powered by

powered by

hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 41TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 GİRİŞ Ceza yargılamasının amacı hukuk düzenini ve barışı yeniden kurmaya yarayan maddi gerçeğe ulaşmaktır. 1 Ancak ceza yargılamasında maddi gerçek ne pahasına olursa olsun araştırılmamakta, bu faaliyetin yargılama kurallarına uygun olarak insan hakları ihlal edilmeksizin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede ceza yargılamasında maddi gerçeğin araştı- rılması sanık hakları olarak da nitelendirilen bir takım ilkelerle sınırlan- dırılmakta, sanığın kendisine kanunların tanıdığı hak ve yetkileri gereği gibi kullanabildiği bir süreç sonunda ulaşılan gerçeğe değer verilmektedir. Aşağıda ceza yargılamasına yön veren temel ilkelerden biri olan “suçsuz- luk karinesi” üzerinde durulacaktır. Karinenin niteliği, kapsamı, gerek TÜRK HUKUKUNDA SUÇSUZLUK KARİNESİ VE SONUÇLARI Yrd. Doç. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ * * DPÜ Kütahya İİBF Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi. 1 Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 6. Bası, İstanbul 1996, s. 3. Bu amaç, ceza yargılamasının tarihi süreç içinde ulaştığı son aşama olup, bundan önce suçluların cezalandırılması ve sanığın korunması safhalarını geçirmiştir. Suçluların cezalandı- rılmasının amaçlandığı ilk devre 18. yüzyılın yarısına kadar sürmüştür. Bu dönemde ceza yargılaması suçlunun cezalandırılması için bir araçtır. Sanık ile suçlu arasında bir ayrım yapılmamıştır. Sanığın suçluluğu önceden kabul edilmiş, onun beraatı ihtimali bu amaca aykırı sayılmıştır. “Hukuki vesayet” diye de adlandırılan sanığın korunması safhası 18. yüzyılın ikinci yarısında zamanın felsefi ve liberal akımlarının etkisiyle devlet gücünün kötüye kullanılmasını önleyen, kişiyi koruyan bir yargılama sistemi olarak ortaya çıkmıştır. Sanık, suçluluğu henüz sabit olmadığından masum sayılmış ve korunmuştur. Hakimlerin keyfi hareketlerine ve sanıkları suçlu görmek eğilimlerine karşı bir tepkinin ifadesi olan bu safhanın temel ilkesi, “kişi suçluluğu sabit oluncaya kadar masum sayılır” prensibidir. Bkz., Cihan, Erol, “Ceza Muhake- mesi Hukukunun Gayesi”, İÜHFM., C. XXVIII , 1963/3-4., s. 709; Kunter, Nurullah - Yenisey Feridun, Muhakeme Hukukunun Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul 1998, s. 23-24; Cihan, Erol, “50. Yılda Ceza Muhakemesi Süjesi Olarak Sanığın Durumu ve Sorgusu”, İÜHFM., C. L, 1984/1-4, s. 144. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 42TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 ceza hukuku gerekse ceza yargılaması hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi pratiği de dikkate alınarak incelenecektir. I. GENEL OLARAK Suçsuzluk karinesi, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade eder. 2 Ba- zen suçsuzluk karinesi, bazen de masumluk karinesi olarak adlandırılan bu kavram 3 ilk defa ve açıkça 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 9. maddesinde tutuklulukla ilişkili olarak “Her insan, suçlu olduğu bildirilinceye kadar suçsuz sayılacağından, onun tutulması gerekli görül- düğü zaman, kendisini elde tutmak için gereken sıkılıktan artık bir sertlik yasayla ciddi biçimde cezalandırılmalıdır” 4 şeklinde temel insan hakları katalogundaki yerini almıştır. 5 İlke daha önceleri buna riayet edilmemekle birlikte İngil- tere’de de bilinmekteydi. Ancak ilkeye ilk kez Amerika’da Rhode Island Anayasası’nda açıkça yer verilmiştir 6 Karine, insan hakları konusunu bütün dünyaya mal eden 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (m. 11/1) ve 1950 tarihli İnsan Hakları Av- rupa Sözleşmesi’nde de (İHAS) (m. 6/2) 7 yerini almıştır. Türkiye, gerek 1948 tarihli Bildirge’ye gerekse 1950 tarihli Sözleşme’ye taraftır. Diğer taraftan karine, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş ise de, yasama, yargı ve yürütmeyi bağlayan ilke olarak mevzuattaki yerini 8 1982 Anayasası’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde almış bulunmaktadır. 2 Dönmezer, Sulhi, Suçsuzluk Karinesi Üzerine Düşünceler, Prof. Dr. Nurullah Kunter’e Armağan, İstanbul 1998, s. 67; Kunter - Yenisey, kn: 241. 3 Feyzioğlu, Metin, “Suçsuzluk Karinesi: Kavram Hakkında Genel Bilgiler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”, AÜHFD, C. 48, 1999/1-4, s. 135. 4 Madde metni için bkz., Mumcu, Ahmet, İnsan Hakları ve Kamu Özgürlükleri, 2. Baskı, Ankara 1994, s. 80. 5 Schubarth, Martin, Zur Tragweite des Grundsatzes der Unschuldsvermutung, Basel- Stuttgart 1978, s. 1. 6 Schubarth, s. 1. 7 Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır” şeklindedir. 8 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 67. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 43TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 II. SUÇSUZLUK KARİNESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ Karine hukuk dilinde bilinenden bilinmeyeni çıkarmaya yarayan hukuki istidlallere verilen addır. 9 Diğer deyişle karine, bir hüküm vermek için “tecrübe kuralı ile karşılaştırma” denilen faaliyetin daha önceden benzer olaylar dolayısıyla yapılması ve gelecekteki bütün olaylarda uygulanacak mücerret sonucun önceden çıkarılmasıdır. 10 Karine, vicdani kanaate ulaş- mada veya ispat ameliyesinde başvurulan bir işlemdir. 11 Suçsuzluk karinesinde ise, böyle gerçeğe uygun ya da sabit olduğu kabul edilen bir olaydan başka bir olayın varlığı sonucuna ulaşılması söz konusu değildir. Suçsuzluk karinesi, kişinin suçsuz olduğu varsayımı ile hareket edilmesini gerektiren temel bir haktır. 12 Suçsuzluk karinesi geleneksel bir hukuk ilkesi olmasının dışında, 13 hu- kuk devleti anlayışının doğal bir sonucu olarak da kabul edilmektedir. 14 Karinenin insan haklarına saygı prensibi çerçevesinde muhtevası belirlen- mekte ve sınırı çizilmektedir. Suçsuzluk karinesi, manevi sorumluluk esası- na dayanan maddi ceza hukukunun sonucu olarak yorumlanmaktadır. 15 İnsana saygı düşüncesinden kaynaklanan suçsuzluk karinesinin 16 hu- kuki niteliği hakkındaki görüşler farklıdır. Bir görüşe göre suçlu sayılmama- nın diğer anlamı masum sayılmaktır, bunun başka bir oluş imkanı yoktur. Suçsuz sayılma kesin bir yargı değil, sadece bir varsayımdır. 17 Şüphelinin 9 Karine sözlük anlamı itibariyle, karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına ve çözüm- lenebilmesine yarayan izi, ipucunu ifade eder. Bir durumun anlaşılmasına yardım eden hal ve belirti olarak da tanımlanmaktadır. Bkz., Meydan Larousse, C.: 7, İstanbul 1988, s. 13. 10 Kunter - Yenisey, s. 559. Karine bir ihtimal hükmüne dayanır. Daha iyi bir tecrübe kaidesi bulmak ve dolayısıyla daha iyi bir sonuca varmak mümkün değilse “çok defa böyle olur” denilerek karine kabul edilir. Karine mahiyeti itibarıyla daima olumludur, yani bir delilin sağlamlığını, içeriğinin doğruluğunu ifade eder. Olumsuz ihtimal, yani sağlam olmamak hesapta vardır. Bkz., Kunter - Yenisey, s. 559. 11 Feyzioğlu, s. 138-139. 12 Feyzioğlu, s. 139. 13 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 67. 14 Rüping Hinrich, Der Schutz der Menschenrechte im Strafverfahren-Wesentliche Er- fordernisse einesgerechten Strafverfahrens, ZStW., 1979/91, s. 357-358; Schubarth, s. 2; Frowein Jochen Abr./Peukert Wolfgang, Europäische Menschenrechtskonvention, EMRK-Kommentar, 2. Auflage, Kehl, Strassburg, Arlington, Engel 1996, s. 280; Villiger Mark E., Handbuch Der Europäischen Menschenrechtskonvention (EMRK), Zurich 1993, s. 287. 15 Schubart, s. 2, dpn. 7. 16 Yüce, Turhan Tufan, “Sanığın Savunması ve Korunması Açısından Ceza Soruştur- masının Ümanist İlkeleri”, TBBD., 1988/1, s. 160. 17 Yüce, s. 160. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 44TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 suçluluğunu ortaya koyan mahkeme hükmüyle çürüyecek bir karinedir. Ancak bu safhaya kadar da herhangi bir vesileyle şüpheleri üzerine çeken kimseyi gerçeği araştırmadan suçlu saymaya kolayca eğilim gösteren kamu oyuna karşı hukukun bir uyarısı olarak kalacaktır. 18 Katıldığımız aksi yöndeki görüş ise suçsuzluk karinesinin hukuki mahiyeti ceza yargılamasının amacından hareketle açıklamaktadır. 19 Buna göre, kamu davasının amacı sanığın suçluluğu yönündeki iddiayı araştırmak ve onu suçlu ise cezalandırmak, suçsuz ise beraat ettirmektir. 20 Bu amaca ulaşıncaya kadar sanık hakkında gerekirse tutuklamaya kadar varan tedbirler alınabilecektir. Eğer sanık baştan masum sayılırsa, bu tedbirlerin alınış sebebi açıklanamaz. 21 Öyleyse, sanığı önceden masum saymadığımız gibi suçlu da sayamayız. Sanık ne masumdur, ne suçludur. Sadece suçlu sanılan kimsedir. Hukuki durumu, suçlu ile masum arasındaki çizgidedir. 22 Bu nedenle klasikleşmiş “masum sayılır” formülünün yerine, “suçlu sayılmaz” denilmesi daha doğrudur. 23 Zira, sanık hükme kadar suç- lu sayılmasın demekle, masum farz edilsin demek aynı şey değildir. 24 Bu nedenle ilkenin, Anayasa’da (m. 38/4) “suçlu sayılmaz” şeklinde formüle edilmiş olması yerindedir. Ancak böyle bir kabul ile, hem henüz mahkum olmamış kişinin suçlu sayılmadığından cezalandırılamayacağı belirtilmiş, hem de sanık iken hakkında bazı yargılama tedbirlerinin alınmasının nedeni açıklanmış olmaktadır. 25 Suçsuzluk karinesi, sanığa mahkemelerin tarafsızlığı garantisi veren, onun kusuru ispat edilmezden önce suçlu gibi muamele görmesini önleyen dokunulmaz bir haktır. 26 Gerçekten suçsuzluk karinesi, Anayasa’nın temel haklar ve ödevleri düzenleyen ikinci kısmının “kişinin hakları ve ödevleri” baş- lığını taşıyan ikinci bölümünde hakların korunmasıyla ilgili bir ilke olarak belirtildikten sonra, yine Anayasa’nın ikinci kısmının birinci bölümündeki genel hükümler arasında yer alan temel hak ve hürriyetlerin kullanımının 18 Yüce, s. 160. 19 Kunter - Yenisey, s. 27; Erem, Faruk, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Ankara 1978, s. 161; Cihan, 50. Yılda, s. 144. 20 Kunter - Yenisey, s. 27; Erem, Ceza Usulü, s. 161; Cihan, 50. Yılda, s. 144; Feyzioğlu, s. 136. 21 Tutuklama ve suçsuzluk karinesi arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik diğer görüşler hakkında bkz., Schubart, s. 27-28. 22 Feyzioğlu, s. 138. 23 Kunter - Yenisey, s. 27. 24 Erem, Ceza Usulü, s. 161. 25 Kunter - Yenisey, s. 27; Cihan, 50. Yılda, s. 144. 26 Schroeder, Friedrich Christian - Yenisey, Feridun - Peukert, Wolfgang, Ceza Muha- kemesinde ‘Fair Trial’ İlkesi, İstanbul 1999 , s. 30; Ruping, s. 358. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 45TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 durdurulmasıyla ilgili 15. maddesinin 2. fıkrasında “...Birinci fıkrada belirle- nen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler ile, ölüm cezalarının infazı dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” şeklindeki bir hükümle savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi dokunulması mümkün olmayan çekirdek haklar kategorisine dahil edilmiştir. 