Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009170
TÜRK CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNDA
İDDİANAMENİN İADESİ
Ahu KARAKURT
∗
giriş
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) getirdiği ye-
niliklerden birisi de, iddianamenin iadesi kurumudur. İddianamenin
iadesi, soruşturma evresinde sunulan iddianamenin mahkemece mu-
hakemeden geçirildikten sonra kanunda sayılan sınırlı nedenlere bağlı
olarak savcılığa geri gönderilmesi anlamını taşır.
Soruşturma evresinde delillerin toplanmasında eksik kalındığı,
başlangıç şüphesiyle kamu davası açıldığı, iddianamede yer verilmesi
gereken unsurlara çoğu kez yer verilmediği, bazen sanık ve şüpheli
haklarının ihlal edildiği, kovuşturma evresinin yavaş ilerlediği geçmiş
dönemler düşünüldüğünde ceza muhakememiz bakımından iddiana-
menin iadesi olanağının değerinin oldukça büyük olduğu ortaya çık-
maktadır.
Bu çalışmada CMK’nın iddianamenin iadesine ilişkin düzenleme-
sinin ele alınmasının nedeni, iddianamenin iadesinin ceza muhakeme-
sindeki işlevini ana hatları ile tanıtmak ve CMK’nın 174. maddesinde-
ki düzenleniş biçimiyle kendisinden beklenen işlevi yeterince yerine
getirip getiremeyeceğini sorgulamaktır.
Çalışmada öncelikle iddianamenin iadesi kurumu hakkında bilgi
verilmiş, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu döneminde iddianame-
nin iadesi kurumuna duyulan ihtiyaç ve bu hususla ilgili olarak geti-
rilen öneriler ele alınmıştır. Daha sonra 5353 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nda Değişiklik Yapan Kanun’un ve 5560 sayılı Çeşitli Kanun-
∗
Ar. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yöne-
timi Bölümü Hukuk Bilimleri ABD.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009171
larda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un ilgili hükümleri dikkate
alınarak, iddianamenin iadesinin şartları, yasak olduğu haller, usulü,
sonuçları açıklanmaya ve tartışmalı olduğu düşünülen yönleri irdelen-
meye çalışılmıştır.
I. TÜRK CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNDA
İDDİANAMENİN İADESİNE DUYULAN İHTİYAÇ VE
İDDİANMENİN İADESİ KURUMUNUN KABULÜ
A. Soruşturma Evresi ve İşlevi
Soruşturma evresi, CMK’nın 2. maddesinde, yetkili mercilerce
suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen
süreç olarak tanımlanmıştır.
1
Maddi gerçeğe ulaşmak amacını taşıyan
ceza muhakemesinin olmazsa olmazı, ilk ve belki de en önemli aşama-
sı soruşturma evresidir. Şöyle ki; ön şartı olduğu kovuşturma evresi-
nin sağlıklı ve sonuç getirebilecek bir şekilde yürütülmesi soruşturma
evresine bağlıdır.
Bu evrenin beyni Cumhuriyet savcısıdır. CMK’nın 160. maddesine
göre, cumhuriyet savcısının görevi, kamu davası açıp açmamaya karar
vermek üzere gereken incelemeyi yapıp, maddi gerçeğin araştırılma-
sına ve adil bir yargılama yapılmasına imkan sağlayacak şüphelinin
lehine veya aleyhine olan delilleri toplayarak, onları muhafaza altına
almak, iddianameyi hazırlamak, şüphelinin haklarını korumaktır.
Soruşturma evresinin ayıklayıcılık ve hazırlayıcılık olmak üzere
iki işlevi vardır. Ayıklayıcılık işlevi, hangi olaylar hakkında kovuştur-
ma yapılıp, hangileri hakkında yapılmayacağının değerlendirilmesini
anlatır.
2
Hazırlayıcılık işlevi ise bir üst evre olan kovuşturma evresi-
ne geçilmesine karar verilmesi halinde bu dönemin en kısa sürede, en
sağlıklı şekilde sonuçlanması için şüpheyi oluşturan tüm olgu ve delil-
lerin ortaya konmasını ifade eder.
3
1
CMK’da soruşturma evresi tanımlanırken “suç şüphesinin öğrenilmesi” ibaresi-
ne yer verilmesinin yerinde olmadığı, çünkü şüphenin öğrenilemeyeceği, bu ifade
yerine “bir suçun işlendiğinin öğrenilmesi” deyime yer verilmesinin daha doğru
olacağı yönündeki eleştiri için bkz. Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku,
Ankara 2006, s. 184.
2
Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku , İstanbul 2005, s. 368.
3
Yurtcan, s. 368.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009172
B. Soruşturma Evresinin İşlevlerini Yerine Getirmemesinin
Nedenleri ve Sonuçları
Soruşturma evresinde yapılan hatalar; yetersiz ya da dikkatsiz
araştırma ve incelemeye dayalı olarak gerekli delillerin toplanamama-
sı, kamu davasının yeterli şüpheye ulaşılmadan açılması, iddianame-
de bulunması gereken unsurların eksikliği şeklinde özetlenebilir.
Soruşturma evresinin yukarıda açıklanan ayıklayıcılık ve hazırla-
yıcılık işlevlerini tam olarak yerine getirmemesine neden olan bu hata-
ların bedelleri, birçok açıdan ağır olduğu gibi çoğu kez sanık ve şüphe-
liyi aşarak toplumsal sorunlara yol açmaları sebebiyle geniş olumsuz
etkiler de içermektedir.
Türk ceza muhakemesinde geçtiğimiz yıllarda sıklıkla yaşanan
sorunlar dikkate alındığında bu hataların neden olduğu sonuçlara
örnek olarak; suçun asıl failleri yerine sanık sandalyesinde başkaları-
nın oturması, lekelenmeme hakkının ihlali, aslında suç teşkil etmeyen
bir fiilden dolayı senelerce haksız yere yargılanmak, suç işlenmesiyle
bozulan toplumsal barışın faillerin cezalandırılması suretiyle yeniden
tesisinin, zamanında elde edilmeyen ve artık elde edilmesi imkansız
olan bir delilin yokluğu nedeniyle olanaksız hale gelmesi, bu neden-
le suçtan zarar görenlerin devlete olan güveninin azalması, bireylerin
suçluları bizzat cezalandırmak maksadıyla yeni suçlar işlemesi, makul
süre sınırını aşan yargılamalara dayalı insan hakları ihlalleri, zamanaşı-
mına uğramış davalar gösterilebilir. Ayrıca beş dakika gibi kısa sürede
biten, okunması gereken belgelerin duruşma zabıtlarında okunduğu
yazılı olmasına rağmen okunmadığı, süre sıkıntısı nedeniyle avukat-
ların, tanıkların, sanıkların yeterince konuşmasına fırsat verilmeyen,
sürekli bazı belgelerin gelmesi için ertelenen duruşmaların yanı sıra
emek, para ve zaman kaybı da sıklıkla karşılaşılan diğer örneklerdir.
Soruşturma evresinin birinci derece yöneticisi cumhuriyet sav-
cısıdır, sorumluluk da ona aittir. Ancak yukarıda belirtilen örnekler
dikkate alındığında sorumluluğun kime ait olduğundan ziyade sakın-
calı sonuçlardan uzak durulabilmesinin daha önemli olduğu, ortaya
çıkmaktadır ki; bu bağlamda soruşturma evresinin fonksiyonlarının
ne ölçüde yerine getirildiğinin münferiden her olayda denetlenmesi
hayati önem taşımaktadır.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009173
C. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Döneminde
Soruşturma Evresinin İşlevini
Yerine Getirip Getirmediğinin Denetlenmesine
Duyulan İhtiyaç ve Getirilen Çözüm Önerileri
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda (CMUK) 1985
yılında 3506 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde ceza mu-
hakemesi, hazırlık soruşturması ve ilk soruşturmanın birleşiminden
meydana gelen ön soruşturma ile son soruşturmanın toplamından
oluşmaktaydı. İlk soruşturma, hazırlık soruşturmasının hazırlayıcılık
ve ayıklayıcılık işlevlerini tam olarak yerine getirip getirmediğini de-
netlemekteydi.
Ayrıca gereksiz duruşma yapılmasını da engellemekteydi. Özel-
likle ağır suçlar için kabul edilen bu evrede, delil toplanmaktaydı ve
her türlü koruma tedbirine başvurulabilmekteydi.
4
Şöyle ki; hazırlık soruşturmasının neticesinde cumhuriyet savcısı
talepname düzenleyerek sorgu hakiminden ilk soruşturmanın açılma-
sını, bir başka ifade ile son soruşturma evresine geçilmesi açısından
delillerin yeterliliğine karar verilmesini isterdi. Sorgu hakimi de bu is-
temi kabul ederse delil toplayarak Cumhuriyet savcısından soruştur-
maya geçilip geçilmemesi bakımından mütalaasını sunmasını isterdi.
Savcının son soruşturma açılması talebini içeren iddianame şüpheliye
tebliğ edilir ve kendisinden üç gün içinde savunmasını bildirmesi is-
tenirdi. Sorgu hakimi bu aşamadan sonra iddia ve savunmaları ince-
leyerek son soruşturma açılmasına ya da ek soruşturma yapılmasına
veya son soruşturmaya geçilmemesine karar verirdi.
5
Böylece kişinin
sadece yürütmenin bir ajanı olan savcının iddiası ile mahkeme önüne
çıkarılması ve aleni duruşmada lekelenmesi engellenmekte,
6
ara mu-
hakeme ile hakim güvencesi sağlanmaktaydı.
7
1985 yılında ilk soruş-
turma devresi ve sorgu hakimliği, gereksiz yere muhakemeyi uzattığı
temel gerekçesi ile kaldırıldı. Ön soruşturma aşaması sadece hazırlık
soruşturmasından ibaret kaldı. Bu sonuç savcının düzenlediği iddia-
4
Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2005, s. 365.
5
İlk soruşturma hakkında geniş bilgi için bkz. Tosun, Öztekin, Türk Ceza Muhakeme-
si Dersleri C.II Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1976, s. 65 vd.
6
Cihan, Erol/Yenisey, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1997, s. 20.
7
Kühne Hans- Heiner, Strafprozeβlehre, 4. Bası, Heidelberg 1993, 329’dan aktaran
Centel / Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s.366.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009174
name ile kamu davasının açılması anlamını taşıyordu ve öğretide kimi
yazarlarca eleştirilmişti.
8
1985 sonrasında savcılık kurumu, CMUK’da hazırlık soruşturma-
sı olarak isimlendirilen soruşturma evresinde, şüphelinin üzerine atılı
suç ile ilgili olarak lehe ve aleyhe delilleri toplamak, yeterli şüpheye
ulaşıldığında kanunda sayılan tüm unsurları içeren bir iddianame ha-
zırlayarak dava açmak şeklinde sıralayabileceğimiz görevlerini tam
olarak yerine getirmekten uzaklaşmıştı. Ülkemizde o dönemde mah-
keme önüne giden davalarda Türkiye’ye özgü yüksek beraat kararı
oranının (%30)
9
ortaya koyduğu gerçek, soruşturma evresinin neredey-
se hiç yapılmadığı, davaların olgunlaşmadan, yeterli delil, iz, eser ve
emare toplanmadan, hukuka aykırı olarak basit şüphe ile açıldığıydı.
10
Bu durumun lekelenmeme hakkını ihlal ettiği ortadaydı. İddia faali-
yetinin madde numarasını söyleyerek en ağır cezayı talep etmekten
ibaret olduğu gibi yanlış bir anlayış mevcuttu.
