••
•• •
Yrd. Doç. Dr. Mehmet KILIÇ
BORCUN USTLENILMESI
---
ÖNSÖZ
Türk hukukunda borcun üstlenilmesi konusunda akademik düzeyde ay-
rıntılı bir çalışma yapılmamış olması bu konunun seçiminde etkili olmuştur.
Eserde Türk Borçlar Kanununda yer alan hükümler esas alınmış ve sözleş-
meden doğan borcun üstlenilmesi ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Özellik-
le Türk/İsviçre hukukuna temel teşkil eden Alman Hukukundaki kanuni
düzenlemeler de incelenerek borcun üstlenilmesi teorisinin hukuki temelleri
tespit edilmeye çalışılmıştır.
İsviçre Hukukunda yer alan düzenlemelerle birlikte ve özellikle Alman
Hukuku ile de karşılaştırmalı olarak borcun üstlenilmesi konusunu ele alan
bu eserin Türk Hukukuna katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Bu eserin basılmasında emeği geçen Yetkin yayınevi yönetici ve çalışan-
larına teşekkürlerimi sunarım.
Ankara, 2013
Yrd. Doç. Dr. Mehmet KILIÇ
YESELI
iÇiNDEKiLER
Önsöz ....................................................................................................................
7
İçindekiler ............................................................................................................ 9
Kısaltmalar ........................................................................................................ 13
Bibliyografya ..................................................................................................... 15
G'
ır
•
ış .................................................................................................................. 23
Birinci Bölüm
BORÇ İLİŞKİLERİNDE TARAF DEĞİŞİKLİKLERİ VE
GENEL OLARAK BORÇLU TARAFIN DEĞİŞMESİ
§1. BORÇ İLİŞKİLERİNDE TARAF DEĞİŞİKLİKLERİ .................... 31
§2. BORÇLU TARAFIN DEĞİŞMESİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
VE . .
MUKA HUKUKT
DURUM
....................... ..........
I. Roma Hukukunda Borcun Üstlenilmesi ....................................... 35
TI. İngiliz Hukukunda Borcun Üstlenilmesi ...................................... 37
III. Fransız Hukukunda Borcun Üstlenilmesi ..................................... 38
IV. Alman Hukukunda Borcun Üstlenilmesi ...................................... 40
V. Türk/İsviçre Hukukunda Borcun Üstlenilmesi ............................. 43
VI. Diğer Hukuk Sistemlerinde Borcun Üstlenilmesi. ........................ 46
İkinci Bölüm
GENEL OLARAK BORCUN ÜSTLENİLMESİ VE
BENZER HUKUKİ KURUMLARLA KARŞILAŞTIRILMASI
§3. GENEL OLARAK BORCUN ÜSTLENİLMESİ ................................
47
§4. BENZER HUKUKİ KURUMLARLA KARŞILAŞTIRILMASI ...... 49
I. Alacağın Devri İle Karşılaştırılması............................................. 49
II. Yenileme İle Karşılaştırılması ..................................................... 51
III. Üçüncü Kişinin Fiilini Üstlenme.İle Karşılaştırılması. ................. 53
IV. Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Ile Karşılaştırılması. .................. 54
V. Sözleşmenin Devri İle Karşılaştırılması ....................................... 57
VI. Borca Katılma İle Karşılaştırılması ............................................... 58
.3
A. Genel olarak borca katılına ....................................................... 58
B. Borcun üstlenilmesi ile karşılaştırılması .................................... 60
Üçüncü Bölüm
BORCUN İÇ ÜSTLENİLMESİ
§5. GENEL OLARAK BORCUN İÇ ÜSTLENİLMESİ ............................63
§6. BORCUN İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN KONUSU ............... 67
I. Bir Borcun Varlığı .......................................................................... 67
A. Genel olarak borç kavramı. ....................................................... 67
B. İç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturabilen borçlar ......
68
C. İç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturamayan borçlar ... 70
O. Sözleşmeyle borcun üstlenilmesinin yasaklanması ................... 72
II. Borcun Devredilebil ir Olması.......................................................... 72
§7. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN KURULMASI
I. İç Üstlenme Sözleşmesinin Şekli ..................................................... 73
II. İç Üstlenme Sözleşmesinin İçeriği .................................................. 74
III. Diğer Şartlar .................................................................................... 76
§8. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
I. Genel Olarak ................................................................................... 76
II. İç Üstlenme Sözleşmesinin Hukuki Niteliğini Açıklayan
Teoriler ........................................................................................... 78
A. Sözleşme (öneri) teorisi .............................................................. 78
8. Temsil teorisi .............................................................................. 87
C. Onay teorisi ................................................................................ 89
D. Çifte işlem teorisi ....................................................................... 97
E. Diğer Teoriler ............................................................................. 98
F. Teorilerin değerlendirilmesi ..................................................... 100
§9. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜM VE SONUÇLARI
I. Genel Olarak ................................................................................... 102
II. Borçlu Bakımından ......................................................................... 103
III. Borcu Üstlenen Üçüncü Kişi Bakımından ...................................... 106
IV. Alacaklı Bakımından ...................................................................... 108
10
Dördüncü BölUm
BORCUN DIŞ ÜSTLENiLMESi SÖZLEŞMESi
§10. GENEL OLARAK BORCUN DIŞ ÜSTLENiLMESi ..................... ! 1 l
I. Dış 9stlenme Sözleşmesinin Konusu ......................................... l 13
II. Dış {!stlenme Sözleşmesinin Şekli .............................................. l 15
III. Dış Ustlenme Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ............................. l l 7
A. Genel olarak ......................................................................... 1 l7
B. Dış üstlenme sözleşmesinin çifte etkiye sahip olması ........... l 18
C. Dış üstlenme sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme
niteliği .................................................................................. 1 19
D. Dış üstlenme sözleşmesinin soyut bir işlem olması. ............. 120
E. Dış üstlenme sözleşmesinin bağımsız bir sözleşme olması ... 122
§11. DIŞ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN KURULMASI
I. Genel Olarak .............................................................................. 123
II. Öneri.......................................................................................... 124
A. Genel olarak öneri ............................................................... 124
B. Borcu üstlenen üçüncü kişi tarafından yapılan öneri ............ 125
C. Borçlu tarafından yapılan öneri ........................................... 129
D. Önerinin bağlayıcılığı sorunu .............................................. 132
1. Öneri ile bağlılık süresi .................................................. 132
2. Öneri ile bağlılık süresinin sınırlanması. ........................ 134
a) Alacaklının öneriyi kabul veya red beyanı. .............. 134
b) Alacaklıya kabul için süre verilmesi......................... 135
c) İkinci bir dış üstlenme sözleşmesi için
öneri yapılması ........................................................ 138
III. Kabul ........................................................................................ 141
A. Genel olarak kabul .............................................................. 141
B. Açıkkabul ........................................................................... 144
C. Örtülü kabul ........................................................................ 145
IV. Borçlunun Rızasının Aranıp Aranmayacağı Sorunu ................... 148
§12. DIŞ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN SONUÇLARI
I. Genel Olarak ............................................................................. 149
II. Borçlunun Borçtan Kurtulması .................................................. 150
III. Diğer Sonuçları ......................................................................... 153
l l
A. Bağlı Hakların Durumu .......................................................... 154
1. Genel kural ....................................................................... 154
2. Faiz ve ceza koşulunun durumu ....................................... 157
3. İstisnalar ........................................................................... 160
a. Borçlunun kişiliğine özgü bağlı haklar ...................... 160
b. Rehin ve kefaletler. .................................................... l 69
B. Savunmaların durumu ............................................................ 174
1. Genel olarak ..................................................................... 174
2. Alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkiden
doğan savunmalar ............................................................ l 76
a) Üstlenilen borca ilişkin savunmalar ........................... 176
b) Borçlunun kişisel savunmaları ................................... 180
3. Alacaklı ile üstlenen arasındaki ilişkiden doğan
savunmalar ....................................................................... 183
4. İç üstlenme sözleşmesinden doğan savunmala r ............... 185
§13. DIŞ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ
I. Dış Üstlenme Sözleşmesinin Sona Ermesinin
Kanuni Dayanağı ......................................................................... 188
11. Dış Üstlenme Sözleşmesinin Sona Ermesi Konusundaki
Düşünceler ................................................................................... 189
III. Dış Üstlenme Sözleşmesinin Sona Ermesinin Sonuçları ............. 195
A. Borcun varlığını sürdürmesi ................................................... 195
B. Bağlı hakların devam etmesi. ..................................................195
1. Genel olarak ......................................................................195
2. Teminatların durumu ........................................................ 196
3. İyiniyetli üçüncü kişilerin durumu .................................... 199
C. Zararların tazmini .................................................................... 200
§14. BORCUN ÜSTLENİLMESİNDE ÖZEL DURUMLAR
I. Genel Olarak .................................................................................. 203
ll. Rehinli Taşınmazın Devri .............................................................. 203
III. Malvarlığının veya İşletmenin Devri ............................................. 206
IV. İşletmelerin Birleşmesi ve Şekil Değiştirmesi ............................... 211
V. Borcun Üstlenilmesi Sonucunu Doğuran
Diğer Özel Durumlar ..................................................................... 211
12
Art.
Artikle KISALTMALAR
AÜHFD
B.
BBL
8GB.
BGBL
BGE
BK
Bkz.
C.
CC
Çev.
DEÜHFD
dn.
E.
EÜHFD
HD.
HMK
İİK
K.
Karş.
m.
MK
N.
OR
RG
s.
s.
T.
TBK
TMK
TTK
vd.
YHGK
ZGB
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Band
Schweizerisches Bundesblatt.
Bilrgerliches Gesetzbuch
Bundesgesetzblatt
Die Entscheidungen des Schweizerischen Bundesge-
richts
818 sayılı Borçlar Kanunu
Bakınız
Cilt
Code Civile
Çeviren
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Dipnot
Esas
Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
Yargıtay Hukuk Dairesi
Hukuk Muhakemeleri Kanunu
İcra İflas Kanunu
Karar
Karşılaştırınız
madde
743 sayılı Medeni Kanun
Nummer
Schweizerisches Obligationenrecht vom 30. Marz 19 l 1
Resmi Gazete
Sayfa
Sayı
Tarih
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
472 I sayılı Türk Medeni Kanunu
Türk Ticaret Kanunu
ve devamı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Schweizerisches Zivilgesetzbuch vom IO. Dezember
1907.
15
BİBLİYOGRAFYA
1
Acemoğlu, Kevork
Akıncı, Şahin
Akyol, Şener
Albert, Curt
Altaş, Hüseyin
Altay, Sabah
Antalya, O. Gökhan
Aral, Fahrettin
Aral, Fahrettin
/
Ayrancı, Hasan
Ayan, Mehmet
Borçlar Kanununun 179. Maddesine Göre
Malvarlığı veya Ticari İşletmenin Devri, İstan-
bul 1971.
Borçlar Hukuku Bilgisi, 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu Hükümlerine Göre Hazırlan-
mış, 6. Baskı, Konya 2012.
Roma Hukuku Dersleri, Beşinci Basım, Konya
2012. (Akıncı, Roma)
Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, İstan-
bul 2008.
Ein Vergleich zwischen klımulativer Schuld-
übernahme und dem Vertrage zu Gunsten Drit-
ter, Gohingen 1929
Şekle Aykırılığın Olumsuz Sonuçlarının Dü-
zeltilmesi, Ankara 1998.
Borca Katılma, Marmara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Özel
Hukuk Bilim Dalı Basılmamış Doktora Tezi,
İstanbul 201
O.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre
Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C: 1, 1.
Baskı, İstanbul 2012.
Miras Hukuku, İstanbul 2009. (Antalya, Miras)
Topyekün Temlik, AÜHFD, Yıl, 1991-1992,
C. 42, S. 1-4, s. 93-141.
Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 9. Baskı,
Ankara 2012.
Borçlar Hukuku genel Hükümler, (6098 Sayılı
Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış), 7.
Baskı, Konya 2012.
Miras Hukuku, 3. Baskı, Konya 2005. (Ayan,
Miras)
Dipnotlarda geçen eserler yazarların soyadları ile anılmıştır. Aynı yazarın birden çok
eserine )apılan )Ollamalar kısaltılmış şekilleri , ile parantez içerisinde gösterilmiştir.
16
Aybay, Aydın/
Hatcıni, Hüseyin
Ayrancı, Hasan
Bamberger, Heinz
Georg / Roth, Herbert:
Başpınar, Veysel
Becker, Hermann
Berger, Berııhard
Bilgili, Fatih/
Demirkapı, Ertan
Bönninghaus, Achim
Briner, Alfred
Brox, Hans/Walker,
Wolf-Dietrich
Busche, Jan / Noack,
Ulrich/ Rieble, Volker:
Dayınlarlı, Kemal
Delbrück, Berthold
Demircioğlu, Huriye
Reyhan
Deppeler, Fritz
Eşya Hukuku, İstanbul 2009.
Sözleşmelerin Yüklenilmesi
(Devri), Ankara
2003.
Kommentar zum Bürgerlichen Gesetzbuch,
B.1, §§1-61O CISG, 2. Auflage, München 2007.
Borç Sözleşmelerinin Kısmi Butlanı, Ankara
1998.
Semer Kommentar zum Schweizerischen Zi-
vilgesetzbuch, Obligationenrecht B. VI, I. Ab-
teilung: Allgemeine Bestimmungen, Art. 1-
183, Bem l941.
Allgemeines Schuldrecht, Bern 2008.
Borçlar Hukuku genel Hükümler, 3. Bası, Bur-
sa 2013.
Schuldrecht Allgemeiner Teil I : Schuldver-
haltnis: Beteiligte, Inhalt, Erlöschen, Einreden,
2. Autlage, Heidelberg 2011.
Die Schuldübemahme im schweizerischen
Internationalprivatrecht, Aaru 1947.
Allgemeines Schuldrecht, 35. Auflage,
München 201 l
J. von Staudingers Kommentar zum Bürgerli-
chen Gese tzbuch mit Einführungsges etz und
Nebengesetzen, Zweites Buch: Recht der
Schuldv erhaltnisse
§§ 397-432, Dreizehnte
Bearbeitung, Beriin l 999.
Borçlar Kanununa Göre Alacağın Temliki,
Ankara 1993.
Die Ubernahme fremder Schulden nach ge-
meinem und preussischem Rechte, Berlin
1853. (http://dlibpr.mpier.mpg. de)
Culpa in Contrahendo Sorumluluğu, Ankara
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel
Hukuk (Medeni Hukuk) Anabilim Dalı Ba-
sılmamış Doktora Tezi, Ankara 2007.
Die Schuldüberna hme im schweizerischen
Grundpfandr echt, lnaugural-Dissertation der
juristischen
Fakultat der Universitat Bern
Bern 1925. '
17
Oeynekli, Adnan
Doğan, Gül
Doğan, Güzide Bur-
cu
Dural, Mustafa/
Öz, Turgut
Dural, Mustafa/
Sarı, Suat
Eckert, Jörn
Edis, Seyfullah
Emiroğlu, Haluk
Eren, Fikret
Erman
Ertaş, Şeref
Esser, Josef/
Schmidt, Eike
Fikentscher, Wolf-
gang / Heinemann,
Andreas:
Franko, Nisim
Friederich, Klaus
4949 Sayılı Kanunla Değişik icra ve iflas Kanu-
nuna Göre Adi ve Rehinli Alacaklann
Sırası,
AÜHFD, C. 54 S. l, s. 191-204.
Ön Sözleşme (Sözleşme Yapma Vaadi), İstanbul
2006.
Roma Hukukunda Eksik Borç, Marmara Üniversi-
tesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim
Dalı Özel Hukuk Bölümü, Basılmamış Yüksek
Lisans Tezi, İstanbul 2006,
Türk Özel Hukuku, Cilt: IV, Miras Hukuku, İstan-
bul 2009
Türk Özel Hukuku C. l, Temel Kavramlar ve Me-
deni Kanunun Başlangıç Hükümleri, İstanbul
2012.
Schuldrecht. Allgemeiner Teil, 4. Auflage, Baden-
Baden 2004
Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri,
Ankara 1989.
Roma Hukuku'n da Vekalet Sözleşmesi
(mandatum) ve Hukuki İşlemlerde Temsil,
AÜHFD, Yıl 2003, C. 52, S. 1,
s. 101-111.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazır-
lanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Bas-
kı, Ankara 2012.
Mülkiyet Hukuku, Ankara 2011. (Eren, Mülkiyet)
Erman BGB Bürgerliches Gesetzbuch Handkom-
mentar, 12. neubearbeitete Auflage, Köln 2008.
Yeni Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre
Eşya Hukuku, Ankara 2006.
Schuldrecht, Band I, Allgemeiner Teil, Ein Lehr-
buch, 6. Auflage, Heidelberg 1984
Schuldrecht, 10. Auflage, Berlin 2006.
Alacağın Temliki, AÜSBFD, Cilt: 49 Sayı: 1, s.
177-197.
Die Stellung des Sicherungsgebers bei der privati-
ven Schuldübernahme nach
§ 418 Abs. 1 BGB, l.
Auflage, Berlin 1996.
18
Gauch, Peter /
Schluep, Walter R. /
Schmid, Jörg /
Emmencgger, Susan
Güral, Jale
Hasler, George
Hatemi, Hüseyin /
Gökyayla, Em re
Heckelmann, Dieter
Helhvig, Konrad
Helvacı, İlhan
Hirsch, Cbristoph
Honsell, Heinrich
Honsell, Heinrich /
Vogt, Nedim Peter /
Wiegand, Wolfgang:
Huguenin,
Claire
Huguenin, Claire
İmre, Zahit/
Erman, Hasan
İnan, Ali Naim
İnan, Ali Naim /
Ertaş, Şeref/
Albaş, Hakan
Schweizerisches Obligationenrech4 Band Jl, All-
gemeiner Teil, 9.Auflage, Zürich/Basel/ Genf2003.
Hükümsüzlük Nazariyeleri Karşısında Türk Me-
deni Kanunu Sistemi, Ankara 1953.
Die Schuldübernahme, in der Theorie und ım
schweizerischen Recht, Zurich 191 1.
Borçlar Hukuku Genel Bölüm, İstanbul 20 l 1.
Die Anfechtbarkeit von Schuldtibernahmen, Miln-
chen 1966.
Die Vertrage auf Leistung an Dritte: nach deut-
schem Reichsrecht unter besonderer Berücksichti-
gung des Handelsgesetzbuchs, mit einer Einleitung
über das römische Recht und einem Anhang über
die Erbvertrage zu gun sten dritter, Leipzig 1899,
(http://dlib-pr.mpier.mpg.d e).
Eski Medeni Kanunumuz la Karşılaştırmalı Olarak
Türk Medeni Kanununa Göre Mirasın Reddi (MK.
m. 605- MK. m. 618), İstanbul 2002.
Türk Medeni Kanununa Göre Sözleşmeye Dayalı
İpotek Hakkı, İstanbul 2008. (Helvacı, İpotek).
Schuldrecht Allgemeiner Teil,
7. Auflage, Baden-
Baden 2011
Kurzkommentar, OR 1-529, Basel 2008.
Basler Kommentar zum schweizerischen Privat-
recht, Obligationenrecht
I, Art. 1-529 OR, 3. Auf-
lage, Basel/Genf/ München 2003
Obligationenrecht, Allgemeiner Teil, 2. Auflage, 2006
Obligationenrecht, Allgemeiner Teil,
2. Auflage,
Zürich 2006
Miras Hukuku, Gözden Geçirilmiş 7. Basım, İs-
tanbul 201
O.
Borçlar Hukuku genel Hükümler Ders Kitabı,
Ankara 1984.
İnan Türk Medeni Hukuku Miras Hukuku, 7. Bası,
Ankara 2008.
19
Joussen, Jacob
Karabasan, Mustafa
Reşit
Kayak, Sevgi
Kayıhan, Şaban
Keller, Max /
Schöbi, Christian
Kıhçoğlu, Ahmet M.
Kocaman, Arif
Kocayusufpaşaoğlu/
Hatemi / Serozan /
Arpacı
Köhler, Helmut/
Lorenz, Stephan
Kornder, Arno
Kostkiewicz, Jolan-
ta Kren / Nobel,
Peter/Schwander,
lvo / Wolf, Stephan
Koyuncuoğlu,Tennur
Krüger, Wolfgang
Schuldrecht 1 - Allgemeiner Teil (Studicnreihc
Rechtswissenschaften), Stungart 2008.
Türk Borçlar Hukuku, Genel Hükümlerle İlgili
Yasa Maddeleri ve İçtihatlar, Üçüncü Cil�
İstan-
bul I992.
Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhüt� İstanbul 201O.
Borçlar Hukuku Genel Hükümler,
3. Baskı, Anka-
ra 2012.
Das Schweizerische Schuldrecht, Band
rv: Ge-
meinsame Rechtsinstitute für Schuldverhaltnisse
aus Vertrag, unerlaubter Handlung und ungerecht-
fertigter Bereicherung, Basel und Frankfurt l
984.
Borçlar Hukuku Genel Hükümler (Yeni Borçlar
Kanunu'na Göre Hazırlanmış), 14. Bası, Ankara 201 l.
Borçlunun Alacaklıya İhbarı İle Halefıyetin Do-
ğumu, AÜHFD, Yıl:
1978, C. 35, S. 1-4, s. 339-446.
(Kılıçoğlu- Halefıyet)
Alacağın Temlikinin Benzer Üçlü İlişkiler Karşısın-
daki Teorik Sınırı Sorunu, Ankara
1989.
Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C. 3, Prof. Dr.
Rona Serozan, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zengin-
leşme, 2. Bası, İstanbul l
998.
Schuldrecht I, Allgemeiner Teil, 2l. Auflage,
München 20lO.
Die Rechtsnatur der privativen Schuldübernahme
nach
§ 415 8GB, lnaugural- dissertation zur Erlan-
gung der
juristischen Doktorwürde der Rechts-
und Staatswissenschaftlichen Fakultat der Philips
Universitat zu Marburg, Limburger Vereinsdruk-
kerei, Limburg-Lahn
1936.
OR Kommentar, Schweizerisches Obligationen-
recht,
2. Auflage, Zürich 2009.
Türk ve İsviçre Hukukunda Borcun Yenilenmesi,
İstanbul 1972.
Münchener Kommentar zum Bürgerlichen Ge-
setzbuch, Band 2, Schuldrecht Allgemeiner Teil,
§§ 241-432, 5. Auflage, München 2007.
20
Larenz, Kari
Looschelders, Dirk
Maurer, Tobias
Medicus Dieter /
Lorenz, Stephan:
Meier, Arnold
Musielak, Hans-
Joachim
Nomer, Haluk N.
Oğuzman, Kemal /
Öz, Turgut
Oğuzman, Kemal/
Seliçi, Özer/ Oktay
Özdemir, Saibe
Oser, Hugo / Schö-
nenberger, Wilhelm
Özdemir, Hayrunnisa
Özwn, Burak
Paulsen, Jens
Prütting, Hanns/
Wegen, Gerhard/
Weinreich, Gerd
Rado, Türkan
Reisoğlu, Safa
Rüflmann, Helmut
Lehrbuch des Schuldrechts, Band I: Allge--
meiner Teil, 14. Auflage, MUnchen 1987.
Schuldrecht, Allgemeiner Teil, 8. Auflagc,
München
201O.
Schuldübernahme, Tübingen 2010.
Schuldrecht I - Allgemeiner Teil, 19.
Auflage, München
201O.
Die Schuldübernahme im schweizer. Obliga-
tionenrecht mit besonderer Berücksichtigung
des deutschen Rechts, Schafthausen 1919.
Grundkurs BGB,
11. Auflage, München
2009.
Borçlar Hukuku genel Hükümler (6098 Sa-
yılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlan-
mış),
12. Bası, İstanbul 2012.
Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1-ll,
11. Bası, İstanbul 2013.
Eşya Hukuku, 1O. Bası, İstanbul 2004.
İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, m.
110-183;
Çeviren: Ferit Ayiter, Ankara 1950.
Mirasçıların Murisin Borçlarından Dolayı
Sorumluluğu, EÜHFD., Yıl:
2012, C. XVI,
s. 1-2, s. 191-223.
Kefalet Sözleşmesi, İstanbul
2008.
Die Rechtsnatur der Schuldemahme, Mar-
burg 1934.
8GB Kommentar, 5. Auflage, Köln
2010.
Roma Hukuku Dersleri, Borçlar Hukuku,
İstanbul 2006.
Borçlar Hukuku Geniş Hükümler, 22. Bası,
İstanbul 2011.
Bürgerliches Vermögensrecht, Lehrstuhl für
Bürgerliches Recht und Zivilprozessrecht,
Universitat des Saarlandes, 2006/2007.
21
Saymen, Ferit H. /
Elbir, Halid K.
Schellhammer, Kurt
Schlechtriem, Peter/
Schmidt-Kessel, Martin
Schmidt, Eike
Schmidt-Kessel, Martin
Schönrock, Wilhelm
Schurter, Emil
Schwenzer,Ingeborg
Şener, Oruç Hami
Şenyüz, Doğan
Seviğ, Vasfı Raşit
Soergel, Theodor
Strohal, Emil
Tahiroğlu, Bülent
Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/ Altop
Tunçomağ, Kenan
Borçlar Hukuku I, Umumi Hükümler, C. 1,
İstanbul l958.
Schuldrecht nach Anspruchsgrundlagen:
samt BGB Allgemeiner Teil, 8. Auflage,
Heidelberg 20l l
Schuldrecht Allgemeiner Teil, 6. Auflage,
Tübingen 2005.
Das Schuldverhaltnis: Eine systematische
Darstellung des Allgemeinen Schuldrechts,
Heidelberg 2004
Glaubiger und Schuldner: Mehrheit und
Wechsel, J. von Staudingers Kommentar
zum Bürgerlichen Gesetzbuch mit Einfüh-
rungsgesetz und Nebengesetzen, Eckpfeiler
des Zivilrechts, s. 269-31
O, Berlin 2008.
Die Konstruktion der Schuldübernahme,
Greifswald 1918
Die Theorie der Schuldübernahme und das
künftige schweizerische Civilgesetzbuch,
Basel 190 l.
Schweizerisches Obligationenrecht, Allge-
meiner Teil, 4. Auflage, Bern 2006.
Sözleşmeyle Yapılan Teminat Amaçlı Borca
Katılma, DEUHFD, Yıl 2009, C: 11, S: Özel
Sayı, s. 1279-1322.
(6098 Sayılı Yeni, "Türk Borçlar Kanunu"na
Göre Hazırlanmış) Borçlar Hukuku Genel ve
Özel Hükümler, 6. Baskı, Bursa 2012.
Hukuk Mukayesesi, AÜHFD, Yıl 1947, C. 4,
s. 1-4, s. 168-261.
Bürgerliches Gesetzbuch mit Einführungsge-
setz und Nebengesetzen: BGB Band 5/3:
Schuldrecht 3/3
(§§ 328-432 BGB), 13. Auf-
lage, Stuttgart 201
O.
Schuldübernahme, Jena 19 l O.
Roma Borçlar Hukuku, İ stanbul 2009.
Tekinay Borçlar Hukuku, 7. Bası, İstanbul
1993.
Türk Borçlar Hukuku, C. I, Genel Hükümler,
22
Türkoğlu Özdemir,
Gökçe
Üçer, Mehmet
Ünal, Mehmet /
Başpınar, Veysel
Uygur, Turgut
von Tuhr, Andreas/
Escher, Arnold
Yon Tuhr, von
Andreas
Wendt, Hermann
Westermann, Harın
Peter
Wieland, C.
Windscheid, Bernhard
Wörlen, Rainer/
Metzler-Müller, Karin
Yalman, Süleyman
Yavuz, Cevdet
Yeşiller, Mehmet
Yücer, İpek
İstanbul 1976.
Roma Medeni Usul Hukukunda Fonnula
Yargılaması, DEUHFD, Yıl 2005, C. 7, S. 1,
s. 167-212.
Roma Hukuku'nda ve Karşılaştınnalı Hu-
kukta Alacağın Temliki, AÜHFD., Yıl 2005,
C. 54, S. 3, s. 397-443.
Şek!i Eşya Hukuku, 3. Baskı, Ankara 2007•
Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel
Hükümler, İkinci Cilt, (Madde 61-181), An-
kara 1980.
Allgemeiner Teil des Schweizerischen Obli-
gationenrechts, Band il, 3. Auflage, Zürich
1974.
Borçlar Hukuku Umumi Kısım, C. 1-2, (Çev.
Cevat Edege), Ankara 1983.
Die privative Schuldübemahme, Düsseldorf
1966.
Erman Bürgerliches Gesetzbuch, 12. Aufla-
ge, Band 1, Köln 2008.
Kanunu Medenide Ayni Haklar, Kısı� 2:
Mülkiyetin Gayri Ayni Haklar, (Çeviren: Isına-
il Hakkı Karafakih), 2. Bası, An.kara 1949.
Lehrbuch des Pandektenrechts, 6. Auflage
Frankfurt 1877
Schuldrecht AT, Lernbuch, Strukturen,
Übersichten, 1O. Auflage, München 2011
Türk-İsviçre Hukukunda Sözleşme Görüşme-
lerinden Doğan Sorumluluk, Ankara 2006.
Borçlar Hukuku Dersleri (Özel Hükümler),
İstanbul 2012.
Roma Hukukunda Kira Sözleşmesi (Locatio
Conductio Rei), Ankara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk (Roma Hu-
kuku) Anabilim Dalı Basılmamış Doktora
Tezi, Ankara 2012,
Yenileme (Tecdit), DEUHFD, Yıl 2007, C.
9,
s. 1, s. 233- 259.
GİRİŞ
Bir borç ilişkis inde borçlunun üstlenmiş olduğu edimi ifade eden borç;
alacaklının bu borç ilişkisinden doğan menfaatinin, yani alacağının tam kar-
şılığını oluşturmaktadır'. Borç ilişkisinde borçlu ve alacaklı karşılıklı olarak
edimlerini ifa yükümlülüğü altına girmiştir. Bu nedenle kural olarak alacaklı
ve borçlu bu ilişkiyi, ilişkinin kurulmasından sona ermesine kadar devam
ettirmek ve nihayet ifa ile de sona erdirmek yükümlülüğü altındadır. Bu
yükümlülük hem borç ilişkisinin hukuki niteliğinin hem de borç ilişkisine
hakim olan nisbilik ilkesinin doğal bir sonucudur. Ancak borç ilişkisinin
kurulduğu kişiler arasında devam edip yine bu kişiler arasında sonuçlandı-
rılması kuralının sıkı bir şekilde uygulanması menfaatler dengesine ters dü-
şebileceği gibi ticari ve ekonomik ilişkilerde güven ilkesinin zedelenmesine
de yol açabilecektir
2
. Bu nedenle özellikle ticari hayatta ortaya çıkan bazı
Bkz., Eren, s. 2 I vd.; Antalya, s. 7 vd.; Tekinay/A kman/Burcuoğlu/Altop, s. 8 vd.;
Tunçomağ, s. 27 vd.; Kılıçoğlu, s. 3 vd.; Nomer, s. 7 vd.; Oğuzman/Öz, C: I, s. 3 vd.;
Ayan, s. 19; Saymen/Elbir, s. I vd.; Kayıhan, s. 52 vd.; Şenyüz, s. 7 vd.; Bilgili/ De-
mirkapı, s. 5 vd.; von Tuhr, s. 9 vd.; Hasler, s. 7 vd.; Schurter, s. 4 vd.; Meier, s. 12
vd.; Albert, s. 3 vd.; Esser/Schmidt, s. 613; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudingcr,
§
414, N. I, s. 267 vd; Strohal, s. 5 vd.; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.
2
Borcu sadece kişiler arasında özel bir ilişki olarak kabul edip tarafların kişiliğine sıkı bir
şek.ilde bağlı bir hak ve bu nedenle başkasına devrini imkansız gören görüşe sübjektif te-
ori denilmekledir. Buna karşılık borcun mülkiyet hakkını konusunu oluşturabilen ve bu
nedenle bir eşya gibi devrini mümkün gören teori ise objektif teori olarak adlandırılmak-
tadır. Borcun objektif teoriye göre değerlendirilmesi onun kişisel bir edim olmasına engel
olmaz. Borçlu belirtilmeden bir borcun oluşturulması ınümkiin değil iken, alacaklının en
azından geçici bir zaman için belirli olmaması ve vade zamanında talep edebilecek bir ki-
şinin bulunması yeterlidir. Borç, kişiliği önemli olmayan v e bu nedenle borç ilişkisinde
bir rol oynamayan bir borçluya ait olabilir. Bu durumda önemli olan borçlunun kişiliği
değil, bir borçlunun bulunmasıdır. Mevcut bir borcun borçlusu sonradan ortaya çıkar
çıkmaz yeni bir kıymetle meydana çıkmış ve yaratılmış olur. Yeni kıymet bir edimin ifa-
sına güvenmekten ve ifada bulunacak, ifadan sorumlu bir borçlunun bulunmasından
doğmak'tadır. Borcun, borçlunun kişiliğinden ayrı bir varlık ve değere sahip olduğunu id-
dia etmek borcun konusunun, borçlunun kişiliğinden daha fazla önemli olduğunu iddia
etmekten başka bir şey değildir. Böylece borç ayni hakka y aklaşmış olur. Buna karşılık
sübjektif teori borcu konusu ile açıklamaz. Borcu, borçlunun kişiliği ile ve kişiliğine bağ-
lı bir hukuki durum ile açıklar. Buna göre borç ile borçlu arasında sıkı bir kişisel bağ ol-
duğundan bu borcun borçlusunu yerine herhangi bir başka borçlunun geçirilmesi müm-
kün değildir. Ayrıca borç sadece borçlunun kişiliğine bağlı, onun kişiliğinden ayrılma bir
bağ değildir. Aynı zamanda alacaklının kişiliği de borcun varlığı ve devamı için önemli-
dir. Çünkü alacaklı, borçlu ve edim birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle borç, borçlunun
aralarındaki hukuki ilişki dolayısıyla alacaklıya tabi olmasından başka bir şey değildir.
Ayrıntılı bilgi için bkz., Sevig, s. 175 vd.
24
ihtiyaçlar ve ekonomik zorunluluklar alacaklı ve borçlu arasında kurulup
devam eden borç ilişkisinde herhang i bir değişiklik olmaksızın sadece ala-
caklı ve borçlu tarafın değişmesine imkan tanıyan hukuki yoların kabul
edilmesi sonucunu doğurmuştur
3
.
Borç ilişkilerinde taraf değişikliklerinin
tarihsel gelişimsüreci içerisinde Roma hukukuna kadar dayandığı görülmek-
tedir. Ancak Roma hukukunun ilk dönemlerinde borç kavramı bugünkü mo-
dern anlamının aksine alacaklı ve borçluya sıkı sıkıya bağlı bir lcişisel bağ
olarak görülmüş ve özellikle borç ilişkisi sona ermeden alacaklı ve borçlu
sıfatının değişmesi kabul edilmemişti4. Sonradan ortaya çıkan bazı ekono-
mik ihtiyaçlar ise borç ilişkisinde alacaklı tarafın değişmesi sonucunu doğu-
ran alacağın devrine imkan tanımış ancak, doğrudan doğruya borçlu tarafın
değişmesi sonucunu doğuracak borcun üstlenilmesi yine kabul edilmemiştir.
Buna karşılık borçlu tarafın aradaki borç ilişkisinin tamamen çözülmesi sure-
tiyle değiştirilmesini sağlayan diğer hukuki yollar kabul edilmekle birlikte
bugünkü modem anlamda doğrudan doğruya borçlunun değişme si s_onucunu
doğuran borcun üstlenilmesi kurumu uygulama alanı bulamamıştır). Bunun
en önemli nedeni ise, Roma hukukunda borç ile borçlu arasında kişisel bir
bağın bulunması ve borcun borçlunun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı olması ne
-
deniyle borcun doğrudan borçludan ayrılması suretiyle değiştirilmesine izin
verilmemişti r6. Buna karşılık, alacaklı tarafla borç arasında böyle bir bağın
Borç ilişkilerinde taraf değişiklikleri esas itibariyle borç ilişkisi aynı kalmak kaydıyla
sadece borçlu veya alacaklı tarafın değişmesi sonucunu doğuran cüzi halefi�et hallerin-
den ibaret değildir. Bir borç ilişkisinin olduğu gibi devri anlamına gelen sözleşmenin
devri, bütün hukuk sistemlerinde kabul edilen bir hukuki kurumdur. Bkz., Ayrancı, s. 31
vd.;
Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 30, s. 275 vd.; Schmidt-Kessel,
s. 289 vd.; Medicus/Lorenz, s. 381 vd.
4 Maurer, s. 9 vd,; Schmidt-KesseJ, s. 282 vd ; Albert, s. 2 vd.; Wendt, s. 2; Paulsen, s.
9; Kornder, s. 67 vd.; Heckelmann, s. 5 vd.; Schurter, s. 8-9; Busche/Noack/Rieble, J.
von Staudinger , § 414, N. 1, s. 267; Hasler, s. 8 vd.; Schönrock, s. 8 vd.;
Medicus/Lorenz,
s. 378-379;Strohal, s. 7 vd.
5 Bkz., Maurer, s. 7 vd.; Albert, s. 2 vd.; Wendt, s. 2; Paulsen, s. 9; Kornder, s. 67 vd.;
Heckelmann, s. 5 vd.; Schurter, s. 8-9; Hasler, s. 8 vd.; Schönrock, s. 8 vd.;
Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 1, s. 267; Strobal, s. 7 vd.
6 Borç kavramı, Roma Hukukunda bağlanmak anlamına gelen /igare kelimesinden türetile-
rek obligatio olarak adlandırılmıştı. Daha çok bağ veya bağlanmak anlamında kullanıldı-
ğı için Roma Hukukunda borç kavramı bir hukuki bağa benzetilmek suretiyle tanımlan-
mıştır. Bu nedenle alacaklı ve borçlunun birbirine borç adı verilen öyle bir bağla bağlıdır-
lar ki, bu ilişkiye alacaklı ve borçlu dışında başka bir üçüncü kişinin karışmas ı mümkün
değildir. Bu düşüncenin bir sonucu olarak Roma hukukunda borç ilişkisinde tarafların
değişmesi anlamına gelen alacağın devri ve borcun üstlenilmesi gibi hukuki kurumlar
hukuki olarak düşünülmemiştir. Ancak, ilerleyen zaman içerisinde borç ilişkisinde, ticari
veya ekonomik zorunluluklar nedeniyle, borç ilişkilerinde
tarafların değiştirilmesi ihtiya-
cı ortaya çıkmış, ekonomik
ilişkilerin gelişmesiy le, özellikle tüccarlar için kredi kullanı-
mı yaygınlaşması, tüccarların sattıkları mallara karşılık, alacaklarını derhal
nakde çevirme
ihtiyacı du) muşlardır. Bunu sağlamak amacıyla da, ilk önce
borç ilişkisinde alacaklı tarafın
bulunmaması ve alacağın gerek alacaklı gerekse borçlu tarafın kişiliğine
bağlı olmaması nedeniyle alacağın bir başkasına devri suretiyle alacaklı tara-
fın değiştirilmesi ise mümkün görülmüştür
7
.
Bir borç ilişkisinin, doğduğu kişiler arasında devam edip varlığını sür-
dürmesi ve nihayet bu kişiler arasında da sona ennesi borç ilişkisine hakim
olan nisbilik ilkesinin doğal bir sonucudur
8
.
Nisbilik ilkesine sıkı sıkıya bağ-
lılık nedeniyle eski dönemlerde bir borç ilişkisinde özellikle borçlu tarafın
değiştirilmesine izin verilmemişti. Çünkü o dönemlerde borç, Roma huku-
kundaki anlayışın etkisi ile alacaklının kişiliği kadar borçlunun da
kişiliğine
bağlı olan ve ondan ayrılması mümkün olmayan bir hukuki bağ olarak gö-
rülmekteydi9. Ancak ekonomik ve ticari hayatta ortaya çıkan yeni anlayışlar
ve sosyal alandaki gelişmeler borç ilişkisinde borçlu tarafın değiştirilmesi
ihtiyacını doğurmuştur. Bu ihtiyaç nedeniyle tarihsel süreç içerisinde önce
alacaklı tarafın ve nihayet daha sonrada borçlu tarafın değişmesini sağlayan
hukuki araçlar kabul edilmiştir. Bu araçlar, bu günkü modern anlamda ala-
caklı ve borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran kurumları birebir karşı-
lamamış olsa da aynı amaca hizmet eden hukuki kurumlar olarak kabul
edilmelidir.
Borcun, borçlunun kişiliğine bağlı olan ve ondan ayrılması mümkün ol-
mayan bir hukuki bağ olarak gören anlayış, 19. yüzyıla kadar devam etmiş-
tir. Nihayet ilk defa Pandekt hukukçuları tarafından, borcun kişiye ayrılmaz
biçimde bağlı bir ilişki olduğu düşüncesinin doğru olmadı ğı bu nedenle bor-
cun da gerekirse borçlunun kişiliğinden ayrılarak bir devir işleminin konusu-
nu oluşturabileceği ileri sürülmüştür
10
. Anılan düşünce borcu tam anlamıyla
satım sözleşmesine konu olabilen aktif ve pasif malvarlığı değerleri olarak
açıklamış ve böylece borç üstlenilmesinin borçlu için pasif bir satıştan başka
bir şey olmadığı; başka bir ifade ile borçlunun pasif malvarlığından ayrılıp
üstlenenin pasif malvarlığına devredilmesi sonucunu doğuran işlemden baş-
ka bir şey olmadığını kabul etmiştir". Bu görüşe Roma Hukukunun katı
kurallarını savunan birçok yazar karşı çıkmış ve bu görüşler önemli tepkilere
değişmesi sonucunu doğur an alacağın temiiki ) oluna başvurmak zorunluluğu doğmuş ve
böylece borç ilişkisinin süjelerinde meydana gelebilecek bu tür değişikliklere de cevaz ve-
rilmiştir. Bkz., Üçer, s. 400 vd.; Albert, s. 2 vd.; Rado, s. 221; Tahiroğlu, s. 84 vd.
7
Üçer, s. 397 vd.; Akıncı, Roma Hukuku, s. 75 vd.; Heckelmann, s. 5 vd.; Kornder, s.
67 vd.;
Schurter, s. 8 vd.; Hasler, s. 8 vd.; Schönrock, s. 8 vd.; Strohal, s. 8 vd.;
Maurer, s. 7 vd.
8
Eren, s. Antalya, s. 16 vd.; Hasler, s. 11 vd.; Larenz, s. 602; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.
9
Hasler, s. 8 vd.; Larenz, s. 602; von Tuhr/Escher, s. 380; Üçer, s. 397 vd.
ıo Bkz., Schurter, s. 6 vd.; Larenz, s. 602; Kornder, s. 11; Windscheid, s. 55-163; Borç
ilişkisi değişmeksizin sadece borcun sanki ayrı bir mal varlığı değeri gibi bir Uçilncü ki-
şiye devredilebileceğine ilişkin ilk görüş Delbrück tarafından ileri sürülmüştür. Geniş
bilgi için bkz., Delbrück, s. 1O vd.
11
Bkz., Schurter, s. 7 vd.; Delbrück, s. 1O vd.; Schönrock, s. 8 vd.; Strohal, s. 23 vd.
25
26
yol açmıştır
12
•
Ancak ileriki dönemlerde yapılan kanunlaştırrnalar ve kabul
edilen modern kanunlarda artık borcun da devredilebilirliği genel olarak
kabul görmüştür.
Borcun, borç ilişkisinin dışında ayrı bir mal varlığı değeri olarak
devre-
dilebileceğinin kabul edilmesi birçok sorunu da beraberinde getirmiştir.
Özellikle borcun devrinin gerek hukuki niteliği gerekse bu devri sağlayacak
hukuki işlemlerin kimler arasında hangi şartlarla yapılacağı sorusu bu konu-
da değişik görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Borçlu tarafın de-
ğişmesi sonucunu doğuran ve bu yönüyle alacağın devrinin tam karşılığını
oluşturan borcun üstlenilmesi borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran bir
işlemdir. Borcun üstlenilmesi teorisinin ilk ileri atıldığı dönemlerde borcun
üstlenilmesinin aslında alacağın devrinin karşılığını oluşturduğu ifade edilse
de aslında bu iki kurumun tam anlamıyla birbirlerinin karşılığını oluşturduğu-
nu söylemek mümkün değildir
13
. Çünkü alacağın devri ile borcun üstlenilmesi
her ne kadar birbirlerine benzemiş olsalar da, aralarında gözden kaçırılmaması
gereken çok büyük farklar bulunmaktadır. Bu farklardan en önemlisi, alacağın
devri ve alacaklının değişimi için borçlunun rızasına ihtiyaç duyulmamasıdır.
Gerçekten de bir borç ilişkisinde borçlunun kişiliği alacaklı bakımından büyük
önem taşıdığı için alacaklının onayı olmaksızın borcun üstlenilmesi mümkün
değildir
14
. Bu nedenle borcun üstlenilmesini alacağın devri ile açıklamaya
çalışan görüşler de bu konuda herhangi bir başarı elde edememişlerdir.
Borcun üstlenilmesi esas itibariyle taraflar arasındaki olağan borç ilişki-
sindeki borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran, tamamen tarafların ira-
desine bağlı olan sözleşme ile gerçekleşmektedir. Borcu üstlenen üçüncü
kişi, borçlu ile yaptığı bir sözleşmesi ile borçluyu borçtan kurtarma taahhü-
dünde bulunur. Daha sonra bu taahhüdün ifası ve yerine getirilmesi için ala-
caklı ile dış üstlenme sözleşmesi yapar veya doğrudan borcu ifa eder. Bu
şekilde borç ilişkisinde borçlu borcundan kurtulmuş ve böylece borçlu taraf
değişmiş olur. Bunun dışında borcun üstlenilmesi bazı durumlarda kanundan
veya kanunda yer alan bazı zorunluluklardan da doğabilmektedir. Gerçekten
de özellikle ipotekli taşınmazların devrinde borcun üstlenilmesi sıklıkla uy-
12
Bu tartışmalar için bkz., Hasler, s. 8 vd.; Sevig, s. 175 vd.; Özellikle, borç ilişkilerinde
borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran borcun üstlenilmesini özel ve arn hükümlerle
düzenlemeyip, roma hukukunda olduğu gibi yenilme ile borç ilişkisinde· borçlu tarafın
değiştirilmesi yöntemini benimsemiş olan Fransız hukukunda bu durum daha açık ve net
görülmektedir.
13
Kocaman, s. 15 vd.; Hasler, s. 11 vd.; Joussen, N. 1306; Krüger, § 414, N. 2, s. 2563;
Maurer, s. 1 vd.; Schmidt, s. 68 vd.
14
Hasler, s. 11; Dayınlarlı, s. 222 vd.; Eren, s. 1238 vd.; Tekinay/akman/Burcuoğlu, s.
250 vd.; Kılıçoğlu, s. 774 vd.; İnan, s. 393; Borcun üstlenilmesinde alacaklının rızasının
oynadı ğı rol, bu konuda doktrinde değişik teorilerin ileri sürülmesinde etkili olan temel
unsur olmuştur.
27
gulama alanı bulan bir hukuki yoldur. İpotekli taşınmazlann deVTedilmesi
taraflar arasında aksi kararlaştırılmadıkça borçlunun sorumluluğunda ve
güvencede herhangi bir değişiklik meydana getirmez (TMK. m. 888). Ancak
taşınmazı devralan yeni malik borcu üstlendiği takdirde alacaklı, kendisine
başvurma hakkını saklı tuttuğunu bir yıl içinde yazılı olarak önceki borçluya
bildirmezse, borçlu borcundan kurtulmakta; başka bir ifade ile borcun üstJe-
nilmesi hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır.
Borcun üstlenilmesinin uygulama alanı bulduğu diğer bir durum işletme-
lerin devridir
15
• Özellikle ticari işletmelerin devrinde de borcun üstlenilmesi-
ne ilişkin esaslar uygulanmakta ve bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif
ve pasifleri ile birlikte devralan kişinin alacaklılara karşı malvarlığındaki
veya işletmedeki borçlardan sorumlu olacağı kabul edilmektedir. Keza, iş-
letmelerin birleşmesi veya şekil değiştirmesinde de aynı esaslar geçerlidir.
Yine miras hukukunda da, miras bırakanın sahip olduğu borçlar miras bıra-
kanın ölümüyle birlikte, herhangi bir işleme gerek kalmaksızın terekenin
aktifleriyle birlikte mirasçılara geçmektedir. Aslında burada da doğrudan
doğruya kanundan doğan borcun devri söz konusudur.
Borcun üstlenilmesi, uygulamada sıklıkla başvurulan bir hukuki kurum
olmasına karşılık, 19. yüzyılın sonlarına kadar herhangi bir gelişme göster-
memiş ve özellikle bu yüzyılın ortalarından itibaren tartışma konusu yapıl-
mıştır
16
• Bunun en önem li sebepleri arasında hiç şüphesiz tarihsel nedenler
ve özellikle Roma hukukunun konuya bakış açısı yatmaktadır. Roma huku-
kunda da bu günkü gibi ekonomik ilişkiler bir borç ilişkisinde borç ilişkisi
sona erdirilmeksizin borçlu tarafın değişmesini sağlayacak hukuki kurumla-
rın kabul edilmesi ihtiyacını doğurmuştur
17
. Roma hukukunda borçlu ile borç
arasındaki kişisel bağın varlığının kabul edilmesi ve borç ilişkisi sona erdi-
rilmeksizin borcun borçludan ayrılıp başkasına devrinin mümkün görülme-
15
TBK. m. 202'ye göre, bir malvarlığını veya bir işletmeyi aJ...1if ve pasifleri ile birliı...--ıe
devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesin-
de, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde ya�ımlanacak
ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borç-
lardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birliı...1e
müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildinne veya du-
yuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işle-
meye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden
doğan sonuçlarla özdeştir. Bildinne veya ilanla duyurma �ükümlülüğü devralan tarafın-
dan yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.
16
Tarihsel gelişim konusunda geniş bilgi için bkz., Maurer, s. 7 vd.; Hasler, s. 21 vd.;
Paulsen, s. 9 vd.; Schurter, s. 6 vd.; Albert, s. 2 vd.; Heckelmann, s. 5 vd.; Özellikle
Modem Kanunlaştırmalardan önceki durum için bkz.,
Briner, s. 28 vd.; Wendt, s. 2 vd.;
Kornder, s. 67 vd.
17
Hasler, s. 8 vd.; Larenz, s. 602; von Tuhr/Escher, s. 380; U
••
çer, s. 400 vd.;
Tunçomağ, s. 1123 vd.; Friedrich, s. 31; Albert, s. 2 vd.; Briner, s. 28.
28
mesi bugilnk0 modem anlamda borcun üstlenilmesi değil, ancak, borcun
üstlenilmesi sonucunu doğuracak değişik hukuki kurumlar kabul
edilmesine
yol açmıştır
18
• Bu kurumların hiçbirisi bugünkü modem anlamda borcun
üstlenilmesini ifade etmediği için, Roma hukukunun etkisinde kalan diğer
hukuk sistemlerinde de borcun üstlenilmesi 19. yüzyılın sonlanna kadar
herhangi bir gelişme göstennemiştir.
Borcun üstlenilmesi konusunun doktrinde ayrıntılı olarak tartışılması
esas itibariyle ilk defa Delbrück tarafından
ı853 yılında yayınlanan makale
ile başlamıştır
19
• Bu dönemden itibaren özellikle Alman hukukunda borcun
üstlenilmesinin hukuki niteliği ve konunun Alman Medeni Kanunda nasıl
düzenlenmesi gerektiği ayrıntılı olarak tartışılmış, konuyla ilgili çok sayıda
teori geliştirilmiştir
20
. Borcun üstlenilmesi konus unun geniş bir şekilde ele
alınmasının asıl nedeni ise ipotekli taşınmazların devrinin gittikçe yaygın-
laşması ve taşınmazı devralan yeni malikin ayı zamanda borçtan da sorumlu
olmamasının yarattığı hukuki sorunlardır
21
.
