makaleler Kublay ATASAYAR
197TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
I. GİRİŞ
Rekabet Kurumu internet sitesinde 22.12.2005 tarihinde yayımlanan
13.09.2005 tarih ve 05–57/850–230 sayılı Kurul Kararı, genel bir değer-
lendirmenin yanında özellikle zamanaşımı konusunun incelenmesini
gerektiren bir önem ve özellik taşımaktadır.
Söz konusu karar, kısaca Ege Bölgesi Çimento Kararı olarak anılan
17.06.1999 tarihli Kurul Kararının Danıştay 10. Dairesi tarafından iptal
edilmesi ve iptal kararının kesinleşmesi üzerine verilmiştir.
Özelliği açısından, Kurul’un Ege Bölgesi Çimento Kararı ile bu ka-
rarı iptal eden Danıştay 10. Dairesi’nin kararlarını kısaca açıklamakta
yarar vardır (Bu kararlar için 1). Rekabet Kurulu’nun ihlali tespit ettiği ve
ceza verdiği 17.06.1999 tarihli kararı, Danıştay 10. Daire tarafından karşı
oy yazılarının kararda bulunmaması nedeniyle ve 4054/52. maddeye
aykırılık gerekçesiyle 15.01.2000 tarihinde iptal edilmiştir. Kurum’un
karar düzeltme talebi de reddedildiği için, iptal kararı kesinleşmiştir.
Kesinleşen bu karar üzerine Kurul, “yargı kararı gereğinin yerine getirilmesi
için” karşı oy yazılarını karara ekleyerek (herhangi bir Kurul Kararı da
almaksızın) yeniden taraflara tebliğ etmiştir. Tarafların, tebliğ edilen bu
karara yaptıkları itiraz üzerine Danıştay 10. Dairesi 23.12.2003 tarihinde,
yargı kararının bu şekilde yerine getirilemeyeceğini hükme bağlamış
ve özellikle şu gerekçeye yer vermiştir. “... bu halde de iptal edilen işlem
geriye yürür biçimde ve tesis edildiği tarih itibariyle hukuk düzeninden kalk-
mış bulunduğundan, usulüne uygun olarak ve tesis edildiği tarihte yürürlüğe
girebilecek yeni bir işlem yapılması zorunlu bulunmaktadır.”
REKABET HUKUKU UYGULAMALARINDA
ZAMANAŞIMI
Kublay ATASAYAR
*
*
Avukat, Ankara Barosu, Rekabet Kurulu Emekli Üyesi.
Kublay ATASAYAR makaleler
198TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
İşte Kurul, bu iptal hükmü üzerine, iptal kararından yaklaşık 22 ay
sonra, sözünü ettiğimiz 13.09.2005 tarihli kararı almıştır.
Bu kararın hem 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun
hem de İdare Hukuku açısından ve özellikle zamanaşımı yönü ile ince-
lenmesi yararlı olacaktır.
II. REKABET HUKUKUNDA ZAMANAŞIMI
İncelenen 13.09.2005 tarihli Rekabet Kurulu Kararı, kararın çeşitli
bölümlerinde ve özellikle “Hukuki Değerlendirme” bölümünde açık şe-
kilde belirtildiği gibi (paragraf no. 2770 ve 2780) tarafların 1997 ve 1998
yıllarındaki eylemlerinin 4054 sayılı kanunun 4. maddesinin (a) (b) ve
(c) fıkralarını ihlal ettiği gerekçesiyle ve 1996 yılı cirolarına göre ceza
takdir edildiğini göstermektedir. (paragraf no. 2840 ve 2850)
Bu sonuç, 4054 sayılı Kanun’un 19. maddesinde düzenlenen za-
manaşımı ile ilgili hükmün irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Acaba,
1997 ve 1998 yıllarında gerçekleşen ihlallerin, 2005 yılında cezalandırıl-
maları mümkün müdür? 19. maddede söz konusu olan zamanaşımının
kesilmesi, iptal kararı üzerine hukuki değerini korur mu? Bu soruların
Danıştay’ın iptal hükümlerinin hukuki sonuçları ve mevcut uygulamalar
açısından cevaplandırılması gerekir.
Ne yazık ki, Kurul’un 13.09.2005 tarihli kararında zamanaşımı yönü
ile herhangi bir değerlendirmeye veya ibareye bile rastlanmamıştır.
