hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
25TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Giriş
Suç toplumsal beşeri bir davranıştır.
Doğada suç yoktur, sadece aralarında nedensel olan olgular var-
dır. Bu yüzden, doğa bir olgular sistemi bütünüyken, toplum bir ku-
rallar sistemi bütünüdür. Bu yüzden doğa zorunluluk, toplum hürri-
yet alanıdır.
Toplumu oluşturan kurallar sisteminden en önemlisi, uyulması
zorunlu kılınan, müeyyide denen toplumsal-kamusal bir cihazla temi-
nat altına alınan hukuk kurallarıdır.
Ceza hukuku kuralları bu kuralların bir kısmını oluşturmaktadır.
Suç, kişinin, uymakla zorunlu olduğu ceza hukuku kuralının ihlali-
dir.
Suç kişinin düşüncesinden doğan iradi bir fiildir.
Düşünce, yasağın konusu olamaz.
Ancak düşüncenin ifadesi yasaklanabilir.
1. İfade hürriyeti ve suç
Suç failin iradi bir fiilidir. Ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın, suç,
kişinin düşüncesinin bir ifadesidir. Böyle olunca, kişinin salt düşünce,
TÜRK CEZA HUKUKUNDA
ÖRGÜTLÜ SUÇLULUK
Zeki HAFIZOĞULLARI
*
Günal KURŞUN
**
∗
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi, Başkent Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, An-
kara Barosu.
∗∗
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı
Öğretim Görevlisi, Ankara Barosu.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
26TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
inanç ve kanaati suçun konusu olmaz. Bunun içindir ki suç, kişinin,
içinde yaşadığı toplum bakımından zararlı veya tehlikeli görülen ve
ceza tehdidi ile önlenmeye veya önlenemediği takdirde bu kez bastı-
rılmaya çalışılan bir davranışıdır.
Kişi kendisini tek başına ifade edebileceği gibi, başka kişilerle bir-
leşerek birlikte de ifade edebilir. Gerçekten insan, tarihin her dönemin-
de, başkaları ile birlikte hareket etmenin işleri kolaylaştırdığını, amaca
ulaşmada mutlak başarı sağladığını görmüş, dolayısıyla sürekli ve ge-
çici, yaygın ve örgün, meşru ve gayri meşru birçok beşerî oluşumları
gerçekleştirmiştir.
Tabii, bu beşeri oluşumlar, doğanın bir canlı varlığı olmanın öte-
sinde etik bir değer olan insanın bir parçasını, ayrılmaz bir niteliğini
oluşturan ifade hürriyetinin kapsamının ve sınırlarının neden ibaret
olduğu meselesini ortaya çıkarmıştır.
Mesele, beşeri davranışa özelliğini veren amaçsallığından hareket
edilerek çözülmeye çalışılmıştır. Gerçekten, amaç meşru-araç meşru
ise, bunu sağlayan davranışlar meşru, serbest veya hukuka uygun;
amaç gayri meşru-araç gayri meşru ise, bunu sağlayan davranışlar
gayri meşru, yasak veya suç sayılmıştır. Bu ifadeden iki ifade daha tü-
retilebilmektedir. Bunlar, amaç gayri meşru-araç meşru ve amaç meş-
ru-araç gayri meşru ifadeleridir.
Bu iki ifadeden birini tercih etmek, tercihte bulunan toplum/hu-
kuk/Devlet düzeninin niteliğini belirlemektedir. Gerçekten, amaç
meşru-araç gayri meşru ise, bunu sağlayan davranışlar “hakkın kötü-
ye kullanılmasını hukuk korumaz” ilkesi gereğince gayri meşru, yasak
veya suç sayılmakta, ancak amaç gayri meşru olsa bile araç meşru ise,
bunu sağlayan davranışların meşru, serbest veya hukuka uygun sa-
yılması veya sayılmaması totaliter toplum/hukuk/devlet düzenleri
ile demokratik toplum/hukuk/devlet düzenleri arasında sınır oluş-
turmaktadır. Demokratik bir toplum/hukuk/devlet düzeninde, amaç
gayri meşru-araç meşru ifadesini doğrulayan davranışlar meşrudur,
serbesttir; bunlar suç sayılmazlar.
Türk toplumu, hukuku ve hukuku ile biçimlenen devleti, değişti-
rilmesi bile teklif edilemeyen Anayasa’nın 2. maddesi hükmü gereğin-
ce, “…demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir”.
Öyleyse, bu hukuk düzeninde, amaç gayri meşru-araç meşru ifa-
desini sağlayan beşeri davranışlar serbesttir, yasaklanamazlar.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
27TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Bu bağlamda olmak üzere, ifadesi şiddeti; hakareti; tahkir ve tez-
yifi; suç işlemeyi, kanunlara itaatsizliği tahrik ve teşviki içeren davra-
nışlar, meşru bir amaca ulaşmak için yapılsalar bile, vasıta gayri meşru
olduğundan, demokratik bir toplum/hukuk/devlet düzeninde suç sa-
yılmaları gerekmektedir.
Böyle olunca, çizilen bu çerçeve içerisine düşen arızi veya sü-
rekli, yaygın veya örgün her çeşit birleşmeler, birliktelikler, örgün-
leşmeler, ifade hürriyetinin kapsamı içinde olmamakta, suç oluştur-
maktadır. Kanun koyucu, Anayasa’nın 13 ve 14. maddeleri hükmü
karşısında, Anayasa’nın 2. maddesinin göndermede bulunmasından
ötürü Türk demokrasisinin içeriğini oluşturan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 9 ve 10. maddelerine uyarak, bu tür davranışları suç
saymak hak ve yetkisine sahiptir.
Açıkçası kanun koyucu, AİHS’nin, 1, 17 ve 18. maddeleri hükmü
karşısında, “amaç meşru-araç gayri meşru” ifadesini sağlayan beşeri
davranışları yasaklamak, buna karşılık, totaliter toplum/hukuk/Dev-
let düzenlerinden farklı olarak, “amaç gayri meşru-araç meşru” ifadesini
sağlayan davranışları yasaklamamak, serbest bırakmakla görevlidir.
2. Toplanma, gösteride bulunma ve örgütlenme hakkı
Silahsız, şiddetsiz toplantı ve gösteri yapmak, örgütlenmek temel
insan hakkıdır.
Anayasa, 33 ve 34. maddelerinde bu hakları düzenlemiştir.
Anayasa’nın koyduğu düzene aykırı olarak toplantı ve gösteri yap-
mak, örgütlenmek, bugün Amerika Birleşik Devletleri ceza uygulama-
sı ve doktrininden
esinlenilmiş olarak “organize suçluluk” veya “örgüt-
Günlük dilde yaygın olarak kullanılan “organize suçluluk” veya “örgütlü suçlu-
luk” teriminin bilimsel alanda pek o kadar geçerli olduğu söylenememektedir. Sö-
zel olarak bakıldığında, söz konusu ifadenin çok genel ve fazlaca belirgin olmadığı
görülmektedir, çünkü birçok kişinin, en az bir örgünleşmeyle, suçlar işlenmek için
hazırlanmasını ve/veya işlenmesini ifade etmektedir. Buna hayret edilmemelidir.
Kriminoloji alanında hala bugün herkesin üzerinde uyuştuğu tanımsal bir açıkla-
maya ulaşılamamıştır. Gerçekten, doktrinin sosyo-kriminolojik tipte açıklamalarla
tamamen hukuki tipte açıklamalar arasında gidip geldiği gözlenmektedir. En azın-
dan, belirsizliğin bir kısmı olgunun bilimsel olarak yeterince incelenmemiş olma-
sından kaynaklanmaktadır (Fiandaca, Criminalitá organizzata e controllo penale, Studi
in onore di Giuliano Vassalli, Evoluzione e riforma del diritto e della procedura penale,
1945-1990, volume II, Politica criminale e criminologia procedura penale, Giuffré Edito-
re, Milano 1991, s. 33). Gerek Anglo-amerikan, gerek İtalyan doktrininde konu ile
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
28TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
lü suçluluk” denen suçluluk olgusunu meydana getirmektedir.
Örgütlü suçluluk, ister yaygın ister örgün olsun, arızi olsun veya
olmasın, suçun birçok kişi tarafından birlikte işlenmesidir. Bu, ya bir
suçu birlikte işlemek için kişilerin bir araya gelerek suç işlemesini, ya
da bir suçu veya birkaç suçu birlikte işlemek amacına matuf olarak ör-
günleşmeyi, ayrıca örgüt kimliği altında suç işlenmesini ifade etmek-
tedir. Aksini söyleyenler olmakla birlikte,
teknik anlamda örgünleş-
meden, örgütlü suç işlemekten söz edilebilmesi, ancak fail sayısının üç
kişiden az olamaması halinde mümkündür.
Yaygın örgütlü suçluluk, bildirimli veya bildirimsiz, izinli veya
izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu,
bugün, genellikle savunulan, sivil itaatsizlik denen kitlesel davranış-
lardır. Hukuk düzenimizde 2911 s. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Kanunu’na aykırı davranışlar, grev ve lokavt hakkının kanuna aykı-
rı kullanımı, kamu görevlilerin toplu olarak görevlerini terk etmeleri
(TCK m. 260) yaygın örgütlü suç ve suçluluktur.
Herkes, kanuna aykırı olmamak kaydıyla, örgütlenme hakkına sa-
hiptir. Kanunun suç saydığı bir fiili işlemek için örgütlenmek, evrensel
olarak suç sayılmaktadır. Örgün örgütlü suçun en basit biçimi “suç iş-
lemek için çete kurmak” fiilidir. Kanun, buna, “Suç işlemek amacıyla örgüt
kurma” demektedir (CK m. 220). Kanun ayrıca, devlete karşı suçlar ara-
sında bu suçun özel bir biçimine yer vermiştir (CK m. 314).
Bu tür örgün örgütlü suçluluğun ayrı kanunlarla düzenlenen nite-
likli halleri, “toplu kaçakçılık suçları”, “Terör örgütü kurma”, “çıkar amaçlı
suç örgütü kurma” suçlarıdır.
3. Çok faillilik, yani zorunlu iştirak, arızî iştirak
Örgün örgütlü suçluluk,
ya belli bir süreklilik arz eder, ya da arı-
zilik gösterir.
ilgili çalışmalar hakkında bkz., Fiandaca, a. g. e., s. 33, dn., 1. Ayrıca, organize suç
üzerine ABD’nin çıkardığı “Rocketeer Influenced and Corrupt Organızation Act”
hakkında bkz., Testitore, La nuova legge antimafiosa e il precedente “modello”
americano: spunti coparativistici, İn Riv. it. Dir. Proc. Pen., 1984, s.1038.
Manzini, Trattato di diritto penale Italiano, volume quarto, UTED, Torino 1981, s.
377.
Kriminolojik anlamda bkz., Mannheim, Trattato di Criminologia Comparata,Volume
seconda, Torino 1975, Capitolo ventiquattresimo, s. 724 vd.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
29TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Örgütlü suçluluk, süreklilik gösterdiğinde, bu suça, genel olarak
çok failli suçlar
denmekte, fail çokluğu suçun maddi unsurunu oluş-
turduğundan, fail çokluğu, “zorunlu iştirak” olarak ifade edilmektedir.
Birden çok kişi bir araya gelerek, aralarında işlemeyi kastettikleri
bir suçu birlikte işleyebilirler. Bu halde, suça arızi iştirak söz konusu
olmaktadır. Kanun arızî iştiraki 37-41. maddelerinde düzenlemiştir.
3. 1. Arızî iştirak
Suça arızî iştirak, kanunî tanımında, kural olarak, tek faille işlenen
suçların, rastlantısal olarak, birden çok faille birlikte kararlaştırılarak
işlenmesidir. Birlikte işlenmesi kararlaştırılan fiilin faillerinin cezalan-
dırılabilmeleri için, açıkçası işlenmesi kararlaştırılan fiilin suç olabil-
mesi için, o fiilin en azından faillerden biri tarafından teşebbüs derece-
sinde işlenmesi gerekmektedir.
Bu demektir ki, işlenmesi kararlaştırılan suça teşebbüs edilme-
dikçe, suça katılan hiç kimse suç işlemiş olmaz, tabii işlenmemiş olan
suçtan da, kimse cezalandırılmaz. Buna, öğretide, hazırlık hareketleri
cezalandırılmaz denmektedir. Bu bağlamda, kuşkusuz, henüz işlen-
mesine başlanmamış bir suça azmettirme veya teşvik de söz konusu
olmamaktadır.
Birden çok kimsenin örgünleşmesi olmasına rağmen, iştirak, belir-
tilen bu niteliğinden ötürü, diğer örgünleşme biçimlerinden olan suç
örgütü, yani çete kurmak, çeteye dâhil olmak veya suç örgütü kurarak
suç işlemekten ayrılmaktadır.
Gerçekten, arızî iştirakte, hazırlık hareketleri cezalandırılmazken,
suç örgütü kurma suçlarında salt suç örgütü oluşturmuş olmak suç
oluşturmaktadır. Bu, öğretide tartışmalara neden olmakta, kimi, ha-
zırlık hareketlerinin, kimi salt düşüncenin cezalandırıldığını ileri sür-
mektedir. Burada, bizce, ne düşüncenin kendisi yasaklanmaktadır, ne
de kuralın istisnası olarak hazırlık hareketleri cezalandırılmaktadır.
Bir kere düşüncenin kendisi cezalandırılmamaktadır, çünkü ör-
gütlenmek, düşünceyi ifade etmek yanında başkalarınca algılanabilir
olan bir davranışta bulunmaktır. Ortada fiilsiz suç olmaz kuralının
ihlali bulunmamaktadır. Öte yandan, hazırlık hareketleri de cezalan-
Türkan Yalçın Sancar, Çok Failli Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara 1998.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
30TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
dırılmamaktadır, çünkü suç işlemek için örgüt kurmak, başlı başına
bir suçtur, kiminin iddia ettiğinin tersine bir suçun hazırlık hareketi
değildir. Burada, çete oluşturma fiili ile çetenin faaliyeti birbirine ka-
rıştırılmıştır. Kanun, bu tür örgütlü suçlulukta, bizzat örgüt kurma ve
örgüte katılma fiilini suç saymaktadır.
3. 1. 2. Ceza Kanunu’nda İştirak
Kanun, bir suçu birlikte işleyen kişileri, aralarında kararlaştırmak
sureti ile işlemeyi kastettikleri suça nedensel katkılarını göz önünde
tutarak, iki gruba ayırmış bulunmaktadır. Bunlar, fail, azmettiren, do-
layısıyla fail ve yardımda bulunadır.
Fail, kanunun suç saydığı fiili “bizzat işleyen” kimseler olabileceği
gibi, “doğrudan beraber işleyen” kimseler de olabilir. Örneğin, birinin
bir kimseyi tutması ve diğer birinin bıçaklaması fiilinde, bıçaklayan
kanunun suç saydığı fiili bizzat işleyen, tutan kanunun suç saydığı fiili
doğrudan beraber işleyendir.
Kanun, bir başkasını suçta araç gibi kullanarak ona suç işleten
kimseyi de fail saymakta ve faile verdiği cezayı vermektedir. Öğretide,
bu tür failliğe, dolayısıyla faillik denmektedir.
Yardımda bulunanlar, suçun işlenmesine katkıları aslî nitelikte de-
ğil, feri nitelikte olan kimselerdir. Bunlar, suçu işlemeye teşvik eden,
yol gösteren, yardım vaadinde veya suç işlendikten sonra bilfiil yar-
dımda bulunan, araç gereç sağlayan kişilerdir. Bunlara verilen ceza
diğerlerinden daha azdır.
İştirakten söz edilebilmesi için, birden çok fail, aralarında anlaşa-
rak, işlemeyi kastettikleri suçu, en azından teşebbüs derecesinde, işle-
miş olmaları gerekmektedir. Görüldüğü üzere, suça iştirak için, iki ki-
şinin örgünleşmesi yeterlidir, yani iki kişi suça iştirakte yeterli sayıdır.
Suç örgüt kurma suçlarında, bu sayı, eskiden farklı olarak, üçtür. Sayı,
suça iştirak için örgünleşmek ile suç örgütü kurmak için örgünleşmeyi
birbirinden ayıran önemli noktalardan biridir.
Suça iştirak edenler, nedensel katkılarını gidermek koşulu ile suçu
işlemekten her zaman vazgeçebilirler. Bu halde vazgeçene, teşebbüs
ettiği suçtan ceza verilmez, ancak o ana kadar yapmış olduğu fiil başka
bir suçu oluşturuyorsa, artık kendisine o suçtan ceza verilir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
31TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Suça iştirakte, kararlaştırılan suçtan başka bir suçun veya karar-
laştırılan suçla birlikte başka bir suçun işlenmesi imkânsız değildir. Bu
halde, faillerin suçtan sorumlulukları özellik arz etmektedir:
Kararlaştırılan suçtan başka bir suç işlenmesi halinde, işlenen suç,
beşeri genel deney kurallarına göre kararlaştırılan suçun nedensel bir
sonucu olarak görülebiliyorsa, örneğin yaralamak için anlaşma yapıl-
mış, ancak mağdur öldürülmüşe, suça katılan herkes adam öldürme
suçundan sorumlu olur. Kararlaştırılan suçla gerçekleştirilen suç ara-
sında nedensel hiçbir bağıntı yoksa failin fiili iştirak iradesine aykı-
rılık oluşturduğundan, fiilinden sadece fail sorumludur. Öte yandan,
kararlaştırılan suç yanında başka bir suç da işlenmişse, kararlaştırıl-
mamış ama işlenmiş olan suç, beşeri genel deney kurallarına göre ka-
rarlaştırılan suçla nedensel hiçbir bağıntı kurulamıyorsa, suç ortakları
bu suçtan sorumlu olmazlar. Ancak, iki suç arasında, beşeri deney ku-
rallarına göre öngörülebilir nedensel bir bağıntı varsa, örneğin hırsız-
lık yapmak için girdiği evde mukavemet görmesi üzerine ev sahibinin
öldürülmesi, suça katılan ortaklar, kararlaştırılmayan ama öngörülebi-
lirlik içinde olan bu suçtan da sorumludurlar.
Suçu ağırlaştıran ve hafifleten nedenler söz konusu olduğunda, fii-
le bağlı ağırlatıcı ve hafifletici nedenlerin ortaklara sirayetinde, hafifle-
tici nedenlerden her ortak yararlanır, ağırlatıcı nedenlerde kast kuralı
geçerlidir; faile bağlı suçu hafifleten ve ağırlatan nedenler söz konusu
olduğunda, hafifletici nedenden sadece fail yararlanır, ortaklara sira-
yet etmez; failin şahsındaki ağırlatıcı nedenlerin ortaklara sirayetini,
kast kuralı belirler.
