TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 105
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
TÜRK CEZA HUKUKUNDA
KIZ, KADIN VE ERKEK KAÇIRMA SUÇLARI
(TCK Mad. 429-434)
Prof. Dr. Mehmet Emin ARTUK*
Dr. Ahmet Caner YENİDÜNYA**
I. Giriş
TCK’nın “Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler” başlıklı
sekizinci babının, 2. faslı, “kız ve kadın ve erkek kaçırmak” fiillerini düzenle-
mektedir. Kanun koyucu bu fasılda mağdurun yaşı ile reşit olup olmamasını
nazara alarak suçları düzenlemiştir. Gerçekten Faslın 429. maddesinde reşit
olan veya reşit kılınan bir kadını kaçırma veya bir yerde alıkoyma; 430. ve
431. maddelerinde, küçüğü kaçırma veya alıkoyma; 432. maddesinde, faal
nedamet hali ve kaçırılan veya alıkonulan kimsenin hiçbir şehevi harekette
bulunulmaksızın kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade edilmesi veyahut
ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirilip
serbest bırakılması; 433. maddesinde, hafifletici sebepler ve 434. madde-
sinde kamu davası veya cezanın ertelenmesi yer almıştır. Aşağıda fasılda
düzenlenen suçlara ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
II. Suç Tipinin Mukayeseli Hukukta Düzenleniş Şekli
İnceleme konusu suç tipi mukayeseli hukukta hürriyeti tahdidin özel
bir hali olarak reşit bir kadının (örneğin, İspanya CK, m. 441, 23 yaş) zorla,
hile ile tehditle arzusuna aykırı biçimde (örneğin, Alman CK, m. 236, Hol-
landa CK, m. 281/II, İsviçre CK, m. 183/1) veya reşit olmayanın (örneğin,
Romanya CK, 15 yaş) kaçırılması ya da bir yerde alıkonulması şeklinde
düzenlenmiştir. Kanunlar failin şehvet hissi veya evlenme gayesiyle hareket
etmesini de genellikle aramaktadır (örneğin, İsviçre CK, m. 183 sadece şeh-
vet gayesiyle kaçırmadan bahsederken, Hollanda CK, m. 281/2, Avusturya
CK, m. 96 ve Finlandiya CK, 25. Kısım, m. 7, her iki saike de yer verir).
1
*
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı.
**
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı.
106 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 107
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
Fuhuş amacıyla kadınların ve çocukların kaçırılması 1904, 1910 Paris,
1921, 1933 Cenevre ve 1949 Lake Success Sözleşmeleri’nden sonra bütün
sözleşen devletlerde cezalandırılmıştır.
2
Ancak, kadın kaçırma veya alı-
koyma suçunun düzenlendiği yer bakımından kanunların sistematiği
birbirlerinden farklıdır:
Reşit olmayanın şehvet hissiyle kaçırılması eylemini bazı kanunlar
aile düzeni aleyhine suçlar arasında düzenlerken (örneğin, İsveç 1963 CK,
Tasarısı, 5. Bölüm, Paragraf 4; Belçika, m. 368 vd.; Brezilya, m. 249; Dani-
marka, m. 215; Yugoslavya, m. 194; Polonya, m. 199), diğerleri çoğunlukla
şahıs hürriyeti aleyhinde suçlar arasında yer vermiştir (Hollanda, Arjantin,
Şili, Paraguay, Uruguay). Kimi ülkelerde ise, (Avusturya) bu suç, kamu
kudretine karşı cürüm sayılmıştır. Kanun tarafından veya hakimin kara-
rıyla vesayete yetkili üçüncü şahıslardan çocuğun ebeveynleri tarafından
kaçırılması da özel hükümlerle ceza koruması altına alınmıştır. Bununla
beraber bu gibi fiiller hafifletici sebep teşkil etmektedir (Belçika, Fransa,
İtalya, Brezilya).
3
Reşit bir kadının kaçırılması bazı devletlerde umumi adap aleyhinde
suçlar arasında düzenlenirken (İtalya, m. 522 vd.; İspanya, 440; Brezilya,
219 vd.; Bulgaristan, 170; Yugoslavya, 188; Küba, 489/A, b. 4), diğer devlet-
lerde umumi adap ve aile nizamı aleyhinde suçlar arasında düzenlenmiştir
(Arjantin, m. 130; Küba, 493; Portekiz, m. 395; Romanya, 458). Diğer bazı
hukuklarda bu fiillere hürriyet aleyhinde işlenen suçlar arasında (Yuna-
nistan, m. 327; İsviçre, m. 183-184; Hollanda, m. 281, 1995 Yeni İspanyol
CK m. 163) yer verilmiştir.
4
III. Reşit Olan veya Reşit Kılınan Bir Kadının Kaçırılması veya
Alıkonulması Suçu (TCK m. 429)
Reşit olan veya reşit kılınan bir kadının kaçırılması veya alıkonulması
suçu TCK’nın 429. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede; “her kim cebir
ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadıyla reşit olan
veya reşit kılınan bir kadını kaçırır veya bir yerde alıkorsa üç seneden on seneye
kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır (f.1). Kaçırılan kadın evli ise ağır hapis
cezası yedi seneden aşağı olamaz (f.2)” denilmektedir.
1
Simson, Gerhard-Geerds, Friedrich, Straftaten gegen die Person und Sittlichkeits”delikte
in rechtsvergleichender Sicht, München 1969, s. 242.
2
Kielwein, Gerhard, Die Straftaten gegen die persönliche Freiheit oder Sicherheit, in: Mate-
rialien zur Strafrechtsreform, 2, II, Bonn 1955, s. 309.
3
Kielwein, II, s. 313 vd.; Simson-Geerds, s. 242, 243.
4
Kielwein, II, s. 313 vd.; Simson-Geerds, s. 242, 243.
106 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 107
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
1. Korunan Hukuki Menfaat
TCK’nın 429. maddesinde düzenlenen suçla korunan hukuki yarar
karma bir nitelik taşımaktadır.
5
Gerçekten kaçırma ve alıkoyma suçunun
yaptırıma bağlanmasıyla bir yandan mağdurun kişi özgürlüğü (cebir, şid-
det, tehdit ve hile ile serbest hareket edebilme özgürlüğü sınırlandırıldığın-
dan), diğer yandan cinsel özgürlüğü (faildeki evlenme maksadı ve şehvet
hissi dolayısıyla) korunmaktadır. Ayrıca bu hükümle kaçırılan kadının aile
düzeninin devamı ve toplum içerisindeki saygınlığı da muhafaza edilmek
istenmiştir. Söz konusu hukuki yararlar içerisinde faildeki şehvet hissi ve
evlenme maksadını dikkate alan kanun koyucu, mağdurun cinsel özgür-
lüğüne ve aile düzeninin devamına üstünlük tanıyarak cürme genel adap
ve aile düzeni aleyhinde suçlar arasında yer vermiştir.
6
Yargıtay konuyla ilgili bir kararında; “Kaçırma ve alıkoyma suçları,
TCK’nın (genel adap ve aile düzeni aleyhinde cürümler) babının ikinci faslında
429-434 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu suç ile korunan hukuki yarar, kar-
ma bir nitelik taşımakta ve bu haliyle; a) Kaçırılan kişinin hürriyetine, b) Kaçırılan
kişinin cinsel hürriyetine, c) Kaçırılan kişinin ailesine, karşı bir suç olarak ortaya
çıkmaktadır. Ancak, TCK bu suçta faildeki şehvet hissini veya evlenme maksadını
göz önünde tuttuğundan kaçırma suçu genel adap aleyhinde işlenen suçların dü-
zenlendiği bapta yer almaktadır” demek suretiyle bu hususa işaret etmiştir.
7
2. Fail
Yasada “her kim” terimi yer aldığından suçun faili erkek ya da kadın
herkes olabilir. Evlilik birliği içinde evlenme maksadı veya şehvet kastı
gerçekleşmeyeceğinden karı-koca birbirlerine karşı bu suçun faili olamaz-
lar.
8
Hukukumuzda bir kadının başka bir kadınla evlenmesi mümkün ol-
madığından, failin kadın olması halinde evlenme maksadıyla değil, şehvet
hissiyle hareket etmiş olması aranır.
9
Bu itibarla şehvet hissiyle hareket
ederek başka bir kadını kaçıran kadın da suçun faili olabilir.
5
Dönmezer, Sulhi, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Suçlar, 4. Bası, İstanbul 1975, s. 228
vd. Ayrıca bkz. Akbulut, Berrin Bozdoğan, “Kaçırma ve Alıkoyma Suçları”, Selçuk Üni-
versitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Milenyum Armağanı, C. 8, S. 1-2, Konya 2000, s. 314.
6
Önder, Ayhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1994, s. 551; Tezcan, Durmuş-
Erdem, Mustafa Ruhan, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 2. Bası, İzmir 2002, s. 362;
Malkoç, İsmail, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, Ankara 2001, s. 334.
7
Bkz. Yarg. CGK, 09.03.1992, 5-12/64 (Malkoç, Genel Adap, s. 334).
8
Dönmezer, Genel Adap, s. 247; Önder, s. 554; Tezcan-Erdem, s. 363; Akbulut, s. 316;
Otacı, Cengiz, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı İşlenen Suçlar, Ankara 2000, s. 258.
108 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 109
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
3. Mağdur
Kanun reşit olan veya reşit kılınan bir kadın ibaresini kullandığından,
bu suçun mağduru yalnız kadın -ya da kız- olabilir, erkek olamaz. Reşit olan
erkeğin kaçırılması veya alıkonulması, TCK’nın 179. maddesinde yer alan
hürriyeti tahdit suçunu oluşturur.
10
Hürriyeti tahdit suçunun cezası, reşit
olan kadının kaçırılması veya alıkonulması suçuna nazaran daha hafiftir.
Bir erkeğin de, kadın ya da erkek tarafından şehvet hissi veya evlenme
maksadıyla kaçırılması (yahut kaçırtılması) mümkün olduğundan kanaa-
timizce böyle bir ayırım yerinde değildir.
Suçun mağduru kadın, reşit ya da reşit kılınmış olmalıdır. Rüşt, 18
yaşın ikmaliyle başlar (MK, m. 11). Reşit kılınma on beş yaşını ikmal eden
küçüğün kendi rızası ve ana babasının muvafakatiyle mahkeme kararıyla
gerçekleşir (MK, m. 12). Evlenme kişiyi reşit kılar (MK, m. 11/2).
11
Fiilin
işlendiği anda, mağdurun reşit veya reşit kılınmış olması aranır. Suç tari-
hinden önce boşanmış veya dul kalmış olan mağdurenin yaşı on sekizden
küçük olsa bile, fail hakkında 429. madde tatbik olunur.
12
İnceleme konusu cürüm mütemadi bir suç olmakla birlikte, mağdurun
reşit olup olmadığı kaçırma ve alıkoyma fiilinin işlendiği ana göre tespit
olunmalıdır. Zira kanun koyucu mağdurun, “kaçırma ve alıkoyma” hareketinin
yapıldığı andaki yaşını dikkate alarak düzenlemelere gitmiştir. Şu halde, yaşın
belirlenmesinde suçun bittiği değil, tamamlandığı an nazara alınmalıdır.
Şehvet hissi veya evlenme maksadıyla reşit olmayan bir kimsenin ka-
çırılması veya bir yerde alıkonulması 430. maddenin uygulanmasını ge-
rektirir. Ancak mağdur 12 yaşını doldurmamış ise, fail hakkında 430 değil,
431. madde uygulanır. Şu halde, 430. maddedeki reşit olmayan ifadesinden
anlaşılan, 12 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını bitirmemiş bulunan kim-
sedir. Son olarak belirtelim ki, mağdurun akıl hastası olması reşit olması
durumunu etkilemez. Reşit akıl hastalarına karşı gerçekleştirilen eylemler
9
Bakıcı, Sedat, Açıklamalı-İçtihatlı Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, Ankara
1994, s. 357.
10
“Olayda, mağdurun suç tarihinde 18 yaşını bitirmiş olduğu anlaşılmasına göre TCK’nın
430/1 ve erkek olması nedeniyle de aynı kanunun 429. maddelerinin uygulanamayacağı
gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması…yasaya aykırıdır” Yarg. 5. CD,
14.11.1991, 4264/4946 (Bakıcı, s. 381).
11
“Evlenmekle reşit olan kadının boşanma halinde kazandığı bu kişisel durumu koruyacağı
MK’nin 11. ve 141. maddelerinde öngörüldüğünden bu nedenle, evlenmekle reşit olan mağ-
durenin sonradan boşanmakla rüştünü muhafaza edeceği ve kendisine karşı işlenen rızaen
alıkoyma ve ırza geçme eylemlerinin suç teşkil etmeyeceği...” Yarg. 5. CD, 18.12.1990,
4886/5818 (Malkoç, Genel Adap, s. 379).
12
Bakıcı, s. 358.
108 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 109
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
rıza dışında ise, 429. madde tatbik olunur.
13
4. Maddi Unsur
Suçun maddi unsuru, reşit olan veya reşit kılınan bir kadının zorla
kaçırılması veya alıkonulmasıdır. Aşağıda kaçırma ve alıkoyma hareketleri
üzerinde durulacak, ardından kaçırma ve alıkoymanın işleniş biçimi olarak;
“cebir, şiddet, tehdit ve hile” kavramlarının anlamları incelenecektir.
A. Kaçırma
Kaçırma; mağdurun, bulunduğu yerden başka bir yere götürülmesi,
yerinin değiştirilmesi, sevk edilmesi,
14
uzaklaştırılmasıdır.
15
Diğer bir an-
latımla kaçırma, “mağdurun, kendi hukuk alanından alınarak kaçıranın hukuk
alanına sokulması ve bu suretle kendi bedeni üzerindeki egemenliğinin kaçıran
lehine olarak yok edilmesi” şeklinde tanımlanabilir.
16
Kanaatimizce kaçırma,
mağdurun kendi hakimiyet alanından failin nüfuz ve hâkimiyet alanına
herhangi bir vasıta ile nakledilmesi, sokulmasıdır.
17
Kaçırma türlü şekillerde
olabilir. Örneğin, sürüklemek, beraber götürmek, yolundan çevirmek, bir
yerden başka bir yere döndürmek, başka bir yere yöneltmek gibi.
18
Hare-
ketin bu şeklinin gerçekleşmesi mutlaka bir yer değişikliğini gerektirir. Bu
yer değişikliği belli bir zaman devam etmelidir. Bu bakımdan mağdurun
13
“Olayda cebir, şiddet, tehdit veya hile kullanıldığı sabit bulunmamasına ve TCK’nın 429.
maddesinde aynı kanunun 416. maddesinde öngörüldüğü gibi akıl hastalığının fiile mukave-
meti ortadan kaldıracak unsur olarak gösterilmemesine göre, eylemin rızaen vuku bulması ve
mağdurenin yaşı gözetilerek sanığın beraatine hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi.”
