Ulaş KARAN hakemli makaleler
∗
İstanbul Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi uz-
manı
146TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
I. GİRİŞ
Türk hukukunda son yıllarda inanılmaz bir hızda değişim yaşanı-
yor ve temel kanunlar birbiri ardına yeniden yazılıyor. Yeni kanunlar
arasında özellikle 2004 yılında kabul edilen ve 2005 yılında yürürlüğe
giren Türk Ceza Kanunu (TCK) teorik olduğu kadar uygulamada da
eleştirilerle karşılaştı. Bu süreçte bazı konular eski düzenlemelere ben-
zer biçimde yeni kanunda da yer alırken daha önce ceza hukukunda
yer almayan bazı suçlar da TCK’da kendine yer buldu. Bunlar arasın-
da bugüne kadar ülkemizde öğretide üzerinde durulmayan ve ceza
hukuku bakımından bir kaç yazar dışında inceleme konusu olmayan
122. maddede yer alan ayrımcılık suçu da bulunuyor.
122. madde ile, mukayeseli hukukta uzun yıllardır akademik ve
uygulamaya yönelik çalışmaların konusu olan ayrımcılık yasağı, her
ne kadar daha önce farklı hukuk dallarında Türk hukukuna girmiş
olsa da ilk kez ceza hukukunun bir parçası haline gelmiştir. Bununla
birlikte düzenleme üzerinde bir kafa karışıklığı söz konusudur ve 122.
maddenin nasıl uygulanacağı henüz belirsizdir. Bu durumu destele-
mek noktasında Yargıtay’ın bu madde ile ilgili ortaya çıkmış herhan-
gi bir içtihadına rastlanmadığı belirtilebilir. Ancak Adalet Bakanlığı
Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü özel ve genel ceza kanunla-
rında yer alan bazı maddelerle ilgili özellikle istatistik toplamaktadır
ve oluşturulan formlardan biri de “ADİS FORM: 37” adıyla TCK’nın
122. maddesini de içermektedir. Bu formda mağdur sayıları, kovuş-
TÜRK HUKUKUNDA AYRIMCILIK YASAĞI
VE TÜRK CEZA KANUNU’NUN
122. MADDESİNİN UYGULANABİLİRLİĞİ
Ulaş KARAN
*
hakemli makaleler Ulaş KARAN
147TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
turmaya yer olmadığına, görevsizlik, yetkisizlik, birleştirme, kamu da-
vasının ertelenmesi ve kamu davası açılamasına dair kararlara ilişkin
bilgiler yer almakta ve yıllık olarak sayılar derlenmektedir. 2008 yılı
başında bu suçla ilgili ortaya çıkacak istatistiklerle oldukça önemli bir
konu olan ayrımcılık yasağı ile ilgili 122. madde uygulaması konusun-
da bazı bilgiler edinilmiş olacaktır.
Çalışmanın amacı geçmişten bugüne insan hakları hukukunun bir
konusu olarak kabul edilen ve zamanla, iş hukuku ve sosyal güvenlik
hukuku vs. gibi alanlarda diğer hukuk dallarının da bir parçası haline
gelen ayrımcılık yasağı ile ilgili TCK’nın 122. maddesini insan hakları
hukuku bağlamında ve uygulanabilirlik açısından değerlendirmektir.
II. GENEL OLARAK AYRIMCILIK YASAĞI
Türkiye ayrımcılık yasağını farklı konular bağlamında düzenle-
yen uluslararası insan hakları sözleşmelerinin büyük çoğunluğunu
imzalamış ve usulüne uygun bir şekilde onaylamıştır. Bu sebeple taraf
olunan uluslararası sözleşmeler iç hukukun bir parçası haline gelmiş-
tir. Anayasa’nın 90. maddesinde 2004 yılında 5170 sayılı yasa ile ya-
pılan değişiklik sonrası maddenin son fıkrasına şu cümle eklenmiştir:
“...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin mil-
letlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi
nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas
alınır.”
N
Bu değişiklik sayesinde bir uyuşmazlığın yargı organı önüne
geldiği durumlarda Türkiye’de yürürlükte olan yasal mevzuat içerisin-
de doğrudan veya dolaylı ayrımcılık içeren hükümlerin yerine, bunları
yasaklayan uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanmasının
yolu açılmıştır. Gerek idare gerekse yargı organları, insan hakları ko-
nulu uluslararası sözleşmelerle iç hukuktaki bir yasal düzenlemenin
çatıştığı durumlarda doğrudan uluslararası sözleşme hükmünü uy-
gulamak zorundadır. Ayrımcılık yasağını içeren maddeler uluslarara-
sı hukuk tarafından “doğrudan uygulanabilirlik” kriteri taşıdığı kabul
edilen düzenlemelerdir ve taraf devletler tarafından derhal uygulan-
maları gerekmektedir. Ayrımcılığı yasaklayan uluslararası andlaş-
maları usulüne uygun bir şekilde onaylayarak iç hukukuna aktaran
N
5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanun için bkz., 22.05.2004 tarih ve 25469 sayılı Resmi Gazete.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Türkiye’nin Anayasa’nın 90. maddesi gereği uluslararası insan hakları
standartlarını hayata geçirmesi gerekmektedir. 90. madde düzenleme-
sinin bir başka anlamı da taraf olunan uluslararası andlaşmalar gereği
kurulan denetim organlarının kararlarının da taraf devletler için iyini-
yetle yerine getirilmesi gereken kurallar olmasıdır. Uluslararası insan
hakları koruma mekanizmalarının yargısal ve yarı-yargısal nitelikteki
kararları iç hukukta ayrımcılık yasağı bağlamında yapılacak değerlen-
dirmelerde yol gösterici niteliktedir. Bu anlamda çalışmada bazı de-
netim organların ayrımcılık yasağına yönelik yaklaşımları, uyguladığı
kriterler ve oluşturduğu standartlara da kısaca değinilecektir.
Ayrımcılık yasağı, yasa önünde eşitlik, yasalarca eşit derecede ko-
runma gibi ilkeleri içinde bulunduran temel bir prensip olarak kabul
edilmektedir.
2
Ayrımcılığın uluslararası sözleşmelerde doğrudan bir
tanımı yapılmamış ancak birçok sözleşmede farklı bağlamlarda da
olsa kendine yer bulmuştur. Bunlar arasında, Medeni ve Siyasi Hak-
lar Sözleşmesi’nin 2. maddesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar
Sözleşmesi’nin 2. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14.
maddesi, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesi ve Af-
rika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’nın 2. maddesi özellikle belir-
tilebilir.
3
Bu ve diğer sözleşmelerde taraf devletler, kendi ülkelerinde
yaşayan ve yetkisi altında bulunan bütün bireylere ırk, renk, cinsiyet,
dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülki-
yet, doğum vb. statüler bakımından hiçbir ayrım gözetmeksizin ilgili
sözleşmelerde tanınan hakları sağlamak ve bu haklara saygı göster-
mekle yükümlü tutulmuştur. Bu sözleşmelerde ayrımcılık yasağının
kapsamında bazı farklılıklar olmasına karşın,
4
maddelerin ortak özel-
liği ilgili sözleşmelerde yer alan haklar konusunda ayrımcılığı yasak-
lamış olmalarıdır. Ayrıca ayrımcılığı yasaklayan söz konusu maddeler
genellikle kendi başlarına değil, sözleşmelerde yer alan diğer haklarla
birlikte gündeme gelmektedir.
2
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 18 No’lu Genel Yorum, paragraf 1, Ge-
nel Yorum’un Türkçe çevirisi için bkz., Lema Uyar (derleyen ve çeviren), Birleşmiş
Milletler’de İnsan Hakları Yorumları: İnsan Hakları Komitesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kül-
türel Haklar Komitesi 1981-2006, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006, s. 40-44.
3
Nihal Jayawickrama, The Judicial Application of Human Rights Law, Cambridge Uni-
versity Press, Cambridge, 2002, s. 175.
4
Örneğin, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesi “ekonomik statü” ifa-
desine yer vermektedir.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
149TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Ayrımcılık yasağı ile ilgili olarak, hem bir hak, hem de insan hak
ve özgürlüklerinden yararlanılmasına yönelik, temel bir ilke denilebi-
lir. Çalışmanın konusu açısından, Türkiye’nin de taraf olması sebebiy-
le Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin yaklaşımı üzerinde özellik-
le durulacaktır. Türkiye için ceza hukuku bağlamında yeni bir kavram
olan ayrımcılık yasağına dair düzenlemeler Sözleşme ile kurulan İnsan
Hakları Komitesi’nin önünde uzun bir süredir gündeme gelmekte ve
uluslararası alanda genel kabul gören standartlar ortaya konulmakta-
dır. Sözleşme’nin 26. maddesi kapsamında ayrımcılık yasağına, yasa
önünde eşitlik ve eşit korunma hakkının negatif görünüşü şeklinde
yer verilmiştir. Eşitlik ilkesinin ise ayrımcılık yasağından daha çok
pozitif yükümlülük barındırdığı ifade edilmektedir.
R
Medeni ve Siya-
si Haklar Sözleşmesi’nde, ayrımcılık yasağına hem 2. maddede hem
de 26. maddede yer vermiştir. Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrası:
“Bu Sözleşme’ye Taraf her devlet kendi ülkesinde yaşayan ve yetkisi altında
bulunan bütün bireylere ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir,
ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımın-
dan hiçbir ayırım gözetmeksizin bu Sözleşme’de tanınan hakları sağlamak ve
bu haklara saygı göstermekle yükümlüdür.” şeklindedir. Sözleşmenin 26.
maddesi ise: “Herkes yasalar önünde eşittir ve hiçbir ayrım gözetilmeksizin
yasalarca eşit derecede korunur. Bu bakımdan, yasalar her türlü ayrımı ya-
saklayacak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya
da toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler gibi, her bağlamda
ayrımcılığa karşı eşit ve etkili korumayı temin edecektir.” şeklindedir.
