makaleler Heinz Hausheer
201TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
1. Bilimsel Çalışma Olarak
Kanunların Resepsiyonunda Etki Kontrolleri
İsviçre Medenî Kanunu’nu ile bağlantılı olarak, Türkiye’de yapılan
ve üzerinden 80 yıl geçmiş olan resepsiyon, geçen yıl çeşitli Türk-İs-
viçre hukukçularının bir araya gelmelerine memnuniyet verici bir im-
kân yaratmıştı. Toplantı, bütün katılımcılar için, sadece Türkiye’deki
ve İsviçre’deki en son gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmaları değil,
aynı zamanda özel hukuk alanında en azından çok yakın bir geçmiş-
teki müşterek kökleri hatırlamak açısından da memnuniyet verici bir
fırsat yaratmıştı. Türkiye’nin, 20. asrın başlarında, yaptığı kökten ve
kalıcı siyasî devrimden sonra, İsviçre Medenî Kanunu resepsiyonunun
ayrıntılarının hatırlanışı, İsviçre yönünden özel bir önem taşımaktay-
dı. Buna bağlı olarak, İsviçre’nin dikkatini yönlendirdiği husus, sadece
pek çok imkân dahilindeki alternatif özel hukuk düzenlemeleri ara-
sından, İsviçre Medenî Kanunu’nun seçilmesi değil; kısmen de çok iyi
bilindiği gibi, resepsiyonun Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile
bağlantılı politik geçmişin üstesinden gelinmesinde rol oynamasıy-
dı. İsviçre’deki o zamanki Türklerin kişisel bağlantıları hakkında ve
kişilerin yaşamlarını şekillendirecek olan İsviçre hukuk normlarının
resepsiyonu hakkında Türkiye’nin genel tahayyül ve beklentilerinin
neler olduğu hususunda bilgi sahibi olmak gerekliydi.
Türk-İsvİçre hukuk topluluğunda
özellİkle aİle hukuku alanına
İlİşkİn müşterek çalışmalara
yönelİk görüşler ve İstekler
Heinz Hausheer
*
Çev.: Bilge Öztan
**
*
Dr. Jur. Dr. H.c., em. Professor an der Universität Bern.
**
Prof. Dr., Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı
öğretim üyesi.
Heinz Hausheer makaleler
202TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Ancak, tercihi mümkün diğer ülke kanunlarının seçilmesinden
vazgeçilmiş olmasının verdiği ilk tatmin hissinden sonra (dopamin
yönlendirici ile pozitif olarak mutluluğa yönlendirilen ve daima çok
çabuk kaybolan) resepsiyona doğrudan doğruya bağlı, korkulan şu
soru göz ardı edilemez (adrenalin ve noradrenalin etkisi altında mut-
laka artan bir ihtiyatla karşılanması): Acaba, Türkiye tarafı, resepsion
sırasında, riziko yüklü durumun yeterince farkında mıydı? Yani, İsviç-
re özel hukukunun, dar anlamda İsviçre Medenî Kanunu’nun pek çok
kantonun özel hukuk düzenlerinden ayrılarak, yeknesak federal hu-
kuk düzenine geçişinin bilimsel başarıya ulaşabilmesi için, o zaman-
lar başlangıçta söz konusu olan bazı kararsız (başarısız) adımları ar-
kasında bırakmış olduğunu yeterince biliyor muydu? Bu kanununun
yeterince bilimsel yayın ile birlikte hesaba katılmasının gerekliliği net
olarak biliniyor muydu?
1
Daha ayrıntılı açıklamaların dolayısıyla ilgili
kaynakların eksikliği, kaçınılması mümkün olmayan, neticede bu ra-
hatsız edici sorunun şimdiye kadar cevapsız kalmasına zorunlu olarak
neden olmuştur. Resepsiyona ilişkin araştırmanın bu kısmî görünüşü
bile, ısrarla hâlâ bir çalışmanın beklendiğinin göstergesidir.
Alınan kısmî hukuk düzeni
açısından, resepsiyonun etkilerine
ilişkin bir soru, gayet tabiîdir ki, seçim motifi sorusu olarak, çok büyük
ilgi konusudur. Yapılacak uygun kontrol etkinlikleri, bir diğer deyişle
etkilerin (sonuçların) yeniden derinlemesine incelenmesi, yani etkinlik
ve etkililik kontrolleri anlamında daha ayrıntılı bir şekilde hukuk sos-
yolojisi süzgecinden geçecek açıklamalar, ilk kanun koyucuya farklı
açılardan, geriye dönük olarak bir reaksiyon sağlayacaktır; fakat aynı
şekilde emsal kararlar denilen stratejik yönlendirme yapan yüksek
mahkeme kararları ile birlikte, sonradan yapılan denetlemelerden, pek
çok yönden yarar sağlanabilir. Bu denetlemeler, bir taraftan, kanunla-
rın ve mahkeme kararlarının, sürekli değişen olguları ne ölçüde isabet-
le kavrayabildiğini tespit eder; dolayısıyla, bu denetlemeler, yeni bir
kanunla yapılacak bir düzenlemede, hukukî sonuçların değerlendiril-
mesi hiçbir şekilde ihmal edilmeden, çok veya az güvenilirliğine göre,
1
İsviçre’de meselâ, bir kaç sene önce Wallis Kantonu’nda ciddi olarak, Bern
Kantonu’ndan alınan Usul Kanunu’nun, Zürich Kantonu’nun Usul Kanunu ile de-
ğiştirilmesi konusu ortaya atılmıştı. Bern Kantonu’ndaki Usul Kanunu, Leuch’un
hazırlamış olduğu meşhur şerhinden sonra, senelerce üzerinde bilimsel çalışma ya-
pılmadan kalmıştır.
Alınan normların kanun koyucusu, mecazi anlamda “ana rolü”nü oynar.
makaleler Heinz Hausheer
203TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ifadesini bulur. Diğer taraftan, daha sonraki bir denetim, kanun koyu-
cu tarafından hiçbir şekilde küçümsenmeyecek belli bir hukuk düze-
ninin kabulüyle ilgili sonuçları tespit eder. Her ikisi de kanun koyucu-
nun değerlendirmeleri çerçevesinde, hukukun âdil uygulanması veya
kanundaki aşikâr hataların kanun yolu ile “sonradan düzeltilme”sinin
vazgeçilmez şartlarıdır. Her durumda burada hataların düzeltilmesi
ile kanunun yapılması sırasında onunla birlikte olan güçlerin, kanu-
nun yürürlüğe girmesinden sonra düzenli şekilde çok hızlı harekete
geçip, ortaya çıkardığı sonraki değerlere ilişkin olarak yapılması gere-
ken düzeltmeleri birbirinden çok açık bir şekilde ayırmak gerekir.