27 İHAS bakımından dokunulmaz çekirdek haklar kategorisi (m. 15) yaşama hakkı (m. 2), işkence ve benzeri kötü muamele yasağı (m. 3), kölelik ve kulluk yasağı (m. 4) ve ceza kanunlarının geriye yürümemesi hakkından (m. 7) oluşmaktadır. 28 Bu nedenle, 1982 Anayasası suçsuzluk karinesini İHAS’a oranla daha fazla güvenceye almıştır. III. SUÇSUZLUK KARİNESİNİN UYGULANABİLİRLİK ŞARTI - BİR SUÇ İSNADININ VARLIĞI Suçsuzluk karinesinin uygulanabilmesi için bir suç isnadının bulunması gerekmektedir. Bu şart, Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar...” ve İHAS m. 6/2. fıkrada “Bir suç ile itham edi- len her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar...” suçsuz sayılır şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre, suçsuzluk karinesinin ileri sürülebilmesi kişi hakkında bir suç isnadının bulunmasına bağlı kılınmıştır. Bu noktada iki hususun önem kazandığı görülmektedir: a. Acaba suç kavramından ne anlaşılmalıdır, b. Bir suç ile itham edilmekten maksat nedir. A. Suç Kavramının Anlamı ve Kapsamı Sözleşme’ye taraf devletler herhangi bir fiili Sözleşme’de korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmemek kaydıyla suç haline getirmekte serbesttir- 27 Feyzioğlu, s. 136. Anayasa’nın 15. maddesinin gerekçesi aşağıdaki gibidir: “Bu maddenin ikinci fıkrası savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi hiçbir sebep ve surette durdurulamayacak, ihlal edilemeyecek hak yahut hürriyetleri sınırlı bir şekilde saymış bulunmaktadır. Bunlar, fıkradan kolayca anlaşılabileceği gibi, 17 nci maddenin son fıkrası hükmü saklı kalmak üzere yaşama ve vücut bütünlüğünün korunması hakkı, ceza hükümlü kanunların geçmişe yürümeyeceği, suçsuzluk kari- nesi ve kendilerine ait maddelerde belirtildikleri anlamda ve içerikte din ve vicdan, düşünce ve kanaat hürriyetidir”. Bkz., Kuzu, Burhan, Türk Anayasa Metinleri ve İlgili Mevzuat, İstanbul 1988, s. 19. 28 Bkz., Çavuşoğlu, Naz, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa Topluluk Hukuku’nda Temel Hak ve Hürriyetler Üzerine, AÜSBF İnsan Hakları Merkezi Yayınları, Ankara 1994, s. 8 vd. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 46TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 ler. 29 Taraf devletlerin kendi mevzuatlarında idari suçlar öngörmeleri de mümkündür. 30 İç hukukun suç saydığı fiil Sözleşme uygulamasında da suçtur. Buna karşın, iç hukukun suç olarak nitelemediği bir fiil Sözleşme anlamında suç oluşturabilecektir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK) ve Mahkemesi (AİHM) bir fiilin 6. madde anlamında suç sayılıp sayılama- yacağını; a. Bu fiilin iç hukuktaki niteliği, b. Bu fiilin ait olduğu alan, yani bu fiil ceza hukukuna mı, disiplin hukukuna mı, yoksa her ikisine birden mi ait olduğu (sınırlı bir meslek grubunu yahut toplumun bütününe yönelik olup olmadığını), c. Söz konusu fiil için öngörülen yaptırımın niteliği ve ağırlık derecesi gibi kıstasları göz önüne alarak belirlemektedir. 31 Mahkeme bu temel prensipleri belirlediği Engel ve Diğerleri/Hollanda davasında, askerlik hizmetini yapmakta olan bir kişinin silahlı kuvvetler faaliyetlerine ilişkin kanuni düzenlemeye aykırı bir fiilinin ya da ihmalinin kural olarak disiplin suçunu oluşturduğu tespitinde bulunmuş; ancak, su- çun niteliğinin yanı sıra verilen cezanın da ağırlık derecesini göz önünde tutulması zorunluluğuna dikkat çekmiş ve kişinin uzun süre hürriyetinden yoksun bırakılmasını (olayda üç aylık bir disiplin cezası söz konusudur) ceza hukuku yaptırımı olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle, başvuru sa- hiplerinin 6. maddenin koruması altında olduğunu belirtmiştir. 32 AİHM disiplin yaptırımları ile cezai yaptırımlar arasındaki farkı Weber davasında ortaya koymuştur. 33 Buna göre disiplin müeyyidelerinin ortak özelliği, belli bir gruba mensup üyelerin gruba ilişkin davranış kurallarını ihlal etmeleri halinde uygulanıyor olmasıdır. Eğer söz konusu kural ilgili grup dışındaki kişilere, yani daha geniş bir kesime hitap ediyorsa, artık gerçek anlamda bir disiplin kuralı değildir ve içerdiği müeyyide de disiplin müeyyidesi olarak nitelendirilemez. 34 29 AİHM’nin Engel ve diğerleri/Hollanda kararı, 08.06.1976, A 22, s. 34, §81; zikreden: Gölcüklü, Feyyaz - Gözübüyük, Şeref, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, Ankara 1994, s. 248; Ayrıca bkz., Feyzioğlu, s. 146; Hasler-Müller Elisabeth, Die Verte- idigungsrechte im zürcherischen Strafprozess, inbesondere deren Zeitlicher Geltungsbereich, unter dem Aspekt des fairen Verfahrens, Huber Druck AG, Entlebuch 1998, s. 6-7. 30 Feyzioğlu, s. 146; Hasler, s. 7. 31 Bkz., Gölcüklü - Gözübüyük, s. 248; Feyzioğlu, s. 147; Çavuşoğlu, s. 27. Mahkemenin benzer diğer kararları için bkz., Gölcüklü - Gözübüyük, s. 248; Hasler, s. 7. 32 Çavuşoğlu, s. 27. 33 Olayda, gazeteci olan Weber yürütülmekte olan bir ceza soruşturmasının gizliliği kurallarını bir toplantısı sırasında ihlal ettiği gerekçesiyle, duruşma yapılmadan, dosya üzerinden yürütülen bir yargılama sonuncunda mahkum olmuştur. Bkz., Feyzioğlu, s. 147. 34 Feyzioğlu, s. 147; Hasler, s. 8. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 47TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Bu çerçevede, suçsuzluk karinesinin hukukumuz bakımından uygula- ma alanının tayininde “bir suç isnadının” varlığı şartını İHAS uygulamasını dikkate alarak belirlemek gerekmektedir. Özellikle, özgürlüğü kısıtlayıcı disiplin cezalarının uygulandığı sahalarda karine ihlal edilmemelidir. B. Bir Suç İle İtham Edilmenin Anlamı ve Kapsamı Sözleşme’deki anlamıyla suç isnadı deyimi iç hukuktaki nitelemelerden bağımsız otonom bir kavramdır. 35 AİHM bir suçlamanın bulunup bulunma- dığını belirlerken, ithamın şekline, zamanına veya bunu gerçekleştiren ma- kamın sıfatına değil isnadın içeriğine ve konusuna bakmaktadır. Bir kişinin suç şüphesi üzerine yakalanması veya tutuklanması, onun hakkında hazırlık soruşturmasının başlatılmış olması, ilgilinin durumunu etkileyeceğinden “suç isnadı” sayılmaktadır. 36 Diğer bir deyişle, suç isnadı ceza davası açılmadan da söz konusu olabilecektir. Çünkü İHAS m. 6’nın amacı genel bir ifadeyle savunmanın haklarını güvenceye almaktır. Bu nedenle, devletin suç işlediği şüphesine dayanarak yaptığı eylem ve işlemlerin bir kişiyi esaslı bir şekilde etkilediği andan itibaren İHAS m. 6’nın uygulanması gerekmektedir. 37 Bu çerçevede hukukumuz bakımından suçsuzluk karinesi, kişinin geniş anlamda sanıklık statüsü kazanmasıyla işlerlik kazanacak ve soruşturmayı yürüten organları bağlayacaktır. Bilindiği gibi ceza yargılaması bir kişinin suç teşkil eden bir hareketi yapıp yapmadığı konusundaki basit başlangıç şüphesi ile başlar. 38 Bu şüphe kuvvetlenirse yargılama devam eder, şüp- henin yerine belirlilik ve kesinlik geldiğinde sona erer. 39 Şüphenin belli bir kişi hakkında hazırlık soruşturmasının başlatılmasına yetecek oranda kuvvetlenmesi ile şüpheli ortaya çıkar. 40 Şüphelilik statüsünün başladığı 35 AİHM’nin Adolf/Avusturya, (2.3.1982, A 49, s. 15, §30), Wemhoff/Belçika (27.6.1968, A 7, s. 26, §19) ve Engel et Autres/Hollanda (8.6.1976, A 22, s. 34, §81) uyuşmazlıkla- rına ilişkin kararlarında vardığı sonuçlar bu yöndedir. Bkz., Gölcüklü - Gözübüyük, s. 247. 36 Bkz., AİHM’nin Wemhoff/Belçika (27.6.198, A 7, . 26-27, §19), Deweer/Belçika (s. 24, §44-46), Eckel/Almanya (15.7.1982, A 51, s. 33 ve 35, §73 ve 77) uyuşmazlıkları; zikreden: Gölcüklü - Gözübüyük, s. 247-248; Feyzioğlu, s. 145. 37 Feyzioğlu, s. 145. 38 Kanunumuzun hazırlık soruşturmasının başlaması açısından aradığı basit şüphe somut olaylarla ortaya konmuş bulunan ve Kriminalistik biliminin verilerine göre, kovuşturulabilir bir suçun varlığı saptandığı için mevcudiyeti kabul edilen şüphedir. Bkz., Kunter - Yenisey, s. 402. 39 Kunter - Yenisey, s. 400. 40 Şüpheli kavramı, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 94. maddesinde, “bir suç işlemek veya buna iştirak etmek veya yataklık etmek şüphesi altında bulu- nan şahıs ...” şeklinde dolaylı olarak tanımlanmıştı. Bkz., Kunter - Yenisey, s. 404; Gökcen Ahmet, Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit El koyma ve Postada El koyma İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 48TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 an, bir kişi hakkında hazırlık soruşturmasının başladığı andır. Ancak, bu kişi hakkındaki şüphe, henüz ona bir suç isnadı yapılacak kadar kuvvetli değildir. 41 İşte, ilgilinin kendisi hakkında yapılan hazırlık soruşturması araş- tırmalarından haberdar olması gerekmeksizin kovuşturma makamlarının somut şüphelere dayanarak bir kişi hakkında soruşturma ve araştırmalara başlaması, ilgiliyi geniş anlamda sanık statüsüne sokar ve bu kişi suçsuzluk karinesinin getirdiği güvencelerden faydalanmaya başlar. 42 IV. SUÇSUZLUK KARİNESİNİN UYGULAMA ALANI A. Genel Olarak Suç ithamının, ilgilinin kendisi hakkında yapılan hazırlık soruşturması araştırmalarından haberdar olmasından bağımsız bir şekilde, kovuşturma makamlarının somut şüphelere dayanarak bir kişi hakkında soruşturma ve araştırmaları gerçekleştirmesiyle başladığı yukarıda belirtildi. Bu nedenle suçsuzluk karinesi sadece kovuşturma aşamasında değil, suçlama anından itibaren yargılamanın tüm aşamalarında ve dolayısıyla hazırlık soruşturma- sında da etkilidir. 43 Ancak bunun sadece kovuşturmanın hüküm safhasında geçerli olacağını belirten yazarlar da vardır. 44 Kanaatimizce doğru olan ilk görüştür. Çünkü, sanık suç işlediği sanı- lan kimsedir. Bir kimsenin şüpheli olması, diğer ifadeyle sanıklık karineyi ortadan kaldırmaz. Hatta karinenin hazırlık soruşturmasındaki önemi daha büyüktür. 45 Bu görüşe karşı, hazırlık soruşturmasında sanığın özel bir sta- (Özellikle Telefonların Gizlice Denetlenmesi), Ankara 1994, s. 66 vd. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 74. maddesine göre şüpheli, fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan kimsedir. 41 Kunter - Yenisey, s. 404; Şahin, Cumhur, Sanığın Kolluk Tarafından Sorgulanması, Ankara 1994, s. 44. 42 Buna karşın bir kişi kural olarak aleyhinde kamu davasının açılması ile sanık durumu- na girer. Ancak, suç şüphesi altında bulunması nedeniyle hakkında ifade alma veya sorgulama için celb veya tutuklama istemi veya yakalama gibi bir ceza yargılaması işlemi yapılan kişiye de sanık denilmektedir Geniş bilgi için bkz., Kunter - Yenisey, s. 404-405; Yurtcan, Ceza Yargılaması, s. 159; Taner, M. Tahir, Ceza Muhakemeleri Usulü, 2. Baskı, İstanbul 1950, s. 118; Donay, Süheyl, İnsan Hakları Açısından Sanığın Hakları ve Türk Hukuku, İstanbul 1982, s. 28; Şahin, s. 31-38; Demirbaş, Timur, Sanığın Hazır- lık Soruşturmasında İfadesinin Alınması, İzmir 1996, s. 18-22. Öztürk, Bahri - Erdem, Mustafa R. - Özbek, Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Bası, Ankara 2000, kn: 318. 43 Demirbaş, Hazırlık Soruşturmasında, s. 69. 44 Donay, s. 115-116. 45 Koca, Mahmut, Hazırlık Soruşturmasında Sanığın Savunma Hakkı, (İÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi) İstanbul 1998, s. 87. