makaleler Zeynep Burcu AKBABA
333TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
“İşlemediğimizi zannettiğimiz suçların
suçlusuyuz aslında...”
Nebahat AKKOÇ
I. Töre Kavramı
Töre bir toplulukta benimsenmiş, yazılı olmayan, teamül ve adet-
lerin temelini oluşturduğu, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin,
kuralların, gelenek ve göreneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan
yolların bütünüdür. Ya da bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri-
dir. Başka bir tanım yapmak gerekirse, insanların şu ya da bu alandaki
yaşayış tarzlarını düzenleyen, çok uzun bir zamandan beri yerleşmiş
bulunan değişmez davranış kurallarıdır. Yahut bir toplumda ortaklaşa
benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama şekillerinin kural, gele-
nek ve göreneklerin, alışkanlıklarının tümü olarak da adlandırılır. An-
cak “töre”nin diğer toplumsal kurallardan farkı, hayli baskıcı, zorlayıcı
bir niteliğe sahip olması, sert yaptırımlar içermesidir. Esasen kavramın
tanımından yola çıkarak belirtilmek istenilen husus, birden çok anlamı
içinde barındıran, aslında her bir anlamı birbiriyle yakından ilişkili bu
kavramın, nasıl olup da bir noktadan sonra “cinayetlerin” konuşulma-
sına neden olduğudur. Hangi sınırın geçilmesinden sonra töre, ölüm-
lere, ağıtlara, yaşamların kaybedilmesine, gencecik insanların silinip
gitmesine, isimsiz mezarlara sebebiyet vermektedir?
Törenin etimolojik değerlendirmesinin yapılması gerekirse bu
kavramın iki değişik kökü vardır. Birincisi, adet ve ahlak anlamında
TÖRE, NAMUS VE TÖRE SAİKİYLE
KASTEN ÖLDÜRME
Zeynep Burcu AKBABA
*
*
Stajyer Av., Ankara Barosu, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu
Hukuku Yüksek Lisans öğrencisi
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
334TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
kullanılır. Moğolca’dan geçmiştir ve geleneksel Moğol hukuku anla-
mına gelir. Ayrıca Moğolca’da tör kelimesinin devlet anlamına geldiği
de bilinmektedir. Eski Türkçe’de ise törü olarak geçer. Kanun, nizam,
düzen ve görenek anlamındadır. Törü ya da töre, asıl kökünü Torah
1
yani Tevrat kelimesinden alır.
2
Töre sözcüğü “ahlak, adet, anane, edep, erdem, fazilet, gelenek, namus,
onur, örf, teamül” gibi birden çok kelimeyle eş anlamlıdır. Ancak bu
kavram yıllarca o kadar iyiniyetli bilinmiştir ki, gün gelip de bu kav-
ram adı altında insanların öldürülebileceği akla gelmemiştir. Çoğu-
muz için töre, büyüklerin elini öpmek, bayramda onları ziyaret etmek,
onlara saygılı olmak kadar iyiniyetli olmuştur. Bu anlamda törenin iki
yüzü ortaya çıkmaktadır. Birinci yüzü; masum olan, bizi korkutmayan,
ölümlere neden olmayan, ağıtlar yaktırmayan yüzü yani; iyi, olumlu
veya pozitif töre iken, bir diğer yüzü ise bakire olmadığı gerekçesiyle,
radyodan aşk şarkısı istemesi nedeniyle, kot pantolon giyip sinemaya
gitmesi, istemediği bir adamla evlenmek yerine sevdiğiyle evlenmek
isteğini dile getirmesi, eve geç gelmesi, sevdiği insanla cinsel birlikte-
lik yaşaması, ailesine karşı gelmesi sebeplerinden cezasını ölüm ola-
rak öngören kötü, olumsuz veya negatif töre. Bu nedenle de cezanın
ölüm olarak verildiği kötü töre kavramı üzerinde durulacaktır. Nedir
bu kavramı bu kadar kötü, bu denli hüzünlü kılan?
Kuşkusuz töre kavramına bu anlamın yüklenmesinde etkili un-
surlardan ilki ataerkilliğin tüm çağdaş toplumlarda sahip olduğu kök-
lü niteliktir.
“Ataerkillik; eril toplumsal cinsiyetin egemenlik uygulama sistemi veya
rejimidir. İktidarın tatbiki çok önemlidir; çünkü eğer cinsiyet ilişkileri eşitlik
temeline dayanmıyorsa, hiyerarşik ve çatışmalı ise, kadınlar egemenliğe dire-
nirler ve bu direnç, ataerkilliğin korunması adına kontrol altına alınmalıdır.
Ataerkillik sistemiktir. Nitekim töre cinayetlerinde bir annenin, kızın,
kızkardeşin ya da ailenin veya sülalenin diğer kadın fertlerinin öldürülmesi
olayına genellikle kadınlar ve hatta akrabalar da katılır.
Ayrıca devlet, ataerkil şiddeti ortadan kaldırmaya istekli olsa bile, erkekle-
1
Torah, ıslahın uygulanışı, ıslah eden ışık / Kuran’da Tevrat olarak geçen kutsal
kitabın ibranicesi. Yazılı Torah dışında Talmud ile beraber sözlü Torah da vardır ki
hepsi dini yasayı oluşturur. (y.n.)
2
Pervizat, Namus Cinayetlerinin..., 2. Baskı, s. 220-221.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
335TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
rin, sonuçlarına rağmen şiddet uygulamaya devam etmeleri gerçeği, devletin
elini kolunu bağlamaktadır.
Buna ek olarak ataerkil şiddet evrenseldir. Ataerkil şiddet hem Doğu’da
hem Batı’da görülebilir. Sonuçta kadına yönelik şiddet, erkek ve kadın arasın-
da tarihsel olarak eşitliğe dayanmayan güç ilişkilerinin bir göstergesidir”.
3
Bu güç ilişkisi zamanla kadını erkeğe bağlı hale getirmiş, kadının
gözünde erkeği, onu dışarıya karşı koruyacak, muhafaza ve müdafa
edecek kişi olarak tanımlarken, erkeğin gözünde kadını korunmaya
muhtaç, güçsüz, zayıf, korunmadığı taktirde erkeğin adına ve namu-
suna halel getirebilecek bir varlık konumuna sokmuştur. Bu noktadan
sonra kadınların çalışma haklarını, seyahat haklarını, kendi bedenleri
üzerindeki haklarını ve en önemlisi yaşam haklarını ataerkil anlayışa
kaptırması söz konusu olmuştur. Yaygın ataerkil düzenin kadınlar ve
kızlar üzerindeki iktidarını korumasının ve sürdürmesinin bir yönte-
mi olan namus cinayetlerinin ortaya çıkması, bu süreçte kendini gös-
termiştir.