3. 2. Zorunlu iştirak
Zorunlu iştirakte fail çokluğu suçun kanunî unsurunu oluştur-
maktadır. Bu demektir ki, çok failli suçlar, bağımsız bir kimlik altın-
da kanundan doğmaktadır. Zorunlu iştirakten söz edilebilmesi için,
kanunda belirtilen sayıda kişinin suçun işlenmesine katılması zorun-
ludur. Gerçekten, kanunda belirtilen sayıda fail yoksa suçun maddi
unsurunun oluşmamasından, açıkçası kanunun suç saydığı fiilin ger-
çekleşmemiş olmasından ötürü ortada bir suç da yoktur. Öyleyse,
zorunlu iştiraki vurgulayan özellik çok failliliktir, dolayısıyla çok fa-
illilik, zorunlu iştirak halinde işlenen suçların maddi unsurunun bir
unsurunu oluşturmaktadır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
32TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Çok failli suçlar birçok biçimde ortaya çıkabilir. Örgütlü suçluluk,
yani suç işlemek için suç örgütü oluşturmak suçları, kanunsuz grev,
kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak suçları, bu suçların
önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Bu suçları vurgulayan özellik, fail sayısının en az üç kişi olması,
faillerin iradelerinin karşılıklı gelmesi, yani bir örgünleşmeye imkân
verecek bir biçimde ortaya çıkması, yani işleyen toplumsal bir cihaz
halini almasıdır.
Tabii, örgünleşme, suç örgütü oluşturmada, hiyerarşik bir yapıyı
gerektirdiğinden, çok daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
Bunun içindir ki, çete oluşturma suçları, kanunsuz grev, toplantı ve
gösteri yürüyüşü yapma suçlarından farklı olarak, ani suç değil, mü-
temadi suçtur.
Mütemadi suça teşebbüs mümkün değildir.
Öyleyse, çetenin kurulmasından, yani yeterli sayıda kişinin çete
olmak konusunda iradelerini karşılıklı olarak ortaya koymalarından
önceki hareketler, hazırlık hareketleridir, serbest hareketlerdir, ceza-
landırılamazlar.
Dışardan örgüte katılmak, CK’nun suça iştiraki düzenleyen hü-
kümleri anlamında suça iştirak değildir. Kanun, suç örgütünü kuranlar
yanında, kurulmuş olan suç örgütüne katılanları da cezalandırmakta-
dır. Kısacası Kanun, bu suçlarda, arızi iştirakten farklı bir cezalandır-
ma sistemi getirmiştir. Öyleyse, söz konusu suçlara iştirakten değil,
katılmaktan söz etmek gerekmektedir. Ancak, örgütün faaliyeti cümle-
sinden olarak, ortakların işledikleri suçlara, başkalarının iştirak etmesi
her zaman mümkündür. Burada bu iki şeyi birbirine karıştırmamak
gerekmektedir.
4. Kanunsuz Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Yapmak
Anayasa’nın 34. maddesi hükmüne uygun olarak, 2911 sayılı Top-
lantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, temel bir hak olan toplantı ve
gösteri yürüyüşlerini, diğer bir ortak değer olan “kamu düzeni” bozul-
madan yapılması esas ve usullerini düzenlemiş bulunmaktadır.
Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak, kanunsuz
toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaktır. Kanunsuz toplantı ve gösteri
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
33TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
yürüyüşü yapmak, kanunun 28 vd. maddelerinde suç sayılmış, cezası
gösterilmiştir.
Bu suçlar, yasaklara aykırı hareket suçları, toplantı ve gösteri yü-
rüyüşünü engelleme suçu, asayişi bozma, suç işlemeye tahrik veya
teşvik, hükümet emirlerine karşı gelme, toplantı ve gösteriye silahla
katılma, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşüne kışkırtma suçlarıdırlar.
Burada, bütün suçlar üzerinde değil, sadece birden çok faille işlenebi-
len suçlar üzerinde durulacaktır.
4.1. Kanuna Aykırı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenlemek
Kanunlar ne kutsal, ne de değişmez buyruklardır. Kendi değişim
kurallarına uyularak her kanun değiştirilebilir. Ancak, yürürlükte bu-
lundukları sürece Kanunlara uymak esastır. 2911 sayılı kanunun 28.
maddesinde kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeyi suç
saymaktadır.
Her ülkede toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunla düzenlen-
mektedir. Kanunun insan haklarını sağlayıp sağlamadığı tartışması
bir yana, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek, her
ülkede suç sayılmaktadır. “Sivil itaatsizlik” denen hareketin bir huku-
ka uygunluk nedeni olup olmadığı hususu tartışmalıdır. 2911 sayılı
kanunun açık hükmü karşısında, sivil itaatsizlik, kanunsuz toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenlemek suçunda bir hukuka uygunluk nedeni
oluşturmamaktadır.
Suçla ihlal edilen ve ceza ile korunun hukuki değer veya menfaat,
Kamu idaresinin, kamu düzeninin korunmasındaki kamusal yararı-
dır.
Kanun hükmünden, suçun ancak birden çok kişinin toplanarak iş-
leyebileceği bir suç olduğu ortaya çıkmaktadır.
Suçun maddi unsuru, kanuna aykırı toplantı düzenlemek, kanuna
aykırı gösteri yürüyüşü düzenlemek, kanuna aykırı toplantı veya gös-
teriyi yönetmek, kanuna aykırı toplantı ve gösteriye katılmaktır. Bu
fiillerden birinin veya birkaçının gerçekleşmesi ile suç oluşur.
Hazırlık hareketleri cezalandırılmaz. Suçun icrasına başlanmış ol-
ması gerekir. Birçok kişi bir araya getirilmekle suçun icrasına başlan-
mış olmaktadır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
34TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Suç neticesiz bir suçtur. Kanunda öngörülen hareketlerin yapıl-
ması ile birlikte suçun işlenmesine başlanmış olur. Suç mütemadi bir
suçtur. Suça teşebbüs mümkün değildir.
Suç kastla işlenir. Suçun taksirli şekli yoktur. Kast genel kasttır. Fa-
ilin kanunsuz bir toplantı veya gösteri yürüyüşüne bilerek ve isteyerek
katılması iradesidir.
Kanunda yapılması yasaklanan davranışlar ancak başka bir suçu
oluşturmadığı takdirde bu suç oluşur. Eğer yapılması yasaklanan dav-
ranışlar daha ağır başka bir suçu oluşturuyorsa sadece o suçtan ceza
verilir. Bu demektir ki Kanun, burada, bir tür fikrî içtimaa yer vermiş
bulunmaktadır.
Suçun cezası hakkında TCK’nın 5. maddesi hükmü ve 5252 s.
TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 ve 6.
maddeleri hükmü uygulanacaktır.
4. 2. Hükümet Emrine Karşı Gelmek
Kanunun 32. maddesinde öngördüğü Hükümet emrine karşı gel-
me suçu, her fail kendi fiilinden sorumlu olmakla birlikte, mahiyeti
bakımından “topluluk” halinde işlenen bir suçtur. Suçu vurgulayan
özellik, topluluk halinde bulunan faillerin kolluğun ihtarına rağmen
dağılmaması, hukuka aykırı durumun sürdürülmesidir.
Suçla ihlal edilen ve ceza ile korunan hukuki değer veya menfaat,
kamu düzenine aykırı bir faaliyeti sonlandırılmadaki kamusal yarar-
dır.
Suçun faili, kolluğun hukuka uygun ihtarına rağmen hukuka ay-
kırı durumu sona erdirmeyen kişi veya kişilerdir.
Suçun maddi unsuru, kanuna aykırı toplantı veya yürüyüşe katı-
lan kişilerin, emir ve ihtardan sonra, kendiliklerinden dağılmamaları
ve zor kullanılarak dağıtılmaları fiilidir. Kolluğun ihtarına rağmen,
kendiliklerinden dağılmama, ihmali bir harekettir. Bu ihmali hareke-
tin suç olarak cezalandırılabilmesi için kalabalığın kollukça zorla dağı-
tılması gerekmektedir.
Suçun manevi unsuru, genel kasttır. Kast, failin, kolluğun ihtarına
rağmen, bilerek ve isteyerek dağılmamak ve hukuka aykırı durumu
devam ettirmek iradesidir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
35TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Suça teşebbüs mümkün değildir. İhtara rağmen, toplantı ve gösteri
yürüyüşünü terk etmemekle birlikte suç oluşur. Toplantı ve gösteriyi
terk etmeme üzerine, kollukça dağıtılma, cezalandırılabilme şartıdır.
Suçun cezası hakkında TCK’nın 5. maddesi hükmü ve 5252 sayılı
TCK Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un, 5 ve 6. madde-
leri hükmü uygulanacaktır.
4. 3. Kanunun öngördüğü diğer suçlar
Kanunun, 29, 30, 31, 33, 34. maddelerinde öngördüğü suçlar, esasen
tek failli suçlardırlar, ancak bu suçların, bir suç işleme kararına bağlı
olmaksızın, kalabalığı oluşturan kişilerce topluca işlenmesi mümkün-
dür. Zaten, bu suçlarda, failler, aralarında suça iştirak bağıntısı olmak-
sızın genellikle toplu olarak, kalabalık halinde hareket etmektedirler.
Kanun, 34. maddesinde, halkı kanunsuz toplantı veya yürüyüşe,
yani kanunun suç saydığı bir fiili işlemeye tahrik ve teşvik etmek ayrı-
ca suç sayılmıştır. Dolayısıyla, burada, arızi iştirakin bir biçimi olan az-
mettirme veya suç işlemeye teşvik ayrıca söz konusu olmamaktadır.
5. Kamu Düzenine Aykırı Olarak Örgütlenmek veya
Çete Oluşturmak
5. 1. Hukuki konu, mağdur, fail
Ceza Kanunu, 220. maddesi hükmünde suç örgütü, çete kurmayı
ifade hürriyetinin meşru bir tezahürü görmemiş, amaç gayri meşru-
araç gayri meşru bağlamında, kamu düzenine aykırı bularak yasakla-
mıştır.
Gerçekten, kamu düzeninden olarak kanunun suç saydığı bir fiilin
veya fiillerin işlenmesi için örgütlenmek, uygar hiçbir toplumda kabul
edilebilir bir davranış değildir. Bu ifade hürriyeti, dolayısıyla örgüt-
lenme hakkı içinde düşünülmemektedir.
Kanun, bu bağlamda olmak üzere, suç işlemek amacıyla örgüt kur-
ma suçunu, Kamunun Barışına Karşı Suçlar arasında düzenlemiştir.
765 sayılı kanun, bu suçu, Ammenin Nizamı Aleyhine İşlenen Cürüm-
ler arasında düzenlemiştir. Suçun hukuki konusunu, buna bağlı olarak
mağdurunu belirlemek bakımından 765 sayılı kanunun suçun yerini
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
36TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
nitelemesinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz, çünkü “ammenin
nizamı” bozulduğunda doğal olarak “kamunun barışı” da bozulmak-
tadır. Böyle olunca, her ne kadar “Topluma Karşı Suçlar” genel başlığı
altında da yer alsa, zaten bütün suçlar topluma karşı işlendiğinden,
suçun mahsus mağduru, kamunun düzenini sağlamakla görevli kamu
idaresi, yani genel kolluktur.
Suç işlemek için örgüt kurma suçu, çok failli suçlar kategorisinin
özel bir halini oluşturmaktadır. Bundan ötürü, çok faillilik suçun temel
niteliğini oluşturmaktadır. Burada, tartışılan konu fail sayısıdır. Kimi,
fail sayısının ikiden az olamayacağını ileri sürerken, kimi fail sayısı-
nın üçten az olamayacağını ileri sürmektedir. Ancak, her iki düşünce
de, örgütlü suçluluktan söz edilebilmesi için, en az da olsa, bir örgün-
leşmenin olmasını şart koşmaktadırlar. Örgünleşme, failler arasında,
bir astlık-üstlük ilişkisinin, yani emir-komuta ilişkisinin kurulmasıdır.
Bunun içindir ki, örgütlü suçluluk, yani suç işlemek için örgüt kurma
suçundan söz edilebilmesi için, en az üç kişinin varlığını gerekli gören
düşüncenin daha isabetli olduğu kanaatindeyiz.
765 sayılı kanunun 313. maddesinde “Bu maddede yazılı teşekkül iki
veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile
oluşur” diyerek yeterli fail sayısını göstermiştir. 220 madde “...örgütün
varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir” demektedir. Bu de-
mektir ki, örgüt, en az üç kişinin karşılıklı gelen iradeleri ile oluşmak-
tadır. Öyleyse, kişi sayısı çok olsa bile, iradeler arasında karşılıklılık
yoksa ortada bir örgüt de yoktur. Burada tartışılacak konu, isnat yete-
neği olmayan kişilerin durumudur.
Gerçekten, örgütü oluşturan üyelerden birinin isnat yeteneği yok-
sa üç kişinin olması örgütün olması için yeterli sayılacak mıdır mese-
lesi ortaya çıkmaktadır. İsnat yeteneği, kusurluluğun ön şartı değil de
kişinin bir durumu olarak kabul edildiğinde, üç kişiden bir tanesinin
isnat yeteneğine sahip olmaması örgüt olmaya engel değildir, çünkü
bu kişiye ceza verilememesi başka şey, suçun faili olmaması başka şey-
dir. Kuşkusuz, bu halde kişiye ceza verilemez, ancak kişi suçun faili
olabilir. Suçun faili olabilen kişi, suç örgütü oluşturma suçunun da fa-
ili olabilir, ancak kendisine ceza verilemez, güvenlik tedbiri uygulanır.
Böyle olunca, bir kimsenin, birçok çocuğu, bir suç işlemek amacı ile
örgütleyerek suç örgütü oluşturması imkânsız değildir. Bunun örneği,
çocuklardan oluşturulan dilenci çeteleridir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
37TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
5. 2. Fiil
Kanun, fiili, faile nispetle tanımlamıştır. Buna bakıldığında, kanu-
nun suç saydığı fiil belli bir amacına matuf olmak üzere “örgüt kurmak”
veya “örgüt yönetmek” fiilidir.
“Örgüt yönetmek” olmayan bir örgütün yönetilmesi de olmadığın-
dan, zaten önceden kurulmuş olan bir örgütü zorunlu kılmaktadır.
Kanun, örgütü kuranlar ve örgüt yönetenler arasında fark gözetme-
mektedir. Her ikisini aynı ceza ile cezalandırmaktadır.
Kanun, sonradan örgüte katılanları, daha az ceza ile cezalandır-
maktadır (m. 220/2).
Kanun, suçun oluşmasında, fail sayısının üç olmasını yeterli gör-
memekte, ayrıca örgütün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısının,
araç ve gereçlerin işlenmesi amaçlanan suç veya suçları işlemeye el-
verişli olmasını aramaktadır. Kanun, bu hükümle, suçun maddi unsu-
runda, 765 sayılı kanunundan farklılaşmaktadır. İtalyan Ceza Kanu-
nu, suç işlemek için örgüt kurmayı düzenlerken böyle bir şarta gerek
görmemiştir. Böyle olunca, kanunun bu suçta olmaması gereken bu
hükmünü, anlaşılır bir çerçeve içine oturtmak gerekmektedir.
Kanun, amaç suç-araç suç ayırımı yapmakta, örgüt kurmayı araç
suç, işlenmesi amaçlanan suç veya suçları amaç suç saymakta, aracın
amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını istemektedir. Madde met-
ninde yer alan “elverişli olma” yeterli olma anlamındadır. Bu demektir
ki, Kanun, suç işlemek için örgüt kurmada, sadece çok failin bir amaç
için karşılıklı iradelerini ortaya koyarak bir araya gelmelerini yeter-
li görmemiş, ayrıca, örgütün yeterli bir örgünlükte olmasını gerekli
görmüştür. Böylece, kanun; üç veya daha fazla kişiden oluşsa bile,
yeterli örgünlüğe ulaşmamış toplumsal oluşumları suç saymayarak,
cezalandırma alanını daraltmak yanında, suç işlemek için örgüt kurma
suçunda, suçu teşekkülünü, yani tüm unsurları ile birlikte tamamlan-
ması anını belirleyen unsurun gerçekten çok faillilik mi olduğu, yoksa
doktrinde bugüne dek hiç tartışma konusu yapılmamış olan işlenmesi
amaçlanan suçu veya suçları örgütün organlarının işlemekte yeterli
olup olmamalarının mı olduğu tartışmasını başlatmış olmaktadır. Biz,
765 sayılı kanundan farklı olarak, kanunun 220. maddesinde yaptığı
düzenlemenin, isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Aydınlanmadan bu
yana oluşan geleneksel doktrine bağlı kalındığında, suç işlemek için
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
38TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
örgüt oluşturma suçunun, düşüncenin yasağı olmadan en teknik bir
biçimde düzenlendiği kanun, Liberal-demokratik Devletin ceza kanu-
nu olan ve 765 sayılı kanunun kaynağını oluşturan Zanardelli Kanunu
olmuştur. Kanun, suçun kanuniliği kuralına uygun olarak, 220. mad-
dede, suç işlemek için örgüt kurmak suçu düzenlenirken; klasik dü-
zenlemelere uygun hareket etmiş olsaydı, daha isabetli daranmış olur-
du. Kanunun suç saydığı bir fiili veya fiilleri işlemek için suç örgütü
kurma suçunun varlığı için iki/üç veya daha fazla kişinin örgün hale
gelmesi yeterlidir; ayrıca başka bir şartın gerçekleşmesine gerek yok-
tur.
Örgütün faaliyetinin işlenmesi amaçlanan suçların işlenmesi ba-
kımından elverişli veya yeterli olup olmaması işlenecek olan o suçlar
için gereklidir, ama salt suç işlemek için örgüt kurma suçu için gerekli
değildir. Ancak, fail sayısı suçun işlenmesine elverişli olmakla birlikte,
220. madde hükmünde fazladan bir unsur yer aldığından, suçun oluş-
muş sayılması için, üç veya daha fazla kişinin salt örgünleşmiş olması
yetmemekte; örgünleşmenin, işlenmesi amaçlanan suçun veya suçla-
rın gerçekte işlenmesini sağlayacak yeterlilikte olması gerekmektedir.
Örneğin, banka, işyeri, vs., soygunculuğu yapmak amacıyla çete kur-
Avrupa Birliği üyesi olan İtalyanın Yürürlükte olan Ceza Kanunu, bizim düşünce-
mizi doğrulamaktadır. Gerçekten, İCK “416. Associazione per delinquere” madde-
sinde “ Quando tre o piú persone si associano allo scopo di commettere piú delitti,
coloro che promuovona o costituescon od organizzano l’associazione sono puniti,
per ciò solo, con la recluzione da tre a sette anni” “ 416. Cürüm işlemek için örgüt
kurmak - Üç veya daha çok kişi, birçok cürüm işlemek amacı ile örgütlendiklerinde,
teşvik edenler veya kuranlar veya örgütü yönetenler, sadece bu fiilleri için, üç yıl-
dan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” demektedir. Kanunun 220. mad-
desi gerekçesinde, bu suç için artık harici alem olan yukarıda yer alan “normun”
veya “kuralın” yahut “hükmün” niçin benimsememiş olduğu, dolayısıyla ortaya
suçun niteliği ile bağdaşmayan tabiri caizse böyle bir ucubenin icadı konusunda
geçerli bir açıklama bulunmamaktadır. “Suç işlemek için örgüt kurulması bir so-
mut tehlike suçudur” açıklamasının, zarar suçunu mu, zarar tehlikesi suçunu mu,
yoksa tehlike suçunu mu ifade ettiği belirsizdir. “Somut tehlike suçu” sözü ile zarar
tehlikesi suçu kastediliyorsa, suç işlemek için örgüt kurma suçu, mahiyetinin gereği
olarak, bir zarar tehlikesi suçu değildir. Suçun zarar suçu olmadığı da ortadadır.
