makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009319
TTK TASARISI’NIN SİGORTA SÖZLEŞMESİNİN
HÜKÜMLERİNE İLİŞKİN MADDELERİ
İLE GETİRİLEN DÜZENLEMELERİN
DEĞERLENDİRMESİ
Şamil DEMİR
∗
GİRİŞ
Meclis Genel Kurulu’na sevk edilen Türk Ticaret Kanunu Tasarı
sı’nda Hükümetin teklif ettiği metin ve Adalet Komisyonu’nun teklif
ettiği metin olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve her iki metin de
genel kurulun takdirine sunulmuştur. İncelememizde sigorta sözleş
mesine hakim olan ve tüm sigorta türleri için geçerli torba hüküm ni
teliği taşıyan, 1401 ila 1420. maddeleri, Hükümet, Adalet Komisyonu
ve mer’i TTK Hükümleri birlikte değerlendirilerek incelenecek, başlı
ca farklar ve yenilikler üzerinde durulacaktır.
BİRİNCİ BÖLÜM:
TEMEL KAVRAMLAR
1. TANIMI, ÖZELLİKLERİ, TABİ OLDUĞU HÜKÜMLER
VE UNSURLARI
a. Tanımı ve Özellikleri
Sigorta sözleşmesi TTK Tasarısı’nın 1401. maddesinde tanım bul
maktadır. Yukarıda bahsedildiği gibi hükümet ve komisyon metinle
rinde sigorta sözleşmesinin tanımlanmasında farklı cümle kuruluş tar
zı kabul edilmekle birlikte kabul edilen anlam ve sistem tamamen pa
raleldir. Hükümet tasarısı metni eski kanun yazma tekniği gereği “si-
gorta öyle bir sözleşmedir ki” şeklinde başlarken, komisyon tanımı gü
nümüz Türkçesine daha uygun ve akıcı bir cümle düzeniyle kaleme
alınmıştır. Bu nedenle 1401. madde açısından anlamlarında içerik ola
*
Av., Ankara Barosu.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009320
rak fark olmayan bu iki metinden Adalet Komisyonu tarafından tek
lif edilen metin incelememize konu olacaktır. Bu tanımdan 6762 sayılı
TTK’daki tanımın günümüz Türkçesine uyarlanmasının yapıldığı an
laşılmaktadır.
Buna göre “sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin
para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meyda-
na gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat sü-
releri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para
ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir”.
Sigorta sözleşmeleri birçok alanda etkili sözleşmeler oldukların
dan kanunlarda tarif edilmesinin doğru olmadığını savunan görüşler
vardır.
1
Ancak tanımı başarılı bulan görüşler de mevcuttur
2
.
Mer’i TTK ve tasarıda sigorta sözleşmesini tanımı yapılırken akit
ve sözleşme terimlerinin kullanılması isabetlidir. Böylece sigorta söz
leşmesinin iki taraflı sözleşmeler olduğuna vurgu yapılmış olur. Bu
haliyle sigorta sözleşmesi taraflar arasında devamlı bir borç ilişkisi ya
ratmaktadır. Sigorta sözleşmesi süresince riziko ile prim arasında den
ge kurulması prensibi de devamlı borç ilişkisi doğuran bir sözleşmesi
olduğunu teyit etmektedir.
3
Fransız doktrinin tesiri ile, sigortacının edimini rizikonun gerçek
leşmesine bağlı olduğunu kabul eden görüşler geçerliliğini yitirmiştir.
Çünkü sigortacı için riskin gerçekleşip gerçekleşmemesi değil ne oran
da gerçekleştiği önemlidir. Bunun bir sonucu olarak sigortacı sadece
rizikonun gerçekleşmesi halinde para ödeme borcuna değil, aynı za
manda rizikoyu taşıma yükümlülüğünü de üzerine almaktadır.
4
Sigorta sözleşmesi 18-19. yüzyıllarda kabul edilenin aksine şan
sa bağlı bir akit değildir ve sigortacının sorumluluğu rizikonun ger
çekleşmesiyle değil, sözleşmeni yapılmasıyla birlikte başlar.
5
Bozer’e
göre; “sigorta sözleşmesiyle birlikte sigortacının sigorta tazminatını öde-
me borcu doğmuştur ancak borcun ödenmesi kanunu şartın (rizikonun) ger-
çekleşmesine bağlanmıştır”. Kender, bu görüşe Borçlar hukukuna göre
1
Kender, R., Türkiye ‘de Hususi Sigorta Hukuku, 9.b. İstanbul 2008. s. 141, 142.
2
Bozer, A., Sigorta Hukuku Genel Hükümler-Bazı Sigorta Türleri, 2.b. Ankara 2007 s. 26.
3
Kender, s. 142.
4
Kender, s. 143, 144.
5
Kender, s. 143.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009321
doğmuş bir borcun şarta bağlanamayacağı gerekçesiyle karşı çıkmak
ta, sigorta sözleşmesinin şarta bağlı bir borç doğurmadığı görüşünü
benimsemektedir.
6
Bir kimsenin sigorta sözleşmesi yapma mecburiyetinin olması si
gortanın sözleşme olma özelliğini ortadan kaldırmaz.
7
Çünkü zorunlu
da olsa sigorta ettiren, iradilik ilkesi gereğince aynı kolda faaliyet gös
teren birçok sigortacıdan dilediğiyle sigorta sözleşmesi yapabilecektir.
Tanım yapma tercihinin bir sonucu olarak gerek mer’i TTK da ge
rekse TTK Tasarısı’nda yapılan sigorta sözleşmesi tanımı, pasif sigor
taları yönünden eksiktir. Parayla ölçülebilen menfaat kavramı, ileride
ortaya çıkacak bir pasifi kapsamayacaktır.
8
b. Tabi Olduğu Hükümler
6762 sayılı TTK’nın 1264. maddesi uyarınca sigorta sözleşmele
ri hakkında TTK’nın 5. kitabının hükümleri uygulanacaktır. Hüküm
bulunmadığı hallerde ise Borçları Kanunu hükümleri uygulanacaktır.
Tasarı’nın 1451. madde de; “bu kanunda hüküm olmayan hallerde sigorta
sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır” şeklindeki düzenle
meyle aynı anlayış sürdürülmüştür.
6762 sayılı TTK’nın 1264. maddesinde emredici hükümlerin liste
sinin yapılması yoluna gidilmiştir. Ancak TTK Tasarısı’nda emredici
hükümlerin sayısının azaltılması amacıyla hareket eden kanun komis
yonu böyle bir listeleme yolunu tercih etmemiş, 1264. maddenin em
rediciliğini sigorta kitabındaki üç bölüme ayrı ayrı yayılması söz ko
nusu olmuştur.
c. Sigorta Sözleşmelerinin Özelliklerinin
Sözleşme Hukuk Açısından Değerlendirmesi
Sigorta sözleşmeleri;
• Rızai sözleşmelerdir.
• Karşılıklı taahhütleri içeren iki taraflı bir sözleşmedir.
6
Kender s. 145, 146.
7
Kender s. 146.
8
Kender s. 145.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009322
• Taraflar arasında sürekli nitelikli bir borç ilişkisi kurarlar.
• Geçerliliğini sürdürmesi, tarafların azami iyi niyetini gerekti
rir.
• Sözleşmenin yapılmasından irade serbestîsi ilkesi geçerlidir.
• Baht ve tesadüfe bağlı sözleşmelerdendir.
• Taliki şarta bağlı akitlerden değildir.
9
Sigorta sözleşmesinin karşılıklı taahhütleri içermesi (BK m. 81, 82,
106), bir sözleşmeyi yapıp yapmama, dilediği özellikte yapma ve dile
diği kişiyle yapma gibi irade serbestîsine tabi olması, baht ve tesadüfe
bağlı olması (BK m. 504-506) Borçlar Kanunu’nun sözleşme hukukuna
dair hükümlerine tabi olması sonucunu doğurmaktadır.
Sözleşme serbestisi genel olarak bir sözleşmeyi yapıp yapmama,
istenilen tip ve içerikte yapma, karşı tarafı seçme kurulmuş bir sözleş
meyi ortadan kaldırma ve değiştirme yetkisi verir.
10
Sigorta hukukun
da esas olarak sözleşme serbestisi ilkesi benimsenmiş olmasına rağ
men bu serbesti Borçlar hukukundaki sözleşme serbestisiyle farklar
arz eder. Borçlar Kanunu’ndaki hükümlerin çoğun yedek hükümler
olması amir hüküm sayısını azaltmıştır. Yani BK 19 ve 20. maddeleri
ne aykırı olmayan sözleşmeler geçerli olacaktır. Ancak sigorta huku
kundaki yedek hüküm sayısı daha azdır.
11
Tasarı’nın gerekçesinden 6762 sayılı TTK’daki emredici düzenleme
sayısının çokluğunun sözleşme serbestisini kısıtlaması ve sigorta sek
törünün gelişmesine engel olduğu bu nedenle sözleşme serbestîsinin
sınırlarını genişletecek şekilde emredici düzenleme sayısının azaltıl
dığı ifade edilmektedir. Böyle bir tercihin sigorta şirketlerini memnun
edeceği açıktır.
d. Sigorta Sözleşmesinin Unsurları
TTK Tasarısı ve 6762 sayılı TTK’yı incelendiğinde sigorta sözleş
mesinin unsurlarının; sigortacı, sigorta ettiren, sigorta menfaati, riziko
(tehlike), sigorta bedeli ve prim olduğu anlaşılmaktadır.
