SAHTECİLİK İDDİASI BAKIMINDAN
HUKUK VE CEZA MAHKEMESİ
KARARLARININ BİRBİRİNE ETKİSİ
*
THE EFFECT OF CIVIL AND CRIMINAL COURT DECISIONS
ON EACH OTHER ABOUT CLAIM OF FORGERY
Bahattin ARAS
**
Özet: Yapılan yargılama sonucunda hukuk ve ceza mahkeme-
lerinin verdikleri nihai kararlar, birbirilerinin yargılama sürecini etki-
lemekte ve bazı noktalarda bağlayıcı nitelik kazanmaktadır. Mesela
ceza ve hukuk mahkemesinin sahtecilik ve yaş düzeltmeye dair ver-
dikleri kararlarda bu görülmektedir. Aynı şekilde taksirle meydana
gelmiş bir haksız fiil eyleminin tazminat yönünden hukuk, aynı za-
manda suç olan eylemin cezalandırılması yönünden ise ceza yargısı-
nın konusunu teşkil etmektedir. Dolayısıyla her iki yargı çeşidinin de
belli durumlarda birbirlerinin vereceği kararları beklemesi ya da esas
alması gerekmektedir.
Bu çalışmada temel olarak hukuk ve ceza mahkemelerin sah-
tecilik konusunda verdikleri kararların hukuk ve ceza yargılamasına
olan etkisi ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Hukuk Mahkemesi, Ceza Mahkemesi, Kesin
Hüküm, Etki, Sahtecilik
Abstract: The final decisions taken by civil and criminal courts
as a result of judging affect each other in terms of judgment pro-
cesses and may be binding in some ways. This effect can be seen
in the decisions about forgery and age amendment in civil and cri-
minal courts. There tortuous acts may be a subject for civil justice
with regard to compensation; at the same time, may be a subject
for criminal justice with regard to penalization of the criminal act.
Therefore, two kinds of jurisdiction should wait for and predicate
upon the decisions of each other.
In this study, the effect of forgery decision that is given by cri-
minal and civil courts will mainly be discussed.
Keywords: Civil Court, Criminal Court, Definitive Judgment,
Conclusive Evidence, Effect, Forgery
*
Bu çalışma temel olarak Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından
26/11/2013 tarihinde kabul edilen ve daha sonra kitaplaştırılan “Hukuk ve Ceza
Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi” konulu doktora tez çalışmamdaki görüş-
ler çerçevesinde yeniden kaleme alınmıştır.
**
Dr., Hâkim
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...358
GİRİŞ
Belli uyuşmazlıklarda hukuk ve ceza mahkemelerinin yargılama
sonucunda verdikleri nihai kararlar, birbirilerinin yargılama süreci-
ni etkilemekte ve bazı noktalarda bağlayıcı nitelik kazanmaktadırlar.
Mesela ceza ve hukuk mahkemesinin sahtecilik ve yaş düzeltmeye
dair verdikleri karalarda bu görülmektedir. Aynı şekilde taksirle mey-
dana gelmiş bir haksız fiil eyleminin tazminat yönünden hukuk, aynı
zamanda suç olan eylemin cezalandırılması yönünden ise ceza yargı-
sının konusunu teşkil etmektedir. Dolayısıyla her iki yargı çeşidinin de
belli durumlarda birbirlerinin vereceği kararları beklemesi ya da esas
alması gerekmektedir. Burada usul ekonomisinin etkisi olduğu kadar
maddi gerçeğe ulaşmak için yapılan yargılamada çelişik kararların
önüne geçmenin de esas alındığı unutulmamalıdır.
Ceza ve hukuk yargısının bu şekilde birbirlerine bağımlı olduğu
haller olmakla birlikte bu iki yargı çeşidinin yargılama usulünde te-
mel farklılıklar bulunmaktadır. Ceza yargısında kamusal yarar esas
olduğundan “resen araştırma ilkesi “temel ilke olarak kabul edilirken
hukuk yargılamasında “kişisel yarar” esas olduğundan “tasarruf il-
kesi” ve “taraflarca hazırlama ilkesi” esastır. Ancak bu temel uygula-
ma ilkeleri bir mutlakıyet taşımamaktadır. Gerek ceza yargısında ve
gerekse hukuk yargısında bu temel ilkelerin birlikte uygulandığı du-
rumlar da mevcuttur.
Ceza yargısının konusunu suç teşkil eden fiillerden dolayı cezalan-
dırma yetkisi oluştururken; hukuk yargısının konusunu özel hukuk
alanındaki yargısal faaliyetler oluşturmaktadır. Her ne kadar hukuk
ve ceza yargılarının uygulanma alanları ve temel usulleri farklı olsa
da birbirilerinden tamamen bağımsız bir konumda da değildirler. Zira
yaş düzeltmede olduğu gibi bazı hallerde, aslında medeni yargıya tabi
olan bazı uyuşmazlıkların ceza yargısında çözümlenebilmesi müm-
kün olduğu gibi tersi uygulama ile aslında ceza yargısının konusunu
oluşturan bir sahtecilik olayının hukuk mahkemesinde açılacak bir
davayla da çözüme kavuşturulabileceği yasalarla mümkün kılınmış-
tır. Hal böyle olunca bu iki yargı çeşidinde de belli durumlarda birbir-
lerinin vereceği kararları beklemek ya da esas almak gibi bir durumun
olduğu anlaşılmaktadır.
Hukuk ve ceza yargısının ilkesel bağlamda bile bu şekilde etki-
leşim içerisinde olmasının doğal bir sonucu da bu yargı çeşitlerinde
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 359
verilen kararların da birbirini etkilemesidir. Çünkü bazen meydana
gelen bir uyuşmazlığın her iki yargı çeşidini de ilgilendiren yönleri
olabilir. Mesela taksirle meydana gelmiş bir haksız fiil, tazminat yö-
nünden hukuk; eylemin aynı zamanda suç olması halinde verilecek
ceza bakımından caza yargısının konusunu teşkil etmektedir.
Bu çalışmada temel olarak hukuk ve ceza mahkemelerinin sah-
tecilik konusunda vermiş oldukları kararların, hukuk ve ceza yargı-
sı bakımından ortaya çıkarttıkları etki ve sonuçlar ele alınacaktır. Bu
noktada teorideki görüşler ve Yargıtay uygulamaları irdelenecektir.
A. HUKUK VE CEZA YARGISI ARASINDAKİ TEMEL
BENZERLİKLER ve FARKLILIKLAR
a. Hukuk ve Ceza Yargılaması Arasındaki Temel Benzerlikler
Taraflar arasındaki uyuşmazlıkların kanunların belirlediği usul
ve esaslara göre karara bağlanması ve bu şekilde maddi gerçeği bulup
ortaya çıkarılması hukuk ve ceza yargılamasının temel amacıdır. Bu
kapsamda hâkim, her iki yargılama usulünde de suça veya uyuşmaz-
lığa konu olan eylemin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini
araştırarak, elde edilen deliller ışığında kararını vermektedir. Ceza ve
hukuk yargılamasında delillerin toplanmasına ilişkin farklı ilkelerin
geçerli olması, ceza yargılamasında maddi gerçeğin, hukuk yargıla-
masında ise yalnızca şekli gerçeğin esas alındığını düşünmek yerinde
değildir. Aksi halde aynı olay hakkında hukuk ve ceza yargılama-
sında çelişkili kararların ortaya çıkması söz konusu olacak ve bu da
yargıya olan güvenin sarsılmasına sebep olacaktır. Özellikle haksız fi-
ile ilişkin bir tazminat davasında HMK’nın 198’inci maddesi uyarınca
hâkimin kanuni istisnalar dışında delilleri serbestçe değerlendireceği
açık hüküm altına alınmıştır.
1
1
Mustafa Reşat Belgesay, Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi,
Kazancı Yayınları, İstanbul 1990, s.62; Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel
Hükümler, Genişletilmiş 16. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2012, s.458; Ahmet
Kılıçoğlu, “Haksız Fillerde Sorumlulukta Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk İlişki-
si”, AÜHFD, Ankara 1973, C.XXIX, S.3-4, (Haksız Fiil), s.201; Muhammet Özekes,
Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul
1995, s.17; Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medenî Usul Hu-
kuku, 6. Baskı, Yetkin Yayıncılık, Ankara 2007, s.50; Buse Dişel, “Ceza Mahkemesi
Mahkûmiyet Kararının Hukuk Mahkemesi Kararına Etkisi ve Bekletici Sorun Ya-
pılması”, DEÜHFD, C.11, Özel Sayı 2009, s.188; H.Yavuz Alangoya, Medenî Usul
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...360
Esasında özellikle ceza yargılaması ve diğer yargılama dalları ara-
sında temel benzerlikler bulunmaktadır. Bu ortak esaslar şöyle özetle-
nebilir;
• Çeşitli süjeler faaliyette bulunmakla beraber, esas faaliyet yargıla-
ma makamlarınındır.
• Yargılama sürecinde iki taraf bulunmaktadır.
• Var olan veya varsayılan uyuşmazlık kolektif bir yargılama ile çö-
zülmektedir.
• Yargılama sürecinin başlaması için kural olarak dava açılmasına
ihtiyaç vardır.
• Yargılama hukuku ilişkileri ve işlemleri bulunmaktadır.
• Morfolojik prensiplere uyulması gerekmektedir.
2
Bu iki yargı kolu arasındaki yakınlık dolayısıyla medeni yargı-
lamada çözülecek bir uyuşmazlığın ceza yargılamasında çözülmesi
mümkün olabilir. Örneğin CMK’nın 218’inci maddesinin ikinci fıkra-
sı uyarınca kovuşturma aşamasında sanığın veya mağdurun yaşının
ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması
halinde; ceza mahkemesi, ilgili yasalardaki hükümler çerçevesinde bu
sorunu çözerek hükmünü verecektir.
3
Bu noktada önemli olan diğer bir husus ise, CMK’da hüküm bu-
lunmayan hallerde genel kanun olduğu için Hukuk Muhakemeleri
Kanunu uygulanacağı dile getirilmektedir.
4
Ancak öğretide bunun ye-
rinde olmadığı da ileri sürülmektedir. Zira hukuk ve ceza yargılaması
arasında konu, amaç ve delil sistemleri bakımından temel farklılıklar
Hukukunda Vakıaların ve Delillerin Toplanmasına İlişkin İlkeler, İstanbul 1979,
s.86-87; H.Yavuz Alangoya, Kamil Yıldırım, Nevhis Deren Yıldırım, Medenî Usul
Hukuku Esasları, 4. Baskı, Alkım Yayınevi, İstanbul 2004, s.4-5; Sabri Şakir Ansay,
Hukuk Yargılama Usulleri, 7. Baskı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayın-
ları No.142, Ankara 1960, s.374; Meral Sungurtekin Özkan, Avukatlık Hukuku,
1.Baskı, Fakülteler Kitabevi, İzmir 2006, s.259; Ejder Yılmaz, “Usul Ekonomisi”,
AÜHFD, Ankara 2008, C.LVII, S.1, (Usul Ekonomisi), s.243-274.
2
Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Ola-
rak Ceza Muhakemesi Hukuku, 19. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul 2009, s.20 vd.
3
Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Baskı, Beta Yayıncılık,
İstanbul 2012, s.7.
4
Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 23.Baskı, Yetkin
Yayıncılık, Ankara 2012, s.59; Pekcanıtez, Atalay, Özekes, s.72-73.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 361
bulunması ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda bu kanunun genel
kanun olduğu ve hüküm bulunmayan hallerde ceza yargılamasında
uygulanacağına dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca
yasa koyucunun böyle bir amacı bulunsaydı bunu açıkça düzenleye-
ceği dile getirilmektedir.
5
Kanaatimizce CMK’da hüküm bulunmayan
hallerde, CMK’ya göre özel bir kanun niteliğinde olmayan HMK’nın
ilgili hükümlerinin kıyasen ceza usulü hukukunda uygulanması
mümkündür. Ancak uygulanacak hükmün ceza yargılamasının temel
ilkelerine aykırı bir nitelik taşımaması gerekir. Bu bağlamda HMK’nın
334 ila 340’ıncı maddelerinde düzenlenen adli yardıma ilişkin hüküm-
lerin, bu hususta CMK’da hüküm bulunmadığından ceza yargılama-
sında uygulanması mümkündür.
Aynı şekilde HMK’da tavzih öngörülmesine karşın CMK’da tavzih
kurumuna yer verilmemiştir. Ancak ceza mahkemesi, mahkeme ismi
veya adli para cezasının gün sayısındaki maddi hatayı “resen” tavzih
edebileceği gibi ilgilinin talebi ile de maddi hataları tavzih yolu ile dü-
zeltmesine bir engel bulunmamaktadır.
b. Hukuk ve Ceza Yargısı Arasındaki Temel Farklılıklar
Hukuk ve ceza yargılaması arasında yukarıda belirtilen ben-
zerliklerin yanı sıra önemli temel farklılıklar da bulunmaktadır. Bu
kapsamda konu ele alındığında, öncelikle her iki yargılama türünün
konularının farklı olduğu açıktır. Ceza muhakemesi hukuku, suçluyu
bulup cezalandırmak suretiyle cezanın genel önleyici işlevini gerçek-
leştirmeyi ve bu şekilde kişisel öç alınmasını engelleyerek toplum-
sal barışı sağlamayı hedefler. Kamusal niteliğinden dolayı istisnalar
haricinde kendiliğinden harekete geçer. Medeni yargılama hukuku
ise özel hukuk kurallarına aykırı hareket edilmesi halinde yapılacak
yargılamanın usulünü ve bireylerin kişisel haklarının korunmasını
sağlamaya yönelik hükümleri içermektedir. Görüldüğü üzere mede-
ni yargılama hukuku bireylerin kişisel çıkarlarına hizmet ettiğinden
dolayı ve bu yargılama hukukuna hâkim olan tasarruf ilkesinin de bir
sonucu olarak medeni yargılama ancak hakkı ihlal edilen tarafından
harekete geçirilebilir.
6
5
Centel, Zafer, s.8.
6
Centel, Zafer, s.6.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...362
İki yargılama hukuku arasındaki diğer önemli bir farklılık ise her
iki yargılama sürecinde izlenen amaçlardır. Kendiliğinden harekete
geçme ve araştırma ilkelerinin bir sonucu olarak, ceza yargılamasının
amacı, şüphe götürmeyecek bir maddi gerçeğe ulaşmaktır.
7
Diğer bir
ifade ile hâkimin kesin vicdani kanaate ulaşması esastır. Buna karşılık
hukuk yargılamasında bu kadar güçlü bir maddi gerçeğe ulaşma ama-
cı söz konusu değildir. HMK’nın 198’inci maddesi gereğince hâkim
kanuni istisnalar dışında delilleri serbestçe değerlendirecektir. Ancak
taraflardan birinin delilleri diğer tarafın delillerinden daha ağır bası-
yorsa; hâkim, delilleri ağır basan taraf lehine karar verecektir.
Ceza ve medeni yargının amaçlarının farklı olmasından dolayı,
gerçeğin ortaya çıkarılması için aranan deliller de birbirinden farklı
olmaktadır. Ceza yargılamasında delil serbestîsi esas olmasına karşın
hukuk yargılamasında istisnalar haricinde biçimsel delil ilkesi esas-
tır. Medeni yargılamada hukuki ilişkinin ispatı ile ilgili kurallar çok
sıkı olmasından dolayı, hukuki ilişkiyi ispatlayacak delillerin önceden
hazırlanabilmesi amacıyla biçimsel delil ilkesi kabul edilmiştir. Huku-
ki ilişkinin hangi delillerle ispat edileceği kanunda belli olduğundan
hâkim bu delillerle bağlıdır. Bu bağlamda senetle ispat zorunluluğu
buna örnek olarak verilebilir. HMK’nın “Senetle ispat zorunluluğu”
kenar başlıklı 200’üncü maddesi gereğince bir hakkın doğumu, düşü-
rülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfa-
sı amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar
veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle is-
pat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme
veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından
aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Diğer bir örnek daha verile-
cek olursa HMK’nın “Senede karşı tanıkla ispat yasağı” kenar başlıklı
201’inci maddesi gereğince senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sü-
rülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azalta-
cak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından
az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.
Tasarruf ve taraflarca getirme ilkesinin doğal sonucu olarak
hâkim önüne getirilen yasal delillere göre karar vermek zorundadır.
7
Pekcanıtez, Atalay, Özekes, s.40; Alangoya, Yıldırım, Deren-Yıldırım, s.26; Ergun
Önen, Medeni Yargılama Hukuku, Sevinç Matbaası, Ankara 1979, s.1 vd. ; Centel,
Zafer,s.7
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 363
Ancak medeni yargılamada da biçimsel delil ilkesinin uygulanmadığı
istisnai durumlar bulunmaktadır. Mesela, haksız fiil nedeniyle açılan
bir davada zararın varlığının ispatı konusunda maddi gerçek aran-
dığından delil serbestîsi ilkesi söz konusudur. Ceza yargılamasında
ise delillerin önceden hazırlanması söz konusu olmadığından delil
serbestîsi ilkesi geçerli olup uyuşmazlık her türlü yasal yollarla elde
edilmiş delille ispat edilebilir. Dolayısıyla hâkim tarafların delilleri ve
talepleriyle bağlı olmadığı gibi elde edilen delilleri vicdani kanaatine
göre değerlendirir.
8
Ceza yargılamasında temel olarak “in dubio pro reo” yani “şüp-
heden sanık yararlanır” ilkesi uygulanmaktadır. Ayrıca ceza hâkimi,
delillerin takdiri konusunda daha sıkı davranıp farklı noktalardan ha-
reket ettiği halde, hukuk hâkimi aynı olayı daha basit delillerle ispat-
lanmış kabul edebilir.
9
Ceza yargılamasında yargılamanın kısa sürede bitirilmesinde
kamu yararı olduğundan dolayı yargılamayı hızlandıracak uygula-
malara yer verilmiştir. Bu kapsamda istisnalar haricinde dava zama-
naşımının durması ve kesilmesi buna örnek verilebilir. Ceza davasının
uzaması belirli durumlarda ve belirli sürelerle olabilir. Buna karşılık
olarak medeni yargılamada dava açılması ile zamanaşımı kesilir ve bir
daha zamanaşımı söz konusu olmaz.
10
c. Genel Olarak Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararlarının
Birbirine Etkisi
Hukuk ve ceza mahkemesinin farklı usuller ve ilkeler çerçevesin-
de verdikleri kararları belli durumlarda birbirlerine etkilemektedir.
Bir fiilin hem suç hem de haksız fiil oluşturduğu hallerde, bu mah-
kemelerin verdikleri kararlar birbirlerini etkilemektedir. Bu bağlamda
ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesi kararına etkisi hususu-
8
Centel, Zafer, s.7; Ali Rıza Çınar, “Hukuka Aykırı Kanıtlar”, TBBD, Ankara 2004,
S.55, s.34.
