Uı•. (Aı•, Oy,•� I Hou•I,
1
1'( >n AMAN ç,H ,(, ı 1(
I·ıı� 1lıılvrı•llı ııl l lıılııılı l'ıı�llllı
1ııl
ı IAı,,ı1111 1 Jyı•�I
ŞİRl{ETE BORÇLANMA YASAĞI
onikilevha
llll 11111111111111111111111111
Tuna'ya,
Anneme ve Babama
ÖNSÖZ
Bu çalışma, 'J.nonim Ortaklıkta Şirkete Borçlanma Yasağı" başlığı
ile 7 Temmuz 2015 tarihinde İstanbul Üniversitesi'nde, Prof. Dr.Abuzer
Kendigelen (Danışman), Prof. Dr.Mehmet Helvacı, Prof. Dr.Veliye Yanlı,
Prof. Dr. Gül Okutan Nilsson ve Doç. Dr. Ali Paslı'dan oluşan jüri önün-
de doktora tezi olarak savunulmuş ve oybirliğiyle başarılı bulunmuştur.
Jüriyi oluşturan hocalarıma değerli katkıları için minnet ve şükranlarımı
sunuyorum.
Çalışmanın konusunu oluşturan pay sahibi ile yönetim kurulu
üyesinin şirkete borçlanma yasağı hakkındaki TTK m. 358 ile 395/2 ve
3 hükümleri ilk kez 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile benimsenmiş
özgün düzenlemelerdir. Ancak, borçlanma yasağının ihdas sebebi olan
şirket sermayesi ve malvarlığının korunması ve çoğunluk paysahiplerinin
malvarlıksal haklardan azınlık aleyhine yararlanmasının engellenmesi
amacıyla birçok ülke hukukunda düzenlemelere rastlanmaktadır. Ça-
lışmanın ilk bölümünde, borçlanma yasağının benimsenmesine temel
oluşturan ilkelerin açıklanmasına ve bu yasak ile amaçlanan korumanın
mukayeseli hukukta nasıl sağlandığının tespit edilmesine çalışılmıştır.
Pay sahibinin şirkete borçlanma yasağına ayrılan ikinci bölümde ve pay
sahibi olmayan yönetim kurulu üyesinin borçlanma yasağına ayrılan
üçüncü bölümde öncelikle yasak ile amaçlanan koruma araştırılmış ve
mevcut düzenlemeler ile bu korumanın sağlanmasının mümkün olup ol-
madığı tartışılmıştır. Yasağın kapsamı, kişi ve işlem açısından irdelenmiş
ve bu bağlamda hükmün açıkça kapsamında
yer almayan kişi ve işlemlere
yasağın uygulanabilme ihtimali tartışılmış, nihayet yasağın ihlali halinde
Vlll
uygulanacak müeyyideler araşhrılmıştır. Pay sahibinin borçlanmasının
belirli şartlarda yasaklanmış olması nedeniyle, çalışmanın
ikinci bölüm-
de bu şartlara
değinilmiştir.Üçüncü bölümde ise, özellikle grup şirketleri
için öngörülen istisnanın kapsamına ilişkin sorunlara yanıt aranmış ve
yasağın ihlali h�linde uygulanacak müeyyideler araştırılırken özellikle
alacaklılar lehine takip imkını öngören düzenlemenin nasıl yorumlan-
ması gerektiği üzerinde durulmuştur.
Çalışma, ne yazık ki hazırlanmasından ancak dört sene sonra bas-
kıya verilmiştir. Jüri üyelerinin tezin savunulmasından hemen sonra
yayımlanması yönündeki telkinlerine rağmen yaşanan bu gecikme ne-
deniyle başta değerli hocam Prof. Dr. Abuzer Kendigelen olmak üzere,
tüm değerli
jüri üyesi hocalarımdan özür dilerim. Aradan geçen zamanda
gerçekleşen mevzuat değişikliklerinin işlenmesi ve kaynakçada
yer alan
eserlerin güncellenmesiyle yetinilmiş ve içerikle ilgili sadece
küçük bazı
değişiklikler yapılmıştır.
Tez çalışmasının değerli hocam Prof. Dr. Abuzer Kendigelen' in da-
nışmanlığında
hazırlanması benim için çok büyük bir gurur kaynağıdır.
Hocama tezin yazım aşamasında gösterdiği ilgi ve üzerimdeki emeği
için teşekkür eder, şükranlarımı sunarım. Ayrıca yeterlik sınavının he-
men öncesine kadar danışmanlığımı üstlenen, değerli zamanını ayırarak
beni sınava hazırlayan, ancak erken emekliliği nedeniyle
tezimi kendisi
ile tamamlamamın mümkün olmadığı değerli hocam Prof. Dr. Ömer
Teoman'a duyduğum sonsuz sevgi ve saygıyı tarif edebilmeme imkan
yoktur. Değerli hocama en derin minnet ve şükranlarımı sunarım.
Tezin bir kısmı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde
araştırma görevlisi olarak çalıştığım yıllarda yazılmıştır. Akademik kari-
yerim boyunca yakın destek ve ilgilerini benden esirgemeyen, bana her
zaman yol gösteren, kendileri ile çalışma fırsatı bulduğum için kendimi
çok şanslı saydığım, beniyetiştiren ve candan destekleyen değerli hocala-
rım Prof. Dr. Veliye Yanlı ve Prof. Dr. Gül Okutan
Nilsson' a şükranlarımı
kelimelerle ifade edebilmem güçtür. Kabul ederlerse hocalarımın her
zaman asistanları olarak kalmak isterim. Dekanı olduğu fakültenin önce
öğrencisi sonra araştırma görevlisi olmaktan gurur duyduğum kıymetli
IX
hocam Prof. Dr. Turgut Tarhanh'ya, üniversitenin ilk yılından itibaren
her türlü çalışmamda beni destekleyen örnek bilim insanı Prof. Dr.Yeşim
Atamer'e, keyifle ve dostlukla birlikte çalıştığımız kürsü arkadaşım
Araş.
Gör. Kerem Çelikboya' ya ve yetişmemde
emeği geçen tüm hocalarım ve
çalışma arkadaşlarıma
teşekkür etmek benim için zevkli bir görevdir.
Çalışma büyük ölçüde, Hamburg'daki Max Planck Ulus lararası ve
Karşılaştırmalı Hukuk Enstitüsü'nde yapılan araştırmalara dayanmak-
tadır. Sağladığı burs imkanı ve verimli çalışma ortamı için Enstitü'ye,
akademik ve kişisel olarak desteğini esirgemeyen Prof. Dr. Dr. Dr. h.c.
muit. KlausJ.Hopt'a ve gösterdiği yakınlık için değerli eşi Sung Nguyen-
Hopt'a minnettarım. Hamburg'da başlayan ve daim olacağını bildiğim
dostlukları ve yol arkadaşlıkları için Dr. Cansu Kaya Kızılırmak ve Dr.
Işık Önay'a teşekkür ederim. Hamburg'da bulunduğum sürece yüzlerce
kilometre öteden sevgilerini hissettiren ve yokluğumda eşime destek
olan sevgili kayınvalidem Sevil Çolgar'a ve kayınpederim Prof. Dr. Umur
Çolgar'a teşekkür ederim.
Çalışma boyunca karşılaşılan borçlar hukuku meselelerinde benden
desteğini esirgemeyen
Prof. Dr. H. Murat Develioğlu'na hem yardımları
hem de dostluğu için minnettarım. Ceza hukuku
ile ilgili kısımlarda yar-
dımcı olan Dr. Murat Önok'a, vergi hukuku ile ilgilisorularımı yanıtlayan
Araş. Gör. Ezgi Arık Önal'a içtenlikle
teşekkür etmek isterim. Fakat şüp-
hesiz çalışmadaki tüm hatalar, şahsıma aittir.
Değerli hocam Prof. Dr. Bertil Emrah Oder'e hem tezin son aşa-
masında hissettirdiği inanç ve destek hem de Koç Üniversitesi Hukuk
Fakültesi'nde yarattığı huzurlu veverimli çalışma ortamı içinşükranlarımı
sunarım.
Fakültedeki çalışma arkadaşlarım Araş. Gör. Cem Veziroğlu'na
ve Araş. Gör. Abdurrahman Kayıklık'a kitabı okuyarak benimle değerli
görüşlerini paylaştıkları, Araş. Gör. Ayşegül Kula'ya ve öğrenci asistan-
larım Helin Akbulut ile Irmak Su Aydınlı'ya eserin yayına hazırlanma
sürecindeki özverili yardımları için teşekkür etmek benim için bir zevktir.
Gerek tezin yazım aşamasında gerekse öncesi ve sonrasında elbette
en büyük destek
ailemden geldi. Bu süreçte kendilerine ayırmam gereken
zamandan çalmak durumunda kaldığım sevgili annem Sevgi Toraman,
X
haham M�sut Toraman ve ablam Eylem Yıldırım'a hi�ettirdikJeri son!.Ut
sevgi, destek ve emekleri için ne kadar teşekkür etsem azdır. En büyük
destekçim, şansım, bana daima moral ve neşe veren, yol gö teren sevgili
eşim Av. Tuna
Çolgar olmasaydı, burada olmazdım. Kendisine sabn v�
sevgisi için teşekkür ederim.
Son o1arak kitabı özenle baskıya hazırlayan On İki Levha Yayıncılık'a
ve özellikle Sayın Tansel Özgülgün ve Erol Öz'e teşekkürlerimi sunanın.
Sarıyer, 2019
-
İÇİNDDICiL.lill
(�Ns('!ı ................... t.i,,,,,,,.,,,, ,,,,,,,,,.,,,,,,,,, ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, V f1
fÇt N 1) ııtııy Sıılıil,ini,ı Şi,·kete JJorçlarınıa Yasağı 227
olması gereklidir. Hesaplama, serbest yedek akçeler ile şirket karının zararla-
ra oranlanması suretiyle yapıldığından öncelikle bu kavramların açıklanma-
sında fayda vardır.
1. SerbestYedekAkçe
Yedek akçeler, TTK'nın 519 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Ancak, bu düzenlemelerde
"serbest yedek akçe
11
nin tanımına yer verilmemiş-
tir. Serbest yedek akçe ifadesine TTK m. 358 hükmü yanında, sadece, kar
payının kaynakları hakkındaki TTK m. 509/2 hükmünde rastlanmaktadır.
Ayrıca, Kanun' un bazı maddelerinde,
''dağıtılmasına izin verilmeyen
11
yedek
akçe ifadesi kullanılmaktadır. Kanunda terminolojik bir birlik bulunmaması
nedeniyle, TTK m. 358 hükmü uyarınca kastedilen yedek akçe kavramının,
Kanun' un yedek akçeler hakkındaki düzenlemeleri incelenerek belirlenmesi
gereklidir.
Örneğin, şirketin kendi hissesini iktisap edebilme koşullarının dü-
zenlendiği TTK m. 379'da, iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten
sonra, kalan şirket net aktifinin en az esas sermaye ile
"kanun ve esas söz-
leşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin"
toplamı kadar
olması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bir diğer ifadeyle, kanun koyucu bu
hükümde yedek akçeleri, dağıtılmasına izin verilen/verilmeyen şeklinde
tasnif etmiştir. TTK m. 379 hükmünde benimsenen bu tercih, 2017/1132
sayılı Yönerge'nin ilgili maddesinin kabul edilmesinin bir sonucudur3
27
• Söz
konusu yedek akçelerin niteliği ve miktarı Yönerge'de belirtilmeyip bu ko-
nuda üye ülkelere takdir hakkı tanınmıştır3
28
• Bu nedenle, dağıtılmasına izin
verilmeyen yedek akçelerin miktarının, ancak üye ülke düzenlemelerinin
incelenmesi sonucunda belirlenmesi mümkündür3
29
•
3
27 Bkz. 2017/1132 sayılı Yonerge m. 60/1, (b).Yonerge'ninilgili hükmünde, şirketin kendi
hisse senedini iktisap edebilmesine ancak, şirket net aktifinin korunması şartıyla izin ve-
rilmiştir. Şirket net aktifi ise, söz konusu maddenin, dağıtımlar hakkındaki 56. maddenin
1 ve 2. fıkralarına yaptığı gönderme neticesinde tespit edilmektedir.Yukarıda açıklandığı
üzere, gönderme yapılan ilgili maddede, pay sahiplerine dağıtım yapılabilmesine, şirket
net aktifınin, sermaye ile dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçeleri aşması şartıyla
izin verilmiştir.
328
KOLL-MÖLLENHOFF, S. 156.
3
2
9 Hükmün kapsamına sadece kanuni yedek akçelerin girdiği yönünde bkz., KoLL-
-
,
228 Şirkete Borçlanma Yasağı
TTK'da tanımlanmayan "serbest yedek akçe" kavramına, kar payı avan-
sına ilişkin ikincil mevzuatta da rastlanmaktadır. Kanun'da ilk kez, kapalı
şirketler için de k�r payı avansı dağıtımına izin verilmiş ve SerPK'ya tabi
olmayan şirketlerde kar payı avansının Ticaret Bakanlığı'nın bir tebliği ile
düzeııleneceği hükme bağlanmıştır (TTK m. 509/3). Hazırlanan Kar Payı
Avansı Tebliği'nde"
0
serbest yedek akçe, "genel kanuni yedek akçelerin ser-
mayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşan kısmı ile Kanun ve sözleşme
gereği ayrılanlar dışında genel kurulca ayrılmasına karar verilen yedek akçe"
şeklinde ifade edilmiştir. Genel kanuni yedek akçenin, sermayenin yarısını
aşan kısmının serbest yedek akçe olarak tespiti TTK m. 519/3 gereğidirm.
Zira TTK m. 519/3, kanuni yedek akçenin kural olarak ancak, sermayenin
yarısını aşan kısmının sarfına izin vermiştir. Aşağıda, yedek akçeler kanun,
sözleşme ya da genel kurul kararı gereği ayrılmaları açısından sınıflandırıla-
rak incelenmiştir.
TTK m. 520 uyarınca, şirketin iktisap ettiği kendi payları için, iktisap
değerini karşılayan tutarda yedek akçe ayırması gerekir. Ayrılan bu yedek
akçelerin sadece, edinilen hisselerin devredilmesi veya yok edilmesi halinde
ve iktisap değerlerini karşılayan tutarda çözülmesine izin verilerek, bu yedek
akçelerin dağıtılması yasaklanmıştır. Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında,
yeniden değerleme fonu ile, mevzuatın iz in verdiği diğer fonların ancak ser-
mayeye dönüştürülmesi, yeniden değerlenen aktiflerin devredilmesi yahut
amorti edilmesi suretiyle çözülebileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla ,
TTK m. 520 hükmünde, belirtilen haller dışında yedek akçelerin kullanıl-
ması yasaklanmış ve bu yedeklerin dağıtılmasına izin verilmemiştir. Söz
konusu düzenleme nedeniyle TTK m. 520 uyarınca ayrılan yedekler, Kanun
uyarınca ayrılmış, dağıtılmasına izin verilmeyen yedeklerdir.
Kanun'un 521. maddesi ise, şirketin isteği ile ayırdığı yedek akçeleri
düzenlemektedir. Buna göre, esas sözleşmeye hüküm eklemek suretiyle,
kanunda öngörülen orandan fazla bir oranda genel kanuni yedek akçeJJ2
ayrılmasına karar verilebilir. Ayrıca, kanuni yedek akçe dışında yedek akçe
MöLLENHOFF, S. 156.