2. İsviçre’de Değerlendirme Çabaları
Tanımlanan biçimde sonradan yapılan etkinlik ve etkililik dene-
timleri, bilindiği gibi, 1970’li yılların sonlarına doğru –metot açısından
da ilgi uyandıran– yabancılara İsviçre topraklarının korkulan satışını
engellemek için (sonunda anayasa hukukuna ilişkin yetki sebepleri
açısından) edinilen tecrübelerden sonra, özel hukuka getirilen kanun
ile birlikte, İsviçre’de, giderek artan bir beğeni toplamaktadır.
3
Etki
denetimi özellikle, kanuna uygunluk sebepleri ile yapılması gereken,
fakat aynı zamanda müessir olmayan ve böylece lüzumsuz veya hatta
prodüktif olmayan (müspet netice doğurmayan) yasal düzenlemeler-
den sakınılmasına hizmet eden
4
bu arada basit bir devlet hedefi olarak
öylesine etkili bir şekilde yerleşmiştir ki, bu husus yeni İsviçre Federal
Anayasası’nın 170. maddesinde kendine yer bulmuştur.
5
Geçen yüzyılın son çeyreğinde, aile hukukunda önemli reform
aşamalarından hemen sonra, diğerleri ile birlikte, İsviçre Bilimsel Ça-
lışmaları Destekleme Ulusal Fonu (National fond zur Förderung der
wissenschaftlichen Forschung) tarafından yürütülmesine katkıda bu-
3
Bkz. NFP 6 (Schweizerischen Nationalfonds für Förderung der wissenschaftlichen
Forschung) Bilimsel çalışmayı teşvik için İsviçre milli fonu çerçevesinde “Entschei-
dungsvorgänge in der schweizerischen Demokratie” konulu çalışma.
4
Burada, sadece daha sonra alınacak tedbirlerin ne olacağı üzerinde durulmayıp,
daha çok devlet tarafından çıkarılacak bir yasal metin üzerinde çalışılırken gelecek-
te bu metne ilişkin gerçeklik değerlendirilmesinin yapılması çok arzu edilir.
5
Ayrıntılar için bkz. Mader, Zwischen Anspruch und Wirklichkeit, Die Evaluati-
on staatlicher Massnahmen in der Schweiz, NZZ 21.03.2007 Nr.67, S.19 (Burada,
İsviçre’nin, Avustralya ile birlikte bu yönde öncü millet rolünü kabullendiğine iliş-
kin açıklama yer almaktadır).
Heinz Hausheer makaleler
204TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
lunulan deneyim raporları ortadan kalkmıştır.
Kolayca görülebilen
ve bu nedenle de açıklanmasına gerek olmayan sebepler nedeniyle,
burada kısaca temas edilen hukuk sosyolojisi çalışmalarının getirece-
ği bilgi beklentileri, gerçekten her şeyden önce her hukuk alanı için
çok yararlıdır. Öncelikle, aile müessesi üzerine kurulmuş topluma ve
onun gelişmesine ilişkin bilgi beklentilerini elde etmede, özellikle aile
ve miras hukuku alanlarında yapılacak çalışmalar büyük ölçüde yarar
sağlayacaktır.
3. Aile Hukuku Alanında Kanun Reformuna Artan İhtiyaç
İsviçre Medenî Kanunu’nda, aile hukuku kısmında, bir reform ya-
pılmasına ihtiyaç olduğu, kanunun diğer kısımlarından çok daha önce
hissedilmiştir. Gerçekten, aile hukuku, kanunun yürürlüğe girmesin-
den sonra, aşağı yukarı elli yıl içinde, özel hukuk düzenin “en dinamik”
hukuk alanı olarak değişip gelişmiştir.
Birkaç madde başlığı bu husu-
sun belirgenleşmesi için yeterli olacaktır.
İsviçre Medenî Kanunu’nun, haklı olarak her yönü ile methe lâyık
olan yaratıcısı, kodifikasyonu, kantonların o zamanki özel hukuk dü-
zenlerinin derinlemesine yapılan mukayesesine dayandırmıştı; 20 as-
rın başlarında, evlilik, önceden olduğu gibi, herhangi bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde hukuken korunan bir müessese olarak benim-
senmiş, bu müessese sadece çocukların sorumlu ana babaya aidiyeti-
ni garantilemeyip, aynı zamanda bu çocukların bakım ve eğitimi için
Bkz. Yeni Evlilik Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden (01.01.1988) üç sene sonra,
(Eidgenössische Kommission für Frauenfragen) aile meselelerine ilişkin komisyon
tarafından yayınlanan “Juristischen Auswirkungen des neuen Eherechts” isimli 1991
yılı sonlarında yayınlanan rapor; veya diğerleri arasında Nationalfondprojekt (Mil-
lî fon projesi) ile bağlantılı olarak Baumann/Lauterburg tarafından İsviçre Medeni
Kanunu’nun yeni 122-124. maddelerinde düzenlenen bakımın denkleştirilmesine
ilişkin olarak yapılan yayın; Yedi boşanma mahkemesinde yapılan incelemelere
dayanan bir çalışma, Evaluation Vorsorgungsausgleich, Schriftenreihe zum Famili-
enrecht Bd.3, Bern 2004.
Diğerleri arasında, kadın ve erkeğin kanun önünde eşitliği ve kanunda yer alan
mağdura yardım (hukukî açıdan mağdurun korunması) konusunda yapılan yeni
değerlendirmeler.
Daha ayrıntılı bilgi için diğerleri arasında bkz. Die Familie im Wechselspiel von Gesellschaftsentwicklung und Recht, ZBJV 139/2003, 585 vd. Son zamanlarda se
-
nelik boşanma oranı %50’ye doğru yükselmiştir. Kentsel ilişkilerde bu oran daha
yüksektir.
makaleler Heinz Hausheer
205TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
mümkün olduğunca en iyi şartları teminat altına almak istemiştir. Bu
anlamda evlilik hukukî bir müessese olarak, hemen hemen “tabiat ta-
rafından verilen” üstün bir mevkie sahip olmalıydı; olmak zorundaydı.