9
Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.192-193.
10
Deliduman, Seyithan: “Son Değişiklikler Çerçevesinde Hukuk Muhakemeleri Ka-
nunu İle Borçlar Kanunu İlişkisi”, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yalo-
va 2012, S.1, s.2; Veysel Başpınar, Mehmet Altunkaya, “Depremden Doğan Zarar-
ların Tazmininde Zamanaşımının Başlaması ve Süresi”, AÜHFD, C.57, S.1, s.117;
Centel/Zafer, s.8.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...364
nun açıklığa kavuşturulması için haksız fiilin bütün unsurlarının ele
alınması gerekmektedir.
Hukuk ve ceza mahkemesi kararlarının birbirine etkisini düzen-
leyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74’üncü maddesinde ceza
mahkemesi kararının hukuk mahkemesi kararına etkisi konusu dü-
zenlenmiştir. Adı geçen maddede;
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bu-
lunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla
ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat
kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın be-
lirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. ”hükmüne yer ve-
rilmiştir.
Benzer hüküm Mülga Borçlar Kanununda da bulunmaktaydı.
Buna göre hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme
gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hu-
kukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza
hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
11
Aynı
şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın be-
lirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.
12
Madde-
11
Esat Öztek, “Ceza Mahkemesinde Beraat Haksız Fiili ve Onun Tazminini Ortadan
Kaldırmaz”, Jurisdictio, Ankara 1957, C.II, s.491-492; A.İsmet Arslan, “Ceza Huku-
ku Kurallarının Haksız Fiilden Doğan Tazminat Taleplerine Etkisi”, YD, Ankara
1981, S.3, s. 325-326; Erhan Türker, “Ceza Mahkemesi Kararlarının Haksız Fiiller
Konusunda Hukuk Hâkiminin Kararlarına Etkisi”, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler
Akademisi Dergisi, Eskişehir 1981, C.11, S.1, s.319; Kemal Tahir Gürsoy, “Haksız Ey-
lem (Fiil) Den Doğan Talep Hakkı ve Bu Hakkın Diğer Talep Haklarıyla Yarışması
(Dava Hakkının Telahuku)”, AÜHFD, Ankara 1974, C.31, S.1-4, s.155; Bilge Umar,
“Temyiz Mahkemesi İçtihatlarına Göre Ceza Mahkemesi Kararının Hukuk Mah-
kemesine Tesiri”, İBD, 1949, C.XXXIII, s.362; Mustafa Reşat Belgesay, “Türkiye
Temyiz Mahkemesi ve İsviçre Federal Mahkemesi Kararlarının Analizi”, İÜHFM,
İstanbul 1940, C.VI, S.1, (Kararların Analizi), s.850; Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.194;
Mustafa Kılıçoğlu, Sorumluluk Hukuku, C.I., Sözleşme Dışı Sorumluluk, Turhan
Kitabevi, Ankara 2002, (Sorumluluk Hukuku), s.662; Kamil Gürçay, “Tatbikatta
Borçlar Kanununun 53 üncü Maddesi”, ABD, Ankara 1953, S.3, s.227; Hakan Ko-
çak, Ceza Yargılamasının Hukuk Mahkemelerinde Bağlayıcılığı Sorunu, Selçuk
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya
2009, s.114; Muammer Yazar, “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasındaki İlişki”,
YD, Ankara 1986, C. XII, S.3, s.248.
12
Arslan, s.327-328; Türker, s.319; Gürsoy, s.155; Umar, s.367; Belgesay, (Kararların
Analizi), s.850; Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.194; Kılıçoğlu, (Sorumluluk Hukuku),
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 365
de yalnızca haksız fiilin unsurlarından kusur ve zarar açısından bir
düzenleme mevcut olup haksız fiilin diğer unsurları olan fiil, hukuka
aykırılık ve illiyet bağına ilişkin olarak herhangi bir açık hükme yer
verilmemiştir.
Borçlar Kanunu’nun 74’üncü maddesinde açıkça ceza mahke-
mesince verilen mahkûmiyet hükümlerinin bağlayıcı olup olmadığı
konusunda bir düzenleme bulunmamasına karşın maddenin genel
anlamından mahkûmiyet kararlarının bağlayıcı olduğu sonucu çık-
maktadır. Ceza mahkemesinin CMK’daki ölçü ve yetkiler çerçevesin-
de, talebe bağlı kalmaksızın resen delilleri toplayabilmesi ve uyuş-
mazlığa ilişkin araştırmaları yapabilmesi mümkündür. Bundan dolayı
ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı için ulaşmış olduğu sonuçlar
hukuk hâkimini bağlayacaktır. Yalnız burada mahkûmiyet kararları-
nın bağlayıcı olması, hukuk mahkemesinin açılan tazminat davasında
mutlaka kişiyi tazminata mahkûm edeceği anlamında değildir. Me-
sela soruşturması ve kovuşturması kişinin şikâyetine tabi olmayan
bir eylemin işlenmesi kişinin rızasına dayalı ise, sanık şikâyete tabi
olmayan ancak mağdurun rızası ile gerçekleştirdiği eylemden ötürü
cezalandırılacaktır. Ancak açılacak bir tazminat davasında tazminata
mahkûm edilemeyecektir. Çünkü hukuk düzeninin koruduğu kişisel
hakların, kişinin özgür iradesiyle çiğnenmesinden sonra çiğnettiği
hakların karşılığını istemesi durumunda objektif haksızlık durumu
ortadan kalkmıştır.
13
TBK’nın 74’üncü maddesinin açık hükmü ve ayrıca hukuk ile ceza
davalarının konuları, tarafları ve amaçları farklı olduğundan ceza
mahkemesi kararları kural olarak hukuk mahkemesi için kesin hü-
küm oluşturmazlar. Bundan dolayı hukuk hâkimi kural olarak ceza
mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Bu kuralın Yargıtay uy-
s.662; Gürçay, s.227; Koçak, s.110; Yazar, s.248.
13
Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.201-202; Hamdi Yaver Aktan, “Medeni Hukuk-Ceza Hu-
kuku (Hâkimleri) İlişkisi”, AD, Ankara 1989, C.LXXX, S.2, s.32; Muhsin Tuğsavul,
“BK.53.Maddesi Üzerine Bir İnceleme”, AD, Ankara 1946, s.954; İsmail Doğanay,
“Hukuk Hâkimi, Ceza Mahkemesinin Hangi Nevi Kararları İle Bağlıdır?”, YD,
Ankara 1975, S.2, s.27; Kenan Tunçomağ, “Mahkeme Kararları Kroniği”, İÜHFM,
C.XXVIII, S.1, s.845; Ege Bağatur, “Medeni Hukuk İle Ceza Hukuku Arasındaki
İlişki BK.53.Maddenin İncelenmesi”, ABD, Ankara 1965, S.5, s.579; R.Nurettin Sel-
çuk, “Ceza Kararlarının Hukuk Hâkimine Etkisi”, ABD, Ankara 1975, S.5, s.719-
720.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...366
gulamasında kabul edilen istisnalarından biri, beraat kararında sapta-
nan maddi vakıalardır. Buna göre, beraat kararında ceza mahkemesi-
nin saptadığı maddi vakıalar, hukuk hâkimini bağlar.
14
Bu bağlamda
sanığın atılı suçu işlemediği ya da atılı suçun hiç işlenmediği yönünde-
ki ceza mahkemesinin yaptığı tespitler maddi vakıa niteliğinde oldu-
ğundan hukuk mahkemesini bağlayıcı niteliktedirler. Ancak, bu istis-
nanın uygulama yerinin olabilmesi için, beraat kararında, suçlamaya
ilişkin maddi vakıanın tespit edilmiş olması gerekir. Diğer bir ifade ile
hukuk hâkimi ancak aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme
dayanak yapılan maddi vakıalar ile bağlıdır. Bu nedenle bir maddi ola-
yın varlığı ya da yokluğu konusunda ceza mahkemesinde kesinleşmiş
kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışıl-
ması olanaklı değildir.
Öte yandan aslında medeni yargıya tabi olan fakat özel kanun
hükümleri gereğince ceza mahkemelerinde de görülebileceği kabul
edilmiş olan bazı davalarda hukuk mahkemesi kararı, ceza mahke-
mesinde kesin hüküm teşkil etmektedir. Mesela hukuk mahkemesi-
nin bir senedin sahte olmadığına ilişkin kararı bu hususa örnek olarak
verilebilir.
15
Bu kapsamda hukuk mahkemesinde bir senedin sahteliği
14
Arslan, s.337; Türker, s.319; Umar, s.385; Kılıçoğlu, (Sorumluluk Hukuku), s.662;
Turgut Uygur, Açıklamalı- İçtihatlı Borçlar Kanunu Sorumluluk ve Tazminat Hu-
kuku, C.3, Ankara 2010, s.2593; Halis Yaşar, “Ceza Mahkemesi Kararlarının Hu-
kuk Hâkimini Etkileyip Etkilememesi Meselesinin Makul Sürede Yargılanma Hak-
kının İhlaline Varan Boyutu (Bir Yargıtay Kararının Düşündürdükleri)”, TBBD,
Ankara 2013, S.109, s.454; “…Dava, kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçi alacakla-
rının tahsili istemine ilişkindir. Davalı, feshin haklı nedene dayandığını, davacının
eylemlerinin ceza mahkemesi kararı ile sabit olduğunu, feshin geçersizliği ve işe
iade istemi ile açtığı davanın reddedildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuş-
tur. Yerel mahkeme, davalı işveren tarafından feshin haklı nedenlerle oluştuğu
ispat edilemediğinden davanın kabulüne karar vermiştir. Ancak, hukuki düzen-
lemeye göre hukuk hâkimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı
değildir. Ancak; aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak yapılan
maddi olgular ile bağlıdır. Hukuk hâkiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi
olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip iş-
lenmediğinin kesin olarak delilleriyle tespit edilip edilmediği olmalıdır. Yasadaki
açık düzenleme, yerleşen yargısal uygulama ve bilimsel görüşler karşısında; ku-
surun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararın, diğer söyleyişle fiilin iş-
lendiği sabit olduğu halde kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptamanın tek
başına Hukuk Hâkimini bağlayacağını kabule olanak bulunmamaktadır…9.HD.,
2011/22011 E., 2013/22543 K., 16.9.2013 T.(Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
15
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Aktan, 25; Recep Akcan, Hukuk ve Ceza Mahkemesi
Kararlarının Birbirine Etkisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ya-
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 367
iddiası ile açılmış olan davada mahkemenin senedin sahte olmadığına
dair karar vermesi halinde bu karar ceza mahkemesi nezdinde kesin
hüküm teşkil edecektir. Bu konuda HMK’nın “Sahtelik hakkında hu-
kuk ve ceza mahkemesi kararlarının etkisi” kenar başlıklı 214’üncü
maddesinde kesin düzenleme bulunmaktadır. Buradaki düzenleme
uyarınca bir belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesince
verilen karar kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza
mahkemesinde de sahtelik iddiası ile ceza davası dinlenemez. Benzer
düzenleme mülga HUMK’un 314’inci maddesinde de bulunmaktaydı.
Diğer bir ifade ile senedin sahteliği iddiası ile bu konuda ceza davası
açılamayacağı gibi derdest ceza davasında ise bu husus tartışma ko-
nusu yapılamayacak ve davanın reddine karar verilmesi gerekecektir.
Benzer şekilde CMK’nın 218’inci maddesi hükmü uyarınca ceza
mahkemesi, yargılama kapsamında mağdur veya sanığın yaşının ceza
hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşması halin-
de yaş tespitine ilişkin karar vermesi gerekir. Bu noktada tarafları hu-
kuk mahkemesinde dava açmaya yönlendiremez. Aynı şekilde sanık
veya mağdur hakkında hukuk mahkemesinde derdest dava olduğu-
nun öğrenilmesi ve kendisinin de bu konuda karar verecek olması ha-
linde, ceza mahkemesinin bu hususu hukuk mahkemesine bildirmesi
gerekir. Hukuk mahkemesi, böyle bir durumda görevsiz olduğundan
görevsizlik kararı vererek dosyayı ceza mahkemesine göndermelidir.
Burada ceza mahkemesi, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu so-
runu çözerek hükmünü vermek zorundadır. Diğer bir ifade ile ceza
hâkimi yaş düzeltilmesi konusunda bekletici mesele yoluna başvura-
mayacak doğrudan bu konuda kendisi bir karar vermek zorundadır.
16
yımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1988, s.75-76; Baki Kuru, Hukuk Mu-
hakemeleri Usulü, C.I-II-III-IV-V-VI, 6.Baskı, Demir Yayınları, Ankara 2001, C.V,
s.5096
16
“…5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasası’nın 218. maddesinin ikinci fıkrası hük-
mü uyarınca kovuşturma evresinde mağdur ya da sanığın yaşının ceza hükümleri
bakımından tespiti ile ilgili bir sorunla karşılaşılması durumunda mahkemenin
ilgili yasada belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü vermesi gerekir.
Buna göre, Asliye Hukuk Mahkemesince doğum tarihinin düzeltilmesi ile ilgili da-
vaya Gebze Ağır Ceza Mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi
gerekirken, davaya bakılıp işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru gö-
rülmemiştir…18. HD.,2009/10867 E.,2010/2140 K., 15/2/2010 T. (Kazancı İçtihat-
Bilişim Bilgi Bankası)”
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...368
Diğer taraftan hukuk mahkemesinde devam eden bir davayı ceza
mahkemesinin bekletici mesele olarak kabul etmesi halinde hukuk
mahkemesinde verilecek hükümden mevcut ceza davasının niteliğine
göre faydalanmasında bir engel bulunmamaktadır. Bu bağlamda ceza
mahkemesi hukuk mahkemesinin vermiş olduğu kararı isabetli ola-
rak değerlendirdiği takdirde bu kararı kendi hükmüne esas alabilir.
Burada ceza hâkimi hukuk hâkiminin toplamış olduğu delilleri yeni-
den toplamakla mükellef değildir. Burada kesin hüküm niteliği kazan-
mış olan hukuk mahkemesi kararının takdire şayan olarak görülmesi
halinde uyuşmazlığın ispatı hakkında delil olarak değerlendirilmesin-
de bir engel yoktur. Burada kesin delil veya kesin hüküm olmaktan
ziyade hâkime kanaat verecek nitelikte bir takdiri delil durumu söz
konusudur.
17
Ayrıca ceza davasına konu uyuşmazlık hakkında hukuk mahke-
mesinde açılan tazminat davasında verilmiş olan tazminat kararı ve
bu kararın infaz edilmiş olması halinde bu husus ceza mahkemesin-
deki davada erteleme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bıra-
kılması (HAGB) kararları bakımından zararın giderilmesi koşulunu
karşıladığının kabulü gerekir. Dolayısıyla ceza mahkemesi sanığın
mağdurun uğradığı zararın giderilmesi konusunda hukuk mahkeme-
sinin vermiş olduğu kararı esas alarak, erteleme, uzlaşma ve HAGB
kararlarını verecektir.
17
Akcan, s.104; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.684; Hadi Tan, “Medeni Hukuk Münasebet-
lerine Müteallik Meselelerde Ceza Mahkemelerinin Yetkisi”, AD, Ankara 1951,
S.5, F.2, s.664; Çelik Ahmet Çelik, “Hukuk Mahkemesi Kararlarının Ceza Dava-
sına Etkisi”, http://www.tazminathukuku.com/dosyalar/251_hukuk-mahke-
mesi-kararlarinin-ceza-davasina-etkisi. pdf, İET: 25.03. 2015, s.2; “…Basın yoluyla
hakaret suçundan açılan ceza davasında, daha önce hukuk mahkemesinde açılan
tazminat davasında alınan kesinleşmiş kararın, “kesin kanıt” değil, “değerlendi-
rilebilir kanıt” olduğu ve ceza hâkimince doğrudan araştırma yapılması, haberin
gerçeklik derecesinin saptanması, savunmaya ilişkin kanıtların toplanması, hukuk
mahkemesindeki tazminat davasında dinlenen tanıkların anlatımlarının belirlen-
mesi, haberin gerçek olduğu ortaya çıktığı takdirde okurların gereksiz merak duy-
gularını doyurma yerine, bu haberin halk tarafından bilinmesinde kamu yararı
bulunup bulunmadığının araştırılması, kamu yararı bulunduğu kabul edildiğinde
ise küçük düşürücü değer yargılarının habere eklenip eklenmediğinin incelenme-
si ve bu konulardan, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınarak karar verilmesi
gerekirken, eksik incelemeyle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…4.CD.,
1996/8295 E., 1996/9884 K., 23.12.1996 T.(Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 369
B. SENET ve SAHTECİLİK KAVRAMLARI
a. Senet Kavramı
Senet kavramı, geniş ve dar olmak üzere iki anlamda kullanıl-
maktadır. Bu kapsamda geniş anlamda senet, bir fikrin, anlaşmaların
somutlaşmış, tecessüm etmiş şeklidir.
18
Diğer bir ifade ile senet, fikir ve
düşüncelerin yazı veya belirli işaretler altında şekillendirilmesi, mad-
dileştirilmesidir.
19
Dar anlamda senet ise, kişinin kendi aleyhine delil
teşkil etmek irade ve düşüncesiyle
20
vücuda getirdiği bir belgedir.
21
Di-
ğer bir tanımlama ile bir kimse tarafından bir vakıanın gelecekteki
delilini teşkil etmek üzere yazıp veya yazdırıp imzaladığı belgedir.
22
Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere bir hukuki işlemi tespit ve tevsik
eden, onu delillendiren, tespit ve tevsik ettiği işlem sebebiyle bir taah-
hüdü içeren ve borç altına giren kimsenin imzasını taşıyan yazılı ve
kanuni delildir.
23
Görüldüğü üzere senet, belli bir işlem hakkında tam
bir bilgi içeren, bir kişi tarafından kendi aleyhine olacak bir vakıanın,
ileride delilini oluşturmak için yazıp veya yazdırıp imzaladığı ve karşı
tarafa verdiği belgeyi ifade etmektedir
24
. Bir hususun senede bağlan-
masının temel sebebi, işlemin maddi hukuk bakımından geçerliliğini
sağlamak veya usul bakımından ispatını temin etmektir. Mesele bono
verilmesi, kişinin borç ilişkisini ispatlamak için, buna karşılık noter
aracılığı ile gayrimenkul satış vaadi düzenletilmesi ise hukuki işlemin
geçerliliği sağlamak için düzenlenmektedir.
25
Burada senet düzenlenirken kişinin mutlaka ileride kendi aleyhi-
ne delil teşkil etmek üzere düzenlemesi şart olmayıp temelde taraf-
lar arasındaki hukuki ilişkiyi, iradeyi yansıtması esastır. Oluşturulma
aşamasında senet olarak düşünülmemesine rağmen sonradan senet
18
Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, İstanbul 2000, s.637.