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 49TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 tüsünün bulunduğu ve belli haklara sahip olduğu itirazı ileri sürülebilirse de; buna hazırlık soruşturmasında bir suçluluk ihtimalinin söz konusu olduğu ve bu ihtimalin karineyi bertaraf edemeyeceği şeklinde cevap vermek mümkündür. 46 Esasen karinenin amacı sanıkla ilk temasa geçen yetkililerin bu kimsenin suçsuz olabileceğini düşünerek hareket etmelerini sağlamaktır. 47 Şu halde, savcı ve kolluk şüpheyi araştıracak, şüphenin kamu davasını açmaya imkan verecek derecede güçlenmesiyle sanık kovuşturma safhasına nakledilecek ve artık karineden tam olarak faydalanacaktır. 48 Ceza yargılamasının başında kuvvetli olan karine yargılama ilerledikçe, deliller kuvvetlendikçe zayıflayacak ve nihayet suç ispat edildiğinde ise ortadan kalkacaktır. 49 AİHK önceleri suçsuzluk karinesinin sadece esas hakkında hükmü verecek yargıcı bağladığını kabul etmiş ve bu kuralı hazırlık soruşturma- sında uygulamamıştı. Fakat daha sonra ilkenin bütün resmi makamlar hu- zurunda geçerli olduğu yönünde kararını revize etmiştir. 50 Komisyon bu hususta ilk incelemesini Petra Krause/İsviçre davasında adalet bakanının televizyonda şüphelinin -muhtemel terörist- tutuklanması hakkında “o bir çok bombalama eyleminin sorumlusudur ve sonucuna katlanmalıdır, yargılamayı bilmiyorum” yönündeki açıklamaları üzerine yapmış ve şüphelinin sorum- luluğuna vurgu yapılmasına rağmen yargılamanın sonucu açık bırakıldığı için karinenin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. 51 Buna göre, ceza so- ruşturması ile ilgili şüphe sebepleri, yakalanma ve suç itirafı gibi bilgiler kamu oyuna duyurulabilir; ancak resmi makamlar açıklamalarında kişiyi suçluymuş gibi göstermekten kaçınmalıdır. Suçsuzluk karinesi ilkesi her türlü ceza yargılamasında uygulanan usulü bir güvence olmasının dışın- da, sanık durumundaki kişilere suçluluğu yetkili bir mahkeme tarafından kanunen kanıtlanmadan önce suçlu muamelesi görmesini engelleyen temel bir prensip olarak değerlendirilmelidir. 52 AİHM’ye göre de, suçsuzluk karinesinin etkisi ceza davasının yalnızca sonucuyla sınırlı değildir. Suçlama anından itibaren yargılama faaliyetinin 46 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 68. 47 Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 134. 48 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 70. 49 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 30. 50 Frowein - Peukert, s. 284; Villiger, s. 287; Gölcüklü - Gözübüyük, s. 269; Çavuşoğlu, s. 39; Feyzioğlu, s. 149-150; Grabenwarter, Christoph, Yargılama Güvenceleri- Adil Yar- gılama Hakkı (İHAS m. 6), (Çev: Can, Osman), “Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi 3”, Adil Yargılanma Hakkı ve Ceza Hukuku, Ankara 2004, s. 243. 51 Frowein - Peukert, s. 284-285; Villiger, s. 289; Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 34. 52 Frowein - Peukert, s. 284-285; Villiger, s. 289; Çavuşoğlu, s. 39-40; Feyzioğlu, s. 150. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 50TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 tüm aşamalarında 53 ve tüm resmi makamlar önünde geçerlidir. Mahkeme, örneğin, Allenet de Ribemont/F. olayında, Fransız iç işleri bakanının ve polis müdürlerinin bir televizyon konuşmasında davacıyı tanınmış bir politikacının öldürülmesinde kışkırtıcı olarak nitelendirmelerini; 54 başka bir olayda soruşturmayı yürüten savcının sanığın bir yardım kuruluşunun paralarını hileli bir şekilde amacı dışında kullandığını söylemesini suçsuz- luk karinesinin ihlali olarak değerlendirmiştir. 55 B. Davanın Esasına Girilmediği Haller ve Asıl Dava ile Bağlantılı Davalar Açısından Suçsuzluk Karinesi Suçsuzluk karinesi, davanın esasına girilmediği durumlarda ve asıl dava ile bağlantılı diğer davalarda da geçerlidir. 56 Mineli/İsviçre davasın- da, 57 yerel mahkeme davayı işin esasına girmeden zamanaşımı nedeniyle düşürmüş, fakat mahkeme giderlerinin davalı tarafından (AİHM önünde davacı) ödenmesine hükmetmiştir. Yerel mahkeme kararını davalının “gö- rünüşe göre” ve “büyük ihtimalle” mahkum olacağı öngörüsüne dayandırmış- tır. AİHM ise, bu öngörünün muhtemel bir kusurluluk kabulü olduğunu, İHAS 6/2. maddenin ceza davasının tamamında uygulanması gerektiğini vurgulayarak taraf devleti mahkum etmiştir. 58 Aynı şekilde, I ve C/İsviçre olayında da, İsviçre yerel mahkemesi davayı zamanaşımı nedeniyle düşür- müş ve fakat davalının “suçlu” ve “ısrarcı bir şekilde kanunu ihlal eden” bir kişi olduğundan bahisle dava masraflarını ona yüklemiştir. AİHK olayda suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. 59 AİHM’ye göre, bir ceza yargılaması sırasında tutuklanan sanığın beraat ettikten sonra talep ettiği tazminatın reddedilmesi suçsuzluk karinesi ihlal etmez. Ancak tazminat talebinin reddine ilişkin kararda sanığın suçlulu- ğunu ima eden gerekçeler kullanılmamalıdır. 60 Englert olayında, davacı yerel mahkemede şiddet sebepli görevi ihmal suçundan mahkum olduğu halde, ırza geçme suçundan beraat etmiş ve bunun üzerine davacı yargılamada tutuklu kaldığı süreler için devletten 53 Bkz., Mahkemenin Minelli/İsviçre davasında verdiği 25.3.1983 ve Lutz/Federal Almanya davasında verdiği 25.8.1987 tarihli kararlar. Gölcüklü - Gözübüyük, s. 268; Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 29-30. 54 Frowein - Peukert, s. 285; Feyzioğlu, s. 150. 55 Frowein - Peukert, s. 285. 56 Frowein - Peukert, s. 287-288; Gölcüklü - Gözübüyük, s. 268; Grabenwarter, s. 243. 57 Dava konusu olay hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Frowein - Peukert, s. 288. 58 Villiger, s. 289-290; Frowein - Peukert, s. 288; Feyzioğlu, s. 150. 59 Villiger, s. 290. 60 Grabenwarter, s. 243; Feyzioğlu, s. 152; Frowein - Peukert, s. 287. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 51TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 tazminat talep etmiştir. Bu talep, Alman yerel mahkemesince sanığın tutuk- lanması anında suçsuzluk karinesini çürüten çok sayıda sebebin bulunduğu, bu nedenle mahkumiyetin beraata göre daha muhtemel olduğu gerekçe- siyle reddedilmiştir. 61 Aynı şekilde, Luzt olayında “belgelerin durumuna göre ilgilinin büyük ihtimalle mahkum olacağından” ve Nölkenbockhoff olayında ise 62 “yerel mahkemenin temyiz edilen kararının muhtemelen onaylanacağından” bahisle yerel mahkemeler tarafından ilgililerin tazminat talepleri reddedil- miştir. Bu kararlar, AİHM’ce suçsuzluk karinesinin ihlali olarak değerlendi- rilmemiştir. Komisyon bu olaylarda genellikle suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine karar verirken, Mahkeme bu ifadeleri suçluluğun tespiti değil yalın bir suçluluk tahmini, şüphenin dile getirilmesi (Schuldprognesen) olarak değerlendirmiş 63 ve m. 6/2’nin ihlali iddiasını reddetmiştir. Buna karşın Sekanina/Avusturya davasında, adam öldürmek suçun- dan delil yetersizliğinden beraat eden davacı (yerel mahkeme önünde sanık) tutuklu kaldığı süreler için tazminat talep etmiştir. Davacının bu talebi, konuya ilişkin Avusturya Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrası böyle du- rumlarda tazminata hükmedilebilmesini şüphelerin yenilmiş olmasına bağlı kıldığından reddedilmiştir. Komisyon bu olayda suçsuzluk karinesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmış ve Mahkeme de bu kararı onaylamıştır. Mahke- me’ye göre, ceza yargılamasının işin esasına girilmeksizin sona erdirildiği durumlarda şüphe dile getirilebilir. Ancak, kesin hükümle beraat kararı verildikten sonra, artık şüphe gerekçe gösterilerek uyuşmazlıkla ilgili bir diğer işlem yapılamaz. Bu nedenle, beraat kararı verildikten sonra şüphenin devam ettiği gerekçesiyle talep edilen tazminatın reddi, suçsuzluk karine- sinin ihlalidir. Mahkeme burada başka bir hususa daha dikkat çekmiştir. Tazminat talebine ilişkin yargılamayı yapan mahkeme beraat kararı ile bağlı değildir; bilakis tazminat talebine ilişkin yargılamada ileri sürülen delilleri göz önünde tutarak bağımsız değerlendirmelidir. 64 Görüldüğü gibi, suçsuzluk karinesinin ceza yargılamasının tama- mında, tüm resmi makamlar önünde, ceza davasının esasına girilmediği durumlarda ve ceza yargılamasına bağlı diğer yargılamalarda geçerli bir ilkedir. Ancak, ne 6. maddenin 2. fıkrasında, ne de Sözleşme’nin diğer maddelerinde ceza yargılamasının esasına girilmediği veya şüphenin yenilememesi sebebiyle beraat kararı verildiği hallerde tazminata hükme- dileceğine ilişkin bir düzenleme söz konusudur. Madde 6/2, beraat kararı verildiği durumlarda beraat eden kişiye mahkeme masraflarının bir kıs- 61 Feyzioğlu, s. 153; Villiger, s. 290; Frowein - Peukert, s. 289. 62 Olayın ayrıntısı için bkz., Feyzioğlu, s. 151. 63 Frowein - Peukert, s. 290; Villiger, s. 290. 64 Frowein - Peukert, s. 290-291; Villiger, s. 290; Feyzioğlu, s. 153-154. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 52TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 mının yüklenmesine engel de değildir. Sadece beraat edene aşırı ve keyfi bir şekilde mahkeme masrafları yüklenmesi halinde suçsuzluk karinesinin ihlali gündeme gelebilir. Bunun dışında, eğer düşme kararları veya beraat kararı sonrasında yargılama giderlerine ilişkin kararlar ya da düşen veya beraatla sonuçlanan davayla bağlantılı sonraki yargılamalar dolaylı veya direk bir şekilde ilgilinin sorumlu olduğu, söz konusu fiili işlediği, yargı- lama sonunda muhtemelen mahkum olacağı gibi suçluluk tespitine ilişkin ifadeler içeriyorsa suçsuzluk karinesi ihlali vardır. 65 V. SUÇSUZLUK KARİNESİ VE BASIN Basın yoluyla suçsuzluk karinesinin ihlali iki şekilde ortaya çıkabilir. Bizzat resmi makamlar yaptıkları basın açıklamaları yoluyla karineyi ih- lal edebilirler. AİHK çeşitli davalarda, yapılan resmi menfi açıklamaların sanığın adil yargılanma hakkını zedeleyebileceğini, özellikle olaya bakan hakimin bundan etkilenebileceğini belirtmiştir. 66 Bu tür ihlaller, bizzat olay- la ilgilenen ceza yargılaması organlarının yaptığı basın açıklamalarından da kaynaklanabilir. Ancak, bu makamların kamuyu bilgilendirmek için yaptıkları objektif açıklamalar, örneğin muhtemel sanığın önceki mah- kumiyetleri dikkate alınarak tehlikeli olduğunun söylenmesindeki gibi, hukuka uygundur. Yine de bu tür açıklamalarda suçluluğu yönündeki açıklamalardan sakınılmalıdır. 67 Basın yoluyla gerçekleşen diğer ihlal şekli basın yayın organlarının adli haberleri verişlerinden kaynaklanmaktadır. Bu noktada, hem suçsuzluk ka- rinesi ve basın özgürlüğü karşı karşıya gelmekte hem de suçsuzluk karine- sinin üçüncü kişileri bağlayıp bağlamadığı sorunu ortaya çıkmaktadır. 68 Suçsuzluk karinesi, adil yargılanma hakkının unsuru olarak sadece resmi makamlar önünde değil, bunların yanı sıra üçüncü kişiler huzurunda da ileri sürülebilen toplumsal yaşamın devamlılığı açısından gerekli temel bir hukuk prensibidir. Buna göre, bireylerin toplumda barış içinde bir ara- da yaşayabilmeleri, şüphelinin suçluluğunun kesin hükümle sabit olacağı yönündeki bağlayıcı usul kuralının kabulüne bağlıdır 69 . Bu nedenle, resmi mercilerin dışında üçüncü kişilerin de suçsuzluk karinesini ihlal etmeme yükümlülüğü söz konusudur. 