Yarg. 5. CD, 05.12.1992, 3117/3881 (Yaşar, Osman, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Ankara
2001, s. 959).
14
Karş. Garraud, R, Traité théorique et pratique du droit pénal français, C. V, 3. Edition,
Paris 1924, s. 702.
15
Yarg. CGK, 26.9.1955, 5/60-70 (Özütürk, Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı,
C. I, 2. Bası, İstanbul 1970, s. 632).
16
Bkz. Dönmezer, Genel Adap, s. 236.
17
“Kaçırmak suçunun oluşabilmesi için, mağdurun bulunduğu yerden, başka bir yere nakledilmiş
olması gerekir. Ancak bu hal de başlı başına yeterli değildir. Bunun yanında fail mağdur üze-
rinde fiili hâkimiyet de oluşturmalıdır.” Yarg. CGK, 9.3.1992, 5/12-64 (Malkoç, Genel Adap,
s. 337); “Kaçırma, genel olarak sanığın mağduru güvenlik alanından (tabii muhitinden) ayırıp
nüfuz ve hükmü altına almakla teşekkül eder.” Yarg. CGK, 2.4.1962, 5/21-21, (Özütürk,
Nejat, Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, C. II, Ankara 1966, s. 690); “Kaçırma eylemleri,
genel olarak sanıkların, mağdureyi doğal muhitinden ayırıp, kendi nüfuz ve hâkimiyetleri
altına almakla oluşacağına … “ Yarg. 5. CD, 3.11.1983, 3433/3626 (Gözübüyük, Abdullah
Pulat, Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunları ile Mukayeseli Türk Ceza Kanunu,
Gözübüyük Şerhi, C. III (Hususi Kısım), 5. Bası, İstanbul, Tarihsiz, s. 942); “Kaçırmak; fail
110 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 111
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
kısa bir gezintiye ikna edilmesi kaçırma sayılamaz.
19
Mütemadi bir suç olan kaçırma cürmünün
20
ne zaman tamamlanmış
sayılacağı da, teşebbüs açısından önemlidir. Hemen belirtelim ki, bu cür-
mün tamamlanması ile bitmesi birbirinden farklıdır. Cürüm, mağdurun
kendi muhitinden alınıp failin nüfuz ve etkisi altında bulunan bir yere gö-
türülmesiyle tamamlanır
21
ve ancak kişisel hürriyeti ihlâl edilen mağdurun
hürriyetine kavuşmasıyla sona erer.
22
Mağdurun failin nüfuz ve etkisi altına girip girmediğini mahkeme
takdir eder. İfade edelim ki, failin mağduru götürdüğü yer, kendi nüfuz ve
hakimiyet alanı olabilecek mahiyette bulunmalıdır. Umumi yerler, parklar,
bahçeler failin hakimiyet alanı olarak düşünülemez. Yargıtay konuyla ilgi-
li bir kararında;
23
“incelenen dosyada… mağdurun kendi egemenlik alanından,
sanığın egemenlik alanına nakledildiği söylenemez. Çünkü mağdurun götürülüp
tasaddi suçunun işlendiği inşaat, onun evine bitişik ve oynadığı yere 10-12 metre
tarafından, … mağdurun kendi egemenlik alanından çıkarılarak, failin nüfuz ve etkisi altına
sokulması ve bu suretle mağdurun şahsı üzerindeki egemenliğinin, kaçıran lehine olarak yok
edilmesidir” (Yarg. CGK, 25.2.1980, 5/558, 71) Gözübüyük, III, 5. Baskı, s. 938.
18
Gözübüyük, III, 5. Baskı, s. 934; “… Aralıklı şekilde oluşan otomobille takip ederek 3-4 kez
yanından geçmek şeklindeki eylemlerin kaçırma suçunun kendine has “tutmak”, “sürükle-
mek” gibi icrai hareketlerinden olmadığı gözetilmeden…” Yarg. 5. CD, 06.03.1985, 75/860
(Bakıcı, s. 386).
19
Noll, Peter, Schweizerisches Strafrecht, Besonderer Teil I, Delikte gegen den Einzelnen,
Zürich 1983, s. 79.
20
Kienapfel, Diethelm, Grundriss des österreichischen Strafrechts, Besonderer Teil, C. I, De-
likte gegen Personenwerte, 2. Aufl., Wien 1984, s. 190; Schubarth, Martin, Kommentar
zum schweizerischen Strafrecht, Schweizerisches Strafgesetzbuch, Besonderer Teil, C.: III.
Band Delikte gegen die Ehre, den Geheim-oder Privatbereich und gegen die Freiheit,
Art. 173-186 StGB, Bern 1984, s. 170.
21
“Sanığın mağdureyi evi içerisine sokmak suretiyle güvenlik alanından çıkarıp kendi hakimiyeti
altına aldığı ve bu itibarla müsnet kaçırma suçunun unsurları itibarıyla tamamlandığı..”
Yarg. 5. CD, 25.12.1990, 4793/5957 (Bakıcı, s. 382); “Evlenmek maksadıyla zorla kaçırılan
mağdurenin geceleyin taksiye bindirilip olay yerinden üç kilometre uzaklaştırıldığı, arabadan
indirildikten sonra da 150 metre mesafede gizlendikleri yerde hakimiyeti altında olan mağdureyi
iknaya çalıştığı anlaşılmasına göre kaçırma eyleminin tamamlandığı gözetilmeden tam teşebbüs
aşamasında kaldığı kabul edilerek yazılı şekilde (TCY 429/1, 62, 433 md.) hüküm kurulması…”
Yarg. 5. CD, 17.02.1993, 237/658 (Bakıcı, s. 377, 378); “Sanıkların müdahili 200-300 metre
kadar sürükleyerek onu tabii güvenlik çevresinden uzaklaştırarak nüfuz ve hakimiyetleri altına
aldıkları..” Yarg. 5. CD, 28.12.1987, 1304/7975 (Bakıcı, s. 383); “Mağdure çamaşır yıkadığı
mahalden zorla alınarak ormana kadar götürülmüş ve emniyet mahallinden uzaklaştırılmış
olmasına göre kaçırma tam olarak teşekkül etmiştir.” Yarg. CGK, 14.9.1953, 44/44 ( Köseoğlu,
Cemal, Haşiyeli Türk Ceza Kanunu ve Özel Bölüm, 9. Bası, İstanbul 1968, s. 495).
22
“Kaçırmak suçu, şahsi hürriyeti ihlâl edilen mağdurun hürriyetini iktisap edinceye kadar
temadi eden bir suç olmak itibariyle …” Yarg. 5. CD, 26.5.1955, 2349/2231 (Özütürk, II,
1966, s. 682).
110 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 111
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
uzaklıktadır. Olay sırasında üst katlarında başka işçilerin de çalıştığı bu inşaatın
duvarları ve pencereleri yapılmadığı için içerisi dışarıdan rahatlıkla görülebilmek-
tedir. Bu nitelikteki bir yer, sanığın egemenlik alanı olarak kabul edilemeyeceği gibi
mesafe açısından da mağdurun egemenlik alanı içerisinde kalmaktadır” diyerek
sanığın eylemini kaçırma değil, işlenmesi düşünülen ırza tasaddi suçuna
yer temini olarak nitelendirmiştir.
Failin, mağduru düşündüğü yere kadar götürememesi suçun tamam-
lanmasına engel teşkil etmez.
24
Ancak her halükarda mağdur kendi nüfuz
ve hakimiyet alanından, failin nüfuz ve hakimiyet alanına sokulmuş ol-
malıdır. Örneğin; zorla evinden dışarı çıkarttığı mağduru sürükleyerek
300-400 metre kadar uzaklaştıran, ancak mağdurun direnişleri ve çevreden
gelenlerin de etkisiyle olay yerinden kaçan failin eylemi, mağduru onun
emniyet sahasından çıkarıp, kendi nüfuz ve hakimiyet sahasına sokamadı-
ğından teşebbüs aşamasında kalmıştır.
25
Yine çevresinden çıkardığı mağ-
duru uzak mesafelere götürmesine rağmen devamlı izlenmesi nedeniyle
kendi nüfuz ve hâkimiyeti altına alamayan failin fiili de teşebbüs safhasında
kalmış sayılır.
26
Buna karşılık failin kendisini takip edenlerden kurtulmayı
başardıktan sonra yakalanması suçun tamamlanmasını etkilemez. Örne-
ğin, “sanıklar hile kullanarak mağdureyi Y. Köyü’nden beş dakikalık mesafedeki
asfalt yola indirdikleri, zorla taksiye bindirerek hareket ettikleri, kısa bir süre sonra
aynı istikamette seyreden bir minibüs şoförü tarafından görülüp takip edildikleri,
durdurulmak istendiklerini anlayınca hızlı hareketle kurtulup kaçtıkları, minibüs
şoförünün jandarmaya ihbar etmesi üzerine kendi ikametgahları olan Ç. Köyü’nde
yakalandıkları olayda, zorla kadın kaçırma suçu tamamlanmıştır.”
27
B. Alıkoyma
Alıkoyma, (yanında tutma) failin emniyet (tasarruf) alanına rızasıyla
giren mağdurun, onun tarafından tutulmasıdır. Kaçırma ve alıkoymanın
benzer tarafı olarak bunların mütemadi suç oluşturması belirtilebilir. Bu iki
23
Yarg. CGK, 27.11.1989, 5-306/367 (Otacı, s. 267, 268); “Sanığın, mağduru 10-15 metre
ilerdeki ekinlerin içine götürmesi, işlemeği düşündüğü livata yapmak suçunun etraftan gö-
rünmesini önlemek amacına yönelik yer temini niteliğindedir. Bu nedenle kaçırmak suçundan
beraati gerekir.” Yarg. 5. CD, 14.03.1988, 1344/3020 (Otacı, s. 279).
24
Karş. “Maznun, mağduru dağa kadar götürmek imkânını elde ederek nüfuz ve hâkimiyeti
altına geçirmiş olmasına göre; kaçırmak fiilinin bütün esaslı neticeleriyle tahakkuk ettiği nazara
alınmayarak, mağduru kasdettiği mahalle yani köyde ikamet ettiği eve götürmemiş olması gibi
yersiz bir düşünce ile tamam olan fiilin tam teşebbüs safhasında maniaya uğradığının kabulü
yolsuzdur.” Yarg. 5. CD, 22.4.1955, 366/1719 (Özütürk, II, 1966, s. 695).
25
Yarg. CGK, 18.12.1989, 314/399 (Bakıcı, s. 370).
26
Yarg. CGK, 2.4.1962, 5/21-21 (Özütürk, II, 1966, s. 690).
27
Yarg. 5. CD, 6.4.1993, 997/1443 (Otacı, s. 276).
112 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 113
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
kavramın birbirinden farkı, kaçırmada failin mağduru kendi nüfuz ve etki
alanına nakletmesi, alıkoymada ise, failin emniyet alanına kendi insiyatifiyle
giren mağdurun, bu egemenlik alanı içinde rızası hilafına tutulmasıdır.
Yukarıda da belirtildiği gibi alıkoyma, failin tasarruf alanına (nüfuz ve
etki alanına) isteğiyle giren mağdurun orada tutulmasıyla tamamlanır.
İnsanların yoğun şekilde bulunduğu umuma açık yerlerde mağdur
üzerinde nüfuz ve hâkimiyet kurulamayacağından
28
alıkoyma suçu gerçek-
leşmez. Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi 28.04.1992 tarih ve 972/1325 sayılı
ilamında; “fuar gibi umumun gezip eğlendiği bir yerde sanığın mağdur üzerinde
hakimiyet kurmasının mümkün bulunmadığı”na karar vermiştir.
29
Suçun tamamlanması bakımından alıkoymanın belli bir süre devam
etmesi de önemli değildir. Failin mağdur üzerinde hâkimiyet kurması ye-
terlidir. Bu süre dakikalar ile ölçülebileceği gibi, günler ya da aylarla da
ifade edilebilir.
30
Hâkim alıkoymanın tamamlanmış sayılması için gerekli
süreyi her olayın özelliğine göre takdir eder.
31
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 06.11.1979 tarih ve 296/463 sayılı kara-
rında, mağdura ait konutun sanığın nüfuz ve egemenlik sahası sayılama-
yacağını, bu itibarla mağdurun kendi evinde tutulması halinde alıkoyma
hareketinin gerçekleşmeyeceğini belirtmiştir.
32
Yargıtay 5. Ceza Dairesi
de 08.01.1992 tarih ve 15/112 sayılı kararında; mağdurun misafir olarak
kalmakta olduğu dayısına ve anneannesine ait evlerin sanığın egemenlik
kurmasına müsait olmadığını belirtmiştir.
33
Kanaatimizce, mağdura ait
28
“Eylemin işlendiği umumi yerde sanığın mağdureyi hakimiyeti altına almasının mümkün
bulunmamasına…” Yarg. 5. CD, 28.01.1993, 4222/290 (Bakıcı, s. 413); “Alıkoyma su-
çunun, mağdurenin egemenlik altına alınması ile oluşacağına olayda sanık ile mağdurenin
Şişli ve Mecidiyeköy’de sokaklarda dolaşıp, kafeteryaya gitmelerini, meskun mahalden ve
umumi yerlerden olan buralarda nüfuz ve hakimiyet altına alma bahse konu olamayacağına
göre, eylemde suç unsurları teşekkül etmediğinden…” Yarg. 5. CD, 05.12.1989, 5098/6080
(Bakıcı, s. 428).
29
Karar için bkz. Bakıcı, s. 419; Yarg. 5. CD, 12.06.1991, 2009/3186 (Bakıcı, s. 422).
30
Bakıcı, s.360.
31
Yargıtay alıkoymanın gerçekleşebilmesi için gerekli süreye değinmiştir: “Kendiliğin-
den gelen mağdurenin velevki bir iki saat için olsun eve kabul edilmesiyle alıkoyma suçunun
tekevvün ettiği gözetilmeden …” Yarg. 4. CD, 5.12.1950, 10730/11538 (Köseoğlu, Cemal,
Haşiyeli Türk Ceza Kanunu, 8. Bası, İstanbul 1955, s. 460); “İsterse on beş dakika olsun
kendiliğinden gelen kız kabul edilmiş ve hattâ anbara kapatılmak suretiyle gizlenilmiş olma-
sına göre alıkoyma suçu sabit iken beraet kararı verilmesi yolsuzdur.” Yarg. 4. CD, 9.2.1951,
832/832 (Köseoğlu, 8. Bası, 460); “Türk Ceza Kanunu’nun 430-431. maddelerindeki alı-
koyma suçunun varolması için belli bir süresinin geçmesi şart koşulmamıştır. Mağdurenin
alıkoyma kasdı ile suç yerine götürülmüş olması kâfidir.” Yarg. CGK, 12.9.1966, 5-82/245
(Köseoğlu, 9. Bası, s. 494).
32
Karar için bkz. Bakıcı, s. 359.
33
Karar için bkz. Bakıcı, s.420.