12
Bu zorunlu
9
Can, M., Türk Özel Sigorta Hukuku, 2. b. Ankara 2007. s. 257 vd.
10
Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 10. b. İstanbul 2008 s. 19.
11
Bozer, s. 47.
12
Bozer, s. 32.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009323
unsurlardan, sigorta menfaati, riziko ve prim ile ilgili değerlendirme
ler ilerleyen bölümlerde yapılacaktır.
2. KARŞILIKLI SİGORTA
Mevcut Kanun’dan farklı olarak tasarıda karşılıklı sigortanın tanı
mı sigorta sözleşmesinin tanımının yapıldığı maddeden ayrılarak 1402
maddede ayrıca düzenlenmesi yoluna gidilmiştir. Buna göre tasarıda
karşılıklı sigorta birden çok kişinin birleşerek, içlerinden herhangi bi
rinin, belli bir rizikonun gerçekleşmesi durumunda doğacak zararları
nı tazmin etmeyi borçlanmaları şeklinde düzenlenmiştir. Karşılıklı si
gortanın bu düzenleniş biçimi mevcut TTK’nın 1263. maddesinin III.
fıkrasındaki tanımla tamamen paralel olmakla birlikte tasarıda mevcut
kanundan farklı olarak karşılıklı sigorta faaliyetinin ancak kooperatif
şirket şeklinde yürütülebileceği hüküm altına alınmıştır. 5684 sayılı Si
gortacılık Kanunu’nun 3/III. maddesinde sigorta şirketlerinin karşılık
lı sigorta yapması zorunlu kılınmıştır.
3. REASÜRANS (TEKRAR SİGORTA)
TTK Tasarısı’nın Reasürans yani tekrar sigortayı düzenleyen 1403.
maddesinde hükümet ve Adalet Komisyonu teklifleri arasında fark
bulunmamaktadır. Buna göre sigortacı, sigorta ettiği menfaati, diledi
ği şartlarla, tekrar sigorta ettirebilecektir. Reasürans, sigortacının, si
gorta ettirene karşı borç ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacak
tır. Çünkü reasüransın amacı sigorta ettirenin değil, sigortacının başka
bir sigortacı tarafından sigorta edilmesi ve sigorta riskinin dağıtılma
sıdır. Burada korunan menfaat sigorta şirketini menfaati olduğundan
ve sigortalanan şirketi ile tekrar sigorta yapan şirket arasında hüküm
ve sonuç doğuran bir sözleşme olduğundan bu sözleşme tekrar sigor
ta yapana karşı, doğrudan dava açmak ve istemde bulunma hakları
nı vermeyecektir. Mevcut TTK da reasürans 1276. maddede düzenle
me bulmuştur. Her iki düzenleme birbiriyle çok paralel olmakla birlik
te mevcut TTK’nun 1276. maddesindeki “sigorta ettiren kimse dahi sigor-
ta primini sigorta ettirebilir” kısmı tasarıya göre farklı olan düzenlemeyi
oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle TTK tasarısında sigorta ettirenin
sigorta primini sigorta ettirmesi reasürans tanımından çıkarılmıştır.
Sigortacılık Kanunu’nun 3/I maddesi uyarınca; Türkiye’de faali
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009324
yet gösterecek sigorta şirketleri ile reasürans şirketlerinin anonim şirket
veya kooperatif şeklinde kurulmuş olması şarttır.
4. GEÇERLİ OLMAYAN SİGORTA
Tasarı’nın 1404. maddesinde kaleme alınan geçerli olmayan sigor
ta ile ilgili hükümet ve komisyon tasarısı arasında, hükümet tasarısın
da geçen güvence kelimesinin, teminat olarak düzeltilmesi dışında bir
fark bulunmamaktadır. Daha doğru kalem alındığını düşündüğümüz
komisyon metnine göre; sigorta ettirenin veya sigortalının:
• kanunun emredici hükümlerine,
• ahlâka,
• kamu düzenine,
• kişilik haklarına aykırı
bir fiilinden doğabilecek bir zararını güvence altına almak amacıyla si
gorta yapılamayacaktır. Mevcut TTK’nın 1277. maddesine karşılık ge
len 1404 üncü madde düzenlemesinin bu kaleme alınışı itibariyle ge
çerli olmayan sigortayı daha kapsamlı bir şekilde düzenleyeceği göze
çarpmaktadır. Zira mer’i TTK, geçerli olmayan sigortayı, sigortadan
faydalanan veya sigorta ettiren kimsenin;
• kanunla yasak edilmiş
• ahlaka (Adaba) aykırı olan
fiilinden doğabilecek bir zarara karşı sigorta yapılamayacağı şeklin
de düzenlemiştir. Her iki maddenin yukarıda sıralanan unsurların
dan tasarı metnine, kanuna aykırılık açısından “emredici kurallara aykı-
rı olmamak” şeklinde düzenlendiği, ek olarak maddeye, kamu düzeni
ne aykırı olmama ve kişilik haklarına aykırı olmama konusunda sınır
lamaların da getirilerek madde kapsamının genişletildiği anlaşılmak
tadır. Böylece TTK 1404. maddesinin Borçlar Kanunu’nun sözleşme
serbestîsinin sınırlarını çizen 19. madde hükmüyle tamamen uyum
lu hale getirilmek istendiği anlaşılmaktadır. Ancak Tasarı gerekçesin
de, geçerli olmayan sigortanın Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine ko
şut olarak hükme bağlandığı, Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine rağ
men böyle bir düzenlemenin öngörülmesinin sebebinin Borçlar Kanu
nu hükmünün bazı noktalarda yetersiz kalabileceği endişesi olduğu
ve özel bir hükmün ihtiyaca daha iyi cevap verebileceğinin düşünül
düğü ifade edilmiştir.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009325
İKİNCİ BÖLÜM:
SİGORTA SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ
Sigorta sözleşmesi sigortacı ve sigorta ettirene bazı yükümlülük
ler yüklemektedir. Bunlardan sigorta ettirenin ilk yükümlülüğü prim
ödeme borcudur. Bu borcun ifa edilmemesi sigortacıya talep de dava
hakkı verecektir. Sigorta ettirenin bir diğer borcu ise kanun ve sigor
ta sözleşmesinin kendisine yüklediği bazı ihbar ve davranış yükümlü
lükleridir. Bu borcun yerine getirilmemesi sigortacıya dava hakkı ver
mez ancak ihlali halinde sigorta ettirenin bazı haklarının ortadan kal
masına neden olur.
13
Sigorta ettirene bahsedilen iki yükümlülüğü yükleyen sigorta söz
leşmesi, sigortacıya da rizikoyu taşıma borcu yükler. Rizikoyu taşıma
borcu sigortacının ana edimini teşkil eder. Rizikoyu taşıma borcu rizi
konun gerçekleşmesinden önce ve sonra devam eder. Riziko gerçek
leşmeden önce statik olan bu borç, rizikonun gerçekleşmesiyle birlik
te dinamik hale gelir.
14
1. SÖZLEŞMENİN YAPILMASI SIRASINDA SUSMA
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın 1405. maddesinde mevcut
TTK’da düzenlenmemiş olan sigorta sözleşmesinin kurulmasının sı
rasındaki susmanın sonuçları düzenlenmek istenmiştir. 5684 sayılı Si
gortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin ikinci bendinde; hayat sigorta
larına ilişkin sözleşmelerin yapılmasına dair teklifnamenin, sigorta şir
ketine ulaştığı tarihten itibaren otuz gün içinde sigorta şirketi tarafın
dan reddedilmemesi halinde sigorta sözleşmesi yapılmış olacağı dü
zenlenmiştir. Ancak TTK Tasarısı Sigortacılık Kanunu’nun hayat si
gortaları açısından öngördüğü susmanın sonuçlarını, 1405. maddede
ki kaleme alınış şekliyle tüm sigorta türlerine yansıtmayı amaçlamak
tadır. Buna göre; TTK Tasarısı ile sigortacı ile sigorta sözleşmesi yap
mak isteyen kişinin, sözleşmenin yapılması için verdiği teklifname ta
rihinden itibaren otuz gün içinde reddedilmemesi, tüm sigorta türleri
için sigorta sözleşmesinin kurulmuş sayılması sonucunu doğuracaktır.
13
Kender, s. 189.
14
Kender s. 255.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009326
Ayrıca teklifnamenin verilmesi sırasında yapılmış ödemelerin,
sözleşmenin yapılmasından sonra prim olarak kabul edilmesi veya ilk
prime sayılması, bu ödemelerin, sigorta sözleşmesinin yapılmaması
halinde, kesinti yapılmadan, faiziyle birlikte geri verileceği de tasarı
da kaleme alınmıştır.
1405. maddenin üçüncü bendi ile atıfta bulunulan 1483. madde
ye göre ise sigortacılar, faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bu
lunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamayacaklardır. Bilindiği
gibi, kural olarak, susma bir irade beyanı değildir ve icaba karşı susan
muhatap icabı kabul etmiş sayılmaz.
