hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009105
SUÇU BİLDİRMEME SUÇU
(TCK m. 278)
Mustafa Ruhan ERDEM
∗
I. Genel Olarak
Suçu bildirmeme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Özel Hükümler”
başlıklı 2. kitabının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığını taşıyan 4. bölümü
içerisinde düzenlenmiştir.
1
“Suçu bildirmeme” başlığını taşıyan TCK m.
278 uyarınca;
“(1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırıl-
ması hâlen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi,
yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Mağdurun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal
bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak
durumda bulunan kimse olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek
ceza, yarı oranında artırılır”.
*
Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.
1
Suçu bildirmeme suçunun, 765 sayılı TCK’da karşılığını oluşturan bir düzenleme
yoktur. 765 sayılı TCK m. 151’de yer verilen “fesadı bildirmeme ” suçunun, TCK m.
278’de düzenlenen suçu bildirmeme suçunun karşılığını oluşturduğunu söylemek
mümkün değildir. Her iki düzenleme arasında, yalnızca bildirim yükümlülüğüne
konu suçun sınırlandırılmış olması bakımından değil (Bu yönde Döner, “Suçu Bil-
dirmeme Suçu”, Atatürk Üniversitesi EHFD, C. IX, S.3-4 (2005), s. 67); aynı zamanda
güdülen amaç açısından da önemli bir fark bulunmaktadır. Gerçekten 765 sayılı
TCK m. 151 ile işlenmiş bir suçun kovuşturulması amacı güdülmekte iken, TCK m.
278’de işlenmekte olan bir suçu önleme düşüncesi daha ağır basmaktadır.
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009106
II. Korunan Hukuksal Yarar
Suçların büyük çoğunluğu, ceza soruşturma ve kovuşturma organ-
larının bilgisine, ihbar yoluyla ulaşmaktadır. Ancak liberal devletler,
özel kişileri, suçu kovuşturma işine bulaştırmaktan özenle kaçınırlar.
2
Bu nedenle bireylerin kural olarak işlenmiş olan suçları, kovuşturmaya
yetkili olan organlara bildirme yükümlülüğü yoktur.
3
Nitekim TCK m.
278’in (en azından öncelikli) amacı da, işlenmiş olan bir suçun kovuş-
turulması değildir.
Öğretide bu suçla korunan yararın ne olduğu konusunda esas iti-
bariyle üç görüş vardır:
Birinci görüşe göre bu suçla, bildirim yükümlülüğüne bağlı suçun
tehdit ettiği hukuksal yarara yönelik ihlalin önlenmesi istenmektedir.
Bu nedenle hüküm dolaylı olarak, bildirilmek suretiyle ihlali engelle-
nebilecek olan suçu düzenleyen norm tarafından korunan hukuksal
yararı koruma amacı gütmektedir.
4
2
Maurach /Schroeder/Maiwald, Strafrecht Besonderer Teil II (Straftaten gegen Ge-
meisschaftswerte), § 98 no. 1.
3
Cramer/Sternberg-Lieben, in: Schönke/Schröder, Strafgesetzbuch Kommentar,
München 2006, § 138 no.1. Bu nedenle TCK m. 278’in gerekçesinde yer verilen “suç -
luların cezalandırılmasını devletten istemek, kişi açısından bir hak olduğu gibi; herhangi
bir suç olgusunun gerçekleştiğini öğrenen kişinin du rumu suçu takibe yetkili makamlara
bildirmesi, aynı zamanda bir yükümlü lüktür. Bu itibarla, herhangi bir suç olgusunun ger-
çekleştiğini öğrenmesine rağmen durumun suçu takibe yetkili makamlara bildirilmemesi,
genel olarak haksız bir davranıştır. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince sadece belli suçla-
rın bildirilmemesi veya sadece belli kişilerin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi,
suç olarak tanımlanmıştır” biçimindeki açıklamalar liberal bir ceza hukuku anlayı-
şıyla bağdaşmamaktadır. Kaldı ki, “herhangi bir suç olgusunun gerçekleşmesi ”nden
söz edilmekte olan TCK m. 278’in gerekçesinde yer alan bu açıklamaların bu mad-
denin getirmek istediği düzenleme ile uzaktan yakından ilgisi yoktur (Eleştiri için
yine bkz. Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar (TCK m. 267-298), İstanbul 2008, s. 285).
4
Kindhäuser, Lehrbuch des Strafrechts Besonderer Teil I (Straftaten gegen Persönlich-
keitsrechte, Staat und Gesellschaft), Baden-Baden 2003, § 54 no. 1; Ostendorf, in:
Nomos Kommentar zum Strafgesetzbuch, 2003 § 138 no.3; Cramer/Sternberg-Lieben,
in: S/S, § 138 no.1; Maurach/Schroeder/Maiwald, BT/II, § 98 no. 6; Rudolphi, in: Syste-
matischer Kommentar zum Strafgesetzbuch 2002, § 138 no.2; Hanack, in: Leipziger
Kommentar zum Strafgesetzbuch, § 138 no. 2; Eisele, Strafrecht Besonderer Teil I
(Straftaten gegen die Person und die Allgemeinheit), Stuttgart 2008, no.1202; Ren-
gier, Strafrecht Besonderer Teil II (Delikte gegen die Person und die Allgemeinhe-
it), München 2000, § 52 no.1; Joecks, Strafgesetzbuch Studienkommentar, München
2007, § 138 no.2; Hohmann, in: Münchener Kommentar zum Strafgesetzbuch, Bd. 2/2,
München 2005, § 138 no. 2; Lackner/Kühl, Strafgesetzbuch Kommentar, München
2007, § 138 no. 1
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009107
Diğer bir görüş, suçları önleme işlevi nedeniyle adliyeyi (de) koru-
nan hukuksal yarar içerisinde değerlendirmektedir.
5
Üçünü bir görüş ise, bu suçla bireyler arası dayanışmanın korunan
hukuksal yarar olduğunu belirtmektedir.
