makaleler Mehmet BAHTİYAR
47TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
I. GİRİŞ
Son yıllarda, birçok temel kanunun tümden değiştirilmesi eğiliminin
ağırlık kazandığı görülmektedir. Buna gerekçe olarak, değişen ve gelişen
gereksinimleri karşılamak yanında, özellikle, Avrupa Birliği müktese-
batına uyum sağlamak gösterilmektedir.
1
Nitekim yeni Türk Medeni
Kanunu’ndan sonra, yeni Türk Ceza Kanunu da yürürlüğe girmiş; Türk
Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu tasarıları da Adalet Bakanlı-
ğı’nca yayınlanarak, Mart ayı başında kamuoyuna sunulmuştur.
TTK Tasarısı, akademisyen, uygulamacı ve diğer uzmanlardan olu-
şan geniş bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Hazırlık çalışmaları
beş yıl süren ve altı kitaptan oluşan Tasarı’nın, gerekçesi ile birlikte,
yazılması için büyük bir emek ve zaman harcandığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, yabancı ülkelerde temel kanunların yapılması süreci
ile karşılaştırdığımızda, Tasarı’nın tartışılması için ayrılan sürenin son
derece yetersiz olduğu, üstelik Tasarı’nın, başta hukuk fakültelerindeki
uzmanlar gelmek üzere, ilgili kişi ve kurumlara, çok geç ve eksik sayıda
gönderildiği görülmektedir.
Tasarı’da, özellikle ticari işletme, ortaklıklar ve sigorta hükümleri
başta gelmek üzere, önemli değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Deği-
TÜRK TİCARET KANUNU TASARISI’NIN
DİLİ İLE BAZI HÜKÜMLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Doç. Dr. Mehmet BAHTİYAR
*
*
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku öğretim üyesi.
1
TTK Tasarısı’nın önsözü, sunuşu ve genel gerekçesinde de aynı hususlar ifade edil-
miştir. Bkz., TC Adalet Bakanlığı, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, Ankara 2005, s. I-III
ve s. 334 vd.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
şiklik ve yeniliklerin esasına ilişkin olarak birçok eleştiri, değerlendirme
ve önerilerde bulunulması mümkün ve hatta kaçınılmazdır.
2
Kısa bir tartışma süresine rağmen sonra gelen yoğun eleştiriler
üzerine Tasarı’da bazı değişiklik ve düzeltmeler yapıldığı ve TBMM
görüşmelerinin başlamasından önce, metne, elimize ulaşan şeklinin
3
verildiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Aşağıda, tasarının bu son metni
üzerinden dili ve ifadeleri ile, ticari işletme, şirketler ve kıymetli evraka
ilişkin bazı hükümleri hakkında değerlendirmeler yapılacak ve öneri-
lerde bulunulacaktır.
II. TASARI’NIN DİL VE İFADE
YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
A. Genel Olarak Hukuk Dili ve Yenileştirilmesi
Hukukun kendine özgü bir dili bulunmakta ve bir çok kurum ve
kavramı ifade edebilmek için, uzun yıllardır yerleşmiş bazı sözcükler
kullanıla gelmektedir. Bununla birlikte, genelde Türkçe’mizin, özelde ise
hukuk dilinin yenileştirilmesi ve arılaştırılması yönünde büyük çabalar
harcanmış, başta Prof. Dr. H. Veldet Velidedeoğlu gelmek üzere usta
bazı hukukçular, bu konuda çeşitli öneriler ve denemelerde bulunmuş-
lar, dilimize ve hukuka büyük katkılar sağlamışlardır.
Dilde yenilik, arılık ve duruluk sağlamak, kuşkusuz bir gereksinim-
dir. Ne var ki, bu konuda aşırı katı bir tutum sergilemek, ağır ve ağdalı
bir eski dil kullanmak ya da anlaşılamaz ölçüde yeni bir dil yaratmaya
2
Nitekim, Tasarı’nın ticari işletme ve şirketler kısmının ayrıntılı bir eleştirisi ve karşı
öneriler için bkz., Moroğlu, Erdoğan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, Değerlendirme ve
Öneriler, İstanbul Barosu Yayını, İstanbul 2005.