19
Ansay, s. 222.
20
Bir kimsenin düzenlemiş olduğu belgenin kendi lehine delil (senet) sayılması kural
olarak mümkün değildir. Ticari defterlerin sahibi lehine delil olması bu kuralın tek
istisnasıdır. Kuru, C. II, s.2074.
21
İlhan E Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1959, s.384.
22
Mustafa Reşit Belgesay, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, C. 2, İstanbul
1940, (Şerh), s.148.
23
Necmettin, Berkin, “İspat Hukukunda Senet Delili ve Yazılı Delil”, İÜHFD, İstan-
bul 1946, C.12, S.4, s. 1181
24
Serdar Nart, “Alman ve Türk Hukukunda Senetle İspat”, Dokuz Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, C.9, S.1, Y. 2007, s.213.
25
Necip Bilge, Ergun Önen, Medeni Yargılama Hukuku, Ankara 1978, s.554.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...370
hükmüne geçmesi de olasıdır. Mesela bir tarafı diğer tarafa yazdığı
mektup da iradi olarak düzenlenmemiş olmasına rağmen sonradan
bir hukuki işlemin ya da ilişkinin ispatı için senet haline gelmektedir.
26
Ayrıca her ne kadar senet denince, çek ve bono da olduğu gibi, tek
taraflı borç ikrarları anlaşılmakta ise de, herhangi bir hukuki işlemi
ve bu arada taraflara karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmeyi bel-
gelendirmek üzere, borç altına girenlerin imzası altında düzenlenmiş
belgeler de usul hukukundaki anlamında senettir.
27
Bu bağlamda gerek düzenleme tarzları, gerek ispat güçleri bakı-
mından senetler adi senet ve resmi senet olmak üzere ikiye ayrılmak-
tadır.
28
Resmi bir makam veya memurun katılımı olmaksızın tarafla-
rın aralarında yaptıkları senetlere adi senet diğer bir ifade ile resmi
olmayan senet denmektedir.
29
Burada önemli olan taraflarca veya ta-
rafların iradesi çerçevesinde üçüncü kişi tarafından düzenlenmiş olan
senet altındaki imzanın taraflara ait olmasıdır
30
. Buna karşılık resmi
bir makam yetkili bir memur tarafından yetkileri dâhilinde ve usulü-
ne uygun bir şekilde hazırlanan belgelere ise resmi senet denir.
31
Öte yandan medeni usul hukukundaki resmi senet kavramı ile
ceza hukukundaki resmi senet kavramı benzer değildir. Ceza hu-
kukunda resmi senet kavramı daha geniş kapsamlıdır.
32
5237 sayılı
TCK’nın 210’uncu maddesinin birinci fıkrasına göre, özel belgede sah-
telik suçunun konusunun emre veya hamiline yazılı kambiyo senedi,
emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olma-
sı halinde resmi belgede sahtelik suçuna ilişkin hükümler uygulana-
caktır. Ceza hukukundaki bu hüküm medeni usul hukukunda uygu-
lanması mümkün değildir.
33
b. Senetlerin İspat Gücü
6100 sayılı HMK’nın “Adi senetlerin ispat gücü” kenar başlıklı
205’inci maddesi gereğince mahkeme huzurunda ikrar olunan veya
26
Kuru, C.II, s.2074.
27
Kuru, C.II, s.2076.
28
Bilge, Önen, s.556.
29
Ansay, s.228
30
Kuru, C.II, s. 2080.
31
Bilge, Önen, s.558.
32
Deliduman, s.19.
33
Deliduman, s.19.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 371
mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi
ispat edilmedikçe kesin delil sayılırlar. Ayrıca maddenin ikinci fıkra-
sında usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik
verilerin de senet hükmünde olduğu belirtilmiştir. Görüldüğü üzere
bir adi senedin kesin delil teşkil etmesi onun mahkeme huzurunda
ikrar olunmasına ya da inkâr edenden sadır olduğunun ispat edilmiş
olmasına bağlıdır. Adi senette borçlu görünen kimse bu senedi inkâr
ederse senedin alacaklısı bu senedin o şahıstan sadır olduğunu ispat
etmelidir.
34
Burada mahkeme huzurunda ikrar olunan senetlerin ispat
gücü bakımından resmi senet hükmünde olmaları diğer bir ifade ke-
sin delil teşkil ederler. Burada adi senet düzenleyen kişi bakımından
adi senet olarak varlığını korumakta ancak ispat kuvveti bakımından
resmi senet yani kesin delil niteliğindedirler.
35
Diğer taraftan HMK’nın “İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü”
kenar başlıklı 204’üncü maddesindeki düzenlemede de vurgulandığı
üzere resmi senetler sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil teşkil
ederler. Bu kapsamda bir resmi senede dayanan taraf bunun doğru
olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Resmi senedin doğru olup
olmadığını ileri süren borçlu resmi senedi inkâr etmekle yetinemez.
Resmi senedi kabul etmeyen borçlunun senedin sahteliğini ileri sür-
mesi ve bunu ispatlaması gerekir.
36
c. Sahtecilik Kavramı
Uyuşmazlıkların çözümü konusunda senetlerin büyük bir öneme
ve ispat günce sahip olduğu yukarıda vurgulanmıştı. Günümüz çağ-
daş toplumlarda ticari ve sosyal ilişkilerin büyük çoğunluğu yazılı şe-
kilde yürütülmektedir. Yazılı şekilde işlem yapılması bazen ispat için
bazen de geçerlilik şekli olarak öngörülmektedir. Bir ispat aracı olarak
senetlere ilişkin sahtecilik iddiası her zaman gündeme gelebilir. Bu
noktada genel olarak sahtecilik kavramı tanımlanacak olursa, gerçek
olmayan bir belgenin oluşturulması ve bunun gerçek bir belge gibi
kullanılması ya da üzerinde değişiklik yapılmış gerçek bir belgenin
kullanılması sahteciliktir.
37
İşte uyuşmazlığın ya da hukuki ilişkinin
34
Üstündağ, s.647.
35
Kuru, C.II, s.2084.
36
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.452.
37
Faruk Aşçıoğlu, Adli Belge İncelemesi, İstanbul 2005, s.176.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...372
dayanağı olan bir senede yönelik sahtecilik iddiasının ileri sürülme-
si halinde bunun hem hukuk hem de ceza yargılamasını ilgilendiren
yönleri vardır. Zira sahtecilik iddiasının suç oluşturduğu durumlarda
aynı zamanda ceza yargılamasını da gerektirmektedir. Evrakta sah-
tecilik suçu kamu güvenine karşı işlenen bir suç türü olduğundan
kamunun güven duyduğu bir belgenin gerçeğe aykırı olarak düzen-
lenmesi ya da gerçek bir belgeye ekleme yapılması ve yahut tümünün
veya bir kesiminin değiştirilmesi eylemleri suç sayılarak ceza yaptırı-
mına bağlanmıştır.
38
d. Sahtelik İddiasının İleri Sürülmesi
Sahtelik iddiasına ilişkin sürecin nasıl işletilmesi gerektiği konu-
sunda HMK’nın “Yazı veya imza inkârı” kenar başlıklı 208’inci mad-
desi önemli düzenlemeler içermektedir. Buna göre taraflardan biri,
kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya
imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi
hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. Bir belgenin sahteliği id-
dia edildiğinde ise, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mü-
hürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. Diğer
taraftan maddenin üçüncü fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca bir
belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön so-
run şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.
Ancak dördüncü fıkrasındaki düzenleme gereğince resmî bir senette-
ki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka
resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada
incelenip karara bağlanabilir. Mülga HUMK’daki senet ve özellikle
senedin sahteliği ile ilgili hükümler, esasa ilişkin kurallar değişmek-
sizin, HMK’da daha derli toplu ve anlaşılır halde yeniden kaleme alı-
narak düzenlenmişlerdir.
39
Görüldüğü üzere hukuk yargılaması bakımından sahtecilik iddi-
asının ön sorun olarak ileri sürülmesi mümkün olduğu gibi ayrı bir
dava açılarak ileri sürülmesi de mümkündür. Ancak resmî bir senet-
38
Erol Çetin, İsmail Malkoç, Sahtelik Suçları, Ankara 1995, s.18.
39
Ejder Yılmaz, Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu`yla Getirilen Değişiklikler,
http://www.muglabarosu.org.tr/upload/UserUpload/file/hmkyenilikler.pdf,
İET: 15.10.2013, (Değişiklikler), s.29.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 373
teki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiasının, ilgili evraka
resmiyet kazandıran kişinin de taraf gösterildiği ayrı bir davaya konu
edilmesi gerekmektedir. Sahtecilik iddiasını içeren ayrı bir dava açma-
yıp açılmış olan bir davada senedin sahte olduğunun savunma olarak
ileri sürülmesine sahtelik defi denmektedir.
40
Sahtelik defi şeklindeki
sahtelik iddiaları ön sorun hakkındaki hükümlere göre incelenecek-
tir.
41
Borçlu imzanın sahte olduğundan bahisle bunu bir mutlak defi
olarak herkese karşı ileri sürebilir.
42
Ayrıca sahtecilik definin ispatı id-
40
Bilge, Önen, s.579; H.Yavuz Alangoya, Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul
2001, (Esaslar), s.331; Kuru, C.II, s.2161.
41
Bilge, s.427; Pekcanıtez, Atalay, Özekes, s.282
42
Lerzan Yılmaz, Kambiyo Senetlerinde Defiler ,İstanbul 2007, (Defiler), s.203-204;
İlter Erdemir, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, C.2, Ankara 1998,
s.1460; “…Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık;
Senet lehdarının ciro ettiği ilk ciR...anın cirosu sonucu yetkili hamil durumuna ge-
len davalıya karşı, ilk ciro eden senet lehdarını temsile yetkili çift imzadan birinin
imzasının sahte olduğu def’inin ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplan-
maktadır.
Öncelikle uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak ilgili kurum ve kavramlar üze-
rinde durulmasında yarar vardır:
Sahte imza bir başkasının imzasının taklit edilmesi hali olup; 6762 sayılı Türk Ti-
caret Kanunu (TTK) ‘nun 589. maddesi hükmü gereğince; “Bir poliçe, poliçe ile
borçlanmaya ehil olmıyan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların
imzalarını yahut imzalıyan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi
bir sebep dolayısiyle ilzam etmiyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu
yüzden halel gelmez”. Anılan hükme göre ticari senetteki geçersiz imza sadece
kendisi yönünden hükümsüzlük sonucu doğurur. Senetteki her imza diğerlerin-
den bağımsız olarak sadece imza sahibini bağlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi
gereğince poliçeye atılı her geçerli imzanın (keşidecinin,ciR...anın,avalistin,kabul
eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını,geçersiz imzaların sahiplerinin
sorumlu tutulmamasına rağmen poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını
ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu
ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar. İmzaların geçersizliği il-
kesi ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine daya-
nılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımaz. Geçersiz bir imza sahibini
bağlamaz ise de ciro zincirini de koparmaz. (P…./T….. Kıymetli Evrak Huku-
ku Esasları, Gözden geçirilmiş 20.bası, V.... Kitapçılık, İstanbul 2010.s:143, Bilgen
Mahmut,Uygulamada Kambiyo Senetleri,Adalet Yayınevi,2010 1.Bası, s:528).
Poliçeler bakımından getirilmiş olan bu ilke TTK’nun 690/2 ve 713/ 1-3 maddele-
rinin yollamasıyla bonolar hakkında da uygulanır.
Sahtecilik def’i senedin hükümsüzlüğüne yönelik def’i olup mutlak defilerdendir.
Bu nedenle sahtelik ve tahrifat def’i herkese karşı ileri sürülebilir.( E…. E…,K….
İ…., Uygulamada Ticari Senetler, T….. Kitabevi,1998, 3.Bası.s:766, Ö…. F…. Kıy-
metli Evrak Hukuku,12.Bası,2006, s:76).
Sahtecilik iddiasını ileri süren davacı bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 314/1.madde -
sinde “Resmi ve gayrı resmi her nevi senedatın sahteliğini iddia eden kimse asıl
davayı rüyet eden mahkemede bu iddiasını gerek davayı asliye ve gerek dava-
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...374
diayı ileri sürene aittir. Ayrıca sahtelik definin her türlü delille ispat-
lanması mümkündür.
43
Diğer taraftan bir adi senedin kendisi tarafından düzenlendiği id-
dia edilen kişi bu adi senede dayanılarak dava açılmasını veya icra ta-
kibi yapılmasını beklemeden senetteki imzanın kendisine ait olmadı-
ğının tespiti ya da senet içeriğindeki yazıda sahtecilik yapıldığını için
ayrı bir sahtecilik davasına konu edebilir.
44
Görüldüğü üzere sahtecilik
davası hukuki niteliği bakımından bir menfi tespit davasıdır.
45
Burada
önemli olan hususlardan biri de sahtecilik davasında davacının bu da-
vaya açmakta hukuki bir yararının olmasıdır. Daha önce açılmış bir
davada adi senedin sahteliği “ön sorun” şeklinde ileri sürülmüş ve bu
sahtelik iddiası incelenmekte ise artık adi senedin sahteliğinin tespiti
için ayrı bir sahtelik davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır.
Bundan dolayı, açılan sahtelik davasına karşı derdestlik itirazı ileri sü-
rülebilir.
46
Ancak sahte bir adi senede dayanarak kendisine karşı icra
takibi yapılan borçlu ödeme emrine itiraz ederken imzaya itirazını ay-
rıca ve açıkça bildirmemişse veya ödeme emrine hiç itiraz etmemişse
hakkındaki icra takibini ancak sahtecilik davası açarak durdurabilme-
si veya önlemesi mümkün olduğundan borçlunun böyle bir durumda
ayrı bir sahtecilik davasını açmasında hukuki yararı bulunmaktadır.
47
yı hadise suretiyle ikame edebilir.” hükmü getirilmiş olup; sahtelik iddiası asıl
davaya bakan mahkemede ileri sürülebilir. Uzman bilirkişi aracılığıyla yapılacak
HUMK’nun 317.maddesinin yollamasıyla aynı Kanunun 308.maddesi gereğince
yöntemine uygun inceleme sonucu senedin sahteliğine karar verilebilir… HGK.,
2011/19-413 E., 2011/476 K., 06.07.2011 T. (http://www.kararara.com/forum/
viewtopic.php?f=50&t=7726)
43
Alangoya, (Esaslar), s. 329.
44
Kuru, C.II, s.2097.
45
Kuru, C.II, s.2097; Sahtelik ve/veya tahrifat nedeniyle senedin geçersiz olduğunu
(örneğin; senetteki imzanın sahte olduğunu, senedin vade ve/veya miktar kısmın-
da değişiklik bulunduğunu) ileri sürerek olumsuz tespit davası açılabilir. (Talih
Uyar, İcra Hukukunda Olumsuz Tespit ve Geri alma Davaları, C.1, İzmir 2003,
(Geri Alma Davaları), s.213)
46
Kuru, C.II, s.2097; “Bir dava içinde ibraz edilen senedin sahteliği (davayı hâdise)
olarak ileri sürülmüşse, artık bu iddia ayrı bir dava olarak açılamaz. Açılırsa der-
destlik itirazı ileri sürülür.” (Erdemir, s.1462)
47
Kuru, C.II, s.2098; “…Davacı; davalılar aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi dava-
sında davalıların dayandıkları senedin sahte olarak düzenlendiğini iddia ederek
iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalılar davanın reddini savunmuşlardır
mahkemece taraflar arasında elatmanın önlenmesi davası mevcut iken senedin
sahteliği hususunda davacının dava açmakta hukuki yararı olmayacağı kabul edi-
lerek davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 375
e. Sahtecilik İddiasının İcra Takibine Etkisi
aa. Hukuk Mahkemesinde Sahtecilik Davası Açılması
Uyuşmazlık konusu olan senede yönelik sahtecilik iddiasının ileri
sürülmesi halinde, HMK’nın “Yazı veya imza inkârının sonucu” kenar
başlıklı 209’uncu maddesi nasıl bir sürecin işleyeceğini düzenlemiş-
tir. Buna göre adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu
konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas
alınamaz. Buna karşılık resmî bir senetteki yazı veya imza inkâr edil-
diğinde ise, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme
kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öğ-
retideki genel kabule göre bu madde ve bu maddenin karşılığı olan
mülga HUMK’un 317’nci maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ha-
linde sahteliği iddia edilen senede dayanak başlamış olan icra takibi
kendiliğinden duracaktır.
48
Bu noktada 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olan yeni HMK,
bu konuda çok önemli bir hüküm değişikliğine giderek, HMK’nın
209’uncu maddesinin birinci fıkrasında “…adi bir senetteki yazı
veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar,
o senet herhangi bir işleme esas alınamaz…” demek suretiyle mülga
HUMK’un 317’nci maddesindeki düzenlemeden farklı bir düzenleme-
ye yer vermiştir.
49
1086 sayılı HUMK döneminde kanun koyucu sahte
senet düzenlenmiş olması halinde ortaya çıkan uyuşmazlıkta daha çok
alacaklı lehine bir düzenleme yapmıştı. Dolayısıyla sadece borçlunun
Çaycuma Asliye Hukuk Mahkemesinin 1980/257 esasında kayıtlı elatmanın ön-
lenmesi davasında davacı, davayı hâdise olarak sahtelik iddiasında bulunmamış-
tır. Hal böyle olunca davacının iş bu davayı HUMK’nun 314. maddesinin özüne ve
sözüne uygun bir biçimde davayı asliye şeklinde ikame edip sahtelik iddiasını ileri
sürmesinde hukuki yarar vardır. Bu nedenle mahkemenin davayı mesmu kabul
edip işin esasına girerek incelemesi gerekirken davacının dava açmaktan hukuki
yararının yokluğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya
aykırıdır. Hükmün bozulması gereklidir…13.HD. 05.06.1985, 3619/3989 (Erdemir,
s.1463)
48
Kuru, C.II, s.2100; Mahmut Bilgen, “Kambiyo Senetlerinde Tahrifat (Değisiklik)
Yapılması”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, İzmir 2010, C.11, Özel
S.2009, s.1016-1017; Baki Kuru, İcra ve İflas Hukukunda Menfi Tespit Davası ve
İstirdat Davası, Ankara 2003, (İstirdat), s.18 vd.; Talih Uyar, “Sahte Senetle Yapı-
lan İcra Takibinin Durdurulması”, Nevşehir Barosu Dergisi, Nevşehir 2014, Y.1, S.1,
s.294.
