), 10. İhaleye fesat
karıştırma (madde 235), 11. Rüşvet (madde 252), 12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı
değerlerini aklama (madde 282), 13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere
silah sağlama (madde 315), 14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde
328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları. b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile
Diğer Aletler Hakkında Kanun’da tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçla-
rı. c) Bankalar Kanunu’nun 22. maddesinin (3) ve (4) numaralarında tanımlanan
zimmet suçu, d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezasını
gerektiren suçlar, d) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68 ve 74.
maddelerinde tanımlanan suçlar.”.
58
29.6.2006 tarihli 5532 sayılı kanunla değişik Terörle Mücadele Kanunu m. 10/1-
f’de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin
(8) numaralı alt bendindeki istisnaların uygulanmayacağı belirtilmiştir. (5532 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 18 Temmuz
2006 tarih ve 26232 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) “Bu hüküm, Kanunun
7. maddesinde Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde tanımlanan silahlı örgüt
suçuna yapılan yollama dolayısıyla terör örgütü üyesi ve bu örgütlere bilerek ve
isteyerek yardım eden kişilerle ilgili olarak da iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kay-
da alınmasının uygulanabileceği şeklinde anlaşılmak gerekir.”, Bkz., Özgenç İzzet,
Terörle Mücadele Kanunu, Ankara 2006, s. 76.
59
Centel-Zafer, 4. Bası, 364.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
111TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Savcısı’nın kararı ile de başvurulabilir. Ancak Cumhuriyet Savcısı ka-
rarını derhâl hâkimin onayına sunmak zorundadır. Hakim ise kara-
rını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim
tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet Savcısı
tarafından kaldırılır (CMK m. 135/1).
Tedbire karar veya onay veren hakim, tedbirin uygulanması için
gerekli olan koşulların olup olmadığını yani tedbirin hukuka uygun-
luğunu ve ayrıca tedbire başvurabilmek için “başka suretle delil elde edil-
mesi olanağının bulunmaması”nın aranması, tedbirin amaca uygunluğu
yönünde bir değerlendirme yapılmasını gerekli kıldığından, tedbirin
amaca uygunluğunu inceleyecektir.
60
Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha
uzatılabilir. Bu durumda azami tedbir süresi 6 ayı geçemez. Ancak
tedbire konu olan suç, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bir suç
ise, gerekli görüldüğünde her seferinde bir ay olmak üzere bu süre bir-
çok kez uzatılabilir (CMK m. 135/3) bir başka deyişle örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen bir suç söz konusu olduğunda bu tedbir, süresiz
olarak uygulanabilir. Üç aylık sürenin başlangıcı, tedbiri uygulama
durumunda olan kolluğun süreyi istediği zaman başlatabilmesine ve
böylece uygulamada tedbirin kötüye kullanılmasını önlemek için, ka-
rarın verildiği andan itibaren başlamalıdır.
61
Öğretide, bir suçun “ör-
gütün faaliyeti” çerçevesinde işlenmiş sayılacağı konusunda belirgin
bir ölçüt bulunmadığı için, haklı olarak böyle bir düzenlemenin keyfi
uygulamalara yol açacağı belirtilmektedir.
62
Tedbir süresini uzatma
kararı, tedbirin uygulanması için gerekli olan koşulların varlığı tekrar
değerlendirilerek gerekçeli olarak verilmelidir. Kişi, hak arama hür-
riyeti (AY m. 36) ve temel hak ve hürriyetlerinin ihlali halinde yetkili
makama geciktirilmeden başvurabilme hakkına sahip (AY m. 40) ol-
duğu için, uzatma karının gerekçeli olması zorunludur.
İletişimin denetlenmesine ilişkin verilen kararda, yüklenen suçun
türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının
türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren
kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir (CMK m. 135/3).
60
Erdem, Mustafa Ruhan, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Telekomüni-
kasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, www.adalet.gov.tr (10.3.2005) s.
7; Öztürk/Erdem, s. 594.
61
Öztürk/Erdem, s. 597.
62
Öztürk/Erdem, s. 597.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
c. Mobil Telefonun Yerini Tespit
Mobil telefonunun yerinin tespiti, haberleşme hakkına müdahale
niteliğinde olduğu için, bu hususun da kanunda açıkça düzenlenme-
sinin zorunluluğu karşısında, CMK m. 135/4’de düzenlemeye gidil-
miştir. Bu tedbire, şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi amacıyla baş-
vurulur. Aslında mobil telefonun yerinin tespitinde, iletişimin tespiti,
dinlenmesi ve kayda alınmasında olduğu gibi haberleşme özgürlüğü-
ne bir müdahale söz konusudur. Ancak, iletişimin dinlenmesi, kayda
alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi şeklindeki müdahale-
ler, haberleşme özgürlüğünün gizliliğine yönelik iken, mobil telefonu-
nun yerinin tespitinde haberleşme özgürlüğü kapsamında haberleşme
hakkına yönelik bir müdahale söz konusudur. Bu tedbire, sadece şüp-
heli veya sanığın yakalanması için başvurulması, m. 135/1’de iletişime
yönelik müdahalelerin tek tek sayılması, tespit işleminin süresinin ve
mobil telefonun yerini tespit kararını verecek yetkili kişilerin ayrıca
tekrar m. 135/4’de belirtilmesi, mobil telefonunun yerinin tespitinin,
m. 135/1’de belirtilen dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin de-
ğerlendirilmesinden ayrı, özel olarak düzenlendiğini göstermektedir.