112 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 113
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
konut içerisinde failin mağdur üzerinde hakimiyet kuramayacağını kesin
bir kaide olarak benimsemek mümkün olmamalıdır. Zira alıkoymada,
zaten mağdur kendi iradesi ile failin hakimiyet sahasına girmekte, ancak
üzerinde kurulan maddi ya da manevi bir zor ile iradesine aykırı olarak
burada tutulmaya devam edilmektedir. Failin mağdur üzerinde hakimiyet
kurması olgusu psikolojik bir durumdur ve failin eylemi gerçekleştirirken
kullandığı baskının özelliklerine göre, mağdura ait konut içerisinde de
mağdur üzerinde nüfuz ve hakimiyet kurması olanaklıdır.
34
C. Cebir, Şiddet veya Tehdit, Hile
Kaçırma veya alıkoymanın, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile
işlenmesi gerekir. “Cebir”, bir kimsenin iradesini etkileyerek yapmak iste-
diğinden başka bir hareketi yapmasına sebep olacak biçimde maddi veya
manevi zor kullanmaktır. Bu bakımdan cebir kavramı, bireyin psikolojik
yönden mukavemetini ortadan kaldırarak onun iradesini etkisiz hale getiren
manevi cebir yani tehdidi ve mağdur üzerinde onun mukavemetini kıran
her türlü maddi kuvvet kullanımı şeklinde tarif edebileceğimiz şiddetti
kavramlarını esasen kapsamaktadır.
“Şiddet” (violenza, violence, violentia
35
) kavramı, basit bir tanımla
maddi cebir, maddi kuvvet kullanma anlamına gelmektedir. Ceza huku-
kunda birçok suçta araç olarak kullanılan şiddet
36
(örneğin, TCK m. 174,
414, 429, 495) kişi veya eşya
37
üzerinde maddi bir kuvvetin haksız olarak
kullanılmasıdır.
38
34
Aynı doğrultuda bkz. Otacı, s.261.
35
Belirtelim ki, “şiddet”in Latince karşılığı olan “violentia” teriminin kökeni olan “vis”
sözcüğü, kuvvet kullanma, maddi veya manevi zor kollanma suretiyle kişileri ar-
zuları hilâfına hareket etmeye veya etmemeye zorlama anlamına gelmekteydi. Bkz.
Mommsen, Theodor, Römisches Strafrecht, Leipzig 1899, s. 652.
36
“Şiddet” kavramına Türk Ceza Kanunu’nun birçok hükmünde rastlanmaktadır. Ancak
bu terim Mehaz 1889 İtalyan CK’dan, TCK na bazen “cebir ve şiddet” (örneğin, TCK’nın
175/2; İCK’nın 140/2; TCK’nın 258/1; İCK.’nın 190; TCK’nın 496; İCK’nın 407) bazen
ise aynen “şiddet” (örneğin, TCK’nın 193/2; İCK’nın 157/2; TCK’nın 254/1; İCK’nın
187) şeklinde çevrilmiştir.
37
Hafter, Ernst, Schweizerisches Strafrecht. Besonderer Teil, C. II, Berlin 1943, s. 698; Gö-
zübüyük, A. Pulat, Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunları ile Mukayeseli Türk
Ceza Kanunu, Gözübüyük Şerhi, II, 5. Bası, İstanbul, s. 412. İfade edelim ki Yargıtay 5.
CD, 18.04.1996 tarih ve 810/1340 sayılı kararında; sanığın kaçırma ve alıkoyma suçunu
işlemek üzere eve girerken kapı ve pencere kırmasının, suçun şiddet öğesi içerisinde de-
ğerlendirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Karar için bkz. Malkoç, Genel Adap, s. 341.
38
Şiddet teriminin değişik anlamları ve kapsamı konusunda açıklama için bkz. Koca,
Mahmut, Yağma Cürümleri, Ankara 2003, s. 134 vd.; Ünsal, Artun, “Genişletilmiş Bir
Şiddet Tipolojisi, in: Şiddet”, Cogito, S. 6-7, Kış-Bahar 1996, s. 29 vd.
114 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 115
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
Kişinin huzurunun bozulmasına, endişelenmesine veya onda bir güven-
sizlik duygusunun meydana gelmesine yönelik bir fiil olan “tehdit” (manevi
cebir), bireyin serbest karar alabilme ya da aldığı kararlar doğrultusunda ser-
bestçe hareket edebilme özgürlüğünü, gelecekte yapılacak haksız nitelikte bir
fenalığın bildirilmesi sureti ile engelleyen bir harekettir. Tehdit, bir kimsenin
veya bağlılık duyduğu kimselerin (örneğin, akrabalarının) hukukuna zarar
verecek haksız bir takım sözler veya davranışlardır.
39
Tehdidin konusu, mağ-
durun hayatı, vücut bütünlüğü, şeref ve haysiyeti, sosyal veya iktisadi itibarı
olabilir. Ancak bunun mağdurun kaçırma ve alıkoymaya boyun eğmesini
sağlayacak ciddilikte bulunması, diğer bir anlatımla, gerçekleştirileceği bildi-
rilen bu zararın, kaçırma ve alıkoyma sonucunda oluşacak zarardan daha ağır
olması aranır. Hakim tehdidin bu nitelikte olup olmadığını araştıracaktır.
Cebir, şiddet ve tehdit, kaçırma ve alıkoymayı işlemek maksadıyla
kullanılmış olmalıdır. Suç işlendikten sonra, fiilin ortaya çıkmasını engel-
leme düşüncesiyle mağdur üzerinde cebir, şiddet ve tehdit uygulanması
ayrı bir suç teşkil eder.
Cebir ve şiddetin mağdura karşı işlenmesi şart olmayıp, onu kurtar-
mak isteyen kimselere yönelik gerçekleştirilmesi mümkündür. Nitekim
Yargıtay, “rızası olmayan kızın kaçırılmasına engel olmak isteyen aile fertlerinden
birine karşı işlenmiş müessir fiillerin, kaçırmanın zor unsurunu teşkil edeceği”ni
kabul etmiştir.
40
Hile, kaçırma veya alıkoymayı sağlayacak nitelikte mağduru hataya
düşüren, onun algılama ve buna uygun karar verme yeteneğini etkileyen,
gayri maddi her türlü aldatıcı hareketlerdir.
41
Mağdurun denetleme imka-
nını gerçekleşen güven ortamı içinde ortadan kaldıran ve belli bir ağırlık
ve yoğunlukta bulunan yalan da hile kavramı içinde mütalâa edilir. Bu
yalanın, mutlaka çeşitli mizansenler şeklinde gerçekleşmesi aranmaz.
42
İfade edelim ki, yasa koyucu 429. maddede sadece “hile”den bahsetmiş,
ancak failin maddi nitelikte hareketlerle mağduru hataya düşürmesi olarak
tanımlayabileceğimiz “desise” (kşz. TCK m. 503) kavramına yer vermemiştir.
Kanaatimizce 429. maddede yer alan “hile” kavramının kapsamına desise
39
Artuk, Mehmet Emin-Gökcen, Ahmet-Yenidünya, A. Caner, Ceza Hukuku, Özel Hü-
kümler, 4. Baskı, Ankara 2003, s. 21.
40
Yarg. CGK, 30.9.1968, 568/275 (Gözübüyük, III, 5.Baskı, s.935).
41
Bkz. Önder, Ayhan, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, İstanbul
1994, s. 368; Erem, Faruk-Toroslu, Nevzat, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, 6. Baskı,
Ankara 1994, s. 555; Selçuk, Sami, Dolandırıcılık, İstanbul 1982, s. 114; Selçuk, Sami, “Mal
Aleyhinde Cürümler: Dolandırıcılık”ın: Ceza Hukuku El Kitabı, İstanbul 1989, s. 293.
42
Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler, s. 369; Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi,
Özel Hükümler, C. III, Ankara 1993, s. 2429.
114 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 115
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
de dâhildir.
43
Hile ve desise ile fail, sahte bir maddi görünüm yaratmakta,
mağdur hataya düşürülmekte, kandırılmakta ve bu suretle fiile mukavemet
edemeyecek bir hale getirilmektedir. Yargıtay kararlarında sanıkların polis
kıyafeti giymeleri,
44
belirli bir yere getirecekleri hususunda kandırmaları
45
hile öğesi içerisinde değerlendirilmiştir.
Kanun koyucu zorla kaçırma ve alıkoyma suçlarında, ırza geçme
suçunda olduğu gibi (414/2, 416/1) mağdurun akıl veya beden hastalı-
ğından dolayı fiile mukavemet edemeyecek halde bulunmasından istifa-
de edilerek eylemin gerçekleştirilmesi halini düzenlememiştir. Bu itibarla
reşit durumda bulunan akıl hastalarına karşı gerçekleştirilen kaçırma ve
alıkoyma suçlarında mahkemeler “cebir, şiddet, tehdit ve hile”ye ilişkin bir
bulgu yok ise, beraat kararları vermektedirler. Örneğin, Yargıtay 5. Ceza
Dairesi’nin 05.02.1987 tarih ve 7369/579 sayılı ilamında; “sanıkların 18 yaşın-
dan büyük akıl hastası olan mağdureyi cebir, şiddet, tehdit veya hile kullanmadan
kaçırıp alıkoymalarında TCK’nın 429/1 maddesinde yazılı suçun unsurlarının
oluşmadığı…” ifade edilmiştir.
46
Kanaatimizce akıl hastası olması itibariyle
verdiği rızanın geçerliliği tartışmalı olan mağdurlara karşı gerçekleştirilen
eylemler bu şekilde cezasız kalmamalıdır. Nitekim 2003 Türk Ceza Kanunu
Tasarısı’nın 325. maddesinde; “cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet
hissi veya evlenme maksadı ile ergin olan veya ergin kılınan bir kimseyi kaçıran
veya bir yerde alıkoyan veya akıl veya beden hastalığından veya failin fiilinden
başka bir nedenden veya kullanılan hileli vasıtalardan dolayı fiile direnemeyecek
halde bulunan bir kimseye karşı bu fiili işleyen kişiye… cezası verilir” denmek
suretiyle yerinde olarak bu boşluk doldurulmuştur.
5. Manevi Unsur
Bu suçta genel kastın yanı sıra “şehvet hissi veya evlenmek maksadı” aranır.
Fail, kaçırma veya alıkoymayı bilerek ve isteyerek (genel kast) ve şehvet
43
Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi 07.03.1984 tarih ve 650/934 sayılı kararında; hileyi,
suçun mağdurunu eylem hakkında hataya düşürerek alıkoymayı oluşturan veya
kolaylaştıran her türlü entrika ve desiseler olarak belirtmiştir. Bkz. Bakıcı, s. 361.
44
Yarg. 5. CD, 1.5.1991, 1063/2283 (Bakıcı, 381, 382); Yarg. 5. CD, 22.06.1993, 2208/2562
(Bakıcı, s. 377).
45
Yarg. 5. CD, 19.12.1979, 2852/3956 (Bakıcı, s. 388); Yarg. 5. CD, 25.01.2001, 7402/229
(Malkoç, Genel Adap, s. 412).
46
Karar için bkz. Malkoç, Genel Adap, s. 336; “Olayda cebir, şiddet, tehdit veya hile kullanıldığı
sabit bulunmamasına ve TCK’nın 429. maddesinde aynı kanunun 416. maddesinde öngörül-
düğü gibi akıl hastalığının fiile mukavemeti ortadan kaldıracak unsur olarak gözetilmemesine
göre eylemin rızaen vuku bulması ve mağdurenin yaşı gözetilerek sanık İsmail’in beraatine
hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi..” Yarg. 5. CD, 08.12.1992, 3177/3881 (Bakıcı,
s. 378); Yarg. 5. CD, 22.09.1993, 2724/3250 (Bakıcı, s. 408).
116 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 117
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
hissi veya evlenmek maksadıyla (özel kast) işlemiş olmalıdır.
47
Ancak suçun
tamamlanması şehvet hissi ya da evlenme maksadının yerine getirilmiş,
tatmin edilmiş olmasına bağlı değildir. Failin aynı zaman da şehvet hissini
tatmin etmesi halinde yerine göre, sarkıntılık, ırza tasaddi, ırza geçme gibi
suçlardan da sorumlu tutulacağı muhakkaktır.
48
6. Ağırlatıcı Neden
TCK’nın 429. maddesinin 2. fıkrasında kaçırılan kadının evli olması
cezayı ağırlatıcı bir hal olarak nazara alınmıştır. Ağırlatıcı nedenin tatbiki
bakımından mağdurun fiilin işlendiği esnada Medeni Kanun hükümleri
uyarınca evli olması gerekir. Evli bir kadının kaçırılmasıyla ailenin birlik
ve beraberliğinin uğrayacağı zararı dikkate alan yasa koyucu böyle bir
düzenlemeye gitmiştir.
Kaçırdığı kadının evli olduğunu bilmeyen fail hakkında ağırlatıcı
neden tatbik edilmez (Kşz. TCK m. 45). Bu açıdan Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun “evli bir kadının kaçırılması hali için ceza kesen kanunkoyucu kaçı-
ranın ceza görebilmesini, kaçırdığı kadının evli olduğunu bilmesi şartına bağlamış
değildir” şeklindeki kararına iştirak etmiyoruz.
49
Gerçekten 429. maddenin
2. fıkrası objektif sorumluluk hali öngörmediğinden, failin söz konusu ağır-
latıcı nedenden sorumlu tutulabilmesi mağdurun evli olduğunu bilmesine
bağlıdır.
50
Bilme unsuru gerçekleşmediğinden, kast da bulunmayacağından
ağırlatıcı neden tatbik edilemez. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 30.10.1991 tarih ve
33668/4611 sayılı ilamında yerinde olarak; “Başka yerde çalışması nedeniyle
müdahilin nikâhlandığını bilmeyen sanık N.’nin diğer sanıklarla birlikte, düğün
yapılmaması nedeniyle baba evinde oturan müdahili evlenmek maksadıyla zorla
kaçırmak için olay yerine geldikleri ve başladıkları icra hareketlerini adı geçenin
47
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.02.1987 tarih ve 5/467-73 sayılı ilamında;
“Dosya içeriğinde, mağdurenin aşamada değişmeyen açıklamalarına göre, mağdure ailesiyle
olan uyuşmazlık nedeniyle sanıkların konutlarına sığınmış, onlara kendisini acındırmış birkaç
gün onlarla kalmıştır. Mağdurenin olaydan sonra kız olduğu tabip raporuyla anlaşılmıştır.
Sanıkların mağdureyi şehvet hissiyle alıkoyduklarına ilişkin hiçbir kanıt elde edilememiştir.
Alıkoymanın şehvet hissi veya evlenme amacıyla vaki olmadığı gerekçesiyle verilen beraate
ilişkin direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.” denilmektedir. Karar için bkz.
Bakıcı, s. 403.
48
Dönmezer, Genel Adap, s. 247; “Sanığın “şehvet hissi ile zorla kaçırdığı mağdurenin me-
melerini sıkmak ve öpmek suretiyle, ayrıca sarkıntılık suçunu da işlediği anlaşılmaktadır.