330
Bkz. Kar Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ, 09.08.2012 tarih ve 28379 sayılı RG.
33
' Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. YANLI, Kar Payı Avansı, s. 18-21.
332
Hükümde, sadece yedek akçe ifadesine yer verilmiştir. Ancak, TTK m. 519 gereği bu
yedek akçenin kanuni yedek akçe olduğunun kabulü zorunludur.
Pay Salıibini11Şirkete Boı·çlanma Yasagı 229
ayrılmasının sözleşme ile öngörülebileceği ve bunların özgülenme amacı ile
harcanma şartlarının belirlenebileceği hükme bağlanmıştır. Bundan başka,
522. maddede, yine esas sözleşmede öngörülmesi şartıyla, çalışanlar ve
işçiler lehine yardım akçeleri ayrılabileceği belirtilmiştir. Böylece, TTK m.
521 ve m. 522 hükümleri uyarınca ayrılan yedek akçelerin ancak ayrılma
amaçları uyarınca harcanmaları mümkündür.
Son olarak belirtmek gerekir
ki, kanun koyucu genel kurula esas söz-
leşmede öngörülmese dahi, yedek akçe ayırabilme yetkisi vermiştir. Buna
göre TTK m. 523 uyarınca genel kurul, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi
için gerekli ve tüm pay sahiplerinin menfaati ve şirketin gelişimi yönünden
haklı ise, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe
ayrılmasına karar verebilir. Ayrıca, yine esas sözleşmede hüküm bulunmasa
bile genel kurul kararıyla, şirketin işçileri için yardım sandıklan ve diğer yar-
dım örgütleri kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla bilanço
karından yedek akçe ayrılması mümkündür. Açıklanan son ihtimalde, genel
kurulun yedek akçe ayırma iradesi belli bir yönde olduğundan, bu yedek
akçeler de serbestçe tasarruf edilemez. Ancak bu sınırlama, kanun ya esas
sözleşme gereği değil, genel kurul kararı nedeniyle söz konusudur.
Yukarıdaki açıklamalar uyarınca, serbest yedek akçe kavramı, genel
kanuni yedek akçelerin sermayenin yarısını aşan kısmı (TTK m.519/ 3), be-
lirli bir amaca tahsis edilmeden esas sözleşme gereği ayrılan yedekler (TTK
m. 521) ile genel kurulca ayrılmasına karar verilen yedek akçeleri (TTK m.
523) ifade etrnektedir
333
•
Ancak, kanunda terminolojik birlik sağlanması
amacıyla, TTK m. 358'de "kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin
verilen yedek akçe" ifadesinin kullanılması faydalı olurdu.
Bu nedenle varılan sonuç, Kar Payı Avansı Tebliği'nde kabul edilen ta-
nıma göre daha geniştir. Zira, Tebliğ'deki,"Kanun ve sözleşme gereği ayrılanlar
dışında genel kurulca ayrılmasına karar verilen yedek akçe" ifadesi esas sözleş-
me uyarınca belirli bir amaca tahsis edilmeden ayrılan yedekleri dışlamakta
ve sadece, genel kurul kararı ile ayrılan yedekleri düzenlemektedir. Halbuki,
kanaatimizce, esas sözleşme gereği ayrılmış olsa da, belirli bir amaca özgü-
lenmemiş yedeklerin de serbest yedek akçe olarak kabul edilmesi gereklidir.
333
YANLI, Kar Dağıtımı, s. 8-11.
230 Şirkete Borçlanma Yasağı
2. Şirket Kirı ve Zararı Kavramları
Kanunda, ''serbest yedek akçelerle birlikte karın", geçmiş yıl zararlarını
karşılayacak düzeyde olması arandığından, bir görüşe göre, şirketin son
yıllık bilançosuna göre kir elde etmiş olması gereklidir. Bir başka deyişle,
hesap yılı sonunda zarar ettiği anlaşılan bir şirketin kanuni yedek akçelerinin
geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olması yeterli değildir
334
•
Aksi
görüşte olan yazarlara göre ise, paysahiplerinin şirkete borçlanabilmesi için,
şirketin faaliyet dönemini kar ile kapatmış olması gerekli değildir. Buna göre,
şirketin geçmiş yıl zararları bulunmadıkça yahut bulunmasına rağmen yedek
akçelerin zarardan fazla olması halinde kar edilmese de borçlanma mümkün
olacaktır"
5
•
Kanaatimizce de, TTK m. 358 açısından yapılan düzenleme,
borçlanılmasına izin verilen tutarın hesaplanmasında kullanılacak kaynak-
lara ilişkin olduğundan, söz konusu kaynaklar toplamının, şirket zararını
karşılaması gerekli ve yeterlidir.
Konumuz açısından önem taşıyan bir diğer husus, şirket karının nasıl
hesaplanacağıdır. Öğretide kar, şirketin hesap devresi sonucunda gelirlerden
giderlerin çıkarılması suretiyle elde edilen pozitif değer olarak tanımlanmak-
tadır3
36
•
Ancak, bilanço hukuku ile vergi hukukunda kullanılan kar kavramla-
rı birbirinden farklı olduğu gibi, TTK'nın çeşitli maddelerinde de farklı kar
kavramlarına rastlanmaktadır.Bu nedenle TTKm. 358'de sözü edilen şirket
karı ifadesi ile, bu kavramlardan hangisinin kastedildiği tespit edilmelidir.
Kanaatimizce kar kavramının belirlenmesi, hükmün ihdas amacının
tespit edilmesiyle mümkün olacaktır. Zira borçlanma yasağı, muaccel serma-
ye borcunun ödenmemesi hali bir yana, hükümde aranan fınansal koşulun
sağlanmaması halinde söz konusu olacaktır. Diğer bir ifadeyle, hükümde be-
nimsenen formülün uygulanmasıyla, belirli miktardaki malvarlığı değerinin,
pay sahiplerine borç verilmesi yasaklanarak bir "bağlı malvarlığı" yaratılmış
J.W YücE, s. 77.
335
ÖzKORKUT, Değişiklikler,s. 50, 51. Aynı yönde, bkz. YAVUZ, Borçlanma Yasağı, s. 157;
HızıR, s.270. Benzer görüş, hissedarlara temettü dağıtılabilmesiiçin, ilgili dönemde şir-
ketin kar etmiş olmasının gerekip gerekmediği konusunda yapılan tartışmada da ileri
sürülmektedir. Gerçekten de, hissedarlara kar payı dağıtılabilmesi için, şirketin ilgili dö-
nemde kar etmesi aranmamakta, şirketin zararının serbest yedeklerden karşılanabilmesi
yeterli kabul edilmektedir. Bkz. YANLI, Kar Dağıtımı, s. 8.
336
TEKİNALP, Bilanço, s. 294; PULAŞLI, Şerh il, s. 1836, 1837.
P
:
n
,
y
.
Snlıil,irıfıı Şirkete Bo,-çlanına Ya_ç
.
a
..;
t
:
ı 231
ve borcun ancak bu "bağlı ınalvarlığını" aşan değerden verilmesi kabul edil-
miştir. Bu nedenle, hüküındek.ikir kavramı ile neyin kas tedildiğinin anlaşı-
labilmesi için, öncelikle kanun koy ucunun, pay sahiplerine, borç verilerek
sarf edilınes ine engel olmak istediği tuta r belirlenmelidir. Kanaatimizce,
kanun koyucunun amacı aslında, şirketin pay sahiplerine kar payı şeklinde
dağıtamayacağı tutarı borç olarak vermesini engellemektir. Bu bağlamda,
dağıtılabilir kaı-"
7
kavramının açıklanması öncelikle gereklidir.
Pay sahibinin en önemli malvarlıksal hakkı olan kar payı hakkı,
TTK
m. 507 ilam. 509' da düzenlenmiştir. TTK m. 507'de pay sahibinin, dağı-
tılmasına karar verilmiş
338
"net dönem karına" payı oranında katılma hakkı
bulunduğu belirtildikten sonra,
TTK m. 509/ 2 hükmünde, kar payının
kaynakları gösterilmiştir. Buna göre, kar payının ancak, net dönem karından
ve serbest yedek akçelerden
339 340
dağıtılması mümkündüı-34'.
337
Öğretide, net dönem karı ile dağıtılabilir kar kavramları için farklı hesaplama yöntemleri
benimsenmiş ve bu farkın gerekçesi olarak kurucu menfaatlerinindüz enlendiği TTK m.
348 hükmü gösterilmiştir. Söz konusu hükmün üçüncü fıkrasında, dağıtılabilecek karın
mevcut olması halinde, kurucu intifa senedi sahiplerinin, kar dağıtmama kararı alınmış
olmasına rağmen, esas sözleşmede öngörülen kar payını alabilecekleri belirtilmiş tir. Da-
ğıtılabilir net dönem kan ise, net dönem karından, geçmiş
yıl zararları ile, kanuni yedek
akçe toplamının düşülmesiyle elde edilir. Bu
fikir ve yazarın benimsediği formüller için
bkz. HIZIR, s. 272-275.
338
Şirketin her yıl kar dağıtma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı tartı şması hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz. YANLI, Kar Dağıtımı, s. 15-32.
3
39 eTK m. 470'de kar payının dağıtılabileceği ikinci kaynak olarak sadece "bu gayeiçin ay-
rılan yedekler"
den söz edilmiştir. Halbuki yeni düzenleme, tüm serbest yedek akçelerin
ı dağıtılmasına izin vererek hükmün kapsamını genişletmiştir. Bkz. YANLI, Kar Dağıtımı,
s. 7.
340
Madde metninde açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen hükmün gerekçes inde, yeniden
değerleme ile enflasyon düzeltme farkları gibi fonların da vergisi verilmek suretiyle da-
ğıtılabileceği belirtilmiştir. Ancak bu yoruma, TTK m. 520/2 hükmünün engel olduğu
yönünde bkz.
YANLI, Kar Dağıtımı, s. 7, 8.
341
Bilindiği üzere, payların itibari değerinin üzerinde primli olarak çıkarılmaları halinde,
söz konusu prim kanuni yedek akçeye ilave edilir. Kanuni yedek akçeler içinde primin
bulunması durumunda ise, söz konusu primin kar payı olarak dağıtılıp dağıtılamaya-
cağı konus u öğretide tartışılmıştır. Tartış ma, primin sermayeye dahil olup olmaması
noktasında önem taşımaktadır. Zira primin sermayeye dahil olduğu kabul edildiğinde,
sermayenin iades i yasağı (TTK m. 480) gereği, kar payı olarak dağıtılması mümkün ol-
maz. Ancak, primin sermayeye dahil olmadığı kabul edildiğinde, dağıtılmasında sakınca
,
232 Şirkete Borçlanma Yasagı
Anılan düzenleme, eTK m. 470'in ikinci fıkrasından esinlenerek kale-
me alınmıştır. Ancak, eTK'daki ''safı kdr" teriminin uygulamada ve öğretide
açıklıktan yoksun bir kavram olarak nitelendirilerek eleştirilmesi sebebiyle,
bu kavram yerine, "net dönem kdrı" ibaresi tercih edilmiştir. Net kelimesi ile,
bilanço zararı düşüldükten sonra kalan ka r ifade edilmektedirm. Ayrıca, kar
payının dönem karından dağıtılabileceği açıkça hükme bağlanarak, bilan-
çoda geçen yıldan aktarılan karın kapsam dışında olduğu vurgulanrruştu -34
3
•
Öğretide net dönem karı, şirketin vergi sonrası karı olarak da adlandırılmak-
tadır3
44
•
Buna göre, net dönem karı, yıllık kardan kurumlar vergisi, stopaj
gibi ödenmesi zorunlu mali kalemler ödendikten, TTK m. 519 uyarınca
ayrılması zorunlu kanuni yedek akçeler ayrıldıktan ve zararlar düşüldükten
sonra elde edilen tutarı ifade eder.
Yıllık kar kavramı ise, net dönem karından farklıdır. Zira yıllık kar,
yıllık bilançoya göre belirlenen (TTK m. 508/2), hesap dönemi içindeki
gelirlerden giderlerin düşülmesi suretiyle elde edilen kardır. Bu nedenle, yıl-
lık kar, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmesinden önceki kar olduğu
için net dönem karından fazladır. Borçlanmanın mümkün olup olmadığının
tespit edilmesinde hesaba katılacak şirket karı kavramı, yıllık kardan farklı
olmalıdır. Zira yıllık kar hesabında, vergisel yükümlülükler dikkate alınma-
maktadır. Bu nedenle, TTK m. 358'deki kar kavramının yıllık kar olduğu
yoktur. Şirket sermayesi, itibari değer ile pay sayısının çarpılması suretiyle hesaplandı-
ğından, primin sermayeye dahil olmadığı ve dağıtılmasının mümkün olduğu kabul edil-
melidir. Konu Türk öğretisinde Yanlı tarafından ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yazar,
dağıtılacak tutarın içinde primin yer almasına kanunen bir engel bulunmadığı sonucuna
varmıştır. Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. YANLI, Kar Dağıtımı, s. 12-14. Benzer
tartışma, primin ödenmemesi halinde ıskat müeyyidesinin uygulanmasının mümkün
olup olmadığı konusunda da yapılmıştır. Haklın görüş prim borcunun ödenmemesi
halinde ıskat müeyyidesinin uygulanamayacağı yönündedir.
342
YANLI, Kar Dağıtımı, s. 7.
343
Bkz. Madde Gerekçe, TTK m. 509/2: "Hangi kar? Dönem karı mı yoksa bilançoda geçen
yıldan aktarılan karı da içerebilecek olan bilançodaki kar mı?"Dönem karı" bu tartışmaları
ortadan kaldıracak açıklıktadır.
11
3+f PuLAŞLI, Şerh II, s. 1836. Gerekçe'de ise, "net kar" kavramının, vergi öncesinde veya
sonrasında oluşan karı ifade edip etmediği tartışmasının şirketler hukukunun konusu
olmadığı belirtilmiştir. Bkz. Gerekçem.
509/2.
Pny Sahibinin Şirkete Borçlanma Yasağı 233
kabul edildiğinde, şirketin karı, 358. maddede kastedilen kardan daha yük-
sek hesaplanacaktır3
45
•
Kanaatimizce, TTK m. 358 uyarınca hesaplanması gereken kar, yıllık
kardan ve net dönem karından farklıdır. Zira, karın yıllık kar olarak kabul
edilmesi halinde vergi ve sair yükümlülükler hesaba katılmamış, net dönem
karı olarak değerlendirildiğ inde ise zararlar iki kez toplam tutardan çıka-
rılmış olacaktır. Bu nedenle, TTK m. 358Öe yer alan şirket karı ibaresinin,
net dönem karına zararların ilave edilmesi sonucunda tespit edilmelidir.
Diğer bir deyişle, yıllık kardan, vergi ve sair yükümlülükler ödendikten ve
kanunen ayrılması zorunlu yedek akçeler ayrıldıktan sonra ve fakat zararlar
düşülmeden elde edilen tutar TTK m. 358 uyarınca benimsenen karı oluş-
turmaktadır.