Gerek delil elde etme amacına yönelik CMK m. 135/1’de öngörülen
iletişimin denetlenmesi tedbirinden farklı olarak şüpheli veya sanığın
yakalanması amacına yönelik olması, gerekse kanunda düzenleniş
şeklinden anlaşılacağı üzere, “mobil telefonun yerinin tespiti” aslında
ayrı bir koruma tedbiri olup ayrı bir maddede düzenlenmeliydi.
63
Mobil telefonunun yerinin tespiti, hâkim veya gecikmesinde sa-
kınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı’nın kararına istinaden, en
çok üç ay için yapılabilir ve bir defa daha uzatılabilir (CMK m. 135/4).
Bu durumda azami süre altı aydır. Bu hususa ilişkin olarak verilen
kararda, kullanılan mobil telefon numarası ve tespit işleminin süre-
si belirtilir. Sadece şüpheli veya sanığın mobil telefonunun yeri değil
bu kişilere ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil
telefonunun yerinin tespiti de mümkündür.
64
Bu tespit işlemi, CMK
m. 135/6’da “dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine
ilişkin hükümler” denildiği için, sadece CMK m. 135/6’da belirtilen suç-
lar için değil, tüm suçlarda yapılabilir.
65
63
Özbek de tedbirin, yöneldiği amaçtaki farklılık gerekçesiyle ayrı bir tedbir olduğu-
nu ve ayrı maddelerde düzenlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Özbek, s. 564.
64
25.5.2005 tarihli 5353 sayılı kanunun 17. maddesi ile değiştirilmeden önce, “kullan-
makta olduğu” denildiği için, sadece şüpheli ve sanığın mobil telefonunun yerini
tespit mümkündü. Değişikliğin yerinde oluşu hususunda Bkz., Ünver/Hakeri, 177
dn. 46.
65
Şahin, s. 379; Ünver/Hakeri, 172; Aksi görüş Öztürk/Erdem, s. 597.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
113TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
d. İletişimin Denetlenmesi Kararının Yerine Getirilmesi
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 137/1’e göre; “135. maddeye göre ve-
rilecek karar gereğince Cumhuriyet Savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk
görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkilile-
rinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapıl-
masını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak ister ve bu istem
derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir.”.
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 135 kapsamında yapılacak iletişi-
min tespiti, dinlenmesi kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlen-
dirilmesine yönelik iş ve işlemler, Telekomünikasyon Kurumu bün-
yesinde kurum başkanına doğrudan bağlı “Telekomünikasyon İletişim
Başkanlığı”
66
adıyla kurulan tek bir merkezden yürütülür (Yönetmelik
m. 17). CMK m. 135’e göre verilecek kararlar, Cumhuriyet Savcısı veya
görevlendireceği adli kolluk görevlileri tarafından Telekomünikasyon
İletişim Başkanlığı’na iletilir. Kararlar işletmecilere gönderilmez. Söz
konusu kararlar ilgili kurum görevlileri ve Başkanlık çalışanları aracı-
lığıyla teknik uzmanın nezaretinde yerine getirilir (Yönetmelik m14).
67
İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği
bir tutanakla saptanır.
İletişimin denetlenmesi sırasında tutulan kayıtlar, Cumhuriyet
Savcılığı’nca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek yazılı hale
66
Yönetmelik m. 16’ya göre;”Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Telekomünikas-
yon Kurumu bünyesinde doğrudan Kurum Başkanına bağlı olarak faaliyet gösterir.
Başkanlık, Telekomünikasyon İletişim Başkanı ile teknik uzman, hukukçu uzman
ve idarî uzmandan oluşur. Başkanlıkta, Başkanın görüşü doğrultusunda Kurum
Başkanı tarafından Kurum içinden veya Kurum dışından yeteri kadar teknik, hu-
kukçu ve idarî personel görevlendirilir. Başkanlıkta, Millî İstihbarat Teşkilatı, Em-
niyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın ilgili birimlerinden
birer temsilci bulundurulur. Bu temsilciler başkanlıktaki görevleri esnasında başka-
nın talimatlarına ve başkanlık tarafından belirlenen kurum içi düzenlemelere riayet
eder.”
67
Yönetmeliğin Kararların yerine getirilmesini düzenleyen 14. maddesi ile kayıtların
yok edilmesini düzenleyen 15. maddelerinin 23.1.2006 tarihinde yürürlüğe gireceği
öngörülmüştü. Ancak 24.2.2006 tarih 26090 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Te-
lekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin
Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Telekomünikas-
yon İletişim Başkanlığı’nın Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelikte
Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 1. maddesi ile eklenen Yönetmeliğin ge-
çici 2. maddesinde, personel ve sistemler yönünden noksanlıklarının giderilerek
başkanlığın faaliyete geçtiği ve bu durumun başkanlık tarafından ilgili kurumlara
bildirildiği tarihe kadar, en son 23.7.2006 tarihine kadar uygulanmayacağı öngörül-
müştür. 23.7.2006 tarihinden itibaren kararların yerine getirilmesi Telekomünikas-
yon İletişim Başkanlığı’nca yürütülmektedir.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçeye çev-
rilir (CMK m. 137/2).
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sıra-
sında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan
ve ancak, m. 135/6’da sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini
uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır
ve durum Cumhuriyet Savcılığı’na derhâl bildirilir (CMK m. 138/2).
Tedbir, öngörülen sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi halinde Cumhuriyet Savcısı tarafından derhâl kaldı-
rılır. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve tedbirin
hâkim tarafından onaylanmaması halinde, tedbirin uygulanmasına
Cumhuriyet Savcısı tarafından derhâl son verilir (CMK m. 137/3).