11
Ayrıca, hazırlık soruş-
turmasında yapılan hususların büyük bir çoğunluğunun son soruştur-
ma safhasında tekrarlandığı, ayrıntılı işlemler bir yana nüfus ve sabıka
kaydı gibi pek çok temel belgenin bile hazırlık soruşturması sırasında
toplanmayıp mahkemeye bırakıldığı, bu uygulamaların neden olduğu
parçalı muhakemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararla-
rında da belirtildiği üzere, insan haklarına aykırı olduğu
12
getirilen di-
ğer eleştirilerdi.
Doktrinde, yapılacak bir kanun değişikliği ile yeni bir ara muha-
8
Yenisey, Feridun, Uygulanan ve Olması Gereken Ceza Muhakemesi Hukuku Duruşma
ve Kanunyolları, İstanbul 1990, s.5., Kunter, Nurullah /Yenisey, Feridun /Nuhoğlu,
Ayşe, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2006, s.
1147.
9
Öğretide YÜCEL mahkumiyet oranının İngiltere’de %90.5 (1995), İsveç’te %94.7
(1992), Fransa’da %98.9(1992), Japonya’da 99.9 (1994) olduğunu belirtmektedir.
YÜCEL Ceza Muhakemesi Kanunun Tasarısı’nın madde gerekçelerinde belirtile-
nin aksine Türkiye’de beraat oranının %30 değil, 1959 yılında %28.88, son yıllarda
ise %17.66 olduğunu ifade etmektedir. Yücel, Mustafa Tören, “Yeni Ceza Muhake-
mesi Kanunu (YCMK) Karşısında Ceza Adaleti Sisteminin –de facto- Görünümü
ve Sosyolojik Çıkmazlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y. 18, S. 57, Mart-Nisan
2005, s. 39.
10
Ceza Muhakemesi Kanunun Tasarısı Madde Gerekçeleri, www.
ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/cmkmaddegerekcedoc (28.10.2005)
11
Özkorul, İsmet, “Ceza Muhakemesi Kanunu”, http://www.ceza- bb.adalet.gov. tr/makale/173doc, (28.10.2005)
12
Aydın, Murat, Kamu Davasının Açılması ve İddianame, Ankara 2003, s. 106.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009175
keme kurumunun yaratılması gerektiğini, bu suretle ilk soruşturma-
nın kaldırılmasıyla oluşan sorunların giderilebileceğini ve en önemlisi
şüphelinin elde yeterli delil yokken, halka açık duruşmada lekelen-
mesinin önlenebileceğini ifade eden yazarlar bulunmaktaydı.
13
Ayrıca
sorunun, sadece iddianamenin unsurlarından bazılarına iddianamede
yer verilmemesi hali ile sınırlı olmak üzere, mahkemece CMUK’nın
258. maddesinin 4. fıkrasına dayalı olarak ara karar vermek suretiyle
giderilebileceğini savunan yazarlar da bulunmaktaydı.
14
Bu öneriler
o dönemlerde hazırlanan Ceza Muhakemesi Kanunu tasarılarına da
yansımaktaydı.
15
Sorunun çözümüne yönelik olarak uygulamada ise
iddianamede hangi suçtan dolayı dava açıldığının anlaşılmadığı hal-
lerle sınırlı olmak üzere dosyanın Cumhuriyet savcılığına geri gönde-
rildiği görülmekteydi.
16
D. İddianamenin İadesi ve Ceza Muhakemesi İçindeki Yeri
CMUK’ta 1985 yılında yapılan değişiklik sonrasında yaşanan so-
runları gidermek, bu bağlamda soruşturmanın eksiksiz yapılması ve
iddianamenin düzgün hazırlanmasını sağlamak için kanun koyucu,
CMK’nın ikinci kitabının ikinci kısmının ikinci bölümünde iddianame-
nin iadesine
17
yer vermiş, isnadın yargılama sırasında değil, soruştur-
13
Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan/ Özbek, Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muha-
kemesi Hukuku, Ankara 2004, s.762., Yurtcan, s.369., Yenisey, s.6.
14
Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2003, s. 304.
15
1999 tarihli CMUK Tasarısı’nın konuya ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi
için bkz. Hacıoğlu, B. Caner, “1999 Tarihli CMUK Tasarısı’nda Muhakemenin Yü-
rüyüşüne İlişkin Düzenlenen Ara Soruşturma Devresi (Orta Aşama) Üzerine Bir
İnceleme”, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C.VI, S. 1-4, Erzin-
can 2002, s. 147 vd.
16
Yenisey, s. 6.
17
Öğretide ÖZAR kurumun kanundaki isimlendirilmesinin doğru olmadığı düşün-
cesindedir. İddianamenin “iadesi” ye rine “reddi” ibaresinin tercih edilmesinin
daha uygun olacağını savunarak bu görüşünü şöyle gerekçelendirmektedir: “İade
için önce “kabul” etmek lazım, kabul edilmemiş bir şey iade edilmez. Bu duruma ise, kabul
etmemek anla mına gelen “ret” kelimesi uygun düşer. Hem, iddiana menin iadesi üzerine
iddianameye kaldığı yerden devam edilmemesi, soruşturma defterine yeni den kayıt yapıl-
ması, sonraki iddianameye yeni numara verilmesi gibi pratik sonuçlar da, olan-bitenin
“ret” işlemi olduğunu doğrulamaktadır”, bkz. Özar, Süleyman, “İddianamenin İadesi
Tespitler, Sorunlar ve Öneriler”, http://www.yayin.adalet.gov.tr/ 28_sayi%20
içerik/Süleyman%20ÖZAR.htm, (30.09.2008)
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009176
manın sonunda somutlaşmasını sağlamayı amaçlamıştır.
18
İddianame-
nin iadesi, soruşturma evresinde sunulan iddianamenin mahkemece
muhakemeden geçirildikten sonra kanunda sayılan sınırlı nedenlere
bağlı olarak savcılığa geri gönderilmesi anlamını taşır.
İddianamenin iadesine ya da kabulüne karar verilmesi için iddi-
anamenin mahkemece değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kanımızca
iddianamenin değerlendirilmesine ilişkin sürecin muhakemenin han-
gi evresine dahil olduğu tartışılması gereken bir konudur.
Bu bağlamda doktrinde ileri sürülen ilk görüşe göre iddianamenin
değerlendirilmesi süreci ne kovuşturma ne de soruşturma evresi içeri-
sindedir, kanunda açıkça belirtilmemiş olsa da ancak ara bir muhake-
me olarak nitelendirilebilir.
19
Bu görüşün temel gerekçeleri şunlardır:
CMK’nın 170. maddesinin 2. fıkrası hükmü, soruşturma evresinin so-
nunda toplanan deliller suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluş-
turuyorsa savcı tarafından iddianamenin düzenleneceğini öngörmek-
tedir. Bu açıklama dolaylı olarak soruşturma evresinin bitiş anını da
göstermektedir. Şöyle ki, soruşturma evresi, yeterli şüpheye ulaşıldı-
ğında savcı tarafından iddianamenin düzenlenmesi ile sona erecektir.
Mahkemece iddianamenin kabulü ya da iadesi bakımından yapılacak
olan değerlendirme, savcılıkça iddianamenin düzenlenmesinden de
sonraki bir aşamadır. O halde bu süreç soruşturma evresinin dışında
yer almaktadır.
20
Öte yandan CMK’nın 2. maddesinde kovuşturma ev-
resi iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar süren
süreç olarak tanımlandığından, iddianamenin değerlendirilmesi ko-
vuşturma evresine de dahil değildir. Çünkü iddianamenin değerlen-
dirilmesi iddianamenin kabulünden önceki bir aşamadır.
18
Feyzioğlu, Metin, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre, İddianamenin Hazırlan-
masına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşünceler”, Ceza Hukuku Dergisi, Y.1, S.1, Ekim
2006, s. 31.
19
Bkz. Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku,
Ankara 2006, s.640., Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s. 369., Keskin,
İbrahim, “İddianamenin İadesi”, Adalet Dergisi, Y. 97, S. 25, Mayıs-2006, s. 144.,
Gültekin, Özkan, “İddianamenin İadesi”, Terazi Hukuk Dergisi, S.3, Kasım 2006, s.
57., Yenidünya, A. Caner, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Kamu Da-
vasının Açılması, İddianamenin Unsurları ve İadesi”, E-Akademi Hukuk, Ekonomi
ve Siyasal Bilimler Aylık İnternet Dergisi, S.60, Şubat 2007, http://www.e-akademi.
org/makaleler/ acyenidunya-1.htm, (20.08.2008)
20
Centel / Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s. 368.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009177
İleri sürülen bizim de katıldığımız aksi görüşe göre iddianamenin
iadesi soruşturma aşamasına dahildir. Bu aşamayı bir ara muhakeme
olarak nitelendirmek kanunun düzenleme biçimine uygun düşmez.
Çünkü söz konusu aşama CMK’nın 2. maddesinde soruşturma ev-
resinin içinde tanımlanmıştır.
21
Şöyle ki; CMK’nın 2. maddesine göre
soruşturma evresi, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden
iddianamenin kabulüne kadar geçen süreçtir. İddianamenin kabulü
kararı, mahkemece iddianamenin değerlendirilmesi süreci sonrasında
verilen bir karar olduğundan, söz konusu süreç soruşturma evresinin
içerinde yer almaktadır. Aynı sav kanunun sistematiğiyle de destek-
lenebilir. Çünkü iddianamenin iadesi soruşturma evresi başlığını taşı-
yan CMK’nın ikinci kitabında düzenlenmiştir.
22
II. İDDİANAMENİN İADESİNİN ŞARTLARI,
YASAK OLDUĞU HALLER, USULÜ VE SONUÇLARI
A. İddianamenin İadesinin Şartları
1. Ön Şart: Bir İddianamenin Varlığı
İddianamenin iadesinin konusu ancak bir iddianame olabilir.
Mahkemeye yöneltilen ve bir talep içeren her belge, iddianame niteliği
taşımamaktadır. Bir istemin iddianame olarak değerlendirilebilmesi,
öncelikle onun savcı tarafından mahkemeye sunulmasına ve ayrıca
kamu davası açmaya yönelik olmasına bağlıdır.
23
O halde savcı dışına
21
Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, Ankara 2007, s. 21,22.
22
Bu görüşün benimsenmesi halinde soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunu düzen-
leyen TCK’nın 285. maddesinin 1. fıkrasının iddianamenin mahkemece incelendi-
ği aşamada gerçekleşen gizlilik ihlallerine uygulanması mümkün olacaktır. Oysa
karşıt görüş benimsenirse aynı sonuca ulaşılamayacaktır. Özellikle üzerinde geniş
biçimde toplumsal duyarlılık oluşmuş konularda şüpheli olanlar hakkındaki id-
dianamede yer alan iddiaların, iddianamenin mahkemeye sunulmasıyla birlikte
henüz iddianamenin kabulüne karar verilmeden, basın yoluyla alenileştirilmesi
lekelenmeme hakkının ciddi biçimde ihlali anlamını taşımaktadır. Bu ihlallerin
önüne geçilmesi iddianamenin iadesi kurumunun temel amaçlarındandır. Bu açı-
dan bakıldığında da mahkemece iddianamenin incelendiği aşamanın soruşturma
evresi içinde değerlendirilmesi iddianamenin iadesi kurumunun ruhuna uygun
olacaktır.
