hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009137
TCK’NIN 5. MADDESİNİN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ
KARŞISINDA TCK DIŞINDAKİ KANUNLARDA YER ALAN
DAVA ve CEZA ZAMANAŞIMINI
DURDURAN NEDENLERİN YÜRÜRLÜK
DURUMU
Fahri Gökçen TANER
∗
GİRİŞ
Bilindiği üzere yürürlüğünün iki kez ertelenmesinin
1
ardından
TCK’nın özel kanunlarla ilişkiyi düzenleyen 5. maddesi, 1 Ocak 2009
tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu makalede özel kanunlarda yer alan
dava veya ceza zamanaşımını durduran nedenlerin mevzuattaki du-
rumları ya da daha açık ifadeyle zımnen ilga edilip edilmedikleri in-
celenecektir.
Yaptığımız incelemede özel kanunlarda dava zamanaşımını veya
ceza zamanaşımını kesen herhangi bir nedene rastlanmamıştır. Bu ne-
denle makalenin kapsamında yalnızca durma nedenleri yer almakta-
dır.
I. TÜRK CEZA KANUNU’NUN 5. MADDESİNİN
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNİN ARDINDAN
TÜRK CEZA KANUNU’NUN GENEL HÜKÜMLERİYLE
DİĞER KANUNLARDA YER ALAN GENEL
HÜKÜMLERE İLİŞKİN DÜZENLEMELER
ARASINDAKİ İLİŞKİ
TCK’nın 5. maddesi “Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanun-
*
Ar. Gör., Ankara Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usulü Hukuku ABD öğretim ele-
manı.
1
11.05.2005 tarihli ve 5349 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama
Şekli Hakkında Kanun’da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6.maddesiyle
adı geçen Kanuna eklenen geçici 1. maddeyle TCK’nın 5. maddesinin yürürlüğü
31 Aralık 2006 tarihine ertelenmişti. 5560 sayılı Kanun’la sözü geçen geçici 1. mad-
dede yer alan tarih 31 Aralık 2008 olarak değiştirilmiştir.
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009138
ları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır” şeklindedir.
Hüküm TCK’nın iki tür kanunla ilişkisini düzenlemektedir. Bunlar-
dan ilki özel ceza kanunlarıdır. Özel ceza kanunları, tüm suçların TCK
gibi genel nitelik taşıyan kanunlarda düzenlenmesinin pratik olma-
ması
2
dolayısıyla, TCK’da yer almayan, konu olarak daha özel suçlara
ilişkin düzenlemeleri içeren ve “tamamlayıcı ceza hukukunu oluşturan”
3
kanunlardır. Terörle Mücadele Kanunu, Askeri Ceza Kanunu bu tür
kanunlara örnek olarak verilebilir. Düzenlemeye konu olan diğer hu-
sus ise ceza hükmü içeren kanunlardır. Öncelikle belirtmek gerekir
ki hükümde yer alan “ceza içeren kanun” ifadesi, “ceza hükmü içeren
kanun”
4
olarak düzeltilmelidir, zira ifade bu şekliyle bir anlam ifade
etmemektedir.
5
Nitekim 27.12.2007 tarihinde kabul edilen 5726 sayılı
Tanık Koruma Kanunu’nun 3/1-a maddesinde yerinde olarak “ceza
hükmü içeren özel kanun” ifadesi kullanılmıştır. Ceza hükmü içeren ka-
nunlar ceza hukuku alanında bir hukuk alanına özgü olmasına karşın,
içerisinde suç ve cezalara ilişkin hükümler de içeren kanunlardır.
6
765 sayılı TCK’nın konuya ilişkin hükmü olan 10. maddede yal-
nızca özel ceza kanunlarından bahsedilmesine karşın, bu ifadenin ceza
hükmü içeren kanunları kapsamadığı yönünde bir görüş ileri sürül-
memiştir. Yine de öğretide, ceza hükmü içeren kanunların 5237 sayılı
TCK’da açıkça ifade edilmesinin yerinde olduğu düşüncesinde olan ya-
2
Özel kanunlara duyulan ihtiyaç ve genel nitelikte kanunlarda tüm suçların birden
düzenlenmesinin sakıncaları hakkında bkz. Taner, Ceza Hukuku Umumi Kısım, İs-
tanbul 1953, s. 152.
3
Erem/Danışman/Artuk, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1997, s. 89.
4
Öğretide TCK dışında kalan ceza kanunlarını; özel ceza kanunları ve ceza hükmü
içeren kanunları şeklinde ikiye ayıran yazarlar tarafından kullanılan terim de “ceza
hüküm içeren (özel) kanun”dur. Bkz. Centel/Zafer/Çakmut, Türk Ceza Hukukuna
Giriş, 5. Bası İstanbul 2008, s. 76; Öztürk/Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve
Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Ankara 2008, s. 55. Önder ise bu ayrımlardan bahset-
memekte ve yalnızca “ceza hükmü taşıyan özel kanun” ifadesini kullanmaktadır.
Bkz. Önder, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, s 45.
5
Toroslu/Ersoy, “Kanunlaşmaması Gereken Bir Tasarı”, TCK Tasarısı Hakkında Ma-
kaleler Görüşler Raporlar İkinci Kitap, TBB Yayını, Ankara 2004, s. 8. Yazarlar haklı
olarak “ceza içeren kanunlardaki suçlar ifadesinin” ne anlama geldiğini sorgula-
maktadır.
6
Donay, Türk Ceza Kanunu Şerhi, İstanbul 2007, s. 9.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009139
zarlar vardır.
7
Kanımızca özel ceza kanunu ifadesinden, yalnızca ceza
hukuku alanına hasredilmiş kanunları anlamak yerinde olmaz. Zira
ceza hükmü içeren kanunların ilgili kısımları, sonuçta TCK karşısında
özel ceza kanunudur (hükmüdür). Dolayısıyla özel ceza kanunları ifa-
desi, ceza hükmü içeren kanunları da içerecek şekilde anlaşılmalıdır.