49
Hakan Pekcanıtez, Hülya Taş Korkmaz, Nedim Meriç, Gerekçeli Hukuk Muhake-
meleri Kanunu, Ankara 2011, s.199.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...376
sahtecilik iddiasında bulunmuş olmasını, icra takibinin durdurulması
için yeterli bulmamış, ayrıca bu konuda hukuk mahkemesinde açılan
menfi tespit davasında ya da ceza mahkemesinde açılan sahtecilik su-
çuna ilişkin kamu davasında, mahkemece “senet üzerinde bilirkişi in-
celemesi yapılmasına” ve “senedin yazıldığını görenlerin tanık olarak
dinlenmesine” karar verilmiş olmasını şart koşmuştu. Buna karşılık
kanun koyucu 6100 sayılı HMK’nın 209’uncu maddesini birinci fık-
rasını yeniden düzenlerken tamamen farklı bir sistem benimseyerek
bu kez “sahtelik iddiası”nda bulunan borçlu lehinde hareket ederek
borçlunun yalnızca “adi bir senetteki yazı veya imzayı inkâr etmiş ol-
ması, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senedin herhangi bir
işleme esas alınmaması için yeterli kabul edilmiştir.
50
Ayrıca HMK’nın
209’uncu maddesinin birinci fıkrasında sadece “imza”nın değil, imza
inkâr edilmeden sadece “yazı”nın da inkâr edilebileceği belirtilmiş-
tir. Dolayısıyla görülmekte olan bir davada “senetteki imzanın veya
yazının inkârı halinde; bu konuda bir karar verilinceye kadar senet
herhangi bir işleme esas alınması ve delil olarak kullanılması müm-
kün değildir.
51
Öğretide de HMK’nın 209’uncu maddesinin birinci fıkrasındaki
yeni düzenleme gereğince adi senetteki imza veya yazının inkâr edil-
mesi halinde, bu mahkemece bir karar verilinceye kadar, o senedin
herhangi bir işleme esas alınamayacağı, delil olarak kullanılamaya-
cağı dile getirilmektedir. Borçlu, sahte olduğunu iddia ettiği senet ile
alakalı olarak, bu adi senede dayanarak dava açılmasını beklemeden,
senedin sahte olduğunun tespiti için hukuki niteliği bakımından bir
menfi tespit davası olan sahtelik davası açabilir.
52
Bu sahtelik davası,
icra takibini kendiliğinden durdurur.
53
50
Uyar, s.304.
51
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.391; Mustafa Saldırım, Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Mu-
hakemeleri Kanunu, (Şerh), Ankara 2011, s.176 vd. ; Uyar, s.305.
52
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.391 vd. ; Hakan Pekcanıtez, Osman Atalay, Mu-
hammet Özekes, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Me-
deni Usul Hukuku, 2011, (HMK’ya Göre), s.488.
53
Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2011,
(İcra), s.216; Kuru, C.II, s.2100; Mahmut Bilgen, “Kambiyo Senetlerinde Tahrifat
(Değişiklik) Yapılması”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, İzmir
2010, C.11, Özel S. 2009, s.1016-1017; Baki Kuru, İcra ve İflas Hukukunda Menfi
Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, (İstirdat), s.18 vd.; Talih Uyar, “Sah-
te Senetle Yapılan İcra Takibinin Durdurulması”, Nevşehir Barosu Dergisi, Nevşehir
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 377
6100 sayılı HMK’nın bir usul kanunun olması ve genel kural
olarak usul kanunlarında derhal uygulanırlık prensibi geçerli oldu-
ğundan HMK’nın 209’uncu maddesinin birinci fıkrasındaki bu dü-
zenleme, HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden itibaren
uygulanması gerektiğinden, eski HUMK zamanında açılmış bulunan
ve halen devam emekte olan tüm sahtelik iddiasına dayalı menfi tespit
davalarında uygulanması gerekmektedir
54
. Zira bir dava devam ederken
yeni bir usul kanunu hükmü yürürlüğe girerse, yürürlüğe girmesiyle birlikte
yeni usul kuralları uygulanacaktır. Bu konuda davacının kazanılmış hak
iddiası mümkün değildir. Ancak önceki usul kanunu döneminde ta-
mamlanmış usulü işlemler için yeni hüküm etkili olmayacaktır. Mese-
la; mevcut görev kurallarına göre dava ikame edilmiş ve daha sonra
göreve ilişkin kural değişmiş ise bu yeni kurallara göre mahkemenin
görevsizlik kararı vermemesi gerekir.
55
Ayrıca HMK’nın 209’uncu maddesi bağlayıcı bir düzenlemedir. Bu
noktada mülga HUMK’un 317’nci maddesinde olduğu gibi, bu düzen-
leme icra müdürünü, icra hâkimini ve sahtelik iddiasına dayalı menfi
tespit davasına bakan hukuk mahkemesi hâkimini bağlar.
56
Dolayısıy-
la sahtecilik iddiası nedeniyle açılan davalar nedeniyle yapılacak baş-
vuralar üzerine icra müdürünün, icra mahkemesi hâkiminin veya hu-
kuk mahkemesi hâkiminin İİK’nın 72’nci maddesinin üçüncü fıkrasını
gerekçe göstererek “teminat karşılığında takibin durdurulmasına” ya
da “teminat karşılığında icra dosyasına yatırılacak paranın alacaklıya
ödenmemesine” şeklinde hatalı bir karar vermemesi gerekir. Burada
yapılacak şey, HMK’nın 209’uncu maddesinin birinci fıkrası gereğince
teminatsız olarak icra takibinin durdurulmasına karar verilmesi gere-
kir.
57
Daha öncede vurgulandığı üzere borçlunun, alacaklının takip ko-
nusu yaptığı senedin sahte olduğunun tespiti için açtığı dava sahtelik
davası; İİK’nın 72’nci maddesi anlamında bir menfi tespit davasıdır.
Ancak, sahtelik davasının icra takibine etkisi; İİK’nın 72’nci madde-
2014, S.1, Y.1, s.294.
54
Uyar, s.302.
55
Abdurrahim Karslı, Medeni Muhakeme Hukuk Ders Kitabı, İstanbul 2011, s.74;
Pekcanıtez, Atalay, Özekes, (HMK’ya göre), s.63;Uyar, s.304.
56
Uyar, s.303.
57
Uyar, s.306.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...378
sindeki düzenlemeye değil HMK’nın 209’uncu maddesindeki (mülga
HUMK. m.317) düzenlemeye tabidir. Buna göre sahtelik davasına ba-
kan mahkemede davanın görülmeye başlaması ile birlikte, sahteliği
iddia edilen senet, sahtelik davası sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme
dayanak yapılamaz ve bu senede dayalı başlatılmış bir icra takibi var-
sa bu da kendiliğinden durur. Diğer bir ifade ile borçlu imza ve yazı-
dan kaynaklı olarak bir sahtecilik iddiasına dayalı menfi tespit davası
açmış ise bu davanın icra takibine etkisi İİK’nın 72’nci maddesine göre
değil, “özel hüküm” niteliğindeki HMK’nın 209’uncu maddesine (Mül-
ga HUMK md.317) göre değerlendirilmesi gerekir. Öğretide ağırlıklı gö-
rüş bu yöndedir.
58
bb. Ceza Davasının Açılmasının İcra Takibine Etkisi
Borçlunun şikâyeti üzerine icra takibi konusu senet için ceza mah-
kemesinde sahtecilik davası açılmış ve sahte senedin iptalini istemiş
ve ceza mahkemesi senet hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasına
karar vermiş ise, senet ceza davası sonuçlanıncaya kadar hiçbir işle-
me dayanak yapılamaz. Yani, icra takibi kendiliğinden duracaktır.
Bu durumda icra mahkemesinin sahtelik veya sahtecilik davasının
sonuçlanmasını bekletici sorun yapması gerekmektedir.
59
Borçlu ceza
mahkemesinde açılan davanın konusu hakkında açıklamalı müzek-
kereyi alıp, bunu senedin takip konusu yapıldığı icra müdürlüğüne
götürerek “hakkındaki takibin HMK’nın 209’uncu maddesinin birin-
ci fıkrası uyarınca durdurulmasını” isteyebilir. İcra Müdürlüğünün
bu talebi kabul etmemesi halinde icra müdürünün bu işlemine karşı
icra mahkemesinde şikâyet yoluna gidilebilir ve icra mahkemesinden
İİK’nın 16’ncı maddesi kapsamında icra takibinin durdurulması talep
edilebilir.
60
58
Uyar, (Geri Alma Davaları), s.34; Talih Uyar, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, C.4, İz-
mir 2008, (Şerh), s.6067; Uyar, s.295; Ahmet Türk, Maddi Hukuk ve İcra ve İflas
Hukuku Yönleriyle Menfi Tespit Davası, Ankara 2006, s.264 vd.; Timuçin Muşul,
İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2008, s.373 vd.; Seyit Çavdar, İtirazın İptali, Borçtan
Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara 2007, s.731 vd.; Nihat Yavuz,
İtirazın İptali, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara 2000, s.179.
59
Kuru, C.II, s.2176; Kuru, (İstirdat), s.20; Muşul, s.374; İlhan E. Postacıoğlu, İcra Hu-
kuku Esasları, İstanbul 1982, (İcra), s.214; Türk, s.267; Uyar, s.299.
60
Uyar, s.306.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 379
cc. Yargıtay’ın Görüşü
Yargıtay önceleri yukarıda belirtilen doktrindeki görüşler doğrul-
tusunda karar vermekteydi. Ancak Yargıtay, HMK 209’uncu madde-
sindeki sahtecilik iddiası ile ilgili içtihat değişikliğine gitmiştir. Daha
önce bu iddia ile takibin duracağını belirten Yargıtay
61
, artık takibin
durmayacağını, bu maddedeki ifadenin genel mahkemelerdeki dava-
larda senedin delil olarak kullanılamayacağına ilişkin olduğunu, icra
takibine etkisi olamayacağını belirtmiştir. Yargıtay yeni içtihadında
takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sah-
teliğinin iddia edilmesi, HMK’nın 209’uncu maddesi uyarınca takibin
durdurulması sonucunu doğurmaz. Yargıtay’a göre anılan hüküm, ge-
nel mahkemelerdeki davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas
alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını
öngörmekte olup, icra takibine etkisi yoktur.
62
Yargıtay’ın temel gerek-
61
“…Borçlularca asliye ticaret mahkemesinde takip konusu senetlerde sahtecilik
iddiası ile açılan davada bilahare ıslah dilekçesi verilerek, sahtecilik iddiasından
açıkça vazgeçilmeksizin, senetlerin teminat senedi olduğu ileri sürülmüştür. Hal
böyle olunca mezkûr davaya konu olan senet ile ilgili olarak HUMK’ un 317. mad-
desi gereğince hüküm verilinceye kadar hiçbir muameleye esas ihdas edileme-
yeceğinden, takibin bu aşamasında İcra Müdürlüğünce haciz talebinin reddinde
yasaya uymayan bir cihet yoktur… 12.HD, 9350 E., 11064 K., 30.06.2000 T. (Uyar,
s.300)
62
“…Dava : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde
temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahal-
linden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından dü-
zenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelen-
dikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar : Alacaklının borçlular aleyhine bonoya olarak kambiyo senetlerine özgü
haciz yolu ile takip başlattığı, takibin kesinleştiği, borçlulardan H. T. B.’ın İcra
Müdürlüğü’ ne başvurarak takip dayanağı senetle ilgili Denizli Asliye Ceza
Mahkemesi’ne açılan sahtecilik davası nedeniyle takibin durdurulmasını talep et-
tiği, İcra müdürlüğünce HMK. nun 209 maddesi uyarınca takibin durdurulduğu,
bu karara karşı alacaklı vekilinin mahkemeye şikayet yoluna başvurduğu, mahke-
mece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İcra ve iflas hukuku, icra ve iflas takiplerinin usul hukuku niteliğindedir. Bu hu-
kuk dalının amacı, bir yandan takip alacaklısının alacağına kavuşması için borçlu
veya üçüncü kişilerin çıkarabilecekleri zorlukları ortadan kaldırmak, diğer yan-
dan kötüniyetli takiplere karşı takip borçlusunun kendisini korumasını sağlaya-
cak hukuki çareler bulmak, bu arada takipten etkilenen üçüncü kişilerin menfa-
atlerini korumak, takip işlemlerinin yapılması sırasında insan hak ve hürriyetle-
rinin ihlal edilmesini önlemektir. İcra iflas hukukunun en önemli kaynağı İcra ve
İflas Kanunu olup, bu Kanun, icra ve iflas takibinden, tahsile kadar uygulanması
gereken usul hükümlerini düzenlemektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra Ve İflas Kanunu’nda bir hüküm
olmayan hallerde, ancak İcra ve İflas Kanunu’nda açıkça gönderme olması ( İİK
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...380
50, 68/a-4 gibi ) veya bu kanunun özel veya genel hükümlerine aykırı olmaması (
zorunlu dava arkadaşlığı ) hallerinde uygulanabilir. Bu ilkeler ışığında HMK’ nun
209/1. maddesinin ilamsız icra takiplerine etkisi değerlendirilmelidir. Bu madde-
ye göre “adi bir senetteki yazı veya imza inkar edildiğinde, bu konuda bir karar
verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.” Bu maddenin icra
takiplerinde uygulanması gerektiğine ilişkin olarak İcra Ve İflas Kanununda bir
hüküm bulunmamaktadır.
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte, takibe konu kambiyo
senedi altındaki imzaya itiraz, İİK’nun170. maddesinde özel olarak düzenlendi-
ğinden, imza inkarı iddiası hakkında, sonraki genel kanun olan HUMK’nun209.
maddesi uygulanamaz. İmza itirazı, İİK’nun 170/1. maddesi uyarınca satıştan
başka icra takip muamelelerini durdurmaz. Ancak icra mahkemesi itirazla ilgili
kararına kadar takibin geçici olarak durdurulmasına karar verebilir ( İİK 170/2 ).
Öte yandan iddiasının imza itirazı dışındaki bir nedene ( yazıda) dayanması
halinde Dairemiz, İcra Ve İflas Kanunu’nda bir düzenleme bulunmadığından
HMK’nun 209. maddesinin uygulanması gerektiği görüşünde iken, daha sonra
içtihat değişikliğine gidilerek, senet üzerinde bulunan yazıdaki iddiasının borca
itiraz niteliğinde olup, bu konunun da İİK’ nun 169/a maddesinde düzenlenmiş
olması nedeniyle, HMK’nun 209. maddesinin bu yönden de uygulama yerinin
olmadığı görüşü benimsenmiştir.
İcra mahkemesi, önüne gelen itiraz ve şikayetleri, İcra Ve İflas Kanunu’nda dü-
zenlenen özel usul kurallarını uygulayarak takip hukuku bakımından kesin hük-
me bağladığından, anılan mahkemenin kararları kural olarak maddi anlamda
kesin hüküm niteliği taşımaz. Bu nedenle borca veya imzaya itirazın incelenmesi
sırasında iddiasına olarak genel mahkemelerde davaları bekletici mesele yapama-
yacağı gibi takibin durdurulmasına da karar veremez. Sadece İİK.nun 169/a-2.
maddesi uyarınca itirazın esası hakkındaki kararına kadar icra takibinin muvak-
katen durdurulmasına karar verebilir. İcra mahkemesince takibe konu alacakla
ilgili bir karar verilmiş olması, aynı alacak hakkında genel mahkemelerde dava
açılmasına engel oluşturmaz.
Borçlunun olarak açtığı, İİK’nun 72. maddesi kapsamında bir dava olup, anılan
maddedeki usule göre mahkemeden alınacak ihtiyati tedbir kararı ile icra takibi
durdurulabilir. sahtelik nedeniyle gibi, cumhuriyet savcılığına aynı nedenle ya-
pılan şikayet ve ceza mahkemesinde açılan dava da kendiliğinden icra takibini
durdurmaz ve bekletici mesele yapılamaz. Ancak cumhuriyet savcılığı veya ceza
mahkemesince tedbir kararı verilirse icra takibi durdurulabilir.
Yukarıda açıklanan ilke ve kurallar ışığında, takibin kesinleşmesi öncesi veya son-
rasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesi, HMK’nun 209. maddesi
uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmaz. Anılan hüküm, genel mah-
kemelerde davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, baş-
ka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup, icra takibine
etkisi yoktur.
Somut olayda Asliye Ticaret Mahkemesine davasında tedbiren takibin durdurul-
ması talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
O halde, mahkemece şikayetin kabulü gerekirken Denizli 5. Asliye Ceza Mahke-
mesi ve Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde takip dayanağı senedin sahteliği
ileri sürüldüğünden icra müdürlüğünce HMK. nun 209. maddesi uyarınca icra
takibinin durdurulmasında usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin red-
di yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…12. HD., 2014/9285 E., 2014/11622 K.,
21.4.2014 T. (UYAP Mevzuat-İçtihat Bilişim Sistemi)”
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 381
çelerinden biri ise HMK’nın 209’uncu maddesinin icra takiplerinde
uygulanması gerektiğine ilişkin olarak İcra Ve İflas Kanununda bir
hüküm bulunmamasıdır.
dd. Asılsız Sahtecilik İddialarına Karşı Yasadaki Güvenceler
Diğer taraftan sahtecilik davasının icra takibini kendiliğinden
durdurması asılsız sahtecilik davası açılması hallerinde senet sahi-
bi olan alacaklı taraf bakımından çok ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Bu şekilde asılsız sahtecilik davalarına karşı alacaklı tarafı korumak
bakımından HMK’nın “Haksız yere sahtelik iddiası” kenar başlıklı
213’üncü maddesinde önemli bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buna
göre bir senedin sahte olduğuna yönelik iddiası haksız çıkan taraf kö-
tüniyetli ise bu sebeple ertelenen her bir duruşma için celse harcına
ve talep hâlinde bu sebeple diğer tarafın uğradığı zararları tazmin
etmeye mahkûm edilir. Ancak resmî senetteki imza veya yazı inkâr
edildiğinde celse harcı iki kat tahsil edilir. Ayrıca maddenin üçün-
cü fıkrasındaki düzenleme gereğince bilirkişi incelemesi yapılmasına
karar verilmesinden önce, tarafların sahteliğe ilişkin iddialarından
vazgeçmeleri hâlinde, hâkim, tazminattan indirim yapabileceği gibi
tazminata hükmetmeyebilir.
Yine kötü niyetli sahtecilik iddialarına karşı alacaklıyı korumak
bakımından HMK’nın “Yazı veya imza inkârının sonucu” kenar baş-
lıklı 209’uncu maddesinin üçüncü maddesinde özel düzenleme bulun-
maktadır. Buna göre senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir,
o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde
senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir.
63
Buna göre; senet sahibinin sahtelik davasından önce koydurmuş oldu-
ğu ihtiyati tedbirlere ve ihtiyati hacizlere halel gelmez ancak mahke-
me senedin sahteliği iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa bu ihti-
yati tedbirin veya haczin kaldırılmasına karar vermesi mümkündür.