68
Oysa tedbirin uygulanabilmesi için gerekli koşulların oluşmadığı,
örneğin, CMK m. 135/6’daki suçlardan biri olmadığının anlaşılma-
sı veya suç işlediğine ilişkin şüphenin ortadan kalkması veya başka
suretle delil elde edilmesi imkanının varlığı hallerinde olduğu gibi,
tedbir uygulanmaya başladıktan sonra anlaşılabilir. Bu durumda da
tedbir sona erer.
69
Tedbirin kaldırıldığı Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal Tele-
komünikasyon İletişim Başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet Savcısı ta-
rafından verilen karar, süresi içerisinde hakim tarafından onaylanarak
Başkanlığa gönderilmemiş ise kararın uygulanmasına Telekomünikas-
yon İletişim Başkanlığı tarafından derhal son verilir (Yönetmelik m.
15). Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cum-
huriyet Savcısı’nın denetimi altında en geç on gün içinde yok edilir ve
durum bir tutanakla tespit edilir (CMK m. 137/3).
70
Burada kovuştur-
maya yer olmadığına dair karar verilmesi halinde tespit veya dinleme-
ye ilişkin kayıtların yok edilmesi, kanımca Cumhuriyet Savcısı’nın ka-
rarına itiraz süresinin dolması veya itirazın sonuçlanmasının sonunda
olması gereklidir.
71
Hakim onayı alınmaması durumunda tedbirin der-
68
Özbek, tedbirin sona ermesinin CMK’daki bu hallerle sınırlı olarak anlaşılmaması
gerektiğini belirtmektedir. Özbek, s. 576.
69
Öztürk/Erdem, “tedbirin uygulanmasına ilişkin koşullardan birisinin ortadan
kalkması”na bir sona erme nedeni olarak yer verilmesinin daha isabetli olacağı ka-
nısındadır. Öztürk/Erdem, s. 600.
70
Öğretide Yarsuvat, 4422 sayılı kanuna ilişkin yaptığı değerlendirmede dinlenmeye
gerek olmadığı kararı üzerine kayıtların on gün içinde değil, derhal yok edilmesi
gerektiğini belirtmektedir. Yarsuvat, s. 339.
71
Centel/Zafer, 4. Bası, s. 366; Öğretide kovuşturmaya yer olmadığı kararı her za-
man için kaldırılabilir bir karar olduğundan burada verileri yok etme konusunda
en azından savcıya bir takdir yetkisi tanınmasının yararlı olduğu ileri sürülmüştür.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
115TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
hal sona ermesi öngörülmesine rağmen, hakim güvencesinden yoksun
olarak iletişimi tespit edilmiş ve dinlenmiş bir kişinin özel hayatına ve
haberleşme hakkına yönelik bir müdahale sonucu elde edilen kayıtla-
rın on gün gibi bir uzun süre elde tutulmasının izahı mümkün değildir.
Kayıtların yok edilmesi de derhal olmalıdır. Haberleşme özgürlüğünü
korumak bakımından, hakim onayı alınmaması durumunda kayıtların
derhal yok edilmesi öngörülmelidir.
Şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veril-
mesi veya hakim onayı alınamaması durumunda kayıtlar yok edile-
cektir. Ancak, CMK m. 138/2’de telekomünikasyon yoluyla yapılan
iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya
kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak m. 135/6’da sayılan suçlardan
birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi ha-
linde, bu delilin muhafaza altına alınması ve durumun Cumhuriyet
Savcılığı’na derhâl bildirilmesi öngörülmüştür. Bu nedenle, CMK m.
135/6’daki suçların işlendiği şüphesini uyandıran delil olarak kulla-
nılabilecek kayıtlar CMK 138/2 çerçevesinde yok edilmeyecektir.
72
Ancak, iletişimin denetlenmesi sırasında CMK m. 135/6’da belirtilen
suçların dışında bir suça ilişkin edinilen bilgi delil olarak kullanılama-
yacağına göre, CMK’da açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bu
kayıtların yok edilmesi gerekir.
73
e. İletişimin Denetlenmesi Hususunda Bilgilendirme
İletişimin denetlenmesine ilişkin karar ve yapılan işlemler, tedbir
süresince gizli tutulur (CMK m. 135/5).
74
Ancak tespit ve dinlemeye
ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde, soruşturma evresinin bitimin-
den itibaren en geç on beş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbi-
rin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak
bilgi verir (CMK m. 137/4).
75
Ünver/Hakeri, s. 182-183.
72
Ünver/Hakeri, s. 181.
73
Öztürk/Erdem, 602.
74
Öztürk/Erdem, tedbire ilişkin kararın ifşa edilmesinin, ifşa eden kişi bakımından
TCK m. 258 ve 285’in uygulanmasını gündeme getireceğini belirtmektedir. Öz-
türk/Erdem, s. 597.
75
Öğretide 4422 sayılı ÇASÖMK’da, ilgiliye haber verilmesi olanağını sağlayacak bir
düzenlemeye yer verilmesinin gerekliliği ileri sürülmüştü. Tezcan/Erdem/Sancak-
dar, s. 294.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
AİHM, İngiltere’ye karşı Malone, Almanya’ya karşı Klass ve di-
ğerleri kararında
76
ve Fransa’ya karşı Kruslin/Huvig kararında tedbir-
le ulaşılmak istenen amaç tehlikeye düşmeyecek ise, ilgiliye sonradan
haber vermenin önemine işaret etmiştir.
77
Kanımca, ilgiliye bilgi verilmesinin, kayıtların yok edilmesi ha-
linde ve soruşturma evresinin bitiminden sonra öngörülmesi yerinde
değildir.