Kanunda ceza hükmü içeren kanunların açıkça ifade edilmesi yanlış
olmamakla birlikte, bir yenilik de getirmemektedir.
8
Bu nedenle, bu
makalede özel ceza kanunları ifadesi, ceza hüküm içeren kanunları da
kapsayacak şekilde kullanılacaktır.
Kanun koyucu, 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesiyle adeta
yeni bir sayfa açmayı ve TCK’nın genel hükümlerini özel kanunlar ba-
kımından da geçerli kılmayı amaçlamıştır. Bu yaklaşımın yerinde olup
olmadığı elbette tartışmaya açıktır. Zira özel kanunların düzenlenme-
sini gerektiren nedenler, zaman zaman bu kanunların genel hükümlere
ilişkin düzenlemeler bakımından TCK’dan ayrılmalarını gerektirebi-
lir. Nitekim 765 sayılı TCK döneminde Kanunun 10. maddesi uyarın-
ca kural, “özel kanunlarda aksine bir düzenleme olmaması halinde TCK’nın
genel hükümlerinin uygulanması” şeklindeydi. 5237 sayılı TCK’da ise,
765 sayılı TCK’nın tam aksi yönünde bir sistem benimsenmiştir. Bi-
lindiği üzere genel hükümler ile özel hükümler arasındaki ilişkide,
özel hüküm tarafından ayrı bir düzenleme getirildiğinde kural, “özel
hükmün önceliği” ilkesi gereğince bu hükümlerin uygulanmasıdır.
9
As-
lında TCK’nın 5. maddesinin, özel hükümlerle yapılan düzenlemelere
yönelik ihtiyacı tamamen ortadan kaldırdığını söylemek de mümkün
değildir. Bu durumu dikkate alan kanun koyucu ortaya çıkabilecek sa-
kıncaları önlemek amacıyla, 31 Aralık 2008 tarihinden önce bazı özel
ceza kanunlarında değişiklik yapmıştır.
10
Böylece 1 Haziran 2005 ta-
7
Donay, s. 9; Özbek/Seven, “31.12.2008 Tarihi Sonrasında, Karşılıksız Çek Keşide
Etme Suçuna Uygulanacak Olan Türk Ceza Kanunu Hükümlerinin Değerlendiril-
mesi”, www.turkhukuksitesi.com, s. 1.
8
Aksi görüş için bkz. Özbek/Seven, s. 1. Yazarlar, “ceza (hükmü) içeren kanun”
ifadesinin 5237 sayılı TCK’nın uygulama alanının 765 sayılı TCK’dan daha geniş
olmasını sağladığını ileri sürmektedir.
9
Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2008, s. 48.
10
Örnek olarak bkz. 5329 sayılı Kanunla Askeri Ceza Kanunu ve Disiplin Mahke-
meleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanunla
yapılan değişiklik; 5728 sayılı Te mel Ceza Ka nunlarına Uyum Ama cıyla Çeşitli Ka
nunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Ya pılmasına Dair Ka nun.
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009140
rihinden sonra değişen veya yürürlüğe giren kanunlar bakımından,
5. maddenin bir etkisinin olmaması sağlanmıştır. Bu şekilde genel
hükümlerle çelişen düzenlemeler getirilmesi alışkanlığının yaygınlaş-
ması
11
sonucunda mevzuatın kısa sürede 1 Haziran 2005 tarihinden
önceki karmaşık halini almasını kaçınılmazdır. Bu nedenle öğretide
haklı olarak TCK’nın 5. maddesinin bir temenniyi (tavsiyeyi) yansıttığı
ifade edilmektedir.
12
Eğer kanun koyucunun TCK’nın genel hükümle-
rini tüm özel ceza kanunları bakımından geçerli hale getirmek gibi bir
amacı ve düşüncesi olsaydı, TCK’nın 5. maddesine paralel bir düzen-
lemeyi Anayasa’ya eklemesi gerekirdi.
13
Zira kanun koyucun kendi
kendisine talimat vermesi mümkün değildir. Böyle bir talimatı ancak
Anayasa koyucu verebilir. Bu nedenle yapılanın kanun yapma tekniği-
ne uygun olduğunu söylemek de pek mümkün gözükmemektedir.
Zaten kanun koyucunun böyle bir amacı olmadığı, yeni çıkardığı
kanunlarla koyduğu kurala aykırı düzenlemeler yapmasından anla-
şılmaktadır. Bu yöntemin yine aynı kanun koyucu tarafından 5. mad-
denin gerekçesinde benimsenen yaklaşımla
14
uyuşmadığı ise gayet
açıktır.
Yöntem bakımından 5. maddeyle bu şekilde bir düzenleme yap-
mak yerine, kanun koyucunun özel kanunlarda yer alan düzenleme-
leri tek tek gözden geçirmesi ve TCK ile uyumlu hale getirmesi daha
yerinde bir yaklaşım olabilirdi.
15
Bu durumda uygulamacı 1 Haziran
2005 tarihinden önce yürürlüğe girmiş olan kanun hükümlerini uygu-
lamadan önce bunların zımnen ilga edilip edilmediği araştırma kül-
fetine katlanmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla izlenen yolun pratik
olduğu da savunulmamalıdır. Öte yandan, kanun koyucu hükümleri
11
Öztürk/Erdem, s. 56.
12
Öztürk/Erdem, s. 56; Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara
2008, s. 52; Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. I, İstanbul 2006, s. 19.
13
Aynı görüşte bkz. Şen, s. 19
14
Maddenin gerekçesinde özel kanunlarda yapılan farklı düzenlemelerle “ceza ka-
nununda benimsenen genel ku rallara aykırı uygulamaların yolu açılmakta ve te-
mel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu sakıncaların önüne geçebilmek bakımından,
ayrıca hukuk uygula masında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini sağlamak
için; diğer kanun larda sadece özel suç tanımlarına yer verilmesi ve bu suçlarla
ilgili yaptı rımların belirlenmesi ile yetinilmelidir.” ifadesi yer almaktadır.