Kanaatimizce bu sonuç, TTK'nın sermayeyi koruyan muhtelif hüküm -
lerinde benimsenen, "koruma altındaki değer /bağlı malvarlığı" ile de para-
leldir. Zira yukarıda açıklandığı üzere, TTK uyarınca bağlı malvarlığının,
sermaye ile kanun ve esas sözleşme gereği dağıtılmasına izin verilmeyen ye-
dek akçeler toplamından oluştuğu sonucuna varılmıştır. Bir diğer söyleyişle,
bu tutarı aşan miktarın sarfına izin verilerek deyim yerindeyse serbest mal-
varlığı yaratılmıştır. İşte borçlanma yasağının düzenlendiği Kanun'un 358.
maddesinde de, borçlanmaya ancak, şirket dağıtılabilir kan ile dağıtılabilir
yedek akçe toplamının geçmiş yıl zararlarına eşit ya da fazla olması halinde
izin verilerek bir "serbest malvarlığı" yaratılmıştır.
Söz konusu hükümler birlikte değerlendirildiğinde ise, TTK m. 358
uyarınca benimsenen serbest malvarlığının, TTK'nın sermayeyi koruyan
diğer hükümleri ile paralel olduğu sonucuna varılmıştır. Gerçekten de, za-
rarların şirket dağıtılabilir karı ile dağıtılmasına izin verilen yedek akçeler
toplamını aşması, aslında, şirket sermayesi ile dağıtılmasına izin verilmeyen
yedek akçelerin bir bölümünün yitirilmesi anlamını taşır. Dolayısıyla, her ne
kadar hesaplama yöntemi açısından ortak bir terminolojinin benimsenme-
miş olması eleştirilebilirse de, kanaatimizce, 358. maddenin uygulanması ile
elde edilen tutar, Kanun' un diğer maddeleri ve 2017/1132 sayılı Yönerge m.
56 hükmü ile paralellik göstermektedir3
46
•
345
HIZIR, S. 276.
346 Bu konuda şu formülle rin benimsenmesi mümkündür: Sermaye + dağıtılamayan yedek
234 Şirkete Borçlanma Ya5atı
3. Finansal Durumun Tespitinde Esas Alınacak Bilanço
TTK m.358 hükmünde aranan fınansal durumun hangi bilançoya göre
tespit ediln1esi gerektiği konusunda madde metninde bir açıklık bulunma-
maktadır. Bilindiği üzere, aksi açıkça belirtilmediği takdirde, genel kurulca
onaylannuş son yıllık bilançonun şirket işlemlerinde esas alınması kuraldır.
Ancak kanun bazı durumlarda, son yıllık bilanço yerine ara bilanço çıkarıl-
masını emreder. Örneğin iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımının dü-
zenlendiği TTK m. 462/2 uyarınca, artırılan sermayenin şirket bünyesinde
gerçekten var olduğunun, onaylanmış yıllık bilanço ile yönetim kurulunun
yazılı beyanıyla doğrulanması gerektiği belirtildiktensonra bilanço tarihinin
üzerinden altı aydan fazla zaman geçmesi halinde yeni bir bilanço hazırlan-
ması zorunlu kılınmıştır.
Benzer düzenlemeye, bölünmeye dair TTK m.
165 hükmünde de rast-
lamak mümkündür. Söz konusu hüküm uyarınca, bilanço günüyle bölünme
sözleşmesinin imzalandığı veya bölünme planının düzenlendiği tarih arasın-
da altı aydan fazla bir zaman bulunduğu takdirde ara bilançonun çıkarılması
gereklidir. Hükümde ayrıca, altı aylık süre içinde dahi, son yıllık bilançonun
çıkarılmasından itibaren bölünmeye katılan şirketlerin malvarlıklarında
önemli değişikliklerin meydana gelmesi ihtimalinde, ara bilançonun çıkarıl-
ması gerektiği belirtilmiştir.
Son olarak, şirketin borca batık olma durumunun düzenlendiği TTK
m. 376/3 hükmünün örnek verilmesi mümkündür. Buna göre, şirketin
borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretlerin bulunması
halinde, yönetim kuruluna, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına
göre, hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartmak
görev ve sorumluluğu verilmiştir. Görüldüğü üzere, TTK m. 376 kapsa-
mında, ara bilançonun hazırlanması için son yıllık bilançonun hazırlanma-
sının üzerinden belirli bir zaman geçmiş olması zorunlu değildir. Diğer bir
söyleyişle, yıllık bilançonun hazırlanmasından çok kısa bir süre sonra dahi,
şirketin borca batık olduğu şüphesinin bulunması halinde ara bilanço çıka-
rılmalıdır.
akçe = Bağlı malvarlığı. (Şirket kan + dağıtılabilir yedek akçe) - Zarar - Bağlı Malvarlığı
= Serbest malvarlığı.
/>ay Salılbinln Şirkete Borçlanma Yasağı
235
Bu konuda değinilmesi gereken bir diğer düzenlemeye, Kar Payı Avan-
sı Tebliği'nde rastlanmaktadır. Anılan Tebliğ'in 5. maddesinde, şirketin kar
payı avansı.14
7
dağıtabilmesi için gerekli şartlar hükme bağlanmaktadır. Buna
göre kar payı avansı dağıtılması, ancak, şirket genel kurulunca dağıtıma
ilişkin karar alınması ve kar payı avansı dağıtılacak hesap döneminde hazır-
lanan üç, altı veya dokuz aylık ara dönem finansal tablolara göre kar edilmiş
olması bilinde mümkündür. Böylece Tebliğ, yukarıda anılan hükümlerin
aksine, yılık bilançonun hazırlanmasından itibaren altı ayı aşan zamanlarda
tek bir ara bilanço çıkarılması yerine, üç, altı veya dokuz aylık ara dönem
bilançoları uyarınca işlem yapılmasını emretmiştir.
Kanaatimizce, borçlanma yasağı hakkındaki hükmün uygulanması
açısından, şirketin gerçek finansal durumunun tespit edilmesi büyük önem
taşımaktadır. Bu kapsamda, kanunda··kar Payı Avansı Tebliği'ne paralel bir
düzenleme yapılması ve üç, altı ve dokuz aylık ara bilançoya göre dağıtılma-
sına izin verilen yedek akçeler ile karın şirket zararlarını karşılamaya yeterli
olup olmadığının tespit edileceğinin açJkça belirtilmesi yerinde bir çözüm
olurdu
348
•
Ancak, hükümde bu yönde bir açıklık bulunmaması sebebiyle, en
azından, iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımı hakkındaki TTK m. 462
hükmü ile bölünme hakkındaki TTK m. 165 hükmü kıyasen uygulanmalı
ve borçlanma işlemi ile son yıllık bilanço tarihi arasında altı aydan fazla bir
süre geçmesi halinde ara bilanço çıkarılması aranmalıdır3•
9
•
Zira, varılan bu
sonuç, tedbirli bir yöneticinin özen yükümlülüğü gereğidir. Bu nedenle, altı
347
Tebliğ'in 4. maddesinde kar payı avansı, kar payından mahsup edilmek üzere ara dönem
finansal tablolara göre,,oluşan
karlar üzerinden bu Tebliğ hükümlerine göre hesaplanan
tutar şeklinde tanımlanmaktadır.
341
Ancak, açık bir düzenleme bulunmamasına rağmen, öğretide, TTK m. 509/3 uyarın-
ca kar payı avansı olarak dağıtılmasının mümkün olduğu durumlarda borçlanmanın da
serbest olması gerektiği görüşünden
hareketle, kar payı avansı için çıkarılacak ara bilan-
çonun borçlanma açısından da kullanılabileceği savunulmuştur. Bkz. KENDİGELEN, llk
Tespitler, s. 244.
349
TTK m. 462'nin değişikliğe uğramadan önceki halinde, ara bilançonun işlem denetçisi
tarafından
denetlenmesi öngörülmüştü. Ancak, 6335sayılı Kanun ile işlem denetçisinin
kaldırılması neticesinde, işlem denetçisi ifadesinin geçtiği tüm hükümlerde değişiklik
yapılmıştır. Böylece hükmün yeni halinde, ara bilançonun yönetim kurulu tarafından
onaylanması yeterli görülmüştür. Halbuki, TTK m.165 hükmünde de açıkça belirtildiği
üzere, ara bilançoya yıllık bilançoya ilişkin hükümlerin
uygulanması gerektiğinden, bu
bilançonun denetlenmemesi kabul edilmemelidir.
-
,
236 Şirkete Borç/a,ıma Yasagı
aylık ara bilanço çıkarılmış olsaydı borç verilemeyecek olması ihtimalinde,
borç veren yönetim kurulu üyelerinin özen yükümlülüklerini ihlal ettikle-
ri kabul edilmelidir. Ancak, hükümde, ara bilanço hazırlanma şartı açıkça
aranmadığından, ara bilanço ç ıkarılmadan verilen borcun, kanuna aykırı
kabul edilip geçersiz sayılması mümkün değilidir.
Ara bilanço hazırlanması halinde ise, bilanço tarihindeki zarar, hük-
mün uygulanmasında esas alınmalıdır. Her ne kadar, hükümde, "geçmiş yıl
zararları'' ile şirket karı ve serbest yedek akçelerin karşılaştırılması yapılsa
da, kanaatimizce, sermayenin korunması ilkesi gereği, ara bilançodaki zara-
rın, son yıllık bilançodan fazla olması halinde, bu tutar üzerinden hesaplama
yapılması gerekir.
Öğretide geçmiş yıl zararları kavramının, son yıllık bilançoda görü-
nen ve bu yıla aktarılan zararlar yanında, borçlanma anına kadar uğranılan
zararları da içerdiği ileri sürülmüştür3
50
. Ancak bu yorum, şirketin finansal
durumunu en güncel şekilde tespit etmesi nedeniyle sermayenin korunması
ilkesine uygun kabul edilse de, her borçlandırıcı işlem öncesinde bilanço
hazırlanarak şirketin zararının tespit edilebilmesi mümkün değildir.
Doktrinde ayrıca konu ile ilgili olarak, Kanun' da geçen "geçmiş
yıl za-
rarları" ifadesi sebebiyle yapılacak mali durum tespitinde sadece son yıllık
bilançonun esas alınmasının yeterli olmayacağı ifade edilmiştir3s
1
•
Ancak,
geçmiş yıl zararları son yıllık bilançoda yer verilen kalemlerden olduğun-
dan, kanaatimizce, ayrıca önceki yıl bilançolarının incelenmes ine gerek
bulunmamaktadır.
4. Hükümdeki Finansal Koşulun Zamanlaması
Kanun' un 358. maddesinde aranan finansal koşulun, pay sahibinin şir-
kete borçlanmasına sebep olan işlemin yapılmasından önce sağlanmasının
350
HızıR, s. 278-280. Hızır, bu nedenle, son yıllık bilançonun dikkate alınmasının yeterli
olmayacağını belirterek, her bir borçlanma işlemi için mevcut finansal durumun ayrı ayrı
belirlenmesi ve ara bilanço çıkarılması gerektiğini savunmu ştur. Tamer de, ara bilanço
çıkarılma mecburiyetini açıkça zikretmemiş olmakla birlikte, finansal durumun
"işlemin
yapılacağı tarihteki şirket bilançosuna" göre tespit edilmesi gerektiğini belirterek ara bilan-
ço çıkarılmasını aramıştır. TAMER, s. 112.
3
sı YücE, s. 77.
Pay Sahibinin Şirkete Borçlarıma Yasağı 237
yeterli olup olmadığı konusu belirsizdir. Daha açık bir ifadeyle, borçlanma
sonrasında da geçmiş yıl zararlarının, serbest yedek akçe ile şirket karından
karşılanıyor olmasına gerek olup olmadığı hususu net değildir. Yukarıda
açıklandığı üzere, 2017/ 1132 sayılı Yönerge'nin 56. maddesinde açıkça,
yıllık finansal tablolarında belirtilen net aktiflerin, esas sermaye ile dağıb-
lamayacak yedek akçeler toplamından az olması, ya da
dağıtım sonrası bu
tutarın altına düşecek olması halinde,
hissedarlara dağıtım yapılması yasakla-
narak, hükümde aranan bu finansal koşulun, dağıtılacak miktar düşüldükten
sonra da korunması gerektiği kabul edilmiştir. Benzer şekilde TTK m. 379
hükmünde, şirketin kendi hissesini iktisap edebilmesi için hükümde aranan
net aktifin, sadece iktisap öncesinde karşılanması yeterli görülmemiş, ayrıca
iktisap edilecek paylar için ödenecek tutar düşüldükten sonra da, şirket net
aktifinin korunması aranmıştır. Kanaatimizce, aynı sonuç, borçlanma yasağı
için de benimsenmeli ve şirketin pay sahibine borç verdikten sonra da, şirket
karı ile serbest yedek akçeler toplamının geçmiş yıl zararlarını karşılaması
aranmalıdır.
Finansal koşulun zamanlamasına ilişkin tartışılması gerekli önemli bir
mesele de, şirketin pay sahibine verdiği ödünç karşılığında, elde ettiği alacak
hakkı ile verilen ödüncün bilanço açısından denk işlemler olarak değerlen-
dirilip değerlendirilmeyeceğidir.
Şirketin pay sahibine borç vermesi halinde, bilanço açısından, ödünç
ile alacak hakkını denk işlemler olarak kabul eden bilançosal yaklaşım uya-
rınca, şirket bilançosunda herhangi bir eksilme meydana gelmemektedir.
Zira şirket, verdiği borç karşılığında alacak hakkı kazanmakta ve malvarlı-
ğının aktif kısmında bir değişiklik olmamaktadır. Bu açıdan bakıldığında,
hükümde açıklık olmamasına rağmen, finansal koşulun borçlanmadan önce
sağlanması yeterli gözükmektedir.Ancak, kanaatimizce, şirketin kasasındaki
nakdin, ötelenmiş bir alacak hakkı ile eş değer güvence taşıdığını kabul etme·
imkanı yoktur. Bu nedenle, pay sahibine verilen ödüncün tamamının şirket
serbest malvarlığından karşılanması gereklidir. Diğer bir ifadeyle, pay sahibi-
ne verilen borç düşüldükten sonra da, şirket karı ile yedek akçelerin zararları
karşılaması gereklidir.
Son olarak belirtmek gerekir
ki, borçlandırıcı işlemin, kanuna uygun
şekilde yapılmasının ardından, şirketin mali durumunun bozulması hükme
aykırılık teşkil etmeyecektir. Örneğin, şirketin pay sahibine 2014 yılında
,
238 Şirkete Borçlanma Yasagı
serbest malvarlığmdan borç vermesi ve söz konusu borcun, 2 yıl boyunca,
aylık eşit taksitler hAlinde ve yasal faizi ile geri ödenmesinin kararlaştırılması
halinde, 2015 yılı bilançosu hazırlandığında, şirket zararlarının kar ile yedek
akçelerden fazla olduğu anlaşılsa dahi, 2014 yılında verilen borcun kanuna
aykırı olduğu kabul edilememelidir.
5. Finansal Durumun Tespitinde Uygulanacak Muhasebe
Standartları
Konu, şirket karı ile zararının ve dolayısıyla şirketin finansal durumu-
nun tespiti meselesi olduğundan, muhasebe ilkeleri ile de yakından ilgilidir.