S
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi bağlamında 26. maddeye
benzer şekilde eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına dair benzer dü-
zenlemeler ise yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12 No’lu Ek
Protokolü’nün 1. maddesinde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 7.
maddesinde, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 24. maddesi ve
R
Bertram Ramcharan, “Equality and Non-Discrimination”, The International Bill of
Rights: The Covenant on Civil and Political Rights, Columbia University Press, New
York, 1981, s. 254’den aktaran, Sarah Joseph; Jenny Schultz; Melisa Castan, The In-
ternational Covenant on Civil and Political Rights: Cases, Materials and Commentary,
Oxford University Press, New York, 2000, s. 519; Eşitlik ve ayrımcılık yasağına iliş-
kin bir değerlendirme bu çalışmanın sınırlarını aşacağından dolayı bu ayrım veya
benzerlik üzerinde durulmayacak ve konuya ayrımcılık yasağı bağlamında yakla-
şılacaktır.
S
26. maddede yer verilen ifadelerle ilgili ayrıntılı açıklama için bkz., Nihal Jayawick-
rama, a. g. e., s. 820-841.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’nın 2. ve 3. maddelerinde de
yer almaktadır.
T
Anılan maddeler ayrımcılık yasağının getirdiği koru-
mayı sadece ilgili sözleşme maddeleri ile sınırlı tutmamış ve hukuken
tanınmış diğer hakları da kapsamına almıştır.
U
Bu noktada uluslararası
alanda başlangıçta belli haklar kapsamında gündeme gelen ayrımcılık
yasağının zamanla hukuken tanınmış tüm haklar açısından söz konu
hale geldiği söylenebilir. Günümüzde ayrımcılık ile ilgili düzenleme-
lerin bu doğrultuda tüm haklar açısından tanınması insan hakları dü-
şüncesinin evrimine de uygun düşmektedir.
Ayrımcılık yasağına yer veren yukarıdaki sözleşmeler aslında
ayrımcılığı ayrıntılı olarak tanımlamamıştır. Bu konuda Her Tür-
lü Irk Ayrımcılığı’nın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası
Sözleşme’nin 1. maddesi
9
ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesine Dair Sözleşme’nin 1. maddesi,
10
sözleşmelerin ilgili ol-
dukları konular bağlamında ayrımcılığı tanımlamıştır. Çalışma açısın-
dan önem taşıyan ve uluslararası hukukta ayrımcılık ile ilgili önemli
sonuçlar doğuran kararların ortaya çıkmasını sağlayan Medeni ve Si-
yasi Haklar Sözleşmesi ise ayrımcılığı ayrıca 26. maddesinde “yasalar
önünde eşitlik” ve “hukuken ayrımcılığa karşı korunma” şeklinde düzenle-
miştir. Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi bağlamında İnsan Hakları
T
Diğer uluslararası belgelerin bir listesi için bkz., Nihal Jayawickrama, a. g. e., s.
817.
U
Uluslararası hukukta ayrımcılık yasağı ile ilgili özet bilgi ve belgelerin bir listesi
için bkz., John Spencer, Maureen Spencer, “International Law and Discrimination”,
Discrimination Law, Malcolm Sargeant (editor), Pearson Longman, Harlow, 2004.
9
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası
Sözleşme’nin 1. maddesinde ırk ayrımcılığı, “…siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel veya
toplumsal yaşamın herhangi bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınma-
sını, uygulanmasını, bu hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını ortadan kaldırmak veya
zayıflatmak amacına ya da etkisine yönelik, ırk, renk, soy ya da ulusal veya etnik kökene
dayalı her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih anlamındadır...” şeklinde tanım-
lanmıştır. Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi için bkz., 16.06.2002 tarihli ve 24787
sayılı Resmi Gazete, http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2002/06/20020616.
htm (erişim:02.01.2007)
10
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme’nin 1. madde-
si kadınlara karşı ayrımcılığı, “…siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer
alanlardaki kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin,
medeni durumları ne olursa olsun kadınlara tanınmasını, kadınların bu haklar -
dan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz kılma amacını
taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı her hangi bir ayrım, dışlama veya kısıtla-
ma anlamına gelir...” şeklinde tanımlamıştır. Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi için
bkz., 14.10.1985 tarihli ve 18898 sayılı Resmi Gazete.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
151TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Komitesi ayrımcılık ile ilgili bir tanım yapmıştır. Komite, Sözleşme’nin
40. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen Sözleşme hükümlerinin netleşti-
rilmesine yönelik Genel Yorum yayınlayabilmektedir. Komite bu yet-
kisi doğrultusunda Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 26. mad-
desinde yer verilen eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı ile ilgili olarak,
söz konusu maddenin ve ayrımcılığın içeriğinin belirlenmesine yöne-
lik olarak 1989 yılında ve 37. oturumunda 18 No’lu Genel Yorum’u
kabul etmiştir. Anılan genel yorum “Ayrımcılık Yasağı” başlığını taşı-
maktadır ve yasalar önünde eşitlik ve hiçbir ayrım gözetilmeksizin ya-
salarca eşit derecede korunmanın insan haklarının korunmasıyla ilgili
olarak temel ve genel prensip olduğu belirtilmektedir.
11
İnsan Hakları
Komitesi, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin ayrımcılık terimini
tanımlamadığını belirterek ayrımcılığı tanımlamıştır. Komite ayrımcı-
lık ile “…ayırma, dışlama, kısıtlama veya ırk, renk, cinsiyet, dil, din, ulusal
ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum, siyasi veya diğer görüşlere dayalı
olarak gerçekleştirilen ve bütün hak ve özgürlüklerin herkes tarafından ta-
nınmasını ve kullanılmasını engelleyecek veya tanınmasını ve kullanılmasını
sınırlandıracak ayrımcılığı…” kastetmektedir.
12
Burada belirtilmesi gereken ikinci bir olgu ise, İnsan Hakları
Komitesi’nin 26. madde metninde, “her bağlamda” ifadesine yer vere-
rek ayrımcılığı madde metninde geçen ifadelerle sınırlı olmadığını be-
lirtmiş olmasıdır. “Başka bir statü” ifadesi Komite önüne gelen her va-
kada ayrıca değerlendirilmiş ve içtihatlarla geliştirilmiştir.
13
26. madde
ucu açık (open-ended) bir madde olarak kabul edilmektedir. Bu durum
26. madde cinsel yönelime dair ayrımcılığı içermemesine karşın özel-
likle eşcinsellere yönelik ayrımcılıkla ilgili kararlarda öne çıkan bir
durumdur.
14
Komitenin, “Toonen v. Avustralya” kararında, “başka bir
statü” ifadesi kapsamında sözleşmenin 2. ve 26. maddesinde bulunan
“cinsiyet” ibaresinin aynı zamanda cinsel yönelimi de kapsayacağı be-
11
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 18 No’lu Genel Yorum, paragraf 1, Lema
Uyar, a. g. e., s. 40.
12
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 18 No’lu Genel Yorum, paragraf 7-8,
Lema Uyar, a. g. e., s. 42-43.
13
Scott Davidson, “Equality and Non-Discrimination”, Defining Civil and Political
Rights: The Jurisprudence of the United Nations Human Rights Committee, Alex Conte;
Scott Davidson; Richard Burchil, Ashgate, Aldershot, 2005, s. 172.
14
“Pauger v. Avusturya”, (CCPR/C/44/D/415/1990), (30.03.1992) ve “Young v. Avus-
tralya” , (CCPR/C/78/D/941/2000), (18.09.2003), United Nations Treaty Bodies
Database, http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf, (erişim: 02.01.2007)
Ulaş KARAN hakemli makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
lirtilmiştir.
15
Aynı şekilde çeşitli kararlarında, cinsel yönelim dışında
engellilik, uyrukluk, evlilik dışı doğan çocuk da “başka bir statü” kap-
samı içerisinde düşünülmüştür.
16
TCK’nın 122. maddesinde de benzer
yaklaşım sergilenmiş ve Anayasa’nın 10. maddesi ile uyum hedeflen-
miştir. Ancak bu durum ileride görüleceği üzere eleştirilere de neden
olmuştur.
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 26. maddesinde yer alan
ayrımcılık yasağının sınırlandırmaya tabi tutulacağı ve bu anlamda
mutlak bir hak olmadığı belirtilmiştir.
17
26. madde bağlamında yer
alan yasalar önünde eşitlik ve yasalarca eşit şekilde korunma ifadeleri
herkese mutlak eşit ve simetrik muamele yapılmasını öngörmemekte-
dir. Madde ile belli kişilere veya gruplara makul ve objektif kriterlere
dayanılarak farklı muamele yapılabileceği öngörülmüştür. Bu kriter
aşağıda görüleceği üzere Anayasa Mahkemesi tarafından da kararla-
rında kullanılmaktadır. Örnek olarak, görme engellilere sürücü ehli-
yeti verilmemesinin veya farklı gelir seviyesine sahip kişilerden farklı
oranlarda vergi alınmasının farklı muamele olarak kabul edilebileceği
ancak ayrımcılık teşkil etmeyeceği ifade edilmiştir.
18
İnsan Hakları Ko-
mitesi ayrımcılığı yasaklarken mevcut ayrımcılığın önlenmesine yö-
nelik olarak gerçekten gerekli olduğu durumlarda olumlu ayrımcılığı
(pozitif ayrımcılık) meşru kabul etmekte ve sözleşmenin ihlali olarak
görmemektedir.
19
İnsan Hakları Komitesi ayrımcılık yasağının ihlali
için açıkça ayrımcı bir düzenlemeyi de gerek görmemektedir. Komite
kararlarında, uygulama ya da düzenlemeler iyiniyetli olsa da sonuçla-
rı itibariyle ayrımcılık teşkil edebileceği yönündedir.
20
Bu durum öğ-
15
“Toonen v. Avustralya”, (CCPR/C/50/D/488/1992), (04.04.1994), paragraf 8.7, Uni-
ted Nations Treaty Bodies Database, http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf, (erişim:
02.01.2007); benzer bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı için bkz., Salgueiro
Da Silva Mouta v. Portekiz, ( başvuru no: 33290/96), 21.12.1999, http://cmiskp.echr.
coe.int/tkp197/search.asp?skin=hudoc-en (erişim:10.04.2007)
16
Bu başlıklar altında örnek Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi kararları için
bkz., Nihal Jayawickrama, a. g. e., s. 838-839; Sarah Joseph; Jenny Schultz; Melisa
Castan, a. g. e., s. 525.