15
Aynı görüşte bkz. Donay, s. 9.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009141
tek tek gözden geçirme yolunu seçmemiş ve 1 Haziran 2005 tarihini
adeta milat olarak belirleyerek, öncesinde yürürlüğe giren hükümlerin
zımnen ilgası yoluna gitmiştir. Dolayısıyla izlenen yöntem, özel ka-
nunlarda yer alan hükümlerin zımnen ilga edilip edilmediğine yönelik
bir değerlendirme yapmayı zorunlu kılmaktadır. Bu makalenin yazıl-
ma nedeni de, aslında bu zorunluluktur.
Aşağıda yer alan alt başlıklarda TCK’nın 5. maddesinin yürürlüğe
girmesi karşısında ortaya çıkabilecek olasılıklar değerlendirilerek ger-
çekleşmesi mümkün olan sonuçlar genel hatlarıyla ifade edilmeye ça-
lışılacaktır. Burada yapılacak tespitler yalnız dava veya ceza zamana-
şımı durduran nedenler bakımından değil, özel kanunlarda yer alan
ve TCK’nın genel hükümleriyle çelişen tüm düzenlemeler bakımından
geçerlidir. Durma nedenlerine ilişkin ayrıntılar ise, aşağıda her bir
durma nedeninin mevzuattaki durumu gerekçeli olarak incelenirken
belirtilecektir.
A. DÜZENLEMENİN ANAYASA’DA YER ALMASI
HALİNDE
İlgili hükmün Anayasa’da yer alması halinde, TCK’nın 5. madde-
sinin söz konusu düzenleme üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır.
Zira normlar hiyerarşisinde kanunlara göre üstte yer alan Anayasa’nın,
ancak Anayasa’nın değiştirilmesine ilişkin usul ve esaslara uygun bir
kanunla değiştirilmesi mümkündür. Dolayısıyla Anayasa’dan sonraki
bir tarihte yürürlüğe giren sıradan kanunun, Anayasa’yı değiştirmesi
mümkün değildir.
B. DÜZENLEMENİN BİR ÖZEL KANUNUNDA
YER ALMASI VE 1 HAZİRAN 2005 TARİHİNDE
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ HALİNDE
Böyle bir durumda TCK’nın 5. maddesinin yürürlüğe girdiği ta-
rihin mi, yoksa TCK’nın yürürlük tarihinin mi yapılacak değerlen-
dirmeye esas alınacağı konusunda tereddütler oluşabilir. Bu nokta-
da TCK’nın yürürlük tarihi olan 1 Haziran 2005 dikkate alınmalıdır,
zira bir kanunla diğeri arasındaki öncelik sonralık ilişkisi belirlenir-
ken, esas alınması gereken tarih kanunun yürürlüğe girdiği tarihtir.
Dolayısıyla önceki kanun- sonraki kanun ilişkisinin belirlenmesinde
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009142
TCK’nın yürürlük tarihi olan 1 Haziran 2005 esas alınmalıdır. Öyleyse
TCK ile ilgili hüküm aynı tarihte yürürlüğe girdiği takdirde, araların-
da bir öncelik sonralık ilişkisi bulunmayacaktır. Sonuç olarak TCK’nın
5. maddesinin, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren hükümler ba-
kımından bir etkisi yoktur.
C. DÜZENLEMENİN BİR ÖZEL KANUNDA YER ALMASI
FAKAT 1 HAZİRAN 2005 TARİHİNDEN SONRA
DEĞİŞTİRİLMİŞ OLMASI HALİNDE
Bir üst başlıkta önceki kanun-sonraki kanun ilişkisinin belirlen-
mesinde TCK’nın yürürlük tarihi olan 1 Haziran 2005’in esas alınması
gerektiği düşüncesinde olduğumuzu ifade etmiştik. Dolayısıyla 1 Ha-
ziran 2005 tarihinden sonra değişen hükümler TCK’ya göre sonraki
kanun durumunda olduğundan, TCK’nın 5. maddesinin yürürlüğe
girmesinin bu hükümler üzerinde bir etkisi olmayacaktır.
16
Zira norm-
lar hiyerarşisinde TCK diğer tüm kanunlarla eşit düzeyde olduğun-
dan, onlara karşı bir üstünlüğü bulunmamaktadır.
D. DÜZENLEMENİN 1 HAZİRAN 2005 TARİHİNDEN
ÖNCE YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞ BİR ÖZEL KANUNDA
YER ALMASI VE BU TARİHTEN SONRA HERHANGİ
BİR DEĞİŞKLİK GEÇİRMEMİŞ OLMASI HALİNDE
1 Haziran 2005 tarihinden önce yürürlüğe girmiş, sonrasında
herhangi bir değişiklik geçirmemiş ve TCK’nın genel hükümleriyle
uyumsuz olan düzenlemeler, TCK’nın özel kanunlarla ilişkisini dü-
zenleyen 5. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından, 31 Aralık
2008 tarihinde zımnen ilga edilmişlerdir.
17
Mevzuattaki hangi hüküm-
lerin uyumlu, hangilerinin uyumsuz olduğunun belirlenmesinde na-
sıl bir yol izleneceği tartışma konusu olabilir. Bu durumda karşımıza
çeşitli olasılıklar çıkabilir. İlk olasılık iki kanun hükmünün aynı anda
uygulanmasının imkansız olması halidir. Bu halde önceki kanun hük-
münün zımnen ilga edildiği ( örtülü olarak yürürlükten kalktığı kabul
16
Aynı görüş için bkz. Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2006, s. 83;
Özbek, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Anlamı, Ankara 2005, s. 176; Donay, s. 8.
17
Aynı görüş için bkz. Öztürk/Erdem, s. 56.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009143
edilmelidir.