Bu yeni suçun kaçırmanın vuku bulmakta olduğu teşebbüs aşamasında veya kaçırmanın
tamamlanmasından sonra işlenmesinde hiçbir fark yoktur.” Yarg. CGK, 12.12.1988, 466/526
(Bakıcı, s. 399).
49
Yarg.CGK.15.1.1962, 5/4 (Malkoç, Genel Adap, s. 345); Yarg. 5. CD, 11.2.1999, 4436/335
(Otacı, s. 274).
50
Ayrıca bkz. Dönmezer, Genel Adap, s. 248.
116 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 117
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
evli olduğunu söylemesi ve direnmesi üzerine tamamlamadan ayrıldıkları anla-
şılmasına göre (…) TCY’nin 429/2. maddesiyle hüküm tesisi”ni yasaya aykırı
bulmuştur.
51
Ağırlatıcı nedene ilişkin 429/2. maddede, yalnız “evli kadının kaçırılma-
sı”ndan söz edilerek, maddi unsuru oluşturan hareketlerden “alıkoyma”ya
yer verilmemiştir. Kanaatimizce evli kadının alıkonulması ihtimalinde, ağır-
latıcı nedenin tatbiki mümkün değildir. Zira, kanunumuzda “kaçırma” ve
“alıkoyma” hareketleri birbirlerini kapsayacak tarzda kullanılmamışlardır. Bu
bakımdan kanundaki söz konusu boşluğun doldurulması gerekmektedir.
Ayrıca kaçırma suçu bekar ve evli kadın için aynı ağır sonuçları doğur-
maktadır. Bu nedenle kadının evli olup olmadığı dikkate alınmadan her iki
durum için de aynı cezayı gerektiren bir kanun değişikliğine gidilmelidir.
IV. Reşit Olmayan Bir Kimsenin Kaçırılması veya
Alıkonulması Suçu (TCK m. 430)
TCK’nın 430. maddesinde, reşit olmayan kimsenin kaçırılması ve alı-
konulması suçu iki fıkra halinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkra-
sında reşit olmayan kimsenin rızası hilafına cebir, şiddet, tehdit ya da hile
ile şehvet hissi veya evlenme maksadıyla kaçırılması veya alıkonulması,
ikinci fıkrada ise, cebir şiddet, tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile
şehvet hissi veya evlenme maksadıyla kaçırılması veya alıkonulması hük-
me bağlanmıştır. Aşağıda yasadaki düzenleme şekli de nazara alınarak ilk
olarak reşit olmayanın cebren kaçırılması veya alıkonulmasını, ardından
rızasıyla kaçırılması veya alıkonulmasını inceleyeceğiz.
1. Reşit Olmayanın Cebren Kaçırılması veya Alıkonulması
A. Korunan Hukuki Menfaat
430. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen suçla korunan hukuki yarar,
429. maddede olduğu gibi karma niteliktedir. Gerçekten bu hükümle, bir
yandan kaçırılan veya alıkonulan mağdurun kişi hürriyeti ve (faildeki saik
dolayısıyla) cinsel özgürlüğü korunmakta, öte yandan mağdur reşit olma-
dığından veli ya da vasisinin onun üzerindeki hakları, ailenin huzur ve sü-
kûnu muhafaza edilmek istenmektedir. Suçun işlenmesi sırasında mağdur
ya da üçüncü kişiler üzerinde maddi veya manevi şiddet kullanıldığından,
51
Karar için bkz. Otacı, s. 277; aynı doğrultuda bkz. Yarg. CGK, 20.02.2001, 5-18/24
(Taşdemir, Kubilay-Özkepir, Ramazan, Son Değişikliklerle İçtihatlı Türk Ceza Kanunu
(2003) Ankara 2003, s. 469 vd); Yarg. 5. CD, 27.11.1951, 4507/4460 (Gözübüyük, III,
5. Baskı, s. 936, dn. 21).
118 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 119
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
bireylerin vücut bütünlükleri, iç huzurları, emniyet duyguları da korunan
hukuki menfaatler arasında zikredilmelidir. Ayrıca şehvet hissi veya ev-
lenme maksadıyla gerçekleştirilen zorla kaçırma ve alıkoyma sonrasında
mağdurun sosyal itibarının, saygınlığının sarsılması da kaçınılmazdır.
B. Fail
Kanunda “her kim” ibaresi yer aldığından reşit olmayanın kaçırılması
veya alıkonulması suçunun faili kadın ya da erkek herkes olabilir.
C. Mağdur
Suçun mağduru da reşit olmayan kadın veya erkek herkes olabilir.
Ancak mağdurun 12 yaşından büyük olması gerekir, aksi halde 430. madde
değil, 431. madde tatbik edilir. 429. maddeden farklı olarak, 430. maddede
sadece reşit olmaktan bahsedilmiş, “reşit kılınma” halinden söz edilmemiştir.
Belirtelim ki, medeni hukuka göre rüşt ya yaşın ikmaliyle ya da evlenme
veya hakim kararıyla kazanılmaktadır. Medeni Kanun’un 11. maddesin-
de “ergenlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Evlenme kişiyi ergin kılar”,
12. maddesinde de; “On beş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin
rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir” hükmüne yer verilmiştir. Bir kimsenin
bu hallerden her hangi birinin gerçekleşmesi suretiyle “reşit” hale gelmiş
olması yeterlidir. Bu itibarla henüz on sekiz yaşını doldurmamakla beraber,
örneğin hâkim kararıyla reşit kılınmış bir kadına karşı, zorla kaçırma ve
alıkoyma suçu işlenecek olursa, 429. madde uygulanacak, buna karşılık
rıza ile kaçırma veya alıkoyma söz konusu ise, eylem suç teşkil etmeye-
cektir. Böylece 429. ve 430. maddelerinde yer alan düzenlemeler birlikte
değerlendirildiğinde, reşit kılınan ancak 18 yaşını henüz doldurmamış bir
erkeğe karşı evlenme maksadı veya şehvet hissiyle gerçekleştirilen kaçır-
ma ve alıkoyma eylemleri 429. madde değil, 179. madde kapsamında suç
teşkil edecektir.
52
D. Maddi Unsur
Reşit olmayan kimsenin cebren kaçırılması ve alıkonulması suçunun
maddi unsuru “cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile kaçırma veya bir yerde
alıkoyma”dır (TCK m. 430/1). Yukarıda söz konusu hareketlerin anlamı
üzerinde durulmuştu.
52
Bkz. Otacı, s. 284.
118 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 119
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
E. Manevi Unsur
Bu suç ancak kasten işlenebilir. Fail, bilerek ve isteyerek, reşit olmadı-
ğını bildiği mağduru cebren kaçırmış ya da alıkoymuş olmalıdır. Kanun
koyucu yasada “şehvet hissi veya evlenme maksadı”ndan söz ederek özel kasta
işaret etmiştir. Failde böyle bir saik mevcut değilse, yerine göre TCK m. 179,
182 veya 499. maddelerde yazılı suçlar gerçekleşebilir. İnceleme konusu suç
bakımından failin mağdurun yaşı konusunda yanılması hususu üzerinde
de durulmalıdır. Böyle bir yanılma iki şekilde karşımıza çıkabilir. Birinci
ihtimalde fail reşit olmayan kadını (TCK m. 430) kaçırdığını zanneder, ancak
hakikatte reşit bir kadını (TCK m. 429) kaçırmıştır, bu durumda kastına göre
değil, fiiline göre, yani TCK m. 429’a göre cezalandırılması lazımdır. Zira
failin iradesi gerçekte işlenmiş olandan daha ağır bir suça yöneldiğinden,
TCK’nın genel prensipleri failin gerçekleşmeyen ağır neticeden sorumlu
tutulmasına engeldir. Diğer ihtimalde, fail reşit bir kadını kaçırdığını zan-
netmektedir, ancak mağdur reşit değildir. Burada iradeyle gerçek arasındaki
ayrılık, irade lehine çözümlendiğinden fail gerçekte işlediği suçtan (TCK m.
430) dolayı değil, işlemeği kast ettiği suçtan (TCK m. 429) sorumlu tutulur.
Failin kaçırmak ya da alıkoymak istediği kimseden başka bir kimseyi ka-
çırması halinde ise 52. madde çerçevesinde sorun çözümlenmelidir.
2. Reşit Olmayanın Rızasıyla Kaçırılması veya Alıkonulması
A. Korunan Hukuki Menfaat
TCK’nın 430. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun ihdası ile
korunmak istenen hukuki menfaat öncelikle ebeveynin veya vasinin aile
hukukundan doğan velayet ve vesayet haklarını ihlal edenin cezalandırıl-
masıdır. Ayrıca küçüğün kendisine karşı korunması da (küçüğün rızası
eylemi suç olmaktan çıkarmaz) düşünülmüştür. Bu bakımdan örneğin
küçüğün kendi ve ana babasının rızasıyla kaçırılması veya alıkonulması
durumunda eylem suç teşkil etmez. Meğer ki ebeveynin konuyla ilgili rızası
ifsat edilmiş olsun.
53
B. Fail
Yasada “her kim” ibaresi yer aldığından reşit olmayanın rızayla kaçırıl-
ması veya alıkonulması suçunun faili kadın ya da erkek herkes olabilir.
53
Artuk-Gökcen-Yenidünya, s. 140,141; Önder, s. 566.
120 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 121
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
C. Mağdur
Suçun mağduru reşit olmayan kadın veya erkek herkes olabilir. Ancak
yukarıda da belirtildiği üzere mağdurun 12 yaşından büyük olması gere-
kir, aksi halde 430. madde değil, 431. madde tatbik edilir. Mağdurun yaşı,
fiilin işlendiği ana göre belirlenecektir. Zira yasa koyucu eylemin işlendiği
andaki yaşı nazara almıştır.
D. Maddi Unsur
Suçun maddi unsuru reşit olmayan bir kimsenin cebir ve şiddet veya
tehdit veya hile olmaksızın kendi rızasıyla şehvet hissi veya evlenme
maksadıyla kaçırılması veya bir yerde alıkonulmasıdır. Suçun oluşması
ebeveynin rızasının bulunmamasına bağlıdır. Bu itibarla küçüğün, ana-
babasının rızasıyla alıkonulması ya da onlar tarafından yasal olmayan
biçimde evlendirilmesi suç teşkil etmez.
54
Ana-babanın rızalarını kaçırma
veya alıkoyma fiilinden önce açıklamış bulunmaları gerekir. Suç işlendikten
sonra açıklanan rıza, gerçekleşen suçu ortadan kaldırmaz.
55
Ayrıca verilen
rızanın kapsamı da incelenmelidir. 430. maddede yer alan suçta fail, “şeh-
vet hissi veya evlenme maksadıyla” hareket ettiğinden, ana-babanın rızası bu
hususları kapsamalıdır. Yoksa belli bir yere gitmek, birlikte çalışmak gibi
hususlarda açıklanan rıza, daha sonra şehvet hissiyle işlenen kaçırma ya
da alıkoymayı suç olmaktan çıkarmaz.
56
Rızanın açıklanması bakımından ana-baba evli iseler, velayeti birlikte
kullanacaklarından ortak bir karara varmış olmaları gerekir. Medeni Ka-
nun’un 336. maddesinde; “evlilik devam ettiği sürece ana-baba velayeti birlikte
kullanırlar” denmektedir. Eski MK’nin 263. maddesindeki, “anlaşamazlarsa,
babanın reyi muteberdir” hükmü, yeni yasada mevcut değildir. Velayet konu-
sunda ana-baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz
önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar (MK, m. 339/1). Çocuk,
ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın
onlardan alınamaz (MK, m. 339/4). Şu halde, evlilik birliği devam ederken
açıklanan rıza, velayeti kullanan ana-babanın ortak iradesinin bir sonucu
olmalıdır. Şayet evlilik birliği sona ermiş ise, velayet eşlerden hangisine
bırakılmış ise, rıza açıklamaya yetkili kimse de odur (MK, m. 336/2). Eş-
54
Yarg. İBK, 08.05.1940, 41/74 (Malkoç, Genel Adap, s. 391 vd.).
55
Dönmezer, Genel Adap, s. 253, 254; “Sanığın reşit olmayan mağdureyi rızasıyla kaçırdık-
tan sonra mağdurenin babası müdahil Ahmet’in rıza gösterdiği anlaşılmış olması karşısında
sanığın TCK’nın 430/2. maddesiyle mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar veril-
mesi bozmayı gerektirmiştir” Yarg. 5. CD, 27.03.1991, 639/1664 (Malkoç, Genel Adap,
s. 383).
56
Malkoç, Genel Adap, s. 383.
120 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 121
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
lerden birinin ölümü halinde de, sağ kalan eş rıza açıklamaya yetkilidir
(MK, m. 336/3).
57
Ana-babadan her ikisi de ölmüşse ya da velayet hakkı
bu kimselerden alınmışsa (MK, m. 348), atanan vasi rıza açıklamaya yetkili
kimsedir. Ancak günlük hayatta eşlerden her ikisi öldüğünde ya da ayrıldı-
ğında küçükler, yakın akrabaların yanında kalmakta ve onların gözetim ve
denetimi altında bulunmaktadır. Bu gibi hallerde, rıza açıklamaya yetkili
kimselerin, çocuğun sürekli biçimde fiilen bakım ve gözetimini üstlenmiş bu
kimseler olduğundan şüphe yoktur. Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin
20.02.1990 tarih ve 135/921 sayılı kararında; “anne ve babası ölü bulunan ve
dedesi yanında ikamet eden mağdurenin, rızası ile ve dedesinin muvafakati ile sanık
tarafından götürüldüğü anlaşılmasına göre aile nizamı aleyhine işlenmiş bir suçtan
bahsedilemeyeceği halde rızaen alıkoymaktan hüküm kurulmasını” yasaya aykırı
bulmuştur.
58
Aynı şekilde 5. Ceza Dairesi’nin 26.02.1988 tarih ve 5027/1278
sayılı ilamında da, ana-babası öldüğünden ailenin reisi konumunda olan
ağabeyin rızası ile gerçekleşen kaçırma ve alıkoymada suçun oluşmadığı
belirtilmiştir.
59
Ana-babanın veya vasinin rızasıyla yasal olmayan biçimde evlendiri-
len mağdurenin burada geçinemeyip ailesinin yanına dönmesinden sonra
tekrar bu kimse ile kaçması halinde önceden açıklanan rıza dolayısıyla
eylem suç teşkil etmez.
60
Yargıtay, ana-baba veya vasinin rızasıyla yasal
olmayan biçimde evlendirilen mağdurenin, ailesinin yanına dönmeden,
bu kimsenin yanından bir başkası ile kaçması halinde de suçun oluşma-
yacağını belirtmiştir.
61
Ana-baba veya vasi tarafından evden kovulan küçüğün üçüncü bir
kimsenin yanına sığınması ihtimalinde de alıkoyma suçu gerçekleşmez.
Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi 04.03.1993 tarih ve 515/959 sayılı ila-
57
“Aile nizamı aleyhine işlenen cürümlerden olan alıkoyma suçunun oluşması için mağdurenin
anne ve babasının izninin olmaması gerektiği, olayımızda ise babası bulunmayan mağdure-
nin annesinin muvafakati ile sanıkla gayri resmi olarak evlendirildiği anlaşılmasına rağmen
sanığın… cezalandırılması yasaya aykırıdır” Yarg. 5. CD, 30.01.1990, 6353/401 (Bakıcı, s.
427); “Babası ölü mağdurenin anasının rızası ile dini nikah yapılarak gayri resmi evlendirildiği
anlaşılmasına göre aile düzeni aleyhine işlenmiş bir suçtan bahsedilemeyeceği gözetilmeden
rızaen alıkoymaktan mahkumiyet kararı verilmesi” Yarg. 5. CD, 08.09.1992, 2407/2608
(Bakıcı, s. 417).
58
Karar için bkz. Bakıcı, s. 426.
59
Karar için bkz. Bakıcı, s. 431.
60
Yarg. 5. CD, 28.02.1958, 1173/1362 (Önder, s. 569); aynı doğrultuda bkz. Malkoç, Genel
Adap, s. 385; Bakıcı, s. 393. Karş. Dönmezer, Genel Adap, s. 255.
61
“Reşit olmayan mağdurenin olay tarihinde gayri resmi kocasının evinde ikamet ettiği sırada
diğer sanıkla rızasıyla kaçtığı anlaşılmasına göre, ortada aile düzeni aleyhine işlenmiş bir fiil
bulunmadığından müsnet alıkoyma suçundan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken,
yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi.. yasaya aykırıdır”. Yarg. 5. CD, 24.06.1992,
1871/2179 (Bakıcı, s. 418).
122 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 123
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
mında; “babası tarafından evden kovulan ve eve alınmayan mağdurenin, rızası
ile sanığın evine gittiği ve orada kaldığı anlaşılmasına göre, aile düzenine karşı
işlenmiş bir suç olmadığı halde alıkoyma suçundan hüküm kurulması”nı yasaya
aykırı bulmuştur.
62
Ana baba veya vasinin muvafakatiyle, fakat reşit olmayanın rızasına
aykırı şekilde gerçekleşen alıkoyma; mağdur üzerinde cebir, şiddet, tehdit
veya hile kullanılması koşuluyla 430/1 kapsamında değerlendirilir. Açıkça
rıza göstermeyen mağdur üzerinde cebir, şiddet, tehdit veya hile kullanıl-
mamasına rağmen, faille gitmişse eylem suç teşkil etmez.
63
Son olarak reşit olmayan mağdurun rızasıyla gerçekleşen kaçırma veya
alıkoyma sırasında, ana-baba, vasi ya da onlar adına rıza açıklamaya yetkili
bir kimse veyahut olay yerinde bulunup da kaçırma eylemini engellemek
isteyen üçüncü kişilere karşı failin cebir, şiddet veya tehdit kullanması ha-
linde; 430/1’in mi yoksa 430/2’nin mi uygulanacağı hususu üzerinde de
durulmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 01.05.1989 tarih ve 109/170 sayılı
kararında; “Mağdure ile sanık Seydi birlikte kaçmak için önceden anlaşmışlar
ve mağdure rıza göstermişse de, mağdurenin reşit olmaması, ailesinin evlenmeye
muvafakat etmemesi nedeniyle ana baba adına hareket ederek kaçırmaya engel ol-
mak isteyen hala Safinaz’a yönelik şiddet eyleminin ana babaya yapılmış gibi kabul
edilmesi gerekmektedir. Bu koşullar altında halanın karşı koymasını engellemek
için yapılan cebir, şiddet; eylemi zorla kaçırmaya dönüştürecek ve kaçırmanın zor
unsurunu teşkil edecektir. Ayrıca etkili eylem suçundan ceza verilemez” demiş-
tir.
64
Doktrinde Dönmezer; “küçük gitmeye razı olmuş bulunmakla beraber,
ebeveyn buna engel olduğu için onlar üzerinde cebir ve şiddet kullanılmış olursa
gene suçun bu şekli (430/1) gerçekleşmiş olur” görüşündedir.
65
Malkoç’a göre
de; “yasal temsilcilerin rızaları bulunmuyor, mağdure rıza ile gidiyorsa eylem suç
oluşturduğu için, zorla kaçırmaya dönüşebilir. Çünkü bu durumda meşhut suça
vatandaşların da müdahale yetkisi, sanığı yakalamak yetkisi bulunmakta olup, buna
karşı gelmekle suç zorla kaçırma niteliğine dönüşebilecektir.”
66
Kanaatimizce reşit
olmayan mağdurun rızasıyla gerçekleşen kaçırma veya alıkoyma sırasında,
rıza açıklamaya yetkili kimseler ya da olay yerindeki üçüncü kişiler üzerinde
gerçekleştirilen cebir, şiddet veya tehdit, suçu zorla kaçırma veya alıkoymaya
(TCK m. 430/1) dönüştürmez.
67
Eylem yine, TCK m. 430/2 kapsamındadır.
Bu kimselere karşı gerçekleştirilen cebir, şiddet veya tehdit hareketleri 430/
62
Bakıcı, s. 411.
63
Bakıcı, s. 393; Malkoç, Genel Adap, s. 385,386; Otacı, s. 285; Akbulut, s. 337.
64
Karar ve bu karara ilişkin karşı oy yazıları için bkz. Bakıcı, s. 396 vd. Aynı doğrultuda
bkz. Yarg. 5. CD, 09.04.1991, 927/2018 (Bakıcı, s. 422).
65
Dönmezer, Genel Adap, s. 260.
66
Malkoç, Genel Adap, s. 387.
67
Aynı doğrultuda bkz. Akbulut, s. 337.
122 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 123
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
2’nin unsur ya da ağırlatıcı nedeni olmadığından gerçek içtima kuralları
çerçevesinde değerlendirilmelidir. Zira yasa koyucu 430/1’de reşit olma-
yan mağdurun rızası hilafına gerçekleşen eylemleri yaptırıma bağlamıştır.
Mağdurun rızasının bulunmadığı hallerde, failin kaçırma ya da alıkoyma
sırasında mağdur dışındaki kimselere de cebir, şiddet veya tehditte bulun-
ması, 430/1’deki cebir unsuruna dahildir.
68
Ancak 430/2’de yazılı suçta,
mağdur dışındaki kimselere yönelik cebir, şiddet veya tehdidin, bu suçun
unsurlarından olduğunu söylemeye imkan yoktur.
E. Manevi Unsur
Suçun manevi unsuru kasttır. Failde genel kastın dışında “şehvet hissi
veya evlenmek maksadı”nın (özel kast) bulunması da gerekir.
69
V. Kaçırma veya Alıkoyma Suçlarının Özel Görünüş Şekilleri
1. Teşebbüs
Yukarıda da belirtildiği üzere kaçırma veya alıkoyma cürümleri (TCK m.
429, 430) mütemadi suç niteliği arz etmektedir. Bu suçlarda, cürmün tamam-
lanması ile bitmesi birbirinden farklı zamanlarda gerçekleşmektedir. Suç,
mağdurun kendi hakimiyet alanından çıkartılıp failin nüfuz ve etki alanına
nakledilmesiyle (kaçırma) veya failin egemenlik alanına kendi inisiyatifiyle
giren mağdurun orada tutulmasıyla (alıkoyma) tamamlanır. Diğer bir anla-
tımla, mağdurun tamamen failin hüküm ve nüfuz alanına girdiği anda suç
tamamlanmış sayılır.
70
Kaçırma veya alıkoyma cürmü neticesi harekete bitişik
bir suç olduğundan ihlâl sayılan hareket yapılır yapılmaz suç tamamlanmış
olur. Neticesi harekete bitişik suçlara tam teşebbüs olmaz. Zira kanuni tipte
ihlâl dışında başka bir neticenin gerçekleşmesi (failin maksadının tahakkuku)
aranmamaktadır. Kaçırma veya alıkoymaya yönelik icra hareketleri devam
ettikçe cürme nakıs teşebbüs mümkündür.
71
Ancak Yargıtay TCK’nın 430.
68
“Sanığın, kaçırmak istediği mağdure Songül’ün, ablası Şengül’e sarılması üzerine ablasına sopa
ile vurarak onu üç gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaralaması, zorla kaçırmaya kalkışmak
suçunun cebir, şiddet unsuruna dahil olup, ayrı bir kasda dayalı bulunmadığı düşünülmeden…
karar verilmesi yasaya aykırıdır” Yarg. 5. CD, 03.03.1993, 529/911 (Bakıcı, s. 412).
69
“Sanıkların mağdureyi şehvet hissi veya evlenmek maksadıyla değil, fuhuş yaptırmak amacıyla
alıkoydukları kabul edildiği halde, ayrıca TCK’nın 430/2. maddesi ile haklarında mahkumiyet
hükmü kurulması, bozmayı gerektirmiştir.” Yarg. 5. CD, 24.9.1987, 6680/4748 (Otacı, s.
304).
70
Karş. Dönmezer, Genel Adap, s. 237, 240; Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Özel
Hükümler, C. II, Ankara 1993, s. 1890; Önder, s. 560-561.
71
Yargıtay 429. maddeyle ilgili kararlarında cürme nakıs teşebbüsün mümkün olduğunu
belirtmektedir: örneğin, “Tarlada tütün kıran kızı gitmek istemediği halde kolundan tutup
birkaç adım sürüklemek, kızın bağırması, direnmesi ve sese tanığın yetişmesi üzerine bırakılması,
124 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 125
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
maddesine ilişkin muhtelif kararlarında
72
kaçırma fiiline tam teşebbüsün de
mümkün olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte Yargıtay Ceza Genel
Kurulu, TCK’nın 429. maddesi ile ilgili verdiği bir kararında kaçırma cürmü-
ne tam teşebbüsün mümkün olamayacağını şu cümlelerle ifade etmektedir:
“Suç kalkışma aşamasında kaldığına göre, eksik kalkışma mıdır? Yoksa tam kalkışma
mıdır? Öğretide kaçırma suçlarına tam kalkışmanın mümkün bulunmadığı konu-
sunda yazarlar birlik içerisindedirler… Zira kaçırma suçları hareket (maddi sonucu
olmayan) suçları olup dış dünyada maddi sonuç doğurmadıklarından bu tür suç-
lara tam kalkışma olası değildir. Netice harekete bitişiktir. Olayda sanıklar işlemeyi
kastettikleri mağdureyi kaçırmak suçuna elverişli vasıta ile başlamışlar, mani sebep
nedeniyle (mağdurenin direnmesi) icra fiillerini tamamlayamamış bulunduklarından
suç eksik kalkışma aşamasında kalmıştır. Zaten icra fiillerini tamamlamış olsalardı
suçun tamamlanmış sayılması gerektiğini kabulde zorunluluk vardı.”
73
2. İştirak
Temadi devam ettikçe yani kaçırılan veya alıkonulan mağdur serbest
bırakılmadıkça inceleme konusu suçlara asli manevi iştirak dışında iştirakin
her şekli mümkündür.
sarkıntılık değil kaçırmaya eksik teşebbüstür” (Yarg. CGK, 21.2.1966, 5/35-44, Dönmezer,
Genel Adap, s. 239, dn. 9); “… Sanıkların, mağdureyi evinden, yolun kıyısına açılan bahçe kapısı
önüne kadar getirdikleri sırada ve yola çıkmaya fırsat bulamadan, mağdurenin direnmesi, anne-
sinin karşı koyması ve tanıkların yetişmeleri üzerine bırakıp kaçtıklarının anlaşılması karşısında,
eylemin, henüz mücadele safhasında iken engellendiği ve bu nedenle sanıklar hakkında TCK’nın
61. maddesinin uygulanması gerektiği düşünülmeden, tam teşebbüse yer verilerek, 62. madde
ile hüküm (TCK’nın 429/1, 62., 433., 59. maddeleri uyarınca mahkûmiyet) kurulması, yasaya
aykırıdır.” Yarg. 5. CD, 17.6.1982, 1824/2494, (Gözübüyük, III, 5. Baskı, s. 945; Çağlayan,
Mad. Muhtar, Türk Ceza Kanunu, 3. Baskı, C. III, Ankara, Tarihsiz, s. 598). Doktrinde,
Tezcan-Erdem, kaçırma ve alıkoymayı birbirinden ayırmakta, alıkoymada gerek eksik
gerekse tam teşebbüsün mümkün olamayacağını , buna karşılık kaçırmada sadece eksik
teşebbüsün gerçekleşebileceğini belirtmektedirler. Tezcan-Erdem, s. 366.
72
Örneğin, “Bir kadının rızası dışında 200 metre mesafeye götürülmüş olması, onun ilk mücadele
aşamasındaki direnmesinin kırıldığını göstermektedir. 200 metre mesafede dahi mücadelenin
devamı, mağdurenin neticesiz mukavemetinin tezahüründen ibaret bulunması itibariyle, bu hal,
teşebbüsün derecesinin tayinine etkili olamaz. Başka tarlada çalışmakta olan tanıkların, feryatlar
üzerine, olay yerine gelmeleri ile, suç tamamlanamamış ve tam kalkışma derecesinde kalmıştır. Bu
durum karşısında, tam kalkışma yerine, TCK’nın 61. maddesi ile uygulama yapılması, Yasa’ya
aykırıdır.” Yarg. 5. CD, 25.1.1984, 4298/163 (Çağlayan, III, s. 613); “Sanıkların, mağdure-
yi, evinin önünden birkaç yüz metre uzaklığa kadar götürdükleri ve mağdurenin direnmesini
sürdürmesi, tanıdıkların yetişmeleri üzerine bırakıp kaçtıkları kabul edilmiş bulunmasına göre;
TCK’nın 62. maddesi yerine, 61. maddesinin uygulanması, karşı temyiz olmadığından, bozma
nedeni yapılmamıştır” Yarg. 5. CD, 2.12.1981, 3642/3524 (Çağlayan, III, s. 625).
73
Yarg. CGK, 17.10 1988, 5-107/359, YKD, 1989 S. 4, s. 556.
124 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 125
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
3. İçtima
Cebir ve şiddet, reşit olan veya reşit kılınan kadını kaçırılması veya alıko-
nulması suçunun unsuru ya da ağırlatıcı nedeni (TCK m. 429) olduğundan,
kaçırma veya alıkoyma esnasında gerçekleştirilen müessir fiil ayrıca suç
teşkil etmez. Aynı husus TCK m. 430/1 bakımından da geçerlidir.