Öyleyse suç “tehlike suçu” olmaktadır. Böyle bir tehlike suçuna, bünyesinde olma-
ması gereken bir unsurun eklenmesi, kuramsal olarak suçun özgünlüğünü bozar,
ayrıca inandırıcı bir esasa dayanmadan cezalandırma alanını daraltır.
Burada bir başka durum, TCK’nın 78. maddesinde yer bulan Soykırım ve İnsanlığa
Karşı Suçları örgüt kurarak işlenmesinde söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında,
Kanunun 78. maddesi hükmü bir özel hükümdür. Ancak maddede, örgütün olu-
şumu için asgari bir sayı belirtilmemiştir. TCK’nın 220. maddesi hükmü karşısında
özel hüküm konumunda bulunan bu hükümde, genel hükümdeki unsurlara yer
verilmemiştir. Bu durum tereddütler doğurmaktadır. Kanaatimizce sorun, zorunlu
olarak genel hüküm konumundaki 220. maddeye gidilerek çözülebilir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
39TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
muş olan kişilerin, fiilin suç olması için sadece bir araya gelip örgün-
leşmeleri yetmemekte; ayrıca, örgütün; araç - gereç, donanım, lojistik,
vs. bakımdan, işlenmesi amaçlanan bu suçları gerçekleştirebilecek bir
yeterliliğe ulaşması gerekmektedir. Örgünleşme böyle bir yeterliliğe
ulaşılmamışsa, salt örgünleşme, kanun karşısında hazırlık hareketidir.
Hazırlık hareketi cezalandırılmamaktadır.
Belirtilen bu nitelikleri, suçun, ne nitelikte bir suç olduğu sorusu-
nu ortaya çıkarmaktadır. Kanun belli bir yoğunluk aramakla birlikte,
suç, daha önceki düzenlemelere benzer olarak, kesintisiz, mütemadi
bir suçtur. Gerçekten, örgüt süregeldiği sürece, hukuka aykırı durum
devam etmektedir.
5. 3. Hukuka Uygunluk
Örgüt kurma ve örgüt yönetme hukuka aykırı olmalıdır. Genel
olarak, hukuka uygunluk nedenleri, suç işlemek amacıyla örgüt kurma
suçu ile bağdaşmamaktadır. Ancak, zorla örgüte sokulmada, koşul-
ları varsa, 25/2 ve 28. madde hükmünün uygulanması mümkündür.
Kuşkusuz, bir kimse, zorunluluk halinde kalarak örgüt üyesi olursa,
zorunluluk halinden yararlanabilecektir. Öte yandan, cebir, tehdit al-
tında kalarak örgüte girmek zorunda kalan bir kimse herhalde kusurlu
sayılmayacaktır.
5. 4. Kusurluluk
Suç, genel kast yanında özel kastı da gerektirmektedir.
Kast, faillerin bir örgütü kurduklarını veya yönettiklerini yahut
katıldıklarını bilmeleri ve istemeleridir. Özel kast, örgütü, kanunun
suç saydığı bir fiili veya fiilleri işlemeyi amaçlayarak kurmalarıdır.
Fiili hata kastı kaldırır. Kanunun izin verdiği bir örgütü kurdukla-
rını sanan faillerin kaçınılmaz bir hataya düşerek suç işlemek için örgüt
kurmuş veya yönetmiş olmaları halinde hatalarından yararlanırlar.
5.5. Teşebbüs, İştirak, İçtima
Suç neticesiz bir suçtur. Bundan ötürü, üç veya daha fazla kişinin,
bir araya gelerek, işlenmesini amaçladıkları suç veya suçların işlenme-
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
40TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
sine yetecek bir örgünlük kazandıklarında, örgüt kurma veya yönetme
suçu oluşmuş olur. Böyle olunca, üç kişinin sadece bir araya gelmesi,
hazırlık hareketi olmakta, dolayısıyla cezalandırılmamaktadır. Suç,
maddi unsuru bakımından kesintisiz bir suçtur. Kesintisiz suçlara te-
şebbüs olmaz.
Suç işlemek için örgüt kurma suçuna iştirak, kural olarak mümkün
değildir. Bu suçta, yalnızca “örgüte üye olmak” söz konusu olmaktadır.
Zaten, kanun, “Suç işlemek için kurulmuş olan örgüte üye olmayı” örgüt
kurmak veya yönetmekten ayrı bir suç saymakta ve ayrı bir ceza ile
cezalandırmaktadır (m. 220/2).
Ancak, kanun “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla bir-
likte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişiyi” “örgüt üyesi olarak”
cezalandırmaktadır (m. 220/7). Bu demektir ki, kanun, bu suçta suça
iştiraki mümkün görmekte, ancak fiili iştirak kurallarına göre değil, bu
suça özgü bir biçimde cezalandırmaktadır.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, kendine özgülüğünden
ötürü, suçların içtimaına konu olması zordur. Gerçekten, kanun, ne bu
suçu başka bir suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni, ne başka bir suçu
bu suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni saymaktadır (m. 42). Örneğin,
hırsızlık suçunun ağırlatıcı nedeni olan hırsızlığın “…bir örgütün faali-
yeti çerçevesinde işlenmesi” bu suçun ne unsuru ne de ağırlatıcı nedeni-
dir. Bununla birlikte, kesintisiz suç olmasına rağmen, suçun, zincirle-
me suç olarak işlenmesi imkânsız değildir, çünkü kesintisiz suçların
zincirleme suç olarak işlenmesi doktrinde mümkün görülmektedir.
Burada bir fiille kanunun birden fazla hükmünün ihlali de düşünül-
memektedir. Kanun işlendiğinde, işlenmesi amaçlanan suçu ayrıca ce-
zalandırmaktadır.
5. 6. Suçu Ağırlaştıran Neden
Kanun, suçu ağırlaştıran neden olarak, bir tek nedene yer vermiş-
tir. Bu, örgütün, silahlı olması halidir (m. 220/3). Silah, Kanunun 6/1,
f ) maddesi hükmünde tanımlanmıştır.
5. 7. Amaçlanan Suç veya Suçların İşlenmesi
Kanun “örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu
suçtan dolayı da cezaya hükmedilmesini” emretmiş bulunmaktadır (m.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
41TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
220/4). Öyleyse, örgüt üyesi kişi, hem örgütün üyesi olmaktan, hem
de örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği diğer suç veya suçlardan so-
rumlu olacaktır.
Kanun, örgüt yöneticilerini, suç işlemek için örgüt kurmak veya
yönetmek suçu yanında, haberi olsun veya olmasın örgütün faaliye-
ti cümlesinden olarak işlenen bütün suçlardan sorumlu tutmakta, o
suçların faili olarak cezalandırmaktadır (m. 220/5). Bu, örgütün üyesi
kişinin fiilinden, örgüt üyesi kişi yanında, fiilden haberi olsun veya
olmasın, örgüt yöneticisi kişinin cezalandırılmasıdır. Burada, kişi, ister
bilsin ve istesin, isterse bilmesin ve istemesin, üçüncü kişinin fiilinden,
o kişi ile birlikte sorumlu olmaktadır. Herhalde, bu, bir tür objektif so-
rumluluktur. Zaten, kanunun, işlemediği bir fiilden, kişiyi, “fail olarak”
cezalandırılmaktan söz ederek, bizi doğrulamaktadır.
5. 7. Örgüt Üyesi Olmayanların Örgüt Adına Suç İşlemesi
Kanun, örgüt üyesi olmadığı halde, örgüt adına suç işleyen kişiyi,
hem işlediği suçtan, hem de örgüte üye olmak suçundan sorumlu tut-
maktadır (m. 220/7). Bu doğrudur, çünkü bir kimse örgüt adına suç iş-
lemekle, ister istesin isterse istemesin, adına suç işlediği örgüte, bilerek
ve isteyerek katılmış, yani örgütün üyesi olmuş olmaktadır.
5. 8. Örgüt veya Amacının Propagandasını Yapmak Suçu
Kanun, örgütün veya amacının propagandasını yapmayı suç say-
maktadır.
Suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi cezayı artıran bir neden
sayılmıştır.
Kanun seçenekli bir hükme yer vermiştir. Suç örgütünün propa-
gandası suç sayılmaktadır. Propaganda, tanıtmak, yaymak, yani ör-
gütü başkalarına duyurmak, örgütün varlığından başkalarını haber-
dar etmek anlamındadır. Ancak, burada, propagandada, tanıtmak,
yaymak yanında, bir şeyin iyi olduğunu söylemek de vardır. Öyleyse
propaganda, tanıtmak, yaymak yanında, örgütü övmek anlamına da
gelmektedir. Örneğin, bir eşkıya çetesini tanıtmak, varlığından başka-
larını haberdar etmek, eşkıya çetesinden övgü ile söz etmek, çetenin
propagandasını yapmaktır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
42TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Çetenin amacının propagandasına gelince, madem örgütün amacı
suç sayılan fiil veya fiillerin işlemektir, bu her halde “suçu övme” suçu-
nun özel şeklidir. Gerçekten kanun, 215. maddesinde, işlenmiş olan bir
suçu övmeyi cezalandırmaktadır. Burada, 215. maddeden farklı olarak,
ister işlensin isterse işlenmesin, işlenmesi amaçlanan suçun propagan-
dası, yani övülmesi, iyi görüldüğünün söylenmesi suç sayılmaktadır.
5. 9. Ceza
Örgüt kurmak veya yönetmenin cezası iki yıldan altı yıla kadar
hapistir. Örgüt silahlı olduğunda, ceza, dörtte birden yarısına kadar
artırılır.
Örgüte üye olmanın cezası, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası-
dır.
Örgütün veya amacının propagandasının cezası bir yıldan üç yıla
kadar hapistir. Suç basın yolu ile işlendiğinde verilecek ceza yarı ora-
nında artırılır.
5. 10. Ödüllendirme
5. 10. 1. Mahiyeti
Kanun 221. maddesinde, “Etkin Pişmanlık” adı altında suç işlemek-
te olan faillerin, suç örgütünü bir suç işlenmeden önce dağıtmalarını,
bir suç işlendikten sonra, suçun faillerinin ele verilmesini, suç örgütü-
nün dağıtılması, örgüt üyesinin suç işlemeden veya bir suç işledikten
sonra örgüt üyeliğine devam etmeyerek örgütü terk etmesini, cezalan-
dırmanın karşıtı anlamında bir tür ödüllendirme olarak cezayı tümden
ortadan kaldıran veya azaltan bir neden saymaktadır. Kanun, cezanın
ortadan kalkmasını, “… cezaya hükmolunmaz” biçiminde ifade etmek-
tedir. Bu ifadeden, suçun, açıkçası ceza mahkûmiyetinin ortadan kalk-
madığı, yani ortada mahkûmiyeti tüm hüküm ve neticeleriyle birlikte
ortadan kaldıran “genel af” niteliğinde olan bir durumun olmadığı,
öyleyse kişinin “hükümlü” olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. 221/5.
madde hükmü bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Gerçekten, suça teşebbüste suçun icrasından gönüllü vazgeçme
veya neticeyi isteyerek önlemeden farklı olarak, burada amaç, teşeb-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
43TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
büste olduğundan farklı olarak, suçlunun suçundan geri dönmesi
veya neticeyi önleyerek zararı gidermeye çalışmasını sağlamak değil-
dir. Burada, asıl amaç, örgüt ve mensupları hakkındaki kanıtları ele
geçirmek, örgütün çökertilmesini, üyelerinin ele geçirilmesini, suç ar-
kadaşlarını ihbar ederek suçlunun kollukla işbirliğini sağlamaktır. Ku-
rum bu niteliğinden ötürü, gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıktan
farklıdır. Suçlunun suç arkadaşlarını ihbar etmesi bir kısım doktrinde
ahlaki bulunmamakta, suçlunun davranışı önceki davranışından piş-
manlık duyması olarak değerlendirilmemektedir. Ancak, hukuk ah-
laka aykırı bir davranışı korumamak zorunda olmakla birlikte, daha
büyük bir zararı önlemek uğruna daha az zarara katlanmanın aklın
gereği olduğu ileri sürülmektedir. Elbette, büyük zararlar doğurabilen
örgütlü suçluluğu çökertmede zorunlu olduğunda, bu da, bir yol ola-
rak denenmektedir. Ancak, bu kurumun yerinin bura olmadığı, örgüt-
lü suçlulukla mücadele için çıkarılmış olan özel diğer kanunlar olduğu
ileri sürülmektedir.
5. 10. 2. Koşulları
Ödüllendirme, “Etkin Pişmanlık” adı altında 221. maddede beş fık-
ra olarak düzenlenmiştir. Birinci, ikinci, üçüncü fıkrada, failler hak-
kında cezaya hükmolunamayacağı; dördüncü fıkrada fail hakkında
durumuna göre cezaya hükmolunamayacağı veya cezasının indirile-
bileceği düzenlenmiştir. Beşinci fıkrada “etkin pişmanlıktan yararlanan
kişiler” hakkında denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabileceği hük-
me bağlanmıştır.
Birinci fıkrada örgütü kuranların ve yönetenlerin etkin pişman-
lıkları düzenlenmiştir. Bunlar, örgüt kurma suçu nedeniyle soruştur-
maya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden
önce örgütü dağıtırlarsa veya verdikleri bilgilerle örgütün dağılmasını
sağlarlarsa, haklarında cezaya hükmolunmaz.
6. Silahlı Örgüt, Silah Sağlama, Suç İçin Anlaşma
Kanun 220/3. maddesinde örgütün silahlı olması halini cezayı ar-
tırıcı bir neden saymışken, 314. maddesi hükmünde ayrıca bu suçun
Gerçekten, bu hükmün, burada değil, İtalyan Ceza Kanunu da yer alan düzenle-
meye (m. 308) benzer olarak, 314. maddesi hükmünde yer almasının daha doğru
olduğunu düşünüyoruz.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
özle bir şeklini, yani silahlı örgütü, 315. maddede örgüte silah sağlama
suçunu öngörmüş bulunmaktadır. Ayrıca, kanun, 316. maddesi hük-
münde, 765 sayılı kanunda olmayan, kendine özgü bulunan, bir suça
iştirak hükmüne yer vermiş bulunmaktadır.
6. 1 Silahlı Örgüt
Kanun, 315. maddesinde, amaç ve vasıta ile sinirli olarak suç işle-
mek içinin örgüt kurma suçunun özel bir biçimine yer vermiştir.
Kanun, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hüküm-
lerin” bu maddede yer almayan hükümler hakkında da geçerli olduğu-
nu belirtmiştir. Öyleyse, 220. madde hakkındaki açıklamalar burada
da geçerlidir.
Suç, genel karşısında, amaç ve vasıta bakımından özeli ifade et-
mektedir. Örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işlenmesi amaçlanan
suçlar, Kanunun dördüncü kısmının, dördüncü ve beşinci bölümünde
yer alan suçlardır. Dördüncü bölümde yer alan suçlar, 302, 303, 304,
305, 306, 307 ve 308. maddelerde yer alan suçlardır. Beşinci bölümde
yer alan suçlar, 309, 310, 311, 312, 313. maddelerde öngörülen suçlardır.
Üç veya daha fazla kişi bu suçları işlemek için örgütlenmiş olmalıdır.
Fiil, silahlı bir örgüt kurmak veya yönetmektir. Örgütlenme, daha
başından itibaren, silahlı örgütlenme biçiminde olmalıdır. Silahlı ör-
gütlenme, örgütün ve örgüt mensuplarının silahlandırılmış olmasıdır.
Kanun bunu, “silahlı örgüt kurmak” veya “silahlı örgütü yönetmek” biçi-
minde ifade etmiştir.
Kast, faillerin kanunda belirtilen suç veya suçları işlemek için si-
lahlı bir örgüt kurduklarını bilmeleri ve istemeleridir.
Kanun, silahlı örgüte üye olmayı ayrıca cezalandırmaktadır. Kast,
failin silahlı bir örgüte üye olduğunu bilmesi ve istemesidir. Bu ko-
nuda esaslı hata, fiili hata olur ve kastı kaldırır. Suçun taksirli biçimi
yoktur.
Kanunun 220. maddesi, bilindiği üzere, suçun işlenmiş olması
için, örgütün örgünleşmesinin belli bir yeterlilikte olmasını aramakta-
dır. 314/3. madde hükmü karşısında, acaba o koşul burada da geçerli
midir sorusu akla gelmektedir. Madem kuruluşu bakımından örgütün
silahlı örgüt olarak kurulmuş olması aranmaktadır, madem silahlı ha-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
45TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
reket yukarıda sayılan suçların tümünün işlenmesinde elverişli hare-
ket olmaktadır, öyleyse silahlanmanın artık yeterli düzeyde olmasına
gerek bulunmamaktadır.
Suç, mütemadi, kesintisiz suçtur. Kesintisiz suçlara teşebbüs ol-
maz.
Suçun cezası, örgütü kuranlar veya yönetenler bakımından farklı-
dır. Kuranlar veya yönetenler, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası,
üye olanlar beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmak-
tadırlar.
6. 2. Silah Sağlama
Kanun, 315/1. maddesi hükmünde, çeteye silah sağlamak fiilini,
silahlı çete kurmak, silahlı çete yönetmek, silahlı çeteye üye olmak suç-
larından ayrı bir suç olarak değerlendirmiştir.
Kanun, bir önceki maddeye göndermede bulunmakta; oradaki ör-
gütlerin “faaliyetlerinde kullanılmak maksadı” ile onların “amaçlarını bi-
lerek”, onlara, silah “üretmek”, silah “satın almak” veya “ülkeye sokmak”
sureti ile “silah temin etmek” , “nakletmek” veya “Z” fiillerini yasakla-
maktadır.
Görüldüğü üzere, suç, seçimlik hareketle bir suçtur. Hareketler-
den birinin veya birkaçının birlikte yapılması temel cezayı belirlemede
etkili olur, ancak ihlalin veya suçun sayısını etkilemez.
Kast, failin faaliyetlerinde kullanılmak maksadı ile amaçlarını bi-
lerek, silahlı bir örgüte silah sattığını bilmesi ve istemesidir. Amacını
bilmeden örgüte silah sağlamak, fiili hata olur. Bu halde, fail, bu suç-
tan sorumlu olmaz.
Suç, tek faille işlenen bir suçtur. Suça, birden çok kişinin iştiraki
mümkündür.
Suçun cezası, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasıdır. 314/3.
maddesi hükmünün “…diğer hükümler…” ibaresini kullandığı içindir
ki, 221. madde hükmü, cezasızlık veya cezanın azaltılması hakkında
da geçerlidir.
Doktrinde elverişlilik ile yeterlilik çoğu kez karıştırılmıştır. Yukarıda sayılan suçla-
rın hepsi tek failli suçlardır. Bu suçlar bir tek failin eseri olabileceği gibi bu suçları
işlemek için örgünleşen üçten çok kişinin de eseri olabilir. Gene, bu suçlar, hafif
silahlarla, örneğin tabanca, vs. ağır savaş silahları ile de işlenebilir.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
6. 3. Suç İçin Anlaşma
Kanun, 316. maddesinde, birlikte suç işlemenin özel bir şekline,
bir tür iştirake yer vermiş bulunmaktadır. Madde hükmü, kanunun
dördüncü kısmının, “Millet ve Devlete Karşı Suçlar”, dördüncü ve be-
şinci bölümlerinde yer alan suçlardan birini, iki veya daha fazla kişi-
nin, işlemek için, sadece aralarında anlaşmaları fiilini suç saymaktadır.
