makaleler Ahmet İYİMAYA
189TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
GİRİŞ
Siyasal partiler, seçim yoluyla yürütme ve yasama iktidarını elde
etme amacına yönelik demokratik kuruluşlardır. Siyaset kurumunun
özünü ve omurgasını, siyasal partiler oluşturur. Devleti dönüştürme ve
iyi yönetim projesi, örgütlenme kollektif özgürlüğünün tepe noktasını
oluşturan siyasal partilerin doğal misyonudur.
Siyasal parti sisteminin gereği gibi işlemediği, kurumsallaşmadığı
yapılarda “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, iyi yö-
netim” gibi değerlerin yaşam gerçeğine dönüşmeleri imkansızdır.
Nihayet insan aklının, giderek uygarlığın ürünü olan herhangi bir
sistemin veya siyasal partiler sisteminin “işlerliği/kurumsallaşması” so-
runu, yalnızca siyaset kurumunun sorunu değildir. Bilakis bu sorunlar,
“toplumun, bireyin” ve daha fazlası “yargı”nın ortak sorunudur. Bozul-
maya ve yozlaşmaya karşı “toplumsal refleksler”in harekete geçmediği
ve hukukun tanımladığı “yaptırımlar”ın esirgendiği bir yapıda “erdem
ve gelişme”, hayallerin dahi gündemine giremez.
Siyaset kurumu ve siyasal partiler sistemi, bir “çürüme” içindedir.
Yozlaşma ve çürüme, tek sebebe ve tek sorumluya indirgenemez. Kuşku-
suz bu sorun, ciltlerce eserleri dolduracak yoğunlukta sosyoloji, siyaset
bilimi ve benzeri dalların ana konularını oluşturur.
SİYASAL PARTİ KONGRELERİNİN
YARGISAL DENETİMİ
Ahmet İYİMAYA
*
*
Avukat. Ankara Barosu, TBMM Anayasa Komisyonu önceki başkanı.
Ahmet İYİMAYA makaleler
190TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Biz bu incelememizde “siyasal parti sistemindeki çürüme”nin hem
kısmen bir “nedeni”, hem de “göstergesi” olarak “siyasal parti kongrelerinin
yargısal denetimini” ele alacağız.
Siyasal partiler hukuku ve özellikle kongre hukuku, Türk hukuk
öğretisinin ilgi alanı dışında kalmıştır.
1
Hukuku üreten temel dinamik-
ler olarak siyasal partilerimizden herhangi birisi, “partilerin iç hukuku”
noktasında bilimsel araştırma yaptırmak ve yayınlamak gibi “doğal
görevlerinin” ayırdında olmamıştır.
2
Siyasal partiler hukukunun pozitif kaynağı olarak bu alanı düzen-
leyen “yasal çatı”da, bu incelemede ortaya konacağı gibi siyaset kuru-
munu hukuktan ve hukuki denetimden uzak tutacak “boşluk, çatışma ve
keyfilikler”le doludur. Bu alanın genellikle ara rejimlerde reforma tabi
tutulması ve olağan dönemlerde uzlaşma temelinde bir “siyaset hukuku
kodu”nun çıkarılmamış olması gerçeği, anlamlıdır.
3
Siyasal partiler hukukunun korporatif hukuka yaptığı atfın yol
açtığı hukuki sonuçlar (SPK m. 121, 29/1), tamamen Türk yargısını il-
gilendirmektedir. Dernekler Kanunu’nun ve Türk Medeni Kanunu’nun
bu alanda uygulama sınırları konusunda Türk yargısı, üzerine düşeni
1
Siyasal partilerin Anayasa hukuku açısı konusunda Türk öğretisi, hayli zengin
kaynaklara sahiptir: Payaslıoğlu, Arif T., Prof. Dr., Siyasi Partiler, Ank. 1952; Teziç,
Erdoğan, Prof. Dr., Yüz Soruda Siyasal Partiler (Partilerin Hukuki Rejimi). İst. 1976;
Özbudun, Ergün, Prof. Dr., Siyasal Partiler, Ank. 1979. Aynı müellif, Parti Disiplini,
Ank. 1968; Perinçek, Doğu, Anayasa ve Partiler Rejimi, İst. 1985; Sağlam, Fazıl, Prof.
Dr., Siyasal Partiler Hukukunun Güncel Sorunları, İst. 1999; Öden, Merih, Prof. Dr., Türk
Anayasa Hukukunda Siyasi Partilerin Anayasaya Aykırı Eylemleri Nedeniyle Kapatılmaları,
Ank. 2003; Yanık, Murat, Parti İçi Demokrasi, İst. 2002; Tuncay, Suavi, Dr., Parti İçi
Demokrasi ve Türkiye, Ank. 1996; Durmuş, Arzu, Dr., Siyasi Partilerin Kapatılması... İst.
2001. Anayasa ve Siyasi Partilerin Kapatılması... Siyasal partilerin iç-hukuku, işleyişi,
hukuki sorunları, kurumsal yasanın atfıyla (SPK m. 121, 29) bir medeni hukuktur.
Ancak Anayasa ile bağı olan ve bu bağlamda anlam yüklemesine uğrayan bir medeni
hukuk (AY m. 68, 69)... Siyasi Partiler Hukuku’nun bu dalı, akademik fukaralığın
yaşandığı bir daldır. Değindiğimiz anlam yüklenmesi (AY m. 68-69), siyasi partiler
hukukunu dernekler hukukundan daha farklı kılmaktadır. Bu alanda ciddi ve uy-
gulamayı etkileyen bir boşluk vardır.
2
Bu alanda siyasal partilerin, bilim kuruluşları (üniversite ve diğerleri) ile temasa
geçerek boşluğu hukuk ekseninde dolduracak ve farklılıklarla zenginleştirecek bir
çaba göstermeleri gerekir. Siyaset piyasasında görünme amacı dışında bir işlevi ol-
mayan ve kimi partilerce düzenlenen konuya ilişkin sempozyumlar, -kaliteleri bir
yana- esere dönüşmeyen “sözler” (hitabet) olarak “buharlaşmak”tadır.
3
İçinde bu makalenin de yer alacağı kimi incelemelerimi, yakın gelecekte “Siyaset
Hukuku Sorunları” adıyla yayınlamayı düşünmekteyim.
makaleler Ahmet İYİMAYA
191TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
yapmamış, yapamamıştır. Bu alanda “siyaset kurumunu ve parti dinami-
ğini” “hukuki zemine çekecek”, yozlaşmayı önleyecek, içtihat temelinde
istikrarı sağlayacak bir hukuk inşaı, başta Yüksek Yargıtay’ımız olmak
üzere yargı erkinin şimdilik uykuya metruk normatif görevi olarak apa-
çık durmaktadır. Türk yargısının –adeta– yargısal denetimden kaçışı ile
yaratılan ve siyaset kurumunun memnuniyetle karşıladığı “denetimsiz
ve dokunulamaz siyasal parti alanı”, çürümenin temel göstergesi ve kla-
sikleşecek kürsü örneği olarak ortadadır.
Sorun, kendi hukuki yapısında ortaya konmuş ve henüz Türk yar
gısına yansımamış olmakla birlikte, 2004 Anayasa değişikliği (m. 90)
ile iç etki doğuran İHAS (m. 11, 13, 6)’ın yol açtığı zorunlu sonuçlar
bağlamında da bir değerlendirme yapılmıştır.
Seçimli siyasal parti kongrelerinin yargısal denetiminde yasanın
açıkça çizdiği görev sınırları hiçe sayılarak, “seçim yargısı-adli yargı”
görev alanının kriterleri ele alınmayarak “Yüksek Yargıtay’ın” formül
onamalı görevsizlik çözümü, “içtihat ve hukuk güvenliği” hassasiyetini
öteleyen (AY m. 2, 154) bir konumla “hukukun ve yaptırımın” uygulan-
masını bizatihi engellemektedir.
Kongrenin yargısal denetimine yönelik ve yasal süresinde açılan
davaların uzamasına (yargının geç işleyişine), üzerinden bunca zaman
geçtikten sonra “iptale gidilir mi” yollu hukukun üstünlüğü temel de-
ğerine yabancı bir “ön yargı” şablonunun geçirilmesi, elbette ki hiçbir
şartta mümkün değildir. Zihin sekelleri ile yürürlükteki hukukun uy-
gulamadan düşürülmesini yine “hukuk” tanımaz (AY m. 2).
İncelememizin amacı, hukukun üstünlüğüne ve hukuk zemininde
pozitif siyasete hizmettir.
II. SİYASAL PARTİ KONGRESİ
A. Kongrenin Önemi
Kongre, “üye veya delegelerin yetkili organın hazırladığı gündemdeki
sorunları görüşmek ve sonuçlandırmak üzere, belli sürelerde ve divan yöne-
timinde yaptıkları toplantı”dır. Kongre, dernekler ve diğer korporatif
yapılardaki “genel kurul”un siyasi partiler hukukundaki “karşılığı”dır
(SPK m. 14, 19, 20). “Kongre”, hem partinin en yüksek “organı”nı ve hem
Ahmet İYİMAYA makaleler
192TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
de toplantının işleyişini anlatan çifte karakterli bir kavramdır (SPK m.
4/1, 4; MK m. 73, 79/1, 80).
4
Kollektif özgürlükler hukuku yönünden kongre, bu temel hak ve
hürriyetin “özü”nü oluşturur. Kurucu unsurları sakat kongre, somut
olay bağlamında özü boşaltılmış kollektif özgürlükle eşdeğerdedir.
5
(İHAS. m. 11, AY m. 33)
Siyasal parti, dış işleyişinde “iktidar veya muhalefet”, iç yapısında ise,
“her şeyden önce”, “kongre” demektir. Siyasal parti iç işleyişinin, diğer tü-
zelkişilerin aksine Anayasa seviyesinde düzenlenmesi, parti hukukuna
verilen önemin bir başka yönden ifadesidir (AY m. 69/1).
Kongre, siyasi partinin her kademede en yüksek organıdır (SPK m.
14/1 ve diğerleri). Anayasa ve yasanın dışında kalan parti iç hukuku-
nu, kongre oluşturur (SPK m. 14/5, 16/2). Partiye yön veren kararlar,
iktidara gelindiğinde izlenecek siyasalar, bu platformda teşekkül eder.
Organları seçen, kadroları belirleyen kongredir. Partide yetki kullanan-
ların, tasarrufta bulunanların hesaba çekilecekleri yer, kongre zeminidir.
Siyasal parti kongresinin gerçekleşme biçimi ve buna dayalı gözlem, o
partinin iktidara geldiğinde nasıl bir yönetim sergileyeceğinin temel
göstergelerindendir.
6
Bir kongrede “parti içi demokrasi” işlemiyorsa, o
4
Özsunay, Ergün, Prof. Dr., Medeni Hukukumuzda Tüzel Kişiler, İst. 1982. s. 170 vd.;
Öztan, Bilge, Prof. Dr., Medeni Hukuk Tüzel Kişilerinde Organ Kavramı ve Organın Fi-
illerinden Doğan Sorumluluk, Ank. 1970, s. 80, 102. Değerli bilim adamı, doğru olarak
genel kurulu, “başka hiçbir yerden talimat almadan, tüzelkişinin iradesini teşekkül
ettiren” (kurucu) organ olarak nitelemiştir (s. 102). Egger, A. Dr., (Volf Çernis çev-
risi). İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Kişinin Hukuku/Tüzel Kişiler, Ank. 1948. Art. 64. s.
91 vd.
5
Kaboğlu, İbrahim, Prof. Dr., Özgürlükler Hukuku, İst. 2002. s. 227-229, 232. Aynı
müellif, Kollektif Özgürlükler, Diyarbakır 1989; Yanık, Murat, Dr., a.g.e., s. 149 vd.
6
Tuncay, Suavi, a.g.e., s. 188-189 vd. Müellif aynen “Türkiye’de siyasi partilerin
kongreleri, aynı zamanda demokrasimizin gelişme düzeyini de göstermektedir...
Demokraside bulunduğumuz noktanın nerede olduğunu adeta kongrelerden öğre-
nebiliriz” demektedir (s. 189). Anadolu Stratejik Araştırmalar Vakfı, Parti İçi Demokrasi,
Prof. Kalaycıoğlu, sempozyumda ilginç bir somutlama ile şunları ifade etmektedir:
“Ama ben demokratik bir örgütüm ve Türkiye’yi demokrasi içerisinde yöneteceğim
diye ortaya çıkıyorsa bir parti, o zaman seçmen olarak siz ve ben tamam karde-
şim, madem Türkiye’yi demokrasiye göre ve demokratik olarak yöneteceksiniz
ve demokratik bir örgüt olduğunuzu söylüyorsunuz, gösterin bakalım, nasıl bir
demokrasiyle kendinizi yönetiyorsunuz, demek hakkına sahibiz. O da bize kendi
gözünde demokrasi ne ise, onu partisi içinde yaşatarak bize gösterme mükellefiyeti
içerisindedir. Bu yükümlülüğünün altına kendisini sokuyor, kendi kendine sokuyor.
Eğer böyle bir iddiada bulunmuyorsa, zaten demokratik olmak mecburiyetindesin,
makaleler Ahmet İYİMAYA
193TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
partinin topluma seslendirdiği “demokrasi” vaadi, havada kalır. Aynı
şekilde kongrede “iç hukukundan kaçan bir parti”, “hukukun üstünlüğü”
vaadinde kendisine karşı güveni ta baştan yok etmiştir. Her iki durum,
genel ve yaygın yolsuzluğun siyaset kurumundaki “duru adresini” gös-
termektedir...
Özellikle büyük kongreler için öngörülen sürenin kısalığı veya
uzunluğu (bir günlük kongre, üç günlük kongre gibi), kongre verimi
bakımından önemlidir. Sorunların tartışılmasına/müzakere ve karar
süreçlerine zaman ayırmayan kongreler; siyaset patolojisine tipik örnek
oluştururlar. Böyle yapılardan “ülke sorunları çözecek” projeler yerine,
ancak “sandalye/makam odaklı” “kifayetsiz ihtiraslar” üreyebilmektedir.
B. Kongrenin Anatomisi
Siyasal partilerde kongreler, kademelere göre, “belde, ilçe, il kong-
releri” ve “büyük kongre” şeklinde bölümlere ayrılırlar. Ayrıca “olağan”
ve “olağanüstü” kongre grubu da bulunmaktadır (SPK m. 14, 19, 20).
Keza kongrenin gündemine göre, “seçimli kongre/seçimsiz kongre, karma
kongre” ayırımı da vardır (SPK m. 21).
Kongrelerin yargısal denetiminde ortaya çıkan ve maalesef yargı
seviyesinde henüz çözüme ulaştırılamamış (kurumsal içtihadın oluştu-
çünkü bu demokrasidir diyemeyiz. Çünkü demokraside her örgüt demokratik olmak
zorunda değildir. Ancak bu partilerden demokrasi ilkesi arayabilirsiniz. Yoksa bir
parti faşisttir, bir Fühler tarafından yönetilmek istemektedir ve Türkiye’yi de öyle
yönetmek istemektedir. O partinin ille demokratik olacaksın diye üzerine gitmemiz,
demokrasi ilkesine sığmaz. Ve anlamsız bir sonuca götürür. Dolayısıyla bu durumda
olan partiler, kendilerine bir demokrasi modeli olarak yaklaşmamıza fırsat verirler
veya vermelidirler. Seçmenlerin, bunu talep etme hakkı vardır. O zaman, onlar
iktidara gelirlerse, bizi nasıl yöneteceklerini iktidara gelmeden önce parti olarak,
kendi kendilerini nasıl yönettiklerini göstererek sunarlar. Biz de buna bakar, ona
göre oyumuzu kullanırız. Bu fırsat, bugünkü yasada da siyasal partilere temin edil-
miştir. Ve kendilerinin içerisindeki uygulamalar, iktidara geldiklerinde bizi nasıl
yöneteceklerinin bir aynası görünümündedir zaten. Bunu da kabul etmemiz lazım.
Bakıyorsunuz X partisine, nasıl yönetiliyorsa X partisi, parti ve liderinin üç aşağı,
beş yukarı şirketi gibi, iktidara gelince de bizi öyle yönetiyor. Ben, seçmen olarak,
arada bir fark göremiyorum. Siz görüyorsanız lütfen bana daha sonra anlatın. Ben
de öğrenmiş olayım. Ama bu siyasi partiler için önemli bir fonksiyon. Dolayısıyla
Türkiye’deki siyasal partiler demokratik olarak yönetilmiyorlarsa, o zaman biraz
tercihlerimiz azalıyor demektir.” (Kalaycıoğlu, Ersin, Değindiğimiz Parti İçi Demokrasi
Eseri, s. 71 vd.)
Ahmet İYİMAYA makaleler
194TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
rulmadığı) sorunlar, seçimli kongrelerde yaşanmaktadır. İncelememiz,
bu ihtiyaca nesnel çözüm oluşturmak hedefinde bu soruna odaklan-
mıştır.
1. Kongre Gündemi
Doğru ve hukuka uygun çözümün oluşturulabilmesi, sorunun doğ-
ru tespitine ve doğru tavsifine (teşhisine) bağlıdır. Bu bağlamda “seçimli
kongre gündeminin” mutlaka göz önüne alınması gerekir.
Kongrenin anatomisi, bir bütün olarak “gündem”den izlenebilir.
Hukuka uygun denetimin yapı ve sınırlarının gözlem temelinde ortaya
konabilmesi için gerçek yaşamdan (bir parti kongresinde uygulanmış)
somut bir gündemi, incelememize aynen alıyoruz:
(BÜYÜK) KONGRE GÜNDEMİ
14 MAYIS 2005, CUMARTESİ Saat: 10.00
01. Yoklama ve Açılış,
02. Kongre Başkanlık Divanının Seçimi (1 Başkan, 4 Başkan Yar-
dımcısı, 8 Katip Üye),
03. Atatürk ve Şehitlerimiz için saygı duruşu ve İstiklal Marşı,
04. Anıtkabir’i ziyaret heyetinin tespiti (Her ilden birer üye olmak
üzere.)
05. Komisyonların teşkili:
a. Tüzük Komisyonu,
b. Ülke Meseleleri Komisyonu,
c. Bütçe ve Hesapları İnceleme Komisyonu,
d. Dilek ve Temennileri İnceleme Komisyonu.
06. Genel Başkan’ın konuşması,
07. Genel Başkan seçimi hazırlığı,
(Genel Başkan adayları oy pusulalarının en geç saat: 11.00’e kadar
Başkanlık Divanı’na verilmesi.)
makaleler Ahmet İYİMAYA
195TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
08. Genel İdare Kurulu ve Merkez Karar Kurulu raporları ile gelir-
gider kesin hesap raporunun okunması, müzakeresi ve onaylanması,
09. Komisyon raporlarının okunması, müzakeresi ve onaylanma-
sı,
10. Genel Başkan seçimi ve sonucunun açıklanması.
15 MAYIS 2005, PAZAR Saat: 10.00
01. Siyasi Konuşmalar,
02. Dilek ve Temenniler,
03. Genel İdare Kurulu Asil ve Yedek üyeleri, Merkez Karar Kurulu
Asil ve Yedek üyeleri, Yüksek Haysiyet Divanı Asil ve Yedek üyelerine
ait aday listelerinin Başkanlık Divanına Teslimi ve seçimlerinin yapıl-
ması ve sonuçlarının açıklanması,
04. Kapanış.
Gündem, iç hukukun yetkili kıldığı kişi ya da kurul organca ha-
zırlanan, genel kurulun görüşeceği işleri sıra düzenine koyan, vasıflı
çoğunlukça belli sınırlarda ancak değiştirilebilen, kongreyi bağlayan
korporatif bir işlemdir (MK m. 79).
7
Kongrenin yargısal denetiminde gündem, anlaşmazlığın ferdileş-
tirilmesi ve somuta indirgenmesi bakımından önemli bir veri oluştu-
rur.
Seçimli kongre ile seçim gündemini içermeyen kongre arasındaki
yegane fark, seçimli kongrede “seçime hazırlık” (örnek gündemde, sıra no
07) ve “seçim” (sıra no 10 ve ikinci gün gündemi, sıra no 03) maddeleri-
nin yer almasıdır. Yalnızca seçim gündemli bir kongrenin yapılmasını
7
Özsunay, Ergün, Prof. Dr., a.g.e., s. 193 vd.; Egger, Dr., a.g.e., Art. 64. s. 94 vd.; Yiğit,
İlhan, Anonim Ortaklık Genel Kurulunun İşleyişi ve Ortaya Çıkan Sorunlar, İst. 2005. s.
164 vd. (TTK 1’le kurulan MK İlişkisi), Aynı müellifin “Gündeme Bağlılık İlkesi”
adlı yayınlanmamış yüksek lisans tezi. Ayrıca parti tüzüklerinde, genel kurulun
gündeme bağlılık ilkesi çerçevesinde yürütülmesi gerekeceğine ilişkin hükümler de
vardır. Aynı şekilde YHGK 15.3.1967 T. 400/154-E/K (ABD 1967/S 24. s. 5256).
Ahmet İYİMAYA makaleler
196TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
engelleyen bir kural yoktur. Pratikte siyasal partiler, seçimli kongreleri,
karma gündemle (yani seçim dışı sorunları da görüşme konusu kılan bir
gündemle) yapmaktadırlar. Aynı şekilde, seçim gündemini içermeyen
kongrelerin yapılması da mümkündür. En yetkili organ olan kongrenin
parti yönetimine rağmen azınlığın isteği ile (olağanüstü) toplanması
sistemi, kollektif özgürlüğün işlevselliği bağlamında bütün tüzel kişiler
hukukunun ortak karakteridir (SPK m. 14/6, MK 75/1).
8
Seçimli kong-
rede yapılan “seçimin” seçim yargısı tarafından “iptali” halinde, iptal
kararını izleyen en erken bir, en geç iki ay içinde kongrenin yeniden
yapılması ve gündeme seçimin dışında başka konunun konmaması
gerekir (SPK m. 21/11).
Gündeme uyulması, gündemdeki konuların sonuçlandırılması
yalnızca kollektif özgürlüğün işleyişi bakımından değil, aynı zamanda
kongrenin hukuka uygunluğu ve geçersizlik yaptırımı ile karşılaşma-
ması bakımından da önemlidir.
2. Kongre Divanı
Oluşumu iç-hukukta (partiler yönünden tüzükte) belirlenen divan;
başkan, yardımcı ve sekreter gibi unsurlardan oluşan; genel kurulu yö-
neten, gündemi işleten, uygulayan ve genel kurula bağlı, süreçte genel
kurulca değiştirilebilen “yürütme” organıdır (MK m. 79/1, SPK m. 29/1).
Aslında divan, farklılıkların, zıt-düşüncelerin, karşıt-siyasaların, alter-
natif politikaların çarpıştığı ve yaratıcı özgürlüğün rekabet temelinde
boy verdiği kongre platformunun “hakem ve bilge” organıdır.
9
Çatış-
mayı ve gerilimi “tarafsızlığın ve hukukun üstünlüğü” ekseninde fırsata
8
İyimaya, Ahmet, “Siyasal Parti Tüzüklerinin Yargısal Denetimi”, TBBD, 2005, S. 61,
s. 280; Egger, a.g.e., m. 64, N. 8, s. 94; Birsel, Mahmut, Prof. Dr., “Azınlık Hakları”,
İmran Ökteme Armağan, Ank. 1970. s. 619 vd.; Kocayusufpaşaoğlu, Necip, Prof. Dr.,
Hıfzı Timur’un Anısına Armağan, İst. 1979 s. 386 vd.; Poroy, Reha, Prof. Dr., - Tekinalp,
Ünal, Prof. Dr., - Çamoğlu, Ersin, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 9. Basım İst. 2003.
N. 753. s. 432, Azınlık hakkı kurumunun felsefi temeli yönünden Hugo Horrwitzin
anlatımı özgündür: “... Azınlık, bütünün bir kısmıdır; fakat özel bir türü değildir.
Bütün içinde tanınabilir, fakat ondan ayrılamaz. Tıpkı denizde akışı hala fark edile-
bilen, fakat artık denizin bir parçası olan nehir suları gibi ...” (İmran Ökteme Armağan,
s. 621). Özsunay, a.g.e., s. 264.
9
Özsunay, a.g.e., s. 190; Ballar, Suat, Dernekler Hukuku, İst. 1996. s. 172; Uçar, Bilal -
İmamoğlu, A. Haydar, Dernekler Hukuku, Ank. 2001. s. 174; Yiğit, İlhan, a.g.e., s. 132
vd.; Moroğlu, Erdoğan, Prof. Dr., Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İst. 2001.
s. 100.
makaleler Ahmet İYİMAYA
197TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
döndürecek bir “dinamik”tir. Ne var ki siyasal parti gerçeğinde divan,
kendisini seçtiren çoğunluğun bağlı bulunduğu tarafın (oligarşinin
yahut çekirdek azınlığın) gizli stratejilerini ve talimatlarını uygulayan
güdümlü bir “yapı”dan başka bir şey değildir.