Oysa zamanaşımı, İdare’nin (Rekabet Kurulu’nun) resmen incelemek
zorunda olduğu konuların başında gelmektedir. Zamanaşımı, kamu
yararını ve kamu düzenini ilgilendiren, idarenin ihmal edemeyeceği
amir hükümlerden biridir.
2
1- 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında(ki) Kanunun 19.
Maddesi, zamanaşımını şu şekilde düzenlemektedir.
“Madde 19- Para Cezaları ve Süreli Para Cezalarında Zamanaşımı
Kurulun para cezası ve süreli para cezası verme yetkisi aşağıdaki zama-
naşımı sürelerine tabidir:
1
Bu kararlar için bkz., (K. Atasayar, Danıştay ve Rekabet Kurulu Kararlarıyla Reka-
betin Korunması Hakkında Kanun, Ankara 2005) Kurul Kararı, s. 45–52 (Karar No.
26) Danıştay Kararı, sayfa 696 (Karar No. 402) Ayrıca, 299, 400, 401 ve 403 sayılı
Danıştay Kararları.
2
K. Taşdemir, Yargıtay C. Savcısı, Ceza Davalarında Zamanaşımı, 2001, s. 2.
makaleler Kublay ATASAYAR
199TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
a. Teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin başvurusu veya bildirimle, bilgi
verme ya da yerinde inceleme yapılmasıyla ilgili hükümlerin ihlali halinde üç
yıl,
b. Diğer hallerde beş yıl.
Süre, ihlalin vuku bulduğu gün işlemeye başlar. Sürekli veya tekrarlanan
ihlaller söz konusu ise süre, ihlalin sona erdiği ya da en son tekrarlandığı
günden itibaren başlar.
Bu ihlalle ilgili olarak kurulun inceleme veya araştırma amacıyla yapacağı
herhangi bir işlem, bu işlemin ilgili taraflardan birine tebliği anından itibaren
zamanaşımını keser.
Karar aleyhine yargı yoluna başvurulmuş olması zamanaşımı süresini
keser.”
Görüldüğü üzere bu madde, söz konusu kararın dayandığı ihlal
olayı açısından esas itibariyle 5 yıllık zamanaşımını öngörmekte ve bu
zamanaşımının hangi nedenlerle kesileceğini de belirtmektedir.
Olayın çözümü, ilk defa başlayacak soruşturmalar açısından kolay-
dır. 19. Madde de belirlenmiş süreler, olayın vuku bulduğu gün (tarih)
itibariyle değerlendirilerek, zamanaşımına girmiş ise, soruşturma açı-
lamaz. Çünkü ceza verilemez.
Rekabet Kurulu’nun bazı kararlarında zaman aşımının değerlendi-
rildiği görülmekle beraber,
3
söz konusu bu kararda bir değerlendirme
yapılmamıştır. Buna karşılık, Danıştay tarafından iptal edilen veya ona-
nan kararlar açısından, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olduğu
için, her olayın ayrı ayrı değerlendirilmesi kaçınılmazdır.
2- 4054 sayılı Kanun’un 19. maddesi, zamanaşımını “durduran”
değil, “zamanaşımını kesen” halleri açıkça belirtmiştir. Bu açık ve net
düzenleme, Rekabet Hukuku açısından zamanaşımının durmasından
söz etmeye engeldir.
4
Zamanaşımının durması ile zamanaşımının kesilmesi arasında çok
önemli bir fark vardır. Zamanaşımının durması veya kesilmesi hem
ceza hukukunda hem de Borçlar hukukunda aynı hukuki sonuçları
doğurur.
5
3
K. Atasayar, Danıştay ve Rekabet Kurulu Kararlarıyla Rekabetin Korunması Hak-
kında Kanun, Ankara 2005, s. 641–642.
4
Aksi görüşte T. Songör, 4054 sayılı Kanun’un Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi,
yaklaşım, s. 3, 5.
5
Prof. Dr. K. Tunçomağı, T. Borçlar Hukuku, 6. Bası, s. 1275 ve 1284.
Kublay ATASAYAR makaleler
200TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Zamanaşımının durması, zamanaşımının işlemesine engel olacak
hükümlerdir ve kanunda gösterilen hallerle sınırlıdır. Zamanaşımının
durması halinde, o güne kadar geçen zamanaşımı süresi silinmez,
durdurma nedeni ile işlemesi durur, ancak durdurma nedeni ortadan
kalkınca duran sürenin üzerinde işlemeye devam eder. Yani, durduğu
yerden işlemeyi sürdürür.