78
Doğal olarak diğer koruma tedbirlerinden farklı olarak, ted-
birden beklenen yararın sağlanabilmesi için iletişimin denetlenmesine
ilişkin karar ve yapılan işlemlerin gizli olması gerekir. Ancak maddi
gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde etmek için başvurulan bu koruma
tedbirine ilişkin karar ve işlemlerdeki gizlilik, madde metninde “tedbir
süresince” denildiği de göz önüne alındığında, soruşturma ve kovuş-
turmada delil elde edildikten sonra ortadan kalkar. Aslında haberleş-
me özgürlüğü gibi kişinin temel hakkına müdahale niteliğinde olan bu
tedbirden, ilgilinin tedbir sona erdikten sonra haberdar edilmesi gere -
kir.
79
AY m. 36’da öngörülen hukuksal korunma güvencesinin etkili
olarak gerçekleşmesi için
80
ve AY m. 40 uyarınca Anayasa ile tanınmış
hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden
başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu için,
haberleşme hak ve özgürlüğüne söz konusu tedbir ile yapılan müda-
haleden ilgili kişinin haberdar olması gerekmektedir. Kanımca, kanun-
da tedbirden beklenen yarar sona erdiğinde, ilgili kişinin bu tedbirden
haberdar edileceği düzenlenmelidir.
Bu tedbirin hukuka uygunluğunun denetlenmesine ilişkin bir
hüküm olmadığı için, bildirim sonucunda kişilerin tedbirin denetlen-
mesini sağlama imkanı CMK’da yer almamaktadır. Bu durumda ida-
ri makamların eylemleri dolayısıyla genel tazminat sorumluluğuna
81
76
AİHM’in 1978 tarihli Almanya’ya karşı Klass ve diğerleri kararı için Bkz., Doğru
Osman, İnsan Hakları Avrupa İçtihatları, İstanbul 1997, s. 151-157.
77
Tezcan/Erdem/Sancakdar, s. 294, Erdem, Gizli Soruşturma, s. 154.
78
Öztürk/Erdem’de, ilgiliye haber verme yükümlülüğünün, dokümanların yok edil-
mesi; dokümanların yok edilmesinin de tedbire son verilmesi koşuluna bağlı tutul-
masını yerinde bulmamaktadır. Öztürk/Erdem, s. 601.
79
Yarsuvat, s. 341; Özbek, her bireyin, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde böyle bir
tedbire maruz kalmış olup olmadığı yönünde bilgi verilmesini her zaman talep
edebileceğini belirtmektedir. Özbek, s. 577.
80
Öztürk/Erdem, s. 601.
81
Öğretide tazminat sorumluluğunun ayrıca düzenlenmesi gerektiği belirtilmekte-
dir. Yarsuvat, s. 342; Ünver/Hakeri, idari makamların eylemleri dolayısıyla genel
tazminat sorumluluğunun yanında tedbire karar verilmesi veya uygulanması ile
ilgili olarak görevi kötüye kullanma suçu bakımından ilgili kamu görevlilerinin bir
sorumluluğuna gidilebileceğini belirtmektedir., Ünver/Hakeri, s184.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
117TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
gidilebilir. Ancak bu hususun, CMK’nın 141. maddesinde öngörülen
koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hükümleri içinde düzenlenmesi
gerekirdi.
82
IV. Haberleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılmasında Özellik
Arz Eden Haller
1. Avukatlara İlişkin Özel Düzenleme
a. Postada El koyma
Avukatın Ceza Muhakemesi Kanunu avukatlara ilişkin postada
el koyma ile ilgili işlemleri ayrı ve genel hükümlerden farklı usul ve
özel hükümlere bağlamıştır. Bunun temel nedeni, avukat ile müvekkil
arasındaki ilişkinin tam bir gizlilik içinde yürütülmesini sağlayarak,
savunma hakkını sağlam tutmak,
83
avukatın mesleki sırlarının korun-
masını sağlamaktır.
84
Avukatın bürosunda arama sonucunda
85
elkonu-
lacak posta söz konusu olduğunda CMK’nın 130. maddesinin 2 ve 3.
fıkraları uyarınca bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya
onu temsil eden avukat, elkonulacak şeylerin avukat ile müvekkili ara-
sındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı koyabilir. Bu
durumda elkonulacak şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak
hazır bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi,
soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde
hâkim veya mahkemeden istenir. Yetkili hakim yirmi dört saat içinde
karar verir. Yetkili hâkim el konulan şeyin avukatla müvekkili arasın-
daki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, el konulan şey derhâl
avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kal-
dırılır.
82
Erdem, İletişimin Denetlenmesi, s. 12; Ünver/Hakeri, s. 198.
83
CMK m. 154/1’de şüpheli veya sanığın müdafii ile yazışmalarının denetime tabi
tutulamayacağı belirtilmiştir.
84
Bkz., Tasarının 101. maddesinin gerekçesi için, Şahin, 361; Öztürk/Erdem, bu konu-
da özel bir düzenleme yapılmasının önemli bir adım olduğu ancak, TCK m. 6’daki
yargı görevi yapan deyiminden avukatların da anlaşılacağı belirtildiğine göre, savcı
ve hakimin bürosu nasıl aranıyorsa ve oralardaki gibi el koyma yapılıyorsa, avukat-
lar içinde öyle olması gerektiğini ve hatta savunma hakkının korunması isteniyorsa
bunun yapılmasının gerekli olduğunu belirtmektedir. Öztürk/Erdem, s. 573.