Bu bakımdan ipotekli taşınmazın
bir üçüncü kişiye devri halinde, asıl borçlunun borçtan sorumlu olmaya de-
vam etmesine rağmen, borcun ödenmemesi halinde bir başka kişinin bundan
taşınmazı ile sorumlu olması aslında istenmeyen bir durumdur. Ancak is-
tenmeyen bu durumunun ipotek hukuku içerisinde medeni hukuk anlayışı ile
yeterince çözüme kavuşturulamaması, bu konunun özel olarak borçlar huku-
ku tarafından düzenlenmesi zorunluluğunu doğunnuştur. Bu nedenle taşın-
maz malikinin aynı zamanda borçtan da sorumlu olmasını sağlamak amacıy-
la borç ilişkisi sona enneksizin doğrudan doğruya borçlu tarafın değişmesi
sonucunu doğuran "borcun üstlenilmesi" teorisi borçlar hukuku tarafından
açıkça kabul edilmiştir
22
.
Bu nedenle ilk olarak 1900 tarihli Almarı Medeni
Kanunu'nun BGB § 414-419 arasında özel olarak borcun üstlenilmesine yer
verilmiştir. Anılan düzenlemelere paralel olarak 1911 tarihli İsviçre Borçlar
Kanununda da borcun üstlenilmesi ile ilgili özel hükümlere yer verilmiştir .
18
von Tuhr/Escher, s. 380; Üçer, s. 400 vd.; Tunçomağ, s. 1123 vd.; Hasler, s. 8 vd.;
Friedrich, s. 31; Larenz, s. 602; Briner, s. 28; Heckelmann, s. 5; Wendt, s 3; Krüger,
§ 414, N. 1-2, s. 2563; Kornder, s. 67 vd.; Albert, s. 2 vd.
19
A�rıntılı bilgi için bkz., Hasler, s. 8-21; Maurer, s. 200 vd.; Schurter, s. 3 vd.;
Schönrock, s. 8 vd.; Meier, s. 12; Kornder, s. 12 vd.; Wendt, s. 16; Strohal, s. 23 vd.
20
Bu teoriler hakkında geniş bilgi için bkz., Hasler, s. 21 vd.; Meier, s. 13 vd.; Schurter,
s. 25 vd.; Kornder, s. 14 vd.; Wendt, s. 21-87; Strohal, s. 184 vd.; Schönrock, s. 29
vd.; Albert, s. 3 vd.; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger,
§ 415, N. 4, s. 292 vd.
21
Schurter, s. 4 vd.; Kornder, s. 30-36; Wendt, s. 8 vd.
22
Bkz., Kornder, s. 30; Schurter, s. 5 vd.; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger, §
414, N. 2, s. 267; Fikentscher/Heinemann, s. 367 vd. Bu gel işmelerin daha çok Kara
Avrupası hukuk sistemi olarak bilinen Alman/İsviçre hukuklarında ve bu hukuk sistemini
benimsemiş diğer hukuk s istemlerinde yaşanmışt ır. Borcun üstlenilmesini ayrı ve bağım-
sız bir hukuki kurum olarak benimsememiş hukuk sistemlerinde örneğin Fransız hukukun-
da, borçlu tarafın değişmesi Roma hukukunda da mevcut olan yenilme ile yetinilmiştir.
29
Ancak Alman hukukunda yer alan düzenleme ile İsviçre hukukunda yer alan
düzenleme birbirinden oldukça farklıdır. Bunun en önemli nedeni ise borcun
iç üstlenilmesi sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda Alman hukuk dokt-
rininde yapılan tartışmalardır. 8GB §4
ı4 ve 8GB §415 borcun üstlenilmesi-
nin iki farklı şeklini düzenlerken OR Art. 175 ve OR Art. 176, Alman huku-
kunda iki farklı şekilde düzenlenen borcun üstlenilmesini tek bir üstlenme
olarak hükme bağlamıştır. Gerçekten de, 8GB §414'de borcun üstlenilmesi
için borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılacak sözleşme ye alacaklı tarafından
onay verilmesi ile gerçekleştirilecek borcun üstlenmesi ayn bir borç üstlenme-
si olarak kabul edilmiştir. Ayrıca BGB §4l5'de yer alan üçüncil kişi ile ala-
caklı arasında doğrudan yapılan sözleşme ile borcun üstlenilmesi de ayrı bir
borç üstlenmesi olarak kabul edilmiştir2
3
.
Oysa, OR Art. l75'de borcun üstle-
nilmesi için öncelikle borçlu ile borcu üstlenecek üçüncü kişi arasında yapıla-
cak iç üstlenme sözleşmesi düzenlenmiş ve borcu üstlenenin iç üstlenme söz-
leşmesi ile üstlendiği borçluyu borçtan kurtarma borcunu OR Art. 176'da dü-
zenlenen dış üstlenme sözleşmesi ile ifa edeceğini hükme bağlamıştır. Türk
hukukunda da İsviçre hukukundaki düzenleme aynen kabul edilmiştir.
Borcun üstlenilmesi teorisinin kabul edilip ileri sürüldüğü ilk dönemler-
de borcun üstlenilmesinin sadece tek bir türü tanınmaktaydı
2
.ı. Sadece taraf-
lar arasında yapılan sözleşme ile borçlu tarafın değişmesi ve onun yerine
borcu üstlenen üçüncü kişinin geçmesi sonucunu doğuran dar anlamda bor-
cun üstlenilmesi söz konusuydu. Ancak daha sonradan doktrinde hakim gö-
rüş tarafından borcun üstlenilmesinin diğer türleri de kapsayan geniş bir
anlama sahip olduğunu savunulmu ştur. Buna göre borcun üstlenilmesinin
esas itibariyle üç türünün bulunduğu kabul edilmektedir2
5
. Bunlardarı ilki,
borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan sözleşme ile üçüncü kişinin borçluyu
23
Schurter, s. 79 vd.; Kornder, s. 1I vd.; Hasler, s. 13 vd.; Paulsen, s. 48; Deppeler, s.
2 vd.; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 1, s. 267; Schmidt-Kessel, s.
282 vd.; Medicus/Lorenz, s. 378-379. Kanımızca BGB §414 ve BGB §415'de yer alan
düzenlemeleri borcun üstlenilmesinin ayrı türleri olarak ele almak ) erine, borcun üstle-
nilmes inin gerçekleştirilme şekilleri olarak değerlendirmek daha isabetli olur. Çünkü ge-
rek BGB §414 gerekse BGB §415'e göre borcun üstlenilmesi her ikisi de sözleşmeye da-
yalı, yani tamamen taraf iradeleri ile gerçekleşen üstlenme türüdür.
24
Hasler, s. 13 vd. Bu durum daha çok borcun tarafların kişiliğine sıkı şekilde bağlı bir
"hukuki bağ'' olarak kabul edilip, malvarlığına dahil diğer değerler gibi devir konusu ya-
pılamayacağı görüşünü benimsemiş Roma hukukun etkisiyle borcun üs tlenilmesinin
dol,.'trinde tartışma konusu yapılmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü borcun da
devredilebileceğine ilişkin görüşlerin ortaya atılması ile birlikte, borcun üs tlenilmesi nin
farklı türlerinin de bulunabileceği ileri sürülmüştür.
25
Esser/Schmidt, s. 613 vd.; Hasler, s. 13; Albert, s. 2 vd.; von Tuhr/Escher, s. 381 vd.
Doktrinde borcun üstlenilmes i teorisinin savunulmaya başladığı ilk dönemlerde, borcun
üstlenilmesinin sadece kümülatif bir üstlenme olduğu, bunun dışında privatif (kurtarıcı)
bir borç üstlenilmesinin mümkün olmadığına ilişkin görüşler de ileri sürülmüş tür. Bkz.,
Schurter,
s. 14-15.
30
borcundan kuıtarmaya yönelik taahhüdünü içeren ifanın Ostlenilmesidi,.»,
ikincis i ise kUmülatif borç üstlenilınesidir2
7
.
Kümülatif borç üstlenilmesindt
üçüncü kişi yapılan bir sözleşme ile borçlunun yanında borçluyla birlikte
alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmak üzere borç ilişkisine gjnne�
dir. Kümülatif borç üstlenilmesinde borçlunun borcundan kurtulup onun
yerine borcu üstlenen üçüncü kişinin geçmesi söz konusu değildir. Borçlunu
borçtan sorumluluğu devam etmekte ama onunla birlikte borcu üstlenen de
onun yanında borçtan sorumlu olmaktadır. Her ne kadar borcun üstlenilmesi
çeşitlerinden birisi olarak kabul edilse de, borca katılmada borçlu tarafın
değişmesi söz konusu değildir. Çünkü borca katılma, mevcut bir borca borç-
lunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katı-
lanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir söz-
leşme olup borca katılanın borçlu ile alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu
olması sonucunu doğurmaktadır. Nihayet borcun üstlenilmesinin üçüncü
türü ise kurtarıcı borç üstlenilmesidir
28
. Kurtarıcı borç üstlenilmesi ile borçlu
borcunda n kurtulmakta ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi geçmek-
tedir. Borçlunun doğrudan doğruya borçtan kurtulup onun yerine borcu.ü� t-
Ienen üçüncü kişinin borçlu sıfatını kazanması sonucunu doğurduğu ıçın,
gerçek anlamda borcun üstlenilmesinin dış üstlenme sözleşmesi olduğu ka-
bul edilmektedir
29
.
26
Borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan ve üçüncü kişinin borçluyu, alacaklı-
ya olan borcundan kurtarmayı taahhüt ettiği bu sözleşme borcun iç üstlenilmesi, borç�
kurtarma vaadi ve) a Alınan Hukukunda BGB §4l5'de ifade edilen "ifanın üstlenilmesı"
olarak adlandırılmak1adır. Bkz., Fikentscher/Heinemann, s. 367 vd.; Schmidt-Kessel,
s. 284 vd.; Medicus/Lorenz, s. 380 vd.; Schmidt, s. 68 vd.; Westermann, s. 1730 vd.
27
Kümülatif borç üstlenilmesi veya diğer adıyla borca katılma ilk defa 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu ile Türk Hukukuna girmiştir. Borca katılma TBK. m. 20! 'de;"Borca ka-
tılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında
yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir
sözleşmedir. Borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar" şek-
linde düzenl enmiştir. Bu konuda geniş bilgi için bkz., Altay, s. 3 vd.; Şener, s. 1279 vd.;
Schwenzer, s. 567; Berger, s. 810 vd.; Eren, s. 1254; Fikentscher/Heinemann, s. 367
vd.; Kılıçoğlu, s. 795 vd.; Oğuzman/Öz, C. il, s. 608 vd.
28
Kuı1arıcı borç üs tlenilmesi aslında borcun dış üstlenilmesi olup, gerçek veya asıl borç
üstlenilmesi olarak ifade edilmektedir. Bkz. Hasler, s. 13; Albert, s. 2; Ere n, s. 1247;
von Tuhr/Escher, s. 381; Honsell, Aı1. 176, N. 1, s. 682; Berger, s. 803; Rü0mann, s.
613; Schmidt-Kessel, s. 283 vd.
29
Eren, s. 1247; von Tuhr/Escher, s. 381; Honsell, Art. 176, N. 1, s. 682; Berger, s. 803;
Rüflmann, s. 613; Hasler, s. 13; Albert, s. 2.
Birinci Bölüm
BORÇ İLİŞKİLERİNDE TARAF DEĞİŞİKLİKLER1 VE
GENEL OLARAK BORÇLU TARAFIN DEĞİŞMESi
§1. BORÇ İLİŞKİLERİNDE TARAF DEĞİŞİKLİKLERİ
Bir borç ilişkisinde taraf değişikliği ve dolayısıyla borç ilişkisinin pasif
tarafı olan borçlunu değişmesi, doğrudan doğruya kanundan kaynaklanabile-
ceği gibi, taraflar arasında yapılan bir hukuki işlemden, yani sözleşmeden de
kaynaklanabilir. Kanundan kaynaklanan borçlu değişikliklerinde, taraflar
arasında herhangi bir hukuki işlem yapılmasına gerek kalmaksızın doğrudan
doğruya kanundan dolayı borçlu taraf değişmektedir. Kanundan doğan borç-
lu değişimi, değişik şekillerde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki MK. m.
599 gereğince mirasçıların miras bırakanın borçlarından kişisel olarak so-
rumlu olmalarıdır. Gerçekten de, miras bırakanın ölümüyle birlikte borçlan
da herhangi bir hukuki işleme gerek kalmaksızın külli halefiyet ilkesi gere-
ğince doğrudan doğruya mirasçılara geçmekte ve artık mirasçıların bu borç-
lardan dolayı kişisel sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Bu durumda miras
bırakanın alacaklılarının karşısında, eski borçludan farklı yeni bir borçlu
olarak mirasçılar yer almaktadır. Kanundan doğan borçlu tarafın değişmesi-
nin diğer bir şekli ise TBK. m. 202'de düzenlenmiştir. Anılan hüküm gere-
ğince bir malvarlığını veya bir işletmeyi devralan, bunu alacaklılara bildirdi-
ği veya ilanla duyurduğu takdirde, bu tarihten itibaren onlara karşı malvarlı-
ğındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olmaktadır3°. Böylece malvar-
lığı veya ticari işletmeye ait borçlar ayrıca bir sözleşme yapmaya gerek kal-
maksızın kanun gereği devralana geçmektedir. Devralanın sorumluluğu,
devreden gibi belli bir süre ile sınırlandırılmamış, söz konusu borçlar zama-
naşımına uğrayana kadar devam edeceği kabul edilmiştir. TBK. m. 205'de
düzenlenen sözleşmenin devri de, kanundan doğan borçlu tarafın değişmesi-
ni sağlayan bir hukuki kurum olduğu kabul edilebilir. Gerçekten de, sözleş-
menin devrinde de, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan
taraf arasında yapılan devir sözleşmesi ile birlikte, sözleşmeden doğan taraf
30
TBK. m. 202 gereğince devredenin de iki yıl süreyle sorumluluğunun devam ettiğini, bu
nedenle ilk yıllık süre içerisinde müteselsil sorumluluğun devam ettiğini göz ardı etme-
mek gerekir. Devreden ve devralanın sorumluluğu belirli bir süre de olsa ortak olarak de-
vam ettiği için, burada borca katılma gibi bir a nlam da ortaya çıkabilir. Bu nedenle dev-
rin kurtarıcı etkisinin bu iki yıllık sürenin sonunda gerçekleşmiş olmasına dikkate alın-
malıdır.
32
olma sıfatı ve buna bağlı bütün haklar ve özellikle borçlar devralana geç-
mektedir.
31
Sözleşmeye ve borca katılma ise, eski borçlunun borç ilişkisinden ve
borçlardan sorumluluğunu tamamen kaldırmamakla birlikte katılanın asıl
borçluyla birlikte müteselsil olarak sorumluluğuna yol açtığı için
kısmen
taraf değişikliği olarak değerlendirilebilir
32
. Sözleşmeye katılma ile birlikte,
özel bir sözleşme yapılmasına gerek kalmaksızın sözleşmeye katılan
ile ya-
nında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı
ve borçlu sıfatını kazanmaktadır.
Bir borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi, kanun dışında taraflar ara-
sında akdedilen sözleşme ile de gerçekleştirilebilir. Borç ilişkisinde yapılan
sözleşme ile borçlu tarafın değişmesi borcun üstlenilmesi ile mümkündür.
Alacağın devrinin kural olarak tam karşıtını oluşturan ve bu yönüyle borç
ilişkisinde sadece borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran sözleşmeden
doğan borcun üstlenilmesi TBK. m. 195-200 arasında düzenlenmiştir. Ala-
cağın devrinde olduğu gibi borcun üstlenilmesinde de, borç ilişkisi bütün
özellik ve hükümleri ile aynı kalmakta fakat sadece borçlu taraf değişmekte-
dir3
3
. Bu kurumun ifade ettiği anlam açıkça belli olmakla birlikte borç ilişki-
sinde borçlu tarafın değişmesi sonuncunu doğuran borcun üstlenilmesi kav-
ramı 818 sayılı Kanun döneminde doktrinde farklı terimlerle ifade edilmek-
teydi
34
. Bunun en önemli nedeni ise, BK. m. 173-181'de borcun nakli başlığı
altında birbiriyle ilgili fakat her biri diğerinden farklı kurumlara yer verilmiş
olmasıdır. Gerçekten de TBK. m. 195'de, üçüncü kişinin borçlu ile sözleşme
31
Sözleşmenin devri de, ilk defa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile kabul ed ilmiştir.
Kanunun kabulünden önce de, sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince sözleşmenin devrinin
mümkün olduğu kabul edilmekle birlikte kanuni bir düzenlemeye kavuşturulmamış tı.
TBK. m. 205'e göre; "Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşme-
de kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile
birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır. Sözleşmeyi devralan ile
devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne daya-
nan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir. Söz-
leşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Kanundan doğan
halefıyet halleri ile diğer özel hükümler saklıdır".
32
Sözleşmeye katılma da, ilk defa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile kabul ed ilmiştir.
TBK. m. 206'ya göre, "Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin
yanında yer almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katıla-
nın, yanında�er aldığı tarafla birli"-1e, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu do-
ğuran bir anlaşmadır. Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanın-
da yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olur-
lar. Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır".
33
Bkz. Eren, s. 1244 vd.; Oğuzman/Öz, s. 924 -925; Tekinay/Akman/ Burcuoğlu/Altop,
s. 268 vd; Kılıçoğlu, s. 534 vd.
34
Örneğin, borcun �akli, borcun devri, borcun üstlenilmesi gibi kavramlar kullanılmıştır.
Bkz., Oğuzman/Öz, s. 924; Tekinay/Akman/ Burcuoğlu/Altop, s. 269.
33
yaparak borcu bizzat ifa etmesi veya alacaklının nzasıyla borcu üstlenerek
borçluyu borcundan kurtarmayı taahhüt etmesi (borçtan k
�rtanna vaadi)
düzenlenmiştir. Bu kurum Kanunda "borcun iç üstlenilmesi"
3
' kavramı ifade
edilmektedir. TBK. m. 196'da ise, üçüncü kişinin alacaklı ile yapmış olduğu
bir sözleşme ile borcu üzerine alması ve böylece borçluyu borcundan kur-
tarması düzenlenmiştir. Bunun için de kanunda "borcun dış üstlenilmesi'.
terimi kullanılmaktadır3
6
.
Borcun üstlenilmesi başlığı altında düzenlenen diğer kurum, bir mal var-
lığının veya işletmenin üçüncü bir kişi tarafından devralınması halinde, mal
varlığı veya işletmenin borçlarının da devralan üçüncü kişiye intikal etmesi-
dir. Yine bir işletmenin diğer bir işletmeyle birleşmesi de
(TBK. m. 203)
borcun nakli başlığı altında özel olarak düzenlenmiştir. 8 l 8 sayılı Kanun
döneminde borcun üstlenilmesiyle ilgili farklı terimler kullanılması, borcun
nakli ilişkisinde hukuki işlemlerin taraflarına göre adlandırma yapılmasından
kaynaklanmaktaydı
37
. Esas itibariyle borcun üstlenilmesinde; alacaklı, borçlu
ve borcu üstlenen kişi olmak üzere üç kişi bulunmaktadır.
�orç ilişkisine
taraf olmayan üçüncü kişi, borçlu ile yaptığı bir sözleşme ile borçluyu borç-
tan kurtarma taahhüdünde bulunarak; borcu ödeme veya alacaklı ile bir söz-
leşme yapıp borcu üzerine alma yollarından birisini seçerek borçluyu bor-
cundan kurtarma yükümü altına girmektedir. Bu yükümlülüğe rağmen, borç
henüz üstlene geçmediği ve borçlu da henüz borcundan kurtulmadığı için
borçtan kurtarma taahhüdü aslında borcun üstlenilmesi için tek başına yeterli
değildir. Bu bakımdan, borçtan kurtarma taahhüdü, borcun üstlenilmesi için
gerekli olan ama ondan bağımsız münferit bir sözleşme olarak değerlendi-
rilmelidir
38
. Üçüncü kişi ile alacaklı arasında yapılan ve borcun üstlenilmesi
sağlayan sözleşme ise, borcun dış üstlenilmesi kavramı ile ifade edilmekte-
dir. Teknik ve hukuki anlamda, borcun üstlenilmesini sağlayan bu sözleşme
ile borç devredilmekte ve böylece borç ilişkisindeki borçlu taraf değişerek
onun yerini borcu üstlenen kişi almaktadır değişmektedir. Alacaklı ve üçün-
cü kişi arasında yapılan bu sözleşme ile borçlu borcunu üçüncü kişiye nakle-
derken, alacaklı da, borcu üstlenmiş olmaktadır. Başka bir ifade ile borçlu
35
Keller/Schöbi, s. 74; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 1, s. 393,
Schwenzer, s. 560; Tunçomağ, s. 1125; Eren, s. s. 1243-1244; Gauch/Schluep/
Schmid/Emmenegger,
s. 272-273; Becker, Art. 175, N. 1-2, s. 814;; HonselVVogt/
Wiegand,
Art. 175, N. 1, s. 848; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 269 vd.;
Oğuzman/Öz, C. 11, s. 587 vd.; Uygur, s. 855.
36
Eren, s. 1247; Kılıçoğlu, s. 788; Tekinay/Akman/ Burcuoğhı/Altop, s. 272.
37
Bkz., Ayrancı, s. 33; Oğuzman/Öz, s. 924; Tekinay/Akman/ Burcuoğlu/A ltop, s. 269.
38
Bkz., 19 HD., T. 28.5.1996, E. 1995/8258, K. 1996/5336: "Borcun naklinin asıl borçlu-
yu, borç ilişkisinden çıkarması için, borçtan kuı1arma vaadi yanında ayrıca, borcun dış
yüklenilmesinin de gerçekleşmesi gerekir". Aynı şekilde, bkz., AMK,
T. 23.12.2005, E.
2004/68,
K. 2005/104 (RG., 21.09.2006, S. 26296).
34
borcunu üçüncü kişiye "devretmekte"; üçüncü kişi ise borcu "üstlenmekte-
dir".
§2. BORÇLU TARAFIN DEĞİŞMESİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
VE MUKAYESELİ HUKUKTAKİ DURUM
Borç ilişkilerinde taraf değişiklikleri ve özellikle borçlu tarafın değişme-
si, tarihsel gelişim seyri içerisinde Roma hukukuna kadar dayanmaktadır3
9
•
Roma hukukunda borç, borçlu ile alacaklı arasında tarafların kişiliğine sıkı
sıkıya bağlı bir
"hukuki bağ" olarak görüldüğünden, borcun borçludan ayrı-
larak bir başkasına devrinin mümkün olmadığı kabul edilmekteydi. Bu ne-
denle Roma hukukunda borcun üstlenilmesi konusu özel bir hukuki kurum
olarak düzenlenmemiştir. Ancak zaman içerisinde ortaya çıkan ekonomik ve
hukuki ihtiyaçlar, önce alacaklı tarafın değişmesi sonucunu doğuran alacağın
devrinin daha sonrada borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran bazı hu-
kuki kurumların kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. Roma hukukunda
borç ilişkilerinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran borcun üstle-
nilmesi bağımsız bir kurum olarak kabul edilmemiş ancak, borçlu tarafın
değişmesi sonucu doğuran değişik yöntemler uygulanmıştır40. Roma huku-
kunda hakim olan bu anlayış 19. yüzyılın ortalarına kadar sünnüş ve bu dö-
nemden itibaren borcun tarafların kişiliğine sıkı sıkıya bağlı olduğu anlayışı
değişmiş ve borcun da malvarlığına dahil olan diğer unsurlar gibi cüzi
halefiyet konusu olabileceği ve böylece bolu ve alacaklıdan bağımsız olarak
devredilebileceği anlayışı hakim olmuştur. Bu anlayış ve düşüncelerin etki-
siyle
41
,
1900 tarihli Alman Medeni Kanunu da Roma hukukundan beri ha-
kim olan düşünceyi terk edip borç ilişkilerinde borçlu tarafın değişmesi so-
nucunu doğuran borcun üstlenilmesini ayrı ve bağımsız bir kurum olarak
kabul edip özel olarak düzenlemiştir. Alma Medeni Kanununu kabulünden
sonra 191 l tarihli İsviçre Borçlar Kanununda da, aynı esas benimsenmiş ve
bazı teknik farklılıklar olsa da, borcun tarafların kişiliğinden bağımsız bir
varlığa sahip olduğu ve bu nedenle cüzi
halefiyet konusu olarak bir başkası-
na devredilebileceği düşüncesi kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak 1911
tarihli İsviçre Borçlar Kanununda borcun üstlenilmesi, borç ilişkilerinde
taraf değişikliği sonucunu doğuran bağımsız bir kurum olarak yerini almıştır.
39
Maurer, s. 7 vd.; Hasler, s. 21 vd.; Paulsen, s. 9 vd.; Schurter, s. 6 vd.; Albert, s. 2
vd.; Heckelmann, s. 5 vd.; Strohal, s. 23 vd.; Özellikle Modern Kanunlaştırmalardan
önceki durum için bkz., Briner, s. 28 vd.; Wendt, s. 2 vd.; Kornder, s. 67 vd.
40
Bu yöntemlerin en önemlisi yenilemedir. Bunun dışında borç ilişkisinde borçlu tarafın
değişmesi sonucunu doğuran vekalet ve temsile ilişkin bazı uygulamalara da rastlanmak-
tadır.
41
Hasler, s. 8-21; Maurcr, s. 200 vd.; Schurter, s. 3 vd.; Schönrock, s. 8 vd.; Meier, s.
12; Kornder,
s. 12 vd.; Wendt, s. 16.
35
İsviçre Borçlar Kanununu iktibas eden başta Türk Hukuku olmak üzere diğer
hukuk sistemlerinde de, aynı esas benimsenmiş ve borcun üstlenmesi ayrı ve
bağımız bir hukuki kurum olarak kabul edilmiştir.
I. Roma Hukukunda Borcun Üstlenilmesi
Roma hukukunda bugünkü modern anlamda borçlu tarafın değişmesi so-
nucunu doğuran borcun üstlenilmesi kabul edilmemişti
42
. Bu durum Roma
Hukuku' nun borç kavramına bakış açısı ve onun hukuki niteliğini algılama
tarzından kaynaklanmaktaydı. Gerçekten de Roma hukukunda, bir borç iliş-
kisinde özellikle borçlu ile borç arasında çok sıkı bağların bulunduğu, bor-
cun borçlunun kişiliğinden ayrılmaz, münhasır bir özelliğe sahip olduğu
düşüncesi hakimdi
43
.
Roma hukukunda borcun borçlunun kişiliğine sıkı sıkı-
ya bağlı bir unsur olarak kabul edilmesinde aslında çok katı bir şekilde uygu-
lanan cezaların şahsiliği ilkesi yatmaktadır. Çünkü roma hukukunun ilk dö-
nemlerinde alacaklı alacağını borçlunun fiziki olarak vücut varlığı da dahil
olmak üzere bütün malvarlığından tahsil edebilme yetkisine sahipti. Örneğin,
borçlunun borcunu ödememesi halinde alacaklı borçluy u köle olarak alabili-
yor, hatta öldürme yetkisine bile sahip olabiliyordu. Bu sıkı bağlılık nedeniy-
le, borcun borçlunun şahsından soyutlanarak bir başkasına devredilmesi de
kabul edilmemekteydi
44
. Borcun borçlunun kişiliğine sıkı sıkıya bağlı bir
unsur olarak görülmesi Roma hukukunda borçlu tarafın borç ilişkisinden
ayrılması da mümkün değildi. Ancak bu durum, borç ilişkisinde borçlu tara-
fın değiştirilmesinin hiç ele alınmadığı anlamına gelmez. Çünkü Roma hu-
kukunda borç ilişkilerinde alacaklı ve özellikle borçlu tarafın değişmesini
sağlamak üzere farklı araçlar kullanılmıştır
45
.
Bu araçların başında ise, "bir
borcun yerine yenisinin geçmesi suretiyle eski borcun sona erdirilmesi" ola-
rak ifade edilen borcun yenilenmesi
46
(tecdit= novatio) gelmektedir. Ancak
yenileme, borcun hukuki nitelik itibariyle kimliği değişmeksizin borçlu tara-
42
Bkz., Maurer, s. 7 vd.; Albert, s. 2 vd.; Wendt, s. 2; Paulsen, s. 9; Kornder, s. 67 vd.;
Heckelmann, s. 5 vd.; Schurter, s. 8-9; Hasler, s. 8 vd.; Schönrock, s. 8 vd.
43
Heckelmann, s. 5 vd.; Kornder, s. 67 vd.; Schurter, s. 8 vd.; Hasler, s. 8 vd.;
Schönrock, s. 8 vd.; Maurer, s. 7 vd. Roma Hukukunda borç kavramı ve hukuki özel-
likleri hakkında geniş bilgi için bkz.,
Seviğ, s. 168 vd.
44
Bu durum Roma Hukukunda borç ilişkisinin (obligatio), borçluyu alacaklıya hukuki
olarak bağlaya n ve fizik varlığıyla da sorumlu kılan kişisel bir ilişki anlamına gelecek
şekilde (=Obligatio est iuris vincıılum quo necessitate adstringirnur alicııius solvendae
rei secundum nostrae civitatis iura) ifade edilmekteyd i. Bu konuda yapılan değişik tes-
pitler için bkz.,
Yeşiller, s. 1 vd. Ayrıca bu konuda ge niş bilgi ,için bkz., Maurer, s. 7;
Emiroğlu, s. 1Ol vd.
45
Maurer, s. 9 vd,; Albert, s. 2 vd.; Wendt, s. 2; Paulsen, s. 9; Kornder, s. 67 vd.;
Heckelmann, s. 5 vd.; Schurter, s. 8-9; Hasler, s. 8 vd.; Schönrock, s. 8 vd.
46
Eren, s. 1263 vd.; Maurer, s. 9 vd.; Ayrıca bkz., Yücer, s. 233 vd.
36
fın değişmesi sonucunu doğuran bir hukuki kurum değildir. Yenileme, mev-
cut bir borcun yerine yeni bir borcun g eçirilmesi ve bu a rada borçlunun da
değişmesi suretiyle borcu sona erdiren bir hukuki kurumdur. Roma huku-
kunda borçlunun yenilme yoluyla değişmesi, borç havalesi veya expromissio
yöntemlerinden birisine başvuruluyordu. Bu işlemlerin yenilme etkisini gös-
terip borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğurabilmesi için de, alacağın tem-
likinde olduğu gibi, alacaklı ile üçüncü kişi arasında yapılan bir stipulatio ile
eski borcun yenilenmesi yoluna gidiliyordu
47
.
Alacaklı, borçlunun borcunu
üstlenecek olan üçüncü kişiye stipulatio sorusunu sorar ve o da kabul ederse,
alacaklı ile borçlu arasındaki borcun sona erip, bunun yerine üstlenen üçüncü
kişi ile alacaklı arasındaki stipulatiodan doğan borç geçmektey di
48
• Buradan
da anlaşıldığı kadarıyla Roma Hukukunda da borcun üstlenilmesi için ala -
caklının rızası gerekmektedir. Ancak alacaklı borcu üstlenen üçüncü kişiyi
eski borçlu kadar güvenilir bulmaz ise bunu kabul etmeyebilir ve bu durum-
da da borçlunun yerine borcu üstlenen üçüncü kişinin geçmesi mümkün
olmazdı.
Roma hukukunda borcun bu şekilde yenileme yoluyla üstlerulmesi sa-
kıncalar doğurduğundan eleştirilere uğramıştır. Gerçekten de önceki borcun
sona ermesi, bu borca bağlı teminatların ve eski borçlunun alacaklıya karşı
sahip olduğu defilerin de sona ermesi sonucunu doğurmaktaydı
49
•
Bu ne-
47
-18
49
Stipulatio Roma Hukukunda genel akit tipi olup her türlü anlaşmanın kalını olarak kulla-
nılmış tır. Stipulatio esas itibariyle belirli bir sorunun s orulması ve belirli bircevabın
alınması ile doğmaktadır. Stipulatio, borçluvu, alacaklı"a vaad ettiği edimi ifaya borç-
landırmaktaydı. Eğer borç belirli bir miktar·para yada � ala ilişkinse ifa edilmemesi ha-
linde alacaklı "condictio" açardı. Eğer borç belirli olmayan bir edimse "actio ex stipulatio
in cerci" açardı. Stipulatio sözlü bir akittir. Roma da ki sözlü akit sözleşmenin bütün yön-
lerini ortaya koymakta) dı. Stipulatio güven ve itimada dayanmakta olup, sözleşmelerin
büyük bir kı smı stipulatio ile gerçekleşmekteydi. Stipulatio'nun ge çerli olabilmesiiçin
her şeyden önce konusunu belli olm ası gerekirdi. Konun belirli olmasını sağla) an uns ur-
ların birisinde meydana gelen eksik stipulationun geçersiz olması sonucunu doğurmalda-
dır. Stipulationun konusunun mümkün ve kanuna a 'kırı olma ması da gerekir.
Stipulationun en zayıf tarafı ise bunun ispatının zor hatta bazı durumlarda mümkün ol-
mamasıydı. Çünkü stipulatio tanık huzurunda yapılmıyordu. Bu nedenle stipulationun
ispatında yaşanan bu olumsuzluklar nedeniyle ilerleyen dönemlerde) azılı stipulatio şek-
line geçiş yapılmıştır. Geniş bilgi için bkz., Tahiroğlu, s. 132 vd.; Albert, s. 2 vd.;
Rado, s. 221; Tahiroğlu, s. 84 vd.; Kornder, s. 87 vd.; Davalar hakkında bkz. Akıncı,
Roma, s. 342 vd.
Rado, s. 221; Kornder, s. 87 vd.; Tahiroğlu, s. 84; Schurter, s. 1O; Akıncı, Roma, s.
349 vd.
Rado, s. 222; Tahiroğlu, s. 95; Schurter, s. lO; Wendt, s. 2-3. Yenileme eski bir hukukj
ilişkinin yerini almak üzere yeni bir hukuki ilişki üzerinde anlaşmış olmayı ifade etmek-
tedir. Roma hukukunda yenilme borcu sona erdiren bir sebep olarak kabul edilmekteydi.
Bu anlamıyla yenileme, aynı konuda yeni bir borcun stipulatio yoluyla eski borcun yerini
almasışeklinde ifade edilmekteydi. Roma hukukunda yenileme sadece stipulatio ile yapı-
labilmekie) di. Ancak modern hukuk sistemlerinde yenileme bor borcu kaldmp onun ye-
37
denle yenilme yoluyla borcun üstlenilmesinin doğurduğu bu sakıncaları or -
tadan kald
�rmak için borcun üstlenilmesinde de vekalet (=mandatum) yoluna
gidilmiştir'
0
• Buna göre, borçlu kendisine karşı açılacak davaya, kendi yerine
borcu üstlenen üçüncü kişiyi vekili olarak gönderebili yordu. Bu durum Ro-
ma Hukukunda
"procurator in rem suam" terimi ile ifade edilmekteydi. An-
cak
procurator in rem suam için de, alacaklının, borçlunun kendi yerine
vekil olarak tayin ettiği borcu üstlenen üçüncü kişiyi vekil olarak kabul et-
mesi gerekirdi
51
• Alacaklı ise bunun kab ul edip etmemekte tamamen serbest-
tir. Çünkü, alacaklının bunun kabul etmesi an lamına gelen
litis contestatio
işleminin yapılmasından itibaren alacaklı eski borçluya karşı haklarını kay-
betm
�kte ve bu hakları borcu üstlenen üçüncü kişiye karşı ileri sürebilmek-
teydi'
2
.
il.
İngiliz Hukukunda Borcun Üstlenilmesi
Anglo- Sakson hukuk sistemlerinde ve özellikle İngiliz hukukunda da,
borç ve borç ilişkisi aynı kalmak kaydıyla sadece borçlu tarafın değişmesi
sonucunu doğuran bağımsız bir borcun üstlenilmesi kurumu kabul edilme-
miş, hatta tartışma konusu dahi yapılmamıştır. Ancak İngiliz hukukunda da,
diğer hukuk sistemlerinde olduğu gibi bir borç ilişkisinde borçlu tarafın de-
ğiştirilmesine duyulan ihtiyaç bu konuda değişik hukuki yolların kullanılma-
sı sonucunu doğurmuştur. Ancak Roma hukukunun İng iliz hukukunda ta-
nınmaması, Roma hukuku kurumlarının uygulanmaması sonucunu doğur-
rine yenisini koy mak üzere yapılan her türlü anlaşma olarak kabul e dilmek.iedir. Fakat
yenilemenin söz konusu olabilmesi için eski borca mutlaka yeni bir konunun eklenmesi
gerekmektedir. Bu şekilde ya eski borcun kapsamında bir değişiklik olmak.ia veya taraf-
lardan birisi yani alacaklı veya borçlu değişmektedir. Bu şekilde yenilme için önceden
mevcut bir borcun bulunması ve ortaya çıkarılacak yeni borcun da şekil açısından geçerli
bir borç olması gerekmektedir.
Diğer taraftan yenilmenin kendisinden beklenen sonuçla-
rı doğurabilmesi için yenilmede gerçek.ien yeni bir unsurun bulunması gerekir. Bu yeni
unsur borcun kapsamında yer alabileceği gibi, borcun taraflarında da söz konusu olabil-
mektedir. Yenileme ile vade nin değiştirilmesi, ifa yerinin değiştirilme si, borca sonradan
teminat verilmesi şeklinde borcun kapsamında değişiklik yapılabileceği gibi, eski alacak-
lının yerini aynı borç için yeni bir alacaklı veya eski borçlunun yerini aynı borç için yeni
bir borçlunun alması şeklinde taraflar da değiştirilebilmek.iedir. Yenileme ile eski borç
ortadan kalktığı ve yeni bir borç yaratıldığı için, sona eren eski borca bağlı haklar da sona
ermek.iedir. Roma hukukunun klasik döneminde yenileyici stipulatio önceki borcu kesin
olarak sona erdirmekteydi. Justinianus hukuku döneminde ise tarafların eski borç yerine
getirmek konusundaki niyetlerini açıkça ortaya koymaları şartı getirildi. Sadece açık ça
kararlaştırıldığı hallerde yenilemenin söz konusu o
lacağı ve aksi takdirde eski borcun so-
na ermeden devam ederek yeni borçla birleşeceği kabul edilmiştir. Bkz.,
Tahiroğlu, s.
94-95;
Rado, s. 234 vd.
50
Geniş bilgi için bkz., Türkoğlu Özdemir, s. 167 vd.; Emiroğlu, s. 102 vd.
51
Rado, s. 222; Maurer, s. 12-13.
S2
Türkoğlu, s. 168 vd.; Emiroğlu, s. 102 vd.
38
muştur. Bu nedenle özellikle yenileme, borç ilişkisinde taraf değişikliğine
yol açan bir hukuki kurum değil, borcu sona erdiren bir neden olarak kabul
edilmiştir
53
.
Öte yandan İngiliz hukukunda mahkeme kararlarında da borcun
üstlenilmesinin mümkün olmadığı uzunca bir süre kabul görmüştür. Bunun
en önemi nedeni ise, büyük ihtimalle hakimler tarafından tecdit yoluyla
borçlu değişiminin bilinmemesi olduğu ileri sürülmektedir54. İngiliz huku-
kunda borcun üstlenilmesi, bağımsız bir sözleşme ilişkisinden doğa borcun
üstlenilmesi olarak değil daha çok mülkiyetin el değiştirmesi halinde u�gu-
lanmaktadır. Ancak İngiltere'de bütün taşınmazların kralın mülkiye�ınde
bulunduğu için burada el değiştirmesinden bahsedilen mülkiyet tam aynıha_k
olan mülkiyet hakkı değil, derece itibariyle bunun daha altında bulunan_ bır
hakkı ifade etmektedir. Tüm taşınmazların malikinin kral olması nedenıyle
bu taşınmazlar ömür boyu veya daha da uzun süreli kullanım hakkı ��nı�a�
kira hakları ile özel kişilere tahsis edilmiştir. Bu şekilde kurulan kira ılışkısı-
nin sonradan devri ise her zaman mümkündür. İşte kiracının kendi kullanım
hakkını bir başkasına devretmesi durumunda kiraya veren kir� bedelini, �ul-
lanım hakkının yeni sahibinden talep etme hakkına sahiptir. işte bu şekilde
kiradan kaynaklanan kullanım hakkının devrinin, esas itibariyle dar anlamda
bir borç üstlenmesi teşkil ettiği bir kişinin mevcut olan bir borcunun bir baş-
ka borçluya aktarıldığı kabul edilmektedir. Çünkü kira sözleşmesinin de�-
rinden sonra eski kiracının sorumluluğunun devam etmesi istenmeyen bır
durum olarak kabul edildiğinden, kullanım hakkının devri ile birlikte eski
kiracı borçtan
da kurtulmakta ve devralan kişi aynı zamanda eski kiracının
borçlarını da devralmaktadır.
Bu uygulamanın dışında İngiliz hukukunda modem anlamda borçlu tara-
fın değişmesi sonucunu doğuracak özel bir hukuki kurum kabul edilmemekle
birlikte, son dönemlerde Fransız hukukunda olduğu gibi, yenilme kurumu bir
borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuracak bir kurum
olarak kabul edilmiştir.
ili. Fraıısız Hukukunda Borcun Üstlenilmesi
Fransız hukukunda, Türk/İsviçre ve Alman hukuklarında olduğu gibi
modern anlamda borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğura-
cak borcun üstlenilmesi kabul edilmemiştir
55
.
Bu nedenle Fransız Medeni
Kanunu'nda da borcun üstlenilmesine ilişkin herhangi bir genel veya özel bir
53
Bkz., Maurer, s. 114 vd.; Briner, s. 32-33.
54
Maurer, s. 115; Briner, s. 33.
55
Fransız hukukunda borçlu tarafın değiştirilmesi konusunda a�rıntılı bilgiler için bkz.;
Carbonnier, Jean: Droit Civil, Band: 4, Les Obligations, 22. Autlage, Paris 2000. s. 322
vd.; Flour, Yvonnc / Aubcrt, Jean-Luc / Savaux , Eric: Droit Civil, Les obligations, Le
rappoıt d'obligatioıı, 3. Auflage, Paris 2004, s. 393 vd.; Briner, s. 28; Maurer, s. 31 vd.;
39
hükme yer verilmeıniştir
56
. Ancak Roma hukukunda olduğu gibi, Fransız
hukukunda da, bazı ekonomik ve hukuki nedenlerle bir bor ilişkisinde borçlu
tarafın değişmesi ihtiyacı her zaman varlığını korumaktadır. Bu nedenle
Fransız hukukunda da bir borç ilişkisinde borçlu tarafın değiştirilmesi için
CC. Art. 127 l 'de yer alan ve
"cession de dette" kavramı ile ifade edilen
"yenileme" kullanılmaktadır. Başka bir ifade ile, Fransız hukukunda borç ve
borç ilişkisi aynı kalmak kaydıyla sadece borçlu tarafın değişmesi sonucunu
doğuran bağımsız bir borcun üstlenilmesi kurumu kabul edilmemiştir5
7
.
Fransız hukukunda 19. yüzyılın sonlarında özellikle Alman hukukunda
borcun üstlenilmesi konusunda ortaya çıkan tartışmalar ve yaşanan gelişme-
lerin etkisiyle, borç ve borç ilişkisi aynı kalmak kaydıyla sadece borçlu tara-
fın değişmesi sonucunu doğuran bağımsız bir borcun üstlenilmesi kurumu-
nun mümkün o lup olamayacağı tartışılmıştır. Bu tartışmaların hepsinin teo-
rik temelleri Alman hukukunda ileri sürülen görüşlere dayanmakla birlikte,
Fransız hukukunda bağımsız bir borcun üstlenilmesi kurumu kabul edilme-
miş,
Cession de dette olarak ifade edilen kurumun, sadece borçlu ve üçüncü
kişi arasında yapılan bir sözleşme ile borcun devri olarak kabul edilmiştir.
.Bu durumun aslında
Cession de dette'yi alacaklı ile alacağı devralan arasın-
da yapılan sözleşme ile gerçekleşen alacağın devrine
(Cession efe creance)
benzetmek için yapılan bir çalışma olduğu kabul edilmektedir:ı
8
.
Fransız
hukukunda, Alman hukukunun etkisiyle değişik tartışmalar yapılmış olsa da,
56
Maurer, s. 31; Briner, s. 28; Carbonnier, s. 322; Flour/Aubert/Savaux, s. 393 vd.
57
Özellikle Fransız hukukunda borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğura-
cak bağımsız bir hukuki kurumun kabul edilmesinin yaratabileceği hukuki sorunlar ön-
ceden fark edildiği için bu sorunun çözümü bilinçli olarak Roma Hukukunda da zaten
mevcut olan borcun yenilenmesi kurumunda aranmıştır. Bu nedenle borcun üstlenilmesi
etkisi yaratabilecek üç tane hukuki kuruma yer verilmiştir. Bunlardan ilki yenileme, ikin-
cisi havale ve nihayet üçüncü ise üçüncü kişi ) ararına sözleşmedir. Alacaklı ile borcu
üstlenen üçüncü kişi arasında akdedilen sözleşme ile meydana gelen yenileme (CC.
1271) borcun üstlenilmesi ile aynı sonuçları doğurmaktadır. Borçlunun bu işleme katıl-
masına gerek yol...iur. Borcun üstlenilmes i ile arasındaki en önemli fark ise, bağlı hakların
borcu üstlenene geçmemesi ve dolayısıyla borçluya karşı varlığını korumasıdır. Buna
karşılık işlemin geçersizliğine yol açan hukuki sebepteki bir eksikliğe ilişkin savunmalar
borçlu tarafından da ileri sürülebildiği ölçüde borcu üstlenene geçmel...ie ve borcu üstle-
nen tarafından da ileri sürülebilmektedir . Havale 1olu, borcun üstlenilmesine en yakın
sonuçlar doğuran hukuki kurumdur ve iki şekilde gerçekleştirilmektedir. Bunlardan ilki
olan delegation parfaite daha çok borca katılmaya benzer hukuki sonuçlar doğurmakia
iken, delegation imparfaite daha çok yenilemeye benzer etkileri doğurduğundan borcun
üstlenilmesine daha da yaklaşmal...iadır. 3. kişi yararına sözleşmede ise, borçlu ile üçüncü
kişi arasında yapılan sözleşme ile, borcu üstlenen alacaklıya ifade bulunma yükümlülüğü
altına girmekte ve alacaklı da borcu üstlenen üçüncü kişiden doğrudan ifa talebinde bu -
lunabilmektedir. Ancak uygulamada bu kurum daha çok borca katılmaya yaklaştırılmak-
tadır. Bkz.,
Briner, s. 28 vd.
58
B-
k
z., Maurer, s. 31.
40
yenileme kurumuna bağlılık nedeniyle borçlunun değiştirilmesi zorunlu ola-
rak borcun kendisinin de değişmesine sebep olduğundan borcun özellikleri
aynı kalarak borçlu tarafın değiştirilmesinin düşünülmesinin imkansız oldu-
ğu kabul edilmiştir. Sonuç olarak Fransız hukukunda
59
,
bağımsız bir borcun
üstlenilmesi yerine, yenileme ile de borçlu tarafın değiştirilmesinin mümkün
olabileceği kabul edilmiştir. Bu nedenle kanunda özel bir borcun üstlenilme-
si kurumuna yer verilmemiştir.
IV. Alman Hukukunda Borcun Üstlenilmesi
Alman hukuku buraya kadar inc elenen hukuk sistemleri içerisinde bor-
cun üstlenilmesini bağımsız ve tek başına bir kurum olarak kabul eden ilk ve
tek hukuk si stemidir
60
.
Alman hukukunda borcun üstlenilmesinin bağımsız
bir kurumu olarak kabul edilmesi, Alman Medeni Kanununun hazırlık ça-
lışmaların başlatıldığı 19. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. Alman huku-
kunda Medeni Kanunun kabulüne kadar, borç ilişkilerinde borçlu tarafın
değiştirilmesi için Roma hukukunu etkisi altında yenileme kurumu kullanıl-
masına rağmen yenileme, 19. yüzyılın sonlarına kadar borcun üstlenilmesi
olarak adlandırılmamıştır
61
.
Alman hukukunda yenileme, orta çağda şehir
hukuklarında ipotek konusu taşınmazların el değiştirmesinde uygulanmıştır.
Bu dönemdeki uygulamalarda, ipotekli taşınmazı devralan kişiler, aynı za-
manda borçtan doğan sorumluluğu da üzerine almış sayılıyor ve böylece
borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucu doğuyordu. Hatta bazı şehir
hukuklarında, ipotekli taşınmazın el değiştirmesi halinde alacaklının seçim
hakkının olduğu, eski borçlu veya taşınmaz malikinden birisini borçlu olarak
seçmesi gerektiği kabul edilmekteydi. Bu durumda a lacaklı yeni taşınmaz
malikini seçerse, borçlu da borcundan kurtulmakta ve böylece borç ilişkisin-
de borçlu tarafın değişmesi sonucu doğmaktaydı
62
.
Delbrück tarafından yenilemenin mevcut bir borcu, içermiş olduğu bütün
savunma ve itirazlarla sona erdirdiği ve özellikle borcun şartları ve kapsamı-
nı değiştirerek yeni bir borç meydana getirdiği için borcun üstlenilmesini
59
İspanyol, Portekiz, Şili ve Arjantin gibi ülke lerin Medeni Kanunları Fransız Medeni
Kanunu' nun etkisi altında kalmış olan kanunl ar olduğundan Fransız hukukunda olduğu
gibi özel bir borcun üs tlenilmesi kurumuna yer vermemişlerdir. Örneğin 1916 tarihli
Brecilya Medeni Kanunu, tam olarak (aynen) Fransız Huk."1.lkunda yer alan borcun yeni-
lenmesi hükümlerini model alm ış ve takip etmiştir. Bkz., Briner, s. 30.
60
Bkz., Maurer, s. 191 vd.; Wendt, s. 20 vd. ; Kornder, s. 14; Albert, s. 2 vd.; Es -
ser/Schmidt, s. 613 vd.; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinge r, § 414, N. 1 vd, s. 267
vd; Strohal, s. 5 vd.; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.; Larenz, s. 6 02 vd.
61
Maurer, s. 191 vd.; Schurter, s. 6 vd.; Larenz, s. 602; Kornder, s. 11; Wendt, s. 20 vd.
62
Maurer, s. 192-193.
41
gerçekleştiremeyeceği ileri sürülmüştür
63
. Bu görüş diğer Alman hukukçuları
arasında geniş yankı bulmuş ve Medeni Kanunda, borçlu tarafın değişmesi
sonucunu doğ uracak ve yenilmeden tamamen farklı borcun üst lenilmesi
modelinin konulması temel düşünce olarak ortaya atılmıştır. Alman huku-
kunda borcun ü stlenilmesinin Roma hukuku ve diğer hukuk sistemlerinden
farklı olarak yenileme ile gerçekleştirilmesi yerine özel ve bağ ımsız bir bor-
cun üstlenilmesi kurumunun kabul edilmesinin temelinde yatan asıl düşünce,
Alman hukukunun borç kavra mına vermiş olduğu anlamdır. Gerçekten de
Alman hukukunda borç kavramı Roma hukukunun aksine, alacaklının veya
borçlunun kişiliğine bağlı olmadığı için alacaklı ve borçlunun kişiliği borç
açısından önemli değildir
64
.
Borç, kişinin malvarlığı değerlerine dahil olan
pasif bir değer olup, mal varlığına dahil olan diğer değerler gibi her zaman
hukuki işlemlerin konusunu ve bu arada devir işleminin de konusunu oluştu-
rabilir
65
.