18
Bir diğer olasılık ise, genel hükümlerde bazı hallerin sı-
nırlı olarak sayılması halinde söz konusu olacaktır. Dava veya ceza
zamanaşımını durduran veya kesen nedenler, söz konusu olasılığın en
bilinen örneğidir. Bu durumda kanun koyucunun iradesinin, herhan-
gi bir değişikliğe gitmediği önceki kanun hükmünü zımnen ilga etme
yönünde olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Genel hükümlerde
sınırlı olarak sayma yoluna gidilen durumlarda, özel kanunlarda yer
alan hükümlerin özel hüküm olduğunu ileri sürerek bunların mevzu-
attaki varlıklarını koruduklarını savunmak mümkün değildir. Zira 5.
maddenin ve kanunilik ilkesinin varlığı, bunların zımnen ilga edildiği
yönündeki yorumu zorunlu kılmaktadır.
II. DAVA ZAMANAŞIMINI DURDURAN VE KESEN
NEDENLERİN “MANTIĞI” (RATİOSU)
Zamanaşımı kavramı ilk olarak özel hukuk alanında ortaya çıktı-
ğı ve düşünsel temelleri özel hukukta yer aldığından, zamanaşımını
durduran ve kesen nedenlerin varlık nedenini de özel hukuk alanında
aramak gerekir. Özel hukukta zamanaşımı borçluyu korumak ve onu
uzun süre bir belirsizliğe muhatap bırakmamak için kabul edilmiştir.
Buna karşılık durma ve kesme nedenleri ise alacaklıyı koruma ama-
cını taşımaktadır.
19
Özel hukukta zamanaşımı, kişinin hakkı üzerinde
serbestçe tasarruf edebiliyor olmasına rağmen, hareketsiz kalmasına
yönelik bir tür yaptırım olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle serbest
hareket etme imkânı olmayan kişiye karşı zamanaşımı süresinin işle-
memesi (contra non valentem agere non currit prescriptio) kuraldır.
20
Do-
layısıyla, alacaklının elinde olmayan ve alacak hakkının talep edilme-
sini güçleştiren ya da imkânsız hale getiren bazı durum ve ilişkilerin
varlığı hallerine özgü olarak, zamanaşımı süresinin işlemesinin haksız
sonuçlara yol açmasını önlemek amacıyla, bazı sosyal ve ahlaki düşün-
celerin de etkisiyle, durma nedenleri kabul edilmiştir.
21
Zamanaşımı-
18
Edis, Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Ankara 1997, s. 174.
19
Ergenekon, Türk Borçlar Hukukunda Müruru Zamanın Kat’ı, Ankara 1960, s. 10.
20
Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı (Yayınlanmamış Doçentlik Tezi), İstanbul
1951, s. 3; Velidedeoğlu/Kaynar, Borçlar Hukuku Umumi Hükümler, 3. Bası, İstanbul
1960, s.220.
21
Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, 6. Bası, İstanbul 1976, s.1275;
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009144
nı kesen nedenler ise, borç ilişkisinin taraflarınca yapılan fiiller ya da
yetkili organlarca yapılan işlemlerden ibarettir.
22
Bu fiil ya da işlemler,
borç ilişkisinin halen sürdüğünü ve alacaklının borcunun peşinde ol-
duğunu gösterdiklerinden, bu hallerin varlığı karşısında zamanaşımı
süresinin işliyor olması haklı görülmemiştir.
23
Kanun böylece hem ala-
caklıyı korumuş, hem de kesilmenin ardından zamanaşımının yeniden
ve tam olarak işleyeceğini kabul ederek, zamanın yok edici etkilerini
yeniden gösterebilmesini mümkün kılmıştır.
24
Özel hukuk alanından ceza hukukuna geçen zamanaşımının, ceza
hukukunda dava ve ceza zamanaşımı olarak iki farklı görünümü olsa
da, durma ve kesme nedenlerinin mantığı aynı kalmış, değişen ise ko-
runan menfaat ve ilişkinin tarafı olmuştur. Hem dava, hem de ceza
zamanaşımıyla korunan husus devletin cezalandırma yetkisi olarak
karşımıza çıkmaktadır. Ceza zamanaşımında bu yetki, cezayı infaz
etme yetkisi olarak somutlaşmaktadır.
Dava zamanaşımını durduran nedenler, kamu davasının yürüme-
sinin mümkün olmadığı hallerde, dava zamanaşımı süresinin işleme-
sini ve kanunun kendi içerisinde çelişmesini önlemektedir. Zira ka-
nun, bir yandan kamu davasının yürütülmesini olanaksız olduğunu,
bir yandan dava zamanaşımının işlediğini kabul etseydi, bu durumu
devletin cezalandırma yetkisinin kullanılmadan ortadan kalkması an-
lamına gelebilirdi. Ceza zamanaşımını durduran nedenler bakımın-
dan ise aynı durum, cezayı infaz etme yetkisi bakımından söz konusu
olmaktadır. Bazı engel nedenlerden dolayı cezayı infaz etme yetkisinin
kullanılmasının mümkün olmaması, ceza zamanaşımının işlemesini
de önlemektedir. Dolayısıyla, özel hukukta alacaklının elinde olmayan
ve alacak hakkının talep edilmesini güçleştiren ya da imkânsız hale ge-
tiren bazı durum ve ilişkilerin varlığı olarak somutlaşan mantık, ceza
hukukunda devletin cezalandırma yetkisinin kullanılmasının, kanun
tarafından çeşitli nedenlerle imkansız hale getirilmesi olarak karşımı-
za çıkmaktadır.
Tutumlu, Türk Borçlar Hukukunda Zamanaşımının Anlamı, Durması ve Kesilmesi, An-
kara 1990, s. 68; Ergenekon, s. 11 ve 12.
22
Tutumlu, s. 79; Ergenekon, s. 26; Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı,
İstanbul 2001, s. 1280.
23
Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, Ankara 2006, s. 651.
24
Oesch, Essai dogmatique sur la prescription en droit suisse, Laussanne 1934, s. 36.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009145
Dava ve ceza zamanaşımını kesen nedenlerde de mantık, özel hu-
kuktakinden farklı değildir. Özel hukukta borç ilişkisinin taraflarınca
tarafından yapılan bazı fiiller, borcun hala canlı olduğunu göstermekte
iken, ceza hukukunda kamu davasını yürütmeye veya cezayı infaz et-
meye yetkili organların fiilleri, devletin cezalandırma yetkisini kullan-
maya yönelik çabasını ortaya koymakta ve işlemiş olan zamanaşımı
süresini anlamsız hale getirmektedir.