17
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 18 No’lu Genel Yorum, paragraf 13,
Lema Uyar, a. g. e., s. 44.
18
Nihal Jayawickrama, a. g. e., s. 818.
19
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 18 No’lu Genel Yorum, paragraf 7-8,
Lema Uyar, a. g. e., s. 44.
20
Örnek kararlar için bkz., “Singh Binher v. Kanada”, (CCPR/C/37/D/208/1986),
(28.11.1989), paragraf 6.1; “Simunek v. Çek Cumhuriyeti”, (CCPR/C/54/D/516/1992)
(31/07/1995), paragraf 11.7; “Adam v. Çek Cumhuriyeti”, (CCPR/C/57/D/586/1994),
hakemli makaleler Ulaş KARAN
153TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
retide dolaylı ayrımcılık olarak kabul edilen ayrımcılık türünde gün-
deme gelmektedir. TCK’nın 122. maddesi ise genel olarak doğrudan
ayrımcılığı yasaklamıştır. Başka bir deyişle aynı veya benzer konumda
olan kişilere yapılacak eşit muamele sonucunda oluşabilecek ayrımcı-
lığı koruma kapsamında tutmamıştır.
İnsan Hakları Komitesi’nin kullandığı kriterleri Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi de kararlarında kullanmaktadır.
21
Mahkeme ka-
rarlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde yer
alan benzer durumdaki kişilerin (tüzel kişilerde dahil olmak üzere)
farklı muameleye karşı korunduğunu, farklı muamelenin meşru ve
haklı gösterilebilir bir nedeni ve ulaşılmaya çalışılan amaç ile vasıtalar
arasında orantısallık bulunmadığı taktirde ayrımcı kabul edileceğini
belirtmiştir.
22
Ayrımcılık genellikle doğrudan ayrımcılık, dolaylı ayrımcılık şek-
linde ikiye ayrılmaktadır. Doğrudan ayrımcılık, aynı veya benzer ko-
numda olan kişiler arasında fark yaratılmasını engellemeyi amaçlar ve
bu nedenle “şekli eşitlik” anlayışının bir ifadesi olarak görülmektedir.
Doğrudan ayrımcılığın, “ayrımcılığın yasaklandığı nedenlerden birine da-
yanılarak, bir kişi veya kişi grubunun insan hak ve özgürlüklerinden, aynı
veya benzer konumda olduğu diğer kişilerle eşit bir şekilde yararlanmasını ve
bunları kullanmasını engelleme ya da zorlaştırma niyet veya etkisine sahip
her türlü farkı, dışlamayı, sınırlamayı ya da tercihi belirttiği” ifade edilmek-
tedir. Bu durumda aynı veya benzer konumdaki diğer kişilerden biri
veya bir kısmı bakımından daha olumsuz sonuçlar yaratan veya böyle
bir sonucun ortaya çıkması ihtimalini doğuran farklı muameleler söz
konusudur.
23
Doğrudan ayrımcılık içerisinde farklı unsurları barındı-
rır. Bu anlamda ilk olarak, farklı bir muamelenin tespit edilmesi gerek-
mektedir. Ayrımcılık aynı veya benzer konumda olan kişiler arasında
(25.07.1996), paragraf 12.7, United Nations Treaty Bodies Database, http://www.
unhchr.ch/tbs/doc.nsf, (erişim: 02.01.2007)
21
Sibel İnceoğlu, “Türk Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkeme-
si Kararlarında Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı”, Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk
Dergisi, Birleşik-Metal İş Sendikası Yayını, 2006/4, Sayı: 11, İstanbul, 2006, s. 58.
22
Lithgow ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, (Başvuru no. 9006/80; 9262/81;
9263/81;9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81), 08.07.1986, paragraf 177,
http://cmiskp.echr.coe.int/tkp197/default.htm (erişim:10.04.2007)
23
İdil Işıl Gül, Fiziksel Engellilerin Uluslararası Hukukta Korunması ve Uluslararası Stan-
dartların İç Hukuka Yansıması, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ya-
yımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2006, s. 201.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
olabileceği için kişilerin konumları karşılaştırılmaktadır. İkinci olarak
ise, kişilerin aynı veya benzer bir konumda oldukları ortaya konul-
duktan sonra, yapılan farklı muameleyi meşru kılan bir nedenin olup
olmadığı değerlendirilmektedir. Meşru amaç “nesnel, makul ve varılmak
istenen amaç ile kullanılan araç arasında orantısallık” olmalıdır. Avrupa
Birliği tarafından 2000 yılında yayınlanan ve özelde ırk ayrımcılığına
karşı mücadeleyi öngören 2000/43/EC Sayılı Konseyi Direktifi’ne göre
“...bir kimsenin; karşılaştırılabilir durumlarda, ırk veya etnik kökene dayalı
olarak, bir diğer kişiye göre daha az tercih edilir bir muameleye tabi tutulması,
şimdiye kadar tutuluyor olması veya tutulma ihtimali olması halinde doğru-
dan ayrımcılığın ortaya çıktığı anlaşılır.”
24
Doğrudan ayrımcılık açısından
bir siyahın kamu binalarına girişinin yasaklanması ya da bir restoran-
da Çingenelere/Romanlara servis yapılmaması bu tür ayrımcılığın ti-
pik örneklerindedir.
25
Dolaylı ayrımcılık kavramı ise, sadece farklı muamelelerin değil,
herkes için aynı şekilde geçerli ve görünüşte tarafsız olan, ancak bazı
kişi ve gruplar üzerinde diğerlerinden farklı olarak veya diğer grup-
lardan daha fazla olumsuz etkiler yaratan yasal düzenleme, uygulama
ve tedbirler olarak kabul edilmektedir.
26
Burada farklı muamele ka-
dar aynı muamelenin de eşit olmayan sonuçlar yaratabileceği dikkate
alınmakta ve muamelenin sonuçları üzerinden bir değerlendirme ya-
pılmaktadır. Doğrudan ayrımcılıktan farklı olarak burada farklı mu-
amelenin yasaklanması değil ayrımcı etkiler doğuran aynı muamele
yasaklanmaktadır. Dolaylı ayrımcılığın unsurlarına bakıldığında ilk
olarak ortada görünüşte tarafsız bir uygulama, tedbir ya da kuralın
bulunması gerekmektedir. İkinci olarak ise tarafsız bir uygulama, ted-
bir ya da kuralın olumsuz sonuçlar doğurma veya böyle bir ihtimali
yaratması durumudur. Son olarak ise tarafsız bir uygulama, tedbir ya
da kuralı meşru kılacak bir nedenin bulunup bulunmadığı değerlen-
dirilmektedir. 2000/43/EC Sayılı Avrupa Birliği Konseyi Direktifi’ne
göre “görünüşte tarafsız bir hüküm, ölçüt veya uygulamanın; bir ırk veya
etnik kökene sahip kişileri, diğer kişilerle karşılaştırıldığında belirli bir açı-
24
Council Directive 2000/43/EC of 29 June 2000 implementing the principle of equal
treatment between persons irrespective of racial or ethnic origin, madde 2-a, http://
europa.eu.int/eur-lex/pri/en/oj/dat/2000/l_180/l_18020000719en00220026.pdf
(erişim:11.04.2007)
25
Scott Davidson, a. g. e., s. 165.
26
İdil Işıl Gül, a. g. e., s. 244-250.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
155TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
dan dezavantajlı konuma düşürdüğü durumlarda; bu tarafsız hüküm, ölçüt
veya uygulama; meşru bir amaç ile nesnel olarak gerekçelendirilmemişse söz
konusu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar uygun ve zorunlu değil-
se, dolaylı ayrımcılığın gerçekleştiği anlaşılır”.
27
Dolaylı ayrımcılığa örnek
olarak ise 175 cm’nin altında boy uzunluğuna sahip olmayan kişilerin
polislik mesleğine alınmaması verilebilir. Burada görünüşte bir ayrım-
cılık yoktur ancak kadınlar ve bazı etnik gruplar değerlendirildiğinde
söz konusu kuralın dolaylı bir ayrımcılık yarattığı ortadadır.
28
III. TÜRK HUKUKUNDA AYRIMCILIK YASAĞI
A. Anayasa ve Diğer Yasalarda Ayrımcılık Yasağı
Ayrımcılık yasağı Türk hukukunda uzun bir süredir yer almak-
tadır. Öncelikle 1961 Anayasası’ndan başlayarak anayasalarda ve pek
çok yasada ayrımcılığın yasaklanması ile ilgili düzenlemeler vardır.
Anayasa yasalar önünde eşitliği “Kanun önünde eşitlik “ başlığı ile 10.
maddede düzenlemiştir: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, fel-
sefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin
yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye
veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorun-
dadırlar.” Yine Anayasa’nın çeşitli maddelerinde farklı konularla ilgili
ayrımcılığı yasaklayan düzenlemeler söz konusudur. Bunlar arasında
68. maddede siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinde,
70. madde de ise kamu hizmetlerine girme hakkı açısından ayrımcılık
yasaklanmıştır.
Yasalar düzeyinde ise kamu hizmetlerinde yararlanma hakkı bağla-
mında halen yürürlükte olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
7. maddesi kamu hizmetini alanlara yönelik ayrımcılığı yasaklamıştır.
Bu eylemi gerçekleştiren memurlar için ise aynı kanunun disiplin ce-
zalarını düzenleyen 125. maddesinin D fıkrasının I bendinde, kademe
ilerleme cezası öngörülmüştür.
