TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 355
SOSYAL PSİKOLOJİ BAKIŞ AÇISINDAN
ÇOCUK VE ERGENLERDE SUÇLU DAVRANIŞ
GELİŞİMİ
DEVELOPMENT OF ANTI SOCIAL BEHAVIOR IN CHILDHOOD
AND ADOLESCENCE IN THE CONTEXT OF SOCIAL PSYCHOLOGY
THEORIES
Meltem GÜLER
∗
Özet: Gelişmiş ya da gelişmekte olan birçok ülke, saldırgan ve
şiddet davranışı gösteren çocuk ve ergenler sorununu deneyimle-
mektedir. Sosyal psikoloji kuramları bağlamında, çocuklar ve ergen-
lerde suç ve suçlu davranış nedenlerini ve hangi durumsal etmenle-
rin bunları tetiklediğini belirlemek önemlidir. Bu çalışma, Sosyal Psi-
koloji disiplini merceği altında çocuklukta ve ergenlikte anti sosyal
davranış gelişimi ve risk ölçme modellerini incelemek ve tartışmak
amacıyla hazırlanmıştır.
Anahtar Sözcükler: Anti sosyal davranış, ergen, psikoloji.
Abstract: Many developed or developing countries experience
children and adolescence’s anti social and violent behaviors prob-
lem. It is important to determine potential causes of crime and cri-
minal behavior and which situational factors that triggers in the con-
text of social psychology theories. This study is prepared to inves-
tigate and discussed anti social behavior development and risk as-
sessment models in childhood and adolescence under social psycho-
logy discipline.
Keywords: Antisocial behavior, adolescence, psychology.
Gelişmiş ya da gelişmekte olan pek çok ülke, saldırgan ve şiddet
davranışı gösteren çocuk ve ergenler sorununu deneyimlemektedir.
Bu ergenler, ebeveynleri, akrabaları, öğretmenleri, arkadaşları, kom-
şuları, kendileri ya da diğer sosyal kurumlar için oldukça büyük so-
*
Uzman Psikolog, Mersin E Tipi Ceza İnfaz Kurumu.
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi356
runlara neden olurken, anne/babasını öldürerek bireysel ya da okulda
diğer çocukları haraca bağlayarak ya da hırsızlık çeteleri kuran grup
yapısıyla daha çok sayıda insana zarar vererek kendilerini göstermek-
tedir.
Bireyler tarafından bildirilen nedenler ve hazırlayıcı etkenlerin ne
olduğu onların bakış açısından yansısa da, toplumun yetişkin olma-
ya en yakın duran bireylerinin neden suç ve suçlu potansiyeli taşıya-
rak cezaevlerinde bulunduğu, kimlerin suça ve anti sosyal davranışla-
ra yatkın olduğu, hangi durumsal etkenlerin bunları tetiklediğine iliş-
kin konuları “Sosyal Psikoloji” kuramlarını öne çıkararak ele almak ya-
rarlı olacaktır.
Bu çalışma, suçlu adalet sistemi bağlamında çocuklarda ve özel-
likle ergen grubunda görülen anti sosyal davranışlar, suçlu davranış-
ları ve suç işlemeye yatkın grupların oluşumu ve risk alanlarını belir-
leme modellerini “Sosyal Psikoloji” kuramları açısından ele alıp tartış-
mak üzere hazırlanmıştır. Çalışmada, “Sosyal Psikoloji” yaklaşımlarıy-
la çocuk ve ergenlerde anti sosyal davranış ve suça giden yol ve Bruce
(2006) ve Andrew ve Bonta (2003), tarafından öne sürülen, suçlu dav-
ranışa yol açan etmenler ve risk alanları üzerinde duran modeller ince-
lenecektir. Saldırganlık/şiddet davranışları zaman içinde oldukça ka-
rarlı seyretmektedir (Olweus, 1979; akt. Taylor ve ark. 2007). Çocuk-
luk döneminde görülen anti sosyal davranışlar, ilerleyen yaş dönem-
lerinde okulu bırakma, suçluluk ve psikopatoloji gibi ciddi sonuçları
doğurmaktadır. (Graham ve ark., 1992). Bu nedenle, anti sosyal dav-
ranışa giden yolu “Sosyal Psikoloji” kuramlarıyla irdelemek davranışın
suça dönüşmeden engel olunmasına yönelik müdahale programları-
nın hazırlanmasına öncülük edeceği düşünülmektedir.
Çocuk ve Ergen Kavramlarının Tanımlanması
Hukuksal alanda, çocuk ve küçük, toplumsal anlamda birey olma-
ya hazırlanan ve bu nedenle sorunlar ve karmaşalarla yüklü 18 yaşın-
dan küçük bireyler olarak belirtmektedir. Hukuksal düzenimiz, 11 ya-
şını tamamlamış, 16 yaşından gün almamış bireyleri küçük; 16 yaşın-
dan gün almış, 18 yaşını tamamlamamış bireyleri de çocuk olarak ta-
nımlamaktadır (Uluğtekin, 1991). Gelişim psikoloji ise 12 yaş öncesini
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 357
çocukluk, 12-18 yaş arası çocukluktan çıkan ve yetişkinliğe hazırlanan
ergenlik dönemi, 18-30 yaş arası ise genç yetişkinlik olarak ele almak-
tadır (Gander ve Gardiner, 1993).