65 Frowein - Peukert, s. 287-288. 66 Frowein - Peukert, s. 286-287. 67 Frowein - Peukert, s. 287. 68 Bu hususta bkz., Marxen, Klaus, Medienfreiheit und Unschuldsvermutung, Goltdam- mer’s Archiv für Strafrecht, 1980, s. 373. 69 Marxen, s. 373; Centel, Nur, “Dürüst Yargılama ve Medya Bakımından Demokrasi Kültürü”, AÜSBFD, C. 49, 1994/3-4, s. 70. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 53TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Düşünce özgürlüğü kapsamında yer alan basın özgürlüğü (AY m. 26-32), 70 bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma hak- larını içerir (BK m. 3). Yayma hakkı, haber verme hakkını ifade etmektedir. Haber verme hakkı, esasen olayların aktarılması kadar olayla ilgili görüş, eleştiri, yorum ve yaratma haklarını da kapsayan bir haktır. Yorum, eleştiri ve yaratma hakları doğrudan düşünce özgürlüğü ile ilgili bir hak olup, bu ilgileri nedeniyle haber verme hakkı da düşünce özgürlüğünün kapsamında yer almaktadır. 71 Güncel, kamunun ilgisini çeken ve açıklanmasında kamu yararı bu- lunan olayların, görüşlerin, yorumların ve eleştirilerin açıklanması haber olup, 72 böyle bir haberin gerçeğe uygun ve objektif ölçüler içinde yayın- lanması basın mesleğinden doğan bir hakkın kullanılması sayılır. 73 Hakkın kullanılması, ceza hukukunda hukuka aykırılığı kaldıran sebepler arasında yer almaktadır (5237 s. TCK m. 26/1). 74 Bu nedenle, basının yaptığı yayın yukarıda belirtilen şartları taşımak kaydıyla hakkın kullanılması kapsamı- na girer ve hukuka uygundur. Diğer bir deyişle, olay, yorum, eleştiri ve yaratma eserleri açıklaması suç oluşturmaz. 75 Basın yayın organları adli haberlerin yayınında da bu temel ilkeler çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Bu nedenle, güncel, kamunun ilgisini çeken veya yayınında kamu yararı bulunan adli bir haberin, ger- çeğe uygun ve objektif olarak yayınlanması suçsuzluk karinesinin ihlalini oluşturmaz. Suçsuzluk karinesi, yargılama makamlarının kolektif faaliyetinin so- nucu kesin bir hüküm ile ortadan kaldırılabilir. Adli haberlerin verilmesi çerçevesini aşan, adeta ikinci bir iddia makamı gibi fonksiyon gören basın haberlerinden tarafsız olması gereken yargılama makamının etkilenmesi kaçınılmazdır. 76 Bu nedenle, gazete ve televizyonlar, kitleyi ilgilendiren suç haberlerini heyecanları sömürecek biçimde vermekten kaçınmalı, itham 70 Özek, Çetin, “Devletin Korunması” , “Terörle Mücadele Yasası” ve “Bilgilenme Hakkı”, Edip F. Çelik’e Armağan, Değişen Dünyada İnsan, Hukuk ve Devlet, İstanbul 1995, s. 244. 71 Ayrıntılı bilgi için bkz., Özek, Çetin, Türk Basın Hukuku, İstanbul 1978, s. 35 vd.; Dönmezer, Sulhi, Basın ve Hukuku, 4. Bası, İstanbul 1976, s. 41 vd. 72 Özek, Devletin Korunması, s. 246. 73 Özek, Basın Hukuku, s. 162. 74 Bkz., Dönmezer, Sulhi - Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. II, 10. Bası, İstanbul 1994, s. 42 vd.; İçel, Kayıhan - Özgenç, İzzet - Sözüer, Adem - Mahmutoğlu Fatih. S. - Ünver, Yener, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap , 1. Bası, İstanbul 1999, s. 176 vd.; Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1998, s. 387. 75 Özek, Devletin, s. 246; Özek, Basın Hukuku, s. 162. 76 Koca, s. 99. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 54TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 altında bulunan kişi yönünden suçsuzluk karinesini suçluluk karinesine dönüştüren yazılar yazmamalı ve henüz bir yargılama makamı önüne çık- mamış sanığın önceden kamu oyunda mahkum edilmesine neden olmama- lıdırlar. 77 Aynı şekilde, basın yayın organlarının kamunun ilgisini çeken bir takım suçlarda kendiliklerinden harekete geçip araştırma yapmaları, suç faillerini bulmaya ve delilleri toplamaya ve değerlendirmeye çalışmaları, 78 bunları basın ya da televizyon yoluyla yayınlayarak, suçluluğu hükmen sabit olmayan bir kişiyi kamu oyuna suçlu olarak takdim etmeleri de suç- suzluk karinesini ihlal eder. 79 Bu tür ihlaller ilgili kişiler (mağdurlar) tarafından ekonomik ve başkaca nedenlerle çoğunlukla engellenemediğinden adil yargılanma hakkını ger- çekleştirmek görevi devlete düşmektedir. Devlet bu tür ihlalleri önlemek için gerekli tedbirleri almalıdır. 80 Hukukumuzda suçsuzluk karinesinin ihlallerini önlemeye yönelik hukuki düzenlemelerden ilki Basın Kanunu’nun 19. maddesinde yer almaktadır. Söz konusu 19. maddeye göre; “Hazırlık soruşturmasının baş- lamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet Savcısı, hakim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, iki milyar liradan elli milyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda on milyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmi milyar liradan az olamaz. Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hakim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hak- kında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır.” Bu hükümle basın yayın organlarının yargıyı etkileyebilecek, dolayısıyla bireylerin adil yargılanma hakkını zedeleyecek türdeki faaliyetleri bakımından ağır para cezası şek- linde yaptırımlar öngörülmüştür. 81 77 Dönmezer, s. 310. 78 Medyanın yapmış olduğu bu tür yayınlar basın özgürlüğü kapsamında değerlendi- rilemez. Haber verme hakkının söz konusu olabilmesi için, herşeyden önce, gazete- cinin faaliyetinin dışında vukuu bulmuş bir olayın bulunması, bu olayın güncellik, gerçeklik ve kamu yararına uygunluk şartlarını ihtiva etmesi, yani bir haber niteliği taşıması gerekir. Bkz., Erman, Sahir, Sentez Raporu, Prof. Dr. Nurullah Kunter’e Arma- ğan, İstanbul 1998, s. 80. 79 Yarsuvat, Duygun, Kitle İletişim Araçlarının Ceza Adaletine Etkisi, Prof. Dr. Nurullah KUN- TER’e Armağan, İstanbul 1998, s. 476; Dönmezer, Basın ve Hukuku, s. 310; Erman, s. 80. 80 Frowein - Peukert, s. 286-287. 81 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu para cezası yaptırımı bakımından ağır para cezası ve hafif para cezası ayrımını kaldırmış, sadece adli para cezasını düzenlemiştir. Bu nedenle, Basın Kanunu’nun 19. maddesindeki para cezalarını 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesinin 1 ve 2. fıkralarına göre yeni Ceza Kanunu’na uygun şekilde dönüştürmek gerekmektedir. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 55TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Suçsuzluk karinesi ihlalleri için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da bir takım yaptırımlar öngörülmüştür. Kanunun “gizliliğin ihlali” başlıklı 285. maddesine göre; “(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. (2) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. (3) Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.” Görüldüğü gibi maddenin ilk fıkrasında ceza yargılaması hukukunun temel ilkelerinden birinin, “soruşturmanın gizlili- ği” ilkesinin ihlaline ilişkin yaptırım öngörülmüştür. Ceza yargılamasının soruşturma evresinin içeriği ve sınırları, bu evrenin ne suretle işleyeceği, aktörleri ve yetkileri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157 ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun’un 157. maddesine göre; “Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir”. TCK’nın 285. maddesinin gerekçesinde hükmün kanuna konuluş amacının suçsuzluk karinesine işlerlik kazandırmak olduğu açık bir şekilde belirtilmektedir. 82 TCK 285. maddenin 2. fıkrasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182. ve devam eden maddelerine göre gizli yapılması gereken veya gizli yapılmasına karar verilen yargılamanın kovuşturma evresindeki gizliliğin ihlalinin yaptırımı gösterilmiştir. Maddenin 3. fıkrasına göre, soruşturma ve kovuşturmanın gizliliğinin basın ve yayın yoluyla ihlal edilmesi cezanın yarı oranında artırılmasını gerektiren nitelikli hali oluşturmaktadır. Maddenin 4. fıkrasında, “Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damga- lanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki bir düzenleme ile suçsuzluk karinesini ihlallerini önlemeye yönelik bağımsız bir suç tipine yer verilmiştir. Maddeyle televizyon veya gazetede kişilerin suçlu olarak damgalanmaları sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması suç haline getirilmiştir. Böylelikle yakın zamanlarda “Pendik sapığı” ve “Okmeydanı sapığı” şeklinde örneklerine rastlanan damgalanmalar artık yaptırımsız kalmayacaktır. 82 “Soruşturma evresinin gizliliği, bir defa ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluktur. Ancak, her şeyden önce suçsuz- luk karinesinin sağlam tutulabilmesi yönünden de vazgeçilemez niteliktedir. Aksi takdirde, bizde ve yabancı ülkelerde örneklerine rastlandığı üzere yargısız infazlar sonucu insanlar ıstıraplara sürüklenmekte ve suçsuzluk karinesi böylece lafta kal- maktadır”. Bkz., madde gerekçesi. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 56TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Yeni Ceza Kanunu’nun soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasın- da ses veya görüntüleri yetkisiz olarak kayda alan veya nakleden kişileri cezalandıran “ses veya görüntülerin kayda alınması” başlıklı 286. maddesi ile belli bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya ta- nıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunanları cezalandıran ve bu fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesini nitelikli hal olarak düzenleyen “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” başlıklı 288. maddesi suçsuzluk karinesi ihlallerini önlemeye yönelik olan diğer hükümler olarak karşımıza çıkmaktadır. VI. SUÇSUZLUK KARİNESİNİN SONUÇLARI A. Ceza Yargılaması Hukuku Açısından 1. Genel Olarak Suçsuzluk karinesi, İHAS açısından adil yargılanma hakkının 83 (m. 6) bir unsurudur. 84 Hukukumuzda ise, Anayasa’nın hakların korunması ile ilgili hükümlerinden biri olan 38. maddesinin 4. fıkrasında ceza yargı- lamasını ilgilendiren bir hak olarak düzenlenmiştir. Suçsuzluk karinesi, doktrinde genel olarak ceza yargılamasına hakim olan ilkeler arasında ve fakat adil yargılanma hakkından bağımsız bir şekilde incelenmektedir. 85 Ancak, karinenin adil yargılanma hakkının unsuru veya bağımsız bir hak olarak kabul edilmesi, onun uygulama ve geçerlilik alanı bakımından farklı uygulamayı haklı göstermez. Suçsuzluk karinesi için Anayasamız ve İHAS’taki tanımını tekrarlaya- cak olursak; bir suçla itham edilen kişi suçluluğu kanunen ispatlanıncaya kadar suçsuz (masum) sayılır. Bu tanımdan ceza yargılaması hukuku ba- kımından şu sonuçlar çıkarılabilir: a. ispat yükü (külfeti) iddiacıya düşer, b. sanığın susma hakkı vardır, c. şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro 83 Anglo-Amerikan ceza yargılaması hukuku kökenli dürüst işlem (fair trial) ilkesi, ceza yargılaması işlemlerinin hukuka aykırı sayılabilecek hilelere başvurmadan, kandırma, yanıltma ve zorlama gibi irade serbestisini engelleyen yollara sapılmaksızın, kanun tarafından önceden öngörülmüş esaslar çerçevesinde ve yeterli savunma imkanları sağlanarak yapılmasını ifade eder. Bkz., Şahin, s. 76; Scroeder/Yenisey-Peukert, s. 6; Demirbaş, s. 65; Gökcen, s. 46. 