Bu başlıkta anlatılanlardan çıkan sonuç, yukarıda bahsedilen ni-
telikleri taşımayan hususların, her ne olursa olsun dava veya ceza za-
manaşımını durduran ya da kesen neden olarak kanuna alınmasının,
hukuk teorisine aykırı olduğudur. Bu tespit aşağıda durma nedenleri
incelenirken, zaman zaman bize rehberlik edecektir.
III. TÜRK CEZA KANUNU DIŞINDAKİ KANUNLARDA
YER ALAN DAVA ZAMANAŞIMINI DURDURAN
NEDENLER
A. BANKACILIK KANUNU KAPSAMINDAKİ
DAVALARDA DOSYANIN BİLİRKİŞİYE
GÖNDERİLMESİ
Hukukumuzda dava zamanaşımının durduran nedenlerden biri
19.10.2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda yer almak-
taydı. Bankacılık Kanunu’nun, bu Kanunun uygulamasından doğan
kamu davalarında bilirkişiye başvurmanın esaslarını düzenleyen 165.
maddesinde, dosyanın bilirkişiye teslimi tarihinde dava zamanaşımı-
nın duracağı ve bilirkişi raporunun mahkemeye verildiği günden iti-
baren sürenin yeniden işlemeye başlayacağı ifade edilmekteydi.
Hüküm teknik bir konu olan bankacılık alanında açılan ceza dava-
larında bilirkişi incelemesinin zorunlu görülmesi ve bu incelemelerin
uzamasından kaynaklanabilecek sorunların
25
önüne geçmek amacıyla
getirilmiş olabilir. Öte yandan gerekçe her ne olursa olsun, böyle bir
durma nedeninin kabulü son derece yanlış ve zamanaşımı teorisinin
durma konusundaki esaslarına, bu nedenlerin kabulünde etkili olan
25
Bu sorunların yaşandığı ve sonuçta zamanaşımına uğrayan bazı davalar hakkında
bkz. Özgenç, Banka Yolsuzlukları ve Zamanaşımı Sorunu”, TH, Ocak 2003, s.5.
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009146
mantığa tamamen aykırıydı.
26
Söz konusu hüküm 1 Haziran 2005 tarihinden sonra herhangi bir
değişiklik geçirmediğine göre TCK’nın 5. maddesinin 1 Ocak 2009 ta-
rihinde yürürlüğe girmesinin ardından, incelediğimiz durma nedeni-
nin zımnen ilga edildiği sonucuna varmak gerekmektedir.
Bu noktada hükmün genel hükümler neden aykırı olduğu yönün-
de bir soru akla gelebilir. TCK’nın genel hükümlerinde dava zamana-
şımını durduran nedenler açıkça sayılmıştır ve sayma sınırlı sayıdadır.
Bu nedenlere yeni nedenlerin eklenmesi ancak Anayasa veya 1 Hazi-
ran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren ya da değişiklik geçiren
kanunlar aracılığıyla olabilir. Dolayısıyla 1 Haziran 2005 tarihinden
tarihten önce yürürlüğe girmiş olan ve bu tarihten sonra değişiklik ge-
çirmemiş olan özel kanunlarda yer alan dava zamanaşımını durduran
nedenler, TCK’nın genel hükümleriyle uyumlu değildir ve bu hüküm-
lerin zımnen ilga edildiği kabul edilmelidir.
Bankacılık Kanunu’nun 165. maddesinde yer alan durma nedeni-
nin zımnen ilgası, görülmekte olan davalarda dava zamanaşımı süresi
hesaplanırken bu neden hiç var olmamış gibi hesap yapılmasını zo-
runlu kılmaktadır.
Dosya bilirkişiye 1 Haziran 2005 tarihinden önce gönderilmiş
ve bilirkişi dosyayı iade dahi etmiş olsa sonuç değişmeyecektir. Zira
ceza hukuku kurallarının zaman bakımından uygulanmasında, son-
radan yürürlüğe giren kanunun lehe düzenlemeler içermesi halinde,
lehe olan kanunun uygulanması esastır ( TCK m. 7/2). Dolayısıyla
TCK’nın 5. maddesi dolayısıyla ortaya çıkan tablo failin lehine oldu-
ğundan, dava zamanaşımının hesabında dosyanın bilirkişiye gönde-
rildiği zaman diliminde de dava zamanaşımı işleyecek ve hesap buna
göre yapılacaktır. Dava 1 Ocak 2009 tarihinden önce mahkumiyet
hükmünün kesinleşmesiyle sonuçlanmış ise, artık dava zamanaşımı-
nın yerini ceza zamanaşımı kurumu alacağından, elbette 5. maddenin
yürürlüğe girmesinin bir etkisi olmayacaktır. Zira ortadan kalkmış bir
sürenin durması veya kesilmesi mümkün değildir.
26
Düzenlemeye ilişkin eleştiriler için bkz. Taner, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Anka-
ra 2008, s. 94.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009147
B. KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumu
27
; 2005 yılında
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’yla (ÇKK) hukukumuza girmiş
bulunmaktaydı. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla, CMK’nın 171 ve
ÇKK’nın 19. maddelerinde yapılan değişiklikle, kurum hem yetiş-
kinler bakımından da uygulanabilir hale getirilmiş, hem de çocuklar
ile yetişkinler için kurumun uygulanma şartlarında, erteleme süresi
hariç olmak üzere eşgüdüm sağlanmıştır. Buna göre CMK’nın 171.