6
Bizim bu konudaki kanaatimize gelince, işlenmekte olan veya iş-
lenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılmasına olanak bulu-
nan suçla korunan hukuksal yarar ne ise, bu suçla korunan öncelikli
hukuksal yarar da odur. Bununla birlikte bu suçla aynı zamanda ve
ikinci derecede adliyenin de korunduğunu söylemek yanlış olmaz.
7
Söz
konusu hükümle, işlenmiş bir suçun kovuşturulması değil, işlenmekte
olan suçun ya da ortaya çıkardığı zararlı neticenin büyümesinin ön-
lenmesi amacı güdülmektedir. Her ne kadar bildirimde bulunulması
gereken ana kadar işlenmiş olan biçimiyle suç teşebbüs aşamasında
kalmış, hatta tamamlanmış olduğu için, aynı zamanda bu suçun kovuş-
turulması da söz konusu ise de; yasa koyucunun amacı o ana kadarki
gerçekleşme biçimi itibariyle suçu kovuşturmak değildir. Bununla bir-
likte bu hükümle suçun kovuşturulması değil, önlenmesi amacı güdül-
müş olsa da, bildirimin yapılması gereken andaki koşullara göre, aynı
zamanda –en azından teşebbüs aşamasında kalmış olması nedeniyle–
kovuşturulabilir bir suçun söz konusu olduğu da gözden uzak tutula-
maz. Bu nedenle bu suçta (ikinci derecede de olsa) korunan hukuksal
yararın adliye olduğu söylenebilir. Alman hukukunda bu suçla adli-
yenin (de) korunduğu görüşüne karşı çıkan yazarlar, ya söz konusu
hükmün kanundaki sistematik açıdan bulunduğu yeri
8
ya da bildiri-
min önlenmek istenen suçun mağduruna da yapılabileceğini dayanak
yapmaktadırlar.
9
Oysa TCK’da suçu bildirmeme “adliyeye karşı suçlar”
5
Örneğin Rengier, § 52 no.1; Arzt/Weber, Strafrecht Besonderer Teil Lehrbuch 2000,
§ 46 no.3; Tröndle/Fischer, Strafgesetzbuch und Nebengesetze, München 2007, § 138
no.3; Eisele, no.1202; Tag, Nichtanzeige geplanter Straftaten, unterlassene Hilfelei-
stung oder Freispruch. Besprechungsaufsatz zu BGHSt 39, 164 = NJW 1993, 1871,
JR 1995, s. 134; yine bkz. Döner, s. 65
6
Bkz. Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 282; Hanack, in:LK, § 138 no.1; Döner, s. 64.
7
Karşı görüş Kindhäuser, BT/I, § 54 no. 1.
8
“Planlanan suçu bildirmeme” başlığını taşıyan Alman CK § 138, “Kamu Düzenine
Karşı Suçlar” bölümü içerisinde düzenlenmiştir. Öğretide Hanack, suçların ön-
lenmesinin önemli ölçüde kamusal organların görevi olması ve düzenlemenin de
“Kamu Düzenine Karşı Suçlar” bölümü içerisinde yer almasından hareketle, hük-
mün adliyeyi koruduğu görüşüne karşı çıkmaktadır (Hanack, in: LK, § 138 no. 2).
9
Hanack, in: LK, § 138 no. 2.
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009108
içerisinde düzenlendiği gibi, bildirimin de “yetkili makamlara ” yapıl-
ması aranmaktadır. Bu nedenle bu suçla ikinci derecede de olsa adli-
yenin korunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
III. Suç Tipinin Özellikleri
TCK m. 278, gerçek bir ihmali suçtur.
10
Bildirim yükümlülüğü, fa-
ilin, bildirim yükümlülüğüne konu olan suçu önleme konusunda ga-
rantör konumunda olmamasını gerektirmektedir.
11
Gerçekten eğer fail,
bildirim yükümlülüğüne konu olan suçun neticesini önleme konusun-
da hukuksal bir yükümlülük altında ve bunu önlememiş ise, artık TCK
m. 278’deki suçtan dolayı değil, işlenmesine engel olmadığı suçu ih-
mali hareketle işlemekten dolayı sorumlu tutulur.
Suçu bildirmeme, aynı zamanda somut tehlike suçudur.
12
IV. Fail ve Mağdur
Suçun faili olabilecek kişiler bakımından herhangi bir özellik aran-
mamıştır. Dolayısıyla herkes bu suçun faili olabilir.
13
Öyle ki, TCK m.
279 ve 280’in düzenlediği suç tipi, TCK m. 278’den tamamen farklı ol-
duğu için sağlık mesleği mensupları ve kamu görevlileri de bu suçun
faili olabilirler.
14
Bu nedenle bu suçun failinin kamu görevlisi ve sağ-
lık mesleği mensubu dışında bir kişi olabileceği görüşü
15
bize göre de
yerinde değildir.
16
Çünkü TCK m. 278 işlenmekte olan veya işlenmiş
10
Kindhäuser, BT/I, § 54 no. 1; Joecks, § 138 no.2; Eisele, no. 1202; Rengier, BT//II,
§ 52 no.2; Lackner/Kühl, § 138 no.1; Hohmann, in: MK, § 138 no. 3; Ostendorf, in:
NK, § 138 no. 1; Tröndle/Fischer, § 138 no. 2; Krey, Volker/Heinrich, Manfred,
Strafrecht Besonderer Teil, Bd. 1, 13. Aufl. Stuttgart 2005, § 8 no. 635.
11
Kindhäuser, BT/I, § 54 no. 2.
12
Hohmann, in: MK, § 138 no.3; Ostendorf, in: NK, § 138 no. 3; Maurach/Schroeder/
Maiwald, § 98 no. 7; Loos/Westendorf, Rechtzeitige Anzeige und Rücktritt bei § 138
Abs. 1 StGB, Jura 1998, s. 406
13
Kindhäuser, BT/I, § 54 no.7; Rengier, BT/II, § 52 no.2; Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar,
s. 276
14
Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 282
15
Döner, s. 71 vd.