Siyasal parti kongrelerinin hukuka uygunluk denetimi yönünden
divanın teşekkülü, gündemi uygulaması ve yönetme tarzı, hitabetleri
sonuç değiştirecek kimi kişilere söz vermemesi, seçime (yarışa) katılan
adayları bin bir türlü hukuksuzluklarla yarış dışı bırakması, oy pusula-
larını ve adaylık başvurularını kayda almaması ve benzeri eylem yahut
kaçınmalar, önemli veri oluşturur.
Seçimli kongrelerde divanın teşekkülü, genel kurulu yönetmesi
herhangi bir devlet organının yahut seçim yargısının gözetim ve de-
netiminde değildir. Yasa koyucu –isabet içinde– kollektif/korporatif
ve siyasal parti özgürlüğünün doğal gereği olarak kongre işleyişinde,
divan işlemlerinde gözetim ve denetimi gerekli görmemiş, sadece genel
yargısal denetimle yetinmiştir (SPK m. 29/1, 21/5). Yasa açıkça, yal-
nızca “yapılacak seçimlerde seçim yargısının gözetim ve denetimi” kuralını
öngörmüştür (SPK m. 21/5).
Örnek gündemde belli olduğu üzere divanın görevi birinci günde,
oluştuğu andan itibaren (yani örnek gündemde 02. maddeden itibaren)
başlamakta, komisyon raporlarının oylandığı 09. madde gündeminin
ifası ile bitmektedir. İlçe seçim kurulunun işi (gözetim, denetim ve seçim-
leri yaptırma); 1. günde 10. sırada yer alan gündemle (yani genel başkan
seçimine geçişle) başlamakta ve seçimlerin tutanağa bağlanması (seçim
tutanağı) ile bitmektedir (SPK m. 21/9). Uygulamada, divanın tuttuğu
tutanakta bu safha şu tür ifadelerle resmedilmektedir (09. maddeden
sonra); “... Divan, görevini seçim kuruluna devretti”.
10
İlçe seçim kurulu
yargıcı (seçim hakimi) ve yardımcısı (genellikle yazı işleri müdürü), se-
çimlere geçişten itibaren seçim tutanağının tanzimine kadar divanın terk
ettiği kürsüde yerlerini almakta ve geçilen seçim sürecindeki yönetim,
yargı erkince yerine getirilmektedir (SPK m. 21, AY m. 67/2, 79).
Örnek gündemdeki ikinci günde de 01, 02, 04 nolu sıralarda yer
alan işler divanın, 03 nolu sıradaki iş (diğer organ seçimleri) ise seçim
yargısının (yönetiminde) 1. gündeki şekilde tamamlanmaktadır.
10
Örnek gündemin uygulandığı parti kongresinin tutanak metninden.
Ahmet İYİMAYA makaleler
198TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Divan ve seçim yargısının kongre sürecindeki görevlerinin zaman
ve iş türü bakımından somut olarak ayrılmaması, bu tür bir analize
gidilmemesi, özellikle seçim yargısı-adli yargı görev ayırımında sorun
yaratmakta, yasanın öngördüğü görevden kaçma anlamına gelebilecek
sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Bu konuya normatif yapı bağlamında ayrı-
ca dönülecektir. Doğru hukuka giden yolda bu hususa –şimdilik– sadece
değinmekle yetinelim.
Örnek gündemde belli olduğu üzere (aynen) “Genel Başkan Seçimi
Hazırlığı” (Genel başkan adaylarının oy pusulalarının en geç saat: 11.00’a
kadar başkanlık divanına verilmesi) maddesi (sıra no 07) divanın yö-
netimindedir. İlçe seçim kurulunun bu aşamada, denetim, gözetim ve
müdahale yetkisi yoktur. Esasen organ seçiminde aday olanlar, parti-
lerin iç hukukuna (tüzük) göre divana başvurmak zorundadır (Aynen
milletvekili adaylarında olduğu gibi). Kimin yarışacağına, aday veya
ilçe seçim kurulu değil, kongrede “divan” karar vermektedir. Tüzükte
seçime katılma (aday) ehliyeti tanzim edilmiş olabilir. Bu yöndeki tüzük
hükmünü uygulayacak ve bu bağlamda eleme yapacak olan “divan”dır.
İlçe seçim kurulu, divanca kendisine iletilen “adayların yarışını” (seçimi)
yönetmektedir. Seçime hazırlık aşamasının hukuksal/yargısal denetimi,
bu işin divanca yürütülmesi sebebi ile ve zorunlu olarak adli yargının
görev alanındadır (SPK m. 21/9).
3. Kongre Tutanağı
Kongre tutanağı, genel kurulu bütün safahatı ile kayda geçiren ve
hukuka aykırılık denetimi yönünden hemen hemen yegane “delil” olan
ve divanca düzenlenen bir “metin zemini”dir (SPK m. 60/3. C. 3, 113;
MK m. 79/1).
Özellikle “hakem organ” niteliğini hatırlamayan güdümlü divan-
larda, olası kongre iptal davalarına karşı bir önlem olarak, sahteciliğe
kadar uzanan “tutanak sakatlıkları”na rastlanmaktadır. Sözgelimi genel
başkanlığa aday olan ve aday yeterliğini taşıyan kişinin adaylık başvu-
rusunun genel kurula oylatma yoluyla divan tarafından reddi ve yarış
dışı bırakılma çıplak olayı, tutanağa “...Bu müracaatın belirtilen süre içinde
yapılmadığı için genel kurul kararı ile adaylık reddedildi” (örnek gündem;
07’deki saat 11.00 kaydı) biçiminde geçirilebilmektedir.
11
11
Örnek gündemin uygulandığı kongrede Emniyet Müdürlüğü görevlilerince düzen-
makaleler Ahmet İYİMAYA
199TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Kongre tutanağındaki sakatlığın niteliği (somut özelliği), topluma
iyi yönetim, saydamlık ve hesap verebilirlik vaadiyle seçim pazarına
çıkan siyasi partiler yönünden “bütün sonuçları ile kongreyi hükümsüz
kılan” bir hukuki sebep oluşturur. “Sahte tutanak” üzerinde yükselen
hiçbir sonuç veya zafer (!), sermayesi birey ve toplum olan yapılarda
makus bulamaz. Hukuk, bu gerçeğe kulağını tıkayamaz. Bu konuya,
özel bölümünde yeniden dönülecektir.
Teknolojinin ulaştığı dijital imkanın siyasal parti kongrelerine uyar-
lanması ve tutanakla birlikte “karartılmamış görüntülü kaydı”, zorunlu
parti verisine (evraka) dönüştüren bir yasal düzenleme, kaçınılmazdır.
12
Kongre sürecini oluş gerçeğinin dışında kayda alan bir tutanak teme-
linde yapılacak yargısal denetimin adaleti yakalaması zordur.
III. SİYASAL PARTİ KONGRESİNİ SAKATLAYAN SEBEPLER
(YARGISAL DENETİM EKSENİNDE KISMİ BİR YAKLAŞIM)
Siyasal Parti kongresini düzenleyen hukuka aykırı işlem, eylem
ve ihmaller, iptal yaptırımının uygulanmasını zorunlu kılar. Vurgu ile
belirtelim ki burada üzerinde durulan sebepler, kongrenin teşekkülüne,
kongre düzenine, kongre gündemine ilişkin sebeplerdir. Kongrenin vü-
cut ve zafiyeti ile ilgili sebeplerdir. Hukuka uygun kongrelerde alınan
hukuka aykırı kararların yargısal denetimi, inceleme alanımızın dışında
kalmaktadır (MK m. 83).
lenen raporda, olay oluşa/gerçeğe uygun olarak ve çarpıtılmadan şu şekilde kayda
geçmiştir: “Divan Başkanlığı’na X isimli şahıs tarafından Genel Başkanlık Adaylığı
için müracaatta bulunuldu. Kongre delegesi olmadığı için adaylığı divan tarafından
açık oya sunuldu. Oybirliği ile kabul edilmedi” (bkz., Yargıtay Cumhuriyet Başsav-
cılığı, 27.06.2005 T. 72 sayılı Yazı ekindeki Emniyet Görevlileri Tutanağı/Raporu).
Siyasal parti kongrelerini baştan/sona canlı olarak yayınlayan görüntülü medyanın
(kongredeki çarpıcı ve sonuca etkili hukuka aykırılıkların kayıtlarını) karartma olay-
ları, siyasal çürümenin özgün örneği olarak mikro-sosyolojiye önemli bir inceleme
verisi oluşturmaktadır.
12
Siyasal parti kongrelerinin yargısal denetiminin sağlıklı bir temele oturtulması ve iç
demokrasinin kayda alınması bakımından SPK m. 60/3 hükmüne, şöyle bir cümle
eklenebilir: “Siyasal parti kongresi, açılışından kapanışına kadar kesintisiz olarak
elektronik kayda alınır.” Böyle bir hükme aykırı davranış, özellikle görüntüleri silme,
elbette ki SPK m. 113 maddesinde öngörülen suç ve ceza hukukunu işletir. Benzer
bir yaklaşım için bkz., Teoman, Ömer. Prof. Dr., “... Genel Kurul Toplantılarında
Ses Aygıtlarının Kullanılması”, Otuz Yıl Ticaret Hukuku, Tüm Makalelerim, C. 1 (1971-
1982). İst. 2000. s. 282 vd.) Aynı şekilde, bkz., 31.03.2005 T. 25772 sayılı Dernekler
Yönetmeliği m. 97 (Özdamar, Demet., Doç. Dr. ve Arkadaşları, Dernekler Kanunu
Ank. 2006 s. 67).
Ahmet İYİMAYA makaleler
200TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Kongreyi sakatlayacak başlıca sebepleri ampirik olarak şöyle sıra-
layabiliriz:
• Genel kurulun, tüzük dahil, hukukun emrettiği üyelerden oluş-
maması, yoklama tutanağında üye sahteciliği (SPK m. 14/1; MK m. 73,
Parti tüzüğü).
• Çağrı hukukuna uymama (eylemsel toplantı) (MK m. 74, 77; SPK
m. 14; Tüzük) (SPK 21/2 hükmü karşısında, MK m. 76 hükmü siyasal
partiler hukukunda uygulanamaz).
• Normatif nisabın (yeter sayının) altında bir çoğunlukla kongre
icrası (MK m. 78; SPK m. 14/9, 29/2; Tüzük).
• Toplantı yerinin, zamanın ve gündeminin bildirimi kurallarına
aykırı davranış, bildirilen yer ve zamanın dışında kongre icrası (MK m.
74, 77, 78; SPK m. 29/1; Tüzük).
• Divanın teşekkülünde yapılan aykırılıklar (sözgelimi, divan
başkanlığına adayın birden fazla olması halinde gizli seçim kuralını
çiğneme, vb., MK m. 79; Tüzük).
• Divanın kongre hukukuna aykırı davranış, eylem ve yönetim
tarzı, gündemi ihlal etmesi, kongre güvenliğini ortadan kaldıracak yanlı
uygulamaları (Tüzük, MK m. 79. Kıyasen Türkiye Büyük Millet Meclisi
İç Tüzüğü; MK m. 1; Moroğlu’na ve Egger’e atfen).
• Gündem hukukuna aykırılık (genel kurul oluru alınmadan bazı
gündem maddelerini uygulamama, gündemin noksan bırakılması, gün-
dem değiştirme yetkisinin kullandırılmaması (MK m. 79/2; Tüzük).
• Seçime hazırlık sürecindeki yolsuzluklar (adaylık ehliyeti var olan
kişiyi yarış dışı bırakma, bu kişinin oy pusulalarını yok etme, adaya
konuşma fırsatı vermeme ve benzeri gibi).
• Parti organlarının raporlarının, kongre komisyonlarınca ha-
zırlanan raporların, siyasaların müzakeresi için bir fırsat tanımama
(müzakeresiz/oligarşik kongre).
• Tutanak hukukuna aykırılık (kongrenin oluşu ve gerçek hilafına
tutanak düzenleme/sahtecilik, noksan tutanak düzenleme, kongre sü-
recindeki önemli olguları tutanağa yansıtmama yoluyla gizleme gibi)
(SPK m. 60/3, c. 3; 113. Tüzük).
makaleler Ahmet İYİMAYA
201TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
• Seçim yolsuzlukları (İlçe seçim kurulunun gözetim ve denetim
sürecinde/seçim sırasında işlenen yolsuzluklar) (SPK m. 21/5, 9, 10,
11).
Yukarıdaki sebepler tahdidi değildir. Sakatlık görüntüsü veren yu-
karıdaki kategorilere girmeyen bir maddi olay yahut işlemin kongre
hukuku bağlamında nitelendirilmesi, “iptal yaptırımı”nın uygulanmasını
zorunlu kılabilir.
Biz, hem yargısal denetimdeki önemleri ve hem de siyaset hukukuna
katkı sunmaya elverişlilikleri bakımından yukarda ortaya koyduğumuz
sakatlıklardan dördü üzerinde duracağız.
1. Kongreyi Sakatlayan Sebep Olarak Müzakere Sürecinin İşle-
tilmemesi ve Müzakere-Görüşme Hakkının Engellenmesi: Kongrede
müzakere sürecinin işletilmesi ve müzakereye katılma hakkı, dernek/
siyasal parti kurma ve üyelik özgürlüğünün en doğal uzantısıdır. Üye;
düşüncesini, önerisini ve siyaset projesini kongrede paylaşmak, etki-
leşimde bulunmak ve örgütüne bir şeyler katmak durumundadır.
13
Müzakere süreci ve hakkı tanınmayan kongreler, demokrasi özürlü ve
oligarşi damgalı bir siyaset patolojisini simgeler.
Örnek gündemde raporlar yönünden müzakere süreci tanınmış
(gündem sıra no: 07, 09), fakat mevcut genel başkan dışında, genel
başkan adaylarına konuşma (enformasyon ve hitabet) hakkı tanınma-
mıştır (sıra no 06). Genel başkanlığa bir başka adayın ortaya çıkması
halinde, ona bu hakkın tanınmaması ve gündemde yer almasına rağmen
raporlar üzerinde fiilen müzakere açılmaması, kongreyi sakatlar.
14
Bu
gibi durumlarda müzakere hakkının işletilmesi, aynı zamanda anayasal
bir zorunluluktur. Anayasa “siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenle-
meleri ve çalışmaları, demokrasi ilkelerine uygun olur.” (m. 69/1) hükmünü
öngörmüştür. “Suskun veya susturulmuş demokrasi”nin örneğini tarih
henüz yazabilmiş değildir.
13
Egger, a.g.e., Art. 66/67, s. 102-103; Moroğlu, Erdoğan, Prof. Dr., a.g.e., s. 82 vd.;
Özsunay, Ergün, Prof. Dr., a.g.e., 197 vd.
14
Genel başkan adayına bu –adaylık ehliyetini taşıması koşulu ile– kim olursa olsun,
“söz verilmemesi”, AY m. 69/1 hükmü (yatay etki) sebebiyle, kongrenin iptalini
zorunlu kılar (AY m. 11). Aynı sonuç, korporatif hukukun da bir gereğidir (bkz., bu
yazımızın “13” nolu dipnotu).
Ahmet İYİMAYA makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Seçim, oluşmuş görüşün oya dönüşmesidir. Seçileceklerle ve so
mut seçimle ilgili tartışmaların yapılmadığı, farklı görüşlerin ifade
edilmediği, müzakere fırsatının tanınmadığı bir platformda oy için
zorunlu ve olgun düşünce teşekkül etmiş olmaz. Demokrasi teorisi ve
korporatif hukuk, “oy/rey”den önce müzakere fırsatının tanınmasını,
seçimin sıhhat şartı olarak değerlendirmektedir.
15
Genel olarak bütün
parti kongrelerinde, genel başkan seçimi öncesi bir müzakere süreci
konmamaktadır. Mevcut genel başkanın vaat ve taahhüt debisi yüksek,
ifa karatı sıfıra yakın ve tiz sesli hitabetinden fazlası ve başkası, kongre
oligarşinin yasaklarındandır. Oysa bu süreçteki müzakerelerin yönüne
göre yeni adayların çıkması, oy değişmeleri, giderek umulanın dışında
genel başkan seçimi, gelişmiş ülkeler pratiğinde çokça görülmektedir.
“a. Gerek genel başkan ve gerekse diğer organ adaylarının delegelere
tanıtılması,
b. Propaganda imkanı verilmesi”,
seçimli kongrelerin objektif standartlarını oluşturur.
Hukuk pratiğinde ve yargıda, korporatif hukukun bu karakteri
üzerinde yeterince durulmadığı gözlenmektedir. Oysa siyasal oligar-
şiyi, tek-kişi egemenliğini besleyen ve ortak hukuku bozan temel alan-
lardan birisi de budur. Yargının bu yönde oluşturacağı içtihat bariyeri,
demokrasimizi derinleştirecektir (AY m. 2).
“Onay” ile “seçim”, çatışan kavramlardır. Müzakeresiz kongrelerde
delegeler seçmemiş, onaylamış olmaktadırlar.
Özellikle seçimli kongrelerde müzakere sürecini, bir zorunluluk
olarak yargı pratiğine aktaracak bir içtihat, siyaset hukukuna ve siyasete
rasyonel bir disiplin kazandıracaktır (AY m. 69/1).
2. Kongreyi Sakatlayan Sebep Olarak “Seçime Hazırlık Aşa-
ması”ndaki İhlaller: Organ seçimleri yargı gözetim ve denetiminde
yapılan tüzel kişilerde, bu arada siyasal parti kongrelerinde “adaylığa
başvuru, oy pusulalarının sunumu gibi” seçime hazırlık işlemleri, divanın
15
MK m. 79; Egger, A. Dr., İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Kişinin Hukuku/Tüzel Kişiler
Hukuku (Çeviren, Volf Çernis), Ank. 1948; m. 66/67, N. 3, 4, 6. s. 102-103; Moroğlu,
Erdoğan, Prof. Dr., Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Ank.
1993. s. 82 vd.
makaleler Ahmet İYİMAYA
203TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
yönetiminde ve denetiminde yapılmaktadır. Bu, korporatif özgürlüğün
yapısına uygun olarak kanun koyucunun (ve yasanın) bir tercihidir.
Nitekim partilerin iç hukuku (tüzükler), aday olma ehliyetini, adayın
divana başvurması zorunluluğunu ve oy pusulalarının divana teslimini
ayrıntılı olarak düzenlemektedir.
Divanın yahut kongrenin herhangi bir unsurunun (belli bir azınlı-
ğın), önceden bilinen alternatif adayın genel kurula gelişini önlemesi,
başvurunun gündemde belirtilen sürede yapılmasına rağmen “süre geç-
ti” işlemine tabi tutulması, seçilme ehliyetini taşıyan adayın genel kurula
oylatma yoluyla seçim dışı bırakılması, oy pusulalarının yok edilmesi
ve bu yolla seçim sürecine “bu adaysız” girilmesinin sağlanması (hazırlık
aşamasında hukuk dışı yolla yarış dışında bırakma), bu süreçteki belli
başlı ihlallere örnek oluşturur.
Vurgulanmalıdır ki “aday olma” hakkı, gelişme, katılma ve seçilme
haklarının öncüsü olarak temel bir insan hakkıdır (AY m. 67).
16
İnsan
olarak tarifi mümkün hiç kimseden; küçümsenerek, tepeden bakılarak
bu hak, gasp edilemez.
Seçim, –varsa– birden fazla seçenek arasındaki “tercih”tir. Sosyo-
politik koşullar ve oligarşik yapı, “aday” seçeneği yönünden bir kıtlığı
anlatır. Ancak bu kıt zeminde dahi –her nasılsa– ortaya çıkan fırsatın
“seçmenden/delegeden” kaçırılması, seçimi seçim olmaktan çıkarır. Böy-
le bir karar, delege/seçmen hukukunu da açıkça ihlal niteliğindedir.
Tercih hürriyetinin ve imkanının fiilen yok olduğu yerde seçimden ve
seçilmişlikten bahsedilemez.
17
16
Atina demokrasisinde aday karşılığı olarak kullanılan “cardidate” sözcüğü, kişinin
kendisini tanıttığı “Lekesiz/Beyaz Giysi” anlamındaki “Candida”dan türemiştir
(Araslı, Oya, Prof. Dr., Adaylık Kavramı ve Türkiye’de Milletvekili Adaylığı, Ank. 1972.
s. 41. dpn. 1). “Aday olma Özgürlüğü ve İnsan Hakkı” vurgusu için, bkz., AY m.
67; Kaboğlu, Ö. İbrahim., Prof. Dr., Özgürlükler Hukuku, 6. Bası, İst. 2002 s. 425; Ka-
ramustafaoğlu, Tuncer, Prof. Dr., Seçim Hakkının Demokratik İlkeleri, Ank. 1970, s.
124; Gören, Zafer, Prof. Dr., Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir 1996, s. 472-477; Anayasa
Mahkemesi Kararı (AMK) 22.5.1987 T, 6/14-E/K; Gören, Zafer - İzgi, Ömer, Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın Yorumu, Ank. 2002, s. 670 vd. AİHS m. 11, ayrıca 1 nolu
Ek Protokol m. 3.
17
AY m. 67; Kapani, Münci, Prof. Dr., Politika Bilimine Giriş, Ank. 1988, s. 138 vd.; Atar,
Yavuz, Prof. Dr., Türkiye’de Seçim Sistemlerinin Gelişimi ve Siyasi Hayat Üzerindeki
Etkiler (yayımlanmamış doktora tezi) s. 13.
Ahmet İYİMAYA makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Demokrasi, yalnızca bir rejimin adı değil, aynı zamanda “devleti,
kişileri, partileri, divanı ve yargıyı” bağlayan “kriterler/ilkeler ve hukuk ku-
ralları” manzumesidir (AY m. 2, 4, 11).
“Siyasi partilerin parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları, demokrasi ilke-
lerine uygun olmak” zorundadır (AY m. 69/1).
18
Aday vatandaşımızın
genel başkanlık yarışından dışlanması, kongre divanını etkisi altına
alan anti demokratik zihniyetin ve Anayasa tanımazlığın küçük (!) bir
örneğidir.
Seçim, hür insanın akıl ve iradesinin uygarlığa kattığı en büyük bu-
luştur. Adayı dışlamak, seçimden kaçmaktır. Bu tür aykırılıklar, organ
seçimini hazırlık aşamasında geçersizleştirmektedir. Çünkü imkan doğ-
masına rağmen, “yarış” gerçekleşmemiştir (competitive election).
19
Parti (divan/hakem), herkese eşit davranmak zorundadır. Aynı
durumda olanlardan birisine tanınan fırsatın öbüründen esirgendiği
hallerde ne hukuktan, ne demokrasiden ve ne de eşitlikten söz edilemez.
Bu gibi durumlarda olsa olsa “ehil olmayan gücün keyfi egemenliği”nden
söz edilebilir. Eşitlikte “öteki” yoktur.
20
Yasa uyarınca seçimle gelinen her yere “seçme ve seçilme hakkı”, te-
mel hak ve hürriyetlerdendir (AY m. 67/1). Temel haklar, ancak yasa
ile sınırlandırılabilir (AY m. 13. c. 1). Genel başkan seçimi ile ilgili yasal
düzenlemede, adaylığa başvuru için bir “zaman kısıdı” yoktur (SPK m.
15/1). Ancak başvurunun seçimlere geçilmeden önce yapılması gereği,
işin tabiatında vardır. Gündemde belirtilen başvuru süresinden son-
ra ve fakat divanın işi seçim kuruluna tevdiinden önce ortaya çıkan
adaylara da seçime katılma fırsatının tanınması, demokrasi kuralının
bir gereğidir. Böyle bir durumun kongreye kaybettireceği süre, niha-
yet yarım saattir. Kazandıracağı ise ölçülemez/kestirilemez pozitif bir
değer olabilir.
18
AY m. 69/1; Anayasa Mahkemesi Kararı (AMK) 9.10.1987 T, 23/27-E/K; Yanık,
Murat, Dr., Parti İçi Demokrasi, İst. 2002, s. 137; Tuncay, Suavi, Dr., Parti İçi Demokrasi
ve Türkiye, Ank. 1996, s. 154, 184; Perinçek, Doğu, Dr., Anayasa ve Partiler Rejimi. Ank.
1985, 2. bası. s. 13 vd.
19
Atar, Yavuz, a.g.e., s. 11 vd. Müellif, tek liderli seçimi, tek partili rejimle benzeştir-
mektedir.
20
AY m. 12; Öden, Merih, Prof. Dr., Türk Anayasa Hukukunda Eşitlik İlkesi, Ank. 2003, s.