23
Öğretide iddianame yerine geçen belge bulunup bulunmadığı tartışmalıdır. Öz-
türk ve Erdem iddianame yerine geçen bir belge bulunmadığını, tüm ceza dava-
larının ancak iddianameyle açılabileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre özel
soruşturma kuralları gereği soruşturma işlemlerinin bir kısmının veya tamamının
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009178
bir kimsenin mahkemeye sunduğu belgenin iddianamenin iadesi yo-
luyla geri çevrilemeyeceği ortadadır.
24
Öte yandan savcının iddiana-
me dışında mahkemeye takdim ettiği diğer belgeler de iddianamenin
iadesine konu olamaz. Nitekim Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’nin
04.10.2005 tarihli 2005/2622 Esas, 2005/9017 Karar numaralı kararın-
da, görülmekte olan davayla ilgili olarak, bulundurulması başlı başına
suç teşkil eden eşyanın müsaderesine yönelik savcılığın istemini içe-
ren belgenin iddianame niteliği taşımadığı, bu nedenle de CMK’nın
170. maddesinde belirtilen unsurları içermediği gerekçesi ile iadesinin
mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
25
2. İddianamenin İadesi Nedenlerinden
En Az Birinin Mevcut Olması
Kanun koyucu iddianamenin iadesi nedenlerini CMK’nın 174.
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde sıralamıştır.
Şöyle ki;
a. İddianamenin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
170. Maddesine Aykırı Olarak Düzenlenmesi
1. Yeterli Şüpheye Ulaşılmadan
İddianame Düzenlenmiş Olması
CMK’da 5353 sayılı Kanun’la 174. madde değiştirilmeden önce
iddianamenin iadesine sebep olan ilk neden, “iddianamenin CMK’nın
170. maddesindeki unsurları içermediğinin tespit edilmiş olması” şeklinde
savcı dışında yetkili kurul veya kimse tarafından yapılması halinde fezleke doğru-
dan mahkemeye değil, savcılığa verilecektir. Öztürk/Erdem, s. 640–641., Toroslu
ve Feyzioğlu ise iddianame yerine geçen belge bulunduğunu belirterek 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’nun 114. maddesini örnek göstermektedir., Bkz. Toros-
lu, Nevzat/ Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s. 34.
24
Devletin, Cumhuriyet Başsavcılığı makamları dışında kalan makamları tarafından
işin doğrudan mahkemeye gönderilebileceği durumlarda, bu makamların iddia-
namenin yerine geçen dava açan belgeleri iade edemeyeceği, çünkü kanunda sade-
ce iddianamenin iadesinin düzenlendiği hakkındaki görüş için bkz. Centel / Zafer,
Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s.371., Toroslu/ Feyzioğlu, s. 271.
25
Y.8.CD., E.2005/2622, K.2005/9017, T.04.10.2005, www.adalet.org/ yenickarar20.
php (28.10.2005)
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009179
ifade edilmişti.
26
O dönemde bu iade sebebinin savcının yeterli şüphe-
ye ulaşmadan iddianame düzenlemesi halini kapsamadığı söylenmek-
teydi. CMK’nın 170. maddesinin 2. fıkrasının savcının yeterli şüpheye
ulaştığında iddianame düzenlemesini sağlamaya yönelik bir yüküm-
lülüğü içerdiği, bu hususun iddianamenin bir unsurunu teşkil etmeye-
ceği ifade ediliyordu.
27
Kanımızca o dönem için yapılan bu yorumun
kanun değişikliğinden sonra bir geçerliliği kalmamıştır.
28
Çünkü ka-
nun koyucu unsur teriminden vazgeçerek CMK’nın 170. maddesinin
bütününe yollama yapmıştır. CMK’nın 170. maddesinin ikinci fıkra-
sında cumhuriyet savcısının soruşturma evresinin sonunda toplanan
deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyor ise id-
dianame düzenleyeceği ifade edilmiştir. Bu nedenle artık mahkeme,
savcının yeterli şüpheye
29
ulaşmadığından bahisle iddianameyi iade
edebilecektir.
Kanımızca, mahkemenin savcının yeterli şüpheye ulaşmadan id-
26
Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı’nda hem iddianamenin iadesine hem de iddi-
anamenin reddine yer verilmişti. Yeterli şüpheye ulaşılmadan hazırlanan iddiana-
menin mahkemeye sunulması iddianamenin iadesi sebebi olarak değil, iddiana-
menin reddi nedeni olarak düzenlenmişti. Kanunlaşan metinde ise; iddianamenin
iadesi ile iddianamenin reddi, iddianamenin iadesi başlığı altında birleştirilmiştir.
27
Feyzioğlu, Metin, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında Bazı Tespit ve
Değerlendirmeler”, http://www.law.ankara.edu.tr/yazicidostu.php?yad=1340,
(28.10.2005)
28
Aksi yönde bkz. Özar, “İddianamenin İadesi Tespitler, Sorunlar ve Öneriler”,
http://www.yayin.adalet.gov.tr/28_sayi%20içerik/Süleyman%20ÖZAR.htm,
(30.09.2008)
Mevcut yasal düzenleme karşısında iddianamenin yeterli şüpheye ulaşılmadan
düzenlendiği gerekçesiyle iade edilip edilemeyeceğini bağımsız olarak tartışma-
yan Feyzioğlu, kovuşturma yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delile
ulaşılmadıkça kamu davası açılmayacağını düzenleyen CMK’nın 172. maddesinin
2. fıkrasına aykırılığın iddianamenin iadesi nedeni olduğunu belirtirken konuyu
dolaylı olarak ele almaktadır. Şöyle ki; Feyzioğlu’na göre mahkemenin iddiana-
menin iadesi muhakemesinde suçun işlendiği konusuna yeterli şüphe ölçütünün
oluşup oluşmadığını değerlendirme yetkisi olmamalıdır. Çünkü bu değerlendir-
me işin esasına ilişkindir. Esasa ilişkin değerlendirmeler ise yalnız kovuşturma
evresinde ve çelişme yöntemi uygulanarak yapılmalıdır. Bkz. Feyzioğlu, “Ceza
Muhakemesi Kanunu’na Göre, İddianamenin Hazırlanmasına ve Kabulüne İlişkin
Bazı Düşünceler”, s. 35.
29
Eldeki delillere nazaran, yapılacak bir duruşmada sanığın mahkum olma ihtimali
beraat etme ihtimalinden daha kuvvetli görülüyor ise yeterli şüphe, mahkum olma
olasılığı kuvvetle muhtemel ise kuvvetli şüphe söz konusudur. Tanımlar için bkz.
Öztürk /Erdem, s. 485.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009180
dianameyi düzenlemiş olduğu gerekçesiyle iade kararı vermesi, ihsası
rey niteliği taşımaz.
30
Aksi bir yorum, mahkemenin hükümden önce
sanık hakkındaki şüphenin yoğunluğunu takdir ettiği diğer tüm du-
rumlarda da ihsası reyde bulunulduğunun kabulünü gerekli kılar.
Bilindiği üzere kovuşturma esnasında yargılamayı yürüten mahkeme
birçok koruma tedbirleri hakkında karar verirken, şüphenin kanunda
her bir koruma tedbiri için öngörülen yoğunluğa ulaşıp ulaşmadığını
takdir etmektedir. Bu bağlamda tutuklama, iletişimin tespiti, dinlen-
mesi, kayda alınması gibi bazı koruma tedbirlerinin uygulanmasına
karar vermek için olayda yeterli şüpheden çok daha fazlasını ifade
eden kuvvetli şüphenin var olup olmadığını tartışmaktadır. Hüküm-
den önce mahkemenin kuvvetli şüphenin varlığına yönelik yaptığı tes-
pitine sonuç bağlayarak karar vermesi ihsası rey niteliğinde değilse,
yeterli şüphenin olup olmadığı yönündeki görüşüne dayalı kararları
(örneğin iddianamenin iadesi kararı) evleviyetle ihsası rey olarak de-
ğerlendirilemez.
2. Görevli ya da Yetkili Olmayan Bir Mahkemeye Hitaben
İddianamenin Düzenlenmiş ve Sunulmuş Olması
Bu iade sebebini, iddianamede yer alan ifadelerden dolayı ek bir
araştırmaya gerek kalmaksızın mahkemenin açıkça ve tartışmasız ola-
rak görevsiz veya yetkisiz olduğunun anlaşılması durumu ile sınırlı
tutarak yorumlamak gerekir. Nitekim bu husus, 5353 sayılı Kanun’un
27. maddesinin gerekçesinde de “görevsizlik ve yetkisizlik konusunda id-
dianamede bariz çelişki ya da yanlışlık bulunması” şeklinde ifade edilmiş -
tir. Mahkeme, görevli ve yetkili mahkeme konusunda, sadece savcı-
dan farklı bir hukuki değerlendirme yapması nedeni ile aksi sonuca
varıyorsa, sorun yetki ve görev uyuşmazlığının konusu olabilecek bir
husustur, iddianamenin iadesi ile halledilemez.
31
Mahkeme böyle bir
30
Özar, savcının yeterli şüpheye ulaşmadığı gerekçesiyle iddianamenin iade edi-
lemeyeceği görüşündedir. Görüşünü delillerin yeterli şüphe oluşturup oluştur
madığı hususunun, maddî meseleyle temasa geçmeyi, kanaati oluşturmayı so-
nuçladığı tespitiyle gerekçelendirmektedir. Aksi görüşün kabulünün ih sas-ı reye,
ön yargılamaya ve adil yar gılamamaya neden olacağını ileri sürmektedir. Özar,
“İddianamenin İadesi Tespitler, Sorunlar ve Öneriler”, http://www.yayin.adalet.
gov.tr/ 28_sayi%20içerik/Süleyman%20ÖZAR.htm, (30.09.2008)
31
Kilis Milletvekili Hasan Kara ve İki Millet Vekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu, http://
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009181
durumda görevsiz olduğu kanaatindeyse, iddianamenin kabulünden
sonra görevsizlik kararı vermelidir.
32
Kanımızca davaya bakan mahke-
menin kovuşturmanın her hal ve derecesinde görevli olup olmadığına
karar verebileceğini söyleyen CMK’nın 4. maddesi bu yorumu destek-
lemektedir. Çünkü kovuşturma evresi CMK’nın 175. maddesine göre
iddianamenin kabulü ile başlar ve CMK’nın 4. maddesinde bilinçli ola-
rak kovuşturma ibaresine yer verilmiştir.
Ancak hükmün bu şekilde yorumlanması, 06.12.2006 tarih ve 5560
sayılı Kanun ile CMK’nın 6. maddesinde yapılan değişiklikten önce
asıl görevli mahkemenin alt dereceli bir mahkeme olduğu gerekçesine
dayalı olarak görevsizlik kararı verilmesine engel olmaktaydı. Şöyle
ki; “söz konusu maddede iddianamenin kabulünden sonra, yargılamanın
alt dereceli bir mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verile-
meyeceği” ifade edilmekteydi. Bu durum haklı olarak eleştiri konusu
yapılmaktaydı.
33
Yapılan eleştirileri dikkate alan kanun koyucu
34
soru-
nu, 6. maddeyi “Duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle
görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilemez” şek-
linde yeniden formüle ederek giderdi. Yapılan bu değişiklikle birlikte
artık ceza mahkemelerinin iddianameyi kabul ettikten sonra, henüz
duruşma yapılmadan önce yargılama görevinin alt dereceli mahkeme-
ye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermesi mümkün hale
gelmiştir.