Delbrück'ün, Alman Medeni Kanununa temel oluşturan bu görüşlerine
göre, taraflar arasında mevcut olan borç ilişkisinin kapsamında yer alan dar
anlamdaki borçların içeriği değişmeksizin bir başkasına devredilmesi müm-
kündür
66
. Bu durumda, borç ilişkisinde yer alan sadece tek bir borç içeriği
değişmeksizin bir üçüncü kişiye devredildiği için taraflar arasındaki borç
ilişkisi aynen varlığını korumaktadır
67
. Ayrıca bu şekilde borcun üstlenilmesi
yenilemeye oranla, gerek borçlu, gerek üstlenen gerekse alacaklı bakımından
menfaatler dengesine daha uygundur. Çünkü, yenilınede, eski borç tamamen
ortadan kalktığı ve onun yerine tamamen yeni bir borç meydana getirildiği
için, o borca ilişkin her türlü savunma ve itirazlar ile bağlı haklarda sona
ermektedir. Oysa cüzi halefıyet esasının geçerli olduğu borcun üstlenilme-
sinde ise, muhtevasına uygun düştüğü ölçüde gerek savunma ve itirazlar,
gerekse bağlı haklar sona ermeınekte, taraflar arasında ileri sürülebilmekte-
dir. Bu görüşler daha sorıraki tarihte Alman hukukunda hakim görüş olarak
kabul edilip BGB'de bağımsız bir hukuki kurum olarak yerini almış ve niha-
yet BGB §414 vd. da bütün özellik ve sonuçları ile ayrıntılı bir şekilde dü-
zenlenmiştir.
Alman hukukunda borcun üstlenilmesi farklı şekillerde gerçekleştiril-
mektedir. Bunlardan ilki BGB §414'de düzen lenmiş olan üçüncü kişi ile
alacaklı arasında yapılan sözleşme ile gerçekleşen borcun üstlenilmesidir
68
.
63
Bkz., Hasler, s. 8-21; Maurer, s. 200 vd.; Schurter, s. 3 vd.; Schönrock, s. 8 vd.;
Meier, s. 12; Kornder, s. 12 vd.; Wendt, s. I6
64
Wendt, s. 3 vd.;
65
Delbrück, s. 18 vd.; Maurer, s. 193 vd.;
66
Bkz., Schurter, s. 7 vd.; Delbrück, s. 1O vd.; Schönrock, s. 8 vd
67
Bkz., Delbrück, s. 20 vd.; Maurer, s. 200 vd.;
68
BGB § 414'e göre; "Bir borç, üçüncü kişi ve alacaklı arasında yapılacak bir sözleşme
yoluyla, üçüncü kişinin evvelki borçlunun yerine geçeceği şekilde gerçekleşebilir"
Buna göre, bir borç, üçüncü kişinin evvelki borçlunun yerine geçeceği şekil-
de alacaklı ile yapacağı bir sözleşme yoluyla nakledilebilir. Borcun üstlenil-
mesinin ikinci şekli "borçlu ile borcu ü stlenen üçüncü kişi arasında yapılan
sözleşme ile gerçekleştirilen borcun üstlenilmesi" olarak §415'de düzenlen-
ıniştir
69
. Buna göre, borcun üstlenilmesi üçüncü kişi tarafından borçluyla
birlikte kararlaştırılırsa, bunun geçerliliği alacaklının onayına bağlıdır. Onay,
borçlu veya üçüncü kişinin alacaklıya borcu üstlenmesi konusunda bildirim
yaparsa gerçekleşebilir. Ayrıca bu sözleşmeye alacaklı tarafından onay veri-
lene kadar tarafların yaptıkları sözleşmeyi değiştirmeleri veya tamamen or-
tadan kaldırmaları mümkündür. Alacaklı tarafından söz konusu onay yapıl-
maz veya reddedilecek olursa borcun üstlenilmesi de gerçekleşmemiş sayılır.
Borçlu veya üçüncü kişi, süre tayin ederek alacaklıdan onay talebinde bu-
lunmuş larsa, onay ancak bu süre sonuna kadar verilebilir; süre içerisinde
onay verilmezse bu onayın reddi sayılır. Alacaklı onayını bildinnediği süre-
ce, tereddüt halinde borcu üs tlenen, alacaklının borçluya yönelttiği ifa tale-
bini yerine getirmekle yükümlü olur. Aynısı, alacaklının onayını vennediği
durumda da geçerlidir.
8GB §4 l6'da, ipotekli taşınmazların el değiştirmesi halinde borcun üst-
lenilmesine ilişkin özel düzenlemelere
70
, BGB §41?'de ise borcun üstlenil-
mesinin sonuçlarıyla ilgili olarak, borcu üstlenen tarafından kullanılabilecek
itiraz ve savunmalara yer verilmiştir
71
.
BGB §418'de de, borcun üstlenilme-
69
8GB § 414'e göre; "(l) Borç nakli, üçüncü kişi ile borçlu arasında kararlaştırılmışsa,
bunun geçerliliği alacaklının onayına bağlıdır. Ona), ancak borçlu vey a üçüncü şahıs ta-
rafından alacaklıya yapılacak borç nakli bild irisinden sonra gerçekleşebilir. Taraflar, ala-
caklı onayını verene kadar borç naklini değiştirebilir veya iptal edebilirler. (2) Onay v�-
rilmediği takdirde borç nakli gerçekleşmemiş sayılır. Borçlu ve ya üçüncü kişi, süre tayın
ederek alacaklıdan onay beyanı istemişlerse, on;y ancak bu süre sonuna kadar verilebilir;
onay beyan edilmemişse, bu onayın reddi sayılır. (3) Alacaklı ona) ını bildirmediği süre-
ce, tereddüt halinde borcun nakli müteahhidi borçluya karşı alacaklının zamanında alacak
talebini yerine getirmekle yükü olur . Aynısı, alacaklının onayını vermediği durumda da
geçerlidir".
70
8GB §416') a göre; "( I) Taşınmazın alıcısının satı cı ile yaptığı sözleşme ) olu) la satıcı-
nın taşınmaz üzerinde bulunan ipotek borcunu devralırsa, alacaklı kişi ancak satıcının
bildirisi üzerine borç naklini onaylayabilir. Bildiri üzerinden altı ay süre geçmişse ve ala-
caklı daha önceden satıcıya red beyanında bulunmamışsa onay verilmiş sayılır.
§ 415/2
hükümleri burada uygulanamaz. (2) Satıcı ancak alıcının taşınmaz maliki olarak tapuya
tescili yapıldıktan sonra bildirimde bulunabilir. Bu bildiri yazılı şekle tabi olup, atıcını
bildirimi aldıktan sonra altı ay içerisinde red beyanını sunmadığı taktirde borcu üstlenmiş
sayılacağı açıkça yer almalıdır. (3) Taşınmaz satıcısı alıcının isteği üzerine alacaklıya
borç nakli bildirmek zorundadır . Alacaklının ona" ve'a ret be'anı kesinleşmişse, satıcı
bunu alıcıya bildirmek zorundadır ". • • •
71
BGB §417'ye göre (1) Borcu üstlenen a lacaklı ile borçlu arasındaki i lişkiden doğacak
itirazları, alacaklıya yöneltebilir. Borcu üstlenen, borçlunun hakkı olan bir alacak talebi-
ni, bunun alacaklıya olan borcu ile takas edemez. (2) Borcu üstlenen borçlu ile kendi ara-
sındaki borç nakline dayanan hukuki ilişkiden doğacak itirazları a lacaklıya yöneltemez".
42
43
7
sinin özellikle bu borcu teminat altına alan haklarla borca bağlı haklar üze-
rindeki etkileri hükme bağlanmıştır
72
.
V.
Türk/İsviçre Hukukunda Borcun Üstlenilmesi
İsviçre hukukunda borcun üstlenilmesi Alman hukukunda olduğu uygu-
lamada ve doktrinde uzun tartışma konusu yapılmamıştır. Bunun en büyük
nedeni ise İsviçre Borçlar Kanunu'nun hazırlandığı dönemlerde, Alman Me-
deni Kanununda borcun üstlenilmesinin zaten bağımsız bir hukuki kurum
olarak kabul edilmiş olmasıdır. Başka bir ifade ile, borcun mal varlığına
dahil olan diğer unsurlar gibi doğrudan devir işleminin konusunu oluşturabi-
leceği doktrinde ve uygulamada zaten kabul edilmişti. 1881 tarihli İsviçre
Borçlar Kanununda, borcun üstlenilmesi bağımsız bir hukuki kurum olarak
kabul edilmemiş, o tarihlerde diğer hukuk sistemlerinde de etkili olan Roma
hukukunun etkisiyle yenileme kurumu borç ilişkilerinde taraf değişiklikle-
rinde aynen uygulanmıştır
73
.
Ancak 1911 yılında Borçlar Kanununda yapılan
revizyonda, 1900 tarihli Alman Medeni Kanununda borcun üstlenilmesi ile
ilgili yer alan hükümler çok az farklarla aynen alınmıştır.
İsviçre Borçlar Kanunu'na borcun üstlenilmesi bağımsız bir hukuki ku-
rum olarak alınmasa da, aslında gerek Borçlar Kanunu gerekse Medeni Ka-
nun'da borcun üstlenilmesinde olduğu gibi tamamen cüzi halefiyet ilkesi
kapsamında borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuracak
bazı özel hükümler bulunmaktaydı
74
. Ancak borcun üstlenilmesinin bu özel
durumlar için öngörülen uygulama şeklinin dışında genel bir hükümle dü-
zenlenmesi ihtiyacı nedeniyle alacağın devrinden hemen sonra (OR Art. 175
vd.) borcun üstlenilmesine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. İsviçre Borçlar
Kanunu'nun kabul edildiği dönemde, borcun üstlenilmesi tasarımında kulla-
nılabilecek değişik tasarımlar bulunmaktaydı. Ancak mümkün olduğunca,
eski teoriler ve özellikle üçüncü kişi lehine sözleşme teorisi hiç dikkate
alın
.
mamıştır . Bu nedenle İsviçre kanun koyucusunun tercih etmek duru-
72
BGB §4 l 8'e göre; "( 1) Borcun üstlenilmesi halinde alacak için mevcut olan kefalet ve•
rehin hakları sona erer. Alacak için mevcut olan ipotek veya gemi ipoteği için de aynı
hükümler geçerlidir. Buna karşılık kefil veya ipotek konusu taşınmazın maliki borcun
üstlenilmesi sırasında bu üstlenmeyi onaylarsa bu hükümler uygulanmaz. (2) İflasta imti-
yaza sahip olan bir alacağa karşılık gelen borcun üstlenilmesi halinde, imtiyazlar üstlene-
ne karşı ileri sürülemez".
73
Eski OR § 142, bkz., Hasler, s. 49 vd.
74
Örneğin mirasçıların miras bırakanın borçlarından dolayı ki.illi halefıyet ilkesi gereğince
sorumlu olması, ipotekli taşınmazın devri halinde taşınmazı devralan kişinin aynı za-
manda borçtan da sorumlu olmayı kabul etmesi veya bir malvarlığı ya da işletmenin dev-
ri gibi hallerde özel olarak borcun üstlenilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş tir.
75
Hasler, s. 50 vd. Gerçektende Türk/İsviçre hukukunun borcun üstlenilmesini kabule
ederken Alman hukukundan etkilenmekle birlikte Alman hukukundaki düzenlemeleri de
44
munda olduğu onay teorisi ve sözleşme teorisi olmak üzere iki teori bulun-
maktaydı. Kanunun kabul edilmesi sürecinde hazırlanan taslaklar için yapı-
lan görüşmelerde onay teorisinin amaca daha uygun olduğu ileri sürülse de,
diğer bazı görüşmelerde de sözleşme teorisine yaklaşılmıştır. Borçlar Kanu-
nu'nun hazırlanan ilk taslağında önemli ölçüde sözleşme teorisine dayanan
bir esas kabul edilmiş ise de, komisyonlarda yapılan görüşmelerde Alman
Medeni Kanunundaki esaslara dayalı büyük ölçüde onay teorisini esas alan
bir düzenleme kabul edildi
76
.
3 Mart 1905 tarihli taslakta
77
, 8GB §414 ve devamı hükümlere benzer
şekilde, hem üçüncü kişi ve borçlu arasında yapılan bir sözleşme ile karar-
laştırılan borç üstlenilmesi (Art. 1204/
8
,
hem de üçüncü kişi ile alacaklı
arasında borçludan habersiz olarak yapılan sözleşme ile (Art. 1207/
9
borcun
üstlenilmesi düzenlenmiştir
80
. Sözleşme teorisine göre borcun üstlenilebil-
mesi için, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında mutlaka bir söz-
leşmenin yapılamasını şart koşmaktadır. Bu nedenle ilk Kanun taslağında
böyle bir sözleşme öngörülmediğinden, sözleşme teorisi yerine onay teorisi
kabul edilmişti
81
• Çünkü ilk taslakta, üstlenenin asıl borçlu ile yapt ığı söz-
leşmeyle borçluyu borçtan kurtarma sorumluluğunu ve alacaklının onayla-
ması şartıyla da borçlunun yerine geçip alacaklının borçlusu olma sorumlu-
luğunu üstleneceğini hükme bağlamıştı. Ancak bununla borçlu tarafın de-
ğişmesi sonucu hemen doğmadığından ayrıca alacaklı ile de bir sözleşmenin
yapılması gerekmektedir. Böyle bir sözleşmenin kurulabilmesi için de borçlu
a, nen iktibas etmemı ştır. Bu ,·önü,· le borcun üstlenilmesi teorisi bakımından
Türk/İsviçre hukuku sistemi, kendi;e özğü bir sistem olarak da kabul edilebilir.
76
Hasler, s. 49 vd.; Schurter, s. 3 vd.; Meier, s. 5 vd.
77
Bu taslak aynen kabul edilmiş ve 22 Mart 1905 tarihinde İsviçre Resmi Gazetesinde
yayınlanmıştır. Bkz., BBL., 57. Jahrgang 11., Nr. 13, 22 Marz 1905.
78
22 Mart 1905 tarihli, OR Art. 1204'te; "Kim bir borçluya onun borcunu üstlenmeyi vaat
ederse, onu borçtan kurtarmayı ve alacaklının onaylaması halinde kendisini onun yerine
alacaklının borçlusu) apmayı taahhüt eder. Borçlu borç üstlenilmesi sözleşmesinin teme-
lindeki alacaklı) a karşı sorumluluklarını yerine getirmedikçe, alacaklı borçlu tarafından
bu sorumluluklarınyerine getirilmesine zorlanamaz" hükmüne yer verilmişti. Bkz. BBL.,
57. Jahrgang il., Nr. 13, 22 Marz 1905.
79
22 Mart 1905 tarihli OR. Aıt. l207'de; "Herhangi bir kişi, alacaklıyla sözleşmeyle başka
birinin borcunu şimdiye kadarki borçlunun )erine geçecek şekilde üstlenebilir" hükmüne
yer verilmişti. Bkz. BBL., 57. Jahrgang 11., Nr. 13, 22 Marz 1905.
80
Hasler, s. 51; Ayrıca bkz. BBL., 57. Jahrgang il. , Nr. 13, 22 Marz 1905.
81
Nitekim 22 Mart 1905 tarihli Or. Art. 1205'de;"Borç üstlenilmesi sözleşmesinden başka
bir mana anlaşılmadıkça, alacaklı, borçlu ve üstlenenin müşterek teklifleri üzerine üstle-
neni şimdiye kadarki borçlunun yerine kendi borçlus u olarak kabul edebilir. Üstlenenin
borçlu olarak kabulüyle, başka bir anlaşma mevcut değilse, şimdiye kadarki borçlu tüm
sorumluluklarından serbest bırakılır. Borcun borçlu tarafından yeni bir devri gerçekleşir-
se, bu durumda alacaklı -başka bir şey kararlaştırılmazsa ayrılan üstlenenin kabulüne ar-
tık yetkili değildir" hükmüne yer verilmişti
45
ve borcu üstlenenin birlikte ileri sürecekleri bir öneriye (kollektif teklif) ihti-
yaç duyulmaktadır. Bu önerinin kabulü ile borçlu borcundan kurtulmakta ve
böylece borcun üstlenilmesi gerçekleşmektedir (Art. 1205). Artık bu sözleş-
me yeni bir sözleşme olup, borçlu ile borcu üstlenen arasında yapılan söz-
leşmeden tamamen farklı bir niteliği olduğundan onay teorisinin kabul edil-
mediği sonucu ortaya çıkmaktadır. Çünkü böyle bir düzenleme, borçlu ve
borcu üstlenenin biri ikte ileri sürecekleri bir öneriyi öngördüğünden bu
kollektif teklif teorisi olarak kabul edilmektedir. İsviçre Borçlar Kanunu'nun
1905 tarihli taslağında kabul edilen bu düzenleme aslında sözleşme teorisine
çok yakındır. 1905 tarihli taslağın komisyonlarda görüşülmesi sırasında bir
adım daha ileri gidilmiş ve görüşmelerde onay teorisine kaymalar olmuş-
tur
82
.
Nitekim 1 Haziran 1909 tarihli taslak metinde onay teorisi açıkça kabul
edilmiş ve alacaklıya, borcu üstleneni borçlu olarak kabul etmesi için yapıla-
cak önerinin yerini, borçlu ve borcu üstlenen tarafından iç üstlenme sözleş-
mesinin ihbar edilmesi" almıştır. Böylece borcun üstlenilmesi borçlu ile
üstlenen arasında yapılan sözleşme ile gerçekleşeceği için alacaklının "kabu-
lünün" Alman Hukuku'nda geçerli olan sözleşmeye onay verilmesinden
başka bir şey olmadığı ileri sürülmektedir
83
.
İsviçre Borçlar Kanunu hazırlık görüşmelerinin son aşamasında 3. taslak
metin oluşturulmuş ve bu zamana kadar yapılan tartışmalarda ileri sürülen
görüşlerden farklı olarak Alman Hukukuna dayanılmaktan vazgeçilmiş, onay
ve kollektif önerileri de tekrar dikkate alınmamış ve tamamen kendine özgü,
uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte bir sistem
benimsenmiştir. Bu sistemde borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı esas
alınarak borcun üstlenilmesinin ancak ve ancak bu iki kişi arasında yapılacak
sözleşme ile gerçekleşmesi kabul edildi. Böylece sözleşme teorisi üzerine
kurulu, amaçlara daha uygun, uygulamadaki ihtiyaçlara cevap verebilecek
bir düzenleme yapılarak 1911 yılında kabul edildi. Türk hukukunda da, 818
sayılı Borçlar Kanunu kabul edilirken 19 l 1 tarihli İsviçre Borçlar Kanunun-
da yer alan borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler aynen alınmış ve 6098
sayılı Türk Borçlar Kanununda da (TBK. m. 195-204) aynı esaslar herhangi
bir değişiklik yapılmaksızın benimsenmiştir.
82
Bu konuda ayrıntılı bilgiler için bkz. Haslcr, s.51 vd.
83
Haslcr, s. 52 vd.; Buna karşılık, İsviçre hukukunda kabule dilen bu düzenleme bir zor-
balık olarak kabul edilmektedir. Gerçekten de Wendt'e göre; "Diğer taraftan öneri teorisi
anlamınd a sadece alacaklı ile sözleşme yapılmasını kabul eden İsviçre borçlar hukuku-
nun di.lzenlemesi, zorbalık olarak anılır, çi.lnkU o, eski borçlunun kurucu etkisini kabul
etmez, ancak ihbarı üstlenenin icabı olarak düşünilr ve hatta bir vade koyulmas ını öngö-
rür" bkz., Wendt, s. 26 ve özellikle dn. 7.
46
VI. Diğer Hukuk Sistemlerinde Borcun Üstlenilmesi
Diğer hukuk sistemlerinde ve özellikle İtalya'nın son zamanlarda deği-
şikliğe uğramış Medeni Kanununda borcun üstlenilmesine yaklaşma görül-
mektedir. İtalyan hukukunda alacaklı değişimi ile borcun üstlenilmesinden
açıkça bahsedilmemekle birlikte İtalyan Medeni Kanunu'nun "novazione
sogettiva" başlıklı 1235. maddesinde "De/la delegazione, dell'espromissione
e dell'accollo" başlıklı ve 1268-1276. Maddelerin yer aldığı bölüme atıf
yapılmaktadır. Atıf yapılan işlemlerden olan delegazione ve dell'espromis-
sione borcun yenilenmesini meydana getirmektedirler. Ama bu işlemlerin
her birinde sözleşme ile halefıyet ekleme imkanı tanınmıştır. Yeni olarak
dell'accol/o'ya ilişkin 1273. madde konulmuştur. De/la delegazione alacaklı,
borçlu ve üçüncü kişi arasında aktedilen bir sözleşmedir. Dell'espromissione
ise üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki sözleşmeyle kurulan borcun üstlenil-
mesini ifade etmektedir. Kanunda yer alan bu durumların hepsinde borca
katılmanın varlığı kabul edilmekte ve asıl borçlunun borcundan kurtulması
için açıkça bir anlaşmanın varlığı gerekmektedir. Bu düzenleme taraflara
bağlı haklar ile savunmaları da devredip devretmeme konusunda sözleşmeye
hüküm koyma yetkisi tanımaktadır. Ancak bunun için mutlaka sözleşmede
hüküm yer alması gerekir. Kanun koyucu, sözleşmede hüküm bulunması
şartıyla bu hakkı tanımaktadır. Borca teminat veren kişilerin ise, onay ver-
memeleri halinde teminat borcundan kurtulacakları kabul edilmektedir
8
.ı.
1928 yılında değiştirilmiş olan Meksika Medeni Kanunu'nun 2051-2057
maddeleri arasında "cesion de deudas"ı kabul etmiştir. Bu kurumda İtalyan
hukukunun tam tersine İsviçre Borçlar Kanunu 'na bir yakınlık görülmekte-
dir. Anılan kuruma ilişkin kanunda yer alan düzenlemelerde borcun devrine
ilişkin sözleşmenin asıl borçlu ile üstlenen arasında mı yoksa üstlenen ile
alacaklı arasında mı kurulacağı açıkça söylenmemiştir. Bu nedenle uygula-
mada her ikisinin de borcun devri sonucunu doğuracağı kabule dilmektedir.
Ancak borcun üçüncü kişiye devredilebilmesi için her durum ve koşulda
alacaklının onay vermesi gerektiği kabule dilmektedir (m. 2051). Alacaklı-
nın yapılan ifayı kabul etmesi onay sayılmaktadır (m. 2052). Alacaklıya ona
için verilen süre içerisinde onayın verilmemesi halinde bu isteğin reddedildi-
ği kabul edilmektedir (m. 2054). Üstlenen kişinin ödeme gücünün olmaması
durumunda alacaklı asıl borçluya aksi kararlaştırılmadığı sürece hak ileri
sürememektedir (m. 2053). Bağlı hakların devri ve savunmalar m. 2055 -
2056 da düzenlenmiştir. Burada yer alan hükümler Türk/İsviçre hukukunda-
ki düzenlemelere uymaktadır
85
.
84
Bkz., Birner, s. 30-31.
85
Bkz., Briner, s. 32.
İkinci Bölüm
GENEL OLARAK BORCUN ÜSTLENİLMESİ VE
BENZER HUKUKİ KURUMLARLA KARŞILAŞTIRILMASI
§3. GENEL OLARAK BORCUN ÜSTLENİLMESİ
Borcun üstlenilmesi, bir borç ilişkisinde bu ilişki aynen kalmak kaydıyla,
sadece borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran ve bu yönüyle de borç
ilişkisinde taraf değişikliğine yol açan bir hukuki kurumdur
86
. TBK. m. 195
vd. nda borcun üstlenilmesi konusunda yer alan hükümler olağan bir borç
ilişkisinde sözleşmeye dayalı olarak borçlu tarafın değişmesi sonucunu do-
ğuran borcun üstlenilmesine ilişkin hükümlerdir
87
.
Bu nedenle bazı özel
kanunlarda düzenlenen ve kanundan doğan borcun üstlenilmesini konu edi-
nen borç üstlenilmeleri kendi özel hükümlerine tabi hukuki kurumlardır.
Bir borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran borcun
üstlenilmesi esas itibariyle iki aşamada gerçekleşmektedir. Bunlardan ilki
borcu üstlenen üçüncü kişi ile borçlu arasında yapılan iç üstlenme sözleşme-
sidir
88
• Buna göre, borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat
ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan
kurtarma yükümlülüğü altına girmektedir (TBK. m. 195/1). Borçlu iç üst-
lenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yüküm-
86
Eren, s. 1247 vd.; Kıhçoğlu, s. 788 vd.; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274
vd.;
Schwenzer, s. 561; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 8, s. 849; Keller/Schöbi,
s. 75-76; Berger, s. 808; Becker, Art. 175, N. 10-11, s. 816-817; Oser/Schönenberger,
s. 1O17; von Tuhr/Escher, s. 382; Hasler, s. 11 vd.; Meier, s. 1 vd.; Heckelmann, s. l
vd; Schurter, s. 6 vd.; Honsell, Art. 175, N. 1, s. 679; Oğuzman/Öz, C. Il, s. 585 vd.;
Akıncı, s. 283 vd.; Tunçomağ, s. 1123 vd.; Tekinay/Akman/Burcuoğhı/Altop, s. 268
vd.; von Tuhr, s. 882 vd. Reisoğhı, s. 469 vd.; Medicus/Lorenz, s. 378-379; Es-
ser/Schmidt, s. 613 vd.; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 1 vd, s. 267
vd;
Strohal, s. 5 vd.; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.; Larenz, s. 602 vd.
87
Kanundan dolayı borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran özellikle külli halefi �et
halleri burada düzenlenmemiş olup, ilgili özel kanunlarında yer almaktadır. Bkz., von
Tuhr, s. 882 vd.; Eren, s. 1247 vd.; Kılıçoğhı, s. 788 vd.; Oğuzman/Öz, C. 11, s. 585
vd;
Tunçomağ, s. 1123 vd.; Rcisoğlu, s. 469-470.
88
Keller/Schöbi, s. 74; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 1, s. 393,
Eren, s. 1243-1244; Schwenzer, s. 560; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 272-
273;
Honsell/Vogt/Wiegnnd, Art. 175, N. 1, s. 848; Becker, Art. 175, N. 1-2, s. 814;
Esser/Schmidt, s. 613 vd.; Busche/Nonck/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 1 vd, s.
267 vd;
Strohal, s. 5 vd.; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.; Larenz, s. 602 vd.;
Oğuzman/Öz, C. il, s. 587 vd.; Akıncı, s. 283; Tunçomnğ, s. 1125 vd.; Tekinay/ Ak-
man/Bıırcuoğlu/Altop,
s. 269 vd.; von Tuhr, s. 883 vd. Reisoğlu, s. 470-471.
48
lülüğünü yerine getinnesini isteyemez. Ayrıca, borçlu, borcundan kurtarıl-
mamışsa, borcu üstlenen üçüncü kişiden güvence isteyebilmektedir. Borcun
üstlenilmesinin ikinci aşaması ise borcun dış üstlenilmesi ile gerçekleşmek-
tedir
89
.
Buna göre, borçlunun yerine yeni bir borçlunun geçmesi ve böylece
borçlunun borcundan kurtulması borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı ara-
sında yapılacak sözleşme ile mümkündür. İç üstlenme sözleşmesinin, üstle-
nen veya onun i zni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi de borcu
üstlenen ile alacaklı arasında kurulacak dış üstlenme sözleşmesine ilişkin
öneri anlamına gelir. Alacaklının kabulü ise açık veya örtülü olabilir. Ala-
caklının herhangi bir çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul etme-
si veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterme-
si borcun üstlenilmesini kabul ettiği anlamına gelmektedir
(TBK. m. 196).
Diğer taraftan borcun üstlenilmesine ilişkin önerinin alacaklı tarafından her
zaman kabul edilebilmesine rağmen, üstlenen veya önceki borçlunun kabul
için bir süre koyması her zaman mümkündür. Alacaklı bu sürenin bitimine
kadar kabul beyanında bulunmaz veya susarsa, öneri reddedilmiş sayılır.
Ayıca, önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce yeni bir iç üst-
lenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya
öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan kişi de önerisi ile bağlı olmaktan
kurtulmaktadır (TBK. m. 197).
Borcun üstlenilmesinin en önemli sonucu, üstlenmenin geçerli olarak
hüküm ve sonuç doğurmaya başladığı andan itibaren borçlunun borcundan
kurtulması ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi borçlu sıfatını kazan-
masıdır
90
• Borcun üstlenilmesi sonucunda a lacaklının borçlunun kişiliğine
özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır. Bununla birlikte borcun gü-
vencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak
onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri halinde devam
eder (TBK. ın. l98)9
1
• Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri süıme hakkı
89
Gauch/Schluep/Schmid/ Emmenegger, s. 275; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 1-
2,
s. 851; Schwenzer, s. 561-562; Keller/Schöbi, s. 76-77; von Tuhr/Escher, s. 383-
384; Oser/Schönenberger, s. 1019; Becker, Art. 176, N. 1, s. 819; Eren, s. 1247;
Oğuzman/Öz, C. 11,
s. 592 vd.; Akıncı, s. 284-285; Tunçomağ, s. 1127 vd.; von Tuhr,
s. 885 vd. Rei soğlu, s. 471-472; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 272 vd.;
Esser/Schmidt, s. 613 vd.; Busche/Noack/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 1 vd, s.
267 vd; Strohal,
s. 5 vd.; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.; Larenz, s. 602 vd.
90
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 278; Schwenzer, s. 563; BGE 121 ili 256;
Honsell, Aı1. 176, N. 7;
s. 683; Becker, Aıt. 178, N. 1, s. 824; Eren, s. 1250;
Oğuzman/Öz, C. 11,
s. 598 vd.; Akıncı, s. 284-285; Tunçomağ, s. 1132 vd.; von Tuhr,
s. 892 vd. Berger, s. 802; von Tuhr/Escher, s. 389; Keller/Schöbi, s. 80; Tekinay/
Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 276 vd.
91
von Tuhr/Eschcr, s. 393; Becker, Art. 178, N. 6, s. 826; Oser/Schönenberger, s. 1029:
Hasler,
s. 92; Eren, s. 1251; Oğuzman/Öz, C. 11, s. 600 vd.; Akıncı, s. 284-285;
49
yeni borçluya geçer ve dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça
yeni borçlu alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel sa-
vunmalarda bulunamaz. Ayrıca yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden
kaynaklanan savunmaları alacakJıya karşı ileri süremez (TBK. m. 199).
Alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan dış üstlenme sözleşmesinin
sonradan geçersiz hale gelmesi halinde iyiniyetli üçüncü kişilerin haklan
saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sür-
dürmektedir. Ayrıca borcu üstlenen, üstlenme sözleşmesinin geçersiz hale
gelmesinde ve alacaklının zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklene -
meyeceğini ispat etmedikçe alacaklının önceden sağlanmış güvenceyi yitir-
mesi yüzünden veya başka herhangi bir sebeple uğradığı zararları tazminle
yükümlüdür
92
.
§4. BENZER HUKUKİ KURUMLARLA KARŞILAŞTIRILMASI
/. Alacağın Devri İle Karşılaştırılması
Borcun üstlenilmesinin, bir borç ilişkisinde, borçlu tarafın değişmesi so-
nucunu doğurduğu için uygulamada ve doktrinde alacağın devrinin karşılığı-
nı oluşturduğu ileri sürülmüş
93
olsa da, aslında tam olarak karşılığını oluş-
turduğunu söylemek mümkün değildir
94
. Gerçekten de, her şeyden önce bor-
cun üstlenilmesi borç ve borç ilişkisi aynı kalmak üzere sadece borçlu taraf
değişmesi sonucunu doğurmakta iken, alacağın devri alacaklı tarafın değiş-
mesi sonucunu doğurmaktadır
95
. Aynı şekilde alacağın devri alacaklı ve
alacağı devralan üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme ile gerçekleşmek-
te olup, borçlunun katılması veya rızası aranmamaktadır. Buna karşılık bor-
cun üstlenilmesi ise sadece alacaklının rızası ile mümkündür. Çünkü borç
ilişkisi alacaklının borçluya güvenine dayanan bir ilişkidir. Alacaklı, borç
ilişkisi kurulduktan sonra, hiç tanımadığı ya da düşünmediği bir borçluy la bu
ilişkiyi devam ettirmek istemez. Bu nedenle, borcun
üstlenilmesi sadece
Tunçomağ, s. 1133 vd.; von Tuhr, s. 896-897; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/Altop,
s. 277.
92
Burada TBK. m. l 12'deki genel hüküm uyg ulanmaJ...-- ıadır. Yani, borç hiç veya gereği gibi
ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemey eceğini ispat etmedikçe, ala-
caklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
93
Berger, s. 800; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 272; Schwenzer, s. 559;
Tunçomağ, s. 1123 vd.; Schmidt, s. 68 vd.
94
Bu konuda geniş bilgi için bkz., Kocaman, s. 15 vd.; Hasler, s. 11 vd.; Joussen, N.
1306;
Krüger, § 414, N. 2, s. 2563; Maurer, s. 1 vd.; Schmidt, s. 68 vd.
95
Bkz., Dayınlarlı, s. 222 vd.; Eren, s. 1238 vd.; Tekinay/akman/Burcuoğlu, s. 250 vd.;
Kıhçoğlu, s. 774 vd.; Oğuzman/ Öz, C. il, s. 562 vd.; Akıncı, s. 281 vd.; Tunçomağ,
s. 1097 vd.; von Tulır, s. 851 vd..
50
alacaklının yeni borçluyu kabul etmesini ve onunla borcun üstlenilmesi söz-
leşmesini yapmasını zorunlu kılmaktadır.
Alacaklı ile alacağı devralan üçüncü kişi arasında devir sözleşmesinin
yapılması ile birlikte alacak devredilmekte ve böylece alacaklı tarafın de-
ğişmesi sonucu doğmaktadır (TBK. m. 183)
96
.
Buna karşılık, borcun üstle-
nilmesinde borçlu ile borcu üstlenecek üçüncü kişi arasında borcun üstlenil-
mesi sözleşmesinin yapılması borçlu tarafın değişmesi için yeterli değildir.
Bunun için ayrıca üçüncü kişi ile alacaklı arasında bir sözleşmenin yapılması
gerekir ki, borcun üstlenilmesi ve borçlunun borcundan kurtulması ancak bu
sözleşme ile mümkündür (TBK. m.
ı96/I). Alacağın devri ile borcun üstle-
nilmesi arasındaki diğer önemli bir farklılık da, alacak veya borcun kapsamı
ile ilgilidir. Gerçekten de, alacaklı alacağın bir kısmını devredip, kalan kısım
için alacaklı sıfatını taşımaya devam edebilirken, borçlunun borcunun bir
kısmının üstlenilmesi ve kalan kısmı için borçlu sıfatının devam etmesi ka-
bul edilmemektedir
97
.
Başka bir ifade ile alacağın kısmi devri mümkün iken,
borcun kısmi üstlenilmesi mümkün değildir. Diğer taraftan alacağın devri
sözleşme ile yasaklanabilirken, borun üstlenilmesinin sözleşme ile yasakla-
namayacağı kabul edilmektedir
98
.
Alacaklı ile alacağı devralan üçüncü kişi
arasında yapılacak olan devir sözleşmesi adi yazılı şekle tabi iken (TBK. m.
184), borcun üstlenilmesi sözleşmesi kural olarak şekle bağlı değildir. Ancak
iç üstlenme sözleşmesinin ivazsız olarak yapılması halinde bir bağışlama
sözü verme söz konusu olduğundan bu sözleşmenin de adi yazılı şekilde
yapılmaktadır. Üstlenilen borca ilişkin sözleşme şekle tabi bir sözleşme olsa
bile, dış üstlenme sözleşmesi şekle tabi olmaksızın yapılabilmektedir.
Alacağın devredilmesinin bir sonucu olarak borçlu, devri öğrendiği sıra-
da devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürme
96
Tunçomağ, s. 1097 vd; Becker, Art. 178, N. 1, s. 824; Dayınlarh, s. 222 vd.; von
Tuhr, s. 851 vd.; Eren, s. 1238 vd.; Tekinay/akman/Burcuoğlu, s. 250 vd.; Kıhçoğlu,
s. 774 vd.; Oğuzman/Öz, C.
il, s. 562 vd.; Akıncı, s. 281 vd.
97
Bkz., Meier, s. 2; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273; HonsellNogt/
Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848; Becker, Aıt. 175, N. 6, s. 815-816; Wendt, s. 33;
Berger, s. 804; Keller/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher, s. 388; Tunçomağ, s. 1124 ve
1183 vd.; Ayrıca bkz., 4. HD., T. 11.02.1980, E. 1979/10289, K. 1980/01626.
98
Bkz., Hasler, s. 75; Oser/Schönenberger, s. 1O19-1020; Her ne kadar doktrinde borcun
üstlenilmesinin sözleşme ile yasaklanamayacağ ı ileri sürülmüş olsada, üstlenmenin ya-
saklanmasının asında bu kuralın muhtebası ile uyumlu olmadığı düşüncesine dayanmak-
tadır. Örneğin, alacaklı (A) ile borçlu (B) arasındaki bir borç ilişkisinde (Ü)'nün (B)'nin
(A)'ya olan borcunu üstlenmek istediğini ancak (A) ile (B) arasında da borcun üstlenil-
mesinin sözleşme ile yasaklandığını varsayalım. Bu durumda (Ü)'nün zaten tek taraflı bir
irade ile borcu üstlenmesi mümkün değildir. Önce (B) ile iç üstlenme sözleşmesi, sonra-
da (A) ile dış üstlenme sözleşmesi yapmak suretiyle, alacaklı ve borçlunun rızaları ile an-
cak bu borcu üstlenebileceği düşünülürse, üstlenmeye rıza gösteren (A) ve (B)'nin artık
önceden kararlaştırdıkları üstlenme yasağından vazgeçtikleri anlamına gelecektir.
51
hakkına sahiptir. Ayrıca alacağın devri ile birlikte, devredenin kişiliğine
özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçmek-
tedir (TBK. m. 189). Borcun üstlenilme sinde ise, üstlenilen borca ilişkin
savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçmekle birlikte kural olarak
borcu üstlenen alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel
savunmalarda bulunamaz (TBK. m.
ı99). Ayrıca, borçlu değişmiş olsa bile,
alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı haklan saklı
kalır. Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin
ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üs tlenilmesine yazılı olarak
rıza göstermeleri halinde devam eder. Alacağın devrinde devredenin kişiliği-
ne özgü olanlar dışındaki öncelik haklarının da devralana geçeceğine ilişkin
kanuni hüküm bulunmasına rağmen, borcun üstlenilme sinde öncelik hakları-
na ilişkin hüküm bulunmaması bu konuda değişik yorumların ortaya çıkma-
sına neden olmuştur.
Alacağın devri, bir borcun ifası, bir alacağın tahsili, veya bağışlanması
ya da teminat amaçlı olarak gerçekle ştirilebilmektedir. Buna karşılık borcun
üstlenilmesi bir borcun ifası veya bağışlama amacı ile yapıldığından özellik-
le teminat amaçlı üstlenme söz konusu değildir.
11. Yenileme İle Karşılaştırılması
Bir borcun y erine yeni bir borcun geçmesi suretiyle eski borcun so na
ermesi şeklinde ifade edilen yenileme (t ecdit=novatio), borç ilişkisinde sa-
dece borcun değişmesi sonucunu doğuran bir hukuki kurumdur
99
•
Başka bir
ifade ile eski borç sona ermekte bunun yerini yeni bir borç almaktadır
100
• Bu
nedenle, yenileme kural olarak bir borç ilişkisinde taraflarda değil, sadece
borç ilişkisinin konusunu oluşturan "borçta" değişiklik meydana getirmekte-
dir
101
. Ancak, istisnaen yenilme sözleşmesi ile borç ilişkisinin borçlusu v eya
alacaklısı
yerine yeni bir kişinin konulması da mümkündür
102
. Yenileme
99
Bkz., Yücer, s. 234 vd.; Schurter, s. 81 vd.; Wendt, s. 55 vd.; Paulsen, s. 1O vd.;
Tunçomağ, s. 1124; Koyuncuoğlu, s. 49 vd.; Hasler, s. 13 vd.; Kornder, s. 70 vd.;
Heckelmann, s. 17; Schönrock, s. 8; Friedrich, s. 33 vd.; Deppeler, s. 20; von Tuhr,
s. 653 vd.; Eren, s. 1263 vd.; Kıhçoğlu, s. 814 vd.; Akıncı, s. 295; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/ Altop,
s. 989 vd.; Oğuzman/Öz, C. 1, s. 559 vd.
ıoo Wendt, s. 55 vd.; Paulsen, s. 1O vd.; Eren, s. 1263; von Tuhr/Escber, s. 381 vd.;
Yücer, s. 234 vd.; Schurter, s. 81 vd.; Tunçomağ, s. 1124; Koyuncuoğlu, s. 49 vd.;
Hasler, s. 13 vd.; Kornder, s. 70 vd.; Heckelmann, s. 17; Schönrock, s. 8; Friedrich,
s. 33 vd.; Deppeler, s. 20; von Tuhr, s. 653 vd.; Kıhçoğlu, s. 814 vd.; Akıncı, s. 295;
Tekinay/ Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 989 vd.; Oğuzman/ Öz, C. 1, s. 559 vd.
ıoı Bu "gerçek yenileme" veya "objektif yenileme" kavramı ile de anılmaktadır. Bkz.,
Tunçomağ, s. 1183.
102
Bu durum "kişisel yenileme" veya sübjektif yenileme" kavramları ile de anılmak.1adır.
Bkz.,
Tunçomağ , s. 1 183. Wendt, s. 55 vd.; Paulsen, s. 1O vd.
52
aslında dar anlamda borcu sona erdiren bir sebep olmasına rağmen, Alman
hukukunda geniş anlamda borcu, yani borç ilişkisini sona erdiren bir neden
olarak kabul edilmektedir. Hatta Fransız hukukunda yenileme, mevcut bor-
cun tarafları arasında eski borç ilişkisi yerine bir yenisinin geçirilmesi veya
borcun taraflarından birinin borçtan kurtarılıp, bir yenisinin borç ilişkisine
katılması olarak kabul edilmektedir (CC Art. 1271). Bu durum yenilemeyi
borç ilişkisinde taraf değişiklikleri sonucunu doğuran alacağın devri ve bor-
cun üstlenilmesine yaklaştırmış olsa da yenilme, alacaklı tarafın değişmesi
sonucunu doğuran alacağın devrinden ve borçlu tarafın değişmesi sonucunu
doğuran borcun üstlenilmesinden tamamen farklıdır. Çünkü taraf değişikliği
şeklinde gerçekleştiril en yenilemede mevcut borç sona ermekte ve eski borç-
lu ile yeni alacaklı veya eski alacaklı ile yeni borçlu arasında yeni bir borç
doğmaktadır
103
• Fakat doktrinde ve özellikle Alman Hukukunda bazı yazar-
lar borcun üstlenilmesinin hukuki niteliğini açıklarken, bu kurumu tamamen
yenilmenin bir değişik şekli gibi izah etmek suretiyle, yenileme teorisi adı
verilen bir teoriyi savunmuşlardır
104
.
Yenilemenin en önemli unsuru, taraflar arasında yapılan yenileme söz-
leşmesi soncunda eski borcun sona ermesi ve eski borçtan tamamen bağım-
sız ve hukuken geçerli yeni bir borcun meydana getirilmesidir
105
. Yeni borç
meydana getirilirken tarafların değişip değişmemesinin bir önemi yoktur;
önemli olan eski borcun sona ermesi ve bunun yerine yeni bir borcun mey-
dana getirilmesidir. Oysa borcun üstlenilmesinde, taraflar arasındaki dar
veya geniş anlamda borç aynı kalarak herhangi bir değişikliğe uğramaksızın
sadece borçlu tarafın değişmesi sonucu doğmaktadır. Bu bakımdan yenileme
ve borcun üstlenilmesi, birbirinden tamamen ayrı ve farklı amaçlara hizmet
eden hukuki kurumlardır. Borcu üstlenen kişinin hukuki konumu borçlunun
üstlenilen borcuna uygundur. Borcun varlığı ve içeriği borcun üstlenilmesi
ile değişmez aynı kalır
106
. Bu durumda borcun üstlenilmesi borcun yenilen-
103
Tunçomağ, s. 1183; Paulsen, s. 10 vd; Wendt, s. 56-57; Yücer, s. 236; Meier, s. 12;
Berger, s. 805 vd.; Ayrıca bkz., BGE 107 il 479.
ıo.ı Bu teori özellikle Sohm tarafından ortaya atılmış ve Strohal tarafından savunulmuştur. Bu
konuda geniş bilgi için bkz., Heckelmann, s. 17 vd.; Paulsen, s. 1O vd.; Wendt, s. 56-
57; Meier, s. 12; Bu teoride ileri sürülen görüşler doğrultusunda özellikle Roma hukuku-
nun etkisi altında borcun üstlenilmesinin alında bir pasif yenileme (=Passivnovation) ol-
duğu ileri sürülmüştür. Bkz., Hasler, s. 72-73. Hatta, alacaklı ve üstlenen arasında yuka-
rıda açıklanan nitelikte bir yenileme sözleşmesi olmadan sadece borcun üstlenilmesi söz-
leşmesi aracılığı yla bir borç üstlenilmesinin imkansız olduğu ifade edilmiştir. Bkz.,
Kornder, s. 70.
ıos Borcun üs tlenilmesinde bir yenilemenin değil, borca lıalefıyetin söz konusu olduğu hak-
kında görüşler için bkz., Kornder, s. 74, 81 vd.
106
Bkz., BGE 121111 256.
53
mesinden ayrılmaktadır
107
. Havale yapan ile kendisine havale yapılan arasın-
daki ilişkinin içeriğinde yapılan değişiklikler, onun karakterine bir müdahale
oluşturmadığı için, yenileme etkisi yoktur
108
.
Aynı şekilde bir müteselsil
borçlunun borç yükümlülüğünden çıkarılması durumunda ve borç yükümlü-
lüğünün tek basına diğer müteselsil borçlu tarafından üstlenilmesi durumun-
da da y ine yenilenmeden bahsedilmez
109
.
III. Üçüncü Kişinin Fiilini Üstlenme İle Karşılaştırılması
Üçüncü kişinin fiilini üstlenmede borçlu, alacaklıya kendi edimini değil,
bir üçüncü kişinin edimini taahhüt etmekte, üçüncü kişinin edimini ifa et-
memesinin riskini, yani, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zaran gider-
me yükümlülüğünü üstlenmektedir (TBK. m. 128)
110
.
Üçüncü kişinin fiilini
üstlenmede borçlu, kendisine ait bir borcu başkasına ifa ettirmeyip, üçüncü
kişinin belirli bir davranışta bulunacağını veya bir verme borcunu ifa edeceği
garantisi verip taahhütte bulunmaktadır
111
.
Bu nedenle üçüncü kişinin fiilin,
üstlenmede borçlunun borcu, üçüncü kişinin kendi edimini ifa etmemesi
halinde ortaya çıkmaktadır. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme hukuki niteliği
itibariyle bir söz leşme olup, borçlandırıcı işlem niteliğindedir. Bu sözleşme-
nin en önemli özelliği ise, sözleşme ile üstlenilen edimin ifasının borçlu
tarafından değil de, borçlu dışında üçüncü bir kişi tarafından yerine getirile-
cek olmasıdır. Başka bir ifade ile, borçlu alacaklıya karşı üçüncü bir kişinin
bir davranışta bulunacağına ilişkin bir taahhütte bulunmaktadır. Buna karşı-
lık, kendisine taahhütte bulunulan kişi, taahhütte bulunan ile aralanndaki
sözleşmeye dayanarak üçüncü kişiden ediminin ifası için talepte buluna-
maz
112
•
Ancak üçüncü kişinin edimini ifa etmemesi halinde, taahhütte bulu-
nan taraf, taahhütte bulunulanın bu yüzden uğradığı zararları tazmin etmek
zorundadır. Çünkü TBK. m. 128 gereğince üçüncü kişinin fiilini üstlenen
kişinin borcu, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı tazmin etmekten
ibaret olup, gerçekleşmeyen davranışı taahhüt edilene karşı ifa etmek değil-
dir. Bu nedenle doktrinde, üçüncü kişinin filini üstlenmenin, garanti sözleş-
107
Schurter'e göre yenileme, mevcut bir borcu yok etmeye, borcun üs tlenilmesi ise mevcut
bir borcu yaşatmaya hizmet eden hukuki kurumlardır. Bu nedenle yenilemenin, borç iliş-
kisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran borcun üstlenilmesi sonucunu do-
ğurması hukuken imkansızdır. Bkz.,
Schurter, s. 81 vd.
ıos
Bkz., BGE l 0711 479.
ıo
9
Bkz., BGE 60 il 332; Berger, s. 805.
1
ıo Ayrıntılı bilgi için bkz., Kayak, s. 23 vd.; Eren, s. 1533 vd.; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/Altop,
s. 228 vd .; Oğuzman/Öz, C. 11, s. 403 vd.
111
Bkz., Eren, s. 1153-1154; Tekinay/Akınan/Burcuoğlu/ Altop, s. 228; Oğuzman/ Öz, C.
il, s. 405; Kavak, s. 40 vd.
112
Eren, s. 1158; Kılıçoğlu, s. 784-785.
54
mesinin özel bir şeklini oluşturduğu savunulmaktadır
113
• Üçüncü kişinin
edimini yerine getirmemesi nedeniyle, taahhütte bulunan, diğer tarafa ödedr-
ği tazminatı aralarındaki hukuki ilişki gereğince şartları varsa vekaletsiz
işgörme veya sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince rücu eder.
Borcun üstlenilmesi ise, borçlunun borcunu, onun yerine geçen OçüncO
bir kişi üstlenmekte, böylece kendisi borçtan kurtulmak suretiyle taraf deği-
şikliği gerçekleşmektedir. Borcun üstlenilmesi gerçekleştikten sonra, borçlu
taraf değiştiği ve dolayısıyla borçlu borcundan kurtulduğu için borcu üstle-
nen kişi borcu gereği gibi ifa etmediğinde, alacaklının borçluya başvunnası
mümkün değildir
114
. Alacaklı borcun üstlenilmesiyle birlikte borçlunun so-
rumluluğuna son vererek onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişinin borçlu
olmasını kabul etmektedir. Başka bir ifade ile alacaklı, üçüncü kişi tarafın-
dan borcun üstlenilmesini kabul etmekle, üçüncü kişinin hiç veya gereği gibi
ifa etmemesi halinde borçluya karşı bir hak ileri s üremeyeceğini bilmektedi r.
Buna karşılık, üçüncü kişinin fiilini üstlenmeye ilişkin sözleşme, taahhüt
edilenle taahhüt eden arasında yapılan ve bir üçüncü kişinin belirli bir davra-
nışta bulunacağı taahhüdünü içeren bir sözleşme olduğu için, borç ilişkisinde
borçlu tarafın değişmesi gibi bir soncun doğması da mümkün değildir. Başka
bir ifade ile, borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasında yapılan borcun
dış üstlenilmesine ilişkin sözleşmede üçüncü kişi, borçlunun borç ilişkisin-
den çıkarılarak onun yerine kendis inin geçmesini ve dolayısıyla alacaklı
karşısında borçlu olarak sadece kendisinin yer almasını amaçlamaktadır.
Borcu üstlenen üçüncü kişi borçlunun yerine geçip onun borcunun ifasını
borçlanırken, üçüncü kişinin fiilini üstlenen, üçüncü kişi için taahhüt edilen
davranışın gerçekleşmemesi halinde kendi borcunu ifa etmektedir
115
•
IV. Üçüııcü Kişi Yararıııa Sözleşme İle Karşılaştırılması
TBK. m. l 29'a göre, kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçün-
cü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye
ifa edilmesini isteyebilir. Kanunda yer alan bu hükümden de anlaşılacağı
üzere, bir borç ilişkisinde borçlunun alacaklıya değil de, bir üçüncü kişiye ifa
ile yükümlü olduğu hallerde, üçüncü kişi yararına sözleşmeden bahsedilmek-
113
Bkz., Oğuzman/Öz, C. il, s. 406 vd.; Akıncı, s. 259 vd.; Kıhçoğlu, s. 784-785; Garanti
sözleşmesi Türk Borçlar Kanununda düzenlenen bir sözleşme değildir. Kendine özgü ya-
pısı olan bu sözleşme) e TBK. m. 128'de düzenl enmiş olan üçünc ü kişinin fiilini üstlen-
meye ilişkin hükümler kıyasen uygulanmalıdır. Bkz.,
Eren, s. 1154 vd..