15
Ancak Tasarı’nın 1405. madde
siyle borçlar hukukunun bu genel ilkesinin bir istisnasını daha kabul
eden ve buna sonuçlar bağlayan bir düzenleme söz konusudur.
2. TEMSİL
a. Temsilen Sigorta ve Yetkisizliğin Sonuçları
6762 sayılı TTK’nın 1270. maddesinde düzenlenen başkası namına
sigorta diğer ifadesiyle temsilen sigorta, TTK Tasarısı’nın 1406. madde
sinde kaleme alınmıştır. Buna göre; bir kişi, diğer bir kişinin adına onu
temsilen sigorta sözleşmesini yapabilir. Yine aynı maddede mevcut ka
nunda olduğu gibi temsilci yetkisiz ise, “ilk sigorta döneminin” primle
rinden sorumlu olacağı belirtilmiştir. Tasarı’nın mer’i 1270. madde dü
zenlemesinden ilk farkı yetkisiz temsilcinin sadece “ilk sigorta dönemi-
nin” primlerinden sorumlu olması konusunda karşımıza çıkmaktadır.
Yine Tasarı’dan adına sigorta sözleşmesi yapılan kişinin, riziko
nun gerçekleşmesinden önce veya 1458. madde hükmü saklı kalmak
üzere, riziko gerçekleşince de, sözleşmeyi sonradan icazet verebilece
ği anlaşılmaktadır. 1270. maddenin ikinci fıkrasıyla paralel olan bu dü
zenlemede istisna olarak atıf yapılan tasarının “Geçmişe Etkili Sigorta”
başlıklı 1458. maddesi, yine, mer’i 1270. maddede atıf yapılan “Muka-
velenin yapıldığı sırada” başlıklı 1279. madde ile aynı doğrultuda ifade
ler içermektedir.
6762 sayılı TTK’nın 1270. maddenin üçüncü fıkrasında, başkası
nam ve hesabına yapıldığı, sigorta sözleşmesi şartlarından anlaşılma
yan sigorta sözleşmesinin, sözleşmeyi akdedenin nam ve hesabına ya
15
Oğuzman, K., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1995 s. 58 vd.; Ayrıca bkz.
Eren, s. 125 vd.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009327
pılmış olacağı düzenlenirken, aynı doğrultudaki tasarıda bu hüküm
den farklı olarak, sözleşmenin yetkisiz temsilcinin nam ve hesabına
yapılmış sayılabilmesi için sözleşmede “menfaati olması” şartı getiril
miştir. Tasarı’nın bu haliyle yasalaşması halinde, yetkisiz yapılan si
gorta sözleşmesinde menfaati olmayan sigorta ettiren, eğer o sözleş
meden menfaati yoksa yetkisiz yaptığı sözleşme kendisi adına yapıl
mış sayılmayacaktır. Bu halde bahis konusu tarafın yetkisiz ve men
faat yokluğunda imzaladığı sözleşmeden kaynaklanan “ilk sigorta dö-
nemine” ilişkin sigorta priminden sorumlu tutulup tutulmayacağı gibi
açıklığa kavuşturulması gereken bir sorun ortaya çıkacaktır. Kanımız
ca maddenin düzenlenişinden menfaati olmayan yetkisiz sigorta et
tirenin, primden de sorumlu olmayacağı sonucu çıkarılabilir. Sigorta
sözleşmesinde menfaatin bulunmaması halinde sözleşmenin geçersiz
liğini düzenleyen Tasarı’nın 1408. maddesinin yetkisiz taraf için de uy
gulanabileceği düşünülürse, bu halde yetkisiz akitin menfaati olmadı
ğı halde yaptığı ya da icazet verilmemesi nedeniyle menfaatin ortadan
kalktığı durumda böyle bir sigorta sözleşmesinin geçersiz olacağı so
nucuna varılabilecektir. Ancak bu durum sözleşmeye aykırılık, kasıt
ve iyi niyete ilişkin genel hükümlere göre temsilcinin sorumluluğuna
gidilmesinin önünü kapatmamaktadır.
b. Talimatı Bulunmayan Temsilci
TTK Tasarısı’nın 1407. maddesi temsilciye, sigorta ettiren tarafın
dan, sigorta şartlarıyla ilgili herhangi bir talimat verilmemişse, sigorta
sözleşmesinin, sözleşmenin yapıldığı yerdeki mutad şartlara göre ku
rulacağını belirtmektedir.
Bu düzenleme şekliyle maddenin mer’i karşılığı olan 1271. mad
dedeki temsilcinin akdettiği sözleşmenin müvekkil tarafından kabul
edilmesi halini düzenleyen ilk cümlesindeki, temsilcinin vekalete uy
gun hareket edilmiş sayılacağına ilişkin olarak yapılan tespitten vaz
geçildiği anlaşılmaktadır.
3. SİGORTA MENFAATİ
Sigorta hukukumuzda sigorta sözleşmesine konu olabilecek men
faatin para ile ölçülebilir olması esası benimsenmiştir.
16
Mer’i TTK’nın
16
Bozer, s, 33., Can, s. 28.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009328
1269. maddesi sigorta edilen menfaat ve menfaat sahibini açık bir şe
kilde düzenlemiştir. Ancak Tasarı’da sigorta kitabının girişinde bul
mayı umduğumuz menfaat ve menfaat sahibi tanımının genel bir ta
nım olarak değil sigorta türlerine göre tek tek yapılması söz konu
dur. 1453. maddede düzenlenen mal sigortalarında, 1490. maddede
düzenlenen hayat sigortalarında, 1515. maddede düzenlenen hasta
lık sigortalarında menfaat ve menfaat sahibinin tanımı ayrı ayrı ya
pılmıştır. Buna karşılık Tasarı’nın “sigorta menfaatinin yokluğu” başlıklı
1408. maddesinde, sigorta sözleşmesinin yapılması anında, sigortala
nan menfaat mevcut değilse, sigorta sözleşmesinin geçersiz olacağının
kaleme alınmasıyla yetinilmiştir. Yine sözleşmenin yapıldığı anda var
olan menfaatin, sözleşmenin süresi içinde ortadan kalkması halinde,
sözleşmenin o anda geçersiz olacağı, Tasarı’nın 1470. maddesine gön
derme yapılarak menfaat sahibinin değişmesi halinde aksine sözleşme
yoksa sözleşmenin sona ereceği ifade edilmiştir.
Tasarı gerekçesinin 212. paragrafında mer’i TTK’da sigortaya iliş
kin hükümlerin pek çoğunun kanunen emredici sayılmalarının sigor
tacılığın gereksinimlerine uygun çözümleri ve özellikle sözleşme hu
kukunun gelişmesini önlediği, diğer taraftan emredici hükme aykırı
uygulamaya sebep olduğu bu noktada karşılaşılan sorunların uygula
mada sigorta genel şartları veya sigortacılıkla ilgili diğer mevzuatlar
la giderilmeye çalışıldığı, doğal olarak, bunların yeterli olamadığı, ta-
sarıda emredici hükümlere ancak korunmaya değer bir menfaat varsa yer ve-
rildiği ifade edilmiştir.
4. SİGORTANIN KAPSAMI
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ile birlikte, yürürlükte olan TTK’nın
benimsediği umumilik esasından vazgeçildiği anlaşılmaktadır. Mer’i TTK
1281 maddesi ile sigortacının, harp ve isyan dışındaki sebeplerle mal
lar hakkında gerçekleşen rizikolar için sigortacının bütün hasarlardan
sorumlu olacağını düzenlemektedir. Dikkat edilirse bu hüküm aynı
maddenin ikinci fıkrası gereğince poliçede istisna kabul edilmeyen ha
sarların harp ve isyan dışında tamamının sigortacının sorumluluğun
da olacağını, ayrıca ve açıkça istisna edilmedikçe sigortacının her tür
lü hasarı ödemekle mükellef olacağı anlaşılmakta, 6762 sayılı Kanun
bu yapısı itibariyle sigortalı lehine bir durum doğurmaktadır. Bunun
la birlikte TTK Tasarısı’nın 1409. maddesi tam tersi denebilecek bir sis
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009329
tem benimsemiştir. Tasarı’nın 1409. maddesine göre sigortacı, sade
ce “sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden” doğan zarardan
veya bedelden sorumlu olacaktır. Umumilik esasındaki kanundan
kaynaklanan kapsam ve istisna, Tasarı ile birlikte tamamen sözleşme
şartlarıyla düzenlenir hale gelmektedir. Böylece sigortacı mer’i kanu
nun poliçede istisna kabul edilmedikçe sorumlu olduğu hasarlardan
değil, tam tersine sadece poliçede yazılı hasarlardan sorumlu olacak
tır. Sigortacının poliçede yazılmayan bir hasarın gerçekleşmesi halin
de bunu ödemesi söz konusu olmayacaktır.