27
Council Directive 2000/43/EC of 29 June 2000 implementing the principle of equal
treatment between persons irrespective of racial or ethnic origin, madde 2-b, http://
europa.eu.int/eur-lex/pri/en/oj/dat/2000/l_180/l_18020000719en00220026.pdf
(erişim:11.04.2007)
28
Scott Davidson, a. g. e., s. 166.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Siyasi haklar ve özgürlükler bağlamında ayrımcılığı engellemek
için 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda Anayasa’nın 10. maddesi
ile de öngörülen “kanun önünde eşitlik” ilkesi düzenlenmiştir. Kanunun
82. maddesi bölgecilik veya ırkçılığı yasaklarken, 83. maddesi siyasi
partilerin ayrımcılık içeren faaliyetlerde bulunmasını yasaklamıştır.
Yine kanunun 12. maddesi ile parti tüzüklerinde üye olacak kişiler için
ayrımcılık içeren ifadelere yer verilemeyeceği düzenlenmiştir. Kanu-
nun 78. maddesi ile siyasi partilerin amaçları ve faaliyetleri ile ilgili
yasaklar kapsamında ayrımcılık yine yasaklanmıştır.
Ayrımcılığın gündeme geldiği en önemli alanlardan biri olan iş
yaşamında da ayrımcılığı engelleyen düzenlemeler yapılmıştır. 4857
sayılı İş Kanunu eski düzenlemenin aksine 5. maddesinde ayrımcılık
yasağına yer vermiştir.
29
Bu düzenleme olumlu olmakla beraber söz
konusu maddenin uygulaması karşılıklı bir iş ilişkisinin doğumun-
dan itibaren geçerli olmaktadır. Ayrıca, ülkemizde dini, etnik, dilsel
azınlıkların, işe girişte maruz kaldıkları/kalabilecekleri ayrımcılık bu
maddenin kapsamı dışında tutulmuştur. Bu sebeple madde ancak
istihdam dahilindeki kişilere karşı ortaya çıkabilecek ayrımcılık du-
rumunda geçerli olabilecektir. İleride görüleceği üzere TCK’nın 122.
maddesi ise bir iş ilişkisinin doğumdan önceki dönemde yapılabilecek
bazı hareketleri cezalandırmıştır. Her iki madde de yer alan “ve benzeri
sebeplere dayalı” ifadesi ise farklı hukuk dallarına dair olan düzenleme-
ler açısından aşağıda görüleceği üzere sıkıntı yaratabilecektir.
Eğitim hakkını ilgilendiren düzenlemeler arasında 1739 sayılı Milli
Eğitim Temel Kanunu ayrımcılıkla ilgili düzenlemelere yer vermiştir.
Söz konusu kanunun 4. maddesinde “eşitlik” bağlamında ayrımcılık
yasaklanmış, 7. maddesinde herkesin eğitim hakkı olduğu vurgulan-
mış ve 8. maddesinde de herkesin fırsat eşitliğine sahip olduğu ifade
edilmiştir. Kanunun düzenlemesi, sadece “sınıf, ırk, dil, din, cinsiyet,
zümre ve aile ” ifadelerine yer vererek Anayasa’nın 10. maddesi düzen-
lemesinde ayrılmıştır.
3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hak-
kında Kanun ile ayrımcılığın yayın yoluyla gerçekleşmesinin önüne
geçmek için söz konusu kanunun 4. maddesinde düzenleme yapılmış-
29
Bu konuda bir makale için bkz., Kübra Doğan Yenisey, “İş Kanununda Eşitlik İlkesi
ve Ayırımcılık Yasağı”, Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, Birleşik-Metal
İş Sendikası Yayını, 2006/4, Sayı: 11, İstanbul, 2006.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
157TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
tır. 4. madde de yayınların sahip olması gereken nitelikler arasında, 4
bentte ayrımcılığı ilgilendiren düzenlemelere yer verilmiştir. Bu ilkele-
re aykırı hareketler ise 33. madde yer alan müeyyidelere tabi tutulması
öngörülmüştür.
Çok kapsamlı bir şekilde toplumsal ilişkileri düzenleyen 4721 sayı-
lı Türk Medeni Kanunu’nda derneklerle ilgili olan maddeler arasında
yer alan 68. madde dernek faaliyetleri kapsamında ayrımcılığı ortadan
kaldırmak amacını taşımaktadır. Ancak maddenin kapsamı sadece bir
derneğe üye olan kişiler arasında ayrımcılığı yasaklamaktadır. Ayrım-
cı faaliyetleri hedefleyen derneklerin kuruluşunu ya da bu şekilde faa-
liyetler yürüten derneklerin faaliyetlerini yasaklamamaktadır.
Korunmaya, bakıma veya yardıma muhtaç aile, çocuk, özürlü,
yaşlı ve diğer kişilere götürülen sosyal hizmetlere ve bu hizmetleri yü-
rütmek üzere kurulan teşkilatın kuruluş, görev, yetki ve sorumluluk-
lar ile faaliyet ve gelirlerine ait esas ve usulleri düzenleyen 2828 sayılı
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nun 4. madde-
si ile sosyal hizmetlerden yararlanacaklar arasında ayrımcılık yapıla-
mayacağı bir takım eksikliklere karşın (cinsiyet vs.) düzenlenmiştir.
Kanunun düzenlemesi yine sadece “sınıf, ırk, dil, din, mezhep veya bölge
farklılığı” ifadelerine yer vererek Anayasa’nın 10. maddesi düzenleme-
sinde ayrılmıştır.
B. Türk Ceza Kanunu’nda Ayrımcılık Yasağı
Yukarıda yer alan uluslararası sözleşmeler her ne kadar ayrım-
cılık yasağını yer vermiş olsa da ayrımcılık yasağının ceza hukuku
anlamında bir suç olarak düzenlenmesine dair bir yükümlülük içer-
memektedir. Her ülkenin kendi ceza politikası ve toplumsal sorunlar
açısından kriminalizasyona dair farklı yaklaşımı vardır. Ancak ayrım-
cılık yasağının belli görünümleri açısından bazı belgelerde ceza hu-
kuku kapsamında düzenleme yapılması tavsiye edilmektedir. Bun-
lardan biri de Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele
Komisyonu’nun yayınladığı 1 No’lu ve 7 No’lu Genel Politika Tavsiye
kararlarıdır. Tavsiyelerde üye devletlere ırk ayrımcılığı ile ilgili ceza
hukukuna dair düzenlemelerde dahil yasal düzenleme yapılması ge-
rektiği ifade edilmektedir.
30
Ayrımcılık suçu şeklinde bir suçun öngö-
30
European Commission against Racism and Intolerance General Policy Recommen-
Ulaş KARAN hakemli makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
rülmüş olması devletin özel hukuk ilişkilerine müdahalesi olarak da
algılanmaktadır. Dünya üzerinde bütün toplumlarda varolan ayrımcı-
lık olgusunun Türkiye’de olmadığı savunularak ihtiyaç duyulmayan
bir suçun düzenlenmiş olduğu ifade edilmektedir.
31
Ancak ayrımcılık
hayatın hemen her alanında değişik boyutlarda yaşanmaktadır. Ay-
rımcılığın engellenmesi noktasında ceza hukukuna konu olması tartı-
şılabilir olsa da ayrımcılık olgusunun varlığının tamamen yadsınması
mümkün değildir.
2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ay-
rımcılıkla ilgili ilk defa bazı düzenlemeler getirmiştir. Bunların başın-
da ise kanunun uygulanması sırasında ayrımcılığın yasaklanmasıdır.
3. maddenin 2. fıkrasında: “Ceza Kanununun uygulamasında kişiler ara-
sında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir
yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik
ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye
ayrıcalık tanınamaz.” denilmektedir.
Bir diğer madde olan 216. maddede ayrımcılık ile bağlantılı olarak
toplumda oluşabilecek kin ve düşmanlığın önüne geçmek için düzen-
lenmiştir. Bu maddeye göre, ırkçı veya başka biçimde ortaya çıkabi-
lecek çeşitli hakaret içeren veya şiddete yönelik, ifade ve hareketler,
kamu düzeni için tehlike doğurduğu veya açık ve mevcut bir tehlike-
nin ortaya çıktığı durumlarda cezalandırmaktadır. Bu maddenin eski
düzenlemesi genellikle düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlanması
yönünde kullanılmışsa da özellikle Ermeniler, Çingeneler vs. gibi et-
nik grupları yoğun olarak hedef alan söz ve davranışlar için de kulla-
nılabilmesi mümkündür ve bu amaçla olumlu bir düzenleme olarak
kabul edilebilir. Bu maddenin varlığı ileri sürülerek ayrıca ayrımcılık
suçu şeklinde bir suçun düzenlenmesine ihtiyaç bulunmadığı ifade
edilmektedir. 122. maddede yer alan suçun ifade özgürlüğüne aykırı
bir durum yarattığı, bir malı satmayan kişinin ortada bir şiddet çağrısı
dation No:7 on national Legislation to Combat Racism and Racial Discrimination,
13.12.2002, s.4, http://www.coe.int/T/e/human_rights/ecri/4-Publications/ (eri-
şim:10.04.2007); European Commission against Racism and Intolerance General
Policy Recommendation No:1 Combating Racism, Xenophobia, Anti-Semitism and
Intolerance, 04.10.1996, s. 4, http://www.coe.int/T/e/human_rights/ecri/4-Pub-
lications/ (erişim:10.04.2007),
31
Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt:1, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, s.
510.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
159TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
olmamasına rağmen cezalandırılarak ifade özgürlüğünün ihlal edil-
diği belirtilmektedir.
32
Ancak ayrımcılık suçu ile ilgili düzenlemenin
“halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu ile bir ilgisi bulunmamaktadır. 122.
madde düzenlemesi bir düşünce açıklamasını değil başka hareketleri
cezalandırmaktadır ve bu hareketler ifade özgürlüğü kapsamında de-
ğerlendirilemeyecek hareketlerdir. Aksine bu şekilde bir durum kabul
edilse dahi ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir. İfade özgürlü-
ğünün sınırlanma nedenlerinde biri de bu şekilde ayrımcı ifadelerdir.
Ayrıca 216. madde düzenlemesi ile 122. maddede öngörülen hareket-
lerin cezalandırılması imkanı da bulunmamaktadır ve bu açıdan da
216. madde düzenlemesinin varlığı öne sürülerek 122. maddeye ihti-
yaç duyulmadığının öne sürülmesi mümkün gözükmemektedir.