Böylece, evlilik içinde doğan çocuklar için, ananın kocasının biyolojik
baba olduğunun henüz doğrudan doğruya ispat edilemediği hallerde,
bir koordinasyon (bağlantı) kriteri oldu. Aynı zamanda, evlilik ile bağ-
lantılı olarak, bütün aile için, dolayısıyla evlilik içinde doğan çocuklar
için, gerçekten sağlam bir bakım müessesesi teşkil etti. Bu hukuk po-
litikasından (nihayet bir taraftan her şeyden önce o zamanki tabiî bi-
limlerin babalığın ispatında yetersiz kalması, diğer taraftan geçmişteki
tecrübelere yönelik fiilen belli bir dayanılıklığa sahip olan evliliğin, ge-
niş ölçüde rakipsiz bir bakım müessesi olması) hareket edilmesi, bera-
berinde evlilik dışı doğuma ve metrese karşı, hemen hemen mecburen,
düşmanca bir davranışı getirdi.
Medenî Kanun’un giderek yaşlanması ile birlikte, bir taraftan, ana
babalığın sorgulanmaya başlanan ispatı imkânları, yani özellikle ba-
balığın ispatının güçlü bir şekilde düzelmiş ve kolaylaşmış olması ve
diğer taraftan da –farklı sebeplerle– evlilikte istikrarın giderek güveni-
lirliliğini kaybetmesi keyfiyeti vakıa olarak ortaya çıktı.
Evliliğin anla-
mı, sadece çocukların bağlantı kriteri açısından değil, aynı şekilde ai-
leye karşı bakım fonksiyonu açısından da sallanmaya başladı. Kimse,
aşikâr bir şekilde daha az (hak) ve yükümlülük getiren evlilik benzeri
hayat ortaklığı şeklindeki yaşam biçimi ile evlilik arasında giderek ar-
tan bir yarış başlamasına şaşırmamalıdır.
10
Dolayısıyla, kanun koyucu
ve dolayısıyla hâkim, hukuk yaratma yolu ile her iki hayat ortaklığının
benzer ve farklı tarafları sorusu ile giderek daha fazla meşgul olmaya
başlamıştır.
11
Artık, ceza hukuku yolu ile meselenin üstesinden gel-
meye çalışmaktan vazgeçilmiş, mesele daha çok alternatif bir yaşam
Ayrıntılı bilgi için bkz. Hausheer, yukarıda belirtilen yerde.
10
Aile yaşam şekillerinde değişikliğe ilişkin olarak (Familiale Lebensformen im Wan-
del) 2005 yılında İsviçre’de yayınlanan istatistiklere göre (schweiz. Bundesamtes
für Statistik aus dem Jahre 2005), 2000 yılında yapılan nüfus sayımında takriben
700.000 çocuksuz ailenin aşağı yukarı 150.000’ni çocuksuz evlilik dışı ilişki içinde
yaşayanlar olduğu ve takriben 862.000 çocuklu ailenin aşağı yukarı 36.000’nin ev
-
lilik dışı ilişki içinde yaşayanlardan oluştuğu belirlenmiştir. 160.000 evde, küçük
çocuklar ana babadan sadece birinin yanında yaşamaktadır. Karşılaştırma için bkz. yukarıdaki eser, s. 120.
11
Ayrıntı için bkz. Hausheer/Geiser/Aebi-Müller, Das Familienrecht des schweize -
rischen Zivilgesetzbuches, Stämpfli Verlag, Bern 2007, 0.3.01 vd.
Heinz Hausheer makaleler
206TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
biçimi olarak, 2000 yılında yeni Federal Anayasa’da temel hak olarak
en azından aile hayatının değişik şekli olarak kabul edilmiştir.
12
Ha-
len, İsviçre’de evlilik içinde ve evlilik benzeri birlikte yaşamalar ara-
sındaki oran 1/10’dur. Çocukları ile evlilik benzeri birlikte yaşama,
evlilik birliği içinde küçük çocuklarıyla birlikte yaşayan ana baba sa-
yısının aşağı yukarı %4’ünü oluşturmaktadır. Bu nedenle de, giderek
daha fazla zorunluluk gösteren şu soru ortaya çıkmaktadır: Acaba fiilî
hayat ortaklığında ana babaya, bu fiilî hayat ortaklığının evlilik huku-
ku ile korunan ana ve babanın birlikte yaşamasına yaklaşması nedeni
ile daha fazla önem verilmeli mi? Bu durumun, doğrudan doğruya
veya dolayısıyla aile topluluğu içinde evli olmayan ana, babaları ile
birlikte yaşayan çocukların hukukî durumu üzerinde etkili olacağı
açıktır. Uygun bir başlangıç bir ölçüde, 2000 yılındaki “Boşanma Hu-
kuku Reformu” ile bağlantılı olarak, İsviçre Medenî Kanunu’nun 298 a
maddesinde yapılmıştır. İsviçre Medenî Kanunu’nun 298 a maddesine
göre, evli olmayan ana babalar da, belli şartlar altında birlikte velâyeti
talep edebilirler. Önemli farklar özellikle nafaka hukukunda mevcut-
tur. Gayet tabiî olarak şu husus gözden kaçmamalıdır: Evlilik hukukî
bir müessese, birlikte yaşama ise “sadece” “sorumluluk topluluğu”
13
dur.
Hukuken bütünüyle düzenlenen bir yaşam durumu olan evlilik, aşikâr
bir şekilde evlilik benzeri yaşamdan geniş ölçüde ayrılmaktadır. Bazı
noktaları esas alan emsal mahkeme kararları, bu nedenle daima bütü-
nü esas alan bir değerlendirme içinde yapılmalıdır. İsviçre tarafından
konu belirgin bir ilgi ile takip edilmektedir; buna benzer hukukî geliş-
meler, sadece İsviçre’de değil, Türkiye’de de etkili olacaktır.
4. Türkiye’de ve İsviçre’de Yapılacak Değerlendirmelerde
Müşterek ve Özel Yarar
Çok küçük bir coğrafyaya yerleşmiş olan İsviçre’de bile, özel hu-
kuk alanındaki reformlar gerçekleştirilirken, sürekli değişikliklerle
ahenkli olarak, çeşitli büyüklükte, ana merkezlere çeşitli uzaklıklarda,
bu merkezlerle çok farklı yoğunluklar taşıyan ilişkiler içinde müna-
12
Aynı şekilde, Art.13 BV (Bundesverfassung) Art 8 EMRK (Europäische Konvention
zum Schutz der Menschenrechte und Grundfreiheiten) ile bağlantılı olarak.