Aynı şekilde mahkeme sahtelik iddiasının ciddi olmadığı kanısında
ise alacaklının hakkını korumak için alacalının başlamış olduğu icra
takibine devam edebilmesi için ihtiyati tedbir kararı verebilir.
64
63
Kuru, C.II, s.2101.
64
Kuru, C.II, s.2102.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...382
Diğer taraftan öğretide adi senetlere dayalı olarak hakkında yapı-
lan tüm takipleri sahtelik iddiasında bulunarak rahat bir şekilde dur-
durabilme imkânının borçluya tanınmış olması sakıncalı değerlendiril-
mektedir. Zira bu imkân sayesinde takiplerin durmasını sağlayan kötü
niyetli borçluların sahip oldukları malları alacaklılarından kaçırmaları-
na neden olması bakımından sakıncalı olduğu dile getirilmektedir. Bu
imkân sayesinde borçluların alacaklılar tarafından “tasarrufun iptali
davası” açılmasını önleyecek bir takım tedbirleri de alarak bu eylem-
leri gerçekleştirebilecekleri vurgulanmaktadır.
65
Bu noktada HMK’nın
209’uncu maddesinin birinci fıkrasının altına; “İcra takibine konu olan
adi senetler hakkındaki İİK’nın 68/a, 169/a ve 170’inci maddesi hükümle-
rinin saklı olduğunun” belirtilmiş olması halinde belirtilen sakıncaların
bertaraf edilebileceği dile getirilmektedir. Özellikle kambiyo senedine
dayalı takiplerde borçlunun takip dayanağı senedin altındaki imzasını
inkâr etmesi veya senetteki alacak miktarını ya da senedin vade tarihin-
de sahtelik yapıldığını İİK’nın 168’inci maddesinin dördüncü ve beşin-
ci fıkrası çerçevesinde icra mahkemesine bildirilmesi halinde, bu iddia
İİK’nın 169/a ve 170’inci maddeleri uyarınca icra mahkemesince incele-
nerek, sahtelik iddiası ciddi bulunursa mahkemece sahtelik iddiasının
esası hakkında karar verilinceye kadar “takibin geçici olarak durdurul-
masına” karar verilerek, borçlunun (sahte olduğu ileri sürülen) senede
dayalı olarak yapılan takipten zarar görmesi de önlenmiş olur. Ayrıca
gerçekte takip konusu senette herhangi bir sahtelik bulunmamasına
rağmen, kötü niyetli borçlular tarafından sahtelik iddiasının gündeme
getirilerek hemen takibin durdurulmasının önüne geçilmiş ve bu suretle
alacaklıların da zarar görmemesi sağlanmış olacağı belirtilmektedir.
66
C. SAHTECİLİK KONUSUNDAKİ CEZA MAHKEMESİNİN
VERECEĞİ KARARLARIN HUKUK MAHKEMESİNİN
KARARINA ETKİSİ
a. Hukuk ve Ceza Mahkemesinin Sahtecilik İddiası İle İlgili
Karşı Karşıya Geldiği Durumlar
aa. Ceza Mahkemesinin Senedin Sahteliğine Hükmetmesi
Ceza mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde toplanan de-
liller ışığında senedin sahte olduğu tespit edilmiş ve bu doğrultuda
65
Uyar, s.307.
66
Uyar, s.308.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 383
mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise ceza mahke-
mesinin bu sahtecilik kararı hukuk mahkemesi bakımından kesin hü-
küm niteliğinde olup bağlayıcı etki doğuracaktır. Mahkeme bu kesin
hükmün varlığını dava şartı olarak değerlendirerek davanın doğru-
dan usulden reddine karar verecektir.
67
bb. Ceza Mahkemesinin Senedin Sahteliğine İlişkin Beraat
Kararı Vermesi
Senedin sahteliğine ilişkin verilmiş olan mahkûmiyet kararı her
ne kadar hukuk mahkemesi nezdinde kesin hüküm oluştursa da, bu
konuda verilen beraat kararı aynı sonucu doğurmayacaktır.
68
Burada
beraatın hangi nedenle verildiği önemli olduğu kadar davaya konu
senedin sahteliği konusunda ceza mahkemesinin nitelendirmesi de
önem kazanmaktadır. Zira mahkeme senedin sahte olduğunu tespit
etmekle birlikte sahtelik eyleminin sanık tarafından gerçekleştiril-
mediğini kesin olarak tespit ederek beraat kararı vermesi ile eylemin
kimin tarafından gerçekleştirildiğinin açık olarak tespit edilememesi
nedeniyle delil yetersizliği dolayısıyla verilecek beraat kararının so-
nuçları farklı olacaktır. Aynı şekilde davaya konu senedin sahte olma-
dığına ilişkin kesin tespitten dolayı verilecek beraat kararının da etkisi
farklı olacaktır. Burada senedin sahte olmadığından bahisle vermiş ol-
duğu karar hukuk mahkemesini bağlayıcı niteliktedir.
Bu bağlamda HMK’nın “Sahtelik hakkında hukuk ve ceza mah-
kemesi kararlarının etkisi” kenar başlıklı 214’üncü maddesi önemli
hükümler içermektedir. Maddenin 2’nci fıkrası uyarınca bir belgenin
sahteliği konusunda ceza mahkemesince belgeyi düzenleyen hakkın-
da ceza verilmesine yer olmadığı ya da beraat kararı verilmiş olması,
hukuk mahkemesinin belgenin sahteliğini incelemesini engel teşkil
etmeyeceği açıkça düzenlenmiştir.
67
Günal Kurşun, Ceza Muhakemesinde Hüküm, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilim-
ler Enstitüsü,Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2011, s.91; Doğanay, s.25; Çe-
lik, s.1-2; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.684.
68
Kurşun, s.91; “…Burada öncelikle belirtmek gerekir ki, HUMK. ’nun 315 ve Borç-
lar Kanunu’nun 53. maddelerine göre ceza Mahkemesi’nin beraat kararı senedin
sahtelik sebebiyle hukuk mahkemesince iptaline karar verilmesi engel değildir.
Sahtelik hususunda ceza Mahkemesi’nin beraate dair kararı hukuk mahkemesini
bağlamaz. Bu nedenle mahkemenin sahtelik hususunda gerekli soruşturmayı yap-
ması ve delilleri değerlendirmesi gerekir…13. HD.,1985/7196 E., 1986/84 K., 13. 1.
1986 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...384
b. İmza İncelemesine Alınan Senedin Hiçbir İşleme Konu
Olamaması
Diğer taraftan hukuk ya da ceza mahkemesinde dava açılmış ve o
davada mahkemece sahteliği iddia edilen senet hakkında, inkâr edilen
imzanın borçluya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi ya-
pılmasına karar verilmiş ise, senet dava sonuçlanıncaya kadar hiçbir
işleme dayanak yapılamaz. Dolayısıyla, imzaya itiraza ilişkin davanın
görülmesi aşamasında ceza davası da açılmış ise, ceza davasının so-
nuçlanması, bu dava yönünden bekletici sorun yapılmalıdır.
69
c. İmzalı Boş Senedin Anlaşmaya Aykırı Doldurulduğu
İddiasının İspatı
Daha önce de vurgulandığı üzere ceza ve medeni yargının amaç-
larının farklı olmasından dolayı, gerçeğin ortaya çıkarılması için ara-
nan delillerde birbirinden farklı olmaktadır. Ceza yargılamasında
delil serbestîsi esas olmasına karşın hukuk yargılamasında istisnalar
haricinde biçimsel delil ilkesi esastır. Medeni yargılamada hukuki
ilişkinin ispatı ile ilgili kurallar çok sıkı olmasından dolayı, hukuki
ilişkiyi ispatlayacak delillerin önceden hazırlanabilmesi amacıyla bi-
çimsel delil ilkesi kabul edilmiştir. Hukuki ilişkinin hangi delillerle
ispat edileceği kanunda belli olduğundan hâkim bu delillerle bağlıdır.
Bu bağlamda senetle ispat zorunluluğu buna örnek olarak verilebilir.
HMK’nın “Senetle ispat zorunluluğu” kenar başlıklı 200’üncü maddesi
gereğince bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, ye-
nilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlem-
lerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk
Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki
işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir
nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat
olunamaz. Diğer bir örnek daha verilecek olursa HMK’nın “Senede
karşı tanıkla ispat yasağı” kenar başlıklı 201’inci maddesi gereğince
senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve
kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki
işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile ta-
69
HGK., 2008/12-77 E.,2008/90 K., 06. 02. 2008 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Ban-
kası)
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 385
nıkla ispat olunamaz. Dolayısıyla hukuk yargılaması bakımından be-
yaza imza iddialarına karşı tanık dinletilmesi mümkün değildir. Fakat
beyaza imza diğer bir ifade ile imzalı boş senedin borçludan hukuka
aykırı olarak iradesi dışında hile ve tehdit ile alınmış ise bu durumda
tanık dinlenmesi mümkündür.
70
Diğer taraftan ceza yargılaması bakımından imzalı boş senedin,
sanıkla mağdur arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu id-
diasıyla açılan kamu davasında sanığın bu eyleminin tanıkla ispat edi-
lip edilemeyeceği konusunda Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük
Genel Kurulu1988/1 Esas ve 1989/2 Karar ve 24/03/1989 tarihli ilamı
önemli tespitlere yer vermiştir. Buna göre imzalı ve yazısız bir kâğıda
sahibinin zararına olarak hukukça hükmü haiz bir muamele yazıl-
dığı veya yazdırıldığı iddiasıyla açılan ceza davasında sanığa yükle-
nen bu eylemin Hukuk Muhakemeleri Kanununun izin verdiği ayrık
durumlar dışında tanıkla ispat edilmesi mümkün değildir. İçtihadı
birleştirme kararı yerinde tespitlerde bulunmuş ve buna ilişkin haklı
gerekçelere yer vermiştir.
71
Bu İBK kararı doğrultusunda HGK vermiş
70
Yasin Ulusoy, “Beyaza İmza”, AÜEHFD, Ankara 2004, C.VIII, S.3-4, s.498
71
“…CMUK. nun 255. maddesine göre, bir fiilin suç olup olmaması adi hukuka
ilişkin bir sorunun çözümüne bağlı ise, ceza mahkemesi bu sorunu ceza işlerinde
uygulanan serbest delil ilkesi çevresinde çözümler. Bununla beraber ceza mahke-
mesi, yargılamaya ara vererek hukuk davası açılması için ilgililere uygun bir süre
verebilir ve hukuk mahkemesinden bu konuda bir karar çıkmasını da bekleyebilir.
Ceza mahkemesi, ilgililere süre vererek hukuk mahkemesinden bir kararın çık-
masını beklediği takdirde, hukuk mahkemesi, ceza usulünde benimsenen serbest
delil ilkesi hükümlerine göre değil, hukuk usulünde uygulanan istisnalar dışında
senede karşı ancak senetle iddiaların ispat edilebileceği ilkesi uyarınca bir karar te-
sis etmek zorundadır. Bunun sonucu olarak hukuk mahkemesinin senet hakkında
verdiği kararın ceza mahkemesini bağlayacağının tartışmasız olması gerekmekte-
dir. Bu konuda aksi yönde ileri sürülen görüşlerin kabulü mümkün değildir. Çün-
kü ceza mahkemesi adi hukuka ilişkin uyuşmazlığın hukuk mahkemesinde çözü-
müne imkân tanıdıktan sonra bu mahkemeden verilen ve kesinleşen kararı aynen
uygulamaması açık bir çelişki olur. İşte bu nedenledir ki, ceza mahkemesi adi hu-
kuka ilişkin bir sorunu ceza usulü kuralları içinde karara bağlamadan bu sorunun
hukuk mahkemesinde, çözümüne imkân tanımışsa, artık hukuk mahkemesinden
verilen kararla bağlı olduğunun kabulü gerekmektedir. Biraz önce değinilen adi
hukuka ilişkin sorunu ceza mahkemesi kendisi karara bağlamak istediği takdirde,
yine aynı kuralları, yani hukuk usulünde benimsenen kuralları uygulaması icap
eder. Aksi halin kabulünde çelişkili kararların tesisi olasılığı nedeniyle hak ve nis-
pet kurallarına aykırı bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, bu da yargıya olan güveni
sarsar. Her ne kadar CMUK. nun 255. maddesinde bir fiilin suç olup olmaması
adi hukuka ilişkin bir sorunun çözümüne bağlı olduğu takdirde, ceza mahkemesi
bu sorunu dahi ceza işlerindeki usul ve deliller için geçerli kurallara göre karar
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...386
verir biçiminde ise de, bu somut uyuşmazlıkta ceza mahkemesi, bir fiilin suç olup
olmamasını değil, bir hukuki işlemin, yani senet düzenlenmesi halinin suç olup
olmamasını karara bağlamaktadır. Başka bir deyişle, sanık tarafından yapılan hu-
kuki işlemin ve özellikle anlaşmaya aykırı düzenlendiği ileri sürülen senede ilişkin
hukuki işlemin suç olup olmadığı incelenmektedir. Bu nedenle ceza hâkimi, imzalı
boş kâğıdın aradaki anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının sübutunu hukuk
usulünde öngörülen kuralları uygulamak suretiyle çözümlemek zorundadır.
Ceza ve hukuk mahkemelerinde, sübuta ilişkin bir sorunun çözümünde farklı usul
kurallarının uygulanmasının kabulünde farklı sonuçların çıkacağı açıktır. CMUK.
nun 255. maddesinin alındığı Alman Usulünde bu farklılık yoktur. Çünkü bu ülke-
de gerek ceza ve gerek hukuk usulünde serbest delil sistemi uygulanmaktadır. Öte
yandan, imzalı boş kâğıdın anlaşma dışı doldurulduğu iddiasının ceza mahkeme-
sinde serbest delil usulü ve hukuk mahkemesinde ise, istisnalar dışında sınırlı delil
usulüne göre çözümünün ve bundan dolayı farklı sonuçların ortaya çıkmasının
kabulü adalet ve hakkaniyete aykırı düşer. Bu itibarla, imzalı boş kâğıdın anlaşma
dışı doldurulduğu iddiasına ilişkin adi hukuka ait sorunun çözümünde, ceza ve
hukuk mahkemelerinden verilen kararların farklı sonuçlarının uygulamada doğu-
racağı sakıncaların önlenmesi bakımından, tanıkla ispat konusunda ceza mahke-
mesinin hukuk mahkemesinin bağlı olduğu usul kurallarını uygulaması gerekir.
Biraz önce açıklanan görüş, yalan yere yemin suçundan ceza mahkemelerinde ta-
nık dinlenip dinlenmeyeceğine ilişkin içtihat uyuşmazlığını çözen 02/04/1941 gün
ve 19/12 sayılı İçtihat Birleştirme Kararında da benimsenmiştir.
Diğer taraftan, Borçlar Kanununun 53’üncü maddesi hükmünce “Hâkim kusur
olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunma-
dığına karar vermek için Ceza Hukukunun mesuliyete dair hükümleriyle bağlı ol-
madığı gibi, Ceza mahkemesinden verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir.
“ Bu hükümlerle hukuk hâkimine kuşkusuz ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin
kuralları karşısında geniş bir serbestlik tanınmaktadır. BK’nın 53’üncü maddesin-
de benimsenen esaslara göre, ceza mahkemesince delil yetersizliğinden dolayı ve-
rilen bir beraat kararının hukuk hâkimini bağlamayacağı; ancak ceza hâkimi failin
yasayı ihlal ettiğini tespit etmesi halinde hukuk hâkiminin bu kararla bağlı olduğu
ve artık işlenen fiilin hukuka aykırı olmadığına karar veremeyeceği yerleşmiş Yar-
gıtay uygulamaları gereğidir.
İmzalı boş bir kâğıdın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının cezada
sabit görülerek verilen mahkûmiyet kararının aksine olarak hukuk mahkemesinde
böyle bir iddianın yerinde olmadığının kabulü ile alacağın gerçek bulunduğu sabit
olduğu takdirde, alacaklı ceza kararı sonucu mahkûm olacak ve fakat aynı alacaklı
hukuk mahkemesi kararı sonucu alacağını icrada tahsil edecektir. Böylesine çe-
lişkili durumun ortaya çıkmasına hukuk mantığının cevaz vermeyeceği doğaldır.
Bu sonucu benimsemek Borçlar Kanununun az önce açıklanan 53. maddesindeki
hukuki esaslarla da bağdaştırılamaz. Aksinin kabulü halinde senet borçlusu hiç bir
zaman ne İcra Tetkik Mercii Hâkimliğine, ne de Ticaret Mahkemesine başvurma
yoluna gitmeyecek, şahit temin ederek C. Savcılığına başvurarak dava açılmasını,
kamu davasına da katılarak şahsi hakkının hüküm altına alınmasını ve asıl önemli
olan TCK. nun 36. maddesine dayanarak davaya konu belgenin zoralımına karar
verilmesini sağlayabilecektir. Hal böyle olunca ve bu yol açılınca HUMK. ve İİK.
hükümleriyle getirilen sınırlamaların uygulama olanağı da eylemli olarak kalka-
caktır.
Kaldı ki, cebinde gerçeğe ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş senet bulunan ala-
caklının senede konu alacağını tahsil edememe tehlikesinden de öteye TCK. nun
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 387
olduğu bir kararda,
72
senede müstenit olan her nevi iddiaya karşı ileri
sürülecek savunmaların tanıkla ispatının mümkün olmadığı, ancak
senetle ispat zorunluluğunun yalnız hukuki işlemler için olup hukuki
fiillerin senetle ispat zorunluluğunun bulunmadığı, borcun ödenmesi,
bir borcu sona erdirme amacına yönelik olduğu için bir hukuki fiil de-
ğil, hukuki işlem olduğundan, senede bağlı borçların ödendiğinin de
tanıkla ispat olunamaması gerektiği belirtilmiştir.
CMK’nın “Ceza mahkemelerinin ek yetkisi” kenar başlıklı 218’inci
maddesi gereğince de bir eylemin suç olup olmaması başka bir mah-
kemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise, ceza
mahkemesi bu sorunu kendi çözümleyebileceği gibi, yargılamaya ara
vererek hukuk davası açılması için ilgililere uygun bir süre verebi-
lecek ve hukuk mahkemesinden bu konuda bir karar verilmesini de
bekleyebilecektir. İlgililere süre verilerek hukuk mahkemesinden bir
kararın çıkması beklendiği takdirde, örneğin senetten kaynaklanan
bir borcun ödenip ödenmediği ile ilgili değerlendirme yapan hukuk
mahkemesi, ceza usulünde benimsenen serbest delil ilkesi hükümle-
rine göre değil, hukuk usulünde uygulanan “istisnalar dışında senede
karşı iddiaların ancak senetle ispat edilebileceği” ilkesi uyarınca bir
karar tesis edecek ve senet hakkında hukuk mahkemesince verilen ka-
rar ceza mahkemesini de bağlayacaktır.