84 Çavuşoğlu, s. 39. Gölcüklü-Gözübüyük’e göre; 6. maddenin 2. ve 3. fıkralarında yer alan hükümler adil yargılama normunu koyan 1. fıkranın uzantısı ve bu kavramın bazı özel uygulama şekillerinden ibarettir. Bkz., Gölcüklü/Gözübüyük, s. 267. 85 Bkz., Demirbaş, s. 57 vd.; Şahin, s. 67 vd.; Öztürk/Erdem/Özbek, kn: 105 vd.; Öztürk Bahri, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koğuşturma Mecburiyeti (Hazırlık Soruştur- ması), Ankara 1991, s. 64 vd. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 57TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 reo), d. tutuklulukta makul süre aşılmamalıdır ve e. yasak sorgu yöntemi kullanılarak elde edilen deliller yargılamada kullanılmış ise suçluluk ka- nunen sabit değildir. 2. İspat Yükü İddiacıya Düşer Suçsuzluk karinesi öncelikle ispat yükünün nasıl dağıtılması gerektiğini belirlemek suretiyle mahkeme üyelerine hitap etmektedir. 86 Bir iddianın ispatının iddia eden tarafa ait olacağı hususu suçsuzluk karinesinin önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Esasen bu unsurdan susma hakkı ve şüp- heden sanık yararlanır (in dubio pro reo) gibi ceza yargılaması hukuku ilkelerine ulaşmaktadır. Buna göre, sanığın suçluluğu yolundaki delilleri getirmek kovuşturmayı yapana düşer; zira, iddia görevi hukuka aykırı bir fiilin bulunduğunu ileri sürmekten ibaret olmayıp iddiayı ispata yönelik delillerin getirilmesini de kapsamaktadır. 87 Eğer delil getirilemezse beraat kararı verilmesi zorunludur. İspat görevi iddia eden tarafa düşmekteyse de savcı araştırmasını sanığın lehine olan hususları kapsayacak şekilde yapmak zorundadır (CMK m. 160/2, 260/3). 88 Hemen belirtelim ki, ispat yükü iddiacıya düşer kuralından yargıla- mada ispat işinin tek taraflı yürüyeceği anlamı çıkarılmamalıdır. Sanık da, iddia makamı tarafından ileri sürülen delillere karşı susma hakkını kullanabileceği gibi, bizzat suçsuzluğunu gösteren deliller getirip iddiaları çürütebilir. 89 Kuralın amacı, hiç kimse kendini ve yakınlarını suçlayan bir açıklamada bulunmaya ve bu yolda delil göstermeye zorlanamaz ilkesine (AY m. 38/5) işlerlik kazandırmaktır. Ancak, kanunlar bazı hallerde bir takım fiili durumları, suçun maddi unsurunun gerçekleşmiş bulunduğunu belirten karineler olarak kabul etmektedirler. 90 Özellikle suçluluk bakımından şüphenin güçlü olmasına karşın kovuşturma makamı için tam bir delil getirmenin çok zor olduğu bazı hallerde genel yarar gözetilerek suçsuzluk karinesine istisnalar geti- rilmektedir. 91 Avrupa İnsan Hakları Komisyonu makul sınırlar içinde kal- 86 Grabenwarter, s. 242. 87 Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. I, 4. Bası, İstanbul 1984, s. 305. 88 Jean, Pradel, Çağdaş Sistemlerde Karşılaştırmalı Ceza Usulü, (Çev: Sulhi Dönmezer), İstanbul 2000, s. 150-153; Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 229; Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 50. 89 Bu hususta bkz., Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 395, 324 vd.; Kunter - Yenisey, s. 423. 90 Bkz., Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 70 vd.; Tosun, Suç Muhakemesi, s. 730 vd. 91 Pradel, s. 153 vd. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 58TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 mak ve sanığın savunma hakkını ihlal etmemek kaydıyla bazı karinelerin konulabileceğini kabul etmiştir. 92 AİHM bu temel prensipleri 1988 tarihli Salabiaku kararında belirle- miştir. 93 Salabiaku adlı kişinin gümrükten geçirmekte olduğu sandıkta uyuşturucu madde ele geçirilmiş ve yargılama sonunda Fransız Gümrük- ler Kanunu’nun zorunlu olarak kast veya taksir bulunmaksızın gümrükten geçerken yasaklanmış maddelere sadece zilyet olma basit veya objektif eylemini cezalandıran 392/1 maddesinden mahkum olmuştur. Bunun üzerine Salabiaku olayda “yarı aksinin ispatı mümkün olmayan bir karine- ye” dayanılarak hakkında hüküm verildiğini ve bunun İHAS m. 6/2’ye aykırı olduğunu ileri sürerek mahkemeye başvurmuştur. Fransız hükü- meti mahkumiyet kararına dayanak oluşturan Gümrükler Kanunu’nun 392/1. maddesinde bir suçluluk karinesinin değil sorumluluk karinesinin öngörüldüğünü, oysa İHAS madde 6/2’de suç ithamından söz edildiğini, dolayısıyla madde 392/1 ile getirilen sorumluluk karinesinin suç ithamı sayılamayacağı ve bu nedenle de suçsuzluk karinesi kapsamında değer- lendirilemeyeceği yönünde bir savunmada bulunmuştur. 94 Mahkeme, Fransız hükümetinin yaptığı bu ayrımı nisbi bularak olayda suçsuzluk karinesinin uygulanabileceğine karar vermiş ve hemen ardın- dan her hukuk sisteminin hukuki ve maddi karineler kabul edebileceğini, bunların belli sınırlar içinde kalmak şartıyla sözleşmeyi ihlal etmeyeceği- ni belirtmiştir. Ayrıca bu çerçevede suçluluk karinelerinin hangi şartlarla sözleşmeyi ihlal etmeyeceğini gösteren bir takım kıstaslar getirilmiştir. Buna göre, öngörülen suçluluk karinesi sanığın savunma hakkını ihlal etmemelidir. 95 Mahkeme’ye göre fiili veya kanuni karinelerin bulunduğu hallerde, sanığa bunu çürütme imkanı mutlaka tanınmalı, yani savunma 92 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 70; Gölcüklü - Gözübüyük, s. 268; Feyzioğlu, s. 156; Grabenwarter, s. 242. 93 Söz konusu olayda, Afrikalı Salabiaku, bir Fransız Havaalanı’nın bagaj salonunda kendisi için gönderildiğini söylediği gıda maddelerini talep etmiştir. Aramalar so- nunda onun adına gönderilen paket bulunmuştur. O, yasal olmayan şeyler var ise paketi almaması yönünde yapılan uyarılara rağmen paketi almış ve gümrük işlem- lerini yaptırmadan çıkmaya çalışmıştır. Daha sonra, gümrük memuru tarafından durdurulmuş ve yapılan aramalar sonunda pakette uyuşturucu madde bulunmuştur. Bkz., Frowein - Peukert, s. 282. 94 Fransız hükümetine göre, burada fiili ve kurtulunması mümkün olmayan bir sorum- luluk karinesi söz konusu olduğundan delil getirme yükümünün tersine çevrildiği ileri sürülemez. Akit devletler, ilke olarak sözleşmenin himaye ettiği hakların normal kullanımı dışında işlenen fiilleri suç haline getirebilirler. Yine devletler, ilke olarak ve bazı şartlarla bizatihi objektif veya maddi bir fiili, failde kast veya taksir olmasa da suç haline getirebilirler. Bkz., Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 71. 95 Dönmezer, Suçsuluk Karinesi, s. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 59TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 hakkı kısıtlanmamalıdır. 96 Hakimin, sanığı şüpheden yararlandırmak hususunda mutlak takdir hakkı bulunduğu, mücbir sebep sorumluluğu- nun kaldırılacağının kabul edildiği ve savunma hakkının ihlal edilmediği hallerde makul sınırlar aşılmış olmayacaktır. Ayrıca, karinenin sözleşme açısından kabul edilebilirliği ceza davasında risk altına sokulan menfaatle de doğrudan ilgilidir. 97 Sonuçta Mahkeme’ye göre, olayda sadece yasal olmayan maddelerin (olayda esrar) zilyedi bulunmaya dayanan bir karar söz konusu değildir. Gerçi, Fransız Gümrükler Kanunu’nda yasal bir suçluluk karinesi öngö- rülmüştür. Ancak, olayda sınırlayıcı bir şekilde uygulanmıştır. Ayrıca bu karine çürütülemez de değildir. Bu nedenle, olayda 6. maddenin 2. fıkrasına aykırılık söz konusu değildir. 98 Hollanda hukukuna göre bir motorlu araç ile sahibi dışındaki diğer kimseler suç işlediği takdirde araç sahibinin ceza sorumluluğu vardır. AİHK bu kuralla ilgili bir itirazda suçsuzluk karinesine aykırılık iddiasını reddetmiştir. Komisyon’a göre, olayda araç sahibi başkasının kusuru yü- zünden değil kendi aracının başkaları tarafından kullanılmasını önlememe şeklindeki kendi fiilinden dolayı cezalandırılmaktadır. 99 3. Susma Hakkı Suçsuzluk karinesine göre ispat külfeti iddiacıya düşer. Bunun mantıki sonucu ise, sanığa susma hakkının tanınması ve bundan onun aleyhine sonuçlar çıkarılmamasıdır. 100 Görüldüğü gibi, karine aynı zamanda, sanığa tanınan “susma hakkının” kaynağını oluşturmakta ve susmanın sanık aley- hinde delil olması veya suçluluğunun göstergesi sayılması engellenmek- 96 Feyzioğlu, s. 156. 97 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 72; Feyzioğlu, s. 156. 98 Frowein/Peukert, s. 282-283. 99 Schroeder/Yenisey/Peukert, s. 42. 100 Schubart, s. 8; Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 69. Susma hakkını, suçsuzluk kari- nesinin bir sonucu olarak gören bu görüşe karşı çıkanlar vardır. Buna göre, İHAS m. 6/2 uluslararası prensiplere göre yorumlanmalıdır. Bu hüküm ilk planda hakimlere yöneliktir ve onların belli bir önyargı ile muhakemeye başlamalarını yasaklamaktadır. Ayrıca bu hüküm sadece ispat külfetine ilişkin bir düzenlemeyi içermektedir. Diğer yandan, susma hakkı suçsuzluk karinesi kesin olarak tanınmasa da geçerlidir. Bu nedenle, susma hakkı ve suçsuzluk karinesi çakışmamaktadır. İHAS m. 6/2’de susma hakkının ne kadar düzenlendiği önemli değildir. Zira, İHAS bir hukuk devletinde bulunması gereken asgari haklar düzenlenmiştir. Bkz., Rogall Klaus, Der Beschuldigte als Beweismittel gegen sich selbst, Berlin 1977, s. 109, zikreden: Schubart, s. 8-9. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 60TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 tedir. 101 Gerçekten aksi kabul CMK 147/1, e maddesince 102 sanığa tanınan susma hakkının yok sayılması anlamında gelecektir. Sanığın susmasından onun aleyhine sonuçlar çıkarılamaması delillerin serbest değerlendirilmesi ilkesini sınırlamaz. Burada, eğer sanık susuyorsa değerlendirecek bir şey de yoktur şeklinde düşünmek mümkündür. 103 Sanı- ğın susmasından aleyhine sonuçlar çıkarılamaması ilkesi, susma hakkının yargılamanın sadece belli bir aşamasında kullanması veya kısmi kullanması durumunda geçerlidir. 104 Çünkü bir hakkın kullanımı aleyhe sonuç doğur- maz. 105 Ancak, sanığın verdiği kısmi bilgiler her durumda maddi gerçeğin araştırılması bakımından büyük öneme sahiptir. Bunlar doğru olmasalar bile yargılamanın yürüyüşünde çeşitli bağlantı noktalarının ortaya çıkma- sına yardımcı olurlar. Yine, sanığın susma hakkını tam olarak kullandığı durumlarda da, onun görünüş, boy, mimik, jest gibi halleri maddi ispat vasıtası olabilir. Ancak sanığın susması kusurunun göstergesi olarak de- ğerlendirilmemelidir. 106 Hemen belirtelim ki, Alman mahkemelerince sanığın sadece belli sorular bakımından susması, fakat diğer sorulara cevap vermesi hüküm verilirken suçluluk emaresi (Schuldindiz) olarak değerlendirilmektedir. 107 Bu uygulamanın İHAS’a uygun olduğunu belirten yazarlar da vardır. 108 AİHM, John-Murray/İngiltere davasında gözaltı sırasındaki sorgula- malarında polisin sorularına cevap vermeyen ve bu tutumu kendisi aley- hine yorumlanan bir sanığın başvurusu üzerine verdiği kararda; sanığın sorgulama sırasında susma ve kendisinin suçlanmasına yardımcı olmama hakkının evrensel ilkelerden olduğunu ve bunun 6. maddede ifadesini bu- lan adil yargılama kavramının özünde yer aldığını belirtmiştir. Daha sonra sanığın sorgulama sırasında susması halinde bu durumdan sanık aleyhine sonuçlar çıkarmanın 6. maddeyi ihlal edip etmediğini araştırırken ise, olaya ilişkin tüm koşulların özellikle ulusal mercilerin delilleri değerlendirirken sanığın sessizliğine tanıdığı ağırlığın, suskunluk anındaki somut durumun göz önünde tutulması gerektiğini ifade etmiştir. Mahkeme’ye göre, susma- 101 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 69. 