Anti Sosyal Davranış ve Suç Kavramlarının Tanımlanması
Sosyal psikoloji için suç, sosyal grubun üyeleri tarafından olumlu
ve yararlı olarak kabul edilmiş inanç, gelenek, örf ve adetlerin dayan-
dıkları ilkelere aykırı işlenmiş davranış olarak tanımlanırken (Evrim,
1970), bireyin, kuralları ve başkalarının haklarını sürekli ihlal ederek
davranması, toplumsal olarak belirlenmiş davranış örneklerini, sosyal
normları zedeleyen davranışlar, “anti sosyal davranış” olarak tanım-
lanmaktadır (Kaner, 1991). Hırsızlık, adam öldürme, gasp, uyuşturu-
cu madde kullanmak gibi davranışlar yasalar tarafından sınıflandırıla-
rak hukuksal cezaya tabi tutulurken, yalan söyleme, okuldan kaçma,
derslere girmeme, babasının cebinden izinsiz para alma, evden kaçma
ya da otobüse biletsiz binmek gibi davranışlar yasalar tarafından sınıf-
lanmayan anti sosyal davranışlara işaret ederler. Problem davranışlar
olarak görülen anti sosyal davranışlar, ergenin gelişim görevlerini ba-
şarmasına, kendisinden beklenen sosyal rolleri yerine getirmesine, ye-
terlik ve çaşarı duygusunu hissetmesine ve genç yetişkinlik dönemine
başarıyla geçmesine engel olan davranışlardır (Jessor, 1991).
Anti Sosyal Davranış Gelişimi Üzerine
“Sosyal Psikoloji” Kuramları
Sosyal psikoloji, insanların kendilerini ve başkalarını nasıl algıla-
dıkları, davranışları nasıl açıkladıkları, tutumların nasıl biçimlendiği,
kişilerarası ilişkileri, grubun davranışa etkileri gibi konuları bilimsel
olarak araştıran psikolojinin bir alt dalıdır. Sosyal psikologlar, kişilera-
rası ve gruplar arası olmak üzere iki düzeyden bireyin toplumsal du-
rumu üzerine odaklanırlar. Şiddete dayalı bir suçun analizi için, sosyal
psikologlar ne tür kişiler ve gruplar arası durumların saldırganlığı ve
sosyal olmayan davranışları arttırdığı üzerinde “Sosyal Psikoloji” ku-
ramlarına durmaktadırlar. (Taylor ve ark., 2007).
Bilişsel kuramlar açısından şiddet ve suça yönelik davranışları in-
celediğimizde bazı durumsal etmenlerin anti sosyal davranışı körük-
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi358
lediği ya da engellediğine dair çalışmalar görmekteyiz. (Anderson ve
Bushman, 2002). Saldırgan davranışları arttıran/azaltan uyaranlar
üzerine yapılan çalışmada Berkowitz ve Lepage (1967), laboratuar or-
tamında, katılımcılara raket yerine silah göstererek hangi uyaranın sal-
dırganlığı arttırdığını araştırmışlar ve silahın gösterilmesiyle, saldır-
ganlıkla ilgili düşüncelerin harekete geçtiğini bulmuşlardır. Berkowitz
ve Lepage’in bu çalışması, İsveçli katılımcılarla desteklenerek, Frodi
(1975) tarafından tekrar düzenlenmiştir. Çalışmada saldırganlık arttı-
ran ve azaltan uyaranlar belirlenerek, bir koşulda silah, diğer koşul-
da biberon ve son koşulda da hiçbir uyaranın yer almadığı üç durum-
da deney uygulanmıştır. Yanında silah bulunan katılımcılar, yanında
biberon bulunan ve hiçbir şey bulunmayan koşula göre kurbana daha
fazla şok uygulamıştır. Michael ve ark. (2006) ise yaptıkları çalışma
ile anti sosyal davranışların durumsal etmenlerden çok empati eksikli-
ğinden oluştuğunu öne sürmektedir.
Sosyal psikolojinin önemli bir olgusu olan benlik (kendilik algı-
sı), ergenlikte son derece dinamik gelişen bir olgudur. Her şey yolun-
da giderse olumlu kendilik algısı oluşurken aksi bir durumda sonuç,
uyumsuzluk ve kendilik algısını, uyuşturucuyla değiştirme girişim-
leri olabilir (Gander ve Gardiner, 1993). Benlik bilgisi, sosyal davranı-
şı nasıl şekillendirir? Bu soruyu açıklamak için şema olgusunu ele al-
mak gerekir. Şemalar, bir yaşam alanı hakkında örgütlü ve yapılanmış
inanç takımları (Taylor ve ark, 2007) ya da zihnimizdeki bilişsel dos-
yalar olarak görülebilir. Yaşantı yolu ile gelen bilgiler, bu şemalar sa-
yesinde düzenlenir, yapılandırılır ve organize edilir. Piaget, bireyin fi-
ziksel çevreye ne tür tepki göstereceğini şemaların –organizmanın bi-
lişsel yapı unsurları– tespit edeceğini öne sürmektedir (akt. Hergen-
hahn & Olson, 1994). Örneğin, kendisini kızdıran kişiye karşı birey, öf-
kesini saldırarak mı, karşısındakini yok sayarak mı yoksa ondan kaça-
rak mı yönetecek?
Kendimizi nasıl tanımladığımıza ilişkin şemalar, benlik şemaları-
dır. Kişilik özelliklerimiz ve davranışımızla ilgili bilişsel çerçeveler bu
şemada toplanır. (Marcus & Sentis, 1982). Benlik şemaları, geçmiş tec-
rübelerden gelen, benlik ile ilgili işlemlere rehberlik eden, benlik hak-
kındaki bilgi yapılarıdır; bireyin ilgilerini, yatırımlarını ve göze çarpan
yönlerini yansıtır. Bireyin benlik bilgisi, şemalar üzerine kurulurken
her yeni bilgi daha önce oluşmuş şema tarafından seçilir, yorumlanır
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 359
ve özümsenir. Benlik şemaları ile bireyler benliklerini rasyonel olarak
işlemleyebilir, gelecekteki davranışlarını tahmin edebilir ve yeni bilgi-
yi değerlendirebilirler. Örneğin, bireyin benlik şeması “şiddet dolu/sal-
dırgan” kavramını barındırıyorsa, kişi kendisinde ve diğerlerinde bu
kavramla ilgili konulara karşı daha duyarlı olacak ve sosyal ilişkilerini
bu konu öne çıkacak şekilde ayarlayacaktır (Markus, 1983). Birey, şe-
masında yer alan özelliğe göre; saldırgan, yaratıcı, yetenekli, bağımsız
gibi bu benliği başarması anlamına gelen bilişsel temsillere sahip ola-
caktır. Sadece bilişsel kontrolü desteklemede değil aynı zamanda dav-
ranışın ortaya çıkması ve düzenlenmesinde ve gelecekteki davranışlar
üzerinde de şemanın etkisi olduğu düşünülmektedir (Markus,1983).