85
Avukat bürolarında arama, el koyma ve postada el koymayı düzenleyen CMK m.
130/1’e göre; “Avukat büroları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olay-
la ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’nın denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya
onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur.”.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
b. Müdafiin Telekomünikasyon Yoluyla
İletişiminin Denetlenmesi
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 136/1’e göre; şüpheli veya sanığa
yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerin-
deki telekomünikasyon araçları hakkında, 135. madde hükmü uygu-
lanamaz;
86
bir başka deyişle müdafi ve şüpheli veya sanık arasındaki
iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması suretiyle denetlenmesi
müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telefon, elektronik
posta gibi telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimi denetlenemez.
AİHM, avukatlık bürosu gibi işyerlerinden yürütülen telefon konuş-
malarının 8/1 maddesi kapsamında özel yaşam ve iletişim kavramları
bakımından değerlendirmektedir.
87
Öğretide, CMK m. 135/2’de tanıklıktan çekinebilecek kişiler ile
şüpheli ve sanık arasındaki iletişimin kayda alınamayacağı belirtildi-
ği için ve müdafii de tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasında olduğu
gerekçesiyle CMK m. 136’daki düzenleme gereksiz bulunmaktadır.
88
Kanımca, bu eleştiriler yerinde değildir. CMK m. 135/2’de iletişimin
denetlenmesi şekillerinden sadece “kayda alınma”dan söz edildiği için,
tanıklıktan çekinebilecek kişilerden olan avukat ile şüpheli ve sanık
arasındaki iletişimin tespiti ya da sinyal bilgilerinin değerlendiril-
mesi mümkün olabilecekti. Oysa CMK m. 136’da “135. madde hükmü
uygulanamaz” denildiği için, m. 135/1’de öngörülen iletişimin tespi-
ti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi
ve mobil telefonun yerini tespit mümkün değildir. CMK m. 136’daki
düzenleme, avukat-şüpheli veya sanık arasındaki mesleki ilişkinin
ve savunma hakkının korunması bakımından daha kapsamlı ve açık
bir düzenleme getirdiği için yerindedir. Avukatın meslekî sırrı koru-
ma yükümü, avukatın sıfatı veya yüklendiği yargı görevi nedeniyle
elde ettiği bütün sırları kapsamaktadır. Bu itibarla avukatın müvekkili
ile bütün haberleşmesi de meslekî sır içindedir. AİHM de Kopp kara-
rında, bir İsviçreli avukatın, şüpheli olmayan bir kişi olarak, bir ceza
86
İsviçre’deki avukatların telefon dinlemesinden korunmasının esası tanıklıktan çe-
kinme ayrıcalığına dayandırılırken, Almanya’da öğreti ve uygulama bu bağlantıyı
ağırlıklı olarak reddetmektedir. Alman CMUK m. 148’e sadece müdafiin şüpheli ile
konuşmaları bakımından bir değerlendirme yasağı çıkarılmakta genel olarak tüm
avukatlar ve onların müvekkilleriyle olan konuşmaları bakımından bu yasağın ge-
çerli olmadığı savunulmaktadır. Kühne, s. 107-108.
87
İsviçre’ye karşı Kopp Kararı Bkz., Kühne, s. 99.
88
Şahin, s. 382., Öztürk/Erdem, s. 598; “Bu iki hükümden birinin metinden çıkarıl-
ması önerisi, Barolar Birliği temsilcilerinin itirazı karşısında sonuçsuz kalmıştır.”,
Şahin, s. 382.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
119TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
kovuşturmasıyla ilgili telefon dinlemesine konu edilip edilmeyeceğini
incelerken, avukat ile müvekkil arasındaki mesleki ilişkinin etkili bir
şekilde korunabilmesi için avukat bürosundan yapılan tüm görüşme-
lerin mesleki nitelikte olduğunu kabul etmekte bunun sonucu olarak
da 8. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
89
Ceza Muhakemesi Kanunu 136. madde metni, sadece müdafiin
bürosu, konutu ve işyerlerindeki telekomünikasyon araçlarından söz
edildiği için, müdafii bakımından getirilen denetleme yasağının, sa-
dece belirtilen yerlerdeki telekomünikasyon araçları hakkında geçer-
li olduğu gibi anlaşılmaktadır. Mobil telefonlara ilişkin düzenlemeye
madde metninde yer verilmemiş olması eleştirilmiştir.
90
Kanımca, ka-
nun hükmü avukat ile müvekkili arasındaki mesleki ilişkinin telefon
görüşmelerinin güvenirliliği aracılığıyla korunmasını sağlarken as-
lında savunma hakkını korumaktadır. Maddenin düzenleniş amacı
göz önüne alındığında, müdafiin şüpheli veya sanıkla her türlü ileti-
şiminin denetlenmesi yasağı söz konusudur. CMK m. 136’da sadece
müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerlerindeki telekomünikasyon
araçları hakkında iletişimin denetlenmesinin yasaklanması değil, mo-
bil telefonla iletişiminin de denetleme yasağının açıkça düzenlenmesi
gerekirdi. Ancak bu konudaki eksiklik, şüpheli ve sanığın tanıklıktan
çekinecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamayacağını öngören
CMK m. 135/2’deki hüküm ile kısmen giderilmektedir Avukatlarında
tanıklıktan çekinme yetkisine sahip olduğu ve madde 135/2 müdafi-
leri de kapsadığı için, müdafilerin mobil telefonla yaptığı görüşmeler
kayda alınamaz.