3
Bakanlıkça yayınlanan Tasarı 1514 maddeden oluşmakta iken, Tasarı’nın hükümete
teslimi öncesinde yapılan bazı değişiklik ve düzeltmelerden sonra 1536 maddeden
oluşan ve bu değerlendirmede esas alınan metin ortaya çıkmıştır. Bakanlıkça yayınla-
nan Tasarı’nın dili ve ifadeleri konusundaki görüş ve değerlendirmelerimizin önemli
bir bölümünü yazılı bir metin olarak TTK Tasarısı Komisyonu’na, Türkiye Barolar
Birliği’ni temsilen görev aldığımız komisyon üyesi sıfatıyla sözlü olarak sunmuş;
daha sonra, Tasarı Komisyonu Başkanlığı’na yazılı olarak da iletmiştik. Ayrıca, bu
görüşlerimiz yayınlanmış bulunmaktadır. Bkz., Bahtiyar, Mehmet, “Türk Ticaret
Kanunu Tasarısının Dili ve İfadeleri Yönünden Değerlendirilmesi”, Legal Hukuk
Dergisi, 2005, S. 31, s. 2457 vd. Burada ise, öneri ve değerlendirmelerimize paralel
olarak, Tasarı’nın ilk metninde yapılan değişikliklere de işaret etmeye çalışacağız.
Bu çalışmada, Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan ilk metinde yapılan değişiklikler
sonrası ortaya çıkan metni, “son metin” biçiminde nitelendireceğiz.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
49TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
çalışmak yerinde değildir. Anlaşılabilir ve genelde benimsenebilir dü-
zeyde orta bir yol izlemenin, dilimizin gelişmesine ve zenginleşmesine
büyük katkılar sağlayabileceğine inanıyoruz.
TTK Tasarısı’nın gerekçesinde, “Gerek kanunda, gerek gerekçede arı
ve güzel Türkçe için özen gösterilmiştir. Teknik hukuk terimlerinin arılaştırıl-
masında Türk Medeni Kanunu esas alınmış, ayrıca uygulamada tutunmuş ve
kavrama uygun anlam kazanmış terimlere de Kanun’da yer verilmiştir. Ancak,
yadırganabilecek yeni terimler tercih edilmemiştir. Diğer yeni kanunlarla bu
konuda uyum sağlanmaya dikkat edilmiştir. Terimde tekdüze kullanım ilkesi
benimsenmiştir ...”
4
denilmiş ise de, tasarı incelendiğinde; kullanılan dil,
kavram ve sözcüklerde kararsızlıklar bulunduğu; bazen aynı konuda
farklı sözcükler, bazen de aynı anlama gelen birden çok sözcüğün bir-
likte kullanıldığı görülmektedir. Ayrıca yazım yanlışları ve tekrarlara
rastlanması da, Tasarı metninin kaleme alınmasında yeterli dikkat ve
özenin gösterilmediği izlenimi yaratmaktadır.
Aşağıda Tasarı’da kullanılan dil ve ifadeler konusundaki bu genel
gözlemlerimizi, somut örnekler vererek açıklamaya çalışacağız.
B. Tasarıdaki Eski-Yeni Sözcük Seçimleri
Tasarı’da, yeni ve anlaşılır şekilde Türkçe karşılığı bulunan bazı
sözcükler yerine eski sözcükler seçildiğine rastlanmaktadır. Örneğin:
• “kendiliğinden” yerine “resen” (m. 27, m. 83, f. 1),
• “açığa vurmak” yerine “ifşa etmek” (m. 55, f. 1, bent, b/3),
• “yargılamayı gerektiren” yerine “muhakemeye muhtaç”, “zorunluluğu-
na” yerine “mecburiyetine” ve “hazırlayıcı” yerine “ihzari”
5
(m. 83, f. 2),
• “uyuşmazlık” yerine “ihtilaf” (m. 105),
• “hakkı saklı kalmak” veya “hakkı devam etmek” yerine “hakkına halel
gelmemek” (m. 129),
• “süreleri” yerine “mehilleri” (m. 657),
4
Tasarı, s. 402.
5
Bu hükümdeki eski sözcüklerin yenileştirilmesi gerektiği konusunda bkz., Moroğlu,
s. 41. Ayrıca “ihzari” karşılığı için bkz., Yılmaz, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Ankara 1982,
s. 215.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• “sahip” ya da “taşıyan” yerine hep “haiz” (m. 2, f. 3; m. 113, f. 3, m.
125; m. 659, f. 1; m. 727, f. 1 gibi birçok hükümde) kullanılmıştır,
• tasarı metninde “özgü” sözcüğünün “mahsus” yerine (m. 2),
kullanılmasını yerinde, fakat yukarıdaki sözcük seçimleri ile çelişkili
buluyoruz. Tasarı, m. 73, f. 2 “tahsis”, buna karşılık m. 2, f. 2 ve 35, f. 4
gibi birçok hükümde “özgü” denilmesi yanında, m. 481’deki “ikincil yü-
kümler” ile m. 1424’deki “bağıtlanmak” da eski-yeni sözcük seçimlerindeki
kararsızlığın birer göstergesidir. M. 783, f. 1’deki “emrine tahsis edilmiş”
yerine de “emrine ayrılmış” veya “emrine özgülenmiş” denilebilir,
• ayrıca TTK’daki “Esas Mukavele” yerine, Tasarı’da, yarısı yeni-
lenmiş, diğer yarısı olduğu gibi bırakılmış “Esas Sözleşme”nin kullanıl-
masını (m. 333 vd., 339 vd., ) da yerinde bulmuyoruz.