Fail, şehvet hissi veya evlenmek maksadıyla kaçırdığı veya alıkoyduğu
mağdura karşı, şehvetin tatminine matuf bir takım suçlar işlerse –örneğin,
ırza geçme, ırza tasaddi- gerçek içtima kuralları uygulanır
74
ve faile her iki
suçtan ayrı ayrı ceza verilir ve toplanır. Kaçırma veya alıkoyma sırasında
hukuki konusu farklı bir takım başka suçlar da gerçekleşmiş olabilir. Ör-
neğin, konut dokunulmazlığını ihlal suçu (TCK m. 193). Fail gerçekleşen
her iki suçtan da sorumludur.
75
Yargıtay kaçırma suçunun işlenmesi maksadıyla yapılan hilenin
ayrı suç teşkil etmesi halinde, failin sadece kaçırmaya ilişkin hükümden
(TCK m. 429, 430/1) sorumlu tutulacağını belirtmiştir. Kararda; “Sanıklar
Mustafa ve Ethem’in kendilerine polis süsü vererek işledikleri eylemin kaçırma
suçunun hile unsurunu teşkil ettiği gözetilmeden yazılı şekilde TCY’nin 252/1
maddesi ile mahkumiyetlerine karar verilmesi yasaya aykırıdır” denmektedir.
76
Kanaatimizce “hile” memuriyetin gaspı suçu işlenmeksizin de gerçekleşti-
rilebileceğinden, TCK m. 252’nin kaçırma suçunda bulunması zorunlu bir
unsur olduğu düşünülemez. Bu itibarla TCK m. 429 ve 430/1’in unsuruna
dahil bulunmayan memuriyetin gaspı suçundan (TCK m. 252) failin ayrıca
cezalandırılması gerekir.
74
“ ... Sanığın “şehvet hissi” ile zorla kaçırdığı mağdurenin memelerini sıkmak ve öpmek sure-
tiyle ayrıca sarkıntılık suçunu da işlediği anlaşılmaktadır. Bu yeni suçun kaçırmanın vuku
bulmakta olduğu teşebbüs aşamasında veya kaçırmanın tamamlanmasından sonra işlenmesinde
hiçbir fark yoktur. Sonuç olarak bu açıklama ve kabul karşısında Yerel Mahkeme uygulaması
ve Özel Daire onama kararı sonucu itibariyle yerindedir. C. Başsavcılığı itirazının reddine
karar verilmelidir” Yarg. CGK, 12.12.1988, 466/526 (Bakıcı, Genel Adap, s. 240); “Sanığın
alıkoyma sırasında mağdureye ısrarlı bir şekilde cinsi münasebet teklif ettiği ve onun göğüsle-
rini ellemeye yeltendiği oluşa uygun şekilde mahkemece de kabul edildiği halde, Yargıtay Ceza
Genel Kurulu’nun Dairemizce de benimsenen kaçırma ve alıkoyma suçlarının işlenmesi sıra-
sında gerçekleştirilen sarkıntılık eylemlerinin müstakil suç oluşturacağına ilişkin 12.12.1988
ve 5/466-526 sayılı kararı dikkate alınmadan sarkıntılık suçundan da mahkumiyeti yerine
alıkoyma suçunun şehvet unsurunu oluşturduğundan söz edilerek beraatine karar verilmesi,
bozmayı gerektirmiştir” Yarg. 5. CD, 3.12.1991, 446/5268 (Erdurak, Yılmaz Güngör, Not-
lu-İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, 3. Baskı, Ankara 1994, s. 693); “Sanığın tamamlanan zorla
kaçırma eyleminden sonra vuku bulan hareketleri ayrıca sarkıntılık suçunu oluşturduğu cihetle
tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir” Yarg. 5. CD, 9.12.1992, 3179/3882 (Bakıcı,
s. 245). Yargıtay’ın daha önceki kararlarında sarkıntılığın şehvet hissiyle kaçırma ve
alıkoymanın unsuru sayıldığını görmekteyiz: “Sanığın mahkemece sarkıntılık olarak kabul
edilen ve kaçırma sırasında kamyonun şoför mahalinde işlediği anlaşılan, mağdurenin elini
okşaması, göğüslerini sıkması ve onu yanağından öpmesi eylemlerinin şehvet hissiyle kaçırma
126 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 127
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
VI. Ağırlatıcı Nedenler
1. Kaçırılan Kimsenin 12 Yaşından Küçük Olması
TCK’nın 431. maddesinde; “kaçırılan kimse on iki yaşını doldurmamış ise
fail, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile kullanmamış olsa dahi cezası beş sene ağır
hapisten aşağı olamaz” denmektedir. Ağırlatıcı nedenin tatbiki bakımından
mağdur on iki yaşını doldurmamış kız ya da erkek olabilir. Mağdurun on
üçüncü yaştan gün almamış olması gerekir.
77
Kanunda “kaçırılan kimse”
dendiğinden, ağırlatıcı neden sadece “kaçırmak” eylemine münhasır olarak
tatbik edilir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.07.1991 tarih ve
5-197/228 sayılı kararında; “TCK’nın 431. maddesi, koşullar oluştuğu takdirde
sadece kaçırma suçlarına uygulanabileceğinden, alıkoyma suçunu işleyen sanık
hakkında TCK’nın 430/2. maddesi ile uygulama yapılmalıdır” denmektedir.
78
Son
olarak ifade edelim ki, 12 yaşını doldurmamış küçüklerin kaçırılmasına iliş-
kin bu ağırlatıcı nedenin tatbiki bakımından failde şehvet hissi (mağdurun
yaşı dolayısıyla evlenme maksadından söz edilemez) bulunmalıdır. Aksi
halde tatbik edilecek hüküm TCK m. 182/2 dolayısıyla TCK m. 179’dur.
2. Mağdurun Yaralanması veya Ölmesi
TCK’nın 439. maddesinde; “cebren kaçırmak sırasında veya bu yüzden
kaçırılan kimse yaralanmış olursa yarasının derecesine göre ceza üçte birden bir
misline kadar artırılır ve eğer ölürse fail müebbed ağır hapis cezasiyle cezalan-
dırılır” denmektedir. Böylece kaçırma sırasında mağdurun yaralanması
veya ölmesi halinde ceza artırılır. Kanunda “alıkoyma” hareketinden söz
edilmediği için, alıkoyma esnasında mağdurun yaralanması veya ölmesi
durumunda ağırlatıcı nedenin tatbiki mümkün değildir. Kanaatimizce böyle
bir düzenleme kanunun amacı ile bağdaşmamaktadır.
Ağırlatıcı nedenin tatbiki açısından işlenen kaçırma suçunun “cebri
kaçırma” mahiyetinde bulunması (TCK m. 429, 430/1) gerekir. Cebren ka-
çırma sırasında kaçırma eylemini gerçekleştirmek için kullanılan cebir ve
şiddet suçun unsurlarına dahil olduğundan, 439. maddenin uygulanması
suçunun unsuru bulunduğu ve müstakil suç oluşturmadığı gözetilmeden ayrıca bu suçtan
cezalandırılması ...” Yarg. 5. CD, 1.4.1987, 4000/1923 (Bakıcı, s. 259).
75
Bkz. Önder, s. 564.
76
Yarg.5. CD, 22.06.1993, 2208/2562 (Bakıcı, s. 377).
77
Malkoç, Genel Adap, s. 426.
78
Karar için bkz. Otacı, s. 315; Yarg. 1. CD, 06.07.1988, 2448/2532 (Yaşar, s. 968).
126 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 127
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
meydana gelen yaralamanın kaçırmayı gerçekleştirmek için kullanılması
gereken cebir ve şiddetin sınırlarını aşmış olmasına bağlıdır.
79
Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 31.05.1999 tarih ve 1303/2629 sayılı ka-
rarında; “TCK’nın 439. maddesinin uygulanabilmesi için mağdurenin cebren
kaçırma sırasında yaralanması (veya ölmesi), mevcut arızaların yara niteliğinde
bulunması ve failin arzusu dışında yani kasta bağlı olmayarak meydana gelmiş
olması koşul bulunduğundan mağduerede saptanan sağ yanağında üç adet tırnak
izi ve 5 cm. çapındaki kızarıklığın yara niteliğinde olmadığı (…) halde (…) sanığın
tayin edilen cezasının anılan madde ile artırılması yasaya aykırıdır” denilmek
suretiyle hükmün tatbik koşullarından bahsedilmiştir.
80
Mağdurun yaralanması veya ölmesi, failin kaçırma suçunun icra
hareketlerini gerçekleştirirken meydana gelen taksirli eylemlerden (ör-
neğin, kaçırma sırasında kullanılan aracın devrilmesi sonucu mağdurun
ölmesi
81
), üçüncü kişilerin hareketlerinden (örneğin, failleri engellemek
için ateş eden kimsenin mağduru vurması), bizzat mağdurun kendi hare-
ketlerinden (örneğin, kaçırma sırasında araçtan atlaması
82
) veya kaçırma
sırasında meydana gelen doğal olaylardan kaynaklanabilir.
83
Ancak her
halükarda ölüm ya da yaralama neticesi ile kaçırma fiili arasında nedensel-
lik bağlantısı kurulabilmelidir. Failin kaçırma eyleminden bağımsız olarak
mağduru öldürmesi ya da yaralaması halinde hükmün tatbiki mümkün
değildir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.04.1985 tarih ve 5-
400/191 sayılı kararında; kaçırma eylemini tamamlayamayacağını anlayan
sanığın elindeki tabanca ile başından vurarak mağduru öldürmesi 439.
madde kapsamında değil, kasten adam öldürme (TCK m. 450/7) olarak
değerlendirilmiştir.
84
79
“Saptanan bulguların sıyrık ve ekimoz niteliğinde olup, kaçırmanın zor unsuruna dahil bu-
lunduğu ve yara niteliğinde olmadığı gözetilmeden sanık hakkında TCK’nın 439. maddesinin
uygulanması suretiyle fazla ceza tayini..” Yarg. 5. CD, 04.12.1997, 4153/4398 (Yaşar, s.
981); “Mağdurenin muayenesine ait raporda saptanan ekimozların, kaçırmanın zor unsuruna
dahil olduğu ve yara niteliğinde bulunmadığı göz önüne alınmadan TCK’nın 439. maddesi-
nin uygulanması…” Yarg. 5. CD, 12.11.1987, 8345/6288 (Bakıcı, s. 545); Yarg. 5. CD,
22.05.1987, 5578/3011 (Bakıcı, s. 546).
80
Karar için bkz. Yaşar, s. 980.
81
Yarg. CGK, 08.04.1985, 400/191 (Malkoç, Genel Adap, s. 517).
82
Yarg. 5. CD, 31.10.1991, 3842/4662 (Malkoç, Genel Adap, s. 524); Yarg. 5. CD, 03.04.1990,
1051/1822 (Bakıcı, s. 544, 545); Yarg. 5. CD, 12.03.1987, 8387/1425 (Bakıcı, s. 546, 547).
83
Dönmezer, Genel Adap, s. 269 vd.; Önder, s. 579; ayrıca bkz. Akbulut, s. 345, 346;
Tezcan-Erdem, s. 367, 368.
84
Karar için bkz. Malkoç, Genel Adap, s. 522.
128 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 129
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
TCK’nın 439. maddesinde geçen yaralanmadan; “az veya çok bir tedaviyi
zorunlu kılan bedeni rahatsızlıkları” anlamak gerekir.
85
Mağdurun kaçırma
dolayısıyla bazı ruhsal karışıklık veya arızalara uğraması madde kapsa-
mında değerlendirilmez.
86
VII. Hafifletici Nedenler
1. Faal Nedamet
TCK’nın 432. maddesinde; “Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden biri-
nin faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiç bir şehevi harekette bulunmaksızın
kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından
alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa 429. mad-
dede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, 431. maddede yazılı halde bir seneden
beş seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmek suretiyle bu hafifletici
nedene yer verilmiştir. Madde metninde yer alan “430. maddede yazılı halde
altı aydan üç seneye kadar” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 26.11.2002 tarih
ve 2001/79 E, 2002/194 K. sayılı ilamıyla iptal edilmiş ve iptal kararı Res-
mi Gazetede yayınlandığı 12.04.2003 tarihinden bir yıl sonra (12.04.2004)
yürürlüğe girmiştir.
87
Yasa koyucu bu süre içerisinde 432. madde metninde
iptal kararına uygun düzenleme getirmediğinden 430. maddedeki yazılı
haller bakımından hükmün tatbik imkânı kalmamıştır.
85
Dönmezer, Genel Adap, s. 272. “Mağdurenin muayenesine dair doktor raporlarından kaçırma
sırasında kafatasında çatlak meydana gelecek şekilde yaralandığı anlaşıldığı halde cezanın
TCK’nın 439. madde ile artırılmaması..” Yarg. 5. CD, 10.02.19945/450 (Bakıcı, s. 543);
“Mağdure hakkında düzenlenen 18.02.1992 günlü raporda tarifi yapılan raddi sıyrık ve eki-
mozların TCK’nın 439. maddesinde yazılı yara niteliğinde olup olmadığı araştırıldıktan sonra
bu maddenin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması…” Yarg. 5. CD, 30.06.1992,
2081/2279 (Bakıcı, s. 544); “Sanık tarafından zorla kaçırılmaya teşebbüs edildiği sırada ara-
banın hareket etmesi nedeniyle yerde sürüklenen mağdurenin 10 gün iş ve gücünden kalacak
şekilde yaralandığı mevcut rapordan anlaşıldığı halde TCK’nın 439. maddesinin uygulanma-
ması…” Yarg. 5. CD, 08.10.1991, 3066/4096 (Bakıcı, s. 544); “Müdahil Emine’nin 7 gün
iş ve gücüne engel teşkil eden muhtelif yerlerindeki sıyrık, ekimoz ve hematomların “yara”
niteliğinde olduğu Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu’nun 18.03.1987 günlü raporuyla açıklanmış
ve mahkemece bu yaraların sürüklenme sırasında meydana geldiği kabul edilmiş olmasına
rağmen sanıklar hakkında … 439. maddenin uygulanmaması…” Yarg. 5. CD, 13.04.1988,
4421/3049 (Bakıcı, s. 545).
86
Dönmezer, Genel Adap, s. 272, 273.