13
Konuyla ilgili diğerleri arasında bkz. Hausheer, Familienrechte, rechte Familie? Ze-
itschrift für Familenrecht’in 50. yılı münasebetiyle verilen tebliğ, in: Familienrecht
im Brennpunkt, FamRZ-Buch Bd. 20, Bielefeld 2004, 49 vd, 57 vd.
makaleler Heinz Hausheer
207TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
sebetler, bu konuda oluşan değer hükümleri daima en geniş şekilde
göz önünde tutulmaya çalışılmış; bu hususta, aileye (dolayısıyla aile
hukukuna) ilişkin konular, diğerleri içinde, en önemlileri olarak, dai-
ma ağırlık taşımıştır. Bu durumda, tamamen farklı sosyo-kültürel te-
meli olan bir başka devlet (tamamen farklı sebeplerden) tarafından,
kodifikasyon yolu ile söz konusu resepsiyonun yapılması sonucunda,
tabiatıyla belirgin farklılıklar ortaya çıkacağında şüphe yoktur. Buna
uygun şekilde, böyle bir resepsiyona bağlı olarak, alınan kanunla ilgili
bilimsel neşriyat ve sorumlu kanun koyucunun yasama faaliyetleri ve
mahkeme kararları ile gerçekleşecek gelişmeler, Türk-İsviçre hukukla-
rı açısından büyük önem taşıyordu ve halen de böyledir. Ancak, konu-
ya duyulan ilgi Türk İsviçre hukukları açısından farklı olduğu gözden
uzak tutulmamalıdır.
İsviçre yönünden, temelde, farklı değer tasavvurlarının ve düşünce
biçimlerinin –en azından çıkış noktası olarak– bulunduğu Türkiye’deki
somut toplum olaylarına bağlı soyut hukuk normları dolayısıyla, belli
hukukî müesseseler yönünden, ne gibi gelişmeler olduğuna ilişkin bil-
gi beklentileri söz konusudur.
Türkiye yönünden ise, her şeyden önce, ilk sırayı, alınan normların
anlaşılması hususu almaktadır. Daha sonra da bunların, tıpkı İsviçre
hukuk düzeninde olduğu gibi, eğitim ve sağlık ve giderek daha fazla
önem kazanan sosyal güvenlik sistemine (buradan toplum tarafından
çok az taşınan ailenin desteklenmesine yardımcı olmak üzere sözedi-
len) ve nihayet hiç de önemsiz olmayan farklı genel hukuk düzenine
entegre edilmesi meselesi gelmektedir. Bu durum, zorunlu şekilde, hu-
kukun kendilerine uygulandığı kişilerin hukukî himayeyi gerektiren
ihtiyaçlarına yönelecek ve böylece alınan hukuk normlarının tümünün
uygulanmasında etkili olacaktır. Sadece bu çıkış noktası bile bakıldı-
ğında, bütün olarak “yabancı” aile hukuku normlarının alınmasının,
yabancı bir sözleşme hukukunun ve sözleşme dışı sorumluluk norm-
larının resepsiyonundan çok daha zor bir durum olduğunu gösterir.
Bu durum, geniş ölçüde birbiriyle örtüşen, dolayısıyla birbirine pa-
ralel giden ilgi, günümüzde (farklı sebeplerle) ailelerin tekrar giderek
artan hareketliliği dolayısıyla, sınırları aşan evliliklerin çoğalması ile
birlikte, birbirinin aynı olan aile hukuku normlarının uygulanmasın-
da etkilerini iyice gösterir. Gerçekte, Türk aileler için İsviçre’de İsviçre
hukukunun ve tam aksine, özellikle çifte tâbiiyetli İsviçre –Türk eşlere
Heinz Hausheer makaleler
208TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Türkiye’de ve aynı şekilde ayrı yaşayan Türk ailelerine ve buna uy-
gun olarak İsviçre’de ve Türkiye’de ayrı yerleşim yeri olan Türk aile-
lerine, İsviçre hukuku ile örtüşen Türk hukuk normlarının Türkiye’de
uygulanması durumları, giderek artmaktadır. Bu durumlarda, anla-
şılan sebeplerden, mümkün olduğunca uygulamanın aynı olmasında
özel bir yarar vardır. Sadece bu durum –esasen kendiliğinden anlaşı-
lan– mümkün olduğunca bilimsel ilişkilerin ve Türkiye ve İsviçre’deki
mahkeme kararlarının ve kanun koyucu tarafndan öngörülen hukuk
ile hukukun gelişmesinin karşılıklı olarak yakından izlenmesini gerek-
li kılmaktadır.
5. İsviçre-Türk Bilimsel Çalışmasında Engeller
Belli engeller (en iyi isteklere rağmen), benzeri tasavvurların ger-
çekleşmesinde, tamamen aşılamamaktadır. Engeller, her şeyden önce
İsviçre tarafında mevcuttur; fakat Türk, adalet makamlarının geniş
çevresinde de bu engeller tamamen kaldırılamamaktadır. Bu husus,
her şeyden evvel, dille ilgili eksiklikte ortaya çıkmaktadır. İsviçre hu-
kukçularının hemen hepsi, Türk yayınlarından dolayısıyla mahkeme
kararlarından doğrudan doğruya bir fikir sahibi olma imkânına sahip
değildir. Buna karşılık, pek çok Türk hukukçusu ve adalet mekaniz-
masındaki bazı üyeler, dil bilgileri nedeniyle ve buna bağlı olarak eği-
timlerini Avrupa’da veya hatta İsviçre’de yaptıkları için, İsviçre hukuk
uygulamasını ve bilimsel çalışmalarını takip edebildiklerinden, bizde-
ki gelişmeler hakkında fikir sahibi olabilmektedirler.
İsviçre tarafı pek çok defa
14
yukarıda belirtilen dil engelini aş-
mak için teşebbüste bulunmuştur. Hukukçu bir İsviçreli karı koca,
Türkiye’deki evliliklerinden sonra, bunlardan birinin doktora çalışma-
sı çerçevesinde, Türkiye’de kabul edilen İsviçre aile hukukunun uygu-
lanması ile daha yakından meşgul olduğunu biliyorum. Geçen yüzyı-
lın 1960’larından beri, Bern Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde verilen
doktora tez konularının meselâ hiçbiri, bu anlamda nihaî etkili olacak
bir çalışma ortaya çıkarmamıştır.