114
Becker, Art. 178, N. 1, s. 824;
115
Üçüncü kişinin fiilini üstlenme TBK. m. l 28'de; "Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına
karşı üstlenen, bu
fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle) Ukümlüdür. Be-
lirli birsüre için yapılan üstlenmede, s ürenin bitimine kadar üstlenene e dimini ifa etmesi
için yazılı olarak başvurulmaması halinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği ka-
rarlaştırılabilir" şeklinde düzenlenmiştir.
55
tedir
116
•
Başka bir ifade ile alacaklı (vaad ettiren) ile borçlu (vaad eden) ara-
sında, sözleşmenin tarafı olmayan bir UçUncU kişi yararına bir edimin ifası
kararlaştırılmaktadır. Bu sözleşmede vaad eden, vaad ettirene borç ilişkisin-
den doğan borcunu üçüncü kişiye ifa etmey i taahhüt etmektedir. Üçüncü kişi
yararına söz leşme ile i.lçi.lncU kişiye, vaad eden tarafından yapılacak ifayı
sadece kabul yetkisi yanında ayrıca ifayı borçludan talep edebilme yetkisi de
verilebilmektedir. Üçüncü kişiye, ifayı borçludan talep edebilm e yetkisinin
verildiği hallerde ise tam üçüncü kişi yararına sözleşme söz konusudur
111
•
Üçüncü kişi yararına sözleşmenin en önemli öz elliği, alacaklı ve bor çlu
arasında yapılan sözleşme ile üçüncü kişi lehine bir menfaatin kararlaştırıl-
masıdır
118
.
Doktrinde tartışmalı olmakla birlikte bu menfaatin mutlaka mal-
varlığına ilişkin bir menfaat olması gerekmez
119
.
Bu menfaat üçüncü kişinin
malvarlığının aktifini arttırma yönünd e gerçekleşebileceği gibi, malvarlığı-
nın pasifinin azaltılması yönünde de gerçekleşebilmektedir. Üçüncü kişi
yararına sözleşmenin bu özelliği nedeniyle, borcun üstlenilmesinin hukuki
niteliği itibariyle üçüncü kişi yararına bir sözleşme olduğu düşüncesine da-
yalı bir teori de savunulmuştur
120
. Üçüncü kişi yararına sözleşme ile borcun
üstlenilmesi arasında bir bağlantı kurulması, borcun üstlenilmesinin borçlu
bakımından kurtarıcı bir etki yaratmasına dayandırılmaktadır. Gerçekten de
borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılan sözleşme ile borçlu borcundan
kurtulmakta ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi geçmektedir. İşte bu
noktada borçlunun borcundan kurtarılması onun yararına bir menfaatin sağ -
lanması söz konusu olduğundan, borcu üst lenenle alacaklı arasındaki söz-
leşme, üçüncü kişi yararına bir sözleşme olarak kabul edilmiştir. Ancak bor-
cun üstlenilmesi tamamen farklı bir hukuki kurum olup, üçüncü kişi yararına
sözleşme ile açıklanamaz. Öncelikle borcun üstlenilmesi ve üçüncü kişi ya-
rarına sözleşme farklı amaçlara hizmet eden birbirlerinden bağımsız iki ayrı
kurumdur. Bu nedenle bu iki kurumun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Diğer taraftan, özellikle tam üçüncü kişi yararına sözleşmede, üçüncü kişi,
taraflar arasında akdedilen sözleşmenin konusunu oluşturan edimin ifasını
116
Bkz., Akyol, s. 9 vd.; Eren, s. 1141-1142; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 218
vd.;
von Tuhr, s. 716 vd.; Akıncı, s. 260 vd.; Oğuzman/Öz, C. il, s. 436 vd.
117
Bkz., Eren, s. 1146; Akyol, s. 10-11; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 218 vd.;
von Tuhr, s. 716 vd.; Akıncı, s. 260 vd.; Oğuzman/Öz, C. il, s. 436 vd.
118
Üçüncü kişi yararın a sözleşme TBK. m. l 29'da; "Kendi adına sözleşme yapan kişi,
sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü ki-
şiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların
amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu du-
rumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bil-
dirdilı..1en sonr a, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da
değiştiremez" şeklinde düzenlenmiştir.
119
Bu tartışmalar için bkz., Akyol, s. 12 vd.
ııo Bkz., Wendt, s. 13-33.
56
talep edebilme hak ve yetkisine sahiptir
121
. Oysa borcun Ustlenrlmesi için
alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında sözleşmenin kurulmasıyla
birlikte, borçlunun yerini borcu üstlenen alır ve borçlu sadece borcundan
kurtulur. Buna karşılık herhangi bir hak veya yetkiye sahip olmaz.
Üçüncü kişi yararına sözleşmede, üçüncü kişinin alacak hakkını kazan-
masına rağmen, borç ilişkisinde taraf sıfatına sahip olmaması ve vaad ettire-
nin "alacaklı taraf' olmaya devam etmesi nedeniyle alacak hakkı dışında
doğan diğer bütün hakların vaad ettirene ait olduğu kabul edilmektedir
122
•
Oysa borcun üstlenilmesinde·borçlunun kişiliğine bağlı olanlar dışındaki her
türlü savunma hakları ile bağlı haklar, borcu üstlenene geçmektedir. Ayrıca,
tam üçüncü kişi yararına sözleşmede borcun ifası hem üçüncü kişi, hem de
vaad ettiren tarafından talep edilebilmektedir. Bu talebe rağmen borçlu tara-
fından üçüncü kişiye ifada bulunulmazsa hem vaad ettiren hem de üçüncü
kişi bu yüzden uğradıkları zararların tazminini gerek birlikte gerekse birbi-
rinden bağımsız olarak talep edebilirler. Buna karşılık, borcun üstlenilme-
sinde üstlenen üçüncü kişi tarafından borcun ifası sadece alacaklı tarafından
talep edilebilir ve ifanın gerçekleşmemesi halinde sadece alacaklı uğradığı
zararların tazminini talep edebilir. Tüm bu nedenlerle, borcun üstlenilmesi
ile üçüncü kişi yararına sözleşmenin birbirinden ayrı ve bağımsız kurumlar
olduğu söylenebilir
123
.
121
Eren, s. 1146; Akyol, s. 10-11.
122
Bu haklar özellikle yenilik doğuran haklar ile savunmalar ve itirazlardan o1uşmak."tadır.
Bkz.,
Eren, s. 1149.
123
Borcun üstlenilmesi ile üçüncü kişi yararına sözleşme arasında bir bağ kurup, hatta bor-
cun üstlenilmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme ile açıklayan görüşler esas itibariyle
ipotekli taşınmazın devri halinde borcun da alıcı tarafından üstlenilmesi için üçüncü ki şi
yararına sözleşmenin şart olduğunu kabul etmektedirler. Çünkü bu düşünceye göre ipo-
tekli taşınmazın devri halinde ipoteğin teminat altına aldığı borcun üstlenilmes i, öncelik-
le üçüncü kişi lehine sözleşme ile mümkündür. Bundan dolayı alacaklı, üstlenene karşı
kendi hakkı dolayısıyla değil, aksine borçlu ile borcu üstlenen arasındaki sözleşmeden
dolayı ifayı talep etme hakkına sahiptir. Bu durum borcun üstlenilmesinin üçüncü kişi
yararına bir sözleşme olduğunu göstermektedir. Borcu üstlenen alacaklıya karşı kendisi-
nin borçlu ile aralarındaki sözleşmeden doğan bütün savunma ve itirazlarını ileri süre-
bilmektedir. Ancak alacaklı lehine borçlu sözleşmesi ile henüz borçtan kurtuluşu gerçek-
leşmez. Alacaklı daha ziyade önceden olduğu gibi kendisi ile sözleşmesi bulunana müra-
caat edebilir ve ilaveten borçlu sözleşmesinden doğan hakkı sebebiyle üstlenene müraca-
at edebilir. Eğer alacaklı, borçlunun talebi üzerine üstleneni yeni borçlu olarak kabul etti-
ğini beyan etseydi ve bu beyana borçlunun borçtan kurtulması bağlanmış olsaydı, üçüncü
kişi lehine sözleşme yardımı ile de eski borçlu lehine borçtan kurtarılma etkisi meydana
getirilmiş olurdu. Ancak alacaklıya bu işleme onay verip vermediği her zaman sorulmaz.
Buna karşılık, borçlu ile borcu üstlenen ar asında alacaklı yararına yapılan sözleşmede
borcun devri etkisi bulunduğu için alacaklının katılması veya en azından fikrinin alınma-
sı gerektiği kabul edilmektedir. Bkz.,
Wendt, s. 13-14.
57
V. Söz/eşmenin Devri ile Karşılaştırılması
Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede ka-
lan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma
sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır
(TBK. m. 205)
12
4.Sözleşmenin devrinde, bir borç ilişkisindeki münferit bir
borcun borçlusunun değişmesi değil, borç ilişkisinde borçlu veya alacaklı
tarafın tamamen değişmesi söz konusudur. Başka bir ifade ile borcun üstle-
nilmesinde borç ilişkisindeki sadece borçlu taraf değişmekte iken, sözleşme-
nin devrinde borç ilişkisindeki borçlu taraf değişmekte ve sözleşmeden do-
ğan bütün hak ve yükümlülükler yeni borçlu ile de vam etmektedir
125
• Söz-
leşmeyi devralan kişi, sadece sözleşmeyi devreden kişinin taraf sıfatını ka-
zanmayıp, aynı zamanda sözleşmede yerine geçtiği kişinin hukuki statüsünü
de kazanmaktadır. Bu nedenle sözleşmenin devri suretiyle sözleşmeye giren
kişi, sözleşmeden ayrılan tarafın sahip olduğu hak ve borçlara sahip olur.
Oysa borcun üstlenilmesinde üçüncü kişi sadece borcu üstlenmekte ve ala-
caklı ile borçlu arasındaki asıl borç ilişkisi varlığını korumaktadır
126
• Örne-
ğin A'nın dairesini 1 yıllığına K'ya kiralaması halinde, bir aylık kira bedeli-
nin Ü tarafından üstlenilmesi halinde borcun üstlenilmesi, buna karşılık kira-
124
Geniş bilgi için bkz., Ayrancı, s. 33 vd.; Berger, s. 811 vd.; Oğuzman/Öz, s. 616 vd.;
KıJıçoğlu, s. 801 vd.; Eren, s. 1255; Schwenzer, s. 569 vd.; Larenz, s. 616 vd.;
Hirsch, N. 1229.
125
Eren, s. 1255-1256; Ayrancı, s. 116 vd.; Musielak, s. 517 vd.
126
Sözleşmenin devri, borç ilişkisinin tümünün aktarılmasını içerdiğinden tek parçalı (müte-
canis) bir hukuki işlemdir ve birçok sayıda alacak devri ve borç üstlenilmesine bölün-
memesi gerekir. Ayrılan ve kalan sözleşme tarafı için bu işlem tüm borç ilişkisini kapsa-
yan bir tasarruf işlemi, buna karş ılık sözleşmeye giren taraf için ise bir taahhüt işlemidir.
Tüm tarafların hukuki durumunu ilgilendirdiği için hem devralan, hem devreden hem de
sözleşmede kalan tarafından sözleşmenin devrine rıza gösterilmesi gerekir. Sözleşmenin
devri genellikle sözleşmeden ayrılan taraf ile sözleşme) i devralan arasında kararlaştırıl-
mış olsa da, bu sözleşmenin geçerli olabilmesi için bu sözleşmenin sözleşmede kalan
kişi
tarafından da onaylanması gerekir. Çünkü bu kişi sözleşmeden ayrılan kişiye karşı olan
haklarından vazgeçmektedir. Borcun üstlenilmesinden farklı olarak sözleşmenin devrinde
aynı zamanda bir ifanın yüklenilmesi söz konusu değ ildir. Çünkü sözleşmeyi devralan
ancak sözleşmeden doğan hakları kendisine geçtikten sonra herhang i bir taahhüdü üst -
lenmek.i:edir. Devir sözleşmesinin geçerli hale gelmesi ile sözleşmeden ayrılan tarafın
tüm hukuki konumu söz leşmeye sonradan giren devralana geçer. Özellikle sürekli borç
ilişkisi doğuran sözleşmelerin devrinde genellikle devirden sonra doğacak hakların dev -
redilmesi amaçlanmaktadır. Devralanın sözleşmeden ayrılana ait geriye dönük taahhütle-
rini de o dönem için üstlenip üstlenmeyeceği (örneğin birikmiş kira borçları) bir yorum
sorunudur ve tereddüt haline genellikle bunların üstlenilmeyeceği kabul edilmektedir.
Sözleşmenin devri kapsamına alınmayan yükümlülükler, söz
leşmeyi devreden üzerinde
kalır. Başka bir ifade ile sözleşmeden ayrılan taraf her durumda daima borç ilişkisinden
kaynaklanan tüm yükümlülüklerden muaf olmuş olmaz. Örneğin sözleşmeyi devrederek
ayrılan tarafa ait önceden doğmuş bir tazminat hakkı devrin kapsamı dışında tutulabilir.
Bkz.,
Larenz, s. 618.
58
cı tarafı� kira sözleşmesinden doğan her tUrlU hak ve borçları ile kiracılık
sıfatını U'ye devretmesi halinde ise sözleşmenin devri söz konus udur.
VI. Borca Katılma İle Karşılaştırılması
A. Genel olarak borca kahlma
Borca katılma sözleşmenin devri gibi Türk hukukunda ilk defa 6098 sa-
yılı Kanunla kabul edilen bir hukuki kurumdur. TBK . m. 20 l 'de yer alan
düzenlemeye göre, borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer
almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile bir-
likte müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedi�
27
• Bor-
ca katılma sözleşmesinin hüküm ve sonuç doğurmasıyla birlikte, borca katı-
lan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Böylece alacak-
lı, sadece borçluya karşı ileri sürebileceği talep hakkını, borçluyla birlikte
aynı zamanda borca katılana karşı da ileri sürebilme hakkını kazanmakta-
dır
128
. Borca katılma ile birlikte, alacaklı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkiye
tamamen yabancı bir üçüncü kişi, borçlunun yanında ikinci bir borçlu olarak
ve asıl borçlu sıfatıyla borç ilişkisine dahil olmaktadır. Başka bir ifade ile
borca katılmada borçlu taraf değişmemekte, eski borçlunun hukuki duru-
munda veya statüsünde bir değişiklik meydana gelmeksizin, sadece borçlu
yanında bir üçüncü kişi asıl borçlu sıfatıyla müteselsilen sorumlu olacak
şekilde borç ilişkisine girmektedir
129
.
Doktrinde, Berger tarafından borca katılmanın iki şekilde gerçekleşebi-
leceği kabul edilmektedir
130
. Bunlardan ilki, borca katılacak olan üçüncü kişi
ile alacaklı arasında kurulan bir sözleşme ile gerçekleşmesidir. Katılan ala-
caklıya belli bir borç için borçlunun yanında, borçluy la birlikte sorumlu ola-
cağına ilişkin bir taahhütte bulunmaktadır. Borçlu ile alacaklı arasındaki asıl
borç ilişkisi, üçüncü bir kişinin de borçlu olarak katılması ile genişler. Ancak
bunun dışında gerek borç ilişkisinde, gerekse taraflar ve bunların hukuki
statülerinde herhangi bir değişiklik olmaz. Borca katılma sözleşmesi ile bir-
likte, bu sonuç kendiliğinden doğar ve borçlunun iradesine bile gerek yoktur.
127
Borca katılma konusunda geniş bilgi için bkz., Altay, s. 3 vd.; Şener, s. 1279 vd.;
Schwenzer, s. 567; Berger, s. 81O vd.; Eren, s. 1254; Oğuzman/Öz, C.
il, s. 608 vd.;
Kılıçoğlu,
s. 795 vd.; Prütting/Wegen/Wcinreich, § 414-415, N. 12, s. 683; Musielak,
s. 516 vd.
128
Schwenzer, s. 567; Berger, s. 81O; Prütting/Wegen/Weinreich, § 414-415, N. 12,
s. 683. Bunun en önemli nedeni ise, borca katılan kişinin alacaklıya karşı, borçlu ile bir-
likte müteselsilen sorumluluğu üstlenmiş olmasıdır. Kaldı ki, borca katılmayı düzenle�en
TBK. m. 201'de, "
katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu do-
ğuran bir sözleşme...."
Hükmü yer almaktadır.
129
BGE 129 lll 701; Schwenzer, s. 567; Berger, s. 81O.
130
Berger, s.81O.
59
Berger'e göre borca katılmanın ikinci şekli borçlu ile borca katılacak olan
üçüncü kişi arasında yapılacak bir sözleşme ile gerçekleşmektedir. Bu du-
rumda katılan kişi borçluya, borcun ifasını alacaklıya onun yararına
gerçek-
leştireceğini vaat etmektedir. Borçlu ve borca katılan alacaklının her ikisin-
den de, borcun ifasını serbestçe talep edebileceğini aralarında kararlaştır-
maktadırlar. Borca katılmanın bu şekilde gerçekleşebilmesi için de alacaklı-
nın sözleşmeye katılması veya onay vermesi ne gerek yokturrn. Borca ka-
tılma için gerek borçlunun gerekse alacaklının onay vermesi veya sözleşme-
ye katılmasının aranmaması eleştirilmektedir. Gerçekte de, bu görüşe gö-
re
132
, borç ilişkisi alacaklı ile borçlu arasında kurulan nisbi bir ilişkjdir. Bu
ilişkinin, taraflarından birisinin tek taraflı iradesi ile değiştirilmesi mümkün
değildir. Bu nedenle borca katılmanın da, sadece alacaklının iradesi ile ger-
çekleştirilememesi başka bir ifade ile alacaklı, borçlu ve borca katılan üçün-
cü kişi arasında yapılacak bir sözleşme ile gerçekleştirilmesi gerekir. Bu
nedenle borçlunun katılımı ve hatta bilgisi olmaksızın alacaklının borca katı-
lan kişi ile bir anlaşma yaparak, borca bu kişiyi de müteselsilen borçlu olarak
dahil etmesi hem llisbilik ilkesine hem de borca aykırılık teşkil eder. Kaldı
ki, borca katılan üçüncü kişi edimi ifa eder ve alacaklı da bunu kabul ederse,
artık asıl borçlunun edimini ifa etmesi imkansız hale gelmiş olur. Sonuç
olarak, alacaklı kendi kusurlu davranışı ile borçlu bakımından edimin ifasını
imkansız hale getirmek suretiyle borca aykırı davranmış olur. Ancak kanı-
mızca bu görüşe tam olarak katılmak mümkün değildir. Çünkü borca katıl-
mada üçüncü kişi dar anlamda borç ilişkisinde sadece tek bir borç için borç-
lunun yanında yer almakta, borç ilişkisinin tamamı için borçlunun yanında
yer almamaktadır. Başka bir ifade ile borca katılma sadece tek bir borç için
borçlu yanında yer almayı amaçladığı ve sözleşmeye katılmayı amaçlamadı-
ğı için, bunun nisbilik ilkesine veya borca aykırılık şeklinde değerlendiril-
mesi isabetli değildir. Ayrıca, alacağın temliki veya borcun üstlenilmesinde
de, borçlunun katılımına gerek kalmaksızın gerek alacaklı ile alacağı devra-
lan üçüncü kişi, gerekse borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasında ya-
pılan sözleşmelerle taraf değişiklikleri gerçekleşebilmektedir. Nisbilik ilke-
sine aykırı sonuç doğurduğu söylenemeyecek bu tür taraf değişiklikleri için
kabul edilen esasların borca katılma için de kabul edilmesinde hukuken bir
mahsur görülmemelidir
133
.
Borca katılmanın geçerli olarak hüküm ve sonuç doğurabilmesi için her
şeyden önce geçerli bir borcun bulunması gerekir. Borcun mevcut olmadığı
veya geçersiz olduğu hallerde borca katılmada geçersiz olur
134
.
Borca katıl-
131
Schwenzer, s. 567; Berger, s. 811.
132
Bu görüş için bkz., Kılıçoğlu, s. 795-796.
133
Aynı yönde bkz., Oğuzman/ Öz, s. 61O.
134
Schwenzer, s. 567; Berger, s. 81O.
60
)3;
ma kural olarak özel bir sekil şartına bağlı değildir
135
.
Ancak hukuki niteliği
itibariyle teminat fonksiyonu amacını taşıması nedeniyle kefalet sözleşme-
sinde şekil için aranan şaı11arın burada hatırlanması gerekir. Gerçekten de
TBK m. 603'de yer alan, "Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve ��in
rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine
ılış-
kin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır" hükmü-
nün aynı zamanda teminat amacı güden borca katılma için de uygulanması
gerekir
136
•
Borca katılma ile eski borçlu ve borca katılan TBK. m. 162 vd.
anlamında müşterek borçlu durumundadırlar. Bu nedenle alacaklı alacağını
müşterek borçluluk hükümleri gereğince asıl borçlu veya borca katılan�an
talep etme hak ve yetkisine sahiptir. Ayrıca borçlunun, borca katılma anında
alacaklıya karşı sahip olduğu her türlü itiraz ve savunmalar borca katılan
tarafından da aynen kullanılabilmektedir
137
.
Borca katılmada katılanın so-
rumlu olacağı borcun kapsamı, borcun katılma anındaki dunımuna göre be:
lirlenir. Başka bir ifade ile borca katılan, sadece borcun katılma anındakı
durumu ile alacaklıya karşı sorumlu olur.
B. Borcun üstlenilmesi ile karşılaştırılması
Borca katılmanın gerçekleşmesi ile birlikte, borçlu borcundan kurtul-
mamakta, bilakis borcu sıfatıyla bütün sorumluluğu aynen devam etmekte-
dir
138
.
Sadece borca katılan üçüncü kişi, borçlu ile birlikte borçlunun yanında
aynen borçlu gibi müteselsilen sorumluluk altına girmektedir. Başka bir
ifade ile katılma işleminin gerçekleşmesi ile birlikte, alacaklı karşında tek bir
borçlu yerine müteselsilen sorumlu iki borçlu ortaya çıkmaktadır. İşte bor-
cun üstlenilmesi ile borca katılma arasındaki temel fark bu noktada ortaya
çıkmaktadır
139
.
Gerçekten de, borcun üstlenilmesinde borç aynı kalma üzere
borçlu taraf borcundan tamamen borcundan kurtulmakta ve onun yerine
borcu üstlenen üçüncü kişi geçmekte iken, borca katılmada borçlunun borç
ilişkisinden çıkması gibi bir durum söz konusu değildir. Borç ilişkisinde
borçlu aynı kalmakta, sadece onunla birlikte müteselsilen sorumlu olacak
üçüncü kişi borç ilişkisine borçlu olarak girmektedir. Bu durum alacaklının
borçlu dışında, borçlu ile aynı ve eşit düzeyde sorumluluğa sahip üçüncü bi r
kişiye de başvurma hakkını kazandırması borca katılmanın aynı zamanda
Oğuzman/üz, s. 609; Schwenzer, s. 568; Altay, s. 138 vd.
136
Bkz., Oğuzman/ü
..
z, s. 609.
137
Schwenzer, s. 568; Schmidt, s. 68 vd.; Westermann, s. 1727 vd.; Berger, s. 810-811.
138
Oğuzman/Öz, s. 609; Schwenzer, s. 568; Altay, s. 138 vd.; Schmidt, s. 68 vd.; We-
stermann,
s. 1727 vd .
139
von Tuhr/Escher, s. 383; Schmidt, s. 68 vd.; Westermann, s. 1727 vd.; Berger,
s. 81O; Schwenzer, s. 567.
61
teminat fonksiyonuna sahip bir hukuki kurum olduğunu gös termektedir
140
.
Borcun üstlenilmesi ise, bu tür bir teminat amacı gütmeksizin veya teminat
fonksiyonuna sahip olmaksızın sadece borçlu tarafın değişmesi amacına
hizmet eden bir hukuki kurumdur. Diğer taraftan, borca katılma TBK. m.
201 gereğince, alacaklı ile borca katılan arasında yapılan bir sözleşme ile
gerçekleşmektedir. Başka bir ifade ile borca katılmanın hüküm ve sonuç
doğurabilmesi için borçlunun bu sözleşmeye katılması şartı aranmamaktadır.
140
Bkz., Şener, s. 1281 vd.; Schmidt, s. 68 vd.; Westermann, s. 1727 vd.
İkinci Bölüm
BORCUN İÇ ÜSTLENİLMESİ
§5. GENEL OLARAK BORCUN İÇ ÜSTLENİLMESİ
Bir borç ilişkisinde, borçlunun borcunu üçüncü bir kişiye devretmek su-
retiyle borcundan kurutulabilmesi için her şeyden önce, üçüncü kişi ile arala-
rında borcun iç üstlenilmesi işleminin gerçekleştirilmesi gerekir
141
.
Borcun iç
üstlenilmesi işlemi ise, TBK. m. 195'de düzenlenen borcun iç üstlenmesi
sözleşmesinin yapılması ile mümkündür
142
.
Gerçekten de TBK. m. 195/l'de,
" ....borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi borçluyu borcundan kur-
tarma yükümlülüğü altına girmiş olur..." hükmüne yer verilerek, iç üstlen-
menin borçlu ile üçüncü bir kişi arasında yapılacak iç üstlenme sözleşmesi
ile gerçekleştirilebileceği düzenlenmiştir
143
.
O halde, borcun iç üstlenmesi
141
Keller/Schöbi, s. 74; Kostkiewicz/NobeJ/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 1, s. 393,
Schwenzer, s. 560; Gauch/ Scbluep/Schmid/Emmenegger, s. 272-273; Eren, s. 1243-
1244; Becker, Art. 175, N. 1-2, s. 814; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 1, s. 848;
Tunçomağ, s. 1125; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 269 vd.; Oğuzman/Öz, C.
Il, s. 587 v d;
Kılıçoğlu, s. 785 vd.; Hasler, s. 58 vd.; Schurter, s. 21 vd.; Meier, s. 7 vd.;
Esser/Schmidt, s. 613 vd.; Buscbe/Noack/Rieble, J. von Staudinger, § 414, N. 1 vd, s.
267 vd ;
Strohal, s. 5 vd.; Schmidt-Kessel, s. 282 vd.; Larenz, s. 602 v d. İç üstlenme
sözleşmesi kavramı dok.irinde ağırlıkla Türk/İsv içre hukukçuları tarafından kullanılmak-
tadır. OR. Art. l 75'de de, BGB
§ 415'de de borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasın-
daki sözleşme" düzenlenmiş olsa da, Alman hukukunda borcun iç üstlenilmesi kavramı
tercih edilmemektedir. Bu daha çok ifanın üstlenilmesi adı
�la anılmaktadır. Bunun en
önemli sebepleri arasında ise BGB § 4 l 5'de borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasın-
daki sözleşmeye alacaklı tarafından onay verilmemesi halinde bunun ifa üstlenilmesi ola-
rak kabul edileceğinin düzenlenmesi yatmaktadır. Bkz., Schlechtriem/Scbmidt- Kessel,
s. 369, N. 813; Brox/Walker, N. 10, s. 379-380.
142
Dok.irinde, alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan sözleşme ile borçlunun borcundan
kurtulmasını sağlayan borç üstlenilmesinin daha fazla sorun ve tartışma yaratmadığı asıl
sorun ve tartışmaların Delbrück'ün de kabul ettiği gibi borçlu sözleşmesi adıyla anılan iç
üstlenme sözleşmesinden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Bu sorun nedeniyle iç üst-
lenme sözleşmesinin hukuki niteliğini açıklamaya çalışan çok sayıda teori geliştirilmiştir.
Bkz.,
Kornder, s. 11 vd.
143
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273-274; von Tuhr/Escher, s. 384 vd.;
Schwenzer, s. 560-561; Berger, s. 800-801; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art.
175, N. 3, s. 393;
Keller/Schöbi, s. 74-75; Tunçomağ, s. 1125; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/Altop, s. 269 vd.; Oğuzman/Öz, C. 11, s. 587 vd.; Becker, Art. 175, N. 1-3,
s. 814; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 1-2, s. 848; Uygur, s. 855.Benzer düzen-
leme BGB
§ 415'de yer almaktadır. Anılan düzenleme; "Borç nakli, üçüncü kişi ile borç-
64
sözleşmesi ile üçüncü kişi, borçluyu borcundan kurtarmamakta, sadece borç-
luyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmektedir. Böylece, borçlu
ile üçüncü kişi arasında akdedilen iç üstlenme sözleşmesi, alacaklıya karşı
herhangi bir hüküm doğurmadığı gibi, borçlunun alacaklıya karşı olan yü-
kümlülüğünde de bir değişiklik yaratmaz
144
. Bu nedenle, borcun iç üstlenme
sözleşmesi doktrinde "ifanın devri" veya "ifanın üstlenilmesi"
(=Erfallungsübernahme)
145
veya "borçtan kurtanna vaadi"
(=Befreiungsversprechen) kavramı ile de ifade edilmektedir
146
• Üçüncü kişi-
nin borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi ile borçluya karşı üstlenmiş olduğu
borçtan kurtarma vaadi, ancak borcun bizzat ifası ya da alacaklının rızasıyla
borcun üstlenilmesi suretiyle yerine getirilmektedir (TBK. m. 196). Dolayı-
sıyla üçüncü kişi TBK. m. 196 gereğince alacaklıyla dış üstlenme sözleşmesi
yaptığında, bu sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başladığı an-
dan itibaren borçlu konumuna geçecek ve böylece borçlu da borcundan kur-
tulmuş olacaktır
147
. Doktrinde borcun üstlenilebilmesi için iç üstlenme söz-
leşmesinin yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmiş olsa da, kanımızca en
azından Türk hukuku bakımından bunu söylemek mümkün değildir
148
•
Ger-
lu arasında kararlaştırılmışsa, bunun geçerliliği alacaklının onayına bağlıdır" hükmünü
içermektedir.
144
Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. ı 75, N. 3-4, s. 393; von Tuhr/Escher, s.
384 vd.; Berger, s. 801; Keller/Schöbi, s. 75; Tunçomağ, s. 1125; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/Altop, s. 269 vd.; Oğuzman/Öz, C. il, s. 587 vd.; Gauch/ Schluep/Schmi�/
Emmenegger, s. 274; Schwenzer, s. 560-561; Becker, Art. 175, N. 4, s. 81:ı;
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 1-2, s. 848; Prütting/Wegen/ Weinreich, § 414-
415, N. 18, s. 684.
145 Brox/Walker, N. 10, s. 379-380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 369, N. 813; Hasler,
s. 58 vd.; Medicus/Lorenz, s. 380 vd.; İnan, s. 393. İfanın üstlenilmesi kavramı daha
çok Alman hukukunda tercih edilen bir kavramdır. İfanın üstlenilmesi Alman Hukukun-
da BGB
§ 329'da ayrıca düzenlenmiş olsa da, BGB § 415'de borçlu ile borcu üstlenen
üçüncü kişi arasındaki sözleşmeye alacaklı tarafından onay verilmemesi halinde bunun
ifa üstlenilmesi olarak kabul edileceğinin düzenlenmesi yer almak.1adır.
146
Bkz., BGE 92 ili 57; BGE 118 V 229; BGE 11O il 342.
147
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 278; Schwenzer, s. 563; BGE 121 ili 256;
Honsell, Art. 176, N. 7, s. 683; Becker, Art. 178, N. 1, s. 824; Berger, s. 802; von
Tuhr/Escher, s. 389; Keller/Schöbi, s. 80.
148
Aynı yönde bkz., Kılıçoğlu, s. 785-786. Gerçekten de yazara göre, "Borcun üstlenilmes i
öncelikle borçlunun istek ve iradesini gerek.1irir. Borçlunun iradesi ve isteği dışında borç
ilişkisinden uzaklaştırılıp onun yerine bir başkasının geçirilmesi mümkün değildir. Aynı
şekilde alacaklı da borçlunun iradesi olmadan onun yerine borç ilişkisini bir başkasıyla
devam ettirmesi de mümkün değildir. Alacaklı, borçlunun iradesi olmaksızın onun yerine
borç ilişkisini bir başkası ile devam ettirirse, borca aykırı davranmış olur. Bu durumda
borçlunun borcunu ifa etmesini imkansız hale getirmesinden dolayı TBK. m. 112 gere-
ğince sorumlu olur" . Bkz., KJlıçoğlu, s. 785; Farklı görüşler için bkz., Oser/
Schönenberger, s. 1021; Becker, Art. 176, N. 3, s. 819; Tunçomağ, s. 1127; Honsell/
Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 5, s. 852.
65
çekten de, TBK. m. 196'da borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcun-
dan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle
gerçekleşeceği düzenlenirken, aslında bundan iç üstlenme sözleşmesinin
yapılmasına gerek olmadığı anlamının çıkarılmaması gerekir. Eğer öyle ol-
saydı iç ü
��lenme sözleşmesini düzenleyen TBK. m. 195 hükmüne gerek
kalmazdı. üte yandan, kanımızca, borcun üstlenilebilmesi için iç üstlenme
sözleşmesine gerek olmadığı düşüncesi Alman hukuku bakımından savunu-
labilir. Gerçekten de, Alman hukukunda BGB § 414 ve § 415'de borcun
üstlenilmesinin iki ayrı yolu düzenlenmiştir. Bunlardan ilişki BGB § 414'de
yer alan alacaklı ile borçlu arasında akdedilen sözleşmedir. Gerçekten de
Alman kanun koyucusu bu konuda duraksamaya yer bırakmayacak şekilde
BGB § 414'de alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan söz-
leşme ile borcun üstlenilebileceğini ve buna borçlunun katılımına gerek ol-
madığını açıkça düzenlemiştir. Buna karşılık TBK. m. 196 TBK. m. l 95'de
yer alan iç üstlenme söz leşmesinin sanki devamı ve onun tamamlayıcısı gibi
bir hüküm koymak suretiyle iç üstlenme sözleşmesinin borçlu değişimi için
yeterli olmadığı; ayrıca birde dış üstlenme sözleşmesinin yapılması gerekti-
ğini düzenlemiştir. Yoksa bu, iç üstlenen sözleşmesi yapılmaksızın dış üst-
lenme sözleşmesinin yapılabileceği şeklinde yorumlanamayacak açıklıkta bir
düzenlemedir.
İç üstlenme sözleşmesinin öncelikli olarak benzer kurumlardan farkları-
nın ortaya konularak ayırt edilmesi gerekir. Borcun iç üstlenilmesi sözleşme-
si her şeyden önce sözleşmenin üstlenilmesinden (devrinden) farklıdır . Bor-
cun iç üstlenilmesi sözleşmesinin amacı sadece tek bir borç için borçluyu
borcundan kurtarılması taahhüdünden ibaret olup hak ve yükümlülüklerden
oluşan tüm bir sözleşme ilişkisinin üstlenilmesinin taahhüt edilmesi söz ko-
nusu değildir
149
. Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve
sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden do-
ğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir
sözleşmedir
150
.
Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve söz-
leşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan
onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir
(TBK. m.
205). Sözleşmenin üstlenilmesi alacaklı, borçlu ve sözleşmeyi üstlenen ara-
sında gerçekle şen bir sözleşme olup, alacaklının ifanın yüklenilmesini doğ-
rudan doğruya sözleşmeyi üstlenenden talep edebilmesinin kararlaştırıldığı
durumlarda da taraflar arasında duruma göre borcun iç ve dış üstlenilmesi
gerekse üçüncü kişi lehine sözleşmenin de söz konusu olabileceği kabul
149
Bkz., Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 8, s. 394; Ayrancı, s. 116 vd.
150
Ayrancı, s. 33 vd.; Berger, s. 811 vd.; Oğuzman/ Öz, s. 616 vd.; Kıhçoğlu, s. 801 vd.
66
edilmektedir
151
. Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi borçlu ile borcu üstlene-
cek olan üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme olduğu için, borcun dış
üstlenilmesi sözleşmesinden de farklıdır (TBK. m. I96)
152
• Gerçekten de dış
üstlenme sözleşmesi ile üçüncü kişi, ya iç üstlenme sözleşmesi ile borçluya
karşı üstlendiği borçtan kurtarma vaadini yerine getinnek üzere alacaklıyla
bir sözleşme yapmakta veya doğrudan doğruya alacaklıya ödemede buluna-
rak üstlenmiş olduğu vaadi bizzat yerine getirmektedir
153
•
Borcun iç üstlenilmesi söz leşmesi, özellikle üçüncü kişinin fiilini üst-
lenme veya üçüncü kişi yararına sözleşmeden de farklıdır. Gerçekten de,
üçüncü kişinin fiilini üstlenmede, üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı
üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlü-
dür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede
'
sürenin bitimine kadar üstlene
.
-
ne edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması halinde, üstlenenın
sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilmektedir (TBK. m. 128). Yine,
üçüncü kişi yararına sözleşmede de kendi adına sözleşme yapan kişi, söz-
leşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin
üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye ha-
lef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde
edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar
bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borç-
luyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez
(TBK. m. 129). Netice itibariyle, borcun üstlenilmesi ve önceki borçlunun
borcundan kurtularak onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişinin geçebilmesi
için üçüncü kişinin borçtan kurtarmaya yönelik vaadini içeren borçlu ile
aralarında iç üstlenme sözleşmesinin yapılması gerekir
154
•
151
Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Aıt. 175, N. 8, s. 394; HonselVVogt/Wiegand,
Art. 175, N. 2, s. 848; Karş., Oser/Schönenberger, s. 1O16 vd.
152
Bkz., Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273 vd.; Schurter, s. 46 vd.; Üstlenen
ve borçlu arasında yapılan sözleşme, genel olarak borcun iç üstlenilmesi olarak adlandı-
rılmaktadır, bkz., Meier, s. 7 vd.; Hasler, s. 58 vd. Alman Hukukunda ise ifanın üstle-
nilmesi kavramı kullanılmaktadır. Bkz., Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 369, N. 813;
Brox/Walker, N. 1O, s. 379-380.
153
Meier, s. 7-8; Kostkiewicz/Nobel/S chwander/Wolf, Art. 176, N. 1 vd. s. 394 vd.;
Becker, Art. 176, N. 1 vd. s. 819 vd.; Eren, s. 1246; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop,
s. 270; Oğuzman/Öz, C. il, s. 590
vd.; Kılıçoğlu, s. 787; Hasler, s. 58 vd.;
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 1 vd., s. 851 vd.; Schurter, s. 38 vd.; Tunçomağ,
s. 1126; Keller/Schöbi, s. 76 vd. Uygur, s. 855.
154
Doktrinde, borçlunun borcundan kurtularak onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişinin
geçmesini sağlayan dış üstlenme sözleşmesinin yapılabilm esi için ayrıca birde iç üstlen-
me sözleşmesine gerek olmadığını savunan görüşler de bulunmaktadır. Bu konudaki gö-
rüşler için bkz., Hasler, s. 76 vd;
67
§6. BORCUN İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN KONUSU
/. Bir Borcun Varlığı
A. Genel olarak borç kavramı
Borcun iç üstlenme sözleşmesi için her şeyden önce hukuki anlamda bir
borcun bulunması gerekir
155
. Hukuki anlamda borç olarak kabul edilmeyen
yükümlülükler, borcun üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturamaz
156
.
Borcun çekişmeli olması, icra takibine konu olması, dava konusu olması
veya senede bağlanmış ya da teminat altına alınmış bir borç olmasının üstle-
nilme bakımından hiçbir önemi yoktur
157
. Başka bir ifade ile üstlenilme
anında borçlunun alacaklıya karşı hukuki anlamda borç sayılabilecek bir
yükümlülüğünün bulunması şart ve yeterlidir. Bu nedenle, hiç meydana gel-
memiş veya meydana gelmesine rağmen borcun üstlenilmesi anında ifa veya
ifa ikameleri ile ortadan kalkmış borçlar iç üstlenme sözleşmesinin konusunu
oluşturamaz
158
• Bir kişinin ileride doğabilecek bütün borçlarının topyekun iç
üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturup oluşturamayacağını ise, alacağın
devrinde ileri sürülen görüşlere paralel şekilde değerlendinnek mümkündür.
Buna göre, bir kişinin belirli bir kişiyle mevcut borç ilişkilerinden doğan
bütün borçlarının veya belirli türdeki borçlarının tamamını bir başkasına
devretmesi; yani iç üstlenme sözleşmesine konu yapması mümkündür. Çün-
kü böyle bir durumda iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturacak borç-
lar belirli veya belirlenebilir durumdadır
159
. Buna karşılık, bir kişinin üçüncü
kişilere karşı ileride doğacak her türlü borçlarının üstlenilmesinin kişilik
haklarının özellikle ahlaka aykırı bir şekilde kısıtlama anlamına geleceğin-
den kabul edilmemektedir
160
.
155
Borç kavramı ve bunun taşıdığı teorik anlam için, Bkz., Sevig, s. 262 vd; Antalya, s. 7
vd.;
Eren, s. 21 vd.; Akıncı, s. 19 vd.; Oğuzman/Öz, C. 1, s. 3 vd.; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/Altop,
s. 5 vd.; Tunçomağ, s. 27 vd.; von Tuhr, s. 9 vd.
156
Meier, s. 1; Keller/S chöbi, s. 75; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 2,
s. 393; Wendt, s. 34 vd.; Becker, Art. 175, N. 6, s. 815-816; Honsell/Vogt/Wiegand,
Art. 175, N. 3, s. 848; Oser/Schönenberger, s. 1019-1020; Schwenzer, s. 559-560;
Eren, s. 1245.
157
Bkz., Honsell/Vogt/ Wiegand, Art. 175, N. 2-3, s. 848; Kostkiewicz/ obel/ Schwander/
Wolf,
Art. 175, N. 2, s. 393; Keller/Schöbi, s. 75; Schwenzer, s. 560; Gauch/Schluep/
Schmid/Emmenegger,
s. 273; Berger, s. 804; Meier, s. 1-2; Wendt, s. 34 vd.;
Oser/Schönenberger, s. 1O19-1020.
158
Keller/Schöbi, s. 75; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393;
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 2-3, s. 848; Wendt, s. 34 'd.; Berger, s. 804;
Gaııch/Schluep/Schmid/Eınmcncgger, s. 273; Meier, s. 1-2; Becker, Art. 175. N. 6, s.
815-816.
159
Bkz., Eren, s. 1235; Kellcr/Schöbi, s. 60; von Tııhr/Eschcr, s. 350.
16° Keller/Schöbi, s. 60; von Tuhr/Eschcr, s. 350; Er·en, s. 1�35; Karş., Aral, s. 9,3 d.
68
B. İç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturabilen borçlar
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturacak borcun şarta
bağlı bir borç olması veya henüz mevcut olmamakla birlikte ileride doğacak
bir borç olması da mümkündür
161
. Aslında, borcun üstlenilmesi sözleşmesi-
nin konusunu sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olan borçlar oluştunnak-
tadır. Ancak, iç üstlenme sözleşmesi sözleşmenin konusunu oluşturacak
borcun meydana gelmesinden önce de akdedilebileceği için, ileride doğacak
olan borçların iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturması mümkün-
dür
162
• Özellikle hukuki anlamda sözleşmenin kurulduğu, buna karşılık karşı-
lıklı edim ve borçların ifasını
içeren hukuki sonuçların ileriki bir tariht � do�-
duğu hukuki ilişkiler bu şekildedir. Örneğin ürün kirası sözleşmesi ıle bır
ormanın kiralanması halinde, ormandaki yabani hayvanların vereceği zarar-
lardan doğacak borçların üstlenilmesinde bu durum söz konusudur
163
• Ancak
bu durumda, ileride doğacak borcun kimin hakimiyet alanında doğacağı
tartışması da söz konusu olabilir.
İç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturacak borçların dava ve takip
edilebilir borçlar olması şart değildir. Gerçekten de, eksik borç olarak ifade
edilen ve dava edilemeyecek olan bu borçlar, esas itibari ile hukuken mevcut
ve geçerli olarak doğan ama sadece sorumluluğun ve dolayısıyla dava ve
takip hakkının bulunmadığı borçlardır
164
. Bu nedenle, değişik kanunlarda
değişik şekillerde düzenlenen eksik borçları konu edinen iç üstlenme söz-
leşmelerinin yapılmasında hukuken bir sakınca yoktur
165
. Buna göre kumar
ve bahisten doğan borçlar (TBK. m. 604/I), evlenmeden kaçınma hali için
öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı (TMK. m. 119/11 ), ahlaki bir öde-
vin yerine getirilmesinden doğan borçlar (TBK. m. 78/II), evlenme simsarlı-
ğından doğan borçlar (TBK. m. 524) ve nihayet zaınanaşımına uğramış borç-
lar iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturabilir
166
. Bir eksik borcun iç
161
Keller/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Eschcr, s. 388; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger,
s. 273; Berger, s. 804; Schwenzer, s. 560; Ayrıca bkz., Wendt, s. 33 vd.; Kostkie-
wicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393.
162
Bkz., Wendt, s. 33 vd.; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393;
Berger, s. 804; Schwenzer, s. 560; Keller/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher, s. 388;
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273.
163
Bkz., Meier, s. 2.
164
Eren, s. 88 vd; Hatemi/Gökyayla, s. 20 vd; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/ Altop, s. 23
vd.; Tunçomağ, s. 41 vd.; Kılıçoğlu, s. 31 vd.; Reisoğlu, s. 36 vd.; A) rıca bkz., Doğan,
s. 40 vd.;
165
Gaııch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273; Bcckcr, Art. 175, N. 6, s. 815-816;
Wcndt, s. 33; Berger, s. 804; Meier, s. 2; Keller/Schöbi, s. 75; von Tııhr/Escher, s.
388; Kostkicwicz/Nobel/Schwandcr/Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393; Honsell/ Vogt/ Wic-
gand, Art. 175, N. 3, s. 848; Karşıgörüş için bkz., Eren, s. 1245.
166
Wcndt, s. 33, Bcrgcr, s. 804; Mcicr, s. 2; Honscll/Vogt/Wicgand, Art. 175, N. 3, s.
848; Kcllcr/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher, s. 388; Bcckcr, Art. 175, N. 6, s. 815-816;
69
üstlenme sözleşmesinin konusunu oluştunnası halinde de, yine borcu üstle-
nen kişiden de dava ve talep edilemez, bu kişiye karşı da ifa davası açılamaz.
Çünkü borcun üstlenilmesinde, borcun içeriğinde kapsamında veya türünde
bir değişiklik olmamakta, sadece borçlu taraf değişmektedir.
Borçlar ancak bir bütün olarak üstlenilebileceğinden, bir borcun kısmi
olarak üstlenilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir borcun kısmi �larak
üstlenilmesi o borcun bölünebilir nitelikteki borç olmasına bağlıdır
167
. Örne-
ğin para borçları hukuki niteliği itibariyle bölünebilir borçlar olduğundan
para borcunun kısmi olarak üstlenilmesi mümkün iken, kiralananın tahliye
borcu bölünemez bir borçtur ve bunun kısmi olarak üstlenilmesi mümkün
değildir
168
.
Seçimlik borçlar seçim hakkının alacaklı veya borçluya ait olmasına ba-
kılmaksızın iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturabilirler
169
. Gerçek-
ten de seçim hakkını özellikle alacaklıya ait olduğu durumlarda, borcun iç
üstlenmesi alacaklı bakımından bir zarara neden olmaz. Keza, seçim hakkı
borçluda olsa bile, alacaklının TBK. m. 196 gereği onayı şart olduğundan bu
durum alacaklının borcun iç üstlenilmesi nedeniyle bir zararının doğmasına
yol açmaz.
Diğer borçlarda olduğu gibi müteselsil borçlar da iç üstlenme sözleşme-
sinin konusunu oluşturabilir
170
.
Müteselsil borçlarda, borçlulardan birisinin
borcunun üstlenilmesi, diğer müteselsil borçluların sorumluluklarında bir
değişiklik yaratmayacağı için iç üstlenme söz leşmesinin konusunu oluştura-
bilir. Bu durumda diğer borçluların onayının alınmasına da gerek yoktur.
Kamu hukukundan doğan borçların özellikle vergi borçlarının da borcun
iç üstlenilmesi sö zleşmesinin konusunu oluşturabileceği kabul edilmekte-
dir111_
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 2, s. 393; Karşı görüş için bkz., Eren, s. 1245.
167
Meier, s. 2; Gauch/Schluep/Schmid/ Emmenegger, s. 273; Honsell/Vogt/Wiegand,
Art. 175, N. 3, s. 848; Becker, Art. 175, N. 6, s. 815-816; Wendt, s. 33; Berger, s. 804;
Keller/ Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher, s. 388.
168
6. HD., T. 28.06.2004, E. 2004/4905, K. 2004/5293; 4. HD., T. 1 1.02.1980, E.
1979/ l 0289, K. 1980/01626
169
Wendt, s. 33, Berger, s. 804; Meier, s. 3; Keller/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher, s.
388; Becker, Art. 175, N. 6, s. 815-816; Gauch/Schluep/Scbmid/ Emmenegger, s. 273.
170
Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 3, s. 848; Keller/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher,
s. 388; Becker, Aıt. 175, N. 6, s. 815-816; Gauch/Schluep/ Schmid/Emmenegger, s.
273; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393; Wendt, s. 33, Berger, s. 804; Meier, s. 3.
171
HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848 Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf,
Aıt. 175, N. 2, s. 393; Gauch/Schluep/Schınid/Emmenegger, s. 273; BGE 92 lll 57;
BGE 92 111 62; Keller/Schöbi, s. 75.
70
C. İç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturamayan borçlar
Borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğuran borcun üstlenilmesi, borçla-
rın bizzat borçlu tarafından ifa edilmesi zorunluluğunun olmadığı ilkesinin
bir sonucudur
112
• Gerçekten de borç ile borçlu arasında şahsi bağların bulun-
duğu ve bu nedenle borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesi zorunlulu-
ğunun kabul edildiği hukuk sistemlerinde borcun üstlenilmesi de kabul edil-
memiştir
173
•
Bu nedenle borcun üstlenilmesi için her şeyden önce, borcun
kim tarafından ifa edileceğinin tespit edilmesi gerekir. TBK. m. 83, borcun
kim tarafından ifa edileceğine ilişkin genel bir kural koymuş ve borçların
bizzat borçlu tarafından ifa edilmesi zorunluluğunun bulunmadığı esasını
kabul etmiştir. Bu esasa göre, kural olarak bütün borçlar borçlu dışında
üçüncü kişiler tarafından ifa edilebilir
174
. Çünkü alacaklı için önemli olan
husus, borcun ifası olup, bunun kim tarafından yapıldığının önem taşımama-
sıdır. Bu kuralın istisnasını ise borcun bizzat borçlu tarafından ifa zorunlulu-
ğu (şahsen ifa zorunluluğu) oluşturmaktadır. •
Borçlanılan edimin borçlu tarafından şahsen ifa edilmesi zorunluluğu,
borçlunun kişiliğinin alacaklı için önem taşıdığı borç ilişkilerinde söz konu-
sudur. Gerçekten de, borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü olmasa da
borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaatinin bu-
lunması söz konusu olabilir. Başka bir ifade ile borçlunu üstlenmiş olduğu
edim bir şahsi edim olabilir. İşte, TBK. m. 83 gereğince borcun bizzat borçlu
tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaatinin bulunduğu durumlarda
borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesi gerekir. İşte bu şekilde borcun
şahsen ifasının zorunlu olduğu borçlar, borcun iç üstlenme sözleşmesiııin
konusunu oluşturamazlar
175
. Çünkü bu tür borç ilişkilerinde, alacaklı ile
borçlu arasındaki şahsi bir güvene dayanan ilişki bulunmaktadır
176
• Bu ne-
172
Krüger, § 414, N. 1-2, s. 2563; Friederich, s. 31 vd.; Brox/Walker, s. 175-176; Albert,
s. 2-3; Paulsen, s. 9 vd.; Meier, s. 2 vd.; Heckelmann, s. 5 vd.; Berger, s. 800;
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 272; von Tuhr/Escher, s. 380 vd.; Schwen-
zer,
s. 559; KeHer/Schöbi, s. 73 vd.