32 (özellikle eşit işlem hakkı), 135, 150, 388, 393. Anayasa Mahkemesi Kararı (AMK)
22.5.1963 T, 205/123-E/K; Özbudun, Ergün, Prof. Dr., Türk Anayasa Hukuku, 8. bası,
Ank. 2004, s. 137 vd.
makaleler Ahmet İYİMAYA
205TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Öte yandan adaylığın genel kurul oylaması ile reddinin de sonuca
etkisi yoktur. Çünkü genel kurulun, seçime katılmayı önleme (aday
sınırlama) yetkisi bulunmamaktadır (AY m. 67; SPK m. 15/1). Tüzükte
ve yasada öngörülmeyen koşul (delege koşulu) genel kurul kararı ile
üretilemez (AY m. 13). Ayrıca bu gibi oylamalar, seçim hükmünde olup
seçimde gizli oylama, yasal ve anayasal ilkedir (AY m. 67/1, 2; SPK
m. 15/1, 14/5). Genel kurulun görevi, aday sınırlamak değil, bireysel
tercih olarak “seçme ve seçilme” ikilisinden oluşan seçimi ve adayların
yarışını gerçekleştirmektir. Aksine bir anlayış, genel kurulun istemediği
hiç kimsenin aday olamaması ile denktir ki bu, partide demokrasiyi ve
yapıcı rekabeti (seçenek hakkını) öldürür (AY m. 69/1). Yasal koşulları
taşıyan adayların seleksiyonu ancak seçimle olur ve en yüksek oy kuralı,
hükmünü icra eder.
Seçime hazırlık aşamasında belirtilen şekilde ortaya çıkan ihlaller
ve benzerleri, bizatihi kongreyi sakatlar.
3. Kongreyi Sakatlayan Sebep Olarak “Genel Kurul Tutanağında-
ki” Hukuka Aykırılıklar: Kongre tutanağı, süreçteki oluş, öneri, müza-
kere ve kararları kayda alan önemli bir belgedir. Korporatif özgürlüğün
ve tüm tüzel kişilerin kongre süreci, tutanakla hukuk ekseninde deklere
edilmekte, partinin bağlayıcı veri tabanını oluşturmakta, müktesebatı
geleceğe taşımaktadır. “Olmayanı var gösteren, var olanı yok sayan, olanı
olduğundan tamamen farklı dile getiren, (olayın kimliğini bozan, kimlik üreten)
tutanaklar”, siyaset kurumunun birer “çürüme belgeleri”dir. Sözgelimi
genel başkanlık adaylığı, iç-hukuka aykırı olarak delege olmadığından
bahisle genel kurula oylatılarak reddedilen kişinin durumunun (bu
çıplak olayın), “gündemde belirtilen süre geçtikten sonra başvurduğundan”
biçiminde tutanağa geçmesi, olası iptal davasından firarı ve güya önlem
almayı (korunmayı) anlatan kılıfına uydurma (hile-i şeriyye) formatında
bozulmanın has örneğini oluşturmaktadır. Bu tür aykırılık, kongreyi
sakatlamaktan öte, saydam ve demokrasi refleksli toplumlarda aktör-
lerinin siyasal yaşamlarını sona erdirir.
Kongre hukuku ekseninde tutanak sahteciliğinin biraz açılması
gerekir:
a. Kongre tutanağı, yalnızca arşiv değeri olan bir veri değil, kongre-
nin hukuki denetimini mümkün kılacak “kurucu belge”dir. Kongrenin,
Ahmet İYİMAYA makaleler
206TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
fiziki varlığı delegeler ise, kaydi varlığı da “tutanak”tır. Bu yönüyle tu-
tanak, kongrenin kaydi-asli unsurudur. Ülkeyi yönetme iddiasında olan
siyasal partiler bakımından özellikle böyledir. Diğer hukuk dallarından
(derneklerden, kooperatiflerden) daha çok ve yoğun olarak böyledir.
Asli unsuru sahte kongre, kongrenin yokluğu ile özdeştir. Kongre
hukuku yönünden, sahte tutanak “toplantının bütünüyle iptali” sebebidir.
Yasa koyucu, diğer korporasyonlardan farklı ve özel olarak, siyasal
partiler yönünden “alınan kararlarla birlikte kongrede olanların tam ve
gerçeğe uygun şekilde tutanağa geçirilmesini”, aykırı duruma sahteciliğe
tertip olunan ceza müeyyidesini öngörerek bu iradesini açıkça ortaya
koymuştur (SPK m. 60/3, c. 2, 113).
21
b. Tutanak sahteciliği, Siyasi Partiler Kanunu’nda evrakta sahte-
karlığın özel çeşidi olarak düzenlenmiştir.
22
Bilindiği gibi bu suçlardan
hüküm giyenler, ceza süresi bir gün de olsa, milletvekili adayı olama-
makta, seçilme ehliyetini sürekli yitirmektedir. Konusu sahtecilik olan
olayların hukuk dahil, her türlü davalarında oluşacak mahkumiyet
hilafına gerçeğe aykırı şahadette bulunanların durumları dahi aynı
olmaktadır (AY m. 76 “yüz kızartıcı suçlar” torbası, AY m. 84).
c. Kongre iradesini çarpıtanların (azmettiren asli irade her kimler-
se), yarın milli iradeyi temsilde gösterecekleri ihlal performansını hayal
21
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Şirketler Hukuku yönünden dahi kongre zaptının her
olanı oluşa uygun şekilde içermesi gerektiği sonucuna varmıştır (YHGK 16.12.1964
t, 1325/742-E/K; TTK m. 375/II, Prof. Poroy – Tekinalp - Çamoğlu, Ortaklıklar ve
Kooperatif Hukuku, 9. bası, İst. 2003, s. 302, N. 533 prg. 11). Yiğit, İlhan, a.g.e., s. 151,
140 vd. Moroğlu, Erdoğan, Prof. Dr., Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İst. 2001,
s. 107. Siyasi Partiler Yasası’nın kararları ve sonuca etkili diğer kongre fenomenle-
rini ihtiva etmesi gereken tutanağı zorunlu görmesinden öte, aykırı davranış türleri
olarak tutanak sahteciliğini, tutanağı gizlemeyi veya yok etmeyi suç saymasının özel
anlamı vardır. Cezai müeyyide, tutanağı kongrenin sıhhat koşulu olduğu sonucunu
ortaya koyar. (SPK 60/III hükmü şöyledir: “Karar defteri, ilgili organın kararlarını,
tarih ve numara sırasıyla ihtiva eder. Kararlar oylamaya katılanlar tarafından im-
zalanır. Kongrece alınan kararları da ihtiva etmesi gereken kongre tutanak özetleri
başkanlık divanı üyelerince imzalanır.” SPK 113 hükmü şöyledir: “Bu Kanun’un
60. maddesinde yazılı defter ve kayıtları tutmayanlar, altı aydan bir yıla, bu defter
ve kayıtları tahrif veya yok edenler veya gizleyenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılırlar.”
22
SPK m. 60, 113; 765 sayılı TCK m. 339 vd.; 5327 sayılı TCK m. 204, 207; Erman, Sahir,
Prof. Dr., Sahtekarlık Suçları, İst. 1987. s. 303, 412 vd. Oradaki içtihatlar, Erem, Faruk,
Prof. Dr., Türk Ceza Kanunu Şerhi, s. 1685 vd.; Y. 8. CD. 20.9.1982 T, 2828/2829-E/
K.
makaleler Ahmet İYİMAYA
207TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
etmek dahi ürkütücüdür. Sahteciliğe; ne ahlak, ne hukuk ve hatta ne
de demokrasi, pozitif bir sonuç yükleyemez. Temeli sahteciliğe dayalı
her türlü statü, hak ve çıkar; gayrimeşru, gayri ahlaki ve hukuk dışıdır.
Hukuk ve demokrasi refleksi, siyasi partinin kongre tutanağına sinmiş
sahteciliği yok etmeye mecburdur (AY m. 2, 138, 11).
d. Tek de olsa sahtecilik eyleminin niteliği (omurga işlem genel
başkan seçimi ile ilgili olma gibi), yoğunluğu ve faillerinin Türkiye’ye
şümulü (yaygınlığı) itibarıyla partiyi “suç odağı” ithamına muhatap
kılabilmesi tehlikesi de göz ardı edilmemelidir (AY m. 69/VI; SPK m.
101/c).
23
f. “Tutanağın sahtesi olur ama hukukun sahtesi olmaz.” Yanlış hukuku
amaçlayan bir mühendisliğin safahattan illa birine yakalanmadan so-
nuca ulaşması, iyi bir hukuki denetim mekaniğinde imkansıza yakın
zorluktadır.
Türk özel hukuk yargılamasında (Medeni usulde), yasalarda
gösterilen istisnalar dışında (Par. Ex. HUMK 288) “serbest delil sistemi”
vardır. “İspata elverişli her araç” “delil” değeri görür (Anayasa, m. 138/1;
HUMK m. 238/1, 2; 367. Prof. Pekcanıtez, Hakan - Dr. Atalay, Oğuz
- Dr. Özekes, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, Ank. 2004. s. 334 vd.;
379. Prof. Dr. Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ank. 2001. s. II/
1966, III/2879; Prof. Dr. Karafakih, İ. H., “Vasıtalı Deliller”, Ord. Prof.
Sabri Şakir Ansay’ın Hatırasına Armağan, Ank. 1964. s. 169-180). Nesep
anlaşmazlıklarında “kan”ın, genel olarak dijital kayıtların “delil” işlevi
görmesinin dayanağı, “serbest delil sistemi”dir.
İmdi kongrede görevli emniyet mensuplarının düzenledikleri tuta-
nak, yalnızca fiziki bir veri değil, “ispata elverişli araç”tır. Nitekim Yük-
sek 4. Hukuk Dairesi, kongre hukuku bakımından bu gibi tutanakları
delil olarak kabul etmiştir (Yüksek 4. HD, 5.2.1976 T. 13360/1157-E/K).
Kongrede görevli emniyet mensuplarının tutanak tutması, kendi iç yö-
nergelerinin ve yerleşmiş teamülün bir gereğidir. (Ceza yargısındaki
delil yasaklarının medeni usulde mevcut olmadığı, ne pahasına olursa
olsun gerçeğe ulaşma temelinde serbest delil sisteminin benimsendiği
23
Bkz., 3.10.2001 T, 4709 sayılı Anayasa Değişikliği Müzakereleri. Keza SPK m. 101’le
ilgili muhtelif değişiklik tekliflerinin (özellikle 1997 teklifinin) müzakereleri. Anayasa
Komisyonu aşaması/tek-yoğun eylem/istikrarlı-birden çok eylem ölçütlerine ilişkin
örneklemeler ve tartışmalar.
Ahmet İYİMAYA makaleler
208TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
unutulmamalıdır.)
24
Divan, parti (genel kurul) organı sıfatıyla taraftır ve
taraflıdır. Emniyet mensubu ise; hem 3. kişi, hem kamu görevlisi konu-
muyla gözlemci olarak tarafsızdır. Bu itibarla delillerin değerlendirilme-
si bağlamında, emniyet tutanağı, divan tutanağına karşı üstün delildir.
Kaldı ki kongre tutanağının aksi tanık, dijital kayıt ve benzeri delillerle
de ispatlanabilir (MK m. 7 kıyasen). Totaliter rejim ve zihniyetleri, “alın
da kaçan mı” sakatlıklarını, demokrasiden ayıran fark, işte budur. Burada
vicdan da, hukuk da, demokrasi de durmak zorundadır.
4. Yeniden Kongre Yapılmasını Zorunlu Kılan “Sakatlık” Olarak
“Seçim Yolsuzlukları”: Seçimli siyasal parti kongrelerinde divanın işten
el çekmesi anından itibaren ilçe seçim kurulunun (yeğlediğim terimle
seçim yargısının) yönetim, denetim ve gözetim görevi başlamaktadır
(SPK m. 21/5, 9, 10, 11). Divanın işi seçim kuruluna devri ile seçimin
başlaması, iki farklı zamanın (divan ve seçim kurulu zamanlarının) ke-
sişme (birisi için bitiş/öbürü için başlama) noktasını simgeler. İlçe seçim
kurulunun görevinin başladığı bu nokta ile seçim tutanağının tutulduğu
nokta arasında meydana gelen ve seçimi etkileyen aykırılıklar, birer
“seçim yolsuzluğu”nu oluşturur (AY m. 79/II; SPK m. 21).
Bu süreçte yapılan sakatlığa, yasa doğrudan yaptırım düzenlemiştir.
Bu yaptırım, “seçimin iptali ve yalnızca seçim gündemli ve zorunlu kongre
tekrarı”dır (SPK m. 21/11).
Soruna yargısal denetimde/görev alt-ayırımında analitik bir yak-
laşımla ve ayrıntılı olarak yeniden dönülecektir.
IV. SAKATLIK SEBEBİ TAŞIYAN KONGREYE UYGULANACAK
“İPTAL YAPTIRIMI” yahut (SİYASAL PARTİ KONGRESİNİN
İPTALİ/YAPTIRIM HUKUKUNA YAKIN BAKIŞ)
A. İptal Yaptırımının Ön Koşulu Olarak “Hukuka Aykırılık”
Belirlemesinde Başvurulacak “Ölçü Normlar” Sorunu: Siyasal parti
kongre unsurlarındaki sakatlığın/hukuka aykırılığın belirlenmesinde
uygulanacak hukuk ve hakim kriterler bakımından genel korporatif
24
Delil değeri ve ispat derecesi kriter ve kavramlarının analizi ve somutlamalar yönün-
den bkz., Dr., Yıldırım, Mehmet, Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi,
İst. 1990 s. 35 vd.; Prof. Dr., Pekcanıtez, Hakan ve Arkadaşları, a.g.e., s. 322 vd.; HUMK
240; AY m. 138/1.
makaleler Ahmet İYİMAYA
209TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
hukuktan (Dernekler K m. 34; MK m. 56-100) farklılar bulunduğu
unutulmamalıdır. Bu farklılık, siyasal partinin yürütme ve yasama ik-
tidarına talip yegane kuruluş olmasından (iktidar-muhalefet/iktidar
adayı tekelinden) kaynaklanmaktadır. Aşağıda görüleceği gibi olağan
dernekler hukuku yönünden iptal yaptırımına yol açamayacak sakatlık
sebebi (geniş yorum), Siyasal Parti Kongresi söz konusu olduğunda,
rahatlıkla iptali sonuçlandırabilecektir. Siyasi partilerin bağlı bulunduğu
ölçü normların hukuki sonucu ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin
İHAS 11 hükmü uygulamasında oluşturduğu yerleşmiş eğilim budur.
Korporatif özgürlük olarak, siyasi parti özgürlüğünü kamu düzeni/
tehdit bağlamında sınırlayan sebeplerin dernekler hukukundan farklı
olarak “partiyi ayakta tutacak” amaç ekseninde yorum, İHAM’ca benim-
senmiştir.
25
Aynı yorumun doğal uzantısı gereği, kongrenin işlevselliği-
ni, katılım ve çoğulculuk bağlamında demokrasiyi engelleme amacını
taşıyan veya de facto böyle bir sonuç doğuran sakatlıklar, hayda hay
iptal sebebi oluştururlar.
Türk hukuk doktrininin ve Türk yargısının, siyaset kurumunu
dönüştürme kapasitesi bakımından fevkalade önemli olan bu farkın
–genel olarak– ayırdında olduğu söylenemez. Bundan öte böyle bir fark,
savunma ekseninde gündeme dahi gelmiş değildir.
25
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarında, siyasal parti özgürlüğünün işleyişi ve
sınırlandırılması, sözleşmenin 11. maddesi kapsamında ele alınmaktadır (Bir kararda
ulaşılan sonuç şudur: “... Siyasi partiler söz konusu olduğu zaman, 11. maddede
belirtilen istisnalar çok dar anlamda yorumlanır. Yalnızca tam inandırıcı ve zorlayıcı
nedenler siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğünün sınırlanmasını haklı gösterebilir.
Sözleşmeci devletler, 11. maddenin ikinci fıkrası kapsamında bir gerekliliğin olup
olmadığına karar verirlerken, yalnızca sınırlı bir takdir alanına sahiptirler. Ulusal
organların koydukları kurallar ve bu kuralların uygulanması doğrultusunda mah-
kemelerin verdikleri kararları da kapsayan özenli Avrupa denetimi, birlikte ve el ele
yürütülür... Bu tür yakından denetim, bir siyasal partinin kapatılmasıyla birlikte, parti
liderlerinin de gelecekte benzer siyasal etkinliklerini sürdürmekten yasaklandıkları
bir davada özellikle gereklidir.” Keza aynı şekilde “Sözleşme’nin 11. maddesi bir ör-
gütün sadece kurulmasıyla sınırlı tutulacak olursa, bu maddede güvence altına alınan
hak, büyük ölçüde teorik ve hayali kalacaktır. Çünkü ulusal makamlar, sözleşme’ye
uygun davranmaksızın, bu örgütü hemen yasaklayabilirler. Buradan çıkan sonuca
göre, 11. maddenin sağladığı koruma, örgütün bütün yaşamı boyunca devam eder.
Bir örgütün yetkili ulusal organlarca kapatılması, 11.maddenin ikinci fıkrasındaki
şartlara uygun olmak zorundadır.” (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İdari Yargı,
Türkiye Barolar Birliği, Ank. 2006. s. 184, 185; Av. Güney Dinç Tebliği, Gölcüklü,
Feyyaz, Prof. Dr. - Gözübüyük, Şeref, Prof. Dr., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve
Uygulaması, Ank. 2002, s. 372. N. 657). Kartal, Bilal. Dr., “Dernek Kurma ve Toplantı
Özgürlüğü”, Yargıtay Dergisi, 2005/3, s. 233-250.
Ahmet İYİMAYA makaleler
210TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
İptal yaptırımının kurucu unsuru olarak hukuka aykırılığın belir-
lenmesinde başvurulacak ölçü normlar şunlardır:
1. Anayasa: Anayasa koyucu (asli kurucu iktidar), siyasal parti-
leri, diğer tüzel kişilerin aksine (AY m. 33, Dernekler Yasası, MK) bir
“Anayasa sorunu” olarak görmüş, birçok unsurları yönünden partileri
“Anayasa seviyesinde” düzenlemiştir.
“Siyasi Partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır”
(AY m. 68/2).
“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları de-
mokrasi ilkelerine uygun olur...” (AY m. 69/1).
Bilindiği gibi Anayasa hükümleri herkesi, bu arada yargıyı da bağ-
layan (erge omnes) temel hukuk kuralları olup (AY m. 11, 138/1) somut
anlaşmazlıkta yatay etki gereği doğrudan uygulanırlar.
26
“Demokrasinin vazgeçilmez unsuru”(I), “çalışmaların demokrasi ilkelerine
uygunluğu”(II) gibi anayasal/normatif paradigmalar, parti çalışmasının
en temel görünümü olan “kongre” sürecinde hukuksal etkisini doğu-
rur. Şu anlamdaki “kongrenin oluşumunu, işleyişini, oraya katılımı, orada
yarışı engellemeye yönelik her türlü ve her ağırlıkta sakatlık” Anayasamızın
belirttiğimiz “ölçü normlarına” aykırılık teşkil eder. O tür kongrelerin,
açılan iptal davasına rağmen “ayakta tutulmasını sağlayacak” bir yargısal
çözüm, bizatihi anayasa ile çatışır. “Adayın seçime hazırlık aşamasında
yarış dışı bırakıldığı, müzakere (katılım) fırsatının tanınmadığı, tutanağı
sahte kongreyi” ayakta tutacak bir yargısal çözüm, anayasa karşısında
bir paradoks oluşturur.
Sözgelimi dernekler hukuku yönünden iptal yaptırımını gerekli
kılmayacak (sonuca etkisiz görülen) bir çağrı sakatlığı, siyasi parti
kongreleri bakımından yukarıdaki anayasal ilkeler sebebiyle iptale yol
açabilecektir.
26
Tanör, Bülent, Prof. Dr., Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar, İst. 1978, s. 255; Atar, Yavuz,
Prof. Dr., “Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü İlkesi ve Bu İlkenin Anayasada
Yer Almasının Hukuki Sonuçları”, Prof. Dr., Coşkun Üçok’a Armağan, SÜHFD, 1989.
C. 2, S. 2, s. 202); Armağan, Servet, Prof. Dr., a.g.m., s. 1144. dpn.15.
makaleler Ahmet İYİMAYA
211TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
2. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve İnsan Hakları Avrupa
Mahkemesi Müktesebatı: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, sözleş-
menin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü”nü düzenleyen 11. maddesi
yoluyla “siyasal partilere ilişkin bütün davaları” (üye ülke yargı kararlarını
ve uygulamalarını) başvuru halinde incelemektedir. Özellikle parti ka-
patma davaları yönünden bu mahkemede bir “Türkiye koleksiyonu”nun
oluştuğu da söylenebilir.
“Siyasal parti özgürlüğü”, Anayasamızın “Temel Hak ve Ödevler”in
topluca yer aldığı İkinci kısmının “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı
dördüncü bölümünde düzenlenmiştir (m. 68, 69). Sonuç olarak “siyasal
partinin kuruluş ve işleyişi” “Temel Hak ve Hürriyetler” kategorisindendir.
7.5.2004 T., 170 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle Anayasa’nın 90. maddesine
eklenen değişiklik, “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletler arası anlaşma-
ların iç hukukta doğrudan ve yatay etki doğurması” postulatına dayanır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşlemesi’nin İnsan Hakları Avrupa Mah-
kemesi’nce yorumu, iç hukukumuz yönünden bağlayıcı etki doğurur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “parti özgürlüğünün işleyişin-
de” derneklerden daha fazla bir koruma sağlanmasını partinin işlevi
yönünden içtihadi bir zorunluluk görmüştür (bkz., bu yazımızın 25
nolu dipnotu). Esasen aynı sonuç, genel olarak siyasal partiler hukuku
ve özelde “parti kongresi” bağlamında ölçü norm işlevi gören Anayasa
hükümlerimizin de (m. 68/2, 69/1) kaçınılmaz gereğidir. Anayasal
kurgumuzla İH Avrupa Mahkemesi müktesebatı, tamamen bir uyum
içindedir.
3. Siyasi Partiler Kanunu: Siyasi Partiler Kanunu, siyasal alanın
temel kanunlarındandır. Bu Yasa’da kongreye ilişkin özel düzenlemenin
varlığı halinde başka bir yasa kuralı uygulanamayacaktır. SPK’da kong-
relerle ilgili özel düzenlemeler vardır (m. 14, 21 ve diğerleri). Kongrenin
hukuka uygunluk denetiminde, bu hükümler “ölçü norm” oluşturur.
Kongredeki seçim yolsuzluklarının sonuçlandırılması noktasında, SPK
m. 21 hükmüne ilaveten 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hak-
kındaki Yasa’da “ölçü norm” niteliğindedir (Par. Ex. m. 103).
4. Türk Medeni Kanunu Hükümleri: Türü ne olursa olsun tüzel
kişilerin temel hukuku (korporatif hukuk), Türk Medeni Kanunu’nun
Ahmet İYİMAYA makaleler
212TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
56-100 hükümlerinde düzenlenmiştir. Siyasi Partiler Kanunu, Sendikalar
Kanunu, Medeni Kanun, Dernekler Kanunu, hüküm bulunmayan hal-
lerde, Türk Medeni Kanunu’na atıf yapmışlardır. Siyasi Partiler Yasası,
diğerlerinden farklı olarak Türk Medeni Kanunu’na, hem genel, hem
kongre özelinde (iki kez) atıfta bulunmuştur (SPK m. 121, 29).
Siyasi Parti kongresindeki sakatlıkların “hukuka aykırılık” belirle-
mesinde, TMK hükümleri “ölçü norm” oluştururlar. Şu kadarki “ölçü
normun” yorumu ve uygulanması, derneklerden daha farklı olarak
“kongrede katılım/müzakere fırsatı gibi” kollektif/korporatif özgürlüğü
ve demokrasiyi ayakta tutacak yönelimde ve ağırlıkta yapılacaktır
(Anayasaya uygun yorum).
27
5. Siyasal Partinin İç Hukuku: Tüzük, bir partinin iç-hukukunu
oluşturur. Yasa, kongre hukuku bakımından “kongre yönetmeliğini” de
norm olarak ele almıştır (SPK m. 21/5, 8).
28
Siyasi Partiler Kanunu’nun
ve Türk Medeni Kanunu’nun “buyurucu hüküm” seviyesinde düzenle-
mediği hususlarda, tüzük bağlayıcı bir normdur (SPK m. 14, 16, 90).
Siyasal parti tüzükleri, kongre sürecini genellikle ayrıntılı olarak
düzenlemektedir. Kongredeki “aykırılık iddiaları”nın sonuçlandırılma-
27
Seçkin, Recai, “Anayasa Mahkemesi’nin Başka Mahkemelerin Anayasayı Uygulama-
ları ve O Mahkemelerce Hukuk Kurallarının Anayasa’ya Uygun Yorumu”, Yargıtay’ın
Yüzüncü Yıldönümü Armağanı, Ank. 1968. s. 121-153.