Bir diğer ifadeyle, borçlanmanın mümkün olup olmadığının tespit edilme-
sinde, esas alınacak bilançonun tarihi kadar bu bilançonun hazırlanmasında
uygulanacak standardın belirlenmesi de önem arz etmektedir. Bilindiği üze-
re, kanun koyucu, şirketlerin kredibilitelerininve saygınlıklarının artırılması
amacıyla, uygulanacak muhasebe standartlarına büyük önem vermiştir. Hat-
ta Genel Gerekçe'de, yeni Türk Ticaret Kanunu'nda, IFRS ile özdeş Türk
Muhasebe Standartları'nın, kanunda genel ve mutlak uygulanma olanağına
kavuşturulmasının gereğine vurgu yapılmıştır3
52
•
Bu bağlamda Komisyon,
TTK m. 88 hükmünde, 64 ila 88. madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel
kişilerin, münferit ve konsolide fınansal tablolarını düzenlerken, Türkiye
Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayımlanan Türkiye Muhasebe
Standartları' na uymaları gerektiğini hükme bağlamıştır3
53
•
Ayrıca, TBMM' de verilen önerge ile Kanun' a eklenen
354
geçici 6. madde
ile, 01.01.2013 tarihi itibariyle uygulanacak TMS'ye ilişkin bir geçiş hükmü-
ne yer verilmiştir.Anılan hüküm ile, TMSK tarafından belirlenen şirketlerin
01.01.2013 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir
352
Bkz. Genel Gerekçe, N. 102.
353
Avrupa Birliği'nde, 2005 yılından itibaren 1606/2002 sayılı Yönerge'nin uygulanması
sebebiyle, düzenlenmiş piyasalarda hisse senetleri işlem gören şirketler, konsolide bi-
lançolarını IFRS ilkeleri doğrultusunda hazırlamakla yükümlüdürler. Ancak üye ülkeler
yıllık finansal raporlarını IFRS'ye uygun olarak hazırlamak konusunda çekimser davran-
maktadırlar. Buna rağmen orta vadede, kar dağıtımında IFRS bilanços unun esas alın-
ması ve IFRS'in küçük ve orta ölçekli şirketlerde de uygulanması beklenmektedir. Bkz.
VEIL, s. 76.
354
Hükmün değişiklik süreci hakkında bkz. KENDİGELEN, İlk Tespitler, s. 610,611.
Pay Sahibinin Şirkete Borçlanma Yasağı
239
tarihte başlayacak hesap dönemi için, münferit ve kons olide finansal tablola-
rının düzenlenmesinde TMS'yi uygulamak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Ancak, 6335 sayılı Kanun ile, standartların belirlenmesine ilişkin TTK m.
88 ile geçici madde 6'da değişiklik yapılmıştır. Yeni düzenleme uyarınca,
standartların belirlenmesinden sorumlu kurum, TMSK yerine Kamu Gö-
zetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumum olacaktır. Kurum ise,
finansal tabloların hangi standartlara göre hazırlanması gerektiğini aldığı bir
karar ile belirlemiştir. Uygulamada tartışmalara yol açan anılan kararda
356
,
üç
kategori kuruluşun, TMS'yi uygulamak zorunda olduğu belirtilmiştir. Bun-
lar, (i) kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar,
(ii) TTK'nın 397. maddesi çer-
çevesinde Bakanlar Kurulu kararıyla bağımsız denetime tabi olacak şirketler
ile (iii) TTK m. 1534/2'desayılan şirketlerdir. Önemle belirtmek gerekir ki,
anılan kararın alındığı tarihte, 6455 sayılı yasam ile TTK m. 397/ 4 uyarınca
bağımsız denetime tabi olmayan şirketlerin denetlenmesi hakkındaki ek
düzenleme yapılmamıştı. Söz konusu yeni düzenleme ile, 397. maddeye 5.
ve 6. fıkralar eklenmiştir. Eklenen 5. fıkrada, dördüncü fıkra kapsamı dışında
kalan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve
bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşlarının denetiminin
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarıla-
cak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.Anılan yönetmeliğin bugüne
kadar çıkarılmamış olması nedeniyle, TTK m. 397/ 4 kapsamına girmeyen
şirketlerin denetimlerinin de, şirketle organik bağı bulunmayan bağımsız
kişiler tarafından yapılıp yapılmayacağı konusunda bir çıkarımda bulunmak
zordur
358
•
Ancak, kararda ifade edilen bağımsız denetim ile, sadece TTK m.
397/ 4 uyarınca yapılan denetimin anlaşılması gerektiğinde tereddüt yoktur.
Bu nedenle, KGK kararı uyarınca, kamu yararına hareket eden kuruluşlar
ile, TTK m. 1534/2'de faaliyet konuları benimsenmiş şirketler ile m. 397/4
uyarınca bağımsız denetime tabi şirketler TMS'yi uygulamak zorundadır.
355
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 02.11.2011 tarihli ve 28103 sayılı RG.
356
Karar için bkz. 17.11.2012 tarih ve 28470 sayılı RG.
357
11.04.2013 tarih ve 28615 sayılı RG.
358 Ancak öğretide haklı olarak, TTK m. 397/ 5 hükmüne istinaden yapılacak denetimin de
bağımsız denetim olması gerektiği, zira, TTK'da sadece bağımsız denetimin�üzenlendi�
ği ve aynı hükümde farklı esaslara tabi denetimin öngörüldüğünün kabul edilemeyeceğı
ifade edilmiştir. Bkz.
TEKİNALP (PoROY/ ÇAMO�Lu), I, N. 625.
,
240 Şirkete Borçlanma Yasag,
Sayılan üç kategori dışında kalan şirketler için, Kurumca bir belirleme yapı-
lıncaya kadar yürürlükteki mevzuatın uygulanacağı belirtilmiştir
359
•
Ayrıca belirtmek gerekir ki, TTK m. 64/5 hükmünde, bu Kanun'a tabi
gerçek ve tüzel kişilerin, defter ve kayıt tutma zamanıyla ilgili VUK hüküm-
lerine uymak zorunda oldukları düzenlenmiştir. Anılan hükümler nedeniy-
le, bazı şirketlerin VUK yanında TMS'yi uygulamaları söz konusu olacaktır.
VUK ile TMS'nin benimsediği farklı ilkeler neticesinde ise zarar kalemi ve
bunun neticesinde 358. madde uyarınca yapılan hesaplama bazı şirketlerde
büyük farklılık gösterecektir
360
•
Bu noktada, tabi oldukları mevzuat gereği, iki standardı uygulayan şir-
ketlerin, 358. madde hesaplaması açısından avantajlı olan bilançoyu tercih
etme imkanı olup olmadığı sorusu yanıtlanmalıdır. Kanaatimizce, TMS'yi
uygulamak zorunda olan şirketlerin ayrıca VUK uyarınca defter tutmaları,
vergi mevzuatlarında öngörülen yükümlülükleri gereğidir. Bu nedenle,
VUK'a göre hazırlanan bilanço ile TTK'da öngörülen bir yasağın koşulları-
nın sağlanabileceği kabul edilmemelidir. Yani, VUK uyarınca hazırlanan bi-
lançoda, serbest yedek akçeler ile şirket karı zararları karşılasa dahi, TMS'ye
göre hazırlanan bilançoda zararların yedekler ile karı aşması halinde borç-
larıma yasağının söz konusu olduğu sonucuna varılmalıdır.
C. Borçlanma İşleminin Piyasa Koşullarında Yapılması
ve Yasağın Sermayenin İadesi Yasağı ile İlişkisi
6335 sayılı Kanun ile TTK'nın 358. maddesinde yapılan değişiklik
öncesinde, kural olarak pay sahibinin şirkete borçlanması yasaklanırken, bu
yasağa piyasa koşullarında yapılan işlemler için istisna tanınmaktaydı. Birdi-
ğer ifadeyle, pay sahibinin şirketten borç alabilmesi, borç doğurucu işlemin
359
Kararın eleştirisi için bkz.TEıdNALP, Sermaye Ortaklıkları, N.17-59. Kurum, 19.09.2018
tarih ve 30540 sayılı RG'de yayımlanan kararı ile TMS'nin kapsamını genişletmiştir.
360
AB üyesi ülkelerde benimsenen muhasebe sistemlerinin dağıtım rejimine etkisi konusun-
da ayrıntılı bilgi için bkz. KPMG tarafından hazırlanan rapor. (ETD /2006/1M/F2/7 l)
Anılan rapora
http://ec.europa.eu/ internal_market/ company/ docs/ capital/ feasbility/
study_en.pdf adresinden ulaşılabilir. Türk vergi hukuku ile TMS'nin bilanço anlayışı ara-
sındaki farkın değerlendirilmesi için bkz. Tekinalp, IFRS/TMS-TFRS, s. 57, 58.
Pny Snhibiniıı Şirkete Borçlanma Yasagı 241
piyasa koşullarında yapılmış olması şartına bağlıydı. Ancak, 6335 sayılı Ka-
nun yasağın kapsamını daraltırken, söz lconusu istisnaya da yer vermemiştir.
Borçlanma yasağını değiştiren 6335 sayılı Kanun'un 15. maddesinin
gerekçesinde, "şirketin hortumlanması" ya da "şirketin içinin boşaltılması" ola-
rak nitelendirilebilecek eylemlere, Türk Ceza Kanunu hükümlerinin engel
olacağı belirtilmiştir. Gerekçe'deki bu ifade, TTK açısından mümkün olan
birtakım işlemlerin sadece Türk Ceza Kanunu'nda müeyyideye bağlandığı
şeklinde anlaşılmaya müsaittir. Ancak, bu yorum elbette kabul edilebilir
değildir. Zira, birinci bölümde açıklanmaya çalışıldığı üzere, TTK' da, şirket
sermayesi ile sermayeyi aşan serbest malvarlığırun azalmasına sebep olacak
işlemleri engelleyici birçok hüküm bulunmaktadır. Söz konusu hükümler
ve anonim ortaklığa hakim olan ilkeler, piyasa koşullarına aykırı işlemlerle
şirket malvarlığının kötüye kullanılmasını engellemektedir.
Bu kapsamda özellikle, sermayenin iadesi yasağı hakkındaki·TTK
m. 480/3 hükmünün
36
ı irdelenmesi önem taşır. Zira, mukayeseli hukukta,
borçlanma yasağı ile korunmak istenen menfaat, "sermayenin iadesi yasağı"
ile elde edilmektedir
362
•
Yani, pay sahiplerine verilen ödünçleri de kapsayan
ve fakat kapsamı bununla sınırlı olmayan, pay sahiplerine açık ya da örtülü
şekilde yapılan dağıtımlar nedeniyle şirket sermayesinin azaltılmasına bu
kural engel olmaktadır. Bu nedenle, çalışmada sermayenin iadesi yasağı
hakkında bilgi verildikten sonra, anılan yasak ile borçlanma yasağı hakkın-
daki hükümlerin kapsamları araştırılmış ve bu hükümlerin öncelik sırası
belirlenmiştir. Ardından, piyasa koşullarına aykırı şekilde verilen ödünçler
ile yapılan diğer işlemlerin akıbeti araştırılmıştır.
1. Genel Olarak Sermayenin İadesi Yasağı
Sermayenin iadesi yasağı hakkındaki TTK m. 480/3 hükmünde, pay
sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini, tasfiye payları saklı kalmak
361 Hüküm, eTK m. 405'in dili sadel eştirilerek düzenlenmiştir. Bu nedenle, eTK m. 405
hakkında yapılan açıklamalardan ve yargı kararlarından yararlanılmıştır .
362Bkz. Alman hukukunda GmbHG § 30, AktG § 57, İsviçre Hukukunda OR § 680. Ser-
mayenin iadesi yasağı ile borçlanma yasağının ilişkisine vurgu yapan görüşler için bkz.
KENDİGELEN, İlk Tespitler, s. 245, 246; KıRCA (ŞBHİRALİ ÇELİK/MANAVGAT), C. 1, s.
680.
242 Şirkete Borçlanma Yasatı
şartıyla, geri isteyemeyecekleri belirtilmiştir. Anılan hükümde yasağın tek
taraflı düzenlenmiş olmasına rağmen, aslında iki taraflı olduğu kabul edil-
mektedir. Gerçekten de pay sahipleri, sermaye olarak şirkete getirdiklerini
geri isteyemeyecekleri gibi şirket de paysahipleri tarafından getirilen değer-
leri kendilerine iade edemez
363
•
Sermayenin pay sahiplerine iade edilmesi,
ancak, hükümde sayılan tasfiye bakiyesi payı ödenmesi yanında, kanunun
izin verdiği şekilde sermayenin azalblması
364
veya şirketin kanuna uygun
olarak kendi payını iktisap
etmesi3
65
hallerinde mümkündür.
Dikkat edileceği üzere, TTKm. 480/3 hükmü lafzı itibariyle konu, kişi
ve kapsam bakımından dar yorumlanmaya müsaittir. Ancak, sermayenin
iadesi yasağına ilişkin kuralın, sermayenin korunması amacıyla öngörülen
hükümlerin çekirdeğini oluşturduğu kabul edilmektedir3
66
•
Bu nedenle,
hükmün yanlış anlaşılmaya müsait lafzına rağmen yasağın pay sahiplerinin
getirdikleri sermaye tutarıyla sınırlı olmadığı öğretide kabul edilmektedir3
67
•
Ayrıca, pay sahiplerinin getirdiklerinin kendilerine aynen ya da nakden iade
edilmesi de yasağın uygulanması açısından bir fark yaratmamaktadır3
68
•
Hat-
ta şirket sermayesinin korunması o kadar önemlidir ki, pay sahibinin hata
veya hile ile sermaye taahhüdünde bulunmuş olması durumunda dahi şirket
sermayesi korunmalı ve bu sermaye pay sahibine geri ödenmemelidir3
69
•
363 ÇELİKTAŞ, s.134; KIRCA,Sermayenin İadesi, 643; SEVİ, s. 433,443. İsviçre hukuku için
bkz.BüRGI,
Zürcher Kommentar, m.680, N. 30; BINDER, s.33; VOGT, m.680, N. 17 vd.
JcS4 TEKİNALP (PoROY/ÇAMOĞLu), il, N. 1424; DOĞANAY, s. 1217.
365
DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 54-56. Alınan hukukunda AktG § 57'de açıkça şirketin
kanuna uygun olarak kendi payını iktisap etmesinin, sermayenin iadesi yasağının istis-
nasını oluşturduğu hükme bağlanmıştır. Ancak, anonim ortaklığın iktisap edeceği pay
bedelinin serbest malvarlığı yerine şirket sermayesinden ödenmesi yine TTK m. 480'e
aykırılık oluşturur. Bkz.SEvi, s. 458.
366
TEKİNALP, Sermayenin Korunması, s. 1682; SEVİ, s. 412.
367
DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 49; HüFFER, § 57, N. 3; SEVİ, s.427.
368
LuTTER, Kölner Kommentar, § 57, N. 5
369
ARSLANLI, s. 192; DOĞAN, Sermayenin İadesi, s.49; DOĞANAY, s.1217. Bu görüşün bir
anlamda dayanağını oluşturan TTK m. 353 hükmü de, tescil ile birlikte tüzel kişilik ka-
zanan anonim ortaklığın butlanına ve yokluğuna karar verilemeyeceğini belirtmektedir.