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında sayılan şartların varlığı ha-
linde Cumhuriyet savcısı, kamu davasının açılmasını yetişkinler için
beş (CMK m. 171/2), çocuklar için ise üç yıl (ÇKK m. 19) boyunca
erteleyebilmektedir. Maddenin dördüncü fıkrasının son cümlesinde,
erteleme süresince dava zamanaşımı süresinin işlemeyeceği hüküm
altına alınmıştır. Buna göre, suç tarihinden itibaren işlemeye başlayan
dava zamanaşımı süresi, Cumhuriyet savcısının erteleme kararı ver-
mesiyle birlikte duracaktır. Erteleme süresi içerisinde kasıtlı bir suç
işlenmemesi halinde, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecek; suç
işlenmesi halinde ise kamu davası açılacaktır. Bu durumda hakkında
kamu davası açılmasının ertelenmesine karar verilen suç bakımından
dava zamanaşımı süresi, ikinci suçun işlendiği günden itibaren kaldığı
yerden işlemeye devam edecektir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumu CMK’da yer al-
dığından ve CMK, TCK ile birlikte 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
girdiğinden, TCK ile CMK arasında önceki kanun sonraki kanun iliş-
kisi bulunmamaktadır. Üstelik hüküm 06.12.2006 tarihinde 5560 sayılı
Kanunla değiştirilmiş ve böylece TCK’nın 5. maddesi karşısında son-
raki kanun durumuna gelmiştir. Dolayısıyla TCK’nın 5. maddesinin
yürürlüğe girmesi, kamu davasının açılmasının ertelenmesi halinde
dava zamanaşımını durduran hüküm üzerinde herhangi bir sonuç do-
ğurmayacak ve kurum mevzuatımızdaki varlığını sürdürmeye devam
edecektir.
27
Kurum hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Özbek/Doğan, “Ceza Muhakemesi Ka-
nununda 5560 sayılı Kanunla Yapılan Değişikliklerin Değerlendirilmesi”, CHD,
Aralık 2006, Y.1, S.2, s. 238 vd.
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009148
C. HÜKMÜN AÇIKLANMASININ ERTELENMESİ
(GERİYE BIRAKILMASI)
Hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumu,
28
kamu davasının
açılmasının ertelenmesi kurumu gibi, 2005 yılında 5395 sayılı ÇKK
ile hukukumuza girmiş bulunmaktaydı. Kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kurumuna paralel olarak 06.12.2006 tarihinde 5560 sayılı
Kanunla, hem CMK’nın 231. ve hem de ÇKK’nın 23. maddelerinde ya-
pılan değişiklikle kurum, hem yetişkinler bakımından uygulanabilir
hale getirilmiş, hem de çocuklar ile yetişkinler için kurumun denetim
süresi dışında kalan uygulanma şartlarında eşgüdüm sağlanmıştır.
Dava zamanaşımının durması bakımından, bir üst başlıkta kamu
davasının açılmasının ertelenmesi kurumu hakkında yapılan analiz,
hükmün açıklanmasının ertelenmesi bakımından da geçerlidir. Zira
her iki kurum da 1 Haziran 2005 tarihinde CMK ile mevzuata girmiş
ve 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla değiştirilerek TCK’nın 5. madde-
sine göre sonraki kanun halini almıştır.
D. UZLAŞMA TEKLİFİNDE BULUNULMASI
CMK’nın 253. maddesinin 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’la
değişik 21. fıkrası uyarınca “Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden
birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma giri-
şiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek
Cumhuriyet savcısına verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma
koşulu olan dava süreleri işlemez”.
Dolayısıyla yukarıda kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve
hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kurumları bakımından
söylenenler, dava zamanaşımını durduran bir diğer neden olan uz-
laşma teklifi bakımından da geçerlidir. Özetle, 5560 sayılı Kanun’la
TCK’dan çıkartılarak CMK’ya taşınan ve uygulama şartları ayrıntılı
olarak düzenlenen uzlaşma kurumu, TCK’nın 5. maddesine göre son-
raki bir kanun hükmü tarafından düzenlenmekte ve mevzuattaki var-
lığını korumaktadır.
28
Kurum hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Özbek/Doğan, s. 238 vd.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009149
E. ASKERİ SUÇLARDA DAVA ZAMANAŞIMININ
DURMASI
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü
Kanunu’nun 29.6.2006 tarih ve 5530 sayılı Kanun’la değişik 20. madde-
sinde, askeri suçlara ilişkin davalarda zamanaşımını durduran bir ne-
den yer almaktadır.
29
Buna göre “er ve erbaşlar ile yedek subayların askere
girmeden veya silâhaltına çağrılmadan önce işledikleri yukarı haddi iki yıla
kadar hapis cezasını gerektiren suçlara ait davalarda soruşturma ve kovuş-
turma işlemleri askerliklerini bitirmelerine kadar geri bırakılır.” Öte yandan
ikinci fıkrada Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çıkarmayı gerektiren suç-
lardan sanık yedek subaylar hakkında bu hükmün uygulanmayacağı
ifade edilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise geri(ye) bırakma süresin-
ce zamanaşımının işlemeyeceği belirtilmiştir. Maddenin üçüncü fıkra-
sında savaş halinde yukarıda barış hali için belirlenen yukarı sınırın
beş yıl olduğu, dördüncü fıkrasında ise savaş halinde geriye bırakma
hükümlerinin uygulanmamasının istenebileceği istisnai haller hüküm
altına alınmaktadır.
Görüldüğü üzere CMK’da yer alan kurumlar gibi, Askeri Mahke-
meler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinde yer
alan dava zamanaşımını durduran neden de, TCK’nın yürürlüğe gir-
diği 1 Haziran 2005 tarihinden sonra (29.6.2006 tarihinde, 5530 sayılı
Kanun’la) değişikliğe uğramış ve TCK’nın 5. maddesine göre sonraki
bir kanun hükmü halini almıştır. Dolayısıyla, söz konusu durma nede-
ni de mevzuattaki varlığını sürdürmektedir.
IV. TÜRK CEZA KANUNU DIŞINDAKİ KANUNLARDA ve
ANAYASA’DA YER ALAN CEZA ZAMANAŞIMINI
DURDURAN NEDENLER
A. MİLLETVEKİLLİĞİ SIFATININ KAZANILMASI
Anayasa’nın 83/3. maddesinde “milletvekili hakkında seçimden önce
ya da sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesinin üyelik sı-
fatının sonuna bırakılacağı” belirtilmekte ve üyelik süresince zamana-
şımının işlemeyeceğini ifade edilmektedir. Söz konusu nedenin ceza
29
Konuya ilişkin bir Yargıtay kararı için bkz. YCGK, E. 1992/3-366, K. 1993/27, T.