173
Albert, s. 2-3; Paulsen, s. 9 vd.; Meier, s. 2 vd.; Heckelmann, s. 5 vd.; Hasler, s. 72
vd.;
Schurter, s. 8-9.
174
Bkz., Eren, s. 924 vd.; Kocayusufpaşaoğlu/Hatemi/Serozan/Arpacı, s. 19 vd.;
Tunçomağ, s. 725 vd.; Kılıçoğlu, s. 541-542; Oğuzman/Öz, C. 1, s. 258 vd.;
Tekinay/Akman/Burcuoğhı/Altop, s. 766 vd.
175
Keller/Schöbi, s. 75; Becker, Aı1. 175, N. 6, s. 815-816; HonselINogt/Wiegand, Art.
175, N. 3, s. 848;
von Tuhr/Escher, s. 388; Meier, s. 3 vd.; Berger, s. 804; Aksi yönde
bkz.,
Gauch/Schhıep/Schmid/Emmenegger, s. 273; Schwenzer, s. 560.
176
Buna karşılık, borçlunun şahsen ifa ile yükümlü olduğu durumlarda borcun iç üstlenilme-
si sözleşmesinin geçerli olacağı ancak alacaklının borcu üstlenen tarafından gerçekleştiri-
len ifayı kabul etmemesi durumunda bu sözleşmenin geçerli olamayacağı da savunul-
maktadır. Bkz.,
HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848; von Tuhr/Escher, s.
388.
71
denle borcun borçlu dışında bir üçüncü kişi tarafından ifası, borcun doğasına
aykırılık teşkil edecektir. Örneğin, borçlunun kişisel yetenek ve becerilerinin
önemli olduğu işgörme sözleşmelerinde borçlu kararlaştırılan işgörme edi-
mini bizzat ifa ile yükümlü olduğundan bu borcun iç üstlenme sözleşmesine
konu edilmesi mümkün de ğildir. Borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilme-
si zorunluluğunun kanundan veya taraflar arasında kararlaştırılmak suretiyle
sözleşmeden doğması arasında bir fark yoktur
177
• Her durumda, borçlunun
borcu bizzat ifası gerektiğinden bu borçlar iç üstlenme sözleşmesinin konu-
sunu oluşturamaz.
Şahsen ifa zorunluluğu bulunan borçlann iç üstlenme sözleşmesinin ko-
nusunu oluşturamayacağı kuralı mutlak bir kural değildir. Çünkü kanundan
veya sözleşmeden dolayı şahsen ifası zorunlu olan borçların alacaklını.ı:ı ka-
bulü ile her zaman bir üçüncü kişi tarafından ifası kararlaştırılabilir
178
•
Orne-
ğin, TBK. m. 506 gereğince vekil, vekalet borcunu bizzat ifa etmekle yü-
kümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği hallerde vekil, işi başkasına yaptıra-
bilir
179
•
O halde, borçlunun şahsına mutlak surette bağlı olduğu için şahsen
ifası zorunlu olan ve a lacaklının rızasıyla dahi borcun muhteviyatı değişti-
rilmeden üçüncü kişi tarafından ifası mümkün olmayan borçlar iç üstlenme
sözleşmesinin konusunu oluşturamazlar. Mutlak surette şahsen ifa kuralının
geçerli olduğu ve bu nedenle iç üstlenilme sözleşmesinin konusunu oluştu-
ramayacak diğer borçlar ise, aile hukukundan doğan borçlardır
180
.
Örneğin
T:rvfK. m. 352 gereğince ana ve babanın velayetleri devam ettiği sürece ço-
cuğun mallarını yönetme yükümlülük ve hakkının bir başkası tarafından
üstlenilmesi mümkün de ğildir.
İç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturamayan diğer bir borç geçer-
siz borçlardır
181
.
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi ile her ne kadar borçlu
borcundan kurutulamamış olsa da, iç üstlenme sözleşmesinin oluşturacak
borçların hukuken geçerli borçlar olması gerekir. Bu nedenle hukuken geçer -
siz (batıl) borçlar, borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluştura-
177
Meier, s. 3 vd.; Berger, s. 804; Becker, Art. 175, N. 6, s. 815-816; HonseWVogt/ Wie-
gand, Art. 175, N. 3, s. 848; von Tuhr/Escher, s. 388; Keller/Schöbi, s. 75.
178
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848; Gauch/ Schluep/ Schmid/Emmenegger,
s. 273; Schwenzer, s. 560; von Tuhr/Escher, s. 388.
179
Böyle bir durumda yeni bir sözleşmenin mi yoksa borcun üstlenilmesinin mi söz konusu
olduğu tartışmalıdır. Bu konuda karar verebilmek için taraflar arası hukuki ilişkinin yo-
rumlanması gerekir. Bkz.
Meier, s. 3 vd.; Aral/Ayrancı, s. 403 vd.; Yavuz, s. 547 vd.
180
Ancak nafaka borcunu bunun dışında tutmak gerektiği konusunda bkz., Berger, s. 804.
181
Bccker, Art. 175, N. 6, s. 815-816; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, . 3, s. 848; Kel-
ler/Schöbi, s. 75; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393; Berger,
s. 804; Ayrıca bkz., BGE 95 il 37.
72
maz
182
•
Para cezalarından doğan borçlar ise, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi
gereğince iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturamaz
183
. Aynı şekilde
manevi tazminat borçlarının da iç üstlenime sözleşmesinin konusunu oluştu-
ramayacağı kabul edilmektedir
184
.
D. Sözleşmeyle borcun üstlenilmesinin yasaklanması
Yukarıda değinilen ve iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturama-
yan borçl_a: dışında kalan her türlü borç iç üstlenme sözleşmesinin ko�usun
o_Iuşturabılı�. Her borcun iç üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturabıl��-
sı alacaklı ıle borçlu arasında yapılacak bir anlaşma ile alacağın devrının
aksine, ortadan kaldırılamayacağı kabul edilmektedir
185
. Çünkü bir borcun
üstlenilebilir olmasının ortadan kaldırılması sadece alacaklının çıkarına
olurdu ki zaten onun onayı olmadan hiçbir b�rç üstlenilmesi gerçekleştirile-
mez. Ancak alacaklı ve borçlu, böyle bir konuda karşılıklı olarak anlaşm�ları
halinde, bu sadece iç ilişkide tarafları bağlar ve bu durum üçüncü kişılere
karşı ileri sürülemez
186
. Bu nedenle yapılan böyle bir anlaşma, borcun üstle-
nilebilir olmasında bir değişikliğe neden olmaz
187
.
il. Borcun Devredilebilir Olması
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturan borçların diğer
bir özelliği de devre elverişli, yani devredilebilir borçlar olmasıdır
188
- Borcun
182
Keller/Schöbi, s. 75; Berger, s. 804;Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art.
175
, •
2, s. 393;
Becker, Art. 175, N. 6, s. 815-816; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, •
3
,
s. 848.
183
BGE 79 il 151-152; Gauch/Schluep/Schmicl/Emmenegger, s. 273; HonseJINogt/
Wiegand,
Art. 175, N. 3, s. 848; Schwenzer, s. 560; Keller/Schöbi, s. 75.
184
Bkz., Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848; BGE 79 II 152.
185
Borcun devrinin taraflar arasında yapılan bir anlaşma ile yasaklanmasının mümkün
olamayacağı hakkında bk.z., Oser/Schönenberger, s.
1O19-1020; Hasler, s. 75.
186
Bu nedenle, özel bir kanun hükmü ile yasaklanmadığı sürece her türlü borcun üstlenme
sözleşmesinin konusunu oluşturabileceği söylenebilir. Bkz., von Tuhr/Escher, s.
3�
8
;
Eren, s. 1247 vd.; Keller/Schöbi, s. 77; HonsellNogt/Wiegand, Art. 176, N. 4, s. 8)
2
;
Oser/Schönenberger,
s. 1019-1020; Krüger, § 414, N. 1, s. 2573. . .
187
Her ne kadar doktrinde borcun üstlenilmesinin sözleşme ile yasaklanamayacağı ılerı
sürülmüş olsada, üstlenmenin 'asaklanmasının asında bu kuralın muhtebası ile uyumlu
olmadığı düşüncesine dayanm�ktadır. Örneğin, alacaklı (A) ile borçlu (B) arasındaki bir
borç ilişkisinde (Ü)'nün (B)'nin (A)'ya olan borcunu üstlenmek istediğini ancak (A) ile
(B) arasında da borcun üstlenilmesinin sözleşme ile yasaklandığını varsayalım:. Bu du-
rumda (Ü)'nün zaten tek taraflı bir irade ile borcu üstlenmesi mümkün değildir. ünce
(B)
ile iç üstlenme söz leşmesi, sonrada (A) ile dış üstlenme sözleşmesi yapmak suretiyle,
alacaklı ve borçlunun rızaları ile ancak bu borcu üstlenebileceği düşünülürse, üstlenmeye
rıza gösteren (A) ve (B)'nin artık önceden kararlaştırdıkları üstlenme yasağından vazgeç-
tikleri anlamına gelecektir.
188
Keller/Schöbi, s. 75; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848;
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/W olf,
73
°
üstlenilmesinin yapısı gereği devre elverişli olmayan borçlar iç üstlenme
sözleşmesinin konusunu oluşturamazlar. Doktrinde hakim fikir, kural olarak
bütün borçların devredilebileceğini genel olarak kabul etmiş olsa da, mahi-
yetleri gereği devri mümkün olmayan borçlar da şüphesiz söz konusu olabi-
lir. Aslında bu durum daha çok devredilebilen veya devredilemeyen haklar-
dan kaynaklanan borçlarla ilgilidir. Örneğin kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların
bir başkasına devri mümkün değildir
189
• Aynı şekilde intifa ve oturma gibi
kişiye bağlı ve devredilemeyen haklardan kaynaklanan borçların söz konu su
olduğu hallerde bunların devri de mümkün değildir.
§7. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN KURULMASI
L İç Üstlenme Sözleşmesinin Şekli
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi herhangi bir şekle tabi değildir
190
. Hat-
ta üstlenilecek borcun doğumuna neden olan sözleşme, şekle tabi olsa bile, iç
üstlenme sözleşmesinin şekle tabi olmadan yapılabileceği kabul edilmekte-
dir
191
• Örneğin bir taşınmaz satım sözleşmesinden doğan mülkiyeti devir
veya satım bedelinin ödenmesi borcu üstlenilecek olsa bile, bu borcun iç
üstlenilmesine ilişkin sözleşme herhangi bir şekle tabi olmaksızın serbestçe
akdedilebilir. Çünkü borcun iç üs tlenilmesi sözleşmes inde üçüncü kişi, asıl
borçlu ile alacaklı arasındaki temel ilişkiyi, yani hukuki sebebi değil, sadece
borçlunun borcunu üs tlenmektedir. İç üstlenme sözleşmesinin yukarıda açık-
lanan nedenlerle şekle tabi olmaması bu sözleşmenin ivazlı olarak yapılması
halinde söz konusudur. Gerçekten de üçüncü kişi bir ivaz karşılığında borcun
iç üstlenilmesi sözleşmesi yapıyor ise, bu sözleşme herhangi bir şekle tabi
Art. 175, N. 2, s. 393; Oser/Schönenberger, s. 1016; Honsell, Art. 175, . 2, s. 679-
680; İnan, s. 395.
189
Oser/Schönenberger, s. 1016; Honsell, Art. 175, N. 2, s. 679- 680; Gauch/Scbluep/
Schmid/Emmenegger,
s. 273; Hasler, s. 75; Kostkiewicz/No beV Schwander/Wol f,
Art. 175, N. 2, s. 393; HonseUNogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848; Keller/Scböbi, s.
75.
19
Keller/Schöbi, s. 74; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, . 5, s. 848;
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274; Kostkiewicz/NobeVSchw ander/Wolf,
Art. 175, N. 3, s. 393; Eren, s. 1245; Kıhçoğlu, s. 786; Berger, s. 804; Oser/ Schönen-
berger,
s. 1O16; Becker, Art. 175, N. 9, s. 8 l6; von Tuhr/Escher, s. 387; Schwenzer, s.
560;
Bamberg/Roth, s. § 415, N. 16, s. 1795; Kriiger, § 414, . 4, s. 2575; Bönning-
haus,
s. 30 vd.; Uygur, s. 855.
191
Gauch/Schluep/Schmid/ Emmenegger, s. 274; Kostkiewicz/NobeVSchwander/ Wolf,
Art. 175, N. 3, s. 393; Eren, s. 1245; Kılıçoğlu, s. 786; Berger, s. 804; Oser/ Schönen-
berger, s. 1016; Bccker, Aıt. 175, N. 9, s. 816; Keller/Schöbi, s. 74; HonsellNogt/
Wiegand,
Art. 175, N. 5, s. 848; Bambcrg/Roth, s. § 415, N. 16, s. 1795; Krüger, §
414, N. 4, s. 2575; Bönninghaus, s. 30 vd; von Tuhr/ Escher, s. 387; Schwenzer, s. 560;
Meier, s. 8.
olmaksızın serbestçe yapılabilecektir. Buna karşılık, borçlu ile üçüncü kişi
arasındaki iç üstlenme sözleşmesi ivazsız olarak yani bir bağışlama şeklinde
kararlaştırılmış ise, bu durumda iç üstlenme sözleşmesi hukuki niteliği itiba-
riyle bir bağışlama sözü verme niteliğinde olacağından TBK. m. 288'de
öngörülen şekilde yapılması şartı aranmaktadır'n. Gerçekten de borcun iç
üstlenilmesi sözleşmesi ile üçüncü kişi borçluyu doğrudan doğruya borcun-
dan kurtarmamakta, sadece borcundan kurtarmayı vaat etmektedir. Bu ne-
denle, üçüncü kişinin iç üstlenme sözleşmesi ile borçtan kurtarmayı ivazsız
olarak vaat etmesi ileride ifa edilecek bir bağışlama sözü verme olarak kabul
edildiğinden, ivazsız iç üstlenme sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ge-
rekir
193
.
Diğer taraftan, bazı durumlarda kanunda öngörülen şekil şartı, borcun ni-
teliği gereği onun bir unsuru ol arak emredilmiş olabilir. Örneğin taşınmaz
satım sözleşmesinde gerek taşınmaz mülkiyetinin devri, gerekse satım bed�-
linin ödenmesi borçlarının niteliği gereği sözleşme için öngörülen şeklin bır
unsuru niteliğindedir. Bu durumlarda borcun iç üstlenme sözleşmesinin söz
konusu şekilde yapılması gerektiği kabul edilmektedir
194
. Gerçekten de ör-
neğin üçüncü kişi iç üstlenme sözleşmesi ile bir taşınmazın mülkiyetini dev-
retme borcunu üstlenmesi halinde, devir işleminin yapılabilmesi için tap�
sicil memuru ta�afından TST. m. 16 gereğince resmi senedin düzenlenmesı
gerekmektedir
19
'. Bu nedenle, tescil işleminin hukuki sebebini oluşturacak
olan iç üstlenme sözleşmesinin de resmi şekilde yapılması gerekir.
il. İç Üstlenme Sözleşmesinin İçeriği
TBK. m. 195 gereğince, iç üstlenme sözleşmesi borçlu ile borcu üstlenen
üçüncü kişi arasında yapılan ve borcu üstlenen üçüncü kişinin borçluyu bor-
cundan kurtarma vaadini içeren bir sözleşmedir
196
. Taraflar bu sözleşmenin
192
Berger, s. 804; Oser/Schönenberger, s. 1016; Becker, Aıt. 175, N. 9, s. 816; Kel-
ler/Schöbi,
s. 74; Meier, s. 8 vd.; Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 5, s. 848; Bam-
berg/Roth,
s. § 415, N. 16, s. 1795; Kriiger, § 414, N. 4, s. 2575; von Tuhr/Escher,
s. 387; Schwenzer, s. 560; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274; Kostkiewicz/
Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 3, s. 393; Bönninghaus, s. 30; Eren, s. 1245.
193
Honsell/Vogt/ Wiegand, Art. 175, N. 5, s. 848; Bamberg/Roth, s. § 415, N. 16, s. 1795;
Krüger, § 414, N. 4, s. 2575; Bönninghaus, s. 30 vd; von Tuhr/Escher, s. 387:
Schwenzer, s. 560; Eren, s. 1245; Kılıçoğlu, s. 786; Gauch/Schluep/Schmid/ Emme-
negger,
s. 274; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 3, s. 393; Berger, s.
804;
Oser/Schönenberger, s. 1O16; Becker, Aıt. 175, N. 9, s. 816; Keller/Schöbi, s.
74; Meier, s. 8.
194
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274; Schwenzer, s. 560; Eren, s. 1245; Kel-
ler/Schöbi,
s. 74; Meier, s. 8 vd.; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 5, s. 848.
1�
Geniş bilgi için bkz.,
-
Unal/Başpınar, s. 275 vd.; Eren, Mülki)et, s. 201 vd.
196
Keller/Schöbi, s. 74; Kostkiewicz/Nobcl/Schwander/Wolf, Aıt. 175, N. 1, s. 393,
Schwenzer, s. 560; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 272-273; Eren, s. 1243-
74
75
içeriğini diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Nitekim borcun üstlenilmesinin
asıl hukuki sebebi de bu içeriğe göre tayin edilir. Bu nedenle taraflar iç üst-
lenme sözleşmesini bir ivaz karşılığında yapabilecekleri gibi, ivazsız olarak
da yapabilirler
197
. Sözleşme ivaz karşılığında yapılmış ise, tam iki tarafa borç
yükleyen bir sözleşme olur ki
'
bu durumda sözleşmeye tam iki
.
tarafa borç
yükleyen sözleşmelere ilişkin hükümler doğrudan uygulanır. iç üstlenme
sözleşmesinin ivazlı olarak akdedilmesi halinde , tam iki tarafa borç yükleyen
sözleşmelere ilişin özellikle ifa sırası, ifa zamanı, ödemezlik
defi ve temer-
rüt gibi özel hükümler uygulama alanı bulacaktır. Burada özellik arzeden
durum ise, TBK. m. 97'de düzenlenmiş olan ödemezlik
define ilişkin olarak
TBK. m. 195/'de yer alan hükümdür. TBK. m. 97'ye göre, karşılıklı borç
yükleyen bir sözleşmenin ifası talebinde bulunan tarafın, sözleşmenin koşul-
larına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi bor-
cunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. Aksi takdirde, borcun
ifası talebinde bulunan kişi, karşı tarafın ödemezlik
defi ile karşılaşır. Bu
sonuç, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa sırası için yer alan düzen-
lemelerin doğal bir sonucudur
198
.
Taraflar iç üstlenme sözleşmesini ivazsız olarak da kararlaştırabilirler.
Bu durumda, üçüncü kişi borçluyu borçtan kurtarmayı vaad ettiği, onu borç-
tan kurtarma taahhüdünde bulunduğu ve karşılığında da bir şey almadığı için
iç üstlene sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme değil, aksine
tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme söz konusu olur. Bu durum üstlenen
tarafından karşılık alınmaksızın borçluyu borcundan kurtarma amacıyla ya-
pıldığı için, iç üstlenme sözleşmesi hukuki niteliği itibariyle bir bağışlama
sözü verme niteliğine sahip olur
199
.
1244; Becker, Art. 175, N. 1-2, s. 814; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 1, s. 848;
Tunçomağ, s. 1125; Tekinay/ Akman/Burcuoğlu/ Altop, s. 269 vd.; Oğuzman/Öz, C.
il, s. 587 vd;
Kılıçoğlu, s. 785 vd.; Hasler, s. 58 vd.; Schurter, s. 21 vd.; Meier, s. 7 vd.;
Hasler, s. 58-59; Schurter, s. 22-23.
197
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274; Kostkiewicz/NobeUSchwaoder/Wolf,
Art. 175, N. 3, s. 393; Eren, s. 1245; Kılıçoğlu, s. 786; Berger, s. 804; Oser/ Schöneo-
berger,
s. 1O16; Becker, Art. 175, N. 9, s. 816; Keller/Scböbi, s. 74; HonselV
Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 5, s. 848; Bamberg/Roth, s. § 415, N. 16, s. 1795; Krüger,
§ 414, N. 4, s. 2575; Bönninghaus, s. 30 vd; von Tuhr/Escher, s. 387; Schwenzer, s.
560; Meier, s. 8.
198
Buna karşılık TBK. m. 195/ll'de, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçların ifasının
sırasıyla ilgili olarak; "Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedik-
çe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez" hükmüne yer verilmiştir.
Aslında bu hüküm TBK. m. 97'de yer alan düzenlemenin özel bir şekli olup bunun istis-
nasını teşkil etmez. Bkz.,
Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 270.
199
Honsell/Vogt/Wiegand, Aı1. 175, N. 5, s. 848; Bamberg/Roth, s. § 415, N. 16, s. 1795;
Krüger, § 414, N. 4, s. 2575; Bönninghaus, s. 30 vd; von Tuhr/Escher, s. 387;
Schwenzer, s. 560; Eren, s. 1245; Kılıçoğlu, s. 786; Gauch/ Schluep/Schmid/
Emmenegger,
s. 274; Meier, s. 8; Kostkiewicz/NobeVSchwander/Wolf, Art. 175, N.
76
Borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi, iç üstlenme sözleşmesinde, borcu
üstlenenin borçluyu hangi şekilde borcundan kurtaracağını da serbestçe ka-
rarlaştırabilirler. Gerçi kanun koyucu bu konuda TSK. m.
ı95/I'de borcu
üstlenen için örnek olarak iki yol göstermiş olsa da, borcu üstlenen bunlarla
bağlı değildiı-2°
0
• Bu nedenle borcu üstlenen alacaklı ile bir sözleşme yapmak
vey_a bor�u bizzat ifa etmek ya da aksi kararlaştırılmadığı taktirde borcu so_n �
erdıren dığer herhangi bir hukuki işlemle borçluyu borçtan kurtarma vaadını
ifa etme hakkına sahiptir.
ili. Diğer Şartlar
Borç doğuran bir sözleşme olan iç üstlenme sözleşmesinin kurulup ge-
çerli olarak hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi için, sözleşmenin �a�arı
olan borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişinin her şeyden önce fiil ehlıyetıne
sahip olması gerekiı-2°
1
. Ayrıca tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade-
lerini (öneri ve kabul) açıklamaları şart ve yeterlidir. Alacaklı iç üstlen�e
sözleşmesinin tarafı olmadığı için sözleşmeye katılmasına gerek olmadıgı
gibi, bu konuda bir rızasının olmasına veya bundan haberdar olmasına ve�a
bunun izin vermesine de gerek yoktur. Çünkü bu sözleşme sadece borçlu ıl_e
borcu üstlenen üçüncü kişi arasında kurulup hüküm ve sonuç doğuran bır
"içsel hukuki ilişki" niteliğindedir.
§8. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
l Genel Olarak
İç üstlenme sözleşmesi, borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan ve üçün-
cü kişinin borçluyu borcundan kurtarma söz ü verdiği bir sözleşmedir. Bu
sözleşme ile üçüncü kişi borçluyu borcundan kurtarmamakta, borcundan
kurtarmak için bir vaatte bulunmaktadır. Bu nedenle borcun iç üstlenilmesi
sözleşmesi aynı zamanda "borçtan kurtarma vaadi" adıyla da anılmakta-
dır
202
• Ancak üçüncü kişi tarafından verilen bu vaat borçlunun derhal bor-
3, s. 393; Berger, s. 804; Oser/Schönenberger, s. 1016; Becker, Art. 175, N. 9, s. 816;
Keller/Schöbi, s. 74; Tekioay/Akman/Burcuoğlu/Altop,s. 270
200
Gerçekten de borcu üstlenen üçüncü kişi borçluyu TBK. m. 195 gereğince iki yoldan
birisini seçmek sureti) le borcundan kurtarabileceğini düzenlemiştir. Buna göre, borçlu ile
iç üstlenme sözleşmesi yapan üçüncü kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rıza-
sıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma ) ükümlülüğü altına girmiş olur.
Bkz., Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 269-270.
201
Bkz., Eren, s. 1244; Oğuzman/Öz, C. il, s. 587- 588; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/
Altop, s. 269 vd.; Kılıçoğlu, s. 786-787; Berger, s. 804; Oser/Schönenberger, s. 1O16;
Becker, Art. 175, N. 9, s. 816; Keller/Schöbi, s. 74-75.
202
Honsell/Vogt/Wiegand, Alt. 175, N. 4, s. 848; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger,
s. 273; Berger, s. 808; von Tuhr/Escher, s. 381; Kostkiewicz/No bel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 4, s. 393; Uygur, s. 855.
77
cundan kurtulması sonucunu doğurmaz. Borçlu bu vaadini, ya borcu bizzat
ifa ederek veya alacaklının rızasıyla TBK. m.
ı96 gereğince borcun dış üst-
lenilmesi sözleşmesi yapıp borcu bizzat üstlenerek (TBK. m. 195/I) yerine
getirmiş olur
203
•
Ayrıca borcu üstlenen borcu sona erdiren diğer hukuki yol-
lardan birisine başvurmak suretiyle de bu vaadini yerine getirebilir. Gerçek-
ten de, TBK. m. 131 vd. maddelerinde yer alan borcu sona erdiren nedenler-
den birisi ile de borcunu i fa edebilir. Türk/İsviçre hukukunda borcun iç üst-
lenilmesi sözleşmesinin üçüncü kişi ile borçlu arasında yapılan ve borçluyu
borcundan kurtarmayan ama sadece borçlunun borcundan kurtarılm ası taah-
hüdünü içeren bağımsız bir sözleşme olduğu kabul edilmektedir2
�. Oysa
tarihsel gelişim seyri içerisinde özellikle borcun üstlenilmesi teorisinin kabu-
le dildiği ilk dönemlerden itibaren özelikle Alman hukukunda borcun iç
üstlenme sözleşmesinin hukuki niteliğini açıklayan değişik teoriler ileri sü-
rülmüş ve bu teoriler Türk/İsviçre hukukunda da varlığını korumuştur.
Alman hukukunda borcun iç üstlenilmesinin hukuki niteliği konusunda
çok sayıda teori ileri sürülmesinin temelinde yatan gerekçe, borcunun üstle -
nilmesinin kanuni o larak düzenlenme şeklidir. 8GB
§ 415'e göre, borcun
devri, üçüncü kişi ile borçlu arasında kararlaştırılmışsa, bunun geçerliliği
alacaklının onayına bağlıdır. Onay, ancak borçlu veya üçüncü şahıs tarafın-
dan alacaklıya yapılacak borç nakli bildirisinden sonra gerçekleşebilir. Ta-
raflar, alacaklı onayını verene kadar borç naklini değiştirebil ir veya iptal
edebilirler. Onay verilmediği takdirde borç nakli gerçekleşmemiş sayılır.
Borçlu veya üçüncü kişi, süre tayin ederek alacaklıdan onay beyanı istemiş-
lerse, onay ancak bu süre sonuna kadar verilebilir; onay beyan edilmemişse,
bu onayın reddi sayılır. Alacaklı onayını bildirmediği sürece, tereddüt halin-
de borcun nakli müteahhidi borçluya karşı alacaklının zamanında alacak
203
Bunun için mutlaka bir iç üs tlenme sözleşmesinin yapılmasının gerekip gerekmediği
konusunda doktrinde hakim fikir, yapılmasına gerek olmadığını savunmal-.'"tadır. Ancak
bunun aksini savunan görüşler de bulun maktadır. Bu görüş için bkz., Kılıçoğlu, s. 785-
786.
204
Bkz., Hasler, s. 58 vd.; Schurter, s. 6 vd.; Meier, s. 5 vd.; HonsellNogt/Wiegand, Art.
175,
N. 5, s. 848-849; Berger, s. 808; Gauch/Scbluep/Scbmid/Emmenegger, s. 273
vd.; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 4-5, s. 393; Scbwenzer, s. 560
vd. Türk/İsv içre hukukunda borcun üs tlenilmesi konusunda değişik teori ve görüşlerin
ileri sürülmemesinin tarihsel nedenleri de bulunmaktadır. Gerçekten de, İsviçre Borçlar
Kanununun 19I I yılında kabulünden önce 1900 yılında Alman Medeni Kanunu kabul e
dilerek yürürlüğe konulmuş tur. Borcun da diğer varlıklar gibi malvarlığına dahil olan bir
değer ve dolayısıyla "devre elverişli bir değer" olabileceği savunulan makalenin
Delbrüc k tarafından 1853 yılında yayınlanmasından kanunun ka bul edildiği 1900� ılına
kadar bütün yönleriyle sürekli tartışılmış bir konudur. Bu konuda h akim görüşler ona�a
çıktığı ve bunlar da Alman Medeni Kanununa yansıtıldığı için İsviçre kanun koyucusu bu
konuyu t artışmaya gerek kalmaksızın hazır olarak bulmuş tur. Bu nedenle Akman huku-
kundaki tartışmalarla elde edilen s onuçların olduğu gibi alınması bu konuda değişik gö-
rüş ve teorilerin ortaya çıkmasını da engel olmuştur.
78
talebini yerine getirmekle yükü olur. Aynısı, alacaklının onayını vermediği
durumda da geçerlidir. 8GB § 414 ise, borcun dış üstlenilmesi sözleşmesini
karşılamaktadır. Gerçekten de anılan maddede yer alan hüküm, bir borcun
üçüncü kişi ile alacaklı arasında yapılacak bir sözleşme yoluyla, üçüncü
kişinin evvelki borçlunun yerine geçeceği şekilde gerçekleşebileceği düzen-
lemesini içennektedir. Bu düzenlemelerden hareketle doktrinde borcun üst-
lenilmesi konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür
205
.
Bu görüşler esas
itibariyle borçlu ve üçüncü kişi arasındaki sözleşme ile borç üstle� esinin
mümkün olup olamayacağı noktasında farklılıklar göstermektedir. Ozellikle
borçlu ile üçüncü kişi arasındaki sözleşmenin yeterli olmadığı, ayrıca üçüncü
kişi ile alacaklı arasında da bir sözleşmenin yapılması şartının arandığı hal-
lerde, .ilk sözleşmenin hukuki niteliğinin ne olacağı konusunda farklı görüş-
ler ve buna bağlı farklı teoriler ileri sürülüştür
206
.
il İç Üstlenme Sözleşmesinin Hukuki Niteliğini Açıklayan Teoriler
A. Sözleşme (öneri) teorisi
Sözleşme teorisine göre
207
, borcun iç üstlenilmesinin hukuki niteliğinin
ortaya konulmasında üzerinde durulması gereken asıl ilişki alacaklı ile borcu
üstlenen üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkidir
208
.
Gerçekten de borcun üst-
ıru
Bu görüş ve teoriler için bkz., Paulsen, s. ı9 vd; Hasler, s. 21 vd.; Kornder, s.
14
v
d
•
ve s. 88 vd.; Meier, s. 12 vd.; Albert, s. 2 vd.; Wendt, s. 21 vd.; Heckelmann , s. 9 vd.;
Schurter, s. 7 vd.; Deppeler, s. 24 vd.; Schönrock, s. 14 vd.; Maurer, s. 219 vd.;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480 vd.; Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman,§ 415, N. 1, s.
1732; L ooschelders, N. l 156,
s. 406; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Brox/Walker, · 12-
13,
s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809; Krüger, § 4 I 5, N. 2, s. 2576;
Joussen, N. 1323 vd.
206
ilk defa Gürgens tarafından ileri sürülen Regelsberger ve diğerleri tarafından desteklenen
ve borçlunun mu borcu üstlenenin mi yoksa her ikisinin birden mi tasarrufta bulunan ola-
rak görüldüğü ya da borç üstlenilmesine sadece tasarruf karakteri mi ve rildiği yoksa bu-
nun yanında bir sorumluluk sözleşmesinin de var olduğunun varsayılmasına göre değişik
varyasyonları ile tasarruf teorisi; bunun yanında Menzel tarafından ilk defa ileri sürülen,
Seujfert tarafından savunulan ve asıl olarak v. Blııme, Boehmer ve Hellwig tarafından
temsil edile n arz teorisi veya sözleşme teorisi; ayrıca Strohal'in temsil t eorisi, Sohm'un
�enileme teorisi ve Leonhard' ınçifte işlem teorisi bu konuda ka bul edilen belli başlı teo-
rilerdir. Bkz., Kornder, s. 12.
207
Sözleşme teorisi esas olarak borcu üst lenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki sözleşmeyi
ön plana çıkarmakta, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme
sözleşmesini ikinci plana itme ktedir. Ancak bu teori, iç üstlenme sözleşmesini alacaklı
ile borcu üs tlenen üçüncü kişi arasında yapılacak olan dış üstlenme sözleşmesinin önerisi
olarak kabul edi ldiğinden bu teori öneri veya arz teorisi olarak da adlandırılmaktadır.
208
Meier, s. 14-15; Paulsen, s. 23; Heckelmann, s. 8; Wendt, s. 23 vd.; Albert, s. 5 vd.;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman,§ 415, N. 1,
s. 1732; Looschelders, N. 1156, s. 406; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Brox/Walker,
N.
79
lenilmesi için her şeyden önce mutlaka alacaklı ile bir sözleşme yapılmalıdır.
Bu nedenle borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlen-
me sözleşmesi sadece borçlu değişimine hazırlık çalışması niteliğinde olup
alacaklıyla yapılacak sözleşmeye göre önemsizdir
209
. Sözleşme teorisini
savunan yazarlara göre, borcun üstlenilmesini sağ layacak sözleşmenin borç-
lu, borcu üstlenen üçüncü kişi ve nihayet alacaklının katılımıyla gerçekleşti-
rilmesi gerekir. Aslında borcun üstlenilmesinde ilk önce borçlu ile borcu
üstlenecek üçüncü kişi birlikte alacaklıya yönelik
ortak bir öneriyi konu alan
bir sözleşme yapmaktadırlar
210
. Başka bir ifade ile borçlu ile borcu üstlene-
cek üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesi sanki alacaklıya
sunulan bir öneri niteliğindedir. Bu ortak öneri beyanının alacaklı tarafından
kabul edilmesi halinde ve ancak bununla borcun üstlenilmesi gerçekleştiril-
miş olur
211
. Ancak her halükarda borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişinin
önceden kendi aralarında her ne kadar borçluyu borçtan kurtarma gibi taraf-
lar arasında etki doğurmasa bile borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi yapmış
olmaları şarttır
212
.
Sözleşme teorisini savunan yazarlar, alacaklıyı ve borcu üstlenen üçüncü
kişiyi bir borç üstlenilmesinin gerçekleştirilmesinde yegane önemli kişiler
olarak göstermektedirler
213
.
Onlara göre alacaklıya karşı da geçerli olacak bir
borç üstlenilmesinin meydana gelebilmesi için alacaklının da katılımı şarttır.
Alacaklının
herhangi bir katılımı olmaksızın borçlu ile borcu üstlenecek
I 2-13, s. 380 vd.; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809; Krüger, § 415, N. 2,
s. 2576; Joussen, N. I 323 vd.
209
Bkz., Kornder, s. 14; Krüger, § 415, N. 2, s. 2576; Paulsen, s. 22 vd; Joussen, N. 1323
vd.; Brox/Walker, N. 12-13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman,§ 415, N. 1, s.
1732; Looschelders, N. 1156, s. 406; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Öneri teorisinin açık-
lanmasında "kollektif öneri" görüşü adı verilen bir görüş ileri sürülmüştür. Bu nedenle
arz teorisinin ilk halinin "kollek.'tif öneri teorisi" olduğu kabul edilmektedir. Bkz.,
Meier,
s. 14-15; Albert, s. 5 vd.; Wendt, s. 23 vd.; Heckelmann, s. 8.
210
Borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi tarafından alacaklıya yöneltilen bu öneri nedeniyle
dok.'trinde "kollektif öneri teorist' adıyla anılan diğer bir teori de savunulmu ştur.
Kollektif öneri teorisi konusunda geniş bilgi için bkz.,
Hasler, s. ,
211
Paulsen, s. 23; Meier, s. 14-15; Heckelmann, s. 8; Wendt, s. 23 vd.; Albert, s. 5 vd.;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Eckert, N. I078, s. 314 vd; Erman, § 415, N. 1, s.
1732; Looschelders, N. 1156, s. 406; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Brox/Walker, N. 12-
13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809; Krüger, § 415, N. 2, s. 2576;
Joussen, N. 1323 vd.
212
Gerçekten de böyle bir sözleşmenin yapılmadan, borcu üstlenen üçüncü kişinin sadece
alacaklı ile yapacağı sözleşme ile borçlunun borcunu üstlenip onu borcundan kurtam1ası
BGB
§ 414 hükümlerine tabi olur. Bu durumda da öneri veya sözleşme teorisi geçerli
olmaz. Bkz.,
Paulsen, s. 23; Kornder, s. 14; Meier, s. 14-15; Heckelmann, s. 8;
Wendt,
s. 23 vd.; Albert, s. 5 vd.
213
Paulsen, s. 23; Meier, s. 14-15; Heckelmann, s. 8; Wendt, s. 23 vd.; Albert, s. 5 vd.
80
üçüncü kişi arasında yapıl.an sözleşme sadece bir vaatten öte g itmeyeceği
için borç üstlenilmesi alacaklı ve üstlenen üçüncü kişi arasında yapılacak bir
sözleşme ile gerçekleşebilir. Gerçekten de, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü
kişi arasındaki sözleşme, üstlenenin borçluyu borcundan kurtarma vaadinden
başka bir şey değildir
214
.
Kurtanna vaadini içeren bu söz leşme, daha sonra
yapılacak borç üstlenilmesine bir hazırlıktır
215
.
Bu nedenle iç üstlenme söz-
leşmesine sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında iç ilişkide bir önem atfedil-
melidir. Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi borçlu ile üçüncü kişinin sadece
kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurduğundan alacaklıya karşı bir sonuç
doğmaz. Bu nedenle sözleşme teorisi, borçtan kurtarma vaadini içeren bu
sözleşmeyi bir "içsel borç üstlenilmesi" olarak kabul etmektedir. Gerçek
anlamda bir borç üstlenilmesi ise sadece alacaklı ile üstlenen üçüncü kişi
arasında kurulacak bir sözleşme ile yani "dış borç üstlenilmesi" ile mümkün
olabilir
216
.
Borcun dış üstlenilmesi ise alacaklıya yöneltilmiş bir önerinin alacaklı
tarafından kabul edilmesiyle mümkündür. İşte bu öneri aslında borçlu ile
borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesinin ala-
caklıya bildirilmesi ile gerçekleşmektedir. Başka bir ifade ile iç üstlenme
sözleşmesi, borcun devri sonucunu doğurmayan ancak; borcun devri için
gerekli olan sözleşmenin kurulmasını sağlayan bir öneri niteliğindedir. Baş-
ka bir ifade ile iç üstlenme sözleşmesi, alacaklıya karşı yapılacak ve öneri
olarak adlandırılacak irade beyanının kapsam ve muhtevasını oluşturmakta-
dır. Borçlu ile üstlenen üçüncü kişi arasında yapılmış iç üstlenme sözleşme-
214
Heckelmann, s. 8; Wendt, s. 23 vd.; Albert, s. 5 vd.; Paulsen, s. 23; Meier, s. 14-15;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman,§ 415, N. 1, s.
1732; Looschelders, N. 1 156, s. 406: Joussen, N. 1323 vd.: Köhler/Lorenz, s. 320 vd.;
Brox/Walker, N. 12-13. s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368. N. 809; Krüger,
§ 415, N. 2, s. 2576. Nitekim Türk/İsviçre hukukunda da savunulan görüş budur. Başka
bir ifade ile borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan sözleşme üstlenenin
borçlu�u borçtan kurtarmayı sadece vaatettiği bir sözleşme niteliğindedir. Bkz.,
Gauch/Schluep/ Schmid/ Emmenegger, s. 273-274; von Tuhr/Escher, s. 384 vd.;
Schwenzer, s. 560-561; Berger, s. 800-801; Kostkiewicz/ NobeUSchwander/Wolf, Art.
175, N. 3, s. 393; Keller/Schöbi, s. 74-75; Tunçomağ, s. 1125; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/Altop, s. 269 vd.; Oğuzman/Öz, C. il, s. 587 vd.; Becker, Art. 175, N. 1- 3,
s. 814; Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 1-2, s. 848.
215
Bkz., Kornder, s. 14; Krüger, § 415, N. 2, s. 2576; Paulsen, s. 22 vd; Joussen, N. 1323
vd.; Brox/Walker, N. 12-13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman,§ 415, N. 1, s.
1732; Looschelders, N. 1156, s. 406; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.;
216
Albert, s. 5 vd.; Meier, s. 14-15; Paulsen, s. 23; Wendt, s. 23 vd.; Heckelmann, s. 8;
Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman,
§ 415, N. 1,
s. 1732; Looschelders, N. 1156, s. 406; Joussen, N. 1323 vd.; Köhler/Lorenz, s. 320
vd.; Brox/Walker, N. 12-13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809;
Krüger, § 415, N. 2, s. 2576.
81
•
sinin alacaklıya bildiriminin hem üstlenen üçüncü kişi hem de borçlu tara-
fından yapılması mümkündür. Sözleşmenin kurulabilmesi için öneri olarak
düşünülen bu bildirimin, borcu üstlenenden değil de borçlu tarafından ya-
pılması halinde borçlunun borcu üstlenen üçüncü kişinin temsilcisi olarak
hareket ettiğinin kabulü gerekir
217
. Hatta burada borçlunun, borcu üstlenen
üçüncü kişi tarafından zımni olarak verilen bir temsil yetkisinin varlığına
dayanarak temsilci sıfatı ile hareket ettiği kabul edilmektedir
18
Sözleşme teorisi ilk ortaya atıldığı dönemde doktrindeki hakim fikir ola-
rak kabul edilmiş olsa da, değişik yönlerden eleştirilere uğramıştır. Özellikle
karmaşık bir hukuki ilişki öngörmesi ve kural olarak iki kişi arasında yapıla-
bilecek bir sözleşmeye üç kişinin katılması zorunluluğunu araması nedeniyle
hukuk ekonomisine ters düştüğü düşüncesiyle eleştirilmiştir2
19
. Teori, borcun
üstlenilmesini borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında iç üstlenme
sözleşmesi ve daha sonrada borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasında
bir dış üstlenme sözleşmesi yapılmak suretiyle parçalara ayırmış olması ne-
deniyle de eleştirilere maruz kalmıştır
220
. Bu eleştirilerden ilkine göre, iç ve
dış borç üstlenilmesi ayrımında asıl borçlu ve üstlenen üçüncü kişi arasında-
ki sözleşmeye sadece
ifa üstlenilmesi manası verilebileceği düşünülse de, bu
kesinlikle taraf iradelerini tam olarak ifade etmez. Çünkü uygulamada, taraf-
ların ve özellikle borcu üstlenen üçüncü kişinin amacı alacaklıyı vadesinde
tatmin etmek değil, aksine asıl borçluyu alacaklının da onaylaması şartıyla
borcundan kurtararak onun yerine borç ilişkisine dahil olmaktır
221
. Örneğin
bir taşınmaz satımında alıcı taşınmaz üzerinde kurulmuş bulunan ipotek
borçlarını satıcı ile anlaşarak üstlenirse (BGB § 4 l 6, ZGB Art. 832, TMK.
m. 888), alıcının iradesi satıcıya sadece alacaklıyı vadesinde tatmin etme
sözü vermeyip, aksine taşınmaz satıcısının yerine ipotek borçlusu olarak
geçmeye yönelik olacaktır. Aynı şekilde borçlu ile üstlenen üçüncü kişi ara-
sında yapılan sözleşmelerde genel olarak en başta bir ifa üstlenilmesi değil,
217 p
aulsen,
s. 24; Meier, s. 15 vd.; Heckelmano, s. 23; Albert, s. 5; Wendt, s. 28;
Deppeler, s. 56-57.
218
Albert, s. 5; Paulsen, s. 24; Wendt, s. 28; Heckelmann, s. 23; Meier, s. 15 vd.;
Deppeler, s. 56-57; Doktrinde Hellwig tarafından, borçlunun üst lenen üçilncü ki şi adına
borç üstlenilmes ine yönelik teklifi alacaklıya iletmek üzere kanun tarafından yetkilendi-
rildiği savunulmaktadır. Bkz.,
Paulsen, s. 24 vd.
219
Meier, s. 14-15; Albert, s. 5 vd.; Paulsen, s. 23; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Wendt, s.
23 vd.; Heckelmann, s. 8-9; Soergel, § 414-415, N. 2, s. 480; Brox/Walker, . 12-13,
s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809; Krüger, § 415, . 2, s. 2576;
Eckert, N. 1078, s. 314 vd; Erman, § 415, N. 1, s. 1732; Looschelders, . 1156, s. 406;
Joussen, N. 1323 vd.
220
Paulsen, s. 24; Wendt, s. 25 vd.; Hcckelmann, s. 9-1O ve 36 vd.;
221
Köhlcr/Lorenz, s. 320 vd.; Wendt, s. 25 vd.; Hcckelmann, s. 36 vd.;; Soergel, § 414-
415, N. 2, s. 480; Brox/Walker, N. 12-13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s.
368, N. 809;
Krüger, § 415, N. 2, s. 2576; Eckert, N. 1078, s. 314 vd.; Paulsen, s. 24;
82
bir borcun üstlenilmesinin amaçlandığı söylenebilir. Bu nedenle, borcun iç
üstlenilmesi sözleşmesinde iki seçenek oıtaya çıkabilir. Taraflar iç üstlenme
sözleşmesini, alacaklının onayının alınması için alacaklıya ihbar etmeyip
borç üstlenilmesine çevrilemeyecek basit bir ifa üstlenilmesi amacıyla yap-
mış olabilirler. Veya iç üstlenme sözleşmesi baştan beri borcun üstlenilmesi
amacıyla akdedilmiş olabilir
222
.
Bu nedenle borcun üstlenilmesinin, ilk önce
iç üstlenme sözleşmesi yapılmak suretiyle ifanın üstlenilmesi olarak karar-
l�ştırılıp daha sonra bunun üzerine bir dış üstlenme sözleşmesi yamak su;_e-
tıyle borcun üstlenilmesinin bölünüp parçalara ayrılması mümkün degıl-
dir2
23
•
Kaldı ki, kanunda yer alan düzenleme, borçlu ve üstlenen arasın�a
yapılan sözleşmenin şüphe halinde üstlenenin alacaklıyı vaktinde tatmın
etme sorumluluğunu içerdiğini ifade etmektedir. Gerçekten de, BGB §
415/3'te yer alan, "alacaklı onayını bildirmediği sürece, tereddüt halinde
borcu üstlenen üçüncü kişi borçluya karşı alacaklının zamanında alacak
talebini yerine getirmekle yükümlü olur" düzenlemesinden bu sonuç çıkmak-
tadır. Nitekim TBK. m. 195/1 (OR Art. l 75)'de yer alan "Borçlu ile iç üst-
lenme sözleşmesi yapan üçüncü kişinin borcu bizzat ifa ederek veya alacak-
lının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü
altına girmiş olacağı" şeklindeki düzenleme de bunu doğrulamaktadır. Bu
nedenle borçlu ile üçüncü kişi arasında akdedilen iç üstlenme sözleşmesi
sadece bir ifa üstlenilmesi olarak kabul edilemez. Taraflar her ne kadar iç
üstlenme sözleşmesi akdetmiş olsalar da, daha çok üstlenen üçüncü kişinin
borçlunun yerine geçmek durumunda olduğu bir "borç üstlenilmesi" amaç-
lanmaktadır. Alacaklı, borçlu ile üstlenen üçüncü kişi arasındaki sözleşmeye
onay vermekten kaçınırsa, asıl hedeflenen üstlenme meydana gelmediği için
en azından gerçekleşmemiş onaydan bağımsız olarak daha zayıf etki doğur-.
duğu varsayılan ifa üstlenilmesinin anlaşılması gerektiğinin kabulü daha
isabetli olur2
24
.
Sözleşme teorisine göre borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi iç üstlenme
sözleşmesi yaparken aslında borçlunun borçtan kurtulmasını istediklerini,
ancak bunun alacaklı ile bir dış üstlenme sözleşmesinin yapılması ile gerçek-
leşebileceğini bilmektedirler. Ayrıca, üçüncü kişi ile borçlu arasındaki iç
üstlenme sözleşmesi alacaklıya yönelik sadece borç üstlenilmesi için bir
öneriye ilişkin anlaşma olduğundan bir nevi sözleşme yapma vaadi
(=pactıım de contrahendo) niteliğindedir. Borç üstlenilmesinin sonuç do-
222
Heckclmann, s. 8; Albert, s. 5 vd.; Meier, s. 14-15; Paulsen, s. 23; Wendt, s. 23 vd.;
223
Mcier, s. 14 vd.; Heckelmann, s. 9-10, özellikle bkz., s. 37 vd.; Albert, s. 5 vd.;
Paulsen, s. 23; Wcndt, s. 25 vd.;
224
Bkz., Heckelmann, s. 53 vd.; Paulsen, s. 25 vd.; Medicus/Lorenz, s. 380 vd.; Her ne
kadar 8GB
§ 415/3'de, ifanın üstlenilmesinde bahsedilmiş olsa da, aslında bunun üçüncü
kişi lehine sözleşme olarak yorumlanması gereken ifa üstlenilmesi şeklinde kabul edil-
mesi gerektiği savunulmaktadır. Bkz., Heckelmann, s. 15-16.
83
ğ��ması alacaklının katılımını zorunlu kıldığından borçlu ile üstlenen üçüncü
kışı arasında yapılan borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi borçlunun değişimi
için hiçbir amaca hizmet etmeyen etkisiz ve ümitsiz bir vaatten başka bir
şey olamaz
225
•
Ancak teorinin b; görüşü de sözleşmelerin akdedildikleri
sırada mevcut olan eksikliklerinin daha sonradan giderilmesi suretiyle geçer-
lilik kazandığı
226
diğer kanuni düzenlemeler dikkate alındığında tutarlılığını
kaybetmesi
nedeniyle karşı çıkılmaktadır. Örneğin sınırlı ehliyetsizlerin
yasal temsilcilerinin rızasını almadan yapmış olduğu borç altına sokan huku-
ki işlemler, ancak yasal temsilcinin daha sonradan vereceği onay (icazet) ile
geçerli olur (8GB § 108, TMK. m. ı6, ZGB Art. 19). Bu bakımdan borcun
iç üstlenilmesi sözleşmesine alacaklı tarafından sonradan verilen onayı da,
sınırlı ehliyetsizlerin işlemleri gibi değerlendirilmesi gerektiği ileri sürül-
müştür
227
•
Başka bir ifade ile bu teori, borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin,
geçerliliği üçüncü kişinin onayına bağlı bir hukuki işlem şeklinde ifade et-
menin hukuken hiçbir mahsuru olmayacağını kabul etmektedir. Bu bakım-
dan, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasındaki sözleşme olsa olsa ala-
caklının onayına bağlı askıda geçersiz bir sözleşme niteliğinde olacağından,
hiçbir amaca hizmet etmeyen, etkisiz ve ümitsiz bir vaat olarak değerlendi-
225
Bu görüş esas itibariyle Heck tarafından savunulmaktadır. Gerçekten de öneri teorisinde
geliştirilen düşüncelerin en önemli savunucularından olan Heck, BGB
§ 415 de �er alan
hükümleri de aynen BGB § 414'de yer alan alacaklı ile sözleşme yapma şeklinde d eğer-
lendirmektedir. Ona göre eski borçlu ve üstlenenin BGB § 4l5'e göre yaptıklan anlaş-
manın içeriğinde borçlunun borçtan kurtulması iradesinin mevcut olduğunu ancak bunun
BGB
§ 414'e göre bir alacaklı sözleşmesinin yapılması suretiyle gerçekleştirilebileceğini
bildiklerini kabul etmektedir. Borçlular (borçlu ile borcu üstlenen) arasındaki BGB
§
41S'e göre sözleşme, alacaklıya yönelik sadece borç üstlenilmesi için bir öneri hakkında
bir uzlaşma bir anlaşmadır. Heck'e göre bir borç üstlenilmesinin geçerliliği için daima
alacaklının katılımı gerekli olduğund an, borçlular arasında yapılan borç üstlenilmesi,
hiçbir menfaate hizmet etmeyen, etkisiz bir denemeden başka hiçbir şe� olmaz. Ancak bu
görüş, eksiklikle sakatlığın söz konusu olduğu durumlar örnek gösterilmek sureti�le eleş-
tirilmektedir. Örneğin sınırlı ehliyetsizlerin yapmış olduğu bir sözleşme ancak yasal tem-
silcilerinin onayı ile geçerli duruma gelebilir. BGB § 4l5'de yer alan borçlu ile borcu
üstlenen üçüncü kişi arasındaki sözleşme de benzer şekilde açıklanabilir. Kaldı ki,
burada
söz konusu borç üstlenilmesi durumunu, geçerlilikleri üçüncü kişilerin onayına bağlı olan
genel hukuki işlemler kategorisinde değerlendirmek tereddüt gerel-.1iren bir durum değil-
dir. Borçlu ve borcu üstlenen arasında gerçekleştirilen borç üstlenilmesi , doğrusu önce
alacaklıya karşı "geçersizdir"; ancak Heck'in belirttiği gibi ümitsiz değildir. Onun geçer-
liliği, kanun tarafından alacaklının onayına bağlı kılınmıştır. Borç üstlenilmesi için ala-
caklı tarafından onayın verilmesi ile birlikte, artık gerçek anlamda üstlenme gerçekleşir
ve artık biltUn taraflar için bağlayıcı bir hal alır. Bkz., Paulsen, s. 25 vd; Kornder, s. 31-
32.