Ayrıca TTK Tasarısı’nın 1409. maddesiyle sigorta hukukunda
umumilik konusunda çelişen iki hüküm yürürlükte olacaktır. Çünkü
Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin 4. fıkrası da umumilik esasını
benimseyen bir şekilde; sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alın
mış olan riskler dışında, kapsam dışı bırakılmış risklerin de açıkça be
lirleneceği, belirtilmemiş olan risklerin teminat kapsamında sayılaca
ğı düzenlenmektedir. TTK Tasarısı’nın mevcut haliyle yasalaşması ve
Sigortacılık Kanunu’nda herhangi bir değişiklik yapılmaması halinde
hangi hükmün uygulanacağı, hangi hükmün özel hangisinin genel hü
küm sayılacağı oldukça tartışma konusu olacak ve sorunun yargı ka
rarları ile açıklığa kavuşması umulacaktır. Bu konuda oluşacak içtihat
ile aynı zamanda umumilik ilkesinin varlığını sürdürüp sürdürmeye
ceği, sigorta sözleşmesinde sigortacının mı yoksa sigorta ettirenin mi
menfaatinin daha çok gözetileceği gibi sorulara da açıklık getirecektir.
Tasarı’da 6762 sayılı TTK daki hükme paralel bir şekilde sözleş
mede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta
kapsamı dışında kaldığını ispat yükü, sigortacıya bırakılmıştır.
Bu durum sigorta ettirenlerin aleyhine, Kara Avrupası sistemin
den uzaklaşılıp, sözleşme serbestîsinin sınırlarının alabildiğine geniş
tutulduğu Anglo-Sakson sisteminden esinlenilmiş olmasından kay
naklanmıştır. Tasarı’nın gerekçesinde tercihteki farklılaşmanın sebebi
olarak iki unsur göze çarpmaktadır:
• TTK’nın sigorta kitabının daha sonra tekrar düzenlenmesi bek
lentisiyle yetersiz düzenlenmiş olması ve söz konusu hükümlerin pek
çoğunun emredici hükümlerle düzenlenmiş bulunmaları, sigorta ala
nında ağırlığı olan sözleşme hukukunun gelişmesini engellediği bu
nun da Türkiye’de sigorta endüstrisini olumsuz yönde etkilediğidir.
Bu nedenle sigortacının hareket alanını daraltan 1281. maddedeki em
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009330
redici düzenlemeden vazgeçildiği anlaşılmaktadır.
• Tasarı çalışmalarında iki ana yabancı kaymak olarak Alman Si
gorta Sözleşmeleri Kanunu ve Anglo-Sakson hukuku gösterilmek
tedir. Bu düzenlemelerden Alman düzenlemesinin tutucu, Anglo-
Sakson sisteminin ise liberal bazı yönlerinden yararlanıldığı ifade edil
mektedir. Tasarı’da özellikle sözleşme hukukunun gelişime açık ol
ması düşüncesiyle, İngiliz hukukunun liberal yaklaşımının tercih edil
diği vurgulanmaktadır. Bununla birlikte Alman Sigorta Sözleşmesi
Kanunu’nun menfaatler dengesini gözeten bazı düzenlemelerinin de
benimsendiği ifade edilmektedir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere TTK Tasarısı ile si
gorta sözleşmesi ve bunun kurulması konusunda “gelişme” yaşanması
umuduyla liberal yaklaşımı benimsemekte ve bu nedenle sigortalı le
hine olan umumilik esasından vazgeçilmektedir.
5. SİGORTA SÜRESİ VE DÖNEMİ
Sigorta süresi, sigorta sözleşmesi sona erinceye kadar devam eder.
Doktrinde sigorta süresi şekli, maddi ve teknik sigorta süreleri olarak
ayrılmaktadır.
17
TTK Tasarısı’nın 1410. maddesi sigorta sözleşmesinin
süresinin sözleşmede kararlaştırılmaması halinde bu süreni tespitinde
uygulanacak ölçütleri düzenlemektedir.
Bu maddenin mer’i TTK’daki karşılığı olan 1282. maddede de pa
ralel nitelikte bir düzenleme bulunmaktadır. Buna göre süre, sigorta
sözleşmeyle kararlaştırılmamış ise, bu sürenin tespitinde öncelikle ta
raf iradeleri, yerel teamül ile hâl ve şartlar göz önünde bulundurula
rak, mahkemece belirlenecektir.
Mer’i TTK’nın 1282. maddesinde tasarının 1410. maddesindeki bu
hüküm yanında süre başlığı altında sigortacının hangi tarihten itiba
ren gerçekleşen rizikolardan sorumlu olacağı düzenlenmektedir. 1282.
maddeye göre aksi kararlaştırılmış olmadıkça sigortacı, primin öden
diği tarihten itibaren gerçekleşen rizikolardan sorumludur. Ancak
TTK Tasarısı’ndaki hangi tarihten itibaren gerçekleşecek rizikonun te
minat altına alınmış olacağını düzenleyen madde ayrıca kaleme alı
narak tarafların borç ve yükümlülükleri başlığı altındaki 1421. mad
17
Kender, s. 187, 188
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009331
dede düzenlenmiştir. 1421. madde 1282. maddeye ek olarak sigortacı
nın sorumluluğunun, primin taksitlerle ödeneceği de dikkate alınarak
sorumluluğun “primin veya ilk taksitin ödenmesiyle başlayacağı”, kara ve
denizde eşya taşımaya ilişkin sigorta sözleşmelerinde ise sigortacının
sorumluluğunun sözleşmenin kurulmasıyla başlayacağı belirtilmiştir
(m. 1295/2 buraya alınmış).
TTK Tasarısı’nın 1411. maddesi bütün sigorta sözleşmeleri açısın
dan geçerli olacak “sigorta dönemi” kavramı getirmektedir. Sigorta dö
nemi sigorta sözleşmelerinin aksi karlaştırılmamışsa sigorta primleri
nin hesaplandığı ve sözleşmenin devam ettiği süreyi ifade edecektir.
Uygulamada da birçok sigorta sözleşmesi bir yıllık dönemlerde yapıl
maktadır. 1411. madde daha kısa dönemlerde prim karşılaştırılmamış
sa sigorta döneminin bir yıl olacağını düzenlemekle aslında sigorta dö-
neminin uzunluğunu da bir yılla sınırlamaktadır. Çünkü maddenin lafzın
dan sigorta döneminin daha priminin daha uzun ya da kısa dönemde
hesaplanması hali değil, daha kısa dönemde hesaplanmamışsa bir yıl
lık dönemlerde yapılabileceği kaleme alınmıştır.
6. SİGORTA ETTİREN DIŞINDAKİ KİŞİLERİN BİLGİ
VE DAVRANIŞLARI
TTK Tasarısı’nın 1412. maddesi, TTK’da sigorta ettirenin bilgisine
ve davranışına hukuki sonuç bağlanan durumlarda, sigortadan habe
ri olması şartı ile;
• sigortalının,
• temsilci söz konusu ise temsilcinin,
• can sigortalarında da lehtarın
bilgisi ve davranışı da dikkate alınır. Bu durum özellikle riziko
nun meydana gelmesindeki kasıt, kusur, sigortalanan menfaatin du
rumundaki değişiklikler ve ihbar ve prim ödeme mükellefiyeti açısın
dan neticeler yaratacaktır. Bu hüküm sigorta ettiren açısından son de
rece tehlikeli ve mer’i TTK’da karşılığı olmayan bir hükümdür. Örne
ğin temsilcinin hasarı artıracak bir hali bilmesinden nereye kadar so
rumlu olunacaktır? Ayrıca maddeye ilişkin tasarı gerekçesi tatmin edi
ci değildir.
Borçlar hukukunun genel ilkelerinden birisi de nispilik ilkesidir.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009332
Sözleşmenin tarafları haklarını sadece akit taraflara karşı ileri sürebile
ceklerdir. Üçüncü kişiler sözleşmeden kaynaklanan borç ilişkisiyle ilke
olarak borç altına girmedikleri, bir hak kazanmadıkları için bu hak
kın onlara karşı ileri sürülmesi söz konusu olamayacaktır.
18
Kanımız
ca Tasarı’nın 1412. maddesi ile nispilik ilkesine yeni bir istisna getiri
lerek sigorta ettirenin bilgisine ve davranışına sonuç bağlanan durum
larda üçüncü şahısların da davranışlarının sorumluluk doğuracağı dü
zenlenmiş olacaktır.
7. FESİH VE CAYMA
a. Genel Olarak
6762 sayılı TTK’da fesih ve caymaya ilişkin hükümlerin olduk
ça dağınık bir şekilde düzenlendiği göze çarpmaktadır. Bu hükümler
özetle şöyledir:
• TTK 1290. maddesi: Sigorta ettirenin sigorta sözleşmesinin ya
pılması sırasında, sözleşmesinin daha ağır şartlarda yapılmasını ge
rektirecek halleri bildiği halde sigortacıya bildirmemesini, susmasını
ya da eksik veya yanlış bildirmesini, sigortacının sözleşmeden cayma
nedeni olarak düzenlemektedir.
• TTK 1291. maddesi: Sigorta ettirenin sigortalı malın yerini ve
halini sigortacının muvafakatı olmaksızın değiştirerek sigortacının o
malı sigortalamayacağı ya da daha ağır şatlarda sigortalayacağı hale
getirirse bu hal sigortacının sigorta sözleşmesini feshetme nedeni olarak
düzenlenmektedir. Durumun bildirilmesine rağmen 8 gün içinde fes
hedilmeyen ve primi tahsil etmeye devam etmek gibi duruma razı et
tiğini gösteren hareketlerde bulunursa fesih hakkı düşecek ve sözleş
me geçerliğini koruyacaktır.