Öte yandan mahkeme yetkisiz olduğu kanaatindeyse, “yetkisizlik
iddiası sanık tarafından ancak ilk derece mahkemelerinde duruşmada sorgu-
sundan, bölge adliye mahkemelerinde incelemenin başlamasından ve duruş-
malı işlerde inceleme raporunun okunmasından önce bildirir, bu aşamadan
sonra ileri sürülemez, mahkeme de bu hususta re’sen karar veremez” diyen
CMK’nın 18. maddesi dikkate alındığında iddianameyi kabul etmek-
le yetinecek, sanığın yetkisizlik konusunda harekete geçmesini bekle-
yecektir. Bu durumun yetkisizliği temyiz bakımından kesin hukuka
www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss903m.htm, (29.10.2005)
32
Aynı yönde bkz. Y. 11.CD., E.2006/5263, K.2006/8292, T.18.10.2006, Y. 3.CD.,
E.2007/8659, K.2007/5291, T.27.06.2007, http://www.kazanci.com.tr/,
(08.09.2008)
33
Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Raporu, http://www.ceza-bb.adalet.
gov.tr/makale/163doc, (28.10.2005)
34
Adalet Komisyonu Raporu için bkz. http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/do-
nem22/yil 01/ss1255m.htm, (10.01.2007)
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009182
aykırılık hallerinden sayan CMK’nın 289 maddesinin 1. fıkrasının (d)
bendi ile bağdaşmadığı da açıktır.
3. İddianamede Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
170. Maddesinin 3. Fıkrası Gereğince
Yer Alması Gerekli Olan Hususlara Yer Verilmemiş Olması
Gerek CMK’da, gerekse CMUK’da iddianamede bulunması ge-
reken unsurlar belirtilmiştir. Konuya ilişkin düzenlemenin yapıldığı
CMK’nın 170. maddenin 3. fıkrası, CMUK’nın 163. maddesiyle kıyas-
landığında; CMK’daki sayımın daha ayrıntılı
35
olduğu görülür.
CMK’ya göre iddianamenin unsurları şöyle ifade edilebilir: şüp-
helinin kimliği, müdafi, maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin
kimliği, mağdur veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsil-
cisi, açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan
kişinin kimliği, şikayette bulunan kişinin kimliği, şikayetin yapıldığı
tarih, yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, suçun
işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, suçun delilleri, şüphelinin tutuklu
olup olmadığı, tutuklanmış ise gözaltına alma ve tutuklama tarihleri
ile bunların süreleri.
CMK’da her ne kadar iddianamenin unsurları arasında zorunlu
olanlar ve zorunlu olmayanlar şeklinde bir ayrım yapılmamış olsa da
böyle bir ayrım yapmak işin niteliği gereğidir. Şöyle ki; şüphelinin
kimliği,
36
suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, suçun delilleri,
37
35
İddianamenin unsurlarının CMK’da daha ayrıntılı olarak düzenlenmesinin sebe-
binin CMUK döneminde uygulamada yaşananlar olduğuna ilişkin olarak bkz. Öz-
bek, s. 504.
36
İddianamede şüphelinin sadece fiziki kimliğine yer verilmesinin bir iddianame-
nin iadesi sebebi olduğuna ilişkin bkz. Öztürk /Erdem, s. 644; Özbek, s. 503; aksi
görüş olarak kimliği hakkında konuşmayan şüpheli hakkında iddianame düzen-
lenebileceğine ilişkin bkz. Centel / Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s. 340;
Toroslu/ Feyzioğlu, s. 125.
37
CMK’nın 58. maddesi, tanık olarak dinlenecek kişinin kimliğinin ortaya çıkması-
nın kendisi ya da yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturması halinde kimliği-
nin saklı tutulması için gerekli önlemlerin alınacağını düzenlemektedir. Olayda
böyle bir durum varsa savcı iddianamede deliller kısmında nedenini açıklayarak
söz konusu tanığın ismine yer vermeyebilir. Bunun dışındaki hallerde delil olarak
tanıklar gösteriliyorsa tanıkların isimlerine iddianamede yer verilmesi zorunlu-
dur. Aksi tutum iddianamenin iadesi nedeni olarak değerlendirilmelidir.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009183
şüphelinin tutuklu olup olmadığı, yüklenen suç ve uygulanması gere-
ken kanun maddeleri mutlaka istisnasız her iddianamede yer alması
gereken zorunlu unsurlar olarak nitelendirilmelidir. Eksiklikleri halin-
de her halükarda iddianame mahkemece iade edilmelidir.
38
Kanunda
iddianamede yer alması gereken unsurlar arasında açıkça belirtilme-
miş olmamasına rağmen savcının imzasının da iddianamede yer alma-
sı gerekir. Kanımızca bu unsur, zorunlu unsurlardan kabul edilmelidir,
çünkü bulunmaması halinde iddianame yok hükmünde olacaktır.
39
Öte yandan şüpheli gözaltına alma ve tutuklama tarihleri, bunla-
rın süreleri, müdafi, maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kim-
liği, mağdur veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi,
açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişi-
nin kimliği, şikayette bulunan kişinin kimliği, şikayetin yapıldığı tarihi
unsurları, ancak mevcutlarsa iddianamelerde aranacaktır. Olayda söz
konusu unsurlar yoksa bunların iddianamede mevcut olmamasının
CMK’nın 170. maddesine aykırılık oluşturduğu söylenemeyecektir.
40
Bu sebeple yukarıda sayılan bu unsurların eksikliği, olayda var olma-
larına rağmen iddianamede yer verilmemiş olmaları haliyle ile sınırlı
olmak üzere, iade sebebi teşkil eder.
41
İddianamede yer verilmesi gereken unsurların sadece yazılmış
olması bir anlam ifade etmez.
42
Mahkemece yapılan inceleme sırasın-
da bu bilgilerin elde edilen bulgularla uyumu derin bir araştırmaya
girmeksizin iddianamenin içeriğiyle kıyaslanmak suretiyle irdelene-
cek, olumsuz bir kanaate ulaşılması halinde ise iddianamenin iadesi-
ne başvurulacaktır.
43
Örneğin, iddianamede yer alması gereken suçun
38
Burada eksiklik, karışıklığa neden olabilecek hataları da kapsayacak şekilde anla-
şılmalıdır. Örneğin isim karışıklığına neden olan hatalar iade sebebi olarak değer-
lendirilmelidir. Öte yandan hiçbir karışıklığa neden olmayan basit imla hataları
iade sebebi teşkil etmez. Bkz. Öztürk /Erdem, s. 645. Öğretide Şahin tarafından
ileri sürülen bir görüşe göre deliller kamu davası açılması açısından yeterli ise
iddianamede bulunması gereken diğer unsurlara yer verilmemesi sebebiyle iade
kararı verilmesi kurumun amacına uygun düşmez. Bkz. Şahin, Ceza Muhakemesi
Hukuku-I, s. 115–116.
39
Centel / Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s.367.
40
Özbek, s. 504.
41
Özbek, s. 507.
42
Özkorul, İsmet, “Ceza Muhakemesi Kanunu”, http://www.ceza-bb.adalet.gov.
tr/makale/173doc, (28.10.2005)
43
Ancak Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, 12.12.2005 tarih ve E:2005/6961,
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009184
delilleri unsurunun sadece şeklen bulunması yeterli kabul edilmeme-
lidir. Bu bağlamda iddianamede yer alan deliller kısmında sıralanan
delillerin, iddianamenin yüklenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut
delillerin ilişkilendirilmesine ilişkin kısımlarıyla uyum içerisinde ol-
ması gereklidir. İddianamenin delillerle ilişkin bölümünde kendisine
olay bakımından sonuç bağlanan bir başka ifade ile ilişki kurulan delil-
lere yer verilmemesi kanımızca bir iade sebebi sayılmalıdır.
Ancak söz konusu iade sebebine ilişkin bu yorumun geçerli ola-
mayacağı bir istisna vardır. Şöyle ki; iddianamede yer alması zorunlu
unsurlardan olmakla birlikte yüklenen suç ve uygulanması gereken
kanun maddeleri bakımından çok daha kısıtlı bir değerlendirme yap-
mak gerekir. Bu unsurlar bakımından mahkeme sadece şekli açıdan
inceleme yapabilir, ancak mevcut olmamaları halinde iddianame iade
edilebilir. Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddelerinin
yanlış olması bir iade sebebi teşkil etmeyecektir. Çünkü suçun hu-
kuki nitelendirilmesine dayalı olarak iddianamenin iadesi mümkün
değildir. Bu husus, Yargıtay İkinci Ceza Dairesi’nin 14.06.2006 tarihli
E.2006/4907, K.2006/12064 nolu kararında işlendiği iddia edilen su-
çun öğelerinin oluşup oluşmadığının tek tek tartışılmadığı gerekçesiy-
le iddianame iade edilemez denerek vurgulanmıştır.
44
4. İddianamede, Yüklenen Suçu Oluşturan Olaylar ile
Mevcut Delillerin İlişkilendirilmemesi
İddianamede yer alması zorunlu olan bölümlerden birisi de yük-
lenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut deliller arasındaki ilişkinin
açıklandığı bölümdür. Böyle bir açıklamanın iddianamede yer alması
tabi olmakla birlikte, CMUK’da konuya ilişkin açık bir düzenlemeye
yer verilmemesi sebebiyle olsa gerek, uygulamada sıklıkla aksi tutum
sergilenmişti. Bu durum çoğu kez iddianamede sadece soyut bir iddia-
nın bulunmasına ve dolayısıyla şüphelinin iddianameyi tebellüğ ettiği
anda kendisini layığı ile savunmasını sağlayacak şekilde üstüne yük-
lenen suçun içeriğini öğrenememesine neden olmuştu. Ayrıca mahke-
K:2005/9421 no.lu kararında iddianamede suç tarihinin yanlış yazılmasını mahal-
linde düzeltilmesi mümkün olan bir hata olarak nitelendirmiş, iddianamenin ia-
desi bakımından yeterli görmemiştir. Karar için bkz www.adalet.org/ckarar.php,
(01.03.2006)
44
karar için bkz. http://www.kazanci.com.tr/, (30.01.2007)
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009185
meler de, soruşturma evresinde imkan olmasına rağmen toplanmayan
delilleri bizzat toplamak zorunda kalmış, tek celse ilkesinden daha da
uzaklaşılmıştı.
45
Bu sakıncaların önüne geçmek isteyen kanun koyucu, iş birliği
sistemi ruhuna dayanan CMK’da, açıkça iddianamede yüklenen suçu
oluşturan olaylar ile mevcut deliller arasındaki ilişkiye konu olan bir
bölümün bulunmasını zorunlu kılan bir düzenleme yapma yolunu
seçmiştir. Böylece deliller ve olaylar arasında her hangi bir ilişkilendir-
meye gidilmeksizin, delillerin tüm takdirinin mahkemeye bırakılarak
iddianamelerin hazırlandığı dönem kapanmıştır.
46
CMK’nın 174. maddesinin 170. maddeye yaptığı atfa dayalı ola-
rak, yüklenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendiril-
memesi, ceza muhakemesi hukukumuz bakımından bir iddianamenin
iadesi sebebidir.