Anılan hüküm uyarınca, şirketin feshinin sadece, şirketin tescil ve ilanından itibaren üç
aylık hakd�ürücü süre içinde açılabilecek bir dava ile istenmesi mümkündür. TTK m.
456/3'ün yapt!ğı gönderme nedeniyle TTK m. 353 sermaye artırımları için de uygula-
nacaktır.
Pay SahibiMin Şi,-kcte Boı-çlaMma Yasağı 243
2.
Sermayenin İadesi Yasağının Koruma Kapsamı
Yukarıda açıklandığı üzere
370
, asgari ve esas sermayesisteminin benim-
senmediği İngiliz ve Amerikan hukukunda dahi, şirket faaliyetleri netice-
sinde oluşan malvarlığının pay sahiplerine yapılan dağıtımlar neticesinde
yitirilmesine karşı tedbirler öngörülmüştür. Alman ve İsviçre hukukunda
ise, sermayenin kanunen izin verilen dağıtımlar saklı kalmak şartıyla pay
sahiplerine iade edilmesi yasaklanmıştır. Anılan ülkelerde, ortak termino-
lojinin benimsenmesine rağmen, yasağın koruma kapsamı farklı değerlen-
dirilmektedir. Alınan Limited Şirketler Kanunu'nda bu tutar, esas sermaye
karşılığı olarak kabul edilirken, anonim ortaklıklar hukukunda, kanunen
izin verilen haller dışında dağıtım yapılması yasaklandığından, tüm malvar-
lığının hükmün kapsamında olduğu kabul edilmektedir. İsviçre hukukunda
ise, kapsamı tartışmalı olmakla birlikte sadece bağlı malvarlığından yapılan
ödemeler sermayenin iadesi yasağı kapsamında değerlendirilmektedir.
Birinci bölümde, Türk hukukunda korunan değerin kapsamının tespit
edilebilmesi amacıyla, TTK'da sermayeyi ve malvarlığını koruyan hükümler
incelenmiş ve bu hükümler ile yaratılan bağlı malvarlığı tespit edilmeye çalı-
şılmıştır. Bu kapsamda hükümlerin büyük bir bölümünün, sermaye ile dağı-
tılmasına izin verilmeyen yedek akçeler toplamını koruduğu belirlenmiştir.
Bununla birlikte, söz konusu bağlı malvarlığını aşan, bir diğer ifadeyle tüm
malvarlığının (kanunen izin verilen dağıtımlar dışında dağıtım yapılmasına
izin verilmeyerek) korunmasını amaçlayan hükümlere de rastlanmıştır.
İncelenen hükümlerin büyük çoğunluğunun, "s ermaye ile dağıtıl-
masına izin verilmeyen yedek akçeleri" koruduğu tespit edildiğinden, bu
değerin bağlı malvarlığını oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, bağlı
malvarlığının "sermaye ile yedek akçeler" toplamından oluştuğunun tespit
edilmesi, bu değerin aynı zamanda sermayenin iadesi yasağı ile korunan
değeri oluşturduğunun kabul edilmesi için yeterli değildir. Gerçekten de,
öğretide yasağın kapsamına ilişkin görüş birliği yoktur.
Öğretide savunulan bir görüşe göre, sermayenin iadesi yasağının kap-
samı esas sermaye karşılığının korunmasıyla sınırlıdır3
71
•
Bu görüş uyarınca,
370
Bkz. Birinci Bölüm, I, B, 2.
371
SEVİ, s. 435, 463, 465.
244 Şirkete Borçlanma Yasag,
kanuni yedek akçeler ile serbest yedek akçelerin, kanunda izin verilmeyen
şekilde sarf edilmesi, sermayenin iadesi yasağına deği1, yedeklerin kullanı-
mına ilişkin hükümlere aykırılık teşkil edeı�
71
•
Yargıtay da, verdiği bir ka-
rarında, usulsüz kir dağıtımlarının sermayenin iadesi anlamına geleceğjne
hükmederken, yasağın kapsamının sermaye ile sınırlı olduğunu belirtmiştir:
�nonim şirketin kendi ortaklarına kar dağıtabilmesi için, şirket esas sermayesi-
ni aşan bir değerfazlalrğının mevcudiyeti
şarttır. Aksi halde, şirket sermayesinin
azalması sonucunu doğuran zarara rağmen kar (temettü) tevzii, bir nevi esas
sennayenin ortaklara iadesi demek olur ki, TTK .nun 405/2. fıkrasına göre
buna kanunf cevaz yoktur"
373
•
Sermayenin iadesi yasağının kapsamının "sermaye" ile sınırlı olduğu
kabul edildiğinde, sermayenin kapsamının belirlenmesi ayrı bir tartışma
konusudur. Bu konuda ileri sürülen bir görüş uyarınca, muhasebesel olarak
kanuni yedek akçe kalemlerine dahil olan primin de sermaye kapsamında
kabul edilip, dağıtılmasına izin verilmemelidir
374
•
Aksi yöndeki görüşe göre
ise, mehaz İsviçre hukukundan farklı olarak, TTK m. 480 hükmünün serma-
yeyi koruması ve sermayenin belirlenmesinde primin dikkate alınmaması
sebebiyle
375
,
primin TTK m. 480 ile öngörülen koruma kapsamında değer-
lendirilmemesi gereklidir3
76
•
Sermayenin iadesi yasağı ile korunan değere ilişkin ileri sürülebilecek
ikinci görüş uyarınca, TTK m. 480/3 hükmünün, İsviçre hukukunda savu-
nulduğu üzere, bağlı malvarlığını kapsayacak şekilde anlaşılması gereklidir.
372
SEVİ, s. 435-439, 462. Bu ihtimalde ise, haksız ve kötü niyetle kar payı ve hazırlık devresi
faizi alan pay sahibinin iade yükümlülüğüne ilişkin TTK m. 512 hükmü uygulanacağın-
dan, pay sahibinin iade borcu ancak kötü niyetle iktisap halinde söz konusu olacaktır.
373 Karar (Yarg. T. 3.4.1967, E. 1965/1343, K. 1352) için bkz., ERiş, s. 1267; DOĞANAY, s.
1217;
MOROĞLU/ KENDİGELEN 1 s. 382.
374
Tartışma için bkz. SEVİ, s. 434.
375 OR m. 680/2 hükmü, "Pay sahipleri şirkete pay bedeli olarak ödedikleri tutarı geri isteme
hakkına sahip değildir."
şeklindedir. Yani, anılan düzenleme, sermayenin değil, pay sahip-
lerinin pay bedeli olarak getirdiklerinin iade edilemeyeceğini belirtmektedir. Prim her
ne kadar, pay bedeli kavra mı çerçevesinde değerlendirilebilirse de, sermayenin hesa p-
lanmasında primin dikkate alınmayacağı açıktır.
376
YANLI, Kar Dağıtımı, s. 13, 14. Kırca da, primin TTK m. 480 hükmü yerine TTK m.
519 hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir.
KıRCA, Sermayenin
İadesi, s. 647.
245 Pıt)' S,ılıil,;ııiıt Şi,-kctc Bcı,-çlrııııırn Yasııgı
Bu bağlı malvarlığı ise, sermaye ile dağıtılmasına izin verilmeyen yedek ak-
çelerin toplamından oluşmaktadır.
Bu konuda s avunulan üçüncü görüş, Alman anonim ortaklıklar hu-
kukundan etkilenerek, sermayenin iadesi yasağının tüm malvarlığını koru-
duğunu savunmaktadır. Buna göre, dağıtımın sadece şirket karı ile yedek
akçelerden yapılmasına izin verilmesi ve bu haller dışında herhangi bir
menfaat sağlanmasının yasaklanması sebebiyle, sadece sermayenin değil,
hukuka uygun dağıtımlar dışında tüm şirket malvarlığının hükmün koruma
kapsamında olduğu kabul edilmelidir
177
•
Kanaatimizce, şirket sermayesi ile malvarlığının kötüye kullanılma-
sının engellenmesi mutlak suretle gereklidir. Nitekim bu koruma, sadece
sınırlı sorumluluk ilkesinin yarattığı riski taşıyan alacaklılar açısından değil,
ortaklıktan temettü beklentisi içinde olan pay sahipleri, şirket çalışanları
ile şirketin kendisi ve dahası kamunun menfaati için gereklidir. Ancak, bu
tespitin yapılması, sermayenin iadesi yasağı ile bağlanan değerin, tüm şirket
malvarlığı olduğunun kabul edilmesi için yeterli değildir. Çünkü, yukarıda
sayılan menfaat sahiplerini koruyan yegane hüküm sermayenin iadesi yasağı
hakkındaki hüküm değildir. Aksine, birinci bölümde açıklanan sermayeyi ve
malvarlığını koruyan hükümler ile özellikle kar dağıtımı hakkında öngörülen
usuli işlemler3
78
ve yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları hakkında be-
nimsenen sistem ile bir koruyucu mekanizma öngörülmüştür. Bu nedenle,
sadece menfaat sahiplerinin korunması gerekçesinden hareketle, sermayenin
iadesi yasağı ile tüm malvarlığının korunduğu kabul edilmemelidir. Aksine,
sadece pay sahibinin üzerinde tasarrufta bulunma imkanından yoksun kılın-
dığı malvarlığı unsurlarının sermayenin iadesi yasağının kapsamında bulun-
duğu sonucuna vanlmalıdır
379
•
Çalışmanın birinci bölümünde açıklandığı
üzere, söz konusu malvarlığı unsuru ise, sermaye ile kanuni yedek akçenin
dağıtılması mümkün olmayan kısmından oluşmaktadır3
80
•
Diğer bir ifadeyle,
377
DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 49; ÔZDAMAR, s. 79; ŞEHİRALİ ÇELİK (KıRCA/MANAv-
GAT),
C. 1, s. 126-130; GüREL, s. 102-105.
37
'
Bu yönde, AYDIN, Kendi Payını Edinme, s. 23, 24.
379
AYDIN, Kendi Payını Edinme, s. 18.
380 Böylece, belirli bir amaca tahsis edilerek genel kurul kararı ya da esas sözleşme uyarınca
ayrılan serbest yedek akçelerin tahsis amaçlarına aykırı şekilde dağıtılmaları sermayenin
iadesi yasağı kapsamında değil, yedeklerin dağıtılması hakkındaki TTK m. 512 hükmü
,
246 Şirkete Borçlanma Yasağı
bu bağlı malvarlığını aşan tutarın pay sahiplerine dağıtılması mümkün ol-
duğundan, dağıtılabilir kısmın, sermayenin korunması ilkesinin konusunu
oluşturduğu kabul edilemez. Ayrıca, sermayenin iadesi yasağı, sermayenin
korunması ilkesinin merkez kuralı niteliğinde kabul edildiğinden, sermayeyi
koruyan hükümler ile korunan değerin paralel olması gereklidir.
Yapılan açıklamalar ışığında, borçlanma yasağı ile sermayenin iadesi
yasağının koruma kapsamlarının buyük ölçüde kesiştiği kabul edilmelidir.
Çünkü, her iki yasak da, sermaye ile dağıtılmasına izin verilmeyen kanuni
yedek akçeler toplamının sarfına izin vermeyerek, oluşturulan bağlı malvar-
lığını korumaktadır. TTK m. 358 hükmünde zararların, şirket karı ile serbest
yedek akçelerinden fazla olması halinde pay sahibinin borçlanmasına izin
verilmediğinden,genel kurul ya da esas sözleşme uyarınca ayrılmasına karar
verilmiş tahsisli yedekler ile TTK m. 520 uyarınca ayrılan yedekler de ko-
runan değerin kapsamına alınmıştır. Ancak bir genel kurul kararı veya esas
sözleşme değişikliği ile tahsisli yedeklerin tahsis amaçlarının değiştirilmesi
veya şirketin, edindiği kendi paylarını devretmesi ya da bu payları itfa etmesi
hallerinde TTK m. 520 uyarınca ayrılan yedek akçelerin çözülmesi müm-
kün olduğundan, korunan bağlı malvarlığı büyük ölçüde özdeş olacaktır. Bu
noktada borçlanma yasağı, sermayenin iadesi yasağına nazaran farklı/ ek bir
koruma getirmemektedir. Dolayısıyla sermayenin iadesi yasağına rağmen,
borçlanma yasağının öngörülmesi ve her iki yasak ile korunan değerin aynı
olması, borçlanma yasağının düzenlenmesi ihtiyacını sorgulatmıştır3
81
•
Ka-
naatimizce bu sorunun ancak TTKm. 480/3 ile m. 358 hükümleri uyarınca
yasaklanan işlemlerin belirlenmesi ile çözüme kavuşturulması mümkündür.
Diğer bir ifadeyle, borçlanma yasağının kapsamındaki işlemlere karşı şir-
ketin, sermayenin iadesi yasağı ile korunabileceği sonucuna varıldığında,
borçlanma yasağının ek bir koruma sağlamayacağı sonucuna varılacaktır.
Zira öğretide haklı olarak ifade edildiği üzere muaccel sermaye borcunun
ödenmesi şartının 'göz boyamaktan"m başka bir anlamı yoktur.
kapsamında değerlendirilmelidir. Buna göre, paysahibinin iade borcu ancak kötü niyet-
leiktisabın varlığında söz konusu olacaktır. Halbuki tahsisli yedek akçelerin tahsis amaç-
ları değiştirilmeden pay sahiplerine dağıtılmasının sermayenin iadesi anlamına geleceği
kabul edildiğinde paysahibinin sermaye taahhüdü canlanacaktır.
381
Bkz. KENDİGELEN, İlk Tespitler, s. 246.
382
KENDİGELEN,
İlk Tespitler, s. 244.
247 J'lay Salıil1i,ıi,ı Şi,•kcte Ilo,-çlaııma Yasag,
3.
Şirket Sermayesinin İade Edilme Yolları
Bu çalışmada borçlanma yasağının kapsamına, pay sahibine nakit
ödünç verilmesi ile kredilendirme amacı taşıyan diğer işlemlerinin girdiği
savunulmaktadır. Bu kez, sermayenin pay sahiplerine iade edilmesine sebep
olan hukuki işlemler araştırılmalı ve böylece borçlanma yasağı ile ek bir ko-
ruma tesis edilip edilmediği irdelenmelidir.
Yukarıda açıklandığı üzere, gerek Alınan gerek İsviçre hukukunda, ser-
mayenin pay sahiplerine geri "ödenmesi"yasaklanmıştır.Ancak, hükümlerin
lafzına rağmen, ödeme kavramının, ortaklık sermayesini (ya da malvarlığını)
azaltıcı
383
,
edim ve karşı edimin orantısız olduğu, diğer bir deyişle piyasa ko-
şullarına uygun olmayan
384
her türlü işlemi kapsadığı kabul edilmektedir38
5
•
Bu görüşe göre, sadece şirket tarafından pay sahiplerine yapılan ödemeler
değil, aynı zamanda, pay sahibine sağlanan tüm ticari menfaatler de hükmün
kapsamında kabul edilmektedir
386
•
Mukayeseli hukukta savunulan görüşlere paralel şekilde, Türk huku-
kunda da sermayenin açık ya da örtülü işlemlerle iade edilebileceği kabul
edilmektedir3
87
•
Buna göre, sermayenin bir mal veya hizmet alışverişini
amaçlayan sözleşme ile ya da şirketin tek taraflı bir işlemi ile pay sahibine
iade edilmesi mümkündür3
88
•
Gerçekten de, anonim ortaklığın, kanunun
izin verdiği haller dışında pay sahibine dağıtım yapması çoğu zaman örtü-
lü/ peçelenmiş işlemlerle gerçekleşir3
89
•
Bu yüzden hükmün kapsamının,
313 .ALTMEPPEN, GmbHG, § 30, N. 29; HOMMELHOFF, § 30, N. 12. Anonim şirketler için
bkz. LUTTER, Kölner Kommentar, § 57, N. 13.