II. Namus Kavramı
Erkek egemenliğinin kadınları denetlemek açısından başvurduğu
çeşitli yöntemlerden biri olan, kadınları “namuslu aile kadını” ile “orta
malı” olarak iki gruba ayırmasından yola çıkarak “namus” kavramına
değinmek gerekirse, namus kelimesinin Türkçe’ye, Arapça’dan veya
Farsça’dan geçtiği düşünülmektedir. Arapça’ya Eski Yunan’dan geç-
tiği kabul edilmekte ve kökü Eski Yunanca’da Nomoβ kelimesinden
gelmektedir. Eril bir kelime olduğu belirtilen Nomoβ’un aslı “nemo”ya
dayanmaktadır. “Nemo” kısımlara bölmek anlamına gelmektedir.
Özellikle hayvanların yemek veya otlakları konusunda kullanılan bir
kelimedir. Dolayısıyla bu ifade, bir erkeğin sahip olduğu otlak alan ve
bu alanın üzerinde otlayan hayvanlar olarak nitelendirilir. Nomoβ’un
tanımı ise; yerleşik hale getirilmiş herhangi birşey, kullanım, gelenek,
yasa, yorum yoluyla kazanılan herhangi bir şey şeklindedir.
4
Namus, Türkçe Sözlük’te; “1. Bir toplum içinde ahlak kurallarına karşı
3
Shahrzad Mojab / Nahla Abdo, Namus Adına Şiddet Kuramsal ve Siyasal Yaklaşımlar,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 1. Baskı, 2006, s. 3-4.
4
Leyla Pervizat, Namus Cinayetlerinin Kavramsal Tartışması, Ankara Barosu Hukuk
Kurultayı 2006, 1. Baskı, s.240.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
336TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
beslenen bağlılık. 2. Dürüstlük, doğruluk. 3. Sililik, iffet” şeklinde tanım-
lanmaktadır.
5
Ancak her şeyden önce namus kavramının, birçok değerde de ol-
duğu gibi geçerliliğini koruyamadığına inanılan yani zaman ve mekan
içinde değişen ve yoruma açık değerler olduğu kabul edilir. Türkiye
bağlamında ise, namusun, cinsiyetçi bir kavram olduğu görülmekte-
dir. Bu değerler çerçevesinde, namusu bir erkeğin himayesinde olma-
yan kadınlara, genellikle, cinsel bakımdan özgür, hatta saldırgan gö-
züyle bakılır. Kadınların namusuna yöneltilen saldırı ailenin erkekleri
tarafından korunur yahut kadın kendi namusunu korumak için kendi
üzerine düşen vazifeyi şiddet ve zor kullanarak yerine getirirse, bu
şiddet uygulaması, anlaşılır, beklenir ve saygı ile karşılanır
. Bu nok-
tada ortaya çıkan bir kavram olan “namus cinayetleri” kadınların var-
lığına yönelik cinsel şiddetin bir türüdür. Namus cinayeti evrensel bir
fenomendir ve birçok devletin temel özelliğini belirleyen özel mülki-
yet kültürünün, ataerkilliğin ve sömürü düzeninin ayrılmaz bir parça-
sıdır. Batılıların/Avrupalıların Orta Çağ ve 17.-18. yüzyılda görülen
cadı yakma gelenekleri, bekaret kemeri uygulamaları günümüzde de-
vam etmekte olan Brezilya’daki ‘ihtiras suçlarını” veya Hindistan’daki
drahoma
ölümleri bu duruma örnek olarak sayabilir
.
70 yaşında Şanlıurfalı, okuma yazma bilmeyen bir kadının namus
hakkındaki yoruma ise şu şekildedir:
“Namıs hepsinden eyidir! Namısın kıymetini bilmedir. Yaa. Akıllı ka-
dın, namısını rezil etmez, namısının kıymetini bilir. Erkekten gendi gendini
korur.(...) E çok gezen kadın eyi degildir...; Evinde oturacah. Yani, fazla, dı-
şarılara açık, gitmek; dışarı gitmek, fazla, yabancı ıe erkeklerlen konuşmah,
eyi degil.(...) Seheb( sahip, kadının sahibi olan babası amcası erkek kardeşleri )
için de şerefiyi koruyacaksan.
9
Pitagoras, erkek egemenliğinin hislerine tercüman olarak: “düzeni,
ışığı ve erkeği yaratmış olan bir iyi ilke; bir de kaosu, karanlığı ve kadını yarat-
5
Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, 2. cilt, K-Z.
Pervizat, Namus Cinayetlerinin..., s.242.
Drahoma, hristiyanlarda gelin tarafının damada götürdüğü mal veya para.
Mojab / Abdo, Namus Adına.., Ataerkillik ve Devlet: İsrail’de Kadın, s. 63.
9
Filiz Kardam, Namus Cinayetlerine Meşruiyet Zemini Hazırlayan Algılama ve Yaklaşım-
lar, Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2006, 2. Baskı, s.232.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
337TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
mış olan kötü ilke vardır” der.
10
Erkek kendi “ben”ini, kadının “öteki”liği
üzerinde kurar ve bu “öteki”yi, beden ve cinsellikle özdeşleştirerek,
bunu kadını, kadının namusunu denetlemenin meşru gerekçesi haline
getirir.
Türkiye’nin bir kesiminde namus anlayışı, “namus ailedir ve ailenin
şerefidir, namus olmazsa yaşamanın bir anlamı yoktur” şeklinde ortaya çı-
kar. Namus, kadının cinselliğini aile meclisinin veya erkeklerin onayıy-
la yaşayabilmesi ve onların koyduğu sınırların dışına çıkamamasıdır.
Aslında pek çok durumda namussuzluk, kadınların kendilerine biçi-
len namus ölçüsünün dışına çıkmaları olarak yorumlanabilir. Mesela,
izinsiz sokakta gezme, eve geç gelme, boşanmaya kalkışma, ayrı eve
çıkma, bir erkekle ilişkilerine dair dedikodu gibi olaylardan herhangi
biri ailenin namusuna laf gelmesine neden olarak kabul edilebilir.
III. Töre ve Namus Cinayetleri ve Sebepleri
Türkiye özelinde bakıldığında namus cinayetleri genellikle kadına
karşı işlenir. Yaygın erkek egemen sistemin bir kontrol mekanizması
olarak ortaya çıkan bir yargısız infaz türüdür. Bu nedenledir ki namus
cinayetlerine içinde yaşadıkları toplumun adetlerine, törelerine ve kül-
türel yaptırımlarına/uygulamalarına ters düşen değerlere ve standart-
lara inanan veya inandığı düşünülen kişiler maruz kalır. Özellikle de
buna maruz kalan kişilerin büyük bir çoğunluğunun kadın veya kız
çoçukları olması namus cinayetlerinin kadının bedeni ve hayatı üze-
rindeki özerkliğinin denetlenmesi, feodal sistemin sürdürülmesi ola-
rak algılandığının göstergesidir.
Bu anlamda namus cinayeti, kız çocuklarının veya kadınların, ai-
lenin veya bulunduğu toplumsal çevrenin egemen gelenek veya töre-
lerinin belirlediği namus anlayışını ihlal ettiği, dolayısıyla aile şerefini
lekelediği, aileye veya erkeğe utanç kaynağı olduğu gerekçesiyle, aile
meclisi kararıyla veya erkeğin kişisel kararıyla öldürülmesidir.