16
Bkz. Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 282, ancak karşılaştırınız aynı yazar, s. 301.
Yazar, burada ise bizce yerinde olmayarak TCK m. 279 ve 280’in özgü suç olmaları
nedeniyle özel norm olarak öncelikle uygulanacağını belirtmektedir. Oysa TCK m.
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009109
olmakla birlikte neticenin sınırlanmasına olanak bulunan suçlar bakımın-
dan bildirim yükümlülüğü getirdiği halde, gerek TCK m. 279 ve ge-
rekse TCK m. 280, işlenmiş bir suçun varlığını şart kılmaktadır.
Bildirim yükümlülüğünün bazı istisnaları mevcuttur:
Öncelikle, işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte netice-
sinin sınırlandırılmasına olanak bulunan suçun faili veya suç ortağı bu
suçun faili olamaz.
17
Çünkü bir kimsenin işlediği veya işlenmesine işti-
rak ettiği suç açısından bildirim yükümlülüğü altında olduğunu söyle-
mek, bu kimsenin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanama-
yacağı kuralının (nemo tenetur se ipsum accusare) inkarı anlamına gelir.
18
Hiç kimsenin kendisini veya yakınlarını suçlayıcı beyanda bulunmaya
zorlanamayacağına ilişkin Any. m. 38/5 hükmü, kanaatimizce doğru-
dan uygulanabilir bir kural niteliğindedir. Bu konuda özel bir kişisel
cezasızlık nedenine yer verilmesi tercih edilebilir ise de; mutlaka bu yön-
de bir zorunluluk olduğunu söylemek bize doğru görünmemektedir.
19
279 ve 280 ile TCK m. 278’in düzenleme konuları birbirinden tamamen farklıdır.
Eğer bir suç (lex specialis), bir başka suçun (lex generalis) bütün unsurlarını ve bu-
nun dışında en azından bir ek unsuru içeriyorsa, özel-genel norm ilişkisi mevcuttur.
Genel norm, a+b+c, özel norm a+b+c+d unsurlarını içerir (Gropp, Strafrecht Allge-
meiner Teil, 2005, § 14 no. 12; Kühl, Strafrecht Allgemeiner Teil, 3. Aufl. München
2000, § 21 no. 52; Baumann/Weber/Mitsch, Strafrecht Allgemeiner Teil, 1995, § 36
no. 7; Stree, in: S/S, vor § 52 ff no. 110; Hakeri, Ceza Hukuku, Ankara 2005, s. 440;
İçel/Evik, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. Kitap, İstanbul 2007, s. 317; Özgenç,
Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2006, s. 532; Öztürk, Bahri/Erdem, Mus-
tafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, 10 baskı, Ankara
2008, § 6 no. 459). Özel suç tipi, genel suç tipinin bütün unsurlarını içerdiği için,
zorunlu olarak genel suç tipinin haksızlık unsurunu da içerir; dolayısıyla özel suç
tipinin gerçekleşmesi, zorunlu olarak genel suç tipinin de gerçekleşmesi sonucunu
doğurur (Bkz. İçel/Evik, Ceza Hukuku, s. 317; Öztürk/Erdem, § 6 no. 459). Görül-
düğü gibi, özel-genel norm ilişkisi her iki normun da olaya uygulanabilir olması-
nı gerektirir. Oysa burada sözü edilen durumda TCK m. 278 ile diğer normların
aynı olaya uygulanması söz konusu değildir. Çünkü TCK m. 279 ve 280, TCK m.
278’den farklı olarak işlenmiş bir suçun varlığını gerektirir.
17
Hanack, in: LK § 138 no. 42; Kindhäuser, BT/I, § 54 no.9; Cramer/Sternberg-Lieben,
in: S/S, § 138 no.20-21; Ostendorf, in: NK, § 138 no. 6; Tröndle/Fischer, § 138 no. 18;
Eisele, no. 1205; Krey/Heinrich, § 8 no. 641; Hohmann, in: MK, § 138 no. 22; karşı
görüş Rudolphi in: SK, § 138 no.19; Rengier, BT/II, § 52 no.4; Ünver, Adliyeye Karşı
Suçlar, s. 278 vd.
18
Kindhäuser, BT/I, § 54 no.9; Eisele, no. 1205; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, §
138 no. 21; Ostendorf, in: NK, § 138 no. 6; Tag, JR 1995, s. 135; Hohmann, in: MK, §
138 no. 22.
19
Karşı görüş Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 279.
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009110
Öte yandan ön suçun failinin veya suç ortağının bildirim yükümlü-
lüğünün bulunmaması, suç politikası düşüncesine de uygundur. Çün-
kü suçun ortaya çıkardığı neticelerin önlenmesi olanağı, böyle bir
yükümlülüğün bulunduğunun kabul edilmesi durumunda büyük
ölçüde ortadan kaldırılmış olurdu.
20
Bununla birlikte, failin, bildirim-
de bulunması durumunda işlenmekte olan suça iştirak ettiği şüphesi
altına girecek olmasının, onu bildirimde bulunma yükümlülüğünden
kurtarmayacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
21
Öte yandan işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte netice-
nin sınırlandırılması olanağı bulunan suçun mağduru da, şikayete bağlı
olsun ya da olmasın, söz konusu suç, başka kişilere ait yararları da
koruyor olmadıkça, bu suçun faili olamaz.
22
Bununla birlikte hukuk-
sal yararın bireye değil, topluma veya devlete ait olduğu bir suç söz
konusu ise, tehlike bizzat kendisine yönelmiş olsun veya olmasın, kişi
bildirim yükümlülüğü altındadır.