91
Müdafiye ilişkin denetim yasağı, şüpheli veya sanığa yüklenen
suç dolayısıyla öngörüldüğü için, müdafiin kendisi suç işleme şüphesi
altındaysa ve CMK 135’deki şartlar söz konusu ise bu maddeye göre
avukat için de iletişimin denetlenmesi söz konusu olacaktır.
Önleme amacıyla yapılacak iletişimin denetlenmesi söz konusu
olduğunda, müdafiin bu denetlemeye maruz kalıp kalmayacağı tartış-
malıdır. Müdafiye ilişkin denetim yasağı, sadece şüpheli veya sanığa
yüklenen suç dolayısıyla yapıldığına göre, 5397 sayılı kanunda önleme
amaçlı iletişimin denetlenmesindeki amaç CMK 136’da öngörülenden
farklı olduğu için herkes gibi müdafiin de iletişiminin denetlenebile-
ceği söylenebilir.
92
Ancak AİHM’in Kopp kararında vurguladığı gibi,
89
Kühne, s. 106.
90
Bkz., Ünver/Hakeri, s. 201.
91
Öztürk/Erdem, s. 598; Özbek, s. 573; Ünver/Hakeri, s. 201.
92
Özbek, s. 573.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
uygulama mesleki ayrıcalığın sadece avukat ile müvekkili arasındaki
ilişkiyi kapsadığı ve bununda genelde kabul gördüğü bilinmekte ise
de, avukatın nasıl, hangi hallerde, kim tarafından ve özel olarak avu-
katın mesleği ile bağlantılı olan ve bunun dışındaki işlerle ilgili olan
faaliyetler arasında nasıl ayırım yapılacağının açıkça düzenlenmesi
gerekir.
93
2. Şüpheli veya Sanık ile Tanıklıktan Çekinebilecek Kişiler
Arasındaki Haberleşmeyi Sınırlandırma Yasağı
CMK m. 126’a göre; şüpheli veya sanık ile tanıklıktan çekinebi-
lecek kimseler arasındaki mektuplara ve belgelere; çekinme hakkına
sahip olanların nezdinde bulundukça elkonulamaz.
94
Nezdinde bu-
lunmaktan maksat yalnız kişinin üzeri olmayıp, mektup ve belgele-
rin yerleşim yerinde veya işyerinde bulunması da, kavramın kapsamı
içindedir.
95
Şüpheli veya sanık ile tanıklıktan çekinebilecek kimseler arasında-
ki haberleşme özgürlüğünün denetimini engelleyen bu hüküm, tanık-
lıktan çekinme olanağının korunmasını amacı ile öngörülmüştür.
96
Bu
hüküm ile sanıkla sırrını açtığı kişiler arasındaki güven ilişkisi korun-
maktadır.
97
Mektup ve belgeler, tanıklıktan çekinebilecek olanlarla, şüpheli
veya sanık arasındaki haberleşme kapsamında ise ve çekinme hakkına
sahip olanların nezdinde bulunuyorlarsa bunlara elkonulamaz. An-
cak, tanıklıktan çekinebilecek olanların soruşturulan veya kovuşturu-
lan suça iştirak veya yataklık etmiş olmaları şüphesi varsa, söz konusu
mektup veya belgelere elkonulabilecektir.
98
Haberleşmeye müdahale anlamında CMK m. 135/2’ye göre; şüp-
heli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi
de kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun
anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. Kanun metninde
kayda alınamamaktan söz etmektedir. Bu durumda şüpheli veya sa-
nığın söz konusu kişilerle iletişimi tespit edilebilecek, dinlenebilecek
93
Kopp kararı için Bkz., Kühne, s. 103.
94
Bkz., 1412 sayılı CMUK m. 89.
95
Tasarının 94. maddesinin gerekçesi için Bkz., Şahin, s. 350.
96
Erem Faruk, Diyalektik Açısından Ceza Yargılaması Hukuku, 6. Baskı, Ankara, s. 490.
97
Gökçen, s. 103, 107.
98
Tasarının 94. maddesi aynen kabul edilmiş olup, gerekçesi için Bkz., Şahin, s. 350
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
121TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
veya sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir.
99
Şüpheli veya sanığın ile-
tişimin tespit edilmesi veya sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi sıra-
sında otomatik olarak bu kişilerle yapılacak iletişimde tespit edileceği
için bu nedenle maddede sadece kayda alınamayacağının söylenmiş
olması olasıdır.
100
Ancak şüpheli veya sanığın iletişimin tespiti veya
dinlenmesi sırasında iletişimin tanıklıktan çekinebilecek kişiler oldu-
ğu anlaşıldığında, artık dinlenme yasağı söz konusu olmalıdır. Bunun
içinde kanımca maddede açıkça dinlemenin de yasaklanması gerekir.
3. Tutuklunun Haberleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması
Haberleşme hakkı, herkes için olduğu gibi tutuklu için de bir hak-
tır (CGİK m. 114). AY m. 22’ye göre; istisnaların uygulanacağı kamu
kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir. Bu kurumlardan biri de tu-
tukevleridir.
101
AİHM, cezaevi ve tutukevi hayatının bizatihi kısıtlı ve
sınırlı bir hayat olması, burada tutulanların haberleşme özgürlüğü ve
hakkına- haberleşmenin gizliliği de dahil olmak üzere- müdahalesini
tutuklu ve hükümlü kişinin özel durumu göz önünde tutularak, mü-
dahalenin meşruluğunu İHAS m. 8/2 açısından ele almaktadır. AİHM
birçok kararında kurumunun düzeninin sağlama zorunluluğu ile bağ-
lantılı sınırlamalara yer verilebileceğini ve bu bağlamda tutukluların
yazışmasının denetime tabi tutulabileceğini açıkça belirtmektedir.