11
Namus cinayetlerinin temel nedeni olarak, kollektif bilinç yada
mekanik dayanışma; female grup üyelerinin seksüel tatmin aracı ola-
rak sınırlı varlık oluşu; toplumun female grup üyelerindeki rol bek-
10
Vildan Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen Sevdalar, Mega Basım, İstanbul, s. 74.
11
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 49-50.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
338TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lentisi ve kadının aile içerisindeki statüsü; itaat ve yoksulluk kültürü;
namus ve şerefin üstün toplumsal bir değer olarak algılanması ve eği-
tim yetersizliği öne sürülmektedir
12
. Namus cinayetlerinin tek nedeni
bekaret olmayıp, esas itibariyle kültür ve geleneklerin kadınlar için
koyduğu kurallara uyulmamasıdır. Hatta kadının bu kurallara uyma-
yacağını beyan etmesi dahi kimi zaman bu cinayetlerin işlenmesine
neden olabilmektedir. Böylece erkeklere itaat etmemenin bu cinayetle-
rin temel nedeni olduğu ifade edilmektedir.
13
Namus cinayetlerinin ortak özelliklerine bakıldığı zaman şunlar
görülmektedir;
1. Ailenin veya erkeğin, kendinde kadının yaşamını belirleme hak-
kı görmesi, bedeni üzerinde hak sahibi olduğunu düşünmesi.
2. Kadının isteyerek karşı cinsle yaşadığı bir ilişki veya mağduru
olduğu bir cinsel saldırı.
3. Aile veya erkeğin, kendini kanun koyucu veya yargıç yerine ko-
yarak kadını yargılaması.
4. Çevre, toplum baskısı,namus veya törelerin getirdiği bir zorun-
luluk.
5. Kadının kirlenmiş bir mal, bir eşya gibi görülmesi.
6. Bu cinayeti bilinçli bir şekilde işleyerek utancın kaynağını orta-
dan kaldırmakla namus ve şerefin temizleneceğine olan inanç.
7. Kadının öldürülmesiyle failin toplum ve çevrede saygınlık ka-
zanacağı düşüncesi.
8. Aile üyelerinin sosyal kurtuluşunun sağlanacağı inancı.
14
Kadınların insan haklarının en dehşet verici ihlallerinden birisi ve
bir yargısız infaz şekli olan namus cinayetleri, içinde yaşadıkları top-
12
Ahmet Cihan, “Töre ve Namus Cinayetlerine Üniversite Gençliğinin Bakışı ve Toplumda-
ki İzdüşümü: Dicle Üniveristesi Diyarbakır Örnekleri”, Sosyolojik ve Hukusal Boyutla-
rıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler, Derleyenler:
Atalay/Uluğ/Atak, Diyarbakır 2003, s. 51-53.
13
Nebahat Akkoç, “ Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Namus Adına İşlenen
Cinayetleri Önleme ve Bu Konuda Toplumsal Duyarlılık Geliştirme”, ”, Sosyolojik ve
Hukusal Boyutlarıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslararası Sempozyumu, Bildi-
riler, Derleyenler: Atalay/Uluğ/Atak, Diyarbakır 2003, s. 88.
14
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 50.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
339TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lumun sosyal normları ile çatışan değerlere ve standartlara inanan ya
da inandığı düşünülen kadınları hedef alır. Namus cinayetleri kadın-
lara yönelik en sert şiddet biçimlerinden birisidir fakat Türkiye’deki
kadınlar daha başka şiddet türlerine de maruz kalmaktadır. Kadınlar
evlilik içi tecavüz, kadın cinsel organının mütilasyonu, burun kesme,
başlık parası, zorla evlilik, çok eşlilik ve bekaret testi gibi daha pek
çok istismarla karşılaşmaktadırlar. Bu noktada namusun temizlenmesi
esnasında, erkek, kadını öldürürken yahut ona zarar verirken; yalana,
aldatmacaya başvurmaktan ve komplo düzenlemekten çekinmez. An-
cak bu davranışları onun erkekliğini ve şerefini olumsuz yönde etki-
lemez. Namusun temizlenmesinde kadınların “diğer” kadınları öldür-
mesine ise çok seyrek olarak şahit olunmaktadır. Ailede öldürülmeyen
bir kadın olduğunda, diğer kadınların olaya dedikodu yoluyla müda-
hale ederek kadının öldürülmesi için gerekli ortamı hazırladıkları gö-
rülmektedir. Ailedeki iktidar sahibi kadınlar, mağdur durumda olan
kadınların öldürülmesinde dedikodu ve komployu planlamada çok
önemli bir rol oynarlar.
15
Buna yönelik, Avrupa’da ilginç olaylar dahi
görülmüştür. 1500’lü yıllar Almanya/Nuremberg’de evli erkeklerle
birlikte olan kadınlar burunlarının kesilmesi riski ile karşı karşıyadır-
lar. Bu şiddet, evli erkeğin karısı tarafından kocasıyla ilişki içinde olan
kadına karşı uygulanmaktadır.
Bu anlatılanlar çerçevesinde namus, kadın bedeni ve cinsellik
odaklı algılanmaktadır. Bu algılama da namus nedeniyle işlenen ci-
nayetlere meşru bir zemin oluşturmaktadır. Diğer taraftan da kişinin
çevresinden gelen baskı altında kalması ve aslında toplumun suçlu gö-
rünmesi yönündeki görüşler kişinin işlediği suçun hafife alınmasına
ortam hazırlamaktadır. Şanlıurfalı Sevda Gök, Gaziantepli Oruç Serin,
Medine Avcı, Yurdagül Başarır, Sibel ve Adile Ürkmez adlı kız kar-
deşler, Elbistanlı Makbule Yüce ve daha nice kızlar, kadınlar töre adı-
na “aile meclislerinin kararlarıyla”
16
öldürülmüşlerdir. Bu cinayetlerin
15
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s.151.
16
Töre cinayetlerinde, namusun lekelendiğine inanılan durumda ailenin ve yakın ak-
raba erkeklerinin bir araya gelmesiyle aile meclisi toplanır. İnfaz kararı ve yöntemi
üzerine görüş birliğine varılır. Eğer varsa ve durumu uygunsa bu görev yaşı küçük
erkek üyeye havale edilir. Ancak bu görüşe katılmak mümkün değildir. Çünkü töre
adı altında işlenen cinayetlerde muhakkak aile meclisinin toplanmasını ve bir karar
almasını beklemek doğru olmayacağı gibi mahkemenin karar alma aşamasında bu
durumu saptaması güç hatta kimi zamanlar olanaksızdır.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
340TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
temelinde kadınların hayatının kendileri tarafından değil, erkeklerce
belirlenmesi yatmaktadır.
Yapılan araştırmalarda, namus cinayetlerinde sanıkların %90’a
yakınının erkek, %10’a yakınının kadın olduğu görülmektedir. Fail-
lerin %40’a yakınının 17 yaş altında olması ise tesadüf değildir. Ce-
zadan kaçınmak için namus cinayetleri, cezai sorumluluğu bulunma-
yan veya daha az ceza alacak olan erkek çocuklara işlettirilmektedir.