Oysa zamanaşımının kesilmesi halinde, o ana kadar işlemiş olan
zamanaşımı süresi ortadan kalkar. Yani süre yanar ve sıfırlanır. Ancak
kesildiği gün yeniden işlemeye, baştan başlar.
6
Acaba, zamanaşımının
kesilmesi halinde, bu süre en fazla ne kadar uzayabilir? Diğer bir de-
yişle, 4054 sayılı Kanun’un 19. maddesinde olduğu gibi, aynı eylem
için birden fazla “kesilme” söz konusu olduğu takdirde, zaman aşımı
hiç uygulanamayacak mıdır?
Rekabet hukukunun, kamu hukuku ağırlıklı olduğu, genel olarak
kabul edilen bir sonuçtur. Ceza hükümlerinin düzenlenmesi nedeniyle
de, özel düzenlemelerin olmadığı hallerde TCK’nın genel hükümleri-
nin uygulanması doğaldır. Bu kural, yeni TCK’nın 5. maddesinde de
düzenlenmiştir. Buna göre, başka türlü hükme bağlanmamış olan özel
yasalar (RKHK gibi) hakkında da, Ceza Kanunu’nun genel hükümleri
uygulanacaktır. Zaman aşımı da Genel Hükümler arasındadır. Gene,
yeni TCK’nın 67. maddesine göre, ayrı ayrı kesilme hallerinde bile, za-
manaşımı süresinin yarısından fazla uzaması mümkün değildir. Yani
zamanaşımı, ancak % 50 oranında artırılabilir.
Bu durumda, ceza yasasında yer alan zamanaşımı düzenlemesi-
nin temel amacının, kamu düzeni ve kamu yararı açısından, kişileri
uzun süre zan altında bırakılmaktan kurtarmak olduğu düşünülürse,
TCK’deki maksimum (en fazla) sürenin, 4054 sayılı Kanun uygulama-
sında da aranması, doğru bir yorum olarak görünmektedir.
3- 4054 sayılı Kanun’un 19. maddesi zamanaşımı açısından temel
bir kural getirmiş ve ihlalin vuku bulduğu günü esas alarak, 3 yıllık ve
5 yıllık 2 ayrı zamanaşımı süresi belirlemiştir. Sürekli veya tekrarlanan
ihlallerde, en son tekrarlandığı tarih, zamanaşımının başladığı tarih
olacaktır.
Üç yıllık zamanaşımı, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin birinci
fıkrasında sayılan hallerle sınırlıdır. 5 yıllık zamanaşımı ise, bu kanun-
daki diğer hallerin tamamını (rekabet ihlalleri dahil) kapsamaktadır.
6
K. Taşdemir, Ceza Davalarında Zamanaşımı, 2001, s. 19.
makaleler Kublay ATASAYAR
201TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
İncelediğimiz karar açısından da zamanaşımı 5 yıldır.
19. madde, zamanaşımının iki durumda “kesileceğini” açık şekilde
hükme bağlamıştır. Birincisi, ihlalle ilgili olarak Kurul’un inceleme veya
araştırma amacıyla yapacağı herhangi bir işlemin ilgili taraf veya taraf-
lara tebliği tarihidir. Kurul’un bu işlemi Kurul’ca alınmış soruşturma
kararlarının tebliği halinde söz konusu olabilir ve zamanaşımı bu tarihte
kesilmiş sayılır. Bize göre, 14. madde gereğince bilgi isteme, 15. madde
gereğince yerinde inceleme kararı, hatta ön araştırma kararları, ilgili
taraflara tebliğ edilmediği için (çünkü kanunda böyle bir zorunluluk
yoktur) zamanaşımının kesilmesine neden oluşturmayacaktır.
İkinci kesilme nedeni ise, karar aleyhine yargı yoluna başvurulma-
sıdır. Yargıya başvurma tarihi, yargı harcının ödendiği tarihtir ve bu
tarih itibariyle zamanaşımı, ikinci kere kesilmiş olur.