23
V. Maddi Unsur
A. Suçun İşlenmekte Olması veya İşlenmiş Olmakla Birlikte
Neticelerini Sınırlandırma Olanağının Bulunması
Bildirim yükümlülüğü, ister kasıtlı, isterse taksirli olsun, ağırlığı-
na bakılmaksızın,
24
herhangi bir suçun, tüm iştirak biçimleri de dahil
olmak üzere, işlenmekte ya da işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin
sınırlandırılabilecek olmasını gerektirmektedir. Her ne kadar öğretide
20
Rengier, BT/II, § 52 no.5; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no. 20-21; Os-
tendorf, in: NK, § 138 no. 6; Lackner/Kühl,, § 138 no. 6; Tröndle/Fischer, § 138 no.
19; Tag, JR 1995, s. 134 vd.
21
Hohmann, in: MK, § 138 no.22.
22
Eisele, no. 1205; Lackner/Kühl, § 138 no.6; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, §
138 no. 20-21; Tröndle/Fischer, § 138 no. 17; Hanack, in: LK, § 138 no. 40; Rengier,
BT/II, § 52 no.7; Hohmann, in: MK, § 138 no. 21; Rudolphi, in: SK, § 138 no.18;
Joecks, § 138 no.18; karşı görüş Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 278.
23
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no. 20-21; Hohmann, in: MK, § 138 no.21;
Maurach/Schroeder/Maiwald,§ 98 no.16.
24
TBMM’de yapılan görüşmeler sırasında ayırımsız tüm suçlar bakımından bildirim
yükümlülüğüne yer verilmesi eleştirilmiş ve özellikle taksirli suçlar ile şikayete
bağlı suçların bu yükümlülüğün dışında tutulması önerilmiş ise de (Bkz. Güney/
Balo, Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara 2004, s. 794); bu öneriler bizce yerinde olma-
yarak dikkate alınmamıştır.
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009111
“işlenmekte olan” deyiminin, söz konusu suça iştirak biçimlerini de içe-
rip içermediği tartışma konusu yapılmış ise de;
25
kanaatimizce de bu
tartışmaların pratik açıdan bir yararı yoktur. Çünkü suça iştirak edil-
diği konusunda bilgi sahibi olan fail, zaten asıl fiil hakkında da bilgi
sahibi olmuş demektir.
26
Eğer fail, bir kişinin bir başka kişiyi suç işle-
meye azmettirdiği konusunda bilgi edinmiş ise, asıl fiilin icra hareket-
lerine başlanmadığı sürece, hem önlenmek istenen suçun koruduğu
hukuksal yarara yönelik bir tehlike oluşmadığı
27
ve hem de sonuçsuz
kalan azmettirme cezayı gerektirmediği için suçu bildirmeme suçu
oluşmaz.
Aynı durum, işlenmek istenen suçun henüz hazırlık aşamasındaki
suça yardım niteliğindeki hareketler bakımından da söz konusu olup,
asıl fiilin icra hareketlerine başlanmadığı sürece suça yardım niteliğin-
deki hareketleri cezalandırmak mümkün olmadığı için yine suçu bil-
dirmeme suçunun oluştuğundan söz edilemez.
28
TCK m. 278’de suçtan
söz edilmiş, suçun nitelik ve ağırlığı bakımından herhangi bir ayırım
yapılmamıştır.
29
Öyle ki, bu suçun TCK’da veya yan ceza kanununda
düzenleniyor olması da durumda bir değişiklik meydana getirmez.
Bununla birlikte bildirim yükümlülüğünün konusunu oluşturan fiilin
mutlaka suç olması gerektiği için, disiplin cezasını gerektiren ya da ka-
bahat niteliğindeki bir fiilin bildirilmemesi bu suçu oluşturmaz. Fakat
herhalde bu suçla bir suçun işlenmesi tehlikesini önleme amacı güdül-
düğünden, hüküm, kusur yeteneği olmayan kişilerin işlediği fiilleri de
kapsamaktadır.
30
Buna karşılık fiilin hukuka aykırı olması gerekir. Bu
25
Bildirim yükümlülüğünün hem failliği ve hem de suça iştiraki içerdiği görüşü,
öğretide baskın görüştür (Lackner/Kühl, § 138 no.2; Tröndle/Fischer, § 138 no.6;
Hanack, § 138 no.9; Rudolphi, in: SK, § 138 no.4c; Hohmann, in: MK, § 138 no. 7;
karşı görüş Ostendorf, in: NK, § 138 no.6).
26
Joecks, § 138 no.9; karşı görüş Hanack, in: LK, § 138 no.9.
27
Joecks, § 138 no.9.
28
Suçun hazırlık hareketleri aşamasındaki yardımın asıl fiilin işlenmesi olanağını ya-
rattığı durumlarda bildirim yükümlülüğünün söz konusu olduğu görüşü için bkz.
Joecks, § 138 no.9a
29
Ancak bildirim yükümlülüğünü, yalnızca belirli ağırlıktaki katalog suçlarıyla sı-
nırlandıran bazı kanunlar da bulunmaktadır. Örneğin Alman CK § 138.
30
Joecks, § 138 no.8; Eisele, no. 1206; Tröndle/Fischer, § 138 no.8; Hanack, in: LK, §
138 no.10; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.4; Hohmann, in: MK, § 138
no.9; Lackner/Kühl, § 138 no.2; Rudolphi, in: SK, § 138 no.7; Maurach/Schroeder/
Maiwald, § 98 no.9.
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009112
nedenle işlenmekte olan fiilde herhangi bir hukuka uygunluk nedeni
varsa, bildirim yükümlülüğü mevcut değildir.
31
İlk alternatif olan suçun “işlenmekte olması ” (TCK m. 278/1) ile ifa-
de edilmek istenen, suçun teşebbüs aşamasına gelmiş olmasıdır. Baş-
ka bir anlatımla işlenmekte olan suç deyimi, teşebbüsün başlaması ile
sona ermesi arasındaki zaman aralığını ifade eder.
32
Bu açıdan teşebbü-
sün sona ermiş olup olmaması, bu suçun oluşması bakımından önem
taşımaz.
33
Buna karşılık cezalandırmayı gerektirmeyen hazırlık hareket-
leri veya gönüllü vazgeçme söz konusu olduğunda bildirim yükümlü-
lüğünden söz edilemez.