384 VETTER/SCHWANDTNER
1 S. 1160; BACHNER, S. 123.
3
85 Alınan hukukunda pay sahibine örtülü şekilde yapılan kazandırmalar için ortak bir ter-
minoloji benimsenmiştir. Bkz. FLEISCHER, Disguised Distributions, s.
95, FLEISCHER,
AktG Schmidt/Lutter, § 57,
N. 11. Bunlar, "verdeckte Vermögensverlagerung" kavramı ile
"verdeckte Vermögenszuwendung" kavramıdır. Kavramlar için bkz. BoMMERT; ULRICH.
3'6 füNDER, s. 80; KLEFFNER, S. 63, 64; VETTER/SCHWANDTNER
1 S. 1160; VOGT, m. 680,
N. 22 vd. 2017/ 1132 sayılı Yönerge'nin örtülü dağıtımlara uygulanıp uygulanmayacağı
hakkındaki tartışma için bkz. Birinci Bölüm,
I, B, 1, a, (2).
3
87 Türk öğretisinde konunun ayrıntılı olarak ele alındığı eserler için bkz. DOĞAN, Sermaye-
nin İadesi, s.
48-50; SEVİ, s. 461-483.
m SEVİ, s. 462,465,466.
389
SEVİ, s. 461. Aynı yönde, GÜREL, s. 99.
248 Şirkete Borçlanma Yasag,
sermayenin açıkça geri ödendiği hallerle sınırlı olduğunun kabul edilmesi,
hükümle amaçlanan korumanın etkisizleşmesine sebep olur
190
•
Sermaye
payının açıkça geri ödenmesi hallerine ise, kanuna ve esas sözleşmeye aykırı
kir dağıtılması, k�r payı avansı verilmesi, paysahiplerinin genel kurula katıl-
maya teşvik edici ya da genel kurul kararları aleyhine iptal davası açmak gibi
haklarını kullanmamasını teminen menfaat sağlanması veya kanuna aykırı
şekilde payların şirket tarafından edinilmesi örnek olarak verilmiştir3
9
'.
Ancak bu noktada ödünç işlemi açısından bir değerlendirme yapmak
gerekir. Sermayenin iadesi yasağı kapsamında tartışılan bilançosal yaklaşım,
pay sahibine verilen ödünç karşılığında şirketin sahip olduğu alacak hakkı-
nın bilançoya kaydedilmesi nedeniyle, ödünç ile şirketin sahip olduğu ala-
cak hakkını eşit kabul etmektedir.Yukarıda açıklandığı üzere, Alınan Federal
Mahkemesi'nin
November kararına kadar benimsenen bilançosal yaklaşım,
anılan kararla terk edilmiştir. Bilançosal yaklaşım konusundaki bu belirsizlik
Alınan kanun koyucuyu da etkisine almış ve MoMiG ile yapılan ekleme ile,
şirketin verdiği ödünç karşılığında tam değerli bir talep hakkı bulunması
halinde sermayenin iadesi yasağının ihlal edilmeyeceği açıkça belirtilerek
bilançosal yaklaşım yeniden benimsenmiştir.
Konumuz sermayenin iadesi yasağı olmadığından yalnızca, Türk hu-
kukunda -AktG
§ 57 ve GmbHG § 30 hükümlerinde olduğu gibi- bir istisna
bulunmadığından, verilen ödüncün şartları araştırılmadan, sırf bu ödüncün
390
DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 48. Örtülü dağıtımların, sermayenin iadesi yasağı ile en-
gellenmesi ise özellikle bir şirketler topluluğuna dahil olmayan ortaklıklarda, şirket ile
azınlığın, çoğunluğun faydacı işlemlerine karşı korunması açısından önemlidir. Zira,
bilindiği üzere, hakim şirketin hakimiyetini kullanarak yavru şirketi kayba uğratması
halinde bu kaybın giderilmesi için özel ve detaylı düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak,
bağlam ya da herhangi bir sebeple şirkette kilitli kalan azınlığın, çoğunluğun faydacı
eylemlerine karşı korunması evleviyetle gereklidir. Benzer şekilde halka açık anonim
ortaklıkların tabi oldukları özel hükümler de ilişkili işlemler neticesinde pay sahipleri
ile alacaklıların menfaatlerini korumaktadır. Söz konusu nedenlerle, özellikle bir gruba
dahil olmayan kapalı şirket alacaklıları ile azınlık paysahiplerinin, sınırlı sorumluluk im-
tiyazından yararlanan çoğunluğun faydacı eylemlerinden korunması gereklidir. Ayrıca,
dağıtımların kar payı yerine gizlenmiş olarak yapılmasının engellenmesinin, manipülas-
yonları engelleyici özelliği bulunduğu kabul edilir. Bkz. LuTTER, Legal Capital, s. 9. Ger-
çekten de, dağıtımın gizlenmesi, şirketin gerçek karı hakkında piyasanın aldatılmasına
sebep olur.
391
DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 50, 51; BiLGİLi/DEMİRKAPI, s. 493.
Pay S11/ııbiııin Şirkete l3orçlaııına Yasagı
249
bilançoda aktifleştirilmesi sebebiyle, sermayenin iadesi yasağını ihlal et-
meyeceğinin savunulamayacağın ın belirtilmesi ile yetinilecektir. Bununla
birlikte, Türk hukukunda sermayenin iadesi yasağı hakkındaki en kapsamlı
çalışmada, verilen ödüncün, bilançoda pay sahibine karşı sahip olunan talep
hakkı ile dengelenmesi sebebiyle, kural olarak ödünç işleminin sermayenin
iadesi yasağı kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği savunulmaktadır.
Savunulan bu görüşe göre, ancak şirketin iade talep hakkının
fiktif nitelik
taşıması halinde ödüncün sermayenin iadesi niteliğinde değerlendirilmesi
gereklidir
392
•
Görüldüğü üzere, bizatihi ödünç işleminin yapılmasına serma-
yenin iadesi yasağı engel olmamaktadır. Ayrıca, araştırmalarımıza rağmen,
ödünç işlemini sermayenin iadesi niteliğinde değerlendiren bir Yargıtay
kararına da rastlanmamıştır. Bu nedenle, pay sahibine verilen ödünç ko-
nusunda TTK m. 358'de özel bir düzenleme yapılmasıyla, ek bir koruma
sağlanmakta ve hukuki belirlilik temin edilmektedir. Borçlanma yasağının
kapsamına girmeyen, örneğin satım sözleşmesinde satıcının para borcu ise,
şartları mevcutsa, sermayenin iadesi yasağı kapsamında değerlendirilebile-
cektir.
Ayrıca borçlanma yasağının, sermayenin iadesi yasağının varlığına
rağmen özel olarak düzenlenmiş olması, kanun koyucunun konuya özel bir
önem atfettiğini de göstermektedir. Bu nedenle, bazı yazarlarca sermayenin
iadesi yasağı kapsamında kabul edilen bilançosal yaklaşımın, TTK m. 358
düzenlemesi nedeniyle benimsenmesine imkan yoktur. Böylece, bilançosal
yaklaşımın benimsenmesi ile bağlı malvarlığından verilen ödünç, sermaye-
nin iadesi kapsamında değerlendirilmese dahi, her halükarda TTK m. 358'i
ihlal edecektir. Sonuç itibariyle ödüncün tamamının serbest malvarlığından
verilmesi gerektiği kabul olunmalıdır
393
•
Sermayenin iadesi yasağı, ödünç işlemi gibi, borçlanma yasağının kap-
samında bulunduğunu savunduğumuz teminat işlemlerinin bizatihi yapıl-
masını da engellemez. Zira, şirket tarafından verilen teminatın sermayenin
iadesi yasağını ihlal etmesi için, bu işlem sonucunda ortaklık sermayesinin
karşılığını teşkil eden varlıklarında bir azalma olması gereklidir3
94
•
Hatta
392 Ayrıntılı bilgi için bkz. SEVİ, s. 477-480.
393 KENDİGELEN, ilk Tespitler, s. 245,246; KIRCA (ŞEHİRALİ ÇELİK/MANAVGAT), C. 1, s.
680.
394
SEVİ, s. 481.
--
250 Şirkete Borçlanma Ya5agı
öğretide, teminat konusu riskin gerçekleşip şirketin teminat alacaklısına
ödeme yapması durumunda dahi, pay sahibine karşı sahip olduğu rücu
imkiru nedeniyle sermayenin iade edilmiş sayılmayacağını savunan görüş-
ler mevcuthır3'
5
• Kanaatimizce bu görüşe katılma olanağı bulunmadığından,
teminat konusu riskin gerçekleşmesi halinde sermayenin iade edildiği kabul
edilmelidir1PtS. Ancak borçlanma yasağının geniş yorumlanması ile bağlı
malvarlığından teminat verilmesi TTK m. 358 uyarınca yasak kapsamında
olacağından, anılan hüküm yine sermayenin iadesi yasağına nazaran ek bir
koruma sağlayacaktır. Çünkü borçlanma yasağının, riskin gerçekleşmesin-
den bağımsız olarak uygulanması söz konusu olacaktır.
4. Piyasa Koşullarına Uygun Olma Şartı
Bilindiği üzere, gerek eTK gerek TTK, kural olarak.
397
pay sahiplerinin şir-
ketle işlem yapmasını yasaklamış değildir3
98
•
Ancak, şirketle pay sahibi arasında
yapılan işlemin, pay sahibi lehine piyasa koşullarına aykırı olması durumunda,
sermayenin gizli/ örtülü olarak geri ödendiği ya da örtülü şekilde kar dağıtıldı-
ğı
399
kabul edilmektedif400. Bir diğer ifadeyle, pay sahibine, bu sıfatı (konu-
mu) nedeniyle herhangi bir şekilde karşı talep hakkı içermeyen menfaat
395
Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.SEVİ, s. 482, dn. 247.
396
Aynı yönde bkz. SEVİ, s. 482.
397
Öte yandan, TTK m. 358, 395, 356, 480/3 hükümleri, pay sahibinin şirketle yapacağı
işlemin şartlan hakkında kural koyarak bu serbestiyi sınırlamaktadır.
398
Gerçekten de, pay sahibinin oydan yoksunluğunu düzenleyen TTK m. 436 hükmü bu
sonucu doğrulamaktadır.Söz konusu hüküm uyarınca pay sahibinin, kendisi, belirli de-
recede yakınları veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hakimiyetleri altın-
daki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir iş veya işleme ilişkin olan
müzakerelerde oy kullanması yasaktır. Böylece, pay sahibinin şirketle işlem yapmasına
izin verilmekte, sadece ilgili işlemin genel kurulda görüşülmesi durumunda, kararın iş-
lemden menfaati bulunmayan hissedarlar tarafından alınması gerekmektedir.
399
Görüşler arasındaki fark, sermayenin iadesi yasağı ile korunan değerin farklı yorumlan-
masından kaynaklanmaktadır.TTKm. 480/3 hükmünün sermayeyi ya da bağlı malvar-
lığıru koruduğu kabul edildiğinde bu değeri aşan serbest malvarlığından yapılan iadeler
örtü]ü kazanç aktarımı ya da yedeklerin kullanımına ilişkin hükümlerin ihlali olarak
değerlendirilir. Ancak, sermayenin iadesi yasağı ile tüm malvarlığının korunduğu kabul
edildiğinde, bu kez piyasa koşullarına aykırı gerçekleşen her işlem sermayenin iadesi
ni-
teliğinde değerlendirilecektir.
400
DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 51; SEVİ, s. 462.
Pny Sahibinin Şirkete Borçlanma Yasağı 251
sağlanması.o' ya da şirketin üçüncü bir kişiyle aynı şartlarda yapmayacağı bir
hukuki işlemi pay sahibi ile yapması halinde
401
emredici nitelikteki hüküm-•
]er ihlal edilmiş olacaktır. Yapılan varsayımsal teste göre, işlemin pay sahibi
olmayan bir üçüncü kişi ile de yapılabileceği sonucuna varılıyorsa, yasağın
ihlal edilmediği kabul edilecektir
03
•
İşleme konu olan mal ya da hizmetin muayyen bir piyasa değerinin
bulunması hali dışında, edimler arasındaki orantısızlığın tespit edilmesi her
zaman kolay değildir. İşlemin konusunu, emsal değeri bulunan bir mal ya da
hizmet oluşturuyor ise, şirket kural olarak bunları en fazla bu değerden satın
almalı veya bu değerin altında pay sahibine satmamalıdlf'"H. Ancak, belirt-
mek gerekir ki, piyasa koşullarından sapan her işlemin, sermayenin iadesi
yasağına aykırılık oluşturduğu kabul edilememelidir. Bir diğer söyleyişle,
işlemin piyasa koşullarına aykırı şekilde yapılmasının, ticari gerekçelerle de
açıklanamıyor olması gereklidir
05
•
Örneğin otel işleten ve otelin yan arazisi-
ni satın alarak tesisini büyütmeyi amaçlayan bir turizm şirketinin söz konusu
araziyi, konumu sebebiyle piyasa değerinin üzerinde almaya gönüllü olması
ticari gerekçelerle açıklanabilir bir olgudur. İşleme konu arazinin sahibinin
şirkette aynı zamanda pay sahibi ya da herhangi bir üçüncü kişi olmasının ise
bir önemi yoktur. Zira, işlem, paysahibinin bu sıfatı gereği kendisiyle yapıl-
mamıştır. Benzer şekilde, piyasa koşullarına aykırı yapılan işlem neticesinde
şirketin uğradığı zararın ek faydalarla tazmin edildiği durumlarda da yasağın
ihlal edildiği sonucuna varılamaz
406
•
Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda, çalışmada, borçlanma yasağı
ile sermayenin iadesi yasağının koruma kapsamının büyük ölçüde aynı ve
401
lay S11lıibit1it1 Şirkete BcJl'çlanına Yasag,
259
yakınlarına verilen borç ve teminatlar hakkında finansal raporlarda ayrıntılı
bilgi verilmesinin açıkça öngörülmesi faydalı olabilirdim.
B. Borçlanma Yasağı ile Sermayeyi Koruyan Diğer
Hükümlerin Uygulama Alanlarının Tespit Edilmesi
Yukarıda açıklandığı üzere•
25
,
TTK m. 358 hükmü, bağlı malvarlığın-
dan para ödüncü verilmesi ya da kredilendirme amacı taşıyan diğer hukuki
işlemler yapılması hakkında kural koymaktadır. Bu nedenle, aşağıda tartışı-
lan müeyyidelerin, sadece bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Ancak,
borçlanma yasağının ihlal edilmesi halinde uygulanacak müeyyidelerin
araştırılmasına geçilmeden önce, konunun, sermayenin iadesi yasağı ile
haksız ve kötü niyetli kar payının iadesi hakkındaki kurallarla ilişkisinin
belirlenmesinde fayda vardır.