47
Kuşkusuz bu iade sebebini; deliller ile olaylar ara-
sında hiçbir ilişki kurulmaması durumu ile sınırlı olarak yorumlama-
mak gerekir. Kanımızca esas itibariyle iddianamede şeklen böyle bir
bölümün olması yeterli değildir. Söz konusu bölümde ciddi çelişkiler
ve tutarsızlıklar varsa iddianamenin iadesi yoluna gidilmelidir. Ancak
mahkemenin sadece savcıdan daha farklı bir hukuki değerlendirme
yapmasına dayalı olarak aynı görüşte olmaması sebebiyle iddianame
iade edilemez.
5. Mevcut Olmasına Rağmen, İddianamenin Sonuç Kısmında,
Şüphelinin Lehine Olan Hususların İleri Sürülmemesi
CMK’nın 160. maddesinin 2. fıkrasında savcının görevleri sırala-
nırken sanığın hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplaması ve
şüphelinin haklarını korunması ödevi ifade edilmiştir. Buna paralel
45
Davanın tek ve zorunlu hallerde birbirini izleyen oturumlarda ve hatta olanak-
lı ise bir günde sonuçlanabilmesi için iddianamenin tüm yönleriyle doğru ve
eksiksiz olarak mahkemeye verilmesi gerektiği, bu zorunlulukla iddianamenin
iadesi kurumunun işlevi arasındaki bağlantı bulunduğu konusunda bkz. Y.2.
CD., E. 2006/4907, K.2006/ 12064, T.14.06.2006, http://www.kazanci.com.tr/,
(30.01.2007)
46
Özkorul, İsmet, “Ceza Muhakemesi Kanunu”, http://www.ceza-bb. adalet.gov.
tr/makale/173doc, (28.10.2005)
47
Şahin, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, s.117., Özbek, s.507-508., Aydın, Murat, “İddia-
namenin Unsurları ve İadesi”, Hukuki Perspektifler Dergisi, S.6, Mayıs 2006, s.172.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009186
olarak CMK’nın 170. maddesinin 5. fıkrasında olayda mevcut olması
halinde iddianamenin sonuç kısmında şüphelinin lehine olan hususla-
rın da yer alması gerektiği düzenlenmiştir. CMK’nın 174. maddesinin
170. maddeye yaptığı yollama sebebiyle savcının aksi tutumu, iddiana-
menin iadesi sebebi teşkil eder.
48
Örneğin sanık aleyhine olup, kanuna
aykırı elde edilen delilin bu niteliğine iddianamede yer verilmemesi,
bir iddianamenin iadesi sebebi olarak değerlendirilmelidir.
49
Mahkeme, şüphelinin lehine olan hususlara iddianamede yer veri-
lip verilmediğine ilişkin denetimi yaparken sadece iddianamenin içe-
riği ve soruşturma evraklarından yararlanacaktır, bunun dışında ken-
disi bizzat yeni bir araştırmaya girişmeyecektir. Yani şüpheli lehine
olan hususlara eğer savcı iddianamede yer vermediyse ve soruşturma
evrakında da bu hususlar anlaşılmıyorsa, mahkemenin mevcut olma-
sına rağmen şüphelinin lehine olan hususlara yer verilmemiş olması
sebebine dayanarak iddianameyi iade etmesi mümkün olmayacaktır.
Kanımızca bu iade sebebi savcının şüpheli lehine delil toplama görevi-
ni yerine getirip getirmediğinin denetlenmesi bakımından sonuç geti-
rebilecek nitelikte değildir. Sadece bir temenninin yansımasıdır.
6. İddianamenin Sonuç Kısmında, İşlenen Suç Dolayısıyla
İlgili Kanunda Öngörülen Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinden Hangilerinin Hükmedilmesinin
İstendiğine Açıkça Yer Verilmemesi
İddianamede savcılık makamınca mahkemeden işlenen suç dola-
yısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden han-
gilerinin hükmedilmesinin istendiğine ilişkin bilgiye yer verilmemesi,
iddianamenin iadesi nedenidir. Bu iade nedeni, iddianamenin daha
dikkatli bir şekilde hazırlanmasını sağlayacağı gibi, şüphelinin ne ile
cezalandırılma tehlikesi altında olduğunu iddianamenin tebellüğü et-
tiği anda öğrenmesine ve savunmasını ciddiye almasına imkan tanıya-
caktır. Ayrıca CMK’da alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerekti-
ren suçlar bakımından mecburi müdafilik sistemi öngörülmüştür. Bu
durumun olayda var olup olmadığının daha kolay denetlenebilmesi
48
Y.11.CD., E. 2006/3835, K. 2006/6168, T. 3.7.2006, http:// www.kazanci.com.tr/,
(30.08.2008)
49
Öztürk /Erdem, s. 646.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009187
bakımından da söz konusu iade sebebinin varlığı kanımızca oldukça
yerindedir.
7. Suçun Tüzel Kişinin Faaliyeti Çerçevesinde
İşlenmesi Halinde, İddianamenin Sonuç Kısmında
İlgili Tüzel Kişi Hakkında Uygulanabilecek Olan
Güvenlik Tedbirlerine Açıkça Yer Verilmemesi
Suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda
iddianamenin sonuç kısmında ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabile-
cek olan güvenlik tedbirlerine açıkça yer verilmesi gerekir. Aksi tutum
iddianamenin iadesi nedenidir.
Bu iade sebebine dayalı olarak mahkemenin iddianamenin iadesi-
ne karar verebilmesi için iki şartın varlığı gerekir. Bunlardan ilki; işlen-
diği iddia olunan suçun kanunda tüzel kişi aleyhine güvenlik tedbiri-
ne hükmedilebileceği belirtilen suçlardan olmasıdır. Ancak mahkeme
savcıdan farklı bir hukuki nitelendirme yaparak işlendiği iddia olunan
suçun iddianamede belirtilenden farklı olduğu ve bu sebeple tüzel ki-
şiler aleyhine güvenlik tedbiri uygulanmasını gerektirdiğinden bahis-
le iade kararı veremez. Çünkü kanunda suçun hukuki niteliğinin farklı
olduğu gerekçesiyle iddianamenin iadesi yasaklanmıştır. Bulunması
gereken ikinci şart; suçun tüzel kişinin yararına ve onun faaliyeti çer-
çevesinde organ veya temsilcilerinin iştirakiyle işlendiği konusunda
savcılık tarafından yeterli şüphenin ortaya konmasıdır.
a. İddianamenin, Suçun Sübutuna,
Mutlak Etki Edeceği Muhakkak
Olan Delilin Toplanmadan Düzenlenmiş Olması
İddianamenin suçun sübutuna mutlak etki edeceği muhakkak
olan delil toplanmadan düzenlenmiş olması, 5353 sayılı Kanun ile ge-
tirilen yeni bir iddianamenin iadesi sebebidir.
Bu iade sebebini, toplanma imkanı bulunduğu halde Cumhuriyet
savcısı tarafından suçun sübutuna etki edecek mevcut bir delilin top-
lanmamış olması haliyle sınırlı olarak yorumlamak lazımdır.
50
Yani
50
Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi 20.02 2006 tarih, E.2005/13667, K.2006/1455 no.lu
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009188
ulaşma olanağı bulunan bir delilin savcının ihmali ya da gözden ka-
çırması gibi sebeplerle toplanmamış olması gerekir. Bir başka ifade ile
savcının soruşturma evresinde suçun sübutuna mutlak etki edecek bir
delili tüm çabasına rağmen toplaması mümkün olmamış ise söz ko-
nusu iade nedeni oluşmaz.
51
Bu durumda mahkeme iddianameyi iade
etmek yerine, maddi gerçeğe ulaşmak ve adil yargılamayı sağlamak
bakımından gerekli olan delilleri bizzat toplayacaktır.
52
Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin 17.10.2005 tarihli 2005/6128
Esas ve 2005/7578 Karar no.lu kararında belirtildiği üzere Cumhuriyet
savcısının tüm delilleri toplamasına rağmen keşif yapmadan iddiana-
me düzenlemesi, iddianamenin iadesini gerektiren bir sebep değildir.
Çünkü esas olarak keşif yapma yetkisi, mahkeme ya da hakime aittir.
Savcı ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde keşif yapabilir. İd-
dianamenin düzenlenerek mahkemeye sunulmasından sonra, bizzat
mahkemece keşif yapılabileceğinden, artık savcının keşif yapmasını
gerektiren gecikmesinde sakınca olan bir durumun varlığından söz
edilemeyecektir.
53
Aynı bağlamda suçun sübutuna mutlak etki edeceği
açık olan delillerin toplanması hakim kararına bağlı ise (örneğin mole-
küler genetik inceleme gibi) iade kararı verilmemelidir.
54
Öte yandan iddianamenin suçun sübutuna mutlak etki edeceği
kararında, hırsızlık suçuna ilişkin olarak suç yeri incelemesi, parmak izi tespiti ve
karşılaştırma belgelerinin iddianamede bulunmamasını, suçun sübutuna mutlak
etki edeceği muhakkak olan delilerin toplanmaması nedenine dayalı alarak iddi-
anamenin iadesini gerektiren bir durum olarak nitelendirmiştir. Karar için bkz.
http://www.kazanci.com.tr/, (30.01.2007)
51
Şahin, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, s.117.
52
Belirtmek gerekir ki; CMK’nın 217. maddesinde yer alan hakimin kararını ancak
huzuruna getirilmiş ve tartışılmış delillere dayandırabileceği şeklindeki düzenle-
me, mahkemenin bizzat delil toplayamayacağı yönünde değerlendirmeler yapıl-
masına neden olabilecek niteliktedir. Gerçekten lâfzî olarak düzenleme böyle bir
kabulü haklı kılmaktadır. Ancak böyle bir kabulün ceza muhakemesinin amacıy-
la ve kanunun ruhuyla bağdaşmayacağı da açıktır. Yargıtay CMK döneminde de
isabetli bir biçimde aynı anlayış içinde kanunun sözüne değil, özüne itibar ede-
rek delillerin toplanması ve değerlendirilmesinin mahkemeye ait bir görev oldu-
ğu görüşünü sürdürmektedir. Bu yönde bkz. Y.9.CD., E.2005/6961, K.2005/9421,
T.12.12.2005, http://www.kazanci.com.tr/, (30.01.2007)
53
bkz. Y.9.CD., E.2005/6128, K.2005/7578, T.17.10.2005, www. adalet.org/ckarar.
php, (01.03.2006), aynı yönde Y.3.CD., E.2006/5835, K.2006/4982, T.1.06.2006,
http://www.kazanci.com.tr/, (01.09.2008)
54
Şahin, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, s. 117.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009189
muhakkak olan delilin toplanmadan
55
düzenlenmiş olması şeklindeki
bu iddianamenin iadesi sebebi, son derece muğlaktır.
56
Ayrıca zararlı
sonuçlara sebebiyet verebilecek niteliktedir. Eksik toplanan deliller ne-
deniyle tek celse ilkesine aykırı olarak davanın uzamasına neden ola-
cak olumsuzlukları gidermek amacıyla yapılan bu değişiklik yerinde
değildir.
57
Şöyle ki; söz konusu bu düzenlemeye dayalı olarak verilen
bir iddianamenin iadesi kararından çıkacak sonuç; sübut kelimesinin
sözlük anlamı sabit olma, ispatlanma, ispatlama, gerçekleşme
58
oldu-
ğuna göre; mahkemece henüz hiç bir yargılama faaliyeti yapmadan,
sanığa kendini savunma konusunda söz hakkı tanımadan, sadece
iddianameye göre karar vermiş olduğudur.
59
Bir başka ifade ile iade
gerekçesinde gösterilen delilin savcılık makamınca ortaya konması ha-
linde mahkumiyet, bunun sağlanamaması halinde ise beraat kararının
çıkacağıdır. Kısacası mahkeme görüşünü önceden belirtmiştir.