226
Örneğin, eksiklikle sakat olan ve bu nedenle askıda geçersizlik veya tek taraflı bağlamaz-
lık yaptırımına tabi olan bir hukuki işleme sonradan verilen icazet ve) a onay ile geçerli-
lik kazandırılması bu şekilde değerlendirilebilir.
227
Paulsen, s. 25; Ayrıca bkz., Wenclt, s. 24 vd.; Kornder, s. 31-32;
84
rilmemesi gerekir. Çünkü iç üstlenme sözleşmesinin geçerliliği, kanun tara-
fından alacaklının onayına bağlı kılınmıştır. Gerçek anlamda
borcun üs_tl �-
nilmesi ve bunun hüküm ve sonuçları onayın verilmesi
ile bütün taraflar ıçın
geçerli hale gelir. Kaldı ki, sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcinin
rızasını �1-
maksızın yapmış olduğu
borç altına sokan hukuki işlemler de, yasal temsıl-
cinin onayına kadar sınırlı ehliyetsizi bağlamamaktadır.
Sözleşme teorisinin borçlu ile üstlenen üçüncü kişi arasındaki sözleşme-
nin alacaklıya ihbar edilmesini alacaklıya yöneltilmiş bir "önerP' ve bunun
da alacaklı tarafından onaylanmasını da "kabul" sayan görüşü de önemli
eleştirilere maruz kalmıştır
228
. Gerçekten de, borçlu ile borcu üstlenen üçün-
cü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesinin alacaklıya bildirimi ama-
cıyla yapılan ihbar, sözleşmelerin kuruluşu için kanunda öngörülen "öneri''
ve "kabul" kavramlarına ilişkin esaslardan tamamen farklı bir hukuki ku-
rumdur. Eleştiri ileri süren yazarlar, borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi için
öngörülen alacaklıya yönelik ihbarın genel anlamda bir sözleşmenin kurul-
ması için aranan öneri ve kabulden farklı olduğu ilgili hükümlerin karşılaştı-
rılmasından da anlaşılabileceğini kabul etmektedirler2
29
. Buna göre, bir söz-
leşmenin kurulmasını sağlamak üzere kabul için süre belirleyerek bir söz-
leşme yapılmasını öneren kişi bu sürenin sona ennesine kadar önerisiyle
bağlıdır. Kabul bu süre içinde kendisine ulaşmazsa öneren önerisiyle bağlı-
lıktan kurtulur (TBK. m. 3). Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir
kişiye yapılan öneri, hemen kabul edilmezse; öneride bulunan kişi önerisiyle
bağlılıktan kurtulmaktadır. Ayrıca, kabul için süre belirlenmeksizin hazır
olmayan bir kişiye yapılan öneri
zamanında ve usulüne uygun olarak gönde-
rilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar önereni bağlamak-
tadır (TBK. m. 5). Buna karşılık borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin ihba-
rında bağlılık süresi ihbarın alacaklıya ulaştığı andan itibaren, başlamaktadır.
Aynı şekilde, borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi, alacaklı tarafından onay
verilene kadar borç üstlenilmesini değiştinne veya ortadan kaldırma hakkına
sahiptirler2
30
. Ayrıca her ne kadar borçlu ve üstlenen üçüncü kişi onay veril-
mek üzere alacaklı için bir süre belirleme hakkına sahip iseler de, borcun iç
üstlenilmesi sözleşmesinin alacaklı tarafından onayı bir süreye bağlı olma-
dan gerçekleşebilmektedir
231
. Eğer bir süre verilmiş olsa bile alacaklının
228
Bu eleştiriler için bkz., Wendt, s. 25 vd.; Albert, s. 6-7; Paulsen, s. 25,·d.;
Heckelmann, s. 36 vd.;
229
Wendt, s. 25 vd.; Albert, s. 6-7; Paulsen, s. 25-26; Heckelmann, s. 36 vd.;
230
Gerçekten de, 8GB § 415 1/3'e göre borçlu ve üstlenen üçüncü kişi ihbarın gerçekleşme-
sinden sonra da aralarında yapt ıkları sözleşmeyi alacaklı tarafından ona) verilene kadar
serbestçe değiştirebilmekte veya tamamen iptal edebilmektedirler.
231
Paulsen, s. 27; Bu konuda geniş bilgi için bkz., Looschelders, . 1156, s. 406;
Köhlcr/Lorcnz, s. 320 v d.; Brox/Walker, N. 12-13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-
Kesscl, s. 368, N. 809; Krüger,
§ 415, N. 2, s. 2576; Joussen, N. 1323 vd.
85
borçlu veya üstlenen üçüncü kişi iç üstlenme sözleşmesini iptal etmedikçe
onayını açıklamak için belirli bir süre ile sınırlandırılmamış bir hakka sahip
olduğu kabul edilmektedir. Başka bir ifade ile alacaklının onayı hiçbir şekil-
de sözleşmenin kurulması için gerekli olan öneriye yönelik süre sınırlaması-
na bağlanmamıştır
232
. Bu durumda, borcun iç üstlenme sözleşmesinin ala-
caklı tarafından onaylanmasının kabul ile eşit tutulamayacağı görüşünü haklı
çıkartmaktadır. Sonuç olarak, sözleşme teorisi gereğince borcun iç üstlenil-
mesi sözleşmesinin al acaklıya ihbarı sözleşmenin kurulması için gerekli olan
öneri ve bu ihbarın alacaklı tarafından onaylanması da sözleşmenin kurul-
ması için gerekli olan kabul olarak kabul edilemeyeceği ileri sürülmüştür2
33
.
Öte yandan, ihbar, teorik ol arak geçerliliği taraf iradeleri dikkate alınmadan
kanun gücüyle geçerli olan bir irade açıklaması iken, sözleşmenin kurulması
için öngörülen öneri teknik ve hukuki anl amda bir irade beyanıdır Yani iç
üstlenme sözleşmesinin alacaklıya ihbarı, bir sözleşmenin kurulması için
gerekli olan öneriden farklı bir irade açıklaması olarak görülmelidir. Borcun
üstlenilmesinin gerçekleştirilebilmesi için alacaklıya yapılan ihbarı öneri ve
alacaklının onayını da sözleşmenin kurulabilmesi için kabul sayan bu teori,
kanunda da açıkça "öneri" ve "kabul" ifadeleri yerine özellikle "onay" kav-
232
8GB § 415'te yer alan alacaklı) a ihbarın sözleşmenin 1-.urulması için gerekli olan bir
öneri olarak kabul edilemeyeceği, sözleşmelerin kurulması için gerekli olan öneri ve
ka-
bule ilişkin düzenlemelerin yer aldığı hükümlerden de anlaşılmaktadır. Buna göre bir
sözleşmenin kurulması için öneride bulunan kişi, önerisini geri almadığı ,e)a ı..arşı taraf-
ça da reddedilmediği sürece bu öneri ile bağlıdır. Buna karşılık BGB
§ 415.de )er aJan iç
üstlenme sözleşmesinin alacaklıya ihbar edilmesi alacaklı ile sözleşmenin kurulması için
bir öneri olarak kabule dilecek olursa buradan her iki borçlunun en azından mal...- ul ama
sınırlı da olsa belirli bir süre bu önerileri ile bağlı oldukları sonucu orta�a çıkmaktadır.
Oysa BGB § 415'de iç üstlenme sözleşmesinin alacaklı tarafından ona�!anmasına kadar
borçlu ve üstlenenin iç üstlenme söz leşmesini değiştirebileceği , e) a gerekirse bu söz-
leşmeyi iptal edebilecekleri hükmüne �er verilmiştir. Dola)ıSı)la 8GB § 415.in alacak-
lıyla kurulacak sözleşme için öneri olarak görülen bu ihbann herhangi bir bağla) ıcı etkisi
yoktur. BGB
§ 415'te talep edilen ihbar, hukuken sözleşme için bir öneri olarak görüle--
mez. Bkz. ,
Paulsen, s. 26.
233
Genel olarak bir sözleşmenin kurulması için gerekli olan kabul be)anına ilişkin genel
hükümlerde yer alan düzenlemelere
U) maması nedeni) le, borçlu ve borcu üstlenen üçün-
cü kişi tarafından alacaklı) a) apılaıı ihbarın alacaklı tarafından ona)!anması da
lcabul de--
ğildir. Bu nedenle öneri teorisinin ihbarı öneri, ona�ı ise lı.abul sa) an bu görüşünün ka-
nunda) er alan düzenlemelerle de bağdaşmadığı bunlara tezat ıeşlı.il eniği ileri sürülmek-
tedir. Bkz.,
Wendt, s. 25 vd.; Paulscn, s. 26.
m Türk/İsviçre hukukunda kanun koyucu muhtemelen bu ihbarın gönderilmes,i e bunun
alacaklı tarafından onaylanmasının ne anlama geldiğinin açıkça düzenlenmemesinin )a-
ratacağı tartışmalar düşünülerek TBK. m. 196'da, "İç üstlenme! sözleşmesinin, üstlenen
ve) a onun izni ile borçlu tarafından alacaklı) a bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin
yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir" hükmüne �er ,ermek sureti)le bu konudaki
herhangi bir taı11şma ) aşanmasına izin , ermemiştir.
86
ramı kullanılmış olması nedeniyle de eleştirilmektedir
235
•
Buna karşılık söz-
leşme teorisini savunan yazarlar bu eleştiriye karşı, kanunda geçen
onay
kavramının aslında ticari ilişkilerde genellikle teklif edilen bir sözleşmenin
kabulünden başka bir şey olmadığını ileri sürmektedir2
36
• Ancak kanun�n
ifade tarzı olarak özellikle "onay" ifadesini seçmesi, bu ifadenin sözleşm �n�n
kurulması için aranan teknik ve hukuki anlamdaki kabul olarak görülmesının
mümkün olamayacağını kabul etmek gerekir. Onay, daha çok geçerli olan
ancak değişik nedenlerden dolayı henüz hukuki sonuç doğurmayan irade
beyanlarının, etkili hale getirilmesi için kullanılan teknik bir kavramdır.
Eğer kanunda teknik bir kavram olan
"onay" kavramı, sözleşmenin kabulü
olarak kullanılmak istenseydi, o zaman kanun koyucu
"kabul" ifadesi kul-
lanmaktan çekinmezdi
237
.
Sözleşme teorisi tarafından savunul an görüşlerin diğer bir eleştiri noktası
ise, borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesinin alacak-
lıya ihbarını yapan kişi bakımından ortaya çıkınaktadır
238
.
Bu ihbarın borcu
üstlenen üçüncü kişi tarafından yapılması ve bunun da alacaklı tarafından
onaylanması alacaklı ile borcu üstlenen kişi arasında "borcun dış üstlenilme-
si" sözleşmesinin kurulmasını ve bu sözleşmenin de alacaklı ile borcu üstle-
nen üçüncü kişi arasında hüküm ve sonuç doğurması beklenen bir durumdur.
Ancak, borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesinin
alacaklıya ihbarının borçlu tarafından yapılması bu teori bakımından bazı
açıklanamaz sorunlar doğurmaktadır. Başka bir ifade ile borcun iç üstlenil-
mesi sözleşmesinin borçlu tarafından alacaklıya ihbarının alacaklı tarafından
kabulü ve bununla da alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında dış
üstlenme sözleşmesinin kurulduğunun kabul edilmesi şeklimdeki teori görü-
şü eleştirilmekteydi. Ancak buna karşı da, borçlunun; borcun iç üstlenilmesi
sözleşmesini alacaklıya ihbar etmek suretiyle borcun dış üstlenilmesi söz-
leşmesinin önerisini alacaklıya sunmak ve buna karşılık alacaklının sözleş-
meyi kabulünü de sözleşmeyi üstlenen adına kabul etme konusunda yetkili
235
Bkz., Paulsen, s. 25-26; Albert, s. 6-7; Heckelmann, s. 36 vd. Teori tarafından bu eleş-
tiriye karşılık, borçlunun borcu üstlenen kişinin temsilcisi sıfatıyla hareket ettiği sa un-
ması yapılmaktadır.
236
Bu yazarlar için bkz., Paulsen, s. 26; Looschelders, N. 1156, s. 406; Köhler/Lorenz, s.
320 vd.; Brox/Walker, N. 12-13,
s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809;
Krüger,
§ 415, N. 2, s. 2576; Joussen, N. 1323 vd.
237
Heck, özellikle ticari ilişkilerde "onay" kavramının, üçüncü bir kişi tarafından yapılan
önerinin kabulünden başka bir anlama gelmediğini ve bu nedenle her iki kavramın içerik
olarak aynı anlama geldiğini, kanun koyucunun da kavramları seçmesinde özel bir amacı
olmadığını kabul etmektedir. Bkz., H eckelmann, s. 36.
238
Heckclmann, s. 37 vd.; Albcrt, s. 6-7; Meier, s. 14 vd.; Wendt, s. 25 vd.; Paulsen,
s. 27.
87
kılındığı düşüncesi ileri sürülmüştür2
39
. Ancak borcu üstlenen üçü ncü kişinin
borçluyu borç üstlenilmesi önerisini alacaklıya göndermek ve alacaklının
kabul beyanının da kabul etmek için yetkili kıldığı düşüncesi de, borçlu ile
borcu üstlenen üçüncü kişinin aralarında yaptığı anlaşmaya tamamen yaban-
cı olan ve aslında taraf iradelerine uymayan bir içerik kazandırıldığı gerek-
çesi ile reddedilmiştir. Netice itibariyle, borçlunun, borcu üstlenen adına
alacaklıya teklif vermeye yetkilendirilmiş olduğu düşüncesi sadece varsa-
yımdan öteye gidememiştir
240
.
B. Temsil teorisi
Temsil teorisi de, öneri teorisine benze r şekilde, borç üstlenilmesini ala-
caklı ile borcu üst lenen üçüncü ki şi arasında yapılacak bir söz leşmeye
(dış
üstlenme sözleşmesine) bağlamaktadıı-2
41
. Bu teori, borçluyu alacaklının yet-
kisiz temsilcisi olarak kabul etmekte, sadece borç üstlenilmesinin alacaklı
tarafından şahsen değil, onun adına borçlu ile üstlenen üçüncü kişi arasında-
ki sözleşmeyle gerçekleştirildiğini savunmaktadır2.ı
2
. Yapılan bu sözleşmeye
alacaklı tarafından verilecek onay ise, borçlunun yetkisiz temsilci olarak
yaptığı sözleşmeye temsil olunan tarafından sonradan verilen onayı (icazeti)
ifade etmektedir. Borçlunun görevinin alacaklının yetkisiz temsilcisi olarak
davranması olduğunu kabul eden temsil teorisi, borcun üstlenilmesine ve
temsile ilişkin genel hükümler ile özellikle yetkisiz temsile ilişkin düzenle-
meler bakımından değerlendirildiğindeeleştirilere maruz kalmaktadıı-2
43
.
Öncelikle, iç üstlenme sözleşmesine alacaklı tarafından verilen onay ile
yetkisiz temsilde, yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu işlemlere sonradan
temsil olunan tarafından verilen onay hukuki açıdan birbirinden farklılıklar
taşımaktadır
244
. Yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu bir işleme, temsil olu-
239
Bu durumda borçlunun borcu üstlenen adına onun temsilcisi sıfatı� la hareı.et ettiği ,e bu
nedenle temsilci tarafından önerinin ileri sürülüp� ine temsilci tarafından ı.abul be�anına
muhatap olunabil eceği ) önünde görüşler ileri sürUlmeı-tedir. Bu görüşler için b1'L..
Paulsen, s. 27; Heckelm ann, s. 36 ,d.; Albert, s. 6-7; Meicr, s.
1,4d.; endt, s. 25 ,e
auıca bh.z.
s. 87-89.
240
Wendt, s. 25 vd.; Paulsen, s. 27; Heckelm ann, s. 3,6d.; Albcrt, s. 6-7; Meier, s. 1,4d.
241 Wendt, s. 26 vd.; Paulsen, s. 28; Hcckelmnnn, s. 2,3d.; Meier, s. 1,5d.: Kornder, s.
88-89.
242 Heckelınann, s. 23 vd.; Paulscn, s. 28; Korndcr, s. 88-89; ilcicr, s. 1,5d.; Wendt, s.
28 vd.
243 Asıl borçlunun görevinin, alacaklının )etkisi.l temsilcisi olarah. da,ranma olduğunu ı.abul
eden
Sırohal'in bu görUşi; BGB § 4l5'in htiUlmlcrinin temsilciliğe ili,h.in diğer özel hü-
kümlerin ve özellikle )Ctkisiz t emsile ilişkin hUküınlerle h.arşılaştırılarak eleştirilmiştir.
Bkz., Paulscn, s. 28-29.
ı.ı.ı Sırohal, borcun iç üstlenme sözleşmesinin alacah.lı)a ihbarı üzerine alacah.lı tarafından
buna verilen ona" teknik anlamda bir kabul anlamı taşı)ama)acağı dUşUncesinden hare-
ketle temsil teori�ini geliştirmiştir. Bu nedenle Strohal'a göre Alman Medeni Kanununun
ramı kullanılmış olması nedeniyle de eleştirilmektedir2H. Buna karşılık SÖ"L·
!eşme teorisini savunan yazarlar bu eleştiriye karşı, kanunda geçen onay
kavramının aslında ticari ilişkilerde genellikle teklif edilen bir sözleşmenin
�abulünden başka bir şey olmadığını ileri sürmektedir2
36
.
Ancak kanun�n
ıfade tarzı olarak özellikle "onay" ifadesini seçmesi, bu ifadenin sözleşm ��n
kurulması için aranan teknik ve hukuki anlamdaki kabul olarak görülmesının
mümkün olamayacağını kabul etmek gerekir. Onay, daha çok geçerli olan
ancak değişik nedenlerden dolayı henüz hukuki sonuç doğurmayan irade
beyanlarının, etkili hale getirilmesi için kullanılan teknik bir kavramdır.
Eğer kanunda teknik bir kavram olan "onay" kavramı, sözleşm� nin k�bulü
olarak kullanılmak istenseydi, o zaman kanun koyucu
"kabuI'' ıfadesı kul-
lanmaktan çekinmezdi
237
.
. Sözleş� e teorisi tarafından savunulan görüşlerin diğer bir eleşt�i noktası
ıse,�orçlu ıle üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesinın alacak-
lıya ıhbarını yapan kişi bakımından ortaya çıkmaktadır2
38
.
Bu ihbarın borcu
üstlenen üçüncü kişi tarafından yapılması ve bunun da alacaklı tarafından
onaylanması alacaklı ile borcu üstlenen kişi arasında "borcun dış üstlenilme-
si" sözleşmesinin kurulmasını ve bu sözleşmenin de alacaklı ile borcu üstle-
nen üçüncü kişi arasında hüküm ve sonuç doğurması beklenen bir durumdur.
Ancak, borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesinin
alacaklıya ihbarının borçlu tarafından yapılması bu teori bakımından bazı
açıklanamaz sorunlar doğurmaktadır. Başka bir ifade ile borcun iç üstlenil-
mesi sözleşmesinin borçlu tarafından alacaklıya ihbarının alacaklı tarafından
kabulü ve bununla da alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında dış
üstlenme sözleşmesinin kurulduğ unun kabul edilmesi şeklimdeki teori görü-
şü eleştirilmekteydi. Ancak buna karşı da, borçlunun; borcun iç üstlenilmesi
sözleşmesini alacaklıya ihbar etmek suretiyle borcun dış üstlenilmesi söz-
leşmesinin önerisini alacaklıya sunmak ve buna karşılık alacaklının sözleş-
meyi kabulünü de sözleşmeyi üstlenen adına kabul etme konusunda yetkili
235
Bkz., Paulsen, s. 25-26; Albert, s. 6-7; Heckelmann, s. 36 vd. Teori tarafından bu eleş-
tiriye karşılık, borçlunun borcu üstlenen kişinin temsilcisi sıfatıyla hareket ettiği savun-
ması yapılmaktadır.
236
Bu yazarlar için bkz., Paulsen, s. 26; Looschelders, N. 1156, s. 406; Köhler/Lorenz, s.
320 vd.;
Brox/Walker, N. 12-13, s. 380; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809;
Krüger, § 415, N. 2, s. 2576; Joussen, N. 1323 vd.
237
Heck, özellikle ticari ilişkilerde "onay" kavramının, üçüncü bir k işi tarafından yapılan
önerinin kabulünden başka bir anlama gelmediğini ve bu nedenle her iki kavramın içerik
olarak aynı anlama geldiğini, kanun koyucunun da kavramları seçmesinde özel bir amacı
olmadığını kabuletmek1edir. Bkz.,
Heckelmann, s. 36.
238
Heckelmann, s. 37 vd.; Albert, s. 6-7; Meier, s. 14 vd.; Wendt, s. 25 vd.; Paulsen,
s. 27.
86
87
kılındığı düşüncesi ileri sürülmüştür2
39
.
Ancak borcu üstlenen OçOncO ki,inin
borçluyu borç üstlenilmesi önerisini alacaklıya göndermek ve aJacaklmın
kabul beyanının da kabul etmek için yetkili kıldığJ düşü ncesi de. borçlu ile
borcu üstlenen üçüncü kişinin aralarında yaptığı anlaşmaya tamamen yaban-
cı olan ve aslında taraf iradelerine uymayan bir içerik kaz.andınldığı
gen:k-
çesi ile reddedilmiştir. Netice itibariyle, borçlunun, borcu üstlenen adına
alacaklıya teklif vermeye yetkilendirilmiş olduğu düşüncesi sadece varsa-
yımdan öteye gidememiştiı-2
40
.
B. Temsil teorisi
Temsil teorisi de, öneri teorisine benzer şekilde, borç üstlenilmesini ala-
caklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılacak bir sözleşmeye
(dış
üstlenme sözleşmesine) bağlamaktadıı-2
41
. Bu teori, borçluyu alacaklının yet-
kisiz temsilcisi olarak kabul etmekte, sadece borç üstlenilmesinin alacaklı
tarafından şahsen d eğil, onun adına borçlu ile üstlenen üçüncü kişi arasında-
ki sözleşmeyle ger çekleştirildiğini savunmaktadu-2
42
• Yapılan bu sözleşmeye
alacaklı tarafından verilecek onay ise, borçlunun yetkisiz temsilci olarak
yaptığı sözleşmeye temsil olunan tarafından sonradan verilen onayı (icazeti)
ifade etmektedir. Borçlunun görevinin alacaklının yetkisiz temsilcisi olarak
davranması olduğunu kabul eden temsil teorisi, borcun üstlenilmesine ve
temsile ilişkin genel hükümler ile özellikle yetkisiz temsile ilişkin düzenle-
meler bakımından değerlendirildiğinde eleştirilere maruz kalmaktadu-2
43
.
Öncelikle, iç üstlenme sözleşmesine alacaklı tarafından verilen onay ile
yetkisiz temsilde, yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu işlemlere sonradan
temsil olunan tarafından verilen onay hukuki açıdan birbirinden farklılıklar
taşımaktadır2
44
.
Yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu bir işleme, temsil olu-
239
Bu
d urumda borçlunun borcu üstlenen adına onun temsilcisi sıfatı �la hareket eniği ve bu
nedenle tems ilci tarafından önerinin ileri sürülüp yine temsilci tarafından kabul be �anına
muhatap olunabileceği yönünde görüşler ileri sürülmektedir. Bu görüşler için bkz..
Paulsen, s. 27; Heckelmann, s. 36 vd.; Albert, s. 6-7; Meier, s. 14 vd.; Wendt, s. 25 ve
ayrıca bkz. s. 87-89.
240 W
endt, s. 25 vd.; Paulsen, s. 27; Heckelmann, s. 36 vd.; Albert, s. 6-7; Meier, s. 14 vd
241 W
endt,
s. 26 vd.; Paulsen, s. 28; Heckelmann, s. 23 vd.; Meier, s. 15 vd.; Koroder, s.
88-89.
242
Heckelmann, s. 23 vd.; Paulsen, s. 28; Kornder, s. 88-89; Meier, s. 15 vd.; Weodt, s.
28 vd.
243
Asıl borçlunun görevinin, alacaklının yetkisiz temsilcisi olarak davranma olduğunu kabul
eden Strohal'in bu görüşü; 8GB § 41S'in hükümlerinin temsilciliğe ilişkin diğer özel hü-
kümlerin ve özellikle yetkisiz temsile ilişkin hükümlerle karşılaştırılarak eleştirilmiştir.
Bkz.,
Paulsen, s. 28-29.
244
Strohal, borcun iç üstlenme sözleşmesinin alacaklıya ihbarı üzerine alacaklı tarafından
buna verilen onay teknik anlamda bir kabul anlamı taşıyamayacağı düşüncesinden hare-
ketle temsil teorisini geliştirmiştir. Bu nedenle Strohal'a göre Alman Medeni Kanununun
88
nandan onay vermesi talep edilecek olursa, talep sonucunda onay beyanı da
sadece yetkisiz temsilciye karşı yöneltilebilecektir. Bu durumda, borçlun��
alacaklının yetkisiz temsilcisi olarak yaptığı sözleşmeye onay venne
s
ını
talep etmesi durumunda, onaya ilişkin irade beyanının da sadece borçluya
yöneltilmesi gerekmektedir2
45
.
Oysa borcun üstlenilmesinde, borcu üstlenen
üçüncü kişinin mi yoksa borçlunun mu alacaklıdan onay talebinde bulundu-
ğu önemli değildir. Başka bir ifade ile onay talebinin borcu üstlenen üçüncü
kişiden veya borçludan gelmesi, farklı hukuki sonuçlar doğurmaz. Alacaklı
tarafından iç üstlenme sözleşmesine verilecek onay borçlu veya
üstlene_n
üçüncü kişiye yöneltilebilir
246
.
Yetkisiz temsilcinin işlemine sonradanven-
len onay ile iç üstlenme sözleşmesine alacaklı tarafından verilen onayın aynı
olmadığını gösteren diğer bir durum da, iç üstlenme sözleşmesinin ala�aklı-
ya ihbarıdır. Yetkisiz temsilde temsil olunan herhangi bir ihbar veya ıhtara
gerek kalmaks ızın askıda geçersiz olan işleme doğrudan doğruya onay v�re-
bilirken borcun iç üstlenilmesi sözleşmesine alacaklı tarafından onay venle-
bilmesi için önceden alacaklıya ihbarı şarttır2
47
.
İhbar şartından tarafl�r�n
önceden vazgeçmeleri de mümkün değildir. Fakat iç üstlenme sözleşme_
s
ının
yapılmasından veya ihbardan ön ce alacaklı tarafından izin verilmesı her
zaman mümkün ise de, bu durumda sözleşme yapılmadan önce yakmda
yapılacak olan sözleşme hakkında yine alacaklıya ihbarda bulunulması ge-
rekmektedir. Diğer taraftan, borcun iç üstlenme sözleşmesine alacaklı tara-
fından onay verilene kadar, borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişinin iç ÜS
t
-
lenme sözleşmesinin içeriğinde değişiklik yapabilme veya iç üstlenme sö�-
leşmesini tamamen ortadan kaldırabilme hakkına sahip olmasının da temsıl
ilişkisi ile açıklanmasının mümkün olmadığı ileri sürülmektedir
248
•
Gerçe�-
ten de, yetkisiz temsilcinin üçüncü kişi ile yaptığı bir sözleşmeye, temsıl
olunan tarafından icazet verilene kadar orta dan kaldırma yetkisine sahip
değildir. Bu bakımdan borcun üstlenilmesi temsil ile açıklanamaz.
Sonuç olarak temsil teorisi, borçlunun, iç üstlenme sözleşmesinin kurul-
masına alacaklı için katıldığı ve bu nedenle alacaklının menfaatlerini koru-
kullandığı dil dikkate alındığında BGB § 415'de geçen "ona�" kabul a nlamına gelme
imkanı olmayan bir ifadedir. Bkz., Schönrock, s. 38.
245
Paulsen, s. 29; Meier, s. 15 vd.; Kornder, s. 88-89; Wendt, s. 26 vd.
246
Bkz., Meier, s. 15 vd.; Wendt, s. 26 vd.; Paulsen, s. 28; Heckelmann, s. 23 vd.;
Kornder, s. 88-89.
2
-1
7
8GB § 415/1'de "Borç nakli, iiçüncii kişi ile borçlıı arasında kararlaştırılmışsa, bunıın
geçerliliği alacaklının onayına bağlıdır. Onay, ancak borçlu veya iiçiincii şahıs tarafın-
dan alacaklıya yapılacak borç nakli bildirisinden sonra gerçekl eşebilir"
düzenlemesi�er
almaktadır.
2.ıs 8GB § 415/1'in son cümlesinde, "Taraflar, alacaklı onayını verene kadar borç naklini
değiştirebilir veya iptal edebilirler"
düzenlemesine yer verilmiştir. Geniş bilgi için bkz.,
Kornder, s. 88-89; Paulsen, s. 28; Heckelmann, s. 23 vd.; Meier, s. 15 vd.;
89
yan bir yetkisiz temsilci olduğunu savunmaktadır. Ancak. bu görüş borçlu-
nun burada sadece alacaklının temsilcisi olarak hareket etmek zorunda olma -
sı, ama aynı zamanda sözleşmeyi borcu üstlenen ile anlaşmak suretiyle son-
radan değiştirebilmesi ve ayrıca sözleşmeyi ortadan kaldırabilmesi gibi asıl
borç ilişkisinin taraflarının sahip olduğu haklara sahip olması gibi çelişkilere
yol açtığı ileri sürülmektediı-2
49
. Asıl borçlunun iç üstlenme sözleşmesini
alacaklının temsilcisi olarak kabulü halinde iç üstlenme sözleşmesinin borçlu
açısından doğurduğu hukuki sonuçlar açısından da açıklanamaz sonuçlar
doğmaktadır. Gerçekten de, eğer borçlu alacaklının temsilcisi olarak
hareket
ediyor ise, sadece borçtan kurtarma vaadi olarak kabul edilebilen iç üstlenme
sözleşmesinin borçlu açısından doğuracağı hukuki sonuçlar söz konusu ol-
maz. Borçlu açısından bu hukuki sonuçların ortaya çıkabilmesi için borçlu-
nun iç üstlenme sözleşmesine temsilci sıfatıyla değil, bizzat taraf olarak ka -
tılması gerekir. Bu nedenle borcun iç üstlenme sözleşmesinin sadece yetkisiz
temsil ile açıklanması veya bir temsilcilik ilişkisi ile borcun iç üstlenilmesi-
nin alacaklıyı ilgilendiren etkilerinin meydana getirmesinin mümkün olma-
yacağı gerekçesi ile bu teori eleştirilebilir. Kaldı ki, borçlu ile üçüncü kişinin
tamamen özgür iradeleri ile yaptıkları bağımsız bir sözleşme niteliğindeki iç
üstlenme sözleşmesinin temsil teorisi ile açıklanması da çelişkiler yaratmak-
tadır
250
. Kanımızca, temsil teorisine bir eleştiri de, yapılan hukuki işlemlerin
sonuçları bakımından da getirilebilir. Gerçekten de, yetkisiz temsilde temsil
olunan tarafından yetkisiz temsilcinin işlemlerine onay verilmediği taktirde
yetkisiz temsilci ile üçüncü kişi arasındaki sözleşme artık geçersiz olmakta-
dır. Oysa 8GB
§ 415 gereğince, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi ara-
sında yapılan iç üstlenme söz leşmesinin alacaklı tarafından onaylanmaması
halinde bunun ifa üstlenilmesi olarak varlığını koruyacağ ı kanunda açıkça
hükme bağlanmıştır. Bu nedenle hukuki nitelikleri ve özellikleri birbirinden
farklı olarak kanunda düzenlenen iki kurumu bir diğeri ile açıklamak kanun
koyucunu amaçları ile de bağdaşmaz.
C. Onay teorisi
Onay teorisine göre, borçlu ve üçüncü kişi arasında borçlunun borç iliş-
kisinden ayrılması ve onun yerine üçüncü kişinin borcu üstlenen ki şi olarak
eski borç ili şkisine ginnesini konu edinen iç üstlenme sözleşmesi, borcun
üstlenilebilmesi için hazırlık amaçlı bir sözleşme değil, aksine bu borç üstle-
nilmesi işleminin bizzat kendisini oluşturmaktadır
251
. Onay teorisi, iç üst-
249
Paulsen, s. 30; Heckelmann, s. 23 vd.; Kornder, s. 88-89.
250
Meier, s. 15 vd.; Wendt, s. 26 vd.; Paulscn, s. 31;
251
Bkz., Heckelmann, s. 39 vd.; Schönrock, § 21, s. 15; Mcicr, s. 13; Paulsen, s. 21 vd.;
Albert, s. 3-4; Wendt, s. 17 vd.; Dcppelcr, s. 36; Socrgcl, § 414-415, N. 2-3, s. 480;
Joussen, N. 1322 vd.; Krüger, § 415, N. 1 vd., s. 2576; Eckcrt, N. 1078-1079, s. 314;
90
lenrne sözleşmesini bu söz leşmenin taraflarının hukuk i alanlarının dışına
çıkan, alacaklının hukuki alanına müdahale eden bir tasarrufun söz konusu
olduğu görüşünden hareket etmektedir2
52
.
Gerçekten de, onay teorisine göre,
b?rç ilişkisi alacaklı ve borçlu arasında gerçekleş en, bu nedenle sad�e.t�k
bır tarafın tasarrufta bulunması mümkün olmayan iki taraflı bir hukukı ılış•
kidir. Bu nedenle borç ilişkisinin unsurlarından sadece birisinde meydana
gelen değişiklik, tüm hukuki ilişkiyi etkileyerek ilişkinin değişmesine neden
olacağ ı için özellikle taraf değişikliği sonucunu doğuran bir işl�min mutlaka
h_eriki tarafın katılımı veya iradesi ile gerçekleşmesi gerekir2 '
3
.
Çün_k?h�-
kukı durumu değişen veya hukuki durumuna müdahalede bulunulan kışının
de bu değişikliğe katılması veya en azından bu değişikliğe onay vermesi
halinde geçerli bir değişiklik olarak kabul edilmelidir. Buna karşılık alacağın
devri de, borç ilişkisinde taraf değişikliğine yol açan bir kurum olsa da, sa-
dece taraflardan birisi olan alacaklının iradesi ile gerçekleşmektedir. Aslın�a
burada taraflar arasındaki menfaatler dengesine herhangi bir zarar verme�sı-
zin, taraflardan birisi olan borçlunun işleme
onay vermesinden feragat_edıle:
bilirken, borç ilişkisinin pasif unsurunu oluşturan borçlu tar�fın değışmesı
sonucunu doğuran borcun devrinde feragat mümkün değildir2'
4
. Bu nedenle,
borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucu esas itibariy le borçlu :e
borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan ve bu iki tarafın iz:�de uyumu ıle
kurulan sözleşme ile gerçekleş tiğinde anlam kazanmaktadır
2
".
Alacaklının
Erman, § 415, N. 1, s. 1732; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Schlechtriem/Schmidt-Kessel,
s. 368, N. 809; Looschelders, N. 1155, s. 406; Brox/Walker, N. 11, s. 380; Friedrich,
s. 42 vd.;
252
Geniş bilgi için bkz., Meier, s. 13; Paulsen, s. 21 vd.; Albert, s. 3-4; Wendt, s. 17 vd.;
Deppeler,
s. 36; Soergel, § 414-415, N. 2-3, s. 480; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.;
Sch)echtriem/Schmidt-Kessel,
s. 368, N. 809; Looschelders, N. 1155-1156, s. �06;
Brox/Walker, N. 11-12, s. 380; Joussen, N. 1322 vd.; Krüger, § 415, N. 1 vd., s. 2)76;
Eckert, N. 1078-1079, s. 314; Erman,§ 415, N.
ı, s. 1732. Ayrıca bu nedenle uygula-
mada ve doktrinde ona y teorisi aynı zamanda tasarruf teorisi olarak da anılmaktadır.
Bkz., Paulsen, s. 7;
253
Bkz., Hasler, s. 29 vd.; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s.
368, N. 809; Looschelders, N. 1155-1156, s. 406; Brox/Walker, N. 11-12, s. 380;
Joussen, N. 1322 vd.; Krüger, § 415, N. 1 vd., s. 2576; Eckert, N. 1078-1079, s. 314;
Erman, § 415, N. 1, s. 1732; Meier, s. 13; Paulsen, s. 21 vd.; Albert, s. 3-4; Wendt, s.
17 vd.; Deppeler, s. 36; Soergel, § 414-415, N. 2-3, s. 480.
254
Hasler, s. 30 vd.; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N.
809; Looschelders, N. 1155-1156, s. 406; Wendt, s. 17 vd.; Deppeler, s. 36; Soergel,
§
414-415, N. 2-3, s. 480.
2½
Tasarruf veya onay teorisi esas itibariyle, Gürgenstarafından tasarlanmış ve ilk de
�
ıa onun
tarafından savunulmuş bir teoridir. Buna göre, borcun borçlu tarafından devredilmesi ile
birlikte alacaklı yeni bir borçlu ile karşı karşıya kalmaktadır. Alacaklının hakkına böyle
bir müda hale, sadece alacaklının da bu değişime etki ettiği durumda veya en azından
böyle bir değişikliğe onay verdiği durumda sonuç doğurur. Asıl borç üstlenmesi borçlu
ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan ve üstlenenin borçlunun yerine geçmeyi
91
bu sözleşmeye katılımı ise, borçlu ile üstlenen arasında kurulup tamamlan-
mış borcun devri sözleşmesine sonradan vereceği onay ile gerçekleşmekte-
dir. Bu nedenle borcun üstlenilmesi için, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü
kişi arasında bir sözleşme veya hukuki ilişkinin gerektiği düşüncesi yanlıştır.
Alacaklı ile borcu üstlenen arsında bir sözleşme, ancak alacaklı tarafından
yeni bir alacak hakkının kazanılması durumunda söz konusu olabilir2
56
. Baş-
ka bir ifade ile, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan söz-
leşme ile, sadece borçlu taraf değiştirilmekte, borç aynı ve sabit kalmaktadır.
Bu nedenle alacaklının alacak hakkında bir değişiklik meydana gelmediğin-
den alacaklının fiili olarak sözleşme tarafı olmasına da gerek yoktur. Bu
bakımdan, üstlenmenin hukuki sebebini de, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü
kişi arasındaki hukuki ilişki oluşturmaktadır. Kaldı ki, borcun devrinden
sadece borçlu ve borcu devralan üçüncü kişi etkilenmekte, alacaklının alacak
hakkının niteliğinde veya içeriğinde bir değişikJik meydana gelmemekte, o
sadece bu sözleşmeye bir onay vermektedir
257
. Borçlu ile borcu üstlenen
üçüncü kişi arasında yapılan sözleşme, esas itibariyle alacaklının malvarlığı-
na ilişkin bir müdahaleyi amaçlamaktadır. Bu müdahale ile alacaklının mal-
varlığının aktifleri arasında yer alan alacak hakkının muhatabı olan borçlu
değiştirilerek onun karşısına yeni bir borçlu konulmaktadır. Alacaklının katı-
lımına gerek olmaksızın gerçekleştirilen bu müdahale ile amaçlanan sonuçla-
rın doğması için de, alacak hakkı sahibi olan alacaklının bu işleme onay ver-
mesi gerekir
258
.
Bu teori BGB § 415 ve devamında yer alan hüküm ve düzenlemelerinde
bu teoriyi desteklediğini ve bu nedenle, kanunda yer alan bu düzenlemelerin
aksinin
ileri sürülüp eleştirilmesinin de anlamsız olacağını savunsa da bu
kararlaştırdıkları sözleşmede mevcuttur. Bu nedenle, alacaklının, bu şekilde 1-..'l.lrulan
borçlu sözleşmesine etkisinin ne şekilde gerçekleşeceği de belirlenmiş olur. Bu etki, sa-
dece borcun üstlenilmesi sözleşmesine onay şeklinde olabileceği için boru üstlenen
üçüncü ldşi ile alacaklı arasında bir sözleşmeye gerek yoktur. Bu görüşler aynen
Windscheid tarafından da desteklenmiştir. Bkz.,
Paulsen, s. 7; Hasler, s. 29-30 .
256
Hasler, s. 29; Kornder, s. 52 vd.; Schönrock, s. 15-16;
257
Borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında aktedilen sözleşmeye alacaklı tarafından
onayın verilmesi, alacaklının artık borçluya karşı olan borçlarından vazgeçtiğini ona karşı
aralarındaki sözleşmeden doğan hakları artık kullanma) acağını göstermektedir. Bkz.,
von Tuhr/Escher, s. 383.
258
Bu teoriyi savunan �azarlar, borcun üstlenilmesini malvarlığına dahil olan değişik değer -
lerin, örneği bir eşyanın satılması ile aynı kefeye koymal-..1adır. Bu nedenle borçlu da mal-
varlığının pasifinde yer alan bir borcu alacaklının katılımına gerek kalmaksızın bir başka -
sına devredebilmektedir. Bkz.,
Hasler, s. 29 vd.; Deppeler, s. 36; Soergel, § 414-415, N.
2-3, s. 480;
Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809;
Looschelders, N. 1 155-1156, s. 406; Brox/Walker, N. 11-12, s. 380; Joussen, N. 1322
vd.;
Krüger, § 415, N. 1 vd., s. 2576; Eckert, N. 1078-1079, s. 314; Erman,§ 415, N.
1, s. 1732; .; Meier, s. 13; Paulsen, s. 21 vd.; Albert, s. 3-4; Wendt, s. 17 vd.
92
. . m
t_�orıyı savunan yazarlar arasında, bazı eleştirilere de maruz kalmıştır .
Orneğin, Hellwig bu teoriye uygun olarak 8GB § 4 l5'de alacaklı tarafından
verilmesi gereken onayın, aslında gerçek anlamda bir onay olmadığı, bunun
sadece onay için borçlu ve üstlenen tarafından yapılan ihbarda yer alan öne-
rinin kabulünden başka bir şey olmadığını bu nedenle aslında BGB § 415 ve
devamındaki hükümlerin onay değil, sözleşme teorisi olarak yorumlanması
gerektiğini ileri sürmüştür
260
.
Teori, iç üstlenme sözleşmesini doğrudan doğruya alacaklının mal varlı-
ğı alanına bir müdahale olarak görmektedir. Çünkü borçlu ve borcu üstlenen
üçüncü kişinin üzerinde anlaştıkları hukuki etki ortaya çıktığı zaman alacak-
lı, borçlu üzerinde sahip olduğu haklarını kaybetmektedir. Bu durum ise,
alacaklının hukuki alanına borçlu tarafından gerçekleştirilen bu müdahale ve
alacaklının hakkı üzerinde bir tasarruf olarak değerlendirilmektedir
261
. Onay
teorisi, özellikle Alman hukukunda doktrinde en fazla taraftar toplayan ha-
kim düşünce niteliğindedir
262
. Teoriye göre, bir borç ilişkisinde borcun borç-
lu tarafından devri ile alacaklı yeni bir borçlu ile karşı karşıya gelmektedir.
Alacaklının hakkına böyle bir müdahale, sadece alacaklının da bu değişime
etki ettiği durumda veya en azından onayını verdiği durumda geçerlidir. Esas
itibariyle üstlenenin borçlunun borcunu üstleneceği ve onun yerine geçeceği
iç üstlenme sözleşmesi başlıbaşına sözleşmenin üstlenilmesini içermektedir.
Burada üzerinde durulması gereken konu, iç üstlenme sözleşmesine alacak-
lının etkisini nasıl ortaya çıkacağıdır. İşte bu etki de BGB § 415'de açıkça
düzenlenmiş bulunan "alacaklı onayı" ile gerçekleşecektir. Başka bir ifade
ile burada asıl önemli olan unsur borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi ara-
sındaki iç üstlenme sözleşmesini ifade eden
"borçlu sözleşm esi" olup, sonra-
dan gerekli olan
"alacaklı onayı" ise yan ve ikinci planda kalan bir unsurdur.
259
Bu konuda en önemli eleştiri Hellwig tarafından yapılmıştır. Geniş bilgi için bkz.,
Hellwig, s. 159 vd.
260
Hellwig, s. 160 vd.; Ayrıca aynı yönde bkz., Hasler, s. 29 vd.
261
Borcun üstlenilmes i teorisinin ileri sürüldüğü ilk dönemlerden itibaren borçlu ile borcu
üstlenen kişi arasında yapılan sözleşmenin aslında
"alacaklının sahip olduğu hakları üze-
rinde bir tasarruf'
olduğu düşüncesi, onay teorisinin aynı zamanda "tasarruf teorisi" ola-
rak anılmasına da yol açmıştır. Bkz., Paulsen, s. 21 vd.; Schönrock,
§ 21, s. 15;
Heckelmann, s. 39 vd.; Meier, s. 13; Albert, s. 3-4; Wendt, s. 17 vd.; Deppeler, s. 36;
Soergel,
§ 414-415, N. 2-3, s. 480; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.
262
ı900 tarihli Alman Medeni Kanunu'nun kabul edildiği döneme kadar yapılan tartışma-
larda diğer teorilerde zaman zaman hakim teori olarak ön plana çıkmış olsa da, Medeni
Kanunun borcun üstl enilmesi konusunda kabul ettiği düzenlemelerin bu teoriye uygun
olduğu; hatta kanunun özellikle bu teoriyi kabul ettiği ileri sürülmektedir. Bkz.,
Heckelmann, s. 39 vd.; Schönrock,
§ 21, s. 15; Meier, s. 13; Paulsen, s . 21 vd.; Albert,
s. 3-4; Wendt, s. 17 vd.; Deppeler, s. 36; Soergel, § 414-415, N. 2-3, s. 480; Joussen, N.
1322 vd.; Krüger,
§ 415, N. 1 vd., s. 2576; Eckert, N. 1078-1079, s. 314; Erman, §
415, N. 1,
s. 1732; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N.
809.
93
Burada aranan sadece bir onay olup, borcu üstlenen ile alacaklı arasında bir
hukuki işlem gerekli değildir. Borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasın-
daki sözleşme, "alacaklının mal varlığı alanına bir müdahale" amacını güttü-
ğü için sadece hak sahibinin yani alacaklının onayı ile beklenen amaç ger-
çekleşmiş olur
263
.
Onay teorisinin b aşlangıçta savunmuş olduğu görüşlerin temel esaslan
aynı kalarak sonradan ortaya çıkan tartışmalar ve eleştirilere karşı, teoriyi
başarılı bir şekilde savunmayı amaçlayan bazı değişiklikler de yapılmıştır.
Bu teori, diğer teorilere nazaran borçluya çok daha güçlü bir konum sağ ladı-
ğından borçlu ve borcu üs tlenen üçüncü kişi arasındaki anlaşma borç üstle-
nilmesinin kendisi olarak kabul edilmiş, fakat geçerliliği için alacaklının
onayı şartı aranmıştır2
64
.
Borçlu ile üstlenen üçüncü kişi arasındaki bu söz-
leşme, artık sadece arz teorisinin ileri sürdüğü gibi hazırlık amaçlı
bir söz-
leşme olmadığı gibi, taraflar da başka kişilerin temsilcileri olarak değil, biz-
zat kendi adlarına hareket etmektedirler. Onay teorisine göre, borcun üstle-
nilmesi ile birlikte, alacaklının borcundan dolayı borçluyu sorumlu tutma
hakkı elinden alınmalıdır
265
.
Onay teorisine göre borcun iç üstlenilmesinde aslında yetkisiz bir kişinin
tasarrufu söz konusudur ve iç üstlenme sözleşmesinin hukuki niteliğinin de
bu tasarruf işleminde aranması gerekir
266
.
En genel anlamıyla tasarruf kav-
ramı mevcut bir hakkın doğrudan devredildiği, değiştirildiği, sorumluluk
altına sokulduğu veya kaldırıldığı bir hukuk işlemi ifade etmektedir
267
•
Ta-
sarruf kavramının en önemli özelliği onun bir hak üzerinde doğrudan
bir etki
yapması veya hakkın içeriğinde bir değişiklik yaratmasıdır. Alacaklı ile
borçlu arasındaki borç üzerinde bir tasarruf niteliğindeki borcun iç üstlenil -
mesi sözleşmesinde de bu değişiklik söz konusudur . Böylece, tasarruf işlemi
ile hakkı etkilenen kişi bir nevi menfaat kaybına uğramasına rağmen, sonuç
olarak eski durumundan d aha iyi bir menfaat konumuna ulaşması da her
zaman söz konusu olabilir. Başka bir ifade ile hak sahibinin aleyhine ortaya
263
Paulsen, s. 7; Hasler, s. 29-30; 29; Kornder, s. 52 vd.; Schönrock, s. 15-16.
264
Bkz., Paulsen, s. 21 vd.; Albert, s. 3-4; Wendt, s. 17 vd.; Meier, s. 13; Deppeler, s. 36;
Soergel, § 414-415, N. 2-3, s. 480; Paulsen, s. 21 vd.; Köhler/Lorenz, s. 320 vd.;
Schlechtriem/Schmidt-Kessel, s. 368, N. 809; Looschelders, N. 1155-1156, s. 406;
Brox/Walker, N. 11-12, s. 380; Joussen, N. 1322 vd.; Krüger, § 415, N. 1 vd., s. 2576;
Eckert, N. 1078-1079, s. 314; Erman,§ 415, N. 1, s. 1732.
265
Bu nedenle borcun üstlenilmesi sadece taraflar arasında borçtan doğan "sorumluluğun
değiştirilmesi'' veya "sorumluluğun yön değiştirmesi'' değil, aynı zamanda alacaklının
malvarlığına müdahale şeklinde kendisini gösteren bir "ayni etki'' de söz konusudur. İşte
anılan bu ayni etkinin doğabilmes i için, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında
akdedilen sözleşme her durumda alacaklının onayına ihtiyaç duyan bir hukuki işlemdir.
Bkz.,
Hasler, s. 30 vd.
266
Paulsen, s. 35; Wendt, s. 17 vd.; Meier, s. 13; Deppeler, s. 36;
267
Tasarruf kavramı konusunda geniş bilgi için bkz., Eren, s. 173 vd.; Paulsen, s. 35-36.