102
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 154/1’de şüpheli ve sanığın müda-
fii ile yazışmalarının denetime tabi tutulamayacağı öngörüldüğünden,
şüpheli veya sanığın tutuklu olması halinde de yazışmaları denetime
tabi tutulamaz. CMK m. 154’de öngörülen denetim yasağını, sanığın
İHAS m. 6/3 (c) de belirtilen savunma hakkının yanında, İHAS m. 6/3
(b) de belirtilen sanığın “savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve ko-
laylıklara sahip olma” hakkını göz önünde bulundurarak tutuklu ile mü-
dafiin birbirlerine yazdıkları mektupların derhal yerine ulaştırılmasını
99
Öztürk/Erdem, s. 595; Ünver/Hakeri s. 175.
100
Özbek, s. 569; Ünver/Hakeri, Bakanlık komisyonunda iletişimin tanıklıktan çeki-
nebilecek kişilerle tespit edilemeyeceği gerekçesiyle sadece kayda alma hususunun
hükme bağlandığını belirtmektedir. Ünver/Hakeri, s. 174.
101
Centel’e göre, AY m. 22/4’de kanunla belirtileceği öngörülen istisnaların uygu-
lanacağı kamu kurum ve kuruluşları kavramına cezaevleri girerse de tutukevleri
girmez. Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukuku’nda Tutuklama ve Yakalama, İstanbul
1992, s. 108.
102
Bu konuda AİHM kararları için Bkz., Yokuş Sevük, Handan, “Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi Kararları Işığında Tutuklu ve Hükümlülerin Dış Dünya İle İletişimi”, Ata-
türk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VII, S. 3-4, Yıl. 2003, s. 344-356.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
da kapsayacak şekilde anlamak gerekir.
103
Tutuklunun müdafii ile olan
haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmeleri-
ne hiçbir suretle engel olunamayacağı ve kısıtlamalar konulamayacağı
CGİK’da da öngörülmüştür (CGİK m. 114/5).
104
CGİK m. 114/3’e göre;
tutukluların yazılı haberleşmeleri ile telefonla görüşmeleri, soruştur-
ma evresinde Cumhuriyet Savcısı, kovuşturma evresinde hâkim veya
mahkemesince kısıtlanabilir. Ancak bu kısıtlama, ceza muhakemesi-
nin gerçekleştirilmesi amacıyla olmalı ve gerekçesi gösterilmelidir.
105
Tutuklunun, resmi makamlara veya savunması için avukatlara
gönderilenler hariç, gönderdiği ve kendisine gelen mektup, faks ve
telgraflar denetimden geçer. (CGİK m. 116, m. 68).
106
Tutukluların, tu-
tuldukları kurumlarda araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu
ve benzeri iletişim araçlarını bulundurmaları ve kullanmaları yasaktır.
Ancak idarenin kontrolündeki ücretli telefonla görüşme yapmaları,
zorunlu hallerde kuruma ait telefon ve faks cihazından yararlanma-
ları mümkündür. Telefon görüşmeleri idarece dinlenir ve kayda alınır
(CGİK m. 116, m. 66).
107
SONUÇ
- Demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin korunması, kamu
düzeninin sağlanması ve suçların önlenmesi için haberleşmenin de-
netlenmesine olanak veren kanuni düzenleme bir zorunluluk olup,
keyfi uygulamaların önüne geçebilmek için belirgin ve açık olmalıdır
- 5271 sayılı CMK’da haberleşme özgürlüğüne yönelik tedbirleri
düzenlemek suretiyle, Anayasa ve AİHS’de öngörüldüğü üzere haber-
leşmenin özgürlüğünün sınırlanabileceği halleri kanunla tespit etmiş,
haberleşmenin denetlenmesinin hukuki çerçevesini çizmiştir.
103
Benzer düzenleme 1412 s. CMUK m. 144 de öngörülmüştür. Bu konuda Bkz., Yokuş
Sevük, Avrupa, s. 370.
104
CGİK m. 114/6’a göre, özel kanunda yer alan hükümler saklıdır.
105
Centel/Zafer, 4. Bası, 324.
106
CGİK yürürlüğe girmeden önce bu konuda yaptığı eleştirilerde Feyzioğlu, mevzu-
atta tutukevi düzenin bozulmasını ve tutuklama ile gözetilen amacın ihlal edilme-
sini önlemek amacıyla mektupların açılmasına sansüre tabi tutulmasına veya yok
edilmesine ilişkin bir hükmün bulunmaması ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün
sadece hükümlülerin mektuplarının kontrolünü düzenlediği bu nedenle tutuklula-
rın mektuplarının kontrolüne ilişkin yapılan faaliyetlerin Anayasaya aykırı oldu-
ğunu belirtmekte idi. Feyzioğlu, Metin, “Hürriyeti Bağlayıcı Cezalarda Tutuklama
Koruma Tedbirinde Hürriyetin Sınırlanmasının Kapsamı, Sınırı ve Usulü Üzerine
Bir Deneme, Yeni Türkiye, 1996/10, s. 704-705.
107
Bu konuda ayrıntılı bilgi için Bkz., Centel/Zafer, 4. Bası, 324-327.
hakemli makaleler Handan YOKUŞ SEVÜK
123TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
- Postada el koyma ve telekomünikasyon yoluyla iletişimin din-
lenmesi haberleşme özgürlüğünü sınırlayan hallerdir. Bu nedenle ha-
kim kararı ve hakim onayı ile olması tedbirin kötüye kullanılmasını,
keyfiliği engeller ve ilgili için güvence oluşturur.
- Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Cumhuriyet Savcısı tarafından
verilen postada el koyma kararının hakim tarafından onaylanması zo-
runluluğu yoktur. AY m. 22/2’ de öngörülen yetkili merciin kararının
hakim onayına sunulmasını öngören hükmü karşısında, Cumhuriyet
Savcısı kararını, yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sun-
mak, hakim de kararını kırk sekiz saat içinde açıklamak zorundadır;
aksi halde karar kendiliğinden kalkar.
- Postada el koymanın, ilgiliye bildirilmesi tedbirden beklenen
yarara zarar vermemek koşuluyla söz konusudur ki, bu da soruştur-
ma ve kovuşturmanın amacına zarar vermek olasılığının söz konusu
olmadığı (CMK m. 129/3) hallerdir. Ancak hukuka uygunluk deneti-
mini sağlamak için soruşturma ve kovuşturmanın amacına zarar ver-
me olasılığı, ilgiliye neden haber verilmediği gerekçelendirilmelidir.
Ancak bu halde ilgili AY m. 36, m. 40, AİHS m. 6 ve 8’de öngörülen
güvencelerden yararlanabilir.
- Postada el konulan gönderilerin hakim tarafından incelenmesi
ve açılıp açılmamasına veya açıldıktan sonrada gerçeğin ortaya çıkma-
sına hizmet edip etmediği ve adliyenin eli altında bulunmasına gerek
olup olmadığı hususlarına hakim tarafından karar verilmesi ilgili açı-
sından güvence oluşturur. Bu nedenle Cumhuriyet Savcısı’nın kendi-
sine verilen gönderileri hakime vermesini ve incelemenin hakim tara-
fından yapılmasını öngören CMUK m. 92/3 ve Hükümet Tasarısı’nın
96. maddesindeki düzenleme daha yerindedir.
- Haberleşme özgürlüğüne müdahale oluşturan telekomünikas-
yon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gerek Anayasada kişinin
temel haklarının ancak kanunla sınırlandırılabileceğinin öngörülme-
si gerekse AİHS’ne taraf bir devlet olarak bu özgürlüğe müdahalenin
kanunda açıkça düzenlenmesinin zorunluluğu karşısında CMK’da
düzenlenmiştir. CMK m. 135’de öngörülen telekomünikasyon yoluyla
yapılan iletişimin denetlenmesi; iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda
alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi şeklinde olur.
- İletişimin tespiti tüm suçlar için mümkün iken, iletişimin dinlen-
mesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin
hükümlerin CMK m. 136/6’da sayılan katalog suçlarla ilgili olarak uy-
gulanabilir.
Handan YOKUŞ SEVÜK hakemli makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
-Tedbir süresinin uzatılmasına ilişkin karar, tedbirin uygulanması
için gerekli olan koşulların varlığı tekrar değerlendirilerek gerekçeli
olarak verilmelidir. Adil yargılanma bakımından (AY m. 36, AİHS m.
6) kişinin demokratik bir toplumda hukuk devleti olmanın kapsamın-
da hukuki korumadan yararlanabilmesi için (AY m. 40) uzatma karı-
nın gerekçeli olması zorunludur.
- İletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değer-
lendirilmesi şeklindeki müdahaleler haberleşme özgürlüğünün gizli-
liğine yönelik iken, mobil telefonunun yerinin tespitinde haberleşme
özgürlüğü kapsamında haberleşme hakkına yönelik bir müdahale söz
konusudur. Bu tedbir, bütün suçlar için söz konusu olabilir.
- Mobil telefonun yerinin tespiti, aslında ayrı bir koruma tedbiri-
dir. Ancak kanımca haberleşme hakkına yönelik bir müdahale oluştu-
ran bu tedbirin, CMK’nın koruma tedbirleri kısmının beşinci bölümü
olan telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi kapsamında
ele alınması yerinde olmakla beraber, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve
kayda alınması madde başlıklı CMK m. 135/4’de düzenlenmesi yeri-
ne, ayrı bir maddede düzenlenmelidir. Mobil telefonun yerinin tespiti-
ne tüm suçlar için başvurulabilir.
- İletişimin denetlenmesi tedbiri hakkında ilgiliye bilgi verilme-
sinin sadece 137/4’de söz konusu olan halle sınırlandırılması yerine,
tedbirden beklenen yarar sona erdiğinde ilgili kişinin tedbirden haber-
dar edileceği düzenlenmelidir. Ancak bu halde AY m. 36 ve AİHS m.
6’da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı gerçekleşir ve temel
hak ve özgürlüklerin korunmasından (AY m. 40) yararlanılır.
- Ceza Muhakemesi Kanunu m. 135/2’de tanıklıktan çekinebilecek
kişiler ile şüpheli ve sanık arasındaki iletişimin kayda alınamayacağı
belirtildiği için ve müdafii de tanıklıktan çekinebilecek kişiler arasında
olduğu gerekçesiyle CMK m. 136’daki düzenlemenin gereksiz bulun-
masına ilişkin eleştiriler yerinde değildir. CMK m. 135/2’de iletişimin
denetlenmesi şekillerinden sadece “kayda alınma”dan söz edilmekte-
dir. CMK m. 136’da “135. madde hükmü uygulanamaz” denildiği için, m.
135/1’de öngörülen iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve
sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi mümkün değildir.
- Ceza Muhakemesi Kanunu m. 136’da avukatın mesleki sırrı ve
savunma hakkı korunduğu için, şüpheli ve sanığa yüklenen suç dola-
yısıyla müdafiin mobil telefonla iletişimi de denetlenemez.