Şemalar bireyin beklentisini şekillendirip, durumun nasıl ele alınıp yo-
rumlanacağını belirlerken davranışı etkilerler.
Zelli ve ark. (1999) tarafından yapılan çalışmada saldırganlık şe-
maları gelişmiş olan ve diğerinin davranışı hakkında yanlı yüklemeler
yapan çocukların saldırganlık eğilimlerinin daha yüksek olduğu bu-
lunmuştur (akt. Taylor ve ark., 2007). Bilişsel bir kuram olan Etiketleme
kuramı (Lemert, 1972; Labelling theory), diğerlerinin olumsuz tepkile-
rinin kişiyi daha fazla suça yönlendirdiğini öne sürmektedir. Ebeveyn
ya da komşular tarafından sapkın olarak adlandırılmak bireyin algısı-
nı çarpıtarak kendisinin de sapkın imaj geliştirmesine ve bu olumsuz
imaja uygun davranışlarla suça yönelmesine neden olmaktadır.
Burgess ve arkadaşları (1995), çocukların, örseleyici yaşantı du-
rumlarında travmaya özgün davranış kalıpları (çabuk tepki verme,
kaçınma, çaresizlik, yıkıcı davranışlar) geliştirdiğini ve bunların, olu-
şan bilişsel şemalar yoluyla yetişkin yaşama taşındığını ileri sürmekte-
dir. Bu çocukların erişkin dönemdeki ilişkilerinde çocukluktaki kötü-
ye kullanma, saldırıya uğrama, şiddet ve örselenme sahnelerini yinele-
yici biçimde yaşadıkları düşünülmektedir. Diğer bir çalışma da çocuk-
luk örselenme yaşantılarının da bireyin kendilik algısı üzerinde olum-
suz etkileri bulunduğunu öne sürmektedir. (Loos ve Alexander, 1997).
Şemaların oluşumunda model alma ve gözleme yolu ile öğrenme,
önemli süreçlerdir. Bu durum bizi, anti sosyal davranışa giden yol-
da Sosyal Öğrenme Kuramlarını incelemeye götürmektedir. Saldırgan-
lığın içgüdü olduğunu öne süren kaynaklar (Lorenz, 1966), hayvan-
larda görülen saldırgan davranışı hayatta kalma ve neslini devam et-
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi360
tirme nedeniyle oluştuğunu belirtmektedir. İnsanlarda görülen saldır-
gan davranışları belirleyen ana etmenin ise geçmişteki öğrenmeler ol-
duğu öne sürülmektedir (akt. Miles ve Carey, 1997).
Sosyal Öğrenme Kuramı (Bandura, 1977, akt. Taylor ve ark., 2007,),
saldırgan ve şiddet davranışların gözlenmesiyle davranış repertuarına
alındığını belirtir. Yaşı küçük çocuklarda engellenmeyle ağlama, öfke-
lenme gibi görülen davranışlar normal görülse de ilerleyen dönemler-
de bireyden içtepi ve saldırganlık eğilimlerini kontrol altında tutma-
sını öğrenmiş olması beklenir. Öğrenme süreci, kişiye kızgınlık ve en-
gellenme anında bile kime saldırgan olarak davranılabileceği (kardeş)
kime davranılamayacağını (polis) öğretir. Sosyalleşmede en önemli so-
run bu ayrımın iyi öğrenilememiş olmasıdır.
Öğrenme süreçlerinden biri taklit diğeri de pekiştirmedir. Bandura,
Ross ve Ross, (1963) tarafından yapılan bir deneyde çocuklar, bir ye-
tişkini Palyaço görünümlü şişme bir bebeğe şiddet uygularken seyret-
mişlerdir. Deneyin birinci aşamasında, ilk koşulda yetişkin, şişme be-
beği yumruklamış, havaya fırlatmış ve tüm bunları yaparken “vur ba-
şına”, “al sana” diyerek bağırmıştır. İkinci koşulda ise yetişkin, palyaço
ve oyuncaklarla sessizce oynamıştır. Deneyin ikinci aşamasında, hem
şiddet içeren sahneleri izleyen hem de izlemeyen çocuklar oyuncak-
larla odada yalnız bırakılmışlardır. Şiddet dolu sahneleri izleyen ço-
cuklar, yetişkin davranışlarının aynısını tekrar ederek saldırgan dav-
ranışlar gösterirken, şiddet içeren sahneleri izlemeyen çocuklar, ses-
sizce oyuncaklarla ilgilenmişlerdir. Bir başka deneyde, çocuklara sekiz
dakikalık Bobo adlı bir oyuncağa vurulan bir film izletilirken kontrol
grubuna bu film izletilmemiştir. Daha sonra hem filmi izleyen ve hem
de izlemeyen (kontrol grubu) çocuklar, çeşitli oyuncakların ve film-
de gördükleri Bobo isimli bebeğin bulunduğu bir odaya alınarak, dav-
ranışları gözlenmiştir. Deneyin üzerinden altı ay geçtikten sonra ço-
cuklar, yeniden laboratuar ortamına alınmışlar, yine aynı oyuncakla-
rın bulunduğu odadaki davranışları gözlemlenmiştir. Yetişkin ya da
bir çocuk modelin oyuncakla saldırgan biçimde oynadığını izleyen ço-
cuklar, görüntüleri izlemelerinin hemen ardından ve altı ay sonra aynı
ortama yeniden getirildiklerinde, şiddeti taklit etmeye devam etmiş-
lerdir. Kontrol grubundaki çocuklar ise iki durumda da saldıran dav-
ranışlar göstermemişlerdir (Hicks, 1965). Her iki deneyde de taklit ve
pekiştirme olgularının, anti sosyal davranışa giden yolda çocuk ve er-
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 361
gen üzerinde önemli derecede etkiye neden olabileceğine dair bilgiler
sunulmaktadır.