28
Kongre düzenini “yönetmeliğe”, oyların geçerlik ve şekil şartlarını “tüzük ve yö-
netmeliğe” bırakan yasa hükmü, 1986 ve 1990 yılı değişiklikleri ile getirilmiştir. Bu
hükümler, olağan dönemlerde iç-demokrasinin, siyaset kurumu çıkarı adı altında ege-
men oligarşi tarafından nasıl bozulduğunun saf-örneklerini oluşturur. “Yönetmelik”,
genel kurul dışındaki organlarca oluşturulan “hukuki metinler”dir. Bu metinlerin
kongreye hükmetmesi, bizatihi yasanın iç-sistemine aykırıdır (Kongre hukukunu,
ancak genel kurul tanzim edebilir. SPK m. 14/5). Öte yandan “oy’un geçerlik şartları”,
evrensel demokrasinin ön-koşulu olarak, “genel, sürekli ve soyut” nitelikli bir normla
(yasayla) ancak düzenlenebilir (AY m. 13). Bu konuda yürürlükteki hukukumuz
yönünden bir boşluk yoktur (298 sayılı Yasa m.103). Sözü geçen yasa hükümleri
(SPK m. 21/5, 8’deki “yönetmelik” kaydı), iç demokrasiyi sakatlayacak esnekliğe ve
sınırsızlığa elverişliliği bakımından Anayasa’ya da aykırıdır (AY m. 69/1). Yasanın
mevcut hükmü, yakın gelecekteki bir genel kurulda uygulanmak üzere “geçerliği
etkileyecek yahut etkilemeyecek” oy pusulası arazları ile ilgili kongre yönetmeliğini
mevcut yönetimin kendi stratejisine uygun bir eksende ve o muhteva ile yürürlüğe
koyması, daima mümkündür. Oysa, “oy” demokrasinin “iliği” olup oyunculardan
hiçbirinin insafına veya takdirine feda edilemeyecek “evrensel terazide” ancak tar-
tılabilir.
makaleler Ahmet İYİMAYA
213TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
sında “tüzük”, “ölçü norm” oluşturur. Tüzüğün bütün hükümleri, “partiyi
bağlayıcı”dır.
29
Norm hukukunda buna “nispi buyuruculuk” denmektedir.
Kongrede tüzüğün en hafif hükmünün ihlali, meteor etkisine yol açabilir.
Sözgelimi, “tüzük hükmüne veya tüzük gereği hazırlanan gündeme rağmen
adaylara söz hakkının verilmemesi”, mutlak bir “iptal sebebi” oluşturur (AY
m. 68/1, tüzük hükmü). Kendi hukukuna uymayan, kendi hukukunu
ihlal eden yahut askıya alan bir siyasi teşekkülün hukukun üstünlüğü-
nü savunabilmesi, giderek iktidar değneğini eline geçirdiğinde hukuk
ve adalet vatanını kurması düşünülemez. Yargı, “kongre iptali” yolu ile
siyaset kurumunu evcilleştirmekte, demokrasinin yolunu açmakta, ger-
çek ve meşru güç olarak hukukun gücünü ortaya koymaktadır. Dosya
satırlarına gömülü formal mantık, böyle bir misyonu ne üstlenebilir ve
ne de gerçekleştirme cesaretini gösterebilir. Bu yönüyle hukuk, “her
şey”dir.
B. İptal Yaptırımı
1. İptal Yaptırımının Normatif Temeli: Kongre, yalnızca “en yetkili
organ” değil, aynı zamanda, “birden fazla kurucu unsurdan oluşan, açılışında
başlayan ve kapanışında sona eren sürece yayılmış” “medeni hukuk (özel hukuk)
ortak işlemi (kollektif bir irade)”dir (MK m. 73 ve diğerleri).
30
Ortak işlem
olarak kongre, unsurlarındaki herhangi bir sakatlık nedeniyle “hükümsüz
hale” gelir. Kongreye uygulanacak iptal yaptırımının hukuki dayanağı,
TMK m. 5 hükmü yoluyla BK 20/1’dir.
Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu, özel hukukun parçalanmaz bütü-
nünü oluşturur. Başta siyasi partiler olmak üzere, şirketler dahil, bütün
tüzelkişiler, sorunların arındırılmasında, bu temel kanunları referans
alırlar. Bu yönüyle Siyasi Partiler Hukuku, değerli bir bilim adamının
29
İyimaya, Ahmet. a.g.m., s. 241, dpn. 1; SPK m. 90, AY m. 69/5)
30
Organın “korporatif” içeriği ve tanımı yönünden, bkz., Öztan, Bilge, Prof. Dr., a.g.e., s.
82. Genel kurulun “bağımsızlığı” yönünden aynı kaynak. s. 102; Egger, bu bağlamda
şunları dile getirir: “Bu mecliste üyelerin mecmu heyeti haklarını kullanır (BK m.
639). Bu mecmu heyet, bizzat derneğin özüdür. Bu öz, üyeler meclisinde tezahür
eder. Sözü geçen meclis, derneğin hasselerle idraki kabil ifadesidir. O, kanunen
organ olarak mevcuttur. Ayrıca teşkil edilmeğe muhtaç değildir, yalnız toplantıya
çağrılmasına lüzum vardır. Bundan dolayı bu meclis, en yüksek organdır (BK m. 643,
muaddel BK projesi m. 696, 866). Yine en üstün, kat’i mahiyette olan salahiyetleri
bununla kabili izahtır (m. 65).” (a.g.e., Art. 64. s. 91); Özsunay, a.g.e., 170.
Ahmet İYİMAYA makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
işaret ettiği gibi “Dernekler Hukuku ve Medeni Hukuktur”. Bu hukukun
gelişimi de “dernek orjinli”dir.
31
İmdi:
a. MK 5. hükmü, yürürlükten kalkanından
32
farklı olarak, “Bu Kanun
ve Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm
özel hukuk ilişkilerine uygulanır.” biçimindedir. Yeni hükmün gerekçesi
şöyledir: “Madde 5. Yürürlükteki Kanun’un 5. maddesini karşılamaktadır.
Maddenin kenar başlığı ‘Genel nitelikli hükümler’ şeklinde değiştirilmiştir.
Yürürlükteki maddenin Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerinin sadece ‘me-
deni hukuk ilişkilerinde’ uygulanabileceği kanısını uyandıran ifadesi, Medeni
Kanun ile Borçlar Kanunu’nun 1 ila 181. maddelerindeki genel hükümler ile
bunların dışında kalmakla birlikte genel nitelik arz eden diğer hükümlerin de
tüm özel hukuk ilişkilerine uygun düştüğü ölçüde uygulanabilmesine olanak
sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. Gerçekten tartışmasız olarak kabul edildiği
üzere, bu madde, ‘medeni hukukun diğer kısımlarında’ değil, ‘özel hukukun
diğer kısımlarında da’ uygulanabilen temel bir kural koymaktadır. Bunun
açıklığa kavuşturulması bakımından ‘medeni hukuk ilişkileri’ deyimi yerine,
‘özel hukuk ilişkileri’ deyimine yer verilmiştir.”
33
Kaynak İsviçre Medeni
Kanunu’nun ilgili hükmü de soruna ışık tutucudur. Madde hükmü şöy-
ledir: “Borçlar Kanunu’nun akitlerin doğumu, yerine getirilmesi ve ortadan
kaldırılmasına ilişkin genel hükümleri, başka medeni hukuk münasebetlerine
de tatbik olunur.” (İsviçre MK m. 7)
34
31
SPK m. 29/1. Hatemi, Hüseyin, Prof. Dr., Medeni Hukuk Tüzel Kişileri, İst. 1979, s.
264. Yazar, siyasi partinin doğuş, gelişim ve hukukunun oluşumunun sivil itiraz, oy
hakkı gibi kişi-toplum kökenli zeminden fışkırdığını referanslarla ortaya koymak-
tadır. Siyasi Partilerin genel tarihi bakımından doğru olan bu belirleme, özellikle
ülkemiz açısından da yoğun bir gerçeği ifade eder. Bizim siyasi partilerin hukuk
kökleri, Cemiyetler Kanunu’na dayanır. Keza, Payaslıoğlu, Arif, Siyasi Partiler, Ank.
1952; Karpat, Kemal, Prof. Dr., Türk Demokrasi Tarihi, İst. 1967. Perinçek, Doğu, Dr.,
Anayasa ve Partiler Rejimi, İst. 1985. s. 77 vd. Yazar, doğru olarak şu sonuca varmak-
tadır: “...Siyasi Partiler Anayasa ve özel kanunlarda düzenlenmiş olmakla Medeni
Hukuk’un düzenleme alanından çıkmamışlardır. SPK 121. maddesine göre Medeni
Kanun ile Dernekler Kanunu ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların
SPK’ya aykırı olmayan hükümleri siyasi partilere de uygulanacaktır...”
32
Eski MK 5. hükmü şöyle idi: “(C. Borçların Umumi Kaideleri)-Akitlerin in’ikadına
ve hükümlerine ve sukutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan
umumi kaideler, medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir.”
33
TBMM Adalet Komisyonu Raporu, S. Sayısı: 723, Dönem: 21, Yasama Yılı: 3, s. 36.
34
Egger/Çernis, Art. 71, a.g.e., s. 117.
makaleler Ahmet İYİMAYA
215TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
b. Yeni değişiklik, Medeni Kanun’un ve Borçlar Kanunu’nun ve
hatta uygun düştüğü ölçüde diğer kanunların “genel nitelikli hüküm-
lerinin” “tüm-özel hukuk ilişkileri”ne uygulanmasını emretmektedir.
Hüküm, büyük hukuk mimarı Huber’in sihirli değneği geride bırakan
şaheseridir.
35
c. Medeni Kanun’un 5. maddesinin bir soruna uygulanmasının te-
mel koşulu, somut sorunla ilgili bir düzenlemenin olmamasıdır. Özel
sorunla ilgili normatif düzenlemede Medeni Kanun’a bir atıf var ise,
artık uygulamanın sadece yargıç tarafından bulunması gereğinin öte-
sinde yazılı hukukun bunu emrettiği sonucu çıkar.
36
d. BK m. 20 hükmü, MK m. 5 hükmünün değişiklik gerekçesinde
açıkça belirtildiği gibi, özel hukuk işlemlerine uygulanabilecek genel
nitelikli bir hükümdür. BK m. 20/1 hükmü şöyledir: “Bir akdin mevzuu
gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit
batıldır.”
Sonuç olarak, özel hukuk işlemi olan kongre, kurucu unsurlarının
en az birinin veya tamamının ölçü normlara aykırı şekilde oluşması
veya hiç oluşmaması; kongre hukuku deyimiyle bu yazıda belirtilen
türde sakatlıkların varlığı halinde “iptal yaptırımına” muhatap olacak-
tır. Anayasamızın özel normları ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi
içtihadı bağlamında bu sonuç, “kaçınılmaz”dır (MK m. 5, 20/1; MK m.
56-100; SPK m. 29/1; AY m. 68/2, 69/1; İHAS. m. 11).
35
Prof. Dr., Schwartz, Andreas, Medeni Hukukta Umumi Hükümler Meselesi (Medeni
Kanunu 15. Yıl Dönümü İçin), İst. 1944. s. 407 vd.; Dural, Mustafa, Prof. Dr. - Sarı,
Suat, Dr., Türk Özel Hukuku, Temel Kavramlar ve Medeni Kanun Başlangıç Hükümleri,
İst. 2004. s. 86-90. İmre, Zahit, Prof. Dr., Medeni Hukuka Giriş, İst. 1980, s. 124. Edis,
Seyfullah, Prof. Dr., Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Ank. 1980, s. 243 vd.;
Egger/Çernis, a.g.e., Art. 7. N. 2 vd. YHGK, 20.3.1974 T, 1053/222-E/K (Dalamanlı,
Lütfü - Kazancı, Faruk - Kazancı, Muharrem, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Türk
Medeni Kanunu, İst. 1991. C. 1. s. 215-223). Karar, dönemin ünlü davası Gürün-Hanı
uyuşmazlığına ilişkin olup TTK, MK, BK İlişkileri ve etkileşim ekseninde bir analize
oturur. Butlan ve geçersizlik yaptırımları yönüyle bkz., Eren, Fikret, Prof. Dr., Borçlar
Hukuku Genel Hükümler, Ank. 2001, s. 305-316. Butlanın zamanın geçmesi yoluyla
geçerli hale gelemeyeceği noktasında, özellikle s. 309-310. Güral (Akipek), Jale, Dr.,
Hükümsüzlük Nazeriyeleri Karşısında Türk Medeni Kanun Sistemi, Ank. 1953, s. 103
vd.
36
Edis, Seyfullah, Prof. Dr., a.g.e., 255; Dural, Mustafa, Prof. Dr. - Sarı, Suat, Dr., a.g.e.,
s. 89 vd. MK 1, 5, 19, 20; AY m. 132/1).
Ahmet İYİMAYA makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
İptal, kongreyi ortadan kaldıran, onun yapılmamış sayılmasını
sonuçlandıran bir yaptırımdır. İptal edilen kongre, yalnızca toplantı
(genel kurul olarak değil), kongrede oluşan tüm sonuçları ile ortadan
kalkar. İptal edilen kongrede alınan kararlar, “kararların varlık sebebi olan
kongre ortadan kalktığından, kendiliğinden ortadan kalkar.” Sözgelimi iptal
edilen kongrede yapılan seçim, tüzük değişikliği, ibra ve diğer karar
tasarruflar, başkaca bir hükme gerek kalmaksızın kendiliğinden hüküm-
süz hale gelir.
37
Kapanış (sona erme) anına kadar “gündeme hakimiyet”
ilkesi gereği sürecin her deminde genel kurul (ona bağlı olarak/tabaan
divan) tarafından bütün sonuçlarıyla iradi olarak iptali mümkün olan
kongrenin, “ihlal edilen hukukun” yetkili kıldığı güç (yargı) tarafından
(kanun gereği) hükümden düşürülmesi, -hayda hay- hukuk mantığının
ve sistemin de bir gereğidir.
Kongre iptali ile genel kurul kararının iptali kavramları birbirine
karıştırılmamalıdır. Kongrede alınan bir kararın iptali, kongrenin iptali
sonucunu doğurmaz. Kongrede alınan kararların iptalinde, MK m. 5, BK
m. 19 düzleminde yürütülen normatif analojiye ihtiyaç göstermeksizin
doğrudan bir düzenleme vardır (MK m. 83). Kongre karar kavramları
arasındaki ilişki “saksıdaki toprak-bitki arasındaki ilişki” gibidir. Bitkinin
sökülmesi, saksıyı ve içindeki toprağı etkilemeksizin yalnızca bitkiyi
öldürür. Ancak saksının kırılıp toprağın dökülmesi, saksıdaki türleri,
boyları ve güzellikleri ne olursa olsun, bütün bitkileri yok eder. Çare,
37
Bkz., Yukardaki kaynaklar. Kongre iptal hukuku bakımından bkz., Y. 2. HD. 8.2.1974
T. 532/753-E/K. Aynı daire, 20.12.1979 T, 9016/9368-E/K; Yasa Hukuk Dergisi, 1980/
1, s. 61; Aynı Daire, 6.2.1986 T., 881/1153-E/K.; Y. 4. HD. 12.4.2005 T., 1823/3832-
E/K (Türkiye Futbol Federasyonu kararı) (Karar, yayınlanmamıştır. Özel Kartoteks:
1197). Y. 2 HD. 27.3.1995 T. 2487/3489-E/K; YHGK 13.12.2000 T, 2-1762/1807-E/K;
Y. 4. HD. 5.2.1976 T, 13360/1157-E/K. Kararda “...Yazılı nedenlerle 25.3.1973 günlü
toplantının yapıldığı yer dürüstlük kurallarına uygun olarak seçilmemiştir. Böyle bir
yerde toplantının başlatılması nedeniyle gelen üyelerin çoğu toplantıya ve dolayı-
sıyla başkanlık divanı seçimine katılmamışlardır. Hiç olmazsa, katılmamış olmaları
muhtemeldir. Bu kabul 25.3.1973 günlü tutanak münderecatına uygun bir sonuçtur.
Çünkü divan kurulu, başkanlık komiseri ve iki üye tarafından tutulan tutanakta bu
yön açık ve seçik olarak saptanmıştır. Hal böyle iken bir taraftan 25.3.1973 günlü
toplantıda yapılan başkanlık divanı seçimini geçerli saymak, diğer taraftan toplantıya
devamlı ve aralıksız yeni üyelerin geldiğinde bahisle bu durumda salonun yeter-
sizliği nedeniyle toplantıya devam edilemeyeceğini kabul ve toplantıyı ertelemek
ve müteakip toplantıyı da aynı başkanlık divanı ile yürütüp bitirmek bir çelişkidir.
Yasanın amacına aykırı bir davranıştır...” denmiştir. Yüksek Daire, olayda kongrenin
iptali gerektiği sonucuna varmıştır (Uyar, Talih, Türk Medeni Kanunu, Ank. 2002. C.
II/4. s. 1846-1847).
makaleler Ahmet İYİMAYA
217TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
saksı ve toprağı, kırılmayacak nitelikte inşa etmektir (Hukuka uygun
demokratik kongre). Kongrenin iptali, başkaca bir talep aranmaksızın
o kongrede alınan kararları hükümden düşürür.
38
V. SİYASAL PARTİ KONGRESİNİN İPTALİ DAVASINDA
GÖREVLİ MAHKEME
İncelemede ele aldığımız “görev kavramı”, Anayasamızın ve genel
yargılama hukukunun bir gereği olarak “yargı yolu” uyuşmazlıklarını
da kapsar genişlikte kullanılmaktadır.
39
Herhangi bir yargı organına “görev”, ancak yasa ile yüklenebilir.
“Yorum” yoluyla “görev kuralı” üretilemeyeceği gibi “yorum” yoluyla
“görev”den de kaçınılamaz (AY m. 142, 36/2).
Siyasal Parti Kongresi’ni yöneten hukuk, normatif atıf yoluyla yasa
koyucu tarafından açıkça düzenlenmiştir. Kongrenin seçimli olması
halinde de ayrık durum, yine yasa koyucu tarafından yasa seviyesin-
de tanzim olunmuştur. Biz sözü geçen yasa hükümlerinin tümüne,
incelemeden beklenen pratik yararın sağlanabilmesi bağlamında, bu
yazımızın “40 nolu dipnotu”nda (aşağıda) aynen yer verdik.
40
Kurallar
38
Siyasetin kızıl elması “sanat inceliğinde Saksı, kirlenmemiş/verimli Toprak, maha-
retli bahçıvan, herkesi doyasıya besleyen bitkiler”dir. “Saksı ve toprak”, “Vatan”ı,
“Bahçıvan”, dürüst ve bilge “Kadro’yu”, bitki ise “çözen Siyaset’i ve Semerelerini”
anlatır.
39
Kuru, Baki, Prof. Dr., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İst. 2001, s. I/721 vd.; YHGK
16.10.1991 T. 4-465/558-E/K (TBBD, 1992/1. s. 131). Adli yargı-seçim yargısı görev
ayırımı ve çatışmalar da, aynı terimle kavramlaştırılmalıdır (SPK m. 21, 29).
40
22.4.1983 T. 2820 sayılı Siyasal Partiler Kanunu’nun 121/1 hükmü şöyledir: “Türk
Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanunu’nun ve dernekler hakkında uygulanan di-
ğer kanunların bu Kanun’a aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da
uygulanır.” Aynı Yasa’nın kongreler yönünden genel korporatif hukuka atıf yapan
29/1 hükmü şöyledir: “22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanunu’nun
bu Kanun’a aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri
için de uygulanır.” SPK m. 29/1’in atıf yaptığı 4.11.2004 T. 5253 sayılı Dernekler
Kanunu’nun özel hükmü (m. 34) şöyledir: “Diğer kanunlarda, 3512 sayılı Cemiyetler
Kanunu, 1630 sayılı Dernekler Kanunu veya 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile bun-
ların ek ve değişikliklerine veya belli maddelerine yapılan atıflar, bu kanuna veya
bu kanunun aynı konuları düzenleyen madde veya maddelerine yapılmış sayılır. Bu
Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.” Yine aynı kanunun
görevli yargıdaki usulü düzenleyen hükmü şöyledir: “Bu Kanun’la ilgili olarak hukuk
mahkemelerinde bakılacak davalarda basit yargılama usulü uygulanır.” (m. 1, 8/1).
Ahmet İYİMAYA makaleler
218TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
topluca değerlendirildiğinde ve lafızları dahi ele alındığında SPK m. 121
hükmünün Türk Medeni Kanunu’na; SPK m. 29 hükmünün Dernekler
Kanunu 34 ve 18. maddeleri delaletiyle Türk Medeni Kanunu’na ve
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıf yaptığı açıkça görülecek-
tir. Sonuç olarak SPK’da hüküm bulunmayan hallerde “Medeni Kanun
Sistemi” uygulanacaktır (MK 50-100, ayrıca m. 5 yoluyla BK m. 20).
Seçim yargısını görevlendiren özel hüküm şöyledir: “Siyasi partilerin genel merkez,
il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimleri,
yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif esasına göre aşağıdaki şekilde yapılır.
Seçim yapılacak büyük kongreyle il ve ilçe kongrelerinin toplantılarından en
az on beş gün önce, kongreye katılacak parti üyelerini belirleyen listeler, büyük
kongreyle il kongreleri için Yüksek Seçim Kurulu’nun önceden belirleyeceği seçim
kurulu başkanına, ilçe kongreleri için o yer ilçe seçim kurulu başkanına, ilçede birden
fazla ilçe seçim kurulunun bulunması halinde birinci ilçe seçim kurulu başkanına
iki nüsha olarak verilir. Ayrıca toplantının gündemi, yeri, günü, saati ile çoğunluk
sağlanamadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususlar da bildirilir.
Seçim kurulu başkanı, gerektiğinde ilgili kayıt ve belgeleri de getirtip incelemek
suretiyle varsa noksanları tamamlattırdıktan sonra seçime katılacakları belirleyen
liste ile yukarıdaki fıkrada belirtilen diğer hususları onaylar. Onaylanan liste ile
toplantıya ilişkin diğer hususlar kongrenin toplantı tarihinden yedi gün önce siyasi
partinin ilgili teşkilatının bulunduğu binada asılmak suretiyle ilan edilir. İlan süresi
üç gündür.
İlan süresi içinde, listeye yapılacak itirazlar hakim tarafından incelenir ve en geç
iki gün içinde kesin olarak karara bağlanır. Bu suretle kesinleşen listeler ile toplantıya
ilişkin diğer hususlar, hakim tarafından onaylanarak siyasi partinin ilgili teşkilatına
gönderilir.
(28.3.1986-3270) Kongrelerde yapılacak seçimler ilgili seçim kurulunun gözetimi
ve denetiminde yapılır. Bu seçimlerin usul ve şekilleri ile seçimlerde kullanılacak oy
pusulası ve listelerin tanzim tarzı siyasi partilerin tüzük ve kongre yönetmelikleri
ile düzenlenir.
(28.3.1986-3270) Seçim kurulu başkanı, bir başkan ile iki üyeden oluşan yeteri kadar
seçim sandık kurulu oluşturur. Sandık kurulu başkanı ile bir üyesi memurlar, diğer
üyesi de aday olmayan parti üyeleri arasından seçilir. Ayrıca her sandık için aynı
şekilde üçer yedek üye de belirlenir. Seçim sandık kurulu başkanının yokluğunda,
kurula memur üye başkanlık eder.
Seçim sandık kurulu, kanunun ve parti tüzüğünün öngördüğü esaslara göre se-
çimlerin yürütülmesi, yönetimi ve oyların tasnifi ile görevli olup, bu görevleri seçim
ve tasnif işleri bitinceye kadar aralıksız olarak devam eder.
(31.10.1990-3673) Listede adı yazılı bulunmayanlar oy kullanamazlar. Oylar, oy
verenin nüfus hüviyet cüzdanı veya resimli üyelik kimlik kartı veya kimlik tespiti
amacıyla düzenlenmiş resmi belge ile ispat edilmesinden ve listedeki isminin karşı-
sındaki yerin imzalanmasından sonra kullanılır. Oylar, oy verme sırasında sandık
kurulu başkanınca seçilen, seçim kurulu başkanınca mühürlenmiş ve adayları gösterir
listelerin tüzük ve kongre yönetmeliklerinde gösterilen usule uygun bir şekilde işleme
tabi tutularak sandığa atılması suretiyle kullanılır. Oy kullanma ve oyların muteberlik
şekil ve şartları siyasi partilerin tüzük ve kongre yönetmelikleri ile düzenlenir.
makaleler Ahmet İYİMAYA
219TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Şimdi “kongre iptal davalarında görevli mahkeme hangisidir” sorusu-
nu sorabiliriz. En kısa ve öz cevap, “Derneklerin kongre iptallerine bakan
mahkeme hangisi ise, siyasal parti kongresi iptali davalarına bakacak mahkeme
de o’dur...” O da yargı yolu terimi ile “adli yargı”, dar ve teknik görev
terimi ile “Hukuk/Asliye Hukuk Mahkemesi”dir.