102 CMK m. 147/1, e’ye göre sanığa “Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmama- sının kanuni hakkı olduğu söylenir”. 103 Schubart, s. 9. 104 Wessels, Johannes, Schweigen und Leugnen im Strafverfahren, JuS., 1966, s. 171; Schubart, s. 10; Rüping, s. 352. 105 Erem, Ceza Usulü, s. 168. 106 Demirbaş, Hazırlık Soruşturmasında, s. 112; Şahin, Sanığın, s. 112-113. 107 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 44; Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 69. 108 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 44. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 61TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 dan sonuçlar çıkarma hususu ciddi güvence altındadır. Özellikle, suçlayıcı kanıtların sanığın “cevabını gerektirdiği” durumlarda yalnızca aklıselimin emrettiği sonuçlar çıkarılmıştır. Sunulan suçluluk delillerinin ağırlığını göz önünde tutuldukta, sanığın suskunluğundan çıkarılan sonuçlar ne gayri adil ne de gayri makuldür. Mahkeme bu gerekçelerle sanığın yargılama boyunca süren sükutunun suçluluk karinesi olarak değerlendirilmediği sonucuna varmıştır. 109 Yine AİHM göre, susma hakkı her tipteki suçların yargılanmasında geçerlidir ve kamu yararı bu hakkın ihlalini meşru saydırmaz. Ancak, sanığın iradesinden bağımsız olarak, mevcut delillerin toplanılmasında zor kullanılabilir. Örneğin; bir kimseden kan alınabilir, suçsuzluk karinesi, iradenin bulunmaması ve susma hakkı bunu engellemez. 110 Fransız hukukuna göre, gümrük mevzuatınca yetkili makamlarınca is- tenen bilgilerin verilmemesi nedeniyle uygulanan cezasının şikayet konusu olduğu Funke davasında, Komisyon suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğini kabul etmemiştir. Mahkeme ise bu konuda farklı görüş belirterek olayda 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna ulaşmış ve dolayısıyla 2. fıkra açısından olayı değerlendirmeye gerek görmemiştir. 111 Mahkeme’ye göre gümrük yetkililerinin sadece varolduğunu tahmin edip başka yoldan ele geçiremedikleri delillerinin bizzat zanlı tarafından kendilerine teslimini istemeleri ve bu isteği yerine getirmeyen kişinin cezalandırılması sözleş- medeki anlamında her sanığın sahip bulunduğu “susma” ve “kendi mahku- miyetine yardımcı olmama” hakkının ihlalidir. 112 4. Şüpheden Sanık Yararlanır (in Dubio Pro Reo) Suçsuzluk karinesi, sanığın suçluluğunu gösteren delil gibi geçerli bir sebeple bertaraf edilebilir. 113 Bu ise yargılama sonunda fiilin sanık tarafın- dan işlendiğinin yüzde yüz sabit olmasıyla mümkün olacaktır. 114 Ancak, bir kimsenin beraat edebilmesi için masumiyetinin anlaşılması şart değil- 109 Gölcüklü - Gözübüyük, 1994, s. 267; Frowein - Peukert, s. 284. 110 Dönmezer, Sulhi, “Ceza Muhakemesi Kanunu 1999 Tasarısının Temel İlkeleri”, CMUK Sempozyumu, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahke- mesi Kararları Karşısında 70. Yıldönümünde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Marmara Üniversitesi İnsan Hakları, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul 1999, s. 26. 111 Frowein - Peukert, s. 283; Gölcüklü - Gözübüyük, s. 266-267. 112 Gölcüklü - Gözübüyük, s. 266-267. 113 Erem, Ceza Usulü, s. 160. 114 Demirbaş, s. 68; Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 134; Kunter - Yenisey, s. 548. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 62TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 dir, suçlu olmadığının anlaşılması yeterlidir. Zira, ihtimali düşüncelerden vatandaş aleyhine sonuçlar çıkarılamaz. 115 Şüphenin yenilemediği bu gibi durumlarda “şüpheden sanık yararlanır” (in dubio pro reo) kuralı işletilecek ve beraat kararı verilecektir. 116 Suçsuzluk karinesinin sonucu olarak, itham eden makamın, yani iddia makamının sanığın suçluluğunu belirleyecek bütün suç unsurlarını ispat etmesi zorunludur. 117 Eğer bu sağlanamıyorsa sanık şüpheden faydalana- caktır. 118 Suçsuzluk karinesi, sanığın kusuru yeterince ispat edilmeksizin cezalandırılmasını yasakladığı gibi, beraat kararı verildiği hallerde suçu işleyip işlemediği hususunun şüpheli bırakılmasını da engeller. Buna uygun olarak, suçluluğun yeterince ispat edilemediği hallerde “delil yetersizliğinden beraat” kararı yerine “faile isnat edilen fiilin sabit olmadığı”ndan beraat kararı vermek gerekmektedir. 119 Böyle bir karar sanık açısından bir tespit kararı niteliğinde olmayıp suçsuzluk karinesinin ifadesidir. 120 5. Tutuklulukta Makul Sürenin Aşılmaması Ceza yargılamasında sanık suçluluğu ispatlanıncaya kadar suçsuz sa- yılacaksa da, bu onun hakkında mahkumiyete kadar hiçbir şey yapılamaya- cağı anlamına gelmemektedir. Zira, sanık henüz suçlu değilse bile şüpheli olması nedeniyle masum da değildir. Bu nedenle, sanıklar hakkında bir takım yargılama önlemlerinin alınması belli sınırlar içinde kalmak kaydıyla 115 Erem, Ceza Usulü, s. 161. 116 Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 134. Şüpheden sanık yararlanır prensibi daima sanık lehine olup, onun ancak ispat edilen hususlardan sorumlu tutulabileceği anlamına gelmektedir. Bkz., Kunter - Yenisey, s. 548-549. 117 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 70. Şüpheden sanığın faydalanması prensibi, sa- dece beraat kararı verilmesine münhasır değildir. Mesela, bir suçun gece işlenmiş olmasının ağırlaştırıcı sebep olduğu hallerde, fiilin gece işlendiğinin ispatlamaması halinde, gündüz işlenmiş sayılır. Kunter - Yenisey, s. 548. 118 “in dubio pro reo” kuralı, sanığa, suçsuzluğunu veya kusursuzluğunu ortadan kal- dırma durumlarını, örneğin meşru müdafaayı ve hatayı ispat etmek mecburiyetinin sanığa yüklenmesini yasaklar. Kanunumuzda bu husus açık bir şekilde düzenlenmiş değildir. Ancak, CMK, mahkumiyet kararı verilebilmesi için fiilin sabit olmasını şart koşmuştur. Delillerin değerlendirilmesinde vicdani delil (freibeweis- delillerin serbestliği) ilkesi geçerli olup (1412 s. CMUK m. 254; 5271 s. CMK m. 217), delillerin değerlendirilmesi belli ispat kurallarına bağlanamaz. Bu kural hakime, sanığın ku- surlu olduğuna kanaat getirme konusunda takdir hakkı yetkisi vermektedir. AİHM bu takdir yetkisinin “hakkaniyet kuralını ağır bir biçimde ihlal eden veya keyfi bir nitelik taşıyan sonuçlar çıkarıp çıkartmadığı” noktasından incelemektedir. Bkz., Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 40. 119 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 44; Kunter - Yenisey, s. 264. 120 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 44. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 63TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 suçsuzluk karinesini ihlal etmez. 121 Şu halde, kural olarak bir kişi hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama gibi yargılama önlemleri suçsuzluk karinesine aykırı değildir. Ancak, suçsuzluk karinesi vesilesiyle bu yargılama önlemlerini düzenleyen kurallar uygulama dışı bırakılamaz. 122 Diğer deyişle, bu yargılama önlemleri için mevzuatta öngörülen düzenle- meler ihlal edilmemek şartıyla, sırf bu önlemlerin uygulanması nedeniyle suçsuzluk karinesi ihlal edilmiş olmaz. Ceza yargılaması önlemlerinden tutukluluk bu bakımdan önem arz etmektedir. Çünkü, tutukluluğun kişi hürriyeti üzerindeki etkisi hükümlü- lük sonucunda uygulanan hapis cezasına benzer sonuçlar doğurmaktadır. Tutukluluğa ilişkin düzenlemeler İHAS m. 5’te, AY. m. 19’da ve CMK m. 101 vd. yer almaktadır. Burada genel olarak, suçluluğu hakkında geçerli kuvvetli belirti (şüphe) bulunan kişilerin suç işlemesine veya suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak için ya da delillerin yok edilmesi, değiştiril- mesi ve gizlenmesi veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabileceği öngörülmüştür (İHAS m. 5/1, c, AY. m. 19/3, CMK m. 101/1-4). 123 İHAS m. 5/3 uyarınca, “Bu maddenin 1c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen 124 bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulun- masını sağlayacak bir teminata bağlanabilir”. Benzeri bir hüküm Anayasa’nın 19/7 maddesinde “Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama sürecine duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir” şeklinde yer almaktadır. Mevzuatta, tutukluluğa ilişkin yapılan ayrıntılı düzenlemelerle sanığın tabi tutulacağı tutukluluk rejiminin hükümlülerden tamamıyla ayrı olması öngörülmüş ve tutukluluk makul sürelerle sınırlanarak ya da tutukluluk 121 Schubart, s. 27-28. 122 Frowein - Peukert, s. 291. 123 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz., Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 650 vd.; Kunter - Ye- nisey, s. 610 vd. 124 AİHM, Brogan kararında, “hemen” sözcüğünün her olayın özellikleri dikkate alına- rak belirleneceğini, söz konusu olayda tedhiş hareketinin Kuzey İrlanda bakından önemini takdir ettiğini ifade etmiş; bununla birlikte yargı önüne çıkarılmadan dört günü aşan gözaltı süresinin 5/3. maddeyi ihlal ettiği sonucuna varmıştır. İHAS uygulamasında “hemen”i kapsayan sürenin genellikle 2-4 gün arasında olduğuna ilişkin görüşler vardır. Bkz., Çavuşoğlu, s. 33, dpn: 2. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 64TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 için azami süreler gösterilerek (CMK m. 102) suçsuzluk karinesinin ihlali ihtimali önlenmeye çalışılmıştır. 125 Bu çerçevede, tutukluluk süresine ilişkin herhangi bir hüküm içermeyen İHAS uygulamasında makul süreyi aşan tutukluluk hallerinin 5/3. maddenin yanı sıra, suçsuzluk karinesini düzen- leyen 6. maddenin 2. fıkrasını da ihlal ettiği kabul edilmektedir. 126 AİHM Neumeister davasında, makul süreyi aşan tutukluluk halinin suçsuzluk karinesini ihlal ettiğini hükme bağlamış 127 ve makul süre emreden madde hükmünün amacının tutuklulukta geçen sürenin suçsuzluk karinesini ih- lal edecek şekilde makullük özelliğini kaybeder kaybetme sanığın serbest bırakılmasını sağlamak olduğu belirtilmiştir. 128 Bu şekilde, henüz suçluluk kanunen ispatlanmamışken uygulanan tutuklamanın uzayarak, mahkumi- yetten önce uygulanan peşin cezaya dönüşmesi önlenmek istenmiştir. 129 AİHM ve AİHK tutukluluk süresinin makul olup olmadığını her somut olayın özelliklerine göre şu kriterleri dikkate alarak değerlendirmektedir: 130 a. Tutuklulukta geçen sürenin ne kadar olduğu, 131 b. isnat konusu suçun niteliği ve mahkumiyet halinde verilmesi muhtemel cezanın ne olduğu, c. tutukluluk halinin sanık üzerindeki maddi, manevi ve başkaca etkilerinin neler olduğu, d. sanığın davranışları, e. soruşturmanın yürütülme şekli, üslubu ve f. ilgili adli makamlarının işlemlerinin neler olduğu. Ayrıca, tutukluma nedenleri, tutukluluğun devamını gerektiren nedenler incelenecektir. Dava konusu ola- yın karmaşıklığı, mahkemenin iş yükü de dikkate alınan hususlardandır. 