Görüşümüze göre, zamanaşımının kesilmesi konusunda kanunda
yapılan bu düzenleme bilinçlidir. Birinci kesilme nedenine, kısaca so-
ruşturmanın başlamasının bildirilmesi dersek, bunun zamanaşımının
durması yerine kesilmesi olarak yazılması doğru ve yerindedir. Çünkü,
hiçbir rekabet ihlalinin gününde öğrenilmesi mümkün değildir. İhlal
amacının gerçekleşmesi veya ihlal etkilerinin ortaya çıkması, genellikle
yılları almaktadır.
Bazen 3-4 yıl sonra başlayacak bir soruşturmada, zamanaşımının
durması, kararla sona ereceği için, zamanaşımının dolması gibi bir sonu-
cu ortaya çıkarabilir. Bu nedenle, “durma” yerine “kesilme” kavramının
kanuna konulması yerinde bir tercihtir. Ayrıca, AB’de bazı kapsamlı
soruşturmaların 5 yılı aşkın sürelerde tamamlanmış olması, kanun
koyucuyu böyle bir önlem almaya yönlendirmiş olabilir.
Diğer taraftan ikinci kesilme nedeni olarak kabul edilen yargı yolu-
na başvurma halinde de, zamanaşımının kesileceği yolundaki hüküm,
yukarıdaki mantığın bir devamıdır. Çünkü, genel hükümlere göre ve
özellikle ceza hukukunda, yargıda geçen süre zamanaşımını durduran
veya kesen nedenler arasında bulunmamaktadır. Kararın onanması veya
bozulması açısından bir farklılık mevcutsa da, asıl olan, yargılama sü-
reci içinde zamanaşımının da işleyeceğidir.
7
Bundan dolayı “durma”nın
kabul edilmesi halinde, pek çok soruşturmanın yargı merciinin yoğun-
luğu sebebiyle incelemesinin uzayacağı ve zamanaşımına uğrayabileceği
düşünülerek, “kesme” hükmünün getirilmesini gerektirmiş olabilir.
7
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 25.10.1993 tarih ve 2–247/276 sayılı kararı (Bkz., K.
Taşdemir, Ceza Davalarında Zamanaşımı, s. 60).
Kublay ATASAYAR makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
4. İdare hukuku açısından, Danıştay tarafından onanan veya iptal
edilen Kurul Kararları, zamanaşımı açısından ne gibi sonuçlar ortaya
çıkarabilir?
Danıştay kararlarını, onama veya iptal hükümlerine göre ayrı ayrı
değerlendirmek gerekir.
a. Danıştay’ın onama kararları, zamanaşımı yönüyle önemli bir etki
yaratmaz. Onama kararları, idarenin (Rekabet Kurulu’nun) eylem ve
işlemlerini hukuka uygun bulan kararlar olduğu için ve büyük ölçüde
kesilen zamanaşımı süresi içinde verileceğinden, zamanaşımı söz ko-
nusu olmaz. Esasen hem Kurul’un incelemeye başladığı zaman, hem
de yargıya başvurulduğu zaman, zamanaşımının ayrı ayrı kesilmesi ve
aynı gün baştan itibaren yeniden başlaması, kanun koyucunun, onama
halinde zamanaşımı itirazlarını önlemek için bu düzenlemeyi yaptığını
akla getirmektedir. Bu nedenle onama kararları nedeniyle, zamanaşımı
sorunu olmayacağı görülmektedir.
b. Konu, Danıştay tarafından verilen iptal kararlarında ayrı bir önem
ve özellik taşımaktadır.
İptal kararlarının, İdare hukuku açısından etkileri (sonuçları) üze-
rinde durmak gerekir. İptal hükmü, yapılan idari işlemlerin sakatlığının
yargı organı tarafından saptanmasıdır. İptal kararı, işlemin varlığına son
verir, onu hukuk âleminden kaldırır.
8,9
İptal kararının hukuki sonucu,
işlemin ortadan kalkması, varlığının sona ermesidir.
Bir iptal kararının ortaya çıkardığı, bunun dışındaki sonuçlar şun-
lardır: İptal kararı geçmişe etkilidir ve yürürlüğe girdiği andan itibaren
geriye dönük olarak etkilerini gösterir. Bu konuda Danıştay’ın pek çok
ve düzenli emsal kararları bulunmaktadır. Danıştay bir kararında aynen
“İptal kararları, iptali istenen tasarrufu ve ona bağlı işlemleri yapıldıkları tarih-
ten itibaren ortadan kaldırır” demektedir.