60
Bu
durum mahkemenin tarafsızlığını zedeleyecek, savcıyı adeta muhake-
mede hakim konumuna getirecektir. Açıklamaya çalıştığımız neden-
lerden dolayı söz konusu düzenlemenin Anayasa’nın 36. maddesine
ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine aykırı olduğu
düşüncesindeyiz.
55
Feyzioğlu, haklı olarak “mevcut olduğu halde toplanmamış delil”den neyin kas-
tedildiğinin belli olmadığını ifade etmektedir. Henüz kovuşturma başlamadığın-
dan re’sen araştırma yetkilerini kullanmayan mahkemenin, kolluk veya Cumhu-
riyet savcısının toplamadığı için soruşturma dosyasında yer almayan bir delillin
varlığını nereden bileceği sorusunu sormaktadır. Feyzioğlu, “Ceza Muhakemesi
Kanunu’na Göre, İddianamenin Hazırlanmasına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşün-
celer”, s. 32.
56
Kanunun bu bendindeki ifade tarzı uygulamada, hangi delilin suçun sübutuna
etki edeceği veya etmeyeceği ve hangi delilin mutlak sayılması ya da sayılmaması
gerekeceği konusunda tereddütler doğuracaktır. Gültekin, s. 54.
57
5353 sayılı Kanun ile 174. maddeye yapılan bu ilavenin gereksiz olduğuna ve mad-
de konseptine uymadığına ilişkin görüş için bkz. Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi
Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s. 536; Feyzioğlu, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na
Göre, İddianamenin Hazırlanmasına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşünceler”, s. 32.
58
Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Ankara 1996, s. 748.
59
Feyzioğlu, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre, İddianamenin Hazırlanmasına ve
Kabulüne İlişkin Bazı Düşünceler”, s. 32.
60
Özbek, s. 508; Aksi görüş için bkz. Öztürk /Erdem, s. 645.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009190
b. Önödemeye veya Uzlaşmaya Tabi Olduğu
Soruşturma Dosyasından Açıkça Anlaşılan İşlerde
İddianamenin, Önödeme veya Uzlaşma Usulü
Uygulanmaksızın Düzenlenmiş Olması
5353 sayılı Kanun ile CMK’nın 174. maddesi değiştirilmeden önce
madde metninde; ön ödemeye tabi işlerde kamu davası açılamayacağı,
aksi halde iddianamenin iade edileceği ifade ediliyordu. Söz konusu
iade sebebine ilişkin düzenlemenin soru işaretleri doğurabilecek şekil-
de kaleme alındığı, bu nedenle de yetersiz olduğu ortadaydı. Örneğin
savcının ön ödeme kapsamında görmediği suçu hukuki nitelendirme
farklılığı nedeniyle mahkeme ön ödeme kapsamında görürse iddiana-
me iade edilebilecek mi, edilemeyecekse bu sebebe dayalı olarak id-
dianamenin iade edilmesi için hangi şartlar var olmalıdır sorularına
ilişkin cevaplar açık değildi. Ayrıca CMK ile hukukumuza yeni giren
uzlaşma kurumunun amacı düşünüldüğünde, uzlaşmaya tabi bir suç
hakkında bu usule başvurmaksızın savcılıkça iddianame düzenlenme-
si halinde, iddianamenin iade edilebilmesi gerektiği ortadaydı, buna
rağmen konuya ilişkin yasal düzenleme bulunmamaktaydı.
61
Bu te-
mel gerekçelerle 5353 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle ön ödemeye
veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan
işlerde iddianamenin ön ödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksı-
zın düzenlenmiş olması
62
bir iade sebebi olarak nitelendirildi. Böylece
61
5353 sayılı Kanunu’na ilişkin Adalet Komisyonu raporunda aynı gerekçelere daya-
lı değişiklik ihtiyacına yer verilmiştir. Bkz. Kilis Milletvekili Hasan Kara ve İki Mil-
let Vekilinin Ceza Muhakemesi Kanunda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Tek-
lifi ve Adalet Komisyonu Raporu, http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/
yil01/ ss903m.htm, (29.10.2005)
62
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, verdiği bir kararda kanunda yer alan “ön ödeme veya
uzlaşma usulü uygulanmaksızın” ifadesinin anlamını şu sözlerle ortaya koymak-
tadır: “….Anılan maddedeki “ön ödeme usulü uygulanmaksızın” ibaresi, iddianamedeki
atılı suçun ön ödemeye tabi olması halinde, C. Savcılığı’nca şüpheliye ön ödeme ihtaratının
yapılmaması veya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olmasına karşın iddianame ile
dava açılması anlamına gelmekte olup önödeme ihtaratının içeriğinde yer alması gereken
diğer hususlardaki aykırılıkların, ön ödeme usulünün uygulanmaması olarak kabul edilme-
si olanaksızdır. Zira, yasa koyucunun amacı böyle olmasa idi, ilgili hüküm “ön ödeme usu-
lü uygulanmaksızın” değil, “usulüne uygun ön ödeme ihtarı yapılmaksızın” düzenlenen
iddianamenin iadesinin gerektiği şeklinde düzenlenirdi. Aksi durumun kabulü, duruşma
tensip kararı ile yeniden ön ödeme ihtaratı yapılması olanağı bulunmakta iken, mahkeme-
ler ile C. Savcılıkları arasındaki, ön ödeme ihtaratının içeriğine ilişkin tüm hukuki görüş
aykırılıklarının, iddianamenin iade sebebi haline getirilmesi, dolayısıyla da, soruşturmanın
ve buna bağlı olarak da yargılamanın daha da uzaması sonucunu doğuracaktır.” Karar
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009191
uzlaşma konusundaki tereddüt ortadan kaldırıldığı gibi, savcının ön
ödeme ya da uzlaşma kapsamında görmediği suçu, hukuki nitelen-
dirme farklılığı sebebiyle ön ödeme ya da uzlaşma kapsamında gö-
ren mahkemenin iddianamenin iadesi yoluna gitmeyeceği ve bizzat
kovuşturma evresinde uzlaşma veya ön ödeme usulüne başvuracağı
açıklığa kavuşmuş oldu. Kanımızca yukarıda ifade etmeye çalıştığımız
sorulara ilişkin endişeleri ortadan kaldırması bakımından 5353 sayılı
Kanun ile yapılan değişik oldukça yerindedir.
B. İddianamenin İadesinin Yasak Olduğu Haller
1. Soruşturma Evrakının ve İddianamenin
Mahkemeye Sunulduğu Tarihten İtibaren
On Beş Günlük Sürenin Geçmiş Olması
Mahkeme, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği ta-
rihten itibaren en çok on beş gün içinde iddianamenin iadesi kararı
verebilir. On beş günlük sürenin sonunda iddianamenin iadesi müm-
kün değildir.
63
CMK’nın 174. maddesinin 5353 sayılı Kanun ile değiş-
tirilmesinden önce söz konusu süre yedi gündü. Bu sürenin sekiz gün
daha artırılmasının nedeni, 5353 sayılı Kanun ile mahkemenin ilk iade
kararının gerekçesinde yer alan sebeplerle bağlı kalınacağı şeklinde
yeni bir şart öngörülmesi
64
ve kanun koyucu tarafından bu sebeple
konu hakkında titiz bir değerlendirme yapmasının çok önemli görül-
mesi olabilir.
için bkz. Y.10.CD., E.2007/693, K.2007/7075, T.11.06.2007, http://www.kazanci.
com.tr/, (01.09.2008), Öğretide Aydın, Yargıtay tarafından ortaya konulan bu an-
layışa karşıdır. Yazar iddianameyi inceleyen mahkemenin soruşturma aşamasında
uzlaşma ve ön ödeme işlemi yapılmasına rağmen uzlaşma veya ön ödeme gerçek-
leşmemiş ise bu işlemlerde izlenen usulün yerinde olup olmadığına da bakması
gerektiği düşüncesindedir. Aydın, “İddianamenin Unsurları ve İadesi”, s. 173.
63
Öztürk ve Erem iddianamenin iadesi için öngörülen sürenin hak düşürücü süreler-
den farklı olarak özürsüz olarak geçirilse de eski hale getirilemediğini, zamanaşımı
sürelerinin aksine kesilmediğini ve durmadığını saplamaktadır. Bununla birlikte
esasa şeklin kurban edilmemesi gerektiği gerekçesiyle mahkemenin iddianamede
gerçekten esaslı eksiklik veya hata varsa, on yedinci günde de süreye bakmaksızın
yanlışlık ve eksiklikleri giderilmesini savunmaktadır. Öztürk /Erdem, s. 647.
64
Kilis Milletvekili Hasan Kara ve İki Millet Vekilinin Ceza Muhakemesi Kanunda
Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu, http://
www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss903m.htm, (29.10.2005)
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009192
İddianamenin iadesi açısından öngörülen bu süre kesin
niteliktedir.
65
Öngörülen sürenin kesin oluşu muhakeme kanunları ta-
rafından mahkeme için öngörülen sürelerin düzenleyici süre olması
kuralının istisnası niteliğindedir. Çünkü CMK’nın 174. maddesinin
üçüncü fıkrasına göre bu süre içerisinde iade edilemeyen iddianame
kabul edilmiş sayılacağından, bu süreye uymamanın bir yaptırımı
mevcuttur. Bu durum eleştirilmeye değerdir. Çünkü sürenin kesin
oluşu kurumunun amacıyla bağdaşmamaktadır. Bu düzenleme iş yo-
ğunluğu nedeniyle iddianamenin süresinde incelenmemesi halinde
kamu davasının muhtemel eksikliklerle açılmış sayılmasına neden
olacaktır.
66
Sürenin hukuki niteliği ise dava süresine benzemektedir. Çünkü
söz konusu bu süre zamanaşımı sürelerinden farklı olarak kesilme-
mekte ve durmamaktadır, hak düşürücü sürülerin aksine kusursuz
olarak geçirildiğinde eski hale getirilmesi de mümkün değildir.
67
Öğretide ileri sürülen bir görüşe göre sürenin iddianamenin teslim
edildiği günden başlatılması gerekir. Bu görüş mahkemenin iddiana-
menin kendisine teslim edilmesiyle iddianameyi inceleme imkanına
kavuşacağı savıyla gerekçelendirilmektedir. Yine bu görüşe göre süre-
nin dolup dolmadığı her günü 24 saat üzerinden hesaplamak suretiyle
belirlenmelidir. Ancak sürenin gün ortasında bitmesi halinde uygula-
maya ve yasa hükümlerine uygun olacağı için süre mesai saati bitimi-
ne kadar uzatılmalıdır.
68
Kanımızca bu görüş iki açıdan eleştirilebilir.
Yöneltilebilecek ilk eleştiri, sürenin sadece iddianamenin teslimi tari-
hinden başlatılmasıyla ilgilidir. Oysa kanun sadece iddianamenin de-
ğil ve açıkça hem iddianamenin hem de soruşturma evrakının teslim
tarihinin esas alınacağını öngörmektedir. Bu sebeple yalnızca iddia-
65
Öztürk/Erdem, s. 647; Şahin, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, s. 118., Aydın, “İddia-
namenin Unsurları ve İadesi”, s. 170; Öğretide Feyzioğlu aksi görüştedir. On beş
günlük sürenin davayı açan iddia makamına değil, kendisine sunulan iddianame
üzerinde işlem yapmakla yükümlü kılınan mahkemeye hitap ettiğini bu sebep-
le sürenin düzenleyici olduğunu savunmaktadır. Feyzioğlu, “Ceza Muhakemesi
Kanunu’na Göre, İddianamenin Hazırlanmasına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşün-
celer”, s. 31–32.