Bu düzenleme, hazırlık hareketleri cezalandırılmaz kuralının istisnası-
nı oluşturmaktadır, çünkü Kanun, işlenmesi kararlaştırılan suçun en
azından teşebbüs derecesinde işlenmiş olmasına bakmamakta, başlı
başına salt kararlaştırma fiilini kararlaştırılan suça iştirakten bağımsız
bir suç saymaktadır.
Suçla ihlal edilen ve ceza ile korunan hukuki değer veya menfa-
at, bir kamu tüzel kişisi olarak Devletin, kendi varlığını ve esenliğini
korumaya ilişkin kamusal yararıdır. Bu suçla, tehlike büyük olduğun-
dan, henüz fiili kalkışma ortaya çıkmadan, mevcut bir “fesadı” daha
başında ortadan kaldırma amaçlandığından; sadece bu hal için, kura-
lın istisnası olarak, hazırlık hareketlerinin cezalandırılmasında bir sa-
kınca görülmemiştir.
Kanun, salt iştiraki, açıkçası iki veya daha çok kişinin, bir araya
gelerek belli bir suçu işlemeyi kararlaştırmalarını cezalandırmaktadır.
Bu suç, belirtilen bu niteliğinden ötürü, 220 ve 314. maddelerde ön-
görülen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan farklıdır, arala-
rında bir benzerlik yoktur. Gerçekten suç, çok faille işlenen bir suçtur,
ancak suç işlemek için örgütlenmek suçu değildir. Suçun özelliği, fail
çokluğudur.
Kanunun suç saydığı fiil, iki veya daha fazla kişinin, 316. madde
hükmünde belirtilen suçlardan “herhangi birini elverişli vasıtalarla işle-
mek üzere” anlaşmış olmalarıdır. Görüldüğü üzere, kanun, sadece iki
veya daha fazla kişinin belli bir suç işlemelerini kararlaştırmalarını
yeterli görmemekte, ayrıca iki veya daha fazla kişinin belli bir suçu
“elverişli vasıtalar” ile işlemeyi kararlaştırmalarını istemektedir. Böyle
olunca, kararlaştırılan vasıtalar, işlenmesi kararlaştırılan suçu nesnel
olarak işlemeye elverişli olmadığında, ortada işlenemez suç bulun-
maktadır.
Kanunda yer alan “maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlaşılırsa”
hükmü, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, suçun maddi un-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
47TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
suruna değil, sadece suçun ispatına ilişkin bir hükümdür. Elbette, fiil
ispatlanamıyorsa, ortada bir suç da yoktur.
Suç kastla işlenmektedir. Kast, elverişli vasıtalarla madde hük-
münde öngörülen suçlardan birini bilerek ve isteyerek işleme irade-
sidir.
Suçun cezası, işlenmesi kararlaştırılan suçun ağırlık derecesine
göre üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak, kanun, 316/2.
maddesinde, faillerden biri, işlenmesi kararlaştırılan suç işlenmeden
veya “anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çe-
kilirse” kendisine ceza verilmemesini öngörmüştür.
7. Bir Tür Örgütlü Suçluluk Olarak Terör ve Terörizm
7. 1. Terör ve terörizm
Terör ve terörizm sözcükleri Fransızca kökenlidir. Dilde, terör
“ürkü, dehşet”; terörizm “yıldırma yöntemi, yıldırıcılık” veya “siyasi mü-
cadelede kanundışı ve acımasız biçimde şiddet içeren vasıtalara başvurma”
anlamına gelmektedir.
Ancak, hukukta terör ve terörizm dendiğinde, genel olarak, de-
mokratik düzeni yıkmak amacına yönelik olarak, karakterleri icabı
korkuya açık olan toplum bireylerinin özellikle iradelerinin direncini
kırmaya, azaltmaya elverişli sayılan vasıtalarla gerçekleştirilen ve tüm
değerlere ilgisiz, bağışlamasız, acımasız bir şiddet kullanımı anlaşıl-
maktadır.
10
Terörizmin özgün bir düşüncesi yoktur. Terörizm başka
düşünceleri ödünç alan, açıkçası o düşüncelerin şemsiyesi altına giren
ve bu suretle düşmanı olduğu halk ve halkın düzeni karşısında kendi-
sini meşrulaştırmaya çalışan, dolayısıyla siyasal iktidarı ele geçirmeyi
amaçlayan acımasız bir şiddet hareketidir. Kısacası, terörizm, kuzu
postuna bürünmüş kurttur. Terörist, üstün değerleri korumak adı al-
tında, o değerleri acımasızca tahrip eden bir şiddet makinesidir.
Argentine, Una riflessione sui fenomeni della criminalitá organizzata e del terro-
rizmo, Studi in onore di Giuliano Vassalli, Evoluzione e riforma del diritto e della pro-
cedura penale, 1945-1990, volume II, Politica criminale e criminologia procedura penale,
Giuffré Editore, Milano 1991, s. 75 vd. Yazar, makalesinde, özellikle çıkar amaçlı
örgütlü suçluluk olgusunu ve terörizmi, suç politikası ve kriminoloji açısından in-
celemeye çalışmıştır.
10
Antolisei, Manuale di diritto penale, Parte speciale-II, Milano 1982, s. 1012.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Böyle olunca, terörizmin, savaşla, “sınıf kavgası” kavramına daya-
nan Marksizm’le ve geçen yüzyılın başlarında sıkça savunulan Anar-
şizmle karıştırılmamalıdır. Büyük ustalar Tolstoy, Pirandello, vs. nin
savunduğu Anarşizm terörizm değildir. Gerçekten, bugüne dek, Terö-
rizmi savunan bir düşünüre rastlanmamıştır. Terörizm, Faşizm ve Na-
zizmle de karıştırılmamalıdır. Temelinde şiddeti, kaba kuvveti barın-
dırmasına rağmen, gerek Nazizm, gerekse Faşizm terörizm değildir,
çünkü bunlar, ister beğenilsin ve elbette ister beğenilmesin sonunda
özgün bir düşünce sistemidirler.
Öte yandan, terör ve terörizm, dinlerle de bağdaşmamaktadır.
Hiçbir din zorbalığın, şiddetin örgünleşmesi olmadığı gibi, insanlara
sadece barışı ve sevmeyi emreden dinlerin ulaşılmasını istediği amaç-
lar arasında şiddet yoktur. İslam dininin yayılmasında başvurulan Ci-
hat, yani Kutsal savaş, ne terördür, ne terörizmdir. Bugün, özellikle
semavi dinlere mensup inananların, düşmanlık yerine sevgiyi, savaş
yerine barışı koyma çabaları ve geçmişte yapılmış olan düşmanlığı
tahrik eden hataların inatla bağışlanmasını istemeleri dikkat çekicidir
Terör ve terörizm, hukuk düzenimizde, nitelikleri Anayasa’nın 2.
maddesinde gösterilmiş olan, dolayısıyla içeriği Avrupa İnsan Hakla-
rı Sözleşmesi’nce oluşturulmuş bulunan demokratik düzeni yıkmayı
amaçlayan ve çoğu kez bir dinin, bir ideolojinin veya sömürüldüğü
iddia edilen bir etnik grubun sahibi ve savunucusu olarak ortaya çıkan
örgütlü şiddet hareketleridir. Bu demektir ki, terör ve terörizm, ülke-
mizde, demokratik toplum düzenini yıkmaya yönelik, örgün şiddet
faaliyetleridir.
7. 2. Türk Hukuk Düzeninin Değişmez Temel Nitelikleri
Türk toplumu, toplumun siyasi ifadesi olan Türkiye Cumhuriye-
ti Devleti, bu devletin hukuku, Anayasası’nın 1, 2 ve 3. Maddesinde
açıklanan ve değiştirilmesinin teklif edilmesi bile mutlak surette ya-
saklanmış bulunan birbiriyle bağıntılı üç temel ilkeye dayanmaktadır.
Bunlar, cumhuriyetçilik, demokratiklik ve millilik ilkeleridir.
Toplumsal, ekonomik, siyasi ve hukuki hiçbir faaliyet, hangi ad
ve maksatla olursa olsun, Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddesi hükümleri-
ne aykırı olamaz. Böyle olunca, Anayasa’nın kişiye tanıdığı temel hak
ve hürriyetlerin kullanımının sınırı, Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddeleri
hükmüdür. Bugün bir “iç hukuk metni” haline gelmiş olan, ayrıca “ana-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
49TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
yasal hüküm” niteliği taşıyan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 9 ve
10. vs. maddelerindeki ilkeler de bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Gerçekten, açıkça insan haklarına gönderme yaptığından,
Anayasa’nın 2. maddesinin kapsam ve sınırları, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’dir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sözleşmenin kişiye
tanıdığı hakları ülkesinde sağlamayı yüklenmiş bulunmaktadır. An-
cak, söz konusu sözleşme, kimseye, ne ad ve maksatla olursa olsun,
“şiddet kullanmayı tahrik hakkı” veya “şiddeti örgütleme hakkı” bahşetme-
miştir.
Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddeleri, 4. maddede değiştirilmesinin
teklifi bile yasaklandığından, bir “kurucu iktidar” hukuki işlemidir.
Bu kurucu iktidar, bir “Kurtuluş savaşı” sonunda “Misak-ı milli” tari-
hi-hukuki belgesine dayalı olarak, Anadolu toprakları üzerinde, ege-
menliğin millete izafe edildiği Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran
toplumsal iradedir. Bu demektir ki, Anayasa’nın söz konusu bu mad-
deleri hükmü, Türk halkının uyulması zorunlu “asgari müştereki” ve
Türk hukuk düzeninin “temel normu” dur.
Kurulmuş hiçbir iktidar, hiçbir kişi, sınıf veya zümre, Anayasa’nın
1, 2 ve 3 maddeleri hükmünü kaldırmaya, değiştirmeye ve etkinliğini
gidermeye kalkışamaz. Tersine, kurulmuş iktidarlar, değiştirilmedi-
ği sürece, Anayasa’nın 14. maddesinin emrine uyarak, takdirine göre
Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddeleri yönünden nesnel bir tehlike oluştu-
ran beşeri davranışları suç saymaya zorunludurlar. Kuşkusuz, bu zo-
runluluğa uymayan kurulmuş iktidarlar, görevini hiç yapmamış veya
gereğince yapmamış olmaktadırlar.
Tabii, böyle olunca, Anayasa’nın 14. maddesi hükmü, bu Anaya-
saya göre bugün mevcut olan kurulmuş iktidarı da bağlamaktadır.
Öyleyse, terör ve terörizmle mücadele, bir kurum veya kuruluşun
değil, demokratik toplumun tüm kurum ve kuruluşlarının birlikte ve
elbirliğiyle yürütmek zorunda olduğu bir mücadeledir.
7.3. Anayasa’nın 1, 2 ve 3. Maddeleri Hükmü Temel Olarak
Oluşmuş Bulunan Toplumsal Düzeni Yıkma
Amacını Güden Dinci Terör
Değişmez niteliği demokratiklik olan Türk toplumu, dolayısıyla
bu toplumun siyasi ifadesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dinci
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
terörün yoğun etkisi altında bulunmaktadır. Dinci terörün hedefi laik
Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. “Dış etkilerin” etkileri büyük olmakla
birlikte, Türkiye’de laikliğin doğru, anlaşılır bir biçimde tanımlanama-
mış, kapsam ve sınırlarının belirlenmemiş olması, ilkeye uzun süre sa-
dece bir siyasi partinin sahiplenmiş bulunması, kurulmuş iktidarların
Tevhide-i Tedrisat Kanunu’nu doğru algılayamamış olması, dolayı-
sıyla “Din eğitimi”ni değil de “Dinî eğitim”i örgünleştirmiş bulunması,
böylece ülkede taban tabana zıt ve çatışır konumda olan düşünce ve
yaşama tarzlarının ortaya çıkmış olması, terör amaçlı dinci akımları
beslemiş, onların örgütlenerek Anayasa’nın 2. maddesi hükmünün
emri olan “demokratik toplum düzenini” yıkmaya kalkışmalarını sağla-
mıştır.
Dinci terörün görünüşte hedefi Atatürk düşüncesi ve Türk ordu-
sudur. Ancak, bunların asıl hedefi, mevcut laik toplum/hukuk/Devlet
düzenini ortadan kaldırarak, yerine teokratik toplum/hukuk/Devlet
düzenini getirmektir. Dinci akımlar, yıkmaya çalıştıkları laik mantık-
hukuk düşüncesinin standartlarını kullanan, kendilerine özgü düşün-
ce kalıpları bulunmayan, tabiri caizse modernize edilmiş parazit gerici
akımlardır.
İster “kralcı hukuk düzenlerinde”, ister “cumhuriyetçi hukuk düzenle-
rinde” ortaya çıkmış olsun, dinci akımların şiddetle karşı çıktığı laik-
liğin (Sekülarizm) bir tek anlamı, bir tek tanımı bulunmaktadır. Bu,
felsefi anlamda, “evrenin ve evrende insanın aklî algılanması”; hukuki an-
lamda, “maddi bakımdan bir toplumun hukukunun kaynağının o toplumun
iradesi, yani beşeri irade olması, şekli bakımdan hukukun kaynağının Kanun,
Örf ve Adet, (kıyas) ve Hakimin Yarattığı Hukuk” olması; siyasi anlamda
tabii cumhuriyetçi hukuk düzenlerinde “egemenliğin kaynağının mil-
let olması” düşüncesidir (TMK m. 1, Any. m. 38, 765/TCK m. 1). Laik-
liğin bu tanımı, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları’nda, büyük usta
Hirsch’in Hukuk Felsefesi’nde açıkça yer almış bulunmaktadır.
Laikliğin iddia edilenlerin tersine başka bir tanımı da yoktur.
Ülkemizde terör amaçlı dinci gruplar, bunların sempatizanları ve
destekçileri, belirtilen bu düşüncenin zıddı olarak, bir toplumunu hu-
kukunun maddi kaynağının “ilahi irade” olduğunu, şekli kaynağının
Kur’an, Sünnet, Kıyas ve İcma-ı ümmet olduğunu ileri sürmektedir-
ler. İşte “Dinini yaşamak” , “şeriat istemek”, vs., sloganları altında yatan;
toplumun, hukukun ve devletin bu anlayışıdır. Devletin/toplumun/
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
51TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
hukukun bu anlayışına “Teokratik” veya şartlarına göre “Teosantrik”
devlet/toplum/ hukuk düzeni denmektedir
11
.
Bu durumda, teokratik veya teosantrik toplum/hukuk/devlet dü-
zenleri, laik toplum/hukuk/devlet düzenlerinin karşıtıdır. Açıkçası,
bunların birinin olduğu yerde, öteki mümkün değildir. Zaten, tarihte,
laik toplum/hukuk/devlet düzenleri teokratik toplum/hukuk/devlet
düzenlerini yıkarak gelmiştir. Bunun kanıtı, tarihte “Aydınlanma” dö-
nemidir.
Yukarıda belirtilen bu düşünce tarzları, birbiriyle çatışan iki ayrı
eğitim, bilim ve sanat anlayışına, iki ayrı toplum anlayışına, iki ayrı ka-
musal yaşama biçimine vücut vermektedir. Gerçekten, kaynağı beşeri
irade olan hukuk düzenlerinde, bilim “nakli” bir veri değil ama “akli”
bir veridir, toplum “yaratılmamış”tır ama “yapılmış” tır, yani “insanın”
eseridir. Bunun içindir ki, toplum “Akti” bir veridir. Artık devletin
karşısında “kul” değil, “vatandaş” vardır. Böyle olunca, devletin insan
unsuru “Ümmet” değil, “Millet” olmaktadır.
Öte yandan, laik toplumda, toplumsal yaşama biçimi, “dini-ka-
musal yaşama biçimi” değil, tersine “medeni- kamusal yaşama biçimi”dir.
Bundan ötürüdür ki, kaynağı beşeri irade olan hukuk düzenlerinde,
din medeni-kamusal hayatı belirlemez, dolayısıyla kişiler, başkalarına
zarar vermemek kaydıyla, özel hayatlarında, “dinlerini yaşamak hakkı-
na” sahip bulunmaktadırlar. Buna karşılık, kaynağı ilahi irade olan hu-
kuk düzenlerinde, kişiler, dinlerini yaşamak hakkına sahip bulunma-
maktadırlar. Tersine, özel ve medeni-kamusal hayatlarında “dinlerini
yaşamaya zorunlu bulunmaktadırlar”. Bu yüzden, kaynağı beşeri irade
olan toplum/hukuk/devlet düzenlerinde “din ve vicdan hürriyetinden”
, “temel haklardan”, “insan haklarından” söz edilebilirken, kaynağı ila-
hi irade olan toplum/hukuk/devlet düzenlerinde kişinin ilahi irade-
ye, yani bunun tezahürü olan devlete karşı ileri sürebileceği bir hakkı
bulunmadığından, ancak “kul hakkından”, “dinde hoşgörüden” söz edil-
mektedir. Mecellede konulan standarda rağmen, kaynağı ilahi irade
olan hukuk düzenini vurgulayan özellik, tamamını veya çekirdeğini
ilahi iradenin koyduğu hukuk kurallarının mutlaklığı, evrenselliği ve
11
Bunu vurgulayan özellik, o ülke yasama meclisinin yaptığı kanunların dinin emir
ve yasaklarına aykırı olmadığının din bilginlerinden (Ulema) oluşmuş olan bir ku-
rulca denetlenmesi, dinin emir ve yasaklarına aykırı düşen kanunların yürürlük
kazanmamasıdır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
değişmezliğidir. Oysa kaynağını beşeri iradenin oluşturduğu hukuk
düzenlerini vurgulayan özellik, kurallarının kuralı koyan beşeri irade
tarafından istendiğinde ve ihtiyaç duyulduğunda kaldırılabildiği ve
değiştirilebildiğidir.
Tabii, bu iki zıt, karşıt düzen arasındaki karşılaştırmalar çoğaltıla-
bilir. Ancak, ayrıntıya girmek konu dışı olduğundan bu kadar açıkla-
ma yeterli görülmüştür.
O halde, bu saptamalar doğruysa, ülkemizde dinci terörün tek bir
hedefi vardır, o da, “dinini yaşamak”, “dini ihya etmek” veya “şeriatı ge-
tirmek” maksadı altında, kaynağı beşeri irade olan toplum düzenini
yıkmaktır. Bugün, yegâne demokratik toplum düzenleri, kaynağı be-
şeri irade olan toplum düzenleridir. Demokratik toplum düzenlerinin
olmazsa olmaz şartı, toplumu kuran iradenin, mutlak surette ve ka-
tıksız olarak beşeri irade olması esasıdır. Bu demektir ki, ülkemizde
dinci terörün hedefi, doğrudan doğruya demokratik toplum düzenini
yıkmaktır.
Anayasamız, 2. maddesinde, kapsam ve sınırlarını Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin oluşturduğu “demokratik toplum düzenine” yer
vermiştir. Anayasamız, 3. maddesinde, ikinci maddesiyle uyumlu ola-
rak “ulus devleti” ilkesine yer vermiştir. O halde, dinci terörün hedefi,
Anayasa’nın 2 ve 3. maddesinde yer alan mutlak hukuki değerlerin
tahribidir.