Derinlemesine bir müşterek hukukî çalışma için, ilk sırada, Türk
öğrenci, doktora öğrencisi ve doçentlik çalışmaları yapanlar açısıdan
İsviçre-Türk hukuk bilgilerinin aracılık etmesi gerekmektedir. Bu yol,
14
Prof. Hanz Merz’in o zamanki asistanı olan yazarın katkısı altında.
makaleler Heinz Hausheer
209TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
on yıllık zaman dilimleri içinde, Bern’de farklı şekillerde başlatılmış-
tır
15
(burada yerleşik konsolosluğun Türk bursiyerlerinin eğitim gay-
retlerinin gizli kontrolünü kolaylaştıran bir imkâna sahip olmaları
nedeniyle). İsviçre’de
16
bir doçentlik tezinin (en azından bir kısmının)
hazırlanması durumunda böyle bir girişimin başarısı esas itibariyle
daha baştan kesindir. Uygun, amaca yönelik bir çalışma için gerekli
yetenek ve böyle bir çalışmaya ilgi duyma hiç şüphesiz ön şart olarak
konmalıdır. Aynı şekilde, İsviçre’de yazılan ve pek çok yönden yüksek
düzeyde isteklere dayalı bir doktora tezi, birlikte bir kontrol olmaksı-
zın hiçbir zaman yapılamaz; yani doktora öğrencisi, Türkiye ve İsviçre
tarafından seçime tâbi tutulmalı ve çalışmanın iki yönlü takibi yapıl-
malıdır. Bu şartların yokluğu durumunda, dil ve bilimsel açıdan
17
ara-
nan niteliklere ilişkin özel talepler, İsviçre’de sadece yetersiz bir şekil-
de kontrol edilebilecektir. Bu ise daha büyük bir rizikoyu beraberinde
getirecek; yapılan çalışma ne Türkiye ne de İsviçre için gerçek bilimsel
bir ilerlemeyi sağlayacaktır.
Bugün eğitim amacı ile İsviçre’ye gelmek eskiden de olduğu gibi
çok fazla talep edilmemektedir. Bu durum üzüntü vericidir ve bu is-
tenen gelişme için mutlaka dikkate alınması gereken sebeplerin ta-
mamen göz adı edilmesinden kaynaklanmaktadır.
18
Her iki tarafın
da yukarıda belirtildiği gibi, menfaatine olan hukukçu değiş tokuşu,
son birkaç yıldan beri belirgin bir şekilde muntazam aralıklarla yapı-
lan Türk-İsviçre hukukçularının bir araya gelmeleri ile sınırlanmıştır.
Çoğu kez, Lozan’daki İsviçre Mukayeseli Hukuk Enstitüsü’nün güçlü
idarî işbirliği sayesinde (fakat bununla sınırlı değil) Türkiye’deki ve
İsviçre’deki farklı hukuk fakültelerinin temsilcileri ile bu toplantılar
yürütülmektedir. Böyle toplantılarda (meslektaşlar arasında hiç de
küçümsenmeyecek kişisel kontak kurma hususu bir tarafa bırakılırsa)
karşılıklı bilgi ihtiyacının bilimsel ciddiyetle gerçekleştirildiğinden söz
edilemez. Somut akışı geniş ölçüde önceden belirlenen şenlik karak-
15
Yazar, Bern’deki eğitim ve asistanlığı sırasındaki pek çok Türk öğrencisini ve do-
çentlik çalışmasını yapanları çok canlı olarak ve büyük bir memnuniyetle hatırla-
maktadır.
16
Örnek olarak daha sonra Ankara’da hukuk fakültesi profesörü olan karı koca
Öztan’lar gibi.
17
Her doktora çalışması için gerekli metodik çalışma yeteneğine ilâveten Türk ve İs-
viçre hukuk düzeninin arka plânınki farklı sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik du-
ruma ilişkin gerekli hissediş de dahildir.
18
Türkiye’de diğer sebepler arasında burslarda azalma olduğu da tahmin edilebilir.
Heinz Hausheer makaleler
210TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
terli bu karşılaşmalarda, genellikle bir hukukî durumun üzerinde de-
rinlemesine bir tartışmaya yer kalmamaktadır.
19
Bu üzüntü vericidir;
çünkü böyle bir yol izlendiğinde, müşterek hukuk normlarına veya
en azından müşterek köklere dayanan hukuk normlarına sahip olma
nedeniyle birlikte bilimsel çalışmadan karşılıklı elde edilecek faydalar
yeterince gerçekleştirilememektedir. Son yapılan resepsiyonla (2002)
da İsviçre’de yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin
Türkiye tarafından tercihi buna açık bir örnek teşkil etmektedir.
6. Türkiye ve İsviçre’nin Hukuklarında Eşlerin Birlikte
Çalışmasıyla Artan İhtiyacın Örneği Olarak Mal Rejimi
Hukuku
a. Bilindiği gibi, Türkiye İsviçre aile hukukunu iktibas ederken, o
zaman İsviçre’de yürürlükte olan mal ortalığı rejimini kabul etmemiş,
mal ayrılığı rejimine karar vermişti. Bu tamamen anlaşılabilir bir karar-
dı. Çok farklı kantonal mal rejimlerinden, federal özel hukuk alanında
galip çıkan mal ortaklığı yerine, pek çok sayıdaki kantonda tarihi örfü
olmayan gerekli bir değişikliğin kabulü hususunda bir görüş olamaz-
dı. İsviçre’de diğerleri arasında kadın dernekleri her ne kadar sonunda
başarısız olsa da, mal ayrılığı rejimini ısrarla talep etmişti.
İsviçre’nin mal ayrılığından vazgeçmesinin aksine, evlilikte mal
rejimi hukuku alanında devam eden uluslararası gelişmeler takdirle
karşılanmalıdır. Her ne kadar mal ortaklığı, kazancın paylaşımını ön-
görüyorsa da, yani evlilik içinde ve evlilik dolayısıyla elde edilen net
kazancın, mal rejiminin sona ermesinde 2/3’ün kocaya, 1/3’ün karı-
ya verilmesini öngörüyorsa da (aArt 214/I ZGB), ve çalışan kadının
da kazancının olması durumunda, İsviçre Medenî Kanunu’nun eski 191/3. maddesine göre kadının çalışmasından dolayı yaptığı tasarruf
-
ları mal rejiminin tasfiyesinde kocasıyla paylaşmak zorunda olmadığı
öngörülmüşse de, bu rejim eşlerin eşitliği düşüncesine uymuyordu.