Maktul/mağdurla yakınlık bağına baktığımızda, faillerin birbirini ta-
nıdıklarını, kan bağı ve yakın akraba ilişkisi içinde bulunduklarını gör-
mekteyiz. Konu namus olunca aile bireyleri ve yakın akrabalar sanığa
yardımcı olmakta, kimi zaman ailenin kadın üyelerinden de destek
alınmaktadır.
17
Cinayeti işleyenlerin toplum içinde itibarı yüksektir. Namus cina-
yeti yargılanmasında ceza indirimleri nedeniyle birkaç yıl yatıp çıkan
çocuk ya da gençler topluma bir kahraman olarak sunulurlar ve bütün
sosyal çevrelere dahil olabilirler. Namus cinayetine ilişkin olarak, fail-
lerin yaşadıkları bölge, ev, etkilendikleri kültür incelendiğinde de ben-
zer sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Namus cinayeti, kadına karşı şiddet,
töreler ve inanışlar çerçevesinde meşru görülmektedir.
IV. Doğu’nun Namus Cinayeti, Batı’nın İhtiras Cinayeti
18
Yaşanan olaylar, töre veya namus adına işlenen suçların belli
bir dine özgü olmadığını, dünyanın herhangi bir bölgesiyle de sınır-
lı kalmadığını göstermektedir. Bu tür suçlara Türkiye’de, Asya’da,
Amerika’da, Ortadoğu’da, Afrika’da
19
rastlanılması olayın niteliğinin
değil yalnızca adının değişmesi sonucuna yol açmaktadır.
20
Namus cinayetlerinin Batıdaki görünümü ihtiras suçları şeklinde-
dir. Her ne kadar ihtiras cinayetleri ve namus cinayetleri şimdiye ka-
dar farklı algılanmış olsa da, aslında bu iki durumun kadın ve kız cina-
yetlerinin aynı evrimden ve düşünce sisteminden geçerek aynı sonuca
ulaşan eylemleri ifade ettiğini görmekteyiz. Ancak bazı noktalarda bu
17
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 118.
18
İhtiras cinayetleri, kıskançlık ve tutku suçları, ani öfke ve kıskançlıkla işlenen cina-
yetler. Batıda bu tür suçlara “ihtiras suçları” olarak rastlamaktayız.
19
Timuçin Köprülü, “Töre Saikiyle İşlenen Suçlar: Brezilya ve ABD Örnekleri”, Güncel
Hukuk Dergisi, Mayıs 2007/5-41, s. 44.
20
Pervizat, Namus Cinayetlerinin..., s.244.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
341TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
iki kavram birbirinden ayrılsa da sonuçta ihtiras ve namus cinayet-
leri içinde bulundukları toplumlarda meşrulaştırma yoluna gidilir.
21
Kadınların erkekler tarafından öldürülmeleri konusunda batı ile doğu
arasında karşılaştırma yapıldığında, kökte aynı nedenler bulunmak-
tadır. Şekil ve zaman bakımından farklılaşma dahi, aslında olaylara
verilen tepkiler bakımından fark yaratmaktadır. Namusta, mağdurun
ya da maktulenin yaptığı hareketin iffetsizliği veya namusuzluğu tar-
tışılır. Namusuzluk işlenirken sanığın ya da sanıkların orada olması
gerekmemektedir. İhtirasta ise, sanık olayı gördüğü anda şuurunu
kaybederek cinayeti işlemiştir. Kendini o an bilmez ya da bilemez.
Sanığın söz konusu durum üzerine durup düşünmesi ve bir karar
vermesi beklenmez. Ancak ihtiras cinayetlerinde de kocanın, karısını
veya erkek sevgilisini gördüğünü iddia ettiği vakitten çok daha sonra
öldürdüğü de ortaya konmuştur. Latin Amerika’daki saptamalar ele
alındığında ihtiras cinayetlerinin bir anda gözü dönmesi nedeniyle iş-
lenmediği namus cinayetlerinde olduğu gibi uzunca bir süreçten sonra
“bir kadın tarafından aşağılanmaya katlanamayan erkeğin” bu cinaye-
ti işlediğine tanık olmak mümkündür
22
.
Şiddeti uygulayanın, sanığın, mağdur ya da öldürülenle arasında-
ki ilişki bakımından namus cinayetlerinde, kadının ve kızın akrabaları
veya ailesi tarafından öldürüldüğünü görmekteyken, ihtiras cinayet-
lerinde, sanık, genellikle kadının kocası, eski kocası veya sevgilisidir.
Türkiye’deki kadınların ise hem kocası, hem de kendi akarabaları tara-
fından öldürüldüğünü söylenebilir. Bu hususlardan hareketle söz ko-
nusu cinayetlerin altında, kadını kontrol etmek ve onun davranışlarını
erkeğin isteğine bağlı olarak düzenlemek yatmaktadır denilebilir. Er-
kekler şiddet uygulayarak kadınlara şu mesajı gönderirler: “Haddini bil
yoksa hayatına mal olur.” Devletin ve toplumun diğer erkeklere gönderdi-
ği mesajda açıktır: “Onu öldürebilirsin. Sana pek fazla bir şeye mal olmaz”.
Brezilya’da yaşanmış 5 Ağustos 1988 tarihli olayda da yukarıda
değinilen nedenlere bağlı olarak kişinin karısını öldürdüğü görülmek-
tedir.
23
21
Namus ve ihtiras cinayetleri; cinayetin işleniş zamanı ve şekli, cinayetin işleniş ne-
denleri, sanık ve mağdur arasındaki ilişki, kan bağı veya akrabalık olup olmadığı
durumları bakımından farklılık gözetmektedir.
22
Pervizat, Namus Cinayetlerinin..., s. 245.
23
Söz konusu olayda adam, karısını ve karısının sevgilisini, beraber bir otelde yakala-
mış ve ikisini de öldürmüştür. Yargılamayı yapan Mahkemenin erkek üyelerinden
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
342TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
New York’da görülen Chen davasında ise mahkeme, eşinin bir
başkasıyla ilişkisinin olduğunu öğrenen kocanın (Çinli göçmen) ce-
zasında indirime gitmiştir. Chen kararı ABD’de yaşayan Asyalılara,
kocaların eşleri üzerinde hakları olduğu; bu anlamda kadınların dö-
vülebileceği, öldürülebileceği kısacası şiddete maruz kalabilecekleri
mesajını vermiştir.
24
Temmuz 2003’te ünlü rock yıldızı Bertrand Cantat’ın kız arkada-
şını öldürmesi olayı ise gazetelere “sadece bir aile meselesi” ve “bir erke-
ğin ihtirasına yenilmesi” olarak yansımıştır.
Sonuçta erkeklerin kadınlara yönelik şiddet uygulamalarında, er-
kekler kendi iktidarları geçildiğinde ve baskınlıklarını kaybettiklerin-
de ve hükümranlıklarına karşı çıkıldığında, erkekliklerini kaybettikle-
rini düşünerek, tekrar bunu geri almak adına kadına yönelik şiddete
başvurdularını görülmektedir.