132 AİHK ve AİHM koymuş olduğu bu prensipler çerçevesinde, tutukluluk halini gerektiren nedenlerin m. 5/1 c’ye, yerel makamların tutukluluğun devamı için ileri sürdüğü gerekçelerin de 5/3’e uygunluğunu denetlemektedir. 133 Hukukumuzda tutukluluğa ilişkin süre CMK 102. maddede düzenlen- miş, altı ay ve iki yıldan oluşan iki ayrı süre öngörülmüştür. Hangi şartlar altında bu sürelerin üzerine çıkılabileceği ise yine aynı maddede gösteril- 125 Erem, Ceza Usulü, s. 162; Feyzioğlu, Metin, “Hürriyeti Bağlayıcı Cezalarda ve Tu- tuklama Koruma Tedbirinde Hürriyetin Sınırlanmasının Kapsamı, Sınırı ve Usulü Üzerine Bir Deneme”, Yeni Türkiye, Yargı Reformu Özel Sayısı, Temmuz-Ağustos 1996/10, s. 702. 126 Çavuşoğlu, s. 34; Gölcüklü - Gözübüyük, s. 224. 127 Feyzioğlu, s. 155; Gölcüklü - Gözübüyük, s. 224. 128 Gölcüklü - Gözübüyük, s. 224. 129 Feyzioğlu, s. 155. 130 Feyzioğlu, s. 155. 131 Tutuklulukta geçen sürenin hesabında, sürenin başlangıcı fiilen tutuklanma anı, sonu da sanığın fiilen serbest bırakıldığı ya da yargılama sırasında tutukluluk devam etmiş ise, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının tebliği tarihidir. Bkz., Gölcüklü - Gözübüyük, s. 224. 132 Çavuşoğlu, s. 34. 133 Çavuşoğlu, s. 34, dpn. 1. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 65TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 miştir. 134 Böylelikle, sanığın makul sürede yargılanması gereği (İHAS m. 5/3 ve AY m. 19/7) yerine getirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, gerek Cumhuriyet Savcısı’na, gerekse sanığa tutukluluğun devam edip etmeye- ceğinin incelemesini isteme yetkisi verilmiş (CMK m. 108) ve bu yolla da tutukluluğun makul sınırlar içinde kalması sağlanmaya çalışılmıştır. 135 Buna göre, gerek ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen haller için öngörülen altı aylık, gerekse ağır ceza mahkemesinin görevine giren haller için öngörülen iki yıllık tutukluluk sürelerini, yine maddede öngö- rülen şartlar dışında uzatmak her halükarda makul sürenin (İHAS m. 5/3) ihlali demektir. Bunun dışında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerek altı aylık ve iki yıllık tutuklama sürelerinin, gerekse tutukluluk halinin uzatılması durumunda bu sürelerin gereği gibi kullanılıp kullanılmadığı denetlemektedir. Diğer ifadeyle, yerel makamlar iç hukuktaki tutukluğa ilişkin süreleri aşmamış olsalar dahi makul süre sınırlarını aşıp suçsuzluk karinesini ihlal edebilirler. AİHM Stögmüller/Avusturya davasında, yerel makamların, sanığın tutuklanmasını gerekli ve meşru kıldığı kanaatiyle dayandıkları kamu yararına ilişkin gerekçeler tamamıyla yerinde ve geçerli olabileceğine; fakat bu mercilerin işi sürüncemede bırakıp yargılamayı tu- tukluluğun makul sınırını aşar şekilde uzatıp gitmelerini sözleşmeyi ihlal edeceğine karar vermiştir. 136 Görüldüğü gibi, AİHK ve AİHM, makul süre sınırının aşıldığı iddiala- rını incelerken önce, yerel makamların, tutukluluk halinin devamına karar verirken dayandıkları gerekçelerin hala bu önlemi gerekli ve meşru kılıp kılmadığına bakmakta; bunun yerinde ve meşru olduğunun tespiti üzeri- ne de, yerel mercilerin yargılama işlemini yaparken “durumun gerektirdiği süratle” hareket edip etmediğini de araştırmaktadır. 137 6. Yasak Sorgu Yöntemine Başvurularak Elde Edilen Delilin Değerlendirilmemesi (Delil Yasakları) Suçsuzluk karinesi, İHAS’ın 6/2. maddesine göre “suç kanunen sabit oluncaya kadar”, Anayasa’ya göre ise suçluluk hükmen sabit oluncaya ka- dar devam edecektir. Sözleşme ve Anayasa’da geçen suçun (suçluluğun) kanunen (hükmen) sabit olması ifadesini, suçluluğun kanunda (iç hukukta) öngörülen esaslara göre, diğer deyişle hukuken geçerli delillerle ispatlan- ması şeklinde anlamak mümkündür. 134 Bkz., Kunter - Yenisey, s. 630-631. 135 Bkz., Kunter - Yenisey, s. 630. 136 Gölcüklü - Gözübüyük, s. 225. 137 Gölcüklü - Gözübüyük, s. 225. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 66TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Hemen belirtelim ki, ne İHAS’ın adil yargılanma hakkını güvence al- tına alan 6. maddesinde, ne de İHAS’ın diğer maddelerinde ispata (delil), delil yasaklarına ve değerlendirme yasağına ilişkin bir düzenleme bulun- maktadır. 138 Bu husus, tamamıyla iç hukuka bırakılmıştır. Diğer deyişle, delillerin mahkemeye sunuluşu, bunların mahkemece kabulü, reddi ve değerlendirilebilirliğinin takdiri iç hukuka göre yapılacaktır. 139 İHAM göre, İHAS’ın 6. maddesi ile adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Fakat bu düzenleme, sözleşmeyle korunan hak ve özgür- lükleri çiğnememek kaydıyla bir delilin hukuken geçerliliği konusunda bir hüküm içermemektedir. Bu esastan hareketle Mahkeme, adil yargılanma hakkının doğrudan ihlali söz konusu olmadıkça kanuna aykırı yollarla elde edilen bir delilin yargılamadaki hukuki değeri konusunda soyut ve ilke teşkil edecek bir genel kural koymanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşmıştır. 140 AİHM bu gibi durumlarda yargılamanın bütününün adil olup olmadığına ve sanığa savunma hakkının, özellikle hukuka aykırı şekilde elde edilen delile itiraz fırsatının verilip verilmediğine bakmaktadır. 141 AİHK kötü muamelelere başvurularak elde edilen beyanların delil olarak değerlendirilmesini geçersiz saymıştır. Burada kötü muameleyle aslında işkence kastedilmektedir. İHAS, 3. maddesiyle işkenceyi yasakla- masına karşın, işkenceyle elde edilen delillerin değerine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Bu durumda bir değerlendirme yasağı ancak suçsuzluk karinesinden ve özellikle de “suçu kanunen sabit oluncaya kadar” ifadesin- den çıkarılmaktadır. Dolayısıyla suçsuzluk karinesi Sözleşme bakımından 138 Hasler, s. 14; Scröder - Yenisey - Peukert, s. 254. 139 Gölcüklü - Gözübüyük, s. 265; Frowein - Peukert, s. 280; Villiger, s. 284; Hasler, s. 14. 140 Gölcüklü/Gözübüyük, s. 270; Villiger, s. 284; Schroeder/Yenisey/Peukert, s. 254. AİHM Schenk/İsviçre davasında, bu davada başvurucu kasten adam öldürmeye azmettirmeye teşebbüsten hüküm giymiştir. Bu mahkumiyet kararı başka delillerin yanı sıra azmettirilenin başvurucu ile telefon konuşmalarına dayanmaktadır, İsviçre Hukukunun kişilik haklarına ve her türlü haberleşmenin gizliliğine telefon dinleme şeklinde bir müdahale yapılabilmesi için yetkili makamın hakimden karar alması gerektiğini göz önünde tutarak şöyle bir karşılaştırmaya yapmıştır. Bir cinayet su- çunda maddi gerçeği ortaya çıkartmaktaki yarar, başvurucunun kişilik haklarının korunmasındaki yarardan daha fazladır. Mahkeme bu gerekçeyle 6. maddenin ihlali iddiasını reddetmiştir. Mahkeme kararında, savunmanın bant kayıtlarının sahteliğini ileri sürebileceğini ve bunların dikkate alınmasına karşı gelmek hakkına sahipken, ilk muhakeme aşamasında bantların delil olarak kullanılmasına rıza gösterildiğini de göz önünde tutmuştur. Ancak, bu arada, bant kayıtlarının mahkumiyet kararının dayandığı tek delil olmadığını, daha ziyade hükmün başvurucunun eşinin ve diğer tanıkların ifadelerine dayandığı belirtmiştir. Bkz., Schroeder/Yenisey/Peukert, s. 254-256; Villiger, s. 284-285. 141 Villiger, s. 284. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 67TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 işkence ve benzeri kötü muamelelerle elde edilen bilgilerin değerlendirme yasağına da kaynaklık etmektedir. 142 Görüldüğü gibi İHAS uygulamasında delil yasakları ve dolayısıyla değerlendirme yasağı konusunda ikili bir ayrım yapılmaktadır: Eğer, kötü muamele gibi yasak sorgu yöntemleriyle (CMK m. 148) bir delil yasağı ihlal edilmiş ise buna ilişkin değerlendirme yasağı suçsuzluk karinesini düzenleyen İHAS m. 6/2’den çıkarılmaktadır. 143 Yasak sorgu yöntemi dı- şındaki delil yasakları söz konusu ise, AİHM’nin görüşüne göre, yukarıda belirtilen ölçütler dikkate alınarak adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine bakılacaktır. Diğer deyişle, sadece delil yasağı ihlal edilerek elde edilen delilin kullanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali kabul edilmemektedir. Burada özellikle maddi gerçeğin ortaya çıkarılma- sındaki kamu yararıyla, sanığın kişilik hakkının korunmasındaki kamu yararı karşılaştırılmakta ve ağır basan taraf lehine karar verilmektedir. Buna göre, İHAS uygulamasında yasak sorgu yöntemine başvurulması halinde suçsuzluk karinesinin ihlali nedeniyle mutlak bir değerlendirme yasağı; yasak sorgu yöntemi başvurma dışındaki delil yasakları söz konusu olduğunda ise, bunun adil yargılanma hakkını ihlal etmesi kaydıyla nispi bir değerlendirme yasağı kuralının oluşturulduğu görülmektedir. Hemen belirtelim ki, hukukumuzda delil yasakları konusu açık bir şekilde çözümlenmiş 144 ve ister yasak sorgu yöntemlerine dayanan delil yasağı olsun (CMK m. 148/3), gerekse bunun dışındaki delil yasakları söz konusu olsun (CMK m. 217/2) mutlak bir değerlendirme yasağı öngörül- müştür. Bu düzenlemeler, 4709 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun”un 145 15. maddesiyle Ana- yasanın 38. maddesine eklenen “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” şeklindeki bir hükümle anayasal bir kural haline de dönüşmüştür. B. Maddi Ceza Hukuku Bakımından Suçsuzluk karinesinin maddi ceza hukuku bakımından da sonuçları vardır. Bunlardan ilki, kanun koyucunun suçsuzluk karinesini uygulama- 142 Schroder Friedrich Christian, Ceza Muhakemesinde “Dürüst Yargılama” İlkesi, (Çev: Cumhur Şahin), SÜHFD., Şakir Berki’ye Armağan, C. V, 1995/1-2, s. 273. 143 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 36. 144 Bu hususta bkz., Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 567 vd.; Demirbaş, s. 247 vd.; Şahin, s. 169; Koca, s. 279 vd. 145 Resmi Gazete, 17.10.2001 - 24556 Mükerrer. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 68TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 mak amacı ile “şüphe suçları” 146 ihdas etmemesidir. AİHK’ya göre, iddianın gerçek olmadığını ispat etmek yükünü mağdura yüklemek hakkaniyete uygun değildir. 147 Maddi ceza hukukumuzda suçsuzluk karinesini ihlal eden şüphe suçu niteliğinde çeşitli düzenlemeler olduğu gibi, suçsuzluk karinesi bakımından sorunlu ceza hukuku müesseseleri de (ön ödeme) mevcuttur. Gerçekten, 765 sayılı TCK’nın 578. maddesinde ve 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bu- lunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu”nda 148 öngörülen suçlar şüphe suçu niteliğindedir. 765 sayılı TCK’nın 578. maddesine göre, “Bir kimse, dilencilikle veya hırsızlık ve yağma ve garet ve yol kesmek veya dolandırıcılık ve hırsız yataklığı ile mahkum olduktan sonra üzerinde kendi haliyle mütenasip olmayan para ve eşya zuhur eder ve bunlara meşru surette malik olduğunu ispat edemezse iki aya kadar hafif hapis cezasına mahkum olur. Böyle bir kimse üzerinde taklit ve tağyir olun- muş veya yaptırılmış anahtar veya kilitleri açmağa veya zorlamağa mahsus alat ve maymuncuk zuhur eder ve bunları o anda meşru surette nerede kullanacağını tayin edemezse iki aya kadar ve eğer bunlar gece vakti elinde zuhur etmiş ise iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasına mahkum olur ve üzerinde zuhur eden eşya müsadere olunur” maddenin, gerek 1. fıkrasında gerekse 2. fıkrasında şüphe suçu düzenlenmiştir. 