34
Öyle ki, failin suç henüz hazırlık hareketle-
ri aşamasında bulunduğu halde o suçun doğrudan doğruya icrasına
başlandığı ve dolayısıyla teşebbüs aşamasına geçildiğini düşünüyor
olması da durumda bir değişiklik yaratmaz. Bunun gibi elverişsiz teşeb-
büs durumunda da bildirim yükümlülüğü mevcut değildir.
35
Her ne kadar bazı yazarlar işlenmekte olan suç deyimi için CMK
m. 2/j’deki “suçüstü ” kavramına göndermede bulunmakta iseler de;
36
bu hükümle CMK m. 2/j’de sözü edilen “işlenmekte olan suç ” deyimi
arasında herhangi bir ilişki bulunmamaktadır.
37
İkinci alternatif olan suçun yol açtığı “neticelerin sınırlandırılmasının
halen mümkün bulunması” durumundan (TCK m. 278/2) söz edebilmek
için, öncelikle netice suçunun söz konusu olması gerekir. Netice yüzün-
31
Hanack, in: LK, § 138 no.11.
32
Eisele, no. 1206; Tröndle/Fischer, § 138 no. 7.
33
Joecks, § 138 no.7. Bu nedenle TCK m. 278’in gerekçesinde yer verilen “bu madde-
ye göre, suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için henüz icrası devam etmekte
olan bir suçun varlığı gereklidir. Örneğin, bir kimsenin kaçırılarak belli bir yerde
tutulduğunun bilinmesine rağmen, durumdan yet kili makamların haberdar edil-
memesi; keza, mütemadi suç niteliği taşıyan elektrik hırsızlığının işlendiğinden
haberdar olunmasına rağmen, durumun yetkili makamlara bildirilmemesi, bu
suçu oluşturacaktır” biçimindeki anlatımlar, maddedeki düzenleme ile uyuşma-
maktadır. Verilen örnekte “işlenmekte olan” değil, “işlenmiş olmakla birlikte neti-
cesinin sınırlandırılmasına olanak bulunan” bir suç söz konusudur.
34
Kindhäuser, BT/I, § 54 no.9; Cramer/Sternberg-Lieben, § 138 no.20; Ostendorf, in:
NK, § 138 no. 7; Hohmann, in: MK, § 138 no. 22; Tröndle/Fischer, § 138 no. 20; Ei-
sele, no. 1205; Rengier, BT/II, § 52 no.4; karşılaştırınız Hanack, in LK, § 138 no.44.
35
Joecks, § 138 no.8; Hohmann, in: MK, § 138 no.7; Rudolphi, in: SK, § 138 no.7; Lack-
ner/Kühl, § 138 no.2.
36
Döner, s. 73.
37
Bkz. Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s. 283
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009113
den ağırlaşan suçların da netice suçu olduğu göz önünde bulundu-
rulduğunda, temel suç tipi işlenmiş olmakla birlikte, cezanın ağırlaş-
tırılmasını gerektiren netice henüz gerçekleşmiş değilse, bu durumda
da bildirim yükümlülüğünün bulunduğu sonucuna varmak gerekir.
Neticelerin sınırlandırılması olanağı ise, neticenin haksızlığının daha da
yoğunlaşması tehlikesini ifade etmektedir.
38
Bu nedenle TCK m. 278’de
yer verilen “neticeler ” deyimi, tipik netice veya neticelerle sınırlı olarak
anlaşılmalıdır. Hükümde, neticeler biçiminde çoğul bir anlatımın tercih
edilmesinden hareketle, tipik netice dışında kalan neticelerin de bildi-
rim yükümlülüğüne dayanak oluşturacağı sonucuna varılmamalıdır.
39
Böyle bir görüşün kabulü, suç tipinin uygulama alanının belirsiz ve
tehlikeli biçimde genişlemesi sonucuna yol açar.
Bu suçta işlenmiş olan suçu aydınlatma değil, önleme düşün-
cesi ağır basmaktadır.
40
Bu nedenle suçun icra hareketleri bitmiş ve
artık yol açtığı neticeleri de sınırlandırma olanağı kalmamış ise, bu
durumda TCK m. 278’den ileri gelen bir bildirim yükümlülüğünden
söz edilemez.
41
Başka bir anlatımla TCK m. 278’e dayanan bildirim
yükümlülüğü, suçun fiilen sona erdiği andan itibaren ortadan kalkar.
42
Bu yüzden TCK m. 278’in gerekçesinde yer verilen “icrası tamamlanmış
olan bir hır sızlık sonucunda elde edilmiş olan malların bir depoda saklandığı-
nın bilin mesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi,
bu suçu oluşturacaktır” yönündeki açıklamalar kanun metnine uygun
düşmemektedir. Çünkü burada suç işlenmiş ve artık ortaya çıkan neti-
celeri de sınırlandırma olanağı kalmamıştır.
B. Failin Suçla İlgili İnandırıcı Biçimde Bilgi Sahibi Olması
İşlenmekte olan veya neticelerinin sınırlandırılmasına olanak bu-
lunan suç hakkında, suçun işlenmekte olduğu veya neticeleri sınırlan-
dırma olanağının bulunduğu anda fail inandırıcı biçimde bilgi edinmiş
38
Joecks, § 138 no.7.
39
Karşılaştırnız Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar.
40
Joecks, § 138 no.5.
41
Kindhäuser, BT/I, § 54 no. 6; Eisele, no. 1206; Rengier, BT/II, § 52 no.3; Cramer/
Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.2. Böyle bir durumda bildirim yükümlülüğü,
olsa olsa TCK m. 279 ve 280 açısından söz konusu olur.
42
Hohmann, in: MK, § 138 no.10.
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009114
olmalıdır.
43
Bildirimde bulunulması gereken anda suçun işlenmesine
veya neticenin sınırlandırılmasına olanak kalmamış ise, TCK m. 278’in
amacı, suçu önlemek veya neticesini sınırlandırmak olduğu için, artık
bu hükme dayanan bir bildirim yükümlülüğünden de söz edilemez.