08.02.1993 (KBİBB, SGT: 10.10.2007).
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009150
zamanaşımını durduran bir neden olduğu öğretide ittifakla kabul
edilmektedir.
30
Tartışmalı konu ise, bu durma nedeninin dava zamana-
şımı bakımından da geçerli olup olmadığıdır. Anayasa’nın açık hükmü
karşısında söz konusu hükmün yalnızca ceza zamanaşımını durduran
bir neden olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu düşüncesindeyiz.
31
Zira üyelik süresince “zamanaşımı işlemez” ibaresi başka bir cümlede
değil, ceza hükmünün infazının ertelenmesinden bahseden cümleye
noktalı virgülle bağlıdır ve cümlede kastedilenin ceza zamanaşımı ol-
duğu açıktır.
32
Dolayısıyla bu makalede milletvekilliği sıfatının kaza-
nılması, ceza zamanaşımını durduran nedenler başlığı altında incelen-
mektedir.
Milletvekilliği sıfatının kazanılması halinde ceza zamanaşımının
durması Anayasa’da düzenlenen bir kurum olduğundan, TCK’nın 5.
maddesinin yürürlüğe girmesinin bu durma nedeni bakımından her-
hangi bir etkisi bulunmamaktadır. Zira Anayasa, normlar hiyerarşisin-
de kanunların üstünde yer almakta ve ancak Anayasa’da öngörülen
usullerle değiştirilebilmektedir. Bu nedenle sıradan bir kanunun Ana-
yasa üzerinde herhangi bir etki doğurması mümkün olmayacaktır.
B. CGTİHK’da GÖSTERİLEN BAZI SUÇLAR
BAKIMINDAN HÜKÜMLÜNÜN ASKER OLMASI
13.12.2004 tarihinde kabul edilen ve bu tarihte yürürlüğe giren
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (CGTİHK)
118/1. maddesi uyarınca; “sırf askerî suçlar ile askerî disiplin suçları ay-
rık olmak üzere, er ve erbaşlar ile yedek subayların askere alınmadan önce ve
askerlikleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı, haklarında kısa süreli hapis
30
Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. II-III, İstanbul 1992, s. 805; Dönmezer/
Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. III , 12. Bası, İstanbul Ekim 1997, s. 291;
Erem/Danışman/Artuk, s. 1012; Feyzioğlu, “Yasama Dokunulmazlığı”, AÜHFD,
1991-1992, S. 1-4, s. 32; Özgen, Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir
1988, s. 100-101.
31
Konuya ilişkin tartışmalar için bkz. Önder, Genel Hükümler, C. II-III, s. 805; Dönme-
zer/Erman, C. III, s. 276; Erem/Danışman/Artuk, s. 1012; Centel/Zafer/Çakmut,
s. 637; Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, s. 87; Gökcen, “Türk Ceza Hukukunda
Zamanaşımı”, Kamu Hukuku Arkivi, 2004 Mart, s. 45; Feyzioğlu, “Yasama Dokunul-
mazlığı”, s. 33; Taner, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, s. 146 ve 147.
32
Feyzioğlu, “Yasama Dokunulmazlığı”, s. 33
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009151
cezaları yerine hükmedilen 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin birinci fıkra-
sının (c), (e) ve (f) bentlerinde yer alan tedbirler ile adli para cezalarının yerine
getirilmesi askerlik hizmetlerinin sonuna bırakılır ve bu süreler içinde zama-
naşımı işlemez”. Kanun metninde her ne kadar zamanaşımının türüne
ilişkin bir belirleme yapılmamışsa da, cezaların yerine getirilmesinden
söz edildiğine göre kast edilenin ceza zamanaşımı olduğu açıktır.
CGTİHK’nın yürürlük tarihini gösteren 123. maddesinde, Ka
nun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği ifade edilmekte-
dir. Dolayısıyla TCK ile CGTİHK aynı tarihte yürürlüğe girdikleri için
aralarında önceki kanun-sonraki kanun ilişkisi bulunması mümkün
değildir. Bu durumda TCK’nın 5. maddesinin yürürlüğe girmesinin,
CGTİHK 118/1. maddesinde yer alan ve inceleme konumuz olan ceza
zamanaşımını durduran neden üzerinde herhangi bir etkisi olmamış-
tır ve hüküm mevzuattaki varlığını sürdürmektedir.
C. HÜKÜMLÜNÜN BİR BAŞKA CEZADAN DOLAYI
İNFAZ KURUMUNDA BULUNMASI
765 sayılı TCK döneminde, hükümlünün başka bir cezadan do-
layı ceza infaz kurumunda bulunmasının bir durma sebebi olarak
kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmekteydi.
33
Bu yerinde eleştiri ışı-
ğında, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uy-
gulama Şekli Hakkında Kanun’un (CMK Uygulama Kanunu) 15/1.
maddesinde“Birden fazla mahkûmiyeti olan kişi bu mahkûmiyetlerden biri-
ne ilişkin cezayı infaz kurumunda çektiği sürece, diğer cezaları açısından ceza
zamanaşımı işlemez” şeklinde formüle edilmiştir.
CMK Uygulama Kanunu’nun yürürlüğe giriş tarihini gösteren 19.
maddesinde Kanunun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği
ifade edilmektedir. Dolayısıyla, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
giren tüm kanunlar gibi, 5320 sayılı CMK Uygulama Kanunu ile TCK
arasında da önceki kanun, sonraki kanun ilişkisi bulunması mümkün
değildir. Öyleyse TCK’nın 5. maddesinin yürürlüğe girmesinin, CMK
Uygulama Kanunu’nun 15/1. maddesinde yer alan ceza zamanaşımı-
nı durduran neden üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.
33
Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, s. 131; Taner, Ceza Hukuku Umumi Kısım, s.