Bu rejimin mal ayrılığından farklı tarafı, karının kocanın evlilik birliği-
nin ekonomik başarısının sonucu olan geliri üzerinde, kısmen de olsa,
19
Türk katılımcılar için yabancı dil mecburiyeti, ayrıca İsviçre tarafından büyük mas-
rafların ortaya çıkması.
makaleler Heinz Hausheer
211TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
katılma payının olmasıdır (kanunda esas itibariyle ev işleri ile sabit-
leştirilen).
20
b. Eşlerin bu eşit olmayan durumları karşısında, II. Dünya
Savaşı’ndan sonra kurulan Federal Alman Cumhuriyeti’nde kabul
edilen ve İsviçre’deki mal ortaklığına benzer yasal mal rejimi, çok kısa
bir süre içinde, Alman Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya ay-
kırı bulunmuştu (Kocanın § 1363 ff aBGB idare ve yararlanma hakkı).
21
Böylece, yasal mal rejimi geçici zorunlu çözüm olarak mal ayrılığı ol-
muş ve mümkün olduğu kadar kısa bir süre içinde, evlilik esnasında
elde edilen ekonomik büyüme (kazanç) üzerinde, eşlerin eşit paylaşım
hakkına sahip olmalarını öngören bir mal rejimi getirilmesi istenmiş
idi.
22
Bu eşit paylaşmanın gerekçesi açısından, ileri sürülen görüşle-
rin zayıflığı açıktır; özellikle, eşlerin her ikisinin de kazancının olması,
fakat bu kazançlar arasında büyük fark bulunması durumu ortadan
kaldırılmamıştır; burada, kanun koyucunun ilk sıradaki gayreti, ka-
nun tekniği sorusu üzerinde olmuştur. Soru, eşit paylaşmanın mal re-
jiminin sona ermesinden sonra ortak mal varlığı üzerinde mi olması
(idaresi zor, dolayısıyla sorumluluk yönünden tehlikeli) yoksa yeni bir denkleştirme modelinin mi öngörülmesi sorusudur. Alman kanun
koyucusu bilinen hukukî muamelâtta âşikâr bir şekilde daha elverişli
olan “kazanç ortaklığına” karar vermiştir.
c. İsviçre’de 1980’li yıllarda, evlilik ve mal rejimine ilişkin temel re-
form münasebetiyle yasal mal rejiminin aynı temel sorusunun cevap-
lanmasında, (tıpkı 1907’de olduğu gibi) –uzun süren ayrıntılı tartışma-
lardan sonra– yasal mal rejimi olarak, mal ortaklığı rejiminin kabulüne karşı karar verildi. Almanya’daki kazanç ortaklığından farklı olarak,
İsviçre kanun koyucusu, evliliğin etkilemediği kişisel mal
23
(evlilikten
önceki mal varlığı, bağışlar, miras yolu ile entikal eden mallar) ve evli-
likte kazanılmış mallar şeklinde geleneksel bir ayrıma yer verdi. Ancak,
Alman hukukundaki mal rejimi kabul edilmedi. Alman Hukuku’nda,
eşlerin mal rejiminin başlangıcında mevcut olan mal varlıkları ve evli-
lik sırasında bu mal varlıklarındaki artışla ortaya çıkan son mal varlık-
20
Bkz. aArt.161/III ZGB.
21
Şimdiye kadarki mevcut yasal mal rejimi 31 Mart 1953’de hâkim kararıyla yürür-
lükten kaldırılmıştır.
22
Bu husus 18 Temmuz 1957’de Gleichberechtigungsgesetz ile gerçekleşmiştir.
23
1907 tarihli İsviçre Medenî Kanunu getirilen mal olarak tanımlanmıştır.
Heinz Hausheer makaleler
212TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ları (prensip itibariyle
24
ve mal varlığını koruyacak şekilde ayrıldıktan
sonra) arasındaki artış eşler arasında paylaştırılır.
Daha önceki mal rejiminde (mal ortaklığı) de öngörülen iki ayrı
mal topluluğunda, karının olduğu kadar, kocanın mal varlığındaki
konjonktürel dalgalanmalar, yani eşlerin emeği olmaksızın kişisel mal-
larındaki değer dalgalanmaları, o dalgalanmaların meydana geldiği
mal varlığında bırakılmıştır. Bu husus, İsviçre’de kabul edilen edilmiş
mallara katılma rejimini, Almanya’daki kazanç ortaklığından ayırır.
Kazanç ortaklığında, eşlerin evlilik birliğine getirdikleri malların, ge-
tirildikleri andaki değerindeki
25
artışlar, nihaî mal varlığına dahildir.
Evlilik devam ederken, eşlerin bu değer artışlarına herhangi bir şekil-
de etkileri olmasa bile,
26
bu artış nihaî mal varlığının ayrılmaz parçası
olarak, eşler arasında paylaştırılır.
O andaki (nihaî) olumlu veya olumsuz değer dalgalanmalarının
beraberinde getirdiği rizikoların, ortaya çıktıkları malvarlığına dahil
olmasını öngören böyle bir sistemde, eşlerin, ayrı mal grupları arasın-
daki etkileşimlerinin sonuçlarının düzenlenmesi gerekir. Meselâ, eş-
lerden biri, miras yoluyla bir mal iktisap ederken, diğer mirasçılara bir
ödeme yapmış ve bu ödemeye diğer eş belli bir değerle katılmışsa, eş-
lerin mal grupları arasındaki etkileşim nasıl olacaktır? Ayrıca, bir eşin
kendi kişisel malları ve edinilmiş malları arasındaki karşılıklı etkileşi-
min de düzenlenmesi gerekir; aksi halde, edinilmiş malların aleyhine
kişisel mallarda artış meydana gelir ve bu yolla diğer eşin edinilmiş
malların üzerindeki payı azalmış olur. Bununla ilgili hükümler, yeni
İsviçre Medenî Kanunu’nun 206 ve 209. maddelerinde “değer artışının
paylaştırılması” başlığı altında düzenlenmiştir. Başlığın amacından ha-
reketle, değer artışının kolayca görülebilir; dolayısıyla, paylaştırmanın
kolayca icra edilebilir olmasından söz edilebilir; ancak gayet tabiîdir
ki, konuyu somut olaya çevirmede, mesele, aynı şekilde kolay değil-
dir; daha çok, duruma göre gerçekten çözümü güç bazı kurallar söz
konusudur. Paylaştırma –en azından başlangıçta– eşler arasında mal
ortaklığı rejiminde hâkim tarafından yaratılan orantılı paylaştırma
24
Bununla birlikte, hâkimin yarattığı hukuka dayanılarak, başlangıçtaki mal varlığın-
da sonradan enflasyon nedeniyle ortaya çıkan artışlar göz önünde tutulur.