Böyle olunca, kurulmuş iktidarlar, ister beğenelim isterse beğen-
meyelim, mademki yürürlüktedir, hukuk devletinin (Any. m. 2) ica-
bından olarak, Anayasa’nın 14. maddesi karşısında, hiçbir aymazlığa
veya herhangi bir özre yer vermeden, her çeşit dinci terör faaliyetini
kırıcı, ortadan kaldırıcı tedbirleri almaya zorunludur. Kaldırılmadığı
sürece, Anayasa’nın 14. maddesinin koyduğu yapılması zorunlu bu
görevi yerine getirmeyen kurulmuş iktidarların ve hükümetlerinin si-
yasi sorumlulukları bulunmaktadır. Onun da ötesinde, her Türk va-
tandaşı, “yakın ve muhakkak” olmak kaydıyla, Anayasa’nın 1, 2 ve 3.
maddelerinin ihlali tehlikesi bulunması hallerinde, tehlikeyi gidermek
konusunda uyarma görevini yerine getirmek, hatta başarısız olunması
halinde, direnmek hakkına sahip bulunmaktadır.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
53TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
7. 4. Terör ve Terörizm Toplumu ve Toplumun İradesiyle
Oluşmuş Bulunan Hukuk Düzenini Temelinden
Tehdit Eden Yakın ve Muhakkak Bir Tehlikedir
12
Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddesi hükümleri, Avrupa’nın “ulus dev-
letlerinin” bir birlik oluşturma çabalarına, dünyayı saran “globalleşme”
akımlarına, bazı postmodernistlerin “ulus devletini” inkar eden düşün-
celerine rağmen, halen uygar toplumların toplumsal bir yaşam stan-
dardıdır. Terör uygar toplumun düşmanıdır. Demokratik düzen veya
demokrasi uygar toplumun bir niteliğiyse, terör demokratik toplum
düzenlerinin düşmanıdır. Bugüne dek bu düşüncenin aksini savunan
da çıkmamıştır.
Terör ve terörizm, siyasi bir mücadele vasıtası olarak, 20. yüzyı-
lın ikinci yarısından sonra ortaya çıkmış ve uygar toplumların mut-
laka giderilmesi gereken bir hastalığı olmuştur. Teröre yenik düşen
toplumlar, uygar niteliklerini yitirmeye ve geri kalmaya mahkûmdur-
lar. O nedenle, modern demokratik toplumların başta gelen görevleri,
terörle, hukukun içinde kalarak, teröristlerin mücadele yöntemleriyle
mücadele etmektir.
Terörizm örgütlü suçluluktur. “Çakal” ismiyle maruf Güney Ame-
rikalı Carlos, bireysel terörizmden söz etmekle birlikte, terörizm dai-
ma örgütlü suçluluk olmuştur. Bu niteliğinden ötürü komşu düşman
devletler, çoğu kez terörizmi hasmına karşı bir silah olarak kullanmış,
dolayısıyla terörizmi mali, siyasi, askeri, vs., yönden beslemiştir. O ne-
denle, bugün, uygar dünyada “terörist devletlerden” söz edilmektedir.
Terör, genel olarak H. Marcus’un düşüncelerinin etkisiyle ilk kez
öğrenci hareketleri olarak ABD’nde ortaya çıkmış, Avrupa’ya ve ora-
dan da tüm uygar dünyaya yayılmıştır. Terör ve terörizm, ülkemiz-
de, “burjuva devletini silahlı mücadeleyle yıkarak sosyalist devleti kurma”
amacı güden “68 Kuşağı” denen gençlik kesimiyle başlamıştır. Faşi-
zan yöntemler, Soğuk savaşın etkileri, geri kalmış toplumun özürleri,
vs., Sosyalist Devlet özlemlerini artırmış, teröristi kahraman kılmıştır.
Sosyalist devleti kurmak için yola çıkan teröristler, “Burjuva Devleti-
ni” değil, sonunda tabiri caizse “kazı koza karıştırarak” devleti yıkmaya
12
Hafızoğulları, Terör ve Hukuk, Türkiye’de Terörizm, Dünü, Bugünü, Gelişimi ve Alın-
ması Gereken Tedbirler, Bildiriler, Ankara 10-11 Mayıs 2000, Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, XVI. Dizi- Sayı 95, Türk Tarih
Kurumu Basımevi - Ankara 2003, s. 41 vd.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
kalkışmışlardır. Faşizan uygulamaların devleti zayıf düşürmesi, terör-
le mücadelede zaafa uğraması, kendilerine devletin bekçiliği görevini
veren, “komünizm düşmanı”, “Milliyetçi- Mukaddesatçı” denen terörist
kitlelerin oluşmasını ve örgünleşmesini sağlamıştır. Bugün, hala, “yu-
murta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkmıştır” sözünde olduğu gibi,
birilerini itham etmek çabası dışında kimsenin işine yaramayan “sol te-
rör mü sağ terörü doğurmuştur, yoksa sağ terör mü sol terörü doğurmuştur”
kısır tartışması yapılmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere, terör ve terörizmin bir “fikriyat”ı
yoktur, açıkçası o bir “fikir paraziti”dir. Bundan ötürü, terörün ve te-
rörizmin, sağcısı, solcusu olmaz, terör terördür, “şiddetin” örgütlen-
mesidir, kör bir şiddet hareketidir. Böyle olunca, adına ister sol terör,
isterse milliyetçi terör densin, toplumun/devletin terör karşısında bir
tercihi bulunamaz. Gerçekten, ismi ne olursa olsun, devletin suçta ter-
cihi olamaz. Tersini düşünmek, kuşkusuz devlet fikri ile çelişir.
Ülkemizde “düzeni değiştirmek” fikrinin değerini yitirmeye başla-
dığı 1980’li yıllarda “solculuk etiketi” altında gizlenmeyi başaran “ırkçı
terör ve terörizm” ortaya çıkmıştır. Kürtlüğün öne çıkarılması görün-
tüsü altında “Kürtçülük” yapılmaya başlanmıştır. Kürtçülük hareketi,
dışardan da destek alarak, silahlı bir çeteye dönüşmüştür. Bu silah-
lı çete, sosyalizm düşüncesi şemsiyesi altında Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin ülkesi üzerinde bir “Kürt Devleti” kurmayı amaçlamakta-
dır. Hala, sosyalizm düşüncesini ilke edindiğini söyleyen silahlı çete,
“ırkçı” olduğu, öte yandan inkâr ettiği burjuva doktrininin milliyetçilik
düşüncesini benimsediği için herhalde “sosyalist bir hareket” olarak ni-
telendirilemez. O nedenledir ki Kürtçülük, çapı ne olursa olsun, klasik
tezahürlerinde olduğu biçimde bir “milliyetçilik hareketi” değildir, ter-
sine tüm öğeleriyle oluşmuş tam, tipik bir terör hareketidir. Kısacası
Kürtçülük, komşu düşmanlıkları, akarsu ve petrol pazarlığı üzerine
kurulmuş, karargâhı ülke dışında, ülke topraklarında faaliyet gösteren
acımasız bir “ırkçı terör” örgütüdür.
Ülkemiz, 1980’li yıllardan sonra ayrıca dinci terörün pençesine
düşmüştür. Terörün fikri yapısı özellikle “İran İslam Devrimi” örnek
alınarak kurulmuştur. Gerçekten, İngiltere’de okuyan Pakistanlı bazı
kişiler, Marksçılığın diyalektik düşüncesini “İslamcılık düşüncesine”
uyarlamış, İran’ı örnek alarak, komünizmin ve arkasından kapitaliz-
min yıkılacağını, sonunda yerine “Hak düzeni” olan İslam’ın gelece-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
55TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
ğini, bunun da şiddet vasıta kılınarak (cihat) gerçekleşeceğini iddia
etmişlerdir. Bu düşüncenin yaygınlaşması ve giderek örgünleşmesi
sonunda, günün gidişatına da uyarak, “milliyetçi-mukaddesatçı” birli-
ği çözülmüş, “mukaddesatçılar” serbest kalarak “Milli Devleti”, “Laik
Devlet Düzenini” yıkmak amacı doğrultusunda şiddetle örgütlenmeye
başlamışlardır. 765 s. TCK’nın özürlü 141, 142. maddeleri yürürlükten
kaldırılırken, okur-yazarlığı kıt bazı çapsız çığırtkanlara uyularak, 163.
maddesinin de, düzeltilmek yerine, büyük bir aymazlığa düşülerek
kaldırılmış olması dinci terörün ivmesini artırmış, toplumsal-siyasal
tabii bir taban üzerinde hızla örgünleşmiştir. Gerçekten, özünde bir
“meslek okulu” olan İmam Hatip Okullarının “Liseye” dönüştürülmesi;
bu okullarda “din eğitimi” yerine, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na aykırı
olarak, çoğu kez fiili bir biçimde “dinî eğitim” yapılması; denetimsiz
Kuran kurslarının açılması, çapsız entellektüel grupların “laiklik elden
gidiyor” yaygarasıyla okullarda din eğitimi yapılmasına karşı çıkması
yüzünden halkın “inançta çoğulculuk” esasına uygun olarak “din eğitimi
alma” temel hakkının kullanımının kösteklenmesi, dinci terörün yerle-
şip kökleşmesine katkıda bulunmuştur.
Bugün, ülkemizin, ırkçı ve dinci terörün yoğun etkisi altında ol-
duğu inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Gerek ırkçı terör, gerek
dinci terör, belirtilen nedenlerden ötürü bu toplumun vazgeçilmez
demokratik yaşam tarzının, uygarlığının acımasız düşmanıdır. Tehli-
ke, büyüklüğü yanında, “yakın ve muhakkaktır”. Bu durum, yakın ve
muhakkak tehlikeye karşı, ivedi “tedbir” almayı meşru ve zorunlu kıl-
maktadır. Zaten Anayasa’nın 14. maddesi bunu emretmektedir. Böyle
olunca, Anayasa’nın emrine uyarak, ırkçı ve dinci terörün çökertilebil-
mesi, ancak demokratik hukuk devleti (Any. m. 2) ilkeleriyle bağda-
şan, modern bir “Terör ve Terörizmle Mücadele Hukukî Cihazının” oluş-
turulmasıyla mümkün olabilir.
7. 5. Terörle Mücadele Hukuki Cihazı Oluşturma Çabaları
Dinci ve ırkçı terörle mücadele, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
imkânlarını zorlamış ve bu durum, söz konusu mücadeleye uygun bir
terörle mücadele hukuki cihazının oluşturulmasını zorunlu kılmıştır.
Ancak bu konuda hem geç kalınmış, hem de başarılı olunamamıştır.
Ülkede terörist faaliyetler çok önce başlamış olmasına rağmen,
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ancak 1991 yılında çıkarılabilmiş;
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
son zamanlara kadar kanun birçok kez değiştirilmiş olmasına rağmen,
etkin bir terörle mücadele cihazının oluşturulması becerilememiştir.
Gerçekten, 765 sayılı kanunun topluma yük olan 141, 142, ve 163. mad-
deleri yürürlükten kaldırılmış, ortaya çıkan boşluğun giderilmesi zım-
nında, Terörle Mücadele Kanunu çıkarılmıştır.
Ancak, kanunda, terör ve terörizm algılanamamış, en başta devlet
aleyhine suçlar “Terör Suçu” sayılmış, “benzer fiile benzer işlem ilkesi” ih-
mal edilerek terör örgütlerine ve bunların yan kuruluşlarına eşit huku-
ki muamele yapılmamış; özellikle dinci terör düzenleme dışı bırakıl-
mış; bu tür terörizmin örgünleşmesine, herhalde farkında olunmadan,
fırsat verilmiş; ifade hürriyetine sınır getirilirken “ifadede şiddet” öğesi
anlaşılamamış; ırkçı terörün propagandası yasaklanırken, düşüncenin
kendisi de yasaklanmış; böylece, bir yandan dinci terör tehdidine karşı
demokratik toplum düzeni savunmasız bırakılırken, öte yandan de-
mokratik bir hukuk düzeninde kabulü mümkün olmayan bir durum
ortaya çıkarılmıştır.
Gerçekten, Terörle Mücadele Kanunu’nun düşünceyi, yani düşün-
cenin kendisini yasakladığının kanıtı, bizzat kanunun genel gerekçesi-
dir. Kanunun gerekçesine ve 8. maddesi hükmüne bakıldığında, ifade
hürriyetinin sınırını oluşturan “ifadede şiddet” unsurunun suçun unsu-
ru olarak hükümde yer almadığı gözlenmektedir. Halbuki AİHS’nin 9
ve 10. maddelerinin cevaz verdiği ölçüler içerisinde bir yasaklama söz
konusu olduğunda, ifade hürriyetinin sınırını oluşturan “ifadede şid-
det” unsurunun suçun unsuru olarak suçu tanımlayan hükümde yer
alması zorunludur.
Öte yandan, suçluların geri verilmesi kurumu ile ilgili olarak “si-
yasi suç” kategorisine benzetilmeye çalışılsa bile, adam öldürme, hürri-
yeti tehdit, hırsızlık, dolandırıcılık vs. gibi kendilerine özgü suçla ihlal
edilen ve ceza ile korunan hukuku konusu olan “terör suçu” adında bir
suç kategorisi de henüz icat edilmiş değildir. Bugün terör suçlarından
değil, genel olarak terör saiki ile işlenen suçlardan söz edilmektedir.
Kanundaki bu yanlış düzeltilmeli ve terör saiki ile işlenen suçlar doğru
belirlenmelidir. Gerçekten, terör saiki ile işlenen suçlar düzenlenirken,
bir gün bu suçlarda “suçlunun iadesinin” mümkün olabileceği düşünü-
lerek, mümkün olduğu kadar “Devlet aleyhine suçlar” kategorisinden
uzak durulmalıdır.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
57TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Terörle Mücadele Kanunu, terörün örgünleşmesini önlemeyi be-
cerememiştir: Kanun, terör örgütünü yasaklarken, solcu, ırkçı, milli-
yetçi terör örgütlenmesini yasaklamış, fakat dinci terör örgütlenmesini
yasaklamamıştır. Kanun, söz konusu yasaklama ile bir fiili değil, bir
düşünceyi yasaklamıştır.
Toplumsal savunmayı sağlamaya elverişli, etkin bir terörle müca-
dele cihazı oluşturma bağlamında, öteki kanunlara gelince, Örneğin,
Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yapılmalı, örgütlenme temel
hakkını zedelenmeden, ırkçı ve dinci terörün “siyasi örgütlenmesine”
izin verilmemelidir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu gözden
geçirilerek “toplantı ve gösteride bulunma hakkı” ortadan kaldırılmadan
özellikle ırkçı ve dinci terörist gösteriler engellenmelidir. Din ve Vicdan
Hürriyetini Korumaya Dair Kanun gözden geçirilerek dinci terörün
kutsal dini ve inananları sömürmesi önlenmelidir. Tabii bu yapılırken,
Devlet, vatandaşa, tabiri caizse “imamlık” yapmaya kalkışmamalıdır.
Vatandaşın dinini öğrenmede Devletin imamlığına ihtiyacı yoktur.
Türk Hukuk Düzeninde idarenin bir parçası olan Diyanet İşleri Baş-
kanlığı ve Müftülükler, devletin vatandaşa imamlık yapması için değil,
idare hukuku kuralları içerisinde Devletin vatandaşa “din hizmeti” gö-
türmesi için kurulmuştur. Ne zaman ki, ülkemizde, Devlet vatandaşa
imamlık yapmaya kalkışmış, o zaman dinci terör faaliyetlerinin arttığı
gözlenmiştir. Tevhid-i Tedrisat Kanununa uygun olarak, Devlet, “dinî
eğitim” yaptırmamalı, halkın ihtiyacını göz önüne alarak, okullarda
ehil ve yeterli kişilerle “din eğitimi” yaptırmalıdır. Ceza Kanunu’nda
düzenlemeler yapılarak “din hürriyetinin” etkinliği artırılmalı, ancak
mevcut kurallar etkin kılınarak, imamlar ve vaizler, papazlar, haham-
lar görevlerini yaparken inananlara teokratik toplum/hukuk/devlet
düzeninin propagandasını yapmaları önlenmelidir. Dernek ve vakıf
mevzuatı gözden geçirilmeli, ırkçı ve dinci terörün “hileli yollarla”,
yani “muvazaalı” olarak örgütlenmesi önlenmelidir. Radyo- televiz-
yon mevzuatı gözden geçirilmeli, ülkede mevcut bulunan kültürel ve
inançsal zenginliklerin kendilerini ifade etmelerine zarar vermeden,
ırkçı, dinci ve diğer terör örgütlerinin, muvazaalı olarak bu araçları ele
geçirmeleri ve bunlarla örgütlerinin yayınlarını yapılmaları önlenme-
lidir.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
7. 6. Din, Vicdan, Düşünce ve İfade Hürriyetini ve
Bu Hürriyetlerin Tezahürlerini Düzenlemede
Kabul Edilebilir Sınırlar
Hürriyetlerin sınırı sorunu, Anayasa’nın 2. maddesinde öngörü-
len demokratik düzenin kapsam ve sınırlarını oluşturan Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nde çözümlenmiş bulunmaktadır. Devlet, 2. mad-
desinde, kendisini bu sözleşmeye uymaya yükümlü kılmıştır. Böyle
olunca, devlet, din, vicdan, düşünce ve ifade hürriyetini Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’ne uygun bir biçimde düzenlemek zorundadır.
Düzenlemenin haklı olması, ancak, düzenlenmesi istenen beşeri
davranışın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde korunan değerlere,
yani Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddelerinin koruduğu değerlere “yakın
ve muhakkak bir tehlike” oluşturması halinde mümkündür. Böyle olun-
ca, beşeri bir davranış söz konusu değerlere yakın ve muhakkak bir
tehlike oluşturmuyorsa, sözleşme kısıtlamaya cevaz veriyor diyerek,
beşeri davranışın yasaklanması yoluna gidilmesi hakkın kötüye kul-
lanılmasıdır.
Ancak beşeri davranışın Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddelerinin, do-
layısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin koruduğu değerlere
yakın ve muhakkak bir tehlike oluşturması halinde bile, demokratik
bir hukuk düzeninde, kanun koyucu, bu davranışı suç saymakta ser-
best değildir. Demokratik bir hukuk düzeninde sadece amaç gayri
meşru–vasıta gayri meşru ve amaç meşru–vasıta gayri meşru ifadesini
doğrulayan beşeri davranışlar suç sayılabilir. Bunlar dışındakiler kişi-
lerin hürriyet alanıdır. Ancak, amaç ne olursa olsun, “ifadede şiddete yer
verilmesi” halinde vasıta gayri meşru olmaktadır. Tabii, vasıtada gayri
meşruluğu doğrulayan böyle bir davranışı hukuk korumaz.
Anayasamız, 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de-
mokratik bir devlet olduğunu kabul etmiştir. Böyle bir devlette, bir
ifade (resim, söz, yazı, vs.), şiddeti içeriyorsa, ancak o zaman yasağın
konusu olabilir. Aksine davranış bizzat “düşünceyi” yasaklamaktır.