TCK’nın 153. maddesi de ayrımcılıkla yakın bağlantısı olan nefret
suçları açısından ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçunu
düzenlemiş ve düzenlemede “tahkir maksadıyla zarar verme” ağırlaştırı-
cı neden olarak yer almıştır. Yine TCK’nın 115. maddesinde kişilerin
inanç ve düşüncelerinin açıklanması veya gereklerinin yerine getiril-
mesinin engellenmesi noktasında da düzenlemeler mevcuttur. Ancak
çalışmanın sınırları gereği ayrımcılık ile yakın ilişkili olan nefret suçla-
rı ve kin ve düşmanlığa tahrik suçları üzerinde durulmayacaktır.
Burada belirtilmesi gereken başka bir nokta, ayrımcılık söz konu
olduğunda hukukun diğer alanlarında varolan yaklaşımların benzer
bir biçimde ceza hukuku içinde benimsenmesinin mümkün olama-
masıdır. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri sanık haklarının ko-
runması ve masumiyet karinesidir. Ayrımcılık suçunun tam anlamıyla
ispat edilemediği durumlarda cezalandırması mümkün değildir. Yine
ayrımcılık söz konusu olduğunda hukukun temel ilkelerinden biri olan
ispat yükü özel hukuk açısından yer değiştirebilmektedir. Ancak bu il-
kenin doğrudan ceza hukukunda uygulanabilmesi mümkün değildir.
Dolaylı ayrımcılık yapıldığı iddia edildiği bazı durumlarda, yapılan
uygulamanın eşitsiz olduğu savunulabilir. Farklı muamele gördüğü
ve ayrımcılığa uğradığını iddia eden kişi maruz kaldığı uygulamanın,
bir grubu orantısız bir şekilde dezavantajlı konuma düşürdüğünü gös-
terebilir. Böyle bir durumda ise uygulamayı gerçekleştiren kişi, söz ko-
nusu uygulamanın meşru bir hedefi olduğunu, uygulamanın makul ve
orantılı olduğunu ispatlamak durumundadır. Bu konuda örnek olarak
32
Ersan Şen, a. g. e., s. 510.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
bütün motosiklet kullananların kask giymesi zorunluluğu getiren bir
trafik kuralı verilebilir. Bu kural kafanın bu şekilde örtülmesinin ya-
saklandığı örneğin Sih dini mensuplarına karşı dolaylı bir ayrımcılık
anlamına gelecektir. Ancak devlet, bu uygulamanın meşru amacının
sürücülerin güvenliğini sağlamak olduğunu, bu zorunluluğun mev-
cut tehlike dikkate alındığında uygun olduğunu ve kişinin güvenliği
açısından kask giymenin mantıklı bir zorunluluk olduğunu göstere-
rek, bu uygulamanın haklı olduğunu savunma yoluna gidebilecektir.
33
Dolaylı ayrımcılığı içeren bu örnek bağlamında ceza hukukunda ispat
yükünün yer değiştirmesi ve sanığın suçu işlemediğini ispat etmek zo-
runda kalması düşünülemez. Ayrıca TCK’nın 122. maddesi doğrudan
ayrımcılığı düzenlediği için bu anlamda bir sorun ortaya çıkmayacak-
tır. Ancak ifade etmek gerekir ki, ayrımcılık suçunun ispatı genellikle
zordur ve ceza kanunu dışındaki kanunlarda bu anlamda belirli şart-
larda ispat yükünün yer değiştirilmesine izin verilebilmektedir. Ceza
kanunlarında bu şekilde bir düzenlemenin mümkün olmaması madde
ile hedeflenen korumanın zayıflamasını da beraberinde getirmekte-
dir.
IV. TÜRK CEZA KANUNU’NUN 122. MADDESİ:
AYRIMCILIK SUÇU
A. 122. Maddenin Yasalaşma Süreci ve Düzenlemesi
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ayrımcılık suçu ile ilgili düzen-
lemesi ile ayrımcılık başlı başına bir suç haline getirilmiştir. Madde
metni biraz karışık ve kapsamı dar olsa da ayrımcılık yasağına yak-
laşım bakımından geçmişe göre oldukça ileri bir bakış açısını yansıt-
maktadır.
Ancak madde içeriğine bakıldığında maddenin pratikte uygulan-
ması çok mümkün gözükmemektedir. Ayrıca öğretide de ceza kanu-
nunda böyle bir suça yer verilmiş olması eleştirilmiştir.
34
Aşağıda 122.
maddenin unsurları ve uygulanabilirliği üzerinde durulacaktır.
33
Bu konuda benzer bir Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi kararı için bkz.,
“Singh Binher v. Kanada”, (CCPR/C/37/D/208/1986), (28.11.1989), paragraf 4.4,4.5;
United Nations Treaty Bodies Database, http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf, (eri-
şim: 11.04.2007)
34
Ersan Şen, s. 510 vd.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
161TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
122. maddede yer alan düzenleme ilk kez “Dönmezer Tasarısı” ola-
rak adlandırılan 2003 tarihli TCK tasarısının 184. maddesinden alınmış-
tır. Maddede yer alan para cezası artırılmış ve 2003 yılında TBMM’ye
sevk edilen kanun tasarısının 170. maddesinde gündeme gelmiştir.
Tasarı’da suç: “Kişiler arasında köken, cinsiyet, aile durumu, örf ve adet,
siyasal düşünce, felsefi inanç, sendika, bir etnik gruba mensupluk, ırk, din,
mezhep nedeniyle ayırım yaparak;
a) Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin
icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engelleyen veya kişinin işe alınması-
nı veya alınmamasını yukarıda sayılan hallerden birine bağlayan,
b) Besin maddelerini vermeyen veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yap-
mayı reddeden,
c) Kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen,
Kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya 750 milyon liradan 2
milyar liraya kadar ağır para cezası verilir.
Bu maddede yazılı suçlar tüzel kişiler aleyhine işlendiğinde de aynı ceza-
lar uygulanır.
Tüzel kişiler de bu maddede yazılı suçlardan dolayı sorumludurlar” şek-
linde düzenlenmişti.
35
Hükümet tasarısında yer alan düzenleme Adalet Alt Komisyonu
tarafından hemen hemen aynen kabul edilmiş, ancak madde metnine
“cinsel yönelim” ibaresi eklenmiş ve cinsel yönelim temelli ayrımcılıkta
suç haline getirilmiştir. Ayrıca ağır para cezası ve miktar yerine adli
para cezası ifadesi eklenmiştir. Bu durum maddenin son halinde yer
verilen “ve benzer sebepler” ifadesinin bulunmamasının bir sonucu ola-
rak kabul edilebilir. Bir başka değişiklik ise madde metninde yer alan
tüzel kişilerin sorumluluğuna dair düzenlemede yaşanmıştır. Bu dü-
zenlemede 5237 sayılı kanunla tüzel kişilerin suç faili olarak cezalandı-
rılması mümkün olmadığı için madde metninden çıkarılmıştır.
36
Adalet Komisyonu ise Alt Komisyon tarafından kabul edilen me-
35
A. Caner Yenidünya, “5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Ayırımcılık Suçu”, Çalış-
ma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, Birleşik-Metal İş Sendikası Yayını, 2006/4,
Sayı: 11, İstanbul, 2006, s. 99.
36
TMMM Adalet Komisyonu TCK Görüşme Tutanakları, 106-169. Maddeler, http://
www.yayin.adalet.gov.tr/tck/106-169.maddeler.pdf (erişim:10.04.2007)
Ulaş KARAN hakemli makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
tinde yine değişiklikler yapmış ve 122. maddenin şimdiki haline ben-
zer bir düzenleme yapılmıştır. Adalet Komisyonu, “cinsel yönelim”,
“sendika”, “bir etnik gruba mensupluk”, “örf ve adet” ve “köken” ifade-
lerini madde metninden çıkarmıştır. Çıkarılan ibareler üzerine yapı-
lan tartışmaların ardından Anayasa’nın 10. madde metninde belirtilen
ifadenin kullanılması tercih edilmiştir. Yine maddenin şu anki hali ile
karşılaştırıldığında, tasarı nedenleri sınırlı olarak sayarak düzenleme-
yi tercih ederken, yasa “ve benzeri sebeplerle” ibaresi ile maddeyi ucu
açık bir hale getirmiştir. Bu anlamda metinden çıkarılan ifadelerin suç
kapsamında olmadığını söylemek mümkün değildir.
37
122. madde ge-
rekçesinde de düzenlemenin amacı, “insanlar arasında, yürürlükteki ka-
nun ve nizamların izin vermediği ayırımlar yapılarak, bazı kişilerin hukukun
sağladığı olanaklardan yoksun hâle getirilmelerini cezalandırmak...” olarak
ifade edilmiştir.
Madde metninde son değişiklik ise 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 41. maddesiyle “özürlülük” kavramının eklen-
mesi ile gerçekleşmiştir. Mukayeseli hukukta da 122. maddeye ben-
zer düzenlemeler mevcuttur ancak çalışmanın sınırları doğrultusunda
üzerinde durulmayacaktır.
38
Maddenin yürürlükteki hali şu şekilde-
dir: “Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, özürlülük, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak;
a) Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin
icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engelleyen veya kişinin işe alınması-
nı veya alınmamasını yukarıda sayılan hallerden birine bağlayan,
b) Besin maddelerini vermeyen veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yap-
mayı reddeden,
c) Kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen,
Kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ve-
rilir.”
37
Bu yönde bir ifade için bkz., Necati Meran, Kişilere Karşı Suçlar, Seçkin Yayınevi,
Ankara, 2005, s. 422.