66
Özbek, s. 507; Feyzioğlu, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre, İddianamenin Ha-
zırlanmasına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşünceler”, s. 32.
67
Öztürk/Erdem, s. 647.
68
Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku (2005), s. 370.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009193
namenin ya da soruşturma evrakının verilmesi sürenin başlaması için
yeterli olmayacaktır. Kaldı ki soruşturma evrakının teslim edilmemesi
halinde iddianamenin iade sebepleri açısından tam olarak incelenmesi
de mümkün değildir. Getirilebilecek ikinci eleştiri sürenin hesaplama
biçimine ilişkindir. CMK’nın 174. maddesinin birinci fıkrasında iddia-
namenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren denildiği
için iddianamenin ve soruşturma evrakının teslim edildiği gün hesa-
ba katılmamalıdır. Sürenin dolup dolmadığı iddianamenin ve soruş-
turma evrakının teslim edildiği günü izleyen günden başlayarak saat
olarak değil, gün hesabıyla belirlenmeli ve sürenin on beşinci günün
mesai saati bitimine kadar devam ettiği kabul edilmelidir.
2. İade Sebebinin Suçun Hukuki Nitelendirmesine
İlişkin Olması
Mahkemece, suçun hukuki nitelendirmesinin savcının değerlen-
dirmesinden farklı takdir edildiği gerekçesiyle iddianame iade edi-
lemez. CMK’nın 174. maddesinin 5353 sayılı Kanun’la değiştirilme-
sinden önce iddianamenin iadesi bakımından böyle bir yasak hal söz
konusu değildi. İddianamenin CMK’nın 170. maddesindeki unsurları
içermemesinin tespit edilmesi bir iade nedeni olarak düzenlenmişti.
CMK’nın 170. maddesinin 3. fıkrasının (h) bendinde yüklen suç
69
ve uy-
gulanması gereken kanun maddeleri sayıldığından suçun hukuki nite-
liğine ilişkin değerlendirme bir iade sebebi olarak gösterilebilir şeklin-
de çıkarımda bulunulabilirdi. Kanımızca bu değişlikle, suçun hukuki
nitelendirmesinde hata olduğu gerekçesine dayalı hemen hemen her
iddianamenin iadesi kararında, mahkemenin ihsası reyde bulunduğu
yönünde yapılabilecek haklı eleştiriler ve buna ek olarak yöneltilecek
taleplerden korunulması sağlanmıştır. Kaldı ki, zaten mahkeme savcı-
nın fiilin konusundaki nitelendirmesiyle bağlı değildir.
Ancak yine de savcının iddianameyi hazırlarken suçun hukuki ni-
telendirmesinde son derece dikkatli davranması gerektiği açıktır. Çün-
69
İşlendiği iddia olunan suçun öğelerinin iddianamede tek tek gösterilmemesinin id-
dianamenin iadesini gerektiren bir hal olarak değerlendirilemeyeceği, aksinin ka-
bulünün suçun hukuki nitelendirmesinin yanlış yapılması sebebiyle iddianamenin
iade edilemeyeceği kuralıyla çelişeceğine ilişkin Yargıtay İkinci Ceza Dairesi’nin
14.06.2006 tarihli E.2006/4097, K.2006/12064 nolu kararı için bkz. http://www.
kazanci.com.tr/, (30.01.2007)
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009194
kü bariz bir yanlış değerlendirme, kişinin lekelenmeme hakkını ihlal
ederek hiçbir ilgisi olmamasına rağmen toplum nazarında çok ağır bir
suçtan dolayı sanık sandalyesine oturmasına sebebiyet verebilir ya da
sanığın savunmasını ciddiye almamasına neden olabilir. Bu tür ciddi
hataların, sanığın iddianameyi tebellüğ ettiği anda isnat edilen suçu,
bu bağlamda neye karşı savunma yapacağını öğrenmesini hedefleyen
iddianamenin iadesi kurumunun ruhu ile bağdaşmaz.
3. İddianamenin, İadeye İlişkin İlk Kararda Belirtilmeyen
Sebeplerle İkinci Kez İade Edilmesi
5353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle getirilen bu yasak; iddi-
anamenin mahkemece dikkatli şekilde incelenerek, iadeye ve gerekçe-
lerine karar verilmesini sağlamak suretiyle, defalarca farklı nedenlerle
aynı iddianamenin iadesinin, buna dayalı olarak makul sürede yargı-
lama sınırını aşan olayların önünde geçmek amacını taşımaktadır.
Son derece yerinde olan bu düzenleme ile aynı iddianamenin her
durumda sadece bir kez iade edilmesi sonucunu doğuran bir durum
da oluşmamaktadır. Çünkü savcının iddianameyi, bir önceki iade ka-
rarında belirtilen eksikleri ve hataları ortadan kaldırmaksızın yeniden
mahkemeye sunması halinde iddianame tekrar iade edilebilecektir.
70
Öte yandan, mahkemece iade edilen iddianamenin, savcılık tara-
fından iade kararının gerekçesinde belirtilen hususlar dışında yeniden
başka unsurları içerecek şekilde düzenlenmesi ya da değiştirilmesi
mümkündür. Ancak bu durumda mahkemeye sunulan yeni iddiana-
menin iadesinin mümkün olduğu kabul edilmelidir.
71
Çünkü bu du-
rumda aynı iddianamenin varlığından söz edilemez.
70
Şahin, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, s.118; Soyaslan, Doğan, Ceza Muhakemesi Huku-
ku, Ankara 2007, s. 357.
71
Örneğin iddianamenin iadesi gerekçesi olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendiril-
memesi olsun. Savcı olayda yeni fail ve fillerin bulunduğunun tespit edildiğini
veya failin işlediği başka suçların ortaya çıktığını ya da failin yeni suçlar işlediğini
ve yahut yeni delillere ulaşıldığını ifade eden bir iddianameyi mahkemeye sundu-
ğunda, bu iddianame yeni bir iddianame olarak değerlendirilmelidir.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009195
4. İddianamenin, Kanunda Sınırlı Sayıda Sayılan
Nedenler Dışında Bir Neden ile İade Edilmesi
İddianamenin iadesi nedenleri kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır.
Bu nedenler konusunda mahkemenin takdir hakkı bulunmamaktadır.
72
Kanunda sayılan nedenlerin dışında başka bir nedene dayalı olarak id-
dianamenin iade edilmesi mümkün değildir. Bir başka ifade ile kıyas
yoluyla yeni iddianamenin iadesi nedenleri yaratılamaz. Bu gerekçey-
le Yargıtay çeşitli kararlarında şu hususların iddianamenin iadesine
neden olamayacağına karar vermiştir: Şüphelinin etkin pişmanlık ha-
linin araştırılmaması, adli sicil kaydının, nüfus kayıtlarının iddiana-
meye eklenmemesi,
73
müştekiye şüphelilerin gösterilerek canlı teşhis
yaptırılmaması,
74
şüpheli hakkında çıkartılan yakalama emrinin ma-
kul bir süre beklenmemesi,
75
şüphelinin ifadesinin alınmaması,
76
tanık-
larının ifadelerine başvurulması,
77
şüphelinin akıl hastası olup olmadı-
ğının akıl hastası ise ne zamandan beri akıl hastası olduğunun ve bu
hastalığın davranışları üzerinde etkilerini saptayan sağlık raporunun
aldırılmaması,
78
mağdurun adli tıp raporunun alınmaması.
79
C. İddianamenin İadesi Muhakemesinin Usulü ve
İade Kararına İtiraz
İddianamenin iadesi kararı savcının hazırladığı iddianameyi mah-
kemeye sunmasından sonra gerçekleştirilen muhakemenin neticesin-
72
bkz., Y.1.CD., E. 2008/429, K. 2008/108, T. 21.1.2008, http://www. kazanci.com.
tr/, (01.09.2008)
73
bkz., Y.6.CD., E.2005/16219, K.2005/12658, T.27.12.2005, Y.10.CD., E.2006/8249,
K.2007/1129, T.26.02.2007, http://www. kazanci.com.tr/, (01.09.2008)
74
bkz. Y.6.CD., E.2006/11165, K.2007/4297, T. 09.04.2007, www.kazanci.com.tr,
(30.08.2008)
75
bkz. Y.11.CD., E. 2007/1930, K. 2007/1529, T. 08.03.2007, http:// www.kazanci.
com.tr/, (30.08.2008)
76
bkz. Y.8.CD., E.2008/1054, K.2008/801, T.07.02.2008, Y.2.CD., E.2007/6622, K.
2007/7394, T. 23.5.2007, http:// www.kazanci.com.tr/, (30.08.2008)
77
bkz. Y.2.CD., E.2007/7749, K.2007/15582, T.28.9.2007, www.mevbank.com.,
(28.03.2008)
78
bkz. Y.2.CD., E. 2007/12915, K. 2007/11684, T. 20.9.2007, http:// www.kazanci.
com.tr/, (30.08.2008)
79
bkz. Y.8.CD., E. 2007/8868, K. 2007/6472, T. 1.10.2007, Y.5.CD., E. 2007/1215, K.
2007/1207, T.19.2.2007, http://www.kazanci.com.tr/, (30.08.2008)
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009196
de verilebilen bir karardır. Bu muhakeme aşamasında iddianamenin
şüpheliye tebliğine olanak sağlayan bir düzenleme CMK’da bulun-
mamaktadır. Bu nedenle muhakeme diyalektik değildir. Mahkemenin
önünde sadece soruşturma evrakı ve iddianame bulunduğundan şüp-
helinin muhakemedeki etkisi soruşturma evrakında yer alan beyan-
ları ile sınırlıdır. Belirtmek gerekir ki bu durum adil yargılanma hak-
kının önemli bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil
etmektedir.
80
Soruşturma evresi iddianamenin mahkeme tarafından incelendiği
bu aşamada da devam ettiğinden savcının soruşturma evresine ilişkin
görev, yetki ve sorumlulukları sürmektedir. Bu sebeple savcı örneğin
tanık dinleyebileceği gibi gecikmesinde sakınca bulunan hallerde keşif
yapabilecektir. Aynı nedenden dolayı mahkeme tarafından iddiana-
menin incelendiği aşamada soruşturma evresinin gizliliği ilkesine uy-
gun davranılmalıdır.
Öte yandan savcının mahkemeye sunduğu iddianameyi mahke-
mece iddianamenin kabulü ya da iadesine ilişkin karar verilmeden ve
on beş günlük inceleme süresi dolmadan önce geri almasının mümkün
olup olmadığı kanunda düzenlenmemiştir. Öğretide ileri sürülen bir
görüşe göre bu düzenleme boşluğu savıcının iddianameyi geri çekme-
sine engel değildir.
81
İddianamenin iadesi kararı ancak, savcılık makamınca kamu da-
vası açılmasına yönelik olarak iddianamenin sunulduğu mahkeme ta-
rafından verilebilir. Hakim tarafından bu kararın verilmesi mümkün
değildir. Bu durum CMK’nın 174. maddenin birinci fıkrasında açıklık-
ça ifade edilmiştir.