Görüldüğü üzere, ceza mahkemesi yüklenen suçun ispatı açısın-
dan ceza usulü kuralları içinde karara bağlamadığı bir sorunun hukuk
mahkemesinde çözümüne imkân tanımışsa, artık hukuk mahkeme-
sinden verilen kararla bağlı olacaktır. Başka bir mahkemenin görev
alanına giren bir sorunu kendisi karara bağlamak istediği takdirde ise,
yine aynı kuralları, yani hukuk usulünde benimsenen kuralları uy-
509. maddesinde gösterilen sonucu bakımından çok ağır bir cezanın tehdidi altın-
da bulundurulması, hatta HUMK. ile İİK. , Ticaret Kanunu hükümlerine güvene-
rek alacağını sağlam gördüğü için, şahit temini yolunu hiç aklına getirmediğinden,
kolayca mahkûm edilebilme yolu açılacaktır. Böyle bir yolun açılması, topluma
güveni sarsacak, ekonomik hayatı alt-üst edecek sonuçlar doğuracaktır.
Bu nedenlerle içtihat aykırılığının imzalı boş senedin, sanıkla mağdur arasındaki
anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasıyla açılan kamu davasında sanığın
bu eyleminin HUMK. nun cevaz verdiği istisnalar dışında tanıkla ispat edileme-
yeceği doğrultusunda giderilmesi uygun bulunmuştur…(Kazancı İçtihat-Bilişim
Bilgi Bankası)”
72
HGK., 2012/11-1086 E., 2013/40 K., 05.02.2013 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi
Bankası)
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...388
gulaması gerekecektir. Aksi halin kabulünde çelişkili kararların tesisi
ihtimali nedeniyle adalete olan güven sarsılacaktır. Bu durumda ceza
mahkemesi, bir fiilin suç olup olmamasını değil, bir hukuki işlemin,
yani senede bağlı bir borcun ödenip ödenmediğini belirleyerek sonuca
gideceğinden, senede bağlı bir borcun ödenip ödenmediğine bağlı ola-
rak da bedelsiz senedin kullanılması suçunun sübutunu hukuk usu-
lünde öngörülen kuralları uygulamak suretiyle çözümlemek zorunda-
dır. Bu zorunluluk yalnızca ödeme iddiasına ilişkin olup, sanığın kastı,
senedi kullanıp kullanmadığı gibi diğer unsurları değerlendirirken
ceza muhakemesindeki serbest delil ilkesine uygun şekilde takdirini
kullanabilecektir.
Ceza ve hukuk mahkemelerinde, sübuta ilişkin bir sorunun çözü-
münde farklı usul kurallarının uygulanması farklı hukuki sonuçları
ortaya çıkarabilecektir. Senede bağlı bir borcun ödendiği iddiasının
ceza mahkemesinde serbest delil usulü, hukuk mahkemesinde ise,
istisnalar dışında sınırlı delil usulüne göre çözümünün ve bundan
dolayı farklı sonuçların ortaya çıkmasının kabulü, adalet ve hakkani-
yete aykırı düşecektir. Bu nedenle, senede bağlı borcun ödenip öden-
mediğine ilişkin sorunun çözümünde, ceza ve hukuk mahkemelerin-
den verilen farklı kararların uygulamada doğuracağı sakıncalarının
önlenmesi bakımından, tanıkla ispat konusunda ceza mahkemesinin
hukuk mahkemesinin bağlı olduğu usul kurallarını uygulaması ge-
rekmektedir.
Bir başka deyişle, farklı usul hükümlerinin uygulanması nede-
niyle senetten kaynaklanan borcun ödendiği iddiasının ceza mahke-
mesinde sabit görülerek mahkûmiyet kararı verilmesi, buna karşılık
hukuk mahkemesinde ödeme iddiasının yerinde olmadığının kabulü
ile alacağın geçerli görülmesi durumunda, ceza mahkemesi kararı so-
nucu bedelsiz senedi kullanma suçundan hakkında mahkûmiyet hük-
mü kurulan alacaklı, hukuk mahkemesi kararına göre alacağını icrada
tahsil edebilecektir. Bu tür sakıncalara ve böylesine çelişkili bir du-
rumun ortaya çıkmasına hukuk mantığının cevaz vermeyeceği açık-
tır. Aksinin kabulü halinde senet borçlusu hiç bir zaman ilgili hukuk
mahkemesine başvurma yoluna gitmeyecek, tanık temin ederek Cum-
huriyet savcılığına başvurmak suretiyle kamu davası açılmasını ve
açılan kamu davasına katılmak suretiyle şahsi hakkının hüküm altına
alınmasını sağlayabilecektir. Hal böyle olunca Hukuk Muhakemeleri
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 389
Kanunu hükümleriyle getirilen sınırlamaların uygulanma imkânı da
eylemli olarak ortadan kalkacaktır.
Diğer taraftan, elinde gerçeğe ve hukuka uygun olarak düzenlen-
miş senet bulunan alacaklının senede konu alacağını tahsil edememe
tehlikesinin yanında, TCK’nın 156’ncı maddesinde düzenlenmiş suç
nedeniyle ceza tehdidi altında bulundurulmasına neden olacaktır. Ay-
rıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra İflas Kanunu ve Ticaret Kanu-
nu hükümlerine güvenerek alacağını hukuki yönden güvende gördü-
ğü için, işlemlerin yapılması sırasında tanık temini yoluna gitmeyen
alacaklının kolayca mahkûm edilmesi sonucunu ortaya çıkaracak ve
ekonomik hayatta güvensizliğe neden olacaktır.
D. SAHTECİLİK KONUSUNDAKİ HUKUK MAHKEMESİNİN
VERECEĞİ KARARLARIN CEZA MAHKEMESİNİN
KARARINA ETKİSİ
a. Genel Olarak Hukuk Mahkemesi Karalarının Ceza
Mahkemesi Nezdindeki Hükmü
Hukuk ve ceza yargılamasının konu, taraf, amaç ve deliller yö-
nünden birbirinden farklı olduğundan, bir uyuşmazlık hakkında hu-
kuk mahkemesinin vermiş olduğu karar kural olarak ceza mahkemesi
bakımından kesin hüküm teşkil etmez.
73
Öte yandan aslında medeni
yargıya tabi olan fakat özel kanun hükümleri gereğince ceza mah-
kemelerinde de görülebileceği kabul edilmiş olan bazı davalarda
hukuk mahkemesi kararı, ceza mahkemesinde kesin hüküm teşkil
etmektedir. Mesela hukuk mahkemesinin bir senedin sahte olma-
dığına ilişkin kararı bu hususa örnek olarak verilebilir.
74
Diğer taraftan hukuk mahkemesinde devam eden bir davayı ceza
mahkemesinin bekletici mesele olarak kabul etmesi halinde hukuk
mahkemesinde verilecek hükümden mevcut ceza davasının niteliğine
göre faydalanmasında bir engel bulunmamaktadır. Bu bağlamda ceza
mahkemesi hukuk mahkemesinin vermiş olduğu kararı isabetli ola-
rak değerlendirdiği takdirde bu kararı kendi hükmüne esas tutabilir.
Burada ceza hâkimi hukuk hâkiminin toplamış olduğu delilleri yeni-
73
Akcan, s.63; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Kuru, C.V, s.5095-5096.
74
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Aktan, 25; Akcan, s.75-76; Kuru, C.V, s.5096.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...390
den toplamakla mükellef değildir. Burada kesin hüküm niteliği kazan-
mış olan hukuk mahkemesi kararının takdire şayan olarak görülmesi
halinde uyuşmazlığın ispatı hakkında delil olarak değerlendirilmesin-
de bir engel yoktur. Burada kesin delil veya kesin hüküm olmaktan
ziyade hâkime kanaat verecek nitelikte bir takdiri delil durumu söz
konusudur.
75
Ayrıca ceza davasına konu uyuşmazlık hakkında hukuk mahke-
mesinde açılan tazminat davasında verilmiş olan tazminat kararı ve
bu kararın infaz edilmiş olması halinde bu husus ceza mahkemesin-
deki davada erteleme, uzlaşma ve HAGB kararları bakımından zara-
rın giderilmesi koşulunu karşıladığının kabulü gerekir.
b. Hukuk Mahkemesinde Açılan Sahtecilik Davası
Hakkındaki Karar
aa. Hukuk Mahkemesinin Sahteciliğin Sabit Olmadığına
İlişkin Kararının Ceza Mahkemesi Nezdindeki Hükmü
Hukuk mahkemesinde bir senedin sahteliği iddiası ile açılmış
olan davada mahkemenin senedin sahte olmadığına dair karar ver-
mesi halinde bu karar ceza mahkemesi nezdinde kesin hüküm teşkil
edecektir.
76
Bu konuda HMK’nın “Sahtelik hakkında hukuk ve ceza
mahkemesi kararlarının etkisi” kenar başlıklı 214’üncü maddesinde
75
Akcan, s.104; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.684; Tan, s.664; Çelik, s.2; “…Basın yoluyla
hakaret suçundan açılan ceza davasında, daha önce hukuk mahkemesinde açılan
tazminat davasında alınan kesinleşmiş kararın, “kesin kanıt” değil, “değerlendi-
rilebilir kanıt” olduğu ve ceza hâkimince doğrudan araştırma yapılması, haberin
gerçeklik derecesinin saptanması, savunmaya ilişkin kanıtların toplanması, hukuk
mahkemesindeki tazminat davasında dinlenen tanıkların anlatımlarının belirlen-
mesi, haberin gerçek olduğu ortaya çıktığı takdirde okurların gereksiz merak duy-
gularını doyurma yerine, bu haberin halk tarafından bilinmesinde kamu yararı
bulunup bulunmadığının araştırılması, kamu yararı bulunduğu kabul edildiğinde
ise küçük düşürücü değer yargılarının habere eklenip eklenmediğinin incelenme-
si ve bu konulardan, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınarak karar verilmesi
gerekirken, eksik incelemeyle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…4. CD.,
1996/8295 E., 1996/9884 K., 23.12.1996 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
76
Pekcanıtez, Atalay, Özekes, s.561; Kuru, C.V, s.5096; Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.188;
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Deliduman, s.16; Akcan, s.76; Aktan, s.25; Taner, s.105;
Üstündağ, s.567; Postacıoğlu, s.590; Deliduman, s.16; Karslı, s.586; Ahmet Çelik
Çelik, “Hukuk Mahkemesi Kararlarının Ceza Davasına Etkisi”,http://www.taz-
minathukuku. com/dosyalar/251_hukuk-mahkemesi-kararlarinin-ceza-davasi-
na-etkisi.pdf, İET: 25.08.2012
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 391
kesin düzenleme bulunmaktadır. Buradaki düzenleme uyarınca bir
belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesince verilen karar
kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza mahkemesin-
de de sahtelik iddiası ile ceza davası dinlenemez. Benzer düzenleme
mülga HUMK’un 314’inci maddesinde de bulunmaktaydı.
77
Diğer bir
ifade ile senedin sahteliği iddiası ile bu konuda ceza davası açılama-
yacağı gibi derdest ceza davasında ise bu husus tartışma konusu ya-
pılamayacak ve davanın reddine karar verilmesi gerekecektir. Zira
burada hukuk mahkemesi kararı ceza mahkemesi için kesin hüküm
teşkil etmektedir.
78
Kanun koyucu böylelikle hukuk mahkemesince
sahte olmadığına karar verilen senede ilişkin çelişkili kararların orta-
ya çıkmasının önüne geçmek ve aynı hususların tekrar incelenmesinin
önüne geçmek istemiştir. Aksi takdirde hukuk mahkemesinin sahte
olmadığına karar vermesi nedeniyle hüküm ifade etmeye başlayan bir
senet hakkında ceza mahkemesinde devam eden bir ceza davası söz
konusu olacaktır.
Yargıtay vermiş olduğu bir kararında hukuk mahkemesinin sene-
din sahte olmadığına ilişkin kesinleşmiş kararının olması halinde ceza
mahkemesinin sanık hakkında beraat kararı vermesi gerektiğine hük-
metmiştir.
79
Kanaatimizce burada sanığın beraatine hükmetmek ön-
ceki karara aykırı sonuçların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Zira
beraat kararı bir arınmayı ifade ettiğinden dolayı, mahkemenin bu so-
nuca ulaşabilmesi için bir yargılama faaliyeti yürüterek bir kısım maddi
vakıalara ulaşması gerekir. Ancak HMK’da yer alan düzenlemede ceza
davasının dinlenemeyeceğinden bahsedilmektedir. Bunun anlamı ceza
davasına konu senet hakkında hukuk mahkemesinin sahte olmadığına
ilişkin kesinleşmiş bir kararının bulunması ve ceza mahkemesinin de
bunu tespit etmesi halinde açılan dava hakkında hiçbir değerlendirme
yapılmadan sadece bu sebeple ret kararı verilmesi gerekir.
77
Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.188; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Kılıçoğlu, s.459; Delidu-
man, s.16.
78
Kuru, C.V, s.5096; Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.188; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.682; Pek-
canıtez/Atalay/Özekes, s.561; Deliduman, s.16; Akcan, s.76; Aktan, s.25; Üstün-
dağ, s.567; Postacıoğlu, s.590; Deliduman, s.16; Karslı, s.586; Çelik, Ahmet Çelik:
“Hukuk Mahkemesi Kararlarının Ceza Davasına Etkisi”, http://www.tazminat-
hukuku.com/dosyalar/251_hukuk-mahkemesi-kararlarinin-ceza-davasina-etkisi.
pdf, İET: 25. 08. 2012
79
6. CD., 30.04.1970, 1970/2173 (Akcan, s.77, dn.193)
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...392
Hukuk mahkemesinin senedin sahte olmadığına karar vermesin-
den ötürü, ceza yargılamasında davanın reddine karar verilmesinden
sonra, hukuk mahkemesindeki dava bakımından yargılamanın yeni-
lenmesi sebeplerinin ortaya çıkması ve yargılamanın yenilenmesi da-
vası neticesinde hukuk mahkemesince senedin sahte olduğuna karar
verilmesi halinde, ceza yargılaması bakımından yargılamanın yeni-
lenmesi gündeme gelecektir. Buna göre, mesela hukuk mahkemesinin
hükmüne esas aldığı bilirkişi raporunun sahte olduğunun anlaşılması
nedeniyle yapılan yeniden yargılama neticesinde hukuk mahkemesin-
ce resmi belgenin sahte olduğuna karar verilmesi ve bu kararın ke-
sinleşmesi halinde ceza yargılamasına engel olan hukuk mahkemesi
kararı ortadan kalkmış olacaktır. Hukuk mahkemesi kararı nedeniyle
reddine karar verilen ceza mahkemesi davası bakımından yargılama-
nın yenilenmesi gündeme gelecektir. Her ne kadar sanık aleyhine yar-
gılamanın yenilenmesi hükümlerini düzenleyen CMK’nın 314’üncü
maddesindeki düzenlemede bu yönde bir hüküm bulunmasa da ka-
naatimizce örnek olay bakımından CMK’nın 314’üncü maddesinin bi-
rinci fıkrasının (a) bendi gereğince yargılamanın yenilenmesi gerekir.
Yargılamanın yenilenmesi davasında hâkim bütün delilleri yeniden
değerlendirerek bir karara ulaşacaktır.
bb. Hukuk Mahkemesinin Sahteciliğin Sabit Olduğuna İlişkin
Kararının Ceza Mahkemesi Nezdindeki Hükmü
HMK’nın 212’inci maddesi gereğince bir senedin sahte olduğuna
karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden sonra senedin altı-
na sahte olduğu yazılarak senet iptal olunur. Aynı şekilde sahteliği-
ne karar verilen senet resmi senet ise senedin ilgili dairedeki aslı da
bu yolla iptal edilir.
80
Hukuk mahkemesinin burada vermiş olduğu
“sahtelik kararı”, “senedin sahte olmadığı kararı”nın aksine ceza mah-
kemesini doğrudan bağlayan bir yönü bulunmamaktadır. Mahkeme
burada senedin sanık tarafından düzenlendiğini tespit etmesi halinde
mahkûmiyetine karar verebilir.
81
Öte yandan ceza mahkemesi, senedin sahte olduğunu tespit et-
mekle birlikte sahtelik eyleminin sanık tarafından gerçekleştirilmedi-
80
Karslı, s.585-586.
81
Kuru, C.V, s.5097; Kılıçoğlu, s.459; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 393
ğini kesin olarak tespit ederek beraat kararı verebileceği gibi eylemin
kimin tarafından gerçekleştirildiğinin açık olarak tespit edilememesi
nedeniyle de beraat kararı verilebilir. Her iki durumda da verilecek
beraat kararının sonuçları farklı olacaktır. Aynı şekilde davaya konu
senedin sahte olmadığına ilişkin kesin tespitten dolayı verilecek beraat
kararının etkisi farklı olacaktır.
c. Bekletici Mesele Yapılan Hallerde Hukuk Mahkemesi
Kararının Ceza Mahkemesi Nezdindeki Hükmü
aa. Genel Olarak
Bir davadaki asıl sorun hakkında karar verilebilmesi için daha
önce çözülmesi gereken bir sorunun başka bir mahkeme tarafından
başka bir davada karara bağlanması gereken hallerde bekletici mese-
le söz konusu olmaktadır. Derdest olan bir davanın sonuçlanmasının
başka bir davada bekletici sorun yapılabilmesi için bekletici mesele
yapılacak davanın başka bir mahkemede görülmekte olması ve iki
dava arasında bağlantı bulunması gerekir. Mevcut olup olmadığı di-
ğer davada kesin olarak karara bağlanacak olan hukuki ilişkinin, kıs-
men veya tamamen bekletilerek davaya etkili olması başka bir ifadeyle
diğer dava hakkında verilecek hükmün bekletilerek davada verilecek
hükmü etkileyecek nitelikte olması gerekir.
82
Öğretide, bekletici mesele yoluna başvuran mahkemenin hu-
kuk mahkemesinin vereceği karar ile bağlı olmadığını dile geti-
renler olmakla birlikte
83
, bekletici soruna başvurulmasının zorunlu
olduğu durumlarda hukuk mahkemesinin vereceği kararın ceza mah-
kemesini bağlaması gerektiği; buna karşılık bekletici meseleye baş-
vurmanın hâkimin takdirinde olduğu durumlarda hukuk mahkemesi
kararının ceza mahkemesi bakımından bağlayıcı olmaması gerektiği
de dile getirilmektedir.
84
Öte yandan eğer ceza mahkemesi hukuk hâkiminin kararının
beklenmesi yönünde karar vermiş ise burada peşinen bir kabul söz
82
Akcan, s.92.
83
Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, Genişletilmiş 4. Baskı, Sevinç Matbaası, Ankara
1973, s.354.