25
V. Töre Saikiyle Kasten Öldürme
TCK’nın 81. maddesi kasten öldürme suçunun basit şeklini dü-
zenlerken, 82. maddesi töre saikiyle kasten öldürmeyi de içeren nite-
likli halleri düzenlemektedir. Töre kavramına daha önce değinildiği
için burada ilk önce bu suç tipinde suçun unsuru olarak kabul edilen
“saik” kavramı ele alınacaktır.
Saik, kasttan önce gelen ve kastı hazırlayan bir duygu ve düşün-
cedir. Hatta “failin harekete geçmesine yol açan nedendir” demek dahi ye-
rinde olacaktır. Kişi yaptığı hareketleri mutlaka belli bir saikle yapar.
Saikin suçun unsuru olarak kabul edildiği hallerde, o suç açısından
özel kast aranıyor demektir.
26
Ancak saik suçun unsuru olarak düzen-
lenmemiştir fakat tamamen gözardı edilmesi ceza hukuku ilkelerine
aykırı olacaktır. Hakim cezanın hesaplanmasında saiki gözönünde bu-
lunduracaktır. Suçun unsuru olarak saike yer verilmesi, failin belirli
saikle hareket etmesinin, o suçun benzer suçlardan ayırt edilmesinde
birinin kültürel meşru savunma konusundaki görüşleri için bkz. Köprülü, s.44.
24
Köprülü, “Töre Saikiyle İşlenen Suçlar: Brezilya ve ABD Örnekleri”, Güncel Hukuk
Dergisi, Mayıs 2007/5-41, s. 44-46.
25
Pervizat, Namus Cinayetlerinin…, s. 248.
26
Nur Centel / Hamide Zafer / Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Ya-
yınları, 4. Bası, Ekim 2006, İstanbul s. 394.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
343TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
önemlidir. Failin kastının söz konusu saikin etkisinde oluşması duru-
munda artık özel kasttan söz edilir. Türk ceza hukukunda özel kast,
amaç maksat gibi kelimelerle ifade edilmiştir. Ancak maksat, failin
gerçekleşmesini istediği kanuni tipte yeralan netice anlamına gelmek-
tedir. Amaç ise, neticenin ötesinde failin elde etmek istediği menfaat-
tir.
27
Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse;
Failin töre saikiyle kardeşini öldürmesinde, saik, törelerin gerekle-
rini yerine getirmek, toplumun baskısından kurtulmaktır. Gerçekleş-
tirmek istediği netice yani maksat, kardeşini öldürmektir. Son olarak
amaç ise, öldürmek dışında sağlamak istediği başka menfaatlerdir yani
namusunu temizlemek, toplum içine çıkabilmek şeklindedir.
Töre saikiyle kasten öldürme için üzerinde daha sonra ayrıntılı
olarak durulacak, aile meclisinde karar alınması ve aile bireylerinden
biri tarafından öldürülmesi hususlarının bulunması zorunlu değildir.
Burada önemli olan failin saikidir. Aile bireyleri dışında kimselerce
de gerçekleştirilmesi mümkündür. Nihayetinde kanun metninde bu
hususlara ilişkin bir durumdan bahsedilmemektedir. TCK 316. mad-
deye bakıldığında “suç için anlaşma” suçunda “iki veya daha fazla kişinin
anlaşmasından” bahsetmektedir. Kanun koyucu, töre saikiyle adam öl-
dürmede, meclis kararıyla suçun gerçekleştirilmesini arasaydı “devlete
karşı suçlar” kapsamında ele alınan 316. maddedeki gibi bir düzenle-
meye giderdi. Ancak kanun koyucu 82 (1) (k) maddede bundan bah-
setmemiş ve saiki yeterli kabul etmiştir. Suçun aile mensubu bir kişiye
işlettirilmesi ve törelere göre “meşru” sayılmayan bir davranış nede-
niyle gerçekleştirilmesi gibi bir hususun zorunlu olmadığı yukarıda
belirtilmişti. Zaten somut olayda “meşru” sayılmayan davranış ölçütü-
nün tespiti de oldukça güçtür. Bu nedenle töre saiki yerine namus sai-
ki deyiminin kullanılması yerinde olurdu. Namus saiki daha genel ve
kapsayıcı bir ifade olduğundan, kişilerin töre saikiyle adam öldürme
nedeniyle alacakları yüksek cezalardan kurtulmak amacı ile namusum
için öldürdüm şeklindeki ifadelerinin de önüne geçilecektir.
“Bu noktada töre kavramı geniş ve muğlak bir kavram olarak görülmekte-
dir. Mahiyeti ve kapsamı bu denli belirsiz olan bir kavram için ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasının verilmesinin ne kadar isabetli olduğu tartışılabilecek
27
Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Bası, Ankara
2006, s. 343-344.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
344TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
bir husustur”.
28
Doktrinde, töre saikiyle öldürmelerin esaslı unsuru, aile meclisi
kararı olup, bu karar tasarlamaya da işaret ettiğinden, ayrıca bu nite-
likli hale gerek olmadığı düşüncesi yer almaktadır. Bununla beraber,
kan davası olaylarında da olduğu gibi, tasarlamanın ispatlanamadığı
hallerde bu nitelikli hal uygulanabilecekse de, uygulamada töre saiki-
nin ispatlanmasının tasarlamanın ispatından daha kolay olmadığına
işaret edilmektedir.
29
Suçun faili dışında, aile meclisi kararı dolayısıyla bu kararı alan
kimselerin veya kararın icrasında herhangi bir şekilde rol oynayan ki-
şilerin de azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılacağı da
açıktır.
30
Uygulamada töre cinayetlerine ilişkin kararlar incelendiğinde,
maktulün yakınlarının suçtan zarar gördükleri halde davaya müdaha-
le isteminde bulunmadıkları görülmekte ve bu husus cinayetlerin aile
meclisi kararıyla işlendiği şeklinde yorumlanmaktadır.
31
Suçun nitelikli hali olarak kabul edilen bir durumun aynı zaman-
da hafifletici neden sayılmasının mümkün olamayacağı düşünülerek,
maddenin gerekçesinde, töre saikinin kabul edildiği durumlarda ay-
rıca haksız tahrik nedeniyle ceza indirimine gidilemeyeceği öngörül-
müştür. Maddenin gerekçesinden hareketle haksız tahrik ifadesine
değinmek yerinde olacaktır.
VI. Haksız Tahrik
32
Töre saikiyle gerçekleştirilen öldürmelerde haksız tahrik hüküm-
lerinin önceki kanun döneminde uygulanması dolayısıyla, kanunu-
28
Toroslu, Ceza Hukuku…, s. 35.
29
Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, Seçkin Yayınevi, Ankara 2007, s.247.
30
Doğan Soyaslan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Baskı, Ankara 2005, s.107.
31
N. Ferda Güllüoğlu, “Kadına Yönelik Şiddette Yasaların Yetersizliği”, Sosyolojik ve
Hukuksal Boyutlarıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler,
Derleyenler: Atalay/Uluğ/Atak, Diyarbakır 2003, s.100.