Hukuk düzenimiz eğer demokratik bir hukuk düzeniyse, böyle bir
hukuk düzeni “düşünceyi” yasaklayamaz. Bu açıdan bakıldığında, Ör-
neğin, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılan 8. maddesi hükmü,
düzenlediği suçun unsurları arasında “ifadede şiddet unsuruna” yer ver-
mediğinden, bizzat düşüncenin kendisini yasaklamaktadır. Kuşkusuz,
bu tür örnekler çoğaltılabilir. Hatta din ve vicdan hürriyetinin teza-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
59TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
hürleri söz konusu olduğunda, Anayasa’nın 24. maddesine rağmen,
bizzat “din düşüncesinin” ve “dinî inancın” kendisinin yasaklandığı
gözlenmektedir.
Böyle olunca, demokratik bir hukuk düzeninde, kabul edilebilir
bir terörle mücadele cihazı oluşturulurken, AİHS’nin 9 ve 10. maddesi
hükmüne uygun olarak, düşünce, din ve vicdan hürriyetini koruma-
nın, ifade hürriyetini teminat altına almanın tek yolu, suç sayılan be-
şeri fiilin tanımında “ifadede şiddet unsuruna” yer vermektir. Açıkçası,
demokratik bir hukuk düzeninde, din, dini inanç ve düşüncenin ifa-
desi ve tezahürleri, amacı ne olursa olsun, ancak “vasıtanın gayri meşru
olması” esasını doğruladığında suç sayılabilir. Oysa hukuk düzenimiz-
de, Manzini’nin düşüncesine uygun olarak, “amacın gayri meşru olma-
sı” esasını sağlayan beşeri davranışlar da suç sayılmıştır. Kuşkusuz,
böyle bir düzenleme, bizzat düşüncenin, dinin ve dini inancın kendi-
sini suç saydığından, demokratik toplum/hukuk/devlet düzenleriyle
bağdaşmamaktadır. Bu durum, ülkede, terör, terörizm, terör örgütleri
ile mücadelenin belli başlı zaaflarından birini olmuştur.
8. 765 /TCK’nın ve 1412 /CMUK’nın Yürürlükte Bulunduğu
Dönemde Terör, Terörizme ve Terör Örgütlerine Karşı Etkin
Bir Toplumsal Savunma Cihazı Oluşturma Çabaları
8. 1. Terör ve Terörizmle Mücadele
Bugün uygar toplumların en yaşamsal sorunu terör ve terörizm-
dir.
Gerçekten, terör ve terörizm demokratik toplum/hukuk/devlet
düzeninin baş düşmanıdır.
Ülkeler, terörle mücadelede, ya ceza kanunlarına sistemini boz-
madan yeni hükümler ekleyerek, ya da özel ceza kanunları çıkararak
başa çıkmak istemektedirler. Uzun yıllardır, Ülkemiz, uzun yıllardır,
terörün yoğun etkisi altındadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan bir ulus olmasına
rağmen, toplumsal yaşamı etkisi altına alan bozuk düzen, ihtilaller,
kamu idarelerinin faşizan uygulamaları, ülkede terör ve terörizmi az-
dırmıştır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Toplum, uzun yıllardan bu yana, 1924 Anayasası’nda ve sonraki
anayasalarda hep özlemini duyduğu demokrasiyi savunmak, terör ve
terörizmi etkisiz kılmak çabası içinde olmuştur. Bugün, toplumun bi-
rinci önceliği, kardeşi kardeşe kırdırmanın ötesinde başka bir özelliği
olmayan, insanlığın elde ettiği en yüksek beşerî değer olan insan hak-
larının arkasına sığınarak, emperyalizmden, komşu düşmanlıkların-
dan, Ortadoğu bataklığından beslenen ırkçı, dinci ve ideolojik terörle
mücadele etmektir.
13
Bu maksatla, 1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu
çıkarılmıştır. Kanun birçok kez değiştirilmiştir. Ancak, bugüne dek,
teröre karşı etkin bir toplumsal savunma cihazı oluşturmada yeterince
başarılı olunamamıştır.
14
8.2. TMK’da Terör, Terörist, Terör Suçları ve Terör Örgütü
Kanun, terörü tanımlayarak, teröristi, terör suçlarını ve terör örgü-
tünü tanımlamıştır. Terör örgütünü kurma, örgütün faaliyetini düzen-
leme veya örgütü yönetme ve örgüte katılmayı suç saymıştır.
Kanun 1. maddede terörü ve terör örgütünü tanımlamıştır.
Terör, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sin-
dirme veya tehdit yöntemlerine başvurarak, kısaca toplumun demok-
ratik, laik, sosyal hukuk Devleti düzenini bozmak amacı ile bir örgüte
mensup olan kişi ve kişiler tarafından girişilecek suç teşkil eden her
türlü eylemlerdir.
15
Terör örgütü, birçok kişinin, “terör suçu” işlemek amacıyla birleş-
mesidir. Gerçekten Kanun, 1/2. maddesi hükmünde, “iki veya daha faz-
la kimsenin birinci fıkrada yazılı terör suçunu işlemek amacıyla birleşmesi
halinde bu kanunda yazılı olan örgüt meydana gelmiş sayılır” demektedir.
Kanun, görüldüğü üzere, TCK’nın 220. maddesi hükmünden fark-
lı olarak, iki kişinin bir araya gelmesini yeterli görmekle kalmamış, ay-
13
Hafızoğulları, Terör ve Hukuk, s. 47.
14
Hafızoğulları, Laiklik, İnanç, Düşünce, ve İfade Hürriyeti, Ankara 1997, s.176. vd.
15
Kanun, 1. maddeyi, anlaşılır bir biçimde ifade etmiş değildir. Gerçekten, birçok
şey madde içine sıkıştırılmış; terör, demokratik toplum/hukuk/devlet düzenini
yıkmaya yönelik faaliyetler olmaktan çok, Devleti yıkmaya, genel sağlığı, kamu
düzenini, vs, bozmaya yönelik faaliyetler olarak algılamış, dolayısıyla önüne gelen
her şeyi terör faaliyeti içine sokmaya gayret etmiştir. Bizce bu, terörle mücadelenin
zaafı olmuştur.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
61TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
rıca örgütün işlemeyi amaçladığı suçları işlemeye yeterli örgünlükte
olmasını da aramamıştır. Hukuk düzenindeki konumu bakımından,
TMK özel ceza kanunudur. Özel kanunun olduğu yerde genel kanun
uygulanmaz. Ancak, TCK 5. maddesi hükmünde, kanunun genel hü-
kümlerinin özel ceza kanunları hakkında da uygulanmasını amirdir.
Bu demektir ki, genel hükümler dışında, özel ceza kanunları kendi ku-
rallarına tabidirler. Böyle olunca, Ceza Kanunu’ndan farklı olarak, iki
kişinin, örgün bir biçimde, bir araya gelmesi ile birlikte, terör örgütü
oluşmuş olmaktadır. TCK’nın 6/j maddesi hükmü, TMK hakkında da
geçerlidir.
Ayrıca, Kanun, örgüt teriminin “Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümle-
ri içeren özel kanunlarda geçen teşekkül, cemiyet, silahlı cemiye, çete veya si-
lahlı çeteyi de kapsadığını” ifade etmiştir. Kanunun, aslında göndermede
bulunduğu kanun, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’dur. 5252 sayılı TCK
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 3. maddesi hükmü
karşısında, kanunun “Türk Ceza Kanunu” şeklindeki göndermesi, 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu anlamındadır.
8. 3. Terör Suçlusu Yahut Terörist
Kanun, 2. maddesi hükmünde, terör örgütü kurmak, yönetmek ve
örgüte katılmak suçunun failini tanımlamıştır. Kanun, faile, “terör suç-
lusu” demektedir. Böylece, kanun, bu maddede teröristi tanımlamış
olmaktadır. Bu demektir ki, teröristlik, failin bir niteliğidir. Bu nitelik,
terör suçlusu faili, muhatabı olduğu cezai muamele bakımından, diğer
faillerden farklı kılmaktadır.
Kanunun 1. maddesinde belirlenen amaçlara ulaşmak için mey-
dana getirilmiş olan örgütlerin mensubu olan ve bu amaçlar doğrul-
tusunda diğerleriyle beraber veya tek başına suç işleyen veya örgütün
faaliyetinden olan suçu veya suçları işlemese bile örgütün salt mensu-
bu olan kişi suçun failidir, yani kanunun ifadesi ile terör suçlusudur.
Ancak, kanunun bu hükmüne bakarak, terör örgütü kurmak, yönet-
mek veya örgüte üye olmak suçunun bir “mahsus suç”, faillerinin de
“mahsus suç faili” olması sonucunu doğurmaz. O nedenle, herkes, bu
suçların faili olabilir. Failin şahsında, isnat yeteneğini azaltan veya kal-
dıran nedenlerinin olması, suçun teşekkülünü etkilemez, failin ceza-
dan sorumluluğunu etkiler.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Kanun, ayrıca, terör örgütüne mensup olmasa bile, örgüt adına
suç işleyen kişileri de terör suçlusu sayılmaktadır.
Bu durumda, terör suçlusu olmak, suçun teşekkülünde değil, su-
çun takibi usulünde ve cezanın infazında suçlu kişinin tabi olacağı usul
ve esaslarla ilgili olmaktadır. Gerçekten, Kanun, yeni bir suç ve suçlu
tipi yaratarak genelden ayrılmış, terör suçunun ve terör suçlusunun
kovuşturulması, soruşturulmasını ve cezalarının infazını genelden
farklı farklı usul ve esaslara bağlamıştır (Bkz., m. 9 vd., 10 vd.).
8. 4. Terör Suçları ve Terör Amacı ile İşlenen Suçlar
Suçun işleyeninin yanına kalmamasının istenmesi, suçlunun geri
verilmesi, ancak siyasi suçlunun geri verilmemesi ilkeleri ortaya çıkar-
mıştır. Bugün terör saiki ile işlenen suçların siyasi suç olup olmadığı
tartışma konusudur. Genel eğilim, demokratik düzenine karşı olduk-
larından, terör ve terörizm amacı ile işlenen suçların, siyasi suç sayıl-
maması doğrultusundadır.
Böyle olunca, kanunun 3/1. maddesi hükmünde, evrensel olarak
siyası suç sayılan devlet aleyhine işlenen suçların, “Terör suçları” sa-
yılması, terör saiki ile suç işleyen kişilerin geri verilmesini imkânsız
kılmaktadır. Bu nedenle, biz, öldürme, yaralama, hırsızlık, vs. suçları
gibi “terör suçları” adı altında bir suç kategorisinin mümkün olmadığı,
muhtemelen siyasi suçlara benzetilerek yaratılmış olan bu tür bir suç
kategorisinin temelinde yanlış olduğu kanaatindeyiz. Ancak, kanunun
açık düzenlemesi karşısında, söylenecek bir söz bulunmamaktadır.
TMK, 765 sayılı kanunun 125, 131, 146, 147, 149, 156, 168, 171 ve
172. maddelerinde öngörülen suçların 5237 sayılı kanununda karşılığı
olan suçların (5252 sayılı kanun, m. 3) kendiliklerinden, yani nitelikleri
bakımından “terör suçları” olduğunu kabul etmiştir. Kuşkusuz, 5237
sayılı kanunda karşılığı olmayan suçlar zımnen ilga edilmiş olmakta-
dır.
Böyle olunca, devletin düzenine karşı olan bu suçları işlemek üze-
re 7. maddede öngörülen terör örgütlerini kurma, yönetme veya örgü-
te katılma suçlarında, artık faillerin fiillerinin kanunun 1. maddesinde
öngörülen amaçlarla örtüşüp örtüşmediği araştırılmayacak, söz konu-
su amaçların zaten işlenmesi amaçlanan suçların bünyesinde mevcut
olduğu kabul edilecektir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
63TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Kanun, 4. maddesinde, ayrıca ikinci bir kategori suçlara yer ver-
miştir. Bunlar, “Terör amacı ile işlenen suçlar” kategorisidir. Kanun, bu
maddede sayılan devlet aleyhine işlenen bir kısım suçlarla, bu nitelikte
olmayan diğer bir kısım suçları Terörle Mücadele Kanunu’nun uygu-
lanmasında “terör suçu” saymaktadır.
16
Bu demektir ki, bu maddede
sayılan suçlar, ancak kanunun 1. maddesinde gösterilen değerleri ihlal
etmek amacına matuf olarak işlenmeleri amaçlandığında 7. maddede
öngörülen terör örgütü kurmak, yönetmek veya üye olmak suçları
mümkün olabilmektedir. Öyleyse, yukarıdaki suçlardan farklı ola-
rak, bu suçları işlemek için terör örgütü kurma suçunda, söz konusu
suçların terör amacı ile işlenmek istendiğinin saptanması zorunludur.
Bu yapılmadığı takdirde, TCK’nın 220. maddesinde öngörülen suçla,
TMK’nın 7. maddesinde öngörülen suç birbirine karıştırılmış olur. El-
bette, bu da, TCK’nın 2, 61/10. maddelerinin ihlalini oluşturur.
8.5. Terör örgütleri
Kanunun 7. maddesinde, her ne nam altında olursa olsun, bu ka-
nunun 1. maddesi kapsamına giren örgütleri kurmak, bunların faali-
yetlerini düzenlemek veya yönetmek ve örgüte girmek suç sayılmış-
tır.
Söz konusu madde hükmü, ifadesi çok failliliği çağrıştırmamakla
birlikte, esasında örgütlü suçluluğu düzenlemiştir. Ancak, kanun, mad-
de kapsamına giren örgütlü suçları, TCK’nın 168, 169, 171, 313, 314 ve
315. maddelerinde düzenlenmiş olan örgütlü suçlardan ayrık tutmuş-
tur. Kanunun bu hükmü, TMK’nın 7. maddesi hükmünün, ayrık tuttu-
ğu hükümler karşısında, özel ceza kanunu olduğuna işaret etmektedir.
Ancak, 5252 sayılı kanunun 3. maddesi hükmü karşısında, TMK’nın
göndermede bulunduğu 765 sayılı kanunun bu maddelerinin karşılığı
olan maddelerin 5237 sayılı kanunda aranması gerekmektedir. Elbette,
karşılığı olmayan maddeler zımnen ilga edilmiş olmaktadır.
Kanun, “her ne nam altında olursa olsun” diyerek, sadece suç işle-
mek için açıkça örgütlenmeleri değil, aynı zamanda meşru örgütlenme
görüntüsü altında suç işlemek için örgütlenmeleri de cezalandırmak
istemektedir.
16
Kuşkusuz, 5252 sayılı kanun, 3. maddesi hükmü TMK’nın 4. maddesinde sayılan
suçlar hakkında da geçerlidir.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Kanunun suç olarak öngördüğü fiil, birinci maddesi hükmünün
kapsamına giren örgütleri kurmak, bunların faaliyetlerini düzenlemek
veya yönetmek ve örgüte üye olmak fiilidir.
Fiil hukuka aykırı olmalıdır. Zorunluluk hali, özellikle örgüte gir-
mede, fiili suç olmaktan çıkarır. Örgüte girme fiilinin cebir ve şiddet,
korkutma ve tehdit altında işlenmesi halinde fail cezalandırılmaz. Bu
hallerde, cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit kullanan kişi, suçun faili
sayılır (TCK m. 28).
Kast, faillerin, bir terör örgütü kurduklarını, bir terör örgütünün
faaliyetini düzenlediklerini veya yönettiklerini, bir terör örgütüne
girdiklerini bilmeleri ve istemeleridir. Özellikle örgütü kuranların ve
yönetenlerin örgüt üyelerinin bu sıfatla işledikleri suçlardan ayrıca so-
rumlu olmalarından farklı olarak, burada, kast, doğrudan kasttır.
Fiili hata, kastı kaldırır.
8. 6. İşlenen Suçlardan Sorumluluk
Failler, yukarıda belirtildiği üzere, hem örgüt kurmak, örgüt yö-
netmek veya örgüt üyesi olmak suçlarından, hem de kendilerinin ör-
güt adına işledikleri diğer suçlardan sorumludurlar. Faillerin, sorum-
luluklarının esası, doğrudan kasttır.
Ancak, failler, bilerek ve isteyerek terör örgütü kurduklarından,
bilerek ve isteyerek bunların faaliyetlerini düzenlediklerinden veya
yönettiklerinden, bilerek ve isteyerek terör örgütüne girdiklerinden,
her fail, diğer faillerin örgüt adına işledikleri suçlardan sorumludur.
Burada, sorumluluğun esası, muhtemel kasttır. Gerçekten, tüm failler,
fiilleri ile daha başında, örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işlenecek
suçlara kayıtsız kalmışlar, işlenmeleri halinde sorumlu olmaya gönül-
lü olmuşlardır.
Öyleyse, ister fiilen katılsın isterse katılmasın, örgütün faaliyeti
cümlesinden olarak işlenen tüm suçlardan, kim işlerse işlesin, failler,
hepsi birlikte sorumludurlar, çünkü örgütün faaliyeti, her dereceden
tüm örgüt mensuplarının, yapılmasını aralarında önceden kararlaştır-
dıkları faaliyetlerdir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
65TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
8. 7. Ceza
Örgütü kuran, faaliyetini düzenleyen veya yöneten failler, beş yıl-
dan on yıla ağır hapis ve iki yüz milyon liradan beş yüz milyon liraya
kadar ağır para cezası ile cezalandırılmaktadırlar.
Kanun, örgüte girenleri, üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüz
milyon liradan üç yüz milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalan-
dırmaktadır.
TCK’nın 5. maddesi karşısında, kanunun öngördüğü ağır hapis
ceza ve ağır para cezasının tayininde, 5252 sayılı kanunun 5 ve 6. mad-
deleri hükmü esas alınacaktır.
Ülkemizde, terör ve terörizmle mücadele bağlamında, terör ör-
gütünün dağılmasını, mensuplarının ele geçirilmesini sağlamak, piş-
manlık duyan örgüt mensuplarının kazanılmasına yardımcı olunmak
amacı ile birçok kez, birçok biçim altında af kanunları çıkarılmıştır. Bu
kanunların terörü ve terörizmi etkisiz kılmakta ne kadar yararlı oldu-
ğu en azından bilimsel olarak bilinmemektedir.
8. 8. Örgüt Mensuplarına Yardım Etmek, Örgütün
Propagandasını Yapmak
Kanun, 7/2. maddesi hükmünde örgüt mensubu olmayan kimse-
lerin, örgüt mensuplarına yardım etmelerini, örgütle ilgili propagan-
da yapmalarını suç saymıştır. Kanun, Faillerin bu fiilleri ayrıca başka
bir suç oluştursa bile, bu suçlardan ötürü ayrıca cezalandırılacaklarını
hükme bağlayarak, burada, suçların içtimaı kabul etmemiş olmakta-
dır.
Örgüt mensuplarına yardım ve örgütün propagandasını yapmak
suçlarının faili, örgüt mensubu olan veya olmayan herkes olur.
Kanunun suç saydığı fiil, örgüt mensuplarına yardımda bulun-
mak fiilidir. Örgüt mensuplarına yardımda bulunmak, failin örgüt
mensubunun örgütsel faaliyetini kolaylaştıran maddi ve manevi her
türlü davranışta bulunmasıdır.
Kast, failin, örgüt mensubu olduğunu bildiği kimseye, yardımda
bulunmayı, bilmesi ve istemesidir. Yardımda bulunulan kimsenin ör-
güt mensubu olduğunun bilinmemesi fiili hata olur ve kastı kaldırır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Diğer suç bakımından kanunun suç saydığı fiil, örgütle ilgili pro-
paganda yapma fiilidir. Propaganda yapmak, örgütü tanıtmak, faali-
yetlerini duyurmak, örgütü ve faaliyetlerini övmek, iyi olduğunu söy-
lemek fiilidir.