84
Kunter, Yenisey, Nuhoğlu, s.137-138; Hakan Pekcanıtez, “Bekletici Sorun”,
EÜHFD, İzmir 1980, C.1, S.1, s.273.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...394
konusu olduğundan hukuk mahkemesinin vereceği her kararın ceza
mahkemesini her halükarda bağlaması gerektiği ve kesin delil teşkil
etmesi gerektiği dile getirilmektedir.
85
Kanaatimizce bekletici mesele
yoluna başvurulmasının zorunlu olduğu durumlarda hukuk mahke-
mesinin vereceği kararın ceza mahkemesini bağlaması gerekir. Buna
karşılık bekletici meseleye başvurmanın hâkimin takdirinde olduğu
durumlarda hukuk mahkemesi kararı ceza mahkemesi bakımından
bağlayıcı olmaması gerekir. Aksi takdirde maddi gerçeğe ulaşması ge-
reken ceza yargılaması hukuk yargılamasında tespit edilen gerçek ile
sınırlandırılmış olur.
Ceza mahkemesinin hukuk mahkemesinin kararının bekletici so-
run yapması halinde, ceza mahkemesi hukuk mahkemesinin vermiş
olduğu kararı isabetli olarak değerlendirdiği takdirde bu kararı kendi
hükmüne esas alabilir. Burada ceza hâkimi hukuk hâkiminin toplamış
olduğu delilleri yeniden toplamakla mükellef değildir. Burada kesin
hüküm niteliği kazanmış olan hukuk mahkemesi kararının takdire
şayan olarak görülmesi halinde uyuşmazlığın ispatı hakkında delil
olarak değerlendirilmesinde bir engel yoktur. Burada kesin delil veya
kesin hüküm olmaktan ziyade
86
hâkime kanaat verecek nitelikte bir
takdiri delil durumu söz konusudur.
87
85
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.684; Kuru, C.V, s.5100-5101.
86
“…4- Hukuk davasında kurulan hükmün kesin kanıt değil, değerlendirilebilir ka-
nıt bulunduğu, ceza yargıcının kanıtları kendiliğinden araştırması gerektiği de gö-
zetilerek, hukuka uygun kalıcılık açısından, haberin gerçeklik derecesinin saptan-
ması…4. CD. , 1996/8295 E., 1996/9884 K., 23. 12. 1996 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim
Bilgi Bankası)”
87
Kuru, Arslan, Yılmaz, s.684; Hadi Tan, “Medeni Hukuk Münasebetlerine Müteal-
lik Meselelerde Ceza Mahkemelerinin Yetkisi”, AD, Ankara 1951, S.5, s. 664; “…
Basın yoluyla hakaret suçundan açılan ceza davasında, daha önce hukuk mah-
kemesinde açılan tazminat davasında alınan kesinleşmiş kararın, “kesin kanıt”
değil, “değerlendirilebilir kanıt” olduğu ve ceza hâkimince doğrudan araştırma
yapılması, haberin gerçeklik derecesinin saptanması, savunmaya ilişkin kanıtların
toplanması, hukuk mahkemesindeki tazminat davasında dinlenen tanıkların an-
latımlarının belirlenmesi, haberin gerçek olduğu ortaya çıktığı takdirde okurların
gereksiz merak duygularını doyurma yerine, bu haberin halk tarafından bilinme-
sinde kamu yararı bulunup bulunmadığının araştırılması, kamu yararı bulunduğu
kabul edildiğinde ise küçük düşürücü değer yargılarının habere eklenip eklenme-
diğinin incelenmesi ve bu konulardan, gerektiğinde bilirkişiden de görüş alınarak
karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle hüküm kurulması bozmayı gerektir-
miştir…4. CD. , 1996/8295 E., 1996/9884 K., 23. 12. 1996 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim
Bilgi Bankası)”
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 395
Ayrıca ceza davasına konu uyuşmazlık hakkında hukuk mahke-
mesinde açılan tazminat davasında verilmiş olan karar ve bu kararın
infaz edilmiş olması halinde bu husus ceza mahkemesindeki davada
erteleme, uzlaştırma ve HAGB bakımından zararın giderilmesi koşu-
lunu karşıladığının kabulü gerekir.
Aynı şekilde yargılamaya konu suç ile ilgili ispat sorunu yaşanan
ve hukuk mahkemelerinden karar alınmasının gerekli olduğu haller-
de, anılan karar ya Yargılama Yasasındaki kurallar çerçevesinde ceza
mahkemesince bir karara bağlanacak ya da hukuk mahkemelerinde
dava açtırılarak bu mahkemeden alınacak karar sonucuna göre bir so-
nuca ulaşılacaktır.
88
Burada önemli olan, sorunun suçun ispatıyla ilgili olmasıdır.
89
Bir
fiilin suç olup olmadığının belirlenmesi bakımından ceza mahkeme-
lerinin, diğer yargılama makamlarının kararları ile bağlı olmayacağı
anlaşılmaktadır.
90
Belli durumlarda bekletici sorun yoluna başvurma-
nın olumlu yönü; uyuşmazlık uzman mahkeme tarafından çözüleceği
88
“…Somut olayda sanık savunması ve tanık beyanları ile nüfus kaydı çelişmekte
olup, yukarıda açıklanan amaç doğrultusunda bu çelişkinin giderilmesi için nü-
fus kaydının düzeltilmesi zorunludur. Çünkü nüfus kaydı esas alındığında sanık
hakkında uygulanacak madde farklı, savunma ve tanık beyanları esas alındığın da
ise farklı bir madde olacaktır. Bu hal maddi gerçeği esas alan ceza yargılamasının
amacına aykırıdır. Bu nedenle sanığın nüfus kaydında yer alan, maktulün öz anne-
si olduğuna ilişkin bilginin düzeltilmesi için 5271 sayılı CMY.nın 218/1. maddesin-
deki kurala uygun olarak, hukuk mahkemesinde sanığın anne adının düzeltilmesi
için dava açtırılmalı ve sonucuna göre sanığın hukuki durumu tayin edilmelidir…
CGK.,2006/1-341 E., 2007/118 K., 29. 5. 2007 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Ban-
kası)”
89
“…Sanığın üzerine atılı görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu işleyip işleme-
diğinin değerlendirilebilmesi için; görevin gereklerine aykırı hareket edilip edil-
mediğinin objektif olarak tespit edilebilmesi açısından Ağır Ceza Mahkemesinin
dosyası ile Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyasında devam eden ceza ve hukuk
yargılamalarının sonucunun beklenmesi, 5237 sayılı TCY.nın 257/1. maddesinde-
ki suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi açısından da, Yargıtay
Ceza Genel Kurulu’nun 18. 10. 2005 gün 96-118 sayılı kararı ile 20. 11. 2007 gün ve
83-244 sayılı kararında belirtilen ilkeler de göz önünde bulundurulmak suretiyle
sanığın görevinin gereklerine aykırı olarak verdiği iddia edilen tedbir ve tedbirin
kaldırılmasının reddi kararlarının kamunun zararına veya kişilerin mağduriyetine
yada kişilere haksız kazanç sağlanmasına neden olup olmadığının bilirkişi ince-
lemesi marifetiyle tespit ettirilmesi ile bu şekilde edinilecek kanaate göre sanığın
hukuki sorumluluğunun belirlenmesi gerekir…CGK., 2007/4-201 E., 2008/12 K.,
29. 1. 2008 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
90
Cumhur Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yayıncılık, Ankara
2005 (Gazi Şerhi), s.696.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...396
için hükmün daha sağlıklı olmasıdır. Olumsuz yönü ise, yargılamada
zaman kaybına sebep olması gösterilebilir. Bu olumsuzluk, madde ge-
rekçesinde de “...mahkemenin ceza davasını beklemeye alması, ancak çok zo-
runlu ve uzmanlığa ilişkin bir husus söz konusu olduğunda karar verilebilecek
bir hal sayılmalıdır. Aksi takdirde davanın makul sürede bitirilmesi ilkesi ihlal
edilmiş olur…” şeklinde ifade edilmiştir.
91
bb. Sahtecilik İddiası Nedeniyle Bekletici Mesele Yoluna
Gidilmesi
Hukuk mahkemesinde açılmış ve devam etmekte olan sahtecilik
davası bulunmasına rağmen ceza mahkemesinde bu sahtecilik iddia-
sına ilişkin olarak kamu davası açılması mümkündür. Sonuçları itibari
ile birbirini etkileme ihtimali bulunan her iki davada bekletici sorun
kararı verilebilir. Ceza mahkemesi bakımından atılı suçun ispatı, ceza
mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir so-
runun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak
da ilgili Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla
ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın
sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. Burada
bir zorunluluk öngörülmemiş olup takdir mahkemeye aittir.
92
Bu so-
nuca Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Ceza mahkemelerinin ek yetki-
si” kenar başlıklı 218’inci maddesi ve bu maddeye Yargıtay’ın getirdiği
bakış açısından varılmaktadır.
Bu bağlamda hukuk mahkemesinde devam eden sahtecilik dava-
sını ceza mahkemesi bekletici mesele yapabilir. Burada hukuk mahke-
mesinin nihai kararının niteliğine göre ceza mahkemesi hareket ede-
cektir. Hukuk mahkemesinde bir senedin sahteliği iddiası ile açılmış
olan davada mahkemenin senedin sahte olmadığına dair karar verme-
si halinde bu karar hukuk mahkemesi nezdinde kesin hüküm teşkil
edecektir.
93
Bu konuda HMK’nın “Sahtelik hakkında hukuk ve ceza
91
Onur Kart, “Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması (5271 Sayılı Ceza Mu-
hakemesi Kanunu’nun 206-208 ve 215-218. Maddeleri)”, http://www.kazan-
ci.com/cgi-bin/highlt/hebb/highlight.cgi?file=hebb/files/makaleonurkart2.
htm&query=Bekletici%20mesele#fm, İET: 16.12.2012
92
Akcan, s.92-98; Kunter, Yenisey, Nuhoğlu,s.137-138.
93
Kuru, C.V, s.5096; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Pekcanıtez, Atalay, Özekes, s.561;
Akcan, s.76; Aktan, s.25; Üstündağ, s.567; Postacıoğlu, s.590; Deliduman, s.16.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 397
mahkemesi kararlarının etkisi” kenar başlıklı 214’üncü maddesinde
kesin düzenleme bulunmaktadır. Buradaki düzenleme uyarınca bir
belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesince verilen karar
kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza mahkemesinde
de sahtelik iddiası ile ceza davası dinlenemez. Benzer düzenleme mül-
ga HUMK’un 314’inci maddesinde de bulunmaktaydı.
94
Diğer bir ifade
ile senedin sahteliği iddiası ile bu konuda ceza davası açılamayacağı
gibi derdest ceza davasında ise bu husus tartışma konusu yapılamaya-
cak ve davanın reddine karar verilmesi gerekecektir. Zira burada hu-
kuk mahkemesi kararı ceza mahkemesi için kesin hüküm teşkil eder.
95
Ancak hukuk mahkemesi senedin sahte olduğuna karar vermesi
halinde ise verilen bu karar ceza mahkemesini bağlamayacaktır. Hu-
kuk mahkemesinin burada vermiş olduğu “sahtelik kararı” , “senedin
sahte olmadığı kararı”nın aksine ceza mahkemesini doğrudan bağla-
yan bir yönü bulunmamaktadır. Mahkeme burada senedin sanık ta-
rafından düzenlendiğini tespit etmesi halinde mahkûmiyetine karar
verebilir.
96
E. SAHTECİLİK KONUSUNDA ALDIRLAN BİLİRKİŞİ
RAPORLARININ ETKİSİ
a. Ceza Mahkemesinden Alınan Bilirkişi Raporunun Hukuk
Mahkemesine Etkisi
Öğretide dile getirilen bir görüşe göre, ceza yargılaması esnasında
alınmış olan bilirkişi raporu, hukuk ve ceza yargılamasının amaçla-
rının birbirinden farklı olması nedeniyle kusur ve derecesi bakımın-
dan hukuk hâkimini bağlamayacaktır.
97
Diğer bir görüşe göre ise her
iki yargılama usulünün farklı olmasından dolayı ceza yargılamasın-
da alınmış olan bilirkişi raporunun bağlayıcı olmadığını kabul etmek
doğru olmayacaktır. Bu nedenle hükme esas alınan bilirkişi raporunda
sanığa hiç bir kusur yüklenmemiş ise bu raporun hukuk mahkeme-
94
Kılıçoğlu, (Haksız Fiil), s.188; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682; Kılıçoğlu, s.459; Delidu-
man, s.16.
95
Kuru, C.V, s.5096; Akcan, s.75-76; Karslı, s.586; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682.
96
Kuru, C.V, s.5097; Kılıçoğlu, s.459; Kuru, Arslan, Yılmaz, s.682.
97
Ahmet Çelik Çelik, Tazminat ve Alacaklarda Zamanaşımı, Legal Yayıncılık, İstan-
bul 2004,(Zamanaşımı), s.230-231; Doğanay, s.31.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...398
sinde de dikkate alınması gerektiği ve bunun usul ekonomisine de uy-
gun olacağı vurgulanmaktadır.
98
Bu konuda ileri sürülen diğer bir görüşe göre ise, ceza mahkeme-
sinde alınmış olan bilirkişi raporunun hukuk hâkimini bağlayacağı-
nın kabulünün hâkimin değerlendirme hakkının elinden alınması so-
nucunu doğuracaktır.
99
Konunun açıklığa kavuşturulması bakımından ceza mahkeme-
sinde alınmış olan bilirkişi raporunun bağlayıcılığını ceza mahke-
mesi kararının hukuk mahkemesi nezdinde bağlayıcı olduğu halleri
de dikkate alarak değerlendirmekte fayda bulunmaktadır. Eğer ceza
mahkemesinin kararı hukuk mahkemesi nezdinde kesin delil etkisi
nedeni ile bağlayıcı olduğu bir durum söz konusu ise burada hükme
esas alınan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlaması gere-
kir.
100
Mesela ceza mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde top-
lanan deliller ışığında senedin sahte olduğu tespit edilmiş ve bu doğ-
rultuda mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise ceza
mahkemesinin bu sahtecilik kararı hukuk mahkemesi bakımından
kesin hüküm niteliğindedir. Bu, aynı zamanda kesin delil etkisi doğu-
racağından ceza mahkemesinden alınmış olan ve senedin sahteliğini
gösteren bilirkişi raporunun da hukuk hâkimini bağlaması gerekir.
Aslında burada ceza mahkemesi kararının kesin delil niteliği etkisi-
ni bilirkişi delili üzerinde göstermektedir. Burada aslında hükme esas
alınan zahiren bilirkişi delili olsa da, esasen hükme esas alınan ceza
mahkemesinin mahkûmiyet kararıdır.
Ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesi nezdinde kesin de-
lil teşkil etmediği diğer hallerde ise ceza mahkemesinden alınan ve
hükme esas alınan bilirkişi raporu hukuk mahkemesi bakımından
değerlendirilmeye değer bir takdiri delil niteliğindedir.
101
Bu noktada
ceza davasında kusur ve zararın miktarının tespiti için alınmış olan
bilirkişi raporları, anılan davalar mahkûmiyet ile sonuçlanmış olsa
bile hukuk hâkimini bağlamayacaktır.
102
98
Akcan, s.172.
99
Feridun Müderrisoğlu, “Ceza Mahkemesi Kesin Hükmü İle Tespit Edilen Kusur
Derecesi Hukuk Hâkimini Bağlar mı?”, AD, Şubat-Mart 1973, s.117.
100
Akcan,s.173-174; Kuru, C.III, s.5154.
101
Akcan, s. 173-174; Kuru, C.III, s.5154.
102
“…BK. nun 53. maddesine göre; ceza mahkemesi mahkûmiyet kararı maddi olayın
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 399
Yargıtay’a göre ceza yargılaması sürecinde alınmış olan rapor eğer
özel hukukta öngörülen prensip usul ve yöntemlere göre düzenlenmiş
ise hukuk hâkimi bu rapora göre hüküm verebilir.
103
Genel olarak Yargıtay ceza davası açılan hallerde, ceza davasında
alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun
hukuk hâkimini kusur yönünden bağlamayacağını içtihat etmektedir
ve bu konu Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenmektedir.
104
Ancak
Yargıtay mahkûmiyet kararı ile sonuçlanmış olan bir davada alınan
kusura ilişkin bilirkişi raporunun en azından failin kusurlu olduğu
konusunda hukuk hâkimini bağlaması gerektiğine de kararlarında
yer vermiştir.
105
Yargıtay’a göre, hukuk ve ceza mahkemelerinden alın-
mış olan bilirkişi raporlarında kusur oranının birbirinden farklı olma-
sı halinde hâkimin, bu çelişkinin giderilmesi bakımından yeniden bir
bilirkişi heyeti oluşturarak raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek yeni
bir rapor aldırması gerekir.
106
sübut bulması yönünden hukuk mahkemesini bağlar ise de, kusurun takdiri ve
zarar miktarını tayini bakımından bağlanamaz. BK. nun 53. maddesini bu şekilde
yorumlamak icap eder.
Davalılar ceza dosyasındaki davacı alacağını belirleyen bilirkişi raporunun yeter-
siz olduğunu ileri sürerek yeniden inceleme yaptırılmasını isteyebilirler.
Mahkemece; hükme esas alınan ceza bilirkişi raporunda değinilen stopaj, gider
vergisi, giderler gibi kalemlerin davalılardan istenip istenemeyeceği hususları da
nazara alınarak bilirkişi incelemesi yaptırılıp hasıl olacak sonuca göre hüküm ver-
mek gerekirken, eksik incelemeyle karar verilmesi doğru olmamıştır…11. HD.,
1992/5573 E., 1992/10286 K., 28. 10. 1992 T. (Kazancı İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
103
“…ceza mahkemesinde alınan ve davalının olayda kusur oranını da belirleyen ra-
porun, iş güvenliği mevzuatı da göz önünde tutularak, yapılan değerlendirme so-
nucu verildiğinin, bu nedenle hukuki yönden de kanaat verici ve doyurucu bulun-
duğunun anlaşılmasına göre,…Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken,
önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır…”, HGK., 1994/10-390 E.,
1994/626 K., 19. 10. 1994 T. (İlmi ve Kazai İçtihatlar Dergisi, Y.1995, s.10807-10808;
Koçak, s.135 dn. 656)
104
HGK., 2008/4-734E., , K. 2008/766 K., 24. 12. 2008 T. (Akil, (Bilirkişi), s.695)
105
“…Ceza Mahkemesi´nin 2001/1393 Esas s. dava dosyası ile ceza davası açıldığı, bu
dava dosyasında davalının 1/8 oranında kusurlu bulunduğu, davanın mahkumiyetle
sonuçlandığı,anlaşılmaktadır. Mahkemece de bu dosyada alınan bilirkişi raporu dik-
kate alınmadan karar verilmiştir. Tazminat davalarında delillerin değerlendirilmesi
hâkime aittir. Borçlar Kanunu´nun 53 ncu maddesi hükmüne göre hukuk hâkimi ku-
surun varlığına karar verebilmek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleri
ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususlarda da ceza
mahkemesi kararı ile bağlı değilse de, olgularda ve ortaya konulan delillerde farklılık
olmaksızın aynı kazada farklı kusur oranlarına ulaşılması adalete olan güveni sarsa-
bilecektir…11. HD., 2003/7126 E., 2004/1571 K. ,23. 02. 2004 T. (Koçak, s. 136)
106
“…Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumuyla daha önce alınan bilirkişi raporları
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...400
Hâkimin başka bir dava için hazırlanmış bulunan bilirkişi raporu-
nu kendi baktığı dava için değerlendirmesi de mümkündür. Zira bilir-
kişi delili takdiri bir delildir.