44
Bunun için de failin suçun işlenmesine devam edileceğini veya zaten
işlenmiş bir suç söz konusu ise, neticelerinin sınırlandırılacağını ciddi
biçimde hesaba katmış olması aranır.
45
Suç hakkında bilgi edinmiş ol-
mak, TCK m. 278’in uygulanması için yeterlidir; failin ayrıca bu suçun
faili ya da suç ortağını bilmesi gerekmez;
46
meğer ki, suçun işlenmesinin
önlenmesi veya neticenin sınırlandırılması için failin veya suç ortağı-
nın kim olduğu önem taşısın.
47
Bunun gibi, bildirimde bulunan kişinin kendi kimliğini açıklamış
olması da gerekmez; bu bakımdan anonim bildirim de esas itibariyle
yeterlidir. Bildirim yükümlülüğü altında olan kişi, kimliğini, eğer bil-
dirim başka türlü ciddiye alınmayacaksa, ancak bu takdirde açıklamak
zorundadır.
48
C. Bildirimde Bulunmama
Bu madde anlamında bildirim, CMK m. 158’deki ihbar karşılığında
kullanılmış değildir. Burada söz konusu olan, ihbar değil, fiilin işlen-
mesi veya neticenin önlenmesi amacıyla yetkililerin uyarılmasıdır.
49
Bildirim, sözlü, yazılı veya bir başka kişi aracı kılınmak suretiyle her-
hangi bir biçimde yapılmış olabilir.
50
43
Eisele, no. 1207; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.9; Joecks, § 138 no.12;
Hanack, in: LK, § 138 no.14.
44
Cramer/Sternberg-Lieben,in: S/S, § 138 no.9; Hohmann, in: MK, § 138 no.12; Loos/
Westendorf, Jura 1998, s. 406.
45
Joecks, § 138 no.10; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.8; Lackner/Kühl, §
138 no.3. Bu konudaki tartışmalar için bkz. Hanack, in: LK, § 138 no.15 vd.
46
Eisele, no. 1207; Hanack, in: LR, § 138 no.14; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, §
138 no.8; Hohmann, in: MK, § 138 no.11; Joecks, § 138 no.14; Lackner/Kühl, § 138
no.3.
47
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.10; Hohmann, in: MK, § 138 no.13;
Joecks, § 138 no.14; Lackner/Kühl, § 138 no.4.
48
Hohmann, in: MK, § 138 no.13; Hanack, in: LR, § 138 no.44; Lackner/Kühl, § 138
no.4.
49
Hohmann, in: MK, § 138 no.13.
50
Joecks, § 138 no.14.
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009115
Bildirimin yapılması gereken ana gelince; öğretideki görüşler bu
konuda birbirinden ayrılmaktadır. Bir görüşe göre bildirim yetkili ma-
kama derhal yapılmalıdır.
51
Bizce de yerinde olan çoğunluk görüşüne
göre ise, suçun işlenmesinin veya neticesinin sınırlandırılmasının müm-
kün olduğu her aşamaya kadar bildirim yeterlidir.
52
Böyle olunca da
suçun işlenmekte olmasına rağmen, yapılacak bildirim, onun işlenme-
sinin önlenmesine veya neticesinin sınırlandırılmasına olanak verme-
yecekse, böyle bir durumda bildirim yükümlülüğünün bulunduğun-
dan söz edilemez.
53
Bu görüş kabul edildiğinde, bildirimle yükümlü
olan kişiye, bildirimi yapabileceği, aşılmaması gereken belirli bir za-
man aralığı tanımış olmaktadır.
54
Eğer üçüncü kişi, bu arada zaten bil-
dirimde bulunmuş
55
veya yetkili makamlar zaten suç hakkında bilgi
sahibi ise,
56
bildirim yükümlülüğünden söz edilemez.
Hükmün uygulanması açısından önemli bir sorun da, bildiri-
min kime veya nereye yapılacağı konusunda ortaya çıkmaktadır. TCK
m. 278 bildirimin “yetkili makamlara ” yapılmış olması gerektiğini
belirtmektedir.
57
Kanaatimizce bu soruya verilecek yanıt açısından be-
lirleyici olan, suçla korunan hukuksal yarardır. Her ne kadar TCK m.
278 bu suçu “adliyeye karşı suçlar” içerisinde düzenlemiş ise de, en azın-
dan korunan öncelikli yarar, işlenmekte olan ya da işlenmiş olmakla
birlikte neticesinin sınırlandırılmasına olanak bulunan suçun korudu-
ğu hukuksal yarardır. Bu nedenle bildirimin suçu önlemeye yetkili olan
51
Maurach/Schroeder/Maiwald, § 98 no.18.
52
Kindhäuser, BT/I, § 54 no. 16; Eisele, no. 1208; Rengier, BT/II, § 52 no.6; Krey/
Heinrich, § 8 no. 641; Cramer/Sternberg-Lieben,in: S/S, § 138 no.12; Hohmann, in:
MK, § 138 no. 14; Lackner/Kühl, § 138 no.5; Loos/Westendorf, Jura 1998, s. 403;
Joecks, § 138 no.15; Hanack, in: LK, § 138 no.19.
53
Hanack, in: LK, § 138 no.20.
54
Cramer /Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.12; Hohmann, in: MK, § 138 no.14.
55
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.12; Hohmann, in: MK, § 138 no.14.
56
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.12; Joecks, § 138 no.14.
57
Almanya’da bildirimin suçu önlemeye yetkili makamlara veya bu suçla ilgili olan
kişiye yapılmış olması gerektiği (Eisele, no. 1207; Rengier, BT/II, § 52 no.7; Cra-
mer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.13; Hohmann, in: MK, § 138 no.16; Joecks,
§ 138 no.16; Lackner/Kühl, § 138 no.5), bununla birlikte devlete veya topluma kar-
şı işlenen suçlarda bildirimin yalnızca ilgili makamlara yapılabileceği belirtilmek-
tedir (Rengier, BT/II, § 52 no.7; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.13;
Hohmann, in: MK, § 138 no.16).