• TTK 1297. maddesi: bir yıldan uzun süreli hayat sigortalarında
primin ödenmemesi halini fesih nedeni olarak düzenlemiştir.
• TTK 1315. maddesi: sözleşmenin feshedilmiş olmayacağı bir hali,
• TTK 1365 ve 1366. Maddeleri: Caymanın caiz olup olmayacağı bazı
halleri,
18
Eren, s. 21.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009333
• 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 10/III. maddesinde, devre
dilen ve birleşen sigorta şirketleriyle sözleşme yapanlara sigorta söz
leşmesini 3 ay içinde feshetme hakkı veren durum, düzenlenmiştir.
Ancak TTK Tasarısı’nda, 6762 sayılı TTK’dan farklı olarak fesih ve
caymaya ilişkin bazı hükümlerin aynı başlık altında düzenlenmesi yo
luna gidilmiştir. Ancak bu durum TTK Tasarısı’nda fesih ve cayma hü
kümlerinin aynı başlıkta toplandığı anlamına gelmemektedir.
• Tasarı’nın 1413, 1414, 1415, 1417, 1428, 1434, 1445, 1449, 1456,
1499, 1502, 1505. maddelerinde feshe ilişkin,
• 1413, 1415, 1430, 1434, 1438, 1439, 1440, 1441, 1442, 1456, 1489,
1497, 1498. maddelerinde de caymaya ilişkin,
düzenlemeler bulunmaktadır.
b. Olağanüstü Durumlarda Fesih
TTK Tasarısı’nın 1413. maddesi ile sigorta kitabına ilk defa kon
kordato terimi girmiş olmaktadır. 6762 sayılı TTK çeşitli hükümlerin
de sigortacının aczini ve iflasını düzenlerken tasarıda bulara ek olarak
bir “olağanüstü fesih hali” olarak tarafların konkordato ilan etmesi de
düzenlenmiştir.
Buna göre sigortacının ve sigorta ettirenin konkordato ilân etme
si halinde, taraflar sigorta sözleşmesini bunu öğrendiklerinden itiba
ren bir ay içinde tek taraflı olarak feshedebilirler. Ayrıca sigortacının;
• ilgili sigorta dalına ilişkin ruhsatının iptâl edilmesi veya
• sözleşme yapma yetkisinin kaldırılması
gibi hâllerde; sigorta ettiren, bu olguları öğrendiği tarihten itibaren
yine bir ay içinde sigorta sözleşmesini feshedebilir.
Sigorta ettirenin konkordato ilan etmesi halinde sigortacının bu
nedenle fesih hakkının doğabilmesi için primlerin tamamının öden
memiş olması gerekecektir. Zorunlu sigortalar ile prim ödemesinden
muaf hâle gelmiş can sigortalarına bu hüküm uygulanmayacaktır.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009334
c. “Sigorta Priminin Artırılması” Nedeniyle Fesih
6762 sayılı TTK’nın çeşitli maddelerindeki sigorta primi ile ilgili
düzenlemeler şöyledir:
• 1283. ve 1298. maddelerde hangi hallerde primin indirileceği veya
fazla tahsil edilen kısmın iade edileceği,
• 1288. maddede, kısmi sigortanın tam bedelli sigorta haline gel
mesi için sigortacıya ödenmesi gereken “ek primden”,
• 1294. maddesinde, sigorta ettiren kimsenin, “primlerin en yüksek
haddinin tayinine ait hususi hükümler mahfuz kalmak üzere”, mukavele ile
kararlaştırılmış olan primi ödemekle yükümlü olacağından. Sigorta
primi mukavelede gösterilmemişse “primin ilgili bakanlıkça tasdik edil-
miş olan tarifeler gereğince” tayin olunacağından
• 1347. maddede primin ve sigorta bedelinin indirileceği haller
den,
• 1369. maddede ihbar külfetinin gereği gibi yerine getirilmesin
de sigorta ettirene kusur atfedilememesi ve sigortacı açısından cay
ma hakkının caiz olmadığı halde, artan sigorta değerini sigortalamak için
daha fazla prim ödenmesi gerektiği hallerde primin artırılmasından,
• 1454. maddede menfaat yokluğu ve aşkın sigorta nedeniyle pri-
min indirilmesinden,
bahsedilmektedir.
Görüldüğü gibi 6762 sayılı TTK’da hangi hallerde primin indirile
ceği veya iade edileceğinin yanında bazı hallerde sigorta bedeli ve de
ğerinin artması nedeniyle artırılacak primden ve ödenmesi gereken ek
primden bahsedilmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere sigorta primin
deki artış ve indirim tamamen sigorta güvencesinin kapsamında mey
dana gelen değişikliklerle ilgili ve onlara bağlıdır. 6762 sayılı TTK’nın
hiçbir maddesi sigortacıya bu haller dışında primi artırma yetkisi ver
memektedir.
Ancak TTK Tasarısı’nın 1414. maddesi ile birlikte sigorta hukuku
muza “ayarlama şartı” kavramı girmektedir. Bu şart sigorta sözleşme
sine konulabilecek bir şart olup, sigortacıya sigorta güvencesinin kap
samında herhangi bir değişiklik yapmadan sigorta primlerini tek ta
raflı olarak yükseltme yetkisi vermektedir. Sigortacıya böyle bir yetki
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009335
nin tanınmasının amacı, değişen piyasa koşulları ve artan maliyetlerin
prime anında yansıtılabilmesini sağlamak olmalıdır. Sigortacı ayarla
ma şartına dayanarak kendisi için ek bir risk ve maliyetin doğduğu her
durumda prim artışına gidebilecektir.
Rekabetçi piyasa koşullarında müşteri kaybetme kaygısı taşıyacak
olan sigorta şirketlerinin bu ayarlama şartına dayanarak prim artır
maları, şartlar ve zorunluluklar gerektirmedikçe başvurulacak bir yol
olarak görünmemektedir. Ancak mevcut Kanunun’daki primin sabit ol-
duğuna ilişkin sistemden bu şekilde vazgeçilmiş bulunmaktadır. Böyle
ce sigorta şirketleri ayarlama şartına güvenerek ucuz primle sigorta
sözleşmesi yapmayı tercih edebilirler. Bu durum sigorta ettirenlerin,
o sigorta kolundaki risklerin artması ve tüm sigorta şirketlerin prim
ayarlamasına gitmesi halinde, ödeyeceği prim konusunda bir öngö
rü yapamaması sonucunu doğuracaktır. Tasarı’yla getirilen ayarlana-
bilir prim sistemi tamamen sigorta şirketlerinin lehine ve onların hare
ket alanlarını artıran bir nitelik taşımaktadır. Düzenlemenin sigorta et
tirenin, sigorta sözleşmesini fesih hakkını düzenleyen bir başlık altın
da getirilmesi, onun sigorta ettirenin aleyhine olması özelliğini orta
dan kaldırmamaktadır. Tasarı gerekçesinde ayarlama şartına ilişkin yapı-
lan tercih ile ilgili herhangi bir açıklamaya rastlanmamıştır.
Tasarı’nın 1414. maddesiyle getirilen sigortacının ayarlama şartı
na dayalı tek taraflı olarak yapacağı prim artışına karşılık, sigorta etti
rene; artışa yönelik bildirimi aldıktan sonra bir ay içinde sigorta sözleşmesi-
ni feshetme hakkı tanınmıştır. Böylece ayarlama şartının piyasa koşulla
rının denetimine tabi tutulması ve keyfi kullanımının önlenmesini sağ
lama yönelik bir adım atılmıştır. Ancak yine de fesih ve prim ayarla
ma şartının verdiği ayarlama hakkı, dengeli bir şekilde düzenlenme
miştir. Sigorta ettiren sigorta sözleşmesiyle ödediği prim karşılığında
hayatındaki rizikoların getireceği maddi kaygıları azaltmayı amaçlar.
Ancak ayarlama şartı, sigorta ettirene ileride primin artabileceği kay
gısını yaşatan olumsuz bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sigorta sözleşmeleri prensip olarak sona erinceye kadar değişmek
sizin devam ederler. Ancak bu prensibin bazı istisnaları vardır. Bunlar:
Sigorta sözleşmesinin:
• Anlaşmayla,
• Kanun gereğince,
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009336
• İdari işlem gereğince,
• Tek taraflı irade bildirimi ile
değiştirilmesi olarak sıralanabilir.
19
Tasarı ile getirilen ayarlama şar
tı TTK’ya sözleşmenin tek taraflı irade bildirimi ile değiştirilebileceği
yeni bir hal getirmektedir.
Doktrinde varlığını sürdüren ancak bir yanan da anlamını yitirdi
ği bildirilen sabit primli, değişken primli sigorta ayrımının tasarının
yasalaşması halinde daha da anlamlı hale geleceği anlaşılmaktadır.
20
d. Kısmi Fesih ve Cayma
TTK Tasarısı’nın 1415. maddesi kısmi fesih ve caymayı düzenle
mektedir. Sigortacı akdettiği sigorta sözleşmesinin bazı hükümleri
ni haklı nedenlerle feshetmesi veya cayması mümkündür. Ancak bu
fesih ve caymadan sonra sözleşmenin geri kalan hükümlerle ve aynı
şartlarla yapılmayacağı durumdan anlaşılıyorsa, sigortacı sigorta söz
leşmesinin tamamından cayabileceği gibi sözleşmenin tamamını da
feshedebilecektir.