Bu çalışmada, borçlanma yasağının konu açısından kapsamına girme-
yen, tüketim ödüncü sözleşmesi ile teminat işlemleri dışındaki bağlı mal-
varlığından gerçekleşen menfaat aktarımlarının sermayenin iadesi yasağı
kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Yapılan işlemin,
sermayenin iadesi yasağını ihlal etmesi halinde, öğretide, iade ölçüsünde
hem borçlandırıcı işlemin hem de tasarruf işleminin geçersiz olduğu kabul
m
Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yonet-
melik (28.08.2012 tarih ve 28395 sayılı RG) m.12'de, yıllık.faaliyet raporunda, şirketin
finansal duru.mu hakkında genel bilgi verilmesi öngörülmüş ve bu bağlamda raporun
şirketin özkaynak durumu, karlılık oranı hakkındaki açıklamaları içermesi hükme bağ-
lanmıştır. Bununla birlikte, ortaklara verilen borçlara ilişkin açıklama yapma zorunlu-
luğu açıkça öngörülmemiştir. Sadece, anılan yönetmeliğin 8. maddesinde, varsa; şirket
genel kurulunca verilen izin çerçevesinde yönetim kurulu üyesinin şirketle kendisi veya
başkası adına yaptığı işlemler hakkında bilgiler verilmesi öngörüldüğünden, üyenin aynı
zamanda pay sahibi olınası halinde, finansal raporun bu üyeye verilen borçlara dair açık-
lamayı içermesi faydalı olur.
Yatırım fonları ile konut finansmanı ve varlık finansmanı fonları dışında kalan ihraççılar
ve sermaye piyasası kurumlarının finansal raporlamaları hakkındaki Sermaye Piyasasın-
da Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliği (13.06.2013 tarih ve 28676 sayılı RG)
m. 8 hükmünde ise, ilişkili taraf işlemleri hakkında bilgi verilmesi zorunlu kılınmıştır. Bu
kapsamda, ilişkili kişi işlemi niteliğindeki ortaklara verilen ödünç işleminin raporda yer
alması zorunludur.
425
Bkz. İkinci Bölüm, lli, B, 1.
-
,
260 Şirkete Borçlanma Yasagı
edilmektedir
06
•
Bu kapsamd a tartışılan bir konu, sermayenin pay sahib i
lehine piyasa koşullarına aykırı bir işlem ile iade edilmesi halinde, kısmi ge-
çersizliğin söz konusu olup olmayacağıdır. Bu konuda savunulan bir görüşe
göre, sadece piyasa değerini aşan tutar geçersiz; geri kalan kısım ise geçerli
kabul edilmelidi r
21
•
Aksi görüşe göre ise, hükmün emredici niteliği sebebiy-
le hukuki işlemin tümü geçersiz sayılmalıdır
28
•
Öğretide ayrıca, sermayenin iadesi yasağının ihlal edilmesi halinde,
işlemin geçersizliğinin ileri sürülmesi yanında, iade edilen tutar nispetinde
sermaye borcunun kendiliğinden doğacağı ileri sürülmektedir
129
•
Son olarak,
savunulan bir diğer görüşe göre, sermayenin iadesi yasağının ihlal edilmesi
ihtimalinde, haksız ve kötü niyetli kar dağıtımı hakkındaki TTK m. 512 hük-
mü kıyasen uygulanmalı ve iade borcunun kapsamı bu hüküm uyarınca be-
lirlenmelidir
30
•
Kanaatimizce, emredici nitelikteki TTKm. 480/3 hükmünü
ihlal eden işlemin geçersiz sayılması ve yapılan işlemin türüne göre, sebepsiz
zenginleşme veya istihkak talebi yoluyla iadenin sağlanması gereklidir.
Gerek sermayenin iadesi yasağı, gerek borçlanma yasağının koruma
kapsamı bağlı malvarlığı ile sınırlı olduğundan, bu hükümlerin şirket serbest
malvarlığından yapılan piyasa koşullarına aykırı işlemlere uygulanması söz
konusu değildir. Kanaatimizce, örtülü kazanç aktarımı niteliğinde değerlen-
dirilebilecek bu işlemlere karşı şirket, esas itibariyle, haksız ve kötü niyetle
431
kar payı veya hazırlık dönemi faizi alan pay sahipleri ile kazanç payı alan
yönetim kurulu üyelerinin bunları geri verme yükümlülüğü hakkındaki
426
LuTTER, Kölner Kommentar, § 571 N. 62; DOĞAN, Sermayenin İadesi1s. 58; KOLL-
MöLLENHOFF1s. 160; BAYERı
§ 571 N. 157; HENZEı § 57, N. 203; MEYERı s. 71; HüF-
FERı
§ 571N. 23; TEKİNALP (PoRoY/ÇAMOĞLu)1 il, N. 1050.
427
DöLLERER1s. 338.
428
DoĞAN
1 Sermayenin İadesi
1 s. 58.
429
BıNDER1s. 41; DOĞANAY, s. 1217; KıRCA1Sermayenin İadesi1s. 651; SEVİ, s. 514.
00
DoĞAN 1 Sermayenin İadesi, s. 59.
431
TTK m. 512 hükmü uyarınca açılan davada ispat yükünün kimde olacağı konusunda
tartışma bulunmaktadır. Bir kısım yazar
1 pay sahibinin kötü niyetli olduğunu şirketin
ispatlaması gerektiğini savunurken
1 karşı görüşte olan yazarlara göre, pay sahibi kötü
niyetli olmadığını ispatlamak zorundadır. Tartışma hakkında bkz. TEKİNALP (PoROY/
ÇAMOĞLu), 1 1 N. 918; DOĞAN, Sermayenin İadesi, s. 59.
Pay Snlıibinin Şirkete Borçlanma Yasağı 261
TTK m. 512/ 1 hükmü uyarınca korunmalıdırm. Bu görüşün dayanağını,
Kanun'da pay sahibine tanınan malvarlıksal hakların sınırlayıcı biçimde sa-
yılması oluşturur. Gerçekten de, pay sahibinin mali hakları, kar payı (TTK
m. 507), tasfiye payı (TTK m. 507), hazırlık dönemi faizi (TTK m. 510)
ve esas sermayenin azaltılması neticesinde doğacak defter karıdır (TTK m.
473/4). Bu nedenle, şirketin tasfiye sürecine girmeden ya da sermayesini
azaltmadan pay sahibine menfaat aktarması ise, haksız kar dağıtması ola-
rak nitelendirilmeli ve bu kar payını alan pay sahibinin kötü niyetli olması
halinde iade yükümlülüğü olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca, eklemek gerekir
ki, hukuka aykırı ve örtülü şekilde kar dağıtan yöneticiler aleyhine sorumlu-
luk davası açılması
03 da mümkündür.
Gerçekten de, TTK m. 512 hükmünün, örtülü kar dağıtımını kap-
samayacak şekilde dar yorumlanması halinde, sermaye piyasası ile vergi
mevzuatı dışında açıkça düzenlenmeyen bu örtülü işlemlere karşı kapalı
şirketler savunmasız kalacaktır. Halbuki, en az halka açık şirketler kadar
0
..
kapalı şirketlerde de örtülü kar dağıtımlarının engellenmesi gereklidir. Bu
nedenle, OR m. 678/ 2 hükmünde olduğu gibi, kapsamı ödünç ve teminat
işlemleriyle sınırlı olmayan piyasa koşullarından bariz ayrılan tüm örtülü
dağıtımlar hakkında özel bir düzenlemeye yer verilmesi ile korumanın tam
anlamıyla sağlanması mümkün olabilir.
m NoMER, Eşit İşlem İlkesi, s. 479.Yazar, sadece belli bir grup pay sahibine sağlanan menfa-
atin diğer pay sahiplerine de aynı yönde bir talep hakkı vermeyeceğini vurgulamaktadır.
m Özellikle, esas sermaye sistemini eleştiren yazarlarca Kıta Avrupası hukukuna örnek gös-
terilen, Amerikan ve Yeni Zelanda hukuklarında da, hukuka aykırı şekilde kar payı ikti-
sap eden paysahibinin iyi niyetli olması halinde iade borcu bulunmamaktadır. Örneğin,
Yeni Zelanda hukukuna göre, kanuna aykırı olarak iktisap edilen kar payının geri öden-
mesi gereklidir. Ancak, pay sahibinin kar payını iktisap ettiği zamanda iyi niyetli olması
ya da dağıtılan kar payının geçerliliğine inanarak şirketteki konumunu değiştirmiş ve bu
nedenle kar payının geri istenmesinin haksız olması halinde iade söz konusu olmaya-
caktır. Bu ihtimalde ise, pay sahibinden geri alınmayan miktardan, dağıtımı onaylayan
ve ödeme yeterliliği sertifikasını imzalayan yöneticilerin sorumluluklarına gidilecektir.
Ayrıntılı bilgi için bkz.
VEIL, s. 84, 85.
m Gerçekten de, sermaye piyasası mevzuatının pay sahiplerinin menfaatlerini koruyucu
mekanizmalarından yoksun ve esas sözleşmesinde bağlam bulunması ihtimalinde şir-
kette kilitli kalına riski bulunan kapalı şirket azınlık paysahibinin evleviyetle korunması
gereklidir. Sermaye piyasası mevzuatındaki özel düzenlemelerden bazıları, bilanço ku-
ralları, kamuyu aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler, örtülü kazanç aktarımı
yasağı
v_e özel dava haklarıdır. Bkz. KAYA, s. 194.
262 Şirkete Borçlarıma Yasagı
C. Yönetim Kurulu Kararının Butlanının İleri
Sürülmesi
Bilindiği üzere, TTK m. 374 uyarınca, şirketin genel yetkili organı yö-
netim kuruludur. Bu nedenle, yönetim kurulunun, TTK m. 358 uyarınca
pay sahibine borç verme konusunda karar alması mümkündür. Ancak, şir-
kete borçlanacak pay sahibinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olması
halinde bu üyenin, işlemin görüşüldüğü kurulda görüşmelere katılmaması
gerekir. Zira, bu işlem nedeniyle yönetim kurulu üyesinin kişisel ve şirket
dışı menfaati ile şirket menfaati çatışmaktadır (TTK m. 393).
TTK m. 447 hükmüne paralel bir şekilde, TTK m. 391 'de, sermayenin
korunması ilkesini gözetmeyen yönetim kurulu kararlarının batıl olduğu
açıkça hükme bağlanmıştır. Anılan hükümde ayrıca, konumuz açısından
önem taşıyan ve TTK m. 447 hükmünde butlan sebepleri arasında sayılma-
yan eşit işlem ilkesini ihlal eden kararların da batıl olduğu belirtilmiştirm.
Böylece kanun koyucu eşit işlem ilkesinin gereğini yerine getirmekle asli
yükümlü organın yönetim kurulu olduğunu belirtmiştir. Ancak TTK m.
357, yönetim kurulu yanında, genel kurulun da keyfi karar vermesini yasak-
lamaktadu-4
36
•
TTK m. 447 ile 39l'in mehazıru oluşturan OR m. 714'ün gönderme
yaptığı 706b hükmünde ise, sermayenin iadesi yasağını ihlal eden yönetim
kurulu kararlarının kesin hükümsüz olduğu belirtilirken, eşit işlem ilkesi
anılmamıştır. İsviçre öğretisinde, sermayenin korunması hakkındaki hü-
kümleri ihlal eden kararların, açıkça hükümsüz olduğu belirtildiğinden,
bireysel somut bir ihlalin varlığında dahi kararın hükümsüz olacağı kabul
edilmektedir4
37
•
Buna karşılık, ortaklara örtülü kar dağıtılması hakkındaki
OR m. 678/2 hükmü, dar yorumlanması gereken
438
"sermayeyi koruyan hü-
435
Bu nedenle, eşit işlem ilkesine aykırı bir genel kurul kararı iptal davasına konu olurken,
eşit işlem ilkesini ihlal eden yönetim kurulu kararı batıl olacaktır. Bu tercihin eleştirisi
için bkz. KENDİGELEN, İlk Tespitler, s. 279.
436
Aynı sonuç ilkenin kanuni dayanağı bulunmadığı dönemde de kabul edilmekteydi. Bkz.
NoMER, Eşit İşlem, s. 481.
437
VoN BüREN/STOFFEL/WEBER, N. 1133; VoN BüREN, s. 131.
438
Yukarıda açıklandığı üzere, İsviçreöğretisinde sermayeninkorunması ( Kapitalerhaltung),
ile kapsamı tartışmalı olmakla birlikte bağlı malvarlığından yapılan iadelerin engellen-
263 Pay Salıibinin Şirkete Borçlanma Yasağı
kümler" kapsamında değerlendirilmemektedir'
39
• Bu görüş uyarınca, örtülü
kar dağıtımı neticesinde eşit işlem hakkı ihlal edilmiş olmaktadır; ancak
buradaki ihlal bireysel-somut bir ihlal olduğundan, kesin hükümsüzlük
sonucunu doğurmamaktadır. Kesin hükümsüzlüğün söz konusu olması için
genel-soyut bir ihlal gereklidiıM
0
• İhlalin genel-soyut bir şekilde, örneğin, bir
esas sözleşme hükmü gereği gerçekleşmesi durumunda kesin hükümsüzlük
söz konusu olacaktır-". Özetlemek gerekirse, OR m. 706b hükmünde, açık-
ça sermayeyi koruyan hükümleri ihlal eden kararların batıl olacağı belirtil-
miş olduğundan, butlan müeyyidesinin uygulanması için bu kararın genel
ve soyut nitelikte bir karar olması zorunlu değildir. Buna karşılık, hükümde
eşit işlem ilkesinin zikredilmemiş olması sebebiyle, sermayenin korunması
kapsamında kabul edilmeyen, serbest malvarlığından yapılan örtülü kar
dağıtımı hakkındaki kararlar ancak genel ve soyut nitelikte olduğu takdirde
batıl olacaktır.
Yukarıda açıklandığı üzere, çalışmanın bu bölümünde, şirket bağlı
malvarlığından gerçekleşen Kanun'a aykırı borçlanmalara uygulanacak mü-
eyyideler araştırılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, şirket serbest malvarlığından
yapılan, ancak eşit işlem ilkesini ihlal edenörtülü kazanımlar çalışmanın kap-
samı dışındadır. Bu bağlamda, TTK m. 391 hükmünde, İsviçre hukukundan
farklı olarak, eşit işlem ilkesini ihlal eden yönetim kurulu kararlarının açıkça
sayılmış olınası sebebiyle, butlan müeyyidesi için genel ve soyut nitelikte bir
ihlalin şart olmadığı, bireysel-somut bir ihlalin varlığı halinde dahi işlemin
batıl olacağınr"
2
belirtmekle yetiniyoruz.
mesi anlaşılmaktadır. Bu nedenle, serbest malvarlığındanyapılan örtülü işlemlere OR m.
678/2 hükmü uygularıacaktır.
439VoN BüREN, s. 131 ve dn. 67-70'tennaklen.