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009116
makama yapılması gerekir.
58
Bu da, münhasıran kolluktur.
Bununla birlikte burada gerçek anlamda bir ihmali suç söz konusu
olduğu için, bu tür suçların dogmatik yapısına da uygun olarak, bildi-
rimin yapılması failden beklenebilmeli ve mümkün olmalıdır.
59
VI. Hukuka Aykırılık Unsuru
Bu suçta hukuka aykırılığı ortadan kaldıran neden olarak mağdu-
run rızasından söz edilmiştir. Bununla birlikte mağdurun rızasının bu
suçta hukuka aykırılığı ortadan kaldırabilmesi, işlenmekte olan veya
işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılmasına olanak bu-
lunan suçun münhasıran bireysel nitelikli bir hukuksal yararı koruyor
ve mağdurun bildirimde bulunmaktan vazgeçmiş olması koşuluna
bağlıdır.
60
Bundan başka bildirim yükümlülüğü altında bulunan kişinin,
bildirimde bulunması durumunda önemli bir tehlike ile karşı karşı-
ya kalacak olması, zorda kalma hukuka uygunluk nedeni içerisinde ele
alınır.
61
Sır saklama yükümlülüğü altında olan kişilerin, TCK m. 278’de
açık bir düzenleme olmamasına rağmen,
62
hakkın kullanılması hukuka
uygunluk nedeninden yararlanabileceği düşüncesindeyiz.
63
VII. Manevi Unsur
Suçu bildirmeme, kasten işlenebilen bir suçtur. Kastın suç tipinde
yer verilen objektif nitelikteki tüm unsurları kapsamasının bir sonucu
olarak, bildirimin yapılması gereken anı, bildirimin yapılacağı yetki-
58
Hohmann, in: MK, § 138 no.16; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.13;
Joecks, § 138 no.16
59
Tröndle/Fischer, § 138 no.12; Eisele, no. 1208.
60
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no. 22; Hanack, in: LK, § 138 no. 65.
61
Bkz. Hanack, in: LK, § 138 no. 66
62
Oysa Alman CK § 139 III c.2’de sır saklama yükümlülüğü altında bulunan bazı ki-
şiler bildirim yükümlülüğünden istisna tutulmuştur (Geniş bilgi için bkz. Cramer/
Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.23).
63
Karşılaştırınız Döner, s. 90.
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009117
li makamı ve bizzat bildirimin yapılmamasını içermesi gerekir.
64
Suç
olası kastla da işlenebilir.
65
Suçun taksirli biçimini kanun ayrıca düzen-
lemediği için söz gelimi failin bildirimi içeren mektubu göndermeyi
unutması durumunda bu suçtan dolayı ceza verilmemesi gerekir.
Failin bildirim yükümlülüğünün hangi anda söz konusu olduğuna
ilişkin yanılması tipiklikte yanılma olup, eğer fail, daha sonraki aşama-
da da bildirimde bulunabileceğini düşündüğü için geç bildirimde bu-
lunmuş ise, bu durumda kastı ortadan kaldıran tipiklikte yanılmadan
söz edilir.
66
Bunun gibi bildirimle yükümlü olan kişi, hatalı olarak bil-
dirimin suçun işlenmesini veya neticenin sınırlandırılmasını engelle-
meyeceğini sanmış ise, yine kastı ortadan kaldıran bir tipiklikte yanılma
söz konusudur.
67
Buna karşılık failin bildirim yükümlülüğünün mevcut olmadığı-
nı düşünmesi, tipikliğin unsurlarına ilişkin bir yanılma değil, haksız-
lık yanılması sayılır
68
ve kaçınılmaz olması durumunda kusuru ortadan
kaldırır.
Fail, aslında öyle olmadığı halde, ortada işlenmekte olan veya iş-
lenmiş olmakla birlikte neticesinin sınırlandırılmasına olanak bulu-
nan bir suç olduğunu düşünmesi, tek başına bildirim yükümlülüğüne
dayanak oluşturmaz. Böyle bir durumda hukuksal yarara yönelik bir
tehlike söz konusu olmadığı için, cezayı gerektirmeyen elverişsiz te-
şebbüsten söz edilmelidir.
69
VIII. Nitelikli Haller
Mağdurun 15 yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal
bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunama-
yacak durumda bulunan bir kimse olması cezanın ağırlaştırılmasını
gerektiren nitelikli haldir (TCK m. 278/3). Nitelikli hal, özel savunma-
64
Bkz. Hohmann, in: MK, § 138 no.19.
65
Hohmann, in: MK, § 138 no.19; Tröndle/Fischer, § 138 no.32; Ostendorf, in:NK, §
138 no.19.
66
Rengier, BT/II, § 52 no.8; Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.12; Hanack,
in: LK, § 138 no. 26; Rudolphi, in: SK, § 138 no.14; Hohmann, in: MK, § 138 no.19.
67
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.9; Hohmann, in: MK, § 138 no.19.
68
Rengier, BT/II, § 52 no.8; Hohmann, in: MK, § 138 no.19.
69
Joecks, § 138 no.11; Rudolphi, in: SK, § 138 no.9.
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009118
sızlık durumunun, bizzat suça maruz kalan kişinin bildirimde bulun-
ması olanağını ortadan kaldırdığı düşüncesiyle kabul edilmiştir. Söz
konusu nitelikli halin uygulanabilmesi için öncelikle işlenmekte olan
veya işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılmasına olanak
bulunan suçun mağdurunun maddede sayılan kişiler olması aranmak-
tadır. Bu nedenle sayılan kişilerin suçla korunan hukuksal yararın ta-
şıyıcısı olması gerekir. Bundan başka özel savunmasızlık durumunun,
failin bildirimde bulunması gerektiği anda mevcut olması gerektiği
düşüncesindeyiz. Sonradan savunmasızlık durumunun ortadan kalk-
ması, örneğin mağdurun 15 yaşını doldurmuş ya da hamileliğin sona
ermiş olması, nitelikli halin uygulanmasına engel değildir.