Tasarı’nın bu hükmü 6762 sayılı TTK’nın 1367. maddesiyle para
lellik arz etmektedir. Ancak bazı farklar da söz konusudur. 1367. mad
de sadece sigortacının sigorta sözleşmesinden caymasının haklı olabile
ceği şartların bulunması halinde, geri kalan sözleşme hükümleriyle si
gorta sözleşmesi yapmayacağı halin icabından anlaşılıyor olması ha
linde, sözleşmenin geri kalan hükümlerinden de cayabileceği düzen
lemektedir. İşte TTK Tasarısı’nın 1415. maddesinde farklı olarak cay
ma ile birlikte aynı hallerin varlığında fesih ihtimalini de düzenlemek
tedir. Ayrıca yaptığı sigorta sözleşmesinin bir kısmı sigorta ettiren ta
rafında feshedilen veya cayılan sigorta ettirene de aynı sözleşmeyi fes
hetme ve cayma hakkı tanınmıştır. Böylece fesih ve caymayanın birlik
te düzenlenmesi yolu tercih edilmiştir.
Ayrıca bu hükümle düzenlenen kısmi fesih ve caymaya ilişkin hü
kümlerin BK 20. maddesinde düzenlenen kısmi butlanla da aynı doğ
rultuda olması söz konusudur. BK m. 20/II’ye göre, sözleşmenin içer
19
Kender, s. 186, 187.
20
Bozer, s. 26; ayrıca bkz. Can, s. 24.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009337
diği şartlardan bir kısmının geçersizliği sözleşmeyi iptal etmeyip yal
nız ilgili sözleşme şartı geçersiz olacaktır. Fakat bu şartlar olmaksızın
sözleşmenin yapılmayacağı kesin olduğu takdirde, sözleşme tama
mıyla batıl kabul edilecektir.
8. TEBLİĞLER ve BİLDİRİMLER
Sigorta hukuku açısından yeni olan bir düzenleme de TTK Tas
arısı’nın 1416. maddesiyle getirilen tebliğ ve bildirimlere ilişkin tasa
rı maddesidir. Sigorta hukuku açısından kendisine birçok hukuki so
nuç bağlanan ihbar ve bildirimlerin ve sigorta sözleşmesine ilişkin ya
zışmaların muhatabına ulaştıktan sonra hüküm ifade etmesi söz konu
sudur. Bu nedenle son yıllarda bazı kanunlarda olduğu (İİK) gibi teb
liğ ve bildirimlerin yapılacağı adres konusunun kanunlarda düzenlen
mesi tercih edilmektedir. Bu tercihin sebebi, ortaya çıkan ihtilaflarda,
ispat hukuku açısından yaşanan belirsizlikler ve kötüye kullanımların
varlığı olabilir.
1416. maddedeki düzenlemeye göre; sigorta ettiren tarafından ya
pılacak tebliğler ve bildirimler:
• sigortacıya
• sözleşmenin yapılmasına aracılık eden acenteye;
sigortacı tarafından yapılan tebliğler ve bildirimler ise,
• sigorta ettirenin
• sigortalının
• lehdarın
sigortacıya bildirilmiş son adreslerine yapılacaktır.
10. OLAĞANÜSTÜ DURUMLAR
a. Tarafların Aczi, Takibin Semeresiz Kalması
TTK Tasarısı’nın 1417 ve 1418. maddeleri ile “olağanüstü durumlar”
başlığı altında tarafların aczi, takibin semeresiz kalması durumu ile si
gortacının iflası düzenlenmektedir.
TTK Tasarısı’nın 1417. maddesine göre sigorta ettiren, aciz hâline
düşen veya hakkında yapılan takip semeresiz kalan sigortacıdan, ta
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009338
ahhüdünün yerine getirileceğine ilişkin teminat isteyebilecektir. Temi
nat isteminden itibaren bir hafta içinde sigortacı tarafından bir teminat
verilmemiş ise sigorta ettiren sözleşmeyi feshedebilecektir. Tasarı’nın
1417. maddesinin, 6762 sayılı TTK’daki karşılığı olan 1302. maddede
özü itibariyle benzer bir düzenleme bulunmaktadır. Ancak bazı farklı
lıklar söz konusudur.
Farklılıklardan ilki; 1417. madde ile sadece aciz halinin değil taki
bin semeresiz kalması halinin de düzenlendiği gözlenmektedir. Taraf
lardan birisinin aczi; akitlerden birisinin borcunu edadan aciz olması,
yapılan haczin neticesiz kalması ve iflas gibi ihtimalleri kapsamakta
dır. Ancak borçlu hakkında yapılan takibin semeresiz kalması bir an
lamda İİK’nın 105. maddesinde, borçlunun haczi kabil malın buluna
mamasına ilişkin tutanağın yine İİK’nın 143. maddesi uyarınca aciz
vesikası sayılacağına ilişkin hüküm nedeniyle, “acz haline düşen” veya
“hakkındaki takip semeresiz kalan” borçlu arasında bir ayrım yapmanın
anlamını ortadan kaldırmaktadır. Çünkü acz hali takibin semeresiz
kalması halini de kapsamaktadır.
İkinci fark, sigorta ettirenin sigortacıdan taahhüdünü yerine geti
receğine ilişkin teminat istemesinden sonra, kendisine sözleşmeyi fe
sih yetkisi veren sürededir. TTK Tasarısı’nın 1417. maddesinde bir haf-
ta olarak düzenlenen süre 6762 sayılı Kanun’un 1302. maddesinde üç
gün olarak düzenlenmiştir.
Üçüncü fark; Tasarı’nın 1417. maddesinde mer’i Kanun’un 1302.
maddesinde olduğu gibi, acze düşme halini ve bu halde taraflardan
birisinin sözleşmeyi fesih halini belirtmek için, BK 82. maddesine yol
lama yapmak yerine, acz halini madde içerisinde tanımlama yolunun
tercih edilmesidir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ta
sarının 1417. maddesi ile getirilen acz tanımı muğlaktır. “Veya” ile ay
rılarak kullanılan “acz haline düşme” ile “takibin semeresiz kalması” halle
rinin ifade etmeyi amaçladığı anlamlar birbiriyle kesişmektedir. Bu ne
denle BK 82. maddesinde ayrılarak yapılan tanımlamayı başarılı bul
mak mümkün değildir. Tasarı’nın 1417. maddesinde de 1302. madde
de olduğu gibi BK’ya atıf yapılması daha doğru bir tercih olurdu. Bu
rada göze çarpan bir konu da ilk fıkrada sigortacı için düzenlenmeyen
iflas halinin ikinci fıkrada sigorta ettiren için düzenlenmesidir. Böy
le bir ayrıma sigortacının iflasının Tasarı’nın 1418. maddesinde ayrıca
düzenlenmiş olması neden olmuştur.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009339
b. Sigortacının İflası
TTK Tasarısı’nda “Sigortacının iflası” 1418. maddede düzenlen
mektedir. Bu maddeye göre sigortacının iflâsı sözleşmeyi sona erdiren
bir sebep olarak sayılmıştır. Sigorta şirketinin iflas etmesinden önce,
menfaat sahiplerine ödenmeyen tazminatlar, özel hükümler saklı kal
mak kaydıyla, önce 21.12.1959 tarihli ve 7397 sayılı Sigorta Murakabe
Kanunu gereğince sigortacı tarafından ayrılması gereken teminatlar
dan, bunların yetmemesi halinde iflâs masasından karşılanacağı kale
me alınmıştır. Ancak Türk Ticaret Kanunu Tasarısı 2005 yılından bu
yana yasalaşmayı beklediğinden, bu metinde adı geçen Sigorta Mu
rakabe Kanunu, 14.06.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5684 sayılı Si
gortacılık Kanunu’nun 45. maddesiyle yürürlükten kaldırılarak mül
ga olmuştur. TTK Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nu (1/324)
27.09.2007 de vermesine rağmen Sigortacılık Kanunu’na ilişkin deği
şiklik gözden kaçmıştır. Bu nedenle meclise sevk edilen Tasarı’nın Ge
nel Kurul’da görüşülmesi sırasında ilgili maddenin önergelerle değiş
tirilmesi gerekecektir.
Tasarı’nın 1418. maddesinin ikinci fıkrasında sigorta şirketinin if
lası nedeniyle tazminat alacaklarına kavuşamayan hak sahiplerinin
iflâs masasına İcra ve İflâs Kanunu’nun 206. maddesinin dördüncü
fıkrasında düzenlenen üçüncü sıradan katılacağı kaleme alınmıştır.
İİK’nın 206. maddesinde sözü edilen üçüncü sıra; “özel kanunlarda imti-
yazlı olduğu belirtilen alacaklar” olarak, dördüncü sıradaki “imtiyazlı ol-
mayan diğer tüm alacakların” üzerinde düzenlenmiştir.