87
Kararda; “itiraz yoluna başvuran Mahkeme, TCK’nın 432. maddesinin aynı kanunun 430.
maddesindeki halde daha az ceza öngören kısmının, reşit olmayan mağdurun gerek zorla gerekse
rızasıyla kaçırılması veya alıkonulması ve rıza ile iade edilmesi hallerinin aynı tür ve miktarda
yaptırıma bağlandığını, oysa rızasıyla iade olmaması durumunda, failin zorla kaçırma veya
alıkoymasında beş senden on seneye, rızası ile kaçırma veya alıkoymasında ise, altı aydan üç
seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılmasının öngörüldüğünü, bir insanın zorla kaçırılması
ile rızasıyla götürülmesinin kamu düzenini aynı derecede bozan fiiller olmadığını be nedenle
128 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 129
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
Hafifletici nedenin uygulanması, failin kaçırma veya alıkoyma cür-
münü işledikten sonra mağduru hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın
88
kendiliğinden (pişman olarak) serbest bırakmasına bağlıdır. TCK m. 432
serbest bırakmanın nerede gerçekleşeceğini belirtmektedir. Mağdur kaçı-
rıldığı eve veya ailesinin evine veya ailesi tarafından alınması mümkün
emniyetli bir yere
89
getirilip serbest bırakılmalıdır. Yargıtay Ceza Genel
Kurulu 11.02.1985 tarih ve 312/85 sayılı kararında bu koşullardan söz
etmiştir; “432. maddenin uygulanabilmesi için; 1- kaçırılan veya alıkonulan ki-
şiye karşı hiçbir şehevi harekette bulunulmaması, 2- mağdurenin; kaçırıldığı eve,
veya ailesinin evine iade edilmesi yahut ailesi tarafından alınması mümkün olan
emniyetli diğer bir yere getirilip serbest bırakılması, 3- failin iade ve terk fiilini
kendiliğinden yapması gerekir. Mağduru artık muhafaza etmenin imkansızlığı
veya tehlikeli oluşu veya takipten kurtulmak maksadıyla terk yahut mağduru
başkasının kurtarması gibi haller haricinde failin vicdan azabı duyarak, mağdura
acıyarak veya olayımızda olduğu gibi ciddi bir engel teşkil etmeyecek bir uyarıyla
serbest bırakmak fiilini kendiliğinden iade veya serbest bırakmak olarak saymak,
kanunun ruh ve amacına, kanunla korunmak istenen hukuki değerlere, adalet ve
hakkaniyet kurallarına uygun olur.”
90
rıza ile kaçırma veya alıkoymadaki iade durumunda daha az ceza öngörülmemesinin Anaya-
sanın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı bulunduğunu ileri sürmüştür. (…)
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayıp, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozama-
yacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir. Ceza kanunları,
Anayasanın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ceza hukukunun ana ilkeleri ile ülke-
nin genel durumu, sosyal ve ekonomik hayatın gereksinmeleri gözönüne alınarak saptanacak
ceza politikasına göre düzenlenir. Bu nedenle, yasakoyucunun ceza politikasının öncelikle,
Anayasanın 2. maddesinde nitelikleri, 5. maddesinde de temel amaç ve görevleri belirtilen
hukuk devleti ilkesine ve anılan maddelerde yer alan adalet ilkesine uygunluğunu gözetmesi
gerekir. Ceza önlemiyle toplumsal barışı amaçlayan devlet, kimi suçların niteliği, işlenme biçimi
ve kamu düzeni için yarattığı tehlikeyi gözeterek değişik cezalar uygulayabilir. Anayasanın
38. maddesinde, kimsenin işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir
eyleminden dolayı cezalandırılamayacağı, kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için
konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemeyeceği, cezalarla ceza yerine geçen güvenlik
tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceği, hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen ya-
kınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı,
ceza sorumluluğunun şahsiliği gibi temel ceza ilkeleri belirtilerek, bu ilkeler doğrultusunda
ne gibi eylemlerin suç sayılacağının ve bu suçlara ne miktar ceza verileceğinin ve hangi ceza
tedbirlerinin ne yolda uygulanacağının saptanması yasakoyucuya bırakılmıştır. Yasaların
130 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 131
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
2. Evlenme Maksadıyla Kaçırma veya Alıkoyma (TCK m. 433)
TCK’nın 433. maddesinde; “Yukarıki maddelerde yazılı cürümlerden biri
mahza evlenmek maksadiyle işlenmiş ve bir gûna tecavüz vuku bulmamış ise fail
hakkında tâyin olunacak ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” denilmektedir.
Fail, evlenme maksadıyla kaçırdığı veya alıkoyduğu mağdura her
hangi bir tecavüzde bulunmazsa ceza sı indirilir. Buradaki indirim evle-
necek kadının iradesine yer vermeyen bir nedene dayalıdır. Fiil evlenmek
amacıyla yapılsa da kadın açısından etkisi aynı olacağı için, cezanın yarıya
kadar indirilmesi yerinde değildir.
Yargıtay verdiği kararlarda hükmün tatbiki açısından faille mağdur
arasında evlenme engelinin bulunmamasını aramaktadır.
91
Bu itibarla 431.
maddede yazılı fiilin işlendiği hallerde 433. maddenin uygulanması müm-
kün değildir. Ancak mağdurdan kaynaklanan evlenme engelini bilmeyen,
bu konuda yanılan failin, maddeden istifade ettirilmesi gerekir.
92
Maddede geçen “bir gûna tecavüz vuku bulmamış” tabirinden anlaşılan
failin hiçbir şehevi harekette bulunmamış olmasıdır.
93
Yoksa burada teknik
anlamda (TCK m. 414,416) “ırza tecavüz” kastedilmemektedir. Bunun dı-
şında failin bir takım şehevi hareketlere yönelik sadece teklifte bulunması,
maddedeki tecavüzi hareketler kapsamında değerlendirilmez.
94
kamu düzeninin kurulması ve korunması, kamu yararının sağlanması amacına yönelik ol-
ması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti
olmanın gereğidir. İtiraz konusu kurala göre, mağduru rızası ile kaçıran veya alıkoyan fail onu
iade etse bile aynı aynı ceza ile cezalandırılacak, oysa aynı maddede düzenlenen ve eylemin
cebir, şiddet, tehdit veya hile ile gerçekleştirilmiş olan daha ağır halinde ise, mağdurun iade
edilmesine bağlı olarak daha az ceza uygulanacak ve cezanın türü hafifleyecektir. Bu durum
hukuka ve cezalandırma ilkelerine aykırı düşmekte, yasakoyucunun mağduru serbest bırakmayı
ve faal nedameti özendirmeye yönelik gerçek arzusu ile de çelişmekte ve fail bu konudaki lehe
düzenlemeden yararlandırılmamış olmaktadır. Suç ile ceza arasında bulunması gereken adil
dengeyi bozan düzenlemeler yasakoyucunun takdir yetkisi içinde görülemeyeceğinden hukuk
devleti ilkesine aykırılık oluşturur. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir. A- 1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu”nun 3038 sayılı Yasa ile
değiştirilen 432. maddesinin “... 430. maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar ....”
bölümünün, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, B- İptal edilen bölümün doğuracağı
hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit edici nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. mad-
desinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasanın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları
gereğince iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl
sonra yürürlüğe girmesine 26.11.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.” denilmektedir.
Bkz. RG, 12.04.2003.
88
“Alıkoyduğu mağdureyi çırılçıplak soyan sanık hakkında TCK’nın 432. maddesiyle uygulama
yapılması … bozmayı gerektirmiştir.” Yarg.5. CD, 9.9.1992, 2267/2645 (Bakıcı, s. 469);
“Sanığın mağdure ile seviştiği mağdurenin beyanı ve doktor raporu içeriğiyle anlaşılmasına
130 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 131
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
VIII. Kovuşturma ve Evlenmenin Etkisi (TCK m. 434)
Kaçırma ve alıkoyma suçlarının kovuşturması re’sen yapılacaktır.
Suçtan zarar görenin şikâyetine ihtiyaç yoktur.
Burada evlenmenin kaçırma ve alıkoyma suçunun kovuşturmasına etkisi
üzerinde de durmak gerekir. TCK ’nın 434’üncü maddesinde; “Kaçırılan veya
alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme
vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çek-
tirilmesi tecil olunur (f. 1). Müruruzaman haddine kadar erkek tarafından haksız
olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmaya hükmedilirse takibat yenilenir. Evvelce
hüküm verilmiş ise ceza çektirilir (f. 2). Bu madde hükümleri 414, 415 ve 416’ncı
maddeler hakkında da caridir (f. 3). Evlenen maznun veya mahkum hakkında hukuku
âmme davasının veya cezanın tecilini müstelzim olan haller fiilde methali olanlar
hakkında dava ve cezanın düşmesini müstelzimdir (f. 4).” denmek suretiyle, ka-
çırma, ırza geçme, ırza tasaddi suçlarında fail ile mağdurun evlenmesi bir
cezasızlık nedeni olarak düzenlenmiştir.
95
Hükmün mehazını oluşturan 1889
İtalyan CK’nin 352. maddesinin gerekçesinde; “önce aralarında cürüm vuku
bulan ve sonra en kudsi bağla birleşen iki şahsı, cezai takibattan dolayı birbirinden
ayırmamak haklı ve adalete muvafıktır. Diğer taraftan cezai muafiyet bahşedilmek
suretiyle namusu ihlal edilen bir kadına en büyük telafi sebebi olacak olan evlenmenin
kolaylaştırılması gayet ihtiyatlı bir tedbirdir” denmektedir.
96
1930 İtalyan Ceza
Kanununun konuyla ilgili 544. maddesi, 1981’de yürürlükten kaldırılmış-
tır. Mukayeseli Hukukta bazı kanunlarda benzeri düzenlemelere rastlamak
mümkündür. Örneğin, Portekiz CK, (m. 400), evlenme halinde davanın
devam edeceğini ve hükümle sonuçlanacağını (böylece zamanın geçmesi,
delillerin kaybolması gibi mahzurlar ortadan kalkmaktadır), ancak sanığın
tutuk halinin sona ereceğini öngörmektedir. Muhakemede sanık duruşma-
lara gelmek zorunda değildir. Mahkeme yargılama sonunda cezayı tespit
eder, infazı erteler. Evlenme tarihinden itibaren beş sene içerisinde erkeğin
kusuruyla boşanmaya hükmedilirse evvelce tespit olunan ceza derhal infaz
rağmen … 432. madde ile uygulama yapılması…” Yarg. 5. CD, 17.06.1999 (Yaşar, s. 970);
“Sanığın mağdureye sarkıntılıkta bulunduğu kabul edildiği halde… TCK’nın 432. maddesi
ile ceza tayini yolsuzdur.” Yarg. 5. CD, 28.10.1998, 3397/4015 (Yaşar, s. 970).
89
Yargıtay; polis karakolunu (Yarg. 5. CD, 31.05.1999, 1386/2642, Otacı, s. 326; Yarg.
5. CD, 09.09.1996, 2534/2801, Otacı, s. 327, 328); jandarma karakolunu (Yarg. 5. CD,
10.07.1992, 1749/2475, Otacı, s. 328; Yarg. 5. CD, 16.11.2000,2333/6248, Taşdemir-
Özkepir, s. 478), köy muhtarını (Yarg. 5. CD, 06.05.1960, 1452/2281, Önder, s. 575),
hastaneyi (Yarg. 1. CD, 06.03.1984, 778/941, Önder, s. 575), çarşı içini (Yarg. 5. CD,
26.10.1993, 3340/3813, Bakıcı, s. 467) bırakılan mağdurun “emniyetli yere” iade edil-
diğini kabul etmiştir.
90
Karar için bkz. Otacı, s. 324. “Kaçırılan mağdureyi babasının anlaştığına dair çıkan söy-
lentiler üzerine getiren sanık (eyleminde “kendiliğinden”, dış etki olmaksızın iade unsuru
oluşmadığından cezayı hafifleştirici hükümlerden yararlandırılamaz” Yarg. CGK, 07.03.1979,
5-30/94 (Otacı, s. 325, 326).
132 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 133
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
edilir. 1960 Romen CK, (m. 427) uyarınca da, sanıkla mağdurun evlenmesi
halinde ırza geçme suçu cezalandırılmaz.
TCK m. 434’ün tatbiki açısından evlenme, MK hükümlerine uygun bir
şekilde gerçekleşmelidir. Sanık ile mağdurun karı-koca gibi birlikte yaşa-
maları, hatta bu duruma ebeveynlerin rızası cezasızlık nedeninin tatbikini
gerektirmez.
97
Sanığın evlenmek istemesi, ancak mağdurun kabul etmemesi ya da ya-
şının küçüklüğü dolayısıyla velisinin izin vermemesi durumunda, sanığın
üzerine düşeni yaptığından bahisle 434. madde uygulanamaz.
98
Hata sonucu ırza tasaddi, ırza geçme ya da kaçırmanın kastedilenden
başkasına karşı işlenmesi ihtimalinde, evlilik bilfiil suçun üzerinde işlendiği
kimseyle olmalıdır. Yargıtay’ın görüşü de bu doğrultudadır.
99
Mağdur, suça iştirak etmiş kişilerden biri ile evlenmelidir. Bu kimse-
nin asli ya da fer’i şerik olması arasında fark yoktur. Mağdurun, sanıklar
dışında bir kimse ile evlenmesi hükmün tatbikini gerektirmez. Bu itibarla,
birbirinden bağımsız olarak ırza geçme, ırza tasaddi ya da kaçırma suçunu
işleyen faillerden birinin mağdurla evlenmesi, diğerinin durumunu etkile-
mez. Onun hakkında koğuşturma veya cezanın infazı devam eder.
100
Hazırlık soruşturmasında gerçekleşen evlenme, sanık hakkında kamu
davası açılmasını engeller.
101
Evlenme kamu davası açıldıktan sonra vuku
bulursa, davanın teciline
102
karar verilir. Henüz kesinleşmemiş hükümden
sonra evlenme de, davanın tecili sonucunu doğurur. Çünkü kesinleşmiş bir
ceza olmadığından, cezanın infazının ertelenmesi mümkün değildir. Ayrıca
bu ihtimalde gereken “tecil kararı”nın verilmesi için dosya Yargıtay’da ise,
yerel mahkemeye gönderilmelidir.
103
Hüküm kesinleştikten sonra ise, ce-
91
“Nüfus kayıt örneğinden evli olduğu anlaşılan sanığın suç tarihinde boşanmış ve evlenmeye
engel hali olup olmadığı araştırılmadan sanıklar hakkında TCK’nın 433. maddesinin uy-
gulanması” Yarg. 5. CD, 31.05.1999, 1289/2655 (Taşdemir-Özkepir, s. 479); “Kayden
29.12.1978 doğumlu olan mağdurenin suç tarihinde 14 yaşını doldurmaması nedeniyle Medeni
Kanun uyarınca hakimin hükmüyle dahi evlenemeyecek yaşta olduğu gözetilmeyerek sanıkla-
rın cezasından TCK’nın 433. maddesiyle indirim yapılması, yasaya aykırıdır.” Yarg. 5. CD,
18.01.1994, 4422/5 (Otacı, s. 336); “Mağdurenin suç tarihinde 14 yaşını bitirmediği, bu
durumuyla hakimin hükmü ile de evlenemeyeceği göz önüne alınmadan TCK’nın 433. mad-
desinin uygulanması doğru değildir.” Yarg. 5. CD, 05.02.1987/2692/599 (Otacı, s. 338).
92
Bkz. Akbulut, s. 344; Bakıcı, s. 479; Otacı, s. 331.