IX. Suçun Özel Görünüş Biçimleri
TeşebbüsA.
Bu suç, bildirim yükümlülüğüne konu olan suçun tamamlanması
veya tamamlanmış olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılması ola-
nağının ortadan kalkması aşamasına kadar bildirimde bulunulmaması
ile birlikte tamamlanır. Dolayısıyla failin suçla ilgili bilgi edindiği an-
dan itibaren bu aşamaya kadar kendisine tanınan bildirimde bulunma
olanağını kullanmış olması gerekir.
70
Suçun neticelerinin sınırlandı-
rılması olanağının mevcut olduğu aşamaya kadar bildirim mümkün
olduğuna ve neticelerin sınırlandırılması olanağının ortadan kalkması
ile birlikte artık bildirim yükümlülüğü de ortadan kalktığına göre bu
suça teşebbüsün mümkün olmadığı düşüncesindeyiz.
Bildirime konu suçun işlenmiş olup olmaması, failin bu suçtan do-
layı cezalandırılabilmesi için gerekli bir koşul değildir; bu yüzden bil-
dirimin yapılmaması, suç işlenmiş olsun ya da olmasın, yine de cezayı
gerektirmektedir.
71
İçtimaB.
Bu suçu düzenleyen norm, tehlikede bulunan kişiye yardım etme-
me suçuna (TCK m. 98/2) göre özel norm niteliğindedir
72
ve bu neden-
le de öncelikle uygulanır.
70
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.26; Hanack, in: LK, § 138 no.54.
71
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.28.
72
Hohmann, in: MK, § 138 no.24.
hakemli makaleler Mustafa Ruhan ERDEM
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009119
Buna karşılık fail, neticeyi önleme konusunda hukuksal yüküm-
lülük altında ise (garantör), fail bu suçtan değil, ön suçtan dolayı
cezalandırılır.
73
Örneğin işlenmekte olan kasten yaralama suçunun
mağduru failin eşi ise, fail garantör konumunda olduğu için, suçu bil-
dirmemekten dolayı değil, duruma göre tamamlanmış veya teşebbüs
aşamasında kalmış kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.
İştirakC.
Birden fazla kişi bildirim yükümlülüğü altında ise, bunlar birbirle-
rinin suçuna iştirak etmiş olmazlar. Bildirim yükümlülüğü altında olan
birden fazla kişi arasındaki ilişki, her birisinin yükümlülüğü birbirin-
den bağımsız olduğu için yan faillik olarak
74
nitelendirilmektedir.
75
Azmettirme ve yardım bakımından ise iştirake ilişkin genel kural-
lar burada da uygulama alanı bulur.
76
Bildirim yükümlülüğü altında bulunan kişinin bildirimde bulun-
masını engelleyen kişi TCK m. 278 uyarınca değil, bildirim yükümlü-
lüğüne konu olan suça iştirakten dolayı cezalandırılır.
77
SONUÇ
Suçu bildirmeme suçunda, işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla
birlikte neticelerinin sınırlandırılmasına olanak bulunan suçun koru-
duğu hukuksal yarara yönelik zarar veya tehlikenin önlenmesi amacı
güdüldüğü için, TCK m. 278’in “adliyeye karşı suçlar” bölümü içerisin-
de düzenlenmesi yerine, “kamu barışına karşı suçlar” bölümü içerisinde
düzenlenmesi daha yerinde olurdu.
73
Joecks, § 138 no.27.
74
Birden fazla kişi dolaylı fail, birlikte fail veya suç ortağı olmaksızın bir suç tipini
gerçekleştirirse yan faillikten söz edilir. Yan faillikte birden fazla kişi birbirinden
bağımsız olarak tipikliğin gerçekleşmesine katkıda bulunmaktadır (Bkz. Öztürk/
Erdem, no. 461).
75
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.27; Hohmann, in: MK, § 138 no.21;
Tröndle/Fischer, § 138 no.35; Rudolphi, in: SK, § 138 no.33; Joecks, § 138 no.26.
76
Hohmann, in: MK, § 138 no.23.
77
Cramer/Sternberg-Lieben, in: S/S, § 138 no.27; Rudolphi, in: SK, § 138 no.34;
Tröndle/Fischer, § 138 no.36; Hohmann, in: MK, § 138 no.24; Hanack, in: LK, § 138
no.72; Joecks, § 138 no.26
Mustafa Ruhan ERDEM hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 80, 2009120
Her ne kadar TCK m. 278’de açıkça bir düzenlemeye yer veril-
memiş ise de, bildirim yükümlülüğüne konu olan suçun fail ya da
mağduru, bu suçun faili olamaz. Ancak bu konuda ortaya çıkabilecek
duraksamaları gidermek açısından bildirim yükümlülüğüne, TCK m.
281/1 c.2’de olduğu gibi ön suçun fail veya suç ortağı ile TCK m. 283/3,
284/4’te olduğu gibi ön suçun fail veya suç ortağının belirli dereceye
kadarki yakınları bakımından istisna getirilmesi yerinde olacaktır.
Bildirim yükümlülüğüne konu olan suçun türü ve ağırlığı bakı-
mından bir ayrıma gidilmemesi yerinde olmamıştır.
Nihayet, suçun “neticelerinin sınırlandırılmasına” olanak bulunan
her aşamaya kadar bildirim yükümlülüğü getirilmiş olması da, hük-
mün uygulama alanını tehlikeli biçimde genişleteceği için, bu deyimin
tipik neticeler olarak anlaşılması yerinde olacaktır. Doğrusu, maddenin
uygulama alanının bu yönüyle de açığa kavuşturulması ve gerekirse,
bu yönde maddede bir değişikliğe gidilmesidir.