6762 sayılı TTK’da iflas terimi sadece hayat sigortalarına ilişkin
1331. maddede geçmektedir. 1331. madde sigorta şirketinin iflası ha
linde, “talebe hakkı olan kişilere” ödenecek riyazi ihtiyatları ve bunun he
saplanış usulünü kapsamaktadır. Bu madde dışında sigortacının aczi
ni düzenleyen 1302 ve 1457. maddelerde de iflas halini kapsamına ala
bilecek düzenlemeler bulunmaktadır. Açıklamalarımızdan anlaşılaca
ğı gibi sadece hayat sigortaları için açıkça düzenlenmiş bulunan sigor
tacının iflası hali, sigorta sözleşmesinin hükümleri başlığı altında dü
zenlenerek tüm sigorta türleri için geçerli hale getirilmiş olacaktır.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009340
11. ZAMANAŞIMI
TTK Tasarısı’nın 1420. maddesi bütün sigorta türleri için geçerli
olan zamanaşımı sürelerini belirlemektedir. Buna göre sigorta sözleş
mesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başla-
yarak iki yılda ve sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler
her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zama
naşımına uğrayacaktır. Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemlerinin
sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrayacağını
düzenleyen 1482. madde hükmü saklı tutulmuştur.
Tasarı’nın 1420. maddesine 6762 sayılı TTK’da karşılık gelen za
manaşımı süresi 1268. maddede öngörülmüştür. Maddeye göre se
bepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alın
masına ilişkin alacaklar da dahil olmak üzere sigorta sözleşmesin
den doğan bütün taleplerin, iki yılda zamanaşımına uğrayacağı dü
zenlenmiştir. Maddeden anlaşılacağı üzere sigortacının sigorta bede
lini ödeme borcu da iki yıllı zamanaşımına tabidir.
21
Söz konusu za
manaşımı süresi sigorta sözleşmesi gereğince alınan vergi ve resimle
ri de kapsamaktadır.
22
Bu hükmünde düzenlenen sürenin özel sözleş
me şartlarıyla değiştirilmesi mümkün değildir.
23
Kanun koyucu zama
naşımı süresinin ne zaman başlayacağı konusunu düzenlememiş olsa
da bu konuda genel hükümler uygulanacaktır.
24
Buna göre zamanaşı
mı süresi BK’nın 128. maddesi uyarınca alacağın muaccel olduğu an
dan itibaren işlemeye başladığı kabul edilmektedir.
Tasarı’nın 1420. maddesi de bu konuya açıklık getirerek genel hü
kümlere başvurmayı gerekli kılmayacak şekilde zamanaşımı süresinin
“alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağı”nı açıkça düzenle
mektedir. Böylece doktrindeki beklentileri de karşılayacak bir düzen
leme getirilmektedir.
25
Halefiyet esası gereğince sigortacının dava ve talep hakları da si
gortalının tabi olduğu sürelere tabidir. Bu nedenle sigortacı halefi ol
21
Kender, s. 290.
22
Bozer, s. 49.
23
YHGK 03.11.1982, 1981/11, 1982/870, Sinerji İçtihat ve Mevzuat Programı,
05/2009.
24
Can, Sigorta Hukuku, s. 311.
25
Kender, s. 292.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009341
duğu alacaklara ilişkin davalarda 2 yıllık zamanaşımına tabidir. İki yıl
lık zamanaşımı süresinin kısa olması ve sigortalının tabi olduğu mu
acceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlaması uygulamada sorunla
ra yol açabilecektir. Bu nedenle tasarının 1420. maddesiyle kademeli
zamanaşımı süresi düzenlenmesi ve sürenin 6 yıla çıkarılması uygula
madaki sorunları giderecektir.
12. TÜRK TİCARET KANUNU TASARISIYLA
SİGORTA HUKUKU AÇISINDA GETİRİLEN
DİĞER YENİLİKLER
26
a. Genel Olarak
Tasarı’nın gerekçesinin incelenmesinden Yeni Türk Ticaret Kanu
nu, AB’ye üye diğer ülkelerin, ticaret, şirketler, taşıma, deniz ticareti
ve sigorta kanunlarında olduğu gibi, dinamik bir konuma geçecek ve
eskisiyle kıyaslanamayacak sıklıkta değiştirilme olasılığına açık bir ka
nun haline gelmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Teknolojideki gelişmeler dikkate alınarak sözleşmelerin kurulma
larından başlayarak, belgelerin, teyit mektuplarının, ihtar ve ihbarla
rın, her çeşit sigorta poliçesinin elektronik ortamda oluşturulması ve
bu belgelerin bir kısmının elektronik ortamda saklanmaya başlanması;
şeffaflığın bu yoldan en üst düzeyde sağlanabilmesi kanunun amaçla
rı arasında sayılmıştır.
Gerekçeden tasarının hazırlanması sırasında AT ve AB direktifle
rinin dikkate alındığı, özellikle sigorta sektöründe sermayenin serbest
dolaşımını sağlayan düzenlemelerin dikkate alındığı anlaşılmaktadır.
TTK Tasarısı Komisyonu ve Adalet Bakanlığı “Türk Ticaret Kanu-
nu” komisyon ilk toplantısında hedefler arasında, AB müktesebatının
yeni Türk Ticaret Kanunu’nun ticarî işletme, şirketler, sermaye piyasası, ta-
şıma, deniz ticareti ve sigorta hukuku kitaplarına tam olarak yansıtılması ve
kanunun modern ticaret hukuku ile örtüşmesi, mevcut bilimsel birikimin ko-
runması, yargı kararlarıyla sağlanan hukukî gelişimin sürdürülmesi sayıl-
mıştır.
Sigorta sözleşmesine ilişkin normlar sigorta endüstrisini güçlendi
26
TTK Tasarısı’nın sigorta kitabına ilişkin gerekçesinden derlenmiştir.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009342
recek şekilde ele alınması amaçlanmış kara ve deniz rizikolarına kar
şı sigorta ayrımından doğan aykırılıklar ortadan kaldırılmış, sorumlu
luk sigortasına yer verilmesi ve mevcut birikimin de korunması amaç
lanmıştır.
Sigorta hukuku kitabı köklü değişikliğe uğramıştır. Buna sebep
olarak 6762 sayılı Kanun’un sigortaya ilişkin hükümlerin 1926-1929 ta
rihli eski Ticaret Kanunun’dan gelmiş olması bunların da uluslararası
uygulama ve öğretinin gerisinde kalması olarak ifade edilmiştir.
Ayrıca, söz konusu hükümlerin pek çoğunun emredici hükümler
le düzenlenmiş bulunmaları, sigorta alanında ağırlığı olan sözleşme
hukukunun gelişmesini engellediği bunun da Türkiye’de sigorta en
düstrisini olumsuz yönde etkilediği ifade edilmiştir. Sorunların ge
nel işlem şartları ile aşılması girişimleri ise pek başarılı olmamıştır.
Tasarı’ya, AET’den yansıyan iki hüküm vardır. Bunlardan birincisi bir
tüketici olarak sigortalıyı aydınlatma açıklaması, ikincisi ise tontinler
kurulmasına olanak tanıyan hükmüdür.
b. Yenileme Çalışmalarının Kaynakları
1. Sigorta kitabının yenilenmesinde ana kaynak olarak Alman Si
gorta Sözleşmeleri Kanunu’ndan yararlanılmıştır. Bu Kanun, köklü
değişikliklerle modern bir kanun niteliğini kazandığı, ticaret hukuku
muza özellikle taşıma ve deniz hukukumuza esin veren ve kaynaklık
etmiş bulunan bir devletin hukuku olduğu için tercih edilmiştir. Ancak
Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanunu 2008 yılında tamamen yenilenmiş olup,
tasarının ana kaynaklarından birisi şimdiden eskimiştir.
2. Tasarı, sözleşme hukukunun gelişime açık olması temel düşün
cesi bağlamında, İngiliz hukukunun liberal yaklaşımı ile Alman Sigor
ta Sözleşmesi Kanunu’nun menfaatler dengesini gözeten bazı düzen
lemelerini benimsemiştir.
3. Türk öğretisinde yapılan eleştiriler.
4. Sigorta murakabe mevzuatında yer alan bazı maddî hukuk ku
ralları. Yine Tasarı’nın Meclis Genel Kurulu’na sevki sırasında Sigor
ta Murakabe Kanunu, Sigortacılık Kanununun kabul edilmesiyle bir
likte mülga olmuştur.
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009343
c. Sigorta Kitabındaki Değişikliklerin Hedefleri
1. Ülkemiz ihtiyaçlarına uygun, modern bir kanun hazırlamak,
2. 6762 sayılı Kanun’un uygulamada sorun yaratmamış ve sigorta
cılar tarafından benimsenmiş hüküm ve ilkelerini korumak;
3. Uygulamanın sorun ve gereksinimlerine cevap verebilecek ve
zorlukları görülen sorunları giderebilecek nitelikte hükümler öngör
mek olarak ifade edilmiştir.