Farrington (1991) mahkumlarla yapılan bir çalışmada, ebeveynin
fiziksel cezayı sıklıkla kullanması ya da çok sert bir disiplin uygulama-
sının suça yönelimi arttırdığını ortaya koymaktadır. Sosyal öğrenme
bakış açısından saldırganlık öğrenilen sosyal bir davranış olarak ele
alınır. Saldırganlığa etkide bulunan farklı etmenler; saldırganın geç-
mişte öğrendikleri, saldırganlık için mevcut olan ödül ve cezalar ve
sosyal, çevresel, bilişsel etmenler olarak belirtilmektedir. Şekil 1.1.’de
sosyal öğrenme bakış açısından saldırgan davranışın etmenleri veril-
mektedir.
Saldırganın geçmişte öğrendikleri
(saldırganlıkla ilgili norm bilgisi)
Saldırganlık için ödül ve ceza durumu Saldırgan Davranış
Sosyal, çevresel, bilişsel etmenler (engellenme, diğerlerinin provokasyonu, duygusal uyarılma, saldırgan düşünceler, fikirler)
Şekil 1.1. Baron ve Byrne, 1987’den alınmıştır.
Davranışçı kuramın da öne sürdüğü gibi anti sosyal davranışlar
ödüllendirildikçe ve pekiştireçlerle karşılandığında suçlu davranışa
dönüşme sıklığı da artmaktadır (Heynes, 1996).
İnsanların hem kendilerinin hem de başkalarının davranışlarını
açıklama biçimiyle ilgilenen Yükleme kuramına (Heider, 1957, akt. Tay-
lor ve ark., 2007) göre diğerlerinin algılanan olumsuz hareketleri, kız-
gınlığı ortaya çıkarırken bu kızgınlık daha sonra düşmanca davranışın
işlevi haline de gelmektedir. Graham ve ark. (1992) tarafından 44 Latin
ve Afro-Amerikalı azınlık ergen grubunda yapılan çalışmada yazarlar,
yükleme-duygulanım-davranış ilişkisini sınamışlar ve sonuç olarak
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi362
saldırgan çocukların sık sık uygun olmayan niyet yüklemeleri yaptık-
ları için her saldırganlık girişimlerinde kendilerini haklı gördüklerini
bulmuşlardır. Yanlı yüklemeler daha sonraki saldırgan davranışa zemin
oluşturmaktadır. Bram ve ark. (2003) tarafından yapılan, 41 çalışma-
nın meta analitik gözden geçirme çalışması, çocukların saldırgan dav-
ranışları ile arkadaşlarının niyetine yaptığı hasmane (düşmanca) yük-
lemlemeler arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Saldırgan davranış ile
niyete düşmanca yükleme yapılma arasında anlamlı bir ilişki bulun-
muştur. Yani çocuğun saldırgan davranışı, arkadaşının niyetini kötü,
düşmanca olarak algıladığı zaman daha da artmaktadır.
Palmer ve Gough (2007), tarafında yapılan çalışmada suç işlemiş
ve işlememiş iki grubun, çocuklukta ebeveynlerini nasıl algıladıkları
incelenerek, suç davranışının nedensel atıfları arasındaki ilişkiye ba-
kılmıştır. Analizler sonunda, suç işlememiş katılımcıların, suç işlemiş-
lere göre anne ve babalarını, daha sıcak ve koruyucu olarak algıladık-
ları bulunmuştur.
Ahlaki gelişim kuramları, suç ve anti sosyal davranışa giden yolda,
bireyin ahlak gelişim evrelerini, bilişsel (Piaget ve Kohlberg), duygusal
ve güdüsel (Freud) ve sosyal (Erikson) açılardan önemini vurgulayan
evrelerle ele almaktadır (akt. Kağıtçıbaşı 1999). Anti sosyal davranışla-
rın, ahlak gelişimi bağlamında incelenmesi bireyin sosyalleşme süreci-
ni mercek altına almaktır. Kohlberg’e (1984) göre ahlak, “hak-haksızlık,
doğru-yanlış, iyi-kötü” konularında bilinçli yargılama ve karar verme-
yi ve bu karar doğrultusunda davranışta bulunmayı kapsayan biliş-
sel bir yapıdır. Bir başka deyişle, bilişsel bir yetenek olan ahlak, bi-
reyin kendisinin belirlediği ve aynı zamanda evrensel ilkeler ile ör-
tüşebilecek düzeydeki ilkelere göre yargıda bulunma, kararlar alma
ve bu doğrultuda da davranabilme yeteneğidir. Gander ve Gardiner
(1993), ahlâkın; bilişsel, davranışsal ve duygusal olmak üzere üç temel
yönünün olduğunu ileri sürerler. Bilişsel olarak insanlar, bir durum-
da yapılması ya da yapılmaması doğru olan şey hakkında düşünürler,
akıl yürütürler ve kavramlar, değerler, tutumlar oluştururlar. Davra-
nışsal olarak insanlar, kendi ahlâkî akıl yürütmeleriyle tutarlı olabilen
ya da olmayabilen biçimlerde davranabilirler. Duygusal olarak insan-
ların, neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin “duyguları” vardır ve
bu duygular da düşüncelerine ve davranışlarına uygun düşebilir ya da
düşmeyebilir (Gander ve Gardiner, 1993). Suç işleyen ve işlemeyen ço-
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 363
cukların düşünme becerileri ve ahlaki yargılarının incelendiği çalışma-
da, Çeliköz ve arkadaşları (2008), suç işleyen çocukların suç işlemeyen
çocuklara göre daha içtepisel düşündükleri ve alt düzeyde ahlaki yar-
gılarda bulunduklarını öne sürmektedirler.