25
§ 1376/I BGB’de düzenlendiği gibi.
26
Eşlerin evlilikten önceki borçları için durum böyledir. § 1374 BGB’de düzenlendiği
üzere, nihaî mal varlığının hesaplanmasında bu borçlar nazarı itibara alınmaz, di-
ğer eş kazancın paylaştırılmasına bu şekilde katılır.
makaleler Heinz Hausheer
213TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
müessesesi olarak öngörülmüştü.
27
Bununla beraber, bu rejimde şu ku-
ral geçerlidir: Kişisel mallardaki olumlu veya olumsuz diğer dalgalan-
maları kişisel malda kalır ve diğer eşi etkilemez. Her şeyin bir bedeli
vardır.
d. Artan, dolayısıyla artan ve eksilen değerin paylaştırılması ile bir-
likte, doğan masrafları –eğer mümkünse– biraz azaltmak için, Fransız
örneği gösterilebilir. Fransız örneğine göre, başlangıçtaki mal varlığı,
mal rejimi sona erdirilirken değerlendirilir ve değerlendirilen başlan-
gıçtaki mal varlığı ile nihaî mal varlığı birbirinden ayrılır. Bu durumda
da değişik bazı ilâve açıklamaların yapılması gerekecektir.
Başlangıçtaki mal varlığında enflasyon nedeni ile ortaya çıkan de-
ğer artışlarını hesaba katmamak için başlangıçtaki malvarlığında son-
radan ortaya çıkan gerçek değer artışlarını ve bu artışları her iki eşin
birlikte finanse etmesi nedeniyle, nihaî mal varlığındaki gerçek değer
artışının tespit edilmesi gerekecektir.
28
e. Almanya, Fransa ve İsviçre’deki yukarıda daha ayrıntılı olarak
belirtilen değer artışını hesaplama şekilleri ve bu yolla gerçek değer
artışının sadece eşlerden birine farklı aidiyeti veya evlilik sırasındaki
ekonomik başarının paylaştırılması şeklinde farklılıklar gösterirken,
Avusturya tamamen ayrı bir yol izlemiştir.
Avusturya’da, yasal mal rejiminde çıkış noktası, Türkiye’de yasal
mal varlığı olarak şimdiye kadar kabul edilmiş olan mal ayrılığıdır.
Mal ayrılığı rejiminde, evlilik ölümle sona erdiğinde, esas itibariyle
mal rejimi de sona erer.
29
Mal varlığı açısından, bu rejimde, eşlerin
farklı ekonomik ilişkilerinde, farklı meslekî kariyer şanslarının bulun-
duğu (özellikle farklı eğitimleri nedeniyle) göz önünde tutulmamış;
sadece, evlilikte mevcut iş taksimi esas alınmıştır. Miras Hukuku’nda
da, yaşayan eş her kimse (karı veya koca), bir denkleştirme söz konu-
su değildir, Avusturya’da ise aynı esastan (mal ayrılığından) hareket
edildiği halde, sonuç tamamen farklıdır.
30, 31
27
Art. 206 ZGB için ayrıntılı bilgi için bkz. Bk-Hausheer/Reusser/Geiser, N.3 vd.
28
En yeni yayın için bkz. Battes, Wertsteigerungen im Zugewinnausgleich, FamRZ
2007, 313 vd.
29
En yeni yayın için bkz. Ferrari/Koch-Hipp, in: Eherecht in Europa, Zerb Verlag,
Angelbachtal 2006, Rzn15 vd., özellikle RZ 19’daki diğer yollamalar.
30
Ferrari/Koch-Hipp, a. g. e., Rz.17.
31
-Tasfiyeyi basitleştirme nedenine dayanarak- evlilikteki mal rejimi hukuku siste-
mine aykırı olarak miras hukukunda yapılan bir düzenlemede yaşayan eşlere aynı
Heinz Hausheer makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Eşlerin yaşarken evlilik birliğini sona erdirmeleri halinde, -özel-
likle giderek önem kazanan boşanma hallerinde-, Avusturya mal reji-
mi hukukuna göre de, belli ölçüde Ehegesetz’in 81. vd. paragraflarına
göre, kazanç ortaklığına benzer bir durum söz konusudur.
32
Mallar
“aynen”, ancak (evlilikte kullanılan mal varlıkları ve evlilikteki tasar-
ruflar, § 81/II ve III EheG) hakkaniyete göre paylaştırılır.
33
Bu payla-
şılan malvarlığı (aile konutunun ne şekilde finanse edildiği gönünde
tutulmaksızın) aile konutunu da kapsar. Paylaşılan mal varlığına, esas
itibariyle, eşlerden biri tarafından yönetilen işletme, en azından bu iş-
letmeye evlilik içindeki birikimler yatırılmadığı takdirde veya evlilik-
teki tasarruflar katılmadığı ve hattâ bu yatırım eşlerden birinin veya
diğerinin evlilik sırasında ferdî (ekonomik) kazançları ile yapıldığı,
fakat bu yatırımın herhangi bir şekilde telafi edildiği hallerde, kural
olarak dahil değildir.