ç. Sigorta Kitabının Sistematiği
Uygulamada sorunlara yol açan bir diğer unsur ise 6762 sayı
lı Kanun’un sistematiği olmuştur. Öncelikle, tüm sigortalar için ortak
hüküm niteliğinde olması gereken genel hükümler Kanun’da dar kap
samlı ele alınmıştır. Buna karşılık primlerin ödenme yeri, şekli gibi ge
nel nitelikli bazı konular ise sadece mal sigortaları açısından, üçün
cü kişi lehine yapılmış sigortalarda, tazminat ile prim takası gibi yine
genel nitelik taşıması gereken bazı hükümler ise sadece deniz riziko
larına karşı sigortalarda düzenlenmiştir. Tasarı’nın sigorta hükümleri
açık, anlaşılır ve görsel nitelikte bir sistematiğe bağlanmıştır.
d. Sigorta Terimleri Sorunu
6762 sayılı Kanun’da kanun koyucunun kullandığı terminoloji uy
gulamada tartışmalara yol açmıştır. Özellikle Kanun’da “sigorta etti-
ren”, “sigortalı” ve “lehdar” terimlerinin kullanımında gereken özen
gösterilmemiştir. Ancak, sigorta ettiren, sigortalı ve lehdarın farklı
kimseler olması durumunda sigorta sözleşmesinden her birisi için do
ğabilecek hak, borç ve yükümlülükler farklı olacağından bu ifadelerin
birbirleri yerine kullanılmış olması Kanun’da bir kavram kargaşası ya
şanmasına neden olmuştur. Tasarıda, terim karmaşasını ortadan kal
dırmak konusunda özen gösterilmiştir.
e. Genel Hükümler
6762 sayılı Kanun sigorta sözleşmesini düzenleyen, tüm sigorta
türlerine uygulanabilecek “umumi hükümler”e yer vermişti, ancak bu
hükümler hem sadece altı maddeye özgülenmiş olup yetersiz düzen
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009344
lemelerdi, hem de genel hükümler arasında bulunması gereken birçok
hüküm “mal sigortaları” faslında yer almıştı. Tasarı genel hükümlere
elli madde ayırmış ve sigorta sözleşmesini, tüm türleri kapsayacak şe
kilde, temel kavramları sıralayarak, sözleşmenin kurulmasından baş
layarak hükümlerini belirlemiş ve tarafların borçlarını ayrıntılı bir şe
kilde göstererek düzenlemiştir. Temel kavramlar arasında sigorta söz
leşmesi, karşılıklı sigorta, reasürans tanımlanmış,
Sigorta sözleşmesinin hükümleri ise, temsil, menfaat yokluğu,
kapsam, süre, sigorta dönemi, fesih ve cayma ile tebliğ ve ihbarlar ile
tarafların aczi, takibin semeresiz kalması ve sigortacının iflâsı gibi ola
ğanüstü durumları kapsamaktadır. Tarafların borçları da sigortacı ve
sigorta ettiren yönünden ayrı ayrı ele alınmıştır. Kötüye kullanmalara
yol açabileceği için geçmişe etkili sigortaya yer verilmemiştir.
f. Tüketiciyi Aydınlatma Açıklaması
Sigortacıya ve acentesine, sigorta poliçesinin kurulmasından önce,
yapılacak sözleşmeye, önemli hükümlere, sigortalının haklarına, süre
vermeden feshe ilişkin tüm bilgileri sigortalıya vermeleri ve ilişki ba
kımından önemli olabilecek gelişmelerden onu haberdar etmeleri gö
revi verilerek şeffaflığa uygun ve modern sigorta hukukunun bir par
çası olan özel bir hükme yer verilmiştir.
g. Özel Sigorta Türlerinin Ayrıca Düzenlenmemesi
Sigorta, dinamik niteliği sebebiyle değişen ihtiyaçların gerisinde
kalmaması gereken bir hukuk olduğundan maddeler ele alınırken si
gortanın bu özelliği üzerinde durulmaya özen gösterilmiştir. Tasarı’da,
her sigorta türüne uygun genel nitelikte hükümler öngörülmeye çalı
şıldığından 6762 sayılı Kanun’dan farklı olarak yangın, tarım veya hır
sızlık gibi özel sigorta türleri özel olarak düzenlenmemiştir.
ğ. Kara ve Deniz Sigortalarının Farklılığına Son Verilmesi
Kaynakları değişik olan deniz ve kara sigortalarında, farklı sis
temlerin bir araya getirilmiş olması 6762 sayılı Kanun’da anlaşılması
güç bazı farklılıkların doğmasına neden olmuştur. Çoğu kez 6762 sa
makaleler Şamil DEMİR
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009345
yılı Kanun’da aynı nitelikteki hükümler deniz rizikolarına karşı sigor
talarla mal sigortalarında farklı düzenlemeler getirmiş, aynı nitelikte
hükümlerin birinde emredici diğerinde yedek hukuk kurallarına bağ
lanmıştır. Diğer taraftan, deniz rizikolarına karşı sigortalar uluslara
rası kurallar çerçevesinde yürütüldüğünden Kanunun konuya ilişkin
hükümlerinin bir kısmı günümüzde ölü hüküm haline gelmiştir. Bu
sebeple deniz sigortalarına ilişkin hükümler Kanun’dan çıkarılmıştır.
h. Sorumluluk Sigortaları
Geleneksel toplumdan sanayi toplumuna geçiş süreci içinde, bazı
meslek sahiplerinin başkalarına verebilecekleri zararların türleri art
makta, kapsamları genişlemektedir. Bu nedenle sorumluluk sigorta
ları giderek önem kazanmaya başlamış ve hatta bazı sigortalar zorun
lu kılınmıştır. Ancak, 6762 sayılı Kanun’da sorumluluk sigortaları dü
zenlenmemiş sadece dolaylı olarak değinilmiştir. Sorumluluk sigorta
larına ilişkin düzenlemelerin yok denecek düzeyde olması bu sigorta
lara uygulanacak hükümlerin belirlenmesinde tereddütler yaşanması
na neden olmuştur. Sorumluluk sigortalarına ilişkin düzenlemelerde
ki eksiklik bu sigortaların gelişmesini engelleyen unsurlardan biri ol
muştur. Bu nedenler sorumluluk sigortalarının Tasarı’da ayrıntılı bir
şekilde düzenlenmesine sebep olmuştur.
ı. Can Sigortaları
Can sigortaları, 6762 sayılı Kanun’da hayat ve ferdi kaza sigorta
ları olmak üzere iki alt başlık altında düzenlenmiş, hastalık sigortala
rına ise, ferdi kazayı düzenleyen maddede dolaylı olarak değinilmiş
tir. Ancak, bu düzenlemeler yeterli değildir. 6762 sayılı Kanun’da yer
almayan bir çok konu sigorta genel şartları ile düzenlenip ihtiyaçlara
cevap vermeye çalışılmıştır. Ancak, ekonomik gelişme ve talepler çer
çevesinde hayat sigortalarında son yirmi yılda köklü değişiklikler ol
muştur. Yatırım unsuru içeren hayat sigortaları sektöre girmiş ve gide
rek ağırlık kazanmaya başlamıştır. Diğer taraftan, dünya uygulamala
rında sağlık ve hastalık sigortası ayrımına gidilirken, yukarıda da be
lirtildiği üzere 6762 sayılı Kanun’da hastalık sigortaları hakkında her
hangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Bu sebeple can sigortaları, re
forma tabi tutulmuştur.
Şamil DEMİR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 84, 2009346
SONUÇ
Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’yla Cumhuriyetimizin başından beri
ihmallere uğramış olan sigorta hukuku kitabı gerek sistematiği ve ge
rekse hakim olan ilkeler açısından ciddi değişikliklere uğramak üzere
dir. Uygulamada sorun çıkaran ve çeşitli sigorta türleri içerisinde dü
zenlenen sigorta sözleşmesine ilişkin hükümlerin topluca düzenlen
mesinin faydaları tartışılmazdır. Ancak sigorta sektörünün tam ola
rak gelişmediği ve sektör müşterilerinin çoğunluğunun da gerçek kişi
tüketiciler olduğu göz ardı edilerek, sigorta ettiren açısında koruma
cı hükümler içeren Kara Avrupası sisteminden vazgeçilerek, sözleş
me serbestisinin sınırlarının sonuna kadar zorlandığı Anglo-Sakson
sisteminin ağırlıklı olarak tercih edilmesi; sigorta sözleşmesinin kap
samının sözleşmeyle belirlenmesi, umumilik esasından vazgeçilmesi
ve ayarlama şartının kabulü gibi yenilikler sigorta şirketlerini mem
nun edecek olmasına rağmen sigorta ettiren aleyhine yeniliklerdir.
Tasarı’nın Sigortacılık Kanunu ile taban tabana zıt maddelerinin uy
gulamada yaratacağı sorunların sigortacının mı yoksa sigorta ettire
nin mi lehine yorumlanacağı merak konusu olacaktır. Tasarı’nın ge
rekçesinde amaçlardan birisi olarak “gerek uygulama ve gerekse doktrin-
den kaynaklanan kazanımların korunacağı” ifade edilmesine karşılık bu
ifadeyi gerçekçi bulmuyoruz ve sigorta ettirenin kayıplarının ağır bas
tığı bir tasarıyla karşı karşıya olduğumuz düşüncesindeyiz.
KAYNAKLAR
27.09.2007 tarihli Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Komisyonu Rapo
ru (1/324).
Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 10.b. İstanbul 2008.
Can, M., Türk Özel Sigorta Hukuku, 2.b. Ankara 2007.
Kender, R., Türkiye’de Hususi Sigorta Hukuku, 9. b. İstanbul 2008.
Oğuzman K., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1995.
Sinerji İçtihat ve Mevzuat Programı, Son Yararlanma: Mayıs 2009.