93
“Sanığın rızaen kaçırıp alıkoyduğu mağdure ile cinsel ilişkiye varmayacak şekilde seviştiği
sanık ve mağdurenin beyanlarından anlaşılmasına göre TCK’nın 433. maddsinin uygulanması
suretiyle czadan indirim yapılması yasaya aykırıdır” Yarg. 5. CD, 24.05.2001, 7012/3612
(Taşdemir-Özkepir, s. 479); “TCK’nın 433. maddesinin bir güna tecavüzün vuku bulmamış
olmasını öngörmüş bulunmasına ve sanığın öpmek, sevip okşamak vesair şehevi hareketlerde
bulunmak suretiyle alıkoyduğu mağdureye tecavüzde bulunması … karşısında … hükmünün
bozulmasına” Yarg. CGK, 20.10.1975, 235/248 (Otacı, s. 332, 333); “Mahkeme, maddenin
132 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 133
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
zanın infazı tecil edilir. Ceza infaz edilirken gerçekleşen evlenme de, aynı
şekilde infazın ertelenmesi neticesini doğurur. Ancak infaz bittikten sonra,
evlenmenin her hangi bir etkisi olamaz.
104
Suç iştirak halinde işlenmişse (TCK m. 434/son), sanıklardan birinin
mağdurla evlenmesi, diğer şerikler hakkında açılmış davanın ya da verilmiş
olan cezanın infazının düşmesini sonuçlar.
105
Evlenmenin gerçekleştiği tarihten itibaren söz konusu suçun zamanaşı-
mı süresi
106
içinde kocanın kusuruyla boşanma vuku bulursa, koğuşturmaya
veya verilen cezanın infazına kaldığı yerden devam edilir.
Şu halde, evlenme hazırlık soruşturması veya sonsoruşturma sırasında
ya da hükmün kesinleşmesinden önce vuku bulmuş ise, suçun işlendiği ta-
rihten itibaren başlayan (Bkz. TCK m. 102, 103 ve 104) dava zamanaşımının
hitamına kadar, sanığın kusuru ile boşanma, koğuşturmanın kaldığı yerden
devam etmesine neden olur. Bu bakımdan tecil kararı dava zamanaşımının
durmasını (bkz. TCK m. 107) sonuçlamaz.
107
Evlenme cezanın infazı sıra-
sında gerçekleşmişse, infazın kesintiye uğradığı tarihten itibaren başlayan
ceza zamanaşımı (TCK m. 113) süresi içerisinde vuku bulan haksız boşan-
ma, sanık hakkında hükmedilen cezanın kaldığı yerden infaz edilmesini
gerektirir.
108
İştirak halinde işlenen suçlarda, faillerden birisinin evlenmesi,
diğer şerikler hakkındaki davanın ya da cezanın infazını düşürdüğünden,
haksız boşanma bunların durumuna etki etmeyecektir.
109
açık hükmüne rağmen, sanığın mağdure ile seviştiğini kabul ettiği halde, cezadan indirme
yapmak suretiyle, yasaya aykırı uygulamada bulunmuştur” Yarg. CGK, 25.02.1974, 5-
488/131 (Otacı, s. 333).
94
Bkz. Yarg. 5. CD, 22.01.1981, 28/57 (Otacı, s. 338, 339).
95
Tezcan-Erdem, s. 350.
96
Majno, Ceza Kanunu Şerhi, C. III, Ankara 1980, s. 196.
97
Erem, II, s. 1903.
98
Bakıcı, s. 491.
99
Yarg. 5. CD, 24.9.1949, 3692/4102 (Bakıcı, s. 492).
100
Bakıcı, s. 492.
101
Bir düşünceye göre, hazırlık soruşturmasında sanıkla mağdurun evlenmesi kamu
davasının açılmasını engellemez. Bu durumda dava açılmalı ve mahkeme davanın
teciline karar vermelidir. Bkz. Bakıcı, s. 491.
102
Yarg. CGK, 3.10.1988 tarih, 5-220/322 sayılı kararında 434. maddede yer alan “tecil”
kavramının, CMUK’nun 253. maddesinde yer alan “kamu davasının durması” kararın-
dan farklı olduğunu belirtmiştir. Buna göre, zamanaşımı, “kamu davasının durmasında”
durur. Kamu davasının tecilinde ise, durmaz. Durma kararı kişiseldir. Tecil ise, şerik-
lere sirayet eder. Durma kararında gaye, sanığa ceza verilmemesini temin, tecilde ise,
kurulan evlilik müessesesini korumaktır. Durma kararının kalkması, sanığın iradesi
dışında bir şahıs, merci veya organın şikayet, izin veya kararına bağlıdır. Tecilin
kalkması ise, tamamen sanığın iradesiyle haksız boşanmaya sebebiyet vermektir.Bkz.
134 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 135
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
IX. TCK Tasarılarında Kaçırma veya Alıkoyma Suçları
14.04.2003 tarihinde Bakanlar Kurulunca Meclise arzı kararlaştırılan,
12.05.2003 tarihinde de Başbakan tarafından TBMM Başkanlığı’na gönde-
rilen 2003 TCK Tasarısında 325. maddede kaçırma ve alıkoyma suçları dü-
zenlenmiştir. 325. madde, TCK’nın 429., 430. ve 431. maddelerini bir arada
düzenlemiştir. 325. maddede düzenlenen suçun mağduru kadın ya da erkek
herkes olabilir. Böylece TCK m. 429 (mağdur sadece kadın) ile 430 (kız ya
da erkek reşit olmayan kimse) arasında mevcut bulunan farklılık ortadan
kaldırılmıştır. Ayrıca “akıl hastaları”na yönelik eylemler bakımından “mefruz
cebre” yer verilerek TCK ’daki boşluk giderilmiştir. Mağdurun evli olmasına
ilişkin ağırlatıcı neden (TCK m. 429/2) bakımından sadece “kaçırma” eyle-
minden söz edilmiştir ki (m. 325/2), evli bir kimsenin alıkonulması halinde
yasal boşluk bırakıldığından bu düzenleme yerinde değildir. Buna karşılık
TCK m. 431’de sadece “kaçırma”dan söz edilmişken, Tasarı (m. 325/5) hem
kaçırma hem de alıkoymayı kapsayacak tarzda hükmün tatbikini öngör-
müştür. Bu da yerinde bir düzenlemedir. Maddenin son fıkrasında kaçırma
ve alıkoymanın reşit kimseler hakkında işlendiğinde şikayete bağlı olduğu
hükme bağlanmış, ancak şikayetten vazgeçilemeyeceği kuralı getirilmiştir.
2003 Tasarısı’nın 326. maddesi, TCK’nın 432. ve 433. maddelerine paralellik
arz etmektedir. 327. madde; kaçırılan veya alıkonulan ile sanık veya hüküm-
Savaş, Vural-Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanunu’nun Yorumu, 3. Cilt, 3. Baskı,
Ankara 1999, s. 4153, 4154. Doktrinde, 434. maddede yer alan “tecil”in, CMUK’nun
253. maddesinde yer alan “durma kararı” ile eş anlamda olduğu belirtilmiştir. Bkz.
Kunter, Nurullah-Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, 11. Baskı, İstanbul 2000, no. 5.21 (59), s. 92; Dönmezer, Genel Adap, s. 126;
Özütürk, II, s. 719.
103
Erem, II, s. 1903. Aynı doğrultuda bkz. Yarg. CGK, 22.9.1986, 377/394 (Savaş-Mol-
lamahmutoğlu, III, 3.Baskı, s.4156); Yarg. CGK, 27.1.1986, 493/35 (Savaş-Mollamah-
mutoğlu, III, 3. Baskı, s. 4156).
104
Nitekim Yargıtay, 20.5.1957 tarih ve 2315 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, sanığın
cezasını tamamen çektikten sonra mağdurla evlense bile, bu cezanın, daha sonra işle-
diği suçlarda tekerrür hükümlerinin tatbikinde dikkate alınacağını belirtmiştir. Bkz.
Taşdemir, Kubilay-Özkepir, Ramazan, Son Değişikliklerle İçtihatlı Türk Ceza Kanunu,
Ankara 1999, s. 994.
105
Yarg. 5. CD, 24.6.1999, 1847/3281; Yarg. 5. CD, 23.10.1998, 3331/3811 (Taşdemir-
Özkepir, 1999, s. 994).
106
Doktrinde Sosyaslan, TCK m. 423/2’ye atfen, beş senelik sabit bir süreden söz et-
mektedir. Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Ankara 1997, s.
322, 323.
107
Bakıcı, s. 493.
108
Aynı doğrultuda bkz. Bakıcı, s. 193; Tezcan-Erdem, s. 351. Doktrinde Önder, 434.
maddede belirtilen zamanaşımı süresinin evlenme tarihinden itibaren başladığı gö-
rüşündedir. Önder, s. 485.
109
Önder, s. 485; Bakıcı, s. 493.
134 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 135
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
lülerden birinin evlenmesi halinde, fail hakkında kamu davasının ya da ceza
verilmişse çektirilmesinin ertelenmesini düzenlemiştir. Evlenme tarihinden
itibaren beş yıl içinde fail tarafından haksız olarak meydana getirilmiş bir
nedenle boşanmaya hükmedilmesi, kovuşturmanın yenilenmesini ya da
evvelce hüküm verilmişse cezanın çektirilmesini gerektirir (327/2). Faille
mağdur arasındaki evlenme, suçun şerikleri hakkında kamu davasının ya
da cezanın düşmesi sonucunu doğurur (327/son). Tasarı’nın 329. maddesi,
TCK’nın 439. maddesine paralellik arz etmektedir.
2003 TCK Tasarısı, 13.05.2003’te TBMM Başkanlığı tarafından Ada-
let Komisyonuna gönderilmiş, TBMM Adalet Komisyonu tarafından da
28.07.2003 tarihinde “geneli üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasından sonra
maddelerin ayrıntılı bir biçimde incelenerek gerekli değişiklik ve düzenlemelerin ya-
pılması için” alt komisyona havale edilmiştir. Dar katılımlı TBMM Adalet alt
komisyonunda
110
21.10.2003 tarihinden 12.05.2004 tarihine kadar hükümet
tasarısı üzerinde çalışılmış ve tasarı metni üzerinde kapsamlı değişikliklere
gidilmiştir. Bu metin “Adalet Alt Komisyonu’nda Kabul Edilen Metin Türk Ceza
Kanunu Tasarısı” adıyla komisyon tarafından kitap halinde bastırılmıştır.
Haziran 2004’te bu defa daha geniş katılımla
111
Adalet Komisyonu’nda,
alt komisyon metni ele alınmış, burada da bazı değişiklikler yapılmış, bu
değişiklikler bağlamında gerekçeler de düzeltilerek nihai metin 4 Ağustos
2004 tarihinde basılmak üzere TBMM Başkanlığı’na gönderilmiştir. İnce-
leme konusu suç, söz konusu metnin özel kısmında, hürriyete karşı suçlar
başlıklı yedinci bölümde düzenlenmiştir. 2004 TCK Adalet Komisyonu
metninde önemli bir yenilik olarak TCK’nın farklı maddelerinden düzen-
lenen hürriyeti tahdit ve kaçırma ya da alıkoymaya yönelik eylemler tek
bir madde altında yaptırıma bağlanmıştır. Gerçekten “kişiyi hürriyetinden
yoksun kılma” başlıklı 109. maddede;
110
Tasarıyı hazırlayan Adalet Alt Komisyonu şu üyelerden teşekkül etmiştir: Hakkı
Köylü (Alt Komisyon Başkanı, Kastamonu Milletvekili), Halil Özyolcu (Ağrı Millet-
vekili), Bekir Bozdağ (Yozgat Milletvekili), Feridun Ayvazoğlu (Çorum Milletvekili),
Orhan Eraslan (Niğde Milletvekili). Alt Komisyona, Keskin Kaylan (Yargıtay Üyesi),
Doç.Dr.Ahmet Gökcen (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul
Hukuku Öğretim Üyesi), Doç.Dr.İzzet Özgenç (Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ceza ve Ceza Usul Hukuku Öğretim Üyesi), Doç.Dr.Adem Sözüer (İstanbul Üniver-
sitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Öğretim Üyesi), Zekeriya Yılmaz
(Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimi) ve Yusuf Solmaz Balo (Adalet Bakanlığı Tetkik
Hakimi) danışmanlık yapmışlardır.
111
Buradaki toplantılara, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Bartın Milletvekili Köksal
Toptan, komisyon üyesi diğer milletvekilleri, Alt Komisyona katılan danışmanlar,
Hükümet Adına Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Gü-
ney ile Yargıtay üyeleri Osman Şirin, Kubilay Özkan, Doç Dr. A. Rıza Çınar iştirak
etmiştir.
136 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 137
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
“1. Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hür-
riyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
2. Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada, cebir, tehdit veya hile kullanırsa,
iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
3. Bu suçun;
a. Silâhla,
b. Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c. Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d. Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e. Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f. Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda
bulunan kişiye karşı, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
bir kat artırılır.
4. Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması
hâlinde, ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.
5. Suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek
cezalar yarı oranında artırılır.
6. Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun
neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten
yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” denmektedir.
Maddede suçun “cinsel saik”le işlenmesi ağırlatıcı neden olarak düzen-
lenmiştir. 2004 TCK Adalet Komisyonu metninin 110. maddesinde de failin
suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce, mağdurun şahsına zararı
dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması
cezayı hafifletici bir neden olarak dikkate alınmıştır. Yine TCK ve 2003
TCK Tasarısı’ndan farklı olarak, 2004 Adalet Komisyonu Metninde sanıkla
mağdur arasındaki evlenme, kovuşturma ya da cezanın infazına etkili bir
hal olmaktan çıkarılmıştır.
X. Sonuç
Kaçırma ve alıkoymaya ilişkin hükümlere (m. 429 vd.), faildeki şehvet
hissi ve evlenme maksadı nazara alınarak umumi adap ve aile düzenine
karşı suçlar arasında yer verilmiştir. 2003 TCK Tasarısında da benimsenen
bu düzenleme şeklinin (cinsel bütünlüğe ve edep törelerine karşı suçlar
arasında) yerinde olmadığını ifade etmek gerekir. TCK’da dağınık şekilde
136 TBB Dergisi, Sayı 54, 2004
M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA makaleler
TBB Dergisi, Sayı 54, 2004 137
makaleler M. Emin ARTUK - A. Caner YENİDÜNYA
düzenlenen hürriyetin sınırlandırılmasına yönelik hükümleri bir araya
toplayan 2004 TCK Adalet Komisyonu Metni’ni bu noktada yerinde bu-
luyoruz.
Mevcut düzenleme şekli benimsendiğinde 429. ve 430. maddeler ara-
sında suçun mağduru bakımından ortaya çıkan uyumsuzluğun giderilmesi
gerekmektedir. Ayrıca reşit akıl hastalarına yönelik şehevi hislerin tatmini
amacıyla gerçekleştirilen kaçırma ve alıkoyma eylemlerinin “rızanın varlı-
ğından” bahisle cezasız bırakılması adalet duygularını sarsmaktadır. 2003
TCK Tasarısının ve 2004 TCK Adalet Komisyonu Metni’nin bu noktada
yerinde hükümler içerdiğini belirtmek gerekir.