Belirli yaş döneminde, akran gruplarının, çocukların gelişimi üze-
rinde büyük etkiye sahip olmasını Sosyal Kimlik Kuramı (Taifel,1969)
çevresinde inceleyebiliriz. Yapılanması olumlu akran gruplarının ço-
cuğun topluma hızlı uyumuna katkısı bulunurken, olumsuz özellik-
leri baskın olan “çete” gruplarının, davranış bozukluklarını geliştirici
ve pekiştirici özellikleri bulunmaktadır. Çocuklar, grup üyeliğinin ge-
rektirdiği tüm davranışları çok düşünmeden belki de yalnızca grup-
tan ayrılmamak için kabul eder. Böylece suç olduğu düşünülen davra-
nışlara kayması olasılığı artar. Grup, kimlik kazanmaya çalışan erge-
nin psikolojik açıdan güçlenmesine zemin oluştururken, grubun nasıl
bir yapıya sahip olduğu ergenin suçlu davranışa yönelmesinde etkili
olmaktadır. Whyte (1943)’nin 1930’larda Amerika’nın doğusunda bü-
yük bir kentin varoşlarında gerçekleştirdiği alan çalışması olan “köşe
başı toplumu” (Street Corner Society), resmi olmayan grup yapılarının olu-
şumu ve işleyişini göz önüne sermektedir. Whyte, ergenlerden oluşan
bu sokak gruplarını gözlemlemiş ve grupların yapısı, oluşumu ve di-
ğer gruplarla ilişkisi üzerine açıklamalarda bulunmuştur. O’na göre,
bu sokak gruplarının oluşumunda altta yatan etmenler şu şekildedir;
1. Aynı kötü koşullar altındaki bireyler arasında etkileşime yol
açan güdüsel faktörler.
2. Üyelerin statü ve rollere (lider-izleyen ilişkileri) sahip olduğu
bir grup yapısının oluşumu ve işleyişi.
3. Üyelerin tümünü ilgilendiren meselelerde üyelerin davranışla-
rını düzenleyen grup standartlarının ya da normlarının oluşumu.
4. Grup yapısı (2) ve normları (3) bakımından grup üyeleri ara-
sındaki etkileşimin sosyal etkilerinin belirginleşmesi ve daha kestirile-
bilir yönler kazanması.
Sherif ve Sherif (1996)’e göre, dev sosyo ekonomik sistemin ve sos-
yal organizasyonun kıyısında olmalarına rağmen sokak grupları ken-
di başlarına bırakılmışlardır ve onlar da yoksunluklarını giderme ve
psikolojik güvenin esas koşullarından biri olan aidiyet duygusuna
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi364
ulaşma arayışında birbirlerine yakınlaşmaktadırlar. Bu kişiler arasın-
da yeterli sürede etkileşim olduğunda, ortak güdüler ve problemler
yoluyla, bir grup yapısı oluşmakta ve bu yapıyla etkileşim sürecinin
yan ürünleri, sloganlar, adetler, gelenekler, değerler, jargonlar kendini
göstermektedir. Bunları sosyal norm başlığı altında ele alabiliriz. Sosyal
normlar beklenen hatta ideal davranışlara işaret ederler, yazılı değil-
lerdir yine de üyelerin davranışlarını düzenler. Örneğin gençlik çete-
lerinin iyi üyeleri birbirlerini yabancılara özellikle de polise “gammaz-
lamazlar” (Sherif ve Sherif, 1996). Bir kimlik elde etme ya da ait olma
duygusuyla bir gruba ait olma yolunda, olumlu sosyal davranış göste-
ren akranlardan uzaklaşarak, anti sosyal davranışa eğilimli akran iliş-
kileri kurmak, ergenin suça yönelim olasılığını arttırdığı görülmekte-
dir.
“Sosyal Psikoloji”nin anti sosyal davranışı açıklamaya ilişkin önem-
li kuramları ile harmanlandığı düşünülen, anti sosyal davranışa ne-
den olan etmenlere odaklanan modeller (Andrew ve Bonta, 2003; Bru-
ce,2006), anti sosyal davranış gelişimi açısından risk durumlarını orta-
ya koymaktadır.
Anti Sosyal Davranış Risk Modeli
Krech ve Crutchfild (1967), biyolojik ve psikolojik yapının, fizik-
sel çevrenin ve daha önemlisi sosyal çevrenin bireyde engelleme yara-
tan potansiyel etkenler olduğunu, bu etkenlerin yaratacağı engellen-
me, bireyin amacına erişememesi sonucunda gerginlik ve uyumsuzluk
sonuçlarıyla saldırgan davranışın ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir.
Bruce (2006), saldırgan çocukların davranışları ve demografik
özellikleri birbirine benzese de aslında homojen bir grup olmadıkları-
nı, bazı ergenlerin, kronik olarak suç işlemeye eğilimli olduklarını öne
sürmektedir. Ergenler, gelişimlerinin erken dönemlerinde anti sosyal
davranışlar gösterirken, sıklıkla suça bulaşırlar ya da suçlu davranı-
şında bulunurlar (Moffitt, 1993; Patterson ve ark., 1998).