-uo Bununla birlikte Gerekçe' de, ilkeye aykırılığın tek hukuki sonucunun, iptal olmadığı be-
lirtilmiştir. Gerekçe'deki bu açıklamaya paralel olarak eşit işlem ilkesine sürekli aykırılık
sonucu doğurarı genel kurul kararlarının butlan, ilkeyi belirli pay sahipleri açısından ve
geçici olarak ihlal eden kararların ise iptal edilebilir olduğu kabul edilmelidir.
441
VoN BüREN, s. 131, 132.
442 Öte yarıdarı, kayıtlı sermaye sistemini benimseyen şirketlerde alınan, TTK m. 460/4 ve
SerPK m. 18 / S hükümleri kapsamına giren eşit işlem ilkesine aykırı yönetim kurulu ka-
rarları iptale tabidir. Bkz. KIRCA (ŞEHiRALi ÇELİK/MANAVGAT), C. 1, s. S17.
,
264 Şirkete Borçlanma Yasagı
D. Genel Kurul Kararının Butlanının İleri Sürülmesi
eTK'da açık bir düzenleme bulunmamasına rağmen, aynı zamanda bir
hukuki işlem olan genel kurul kararları aleyhine açılan iptal davası yanında,
bu kararların yokluğu ya da butlanının ileri sürülebileceği
443 konusunda
öğretide görüş birliği bulunmaktaydı..... Bu görüş, TTK m. 447'de kanuni
dayanağa kavuşturulmuş ve batıl genel kurul kararları düzenlenmiştir.
TTK'da anonim ortaklıklar hukukuna özgü butlan sebepleri
445 hakkında
düzenleme yapılması doktrinde olumlu yönde karşılanmıştıc44
6
• Hükümde
butlan sebepleri, mehaz OR m. 706b hükmüne paralel şekilde sınırlayıcı
olmamak üzere sayılmıştır. Bu nedenle hükmün kapsamına, TTK m. 447'de
sayılan butlan sebepleri yanında, öğreti ve içtihatlarla benimsenen borçlar
443
Genel kurul kararlarının geçersizliğinin ileri sürülmesine özellikle, yöneticiler aleyhine
sorumluluk davası açılmasının, belirli bir pay oranına sahip olunmasına bağlandığı ya da
mahkeme masraflarına pay sahiplerinin katlandığı ülke hukuklarında rastlanmaktadır.
Bkz. CoNAc/ENRIQUEs/GELTER, s. 497. Örneğin, Almanya'da, 2005 yılında yapılan
değişiklik öncesinde, pay sahibinin sorumluluk davası açılması yönündeki talebinin ge-
nel kurulda reddedilmesi halinde, paysahibinin sorumluluk davası açabilmesi, esas ser-
mayenin %5'ine ya da 500.000 Avro değerinde hisseye sahip olma şartına bağlanmaktay-
dı. Bkz. AktG
§ 147/3. Değişiklik ile eşikler, %1 sermaye oranı ile 100.000 Avro tutarına
indirilmiştir. Bkz. AktG
§ 148/ 1. İtalya'da da, ilk kez 1998 yılında halka açık şirketlerde
%5 oranında sermayeye sahip pay sahibine sorumluluk davası açma hakkı tanınmıştır.
Bu oran 2006 yılında %2,5'e düşürülmüştür. 2003 yılında yapılan şirketler hukuku re-
formu ile, kapalı şirketlerdeki pay sahiplerine de dava hakkı tanınmış ancak bu hakkın
sermayenin %20'sine sahip olunması şartıyla kullanılabileceği belirtilmiştir. Fransa'da
ise herhangi bir eşik öngörülmemesine rağmen, usul hukukundan kaynaklanan, örneğin
mahkeme masraflarının yüklenilmesi gibi sorunlar sebebiyle, yine pay sahibi tarafından
açılan sorwnluluk davasına fazla rastlanmamaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz., a.e., s. 508,
509.Ayrıca bkz. ENRIQUES/HERTIG/KANDA, s. 174, 175. Türk hukukunda ise, sorum-
luluk davası açılabilmesi için, belirli bir pay oranına sahip olma koşulunun bulunmaması
(TTKm. 555/1) ve mahkeme masraflarının davalı yöneticilere yükletilmediği hallerde,
şirket ile davacı paysahipleri arasında hakkaniyete göre paylaştırılması (TTK m.555/2)
nedenleriyle, ülkemizde sorumluluk davalarına sıklıkla rastlanmaktadır. Buna karşılık,
sorumluluk davası açılması yerine, kararın geçersizliğinin ileri sürülmesi ve bu kararın
kendisine sonuç bağlamasının engellenmesi, tarafların menfaatlerine daha iyi hizmet
edebilmektedir.
'"4 Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. MoROĞLU, Hükümsüzlük, s. 77-184.
445
Anonim ortaklığa özgü butlan sebeplerinin kanunda düzenlemesi ihtiyacı hakkında ay-
rıntılı bilgi için bkz. TEKİNALP
1 Butlan Sebepleri, s. 5-16.
446
KENDİGELEN, İlk Tespitler, s. 347.
Pay Sahibiııin Şiı-kete Borçlaıınıa Yasağı 265
hukukundan kaynaklanan hükümsüzlük halleri ile anonim ortaklığa özgü
diğer hüküınsüzlük halleri de girmektediı- 44
7
•
Konumuz açısından önem taşıyan bir butlan sebebine TTK m. 447'nin
(c) bendinde yer verilmiştir. Söz konusu hüküm uyarınca, anonim
şirketin
temel yapısını bozan veya "sermayenin korunması hükümlerine
11443
aykırı olan
genel kurul kararları batıldır'4
9
• Öğretide, sermayenin korunması hakkındaki
kuralları ihlal etmesi sebebiyle batıl olan kararlara örnek olarak, itibari de-
ğerin altında pay çıkarılması, sermayenin kanunen izin verilmeyen
şekilde
pay sahiplerine iade edilmesi, sermaye payı için faiz ödenmesi, kar dağltımı
hakkındaki emredici kuralların ihlal edilmesi ve kanunen izin verilmeyen
şekilde şirketin kendi payını iktisap etmesi halleri verilmiştir
50
•
Özel hüküm niteliğindeki TTK m. 447 hükmü yanında, sermayenin
korunması amacıyla ihdas edilen hükümlerin emredici ve alacaklıları koru-
yucu•sı niteliği dolayısıyla, bu hükümleri ihlal eden genel kurul kararlarının
..,.
7 TEKİNALP, Butlan Sebepleri} s. 13. Anonim ortaklıklar hukukuna özgü olup da TTK m.
447'de sayılanlar dışında kalan sebepler ile TBK m. 27'nin kapsamına giren sebepler hak-
kında ayrıntılı bilgi için bkz. KıRCA (ŞEHİRALİ ÇELİK/MANAVGAT), C. 2/2, s.50-54.
..,.
8 Sermayenin korunması hükümlerinin} bağlı malvarlığını da kapsayan ve fakat bununla
sınırlı olmayan tüm şirket malvarlığını koruyan hükümler şeklinde anlaşılması gerektiği
yönündeki görüş için bkz. Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 47.
..,.
9 Bilindiği üzere, SerPK m. 23/ l 'de halka açık ortaklıkların genel kurullarında alınan
önemli nitelikteki işlemlere dair kararlar aleyhine SPK'nın TTK uyarınca iptal davası
açabileceği hükme bağlanmıştır. Bu konuda daha kapsamlı bir düzenlemeye yer veren
SerPK m. 92 uyarınca ise, SerPK'ya tabi ihraççıların, kanuna veya esas sözleşmeye aykırı
işlemleri sebebiyle sermayesinin veya malvarlığının azalmasına veya kaybına yol açtığı-
nın Kurul'ca tespit edilmesi halinde Kurul'a bazı yetkiler tanınmıştır. Buna göre Kurul,
ilgilile rden aykırılıkların giderilmesi için tedbir almasını istemek, hukuka aykırılığının
tespiti tarihinden itibaren üç ay ve her halde durum ve işlemin vuku tarihinden itibaren
üç yıl içinde iptal davası ve beş yıl içinde butlan veya yokluğun tespiti davasıaçmak ve bu
işlemler nedeniyle sorumluluğu bulunanların imza yetkilerini kaldırmak konusunda
yetkilidir. Anılan düzenleme, TTK uyarınca iptal davası açmak için öngörülen üç aylık
hak düşü rücü süreyi üç yıla çıkarması ve yokluğun tespitini süreye bağlaması açısından
eleştiriye açıktır. Yokluğun tespitinin süreye bağlanması konus undaki eleştiri için bkz.
BAHTİYAR, s. 211.
•
50
TEKİNALP, Butlan Sebepleri, s. 9.
m MOROĞLU, Hükümsüz lük, s. 169-172. Alman hukukunda da, alacaklıların menfaatini
koruyan hükümleri ihlal eden genel kurul kararlarının batıl olacağı savunulmaktadır.
266 Şirkete Borçlanma Yasag,
batıl olduğu öğretide kabul edilmektedir. Bu açıdan genel kurul kararı oybir-
liği ile alınsa dahi yine batıl olacaktır
451
•
Yukarıda açıklandığı üzere
453
, pay sahibinin şirkete borçlanma yasağı,
sermayenin korunması ilkesi gereği..
54 ihdas edilmiştir. Ancak, şüphesiz, pay
sahibinin Kanun'a aykırı şekilde şirkete borçlanmasına sebep olan işleme
TTK m. 447 hükmünün uygulanması, bu işlemin genel kurulda karara bağ-
lanmasına bağlıdır. Bu nedenle, genel kurul ile yönetim kurulunun görev ve
yetki alanlarının sınırının çizilmesi ve borçlandırıcı işlemin genel kurulda
görüşülmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gereklidir.
TTK m. 374 hükmünde, Kanun ve esas sözleşme uyarınca genel ku-
rulun yetkisine bırakılmış konular dışında, şirketin işletme konusunun elde
edilebilmesi için yapılması gerekli bütün iş veişlemlerin yönetim kurulunun
yetkisinde olduğu ifade edilerek, yönetim kurulunun genel yetkili organ
olduğu belirtilmiştir. Böylece eTK zamanında yapılan, genel kurulun üst or-
gan olup olmadığı yönündeki tartışmalara son verilmiş ve organlar arasında
hiyerarşik ilişkinin yerine işlev ayrılığı ilkesi kabul edilmiştir
55
•
Yönetim kurulunun devredilmez yetkilerini düzenleyen TTK m.
375'in açık hükmü dolayısıyla, maddede sayılan konularda esas sözleşme
ile düzenleme yapılarak genel kurulun yetkilendirilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle, yönetim hakkının kapsamına giren bir iş ve/veya işlemin, esas
sözleşmeyle genel kurulda görüşülebilmesi için öncelikle bu iş veya işlemin,
375. maddenin kapsamında bulunmaması gerekir. Ayrıca, TTK m. 375
hükmünde yer almamasına rağmen, yıllık faaliyet raporu (TTK m. 516,
518) ile iç yönergenin hazırlanması (TTK m. 367), genel kurulun verdiği
yetkiye istinaden şirketin kendi payını edinmesi (TTK m. 379), sermaye
kaybı halinde genel kurulun toplantıya çağrılması (TTK m. 376/2), kayıtlı
Bkz.TEKİNALP, Butlan Sebepleri, s.9'dan naklen, SCHMIDT, Gro �kommentar, § 241, N.
42; HÜFFER, § 241, N. 19.
•m FoRSTMOSER/MEıER-HAYoz/NoBEL, N. 109; LuTTER, Kölner Kommentar, § 57, N.
11; LUTTER, Kapital, s. 2, 3; SEVİ, s. 413.
453
Bkz. İkinci Bölüm, II.
454
Doktrinde de TTK m.358'i ihlal eden genel kurul kararının TTK m. 447 uyarınca batıl
olacağı ifade edilmiştir. Bkz. KIRCA (ŞEHİRALİ ÇELİK/MANAVGAT), C. 2/2, 48.
455
ŞEHİRALİ ÇELİK (KIRCA/MANAVGAT), C.1, s. 131; BAHTİYAR, s. 150.
Pay Sahibinin Şirkete Borçlanma Yasağı 267
sermaye sisteminde sermaye artırımına karar verilmesi gibi konular yönetim
kurulunun devredilmez yetkilerindendir4
56
• Dolayısıyla, bu konularda da
esas sözleşmeye hüküm konularak genel kurulun yetkilendirilmesi mümkün
değildir.
TTK m. 375'in gerekçesinde, madde metninde açıkça zikredilmemiş
olmakla birlikte, genel kurulun niteliğiyle hiç bağdaşmayan, aksine yönetim
kavramının kapsamında bulunduğundan şüphe edilmeyen konuların, me-
sela, olağan konulara ilişkin sözleşmelerin yapılmasının esas sözleşme ile
genel kurula devredilip devredilemeyeceği sorusunun yanıtının öğreti ile
mahkeme kararlarına bırakıldığı belirtilmiştir4
57
• Bu nedenle, genel kurulun
devredilmez yetkileri (TTK m. 408) ile yönetim kurulunun devredilmez
yetkileri (TTK m. 375) kapsamına girmeyen gri alandaki konularda, TTK
m. 374 hükmüne rağmen, esas sözleşmede düzenleme yapılarak genel kuru-
hın yetkilendirilmesinin mümkün olup olmadığı araştırılmıştır.
TTK m. 408 hükmünde, genel kurulun Kanun'da ve
esas sözleşmede
öngörülmüş konularda
karar alacağı belirtilmiştir. Yine, yönetim kurulunun
görev alanım belirleyen TTKm. 374hükmünde, yönetim kurulunun, kanun
veya
esas sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisine bırakılan alanlar dışında
yetkili olduğu ifade edilmiştir. Anılan hükümlerden hareketle, esas sözleş-
mede düzenleme yapılması suretiyle, TTK m. 375'in kapsamına girmeyen
bir konunun genel kurulda görüşülebileceği ileri sürülebilir. Ancak bu kez,
TTK m. 340 hükmünün
458
esas sözleşmeyle düzenlenebilecek konuları
sınırlaması sebebiyle, genel yetkili organ olan yönetim kurulundan, genel
kurula yetki devri yapılamayacağınınsavunulması da mümkündür4
59
•
456
TTK m. 375'te sayılmayan diğer devredilmez yetkiler için bkz. ALTAY, s. 162, 163; Do-
ĞAN, Yönetim Yetkisinin Devri, s. 211-217; TEKİNALP, Sermaye Ortaklıkları, N. 12-37.
457
Benzer şekilde, yönetim kurulu kararlarının genel kurulun onayına bağlanıp bağlana-
mayacağı ve onaya bağlanması halinde bu onayın yönetim kurulunun sorumluluğuna
etkisinin ne olacağı gibi husus lar yanıtsız bırakılmıştır.
458
TTK'nın, "Emredici hükümler" başlıklı 340. maddesinin hükmün ilk cümlesi, "Esas söz-
leşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak, Kanunda buna açıkça
izin verilmişse sapabilir." şeklindedir. Böylece, söz konusu hüküm ile anonim şirketlere
ilişkin birçok hüküm emredici hüküm haline gelmiş ve ihtiyari düzenleme yapılması
imkiıu kısıtlanmıştır.Ayrıntılı bilgi için bkz.
l