94
çıkan menfaat kayıplarına yönelik etkilerin daha iyi bir menfaat konurnlır�
ulaşmasını sağlayacak hak kazanmalarına bağlı tasarruf işlemleri de ola.bit;
işte bu tilr tasarruf işlemleri bir nevi hak değişikliğini ifade ettiğinden
..eM.t..
ğer tasarruf' olarak adlandırılmaktadır2
68
• Aslında onay teorisi içerisinde
borcun iç üstlenilmesinin de esas itibarıyla böyle bir eşdeğer tasarruf işletni
olduğunu kabul eden görüşler de bulunmaktadır2
69
• Çünkü borcun iç Ostle.
nilmesi sözleşmesinde borçlu, borcu üstlenen üçüncü kişi ile üstlenen
Uçün.
cü kişinin kendi yerine borçlu sıfatına sahip olması için anlaşmaktadırlar. Bu
anlaşma, eski borçlusunu kaybettiği için aslında alacaklı için bir kayıp ve
dolayısıyla alacaklının hukuki konumuna dokunan etkisi nedeniyle bir tasar.
ruftur. Öte yandan borcu üstlenen üçüncü kişinin belki de borçluya göre
daha iyi durumda olan ödeme gücü nedeniyle alacaklının menfaatine
bir
sonuç da doğabilmektedir2
70
.
Borcun iç üstlenilmesinin alacaklım haklarında bir tasarruf etkisi yaraı.
ması dar anlamda borcun geniş anlamdaki borç ilişkisinin bağımsız bir unsu.
ru olduğu ve bu nedenle alacağın devrinde olduğu gibi "satılabilece-
ği=devredilebileceği" düşüncesine dayanmaktadır. Ancak onay teorisi
tara.
fından savunulan bu düşünce, borcun bağımsız bir mal varlığı değeri oluş-
turmadığı ve bu nedenle de satım sözleşmesinin konusunu oluşturamayacağı
eleştirileri ile reddedilmektedir2
71
•
Ayrıca, bir tasarrufun konusunu sadece
haklar oluşturabileceğinden terminolojik
olarak bir borcun tasarrufun konu-
sunu oluşturması
mümkün görülmemektedir. Yani bir borç, alacaklının ala-
cak hakkını ifade etmesiyle söz konusu olabilir. Bu nedenle, borcun iç üstle-
nilmesi ile yapılan tasarrufun konusunun asıl borçlunun bağımsız mal varlığı
olarak düşünülen borcunun değil, aksine onun borcuna karşılık gelen alacak-
1ının alacak hakkı olduğu kabul edilmektedir
272
. Bu alacak hakkı , borcun iç
üstlenilmesi sözleşmesinin yapılması ile alacaklının eski borçluyu kaybedip
bunun karşılığında yeni bir borçlu kazanması
suretiyle bir içerik değişikliği-
ne uğrayacaktır. Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi ile eski borçlu borcundan
kurtarılmalı; buna karşılık alacaklı da, eski borçluya karşı yöneltilecek talep
haklarının sona ermesi nedeniyle uğrayacağı zararın bu taleplerin borcu üst-
268
Borcun iç üs tlenilmesinin hukuki niteliği konus unda doktrinde ileri sürülen görüşlerden
birisi de
"eşdeğer tasarruf teorist' olarak adlandırılmakta ve Strohal tarafından savunul-
maktadır. Geniş bilgi için bkz., Paulsen, s. 36 vd.; Heckelmann, s. 31; Wendt, s. 30 vd.;
Soergel, N. 2, s. 475; Meier, s. 31-32; Friedrich, s. 32; von Thur/Escher, s. 389;
269
Bkz., Soergel, N. 2, s. 475; Meier, s. 31-32; Friedrich, s. 32; von Thur/Escher, s. 389;
Heckelmann, s. 31; Wendt, s. 30 vd..
270
Schönrock, § 59, s. 32; Hasler, s. 32 vd. Maurer, s. 209 vd .; Paulsen, s. 36, Albert, s.4
vd.
271
Meı
•
er, s. 13; Paulsen, s. 34; Schönrock, § 59, s. 32; Albert, s. 4 vd.; Wendt, s. 33 vd.;
212 Bk
·z.,
p
aulsen, s. 36, Albert, s. 4 vd.; Schönrock, § 59, s. 32; Hasler, s. 32 vd. Maurer,
s. 209 vd.
95
!enen üçüncü kişiye karşı yöneltilmesi ile tekrar dengelenmelidir·•. Böyle
bir çift etki, yani, alacaklı tarafından alacak hakkının yöneltileceği muhata-
bın kaybedilmesi fakat buna karşılık yeni bir muhatabın ortaya çıkması bu
konuda savunulan "eşdeğerlik teorisi''nin ana ilkesidir2
14
. Ancak bu eşdeğer
tasarrufun etkisi hemen değil alacaklı tarafından borcun iç üstlenilmesi söz-
leşmesi onayladıktan sonra ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, geçerliliği hak
sahibinin onayına bağlı olan hukuki işlemlerin genellikle yetkisiz temsilciler
aracılığı ile yapılan işlemler olduğu düşünülürse, borcun iç üstlenilmesi söz-
leşmesinin etkilerinin alacaklının onayından sonra ortaya çıktığmdan burada
da Y;t
�isiz temsile ilişkin esasların dikkate alınması gerektiği ileri sürülmek-
tedir-
?:ı. Kural olarak borçlunun alacaklının alacak hakkı üzerinde tasarrufta
bulunmaya yetkili değildir ve aynı şekilde üçüncü kişinin de buna yetkisi
yoktur. Ancak hukuk düze ni böy le bir yetkiye sahip olmayan (yetkisiz) kişi-
lerin başkalarına ait haklar üzerinde tasarruf işlemlerini kendi adlarına ger-
çekleştirmeyi kabul etmektedir. Yetkisiz kişinin böyle bir tasarrufunun ge -
çerliliği ise hak sahibinin onayl aması şartına bağlıdır. Çünkü tasarruf kavra -
mı, üzerinde tasarrufta bulunulan hakkın tasarruf edene ait olmasını gerek-
tirmez. Kişi üzerinde tasarrufta bulunduğu şeyin maliki olmasa bile yapılan
işlem yetkisiz kişinin işlemi, yani yetkisiz temsil olarak değerlendirilir. Yet-
kisiz temsille yapılan işlemin geçerli olabilmesi için temsil olunan tarafından
yetkisiz kişinin tasarrufunun onaylanması şart ve yeterlidir.
Onay teorisini savunan yazarlar tarafından, borçlu ve borcu üstlenen
üçüncü kişi arasında yapılan borç üstlenilmesi söz leşmesinin, bu ilişkiye
yabancı bir hak olarak alacaklının hakkı üzerinde bir tasarruf içerdiği açıkça
273
Schönrock, § 59, s. 32; Hasler, s. 32 vd. Maurer, s. 209 vd.; Paulsen, s. 36, Albert, s. 4
vd.
274
Eşdeğerlik teorisi aslında yine borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan iç
üstlenme sözleşmesinin hukuki niteliğini bir başka açıdan ifade etmeye çalışan teoridir.
Buna göre, iç üstlenme sözleşmesi, tasarrufun getirdiği yükümlülükler ile yine bu tasar-
rufun getirdiği menfaatleri bünyesinde, tek ve bölünmez bir işlemde toplamak suretiyle
dengelemiştir. Borçluya karşı hakların kaybı üstlenene karşı hakların kazanılması sadece
birbirlerini ortadan kaldırmazlar, aynı zamanda birbirlerinden bağımsız olarak tek başla-
rına da ortaya çıkamazlar. Başka bir ifade ile, borçlunun borçtan kurtulması, alacaklının
borcu üstlenene karşı yeni bir borçlu kazanması bir birine eşdeğer olan iki ayrı tasarruf
işlemi ile değil, sadece tek bir i ç üstlenme sözleşmesi ile gerçekleştir. Başka bir ifade ile,
önce borçlu ile üstlenen arasında iç üstlenme sözleşmes i yapıp borcu üstlenmeye ve son-
ra da alacaklı ile sözleşme yapıp borçluyu borcundan kurtarmaya gerek yoktur. Çünkü bu
tür eş değer tasarrufların hepsi iç üstlenme sözleşmesinin bünyesinde zaten mevcuttur.
Alacaklının bu eşdeğer tasarruf ikinci yan unsur olarak "onay" vermesi şart ve yeterlidir.
Bkz.,
Wendt, s. 30-31; Friedrich, s. 32; Heckelmann, s. 32; Paulsen, s. 36 vd.;
Kornder, s. 64 vd.; Schurter, s. 42; Meier, s. 31 vd.
275
Maurer, s. 209 vd.; Albert, s. 4 vd.; Schönrock, § 59, s. 32; Hasler, s. 32 vd.; Wendt,
s. 30-31; Friedrich, s. 32; Heckelmann, s. 32; Paulsen, s. 36 vd.; Kornder, s. 64 vd.;
Schurter, s. 42; Meier, s.31 vd.
96
ifade edilmemekte; iç üstlenme sözleşmesinin taraflarının ilişkiye yabancı
bir hakka yetkileri olmadan bir müdahalede, yani bir tasarrufta bulundukla..
rından bahsedilmektedir2
76
. Bu nedenle onay teorisi alacaklının hakkı 0-ı.,e..
rinde doğrudan doğruya yetkisiz bir üçüncü kişinin tasarrufta bulunmadığı
ama yetkisiz bir üçüncü kişi tarafından tasarrufta bulunulmuş gibi bir
hukuki
durumun mevcut olduğunu ileri sürmektedir2
77
. Çünkü borcun iç üstlenilmesi
sözleşmesinin içeriği dikkate alındığında bu işlem aslında bir yetkisiz tem-
silci işlemi değildir. Bu nedenle borçlunun alacaklının hakkı üzerinde
yetki-
siz bir kişi olarak işlemde bulunduğunu ve yapılan işlemin de yetkisiz bir
tasarruf olduğunu kabul etmeye gerek yoktur. Aynı şekilde borcu üstlenen
üçüncü kişinin beyanı da alacaklının hakkı üzerinde bir tasarruf değildir.
Buna karşılık borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi yetkisiz üçüncü kişinin ta-
sarrufuna benzer ve buna ilişkin bazı özellikler taşıyor olsa da; borcun üstle-
nilmesinde yetkisiz bir üçüncü kişinin tasarrufundan bahsedilemez. Ama bu
kurumların birbirine benzemesinden dolayı , yetkisiz tasarruf işlemine ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanabilir.
Onay teorisi borcun iç üstlenilmesinin alacaklının hakkı üzerinde bir ta-
sarruf niteliği taşıdığını savunmakla birlikte, bu tasarruf işleminin borçlu mu
yoksa borcu üstlenen üçüncü kişi tarafından mı gerçekleştirildiği konusu net
olarak ortaya konulmuş değildir
278
. Ancak, bu teoriye göre, borcun iç üstle-
nilmesi sözleşmesi, hukuki niteliği itibariyle alacaklının borçluya karşı sahip
olduğu alacak hakkı üzerinde bir tasarrufu ifade ettiğinden, artık bu tasarru-
276
Bkz., Paulsen, s.37 ve orada anılan yazarlar. Aslında doktrinde savunulan temsil teorisi
de tam bu noktada ortaya çıkmal,..iadır. Genel olarak temsil teorisini savunan yazarlar,
borcu üstlenen üçüncü kişi ile borçlu arasında yapılan iç üstlenme sözleşmesi ile borçlu-
nun alacaklının
"temsilcisi sıfatıyla" alacaklının borçlu üzerindeki hakkı üzerinde tasar-
rufta bulunduğunu savunmal,..iadırlar. Bkz.,
Heckelmann, s. 23 vd.; Paulsen, s. 28;
Kornder, s. 88-89; Meier, s. 15 vd.; Wendt, s. 28 vd.; işte tasarruf (onay) teorisini sa-
vunan vazarlar da, temsil teorisi ile aralarındaki sınırı bu noktada belirlemekte ve borcun
iç üstl� nilmesi sözleşmesinde borçlunun alacaklının temsilcisi sıfatı ile değil, yetkisiz
temsilcisi sıfatıyla hareket ettiğini kabul etmektedirler. Ancak 8GB § 415'deki ona) kav-
ramı ile yetkisiz temsilcinin işlemine temsil olunan tarafından sonradan verilen icazetin
(=onayın) aynı şeyler olmadığının bilinmesi nedeniyle, burada yetkisiz temsile ilişkin
hükümlerin doğrudan doğruya değil, ama kıyas yoluyla uygulanması gerektiğini savu�-
mal,..1adırlar. Hatta burada yetkisiz temsilin dahi olmadığı, ancak sanki yetkisiz temsıl
varmış gibi yetkisiz temsile ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği ileri sürülmektedir.
Bkz.,
Paulsen, s. 37.
277
Paulsen, s.37 vd.; Hatta doktrinde borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin hukuki niteliği
açıklanırken
"temsil teorist' adı verilen bir teori de geliştirilmiş bulunmaktadır.
278
Genel anlamda onay teorisi kanun koyucu tarafından BGB § 415 de yer alan borçlu
sözleşmesi yoluyla borç üstlenilmesi konusundaki düzenlemelerin yanlış anlaşıldığı ge-
rekçesiyle hem hukuki açıdan, hem de hukuk politikası açısından isabetsiz bir teori olma-
sı nedeniyle de eleştirilmektedir. Bu eleştiriler için bkz.,
Wendt, s. 21 vd.; Paulsen, s.
37 vd.;
Heckelmann, s. 23 vd.;
97
fun borçlu veya borcu üstlenen üçüncü ki şiden hangisinin bu tasarrufta bu-
lunduğunun bir önemi yoktur. Önemli olan bu tasarrufun her durumda bir
yetkisiz kişi tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Çünkü borç ilişkisini
alacaklının rızası olmadan değiştirme ve alacaklının alacak hakkı üzerinde
tasan-ufla bulunma hakkı, ne borçluya ne de üçüncü kişiye aittir . Buna rağ-
men yapılan bir tasarruf da yetkisiz tasarruf olacağı için, bütün yetkisiz ta-
sarruflar gibi geçerliliği hak sahibinin onayına bağ1ıdır2
79
.
D. Çifte işlem teorisi
Bu teoriye göre, borcun üstlenilmesi süreci esas itibariyle iki unsurdan
oluşmaktadır. Bunlardan ilki, borcun üstlenilmesi iradesini içeren ve BGB
§
4 I 5 'e göre üstlenen ile borçlu arasında alacaklının hakkı üz erinde yetkisiz
temsilciler sıfatıyla yaptıkları hukuki işlem; ikincisi ise borcu üstlenenin
alacaklının borçlusu olmak iradesini içeren borçlandırıcı işlemdiı-2
80
.
Bu teo-
riyi savunan Leonhard borç üstlenilmesinin hukuki niteliğinin bu işlemin
çifte karaktere sahip olduğu düşüncesi ile açıklamıştır. Borçlu ve üstlenen
tarafından yapılan iç üstlenme sözleşmesi ve bununla üstlenenin alacaklıya
karşı borç altına girmesi bu teorinin temel düşüncesini oluşturmaktadır. Bor-
cu üstlenen asıl borçlunun borcunu ödeme sorumluluğunu yüklenmekte ve
aynı zamanda alacaklının alacağı üzerinde de bir tasarrufta bulunmaktadır.
Bu nedenle teori, borcun üstlenilmesi işlemindeki hem borçlandırıcı he de
tasarruf işlemlerini ön plana çıkartmaktadır
281
.
Çifte işlem teorisine karşı bu teorinin tek bir borcun üstlenilmesi işlemi-
nin uygun olmayan bir yöntemle parçalayarak ikiye ayırmış olması nedeniy-
le eleştirilere uğramıştır. Bu eleştiriler, borcun üstlenilmesi olarak ifade edi-
len tek bir işlemin mevcut olduğunu, bunun parçalara ayrılmasının ise huku-
ken mümkün olmadığını, bu nedenle çifte işlem teorisinin aslında tutarsız bir
teori olduğunu ifade etmiştir. Ancak çifte işlem teorisine göre, borçlandırıcı
ve tasarruf işlemlerinden oluşan birleşik bir hukuki işlemde bu işlemin ayrı
ve münferit hukuki unsurlarının tespit edilmesi gereklidir. Çünkü bu parça-
lar, farklı hukuki işlemlere tabi tutulmaktadırlar. Hatta böyle bir ayrım bor-
cun üstlenilmesinin hukuki niteliğinin ortaya konulmasında büyük önem
taşımaktadır
282
. Teoriye göre, bu konuda doktrinde hakim teori olarak kabul
edilen tasarruf teorisi yetersiz kalmaktadır. Gerçekten de özellikle borcun
üstlenilmesi ile birlikte borcu üstlenenin kanun gereğince iç üstlenme söz-
279
Bkz., Paulsen, s. 39-40; Wendt, s. 30-31; Friedrich, s. 32-33; Heckelmann, s. 32;;
Kornder, s. 64 vd.; Schurter, s. 42; Meier, s. 31 vd;
280
Paulsen, s. 22; Wendt, s. 31 vd.; Kornder, s. 89 vd.; Heckelmann, s. 26 vd.; Maurer,
s. 240 vd.
281
Heckelmann, s. 26 vd.; Paulsen, s. 41 vd.; Wendt, s. 32 vd.; Kornder, s. 90 vd.
282
Wendt, s. 32 vd.; Kornder, s. 89-90; Paulsen, s. 42 vd.; Heckelmann, s. 27 vd.
98
!eşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri sürmesi mUmkUn
değildir. Borçlu, üstlenen ile yapmış olduğu iç üstlenme sözleşmeden
kay.
naklanan edimini borcu üstlenene ifa etmemiş olsa bile, borcu üstlenen bun-
dan doğan savunmasını alacaklıya karşı ileri süremeyecektir. Ancak doktrin-
deki hakim teori, menfaatler dengesine aykırı sonuçlar doğurabilecek bu
uygunsuzluğu ortadan kaldıracak durumda değildir. Başka bir ifade ile
bor-
cun üstlenilmesinin borçlu tarafından üstlenene iç üstlenmeden doğan kendi
borcunu ifada bulunulduktan sonra geçerli sayılması şeklindeki yorum, ha-
kim teoriye uygun değildir. Çünkü tasarruf teorisi, borç üstlenilmesinde sa-
dece borçlunun değişmesi ve onun yerine üstlenenin geçmesi sonucunu
do-
ğuran işlemin sadece tasarruf yönünü görmektedir. Borcun dış üstlenilmesi
sözleşmesi ile her halükarda bu sonuç gerçekleşmeli; iç üstlenme sözleşmesi
bu sonucun doğmasını engellememelidir.
Bu durum borcu üstlenenin menfaatlerine uygun düşmemektedir. Ancak
çifte işlem teorisi üstlenenin de menfaatlerini korumakta ve dış üstlenme
sözleşmesini bir nevi iç üstlenmeden doğan borçların karşılıklı olarak ifa
edilmiş olması şartına bağlı bir sözleşme gibi görülmesi gerektiğini savun-
maktadır. Teoriye göre, eğer borcu üstlenen, dış üstlenme sözleşmesi yapmış
ise, artık bununla iç üstlenme sözleşmesinden doğan karşılığı aldığı andan
itibaren borcu üstlendiğini ifade etmek istemektedir. Yani üstlenen, alacaklı-
ya karşı sorumluluğunun geçerliliğini iç üstlenme sözleşmesinden doğan
borcun ifasına bağlı kılınmıştır. Borcu üstlenen, alacaklı tarafından kendisi-
ne ifa talebinde bulunulduğunda, borçlunun kendisine iç üstlenme sözleşme-
sinden kaynaklanan borcunu ifa etmediği gerekçesi ile ifadan kaçınması da
BGB § 417/Il'ye (TBK. m. 199/III, OR. Art. l 79/lll) aykırı olan ödemezlik
def inin ileri sürülmesi değildir. Aksine böyle bir kaçınma ile borcu üstle-
nen, dış üstlenme sözleşmesine eklenen "geciktirici koşula" dayanmakta-
dır283.
E. Diğer teoriler
Alman Medeni Kanunu' nun gerek kabulünden önce gerekse kabulünden
sonra BGB § 414 ve BGB § 415'e göre gerçekleştirilen borcun üstlenilmesi-
ne ilişkin çok sayıda görüş ve teori ortaya atılmıştır. Bunlar içerisinde iç
üstlenme sözleşmesinin hukuki niteliğini açıklayan teorilerden önemli olan-
lar yukarıda görülmüştür. Bu teoriler dışında da, çoğu bu teorilerin alt �alı
şeklinde ortaya çıkan diğer birçok teori de ileri sürülmüş bulunmaktadır. işte
bu teorilerden biri de üçüncü kişi lehine sözleşme teorisidir. Buna göre, bor-
cun iç üstlenilmesi sözleşmesinin kurulmasına katılmayan alacaklıya, onun
bilgisi ve iradesi olmadan doğrudan doğruya bir menfaat tanınmış olması
283
Hcckelmann, s. 27 vd.; Kornder, s. 90 vd.; Wendt, s. 31-32; Paulsen, s. 54 vd.
99
düşüncesinden hareke tle, iç üstlenme sö.dcşmc sinin aslında hukukı nitttiği
itibariyle üçüncü kişi lehine bir sözleşme olduğu ileri sUrülm01tür1M. Bu
teoriye göre , borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi ile üçüncü kişi lehine
söz-
leşme birbirlerine çok yakın iki kurumdur. Buna göre, borçlu ve üstlenen
arasında yapılan borç üstlenilmesi, alacaklı lehine bir sözleşmedir, Çünkü bu
türlü bir borç üstlenilmesinde hem alacaklı ve asıl borçlu arasında hem de
asıl borçlu ve üstlenen arasında sebebe bağlı bir ilişki bulunmaktadır. özel-
likle üstlenen ifa için herhangi bir neden olmaksızın alacaklıya karşı bir ifa
sorumluluğu üstlendiğinden üçüncü kişi lehine bir sözleşmenin bütün unsur-
larının bulunduğu kabul edilmektedir. Alacaklı, bu sözleşme nedeniyle borç
üstlenene karşı, asıl borçluya karşı başlangıçtaki hakkına eşit bir alacak hak-
kı elde etmektedir. Borçlu ve üstlenen arasında yapılan sözleşme ile alacak-
lının bir taraftan üstlenene karşı bir hak kazanarak menfaat sağlamasına rağ-
men asıl borçluya karşı hakkını kaybederek de aslında bir nevi z.arara uğra-
dığını da söylemek mümkündür. Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi esas
itibariyle borçluya da bir menfaat sağlamaktadır. Ancak borçlu burada söz-
leşmenin tarafıdır ve üçüncü kişi değildir. Buna karşılık üçüncü kişi olarak
düşünülebilecek tek kişi olan alacaklı, borçlu değişimi ile sadece menfaat
sağlamış olmaz. İstisnai de olsa eski borçlunun yerine üstlenenin yeni borçlu
olarak geçmesi, alacaklının bir zararına yol açabilir. Bu nedenle borcun üst -
lenilmesine ilişkin bütün sürecin sadece üçüncü kişi lehine sözleşme ile açık-
lanması isabetli bir çözüm tarzı olmaz
285
.
Doktrinde borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi ile ilgili olarak ileri sürülen
diğer bir teori eşdeğerlik teorisidir
286
. Bu teori aslında tasarruf teorisinin özel
bir görünümü olmakla birlikte bazı yönlerden bu teoriden ayrılmaktadır.
Buna göre, tasarruf yükü, bir tek ve bölünmez bir işlemde dengelenmiştir.
Borcu üstlenene karşı alacak hakkını kazanılması ve borçluya karşı alacağın
kaybı birbirini ortadan kaldırmazlar. Aynı zamanda birbirlerinden de bağım -
sız olarak da tek başlarma ortaya çıkamazlar. Tasarruf işlemi niteliğini ala-
caklı üstlenir ve bunun (dış üstlenme sözleşmesinin) geçerliliği bir borçlan-
dırıcı işlem olan iç üstlenme sözleşmesine bağlıdır. Borçlandırıcı işlemdeki
bir eksiklik tasarruf işlemi niteliğindeki dış üstlenme sözleşmesinin geçersiz
olması sonucunu doğurur
287
. Doktrinde ileri sürülen bir diğer teori yenileme
284
Bkz., Paulsen, s. 32 vd.; Wendt, s. 32 vd.;
285
Paulsen, s. 32-33; Wendt, s. 32. Nitekim alacaklının eski borçluya olan talep hakkını
kaybetmesi bile onu zarara maruz kalacağı anlamına gelebileceği için sırf bu nedenle bile
borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin üçüncü kişi lehine sözleşme ile açıklanması müm-
kün değildir. Bkz.,
Wendt, s. 33.
286
Bkz., Wendt, s. 30 vd.
287
Heckelmann, s. 30 vd.; Wendt, s. 31 vd.; Paulsen, s. 32 vd.
100
teorisidir2
88
.
Bu teorinin temel düşüncesi BGB § 415'e göre borç üstlenilme-
sinin üstlenen ve alacaklı arasında borçlandırıcı işlem niteliğine sahip bir
sözleşmesi olduğudur. Bu sözleşme ile içeriği ana borcun unsurlanna göre
belirlenen yeni bir borç oluşturulur
(Novation=yenileme)2
89
• Bu düşünceye
göre tasarruf işlemleri sadece aktif değere sahip varlıklar' üzerindekurulabi-
lir. Başka bir ifade ile bu varlıklar, mal varlığının sadece aktif unsurlarıdır,
yani malvarlığının pasiflerini oluşturan borçları değildir. Bu nedenle borçlar
üzerinde tasarruf işlemi niteliğine sahip bir sözleşmenin yapılmasıda_müm-
kün değildir. Böylece, borcu üstlenenin, alacaklıya karşı borcu �zenne al:
mak şeklinde ortaya çıkan iradesi, bir borç alma, borç altına gırme; yan�
borçlandırıcı işlem iradesidir. Bu bakımdan borcun dış üstlenme sözleşmesı
de niteliği itibariyle bir borçlandırıcı işlemdir. Ancak bu sadece yeni bir borç
için gerçekleşebiliı-2
90
. Başka bir ifade ile yapılan bu sözleşme ile_eski borç
aynen varlığını korumamakta; yeni bir borç meydana getirilmektedır.
F. Teorilerin değerlendirilmesi;
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi konusunda ileri sürülen teori ve görüş-
lerin değerlendirilerek bir sonuca ulaşılabilmesi için
her şeyden önce, borcun
üstlenilmesinin ifade ettiği anlamın ortaya konulması gerekir. Borcun üstle-
nilmesi esas itibariyle, borçlu, borcu üstlenen ve alacaklı arsında cereyan
eden bir takım hukuki ilişkiler sonucunda borcu üstlenenin borçlunun yerine
geçmesi sonucunu doğuran bir hukuki kurumdur. Temelde üç taraflı bir hu-
kuki ilişki bulunduğundan borcun üstlenilmesine ilişkin hukuki değerlendir-
mele"rin de üç köşeli ilişki açısından ele alınması isabetli olur. Bu nedenle
konuyla ilgili kabul edilen teorilerin özellikle borçlu- borcu üstlenen üçüncü
kişi, alacaklı-borcu üstlenen üçüncü ve nihayet alacaklı-borçlu arasındaki
ilişkiler bakımından ayrı ayrı incelenmes i gerekir.
Borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi arasındaki ilişkiler incelendiğinde,
ilk akla gelen soru, borcun üstlenilmesi için bu ilişkinin varlığının gerekip
gerekmediğidir. Başka bir ifade ile, borcun üstlenilebilmesi için iç üstlenme
sözleşmesi gerekir mi? Doktrinde borcun üstlenilmesi için iç üstlenme söz-
leşmesine gerek olmadığı; alacaklı ile borçlu arasında aktedilecek bir söz-
leşmenin borcun üstlenilmesi için yeterli olduğu savunulsa da kanımızca bu
türlü bir çözüm tarzı uygulamada değişik sorunlara yol açabileceği için isa-
betli değildir. Çünkü borç ilişkisi alacaklı ile borçlu arasında kurulan, sadece
288
Bu teori borcun üs tlenilmes i teorisinin ortaya atıldığı döneme k adar, borç ilişkilerinde
taraf değişikliğini sağlamak üzere roma hukukunun etkisiyle başvurulan yenileme düşün-
cesine dayanmaktadır. Bu teori aslında borcun üs tlenilmesinin de 'enilemenin
değişik bir
türü olduğu düşüncesine dayanmaktadır. •
289
Bkz., Heckelmann, s. 17 vd.;
290
Heckelmann, s. 18 vd.
101
alacaklı ile borçlu arasında hüküm ve sonuç doğuran ve bu }önO)lc de ala-
caklı ve borçlunun müdahalesi, en azından rızalan olmadan taraf değişikliği-
nin gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ilişkidir. Bu durum aslında tüm
teoriler bakımından da genel anlamda kabul görmektedir. Kanımızca, hukuki
niteliği ve statüsü hangi şekilde açıklanırsa açıklansın, borçlu ile borcu üst-
lenen üçüncü kişi arasında borcun üstlenileceğine ilişkin sözleşme olmaksı-
zın, sadece alacaklının tek taraflı iradesiyle borçlu tarafın değişmesini kabul
etmek borçlar hukukuna hakim olan nispilik ilkesine aykırılık teşkil edebile-
cek niteliktedir. İşte bu düşünceden hareketle, borcun üstlenilmesini sadece
alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılacak bir sözleşmede
arayan teorilerde bile, borcun iç üstlenme sözleşmesine bir anlam yüklenmiş
durumdadır. Borcu üstlenen ile alacaklı arasındaki ilişkiler bakımından de-
ğerlendirildiğinde ise, borcun üstlenene devredilip, borçlunun borcundan
kurtulması için mutlaka alacaklının rızası şarttır. Bu rıza borcu üstlenen ile
yapılacak bir sözleşme ile gerçekleşebileceği gibi, borçlu ile borcu üstlenen
arasında yapılacak bir borçlu sözleşmes ine onay veya icazet verme şeklinde
de gerçekleşebilir. Başka bir ifade ile iç üstlenme sözleşmesi ister yapılsın
ister yapılmasın; iç üstlenme sözleşmesinin hukuki niteliği veya statüsü nasıl
kabul edilirse edilsin, alacaklın iradesi olmaksızın borçlunun borcundan
kurtulması mümkün değildir. Nitekim gerek Alman hukukunda gerekse
Türk/İsviçre hukukunda alacaklının iradesi olmaksızın borçlu ile borcu üst-
lenen üçüncü kişi arasındaki iç üstlenme sözleşmesi borçlu tarafın değişmesi
sonucunu doğurmayan ya bir vaad, ya da sadece ifanın üstlenilmesi sonucu-
nu doğuran bir ilişki olarak kalmaktadır. Bu nedenle doktrinde ileri sürülen
hemen hemen tüm teorilerde, borcun üstlenilmesi ve bu şekilde borçlunun
borcundan kurtulabilmesi için alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasın-
da da bir sözleşmenin yap ılması gerektiği; en azından alacaklının onay şek-
linde bir irade açıklamasında bulunması gerektiği kabul edilmiştir.
Kanımızca, yukarıda temel esasları açıklanan teoriler konusunda bir de-
ğerlendirme yapmak için, öncelikle ilgili kanuni düzenlemeleri de dikkate
almakta büyük fayda vardır. Gerçekten de, Alman hukukunda borcun üst-
lenmesine ilişkin değişik teorilerin ortaya çıkmasına yol açan düzenlemeler
8GB § 414 ve BGB § 415'de yer alan hükümlerdir. Anılan hükümler ince-
lendiğinde, borcun üstlenilmesinin esas itibariyle iki şekilde gerçekleşebile-
ceği anlaşılmaktadır. Buna göre, BGB § 414'de alacakh ile borcu üstlenen
üçüncü kişi arasında yapılan sözleşme ile borcun üstlenilmesi birinci şekli;
8GB
§ 4 l 5'de ise borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan
sözleşme ile borcun üstlenilmesi ikinci şekli oluşturmaktadır. Başka bir ifade
ile BGB
§ 414 ile BGB § 415 birbirinden bağımsız ve iki ayrı borcun üstle-
nilmesi şeklini düzenlemektedir. Buna karşılık Türk/İsviçre hukukunda ise,
TBK. m. 195 (OR. Art. 175) açıkça borcun iç üstlenilmesi sözleşmesini dü-
zenlemiş ve bununla borçlunun borcundan kurtulmadığı, üstlenenin sadece
borçluyu borcundan kurtarma vaadinde bulunduğu bunu ise ya alacaklı ile
yapacağı dış üstlenme sözleşmesi ile ya da bizzat ifa ile gerçekleştirebileceği
düzenlenmiştir. Ayrıca TBK. m. 196 (OR. Art. 176)'da ise, iç üstlenme söz-
leşmesi yapan borçlunun borcundan kurtulabilmesi için mutlaka alacaklı ile
borcu üstlenen üçüncü kişi arasında dış üstlenme sözleşmesinin yapılması
gerektiği hükme bağlanmıştır. Böylece kanun koyucu
TBK. m. 195 (OR.
Art. 175) ile TBK. m. 196 (OR. Art. 176) arasında bir bağlantı kurmuş; dış
üstlenme sözleşmesini iç üstlenme sözleşmesinin devamı niteliğinde kabul
etmiştir.
§9. İÇ ÜSTLENME SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜM VE SONUÇLARI
I. Genel Olarak
İç üstlenme sözleşmesi borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında
kurulan bir sözleşme olduğu için, bu sözleşmenin hüküm ve sonuçları da
esas itibariyle sözleşmenin tarafları olan
"borçlu" ile "borcu üstlenen" ara-
sında gerçekleşecektir2
91
.
Başka bir ifade ile bu sözleşme sadece borçlu ile
borcu üstlenen arasında hüküm ve sonuç doğuracak; alacaklı bakımından hiç
bir hüküm ve sonuç doğuramayacaktır2
92
. Bu nedenle alacaklının bu sözleş-
meye katılması veya rıza göstermesine gerek olmadığı gibi, böyle bir söz-
leşmenin yapılmasından haberdar olmasına da gerek yoktur. Çünkü bu söz-
leşme, borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan ve üçüncü kişi-
nin borçluyu borçtan kurtarmayı vaat ettiği bağımsız bir sözleşme niteliğin-
dedir. Bu nedenle genel sözleşme teorisi bakımından iç üstlenme sözleşme-
sinin sözleşmenin tarafları dışında bir üçüncü kişi açısından sonuç doğurma-
sı kural olarak mümkün değildir. Bu nedenle, borcun iç üstlenme sözleşme-
sinin hüküm ve sonuçlarını borçlu bakımından, borcu üstlenen üçüncü kişi
bakımından ve alacaklı bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
291
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 6, s. 849; Berger, s. 808 vd.; Gauch/ Schluep/
Schmid/Emmenegger,
s. 274 vd.; Schwenzer, s. 560; Kostkiewicz/Nobel/ Schwander/
Wolf, Art. 175, N. 4-5, s. 393; von Tuhr/Escher, s. 383; Honsell, Art. 175, N. 5-6, s.
680-681; Becker, Art. 175, N. 1
O. s. 816; Keller/Schöbi, s. 75-76; Hasler, s. 66 'd.:
Schurter, s. 46 vd.;
292
BGE 11O il 340; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274 vd.; Hon-
sellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 6, s. 849; Berger, s. 808 vd.; Schurter, s. 46vd.;
Schwenzer, s. 560-561; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/ Wolf,
Aı1. 175, N. 5, s. 393;
Keller/Schöbi, s. 75-76; Haslcr, s. 66 vd.; Honsell,
Aı1. 175, . 5-6, s. 680-681; Be-
cker,
Aı1. 175, N. 10, s. 816; von Tuhr/Escher, s. 383.
102
103
il. Borçlu Bakımından
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ile birlikte, borçlu borcu
üstlenen üçüncü kişiden kendisini borçtan kurtannasını talep edebilir2-
93
.
Borçlunun sahip olduğu bu hak, borçlu ile üstlenen kişi arasındaki iç üstlen-
me sözleşmenin kurulması ile doğmaktadır. Ancak, iç üstlenme sözleşmesi
ile üstlenilen borcun muaccel olmasından önce borçlunun borcu üstlenen
kişiden alacaklıya ifada bulunmasını talep edemeyeceği kabul
edilmekte-
dir
294
•
Başka bir ifade ile borçlunun alacaklıya olan borcu muaccel olmadan
üstlenen üçüncü kişiden ifa talebinde bulunması mümkün değildir. Borçlu ve
borcu üstlenen üçüncü kişi daha sonradan yapacaklan yeni bir anlaşma
ile iç
üstlenme sözleşmesinin içeriğini değiştirebilirler, ilk sözleşmeden tamamen
farklı yeni bir sözleşme yapabilirler veya iç üstlenme sözleşmesini tamamen
ortadan kaldırabilirler. İç üstlenme sözleşmesi sadece borçlu ve borcu üstle-
nen üçüncü ki şi arasında hüküm ve sonuç doğurduğundan alacaklının iç
üstlenme sözleşmesine yönelik bu şekildeki tasarruflara itiraz etmesi müm-
kün değildir. Ancak bu kuralın bir istinası bulunmaktadır. Bu istisna ise iç
üstlenme sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme olacak şekilde alacak-
lı yararına düzenlenmiş olmasıdır2
95
. Çünkü böyle bir durumda kanuni şartla-
rın gerçekleşmesi üzerine borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi iç üstlenme
sözleşmesinin nitelik ve kapsamında artık bir değişiklik yapamazlar.
Borcun iç üstlenme sözleşmesi ile üçüncü kişi herhangi bir karşılık al-
maksızın borçluyu borçtan kurtarma vaadinde bulunuyor ise bir bağışlama
sözü verme ve dolayıs ıyla tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme söz konusu-
dur
296
. Bu durumda iç üstlenme sözleşmesinin borçlu bakımından hüküm ve
sonuçlarını tek tar afa borç yükleyen sözleşmelere ilişkin hükümlere göre
belirlemek gerekir.
293
Gauch/Schluep/Schmid/E mmenegger, s. 274 ,·d.; Schwenzer, s. 561; Hon-
sellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 8, s. 849; Keller/Schöbi, s. 75-76: Hasler, s. 6,6d.;
Berger, s. 808; Oser/Schönenberger, s. 1017; Becker, Art. 175, . 10-11, s. 816-817;
von Tuhr/Escher, s. 382; Schurter, s. 46 vd.
294
Schwenzer, s. 561; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, . 8, s. 849; Gauch/ Schluep/
Schmid/E mmenegger,
s. 274 vd.; Keller/Schöbi, s. 75-76; Oser/Schönenberger,
s. 1O17; Becker, Art. 175, N. 10-11, s. 816-817; Berger, s. 808.
295
TBK. m. 129/ll'de; "U
..
çüncü kişi veya üçüncü kişi�e halef olanlar da, tara
fl
arın amacına
veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını iste�ebilirler. Bu durumda,
üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini
borçluya bildirdikten
sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi. borcun nitelik l'e kapsamını da değişti-
remez"
hükmüne ye r verilmiştir.
296
von Tuhr/Escher, s. 383; Karş., Kostkiewicz/Nobel/Schw ander/1/olf, Art. 175, . 6,
s. 393; Berger, s. 809;; Keller/Sch öbi, s. 75; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger,
s. 274.
104
Borcun iç üstlenme sözleşmesi ile üçüncü kişi bir ivaz karşılığında borç-
luyu borçtan kurtarma vaadinde bulunuyor ise karşılıklı borç yükleyen bir
sözleşme söz konusudur. Bu durumda iç üstlenme sözleşmesinin borçlu ba-
kımından sonuçlarını karşılıklı borç yükleyen sözleşmelere ilişkin hükümlere
göre belirlemek gerekir. Buna göre iç üstlenme sözleşmesinden doğan bor-
cun ifası talebinde bulunan taraf sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine
göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da
ifasını önermiş olması gerekir. Başka bir ifade ile borçlu borcu üstlenen
üçüncü kişiye karşı muacceliyet kazanmış borcunu yerine getirmediği süre-
ce, borcu üstlenen kişiden borçtan kurtarılmasını talep edemez (TBK. m.
97
97)2 • Aksi takdirde ödemezlik defi ile karşı karşıya kalır. Tarafların TBK.
m. 97 gereğince ödemezlik definde bulunma haklarının varlığına rağmen
kanun koyucu TBK. m. 195/II'de özel bir hüküm öngörmüştür. Anılan hük-
me göre, "Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedik-
çe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez". Aslında bu
hüküm TBK. m. 97'de yer alan ödemezlik defini tekrar eden hükümden
başka bir şey değildir. TBK. m.
I95/II, borcu üstlenen üçüncü kişiyi borçlu-
nun üstlenmiş olduğu edimi ifa etmeden borcu bizzat ifa etme veya alacaklı-
nın rızasıyla borcu üstlenme y ükümlülüğünden kurtarmaktadır. Ancak bunun
tam tersi de her zaman mümkün olabilir. Başka bir ifade ile borçlu iç üst-
lenme sözleşmesinden doğan borcunu ifa etmesine rağmen, borcu üstlenen
üçüncü kişi borcu bizzat ifa veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenme yü-
kümlülüğünü yerine getirmeyebilir. Bu nedenle kanun koyucu borçluyu böy-
le bir durum karşısında korumak amacıyla borcu üst lenen üçüncü kişiden bir
güvence isteme hakkı tanımıştır. Borcu üstlenen üçüncü kişinin güvence
göstermemesi ise borca aykırılık teşkil eder.
Borçlunun, borcu üstlenen üçüncü kişinin borcunu ifada güçsüzlüğe
düşmesi ve özellikle iflas etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz
kalması sebebiyle hakkı tehlikeye düşerse edimin ifası güvence altına alının-
caya kadar kendi edimini ifadan kaçınma hakkı vardır. Böyle bir durumda
borçlu, borcu üstlenen üçüncü kişiye uygun bir süre tayin ederek bu süre
içerisinde güvence verilmesini talep edebilir. Borcu üstlenen üçüncü kişinin
ifa güçsüzlüğ üne düşmesi halinde borçlunun teminat talebinde bulunma
hakkı karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde genel bir hak olarak TBK. m.
98'de düzenlenmekle birlikte kanun koyucu TBK. m. 195/lll'de bu konuyla
ilgili özel bir hüküm öngörmüştür. Anılan hükme göre; "Borçlu, borcundan
297
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274; HonsellNogt/Wiegand, Art. 175, N. 8,
s. 849; Schwenzer, s. 561; Keller/Schöbi, s. 75-76; von Tuhr/Escher, s. 382; Kostkie-
wicz/Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 6, s. 393; Berger, s. 808;
105
kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir"
298
.
Aslında bu hüküm de
TBK. m. 98'de yer a lan ifa güçsüzlüğünü tekrar eden hükümden başka bir
şey değildiı-2
99
• Burada yer alan güvence hükmü, borcu üstlenen üçüncü kişi-
nin borçluyu borçtan kurtarma vaadini yerine getinnemesinin bir yaptınmı
şeklinde anlamak gerekir.
Borçlu, borcu üstlenen üçüncü kişiye iç üstlenme sözleşmesinden
kay-
naklanan borcunu ifa etmesine rağmen üçüncü kişinin borçluyu borcundan
kurtarmada temerrüde düşmesi halinde ise TBK. m. 123 vd. hükümlerin
uygulanması gerekir. Buna gö re borçlu borcun ifa edilmesi için uygun bir
süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden isteyebilir . Ancak,
üçüncü kişinin içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilme-
sinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa veya üstlenen üçüncü kişinin temerrüdü
sonucunda borcun ifa sı borçlu için yararsız kalmışsa ya da borcun ifasının,
belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine,
ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa süre verilmesine
gerek yoktur. Temerrüde düşen üçüncü kişi verilen süre içinde, borçtan kur-
tarma borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum
söz konusu ise borçlu, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazmi-
nat isteme hakkına sahiptir. Borçlu, ayrıca borcun ifasından ve gecikme
taz-
minatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilme-
mesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebi-
lir. Sözleşmeden dönme halinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğün-
den kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu du-
rumda borcu üstlenen üçüncü kişi, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını
ispat edemezse borçlu, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı
zararın giderilmesini de isteyebilir (TBK. m. 125).
Borcun ifası borcu üstlenen üçüncü kişinin sorumlu tutulamayacağı se-
beplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer. İm kansızlık sebebiyle borçtan kur-
tulan üçüncü kişi, borçludan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hü-
kümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilme-
miş olan edimi isteme hakkını kaybeder (TBK. m. 136). Borcun ifası borcu
üstlenen üçüncü kişinin sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkan-
sızlaşırsa üçüncü kişi, borcunun sadece imkansızlaşan kısmından kurtulur.
298
von Tulır/Escher burada geçen güvencenin aslında bir alacağı güvence altına alan rehin
ve) a kefalet gibi şahsi teminat araçları değil de bir garanti olduğunu ifade etmel-.tedir.
Bkz.,
von Tuhr/Escher, s. 382; Uygur, s. 856.
2
Q() TBK. m. 98'de; ·'Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin borcunu
ifada güçsüzlüğe düşmes i ve özellilı.le iflas etmesi �a da halı.lı.ındalı.i haciz işleminin so-
nuçsuz kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlike�c düşerse bu taraf, lı.arşı edimin ifası
güvence altına alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından kaçınabilir. Halı.lı.ı tehlike�e dü-
şen taraf, ayrıca uygun bir sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir"
hükmüne) er verilmiştir.
106
Ancak. bu kısmi ifa imkansız lığı önceden öngörillseydi taraflarca böyle bir
sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
Borç kısmen imkansızlaştığında borcu üstlenen üçüncü kişi kısmi ifaya razı
olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Üstlenen üçüncü kişinin böyle bir
ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması duru-
munda ise tam imkansızlık hükümleri uygulanır (TBK. m. 137).
ll I. Borcu Üstlenen Üçüncü Kişi Bakımından
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi ile borcu üstlenen üçüncü kişi, borçlu-
ya karşı onu iç üstlenme sözleşmesine uygun olarak borcundan kurtarmakla
yükümlü olur (TBK. m. 195/1)3°
0
.
Borcu üstlenen üçüncü kişinin, borçluyu
hangi şekiide borcundan kurtaracağı konusunda ise kanun koyucu üçüncü
kişiye seçim hakkı tanımıştır
301
. Gerçekten de TBK. m. I95'e göre üçüncü
kişi
"borcu bizzat ifa etmek" veya "alacaklının rızasıyla borcu üstlenme/ç'
suretiyle borçluyu borcundan kurtarabilir
302
.
Ancak hangi şekilde gerçekleş-
miş olursa olsun, borcu üstlenen üçüncü kişinin iç üstlenme sözleşmesinden
doğan asli borcu, borçluyu borcundan kurtannaktır. Bu nedenle borcu üstle-
nen üçüncü kişi bu borcunu sadece ifa yoluyla değil, diğer başka yollarla da
yerine getirebilir
303
. Yani borcu üstlenen üçüncü kişi, borçluyu, TBK. m. 131
vd. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ibra, yenileme, alacaklı ve borçlu
sıfatının birleşmesi veya takas gibi borcu sona erdiren nedenlerden birisinin
gerçekleşmesi ile de borçtan kurtarabilir
304
.
Bu nedenle üstlenen üçüncü kişi
300
Becker, Art. 175, N. 10, s. 816; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 6, s. 849;
Oser/Schönenberger, s. 1017; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 5, s.
393; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274; Schwenzer, s. 561; Keller/Schöbi,
s. 75-76; Hasler, s. 66 vd.;
30
' Doktrinde, Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf tarafından savunulan görüşe göre, borcu
üstlenen üçüncü kişi ancak iki şekilde hareket edebilir. Ya ifanın üstlenilmesi suretiyle
alacaklıya ifanın yapılacağının taahhüt edilmesi veya alacaklının onayı ile borç ilişkisine
dahil olması, )aııi borcun dış üstlenilmesi şeklinde hareket edebilir. Bkz.,
Kostkiewicz/
Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 5, s. 393·
302
Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 6, s. 849; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 5, s. 393; Becker, Art. 175, N. 10, s. 816; Keller/Schöbi, s. 75-76;
Gauch/Schluep/Schmid/E mmenegger, s. 274; von Tuhr/Escher, s. 382; Oser/
Schönenberger,
s. 1O17; Schwenzer, s. 561;
303
Delbrück tarafından borç üstlenilmesi teorisi ilk defa ortaya atıldığında "borcun üstlenil-
mesi ifadır" kuralı benimsenmişti.
Bu kurala dayanılarak borcun iç üstlenme sözleşmesi
ile birlikte borçlunun da borcunu ifa etmiş sayılacağına ilişkin farklı görüşler ileri sürül-
müştür. Geniş bilgi için bkz.,
Delbriick, s. 45; Schurter, s. 46-47; Hasler, s. 68;
Kornder, s. 32-33.
304
Bkz., Keller/Schöbi, s. 76; Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 7, s. 849; Becker, Art.
175, N. 1O, s. 816; Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Art. 175, N. 5-6, s. 393;
Gauch/Schhıep/Schmid/Emmenegger, s. 274; Eren, s. 1246; Schwenzer, s. 561;
Oser/Schönenberger, s. 1O18; von Tuhr/Escher, s. 382.
107
bu yollardan birisini seçmekte serbest olduğu için borçlu, borcu Ostlmcn
üçüncü kişiyi kendi tercihine göre zorlayamaz. Ancak doktrinde borcu O.stle-
nen üçüncü kişinin, borçluyu ifa suretiyle borcundan kurtarmayı tc-rcih
etme-
si ile ifa dışındaki diğer yollarla borçtan kurtamıası arasında bir ayrım ya-
pılmaktadır. Buna göre üçüncü kişinin bizzat ifa yolunu tercih
etmesi haJin-
de, alacak]ı borcu üst lenen üçüncü kişi tarafından sunulan ifayı kabul etmek
zorunda olup, bu ifayı reddedemez
305
. Borcu üstlenen üçüncü kişinin. borç-
luyu ifa dışında diğer yollarla borçtan kurtarmak istemesi hallerinde ise.
alacaklının bunu kabul etme zorunluluğu yoktur. Alacaklı isterse bunu
red-
dedebilir
306
.
Borcu üstlenen üçüncü kişinin iç üstlenme sözleşmesi ile üstlenmiş ol-
duğu bu borcunu yerine getinnemesi halinde borçluya karşı ortaya
çıkacak
sorumluluğunun kapsam ve sınırlarının belirlenmesinde ise, iç üstlenme
sözleşmes inin ivazlı olup olmamasına göre bir ayrım yapmak gerekir. Borcu
üstlenen üçüncü kişi, borçluyu borçtan kurtanna vaadini herhangi bir
karşılık
almaksızın ivazsız olarak gerçekleştirmişse tek tarafa borç yükleyen sözleş-
melere ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre, iç üstlenme sözleşmesinin
borçlusu olan borcu üstlenen üçüncü kişinin borçluyu borcundan kurtannaya
yönelik vaadini zamanında yerine getinnemesi halinde sorumluluğu daha
hafif olarak de ğerlendirilmelidir (TBK. m. 114). Ayrıca ivazsız iç üstlenme
sözleşmesinde borcun ifa edilmemesi halinde üstlenen üçüncü kişi b orçluya
karşı ağır kusuruyla sebep olduğu zararlardan sorumlu olacak; kusurunun
bulunmaması halinde ise sorumluluğu ortadan kalkacak, başka bir ifade ile
üçüncü kişi ayrıca garanti sözü vermedikçe borç nedeniyle ayıptan ve zapt-
tan dolayı sorumluluğu doğmayacaktır (TBK. m. 294)
307
.
1
İç üstlenme sözleşmesi ile üçüncü kişinin herhangi bir karşılık almaksı-
zm borçluyu borçtan kurtanna vaadinde bulunduğu hallerde bağışlama sözü
vermeye ilişkin hükümler gereğince, üçüncü kişi TBK. m. 296'da yer alan
durumlarda
borçtan kurtarma vaadini geri alabilir. Buna göre
308
, üçüncü
305
Becker, Art. 175, N. I O, s. 816; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 7, s. 849; Kel-
ler/Schöbi, s. 76; Eren, s. 1246; Kostkiewicz/NobeVSchwander/Wolf, Art. 175, N. 6-
7, s. 393; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274-275; Schwenzer, s. 561; Oser/
Schönenberger,
s. 1O18.