Burada tartışılması gereken bir diğer husus, mahkemenin, iddi-
anameyi eksikliklerini gidererek ve yanlışlıklarını düzelterek kabul
etme yoluna gidip gidemeyeceğidir. Öğretide ileri sürülen bizim de
katıldığımız görüşe göre, mahkemenin iade sebebi teşkil edebilecek
nitelikteki bir eksikliği ya da yanlışlığı gidermesi mümkün olmasa ge-
rekir. Çünkü iddia faaliyetiyle yargılama faaliyetinin tek bir kişi de
veya kurulda birleşmesi mümkün değildir. Aksi halde adil yargılanma
80
Tanrıkulu, M. Sezgin, “Adil Yargılanma Hakkı ve İddianamenin Kabulü, İadesi,
Tebliği”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 64, 2006, s. 109.
81
Özbek, s. 507.
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009197
ilkesi ihlal edilmiş olur.
82
Mahkemece verilen iddianamenin iadesi kararına karşı sadece sav-
cının itirazda bulunma hakkı vardır. Bu talep itiraza ilişkin hükümler
dahilinde değerlendirilir.
D. İddianamenin İadesinin Sonucu
CMK’da CMUK’tan farklı olarak, savcının iddianameyi mahke-
meye sunması, kamu davasının açılmasına, bu suretle soruşturma ev-
resinden kovuşturma evresine geçilmesine ve şüphelinin sanık sıfatını
almasına yol açmamaktadır. Tüm bunlar için öncelikle mahkeme ta-
rafından iddianamenin kabulü gerekmektedir. İddianamenin kabulü,
kamu davasının açılması bakımından kurucu bir şart niteliğindedir.
83
Bu nedenle CMUK’un yürürlükte olduğu dönemden farklı olarak,
savcının iddianameyi mahkemeye sunması ile kamu davasının açıl-
mış olacağını söylemek, artık hatalı olacaktır.
84
İddianamenin kabulü,
mahkemenin kanunda iddianamenin iadesi için öngörülen süre içinde
bu yola başvurmaması veya sürenin dolmasından önce iddianamenin
kabulüne karar vermesi ile gerçekleştiğinden, iddianamenin iadesinin
en önemli sonucu, kamu davasının açılmasına, bir başka ifade ile ko-
vuşturma evresine geçilmesine engel oluşudur.
SONUÇ
İddianamenin iadesi kurumuna duyulan ihtiyacın kaynağında;
CMUK’un yürürlükte olduğu dönemde, soruşturma evresinin ceza
muhakemesindeki önemli işlevlerine rağmen verimsiz geçirilmesi, bu-
nun sonucu olarak toplanabilecek olan tüm deliller toplanmadan ya
da yeterli şüpheye ulaşmadan kamu davasının açılması, iddianamede
82
Öztürk/Erdem, s. 641.
83
Feyzioğlu, s. 31.
84
Toroslu ve Feyzioğlu, CMK’ya göre Cumhuriyet savcısının sadece kamu davası-
nın açılması için iddianameyi düzenlemek ve bunu madde ve yer yönünden yetkili
mahkemeye vermekle görevlendirilmiş olduğunu saptayarak, kamu davasını aça-
nın cumhuriyet savcısı değil, iddianameyi kabul eden yetkili mahkeme olduğunu
ifade etmektedir. Yazarlar böyle bir düzenlemenin itham etme ve yargılama göre-
vinin aynı kişide toplanmasından doğabilecek sakıncaları içinde barındırdığından
kuşku olmadığını belirtmektedir. Bu görüş için bkz. Toroslu/ Feyzioğlu, s. 268.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009198
yer alması zorunlu unsurlara yer verilmemesi veya içeriklerinde bariz
yanlışlıklar yapılması şeklinde gelişen davranışlar vardır.
CMUK döneminde bu hataların etkilerini kovuşturma evresinde
ve daha da önemlisi toplumda gözlemleyebilen birçok hukukçu, soruş-
turma evresinin işlevini her somut olay için ne ölçüde yerine getirdi-
ğinin denetlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu görüşler, hazırlanan
Ceza Muhakemesi Kanunu tasarılarına da yansımış, çeşitli yeni ku-
rumların oluşturulması çabalarına neden olmuştur. Nihayet bulunan
çözüm, yani iddianamenin iadesi kurumu, CMK’nın yürürlüğe girme-
si ile özünde olumlu bir yenilik olarak Türk yargılama hukukuna dahil
olmuştur.
İddianamenin kabulü ile birlikte şüpheli, sanık halini alacaktır. Bir
başka ifade ile iddianamenin iadesi muhakemesinin sonucu onun için
belirleyicidir. Oysaki bu aşamada şüphelinin söz hakkı yoktur. Bu mu-
hakemede sadece iddia ve yargılama makamı hareket yetkisine sahip-
tir. Bu nedenle kanımızca iddianamenin mahkemeye sunulmasından
sonra şüpheliye söyleyeceklerini ve varsa delillerini bildirmesi için
olanak tanınmayışı kurumun önemli bir eksikliğidir.
Belirtmek gerekir ki, bazı iade nedenlerinin de gelecek günlerde
çok tartışılacağı kanımızca ortadadır. Örneğin iddianamenin suçun
sübutuna mutlak etki edeceği muhakkak olan delil toplanmadan dü-
zenlenmiş olması nedeniyle iade edildiği olaylarda sıklıkla mahkeme-
nin ihsası reyde bulunduğu iddiasıyla karşılaşılacaktır. Bu düzenle-
me kanımızca Anayasamızın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 6. maddesine açık şekilde aykırıdır. İddianamede yük-
lenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendirilmemesi
ve mevcut olmasına rağmen iddianamenin sonuç kısmında şüphelinin
lehine olan hususların ileri sürülmemesi şeklinde ifade edebileceğimiz
iddianamenin iadesi sebepleri ise temelinde olumlu olmakla birlikte
kanımızca sonuç getirebilir nitelikte değildir. Sadece bir temenninin
yansımasından ibarettir. Çünkü mahkeme iddianamenin iadesine iliş-
kin kararını verirken sadece iddianame ve soruşturma evrakı üzerinde
inceleme yapabilecektir. Bu belgelerde sanığın lehine olan bir konu-
dan ya da gerçekte olayla ilişkili olan bir delilden hiç söz edilmemesi
halinde mahkeme iade sebebinin varlığını tespit dahi edemeyecektir.
İddianamenin iadesi kurumunun, ürünü olduğu ihtiyacı karşıla-
yıp karşılamayacağını zaman gösterecektir. Bu bağlamda iade neden-
hakemli makaleler Ahu KARAKURT
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009199
lerinin her birinin yorumlanıp, sınırlarının uygulayıcılar tarafından
çizilmesi gerekmektedir.
KAYNAKLAR
AYDIN, Murat, Kamu Davasının Açılması ve İddianame, Seçkin Yay., Anka-
ra 2003.
AYDIN, Murat, “İddianamenin Unsurları ve İadesi”, Hukuki Perspektifler
Dergisi, S. 6, Mayıs–2006.
CENTEL, Nur/ZAFER, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yay, İs-
tanbul 2003.
CENTEL, Nur/ZAFER, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yay., İs-
tanbul 2005.
CİHAN, Erol/YENİSEY, Feridun, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yay., İs-
tanbul 1997.
FEYZİOĞLU, Metin,” 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında
Bazı Tespit ve Değerlendirmeler”, http://www.law.ankara.edu.tr/
yazicidostu.php?yad=1340, (28.10.2005)
FEYZİOĞLU, Metin, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na Göre, İddianamenin
Hazırlanmasına ve Kabulüne İlişkin Bazı Düşünceler”, Ceza Hukuku
Dergisi, Y.1, S.1, Ekim 2006.
GÜLTEKİN, Özkan, “İddianamenin İadesi”, Terazi Hukuk Dergisi, S.3, Ka-
sım 2006.
HACIOĞLU, B. Caner, “1999 Tarihli CMUK Tasarısı’nda Muhakemenin
Yürüyüşüne İlişkin Düzenlenen Ara Soruşturma Devresi (Orta Aşa-
ma) Üzerine Bir İnceleme”, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fa-
kültesi Dergisi, C. VI, S. 1-4, Erzincan 2002.
KESKİN, İbrahim, “İddianamenin İadesi”, Adalet Dergisi, Y.97, S.25, Mayıs
2006.
KUNTER, Nurullah/YENİSEY, Feridun/NUHOĞLU, Ayşe, Muhakeme
Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Arıkan Yay., İstanbul
2006.
ÖZAR, Süleyman, “İddianamenin İadesi Tespitler, Sorunlar ve Öneriler”,
http://www.yayin.adalet.gov.tr/28_sayi%20içerik/Süleyman%20
ÖZAR.htm, (30.09.2008)
ÖZBEK, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yay., Ankara 2006.
ÖZKORUL, İsmet, “Ceza Muhakemesi Kanunu”, www.ceza-bb.adalet.
gov.tr/makale/173doc, (28.10.2005)
ÖZTÜRK, Bahri / ERDEM, Mustafa Ruhan / ÖZBEK, Veli Özer, Uygula-
malı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yay., Ankara 2004.
ÖZTÜRK, Bahri/ERDEM, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi
Hukuku, Seçkin Yay., Ankara 2006.
Ahu KARAKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 82, 2009200
SOYASLAN, Doğan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Yetkin Yay., Ankara 2007.
ŞAHİN, Cumhur, Ceza Muhakemesi Hukuku-I, Seçkin Yay., Ankara 2007.
ŞAHİN, Cumhur, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yay., Anka-
ra 2005.
YILMAZ, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Yetkin Yay., Ankara 1996.
TANRIKULU, M. Sezgin, “Adil Yargılanma Hakkı ve İddianamenin Ka-
bulü, İadesi, Tebliği”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 64, 2006.
TOROSLU, Nevzat/ FEYZİOĞLU, Metin, Ceza Muhakemesi Hukuku, Savaş
Yay., Ankara 2006.
TOSUN, Öztekin, Türk Ceza Muhakemesi Dersleri C. II Muhakemenin Yürü-
yüşü, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul 1976.
YENİDÜNYA, A. Caner, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda
Kamu Davasının Açılması, İddianamenin Unsurları ve İadesi”,
E-Akademi Hukuk, Ekonomi ve Siyasal Bilimler Aylık İnternet
Dergisi, S. 60, Şubat 2007, http://www.e-akademi.org/makaleler/
acyenidunya-1.htm, (20.08.2008)
YENİSEY, Feridun, Uygulanan ve Olması Gereken Ceza Muhakemesi Hukuku
Duruşma ve Kanunyolları, Beta Yay., İstanbul 1990.
YURTCAN, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul
2005.
YÜCEL, Mustafa Tören, “Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu (YCMK) Kar-
şısında Ceza Adaleti Sisteminin –de facto- Görünümü ve Sosyolo-
jik Çıkmazlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y.18, S.57, Mart-Nisan
2005.
Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Raporu http://www.ceza-bb.
adalet.gov.tr/makale/163doc, (28.10.2005)
Adalet Komisyonu Raporu için, http://www.tbmm.gov. tr/sirasayi/do-
nem22/yil01/ss1255 m.htm, (10.01.2007)
Ceza Muhakemesi Kanunun Tasarısı Madde Gerekçeleri, www.ceza-bb.
adalet.gov.tr/mevzuat/cmkmaddegerekcedoc, (28.10.2005).
Kilis Milletvekili Hasan Kara ve İki Millet Vekilinin Ceza Muhakemesi
Kanunda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi ve Adalet Ko-
misyonu Raporu, http://www. tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/
yil01/ss903m.htm, (29.10.2005)