34
Farklı bir yol takip eden yürürlükteki Avusturya mal rejimi hu-
kuku, en azından evlilik birliğinin sağlar arası sona ermesinde, diğer
bir yoldan, kazanç ortaklığına dolayısıyla edinilmiş mallara katılma
rejimine yaklaşmıştır.
f. Türkiye’deki mal rejimi reformu ile birlikte, Avusturya mal reji -
mi, seçimlik mal rejimleri arasında yer almıştır. Bu reformun hazırlık
çalışmalarında bazı hukukçular Avusturya mal rejimi yönünde görüş
bildirmişlerdir. Bunun nedeni, sadece o anda mevcut örften etkilen-
meleri olmayıp, İsviçre’deki edinilmiş mallara katılma rejimi ile kıyas-
landığında çözümün daha basite indirgenmiş olduğu inancıdır.
g. Türkiye’deki mal rejimi reformu ile öngörülen “edinilmiş mal-
lara katılma rejimi” ve “akdi mal rejimi” (modifiye edilmiş mal ayrılığı)
(paylaşmalı mal ayrılığı) rejimi ile bağlantılı olarak, her şeyden önce,
çok farklı anlama sorunlarının ortaya çıkacağı açıktır. Türkiye’de ka-
nun koyucuya hukukî tavsiyede bulunanlar, bir taraftan edinilmiş mallara katılma rejimi, diğer taraftan Avusturya’daki paylaşmalı mal
ayrılığı üzerinde, leh ve aleyhe derinlemesine tartışmış olmalıydılar.
şekilde tasarruf imkânı tanımıştır.
32
Burada her ne kadar maddi anlamda mal rejimi söz konusuysa da, bu hukukî temel
şeklen boşanmanın sonuçlarına ilişkindir.
33
Başlangıçtan itibaren belli ve her iki eş için de aynı olan bir paylaştırma yolu yok-
tur. Sadece diğer eşin çalışması ile ev işleri eşit değerde görüldüğü takdirde, yarı
yarıya paylaştırma öngörülür. Bkz. Ferrari/Koch-Hipp, a. g. e., Rz 122.
34
Bkz. Ferrari/Koch-Hipp, a. g. e., Rz 120 ve oradaki yollamalar.
makaleler Heinz Hausheer
215TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Nihayet, yeni bir mal rejiminin yukarıda belirtilen entegrasyonu da,
İsviçre’den olduğu kadar Avusturya hukuk düzenininden de farklı
olan Türkiye’deki genel hukuk düzeninde icra edilecektir. Yukarıda
belirtilen farklı sosyo-kültürel temel, daima yeni meseleler ortaya çı-
karacak ve böylece hukukun gelişmesinde bilimsel çalışmalara ihtiyaç
duyulacaktır.
Bu durumda İsviçre tarafından anane haline gelen Türk-İsviçre
Hukuk Haftalarını aşan yeni ve sürekli birlikte çalışma tavsiye edile-
bilir.
Bunun altında neler düşünülebilir?
7. Türk-İsviçre Hukukî Çalışmalarında
Konuyla İlgili Düşünülebilen Yeni Şekiller
a. Günümüzde, e-mail imkânı ile en uzak mesafelerle bağlantı ku-
rulabilmektedir. Meslektaşların bazıları arasında bilgi alışverişi büyük
ölçüde kolaylaşmıştır. Bu haberleşme imkânından yararlanılmalıdır.
b. İnternet aracılığı ile küçük ve büyük yayınların elektronik nakli
mümkün hale gelmiştir. Bu nedenle, her zaman, İsviçre’deki bir yazar-
dan yayınları veya Türkiye’de genel geçerli bir dile uygun tercümesi
talep edilebilir. Mesele, sadece üzerinde anlaşılması gereken somut ilgi
alanlarının karşılıklı ihtiyaçlarının “pazara”a nasıl getirileceğidir. Yani
ilgilenen çevrenin nasıl bilgilendirileceğidir. Son zamanlarda, online
sistemi ile pek çok İsviçre meslek dergilerinden bilgi alınabilir. Bu yol
da artırılarak kullanılmalıdır. Muhtemel malî masraflar açısından çö-
zümler bulunabilir.
c. Türkiye’deki son resepsiyon açısından, özellikle şimdiki yasal
mal rejimi gibi, fakat aynı zamanda benzeri mevcut durumlarda, ön-
celikle genç meslektaşların, fakat hiçbir şekilde sadece bunlarla sınırlı
olmayan Türk meslektaşların, İsviçre’de –mümkün olduğu ölçüde üc-
retsiz– birkaç haftadan birkaç aya kadar kalma imkânlarının (tekrar)
artırılması mümkün olmalıdır. Bu arada, İsviçre’deki ana bilim dalları
çerçevesinde ferdî bilimsel çalışmaların desteklenmesi büyük önem ta-
şır. Zamanında yapılacak bir başvuru halinde -İsviçre’de son zaman-
larda yüksek öğretimde bilinen tasarruflar gözden uzak tutulmaksı-
zın- uygun malî destek bulunabilir. Uygun, kişiye yönelik sinyaller
son zamanlarda Türkiye’den tekrar gelmektedir. Böyle masrafları
Heinz Hausheer makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
kendisi tarafından karşılayan öğrenciye eğitimi sırasında aracı olması
için Lozan’daki Mukayeseli Hukuk Enstitüsü’nün olduğu kadar, yeni
kurulan İsviçre-Türkiye Araştırma Merkezi Vakfı’na başvurma da dü-
şünülebilir.
d. Türk-İsviçre hukukçularının bir araya gelmeleri açısından (yine
Lozan’daki Mukayeseli Hukuk Enstitüsü’nün yardımı ile) İsviçre
Türk hukukçularının karşılıklı çalışmaları yerine, bir müşterek otu-
rumda birlikte çalışmaya gayret edilmelidir. Bu tip oturumlar ve ni-
hayet, müşterek hukukta ortaya çıkan ve gerçekten yararlanılabilecek
uzmanlık alanında, somut bilimsel problemler üzerinde, ferdî/grup
konuşmaları için fırsatlar arttırılmalıdır.
e. Nihayet, özel hukuk alanında, daha sonraki resepsiyon plânla-
masına yönelik resmî olmayan çalışma grupları veya resmen görev-
lendirilen eksperler komisyonu vasıtasıyla, alınan hukuk düzeninin
lehinde ve aleyhinde görüşlerin sahiplerinin dinlenmesi düşünülebi-
lir. Bu çalışma ekonomik olarak bunun altından kalkacak çerçevede
tutulmalı ve yardım sağlanmalıdır.
Birçok düşünce, daha geniş fanteziler için bir sınırlamanın teşkil
etmez. Daha az şekilci ve daha az masraflı, fakat sonunda etki dolu
bilimsel alışveriş kesinlikle olacaktır. En önemlisi iradeyi yönlendir-
mektir.