698; Dönmezer/Erman, C. III, s. 288.
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009152
D. CEZANIN İNFAZININ ERTELENMESİ VEYA
DURDURULMASI
CMK Uygulama Kanunu 15/2. maddesinde “Cezanın infazının er-
telenmesi veya durdurulması halinde, bu cezaya ilişkin zamanaşımı işlemez.”
hükmü yer almaktadır. CGTİHK uyarınca hapis cezasının infazının
hastalık (m. 16) veya belirli suçlarda hükümlünün isteği üzerine (m.
17) ertelenmesi mümkündür.
Ceza zamanaşımını durduran bu neden de, bir üst başlıkta yer
alan durma nedeni gibi CMK Uygulama Kanunu’nda yer almaktadır.
Dolayısıyla yukarıda yapılan tespitler, bu durma nedeni bakımından
da geçerlidir ve hüküm mevzuattaki varlığını sürdürmektedir.
SONUÇ
Yukarıda, TCK’nın özel kanunlarla ilişkiyi düzenleyen 5. mad-
desinin yürürlüğe girmesi karşısında, TCK dışındaki kanunlarda yer
alan dava zamanaşımını durduran nedenlerin ve ceza zamanaşımını
durduran nedenlerin durumunun incelenmesi sonucunda Bankacılık
Kanunu’nun 165. maddesinde yer alan dava zamanaşımını durduran
nedenin zımnen ilga edildiği anlaşılmaktadır. Diğer durma nedenleri
ise yukarıda açıklanan nedenlerle, mevzuattaki varlıklarını sürdür-
mektedir.
Bu noktada, özel kanunlarda yer alan TCK’nın genel hükümleri-
ne aykırı hükümlerin zımnen ilgası yoluna gidilmesinin yerinde bir
yaklaşım olmadığının altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Nitekim
5. maddenin yürürlüğünün ertelendiği dönemde yapılan sayısı hiç
de azımsanmayacak değişikliklerle, hukukumuzda daha şimdiden
TCK’nın genel hükümlerine aykırı düzenlemeler kategorisi yaratılmış-
tır. Bir süre sonra TCK’nın genel hükümlerine uygun düzenlemeler
kural, uygun olan düzenlemelere istisna halini alırsa, bu durum hiç
de şaşırtıcı olmayacaktır. Dolayısıyla özel düzenlemelere duyulan ih-
tiyacın açıklığı karşısında, TCK’nın 5. maddesinin varlık sebebi, tekrar
tekrar sorgulanması zorunlu gözükmektedir.
hakemli makaleler Fahri Gökçen TANER
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009153
KAYNAKLAR
Dönmezer, Sulhi - Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. III,
12. Bası, İstanbul Ekim 1997.
Centel Nur - Zafer, Hamide - Yenerer Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hu-
kukuna Giriş, 5. Bası İstanbul 2008.
Donay, Süheyl, Türk Ceza Kanunu Şerhi, İstanbul 2007.
Edis, Seyfullah, Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Ankara
1997.
Erem, Faruk - Danışman, Ahmet - Artuk, Mehmet Emin, Türk Ceza Hu-
kuku Genel Hükümler, Ankara 1997.
Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 2001.
Ergenekon, Yılmaz, Türk Borçlar Hukukunda Müruru Zamanın Kat’ı, An-
kara 1960.
Feyzioğlu, Metin, “Yasama Dokunulmazlığı”, AÜHFD, 1991-1992, S.
1-4, 31-45.
Gökcen, Ahmet, “Türk Ceza Hukukunda Zamanaşımı”, Kamu Hukuku
Arkivi, 2004 Mart, s. 19-50.
Kılıçoğlu, Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, Ankara
2006.
Koca, Mahmut - Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler,
Ankara 2008.
Kunter, Nurullah, Ceza Hukukunda Zamanaşımı (Yayınlanmamış
Doçentlik Tezi), İstanbul 1951.
Oesch, Albert, Essai dogmatique sur la prescription en droit suisse, Laus-
sanne 1934.
Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. II-III, İstanbul 1992.
Önder, Ayhan, Ceza Hukukuna Dersleri, İstanbul 1992.
Özbek Veli Özer - Doğan, Koray, “Ceza Muhakemesi Kanununda 5560
sayılı Kanunla Yapılan Değişikliklerin Değerlendirilmesi”, CHD,
Aralık 2006, Y.1, S.2, s. 227-252.
Özbek, Veli Özer - Seven, Vural, “31.12.2008 Tarihi Sonrasında, Karşı-
lıksız Çek Keşide Etme Suçuna Uygulanacak Olan Türk Ceza Ka-
nunu Hükümlerinin Değerlendirilmesi”, Turhukuksitesi.Com.
Özbek, Veli Özer, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Anlamı, Ankara 2005.
Özgen, Eralp, Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir 1988.
Özgenç, İzzet, Banka Yolsuzlukları ve Zamanaşımı Sorunu”, TH, Ocak
2003, s. 4-9.
Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2006.
Fahri Gökçen TANER hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009154
Öztürk, Bahri - Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Gü-
venlik Tedbirleri Hukuku, Ankara 2008.
Şen, Ersan, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. I, İstanbul 2006.
Taner, Fahri Gökçen, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Ankara 2008.
Taner, Tahir, Ceza Hukuku Umumi Kısım, İstanbul 1953.
Toroslu, Nevzat - Ersoy, Yüksel, “Kanunlaşmaması Gereken Bir Tasarı”,
TCK Tasarısı Hakkında Makaleler Görüşler Raporlar İkinci Kitap, TBB
Yayını, Ankara 2004.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Ankara 2008.
Tunçomağ, Kenan, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, 6. Bası,
İstanbul 1976.
Tutumlu, Akif, Türk Borçlar Hukukunda Zamanaşımının Anlamı, Durma-
sı ve Kesilmesi, Ankara 1990.
Velidedeoğlu, Hıfzı Veldet - Kaynar, Reşat, Borçlar Hukuku Umumi Hü-
kümler, 3. Bası, İstanbul 1960.