Bruce (2006), çalışmasında risk etmenlerini biyolojik, psikolojik,
sosyal riskler olmak üzere üç ana başlık altında incelemektedir (Tablo
1.1.). Anti sosyal davranışlar üzerinde biyolojinin etkisi sıklıkla ihmal
edilse de yatkınlığın temelini oluşturması açısından önemlidirler. Her
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 365
bir etmenin, anti sosyal davranış üzerindeki etki büyüklüğü, bireyin
yaşam evrelerine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, çocukluk döne-
minde ailenin etkisi, ergenlik döneminde ise akran etkisi daha önemli
hissedilecektir. (Moffitt, 1993).
Risk alanı Doğum
0-5 yaş
Erken
çocukluk
6-12 yaş Orta
çocukluk
12-18 yaş
Ergenlik
Etki Büyüklüğü
1. Biyolojik/Biyososyal
Riskler
Erkek cinsiyeti X X X X ***
Genetik yatkınlık X X X X ***
Doğum komplikasyonu X X X X *
Doğum sonrası problemler X X X X *
Düşük düzey fizyolojik uyarımX X X X ***
Nörotranmiter işlevsizliği
(disfonksiyonu)
X X X X **
Hormonal etmenler X X X *
Erken buluğ (kızlarda) X *
2. Psikolojik etmenler
2.1 Erken Çocukluk Kişilik ve
Davranışsal Riskler
Düşük zeka düzeyi X X X X **
Konuşma problemleri X X X *
Zayıf yönetim fonksiyonları X X X ***
Gelişimsel gecikme X X X *
Zor mizaç / olumsuz duygulanımX X X X ***
Dürtüsellik X X X ***
Dikkat eksikliği hiperaktivite
bozukluğunun bulunması
X X X ***
Risk alma ve uyaran ihtiyacı X X X **
Suçluluk duygusunun olmaması X X X ***
Empati olmaması X X X ***
Bağlanma problemleri X X X ***
Anti sosyal davranışların erken
dönem başlangıcı
X X X ***
2.2 Sosyal Biliş ve Tutumlarda
Risk
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi366
Saldırganlık eğilimli sosyal bilgi
işleme
X X X ***
Problem çözme ve başetme
yetersizliği
X X ***
Gerçek olmayan öz-etkinlik X X *
Sapkın tutumlar/sapkın kültür ile
kendini kimliklendirme
X X ***
3. Sosyal Riskler
3.1 Aile Riskleri
Fakirlik/Düşük SED X X X X ***
Düşük düzey ebeveyn eğitimiX X X X **
Etnik durumlar (bazı ülkelerde)X X X X ***
Ergen anne X X X X **
Tek ebeveyn olma X X X X *
Geniş aile X X X X *
Boşanma/ayrılma X X X *
Bakımveren değişim sıklığı X X X **
Ebeveyn işsizliği X X X X *
Ebeveyn suçluluğu X X X X ***
Ebeveyn fiziksel istismarıX X X X **
Ebeveyn akıl rahatsızlığı X X X X *
Ebeveynler arası uyumsuzluk ve
çatışma hali
X X X **
Çocuğun ihmali ve ebeveyn
sıcaklık yoksunluğu
X X X ***
Taciz X X X ***
Fiziksel ceza X X X **
Yetersiz disiplin ve yönetim X X ***
Yüksek düzey aile stresi X X X **
Sosyal izolasyon ve desteğin
olmaması
X X X **
Sapmayı destekleyen aile
tutumları
X X **
Kardeşin suça eğilimi X X **
3.2 Yaşam Tarzı Riskleri
Yapılandırılmamış boş zaman
aktivitesi
X X **
Şiddet içerikli medya tüketimi X X X **
Alkol kullanımı X X ***
İlaç bağımlılığı X ***
İlaç taşıyıcılığına bulaşma X ***
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 367
Silah taşıma X ***
Sağlığı tehdit eden diğer
davranışlarda bulunma
X **
Mesleki beceri yoksunluğu / İşsizlik X **
3.3 Okulla İlgili Riskler
Başarı problemleri X X ***
Düşük motivasyon/düşük okula
bağlılık duygusu
X X **
Okuldan kaçma X X **
Sık okul değiştirme X X **
Okulu bırakma X ***
Ebeveynin okula düşük ilgisi X X **
Okul iklimi X X *
Diğer anti sosyal çocuklar X X **
3.4. Akran Grup Riskleri
Arkadaşın reddi X X X *
Düşük olumlu sosyal kontak X X X **
Suç kamplaşması durumunun
olması
X X ***
Çete üyeliği x ***
3.5.Toplum ve Komşulara İlişkin
Riskler
Diğer problemli aileler X X **
Organize olamayan komşular X X *
Şiddet ve madde bağımlı çevre X X **
Suça kolay erişim X X *
Tablo 1.1.
*** Orta üstü etki ** Düşük etki düzeyi
* Çok düşük etki düzeyi/yeterince tekrarlanmamış. (Bruce, 2006).
Risk etmenleri incelendiğinde, sosyal, psikolojik ve biyolojik et-
menlerin, davranış problemlerine yol açtığı, okulla ilgili risklerin ve
arkadaş etkisinin de anti sosyal davranışın gelişmesi üzerinde etkiye
sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca, çocuğun yaşadığı çevre, sapkın
yaşam tarzı ve tutumları da diğer risk etmenleri arasındadır.