10
Bu hükmü, incelediğimiz Ege
bölgesi Çimento kararı açısından değerlendirdiğimiz takdirde ortaya
çıkan sonuç şudur. Danıştay 10. Dairesi’nin 15.01.2000 veya 23.12.2003
tarihli kararı ile, Rekabet Kurulu’nun 17.06.1999 tarihli kararı iptal
edilmiştir. Bu kararın iptali, bu karara bağlı olan diğer tasarrufların da
8
Yard. Doç. Dr. Ramazan Çağlayan, İdari Yargı Kararlarının Sonuçları ve Uygulanması,
3. Baskı 2004, s. 125.
9
Aynı gerekçeler için bkz., K. Atasayar, Danıştay ve Rekabet Kurulu Kararlarıyla
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, Danıştay Kararı, Karar No. 402, s. 698.
10
Yard. Doç. Dr. R. Çağlayan, İdari Yargı Kararlarının Sonuçları ve Uygulanması, s.
126–127.
makaleler Kublay ATASAYAR
203TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
iptali sonucunu doğurmuştur. Bu kararın verilmesi için Kurul’ca alınan
ön araştırma kararı ve soruşturma kararı da iptal kapsamındadır. Nihai
kararın iptal edildiği bir durumda bu karara dayanak olan ara kararla-
rının varlığını koruması mümkün değildir. Asıl karar iptal edildiğine
göre, bu karara dayanak teşkil eden ara kararlarının da iptal edilmiş
olması iptal kararlarının etkisinin gereği olan bir sonuçtur.
Zamanaşımı bakımından olaya bakıldığı takdirde, Danıştay’ın iptal
kararı, söz konusu Kurul kararında zamanaşımını kesen, soruşturma-
nın açıldığını bildiren Kurum yazısının ilgili taraf veya taraflara tebliğ
edildiği işlemi de kapsamaktadır.
Diğer bir deyişle, iptal edilen karar, 4054/43 gereğince başlatılan
soruşturma kararını da iptal ettiği gibi, soruşturmanın başladığını bil-
diren tebligatı da kendiliğinden ortadan kaldırmaktadır. Zamanaşımı
da bu tebligat ile başladığı için kesilme işlemi ortadan kalkmakta ve
zamanaşımı, 19. maddedeki genel hüküm olan, ihlalin vuku bulduğu
gün itibariyle işlemesini sürdürmektedir.
19. madde de yer alan, yargı yoluna başvurma halinde zamanaşımı-
nın kesileceği hükmü de, bozma kararı ile değerini yitirmiş olacağından
zamanaşımı ihlalin vuku bulduğu tarihe dönmektedir.
İptal kararlarının diğer sonuçları olan, işlemden önceki durumun
geri gelmesi, iptal edilen işlemin hiç yapılmamış sayılması, iptal dava-
sında işlemin yapıldığı zamandaki durumun yargılanması ve genellik
taşıması gibi etkileri de yukarıdaki sonucu doğrular nitelikte değerlen-
dirilmektedir.
11
5. İdari yargının iptal kararı üzerine, iptal edilen kararın, verildiği
tarihten itibaren hukuk düzeninden kendiliğinden kalktığı, hukuksal
bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Hukuk düzeninden kalkmış bir
kararın unsurları olan ön araştırma raporu ile soruşturma raporunun da
herhangi bir hukuki değer taşıdığını iddia etmek bile mümkün değildir.
Kaldı ki 13.09.2005 tarihli kararında Rekabet Kurulu da böyle anlamış
olmalı ki, incelenen karara göre, yeni raportörler görevlendirmiş ve yeni
bir soruşturma raporu istemiştir. Yeni raportörlerin eski raporu benim-
semeleri bile, hukuken ortaya yeni bir raporun çıktığını gösterir.
Hal böyle olunca, iptal kararının kesinleşmesi üzerine, yeniden
idarenin işlem yapmaya karar verdiği tarihte, ihlalin vuku bulduğu
günden itibaren zamanaşımının yeniden gözden geçirilmesi gereke-
11
Yard. Doç. Dr. R. Çağlayan, İdari Yargı Kararlarının Sonuçları ve Uygulanması, s. 135.