41
Ne var ki kolay sorunun
kolay cevabı, yargı pratiği gözetildiğinde “içtihat” kavramının sözünde
ve özünde var olan “cehdi”, geneli, soyutu ve somutu norm ekseninde
dengeleyecek “bilimsel çabayı” zorunlu kılmaktadır.
Adli yargıyı duraksatan, üzerine gidilmesinde çekingen kılan,
Siyasal Partiler Kanunu’nun “seçimlerin yapılması” matlabı ile pozitif
hukukumuza girmiş, –nerede ise– destan kadar uzun, hukuktan çok
süreci ve maddi işleyişi kötü Türkçe ile ve sistemden yoksun biçimde
düzenlemeye çalışan ünlü 21.maddesidir. Üstelik sonraki değişikliklerle
semantik kurgusu daha fazla bozulan bu madde (1986, 1990 değişik-
likleri)... Seçim hukuku ve gözlem pratiği –nerede ise– yok denecek
kadar az olan adli yargının bu duraksamasına saygı ile yaklaşılmalıdır.
Ancak bu saygı, ciddi hukuki tahlillerle ulaşılabilecek doğru çözüm-
den kaçınmayı, aşağıda anlatacağımız “yargısal kilitlenmeyi”, giderek
“hukuksuzluğu dokunulamaz ve özgür (keyfi) kılan bir yolsuzluk alanı”na
sebebiyet vermeyi meşrulaştıramaz. Yargıcın filozofik tariflerinden biri
de “kötü kanundan doğru hukuku çıkaran adam”dır. Olayın (anlaşmazlığın)
muhtaç olduğu hukuku, ne kanun ve ne de yargıç önleyemez (MK m.
1, AY m. 36/2, 138).
Seçim süresinin sonunda seçim sonuçları tutanakla tespit edilip, seçim sandık
kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır. Tutanakların bir örneği seçim yerinde
asılmak suretiyle ilan edilir. Kullanılan oylar ve diğer belgeler, tutanağın bir örneği
ile birlikte üç ay süre ile saklanmak üzere seçim kurulu başkanlığına verilir.
Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden
itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakim tarafından aynı
gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.
Hakim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı
uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde bir aydan az ve iki
aydan fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek
ilgili siyasi partiye bildirir. Belirlenen günde yalnız seçim yapılır ve seçim işlemleri
bu madde ile kanunun öngördüğü diğer hükümlere uygun olarak yürütülür.
İlçe seçim kurulu başkanı ve seçim sandık kurulu başkanı ile üyelerine, “Seçimlerin
Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”da belirtilen esaslara göre
genel bütçeden ücret ödenir.
Seçim sırasında sandık kurulu başkan ve üyelerine karşı işlenen suçlar, devlet
memurlarına karşı işlenmiş gibi cezalandırılır.” (Siyasal Partiler Yasası, m. 21)
41
Bu incelemede yollama yapılan müstakar Yargıtay içtihatları; SPK m. 29/1; Kuru,
a.g.e., s. I/298 ve diğer ilgili sahifeler.
Ahmet İYİMAYA makaleler
220TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Daha niteliklerinin hukuk pratiğinden (özellikle Yüksek Yargı’dan/
Yargıtay’ımızdan, Yüksek Seçim Kurulu’muzdan) ve akademik kanattan
gelmesini umarak ve dileyerek, “Siyasal Parti Kongresi İptali Davasında
Görev Sorunu”, –belirleyebildiğim kadarı ile– ilk kez bir incelemeye
konu kılınmaktadır.
Siyasal parti kongrelerinde oluşan hukuka aykırılıkların (uyuşmaz-
lıkların) çözümünde görevli yargı sorunu, SPK m. 21 hükmü dahil,
yürürlükteki hukukumuz, kongre pratiği (bu yazımızdaki örnek gün-
dem) ve İHAS (AY m. 90) bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle
ortaya konmaya çalışılacaktır. Adli Yargı/Seçim Yargısı görev sınırla-
rı, “yargısal kilitlenme” ve yargı pratiğindeki “hukuku aşma”, örnekleme
yöntemiyle ele alınacaktır.
A. Siyasi Parti Kongresinin İptalinde Adli Yargının
Görevli Olduğu Haller
1. Gündeminde Seçim Bulunmayan Kongreler Yönünden: Bütün
tüzelkişiler, bu arada siyasal partiler, “seçim gündemsiz” olarak topla-
nabilirler. Bu tür kongreler, kendi iç-hukuklarına göre, olağan veya
olağanüstü olabilir. En yetkili organ olarak kongre (genel kurul) içtimaı,
parti içi demokrasinin kökleşmesi yönünden de önemlidir. Sözgelimi,
“tüzük kongresi”, “başka ülkeye asker gönderme/savaş” önerilerinde, “küresel-
leşme,kara-para” ve benzeri önemli konularda partinin tutumunu karara
bağlayacak “ülke sorunları kongresi”, partinin tasfiyesine veya başka par-
tiyle birleşmesine yönelik “parti kongresi”, seçim gündemsiz kongrelere
örnek oluşturur. Bütün bu kongredeki gündem düzeni, –seçim maddesi
hariç– incelememizde örnek verilen gündem gibidir. Bu kongrelerdeki
çağrı hukuku, kongre düzeni, gündem süreci yine partinin organların-
ca yürütülmektedir. Sözgelimi, partinin birleşmesine yönelik kongrede
“çağrı hukukuna aykırılık, birleşme karşıtlarını kongreye almama, onlara söz
hakkı vermeme, kongre tutanağında sahtecilik” gibi sakatlıklar sebebi ile
açılacak kongre iptal davası, atıf yaptığımız hukuk (kurallar) gereği adli
yargıda görülecektir. Bu konuda ne yargı uygulaması yönünden ve ne
de başka bir parametre bağlamında en ufak bir duraksama yoktur.
Seçimsiz kongreler yönünden kesin olan bu “hukuki veri”, seçimli
kongrelerde adli yargının görevi konusundaki “formül onama” yoluyla
sürdürülen “duraksamanın” aşılmasında önemli bir mantıki argüman
makaleler Ahmet İYİMAYA
221TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
oluşturur. Seçimsiz kongrelerdeki bu zorunlu ve kesin çözümü, seçimli
kongrelerde “seçim süreci dışındaki sakatlıklar” yönünden uygulamadan
düşürecek bir istisnai kural var mıdır sorusu, burada önemlidir. Hayır,
böyle bir kural (yasa) yoktur. MK 29/1 hükmünün atıf yoluyla görevli
yargı etkisi, bu halde de (yani seçimli kongre bağlamında da) aynen
sürmektedir (AY m. 141).
2. İçinde “Seçimi” de Bulunduran Karma Gündemli Kongreler
Yönünden: Duraksamanın odak merkezi burasıdır. Yürürlükteki hu-
kukumuz bakımından görev tahlili yapılmadan “görevsizlik” formatının
üretildiği “nokta” da burasıdır. Doğru çözümün yolu, yasama sanatı
ve hukuk mühendisliği bakımından en kötüsüne örnek teşkil edecek
SPK m. 21 hükmünün hukuk metodolojisinin sınırları içinde, kongre
pratiği ile birlikte (kongre-yaşam gerçeğini dışlamayan bir bakışla)
yorumudur.
42
a. Birinci vargı: SPK m. 21 hükmü, kongre iptali davalarında ve
siyasi parti hukukuna ilişkin diğer davalarda “adli yargının görevini”
ortadan kaldıracak bir muhteva içermemektedir. Başka deyimle, –gö-
reve ilişkin olanı dahil– SPK m. 121 ve 29 hükümlerindeki atıf, bütün
etkisini sürdürmektedir.
b. İkinci vargı: Seçimi de içeren karma gündemli kongrelerde top-
lantının açılıp divanca gündemin bitirilmesine ve divanın kürsüden
ayrılıp işi seçim kuruluna tevdiine kadar, ilçe seçim kurulu, kongre
salonunda olmadığı (süreçte yer almadığı) gibi işin bu aşamasında aynı
kurulun herhangi bir denetim, gözetim ve yönetim yetkisi de yoktur
(bkz., örnek gündem, m. 01-09) (SPK m. 21). Seçimli karma kongrelerde
de genel kongre hukukunun yasa ve tüzüklerde öngörülen hükümle-
ri, divan yetkisi, kongre düzeni önlemleri, gündemi uygulama aynen
sürmektedir.
c. Üçüncü vargı: SPK m. 21, görev bağlamında, “işin divanca ilçe
seçim kuruluna tevdii, divanın el çekmesi” anından itibaren devreye gir-
mektedir.
42
Ökçem, Niyazi, Prof. Dr., Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi, İst. 1988, s. 205 vd.;
Işıktan, Yasemin, Dr., Hukuk Normunun Mantıksal Analizi, İst. 1999; Işıktan, Yasemin,
Dr. - Metin, Sertap, Dr., Hukuk Metodolojisi, İst. 2003, Karayalçın, Yaşar, Prof. Dr.,
Hukukta Öğretim-Kaynaklar-Metot (Problem Çözme), Ank. 1986, Hafızoğulları, Zeki,
Prof. Dr., Ceza Normu, Ank. 1996.
Ahmet İYİMAYA makaleler
222TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
aa. Bu vargı yönünden, SPK m. 21, aksi çıkarsanamaz çok açık
hükümler içermektedir:
• Sadece yapılacak seçimlerin “ilçe seçim kurulunun gözetim ve
denetiminde olması” (m. 21/5) kuralı, seçim sürecinin dışında kalan
gündem maddelerinin divan ve genel kurul yönetiminde olduğunun
tersine tekrarından veya hukuki deyimle SPK m. 29/1’de düzenlenen
atfın bu alanda normatif veri oluşturduğunun (hukuki etkinliğini sür-
dürdüğünün) teyidinden başka bir şey değildir.
• İlçe seçim kurulunun (seçim yargısının) görevini “seçimin deva-
mı sırasında veya seçim tutanağının düzenlenmesinde yapılan yolsuzluklarla”
sınırlayan (SPK m. 21/10) kural, seçimin devamı sırasında olmayan,
divanın işi ilçe seçim kuruluna tevdiinden önceki yolsuzluklarda, seçim
sırasında gerçekleşmeyen yolsuzluklarda genel görev hükmünün (SPK
m. 29/1) meri olduğunu bir başka şekilde göstermektedir. “Seçimin de-
vamı” terimi, bir seçim hukuku terimi olup seçimden önceki aşamayı
(seçime hazırlık aşamasını) kapsamaz (dışlar). Esasen “adaylık niteliği/
ehliyet, başvuru, oy pusulaları” gibi hazırlık işlemleri, parti tüzükleri
uyarınca divan tarafından sonuçlandırılmaktadır.
bb. Seçime geçildikten sonra ve hatta seçim sonuçlansa dahi,
kongrenin kapanışından önce genel kurulun “gündeme hakimiyet ilkesi/en
yüksek organ (SPK m. 14/1)” kapsamında divanın kürsüye gelerek, genel
kurulu bütün sonuçları ile iptal yetkisi vardır. Bu “iptal” tasarrufuna
ilişkin anlaşmazlıkların görülme yeri dahi, adli yargıdır (Çünkü bu hal,
seçim sırasında yapılan yolsuzluk kategorisinde değildir.).
d. Dördüncü vargı: İlçe seçim kurulunun, hiçbir şekilde kongreyi
iptal yetkisi ve görevi yoktur. Böyle bir görev, esas itibarıyla ihtisas ala-
nı dışında kalmaktadır. Yasa açıktır: “Hakim (seçim yargıcı) ... (yalnızca)
seçimlerin iptaline karar verir” (SPK m. 21/11).
Analitik inceleme, seçimli kongrelerin iptaline yönelik davalarda
“seçim yargısını görevli sayan adli yargı uygulamasının”, hiçbir şartta hukuki
dayanağı olmayan, yasayı açıkça çiğneyen “bir hukuk hatası” olduğunu
kesin biçimde ortaya çıkarmaktadır.
3. Yalnızca “Seçim Gündemli” Kongreler Yönünden: Bu tür kong-
reler, ihtiyari ve zorunlu olmak üzere, iki halde mümkündür. İlçe seçim
makaleler Ahmet İYİMAYA
223TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kurulu yargıcının seçimi iptal etmesi halinde, en erken bir, en geç iki ay
içinde “yalnızca seçim/tek gündemli kongre” yapılacaktır (SPK m. 21/11).
Bu kongrenin nasıl toplanacağı hususunda tam bir düzenleme boşlu-
ğu vardır. Yasa, yalnızca “tek gündem/seçim zorunluluğunu” öngörmüş,
üyeleri kim çağıracak, kongre yönetimi nasıl olacak, yeniden aday olma
hakkı var mı soruları, düzenleme temeline oturtulmamış, gerçek ve fakat
havada sorunlar olarak görülmektedir. “Belirlenen günde yalnız seçim
yapılır ve seçim işlemleri bu madde ile kanunun öngördüğü diğer hükümlere
uygun olarak yürütülür” (m. 21/11, c. 2) kuralı, ihtiyacı karşılamaktan
uzaktır (Aynı şekilde bkz. AY m. 78/5). Bize göre –amaca uygun özel
yasa düzenlemesine gidilmediği sürece– burada da genel hükümler
kıyasen uygulanmak suretiyle sorun çözülecektir. İşin seçim faslı dışın-
da kalan aykırılıklar da, SPK m.21 hükmündeki sıraladığımız normatif
kriterler sebebiyle (vargı: 1-4) adli yargının görev alanında kalmaktadır.
Parti, ihtiyari olarak yalnızca “seçim/tek gündemli kongre” öngörebilir. Bu
kongreler için dahi, yukarda söylenenler (vargı:1-4) aynen geçerlidir.
Çünkü ihtiyari seçim gündemli kongrelerde de “adaylık hakkı, başvuru,
ehliyet belirleme, oy pusulaları ve benzeri işlemleri yürütme” ölçü normlar
uyarınca divana ait olup seçim yargısını ilgilendirmemektedir...
4. Seçime Hazırlık Aşamasındaki Sakatlıklara Özel Vurgu: Hem
kongre pratiğinde (örnek gündem, m. 7) ve hem de siyasi partiler huku-
kunda (SPK m. 29 ve parti tüzükleri) “parti organlarına adaylık başvurusu,
adaylık koşulları, adaylığa kabul, kabul edilen adayların oy pusulalarının kabulü”
gibi “hazırlık işlemlerini sonuçlandırmak” kongre divanın görevidir. İlçe
seçim kuruluna bu konuda yasa tarafından bir yetki ve görev verilme-
miştir (bkz., SPK m. 21). Yasadaki “seçimin devamı” ibaresinin objektif ve
süreç mantığına uygun anlamı da budur. “Her devamın” sıfır noktasından
epeyce sonra başlangıcı var olup “sıfır noktası ile devam noktası” arasın-
daki “kesit”, “devamı sırasının tabi olduğu hukuka tabi olmaz.” Bu halde de
kongre hukuku (MK m. 29/1) egemendir. Seçim yargısı pratiği, bu ince
noktanın ayırdındadır ve doğru olarak bu kesitle (seçime hazırlık/divan)
aşamasında oluşan yolsuzluklarda görevli olmadığı sonucuna ulaşmıştır
(Bkz., aşağıda özel bölümünde IV/A). Bu sakatlıkların sonuçlandırılma-
sında da adli yargı görevlidir (SPK m. 29/1).
Yasa koyucu, seçime hazırlıkla sınırlı divan işlemlerini de Seçim Yar-
gısının görev alanına aktarabilirdi. Ancak bu durumda –aynen sandık
Ahmet İYİMAYA makaleler
224TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kurulunda olduğu gibi (SPK m. 21/6)–, divanın parti içinden seçilme-
mesi, belli ağırlıkta bürokratların divanda yer alması ve somut olayda
gözlenen “tutanak sahteciliği”ni ve diğer hukuksuzlukları kaynağında
önleme yolunun benimsenmiş olması (yasanın bu yapıda düzenlenmesi)
zorunlu idi. Yasa koyucu, –doğru şekilde– kongreyi korporatif özgür-
lük alanı olarak görmüş ve serbesti tanımıştır. Seçime hazırlık aşaması,
hem eylemsel ve hem hukuksal olarak ilçe seçim kurulunun gözetim
ve denetimi dışında olduğundan ve “seçimin devamı” ancak divanın el
çekmesinden itibaren başladığından işin bu safhası, genel hükümlere
(ve adli yargı denetimine) tabidir. Yasa koyucu, kollektif ve korporatif
özgürlüğün gerekleri ile seçimin dürüstlüğü (AY m. 79) ilkesini, birbiri
ile çatışmayacak bir yapıda dengelemek istemiştir. Gerçekten, “divan-
genel kurul” aşaması, “kollektif özgürlüğün en sert, zaman zaman kırıcı
rekabetin, eleştirinin ve uç önerilerin” karşı karşıya geldiği bir özgürlük
ve çoğulculuk düzlemini anlatır. Bu aşamaya ilçe seçim kurulunun el
atması, –bilinçli olarak– düşünülmemiştir. Bu aşama, SPK m. 29/1,
221/1 delaletiyle MK hükümlerinin yönetiminde ve bu hükümleri uy-
gulayacak adli yargının denetimindedir (MK m. 5, 79, 83 ve diğerleri).
Adaylığa başvuru, oy pusulalarının tevdii, işin bu safhasına ait olup
ilçe seçim kurulunun adaylık kabul yetkisi yoktur. Bu seçime hazırlık
safhası, hiçbir şartta İlçe Seçim Kurulu’nun denetiminde değildir.
Adli yargı pratiğindeki çekingenliğin temel nedeni, –muhtemeldir
ki– seçime hazırlık işlemleri bağlamında kongre hukuku/seçim hukuku
birlikteliğinin yol açabileceği bir anlam kayması (semantik kaza)’dır.
Oysa normun metodik analizi (SPK m. 21), hukuk güvenliğini ve hu-
kukun üstünlüğünü hakim kılacak, “görevsizlik” ölü noktasına (dosyayı
örtmeye) yol açmayacak vus’ati ve hukuki imkanı bahşetmektedir.
B. Siyasi Parti Kongrelerinin Hukuksal Denetiminde
Seçim Yargısının Görev Sınırı (AY m. 79, 67; SPK m. 21)
Seçim yargısı, gerek alttan üste örgüt yapısı, gerek işleyiş ve gerekse
amacını sağlamaktan uzak yetki yetersizliği bağlamında ivedi bir reform
zorunluluğu ile karşı karşıyadır.
43
43
Seçim hukuku alanında “kurul”dan yargıya geçecek bir reformun ivediliği kaçınıl-
mazdır. Özellikle AİHS m. 13 anlamında etkili başvuruyu sağlayacak, yetki araç ve
işlevleri ile ihtiyacı karşılayacak yapılanma, ivedi bir ihtiyaçtır. Biz, bu alanda hiç
olmaz ise terim olarak “Seçim Yargısı” kavramını kullanıyoruz (bkz., Kuru, Baki,
makaleler Ahmet İYİMAYA
225TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Seçim yargısının siyasi parti kongreleri bakımından hukuki denetim
yetkisi (görevi), sınırlıdır.
1. İlçe seçim kurulunun veya daha doğru bir kavramlaştırma olarak
seçim yargısının, siyasal partinin herhangi bir çeşit kongresini iptal etme
yetkisi yoktur (SPK m. 21).
2. Siyasal Partiler Yasası’nın, kongre bağlamında seçim yargısına
yüklediği görevler bellidir. Bunlardan idari nitelik taşıyanlar şöyle
sıralanabilir:
a. Kongreyi oluşturan üye (delege) listesini ve gündemi onayla-
mak (SPK m. 21/3). Bu kuralın amacı, kongrede yapılacak seçimlerde
“oy kullanacak kimseleri” iç hukuka uygun olarak saptama ve partiyi
kongreye götüren yönetimin gündeme “seçimi koymama” yoluyla, seçimi
geçici olarak önleme, olabildiğince geleceğe erteleme taktiklerinin önüne
geçmedir.
b. Üye listelerine yönelik itirazları kesin şekilde karara bağla-
mak (SPK m. 21/4). Yasa, seçimin asli unsurlarından biri olan “seçecek
kişiler/seçmenler” bağlamında maddi gerçek ile kaydi gerçek arasındaki
özdeşlik/uyum sağlama görevini, doğru olarak bu alanda ihtisas sahibi
seçim yargısına vermiştir (Bu görev, bir yönüyle de yargısaldır.).
c. Sandık kurulunu oluşturmak (SPK m. 21/6). Seçimi doğrudan
icra edecek, divanın işi kurula tevdiinden itibaren işe el koyan seçim
organı (hakem organ)’dır.
d. Kongrede yapılacak seçimleri “yönetmek, gözetmek ve denet-
lemek” (AY m. 67, 79; SPK m. 21/1, 5). Kurulun kongre sürecindeki
(toplantının açılışı ile başlayan süreçte) seçim görevi, divanın seçime
kadarki gündemi bitirip işi seçim yargısına devri anından itibaren baş-
lamaktadır. Yönetim, denetim ve gözetim, bu süreçle ilgilidir.
e. Usulüne uygun olarak oy kullandırmayı (mesai saatlerini ve
hatta geceyi aşsa da), kongre sürecinde oy tasnifini ve sayımı sandık
kurulu aracılığıyla sağlayıp sonuçlandırmak (SPK m. 21/7).
Prof. Dr., Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ank. 1979, c. 1, s. 6; D. 12. D., 11.2.1970 T, 55/
350-E/K (a.g.e. dpn. 22’den naklen). Anayasa Mahkemesi 18.2.1992 T, 12/7-E/K
(AMKD, 1993, S. 28, s. 135 vd.); Ünlü, Ahmet Hamdi, “Yüksek Seçim Kurulunun
Niteliği”, Danıştay Dergisi, 2003. S. 105, s. 1 vd.
Ahmet İYİMAYA makaleler
226TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
f. Seçim sonuçlarını gösterir tutanağı düzenlemek, imzalamak
ve ilan etmek (SPK m. 21/9).
g. Seçim verilerini üç ay süre ile saklamak (SPK m. 21/9).
h. İtiraz üzerine iptal ettiği seçimlerin tekrarlanacağı kongre
gününü belirlemek (SPK m. 21/11).
i. Yasa koyucu, görüldüğü üzere kongre öncesi seçmen/üye
listelerinde seçim yargısını görevli kılmasına rağmen, seçimin yine
aynı şekilde asli unsuru olan “seçilmek isteyenler/adaylar” konusunda
bu yargıyı görevli kılmaması önemlidir ve uyarıcıdır. Yasa koyucu bu
konuda bilinçli olarak ilçe seçim kuruluna bir yüküm getirmemiştir.
Ayrıca bu hususun divan yönetiminde olacağı yönündeki tüzük hü-
kümleri, yargısal denetimden geçerek (SPK m. 104,90) hukuki etkinliğini
sürdürmektedir. Göreve ilişkin çözümde yasa koyucunun yaptığı ve
tüzükler yoluyla da pozitif hukukumuzda var olan bu bilinçli tercihi göz
ardı eden bir yaklaşımın ve giderek bu temelden uzak görev algısının
hukukta yeri yoktur.
44
3. Seçim yargısının, siyasi parti kongrelerindeki yargısal görevi (ya-
hut inceleme konusu görev-görevsizlik sorununa SPK m. 21 kuralının
bir başka noktasından yaklaşım):
a. Seçim yargısının kazai (yargısal) görevini düzenleyen yasa hük-
mü, gerek konusu ve gerek sınırları itibarıyla yorumu gerekli kılma-
yacak açıklıkta ve nettir. Buna göre (aynen) “Seçimin devamı sırasında
yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde
seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakim tarafından aynı gün incelenir ve
kesin olarak karara bağlanır.”
Görüldüğü üzere, seçim yargısı;
aa. Seçimin devamı sırasında yapılan işlemlere karşı itirazlar (I)
ile
bb. Seçim sonuçlarına yapılacak itirazları (II) kesin şekilde karara
bağlamakla görevlidir (Münhasır görev, AY m. 142, 79),
44
Bu hususta, yasanın hazırlık malzemeleri için bkz. SPK m. 29. M. G. Konseyi Tutanağı,
B: 141. T. 20.4.1983. O:2. s. 640 vd. Keza (SPK m. 21) M. G. Konseyi Tutanağı B: 142.
T. 22.4.1983. O: 1, s. 2; SPK m. 29. Aynı şekilde MGK, Tutanağı B: 141. T. 20.4.1983.
O: 2. s. 634 vd.
makaleler Ahmet İYİMAYA
227TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
cc. Kararın muhtevası, ya itirazın reddi (SPK m. 23/10) yahut
organ seçimlerinden birinin, bir kaçının veya tamamının “iptali” (SPK
m. 21/11) biçimlerinde olacaktır.