Suçlu davranışa yol açan etmenler üzerinde duran diğer bir model
(Andrew ve Bonta, 2003) bireyin kendi hayatındaki risk faktörlerinin
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi368
varlığıyla suçlu davranış eğilimi gösterme olasılığını arttıracağını öne
sürmektedir. Modelde, kişilik özellikleri ve çevresel durumlara daya-
nan risk etmenleri altı kategoride toplanmaktadır:
1. Anti sosyal davranışlar için erken başlangıç yaşı
2. Olumsuz ebeveyn ve aile deneyimleri (örneğin; sert ve bozuk
disiplin, düşük aile uyumu, ebeveyn suçluluğu)
3. Suç aktivitesine yönlendiren kişilik özellikler (örneğin; dürtü-
lerine hâkim olamama, saldırgan enerji, problem çözme yeteneklerin-
den mahrum olma)
4. Okul hayatında başarısızlık ve mesleki başarıda yetersizlik
5. Suç teşkil etmeyen akran beraberliklerden soyutlanma
6. Anti sosyal tutumlar, değerler ve inançlar.
Andrew ve Bonta’nın modeli, suç aktivitelerine yönelen ergen bi-
reylerin gelişimini etkileyen etmenlerin farklılık gösterdiğini ve bu bi-
reylerin karşılıklı ilişkilerinin karmaşa yaşadığını da kabul etmektedir.
Tartışma ve Sonuç
Bruce (2006) ve Andrew ve Bonta (2003) tarafından öne sürülen
modeller, davranışa yol açan etmenler üzerinde durmakta, risk etmen-
lerini biyolojik açıdan ele alırken psikolojik ve çevresel durumlar çer-
çevesinde de inceleme yapmaktadır. Her iki modelde de “Sosyal Psiko-
loji” kuramlarından yola çıkarak, anti sosyal davranış ve suça eğilim
riskini ölçen maddelerin bulunması, anti sosyal davranışların etkin sa-
ğaltımı için destekleyici ve kalıcı risk etmenlerini, sosyal psikolojik ku-
ramlar çerçevesinde öne çıkarma gerekliliğini doğurmaktadır.
Sosyal öğrenme kuramlarının öne sürdüğü taklit ve pekiştirme,
aile yaşantılarının önemini ortaya koymaktadır. Aile eğitim merkez-
lerinde ebeveynlerin bu konuda eğitilmesi, pratik yaptırılması ve so-
runlarına destek olacak uzmanlara ulaşabilmeleri önemlidir. Bilişsel
kuramlar, bize saldırganlık eğilimli sosyal bilgiyi işlediğimizi, şemala-
rımıza yerleştikten sonra şiddet davranışının daha kolay ortaya çıka-
bileceğinin ipuçlarını vermektedir. Benlik algısı, çocukluk ve ergenlik
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 369
döneminde gerçek olmayan öz-etkinlik, problem çözme ve baş etme
mekanizmalarını geliştirme için yapılacak sağaltım çalışmalarında öne
çıkarılması gereken bir kavramdır. Anti sosyal davranışların, ahlak ge-
lişimi bağlamında incelenmesi bireyin sosyalleşme sürecini mercek al-
tına alırken, çocuk yetiştirme konusunda farklı bir bakış açısıyla bak-
mamızı sağlamaktadır.
Sosyal psikolojinin grup olgusuna dayanarak öne sürdüğü akran
grupları, ergen grup yapıları, olumlu kimlik edinme gereksinimi, suça
giden yolda yalnızca bireye değil, akran grubunun da önemli bir et-
men olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle ergen grubunun geli-
şimsel özelliği olan akran yaşantısı, olumlu toplumsal ortamları ve te-
masları yaratacak mahalli pratiklerin çoğaltılması gerekliliğini ortaya
koymaktadır.
Buraya kadar aktardığımız tüm bilgiler ışığında, yasalar önünde
suçlu davranışa giden yolun aslında uzun bir sürede geliştiğini öne sü-
rebiliriz. Bir çocuğun ya da ergenin bir suçu işlemiş olması onun bir-
çok evreden geçerek bu noktaya geldiğini göstermektedir. Aile yapı-
sı, örselenme yaşantısının bulunması, sosyal ortam, kolektif etkileşim,
durumsal etmenler, öğrenme, kişilik yapısı, kendilik algısı, şemaları,
ahlak gelişimi ya da atıfları bireyi suça götürmede birer kapı gibidir-
ler. Çocuk yetiştirme olgusunu bir yapı olarak görürsek, bu yapı için-
de aile, kurumlar (eğitim, sağlık gibi) ve toplumun her biri, birer kat-
manı oluşturur. Her katmanın çocuk yetiştirme üzerine farklı işlevi,
farklı doğurguları bulunmaktadır ve her bir katmandan kaçarak bire-
yin ceza infaz kurumuna kadar gelmesi bir süreci gerektirir. Ergenin
cezaevinde bulunması, onun o anda gerçekleştirmiş olduğu bir aşırma
suçundan değildir aslında. Ergen, gerçekte o suç davranışını göster-
meden çok önce, böyle bir davranışı gerçekleştirebileceğinin sinyalle-
rini aileye, topluma ve kurumlara, yaşantısı içinde yukarıda söz ettiği-
miz kuramlar ve yansımaları sonucu göstermiştir. Burada dikkat edil-
mesi gereken nokta, tek başına bir faktörün etkisi küçük olsa bile diğer
faktörlerle toplanması durumunda anti sosyal davranış gösterme ris-
kini arttırdığıdır. Doğal önleyici etmenler ya da profesyonel müdaha-
le programları, zincirin kırılmasını önleyerek risk yönetimine katkıda
bulunmaktadır. Her bir birey açısından risk faktörleri tek tek ele alına-
rak önleyici ve müdahale edici sağaltımların yapılması olumlu sonuç-
lar doğuracağı düşünülmektedir.