Kublay ATASAYAR makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
cektir. Zamanaşımının Rekabet Kurulu tarafından yeniden ve ihlal
tarihinden itibaren hesabının yapılacağı gün ise, bozma kararı üzerine
soruşturma açılması kararının verildiği tarih olacaktır. Unutmamak
gerekir ki, bu halde bile, soruşturma açıldığı karşı tarafa bildirilinceye
kadar geçecek sürede, zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Bu tarih
kararda yazılmamış olmakla beraber, 05–57 sayılı Kurul Toplantısı’nın
yapıldığı tarihtir. Bu toplantıda, 09.08.2005 tarihli “bilgi notu” görüşül-
düğüne göre, zamanaşımının inceleneceği tarihin 09.08.2005 tarihinden
birkaç gün sonrası olması gerekmektedir.
Bu tarih itibariyle bir değerlendirme yapılırsa, 1997 ve 1998 yılların-
daki rekabet ihlallerini inceleyen Rekabet Kurulu’nun 13.09.2005 tarihli
kararının, 4054 sayılı Kanun’un 19. maddesi gereğince zamanaşımına
uğradığı söylenebilir.
III. KARARIN DİĞER HÜKÜMLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
İnceleme konusu olan, Rekabet Kurulu’nun 13.09.2005 tarihli kararı,
zamanaşımı konusunun dışında da, çeşitli yönleri itibariyle ele alınarak
değerlendirilmesi gereken önemde görülmektedir.
Söz konusu karar, zamanaşımı dışında, aşağıdaki hususlar açısından
da hukuka uyarlı görülmemektedir.
1. Danıştay’ın iptal kararında yer alan gerekçelere uyulmadığı
anlaşılmaktadır. Danıştay 10. Dairenin bu konudaki son iptal kararla-
rından biri olan ve Denizli Çimento’yu ilgilendiren 14.01.2004 tarihli
kararında
12
açıkça şu gerekçe yer almaktadır. İptal kararları üzerine
idarenin yeni bir işlem tesisini gerektiren durumlarda kesin hükmün
etkisini ortadan kaldıracak biçimde işlem yapılamaz. Bazı durumlarda
iptal edilen işlemin yenilenmesi mümkündür... Ancak, bu halde de
iptal edilen işlem geriye yürür biçimde ve tesis edildiği tarih itibariyle
hukuk düzeninden kalkmış bulunduğundan, “usulüne uygun” olarak
ve tesis edildiği tarihte yürürlüğe girebilecek “yeni bir işlem” yapılması
zorunlu bulunmaktadır.
Karardaki bu gerekçe, Rekabet Kurulu’nun yeni bir karar almasına
imkân vermesine rağmen, bu yeni kararın da “usulüne uygun” olarak
alınması gerektiğini açıkça göstermektedir.
12
Bkz., K. Atasayar, Danıştay ve Rekabet Kurulu Kararlarıyla Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun, Karar No. 402, s. 698.
makaleler Kublay ATASAYAR
205TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bize göre, bu karardaki ve gerekçesindeki açıklık yanında idare hu-
kukunun genel ilkeleri, yeni bir karar alınırken kanundaki usul hüküm-
lerine aynen uymayı da gerekli kılmaktadır. Başka bir deyişle, Rekabet
Kurulu, “Araştırmalarda Usul” başlığını taşıyan, 4054 sayılı Kanun’un
Dördüncü Kısmında yer alan ve özelde 40-48. maddelerinde düzenlenen
usul hükümlerine uymak zorundadır. Çünkü yeni bir karar almaktadır.
İptal edilmiş eski kararının inceleme veya raporlarına dayanamaz, yeni
incelemede bu işlemleri baştan yapmak zorundadır.
2. İnceleme konusu 13.09.2005 tarihli kararda, Kurul tarafından
kabul edilen tek gerekçe, 1999 yılında görev yapan Kurul’un yapısı-
nın değişmiş olduğudur. Bu nedenle, eski Kurul döneminde yapılan
önaraştırma ve soruşturmaya ait tüm dosya müenderacatının yeniden
incelendiğine yer verilmiştir.
Bu değerlendirme doğru olmakla beraber, işlemin hukukiliği için
yeterli değildir.
Önce, dosyanın raportörleri değişmiştir. Önceki kararda 4 kişilik
raportör sayısı 3’e indirilmiş ve yeni bir raportör, heyete dahil edilmiştir.
Bu durumda da 43. madde gereğince raportörlerin yeniden atandığı
sonucu ortaya çıkmaktadır. (Böyle bir Kurul kararının alındığını gös-
teren ifadeye kararda rastlanmamıştır.) Yeni raportörlerin raporu, eski
raporu aynen benimseseler bile, artık eski rapor değil, yeni bir rapordur.