“Seçimin devamı” kavramı, divanın seçime kadar olan gündemi ta-
mamlamasından sonra işin ilçe seçim kuruluna devri, sandık kurulunun
işe koyulması anından seçimlerin tutanağa bağlanmasına kadarki çok
sayıda işlem grubunun yer aldığı zaman kesitini ifade ettiği yukarda
açıklanmıştı.
Sandık kurulunun oluşumunda (SPK m. 21/6), oylarda (298 S. K.
103/1-9), oy kullandırılmasında (kimi üyelerin oy kullanmasını zorla
önlemek ve benzeri, üye olmayanlara, ölü üyeler adına oy kullandır-
mak vb.) yolsuzluk, salonda seçim güvenliğinin tehlikeye düşmesi gibi
eylem ve işlem yolsuzlukları, incelememizin bu maddesindeki “aa” ka-
tegorisine girmektedir. Bunları, kesin hüküm seviyesinde karara bağ-
lama görevi, seçim yargısınındır (SPK m. 21/10). Yasa, kongrenin bu
bölümüne ilişkin sakatlıklarda, SPK m. 29/1 hükmündeki görev atfını
istisna yahut özel hüküm yoluyla etkisiz kıldığı için, bu sakatlık yahut
yolsuzluklara adli yargı bakamayacaktır.
Aynı şekilde, tutanaktaki seçim sonuçlarının bir değerlendirme
ya da aritmetik hata sebebiyle doğruyu yansıtmadığı, oyların yeniden
sayılması gerektiği, imzanın sandık kurulu üyesine ait olmadığı gibi
itirazlar bu bölümün 3/bb kategorisine girer. Bu itirazlar dahi aynı
şekilde seçim yargısı tarafından karara bağlanacaktır.
b. Yasa, siyasal parti kongrelerindeki organ seçimlerine itirazı “se-
çimin devamı sırasındaki işlemler (I) ve tutanağa bağlanan seçim sonuçları
(II)” olmak üzere “iki sebeple” sınırlamıştır (SPK m. 21/10). Bu sebepler
genişletilemez. İtiraz hukuku, seçim hukukunun bir bölümü olarak
“bağlı sebepler” hukukudur. Şu kadarki itirazın “seçimin iptali”ne yol
açabilmesi için, sakatlığın sonuca etkili olması (I) veya uygulamanın
yasanın açık hükmüne aykırı olması (II) (genel başkanlık seçiminin açık
oyla yapılması gibi) (SPK m. 15/1) şartlarından birinin gerçekleşmesi
gerekli ve yeterlidir. “Sonucu etkileyecek usulsüzlük” kavramı, var olan
usulsüzlüğe rağmen, sonuç aynı kalacaksa (diyelim ki iki adaydan biri
elli oy fazla almış ve sayılmayan oy beş ise, bu halde yine 45 adet fazla
oy varsa) o durumda seçimin ayakta tutulmasını sağlayan bir postulaya
dayanmaktadır. Ancak yasanın buyurucu hükmüne aykırı yolsuzlukta
Ahmet İYİMAYA makaleler
228TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
sebebin sonucu etkilemesi koşulu aranmaz. Genel başkanın açık oyla
seçilmesi halinde, başka aday olmasa dahi seçim, buyurucu hukuku
çiğneme sebebi ile seçim yargısınca mutlaka iptal edilecektir (SPK m.
14/1, 21/11 “kanuna aykırı uygulama” formatı. AY m. 67). Kongrede
yapılan seçimlere itiraz, sınırlı olarak iki sebebe bağlandığı (SPK m.
21/10) ve ilçe seçim kurulunun –itiraz olmaksızın– ilan ettiği seçim
sonuçlarını re’sen inceleme yetkisi bulunmadığı için, ilçe seçim yargı-
sının başkaca bir yol veya başka itiraz sebepleriyle seçimi iptal etmesi
normatif olarak/hukuken mümkün değildir. Örneğin seçime hazırlık
aşamasında, bir adayın başvurusunun divan tarafından reddi ve yarış
dışı bırakma, “seçimin devamı sırasında” değil, divan aşamasında yapı-
lan bir sakatlık olduğundan, seçim hukukunun yönetiminde ve seçim
yargısının denetiminde değil; kongre hukukunun yönetiminde ve adli
yargının denetiminde olduğu için bu tür itirazlar, seçim yargısında
görevsizlik sebebi ile dinlenemeyecektir.
c. Yasada sayılan itirazların dışında kalan yolsuzlukları, ilçe seçim
kurulu ya da seçim yargısı, yapısı ve donanımı gereği de inceleyemez.
Çünkü bu yargının, örneğin sahteciliği tahkik, tanık dinleme, belge
dışında kalan delilleri toplayabilme yetkisi yoktur (298 sayılı Kanun
m. 112). Ayrıca, itirazcının da elde edemeyeceği ve itiraz layihasına
bu sebeple ekleme imkanından mahrum olduğu deliller de vardır. Bu
sorunu (toplanamayan delillere ulaşma, sahtecilik incelemesi yapma ve
tanık dinleme gibi) ancak adli yargı halledebilecektir. Belirtilen nedenle,
yasanın görev kurgusu ve oturduğu mantık (ratio legis), seçim-adli yargı
donanımı gerçeği ile de tam bir uyum içindedir (İlçe seçim yargısının
büyük kongreye yönelik seçim yolsuzluklarına ilişkin kararları, Yüksek
Seçim Kurulu (kanun yolu) incelemesine tabi kılınmalı; yasa, bu yönden
de değiştirilmelidir (SPK m. 21/10). Bu, siyaset kurumunun hukuk ve
demokrasi çizgisine çekilmesi yönünden de zorunludur.)
4. Kongrenin adli yargı tarafından iptal edilmesi temelinde kendili-
ğinden oluşan “seçimin iptal edilmiş sayılması” sonucu ile seçim yargısının
verdiği “seçim iptali” durumlarına özel vurgu: Adli yargı tarafından
yasada öngörülen (SPK m. 29, MK) sebeplerle kongrenin iptali, o kong-
rede alınan bütün kararları/işlemleri kendiliğinden ortadan kaldırır.
“Seçim” de, bir kongre işlemi olduğu için kongre iptali, “seçimi” de “de
facto” ortadan kaldırır. Ayrıca kongre iptali davası ile birlikte, kongre-
de alınan kararların da iptallerinin istenebilmesini yasaklayan bir usul
makaleler Ahmet İYİMAYA
229TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kuralı da yoktur. Seçim yargısında ise, kongre ayakta durmakta, fakat
“seçim iptal edilmektedir”. Her iki iptalin sonuçları aynı olmakla birlikte,
gerek sebepler ve gerek oluş şekli bakımından farklılıklar vardır. Ayrıca
ilçe seçim kurulunca iptal, yasa tarafından öngörülen yöntemle “seçimin
belli zamanda tekrarını” zorunlu kılmakta, kongre iptaliyle oluşan seçim
iptalinde ise iradi kongre rejimi işlemektedir (SPK m. 14/6).
VI. KONGRE-SEÇİM İPTALİ HUKUKUNUN YARGI
PRATİĞİNE YANSIMASI (SEÇİM YARGISI ve ADLİ YARGI
UYGULAMASININ POZİTİF HUKUK MERCEĞİNDEN
DEĞERLENDİRİLMESİ)
A. Seçim Yargısı Uygulaması
Seçim yargısı, SPK 21. maddesinde süreç için vazolunmuş görev
çizgisini, çok hassas şekilde ve istikrarlı olarak uygulamaktadır. Hatta
bu istikrar ve özen, o denli kökleşmiştir ki SPK 21. maddede çizilmiş
görev sınırlarının ilçe seçim kurulunca aşılması halinde, –ilçe seçim
kurulu kararı kesin olmasına rağmen– Yüksek Seçim Kurulu, görev sı-
nırını aşan alt-kurul (alt-yargı) kararını “yokluk” nitelemesiyle ortadan
kaldırmaktadır.
45
İncelememizle doğrudan ilgisi olan bir kaç uygulama örneğini
verelim:
• Seçim yargısı, işin seçim kuruluna tevdiinden önce; divan aşa-
masında –seçime hazırlıkla ilgili olanları dahil– (divan veya genel
45
Aynı anlayış içinde, seçimi ve seçim yargısını hukuki temele oturtma/istikrar amacı
gözetilerek, kesin şekilde verilen alt-seçim yargısı kararlarını, Yüksek Seçim Kuru-
lu, denetlemekte ve gereğince ortadan kaldırmaktadır. Seçim yargısı hakimi olarak
kaleme aldığı eserinde Coşkun, gözlemini de yansıtır şekilde bu konudaki evrimi,
şöyle dile getirmektedir: “Olağanüstü itirazlarda, alt kurulların kararları seçimin
sonucunu etkiler biçimde görülürse, bu kararların kesinleşmiş ve kesin olduklarına
bakılmaksızın Yüksek Seçim Kurulu’nca inceleneceği 298. sayılı Kanun’un 130. mad-
desinde belirtildiğine göre, Yüksek Seçim Kurulu’nca alt kurul ve Seçim görevlisinin
kesin kararlarını belli sınırlar içinde incelemesinin işin özelliğine ve yasaya uygun
olduğu savunulabilir.
Nitekim Yüksek Seçim Kurulu son yıllarda verdiği kararlarda bu görüşü be-
nimsemiş, ilçe seçim kurulu başkanınca veya ilçe seçim kurulunca yetki ve görev
dışında bir işe bakılmış ve karar verilmiş olması durumunda bu kesin kararlara karşı
yapılan itirazları incelemekte ve bu nitelikteki kararların usul yönünden ortadan
kaldırılmasına karar vermektedir. İçtihadın bu doğrultuda sürdürülmesi gerekli
bulunmaktadır.” (Coşkun, Sabri, Seçim Hukuku, Ank. 2004. s. 1220).
Ahmet İYİMAYA makaleler
230TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kurulca) yapılan seçim usulsüzlüklerine bakamayacağı sonucuna
varmıştır.
46
Öyle ki Yüksek Seçim Kurulu, konuya ilişkin (SPK m. 21’e
dayalı) bütün itirazların hallinde yasadaki “seçimin devamı sırasında”
formatını sürekli ve düzenli olarak kullanmaktadır.
47
• Yüksek seçim kurulu, seçimli kongrenin iptali veya butlanı
taleplerine bakamayacağını, kongreye yaptırım uygulama ve tedbir
kurma yetkisinin adli yargıda olduğunu içtihat etmiştir.
48
YSK, bu so-
46
Bir ilçe seçim kurulunun konuya ilişkin kararı şöyledir: “CHP üyesi Sabri Ergül
Çankaya 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na verdiği, 01.02.2005 havale tarihli di-
lekçesinde, 29.01.2005 tarihinde toplanan olağanüstü kurultayda oluşturulan divan
başkanlığına seçimlerin çarşaf liste ile yapılması ile önerge verildiğini, divan başkan-
lığının bu önergeyi genel kurulun onayına sunmadan genel başkanlık seçimini blok
liste usulüne göre yaptırdığını ileri sürerek tüzük ve yasaya aykırı yapılan seçimlerin
iptaline karar verilmesini istemesi üzerine dilekçe ve ekleri incelendi;
Gereği Düşünüldü:
Dilekçede, kurultayda oluşturulan divan başkanlığının uygulamaları nedeniyle
seçimlerin iptaline karar verilmesi istenmiştir. Siyasi Partiler Yasası’nın (2820 sayılı
Yasa) 21. maddesinin 5. fıkrasında “... kongrelerde yapılacak seçimler ilgili seçim
kurulunun gözetimi ve denetiminde yapılır. Bu seçimlerin usul ve şekilleri ile se-
çimlerde kullanılacak oy pusulası ve listelerin tanzim tarzı siyasi partilerin tüzük
ve kongre yönetmelikleri ile düzenlenir...” kuralı getirilmiştir. Buna göre seçimin
başlamasından önce divan başkanlığının aldığı karar ve uygulamalara ilçe seçim
kurulu başkanının karışma yetkisi bulunmamaktadır. Yüksek Seçim Kurulu’nun 189
Sayılı ilke kararında da benzer görüşlere yer verildiğinden seçimin iptaline ilişkin
istemin reddine,
Kararın talepte bulunan Sabri Ergül’e tebliğine,
02.02.2005 tarihinde kesin olarak karar verildi.02.02.2005” (Çankaya 1. İlçe Seçim
Kurulu’nun 02.02.2005 t. 34 sayılı kararı)
47
Yüksek Seçim Kurulu, SPK m. 21 hükmüne uygun olarak görev formülasyonunda
şöyle bir metin kurgusunu sürekli ve istikrarlı biçimde tekrarlamaktadır: “Yukarı-
da sözü edilen Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesinin 11. fıkrasında, seçimin
devamı sırasında yapıan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki
gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazların hakim tarafından aynı gün içinde
seçim sonuçlarına yapılacak itirazların hakim tarafından aynı gün inceleneceği ve
kesin olarak karara bağlanacağı belirtilmiştir.” (YSK 26.07.1993 T. 116 sayılı kararı;
Coşkun, a.g.e., s. 1163).
48
Yüksek Seçim Kurulu’nun konuya ilişkin içtihadı şöyledir: “İbraz edilen kimlik bel-
gesinden istem sahibinin 1991-1995 yılları arasında Demokratik Sol Parti Adıyaman
Milletvekili olduğu anlaşılmaktadır.
Sunulan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yazısı ve ekindeki tutanaklarda anılan
kongre delege listesinde 1189 ismin yer aldığı, bunlardan 865 kişinin partiye üye
kaydının bulunduğu, 310 kişinin ise Demokratik Sol Parti üyesi olmadığı, delegele-
rin bir kısmının başka parti üyesi olduğu, bir kısım milletvekillerinin de yine başka
partiye üye olduklarının belirtildiği görülmüştür.
Talepçi ayrıca doğal delege olan parti kurucularına delege listesinde yer veril-
mediği ve delege seçimlerinde usulsüzlükler yapıldığını da ileri sürerek, bu yasaya
makaleler Ahmet İYİMAYA
231TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
nuca ilçe seçim kurulu kararı kesinleşmiş olmasına rağmen varmıştır.
Çünkü yasa, YSK’ya seçim yolsuzluklarını karara bağlama ile birlikte,
seçimin dürüstlüğü ve hukuka uygunluğu bağlamında “ilke oluştur-
ma” görevini de vermiştir (AY m. 79, 298 SK m. 14/12).
• Keza Yüksek Seçim Kurulu, alt seçim kurulunun, seçimli kongre
düzenine müdahaleye yönelik iptal kararını “yokluk yaptırımı” yoluyla
ortadan kaldırmıştır. Sözü geçen kararda, YSK, görev sınırlarına tekrar
vurgu yapmıştır.
49
aykırı işlemlerin iptal ve butlan sebebi teşkil ettiğini iddia edip hukuku ve cezai
yaptırım uygulanmasını ve bir tedbir kararı verilmesini istemiştir.
Sunulan evrak arasındaki yazışmalardan talepçinin Demokratik Sol Parti aleyhine
Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava ikame ettiği anlaşılmaktadır.
Kurulumuzun ibraz edilen belge ve bilgilere bağlı kalarak yaptığı inceleme ne-
ticesinde;
1. İstemdeki ağırlık delege seçimine, delege listesinin tanzimine listede yazılı
kimselerin delegelik ehliyetlerine ve seçime ilişkindir. 2820 sayılı Siyasi Partiler
Kanunu’nun 21. maddesinde anılan konulardaki itiraz ve şikayetler belli prosedüre
bağlanmış bulunmaktadır. İlgili kongre 29.04.2001 tarihinde yapılmış, delege listeleri
kesinleşmiş keza seçimle ilgili şikayet ve itiraz süreleri de geçmiş bulunmaktadır. Bu
sebeplerle ve kesinleşme nedeni ile itirazın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2. Talepçinin hukuki ve cezai müeyyide uygulanması bu uğurda tedbir kararı ve-
rilmesi ve kongrenin yok sayılması istemlerine gelince; Dilekçe ve ekli yazışmalardan
bu nedenlerle Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava ikame edildiği anlaşılmış
olup anılan hususlarda tedbir vazı ve karar verilmesi mahkemenin görevi içerisinde
olup cezai yaptırım isteme ve uygulamasıda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevi
cümlesinden bulunduğundan, istemin bu sebeple de reddi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; gerek kesinleşme ve gerekse Kurulumu-
zun görevi dahilinde bulunmayan işlemlerle ilgili Celal Kürklüoğlu’nun taleplerinin
reddine, 25.06.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.” (YSK’nın 25.06.2001 T. 359
sayılı Kararı)
49
Yüksek Seçim Kurulu’nun emsal kararı şöyledir: Karar No:189 Antalya 1. Merkez İlçe
Seçim Kurulu Başkanlığı’ndan kurulumuza gönderilen 1.5.1986 gün ve 117 sayılı ya-
zıda; müracaat üzerine Sosyal Demokrat Halkçı Parti Antalya İl Kongresi’nin toplantı
ve seçim günlerini bir karar ile belirlediğini, ancak bu kararın yetkisi olmayan il seçim
kurulunca iptal edildiği bildirilip il seçim kurulunun usul ve yasaya aykırı bulunan
bu iptal kararının kaldırılmasını istenmekle, ilgili evrak ve mevzuat incelendi.
Gereği Düşünüldü:
Sosyal Demokrat Halkçı Parti Antalya İl Başkanı Avukat M. Zeki Durmaz’ın
28.4.1986 gün ve 41 sayılı bir yazıyla ilçe seçim kurulu başkanlığına müracaat ede -
rek, partilerinin Antalya İl Kongresi’ni 13-14 Mayıs Salı ve Çarşamba günlerinde,
çoğunluk sağlanamadığı takdirde 17-18 Mayıs 1986 Cumartesi-Pazar günlerinde yapacaklarını bildirdiği, bu başvuru üzerine söz konusu parti kongresinin (1. toplan
-
tısının çoğunluk sağlandığı takdirde 13 Mayıs 1986 Salı günü saat 10.00’da Antalya
Kültür Sineması’nda yapılmasına, kongrenin en geç saat 17.00’de bitirilmesine, se-
çimlerin ise 14 Mayıs 1986 Çarşamba günü saat 09.00’da başlamasına saat 17.00’de
Ahmet İYİMAYA makaleler
232TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
B. Adli Yargı (Alt-Mahkemeler ve Yüksek Yargıtay) Uygulaması
İçtihat Mahkemesi olan (AY m. 154) Yüksek Yargıtay’ın “seçimli
kongre hukuku” sorunlarını SPK 21/SPK 29 ekseninde ele alan, alt-mah-
kemelere yol gösteren bir “içtihat”ı yoktur.
Siyasal Parti “seçimli büyük kongresinin iptali” davasında alt mah-
kemeler, –durumu tam da tasvir eden sözcükle– SPK m. 21 hükmüne
“maymuncuk anahtarı”
50
işlevini yüklemekte, bu yolla “görevsizlik kara-
rı” kurmaktadırlar. Yüksek Mahkeme de, alt mahkeme gerekçesine
atıfla “formül onama”da bulunmaktadır.
bitirilmesine, nisap temin edilemediği takdirde 2. genel kurul toplantısının 17 Mayıs
1986 Cumartesi günü saat 10.00’da aynı yerde yapılmasına, seçimlerin ise 18 Mayıs
1986 Pazar günü saat 09.00-17.00 saatleri arasında... Antalya Kültür Sineması’nda
yapılmasına...) şeklinde 29.4.1986 gün ve 56 sayılı bir kararın Antalya 1. Merkez İlçe
Seçim Kurulu Başkanı’nca ittihaz edildiği, Avukat M. Zeki Durmaz anılan karara
karşı itirazda bulunmakla Antalya İl Seçim Kurulu’nun, bu itirazı kabul ettiği ve
İlçe Seçim Kurulu Başkanı’nın 29.4.1986 gün ve 56 sayılı kararındaki kongrenin ve
seçimlerin ayrı günlerde yapılmasına ilişkin kısmının iptaline karar verdiği, 1. Mer-
kez İlçe Seçim Kurulu Başkanı’nın da İl Seçim Kurulu’nun 30.4.1986 gün ve 7 sayılı
olan bu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ve kaldırılmasını istediği evrak
içeriğinden anlaşılmıştır.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesinde siyasi partilerin genel
merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin
seçimlerinde ilçe seçim kurulu başkanlarına sadece gözetim görevi verildiğinden söz
edilmektedir. Bu konuda ilçe seçim kurulu başkanlarının bundan öteye giden yetkileri
bulunmadığı gibi il seçim kurullarının ve hatta Yüksek Seçim Kurulu’nun da itirazları
kabul etme, inceleme ve karara bağlama yetki ve görevi bulunmamaktadır.
Antalya 1. Merkez İlçe Seçim Kurulu Başkanı’nın Sosyal Demokrat Halkçı Par-
ti’nin Antalya İl Kongresi’nin ve seçimlerinin ayrı ayrı günlerde yapılmasınıda içeren
29.4.1986 gün ve 56 sayılı kararı ile bu kararın iptaline dair olan 30.4.1986 gün ve
7 sayılı İl Seçim Kurulu Kararı yetki dışı verilmiş olmaları nedeniyle hukuken yok
hükmündedir.
Ne varki, ilçe seçim kurulu başkanı hakimin başvurusu hakkında Kurulumuzca
bir karar verilmesine de yasal olanak yoktur.
SONUÇ: 1- Konu ve istek hakkında karar alınmasına yer olmadığına,
2- Karar örneğinin Antalya İl Seçim Kurulu ile 1. Merkez İlçe Seçim Kurulu Baş-
kanlıklarına gönderilmesine,
3- 7.5.1986 günü oybirliğiyle karar verildi.” (YSK’nın 7.5.1986 t. 189 sayılı kararı).
50
Değerli ve merhum hocamız Prof. Şakir Berki derslerde, “MK 2. hükmü, hukukun
maymuncuk anahtarıdır. Açmayacağı kapı yoktur” derdi. Yine merhum hocaları-
mızdan Prof. Kemal Tahir Gürsoy, sınavlarda kopya girişimlerinin denetiminde
yüksek özen bağlamında “Volter’e göre iyi niyet, cehenneme giden yolun adıdır”
derdi. Şu bizim SPK m. 21 hükmü, uygulama pratiğinde bir tuhaf etki doğurmuştur.
“Cehennemi” de, “cenneti” de belli değil.
makaleler Ahmet İYİMAYA
233TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Durumu, bir kaç uygulama örneği ile ortaya koyalım:
1. Örnek Olay: “Divan başkanının hukuka aykırı ve taraflı davranma-
sı, gündemi (özellikle rapor müzakerelerini) uygulamaması, seçim hakkının
kısıtlanması” gibi tamamen kongre hukukuna dayanan “kongre iptal
davasında” Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kurduğu kararın
ilgili bölümü şöyledir: “2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun seçimlerle
ilgili 22. maddesinde ‘seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanak-
ların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak
itirazlar hakim tarafından aynı gün incelenir ve kesin karara bağlanır’ den-
mektedir. CHP’nin olağan 30. Kurultayı’nın da seçimlerde ve işlemlerde bir
hata yapılmış ise itirazın yasada öngörülen biçimde seçim hakimine yapılması
gerekmektedir. İtiraz edildiği halde sonuç alınmaması, yada hiç itiraz edil-
memesi durumunda, bu işlemlerin açılacak dava ile iptali mümkün değildir.
Bu konuda mahkememiz görevli değildir. Hüküm: Görevsizlik sebebiyle dava
dilekçesinin reddine.”
51
[Kararda yer alan SPK m. 22 hükmü, bir partinin grup kurması ile
ilgilidir (I). SPK m. 21 denmek isteniyorsa, bu maddenin kongre-divan
sakatlıklarını düzenleyen bir yapısı yoktur (II). Bu konuda görev SPK
m. 29/1 yoluyla çözülecektir (III). “(İlçe seçim kuruluna) İtiraz edildiği
halde sonuç alınamaması ... durumunda (dahi) bu işlemlerin (kongrenin
denmek istiyor) açılacak dava ile iptali mümkün değildir” gerekçesi, yargı
gücünün içinde bulunduğu hukuk kalitesi veya bunalımı bakımından
“vahim”dir.]