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi370
Çocuğun yargılanmasının amacı onu cezalandırmak değildir. Ter-
sine çocuğu suça iten nedenleri tespit etmek, menfi şartlardan onu
uzaklaştırmak, toplumla uyumlu bir beraberlik yaşamasını sağlamak-
tır (Uluğtekin, 1991). Bu açıdan bakıldığında suçun önlenmesi ya da
azaltılması için atılacak en önemli adım, çocuk yetiştirmenin önemini
kavramanın yanı sıra, rehberlik hizmeti görmesi gereken bireyleri, risk alan-
ları ile tam zamanında belirlemek ve uygun rehberliği almalarını sağlama-
nın yararlı olacağı düşünülmektedir
KAYNAKLAR
Andrew & Bonta (2003) Psychology of Criminal Conduct, Cincinnati, OH:
Anderson Publishing.
Bandura, A., Ross, D. & Ross, S. A., (1963) İmitation of film-mediated
aggressive model, Journal of Abnormal and Social Pscyhology, 66,
3-11.
Baron, R.A. & Bryne, D., (1987) Social Psychology: Understanding Human
İnteraction (5. basım) Allyn ve Bacon.
Berkowitz, L. & LePage, A. (1967). Weapons as aggression-eliciting sti-
muli. Journal of Personality and Social Pscyhology, 7, 202-207.
Bram O. , Veerman, J.W., Koops, W., Bosch, J.D. & Monshouwer, H.J.,
(2003) Hostile attribution of intent and aggressive behavior: A
meta-analysis, Child Development, 73 (3), 916-934.
Bruce, F. (2006) Children Who Commit Acts Of Serious İnterpersonal Vio-
lance: messages For Best Practice (Edit. Hagell & Jeyarajah-Dent) Jes-
sica Kingsley Pub.
Burgess, A.W., Hartman, C.R. & Clements P.T. Jr. (1995). Biology of
memory and childhood trauma, Journal of Psychosocial Nursing
Mental Health Service, 33(3), 16-26.
Çeliköz, N.,Seçer, Z., Durak T., (2008) Suç İşleyen Ve İşlemeyen Çocuk-
ların Düşünce Becerileri ve Ahlaki Yargılarının İncelenmesi, Sel-
çuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi, 25, 35 -350.
Evrim, S. (1970) Psikoloji Açısından Suçluluk Sorunu ve Psiko Sosyolojik
İzahı Denemesi, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları.
Farrington, D.P. (1991) Childhood aggression and adult violence: Early
precursors and later-life outcomes. In D.J. Pepler, & K. H. Rubin
(Eds.), The Development And Treatment Of Childhood Aggression (5-
TBB Dergisi 2010 (89) Meltem GÜLER 371
29).Hillsdale,NJ:Erlbaum.
Frodi, A. (1975) The effect of exposure to weapons on aggressive be-
havior from a cross-cultural perspective, International Journal of
Psychology, 10 (4), 283-292.
Gander, M.J. & Gardiner, H.W. (1993) Çocuk ve ergen gelişimi, (Yayıma
Hazırlayan B. Onur), İmge Kitabevi.
Graham, S., Hudley, C. & William S. E. (1992) Attributional and emo-
tional determinants of aggression among African-American and
Latino young adolescents Developmental Psychology , 28 (4) 731-740
Hergenhahn, B. R. ve Olson, Matthew, H. (1994). An Introduction to
Theories of Learning. Englewood Cliffs, NJ: Prentice hall.
Hicks, D.J. (1965) Imitation and retention of film-mediated aggressi-
ve peer and adult models, Journal of Personality and Social Psycho-
logy, 2, 97-100.
Jessor, R. (1991) Risk behavior in adolescence: A psychosocial frame-
work for understanding and action. Journal of Adolescent Health, 12,
597-605.
Kağıtçıbaşı, Ç. (1999). Yeni İnsan ve İnsanlar: Sosyal Psikolojiye Giriş, Ev-
rim, 10. Basım
Kaner, S. (1991) Anti sosyal davranış eğilimi envanteri geliştirilme ça-
lışmaları, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi.
Kohlberg, L. (1984) The Pscyhology of Morald Development: The Nature
And Validity Of Moral Stages, San Francisco:Harper & Row.
Krech, D. Crutchfild, R.S. (1967) Sosyal Psikoloji: Teori ve Sorunlar, Se-
vinç Matbaası, Ankara, 81-82.
Lemert, E.M. (1972) Human Deviance, Social Problems and Social Control
(2. basım). Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.
Loos, M. E. & Alexander, P. C. (1997) Differantial effects associated
with self reported histories Of abuse and neglect in a collage samp-
le. Journal of Interpersonal Violence, 12, 340-360.
Markus, H. (1983) Self-knowledge:an expended view, Journal of Perso-
nality, 51, 543-565.
Miles, D.R. & Carey, G. (1997) Genetic and Environmental Architecture of
Human Aggression, 72 (1), 207-217.
Moffitt, T.E. (1993) Adolescence-limited and life course-persistent anti
social behavior: A developmental taxonomy. Psychological Review,
100, 674-701.
Sosyal Psikoloji Bakış Açısından Çocuk ve Ergenlerde Suçlu Davranış Gelişimi372
Palmer E. J. & Gough, K. (2007). Childhood experiences of parenting
and causal attributions for criminal behavior among young of-
fenders and non-Offenders, Journal of Applied Social Psychology, 37
(4), 790-806
Patterson, G.R., Forgatch, M.S., Yoerger, K. & Stoolmiller, M. (1998)
Variable that inititate and maintain an early onset trajectory for ju-
venile offending, Development and Psychopathology , 10,531-547.
Sherif, M. & Sherif, C.W. (1996) Sosyal Psikolojiye Giriş I-II, Sosyal Ya-
yınlar,
Taylor S.E., Peplau, L.A. & Sears, D. O. (2007) Sosyal psikoloji (Çeviren,
A. Dönmez) İmge.
Uluğtekin, S. (1991) Hükümlü Çocuk ve Yeniden Toplumsallaşma, Bizim
Büro, Ankara.
Whyte, W.F. (1943). Street corner Society: The Social Structure of Italian
Slum. Chicago: The University of Chicago Pres.