32
Haksız Tahrik, madde 29-(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şid-
detli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağirlaştırılmış müebbet hapis cezası
yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve mübbet hapis cezası yerine oniki yıldan
onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birin-
den dörtte üçüne kadar indirilir.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
345TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
muzun bu açık hükmü karşısında da haksız tahrik hükümlerinin uy-
gulanmasının önüne geçilip geçilmediği tartışmalıdır. 82. madde ile
29. maddenin gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde, bir suç mağdu-
runa yönelik töre cinayetlerinde, haksız tahrik hükümlerinin uygula-
namayacağı, diğer hallerde ise uygulanmasına bir engel bulunmadığı
sonucuna varılmaktadır
33
.
“Bu kavram, cezayı azaltıcı, kişisel ve genel yasal nedendir. Kanundaki
tanımdan hareketle; haksız bir fiilin (hareketin) meydana getirdiği öfke veya
şiddetli üzüntünün etkisi altında suç işleyen kimseye daha az ceza verilir
(TCK m.29). Haksız tahrikte, fail daha az kusurlu sayılır. Haksız tahrikin
kişide yarattığı öfke veya şiddetli üzüntü nedeniyle, irade özgürlüğünün azal-
dığı ve mağdurun haksız hareketiyle suça neden olduğu gözönüne alınır”.
34
Haksız tahrik bir hukuka uygunluk nedeni değil, kusurluluğu etkile-
yen bir nedendir. Haksız tahrikin koşulları ise şunlardır:
- Tahrik edici bir fiilin bulunması
- Fiilin haksız olması
- Fiilin hiddet veya şiddetli eleme neden olması
- Tahrik edene karşı tepki gösterilmesi
- Nedensellik bağı
Bu koşullar arasında en sıkıntılı husus fiilin haksız olmasıdır. Tah-
rik edici fiil haksız olmalıdır. Hukuka aykırı her türlü davranış, haksız
fiil niteliği taşır. Yargıtay kararlarında, hangi fiillerin haksız sayılacağı
konusunda çok sayıda örnek bulunmaktadır.
35
33
Hakeri, Kasten Öldürme..., s.249.
34
Centel / Zafer / Çakmut, Türk Ceza..., s. 435-436.
35
Yargıtay’a göre şu eylemeler haksız tahrik teşkil eder: Öldürülenin birlikte aynı
evde oturduğu gelinini sık sık hakaret ederek dövmesi, failin karısına cinsel tacizde
bulunulması, mağdurun, sanığın abbasının kahvehanesinde içtiği çayı beğenmeye-
rek bardağı yere atıp aşağılayıcı sözler söylemesi, mağdurun olaydan birkaç gün
önce sanığın oğluna cinsel tacizde bulunmuş olması. Yargıtay devamsızlık yüzün-
den işten çıkarılmayı ise kişinin kendi kusurunun sonucuna katlanması gerektiği
gerekçesi ile, yerinde olarak tahrik edici eylem saymamaktadır. Bunun dışında Yar-
gıtay çocuğunu öldüren sağır ve dilsiz anne için, kendisinin doğurduğu dört aylık
bebekten doğabilecek hiç bir haksız hareketin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle,
haksız tahrik hükmünün uygulanmasını eleştirmiştir. Kocasının iktidarsızlığını ile-
ri sürerek boşanma davası açan ve babasının evine giden kadının kocası tarafından
öldürülmesi olayında da Yargıtay, haksız tahrik hükmünün uygulanmasına gerek
bulunmadığını belirmiştir.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
346TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Haksız fiil hukuki ve ahlaki yönlerden haklı sayılmayan hareket
demektir. Yargıtay’a göre “toplumsal değer hükümlerine, ahlaka, örf ve
adete aykırı davranışlar hukuka aykırı davranışlar niteliğinde” oldukların-
dan, haksız tahrik nedeni olarak kabul edilmeleri gerekir. Ancak belir-
telim ki, bir davranış hukuka aykırı olmayıp, sadece örf ve adete aykırı
ise bu davranışı haksız bir fiil olarak kabul etmemek gerekir.
Failin kendisine haksız harekette bulunulduğu konusunda hataya
düşerek suç işlemesi halinde, varsayılan tahrik nedeniyle, indirimden
yararlanması gerekir. Koyunlara atılan taşın kendisine atıldığını sana-
rak kasten yaralama suçunu işleyen çobanın cezasının indirilmesi gibi.
Buna karşılık, olayın sebep ve başlangıcından haberdar olmasa bile,
haksız hareketleriyle olaya sebep olan babasının saldırıya uğradığını
sanarak ateş eden sanık açısından haksız tahrikin etkisiyle suç işlediği
kabul edilmemiştir.
36
Bu konuda başka bir önemli nokta da, gerçekte bulunmayan ve fa-
kat failce varsayılan bir fiilin doğurduğu öfke ve elemin haksız tahrik
teşkil edip etmeyeceğidir. Karısının zina yaptığına dair dedikodular
çıktığını iddia eden kocanın, eşini öldürmesi üzerine, haksız tahrik in-
diriminden yararlanma talebi ve köy halkının ifadesi doğrultusunda
böyle bir dedikodunun varolmadığının tespitine ilişkin durumda ve-
rilen mahkeme kararına geçmeden önce, doktrinde bu konuya ilişkin
iki görüşe değinmek gerekir. Mefruz tahrik adı verilen bu durumda
doktrindeki birinci görüşe göre; failin zina ve kanaatinin nedensellik de-
ğeri taşımayacağı, ortada haksız bir fiil bulunmadıkça failin bunun varlığı-
nı ikasının bir rol oynamayacağıdır. İkinci görüşe göre de; haksız tahrikte
cezanın indirilmesinin sebebi psikolojiktir ve failin gazap veya elem saikiyle
hareket etmesidir. Bu psikolojik esas mefruz tahrik halinde de vardır. Yargı-
tay doktrindeki ilk görüşü benimsemektedir ve mefruz takrik halinde
yani gerçekte mevcut olmayan ve fakat failce mevcut olduğu sanılan
bir fiilin yarattığı hiddet ve şiddetli elemin tesiri altında işlenen suç se-
bebiyle haksız tahrik kabul edilemez. Çünkü ortada gerçekte işlenmiş
haksız bir hareket mevcut değildir. Bu hal ancak cezayı azaltıcı takdiri
bir sebep kabul edilebilir. Bu açıklamalar ışığında yukarıda bahsedi-
len somut olayda haksız bir hareketin söz konusu olmaması nedeniyle
tahrik hükümleri tatbik edilmemiştir.
37
36
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.5.1989-121/186.
37
Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi, E. 1995/84, K. 1995/89 sayılı kararı için bkz.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
347TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Haksız tahrik konusunda değinilmesi gereken son bir kaç husus
da, tahrik edene karşı gösterilen tepkinin, haksız tahrik oluşturan fi-
ilden hemen sonra gösterilmesi gerekmez. Haksız tahrikten doğan
bunalım devam ettiği sürece, gösterilen tepkiye verilen ceza, haksız
tahrik indiriminden yararlanır. Yargıtay’a göre, haksız tahrik hükmü-
ne yol açacak hareketlerin mutlaka olay sırasında veya olaydan hemen
önce olması zorunluluğu yoktur. Mağdurdan gelen haksız hareketle-
rin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan
hallerde, haksız tahrik hükümleri uygulanarak sanığa verilen ceza in-
dirilmelidir. Öte yandan suç sayılan eylem doğrudan doğruya tahrik-
te bulunan veya onun zararına işlenmelidir. Haksız tahriki yapandan
başkasına gösterilen tepki, haksız tahrik indiriminden yararlanmaz.