107
b. Hukuk Mahkemesinde Alınmış Olan Bilirkişi Raporunun
Ceza Mahkemesi Nezdindeki Hükmü
Burada hukuk mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun
bağlayıcılığını hukuk mahkemesi kararının ceza mahkemesi nezdin-
de bağlayıcı olduğu kesin delil hükmünde olduğu halleri de dikkate
alarak değerlendirmekte fayda bulunmaktadır. Eğer hukuk mahke-
mesinin kararı ceza mahkemesi nezdinde kesin delil etkisi nedeni ile
bağlayıcı olduğu bir durum söz konusu ise burada hükme esas alınan
bilirkişi raporunun da ceza mahkemesini bağlaması gerekir. Mesela
hukuk mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde toplanan delil-
ler ışığında senedin sahte olmadığı tespit edilmiş ve bu doğrultuda
davanın reddi kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise hukuk mah-
kemesinin bu sahtecilik iddiasına ilişkin kararı ceza mahkemesi bakı-
mından kesin hüküm ve delil etkisi doğuracağından hukuk mahke-
mesinden alınmış olan ve senedin sahte olmadığını gösteren bilirkişi
raporu da ceza hâkimini bağlar. Aslında burada hukuk mahkemesi
kararının kesin delil niteliği etkisini bilirkişi delili üzerinde de gös-
termektedir. Diğer bir ifade ile aslında hükme esas alınan zahiren bi-
lirkişi delili olsa da, esasen hükme esas alınan hukuk mahkemesinin
senedin sahte olmadığına ilişkin kararıdır.
Diğer taraftan hukuk mahkemesi kararının ceza mahkemesi nez-
dinde kesin delil teşkil etmediği diğer hallerde ise hukuk mahkeme-
sinden alınan ve hükme esas alınan bilirkişi raporu ceza mahkemesi
bakımından değerlendirilmeye değer bir takdiri delil niteliğinde ola-
arasında sonuçları itibariyle aykırılık bulunduğuna göre, somut olayın özelli-
ği itibariyle, davalı yanın son rapora itirazı da göz önünde tutularak, Adli Tıp
Kurumu’ndan yeniden rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerek-
lidir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak,
raporlar arasındaki aykırılığı giderici yeni bir rapor alınması ve sonucuna göre
karar verilmesi gerekir… HGK., 2011/19-171 E., 2011/279 K., 4. 5. 2011 T. (Kazancı
İçtihat-Bilişim Bilgi Bankası)”
107
Cenk Akil, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Hâkimin Bilirkişi Raporuyla Bağ-
lı Olup Olmadığı Hakkında Vermiş Olduğu 24. 12. 2008 Gün ve E. 2008/4-734,
K.2008/766 Sayılı Kararının Tahlili”, AÜHFD, Ankara 2011, C.60, S. 3, s.706, dn.29.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 401
caktır. Zira ceza mahkemesi her türlü yasal delili kararına esas alabilir.
Ayrıca bunlar haricinde hukuk mahkemesinde alınmış olan bir bilir-
kişi raporu ceza mahkemesince yeterli görülüyorsa bunun da karara
esas alınması mümkündür. Zira ceza yargılamasında delil serbestîsi
ilkesi geçerli olduğundan ceza mahkemesi hukuka uygun olan bütün
delilleri değerlendirmekte özgürdür. Bu bağlamda mala zarar verme
suçunun yapılan yargılamasında erteleme, uzlaştırma ve HAGB hü-
kümlerinin uygulanması bakımından, hukuk mahkemesinde aynı ey-
lemden dolayı aldırılmış olan bilirkişi raporunu kararına esas alabilir.
SONUÇ
Hukuk mahkemesi kararlarının ceza mahkemesi bakımından
kesin hüküm oluşturduğu istisnai durumlar bulunmaktadır. Bu kap-
samda hukuk mahkemesinde bir senedin sahteliği iddiası ile açılmış
olan davada mahkemenin senedin sahte olmadığına dair karar ver-
mesi halinde bu karar ceza mahkemesi nezdinde kesin hüküm teşkil
edecektir. Bu konuda HMK’nın “Sahtelik hakkında hukuk ve ceza
mahkemesi kararlarının etkisi” kenar başlıklı 214’üncü maddesinde
kesin düzenleme bulunmaktadır. Buradaki düzenleme uyarınca bir
belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesince verilen karar
kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza mahkemesinde
de sahtelik iddiası ile ceza davası dinlenemez. Benzer düzenleme mül-
ga HUMK’un 314’inci maddesinde de bulunmaktaydı. Diğer bir ifade
ile senedin sahteliği iddiası ile bu konuda ceza davası açılamayacağı
gibi derdest ceza davasında ise bu husus tartışma konusu yapılamaya-
cak ve davanın reddine karar verilmesi gerekecektir.
Diğer taraftan ceza mahkemesinin senedin sahteliğine ilişkin ver-
miş olduğu mahkûmiyet kararı hukuk mahkemesi nezdinde kesin hü-
küm oluşturmaktadır. Buna karşılık ceza mahkemesinin bu konuda
verilen beraat kararı aynı sonucu doğurmayacaktır. Burada beraatin
hangi nedenle verildiği önemli olduğu kadar davaya konu senedin
sahteliği konusunda ceza mahkemesinin nitelendirmesi de önem ka-
zanmaktadır. Zira mahkeme senedin sahte olduğunu tespit etmekle
birlikte sahtelik eyleminin sanık tarafından gerçekleştirilmediğini ke-
sin olarak tespit ederek beraat kararı vermesi ile eylemin kimin tara-
fından gerçekleştirildiğinin açık olarak tespit edilememesi nedeniyle
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...402
delil yetersizliği dolayısıyla verilecek beraat kararının sonuçları farklı
olacaktır. Aynı şekilde davaya konu senedin sahte olmadığına ilişkin
kesin tespitten dolayı verilecek beraat kararının da etkisi farklı olacak-
tır. Burada senedin sahte olmadığından bahisle vermiş olduğu karar
da hukuk mahkemesini bağlayıcı niteliktedir.
Kaynakça
Akcan Recep, Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi, Ankara Üni-
versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara
1988.
Akil Cenk, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Hâkimin Bilirkişi Raporuyla Bağlı
Olup Olmadığı Hakkında Vermiş Olduğu 24. 12. 2008 Gün ve E. 2008/4-734,
K.2008/766 Sayılı Kararının Tahlili”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,
Ankara 2011, C.60, S. 3, s. 693-731.
Aktan Hamdi Yaver, “Medeni Hukuk-Ceza Hukuku (Hâkimleri) İlişkisi”, Adalet Der-
gisi, Ankara Mart-Nisan 1989, C. LXXX, S. 2, s. 22-37.
Alangoya H. Yavuz, Medenî Usul Hukukunda Vakıaların ve Delillerin Toplanmasına
İlişkin İlkeler, İstanbul 1979.
Alangoya H. Yavuz/Yıldırım Kamil/Deren Yıldırım Nevhis, Medenî Usul Hukuku
Esasları, 4. Baskı, Alkım Yayınevi, İstanbul 2004.
Ansay Sabri Şakir, Hukuk Yargılama Usulleri, 7.Baskı, Ankara Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Yayınları No. 142, Ankara 1960.
Arslan A.İsmet, “Ceza Hukuku Kurallarının Haksız Fiilden Doğan Tazminat Taleple-
rine Etkisi”, Yargıtay Dergisi, Ankara 1981, S.3, s. 325-348.
Bağatur Ege, “Medeni Hukuk İle Ceza Hukuku Arasındaki İlişki BK.53.Maddenin
İ n c e l e n m e s i ”, Ankara Barosu Dergisi, S.5, Y.1965, s.579-583.
Başpınar Veysel/Altunkaya Mehmet, “Depremden Doğan Zararların Tazmininde
Zamanaşımının Başlaması ve Süresi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,
C.57, S.1, s.95-131.
Belgesay Mustafa Reşat, Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, Ka-
zancı Yayınları, İstanbul 1990.
Belgesay Mustafa Reşat, “Türkiye Temyiz Mahkemesi ve İsviçre Federal Mahkemesi
Kararlarının Analizi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstan-
bul 1940, C.VI, S.1, s.353-364. (Kararların Analizi).
Belgesay Mustafa Reşit, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, C. 2, İstanbul
1940, (Şerh).
Berkin Necmettin, “İspat Hukukunda Senet Delili ve Yazılı Delil”, İstanbul Üniversi-
tesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstanbul 1946, C.12, S.4, s. 1175-1192.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 403
Bilge Necip/Önen Ergun, Medeni Yargılama Hukuku, Ankara 1978.
Bilgen Mahmut, “Kambiyo Senetlerinde Tahrifat (Değişiklik) Yapılması”, Dokuz Eylül
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, İzmir 2010, C.11, Özel S.: 2009, (Basım Yılı:
2010), s. 985-1028.
Centel Nur/Zafer Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Baskı, Beta Yayıncılık, İs-
tanbul 2012.
Çavdar Seyit, İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, An-
kara 2007.
Çelik Çelik Ahmet, “Hukuk Mahkemesi Kararlarının Ceza Davasına Etkisi”, http://
www.tazminathukuku.com/dosyalar/251_hukuk-mahkemesi-kararlarinin-ce-
za-davasina-etkisi. pdf,İET: 25.03. 2015.
Çelik Çelik Ahmet, Tazminat ve Alacaklarda Zamanaşımı, Legal Yayıncılık, İstanbul
2004, (Zamanaşımı).
Çetin Erol/Malkoç İsmail, Sahtelik Suçları, Ankara 1995.
Çınar Ali Rıza, “Hukuka Aykırı Kanıtlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara 2004,
S.55, (Hukuka Aykırı), s.31-64.
Deliduman Seyithan, “Son Değişiklikler Çerçevesinde Hukuk Muhakemeleri Kanu-
nu İle Borçlar Kanunu İlişkisi”, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yalova
2012, S.1, s.1-26.
Dişel Buse, “Ceza Mahkemesi Mahkûmiyet Kararının Hukuk Mahkemesi Kararına
Etkisi ve Bekletici Sorun Yapılması”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Der-
gisi, İzmir 2009, C.11, Özel Sayı 2009, s.183-224.
Doğanay İsmail, “Hukuk Hâkimi, Ceza Mahkemesinin Hangi Nevi Kararları İle Bağ-
l ı d ı r ? ”, Yargıtay Dergisi, Ankara 1975, S.2, s.21-31.
Erdemir İlter, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, C.2, Ankara 1998.
Erem Faruk, Ceza Usulü Hukuku, Genişletilmiş 4. Baskı, Sevinç Matbaası, Ankara
1973.
Aşçıoğlu Faruk, Adli Belge İncelemesi, İstanbul 2005.
Gürçay Kamil, “Tatbikatta Borçlar Kanununun 53 üncü Maddesi”, Ankara Barosu Der-
gisi, Ankara 1953, S.3, s.223-227.
Gürsoy Kemal Tahir, “Haksız Eylem (Fiil) Den Doğan Talep Hakkı ve Bu Hakkın Di-
ğer Talep Haklarıyla Yarışması (Dava Hakkının Telahuku)”, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 1974, C.31, S.1-4, s.149-184.
Karslı Abdurrahim, Medeni Muhakeme Hukuku, 3.Baskı, Alternatif Yayıncılık, İs-
tanbul 2012.
Kart Onur, “Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması (5271 Sayılı Ceza Mu-
hakemesi Kanunu’nun 206-208 ve 215-218. maddeleri)”, http://www.kazan-
ci.com/cgibin/highlt/hebb/highlight.cgi?file=hebb/files/makaleonurkart2.
htm&query=Bekletici%20mesele#fm, İET: 16.12.2012.
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...404
Kılıçoğlu Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 16. Baskı, Turhan
Kitabevi, Ankara 2012.
Kılıçoğlu Ahmet, “Haksız Fillerde Sorumlulukta Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk
İ l i ş k i s i ”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 1973, C. XXIX, S. 3-4,
s.185-225, (Haksız Fiil).
Kılıçoğlu Mustafa, Sorumluluk Hukuku, C.I., Sözleşme Dışı Sorumluluk, Turhan Ki-
tabevi, Ankara 2002, (Sorumluluk Hukuku).
Koçak Hakan, Ceza Yargılamasının Hukuk Mahkemelerinde Bağlayıcılığı Sorunu,
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, Konya 2009.
Kunter Nurullah/Yenisey Feridun/Nuhoğlu Ayşe, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak
Ceza Muhakemesi Hukuku, 19. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul 2009.
Kurşun Günal, Ceza Muhakemesinde Hüküm, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2011.
Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, 23. Baskı, Yetkin
Yayıncılık, Ankara 2012.
Kuru Baki/Arslan Ramazan/Yılmaz Ejder, İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2011, (İcra).
Kuru Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.I-II-III-IV-V-VI, 6. Baskı, Demir Yayınları,
Ankara 2001.
Kuru Baki, İcra ve İflas Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, 2003, (İs-
tirdat).
Muşul Timuçin, İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2008.
Müderrisoğlu Feridun, “Ceza Mahkemesi Kesin Hükmü İle Tespit Edilen Kusur Dere-
cesi Hukuk Hâkimini Bağlar mı?”, Adalet Dergisi, Ankara Şubat-Mart 1973,s.108-
124.
Nart Serdar, “Alman ve Türk Hukukunda Senetle İspat”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hu-
kuk Fakültesi Dergisi, İzmir 2007, C.9, S.1, s. 207-232.
Önen Ergun, Medeni Yargılama Hukuku, Sevinç Matbaası, Ankara 1979.
Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, Alfa Basım Yayım Da-
ğıtım, İstanbul 1995.
Öztek Esat, “Ceza Mahkemesinde Beraat Haksız Fiili ve Onun Tazminini Ortadan
Kaldırmaz”, Jurisdictio 1957, C.II, s.491-493.
Pekcanıtez Hakan, “Bekletici Sorun”, Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, İzmir
1980, C.1, S.1, s.249-275.
Pekcanıtez Hakan/Korkmaz Hülya Taş /Meriç Nedim, Gerekçeli Hukuk Muhake-
meleri Kanunu, Ankara 2011.
Pekcanıtez Hakan/Atalay Oğuz/Özekes Muhammet, Medenî Usul Hukuku, 6. Baskı,
Yetkin Yayıncılık, Ankara 2007.
TBB Dergisi 2016 (124) Bahattin ARAS 405
Pekcanıtez Hakan/Atalay Osman/Özekes Muhammet, Hukuk Muhakemeleri Kanu-
nu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, (HMK’ya Göre).
Postacıoğlu İlhan E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1959.
Postacıoğlu İlhan E., İcra Hukuku Esasları, İstanbul 1982, (İcra).
Saldırım Mustafa, Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, (Şerh), An-
kara 2011.
Selçuk R. Nurettin, “Ceza Kararlarının Hukuk Hâkimine Etkisi”, Ankara Barosu Der-
gisi, Ankara 1975, S.5, s.718-725.
Sungurtekin Özkan Meral, Avukatlık Hukuku, 1. Baskı, Fakülteler Kitabevi, İzmir
2006.
Şahin Cumhur, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yayıncılık, Ankara
2005 (Gazi Şerhi).
Tan Hadi, “Medeni Hukuk Münasebetlerine Müteallik Meselelerde Ceza Mahkeme-
lerinin Yetkisi”, Adalet Dergisi, Ankara 1951, S.5, s.659-666.
Tuğsavul Muhsin, “BK.53.Maddesi Üzerine Bir İnceleme”, Adalet Dergisi, Ankara
1946, s.946-958.
Tunçomağ Kenan, “Mahkeme Kararları Kroniği”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakül-
tesi Mecmuası, C.XXVIII, S.1, (Mahkeme Kararları), s.292-319.
Türk Ahmet, Maddi Hukuk ve İcra ve İflas Hukuku Yönleriyle Menfi Tespit Davası,
Ankara 2006.
Türker Erhan, “Ceza Mahkemesi Kararlarının Haksız Fiiller Konusunda Hukuk
Hâkiminin Kararlarına Etkisi”, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Dergisi,
C.11, S.1, Y.1980, s.310-321.
Ulusoy Yasin, “Beyaza İmza”, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, Er-
zincan 2004, C.VIII, S.3-4, s.471-499.
Umar Bilge, “Temyiz Mahkemesi İçtihatlarına Göre Ceza Mahkemesi Kararının
Hukuk Mahkemesine Tesiri”, İstanbul Barosu Dergisi, İstanbul 1949, C.XXXIII,
s.360-372.
Uyar Talih, “Sahte Senetle Yapılan İcra Takibinin Durdurulması”, Nevşehir Barosu
Dergisi, Nevşehir Mart 2014, Y.1, S.1, s.293-308.
Uyar Talih, İcra Hukukunda Olumsuz Tespit ve Geri alma Davaları, C.1, İzmir 2003,
(Geri Alma Davaları).
Uyar Talih, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, C.4, İzmir 2008, (Şerh).
Uygur Turgut, Açıklamalı- İçtihatlı Borçlar Kanunu Sorumluluk ve Tazminat Huku-
ku, C.3, Ankara 2010.
Üstündağ Sami, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, İstanbul 2000.
Yaşar Halis,“Ceza Mahkemesi Kararlarının Hukuk Hâkimini Etkileyip Etkilememe-
si Meselesinin Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlaline Varan Boyutu (Bir
Sahtecilik İddiası Bakımından Hukuk Ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi...406
Yargıtay Kararının Düşündürdükleri)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara
2013, S.109, s.451-464.
Yavuz Nihat, İtirazın İptali, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara 2000.
Yazar Muammer, “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasındaki İlişki”, Yargıtay Der-
gisi, Ankara 1986, C. XII, S.3, s.246-255.
Yılmaz Ejder, “Usul Ekonomisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara
2008, C. LVII, S.1, s.243-274,(Usul Ekonomisi).
Yılmaz Ejder, “Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu`yla Getirilen Değişiklikler”,
http://www.muglabarosu.org.tr/upload/UserUpload/file/hmkyenilikler.pdf,
İET: 15.10.2013, (Değişiklikler).
Yılmaz Lerzan, Kambiyo Senetlerinde Defiler, İstanbul 2007, (Deliler).