Yeni raporun da ilgililere tebliği (yalnız taraflara değil, Kurul üyelerine
de) 45. maddenin ilk fıkrasının amir hükmüdür. Eğer yeni rapor yalnız
Kurul üyelerine tebliğ edilip, taraflara tebliğ edilmemişse (ki edilmediği
anlaşılmaktadır) bir başka usul dışı işlem daha söz konusu olacaktır.
Dosyanın raportörleri değiştiğine göre, 43. Madde gereğince raportör
atandığı kesindir. Raportör atandığına göre soruşturma kararı alınması
gereklidir. Soruşturma kararının da ilgililere tebliği Kanun’un emredici
hükümleri arasındadır.
Sonra, tarafların bünyelerinde (ortaklık yapılarında) veya yöne-
timlerinde önemli değişiklikler olmuştur. Örnek olarak, Çimentaş’ın,
ortaklık yapısı, kontrol değişecek şekilde (hisselerin % 56,1’i satılarak) el
değiştirmiştir ve buna Rekabet Kurulu 07.08.2001 tarih ve 01–39/391–100
sayılı kararı ile izin vermiştir. Aynı şekilde Batıçim’in bünyesinde önemli
değişiklikler olmuş, Urla ve Menemen hazır beton tesisleri devralınmış-
tır. Buna da Rekabet Kurulu 06.11.2003 tarih ve 03–71/868–372 sayılı
kararı ile izin vermiştir.
Kurul, nasıl kendi yapısında değişiklik olması halinde, dosyayı yeni-
den incelemek zorunluluğunu hissediyorsa, soruşturduğu teşebbüslerin
Kublay ATASAYAR makaleler
206TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
yapısındaki değişiklikleri de gözardı etmemelidir. Bu nedenle bile, yeni
soruşturmada savunma istemek zorunluluğu vardır.
3. Yeni başlayan soruşturmada, soruşturulan teşebbüslere hiçbir
bildirimin yapılmadığı karardan anlaşılmaktadır. Oysa bildirim yapıl-
maması, buna dayanılarak yapılacak savunmadan yoksun bir durum
yaratmıştır. Başka bir deyişle, savunma alınmamış olduğu yeni soruş-
turma için yeni durumların söz konusu olabileceği düşünülmeden 44.
maddenin son fıkrasına aykırı şekilde karar alındığı anlaşılmaktadır.
4. Dikkat çeken bir başka husus da, karşı oy yazılarının bulunma-
ması sebebiyle iptal edilen kararın yerine alınan bu kararda, karşı oy bu-
lunmamasıdır. Yeni bir karar olması bakımından da bu sonuç hukuken
doğaldır. Ancak, önemli olan sonuç, bu durumun bile yeni bir kararın
alındığını göstermesidir. Yeni bir karar alındığına göre, kanundaki usul
hükümlerine uygun olup olmadığı da, Danıştay tarafından incelenecek
hususlardandır.
IV. SONUÇ
Yapmaya çalıştığımız bu incelemenin sonucunda ulaştığımız sonuç
şudur:
Söz konusu 13.09.2005 tarihli kararı, İdari Yargı Kararları’nın so-
nuçları ve İdare Hukuku’nun evrensel ilkeleri açısından değerlendir-
diğimizde, öncelikle 4054 sayılı Kanun’un 19. maddesinde düzenlenen
zamanaşımına girdiğini ve ayrıca iptal hükmü üzerine, kanunda dü-
zenlenen usule uyulmadan karar verildiğini söyleyebiliriz.
Aynı kararı, Rekabet Kurulu kararlarının Ceza Kanunu’nun genel
hükümlerine tabi olacağını kabul ederek değerlendirdiğimiz takdirde
bile, ihlalin vuku bulduğu tarihlerin (karara göre en son tarihli belge
23.01.1998’dir. Kararın 650. paragrafında) karar tarihine göre yapılacak
hesaplamada, zamanaşımının kesilmesi halinde bile yarısından fazla ar-
tırılamayacağı hükmü çerçevesinde 23.07.2005 tarihinde zamanaşımına
uğradığı sonucu çıkmaktadır.
Kurul kararının bu tarihten sonraki bir tarih olduğu göz önüne
alınırsa, söz konusu kararda zamanaşımı incelemesinin yapılmamış
olmasının önemli bir noksanlık olduğu görülecektir.