Burada, Basının haber verme hakkını kullanması ile örgütün pro-
pagandasını yapmak karıştırılmamalıdır. Basın, haber değeri olmak,
haber sınırları içinde kalmak kaydıyla, kanunun suç saydığı fiiller,
davranışlar hakkında nasıl haber verme hakkına sahipse, aynı şekilde
bir örgütlü suçluluk olan terör, terör örgütleri ve terörizm hakkında da
haber vermek hakkına sahip bulunmaktadır.
Kast, failin bir terör örgütü ile ilgili propaganda yaptığını bilme-
si ve istemesidir. Örgütün terör örgütü olduğunu bilmemek fiili hata
olur ve kastı kaldırır.
Zorunluluk halı, cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit, bu suçlar ba-
kımından da ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır.
Suçların cezası, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon lira-
dan yüz milyon liraya kadar ağır para cezasıdır.
Ancak, TCK’nın 5. maddesi karşısında, kanunun öngördüğü ağır
hapis ceza ve ağır para cezasının tayininde, 5252 sayılı kanunun 5 ve 6.
maddeleri hükmü esas alınacaktır.
Terör örgütünün propagandasını basını kullanarak yapmak halin-
de, ayrıca, mevkute sahiplerine de bir para cezası verilmesini gerektir-
mektedir. (m. 7/5)
Terör örgütlerine yardımın, derneklerde, vakıflarda, siyasi parti-
lerde, vs. yapılması cezayı artırıcı bir neden sayılmıştır (m. 7/3).
Ayrıca, kanun, 7/4. maddesi hükmünde, güvenlik tedbiri olarak,
yardıma karışan dernek, vakıf, sendika, vs, kuruluşlarının kapatılma-
sını ve mallarına el konulmasını amir bulunmaktadır.
9. 2006 Tarih ve 5532 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la 1991 Tarih ve 3713
Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na Getirilen Değişiklikler
9. 1. Terörün tanımı
TMK, yukarıda belirtildiği üzere, çıkarıldığı tarihte yürürlükte
olan TCK ve CMUK ve diğer ceza mevzuatı göz önünde bulundurula-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
67TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
rak oluşturulmuş bir kanundur. Kanunun çıkarıldığı tarihten bu yana,
Anayasada ve ceza mevzuatında büyük değişiklikler olmuş, kanunun
bazı maddeleri Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. TMK’nın ba-
şarısı, artık toplum için çekilmez bir yük olan bazı kanunların ve ka-
nun hükümlerinin yürürlükten kaldırılması (m. 23) olmuştur. Ancak,
Kanun, terör ve terörizmle mücadelede başarılı olamamış, hatta kimi
kanunun terörü azdırdığını ileri sürmüştür.
5237 sayılı TCK’nın, 5271 sayılı CMK’nın ve 5275 sayılı CGTİHK’un
yürürlüğe girmesi TMK’nın köklü bir biçimde gözden geçirilmesini
zorunlu kılmıştır. Gerçekten, mevzuatta meydana gelen bu değişik-
liklerin sonucu olarak, TMK, yeni ceza hukuku düzeninde, düzenle
çelişir bir konuma düşmüş; zaten terör ve terörizmi önlemede yete-
rince elverişli ve etkin olmayan kanunun değiştirilmesi gereği ortaya
çıkmıştır.
5532 sayılı kanun, TMK’nın 1. maddesini aynen korunmuş, ancak
4928 sayılı kanunun 20. maddesi ile değiştirilen “Terör ve örgüt tanımı”
şeklindeki madde başlığını “Terör tanımı” olarak değiştirmekle yetin-
miştir.
Kanun, 1. maddede terörü tanımlamış; ayrıca, çatısı korunarak,
kanunun diğer maddeleri tümden değiştirilmiş, dolayısıyla yeni dü-
zenlemelerle uyumlu, yeni bir terörle mücadele cihazı oluşturulmaya
çalışılmıştır.
TMK’nın 1. maddesi, madde başlığına rağmen, bir tanım hükmü
olmaktan çok, bir açıklama hükmüdür. Ancak, açıklamanın da yerli
yerinde olduğu söylenemez, çünkü düzenlemenin odağına devlet ko-
narak, demokratik toplumsal düzenle doğrudan ilişkili olmayan bazı
değerlerin ihlali de terör suçu sayılmıştır.
TMK’nın 1. maddesi değiştirilmeyip aynen korunduğundan, daha
önce yapılan değerlendirmeler, kuşkusuz geçerliliklerini halen koru-
maktadırlar.
9. 1. Terör Suçları
Kanun, TCK’nın 302, 307, 309, 310/1, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320
maddelerinde yer alan suçları “Terör suçları” saymıştır. Bu suçlar, Dev-
letin kişiliğine, düzenine ve güvenliğine karşı suçlardır. Ceza hukukla-
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
rında bu suçlar siyasi suçlardırlar. Bunların özelliği, bu suçları işleyen
kişilerin, suçlunun iadesine konu olmamalarıdır. Böyle olunca, bazı
suçları terör suçları adı altında kategorize etmek, uluslar arası hukuk
bakımından değil, sadece iç hukuk bakımından önem taşımaktadır.
Söz konusu suçlar, suç işlemek için oluşturulmuş bir örgütün fa-
aliyeti cümlesinden olarak örgütün mensupları tarafından işlenebi-
leceği gibi, tek bir kişi tarafından veya birçok kişi tarafından iştirak
halinde de işlenebilir. Eğer bu doğruysa, terör baz olarak, suçların fa-
illeri arasında, gerek maddi hukuk, gerek muhakeme ve infaz hukuku
bakımından, kanun önünde eşitlik ilkesi karşısında, bir ayırım yapma-
nın mümkün olup olmadığı sorusu akla gelmektedir. Gerçekten, bu
suçların hepsi, nitelikleri bakımından, hem aynı kategori içerisinde yer
alan suçlardırlar, hem de kural olarak, çok faile gerek olmadan, tek bir
faille işlenebilen suçlardırlar. Böyle olunca, hukuki konuları ve yapıla-
rı aynı olan suçları, terör suçu olan ve olmayan suçlar olarak ayırarak
faillerini farklı muameleye tabi tutmak, herhalde kanun önünde eşitlik
ilkesinin ihlaline vücut verir.
Burada, diğer bir sorun, uluslararası sözleşmelerde bazı suçların
“terör suçu” sayılması, böyle sayılan suçların ulusal ceza hukukların-
da da bu adla kategorize edilip edilemeyeceği meselesidir. Gerçekten
kanun, siyasi suç tanımına özenerek, ama madde bazında, “Terör suç-
ları” ve “Terör amacı ile işlenen suçlar” tasnifine yer vermiştir. İCK, 8.
maddesinde siyasi suçları tanımlamış, ama madde bazında bir tanım
yapmaktan kaçınmıştır. 5237 sayılı kanunda benzer bir düzenlemeye
rastlanmaktadır. Siyasi suçlar bakımından madde bazında yapılma-
yan bir düzenlemenin, terör ve terörizm faaliyeti bağlamında işlenen
suçlarda, madde bazında bir düzenleme yapmanın doğru olmadığını
düşünüyoruz. Gerçekten, Örneğin, İCK, 270-bis maddesi hükmünde,
terör örgünü tanımlarken, terör saiki ile işlenen suçları da tanımlamış
olmaktadır. Eğer bu düşünce tutarlı ise, bundan, TMK’nın 1. madde-
sinde yer alan düzenleme karşısında, ayrıca “terör suçu” ve “terör amacı
ile işlenen suçlar” şeklinde bir ayırımın gereksiz olduğu sonucu ortaya
çıkmaktadır.
Kısacası, 5532 sayılı kanunla, eski korunmuş, 5237 sayılı kanun gö-
zetilerek, TMK’nın 3. maddesinde yer alan suçların maddeleri düzel-
tilmiş, ancak terörle mücadele konusunda bir yenilik getirilmemiştir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
69TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
9. 2. Terör Amacı ile İşlendiklerinde “Terör Suçu” Sayılan Suçlar
Kanun 1. maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda kurulmuş bir
terör örgütünün faaliyeti cümlesinden olarak işlenen suçları terör suçu
saymaktadır. Bu demektir ki, bunlar, öncekilerden farklı olarak ken-
diliklerinden terör suçu değildirler, işlenmelerinin amacı bakımından
terör suçu olmaktadırlar.
Kanun, terör amacı ile işlenen suçların sayılarını, kaldırdığı
TMK’nın 4. maddesinin düzenlemesine oranla çok daha geniş tutmuş-
tur. Gerçekten kanun, TCK’da yer alan suçların yaklaşık üçte birini,
“bağlantılı siyasi suça” benzer bir biçimde madde bazında “bağlantılı
terör suçu” saymıştır. Bu, madde bazında sayılan suçlar dışında kalan
suçların, kanunun 1. maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda
işlenmiş olsalar bile, kanunilik ilkesi gereğince terör suçu sayılmama-
ları demektir. Gerçekten, “temel hak ve hürriyetleri yok etmek”, “kamu
düzenini” ve “genel sağlığı” bozmak amacı doğrultusunda, maddede
ismen yazılı suçlardan başka suçlar, Örneğin, 76, 77, 83, 102, 103, vs.
işlendiğinde; bu suçlar, bir terör örgütünün faaliyeti cümlesinden olsa
bile, terör suçu sayılmayacaklardır. Bu doğru ise, madem terör suçunu
suçu işlemekte güdülen amaç belirlemektedir, bir terör örgütünün fa-
aliyeti cümlesinden olarak işlenen suçların, terör suçu sayılmamasının
mantığı anlaşılamamaktadır.
Kanun, TMK’nın 3 ve 4. maddede yazılı suçların terörle ilgili ola-
rak cezalarının artırılmasını emreden 5. maddesi hükmünü, değiştir-
miş, 5237 sayılı TCK ile uyumlu kılmıştır.
9. 3. Terör Suçlusu
5532 sayılı kanun, TMK’nın 2. maddesi hükmünü değiştirmemiş,
terör suçlusu tanımını korumuştur. Bu demektir ki, 5532 sayılı kanun,
birçok değişiklik yapmasına rağmen, esas olarak TMK’nın yapısına,
esas ve ilkelerine sadık kalmıştır.
9. 4. Örgüt Kurmak, Örgütünün Propagandasını Yapmak ve
Örgüte Mali Kaynak Sağlamak Suçları
9.4.1. Kanunun Terör ve Terörizme Bakışı
TMK., terör ve terörizmle mücadeleyi bir bütün olarak görmek is-
temektedir. Bu bağlamda, kanun, terör ve terörizme katkıda bulunan
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
her faaliyeti yasaklamak yoluna gitmiş ve bu faaliyetlerde bulunmayı
suç saymıştır.
Gerçekten, 5532 sayılı kanun, TMK’nın mülga 8. maddesinde “Te-
rörün finansmanını” ve eklediği 8/A maddesinde nitelikli halleri dü-
zenlemiştir. Kanun, ayrıca, terörle mücadele unsurlarını, işlevlerini
yerine getirmede etkin kılıcı düzenlemelere yer vermiştir.
Konu örgütlü suçluluk olduğundan, burada, suçlar üzerinde du-
rulacaktır.
9. 4. 2. Örgüt Kurmak, Yönetmek ve Örgüte Üye Olmak
TMK’nın yukarıda incelenen 7. maddesi hükmü 5538 sayılı kanun-
la değiştirilmiş; değiştirilen madde hükmünde 5237 sayılı TCK’nın 314.
“maddesi hükmüne göre cezalandırılır” denerek, değiştirilen hüküm, bu
hükümle bağıntılı kılınmıştır. Bu norm, TMK’nın 7/1. maddesi hük-
müne nispetle, yapısının gereği olarak, bir gönderme normudur.
TMK’nın 7/1. maddesi hükmünün kendisine göndermede bulun-
duğu TCK’nın 314. maddesi hükmü “Silahlı örgüt” kurmayı yasakla-
maktadır. Burada, davranış hükmü, yani suç oluşturan fiil, “Bu kısmın
dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla silahlı
örgüt kurma veya yönetme” fiilidir. Müeyyide hükmü, örgütü kuranlar
ve yönetenler bakımından on yıldan on beş yıla, örgüte katılanlar bakı-
mından beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak, kanun, 314/3.
maddesi hükmünde bir gönderme hükmüne yer vermiş bulunmakta-
dır. Bu hüküm “Suç işlemek için örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hüküm-
ler, bu suç açısından aynen uygulanır” demektedir.
Böyle olunca, TCK’nın 314. maddesinin kendisi için yaptığı gön-
derme, bu maddeye göndermede bulunan TMK’nın 7/1. maddesi hük-
mü hakkında da geçerli midir, meselesi ortaya çıkmaktadır. Gerçekten,
TMK’nın 1, 2, 3, 4. maddeleri karşısında, kanunun 7/1. maddesi hük-
mü, TCK’nın 314. maddesi hükmünün öngördüğü normun, hükmüne
mi müeyyidesine mi, yoksa her ikisine mi göndermede bulunduğu
meselesinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu iki bakımdan
önemlidir. Bir kere, TCK’nın 314. maddesi silahlı örgütü düzenlemek-
tedir. Öte yandan, 314. madde hükmünün göndermede bulunduğu
220. maddesi hükmü suçun unsurlarında farklılık arz etmektedir.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
71TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Gerçekten, 5538 sayılı kanunun değiştirdiği TMK’nın 7. madde-
si hükmüne baktığımızda, hükmün, hem davranış hükmünden hem
de müeyyide hükmünden oluştuğu görülmektedir. Oysa 5538 sayılı
kanunla değişik 7. madde hükmüne baktığımızda, hükmün, davranış
hükmünün bulunduğunu, ama müeyyide hükmünün bulunmadığını,
müeyyide hükmünün bir gönderme hükmü ile sağlandığı görülmek-
tedir. Böyle olunca, TCK’nın 314. madde hükmüne yapılan gönderme,
hükmün tümüne değil, sadece hükmün müeyyide hükmüne yapılan
bir gönderme olmaktadır.
Öyleyse, TMK’nın 5538 sayılı kanunla değiştirilen 7. maddesi hük-
münün davranış kuralı koyan hüküm hükmü, TCK’nın 314. madde-
si hükmünün davranış kuralı koyan hüküm hükmünden tamamen
bağımsızdır. Dolayısıyla TMK’nın 7. maddesinde öngörülen suçların
unsurları oluşturulurken, TCK’nın 314. maddesi hükmünün ve bu
hükmün göndermede bulunduğu TCK’nın 220. maddesi hükmünün
suç olan davranışı tanımlayan hüküm hükmünün belirleyici herhangi
bir değeri bulunmamaktadır. Kuşkusuz, TCK’nın 5. maddesi hükmü
karşısında, Özel ceza kanunları, TCK’nın genel hükümlerine aykırı
hükümler taşıyamazlar. Ancak, TCK’nın 314. maddesi hükmü, bu ni-
telikten yoksundur. Öyleyse, suçun unsurlarını oluşturmada, TCK’nın
314. maddesi hükmü ile TMK’nın 7. maddesi hükmünün hiçbir ilişkisi
bulunmamaktadır. Söz konusu bu iki madde hükmü arasındaki ilişki
sadece müeyyide hükmüne ilişkindir, yani TCK’nın 314. maddesinin
müeyyide hükmü, göndermeden ötürü, TMK’nın 7/1. maddesinin
müeyyide hükmü olmaktadır.
Gerçekten, TMK’nın 5532 sayılı kanunun 1. maddesi ile sadece
madde başlığı değiştirilen 1. maddesinin 4928/20 kanunla değişik 2.
fıkrası hükmü bu düşünceyi doğrulamaktadır. Bu hüküm, TCK’nın
314. maddesi hükmünün aksine, sadece iki kişinin bir araya gelerek
örgünleşmesi halinde bu kanunda yazılı örgütün meydana geldiği-
ni kabul etmekte ve TCK’nın 314. maddesi hükmünden farklı olarak
başka bir şart aramamaktadır. Öte yandan, TMK’nın 5538 sayılı ka-
nunla değişik 7. maddesi hükmü, TCK’nın 314. maddesi hükmünden
farklı olarak, “Terör örgütlerinin” mutlaka “silahlı örgüt” olması şartını
aramamıştır. Böyle olunca, TMK’nın 7/1. maddesinde öngörülen suç-
lar, unsurları bakımından, TCK’nın 314. maddesinde ve bu maddenin
göndermede bulunduğu 220. maddesinde öngörülen suçlardan farklı
olmak zorundadır. Fark, TMK’nın 7/1. maddesinin TCK’nın 314. mad-
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
desi ve bu maddenin göndermede bulunduğu 220. maddesi karşısında
genelde özeli ifade etmesidir. Ancak, 5532 sayılı kanunun, TMK’nın 1.
maddesinin yönteme ilişkin düzenlemesini tekrarlamak yanında, ayrı-
ca getirdiği yenilik, TCK’nın 314. maddesi hükmünün müeyyide hük-
müne yaptığı göndermenin sonucu olarak, TCK’nın 221. maddesinde
düzenlenmiş olan “Etkin pişmanlık” hükmünün müeyyide hükmüne
dahil edilmiş olmasıdır.
Suçun unsurlarına gelince, TMK’nın 7/1. maddesinde yer alan
suçlar, yapıları bakımından çok failli suçlardırlar. Bu suçlar, TMK’nın
1. maddesi hükmü karşısında, en az iki kişinin veya en az iki kişiden
oluşmuş olan bir örgütün varlığını gerektirmektedirler. Bu konuda
daha önce söylenenler kuşkusuz burada da geçerlidir.
Kurulan örgüt terör örgütü olmalıdır.
Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldır-
ma veya tehdit yöntemleriyle kanunun 1. maddesinde belirtilen amaç-
lara yönelik olarak suç işlemek üzere örgünleşmiş olmaktır. Burada,
“üzere” kelimesi fiilin tasavvur, yani hazırlık hareketleri aşamasından
çıkıp, icra hareketi aşamasına gelmiş olmayı, yani örgünleşmiş olmayı
ifade etmektedir.
Terör örgüt kurmak fiili yanında, örgütü yönetmek, örgüte girmek
fiilleri de “Terör örgütleri” kurma suçlarını oluşturmaktadır. Örgüt yö-
netmek, örgütün yönetiminde hiyerarşik olarak söz sahibi olmaktır.
Kanun örgüte girmeyi “üye olmak” olarak ifade etmiştir. Bizce doğrusu,
üye olmak değil örgüte girmektir. Örgüte girmek, yani örgüt mensubu
olmak suç sayılmaktadır. Kanun örgütün faaliyetini düzenleyenlerin
de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılmasını emretmiştir. Burada
örgütün faaliyetini düzenlemeden maksat, herhalde yöneten-yönetilen
ilişkisi içinde olmadan örgüte her türden teknik yardım sağlamaktır.
Kanun suçun oluşması için örgütün bir faaliyette bulunması, yani
örgüt mensuplarının örgütün amaçları doğrultusunda kendiliklerin-
den veya aldıkları emir üzerine bir suç işlemeleri şartını aramamak-
tadır. Örgüt mensupları kendiliklerinden veya emir üzerine örgütün
amaçlarını gerçekleştirmek zımnında bir suç işlediklerinde, suçtan,
suçu işleyen kişi yanında, örgütün diğer mensupları da sorumludur.