38
Finlandiya, Fransız ceza kanunlarında yer alan benzer maddeler için bkz., Legis-
lation to Counter Discrimination Against Persons with Disabilities, Council of Europe
Publishing, Strasbourg, 2003, s. 37-38, Bazı ülke düzenlemeleri için bkz., A. Caner
Yenidünya, a. g. e., s. 99-100.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
163TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Gerek uluslararası hukukta ortaya çıkan standartlar gerekse
Anayasa’nın 10. maddesinin düzenlemesi ayrımcılık yasağı ile ilgili
ucu açık bir düzenlemeyi meşrulaştırmaktadır. Anayasa Mahkemesi
de “... eşitlik açısından ayırım yapılmayacak hususlar madde metninde sa-
yılanlarla sınırlı değildir. ‘Benzeri sebeplerle’ de ayırım yapılamayacağı esası
getirilmek suretiyle ayırım yapılamayacak konular genişletilmiş ve böyle-
ce kurala uygulama açısından da açıklık kazandırılmıştır.”
39
diyerek aynı
yönelimi sergilemiştir. Bu şekildeki bir düzenleme ile 122. madde her
somut olayda belli kriterlerin uygulanması ile somut hale gelecektir
ve içtihatlarla yol alacaktır. Diğer bir yönden ise toplumsal yaşamda
ortaya çıkan kimlik ve özelliklerin bir maddede sayılarak tüketilmesi
mümkün gözükmemektedir. Maddenin düzenlemesi ile zamanla top-
lumsal gelişme ile ortaya çıkabilecek yeni olgulara uyum sağlanması
kolaylaştırılmıştır.
Ancak yukarıda belirtilen ceza hukuku alanında geçerli olan “suç-
ta ve cezada kanunilik ilkesi” gereği bu şekilde ucu açık bir düzenleme
yerinde olmamıştır. Maddede “ve benzeri sebeplerle” ifadesine yer ve-
rilmesinin “suçta ve cezada kanunilik ilkesi”ne aykırı olduğu vurgulan-
maktadır.
40
B. 122. Madde İncelemesi
1. Maddenin Kapsamı ve Korunan Hukuki Değer
Ayrımcılık yasağı ile eşitlik ilkesi arasında yakın bir ilişki mevcut-
tur. Eşitlik ilkesi bir yandan hukuk kurallarının genel olmasını başka
bir deyişle şekli eşitliği diğer yandan ise kişilere eşit davranılmasını
gerektirir.
41
Yukarıda belirtilen ayrımcılık yasağı ile ilgili uluslararası
düzenlemeler ve Birlemiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin görüşü
de bu bağı vurgulamakta ve açıkça ortaya koymaktadır. 122. madde
düzenlemesi açısından bakıldığında maddenin kapsamının değerlen-
dirilmesinde Anayasa’nın 10. maddesine dair yapılan yorumların ve
Anayasa Mahkemesi kararlarını da göz önünde tutulması doğru ola-
caktır. Bu durum maddenin düzenlenişi sırasında açıkça Anayasa’ya
39
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1986/11, K. 1986/26, Karar tarihi 04.11.1986, Ana-
yasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 22, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara,
1987, s. 314.
40
Ersan Şen, a. g. e., s. 510.
41
Sibel İnceoğlu, a. g. e., s. 47.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
164TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
yapılan atfın bir sonucudur. TCK’nın 122. maddesi ile Anayasa’nın 10.
maddesinde hedeflenen amacın sağlanmasına yönelik bir düzenleme
olduğu ve 122. maddede belirtilen hareketlerle ihlalinin cezalandırıl-
ması öngörüldüğü ifade edilebilir.
42
Anayasa’nın 10. madde gerekçesine göre, “Madde demokrasinin üç
vazgeçilmez ilkesinin birini teşkil etmektedir. İnsanın insan olması dolayısıy-
la doğuştan bir değeri ve haysiyeti vardır. Bu onun tabi hakkıdır. Bu hak do-
layısıyla herhangi bir niteliğe veya ölçüye dayanılarak insanlar arasında ay-
rım yapılamaz. İnsan arasında kanunların uygulanması açısından da hiçbir
fark gözetilemez...İnsanlar arasındaki eşitliğin temellerinden birini de böylece
kanunlar önünde eşitlik ilkesi sağlar. Komisyonumuz bu hakka saygı göster-
menin devlet organları ve idari makamlar içinde bir görev olduğunu belirt-
mektedir. Devletin organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde insanlar
arasında ayırım yapmadan Devlet faaliyetlerini yürütmek zorundadırlar.”
43
10. madde Anayasa’da genel esaslar arasında düzenlenmiştir ve hem
yasa önünde eşitliği hem de ayrımcılık yasağını öngörmektedir. Bu
içeriği sahip olan 10. madde ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin
oldukça fazla sayıda kararı vardır. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın
10. maddesinin kapsamı ile ilgili olarak, kararlarında, eylemli bir eşit-
lik değil hukuksal eşitliğin söz konusu olduğunu, hukuksal durumları
aynı olanlar arasında haklı bir nedene dayanmayan ayrım yapılama-
yacağını, ancak haklı neden varsa bazı kişilerin başka kurallara bağlı
tutulabileceğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım uluslararası insan hakları
standartlarıyla da uyum taşımaktadır. Mahkemeye göre hukuk devle-
tinin önemli öğelerinden biri benzer nitelik ve durumda olanlar ara-
sında farklı uygulamayı engelleyen, ayrı nitelik ve durumda olanların
aynı kurallara bağlı tutulmasını zorunlu kılmayan eşitlik ilkesidir.
44
Mahkemeye göre, “...Özgürlüklerle ilgili olarak Anayasa’da yer alan kav-
ramlardan birini de yasa önünde eşitlik ilkesi oluşturmaktadır. Bu kural 1982
Anayasası’nda 1961 Anayasası’na nazaran daha ayrıntılı bir biçimde düzen-
lenmiştir.
45
42
Necati Meran, a. g. e., s. 420.
43
Mehmet Akad, Abdullah Dinçkol, Gerekçeli İçtihatlı 1982 Anayasası Madde Gerekçele-
ri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları, Alkım Yayınevi, İstanbul, 1998, s.
38.
44
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1988/16, K. 1988/8, Karar tarihi 19.04.1988, Anaya-
sa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 24, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara, 1989,
s. 97.
45
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1986/11, K. 1986/26, Karar tarihi 04.11.1986, Ana-
hakemli makaleler Ulaş KARAN
165TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Anayasa Mahkemesi kanun önünde eşitlik prensibinin mutlak ol-
madığı ve bazı hallerde bu ilkeden uzaklaşılabileceğini de bir çok ka-
rarında belirtmiştir. Mahkeme bu görüşünü, ve kanun önünde eşitlik
ilkesi, “...tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara
bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermez. Bir takım yurttaşların başka ku-
rallara bağlı tutulmaları haklı bir nedene dayanmakta ise böyle bir durumda
kanun önünde eşitlik ilkesine ters düşüldüğünden söz edilemez.” şeklinde
ifade edilmiştir.
46
Mahkemeye göre, “...Eşitlik ilkesi, ortada haklı bir ne-
den bulunmadıkça hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa ayrıcalık tanın-
masına mutlak engeldir...”
47
Anayasa’nın 10. maddesi ile ilgili kararlar ve 122. maddenin ge-
rekçesi bir arada değerlendirildiğinde, suçla korunan hukuki değerin,
insanlar arasında hukukun izin vermediği ayırımlar yapılarak, bazı
kişilerin hukuken tanınan hak ve özgürlüklerden keyfi olarak yok-
sun bırakılmasının engellenmesi olarak ifade edilebilir. Mahkemeye
göre, aynı hukuksal durumda olanların aynı kurallara tabi tutulacağı
ve benzer durumlara benzer çözüm getirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Eğer farklı bir durum varsa ortada “haklı bir neden” bulunmalı ve bu
neden “anlaşılabilir”, “amaçla ilgili” ve “makul ve adil” olmalıdır. Burada
haklı neden kavramını somutlaştırmak için “gereklilik”, “zorunluluk”,
“işin özelliklerine ve gereklerine uygunluk”, “dengeli ve makul görülebilecek
ölçüler” gibi değişik ifadelere başvurmuştur. Ancak her somut durum
için ayrı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
48
Anayasa Mahkemesi’nin kullandığı ölçütler ve uluslararası insan
hakları standartları TCK’nın 122. maddesinin somut uyuşmazlıklarda
uygulanmasında yol açıcı olabilecek niteliktedir. 122. madde düzen-
lemesi açısından vurgulanması gereken bir diğer nokta ise düzenle-
menin doğrudan ayrımcılığı yasaklamış olmasıdır. Aşağıda suçun
yasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 22, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara,
1987, s. 314.
46
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1981/13, K. 1983/8, Karar tarihi 28.04.1983, Anaya-
sa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 20, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara, 1984,
s. 52.
47
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1987/3, K. 1987/13, Karar tarihi 22.05.1987,
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 23, Anayasa Mahkemesi Yayı-
nı, Ankara, 1988, s. 269. Mahkemenin 10. madde ile ilgili 1196 yılına kadar
verdiği kararların bir listesi için bkz., Mehmet Akad, Abdullah Dinçkol, a.
g. e., s. 61-62.
48
Sibel İnceoğlu, a. g. e., s. 53-54.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
166TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
manevi unsurunda belirtileceği üzere suçun işlenmesi için özel kast
gerekmektedir.
2. Ayrımcılık Suçunun Faili ve Mağduru
TCK’nın 122. maddesinde yer alan suçun faili herkes olabilir. Her
ne kadar tasarıda tüzel kişilerin sorumluluğu düzenlenmişse de yu-
karıda belirtildiği üzere kanun genel olarak tüzel kişilerin cezalandı-
rılamayacağını düzenlediği için (TCK 20. maddesi) tüzel kişilere karşı
sadece güvenlik tedbiri öngörülmüştür. Burada düzenleme ile ilgili
getirilebilecek eleştiri ise TCK’nın 60. maddesinde tüzel kişilere karşı
güvenlik tedbiri uygulanabilmesi için öngörülmüş olan kanunun il-
gili maddesinde bir hüküm bulunması zorunluluğudur. 122. madde
düzenlemesinde bu yönde bir hüküm bulunmadığı için ayrımcılık
suçunu işleyen tüzel kişilerin cezalandırılması veya güvenlik tedbiri-
ne konu olması mümkün gözükmemektedir. Ayrımcılık yasağı bağ-
lamında hem bir suçun kanunen öngörülmesi hem de bunun kapsa-
mının bu şekilde dar tutulmuş olması 122. maddenin uygulanmasını
daha da zorlaştırmaktadır. Özellikle ayrımcılık gibi önemli bir konuda
günümüzde toplumsal ilişkiler bakımından önemli bir yer tutan özel
hukuk tüzel kişileri açısından suçun yaptırımsız bırakılması eksik bir
düzenleme olmuştur.