1. fıkrada, belirli suçlardan daha önce mahkum olmuş kimseler, üzerlerinde kendi halleriyle uyuşmayan para veya eşya çıktığında, bunlara meşru surette sahip oldukların ispat ile yükümlü tutulmaktadırlar. 2. fıkrada ise, yine bu kimselerin üzerlerinde taklit ve tağyir olunmuş veya yaptırılmış anahtar veya kilitleri açmağa veya zorlamaya özgü aletler ve maymuncuk çıkması halinde bunları meşru surette nerede kullanacağını göstermesi aranmaktadır. 149 146 “Hareketsiz suçlar” olarak da adlandırılan “şüphe suçları” ceza hukukunun tartışmalı konularından birini oluşturmaktadır. Doktrinde bir kısım yazar, “şüphe suçları”nı ne müspet ne de menfi bir hareketle işlenmeyen ve sadece kişisel bir durumdan ibaret bulunan suçlar şeklinde tanımlamışlardır. Bu yazarlara göre, burada cezalandırılan şey ne bir ihmal, ne de bir icradır; çünkü zilyetliği iki kavramdan birine sokmaya imkan yoktur. Diğer bir grup yazar bu suçların hareketsiz suç olduğunu kabul etmez. Bunlara göre, hareketsiz suç olamayacağından, müspet veya menfi hareket dışında, bir “şüphe suçları” grubunu yaratmak istemek, boş bir çabadan ibarettir. Bu neden- le, şüphe suçları denilen suçlar esasta icrai bir suçtur ve belirli bir eşyayı yanında taşımakla tamam olur. Bkz., Dönmezer, Sulhi - Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. I, 11. Bası, İstanbul 1994, s. 379-380. 147 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 42. 148 RG, 4.5.1990 Sayı: 20508. 149 Dönmezer - Erman, C. I, s. 379; Erem, Faruk, Türk Ceza Kanunu Şerhi Özel Hükümler, C. 3, Ankara 1993, s. 2654; Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 72. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 69TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Bir görüşe göre, maddeyle “makul şüphe” yaratılmış ve böylelikle “şüphe sanık lehinedir” kuralına aykırı düşülmemeye çalışılmıştır. 150 Kanaatimizce bu suç, suçluluk bakımından ispat yükünü sanığa yükleyen bir karine içerdiğinden suçsuzluk karinesini ihlal etmektedir. Bu nedenle, kanunda çıkarılmalıdır. 151 Nitekim 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bu suç tipine yer verilmemiştir. Yeni Ceza Kanunu’nda 765 sayılı TCK’nın 578. maddesinin karşılığını oluşturan hüküm bulunmamaktadır. 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu”nun 4. maddesine göre, “kanuna veya genel ahlaka uygun sağlandığı ispat edilemeyen mallar ve ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu kanun uygulamasında haksız mal edinme sayılır” haksız mal edinmenin cezası ise, “Haksız Mal Edinme, Mal Kaçırma veya Gizleme” başlıklı 13. maddede, “Ka- nun’un daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir” şeklinde gösterilmiştir. Kanun’un kimleri kapsadığı ise 2. maddede gösterilmiştir. Görüldüğü gibi, 3628 sayılı Kanun’un 4. maddesinde kamu görevlile- rinin yolsuzluklara karışmalarını önlemek amacıyla bir ispat yükü ihdas edilmiştir. Buna göre herkes edindiği malı kanuna ve ahlaka uygun edindi- ğini ispat ile yükümlüdür. İspatlayamaz ise, başkaca bir araştırmaya gerek kalmaksızın 13. maddeye göre cezalandırılacaktır. 152 Bu düzenleme suçsuzluk karinesini ihlal etmektedir. Ayrıca, 4. mad- dede getirilen ispat yükü ile suçsuzluk karinesinden doğan sanığın susma hakkı (CMK m. 147), kimsenin kendini ve yakınların suçlayıcı açıklamalarda bulunmaya veya bu yolda bir delil göstermeye zorlanamayacağı (AY m. 38) ve şüpheden sanık yararlanır ilkeleri de ihlal edilmektedir. Bu nedenle, İHAS uygulaması dikkate alınarak 3628 sayılı Kanun’un gözden geçirilmesi zorunludur. 153 Ceza hukukundaki ön ödeme müessesesinin durumu da suçsuzluk ka- rinesi bakımından tartışılmalıdır (765 sayılı TCK m. 119; 5237 sayılı TCK m. 75). Ön ödeme, yalnız para cezasını (adli para cezasını) veya yukarı sınırı üç ayı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlardan birini işleyen 150 Erem, TCK Şerhi, s. 2654. 151 Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 72. Benzer bir hüküm, İHAS m. 6/2’ye aykırı olduğu gerekçesiyle Alman Kanunundan çıkarılmıştır. 152 Öztürk - Erdem - Özbek, kn: 396; Dönmezer, Suçsuzluk Karinesi, s. 73. 153 Öztürk - Erdem-Özbek, kn: 396. İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 70TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 kişinin, savcı veya hakim tarafından belirlenen parayı belli bir süre zarfında ödemesi durumunda, hakkında kamu davasının açılmaması, açılmış ise ortadan kaldırılması sonucunu doğuran bir kurumdur. 154 Müesseseyi ceza hukuku prensipleriyle bağdaştırmak zordur. Çünkü, ön ödeme kapsamına giren suçlardan biriyle itham edilenler, ya adli bir hatadan korktuğu ya da zaman kaybetmektense para cezasını ödemeyi yeğlediği için bu yola başvurmaktadırlar. 155 Oysa bir kişinin cezalandırılabilmesi için, yani suçlu olduğunu söyleyebilmek için suçluluğunun sabit olması gerekir. Bu ise ancak bir yargılama sonunda belirlenebilir. 156 Ön ödemede ise “yargılamasız cezalandırma” söz konusudur. 157 Bu nedenle, ön ödeme müessesesini suçsuz- luk karinesiyle bağdaştırmak mümkün değildir. Ancak, doktrinde kişinin önceden işleme razı olması gerektiği noktasından hareketle müessesenin suçsuzluk karinesine aykırılık oluşturmayacağı belirtilmektedir. 158 Eğer sa- nık kabul etmeyecek olursa, normal usuldeki ceza yargılaması yapılacak 159 ve suçluluk konusunda karar verilecektir. SONUÇ İlk kez Fransız Yurttaş ve İnsan Hakları Bildirgesiyle kabul edilen ve bugün insanlığın ortak değeri haline gelmiş bulunan suçsuzluk karinesi, kısaca ceza yargılaması işlemlerinin hukuka aykırı sayılabilecek hilelere başvurmadan, kandırma, yanıltma ve zorlama gibi irade serbestisini engel- leyen yollara sapılmaksızın, kanun tarafından önceden öngörülmüş esaslar çerçevesinde ve yeterli savunma imkanları sağlanarak yapılması şeklinde tanımlayabileceğimiz adil yargılanma hakkının bir unsurunu oluşturmak- tadır. Sanığa mahkemelerin tarafsızlığı garantisi veren, onun kusuru ispat edilmezden önce suçlu gibi muamele görmesini önleyen dokunulmaz anayasal (AY m. 38/4, 15/4) bir haktır. 154 Bkz., Erem, Faruk - Danışman, Ahmet - Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Bası, Ankara 1997, s. 1024; Dönmezer, Sulhi - Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. III, 11. Bası, İstanbul 1994, s. 317 vd.; Önder, Ayhan, Ceza Hu- kuku Genel Hükümler, C. II-III, 2. Bası, İstanbul 1992, s. 811 vd.; İçel, Kayıhan - Sokullu, Akıncı Füsun - Özgenç, İzzet - Sözüer, Adem - Mahmutoğlu, Fatih S. - Ünver Yener, İçel Yaptırım Teorisi, 3. Kitap, İstanbul 2000, s. 436; Mahmutoğlu, Fatih S., Kabahatleri Suç Olmaktan Çıkarma Eğilimi ve Düzene Aykırılıklar Hukukunda (İdari Ceza Hukukunda) Yaptırım Rejimi, İstanbul 1995, s. 148 vd.; Soyaslan, s. 661. 155 Erem - Danışman - Artuk, s. 1024. 156 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 46. 157 İçel - Sokullu, Akıncı - Özgenç - Sözüer - Mahmutoğlu - Ünver, s. 436. 158 Dönmezer, Ceza Muhakemesi Kanunu, s. 25; Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 46-48. 159 Schroeder - Yenisey - Peukert, s. 48. hakemli makaleler İlhan ÜZÜLMEZ 71TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 Suçsuzluk karinesi, bir suçla itham edilen kişinin suçu işlediğinin akla ve mantığa uygun delillerle ispatlanmadan suçsuz sayılmasını ifade eder. Bu kısaca şu şekilde de ifade edilebilir: Kişi, suçlu olduğu mahkeme hükmüyle kesinleşmeden hiçbir şekilde suçlu olarak nitelendirilmez. Bu- rada suçsuzluk karinesinin iki fonksiyonu ön plana çıkmaktadır: Karine ilk olarak, ceza yargılamasının gidişine, işleyişine üstün bir usulü kural olarak yön vermekte, yukarıda ifade edildiği gibi bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılamanın garantisini oluşturmaktadır. İkinci ise, suçluluğun tayininin yargılama kuralları çerçevesinde yargılama ma- kamlarına düştüğünü hükme bağlamaktadır. Ceza yargılamasında sanık, suçluluğu ispatlanıncaya kadar suçsuz sayılacaksa da, bu onun hakkında mahkumiyete kadar hiçbir şey yapı- lamayacağı anlamına gelmemektedir. Zira sanık, henüz suçlu değilse de, şüpheli olması nedeniyle masum da değildir. Bu nedenle, sanıklar hakkında bir takım yargılama önlemlerinin almak, belli sınırlar içinde kalmak kay- dıyla suçsuzluk karinesini ihlal etmez. Ancak, tutuklulukta makul sürenin aşımı suçluluk karinesiyle bağdaşmaz. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tayininde, sadece kanunda öngörülmüş tutukluluk süresinin aşılmış olmasına değil, kanuni sınırlar içindeki tutukluluk hallerinin de yerinde kullanılıp kullanılmadığına da bakılmaktadır. Suçsuzluk karinesi suç isnadının gerçekleştiği, yani kişinin geniş anlam- da sanıklık statüsüne girdiği andan itibaren ceza yargılamasının tamamın- da, ceza davasının esasına girilmediği durumlarda ve ceza yargılamasına bağlı diğer yargılamalarda geçerlidir. Ayrıca yargılama organları dışındaki tüm resmi makamları ve üçüncü kişileri de bağlayan temel bir ilkedir. Bu nedenle, gerek ceza yargılaması görevlileri gerekse bunun dışındaki resmi görevliler, suçsuzluk karinesini ihlal eden, sanığı suçlu olarak gösteren, sanığın suçlu gibi işlem görmesine neden olan işlem ve eylemlerde bulun- mamalıdırlar. Aynı şekilde, basın yayın organlarının da, hakkında henüz hazırlık soruşturmasına başlanmış veya kamu davası açılmış kişiyi suçlu olarak takdim etmeleri, onun aleyhine yayın gerçekleştirmeleri suçsuzluk karinesini ihlal eder. Suçsuzluk karinesinin bir diğer sonucu, sanığın susma hakkının bulun- ması ve yasak sorgu yöntemi kullanılarak elde edilen delillerin yargılamada kullanılamamasıdır. Sanığın susmasından aleyhine sonuçlar çıkarılması suçsuzluk karinesini ihlal eder. Suçsuzluk karinesi uyarınca, ispat yükü iddiacıya düşer. Bu nedenle, sanığa ispat külfeti getiren suçluluk karinelerinin suçsuzluk karinesiyle İlhan ÜZÜLMEZ hakemli makaleler 72TBB Dergisi, Sayı 58, 2005 bağdaştırılması zordur. Ancak İHAS uygulamasında makul sınırlar içinde kalmak ve sanığın susma hakkını ihlal etmemek kaydıyla bu tür karinelerin söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Burada ayrıca, hakimin, sanığı şüpheden yararlandırmak hususunda mutlak takdir hakkının bulunup bulunmadığına da bakılmaktadır. Eğer, şüpheden sanığı yararlandırmak bakımında mutlak takdir hakkı var ise karinenin suçsuzluk karinesini ih- lal etmediği sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, devlet, suçsuzluk karinesini uygulamamak amacıyla “şüphe suçları” ihdas edemez. Bu nedenle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda TCK’nın 578. maddesine benzer bir hükme yer verilmemesi yerinde olmuştur. Ancak, 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu”nun 4. maddesi geçer- liliğini halen korumaktadır. Kanun’un suçsuzluk karinesine açıkça aykırı olan 4. maddesinin kaldırılması veya suçsuzluk karinesiyle bağdaşır bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Yeni Ceza Kanunu’nun suçsuzluk karinesi ihlallerini önlemeye yönelik düzenlemeleri de kanaa- timizce yerindedir.