Kısacası, herkes, hem örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak
suçlarından, hem de her örgüt mensubunun örgütün amacını gerçek-
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
73TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
leştirmek zımnında örgütün faaliyeti olarak kendiliğinden veya emirle
işlemiş olduğu kanunun 3 ve 4. maddesinde yazılı her suçtan sorum-
ludur.
Gerek örgüt oluşturmak, yönetmek veya örgüte katılmak suçları,
gerekse örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işlenen suçlar, kastla iş-
lenen suçlardırlar. Bunlar hakkında daha önce söylenenler burada da
geçerlidir.
Suçların cezasına gelince, Örgütü kuran ve yöneten, örgüt faaliye-
tini düzenleyen, kişilere on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası veri-
lir. Örgüte üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
Etkin pişmanlık gösterenler hakkında TCK’nın 221. maddesi hükmü
uygulanır.
9. 4. 3. Terör Örgütünün Propagandasını Yapmak Suçları
Kanun, terör örgütünün “propagandasını” yapmayı suç saymıştır.
Propagandanın sözlük anlamı bir duyguyu, bir düşünceyi, bir haberi
yaymadır. Propaganda aynı zamanda bir şeyin reklâmını yapma, bir
şeyi övmek anlamına da gelmektedir.
Kanunun 7/2. maddesi hükmünde öngörülen “terör örgütünün
propagandasını yapmaktan” maksat, terör örgütünü tanıtmak, örgütün
amacını anlatmak, faaliyetlerinden başkalarını haberdar etmek; ör-
gütü, faaliyetlerini ve örgüt mensubu kişileri övmek anlamındadır.
Gerçekten, kanun, bu hükümle, terör örgütlerinin, toplumda fikri bir
yapısı kazanmasını önlemek, fikren taraftar olabilecek kimseleri engel-
lemek istemiştir.
Herkes terör örgütünün propagandasını yapabilir. Bizzat terör ör-
gütü veya terör örgütü mensupları da kurumsal veya bireysel olarak
örgütlerinin propagandasını yapabilirler.
Propaganda her çeşit vasıta ile yapılabilir. Propagandanın medya
kullanılarak yapılması cezayı artıran nedendir.
Kanunda kullanılan “basını” medya olarak anlamanın doğru oldu-
ğunu düşünüyoruz.
Suç kastla işlenir. Kast, failin bir terör örgütünün propagandası-
nı bilmesi ve istemesidir. Fiili hata kastı kaldırır. Fail propagandasını
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
yaptığı örgütün bir terör örgütü olduğunu bilmiyorsa, fiili hataya düş-
müş olmaktadır.
Bir terör örgütü ve eylemleri hakkında halkın bilgilendirilmesi,
haber verme hakkının sınırları içerisinde olduğu sürece, bir suça vücut
vermez. Kuşkusuz, propaganda yapma yasağı, haber verme hakkını
kayıtlayamaz.
Suça iştirak mümkündür.
Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla ka-
dar hapis cezası ile cezalandırılır.
9. 4. 3. 1. Yayın Organı Sahibi ve Yayın Sorumlusunun
Yayından Sorumluluğu
Kanun, basın ve yayın organı sahibini ve yayın sorumlusunu, te-
rör örgütünün propagandasını yapan kişinin fiiline iştirak etmeksizin,
o kişiye ait terör örgütünün propagandasını içeren, her türlü söz, yazı,
resim, vs. in sahibi veya yönetiminde olduğu basın ve yayın organında
yayınlanmış olmasından sorumlu tutmaktadır.
Kanun, bunu, pek de anlaşılır olmayan “Ayrıca, basın ve yayın or-
ganlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumlu-
ları hakkında... adli para cezasına hükmolunur” biçiminde ifade etmiştir.
Suça iştirakte, katılan kişiyi fiiline katıldığı kişinin mutlaka bilmesinin
gerekmemesi karşısında, madem kanun “iştirak etmemiş olma” şartını
aramaktadır. Burada yayın organı sahibinin ve yayın sorumlusunun
sorumluluğu, TCK’nın 5. maddesinin ve objektif sorumluluk türünü
Ceza hukukundan kaldırdığını iddia eden 23. maddesinin ve gerekçe-
sinin aksine tam bir objektif sorumluluktur (Bkz., ayrıca, 5187/BK m.
11).
Hükmü, Basın hürriyetinin, haber verme hakkının ağır bir ihlali
niteliğindedir, çünkü suç için öngörülen para cezası o kadar çok kor-
kutucudur ki, birçok basın ve yayın organı, ölçüyü kaçırmak korkusu
ile ülkede cereyan eden terörist faaliyetlerin haberlerini vermekten,
değerlendirmesini yapmaktan kaçınabilir. Bu, dolaylı olarak basın
hürriyetinin kısıtlanmasıdır. Savaş, sıkıyönetim olmadıkça, uygar top-
lumun düşmanı terör örgütlerinin uygar toplumun her türlü imkânın-
dan yararlanmaları ve bu suretle propagandalarını yapmaları veya
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
75TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
yaptırmaları, bu toplumların vazgeçilmez bir temelini oluşturan haber
alma hakkının kısıtlanmasını haklı kılmaz.
Basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları, bin
günden on bin güne kadar adli para cezasından sorumludurlar. An-
cak, yayın sorumluları hakkında verilecek cezanın üst sınırı beş bin
gündür.
9. 4. 3. 2. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerinde Kimlik
Gizleme Suçu
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin hukuka uygun olarak başlama-
sı ve sürmesi asıldır. Ancak, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, çoğu
kez terör örgütlerinin propagandasının toplantısının ve yürüyüşünün
yapılması şekline dönüştüğü gözlenmektedir. Bu tür toplantı ve göste-
ri yürüyüşlerinde, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişiler, ceza-
landırılmadan kaçmak amacı ile yüzlerini tamamen ve kısmen kapata-
rak, kimliklerini gizleme yoluna gitmektedirler.
Kanun, terörün etkinliğini kırmak bağlamında, 7/2,a maddesi
hükmünde “Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve
gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen ve
kısmen kapatılmasını” suç saymış ve faillerini bir yıldan beş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırmıştır.
Suçun veya fiilin ön şartı toplantı ve gösteri yürüyüşünün bir terör
örgütünün propagandasının yapılmasına dönüşmesidir. Suçun maddi
unsuru failin yüzünü tamamen ve kısmen kapaması fiilidir.
Suçun manevi unsuru genel kasttır. Kast failin yüzünü tamamen
veya kısmen kapamayı bilmesi ve istemesidir. Ancak, bu, yeterli değil-
dir. Fail ayrıca, yüzünü, kimliğini gizlemek amacı ile kapamış olmalı-
dır. Öyleyse, suçun işlenmesi için genel kast yeterli değildir ayrıca özel
kast gerekmektedir. Gerçekten, Örneğin, kışın yapılan ve terör örgü-
tünün propagandasına dönüşen bir toplantı ve gösteri yürüyüşünde,
kimliğini gizlemek için değil, sırf soğuktan korunmak için yüzünü ka-
patan kimse, bu suçu işlemiş olmaz.
Fiili hata kastı kaldırır. Failin katıldığı toplantı ve gösteri yürüyü-
şünün bir terör örgütünün propagandasını yapmakta olduğunu bil-
memesi halinde failin kastından söz edilemez.
Fail bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
9. 4. 3. 3. Örgüte Ait Amblem ve İşaretlerin Taşınma,
Slogan Atma Suçları
Kanun, 7/2, b maddesi hükmünde, terör örgütü üyelerinin ve
destekçilerinin, bu durumlarını başkalarına belli edecek bir biçimde,
örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses ci-
hazları ile yayın yapılması veya terör örgütüne ait işaretlerin üzerinde
bulunduğu üniformanın giyilmesi fiillerini suç saymaktadır.
Terör örgütü, TMK’nın “terör örgütü” saydığı örgüttür.
Suçun ön şartı terör üyesi veya destekçisi olmaktır. Zaten, kanun,
bu fiilleri işleyerek durumunu açığa vuran kimseleri, terör örgütünün
üyesi ve destekçisi saymaktadır.
Suçun maddi unsuru, terör örgütünün amblem ve işaretini taşı-
mak, terör örgütü lehine slogan atmak, sis cihazları ile yayın yapmak,
terör örgütünün amblem ve işaretlerini üzerinde bulunduran ünifor-
ma giymek fiilleridir.
Suç seçimlik hareketli bir suçtur. Fillerden birinin veya birçoğu-
nun yapılması birden çok suça değil, tek bir suça vücut verir. Ancak,
ceza, duruma göre, üst sınıra yakın veya üst sınırdan verilir.
Suç genel kastla işlenir.
Fiili hata kastı kaldırır. Gerçekten, taşıdığı amblem ve işaretin bir
terör örgütüne ait olduğunu bilmeyen bir çocuk, kastla hareket etmiş
olmaz.
9. 4. 3. 4. Cezanın Artırılması
Terör örgütünün propagandasını yapma suçları, dernek, vakıf, si-
yasi parti, işçi veya meslek kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya ek-
lentilerinde, öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında işlenmesi
halinde, kanun, cezanın iki kat artırılarak verilmesini (m. 7/son) amir
bulunmaktadır.
9. 4. 4. Teröre Mali Kaynak Sağlamak Suçu
Terör örgütlerinin varlıklarını sürdürebilmeleri düzenli mali kay-
naklara sahip olmaları halinde mümkündür. Terörle mücadelenin
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
77TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
başarılı olması, bir yerde, terör örgütlerinin mali kaynaklarının kuru-
tulmasına bağlı bulunmaktadır. Bu bağlamda olmak üzere, TMK, eski-
den olmayan, ancak yeniden düzenlenen 8. maddesi hükmünde, terör
örgütlerine mali kaynak sağlanmasını suç saymaktadır.
Suçun maddi unsuru, tamamen veya kısmen, terör suçlarının iş-
lenmesinde kullanılacağı bilinerek ve istenerek, “fon sağlamak veya
toplamak” fiilidir (m. 8/1). Burada, suçun oluşması için ayrıca fonun
kullanılmasına gerek yoktur.
Fon, para ve değeri para ile ifade edilebilen her türlü mal, hak, ala-
cak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hâsıl
olan menfaat ve değerdir (m. 8/2).
Fon sağlamak veya toplamak “terör suçlarının işlenmesinde kullanıl-
mak” ile kayıtlıdır. Terör suçları, kanunilik ilkesi gereğince, TMK’nın 3.
maddesinde sayılan suçlarla sınırlıdır. Bu suçlara, “terör amacı ile işle-
nen suçlar” dâhil değildirler. Kanunun düzenlemesinin isabetli olduğu
söylenemez.
Suçun manevi unsuru, failin, terör suçlarında kullanılacağını bile-
rek ve isteyerek fon sağlamayı veya toplamayı bilmesi ve istemesidir.
Bu demektir ki, sadece fon sağlamayı ve toplamayı bilmek ve istemek
suçun manevi unsurunun oluşmasında yeterli değildir. Gerçekten, te-
rör suçlarının işlenmesinde değil de herhangi bir kurum veya kurulu-
şun bir faaliyeti için para topladığını sanan kimse, fiili hatadan ötürü,
kast ile hareket etmiş olmaz, öyleyse fiili suç oluşturmaz.
9. 4. 5. TMK Kapsamına Giren Suçların Kamu Görevlisi
Tarafından veya Tüzel Kişinin Faaliyeti Cümlesinden
Olarak İşlenmesi Cezanın Ağırlaştırıcı Nedenidir.
Kanun, 8/A. maddesi hükmünde “Bu kanunun kapsamına giren suç-
ların….kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak” işlenmesi ha-
linde verilecek cezanın yarı oranında artırılmasını emretmektedir.
Bu kanunun kapsamına giren suçlardan maksat, kanunun, 3 ve 4.
maddelerinde öngördüğü suçlar yanında, diğer maddelerinde öngör-
düğü suçlardır.
Bu ağırlaştırıcı nedenin uygulanabilmesi için “kamu görevinin sağ-
ladığı nüfuzun kötüye kullanılmış olması” gerekmektedir.
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Kanun, 8/B maddesi hükmünde, “Bu kanunun kapsamına giren suç-
ların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde”, TCK’nın 60.
maddesi hükmünün uygulanmasını emretmiştir.
10. Çıkar Amaçlı Örgütlü Suçluluk
Çıkar amaçlı örgütlü suçluluk terimi, genellikle organize suçluluk
terimi yerine kullanılmaktadır. Bu terim, ABD kökenlidir. Genelde
Mafya tipi örgütlenmeye benzer bir biçimde organize olarak, örgütlü
suç işlemeyi ifade etmektedir.
17
Bu tip suç örgütlerini çökertmek, faillerini cezalandırmak, 4422 sa-
yılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile sağlanmaya
çalışılmıştır. Ancak, kanun, başarılı olunamamış; kişi hak ve hürriyet-
lerini, demokratik bir toplumda zorunlu olanın ötesinde, kabul edil-
mesi zor sınırlandırmalar getirmekle kalmıştır.
10. 1. Çıkar Amaçlı Örgütlü Suçluluk Özel Kanun Konusu
Olmaktan Çıkarılmıştır
Örgütlü suçluluğun özel bir türünü ifade eden çıkar amaçlı örgüt-
lü suçluluk, hukuk düzenimizde ilk kez 30.07.1999 tarih ve 4422 s. Çı-
kar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile düzenleme konusu
yapılmıştır. Ancak, söz konusu kanun, 5320 sayılı CMK Yürürlük ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 18/1, d maddesi hükmü ile, 1
Haziran 2005 tarihi itibarıyla, bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte yü-
rürlükten kaldırılmıştır.
Bugün, çıkar amaçlı örgütlü suçluluk, hukuk düzenimizde, Terör-
le Mücadele Kanunu’ndan farklı olarak, “özel ceza kanunu” niteliğinde
bir kanuna konu bir düzenleme olmaktan çıkarılmıştır. Büyük yanlış-
ları içeren söz konusu kanun, yürürlükte bulunduğu süre içinde, maa-
lesef, birçok kişinin giderilmesi imkânsız zararına neden olmuştur.
10. 2. Yeni Düzenleme
CMK, “Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme” bölüm başlığı altında, Görev
ve yargı çevresinin belirlenmesi madde başlığını taşıyan 250. madde-
17
Fiandaca, a. g. m., 37, 38, 41, 46 vd.
hakemli makaleler Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN
79TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
sinde, Türk Ceza Kanunu’na göndermede bulunmakta; çıkar amaçlı
suç örgütlerini bu kanunun 220. maddesi kapsamında düşünmekte-
dir.
Böylece, kanun, Ceza Kanunu’nun 220. maddesini “eksik ceza nor-
mu” saymakta, bu hükmü ile eksik saydığı TCK’nın 220. maddesi hük-
münü, CMK’nın 250/1, a, b maddeleri hükmü ile tamamlamış olmak-
tadır.
Bu durum karşısında, uyuşturucu madde imali ve ticareti suçları-
nı işlemek amacı ile örgüt kurma, muhakemesi diğer suçlardan farklı
olmakla birlikte, TCK’nın 220. maddesinde öngörülen suçu oluştur-
maktadır.
Gene, aynı şekilde, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacı gözeti-
lerek suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, muhakemesi diğer suçlardan
farklı olmakla birlikte, TCK’nın 220. maddesindeki suçu oluşturmak-
tadır. Ancak, örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işlenecek suçlarda,
suçun “cebir ve tehdit uygulanarak işlenmesi” aranmaktadır. Öyleyse, suç
işlemek için kurulmuş bir örgütün, “çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş
bir örgüt” sayılabilmesi için, örgütün faaliyeti cümlesinden olarak işle-
diği suçlarda, mutlaka “cebir ve tehdit” kullanması gerekmektedir. Or-
tada işlenmiş suç veya suçlar var, ancak bunların işlenmesinde cebir
ve tehdit kullanılmamışsa, suçun amacı çerçevesinde işlenen örgütün,
“haksız ekonomik çıkar sağlayan” bir örgüt olmayacaktır.
Burada çözülmesi gereken ciddi bir mesele akla gelmektedir. Ger-
çekten, CMK, 250. maddede eksik ceza normunu tamamlamakla kal-
mamakta, ayrıca bu hükmün kapsamında olan suçlarda “görev ve yargı
çevresini” belirlemektedir. Bu düzenleme karşısında, amaç suç işlenme-
dikçe, örgütün niteliğini belirlemek mümkün olamayacağından, çıkar
amaçlı suç örgütü kurma suçunda, bu suç için öngörülen usulün uy-
gulanması herhalde mümkün olamayacaktır. Söz konusu bu durum,
sonunda, tabiri caizse, tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan
çıkar hikâyesine dönüşmektedir.
Bizce, çıkmazdan kurtulmak, ancak, suçun “cebir ve tehdit uygulana-
rak işlenmesi” hükmünden, çıkar elde etmek için işlenmesi amaçlanan
suçların, niteliklerinin icabı olarak, cebir ve tehdit içeren suçlar olmala-
rının anlaşılması halinde mümkündür. Tabii, bu doğru ise, bakılacak,
amaçlanan suç, niteliğinin icabı olarak, cebir ve tehdidi içeriyorsa, suç
Zeki HAFIZOĞULLARI/Günal KURŞUN hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
işlemek için örgüt kurma suçunun soruşturulması ve kovuşturması,
fiilen amaç suç ister işlenmiş ister işlenmemiş olsun, CMK’nın 250 vd.
maddeleri hükmüne tabi olacaktır. Elbette, bunun dışındaki hallerde,
tüm diğer suçların tabi olduğu “olağan soruşturma ve kovuşturma usul-
leri” uygulanacaktır.
11. Sonuç
Örgütlü suçluluk, hukuk düzenimizde, gereğince anlaşılmış de-
ğildir.
TCK’nın 220. maddesi, suç işlemek için örgüt kurma suçunun iyi
bir düzenlemesini temsil etmemektedir. En başta, örgütle örgütün fa-
aliyeti; bu bağlamda, örgütün, faaliyeti cümlesinden olan amaçlanan
suçları işlemeye elverişli olması ile yeterli olması, birbirine karıştırıl-
mış, dolayısıyla 765 sayılı kanunun koyduğu yapı, geçerli bir gerekçe
konulmadan bozulmuş, doktrin ve uygulamadan yararlanma imkânı
ortadan kaldırılmıştır.
Ödüllendirme, tartışmalara yer verecek niteliktedir.
TMK ile TCK’nın 220. maddesi hükmü birbirini tutmamakta, çeliş-
kiler içermektedir.
4422 sayılı kanunun yürürlükten kaldırılması iyi olmuş, ancak ge-
tirilen düzenleme, yetersiz olmuştur.
Tarihi kanun koyucunun, örgütlü suç ve suçluluğu, geçerli bir
doktrine dayanmaksızın düzenlemiş olması; geçmişte oluşan doktrin
ve uygulamayı bilerek ve isteyerek kullanılmaz kılmış bulunması; geç-
mişi olmayan bir düzenleme yaratıldığından, ileride, telafisi zor, ciddi
sıkıntılara neden olacaktır.