Ayrımcılık suçunun mağduru madde metninden de anlaşılacağı
üzere herkes olabilir. Maddede özellikle sayılanlar dışında “başka bir
nedenle” ifadesi ile ucu açık hale getirilmiştir. Maddede belirtilen özel-
liklerden herhangi birini taşıyan kişi mağdur sıfatını taşıyabilir.
3. Ayrımcılık Suçunun Maddi Unsuru
Ayrımcılık suçu birden fazla hareketle gerçekleşebileceği için se-
çimlik hareketli bir suçtur. Failin, madde metninde belirtilen nedenleri
gözeterek hareketleri gerçekleştirmesi aranmaktadır.
49
Bu suç ayrıca
sırf hareket suçudur ve “engelleme”, “işe alınma veya alınmama”, “reddet-
me” hareketlerinin gerçekleşmesi ile tamamlanır.
50
Ayrımcılık suçunda yer alan seçimlik hareketlerden ilki belirti-
49
Necati Meran, a. g. e., 422.
50
A. Caner Yenidünya, a. g. e., s. 107.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
167TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
len sebeplerle ayrım yaparak “taşınır veya taşınmaz malın devrini en-
gellemektir”. Bu duruma örnek olarak madde belirtilen özelliklerden
birini taşıyan kişinin kamuya açık müzayedeye alınmaması, ihaleye
katılmasının engellenmesi gibi hareketler verilebilir.
51
Bir başka örnek
ise kişinin kendisine ait bir malı dilediği kişiye satma özgürlüğü söz
konusu iken, malını madde metninde belirtilen özellikleri taşıyan bir
kişiye satmaması veya devretmemesi halidir. Bu durumda da ayrımcı-
lık suçu oluşacaktır.
Ayrımcılık suçunda belirtilen bir diğer seçimlik hareket, “bir hiz-
metin icrasının veya bu hizmetten yararlanmanın engellenmesidir”. Bu du-
ruma örnek olarak ise özel bir işletmenin metinde yer alan sebeplerle
engellenmesi veya sunulan hizmetten sadece belirli özelliklere sahip
kişilerin yararlanmasına izin verilmesi verilebilir. Bu engelleme mut-
lak olmayıp zorlaştırma şeklinde de olabilir. Gerek yukarıdaki gerekse
bu paragrafta belirtilen hareketlerin hem icrai hem de ihmali olarak
gerçekleştirilebileceği belirtilmektedir.
52
Bir diğer husus ise her iki du-
rumda da sadece engellenmenin öngörülmüş olmasıdır. Başka bir de-
yişle somut durumda taşınır veya taşınmaz malı devretmeyen veya
hizmeti icra etmeyen kişi değil bu durumu engelleyen kişi cezalan-
dırılacaktır. Tek farklı nokta hizmetten yararlandırmayan kişinin ce-
zalandırılması olmaktadır. Bu sebeplerle her iki hareketin düzenlenişi
maddenin uygulanmasını oldukça dar bir kapsamda ele almıştır.
Ayrımcılık suçunun düzenlemesinde yer alan üçüncü hareket ise,
“kişinin işe alınması veya alınmamasını” içermektedir. Burada madde-
de yer alan özelliklerin dolayı bir kişi ayrımcılığa uğrayarak işe alın-
mamakta veya sadece belli özelliklere sahip kişi işe alınmaktadır. Bu
hareket ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinde belirtilen ve iş
sözleşmesinin geçerli olduğu dönemde ayrımcılığı yasaklayan düzen-
lemenin iş sözleşmesinin kurulması öncesini düzenlenmekte ve cezai
yaptırım öngörülmektedir. Kadın ya da erkek fark etmeksizin herke-
sin yapabileceği bir iş için sadece erkeklerin veya sadece kadınların
alınması bu anlamda bir suç oluşturacaktır. Düzenleme bu anlamda
ayrımcılık yasağı açısından olumlu kabul edilebilir. Ancak bu nokta-
da madde gerekçesi ve Adalet Komisyonu’nda yapılan görüşme tuta-
naklarında yer alan ifadeler madde ile getirilen korumayı etkisizleş-
51
a. g. e., s. 107.
52
a. g. e., s. 109.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
168TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
tirmekte ve bir kafa karışıklığı yaratmaktadır. İşverenin gönlüne uyan
kimselerle çalışabilmesi, aradığı kişisel özelliklere sahip kişiyi seçebil-
mesi gibi muğlak ifadelerle yapılan değerlendirmeler öngörülen koru-
manın kapsamını daraltmıştır.
122. maddede yer alan dördüncü hareket ise “besin maddelerini
vermeyen veya kamuya arz edilen bir hizmeti yapmamak” düzenlenmiştir.
Daha önceki düzenlemenin aksine burada engelleyen kişi değil bizzat
“vermeyen” veya “yapmayan” kişi cezalandırılmaktadır. Bu hareketler
ihmali nitelik taşımaktadır. Bu hareketlere örnek olarak bazı özellik-
lere sahip kişilere yiyecek satılmaması, hastaneye alınmaması verile-
bilir.
53
Ayrımcılık suçu bakımından madde yer alan son hareket ise “bir
kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemek”tir. Bu hare-
ket icrai veya ihmali olabilir ve örnek olarak bir kişinin işyerinin ka-
patılması, işten çıkarılması, bir kişiye gerekli izinlerin verilmemesi ve-
rilebilir. Bu hareketin lafzı düzenlemesi oldukça farklı yorumlara yol
açabilecek niteliktedir ve bir açıklık taşımamaktadır. Bu durum “suçta
ve cezada kanunilik ilkesi” açısından eleştirilmiştir.
54
Maddenin gerekçe-
sinde de bu hareketle ilgili herhangi bir vurgu yoktur. Ancak parasal
yarar sağlanmasına dayanan her türlü alışveriş veya sözleşme ilişkisi
olağan ekonomik etkinlik olarak değerlendirilebileceği ifade edilmek-
tedir.
55
Madde metninde öngörülen hareketler bir bütün olarak değerlen-
dirildiğinde madde kapsamının dar ve sadece belli hareketlerle sınırlı
tutulmuş olması ayrımcılık yasağı gibi toplumsal yaşamın her alanın-
da karşılaşılan bir olgu ile mücadele açısından yetersiz kabul edilebilir.
Yasa koyucunun ayrımcılıkla ilgili bir ceza hukuku normu oluşturma-
sı takdir yetkisi dahilindedir. Ancak aşağıda belirtileceği üzere madde
kapsamının bazı hareketlerle sınırlanması yerine genel bir düzenleme
yapılması ya da ayrımcılık yasağının ceza hukukunun konusu olmak-
tan çıkarılması daha tutarlı olacaktır.
53
A. Caner Yenidünya, a. g. e., s. 109.
54
Ersan Şen, a. g. e., s. 515.
55
Necati Meran, a. g. e., s. 422.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
169TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
4. Ayrımcılık Suçunun Manevi Unsuru
Suç sayılan bir hareket nedeniyle kişinin cezalandırılabilmesi
ancak kastın varlığı halinde mümkündür. 122. maddede yer alan ay-
rımcılık suçunun manevi unsuru kasttır ve taksirle işlenmesi mümkün
değildir. Suç ancak bilerek ve isteyerek işlenebilir bir suçtur. Kast, özel
ve genel kast olarak farklılaşabilmekte ve suçun ancak belli bir amaçla
işlenmesinin öngörüldüğü durumlarda özel kast söz konusu olmakta-
dır. Burada amacın gerçekleşmesi şart değildir.
56
Öğretide suçun özel
bir kastla, başka bir deyişle “kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, özür-
lülük, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle...” ger-
çekleştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
57
Maddenin gerekçesi de
bu yönde yorumları desteklemektedir. Ayrıca 122. maddenin kanun
sistematiği içerisinde “Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar” başlığı altında yer
almasının ve bu başlık altında yer alan tüm suçların insan hak ve öz-
gürlüklerini sınırlamaya yönelmiş olmasının özel kast iddiasını des-
teklediği de belirtilmektedir.
58
Bu suçta özel kastın varlığının aranması ispatı oldukça güç bir
suçun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu konuda örnek olarak ti-
cari kaygılarla malın bedelinin tahsil edilemeyeceği endişesiyle belli
gruplara malın satılmak istenmemesi verilmektedir.
59
Yine bu suçta,
saik suçun temel şeklinde aranan bir unsur olduğu için olası kastın söz
konusu olamayacağı da ifade edilmiştir.
60
5. Suçun Özel Görünüş Şekilleri, Kovuşturma ve Yaptırım
Ayrımcılık suçunda yazılı hareketler gerçekleştiği zaman suç olu-
şabilir ve bu anlamda icra hareketleri kısımlara bölündüğü taktirde
teşebbüse elverişli bir suçtur. Ancak suç içerisinde bazı ihmali hare-
ketlerde söz konusu olabileceği için ihmali hareketlerde teşebbüs oluş-
ması mümkün değildir. Suç şikayete tabi bir suç değildir ve re’sen
kovuşturulması gerekmektedir. 122. maddede yer alan suç sulh ceza
56
Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Türk Ceza Hukuku Genel Hü-
kümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s. 448.
57
Ersan Şen, a. g. e., s. 514; Necati Meran, a. g. e., s. 423; A. Caner Yenidünya, a. g. e., s.
112.
58
İdil Işıl Gül, a. g. e., s. 242.
59
Ersan Şen, a. g. e., s. 515-516.
60
A. Caner Yenidünya, a. g. e., s. 112.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
170TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
mahkemesinin görev alanına girmektedir. İştirak bakımından genel
hükümler uygulanabilir niteliktedir.