38
Haksız tahrik ve tasarlama arasındaki bağlantıya da değinmek
gerekirse, öğretide bir arada bulunup bulunmayacağına ilişkin fark-
lı görüşler bulunmaktadır. Tasarlamayı, suçun soğukkanlılıkla işlen-
mesi olarak açıklayan görüş; haksız tahrik ile tasarlama bir arada bu-
lunamaz demekte, diğer bir görüş ise, tasarlama failin belirli bir süre
düşünüp plan kurması, suç işleme kararında direnmesi, dolayısıyla
tehlike halinin daha büyük ölçüde açığa çıkmasıdır. Öfke ve üzün-
tünün altında dahi, insanın düşünme ve yapacağı hareketi planlama
yeteneği devam eder. Buna ilişkin olarak Yargıtay; “tasarlanmış suçta
tahrik mümkündür” demekte ve haksız tahrik indiriminin uygulanmasında
önemli olan, sanığı suç işlemeye iten, onun beyninde şiddetli kızgınlık veya
elem uyandıran haksız hareketin etkisini sürdürüp sürdürmediğinin belirlen-
mesidir. Bu nedenle aradan zaman geçmiş olması, haksız tahrik hükmünün
uygulanmasına engel değildir”.
39
Sonuç olarak haksız tahrik ve töre cinayetleri kapsamında üze-
rinde durulması gereken esas nokta, haksız tahrik indiriminin mağ-
dura değil faile karşı uygulanacak olmasıdır. Bir genç kızın tecavüze
uğraması olayında, kızın, kendi aile bireyleri tarafından öldürülmesi
halinde haksız tahrik hükümlerinin uygulanması mümkün olmamak-
la birlikte, tecavüz eden kişinin öldürülmesi durumunda haksız tahrik
hükümlerinin uygulanması yerinde olacaktır.
Yirmibeşoğlu, s.166.
38
Centel / Zafer / Çakmut, Türk Ceza…, s. 440-441.
39
Centel / Zafer / Çakmut, Türk Ceza…, s.442.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
348TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
VII. Kurbanlar, Savcı ve Yargıç
Aile kararıyla öldürme geleneğinin bölge kültürünün bir parçası
olduğu yerlerde, istediğini elde etme arzusu, bir anlık duygularıyla
hareket etmesi, doğasında varolan hazlara yenik düşmesi, ölümün ka-
pısını da sürekli açık tutmaktadır.
40
Kendimize sormadan edemiyoruz. Bu insanlar bir anlık arzularına
yenik düşmeleri halinde sonlarının ne olacağını bilmiyorlar mı? Bun-
ca infazdan haberdar olmalarına rağmen yaşananları ders alınacak bir
vaka olarak görmüyorlar mı? Ya da erkekler sevdikleri kızla birlikte
olmak istemelerinin ardından bunun sonucunun sevdiğinin ölmesi an-
lamına geleceğini düşünemiyorlar mı? Bu soruların cevabını vermek
gerçekten zor ancak asıl önemli olan kurbanların öldürüleceklerini an-
ladıklarında verdikleri tepkiler.
Genellikle yaygın olan davranışlar: Kaçmak, karakola veya jan-
darmaya sığınmak, köy korucularından yardım istemek, kadın mer-
kezlerine başvurmak, komşuda veya arkadaşta gizlenmek veya ölümü
beklemek.
41
Savcıların soruna bakışı; genelde görev yaptıkları bölegelere göre
değişiklik göstermektedir. Bölgeye ayak uydurmak zorunda kalma-
larından dolayı kimi zaman gerçekler kalın perdelerin arkasına sak-
lanmakta ve mağdurların, ailelelerine tesliminde bir sakınca görülme-
mektedir. Bu durum ise mağdurun öldürülmesiyle sonuçlanmaktadır.
Ancak bu zihniyetin dışına çıkabilen savcılar da mevcuttur.
42
Ancak
belirtmek gerekir ki bu cinayetlerde, öldürme kararı genelde öldürüle-
nin ailesi tarafından verildiğinden, müşteki-müdahil olabilecek kişiler
ile suça azmettiren ve suç fiilini işleyenler genellikle aynı kişilerdir. Bu
durum da davalarda müdahil olmaması sonucuna yol açmaktadır ve
zaruriyetten sanığın savunması ile yetinilmektedir. Hatta şayet savcı-
lık makamınca karar temyiz edilmezse, Yargıtay denetiminden geç-
meksizin kesinleşmektedir.
43
İşin en sorunlu kısmı ise olayın yargıçlar boyutu aslında. Söz konu-
su mahkeme kararlarının ne kadar tarafsız ve baskı altında kalmadan
40
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen…, s. 139.
41
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen…, s. 141.
42
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 162.
43
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 159.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
349TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
verildiği tartışılacak bir konu. “Eğer bir yargıç, namus cinayetinden birini
sıradan bir cani gibi mahkum ederse, sokakta yürüyemez, köyde yaşayamaz;
bir ‘kahramanı’ cezalandırdığı için utançtan oralardan kaçmalıdır.” Burada-
ki ifade erkeğe itaat edip yasağa uyarak var olmuş, sınırları aştığında
yüzü yok edilmiş ve buna rağmen hayatta kalmış bir tanığa ait.
44
Bazı mahkeme kararlarında yargıçların cinsiyet ayrımcılığını iç-
selleştirdiği açıkça görülmektedir. “Kendisine çizilen sınırları aştığında
kadınlar şiddeti hakeder” zihniyetine sahip yargıçların dahi olduğunu
görmek mümkündür. Yargıtayın bir kararında erkek cinsellik anlayı-
şı, “kızlık zarı” ile ilgili değerlendirmesinde kendini göstermektedir:
“Kızlık zarı bir kadının şeref, haysiyet sembolüdür” ve onun evlenebilme
şansına etkilidir.
45
Erkek hukukçular kızlık zarına ayrı bir önem vermiştir: “Evlendiği
kadının bakire olmadığını bilmeyen erkek, MK (Medeni Kanun) 166 (2). mad-
desine dayanarak kadında olması gereken önemli bir vasıfta hataya düştüğü
gerekçesi ile evlenmenin iptalini isteyebilir”.
46
VII. Sonuç
Namus adına işlenen cinayetlerin ya da kadına uygulanan şidde-
tin temelinde namusu koruma içgüdüsünün yattığı düşünülürse, eril
zihniyetin namus anlayışı, bekaret ve evlenene kadar bekaretin saklan-
ması olduğu görülmektedir. Ancak adli tıp raporları, anatomik yapı-
ları farklı kızlık zarları yüzünden gerdek gecesi kanaması yaşamayan
çok sayıda kızın öldürüldüğünü göstermektedir. Bu gibi durumlarda
koca, başlık parası verip aldığı malın bozuk çıktığını düşündüğü için,
bu malı kendi elleriyle yok etme yolunu seçmektedir.