Yargıtay Yüksek 4. Hukuk Dairesi, kanun yolu incelemesinde şu
sonuca varmıştır:
“Davacı Bedri Baykam ve Ertuğrul Çepni vekili Avukat A. Tayyar Sel-
çuk tarafından, davalı CHP Genel Başkanlığı aleyhine 21.11.2003 gününde
verilen dilekçe ile kurultayda alınan kararların geçersizliğine ve iptaline ka-
rar verilmesinin istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece
görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen 2.7.2004 günlü
kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından
süresi içinde istenilmekle, HUMK’un 438/1. maddesinde belirtilen tüzel ki-
şiliğinin genel kurul kararlarının iptaline ilişkin bir dava bulunmasına ve
aynı maddenin 3. fıkrası gereğince görülen lüzum üzerine duruşmalı ince-
51
Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2.7.2004 T. 848/251-E/K
Ahmet İYİMAYA makaleler
234TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
leme yapılması kararlaştırılmakla belirlenen 28.12.2004 duruşma günü için
yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat A. Tayyar Selçuk
ile karşı taraftan davalı vekili Avukat Mutluhan Karagözoğlu geldiler. Açık
duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabu-
lüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçil-
di. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar
incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerekti-
rici nedenlere göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve
yasaya uygun olan hükmün onanmasına 7.2.2005 gününde oybirliğiyle karar
verildi”
52
Ne Mahkeme, ne de Yüksek Mahkeme, olayın hukukuna girme-
miştir. Peki hukuku, bağımsız ve adil güç (AY m. 9) ekseninde kim
uygulayacaktır? (AY m. 138/1) İdare, kişi veya siyaset kurumu, ondan
kaçmak suretiyle hukuk susturulabilir. Olmamalıdır, ama oluyor. An-
cak hukuk, dosyada susar ve yargıda susturulur ise onun nitelendi-
rilmesine uslub ve dil kifayet etmez. Sosyoloji bilimindeki çürümenin
ayak sesleri, bu ve benzerleridir.
2. Örnek Olay: Benzer şekilde divan işlemleri, gündem ve çağrı
hukukuna aykırılık nedeniyle açılan “seçimli kongrenin iptali davasın-
da” Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 5.2.2002 T. 316/58-E/K
sayılı Karar ile, 1. örnekte verilen benzer gerekçe temelinde ulaşılan
“görevsizlik” çözümü, Yüksek 4. Hukuk Dairesi’nce şu şekilde onan-
mıştır: “Davacı Celal Kürkoğlu tarafından, davalı DSP Genel Başkanlığı
aleyhine 24.4.2001 ve 1.5.2001 gününde verilen dilekçeler ile davalı partinin
olağan genel kurul kongresinin ve alınan kararların iptalinin istenmesi üze-
rine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen
5.2.2002 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi müdahil
davacı vekili ve davacı tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden
belirlenen 26.11.2002 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz
eden davacılardan asil Celal Kürkoğlu ile karşı taraftan davalı vekili Avukat
Yonca Sorgün geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan
temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü
52
Y. 4. HD, 7.2.2005 T. 13206/940-E/K (Karar, yayınlanmamıştır. Özel arşiv)
makaleler Ahmet İYİMAYA
235TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dos-
yanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile
dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerek-
tirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik gö-
rülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve
yasaya uygun olan hükmün onanmasına 26.11.2002 Gününde oybirliğiyle
karar verildi”
53
3. Örnek Olay: Yine benzer sebeplere dayalı “seçimli kongrenin
iptali” davasında –benzer gerekçelerle– “ulaşılan görevsizlik çözümün-
de Yüksek 4. Hukuk Dairesi”nin vardığı sonuç şudur: “Davacı Ertuğrul
Çepni ve Bedri Baykam vekili Avukat A. Tayyar Selçuk tarafından, davalı
CHP Genel Başkanlığı aleyhine 28.2.2005 gününde verilen dilekçe ile siyasi
parti genel kurulunun iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yar-
gılama sonunda; görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen
7.4.2005 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar
vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne ve
görevsizliğe dair işlerde duruşma yapılamayacağından bu konudaki isteğin
reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile
dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektiri-
ci nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, özellikle da-
vacının iptale ilişkin olarak ileri sürdüğü nedenler 2820 sayılı siyasi partiler
yasası’nın 21. Maddesine ilişkin olması, kongre süresince yapılan işlemlerle
ilgili bulunması, böylece kongreden önce ve sonraki işlemlerle ilgili olmama-
sı, bu haliyle de seçim hukukunu ilgilendirmesi, bu nedenle de adli yargının
görev alanı dışında kalmasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının
reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına 8.11.2005 gününde
oybirliğiyle karar verildi.”
54
(Yüksek Daire’nin onamadaki meşruhatı, SPK 21. madde hükmü
ile tamamen çatışmakta, kongre hukuku (SPK m. 29/1, MK) ile seçim
hukukunu (SPK m. 21) birbirinden ayıran kriterler yok sayılmaktadır.
53
Y. 4. HD. 26.11.2002 T., 5792/13518-E/K (Karar, yayınlanmamıştır. Özel arşiv).
54
Y. 4. HD. 28.11.2005 T., 9400/12798-E/K (Karar, yayımlanmamıştır. Özel arşivim/
kartoteks no: 1182).
Ahmet İYİMAYA makaleler
236TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
En basit bir sualdir ki SPK m. 21 hükmü, kongre/divan hukuku olarak
hangi kuralı getirmiştir? Bu makalede ortaya konan ve SPK m. 21,29
hükümlerinde en yalın şekilde var olan hukuki temeller karşısında bu
meşruhat (onama açıklaması), bir redaksiyon hatası eseri olsa gerektir.
“Seçim süreci” ibaresi yerine zuhulen “kongre süreci” ibaresi konmuş
olmalıdır.
VII. YARGISAL KİLİTLENME
“Seçimli kongrenin iptali davasında”, seçim yargısı “ben görevsizim”,
keza adli yargı da ben “görevsizim” diyor. Ya kim görevli? Aile Mah-
kemesi mi, Ceza Mahkemesi mi, Anayasa Mahkemesi mi? Görüldüğü
gibi her iki yargının “görevsizlik” eşdeğer çözümü, bu davalar yönünden
“yargısal kilitlenme”ye yol açmaktadır. Bu kilitlenme, yasa ile verilmesi
zorunlu (AY m. 142) bir kuralın (yasa hükmünün) yokluğundan mı
doğuyor? Hayır. Bu incelemede her iki yargının dava somutunda görev
sınırlarının yasa ile belirlendiği ortaya konmuştur (SPK m. 21, 29/1;
Dern. K. m. 34,18).
Sorunun terazisi (ya da merceği) yasa ise, bu mercek, “kilitlenmeye
yol açan” uygulamanın adresinin adli yargı olduğunu açık ve net bir
şekilde göstermektedir. Anayasamız “Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi
içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” (m. 36/2) hükmünü amirdir. Ünlü
sözdür: “Kilitleyen, açar...”
Kilitlenmenin yol açtığı birkaç sonuca işaret etmek istiyorum:
a. Bu kilitlenme, “ülkeyi yönetecek partinin iç-demokrasideki hukuk
yolsuzluklarını”, hukukun denetiminden kaçırmaktadır. Siyaset kuru-
muna “dokunulamaz bir yolsuzluk alanı” sunmaktadır. Oligarşinin tam
da ürediği zemine lojistik/takviye desteği sağlamaktadır.
b. Misyonu ve tarihsel evrimi içinde, “medeniyet kilitlenmesini” açan
ya da dönüştüren yargı, somut olayımız yönünden ve ülkemiz gerçe-
ğinde “hukuku kilitlemektedir” (AY m. 2, 9, 138).
c. Bir hukuk sisteminde yasada var olmasına rağmen yargısal tu-
tumla “önemli bir şikayeti/hukuksuzluğu” çözebilecek organın bulunma-
masının yol açtığı sonucu hiçbir adalet rejimi taşıyamaz. İnsan Hakları
makaleler Ahmet İYİMAYA
237TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Avrupa Sözleşmesi’nin 13. maddesine yansımış “etkili başvuru hakkı”,
bu durumun “küresel düzeyde” “ilkeleşmiş” standardıdır.
d. Bir davanın biteviye görevden reddi “esasa dayalı çözüm oluştura-
mama”, hem davanın her iki tarafı ve hem kamu vicdanı nezdinde zarar
doğurur. Esastan ret veya kabulün doğuracağı “hukuka güven duygusu-
”nun ve hukukun üstünlüğü temel değerinin tahrip yollarından biri de
“davayı –yasaya rağmen– her şartta görevden ret/dilekçe reddi”dir.
Aslında bütün yönleri ve yapısı ile bu incelemede ortaya konan
görev sorununun, SPK m. 21 ve SPK m. 29 hükmünün birlikte değerlen-
dirilmesi ile aşılması çok çok kolaydır. Hatta bize göre böyle bir sorun
dahi yoktur. Tüm mesele, kongre-seçim hukuku karşılaşmasını hukuk
metodolojisi ayıracında sentezleyebilmektir. Böyle bir sonucu, –bütün
kötü düzenlemeye rağmen– SPK m. 21 hükmü önlememektedir. Deneme
bağlamında oluşturulabilecek yüzlerce çözüm formülünden biri şu ola-
bilir: “İşin divan tarafından ilçe seçim kuruluna devri anına kadar gerçekleşen
ve ayrıca seçimin devamı sırası dışında kalan hukuka aykırılık sebeplerine dayalı
seçimli kongre iptali uyuşmazlıklarında görev, adli yargınındır.”
Sorunun yegane çözümü, içtihat boşluğu gerçeğinde Yüksek 4.
Hukuk Dairesi’nin hukuk paradigmalarını esas alan “örnek (numune-i
imtisal), kapsamlı ve hukuk üreten bir içtihadı” kurmasında yatmaktadır
(MK m. 1; AY m. 9, 138, 154).
VIII. İNSAN HAKLARI AVRUPA SÖZLEŞMESİ’NİN
ZORUNLU KILDIĞI ÇÖZÜM yahut (GÖREV SORUNUNU
YENİDEN OKUMAK)
İHAS m. 11, korporatif ve kollektif özgürlüğü bizzat tanzim etmiş
ve küresel korumaya almıştır. Buna göre “herkes ... dernek kurmak... hak-
larına sahiptir” (m. 11/1). Siyasal parti kurmak, üyesi olmak, teşkilat
kademelerine aday olup iç-demokraside yarışmak, bu temel özgürlüğün
kapsamındadır ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin yorumu da bu
yöndedir (Keza AY m. 33, 68, 69).
Türkiye’nin katıldığı bu sözleşme, “etkili başvuru hakkını” da tanı-
mıştır. Hüküm şöyledir: “Etkili başvuru hakkı bu Sözleşme’de tanınmış olan
hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler
Ahmet İYİMAYA makaleler
238TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili
bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.” (İHAS m. 13).
Olayımız somutunda ilçe seçim kurulu yolu veya seçim yargısı et-
kili koruma oluşturmakta mıdır, oluşturmuyorsa çözüm nedir soruları
önemlidir.
Etkili başvuru için tanınan süreler (I), iç-hukukun öngördüğü mer-
ciin özellikle alt-kademe olması halinde kararına karşı kanun yolunun
varlığı-yokluğu (II), bu merciin başvuru konusundaki (dar-geniş) araş-
tırma yetkisi (III), kabul edilebilirlik ve etkili başvuru hakkı bakımından
önemlidir. Başvuru için öngörülen, kısadan daha kısa (çok kısa) –ki
seçim yargısında iki gündür– süreler (SPK m. 21/10), AİHM’ce hem
etkili başvuru ve hem adil yargılanma hakkına aykırı bulunmuştur.
Bu kurula sahteciliği inceleme ve delil toplama yetkisinin tanınmama-
sı ve kararlarına karşı Yüksek Seçim Kuruluna gidilemezlik (SPK m.
21/10), onu etkili başvuru yolu olmaktan çıkarmaktadır. Ayrıca sorun
için başvurulan merciin kendini görevsiz sayması halinde, işi görevli
mercie aktaracak bir usuli yapının yokluğu da adil yargılanma hakkı
yönünden sorgulanmağa değer görülmelidir (Oysa adli yargının içya-
pısında ve idari yargıda böyle bir aktarım ve hakkı usule boğdurmama
mekanizması vardır).
İmdi :
Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası bir antlaşma olarak,
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, özellikle Anayasa’daki yeni düzen
gereği aykırı yasa hükümlerini etkisizleştirmekte, yatay etki doğurmakta
ve anlaşmazlığa doğrudan uygulanmaktadır (AY m. 90/5. c. 2/7.5.2004
T.; 5170 S. K. m. 7 ile ek. Monist görüşün küresel hukuk mantığı içinde
pozitif anayasaya girişi).
(55)
• İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ni yaşama geçirecek öncü güç,
“yargı erki”dir.
• Bu sözleşme standardını yakalamanın ön-koşulu, kapsamlı so-
runlarda “İHAM” standardının gözetilmesidir.
55
AY m. 90. Yüzbaşıoğlu, Nemci, Prof. Dr., “Mayıs 2004’te Anayasa’nın 90. Maddesine
Eklenen Hükmün Türk Anayasallık Blokuna Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme”,
Bülent Tanör’e Armağan, İst. 2004. s. 782 vd. Konuya ilişkin yürürlükteki hukukumuz
açısından ayrıntılı değerlendirmeler için, bkz., Anayasa Yargısı Dergisi, Ank. 2000. S.
17 (bir bütün olarak derginin tümü).
makaleler Ahmet İYİMAYA
239TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
İHAS’ın zorunlu kıldığı adil yargılanma ve etkili başvuru ve
korporatif özgürlük (m. 6, 11, 13) haklarının Türkiye orijinli kimyasal
yoğurumu (rasyonel yorum), görevin adli yargıda olduğu sonucunu
ortaya çıkarmaktadır. Bu konuda Avrupa Konseyi tarafından 2005
yılında yayınlanan “kılavuz” eserde şunlar söylenmektedir: (aynen)
Bu alanda ihlal tespitinin giderek daha sık gerçekleşmesi sonucunda
Mahkeme kısa süre önce “yargı hizmetlerinde aşırı gecikmelerin” olduğu ve
“bu konuda davacıların ülkelerinde hukuki başvuru yollarının kapalı olduğu”
durumlarda, ulusal hukuk sistemlerinde hukukun üstünlüğüne yönelik
“önemli bir tehlikenin” varlığına dikkat çekmiştir (örneğin bkz., Bottazzi-
İtalya [BD], No. 34884/97, paragraf 22, AİHS 1999-V; Di Mauro-İtalya
[BD], No. 34256/96, paragraf 23, ECHR 1999-V; A. S-İtalya [BD], No.
35265/97, paragraf 18, 28 Temmuz 1999, henüz rapor edilmemiştir; ve Ferrari-İtalya [BD], No. 33440/96, paragraf 21, 28 Temmuz 1999, henüz
rapor edilmemiştir).
Mahkeme bu çerçevede, başvurucunun makul süre zarfında yargı-
lanmaması nedeniyle 6. madde 1. fıkranın ihlalini tespit etmiş olmasına
bakmaksızın ve bundan bağımsız olarak, başvurucunun şikayetini 13.
madde ışığında değerlendirmenin gerekli olduğu görüşündedir.
13. Madde’nin amacı bkz., Collected Edition of the “Travaux Prepara-
toires” of the European Convention on Human Rights (Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi “Hazırlık Çalışmaları” Derleme Baskısı), cilt II. s. 485 ve 490,
ve cilt III, s. 651’den de anlaşılacağı üzere], Bireylerin, sözleşme’de
belirtilen haklarının ihlal edildiği durumlarda konuyu mahkeme’ye
getirerek uluslararası mekanizmayı işletmeden önce, ulusal düzeyde
çare arayabilecekleri vasıtaların mevcut olmasını sağlamaktır. Bu açıdan
bakıldığında, eğer Sözleşme’den kaynaklanan iddiayı ulusal bir makama
havale etmek mümkün değilse, bir bireyin makul sürede yargılanma
hakkının etkinlik derecesi azalacaktır. Ayrıca, 13. maddede öngörülen
koşullar, bireylerin hukuki işlemlerde haddinden fazla gecikmelere
maruz bırakılmamaları yönünde 6. madde 1. fıkrada öngörülen genel
yükümlülüğe dahil olmaktan ziyade, bu fıkra hükümlerini pekiştirir
niteliktedir.
56
56
Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarından alıntılar, 2005 s.
411.
Ahmet İYİMAYA makaleler
240TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
“Bütün kongre işlemlerini” adli yargının görevi dışında tutan (seçim
yargısının görevini benimseyen) Yüksek Daire’nin meşruhatlı onama
kararı, bir redaksiyon hatasını içermiyorsa hiçbir şartta hukuku yan-
sıttığı düşünülemez (Y. 4. HD. 28.11.2005 T. 9400/12798-E/K. Karar
yayımlanmamıştır. Özel Kartoteks No 1182. Bu yazımızın “VI/B-3. örnek
olay” Bölümü).
Yüce Daire, “kongre süreci” ile “seçim süreci”ni kastetmiş olsa gerek-
tir. SPK m. 29/1, 121; MK m. 83 hükümlerini siyasi partiler bakımından
ilga işlevini yüklenen bu değerlendirme, pozitif hukukumuz ve içtihat
kriterleri yönünden elbette ki savunulamaz (AY m. 7, 87). Kongre, se-
çimsiz olsa idi o kongrenin hangi safhalarını ve kararlarını adli yargı
denetleyebilecek idi ise, seçimli kongrelerde de o safhaları yine adli yargı
denetleyecektir. Seçimli kongre, adli yargı bakımından bağışık bir alan
oluşturmamaktadır. Seçimli kongrede yegane fark, divanın işi ilçe seçim
kuruluna tevdi ettikten sonra başlayan “seçim işlerindeki yolsuzluklara ilçe
seçim yargısının bakmasında” yatmaktadır (SPK m. 21/10, 11).
Sonuç olarak yüksek dairenin, yargıtayın normatif misyonu kapsa-
mında sorunu çözen, denetim nesnelliğini sağlayacak, hukukun üstün-
lüğünü ve demokrasiyi egemen kılacak, normatif ölçütleri de içeren bir
içtihat kurması zamanın seçimli kongre davalarında yaşandığı açıktır.
IX. BİR ÖNERİ
Yaşamım, büyük ölçüde hukuk (savunma) pratiğinde geçmiştir.
Azımsanmayacak bir zaman diliminde siyasi parti tecrübem de oldu.
Bilgi ve gözlemlerimden de yararlanarak, bir taslak oluşturmaya çalış-
tım. Bu taslak, Siyasi Partiler Kanunu zorunlu reformunun küçük bir
parçasıdır. Aslında SPK m. 21 hükmü, tamamen yeniden inşa olunabilir.
Ne var ki böyle bir çabanın, diğer maddelere yansıyan bölümler itiba-
rıyla, “tek maddede” sonuç vermesi, imkansızdır. Biz, kongre ve seçim
sakatlıklarında görev dahil, yargısal denetim sorunlarını arındırmaya
yönelik modele ağırlık verdik. Bu tür modeller, siyasal partilerin hu-
kuk ve demokrasi zeminine çekilmesinde, giderek siyaset kurumunun
rasyonelleştirilmesinde dönüştürücü dinamik oluştururlar.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesinin başlığının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesi, 10 ve 11. fıkra hükümlerinin yürürlükten kaldı-
makaleler Ahmet İYİMAYA
241TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
rılması, 9. fıkradan sonra gelmek üzere, aşağıdaki fıkraların eklenmesi
gerekir:
“Seçimlerin yapılması, itiraz ve uyuşmazlıklarda görev, partinin organsız
kalması ...
...
Gündemdeki sıraya göre kongre divanının, işi ilgili seçim kuruluna dev-
retmek suretiyle başlayan ve seçim tutanağının ilanı ile sona eren seçim süre-
cindeki her türlü seçim yolsuzluklarına ilişkin itirazlar, seçim kurulu hakimi
tarafından iki gün içinde karara bağlanır. Büyük kongreye ilişkin olmayan
kararlar, kesindir. Büyük kongreye ilişkin kararlara karşı, bildirimden itibaren
iki gün içinde doğrudan Yüksek Seçim Kurulu’na başvurulabilir. Yüksek Seçim
Kurulu, bir ay içinde kesin kararını verir.
Seçim tutanağının düzenlenmesinden itibaren iki günden sonra yapılan
itirazlar dinlenmez.
İtiraz üzerine seçimin iptali halinde, kararın kesinleştiği tarihten itibaren
en erken bir, en geç iki ay içinde seçimlerin yenileneceği kongre günü, seçim
kurulunca siyasi partiye bildirilir. Belirlenen günde yalnızca seçim yapılır. Bu
seçimlerde dahi aynı kanun hükümleri uygulanır.
Seçim süreci dışında kalan kongre hukukuna aykırılıklara ilişkin talepler,
bu aykırılıklar seçimle ilgili olsa dahi, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından en
geç üç ay içinde karara bağlanır. Siyasi parti kongresine ilişkin davalardaki
hükümlerin temyizi halinde Yargıtay, kesin olarak karar verir.
Kongrenin sona ermesinden itibaren bir ay içinde dava yoluyla ileri sü-
rülmeyen talepler dinlenmez.
Siyasi partilerin organsız kalması halinde kayyım hukuku uygulanır.
...”
(56-a)
56-a
Taslağın gerekçesi şöyledir: “Maddenin yürürlükteki şekli, seçimin yapıldığı kong-
reye ve seçimlere yönelik talep ve itirazlarda görevli merciler konusunda, hukuki
kriterlere dayalı bir düzenleme içermemektedir. Değişiklik, seçimi de içeren kongre
bağlamında ortaya çıkacak anlaşmazlıklarda adli yargı ile seçim yargısının görev
sınırlarını belirlemekte, uygulamadaki duraksamaları ve hatta yargısal kilitlenmeyi
kaldırmaktadır (AY m. 141, 36/2).
Taslakta, seçim süreci tanımlanmış, seçim süreci dışında kalan kongre sakatlıkla-
rında SPK 29/1 hükmünün ve korporatif hukukun zorunlu sonucu olarak Adli Yargı
görevli kılınmıştır. Mahkeme, sakatlığın niteliğine göre, kongreyi veya kongrede
Ahmet İYİMAYA makaleler
242TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
X. KONGRE İPTALİ HUKUKUNDA KİMİ SORUNLAR
A. Kanun Yolları Hukukunda Genellikle Dillendirilen
Bir Zihniyete Özel Vurgu
(Bunca Zaman Sonra Ne Kongre İptali?)
Bilhassa korporasyon anlaşmazlıklarında (tüzel kişiler hukukun-
da) “kongrenin üzerinden bu kadar zaman geçmiş, artık müeyyide uygulanır
mı?” yollu ön-yargının bilinç derinliklerinde yer aldığı zaman zaman
gözlenmektedir. Bu ön yargının –hele yargıda– tasavvuru ve tahay-
alınan karar yahut kararları iptal edebilecektir. Seçim süreci dışında kalan sakatlık
(hukuka aykırılık) iddiası, doğrudan seçimi ilgilendirse dahi, görev adli yargının
olacaktır. Söz gelimi işin divan tarafından seçim kuruluna devrinden önceki safhada
(seçime hazırlık aşamasında) adaylardan birinin adaylığının reddi (yarış dışı bıra-
kılması), seçim tutanağı düzenlenip ilan edilmekle birlikte kongre sona ermeden,
“gündeme hakimiyet ilkesi” gereği kongrenin bütün sonuçları ile genel kurul kararı
ile iptali hallerinde görev, adli yargınındır. Çünkü bu safha, seçim kurulunun gö-
zetim, denetim ve yönetimi dışında kalmakta, ayrıca seçim hukukunu aşarak daha
kapsamlı genel hükümleri ilgilendirmektedir.
Mevcut yasada, “itiraz ve seçim iptali arasında varlığı zorunlu bağ” başarılı
şekilde kurulamamıştır. Seçim yargıcının bir seçimi –itiraz olmaksızın– re’sen iptal
etme yetkisi bulunmamasına, SPK m. 21/10 hükmünün bu temelde düzenlenmiş
olmasına karşın, aynı maddenin onbirinci fıkrası hükmü bu ilkeyle çatışmaktadır.
Taslak, bu çatışmanın yol açabileceği duraksamaları da gidermektedir.
Taslakta, “kanuna aykırı uygulama, usulsüzlük (SPK m. 21/10, 11)” gibi terimler
yerine, Anayasa’nın 79. maddesine uygun olarak “yolsuzluk” kavramına ağırlık ta-
nınmıştır. Seçim yargıcı: gerçekleşme tipleri (kaçınma, eylem, işlem, karar ve diğerleri)
ne olursa olsun yolsuzluğun hukuki nitelemesine göre karar verecektir. Şu kadarki
“seçimin iptali”, “yolsuzluğun sonuca etkili olmasına bağlı”dır. Sözgelimi aday tek
kişi olsa dahi, gizli oy kuralına aykırılık (SPK m. 15/1) doğrudan sonuca etkilidir.
Çünkü gizli oyun verdiği hareket serbestisi, “açık oy”da yoktur. “Sıfıra yakın sonuç
veya zorunlu nisabın altında kalma”, gizli oyda olasılık dışında değildir.
Taslak, seçim ve seçimli kongre uyuşmazlıklarında her iki yargıdaki gecikmelere
karşı süre baryerleri koymuştur. Anlaşmazlığın uzun süre ayakta tutulması, siyaset
kurumuna (doğal olarak partiye) zarar vermektedir. Büyük kongrede Yüksek Seçim
Kurulu yolunun tanınması, partinin sistem içindeki anayasal rolü sebebiyledir (AY
m.68/2). Yargıtay’ın kesin karar verme yetkisi de aynı nedene dayanır. Yargıtay’ın
“kesin karar vermesi modeli” seçimli kongre uyuşmazlıklarıyla sınırlı olmaksızın,
her çeşit kongre için öngörülmüştür. Ülkeyi yönetmeye talip kuruluşların yapı ve
işleyişleri de bu hedefin gerisinde kalmayan standartlarda seyretmelidir.