61
Fail birden fazla kişiye birden
fazla farklı fiille ayrımcılık yaptığı durumda mağdur sayısınca suç
gerçekleşecektir. Yine aynı suç işleme kastıyla tek bir fiille aynı anda
birden fazla kimseye ayrımcılık yapıldığı zamanda zincirleme suç hü-
kümlerini düzenleyen 43. maddenin 2. fıkrası uygulanır ve tek ceza ve-
rilerek cezanın artırılması yoluna gidilecektir.
62
Suçun cezası altı aydan
bir yıla kadar hapis ya da beş günden az veya kanunda aksine hüküm
bulunmayan hallerde yediyüzotuz güne kadar adli para cezasıdır. Ha-
pis cezasının sınırı seçenek yaptırımlara çevrilebilmesi olanağını ge-
tirmiştir. Yine adli para cezası yerine hapis cezası tercih edildiğinde
ertelenmesi mümkündür.
V. SONUÇ
Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği devlet-
ler ayrımcılığı önlemek, ortadan kaldırmak ve gerekirse tazmin etmek
konusunda pozitif bir yükümlülük içerisindedir. Bu anlamda görü-
nüşte tarafsız da olsa, bir grubu ya da kişiyi dezavantajlı hale getirme
amacı gütmeyen ama sonuçları itibariyle ayrımcılık yaratan yasaları
ve uygulamaları da gözden geçirmek durumundadır. 122. maddede
doğrudan ayrımcılık suç olarak düzenlenmiştir ve dolaylı ayrımcılık
kapsam dışında tutulmuştur.
Ayrıca ayrımcılıkla ilgili düzenlemelerin genel olarak ispatı güç-
tür. TCK’nın 122. maddesi bir ceza hukuku düzenlemesi olduğundan
dolayı ispat yükünün sanığın aleyhine yer değiştirmesi düşünülemez.
Ancak maddede yer alan suçun özel kastla işlenebilen bir suç olması
diğer yönleri ile beraber bu suçun ispatlanmasını açıkça kanuna aykırı
hareketler dışında neredeyse imkansız hale getirmiştir.
Yasalarımızda ilk kez ayrımcılık suçu şeklinde bir suç düzenlen-
miştir ve madde metninde sadece bazı hareketlerin suç sayılmış ol-
ması ve toplumsal yaşam içerisinde karşılaşılabilecek diğer bir çok
durumun kapsam dışında tutulmuş olması bir eksiklik olarak göze
çarpmaktadır. Maddenin yürürlükte olan halinin yukarıda belirtilen
nedenlerden dolayı uygulamada gündeme gelmesi oldukça zordur ve
61
A. Caner Yenidünya, a. g. e., s. 113.
62
Necati Meran, a. g. e., s. 423.
hakemli makaleler Ulaş KARAN
171TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
beklenen faydayı sağlamaktan uzaktır. Bu nedenle madde metninde
hareketlerin sayılması yöntemi dışında “her ne şekilde olursa olsun kişiler
arasında” şeklinde bir düzenleme yapılması ayrımcılık suçunun ceza-
landırılmasından beklenenlerin daha kolay hayata geçirilmesini sağ-
layacaktır. Bir diğer değişiklik ise maddenin yürürlükten kaldırılması
ve ayrımcılığın ceza hukukunun konusu olmaktan çıkarılmasıdır. Mu-
kayeseli hukukta ayrımcılık yasağı büyük oranda ceza hukuku dışın-
da düzenlemelere konu olmaktadır. Kanımızca tüm iyiniyete karşın
ayrımcılık yasağına ilişkin 122. maddenin yukarıda belirtilen TCK’da
yer almış diğer düzenlemeler haricinde 122. madde şeklinde ayrıca bir
suç ihdas edilmesi ayrımcılıkla mücadele açısından uygulanabilirlik
taşımamaktadır. Ayrımcılık yasağının ceza hukuku konusu olmaktan
çıkarılması ayrımcılık yasağı karşısında ortaya çıkan yasal düzenle-
melerin uygulanabilirliğini artıracak ve ayrımcılığa uğrayan kişilerin
konumunu güçlendirecektir. Ancak ayrımcılığın ceza hukuku kapsa-
mı dışında korunmasına dair yapılan bu öneri çalışmanın sınırlarını
aşacağından dolayı değerlendirme dışında tutulmuştur.
KAYNAKÇA
A. Caner Yenidünya, “5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Ayırımcılık Suçu”,
Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, Birleşik-Metal İş Sendikası
Yayını, 2006/4, Sayı: 11, İstanbul, 2006.
Ersan Şen, “Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 115. ve 122. maddelerine İlişkin Bir
değerlendirme”, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt: 79, Sayı: 2005/2, İstanbul
Barosu yayını, İstanbul, 2005.
Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt:1, Vedat Kitapçılık, İstanbul,
2006.
Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Türk Ceza Hukuku Genel
Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997.
Haydar Erol, Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara, 2005.
İdil Işıl Gül, Fiziksel Engellilerin Uluslararası Hukukta Korunması ve Uluslararası
Standartların İç Hukuka Yansıması, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 2006.
John Spencer, Maureen Spencer, “International Law and Discrimination”,
Discrimination Law, Malcolm Sargeant (editor), Pearson Longman, Har-
low, 2004
Kübra Doğan Yenisey, “İş Kanunu’nda Eşitlik İlkesi ve Ayırımcılık Yasağı”,
Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi, Birleşik-Metal İş Sendikası
Yayını, 2006/4, Sayı: 11, İstanbul, 2006.
Ulaş KARAN hakemli makaleler
172TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Lema Uyar (derleyen ve çeviren), Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yorumları:
İnsan Hakları Komitesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi 1981-
2006, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2006.
Mehmet Akad, Abdullah Dinçkol, Gerekçeli İçtihatlı 1982 Anayasası Madde Ge-
rekçeleri ve Maddelerle İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları, Alkım Yayınevi,
İstanbul, 1998
Necati Meran, Kişilere Karşı Suçlar, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2005.
Nihal Jayawickrama, The Judicial Application of Human Rights Law, Cambridge
University Press, Cambridge, 2002
Sarah Joseph; Jenny Schultz; Melisa Castan, The International Covenant on Civil
and Political Rights: Cases, Materials and Commentary, Oxford University
Press, New York, 2000.
Scott Davidson, “Equality and Non-Discrimination”, Defining Civil and Politi-
cal Rights: The Jurisprudence of the United Nations Human Rights Committee,
Alex Conte; Scott Davidson; Richard Burchil, Ashgate, Aldershot, 2005
Sibel İnceoğlu, “Türk Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahke-
mesi Kararlarında Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı”, Çalışma ve Toplum Eko-
nomi ve Hukuk Dergisi, Birleşik-Metal İş Sendikası Yayını, 2006/4, Sayı:
11, İstanbul, 2006.
Diğer Kaynaklar
Council Directive 2000/43/EC of 29 June 2000 implementing the principle of
equal treatment between persons irrespective of racial or ethnic origin,
http://europa.eu.int/eur-lex/pri/en/oj/dat/2000/l_180/l_18020000719en
00220026.pdf (erişim:11.04.2007)
European Commission against Racism and Intolerance General Policy Re-
commendation No:1 Combating Racism, Xenophobia, Anti-Semitism
and Intolerance, 04.10.1996, http://www.coe.int/T/e/human_rights/
ecri/4-Publications/ (erişim:10.04.2007)
European Commission against Racism and Intolerance General policy recom-
mendation No:7 on national Legislation to Combat Racism and Racial
Discrimination, 13.12.2002,
http://www.coe.int/T/e/human_rights/ecri/4-Publications /(erişim:
10.04.2007)
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Söz-
leşme, 16.06.2002 tarihli ve 24787 sayılı Resmi Gazete.
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Sözleşme, 14.10.1985
tarihli ve 18898 sayılı Resmi Gazete.
Legislation to Counter Discrimination Against Persons with Disabilities,
Council of Europe Publishing, Strasbourg, 2003.
TMMM Adalet Komisyonu TCK Görüşme Tutanakları, 106-169. Madde -
ler, http://www.yayin.adalet.gov.tr/tck/106-169.maddeler.pdf (eri-
şim:10.04.2007)
hakemli makaleler Ulaş KARAN
173TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Yargısal ve Yarı-Yargısal Kararlar
Anayasa Mahkemesi Kararları
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1981/13, K. 1983/8, Karar tarihi 28.04.1983,
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 20, Anayasa Mahkemesi Ya-
yını, Ankara, 1984
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1986/11, K. 1986/26, Karar tarihi 04.11.1986,
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 22, Anayasa Mahkemesi Ya-
yını, Ankara, 1987
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1987/3, K. 1987/13, Karar tarihi 22.05.1987,
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 23, Anayasa Mahkemesi Ya-
yını, Ankara, 1988
Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 1988/16, K. 1988/8, Karar tarihi 19.04.1988,
Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 24, Anayasa Mahkemesi Ya-
yını, Ankara, 1989
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
Lithgow ve Diğerleri vs. Birleşik Krallık, (Başvuru no. 9006/80; 9262/81;
9263/81;9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81), 08.07.1986, , http://cmis-
kp.echr.coe.int/tkp197/default.htm (erişim:10.04.2007)
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi Kararları
İnsan Hakları Komitesi kararlarına, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yük-
sek Komiserliği’nin “Treaty Body Database” adlı elektronik veri taba-
nından ulaşılmıştır. http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf (erişim tarihi:
10.04.2007)
“Adam v. Çek Cumhuriyeti”, (CCPR/C/57/D/586/1994), (25.07.1996)
“Pauger v. Avusturya”, (CCPR/C/44/D/415/1990), (30.03.1992)
“Singh Binher v. Kanada”, (CCPR/C/37/D/208/1986), (28.11.1989)
“Simunek v. Çek Cumhuriyeti”, (CCPR/C/54/D/516/1992), (31/07/1995)
“Toonen v. Avustralya”, (CCPR/C/50/D/488/1992), (04.04.1994)
“Young v. Avustralya” , (CCPR/C/78/D/941/2000), (18.09.2003)