Bozuk malı temizlemek ise, lekelenme nedenine göre değişmekte-
dir. Bu işin en kolay, en temiz yolu öldürmek veya intihara ikna etmek-
tir.
47
Bir dönem Doğu’daki intihar vakalarında artış olmasına rağmen
yeterli delil bulunamadığından sanıklar hakkında birşey yapılamama-
sı aslında bu intihar vakalarının gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.
44
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 195.
45
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, K.T. 6.7.1988.
46
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 214. Yargıdaki erkek cinsellik anlayışı konusun-
da bkz. Yirmibeşoğlu, s. 230.
47
Yirmibeşoğlu, Toprağa Düşen..., s. 285.
Zeynep Burcu AKBABA makaleler
350TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Genç kızlar ailelerine göre suç işlemişlerdir ve cezalarını çekmeleri ge-
rekmektedir. Bu nedenle, annenin, babanın veya erkek kardeşin hazır-
lamış olduğu iplerde kız çocuğu veya kadınlar kendilerini asana kadar
aile üyelerinin başlarında yada kapıda bekleyerek oluşturduğu baskı
aslında suç teşkil etmekle birlikte, yeterli delil olmaması nedeniyle ce-
zasız kalmaktadır. Geriye kalan tek şey ise, intihar görünümü altında-
ki töre cinayetleridir.
Aslında bazı bölgelerimizde sulh tazminatı ve berdel
48
yoluyla
da çözülüyor bu sorun. Ancak yaygın olan inanç, namus cinayetleri,
toplumda, bu cinayetleri işleyenlere kazanç sağlayan, onurlu bir suç
olarak kabul ediliyor. Törenin gereğini yerine getirmeyip cinayet işle-
meyenler ise ömür boyu toplum tarafından dışlanmaya mahkum edi-
liyor. Bu yaşanan olayların son bulması ise, kadın bedeni ve cinselliği
üzerindeki tasarruf yetkisinin toplumdan, aileden yada erkekten alı-
narak, kadının kendisine verilmesi ile mümkün hale gelebilecektir.
Namus cinayetlerine son verilmesi ya da kadına karşı şiddet içe-
ren fiillerin önünün kesilmesi, her bir ülkede yapılması ve alınması
gereken tedbirlerin hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Önce-
likle kadınların yaşama hakkına sahip olduğu fikrinin desteklenmesi
gerekmektedir. Bu fikrin yasalar ve icra makamları yolu ile hatta her
seviyedeki okulda verilecek eğitimlerle gerçekleşmesi sağlanmalıdır.
Özelliklede ülkeler, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenme-
si Sözleşmesi’nin, BM Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması
48
Berdel; evlenecek iki erkeğin birbirlerinin kız kardeşlerini kendilerine eş olarak
seçmeleridir. Bunun yanında bir kız, baba ve amca yada amcasının oğlu için de
berdel usulü evlendirilebilmekte ve çıkan kan davalarında kızların “kan berdeli”
ya da “bertila xwine-kanın rüşveti” olarak karşı tarafa “verildikleri” gözlenmektedir.
Kürtçe berdel tümüyle dişiliği çağrıştırır. Ber ve del kelimelerinin bir araya gelme-
sinden oluşmuştur. Berdel’e en yakın kelime bertil’dir. Bertil rüşvettir; buna göre
berdel “Onun rüşveti” ya da “Onun yerine” gibi anlamlar içermektedir. Arap’ça ber-
del bedel denilmektedir. Hakkari’de berdel’e kepir ya da pe guhurk, Denizli, Aydın
ve antep’te değişik yapma; Şırnak ve Cizre’de pe guhurk; Kuzey Irak’ta Jin be Jin;
Yezidiler’de ise berdele keç be keç denilmektedir. Kepir, saçı dağınık, yontulu taş ve
kurak arazi anlamlarına gelmektedir; pe guhurk’nin canlı bir anlamı yoktur, eyle-
mi ifade etmektedir, Jin be Jin salt kızkardeşleri değiştirme amaçlı kullanılır. Alevi
Kürtler’de ise berdel, bugün yok denecek kadar azdır, daha önce Maraş, Sivas ve
Dersim kürtleri’nde görülen bir evlilik türü iken günümüzde örnekleri yok dene-
cek kadar azdır. Maraş, Sivas ve Dersim’de berdel ya da “guherandın” denilmektey-
di. Berdel türü evlilikler Avustralya’daki Kariera yerlileri Arnavutlar arasında da
yaşanmaktadır. Bkz. Müslüm Yücel, Berdel, Evlilik İttıfakı, Kesit Yayınları, 1. Baskı,
Mayıs 2006, s. 12-13.
makaleler Zeynep Burcu AKBABA
351TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Deklarasyonu’nun ve Namus Adına Kadınlara ve Kızlara Karşı İşle-
nen Suçların Ortadan Kaldırılmasına Yönelik Çalışma’nın, hiçbir mad-
desi üzerinde bir çekince konmaksızın kendi hukuk sistemlerinin içine
yerleştirmelidir. Sayılan sözleşme hükümlerinin yerine getirilebilmesi
içinse, kamu tarafından desteklenen femininst kitle iletişim araçları-
nın, yazılı ve sözlü yayın kuruluşlarının kurulması, ayrıca kadın sı-
ğınma evleri olmak üzere her türlü kadın destek grubunun kurulması
ve idame ettirilebilmesi için yetkili organlar tarafından mali desteğin
sağlanılması gerekmektedir.
Bu konuda Türkiye’de yakın zamanda yapılmış olan çalışmalar-
dan en önemlisi Başbakanlık tarafından yayınlanan genelge olmuş-
tur.
49
Genelgenin konusu; “Çocuk ve Kadınlara Yönelik Şiddet Hareket-
leriyle Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirler”.
2006 yılında yayınlanan Başbakanlık Genelgesinin hayata geçirilmesi
için yerel ve ulusal bazda kurumlar çalışmalarını sürdürmektedirler.
Ancak bu genelgenin hayata geçirilmesi için gerekli bütçe ortaya ko-
nulmadığı sürece kurumların, ulusal veya yerel çalışmaları sonuçsuz
kalabilir.
Ne yazık ki sonuçsuz kalan her çaba, başarı sağlayamayan her
çalışma, kötü törenin, varlığını sürdürmesine neden olacaktır. Töre,
kızların hayallerini çalmaya, aşka yasak koymaya, bazen cinayetlere,
intihar süsü verilmiş ölümlere, bazen de vücutta hayat boyu taşınacak
izlere neden olmaya devam edecektir.
Töre, feodal düzeni korumaya, ataerkil toplumda erkeğin hüküm-
ranlık sürmesine sebebiyet vermeye, kadını yeri geldiğinde maldan
ibaret saymaya, yeri geldiğinde erkeğe malını ortadan kaldırmaya im-
kan tanımayı sürdürecektir.
Kadına korunulması gereken bir mal gibi bakmaktan vazgeçip,
ona bir birey olarak yaklaşılıp, saygı duyulduğunda şiddetin ve cina-
yetlerin önüne geçilmiş olunacaktır.
49
RG, 4 Temmuz 2006, Sayı: 26218.