Adli yargının veya seçim yargısının seçim iptali ile ilgili kesinleşmiş kararı, ilişkin
bulunduğu organı hükümden düşürür. Bu, de facto bir sonuç olup başkaca bir kararı
gerekli kılmaz. Partinin organsız kalması halinde MK’nın kayyıma ilişkin hükümleri
(MK 427 ve diğerleri) devreye girecektir. Kayyımın yönetiminde kongre oluşturulup
organ seçimleri gerçekleştirilinceye kadar yetki, kayyımda olacaktır. Aslolan, siyasal
partilerin hukukun üstünlüğü ve demokrasi değerlerine büyük sadakat içinde kongre
yolsuzluklarına ve bu gibi istenmeyen sonuçlara yol açmamalarıdır.”
makaleler Ahmet İYİMAYA
243TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
yülü dahi hukukun üstünlüğü ve adalet vatanı bakımından hazin ve
düşündürücüdür:
1. Aslolan, hakkın süresinde kullanılmasıdır. Sistemin veya bir tara-
fın sebebiyet verdiği uzama, hukuku askıya alma ve yükü hak-arayana
yükleme hakkını vermez.
2. Yargı, yerindeliği değil, hukuku konuşturacaktır (AY m. 138,
HUMK m. 76). Bütün talihsizlikler birleşip davayı kongre sonrasına
sarkıtsa dahi, iptal davasının konusuz kaldığından reddi yerine, hukuka
aykırılığın tespitini içeren hüküm kurulması gereği, korporatif huku-
kun doğal sonuçlarındandır (Y. 2. HD, 8.2.1974 T. 532/753-E/K, Y. 2.
HD, 27.3.1995 T. 2487/3489-E/K. Özel Kartoteks No:1184). Bu sonuç,
hukuksuzluğu yol edinenlere hukukun geçit vermemesinin ve meş-
ruiyetsizliği geç de olsa açığa vurma yönündeki adalet felsefesinin de
gereklerindendir. Aynı sonuç, yeri geldiğinde hukuku kurma (kural koy-
ma) gücüne ulaşabilecek siyasi partiler yönünden daha da kaçınılmaz
biçimde böyledir. Kongredeki hukuksuzluğu meşrulaştırma, giderek
ödüllendirme anlamına gelecek yargısal çözümleri hukuk sindiremez.
Zamanla bağlı olmaksızın “kanun yararına yargı yolu ve kanun yararına
bozma (HUMK 427/6-8)” kurumunun genetik kodlarında bu ince hukuk
sezgisi yatmaktadır.
3. Yargının ve kanun yolu merciinin (AY m. 154/1) bu gibi durum-
larda yapacağı iş, daha fazla uzamaya mahal vermeden (AY m. 141/4)
anlaşmazlığa son verecek usule riayettir (Dern. K. m. 18/1, HUMK 507
vd.).
Hukuku yargı susturursa, yargı susturulmuş olur. Bu susturma,
devlet kökenli yerindeliğin hukuk zihniyetinde yol açtığı örseleme ve
ön-yargılarla da olsa ...
B. Kongre İptal Davalarında Aktif Husumet (Sıfat) Sorunu
Partinin temel öznesi (hücresi), üyedir. Diğer bütün parti sıfatları
(delege, başkan, organ üyesi) üyeliğin türevleridir (SPK m. 6). Kongre-
nin hukuka uygun olarak yapılması, partinin kamuoyu görüntüsünde
bozulmalara yol açmaması; üyenin en temel beklentisidir. Seçtiği delege-
lerin oluşturduğu kongre topluluğunu denetlemenin doğal yollarından
birisi davadır. Yargılama hukuku anlatımı ile davada sıfatın koşulu
Ahmet İYİMAYA makaleler
244TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
olarak “menfaat” şartı, üye unsuru yönünden gerçekleşmiştir. Nitekim
Yüksek Mahkeme, siyasi parti üyesinin kongre iptal davasını açabilece-
ğine içtihat etmiştir.
57
Katılımcı demokrasi tarifi de aynı sonucu verir.
Ayrıca kongre iptali, “bir karar iptali” davası olmadığından, esasen
kongrenin iptali, kararlar dahil bütün hukuki sonuçları kendiliğinden
(de facto) ortadan kaldıracağından -işin tabiatı gereği- ihtirazı kayıt
koşulu aranmaz. Ayrıca toplantının kurucu unsurlarında ihtirazı kayıt
vaz’ı da imkansızdır. Kaldı ki ihtirazı kayıt, geçerli bir kongrede alınan
hukuka aykırı kararlar yönünden aranmaktadır (MK m. 83/1).
C. Kongre İptal Davalarında Yargılama Usulü
Kongre, 2-3 yıl süre aralığında tekrarlanan, hükmü bu sürelerle sı-
nırlı geçici bir süreçtir (SPK m. 14/6). Kongre iptal davasında verilecek
kararın hukuki etkisi, bu süreye yakınlaştıkça azalmakta, giderek “sıfır”
noktasına varabilmektedir. Bu itibarla yasa koyucu, gerek kongrenin,
gerekse oradaki kararların iptali davalarını, açıkça, “basit yargılama usu-
lüne” bağlamıştır (4.11.2004 T. 5253 S. Dernekler K. m.18/1, HUMK m.
507/1). Hatta bu davaların adli tatil içinde görülmesi de emrolumuştur
(HUMK m. 176/11). Düzenlemenin (yasanın) amacı, davanın ivedilikle
ve gerekirse dosya üzerinde bitirilmesi, hukuki çarenin sürüncemede
bırakılmamasıdır.
58
Ancak uygulamada bu davalar, savunma kurnazlığı (!) kültürünün
geliştirdiği olmadık engellemelerin, uzatmaların cirit attığı talihsiz plat-
forma dönüşmektedir.
59
Yargılamanın sorumlu öznelerinin de –kimi
57
Siyasal parti, diğer korperatif öznelerden daha yoğun şekilde “üye unsuru” üzerinde
temellendirilmiştir (SPK 29. maddesinin görüşüldüğü Milli Güvenlik Kurulu Tuta-
nağı, B: 141, T. 20.4.1983. O: 2. s. 635). Dava koşulu olarak “hukuki yarar”, “hukuki
yararı” olanın dava açabilirliği yönünden bkz. Kuru, Baki, Prof. Dr., a.g.e., Ank. 2001,
C. II, s. 1363 vd. Ayrıca oradaki içtihatlar. Yüksek Mahkeme içtihadı şöyledir: “Bir
parti kurultayınca ittihaz olunan bir kararın iptalini talep eden davacının o partiye
aza olması ıcap eder. Aksi halde dava ehliyetinden mahrumdur.” (Y. 4. HD. 2.2.1950
T. 613/684-E/K. Ballar, Suat, a.g.e., s. 162)
58
Basit Muhakeme usulunun amacı, davaların daha çabuk bitirilmesine imkan ver-
mektir (TTK m. 1460’la ilgili Adliye Encümeni Esbab-ı Mucibesi).
59
Tensipte öngörülen makul duruşma gününün sonradan üç ayı aşan uzun süre olarak
değiştirilmesi (tahrif), siyasal partinin defalarca yapılan tekitlere rağmen kongre
belgelerini göndermemesi ve benzeri durumlar gözlenebilmektedir.
makaleler Ahmet İYİMAYA
245TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
zaman vesile olduğu– uzamalar, hakkı ve hukuku zamana boğdurma
stratejisinin bir “kötü örneği (su-i misal)” görünümündedir.
Siyasal Partiler dahil, bütün tüzelkişilerin kongre iptal davalarının
sonuçlandırılmasını belli süreye (3-6 ay) bağlayan ve Yüksek Yargı-
tay’a kanun yolu aşamasında “kesin olarak karar verme yetkisi tanıyan” bir
yargılama modeli oluşturulmalıdır. Önerdiğimiz yöntem, yürürlükteki
hukukumuza yabancı değildir (bkz., 22.5.2003 T. 4857 sayılı İş Kanunu,
m. 20/3). Yöntemin, kollektif haklar, örgütlenme ve siyasal düşünce
özgürlükleri yönünden önemi ve nispi bir güvence oluşturma özelliği
açıktır.
D. Siyasal Parti Kongrelerindeki Hukuk İhlallerine Karşı
Cumhuriyet Başsavcılığı/Anayasa Mahkemesi Denetimi
Yasaların siyasal partilerle ilgili buyurucu hükümlerine aykırı si-
yasal parti eylem ve kararları yönünden Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
denetim ve Anayasa Mahkemesi’nin ihtar yetkisi/görevi vardır (SPK
m. 104, Yargıtay K. m. 27/4).
60
Bu görev, siyasal partilerin denetiminde
paralel görev ve yetkiler olup diğer yargısal denetim türlerini önleme-
mektedir.
61
60
İyimaya, Ahmet, a.g.m., s. 11 vd.; Bkz., Saldırım, Mustafa, Dr., Özel Hukukta Cum-
huriyet Savcısının Görevleri, Ank. 2005. Aynı müellif, “Cumhuriyet Savcısı’nın Özel
Hukukta Dernek ve Sendika Tüzel Kişiliğinin Sona Erdirilmesine İlişkin Görevleri”,
Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2005 S. 59, s. 359 vd. Bu değerli tez ve incelemelerde,
siyasal parti-korporatif hukuk ilişkisinin ele alınmaması, –telafisini beklediğimiz– bir
noksanlıktır (SPK m. 29, 121).
61
İyimaya, Ahmet, a.g.m., s. 288 vd. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında doğru
olarak şöyle denmiştir: “Yasa’nın 121. maddesinin ilk fıkrasında yer alan “Türk
Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanunu’nun ve dernekler hakkında uygulanan
diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da
uygulanır” biçimindeki hükümle de, Medeni Kanun ile Dernekler Kanunu’nun ve
dernekler hakkında uygulanan öteki kanunların Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı ol-
mayan hükümlerinin siyasi partiler hakkında uygulanması öngörülmüştür. Bu yasal
düzenlemeye göre, kuruculuk sıfatlarının düştüğüne karar verilmiş olan kurucuların,
Medeni Kanun’un 68. maddesine dayanarak genel mahkemelerden hukuki himaye
isteğinde bulunmalarına yasal bir engelin varlığından söz edilemez. Ne var ki böyle
bir yolun var olması Siyasi Partiler Kanunu’nun 104. maddesinde yazılı “Bir siyasi
partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan
emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümleri-
ne aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur...” (2.7.1987 T. 3/3-E/K. SP
İhtar sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı, Karar, yayımlanmamıştır.) Bilindiği gibi
Ahmet İYİMAYA makaleler
246TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Cumhuriyet Başsavcılığı, “üniter devlet” (AY m. 3) ve “laiklik”
(AY m. 2) ilkelerine gösterdiği duyarlığın yüzde birini dahi “hukukun
üstünlüğü ve demokrasi” (AY m. 2) temel değerleri konusunda göster-
memektedir. Sözgelimi bir partinin kongresindeki “uç fikirlerin” dile
getirilmesi, ertesi gün “yüksek önlemler ve taze demeçler” için geciktirilmesi
imkansız/yeter sebeptir. Ama hukuk? Hukukun üstünlüğü? Ama de-
mokrasi, demokrasinin üstünlüğü! O alan, “güçler ve dinamikler uyumu
adına” örtülebilir alandır. Kongre yolsuzlukları bakımından Cumhuri-
yet Başsavcılığı’mızın tavrı, denetim hukukunun bu bağlamda askıya
alınması eylemsel sonucunu doğurmaktadır.
62
Üstelik bu denetim, bir
talebi gerekli kılmamasına ve doğrudan (ex-official) yerine getirilmesi
gerekmesine rağmen...
E. Bir Atıf Hukuku Olarak Kongre İptali Bağlamında
Siyasal Partilerde Kayyımlık
Siyasal parti kongresinin iptali kararının kesinleştiği tarihte (HUMK
m. 443/4), siyasal partinin seçimli organları düşer. Bu durumda kararın
kesinleşmesinden önce “genel başkan”, “yürütme/genel idare kurulu” gibi
kişi-kurul organların statüleri sona erer. Organsız kalan siyasal partiye
bir tüzel kişi olarak, kayyım atanması zorunlu hale gelir (MK m. 427/4).
63
Bu gibi durumlarda –her nasılsa– “kayyımın atanmamış olması”, organsız
Anayasa Mahkemesi’nin kararı, diğer yargı organlarının kararlarından farklı olarak
(AY m. 138/4), bütün yargı organlarını, bu arada Yüksek Yargıtay’ı da bağlar (AY m.
153/6). Yine bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının sadece sonuç bölümü
değil, kararın gerekçesi de bağlayıcıdır (27.5.1999 t. 58/19-E/K sayılı AMK, AMKD,
S. 36, yıl: 2001 s. 436. Bu konudaki Anayasa Mahkemesi uygulaması, kökleşmiştir.
Tanör, Bülent, Prof. Dr., Yüzbaşıoğlu, Nemci, Prof. Dr., Türk Anayasa Hukuku, 7. Bası,
İst. 2005, s. 482. Kanadoğlu, Korkut, Dr., Anayasa Mahkemesi, İst. 2004. s. 274. Orada,
özellikle mukayeseli hukuk atıflarıki aynı doğrultudadır. Sağlam, Fazıl, Prof. Dr.,
“Yetki ve İşlev Bağlamında Anayasa Mahkemesi’nin Yasama, Yürütme Ve Yargı
İle İlişkisi”. Anayasa Yargısı Dergisi, 96/13. s. 58). Öte yandan “Diğer Mahkemelerle
Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin
kararı esas alınır.” (AY m. 158/3).
62
Sözgelimi kongreye ilişkin belgelerle varlığı duraksamasız şekilde sabit tutanak
sahteciliği, cürmi hukuk yönünden bir işleme muhatap olmaksızın yerinde dura-
bilmektedir.
63
Y. 2. HD. 11.04.2005 T. 3044/5770-E/K. Aynı Daire, 1.5.1984 T. 3848/4121-E/K (Uyar,
Talih, Türk Medeni Kanunu, Ank. s. IV/3937; Gümüş, Alper Mustafa, Dr., Türk Medeni
Hukukunda Kayyımlık, İst. 2006, s. 99 vd. Özellikle, dpn. 399; Öztan, Bilge, Prof. Dr.,
a.g.e., s. 79).
makaleler Ahmet İYİMAYA
247TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kalan tüzelkişi adına, yetkisiz (gasıp) şahısların kuracakları her türlü
hukuki ve hukuki sonuç doğuran siyasi tasarrufları “yok” hükmündedir.
Aynı durum, kongredeki seçimlerin seçim yargısı tarafından iptalinde
de söz konusudur (SPK m. 21/10).
Kongre iptal davalarında ileri sürülen sebeplerin hukuki nitelikle-
rine göre, siyaset kurumunun benimseyeceği rasyonel tavır, olağanüstü
kongreye gitmektir. Sözgelimi hüküm kesinleştikten sonra, kesinleşmey-
le görevi sona eren organın kongreyi çağırması, yönetmesi ve sonlandır-
ması mümkün değildir. Bu gibi durumlarda kayyım hukuku kaynaklı
(alt-kademelerden itibaren başlatılmış kongre sürecini durdurma ve
benzeri nitelikteki) ihtiyati tedbirler, kayyım atanıncaya kadar gündeme
girebilir. Aynı şekilde görevi sona ermiş eylemsel/ğasıp yönetimin genel
seçimlere yönelik tasarrufları ve adaylık hukuku (SPK m. 36-40) bakı-
mından da seçim kurulları ekseninde geçersizlik yaptırımlarını davet
edecek ciddi açmazları bulunmaktadır (298 S. K. m.130 ve diğerleri).
XI. SONUÇ
1. Siyasal parti kongresi, özellikle büyük kongre, parti tüzel kişili-
ğinin en yüksek organıdır. Parti iradesinin, ülke yönetiminde izlenecek
siyasaların, iç-hukukun oluştuğu zemin, kongrelerdir. Kongrenin ka-
litesi ve hukuki denetimi, yeri geldiğinde iktidar yetkisini kullanacak
siyasi kuruluşun kamuda görüntüsü yönünden de önemlidir.
2. Siyasal parti kongrelerinin yargısal denetimi, –nerede ise– ya-
pılmamakta veya yapılamamaktadır. Bu denetimsizliğin nedeni, yü-
rürlükteki hukuktan çok, hukuku uygulayan yargı erki’nin kurallarla
paradoks oluşturan konumudur.
Seçim süreci dışında kalan kongre sakatlıklarında hem seçim yar-
gısı, hem adli yargı “görevsizlik kararı” vermektedir. Bu durum, yargısal
kilitlenmeye yol açmakta parti kongrelerindeki hukuk ve demokrasi
yolsuzlukları, “kilitlenmenin inşa ettiği kara deliğe” akıp gitmektedir.
Hesap vermeyen veya hesap verme fırsatı yargı tarafından önlenen/
dokunulamaz siyaset kurumundan “iyi yönetim, hukukunun üstünlüğü
ve demokrasi değerlerine bağlılık” gibi “pozitifler” beklenemez. Yargısal
denetimden bağışık kongre, oligarşinin üremesine takviyeli bir zemin
oluşturmaktadır.
Ahmet İYİMAYA makaleler
248TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
3. Siyasi partinin seçimli kongresinde oluşan sakatlıklar konusunda
görevli yargı sorununda incelemede ulaşılan sonuç şudur:
Gündemdeki sıraya göre kongre divanının işi ilgili seçim kuruluna
devretmek suretiyle başlayan ve seçim tutanağının ilanı ile sona eren
seçim sürecindeki her türlü seçim yolsuzluklarına ilişkin itirazlar, seçim
kurulu hakimi tarafından karara bağlanır (SPK m. 21/10). Seçim süreci
dışında kalan kongre hukukuna aykırılıklara ilişkin talepler, seçimle
ilgili olsa dahi, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından karara bağlanır
(SPK m. 29/1). Seçim süreci dışında kalan kongre safhasında ilçe seçim
kurulunun denetim, gözetim ve yönetim görevi olmadıktan başka, kor-
poratif özgürlüğün en sert gerçekleşmelere konu olduğu bu alan, tüzel
kişiler hukukunun yönetiminde ve Adli Yargı’nın denetimindedir (SPK
m. 29/1; Dern. K. m. 34; MK m. 56-100; AY m. 67, 68; İHAS m. 11).
Deneme bağlamında oluşturulabilecek ve elbette ki içtihat düze-
yine ulaşmayan boyutta yüzlerce çözüm formülünden biri şu olabilir:
“İşin divan tarafından ilçe seçim kuruluna devri anına kadar gerçekleşen ve
ayrıca seçimin devamı sırası dışında kalan hukuka aykırılık sebeplerine dayalı
seçimli kongre iptali uyuşmazlıklarında görev, adli yargınındır.” Bu içerikte
bir Yüksek Mahkeme kararı, uygulamadaki duraksamaları arındırma
bakımından önemli bir pusula görevi görebilecektir.
Görev konusundaki duraksamaları yasa düzeyinde giderecek ve
hukuk güvenliğini sağlayacak bir değişiklik önerisi (taslak model), bu
incelememizin “IX”. bölümünde ortaya konmuştur.
4. Siyasal parti kongrelerinin yargısal denetimine yönelik uyuşmaz-
lıklarda, dernek ve benzeri tüzel kişiler hukukuna egemen kurallardan
daha fazla ve daha önde olarak, Anayasamızın konuya ilişkin somut
kuralları ve İHAS’ın 11 maddesi yoluyla oluşan Avrupa Mahkemesi
(İHAM) içtihatları doğrudan gözetilir (AY m. 69/2, 68/1, 90/5). Bu
yönüyle bir dernek kongresinin iptaline yol açmayacak sakatlık, siyasal
parti kongresinin iptal edilmesi sonucunu doğurabilir. Çünkü siyasal
parti, iktidar olmayı talep etme tekelini elinde bulunduran yegane ku-
ruluştur. Türk hukuk uygulamasının bu normatif özelliğin ayırdında
olduğu söylenemez. Kongrede müzakere sürecinin eylemsel olarak ta-
nınmaması, seçime hazırlık aşamasında divanın iç-hukuka aykırı olarak
kimi adayları yarış dışında bırakması,kongre tutanağında sahtecilik,
parti kongresinin iptalini sonuçlandıracak sebepler olarak sayılabilir.
makaleler Ahmet İYİMAYA
249TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
5. Kongrenin iptali, o kongrede yapılan seçimin de kendiliğinden
iptali sonucunu doğurur. Kongre, genel kurulda alınan bütün kararların
varlık/sıhhat koşuludur. Kongre temeli ortadan kalkan karar (seçim de
olsa), temelin çökmesi sebebi ile kendiliğinden çöker. Bu, normatif illilik
prensibinin de kaçınılmaz sonucu olup bu konuda korporatif hukuk ve
yargı uygulaması yönünden bir duraksama yoktur.
6. Yürürlükteki hukuka ilişmeden (bir değişikliğe gidilmeksizin)
uygulamadaki sorunun yegane çözüm şekli, adli yargının yaklaşımını
gözden geçirmesi ve Yüksek Yargıtay’ın bu konuda bir “içtihat” oluş-
turmasıdır. Sorun, tipik görüntüsü içinde “içtihadın kurulması için gerekli
hukuki alanın tüm özelliklerini bünyesinde taşımaktadır.” Yürürlükteki hu-
kukumuz, hukuk bilimi ve içtihat hukuku kriterleri, böyle bir çözüme
tamamen elverişlidir. Hakimin filozofik tanımlarından biri de şudur:
“Kötü kanundan doğru hukuku çıkaran adamdır.” Yargısal denetimin önünü
açacak bir içtihat, esasen İHAS’ın 13. maddesinin “etki başvuru hakkının”
da kaçınılmaz bir sonucudur (AY m. 90).
Siyasi partiler hukukunun, parti içi demokrasinin ve siyaset ku-
rumunun köklü temellere kavuşmasında önemli bir dönüm noktası
oluşturabilecek böyle bir içtihadı beklemek, bireysel ve toplumsal
hakkımızdır. Yargı, örnekleri dönüşüm tarihinin anıtsal sahifelerinde
bütün haşmetiyle yaşayan doğal misyonundan kaçamaz, kaçmamalıdır.
Demokrasiyi ne devrimler, ne darbeler ve ne de seçkinler kurmuştur.
Demokrasi, bu adla iktidar gücünü kullananların hukuksuzluklarına
yargının dönüştürücü müdahalelerinin ürettiği tükenmeyen bir mey-
vesidir. Türk yargısı, kaçınmalarıyla partiler demokrasisini hukuksuz-
luk ve yolsuzluk açmazında çürütecek bir konumun içinde olamaz,
olmamalıdır. Hukuku ve demokrasiyi kilitleyen uygulamanın adı, her
ne ise odur. Ama asla “içtihat” değildir. Aradığımız, işte bu “içtihat”tır.
Hukuk ve demokrasi fışkıran, ihlalleri kezzap etkisiyle yok eden “ku-
rucu içtihat!..”
7. İncelememizde, kongre sakatlıklarını karara bağlayacak mahke-
meler (görev) konusunda SPK m. 21 maddede girişilecek değişiklik için
bir model-taslak üretilmiştir. Siyasal Partiler Kanunu’nun 21. maddesi
hükmünün hiçbir yönden savunulamayacak, hukuka aykırı unsurları-
nın başında, büyük kongreye yönelik itirazlara ilişkin ilçe seçim hakimi
kararının kesin olması hükmüdür (SPK m. 21/10). Ülke yönetimine talip
bir kuruluşun en yüksek organının yargısal denetiminin, o alanda var
Ahmet İYİMAYA makaleler
250TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
olan Yüksek Yargı’ya götürülememesi, kabul edilebilir ve sürdürülebilir
bir durum değildir. Siyasi Partiler Hukuku’nu, siyasi partinin denetim-
den kaçtığı görüntüsü veren inşa kusurlarında ve arızalı normlardan
tasfiye etmek gerekir. Bu ise, kapsamlı bir siyaset ve hukuk reformuna
bağlıdır.
8. Organsız kalan partiye kayyım atanması, korporatif hukukun bir
gereğidir. Seçim veya kongre iptallerine ilişkin kesin yahut kesinleşmiş
kararlar, ilgili olduğu organı hükümden düşürür. Pratikte kayyım atan-
mamış olması, hükümden düşen/yetkisiz organın işlem ve tasarruflarını
meşrulaştıramaz. Bu gibi durumlarda, ciddi bir hukuki itiraz veya dava,
partiyi öngörülemez sürprizlerle karşı karşıya bırakabilir. Özellikle
seçim/adaylık hukuku bakımından ciddi sorunlarla karşılaşılabilir.