306
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274-275; Bkz., Keller/Schöbi, s. 76; Hon-
sellNogt/Wiegand,
Art. 175, N. 7, s. 849; Becker, Art. 175, N. 10, s. 816; Kostkie-
wicz/Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 5-6, s. 393; Eren, s. 1246.
307
Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kus uruyla sebep olmadıkça,
bağışlanana karşı sorumlu değildir. Bağışlayan, bağışlanılan şey veya alacak hakkında
ayrıca garanti söz ü vermişse, bununla so rumlu olur (TBK. m. 294).
308
TBK. m. 296'da, bağışlama sözü vermenin elden bağışlanılan bir malın geri verilmesinin
istenebileceği durumlarda da sona ereceği düzenlenmiştir. Elden bağışlamanın geri alına-
cağı durumlar ise TBK. rn. 295' de şu şekilde sayılmıştır:
"1.) Bağışlanan, bağışlayana
veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse
2.) Bağışlanan, bağışlayana veya
108
kişinin mali durumunun so nradan sözün yerine getirilmesini kendisi için
olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse veya UçOncUkişi borçtan kurtarma
vaadinde bulunduktan sonra kendisi için yeni aile yükümlUlükleri doğmuş ya
da bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa borçtan kurtarma vaadini
geri alabilir. Diğer taraftan borcu üstlenen üçüncü kişinin borcunu ödeme
güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü de orta-
dan kalkar3°
9
.
Borcu üstlenen üçüncü kişinin iç üstlenme sözleşmesinden do ğan yü-
kümlülüklerini yerine getirmemesi' halinde, borçlu ile arasındaki iliş�ilerin
ne olacağı konusunda kanunda bir hüküm bulunmamaktadır. Böyle bır du-
rumda,
kanımızca, iç üstlenme sözleşmesi genel hükümlere tabi olacak ve
borcu üstlenen üçüncü kişinin borcun ifa edilmemesine ilişkin hükümlere
göre sorumluluğu olacaktır. Alman hukukunda ise borçlu ile borcu üstlenen
üçüncü kişi arasında yapılan sözleşmeye alacaklı tarafından onay verilme-
mesi nedeniyle borçlunu borcundan kurtulamaması halinde aradaki ilişkinin
ifanın üstlenilmesi şeklinde devam edeceği kabul edilmektedir.
IV. Alacaklı Bakımından
Borçlu ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında akdedilen iç üstlenme
sözleşmesi kural olarak alacaklıyı etkilemez
310
. İç üstlenme sözleşmesi sade-
ce borçlu ve borcu üstlenen üçüncü kişi arasında hüküm ve sonuç doğurdu-
ğundan alacaklının iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir
talep hakkı söz konusu değildir
311
. Alacaklı iç üstlenme sözleşmesinin ta-
mamen dışında kaldığı için iç üstlenme sözleşmesinde taraflarca yapılacak
değişikliklere veya iç üstlenme sözleşmesinin tamamen ortadan kaldırılma-
sına hiçbir şekilde müdahale edemez. Ancak bunun bir istisnası vardır. Bu
istisna, iç üstlenme sözleşmesin in TBK. m. 129 gereğince üçüncü kişi yara-
rına sözleşme şeklinde düzenlenmiş olmasıdır
312
. Gerçekten de anılan hükme
göre, kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir
edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini is!e-
onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlül üklerine önemli ölçüde aykı-
rı davranmışsa
3.) Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın �ükle-
meyi y erine getirmemişse"
309
Bkz., Yavuz, s.; Aeal/Ayrancı, s.
3
ıo Hasler, s. 66-67; Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 6, s. 849; Keller/Schöbi, s. 75;
von Tuhr/Escher, s. 383. Borcun üs tlenilmesi sözleşmesi esas borçlu ile borcu üs tlenen
arasında sonuç doğurur. Böyle bir durumda esas borçludan alacaklı olan kimse borcu üst-
lenen kişiye karşı alacağının öde nmesi için dava açamaz. (13 HD., T. 08.04.1991, E.
964, K . 4081),
(Karahasan, s. 1435-1436).
311
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 6, s. 849; Keller/Schöbi, s. 75; von Tuhr/Escher,
s. 383;
312
Becker,Aıt.175,N.13,s.817;Eren,s.
yebilir. Üçü ncü ki şi veya üçüncü kişiye halef olanlar
d� tarafların amacına
veya örf ve adete uygun düştüğü takd irde edimin ifasını isteyebilirler. Bu
durumda, üçüncü kişi veya ona hal ef olanlar bu hakkı kullanmak istedikleri-
ni borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçl uyu ibra edemeyeceği gibi, bor-
cun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. Ancak bu şartın gerçekleşmesi için
iç üstlenme sözleşmesi nin üçüncü kişi yararına sözleşme şeklinde düzenlen-
diğinin sözleşmeden açıkça anlaşılmas ı gerekir. Yoksa iç üstlenme sözl�
mesinin her durumda alacaklı yararına sözleşme şekJinde düzenlendiğinin
kabulü mümkün değildir
313
.
Başka bir ifade ile borcun iç üstlenme sözleşme-
sinin üçüncü kişi yararına sözleşme olarak düzenlendiğine ilişkin b ir karine
mevcut değildir. Bu bakımdan borcun iç üstlenme sözleşmesi akdedildikten
sonra, alacaklının doğrudan doğruya üçüncü kişiden borcun ifası talebinde
bulunmas ı da
mümkün değildir. Bu nedenle alacaklının, borcu üstlenen•
üçüncü kişi ile borcun dış üstlenme sözleşmesi yapması halinde dış üstlenme
sözleşmesinden doğan edimin ifasını talep edebilme kap samınd a üçüncü
kişiden ifa talebinde bulunabilecektir.
313
Bccker, Art. 175, N. 13, s. 817;
109
-
Dördüncü Bölüm
BORCUN DIŞ ÜSTLENiLMESi SÖZLEŞMESİ
§10. GENEL OLARAK BORCUN DIŞ ÜSTLENİLMESİ
Borcun iç üstlenilmesi sözleşmesi, sadece borçlu ile borcu üstlenen
üçüncü kişi arasında sonuç doğurduğu ve alacaklıyı etkilemediği için borç
ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi sonucunu doğurmaz
31
"'. Borç ilişkisinde
borçlu tarafın değişebilmesi için mutlaka alacaklı tarafından borcun iç üstle-
nilmesi sözleşmesine yönelik bir irade açıklamasında bulunulması şarttır3
15
.
Alacaklı tarafından açıklanan bu irade, borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin
kurulması suretiyle borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesi ve dolayısıyla
borçlunun borcundan kurtulması sonucunu doğurmaktadıı-3
16
. Borcun dış
üstlenilmesi ve borçlunun borcundan kurtulması TBK. m. 196'da, "borçlu-
nun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile
alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur" şeklinde hükme bağlanmıştır.
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi borcu üstlenen üçüncü kişinin iç üst-
lenme sözleşmesindeki borçluya yönelik vaadinin alacaklı tarafından bir
nevi kabul edilmesi ile gerçekleşir. Bu nedenle gerçek anlamda borcun üst-
lenilmesi suretiyle borçlunun borcundan kurtulmasını sağlayan sözleşme
borcun dış üstlenilmesi sözleşmesidir
317
.
Çünkü borcun dış üstlenilmesi sure-
tiyle borçlu borcundan kurtulmakta ve böy lece borç, borcu üstlenen üçüncü
314
Eren, s. 1247 vd.; Kılıçoğlu, s. 788 vd.; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 274
vd.; Schwenzer, s. 561; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 8, s. 849; Keller/S chöbi,
s. 75-76; Berger, s. 808; Becker, Art. 175, N. 10-11, s. 816-817; Oser/Schönenberger,
s. 1O17; von Tuhr/Escher, s. 382; Hasler, s. 73 vd.; Schurter, s. 37 vd.; Tekinay/
Akman/Burcuoğlu/Altop,
s. 272 vd.; Oğuzman/Öz, C. il, s. 588 vd.; Kılıçoğlu, s. 786-
787;
Tunçomağ, s. 1 132;
315
Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 275; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 1-
2, s. 851; Schwenzer, s. 561-562; Keller/Schöbi, s. 76-77; Hasler, s. 73 vd.; Schurter,
s. 37 vd.; von Tuhr/Escher, s. 383-384; Oğuzman/ Öz, C. il, s. 589; Oser/
Schönenberger,
s. 1O19; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/ Altop, s. 272 vd.; Tunçomağ,
s. 1132 vd.; Becker, Art. 176, N. 1, s. 819; Kıhçoğlu, s. 788 vd.;
316
Schwenzer, s. 561; Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 175, N. 8, s. 849; Keller/Schöbi, s. 75-
76; Berger, s. 808; Becker, Art. 175, N. 10-11, s. 816-817; Oğuzman/Öz, C. il, s. 598
vd.;
Tekinay/Akman/Burcuoğlu/ Altop, s. 276 vd. ; Oser/Schönenberger, s. 1O17; von
Tuhr/Escher,
s. 382; Eren, s. 1247 vd.; Kılıçoğlu, s. 791.
317
Bkz., Eren, s. 1247; Tunçomağ, s. 1132; von Tuhr/Escher, s. 383; Keller/Schöbi, s.
79;
Oğuzman/ Öz, C. il, s. 592-593; Tekinay/ Akman/Burcuoğlu/A ltop, s. 272-273
vd.;
Kıhçoğlu, s. 788 vd.;;
kişiye geçmektedir3
18
• Bu nedenle borcun dış üstlenmesi borçluyu borcundan
kurtarıp sorumluluğunu kaldırdığı için dış üstlenme sözleşmesinin "kaldırıcı
niteliğe sahip olduğu söylenebilir
319
.
Bu yönüy le borcun dış üstlenilmesi
"kümülatif borç yüklenmesi" olarak ifade edilen borca katılmadan farklılık-
lar göstermektedir
320
•
Çünkü borca katılmada borcu üstlenen üçüncü kişi,
alacaklı ile yapmış olduğu bir sözleşme ile
O zaman kadar borçlu olan kişinin
yanında müteselsil borçlu olarak borcu birlikte üstlenmektedir3
21
.
Bu nedenle
borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin "ortadan kaldırıcı" bir etkiye mi yok-
sa "kümülatif' bir etkiye mi sahip olduğunun tespit edilemediği durumla rda,
bunun taraf ı
•
ra
d
e
l
erı
•
nı
•
n yorumlanması ile tespit edilmesi gere
k'
Jr
32
•
2
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü ki-
şi arasında yapılan bir sözleşme ile gerçekleşmektedir. Bu nedenle bir söz-
leşmenin kurulması için gerekli olan genel hükümlere aynen dış üstlenme
sözleşmesi için de geçerlidir (TBK. ın.
ı vd.). Yani, sözleşmenin kurulabil-
mesi için öncelikle bir öneri ve nihayet bu önerinin alacaklı tarafından kabul
edilmesi gerekir. Dış üstlenme sözleşmesi borcu üstlenen üçüncü kişi bakı-
mından bir taahhüt niteliğinde iken, alacaklı bakımından, eski borçlunun
borçtan kurtarılmış olması yönüyle bir tasarruf ve yeni bir borçltJnun kaza-
nılmış olması bakımından da bir kazandırıcı işlem niteliğindedir
323
.
Bu ne-
denle fiil ehliyetinden başka tarafların tasarruf yetkisine de sahip olmaları
318
Gauch/ Schluep/ Schmid/Emmenegger, s. 278; Schwenzer, s. 563; BGE 121 lll 256;
Honsell, Art. 176, N. 7, s. 683; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 276 vd.; Becker,
Art.
178, N. 1, s. 824; Berger, s. 802; von Tuhr/Escher, s. 389; Oğuzman/Öz, C. il, s.
598; Keller/Schöbi, s. 80; Tunçomağ, s. 1132; Kılıçog�h,, s. 791
319 Doktrinde ise borcun dış üstlenilmesini özellikle borca katılmadan ayırmak için "kurtarı-
cı borç üstlenilme si" kavramı kullanılmakta dır. Bkz. Hasler, s. 53 vd.; Albert, s. 2 vd.;
Schurter, s.
24 vd.; Paulsen, s. 1O-11; Wendt, s. 7 vd.; Komder, s. 30 vd.; Schönrock,
s. 7-8;
320
Borca katılma konus unda geniş bilgi için bkz., Altay, s. 3 vd.; Şener, s. 1279 vd.;
Schwenzer, s.
567; Berger, s. 810 vd.; Eren, s. 1254; Oğuzman/Öz, C. il, s. 608 vd.;
Kılıçoğlu,
s. 795 vd.
321
TSK. m. 201 'e göre; "Borca katılma , mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak
üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorum-
lu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Borca ka tılan ile borçlu, alacaklıya karşı
müteselsilen sorumlu olurlar".
322
Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf, Aıt. 176, N. 2, s. 394; Gauch/ Schluep/ Schmid/
Emmenegger, s.
276. Ancak hemen şunu da belirtmek gerekir ki, dış üstlenme sözleş-
mesi ile borca katılma tamamen farklı amaçlara hizmet eden, birbirlerinden farklı hüküm
ve sonuçlar doğuran iki bağımsız hukuki kurumdur. Alacaklı ile sözleşme yapan üçüncü
kişinin borca katılma veya borcu üstlenme konusundaki iradesinin olağan koşullarda tes-
pit edilememesi gibi bir durumun yaşanmaması gerekir. Ancak taraf iradeleri yorumla-
nırken de, borcu üstlenen üçüncü kişinin iç üstlenme sözleşmesinden doğan bir borcu ye-
rine getirip getirmediğinin de araştırılmas ı gerekir.
323
Bu nedenle doktrinde dış üstlenme sözleşmesi çifte etkiye sahip bir sözleşme olarak
kabul edilmektedir. Bkz ., von Tuhr/Escher, s.
389; Eren, s. 1247,
112
113
gerekir. Dış üstlenme sözleşmesi ile borçlu borcundan kurtarılmış olmakla
birlikte, borçlunun bu sö zleşmeye katılması söz konusu değildir. Bu nedenle
borçlunun kendi lehine hüküm ve sonuç doğurarak borçtan kurtarılmasını
sağlayan dış üstlenme sözleşmesini reddetmesi de mümk ün değildir3
2
4.
I.
Dış Üstlenme Sözleşmesinin Konusu
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu kural o larak borçlu ile
borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılan iç üst lenme sözleşmesindeki
"borç" oluşturmaktadır
325
.
Burada geçen borç kavramı geniş kapsamlı olarak
değerlendirildiğinden her türlü borcun, öz el hükümlerle ya saklanmadığı
sürece dış üstlenme sözleşmesinin konusunu oluş turabilir
326
.
Çünkü alacaklı
ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında dış üstlenme sözleşmesinin kurulma-
sı, alacaklının, borcun bizzat borçlu tarafından yapılmasından feragat ettiği
anlamına gelmektedir
327
.
Bu nedenle özellikle borçlunun şahsına bağlı borç -
ların bile dış üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturması mümkündür.
Böyle bir durumda alacaklı, aslında borçlu tarafından şahsen ifası gereken
borcun borcu üstlenen üçüncü kişi tarafından da ifa edilebileceğini kabul
etmektedir. Aslında bu şekilde borcun bir nevi şahsa bağlılık özelliğinde bir
değişiklik meydana gelmekte ve alacaklı borçlunun şahsen ifasından vazge-
çerek bir üçüncü kişinin ifasını kabul etmektedir. Bu nedenle, alacaklı tara-
fından kabul edildiği takdirde, diğer herhangi bir hukuki eng elin bulunma-
ması halinde her türlü borcun dış üs tlenme sözleşmesinin konusunu oluştur-
ması mümkündür .
Aile hukukundan doğa n nafaka yükümlülükleri de borcun dış üstlenil-
mesi sözleşmesinin konusunu oluştur abilir
328
•
Buna karşılık kamu hukukun-
dan doğan özellikle vergi borçlarının ise iç üstlenme sözleşmesinin konusu-
324
Bkz., Schwenzer, s. 562; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 275; Hatta borçlu-
nun borcu üstlenen üçüncü kişi ile bir iç üstlenme sözleşmesi yapmamış olsa bile anılan
borca ilişkin dış üstlenme sözleşmesini reddedemeyeceği ileri sürülmektedir, Bkz.,
Gauch/ Schluep/Schmid/ Emmenegger, s. 275. Buna karşılık dış üstlenme sözleşmesini
iç üstlenme sözleşmesinin bir devamı gibi görüp ön aşama olarak kabul eden , iç üstlen-
me sözleşmesi yapılmadan borcun üs tlenilmesinin mümkün olamayacağını savunan gö-
rüşler de bulunmaktadır. Bkz. Oğuzman/Öz, s. 589; Kıhçoğlu, s. 786.
325
Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 176, N. 3, s. 852; Eren, s. 1248;
326
von Tuhr/Escher, s. 388; Eren, s. 1247 vd.; Keller/Schöbi, s. 77; HonselV
Vogt/Wiegand , Art. 176, N. 4, s. 852; Oser/Schönenberger, s. 1019-1020; Krüger, §
414, N. 1, s. 2573; Uygur, s. 858.
327
Bkz., Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 2-3, s. 848; Kostkiewicz/Nobel/ Schwander/
Wolf, Art. 175, N. 2, s. 393; Keller/ Schöbi, s. 75-77; Schwenzer, s. 560;
Gauch/Schluep/Schmid/ Emmenegger, s. 273; Berger, s. 804; Mcier, s. 1-2; Wendt, s.
34 vd.; Oscr/Schönenbcrger, s. 1019-1020.
328
Honscll/Vogt/Wie gand, Art. 176, N. 4, s. 852; Kcller/Schöbi, s. 77; Albcrt, s. 31;
Berger, s. 804. A) rıca bkz., BGE 78 11326.
nu oluştuıırnıkla birlikte borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu
oluşturamayacağı kabul edilmektedir3
29
. Dava konusu olan borçların da dı,
üstlenme sözleşmesinin konusunu oluştunnas ı mümkündür. Böyle bir du-
rumda borcu üstlenen üçüncü kişinin nasıl ve hangi sıfatla davaya dahil edi-
leceği ise HMK. m. 125 hükmüne göre belirlenir3
30
.
Buna göre, dava konusu
olan borcun üstlenilmesi halinde alacaklı isterse borçluyla olan davasından
vazgeçerek, borcu üstlenen kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde
alacaklı davayı kazanırsa, borçlu ve borcu üstlenen yargılama giderlerinden
müteselsilen sorumlu olmaktadır. Buna karşılık alacaklı isterse, davasını
borçlu hakkında tazminat davasına dönüştürür ve bu şekilde borçluya karşı
dava devam eder. Bu durumda borcu üstlenen üçüncü kişinin akıbetinin ne
olacağı ise kanunda düzenlenmemiştir. Kanımızca, burada da açılmış ve
devam etmekte olan bir davada borçlunun borcunun devredilmesi yine her
durumda alacaklının rızasına bırakılmıştır.
TBK. m. 183'de, alacağın devrinin sözleşme ile yasaklanabileceği açıkça
hükme bağlanmış iken, borcun üstlenilmesine ilişkin hükümlerde bu konuda
bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Acaba, taraflar aralarında yapacakları bir
anlaşma ile borcun devrini yasaklayabilecekler midir?. Bu konu doktrinde
Hasler ve Oser/Schönenberger
331
tarafından ela alınmış ve borcun üstlenil-
mesinin sözleşme ile yasaklanamayacağı ileri sürülmüştür. Gerçekten de
anılan yazarlara göre, taraflar arasında gerek borcun üstlenilmesinin gerçek-
leştirilmesinde gerekse borcun üstlenilmesinin yasaklanmasında, her durum-
da zaten taraf iradeleri ön plandadır. Buna rağmen borcun üstlenilmesinin
taraflar arasında mevcut bir yasaklamaya rağmen kabul edilmesi, bu yasak-
lamanın zımnen kaldırıldığı anlamına gelir
332
. Bununla birlikte, borcun üst-
lenilmesinin gerçekten mümkün olmaması, kanundan kaynaklanabileceği
329
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 175, N. 3, s. 848 Kostkiewicz/Nobel/Schwander/Wolf,
Art. 175, N. 2, s. 393; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 273; Hasler, s. 75 vd;
Keller/Schöbi, s. 75; Ayrıca bkz., BGE 92 III 57; BGE 92 I11 62.
330
Dava konusunun devri HMK. m. l 25'de düzenlenmiştir. Bu hükme gör e; "(1) Davanın
açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı
aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vaz-
geçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde da-
vacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerind en
müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına
dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek
olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı
,erden itibaren devam eder.
331
Oser/Schönenberger, s. 1019-1020; Hasler, s. 75 vd.
332
Özel bir kanun hükmü ile açıkça yasaklanmadığı sürece her türlü borcun üstlenme söz-
leşmesinin konusunu oluşturabileceğinin kabul edilmesi gerekir. Geniş bilgi için bkz.,
von Tuhr/Escher, s. 388; Eren, s. 1247 vd.; Keller/Schöbi, s. 77; Honsell/ Vogt/ Wie-
gand, Art. 176, N. 4, s. 852; Oser/Schönenberger, s. 1019-1020; Krüger,
§ 414, N. 1, s.
2573;
114
115
?ibi, �u konuda verilen taahhüdün niteliğinden de kaynaklanabilir . Başka bir
ıfade ıle borcun üstlenilmesinin yasaklanmasına ilişkin taahhüt, zımni olarak
ortadan kaldırılamayacak bir taahhüt olabiiir3
33
.
il. Dış Üstlenme Sözleşmesinin Şekli
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin kurulmasında sözleşmelere ilişkin
��ne_l hükümler geçerli olduğundan sözleşmenin şekli bakımından şekle
ılışkın genel kurallar geçerlidir. Kanunda da özel bir şekil şartı getirilmedi-
�inden dış üstlenme sözleşmesi de özel bir şekil şartına tabi değildir3
34
• Dış
ustlenme sözleşmesi herhangi bir şekle tabi olmamakla birlikte tarafların
kendi aralarında sözleşme geçerlilik şartı olan bir şekle tabi tutup bu şekilde
yapmaları da her zaman mümkündür
335
.
Tarafların kararlaştırılan bu şekle
uyrn� maları halinde sözleşme şekle aykırılık nedeniy le geçersiz olacaktır.
Uçüncü kişi tarafından üstlenilen borcun ifasının özel bir şekil şartına ta-
bi olduğu durumlarda dış üstlenme sözleşmesinin de ifanın tabi olduğu bu
333
Örneğin buna ilişkin bir düzenleme 4857 sayılı İş Kanununda) er almaı-."tadır. Gerçeı-."ten
de anılan kanunun 2. maddesinin son fıkrasında, "İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik
nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez"
hükmüne yer verilmiş tir. Aslında buda işveren ile aralarında bir hizmet akdi bulunan iş-
çinin, iş akdinden kaynaklanan iş görme borcunun, işletmenin ve işin gereği ile teknolo-
jik nedenlerle uzmanlık gerektirmeyen işlerden olması halinde bunu bir başkasına dev-
retmesi yani taşeron a devretmesi hukuken mümkün değildir. Bkz., 9 HD., T. 27.0.2006,
E. 2005/26361, K. 2006/7460.
334
Schwenzer, s. 562; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 275; Honsell/ Vogt/
Wiegand, Art. 176, N. 7, s. 853; von Tuhr/Escher, s. 387; Oser/Schöoeoberger,
s. 1020; Brox/Walker, N. 8, s. 378; Joussen, N. 1316; Krüger, § 414, N. 6, s. 2564;
Westermann, s. 1725; von Tuhr, s. 890; Tekinay/Akman/ Burcuoğlu/Altop, s. 274;
Oğuzman/Öz, C. il, s. 598; Eren, s. 1250. İsviçre Borçlar Kanunu' nun hazırlanma aşa-
masında da borcun üstlenilmesi için herhangi bir şekil şartı öngörülmemekteydi Ancak,
Borçlar Kanunu' nun 1905 yılında hazırlanan taslağının Uzmanlar Komisyonundaki gö-
rüşmeleri sırasında kefalet ve temlike dayanılarak borcun devri için de en geniş ölçüde
yazılı şekil şartı getirilm esi talep edildi. Hem borcu üstlenen üçüncü kişi ile borçlunun
aralarında yaptıkları iç üstlenme sözleşme için hem de bu sözleşmenin alacaklıya ihbarı
için şekil şartı talep edildi. Ancak böyle bir şekil zorunluluğunun, borcun üstlenilmesi
kurumunu hantallığa sürükleyeceği düşüncesi ile reddedilmiştir. Bkz., Hasler, s. 76-77.
Borcun nakli kural olarak hiçbir biçime bağlı değildir. Ne var ki nakle konu olan borç bir
taşınmazın ferağı ise "resmi şekilde" yapılması zorunludur. (15 HD., T. 07.02.1985, E.
4380, K . 385), (Karabasan, s. 1437-1438).
335
Geçerlilik şartı olan şekil konusunda bkz., Antalya, s. 326 vd.; Eren, s. 269 vd.; Akıncı,
s. 83 vd.; Tunçomağ, s. 219 vd.; Tekinay/Akman/Burcııoğhı/Altop, s. l 00 vd.;
Oğuzman/Öz, C. 1, s. 161 vd; Kılıçoğlu, s. 100 vd.; Altaş, s. 69 vd.; Şekle aykırı olarak
yapılan bir sözleşmenin olumsuz sonuçlar ve bu sonuçların diizeltilmeis konusunda bkz.,
Altaş, s. 93 vd.;
I 16
şekle uy gun olarak yapılması gerekiı-3
36
. Örneğin taşınmaz satım sözleşme-
sinden doğan borçların dış üstlenme sözleşmesinin konusunu oluşturması
durumunda, sözleşmenin resmi şekilde yapılması gerekir. Borcun dış üstle-
nilmesi sözleşmesinin konusunu, bağış sözü veren borçlunun bu borcunun
oluşturması durumunda da aynı kural geçerlidir. Gerçekten de, bağış sözü
vermenin üçüncü kişi tarafından üstlenilmesinde, TBK. m. 288 sadece bağış
sözü vermeyi şekle tabi kılmakta, bunun bir üçüncü kişiye devri için bir şekil
şartı aramamaktadır
337
. Başka bir ifade ile bağış sözü vermeyi ifa eden üçün-
cü kişinin bağışlayan sıfatına sahip olmamas ı nedeniyle bağışlama sözü
vermeden doğan borcu üstlenen üçüncü kişi de bu nedenle bağış sözü veren
olamaz. Aynı şekilde bir elden bağışlamanın üçüncü kişi tarafından üstle-
nilmesi halinde de bir bağış sözü verme değil borçlunun derhal borçtan kur-
tarılması söz konusu olduğundan yine şekle tabi değildir
338
• Buna karşılık,
borcun dış üs tlenilmesi sözleşmesinin konusunu bir taşınmazın devri veya
taşınmazlar üzerinde bir sınırlı ayni hakkın kurulması oluşturuyorsa, mutlaka
bir resmi senedin varlığı şart olduğundan dış üstlenme sözleşmesinin resmi
şekilde yapılması ger ektiği kabul edilmektediı -3
39
.
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi ile sadece bir sözleşmenin değişikli-
ğe uğraması söz konusu ise TBK. m.
ı3 gereğince dış üstlenme sözleşmesi-
nin de değişikliğe uğrayan sözleşme için öngörülen şekle uygun olarakya-
pılmalıdır
340
.
Kanımızca borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin şekli konu-
sunda üzerinde durulması gereken asıl konu, dış üstlenme sözleşmesi ile
borçlunun borcundan kurtulup onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişinin
336
Honsell/Vogt/Wiegand, Aıt. 176, N. 7, s. 853; von Tuhr/ Escher, s. 387;
Ü
ser
/
Schönenberger, s. 1020; Joussen, N. 1316; Schwenzer, s. 562; Gauch/Schluep/
Schmid/Emmenegger,
s. 275; Oğuzman/Öz, C. il, s. 598; Tekinay/Akman/
Burcuoğlu/Altop,
s. 274.
337
Üstlenen ve alacaklı borçlu) u karşılıksız olarak borçtan kurtarmak amacıyla; yani bir
bağış yapmak amacıyla dış üstlenme sözleşmesi yapabilirler. Bağışlama kanunda her-
hangi bir şekle bağlı olmadığından taraflar için bu sözleşmede şekil zorunluluğu söz ko-
nusu değildir. Hatta, asıl borçluya bir bağışlama vaadinde bulunulsa dahi bu so nuç de-
ğişmez. Kaldı ki, üstlenen ile alacaklı arasında yapıl an sözleşme bir bağış vaadideğildi_r.
Ayrıca bir bağış vaadinin bizzat kendisinin üstlenilmesi halinde de yine, bizzat işlemın
kendisi ile bunun üstlenilmesinin aynı şeyler olmadığı gerekçesi ile ) ine şekil şartının
aranmaması gerek tiği kabul edi lmektedir. Bkz.,
hasler, s. 77-78.
338
Oser/Schönenberger, s. 1020; Honsell/ Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 7, s. 853; von
Tuhr/Escher, s. 387; Brox/Walker, N. 8, s. 378; Oğuzman/ Öz, C. il, s. 598; Eren,
s. 1250; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 274; Hasler, s. 76 vd.
339
von Tuhr, s. 890. Oğuzman/ Öz, C. 11, s. 598; Hasler, s. 77 vd.; von Tuhr/Escher,
s. 387.
340
von Tuhr/Escher, s. 387; TBK. m. 13: "Kanunda yazılı şekilde) apılması öngörül enbir
sözleşmenin değiştirilmesinde de ) azılı şekle
U) ulması zo runludur. Ancak, sözleşme
metniyle çelişme) en tamamlayıcı ) an hükümler bu kuralın dışındadır . Bu kural, ) azılı
şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da u)gulanır".
117
geçmesinin TBK. m. 13 anlamında söz leşmenin değiştirilmesi olarak kabul
edilip edilemeyeceği konusudur . Gerçekten de eğer dış üstlenme sözle1me,i
ile gerçekleştirilen borçlu değişimi aynı zamanda al acaklı ile borçlu arasın-
daki sözleşmede bir değişiklik olarak kabul edilecek olursa, bu takdirde bü -
tün dış üstlenme sözleşmelerinin borcun doğumuna i lişkin sözleşmenin bağlı
olduğu şekilde yapılması gerekecektir. Buna karşılık, borcun dış üstlenilmesi
taraflar arasındaki sözleşmede bir değişiklik olarak kabul edilmez ise, bu
takdirde TBK. m. 13 gereğince bir şekil zorunluluğu aranmayacaktır.
Kanı-
mızca, borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi, her ne kadar borçlu tarafın de-
ğişmesi sonucunu doğursa da, bu değişiklik TBK. m. 13 anlamında alacakJı
ile borçlu arasındaki sözleşmede bir değişiklik olarak kabul edilmemelidir.
Çünkü dış üstlenme sözleşmesi taraflar arasındaki borç ilişkisi ve borcun
nitelik ve içeriği aynı kalmak suretiyle sadece pasif süje olan borçlu tarafın
değişmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle borcun dış üstlenilmesi
TBK. m. 13 anlamında sözleşmede bir değişikliği öngörmediği için herhangi
bir şekil şartına bağlı değildir. Buna karşılık doktrinde,
Özen tarafından,
kefalet sözleşmesinde kefilin borcunun dış üstlenme sözleşmesinin konusunu
oluşturması halinde, dış üstlenme sözleşmesinin de kefalet sözleşmesinin
tabi olduğu şekilde yapılması gerektiği ileri sürülmektedir3
41
•
Gerçekten de
yazara göre, taşınmaz mülkiyetinin devri borcunu konu edinen dış üstlenme
sözleşmeleri resmi şekilde yapılmasını savunan görüşler gereğince, kefalet
sözleşmesinde kefilin borcunun devrini konu edinen dış üstlenme sözleşme-
lerinin de kefalet sözleşmesinin tabi olduğu şekilde yapılması gerekir
342
.
/iL Dış Üstlenme Sözleşmesinin Hukuki Niteliği
A. Genel olarak
Borçlunun borcundan kurtulması ve borcu üstlenen üçüncü kişinin onun
yerine borç ilişkisine girmesi sonucunu doğuran borcun dış üstlenilmesi
sözleşmesinin hukuki niteliğinin tespiti için iki önemli konunun açıklığa
kavuşturulması gerekir. Bunlardan ilki dış üstlenme sözleşmesinin hukuki
niteliği itibari ile bir tasarruf işlemi niteliğinde olup olmadığı; ikinci konu
ise, bu sözleşmesinin sebebe bağlı bir işlem mi yoksa soyut bir işlem mi
341
Bkz., Özen, s. 185-186.
342
Dış üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil bakımından hatırlanması gereken diğer bir
konu da TBK. m. 132'de düzenlenmiş bulunan ibra konusudur. Gerçekten de, borcun dış
üstlenilmesi sözleşmesinin de aynen ibra gibi borçluyu borcundan kuıtaran bir sözleşme
olduğu dikkate alındığında, şekil zorunluluğunun gerekmediği sonucu oıtaya çıkmak.ia-
dır. Anılan TBK. m. 132'de; "Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şek-
le bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakl arı ibra sözleş-
mesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir" hükmüne yer veri lmiştir.
118
olduğu konularıdır. Doktrinde dış üstlenme sözleşmesinin özellikle alacaklı
bakımından bir tasarruf işlemi olduğu konusunda görüş birliği bulunmak�
dır'"'. Gerçekten de borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi ile alacaklı, borçluya
karşı sahip olduğu hakkı üzerinde bir değişiklik gerçekleştirdiği için bu bir
tasarruf işlemi niteliğindedir. Buna karşılık dış üstlenme sözleşmesinin sebe-
be bağlı olup olmadığı konusunda değişik görüşler ileri sürülmektedir3� . Bu
değişik görüşlerin en önemli nedeni ise, Alman hukukunda genel olarak
tasan·uf işlemlerinin soyut, Türk/İsviçre hukuk sistemlerinde ise sebebe bağlı
işlem olarak kabul edilmiş olmasıdır. Bu düşüncenin etkisiyle Alman huku-
kunda borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi soyut bir hukuki işlem olarak ka-
bul edilmesine karşılık, Türk/İsviçre hukukunda da borcun üstlenilmesi so-
nucunu doğuran dış üstlenme sözleşmesinin buna yol açan geçerli bir sebe-
bin varlığına bağlı olmaması nedeniyle sebepten bağımsız (soyut) bir işlem
olarak kabul edilmektedir
345
.
B. Dış üstlenme sözleşmesinin çifte etkiye sahip olması
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi esas itibariyle çifte etkiye sahip bir
hukuki işlemdir
346
.
Gerçekten de, borcu üstlenen üçüncü kişinin alacaklı ile
olan ilişkisi bakımından bu sözleşme bir taahhüt işlemi (borçlandırıcı işlem)
3
•
13
Keller/Schöbi, s. 77; Eren, s. 1247- 1248; Becker, Aıt. 176, . 1-2, s. 819; von
Tuhr/Escher,
s. 389; Hasler, s. 72 vd.; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 275;
Honsell/Vogt/Wiegand, Art. ı76, N. 6, s. 852; Schwenzer, s. 561; Karş., Brox/Walker,
N.
11-12, s. 380; Erman,§ 414, N. 2, s. 1730; Joussen, N. 1318; Krüger, § 414, N. 1, s.
2563;
Honsell, Aıt. 176, N. 5, s. 683; Oğuzman/Öz, C. il, s. 593.
H
4
Doktrinde ileri sürülen bu görüşler için bkz., Brox/Walkcr, N. 15, s. 381; Eckert, N.
1080, s. 315; Honsell, Art. 176, N. 7, s. 683; Erman, § 414, N. I, s. 1730; Joussen, N.
1306; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, N. 817, s. 371; Krüger, § 414, N. 2, s. 2574 ve
ayrıca
§ 417, N. 1, s. 2583; Heckelmann, s. 64 vd.; Friederich, s. 38; Wendt, s. 63;
Paulsen, s. 49 vd.
345
Oğuzman/Öz, C. il, s. 593; von Tuhr/Eschcr, s. 392. Borcu üs tlenen üçüncü kişi,
üstlenme) e temel olan hukuk ilişkisinden (iç üstlenmeden) dolayı borçlu) a karşı sahip
olduğu savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez. Bu hüküm esas itibariyle borcun iç
üstlenilmesini içermektedir. Ancak, iç üstlenme sözleşmesi borcun üstlenilmesini gerçek-
leştiremediği için alacaklı ile borcu üstlenen aras ındaki sözleşme) i de etkilememelidir.
Bu nedenle borcun üstlenilmesi tüm sebeplerden tamamen soyutlanmıştır. Örneğin, bor-
cu üstlenen üçüncü kişi alacaklıya karşı iç üstlenme sözleşmesinin irade sakatlıkları al-
tında yapıldığını ileri süremez. Bkz.,
Hasler, s. 100 vd.
J-H, Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 275; Keller/Schöbi, s. 77; Honsell/
Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 6, s. 852; Schwenzer, s. 561; Karş., Brox/Walker, N.11-
12, s. 380; Erman,§ 414, N. 2, s. 1730; Joussen, N. 1318; Krüger, § 414, N. 1, s. 2563;
Honsell, Art. 176, N. 5, s. 683; Eren, s. 1248; Maurer, s. 240; Bu çifte etkinin nasıl sağ-
lanacağı konus undaki görüşler için bkz.,
Heckelmann, s. 39 vd. Hatta bu konuda borcun
üstlenilmesini açıklamak üzer e çifte işl em teorisi adı) la bir teori de kabule dilmektedir.
Bu teori hakkında geniş bilgi için bkz.,
Paıılsen, s. 40 vd.; Wendt, s. 31 vd.;Korndcr, s.
89 vd.
119
niteliğindedir. Çünkü üçüncü kişi, dış üstlenme sözleşmesinin kurulmasıyla
birlikte borçludan üstlenmiş olduğu borcu alacaklıya ifa yükümlülüğü altına
ginnektedi r'
47
•
Dış üstlenme sözleşmesinin yapılması ile borcu üstlenen
üçüncü kişinin malvarlığının aktifi veya oradaki herhangi bir değeri doğru-
dan doğruya etkilenmesi. Ayrıca borcu üstlenen üçüncü kişi, dış üstlenme
sözleşmesinin yapılması ile borçlunun borcunu derhal ifa etme yükümlülüğü
altında da değildir. O ancak vadesi geldiğinde ifa ile yükümlüdür. Borcun dış
üstlenilmesi sözleşmesi ile borcun iç üstlenilme si sözleşmesi arasında
ilişki
bakımından değerlendirildiğinde ise dış üstlenme sözleşmesinin borçlu ba-
kımından aynı zamanda bir tasarruf işlemi niteliğinde olduğu sonucu ortaya
çıkmaktadır. Gerçekten de, borcu üstlenen üçüncü kişi iç üstlenme sözleşme-
si ile borçluya karşı taahhütte bulunduğu borçtan kurtarma vaadini, yani
borçlandırıcı taahhüt işleminin ifasını TBK. m. 196/1 gereğince alacaklı ile
dış üstlenme sözleşmesi yapmak suretiyle yerine getinnektedir. Bu durumda,
borcu üstlenen üçüncü kişinin alacaklı ile yapmış olduğu dış üstlenme söz-
leşmesi üçüncü kişi bakımından bir tasarruf işlemi niteliğine sahiptir. Çünkü
üçüncü kişi dış üstlenme sözleşmesini yapmak suretiyle iç üstlenme sözleş-
mesi ile vaat ettiği edim i ifa etmekte olup borç için bizzat ödemede bulun-
ması şartı aranmaz. Borcu ifa etmek suretiyle iç üstlenme sözleşmesinden
doğan taahhüdünü yerine getinne imkanına sahip olsa da, esas itibariyle dış
üstlenmesi sözleşmesinin yapılmasıyla iç üstlenmeden doğan taahhütlerini
ifa etmiş sayılacaktır. Dış üstlenme sözleşmesi ile alacaklı, borçludan olan
alacağı üzerinde bir tasarrufta bulunduğu ve dış üstlenme sözleşmesinin
kurulmasıyla birlikte borçluyu borcundan kurtardığı için dış üstlenme söz-
leşmesi bir tasarruf işlemi niteliğindedir. Alacaklının aynı zamanda bu ala-
cağını borcu üstlenen üçüncü kişiden talep edebilme hak ve yetkisine sahip
olması nedeniyle de bir kazandırıcı işlemdir'
48
•
C. Dış üstlenme sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme niteliği
Borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi esas itibariyle borçlar hukuku genel
hükümlerine tabi bağımsız bir sözleşmedir. Ancak, alacaklı ile üçüncü kişi
arasında yapılan bu sözleşme borçlunun borcundan kurtulması sonucunu
doğurduğu için üçüncü kişi yararına (borçlu yararına) bir sözleşme olduğu
da düşünülebilir. Çünkü bu sözleşme ile borçlu doğrudan doğruya bir yarar
347
Erman,§ 414, N. 2, s. 1730; Krüger, § 414, N. 1, s. 2563; Joussen, N. 1306; Honsell,
Art. 176, N. 7, s. 683; Keller/Schöbi, s. 77; HonsellNogt/Wiegand, Art. 176, N. 6,
s. 852; Gauch/Schluep/Schmid/Emmenegger, s. 275;Schwenzer, s. 561.
348
Krüger, § 414, N. 4, s. 2563; Honsell, Art. 176, N. 5, s. 683; Gauch/ Schhıep/Schınid/
Emmenegger, s. 275; Keller/Schöbi, s. 77; Honsell/Vogt/Wiegand, Art. 176, N. 6,
s. 852; Schwenzer, s. 561; Karş., Brox/Walker, N. 11-12, s. 380; Erman,§ 414, N. 2,
s. 1730; Joussen, N. 1318;
120
'
"
i
.
;
;
sağlamakta ve borcundan kurtulmaktadır
3 9
ÜçUncU kişi yararına sözleşme-
I
de kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye UçUncU kişi yararına b ir
edim yUkümlUIUğU koydunnakta ve edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini
istemektedir (TBK. m. 129). Dış üstlenme sözleşmesi de bu açıdan değer-
lendirildiğinde alacaklı ile borçlu arasında yapılan dış üstlenme sözleşme-
sinde, taraflardan birinin edimini bir üçüncü kişiye ifa etmesi gibi bir durum
f
söz konusu değildir. Borcu üstlenen üçüncü kişi, esas itibariyle iç üstlenme
sözleşmesinden doğan kendi borcunu alacaklıya ifa etmektedir. Bu ifa, en
genel anlamıyla borçlunun yararına bir sözleşme gibi görünse de,
TBK. m.
129 anlamında üçüncü kişi yararına bir sözleşme olarak değerlendirilmesi
mümkün değildir
350
.
Aslında dış üstlenme sözleşmesi alacaklı bakımında n bir menfaat sağla-
maz. Alacaklı, borcu üstlenene karşı olan talep hakkını borçlunun borçtan
kuıtulması suretiyle kaybolan alacağının telafisi olarak kazanmaktadır. Baş-
ka bir ifade ile mevcut olan borcun kapsamı ve niteliği değişmeksizin sadece
borçlusunun değişmesi nedeniyle alacaklı bakımından doğrudan doğruya bir
menfaat sağlaması da söz konusu değildir. Buna karşılık borç üstlenilmesi,
bir anlamda borçlunun lehine bir sözleşme unsuru içeıınektedir. Çünkü borç-
lu, üstlenen ve alacak lı arasında yapıl an borç üstlenilmesi söz leşmesinden
doğrudan yarar sağlar. O serbest kalır. Bu yönüyl e borun dış üstlenilmesi
alacağın devrinin tam tersini oluşturmaktadır
351
.
D. Dış üstlenme sözleşmesinin soyut bir işlem olması
Dış üstlenme sözleşmesinin soyut mu, yoksa sebebe bağlı bir hukuki iş-
lem mi olduğu konusunda doktrinde değişik gerekçelerle farklı görüşler ileri
sürülmektedir
352
.
Görüş farklılıkların temelinde yatan sebep ise, esas itibariy-
le Alman hukuku ile Türk/İsviçre hukuk sistemlerinde tasaıTuf işlemlerinin
soyut veya sebebe bağlı olmaları konusund a kabul edilen genel ilkedir. Ger-
çekten de, Alman hukukunda tasarruf işlemleri bakımından genel olarak
soyutluk ilkesi kabul edildiğinden, borcun dış üstlenilmesi sözleşmesinin de
J-N Brox/Walker, N. 15, s. 381; Eckert, N. 1080, s. 315; Honsell, Art. 176, N. 7, s. 683;
Erman,§ 414, N. 1, s. 1730; Joussen, N. 1306; Huguenin, s. 298. Hatta bu konuda bor-
cun üs tlenilmesini üçüncü kişi �ararına sözleşme ile açıklayan özel bir teori de kabul
edilmiştir. Bkz.,
Wendt, s. 13 ve 32 vd.; Kornder, s. 90 vd.;
350
A�rıca bkz., §4, iV.
351
Joussen, N. 1306; Krüger, § 414, N. 2. s. 2563; Wörlen/Metzler-Müller, s. 166.
352
Bu tuı11şmalar ve farklı görüşler için bk.z., Meier, s. 5 vd.; Wendt, s. 63 vd.;
Brox/Walker, N. 15, s. 381; Eckert, N. 1080, s. 315; Honsell, Art. 176, N. 7, s. 683;
Erman,§ 414, N. 1, s. 1730; Joussen, N. 1306; Schlechtriem/Schınidt-Kessel, N. 817,
s. 371; Krüger, § 414, N. 2, s. 2574 ve a�rıca § 417. N. 1, s. 2583; Hcckelınnnn, s. 64
vd.;
Friederich, s. 38; Paulsen, s. 49 vd.; Haslcr, s. ı00 vd.; Priltting/Wcgcn/
Weinreich,
§ 417, N. 4, s. 685; Schmidt, s. 68 vd.; Westermann, s. 1725 vd.
121
bir tasarruf işlemi olması nedeniyle soyut bir işlem ve dolayısıyla işlemin
hukuki sebebinden tamamen bağımsız olduğu kabul edilmektedir1
53
. Bu gö-
rüşe g
�n�, dış üstlenme sözleşmesinin soyut bir hukuki işlem olduğu sonucu-
nadeğışık değerlendirmelerle ulaşmak mümkündür. İlk olarak dış üstlenme
sözleşmesinin soyut bir hukuki işlem olduğu kanunda yer alan açık düzen-
lemeden anlaşılmaktadır. Başka bir ifade ile dış üstlenme sözleşmesinin
soyutluğu kaynağını doğrudan doğruya kanundan almaktadır. Gerçekten de
BGB
§ 4 l 7/II'ye göre, borcu üstlenen üçüncü kişi, borçlu ile yapmış olduğu
borcun iç üstlenilmesi sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya
karşı ileri süremez (TBK. m. 199/ III). Bu durum, borcun dış üstlenilmesi
sözleşmesinin hukuki sebebi olarak kabul edilebilen iç üstlenme sözleşme-
sinden tamamen bağımsız ve dolayısıyla da soyut bir hukuki işlem olduğunu
göstermektedir. Dış üstlenilme sözleşmesi, konusunu oluşturan borcun do-
ğumunu sağlayan borç ilişkisinin bir unsuru olmaktan çıkmış, ondan soyut-
lanmış ve tamamen bağımsız bir nitelik kazanmıştır
354
. Bu nedenle, dış üst-
lenme sözleşmesinin
konusunu oluşturan borcun doğumuna neden olan te-
mel borç ilişkisi geçersiz olsa bile borcu üstlenen bu geçersizliği ileri süre-
mez ve alacaklı ile yapmış olduğu dış üstlenme sözleşmesinden doğan bor-
cunu ifa ile yükümlüdür.
Öte yandan BGB § 417/II' de üçüncü kişinin dış üstlenme sözleşmesinin
konusunu oluşturan borcun doğumuna neden olan temel borç ilişkisinden
kaynaklanan savunmaları ileri süremeyeceği kanunda düzenlenmemiş olsay-
dı bile, bu sözleşmenin soyut bir işlem olduğu sonucuna BGB'nin kabul
ettiği soyutluk ilkesi gereğince yine ulaşılabilirdi. Gerçekten de, BGB genel
olarak tasarruf işlemlerinin soyutluğu ilkesini benimsemiştir. Dış üstlenme
sözleşmesi de hukuki niteliği itibariyle bir tasarruf işlemi olduğu kabul edil-
diğine göre, artık bunun soyut işlem olmadığının ileri sürülmesi de mümkün
değildir
355
.
353
Brox/Walker, N. 15, s. 381; Eckert, N. 1080, s. 315; Honsell, Art. 176, . 7, s. 683;
Erman,§ 414, N. 1, s. 1730; Joussen, N. 1306; Schlechtriem/Schmidt-Kessel, . 817,
s. 371; Krüger, § 414, N. 2, s. 2574 ve ayrıca§ 417, N. 1, s. 2583; Prütting/
Wegen/Weinreich, § 417, N. 4, s. 685; Heckelmann, s. 64 vd.; Friederich, s. 38;
Wendt, s. 63; Paulsen, s. 49 vd.; Schmidt, s. 68-60; Westermann, s. 1725-1726;
Musielak, s. 515 vd.
35-1
Bkz., Schönrock, § 53-54, s. 30 vd.; Wendt, s. 64; Paulsen, s. 49 vd.; Heckelmann, s.
64 vd.;
Meier, s. 5 vd.; Brox/Walker, N. 15, s. 381; Eckert, N. 1080, s. 315; Honsell,
Art. 176, N. 7, s. 683; Erman,§ 414, N. 1, s. 1730; Joussen, N. 1306; Schlechtriem /
Schmidt-Kessel, N. 817, s. 371; Krüger, § 414, N. 2, s. 2574 ve ayrıca§ 417, . 1, s.
2583; Heckelmann, s. 64 vd.; Friederich, s. 38; Prütting/Wegen/ Weinreich, § 417, .
4, s. 685.
355
Heckelmann, s. 64 vd.; Paulsen, s. 49 vd.; Brox/Walker, N. 15, s. 381; Eckert, .
1080, s. 315; Honsell, Art. 176, N. 7, s. 683; Erman,§ 414, N. 1, s. 1730; Joussen, N.
1306; Schlechtriem/Schmidt-K essel, N. 817, s. 371; Kriiger, § 414, N. 2, s. 2574 ve
122
E. Dış ÜSllenme sözleşmesinin bağımsız bir sözleşme olması
Dış üstlenme sözleşmesi esas itibariyle iç üstlenme sözleşmes!nd�n
ta•
man�e
3
� bağımsız ve kendine özgü hüküm ve sonuçları olan ayrı bır sözleş..
medır '
6
• Ancak borcu üstlenen üçüncü kişinin iç üstlenme sözleşmesi ile
b?r�lu.�u kurtarmay� taahhüt ettiği borç nedeniyle sorumluluk al �ı�a girdi�
duşun_ ul_ecek olursa ılk bakışta bu borcun, dış üstlenme sözleşmesınınh�kukı
seb�bı.nı oluşturduğu izlenimi yaratabilir. Bu bakımdan dış üstlenme sözle�
�esını de_�sıl borcun hukuki varlığına bağlı ve bu nedenle de sebebe..bağlı
bır �u�ukı ışlem olarak kabul etmek gerekebilir. Ancak dış üstlenme sozleş-
mes_ının s�bebe bağlı olduğunu bu şekilde kesin olarak sonuca b��lamanın
da ısabetlı oldu�u söylenemez. Çünkü dış üstlenme söz!e�mesının soyut
veya sebe� e baglı olup olmaması, iç üstlenme sözleşmesının �?�t ya da
�ebeb� bagl_ı ?lup olm_amasına göre de değişebilir. Aslında"bu g�ruş borcun
ustl
�n�l��sının hukukı n_iteliğini açıklayan teorilerden olan e!d