6
Çünkü “Anas
özleşme” kavramı hem uygulamada yerleşmiş, hem mevzuatımıza
girmiştir (bkz., KoopK. 2-6 vd). Üstelik, eskiden kullanılan “Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu” yerine nasıl ki “Anayasa” diyorsak, burada da “Esas
Mukavele” yerine “Anasözleşme” diyebiliriz. Buradaki “Ana” sözcüğü,
“temel olan, oluşturan, kuran, kurumsallaştıran” anlamındadır.
7
Böylece,
kurallar kademelenmesinde (normlar hiyerarşisinde) en üstte yer alan
Anayasa’nın kendi adı ve dili ile de uyum sağlanmış olur,
• m. 411’de “azlık” denilmiş ve mevcut kanunun 366. maddesinde
de aynı sözcük kullanılmış ise de, bunun yerine, anlamı ve sözlüklerde
yeri olan “azınlık” kavramı kullanılmalıdır.
8
Kavramın, kamu huku-
kunda özel ve siyasi bir anlamı olduğu düşünülebilir ise de, Ticaret
Hukuku’nda yalnız değil, “azınlık pay sahipleri” veya “azınlık ortaklar”
biçiminde ifade edildiği, hatta yalnız kullanılsa dahi özel hukuk alanında
kavrama farklı bir anlam yüklenmiş olacağı için, kamu hukukundaki
azınlık kavramı ile karıştırılma olasılığı yoktur.
• m. 421’deki “nisap” sözcüğü yerine de “oran” veya “yetersayı”,
9
• m. 483’ün kenar başlığındaki “ıskat” yerine “pay sahipliğinden
çıkarma”,
10
6
Nitekim bkz., Moroğlu, s. 12 ve 121.
7
Bu konuda bkz., Bahtiyar, Mehmet, Anonim Ortaklık Anasözleşmesi, İstanbul 2001, s.
6-7.
8
Öneri için bkz., Moroğlu, s. 12.
9
Bkz., Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, s. 367.
10
Nitekim bkz., Moroğlu, s. 148.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
51TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• m. 482, f. 2, 486, f. 1 ve diğer hükümlerdeki “iştirak taahhüdü”
yerine “katılma taahhüdü”,
• m. 680’deki “kusur isnadı” yerine, m. 812’deki gibi, “kusur yük-
lenmesi”,
• m. 688, f. 2’deki “dermeyan edebilirler” yerine, m. 689, f. 2’deki gibi,
“ileri sürebilirler”,
• m. 730’un kenar başlığındaki “müracaat” yerine, maddenin met-
nine ve m. 725’in kenar başlığı ile m. 769 ve 810’a uygun ve Türkçe olan
“başvuru” denilmelidir,
• m. 754’ün kenar başlığındaki, yürürlükteki kanunun 666. madde-
sinden aktarılan “Atıfet süreleri” yerine ”süre uzatımları”,
• m. 755, f. 1’deki “kişi nezdinde” yerine “kişi yanında”,
• m. 801’deki “cirosu kabil” yerine “ciro edilebilir” ya da “cirosu
mümkün”,
• m. 803, b. 6’daki “zikredilen” yerine “belirtilen”,
• m. 808’deki “sabit bulunduğu” yerine “saptandığı”,
• m. 825, f. 2’deki “caizdir” yerine “geçerlidir” denilebilir,
• buna karşılık, Tasarı’nın ilk metninde “belirlenir” yerine “tayin
olunur” (m. 8, f. 1), “disipline ilişkin” yerine “inzibati” (m. 14), “kimlik”
yerine “hüviyet” (m. 29), “açıklık” veya “kamuya açıklık” yerine “aleniyet”
(m. 35), “sağlanması amacıyla” yerine “temini maksadıyla” (m. 74, f. 1),
“dayanılarak” yerine “istinaden” (m. 82, f. 4), “yetkili olmak” yerine “me-
zun olmak” (m. 110), “belirti” yerine “emare” (m. 111), “devrolunan” ya
da “katılan” yerine “iltihak eden” (m. 136), “öğrenme tarihi” yerine “ıttıla
tarihi” (m. 206), “olağan” ya da “alışılagelmiş” yerine “mutad” (m. 223),
“uğraşan” yerine “meşgul” (m. 230, f. 1), “hükümler” veya “kurallar” ye-
rine “kaideler” (m. 317), “türü” yerine “nev’i” (m. 339, f. 1/j) denilmesini
yerinde bulmadığımızı ifade etmiştik.
11
Tasarı’ın bugünkü metninde, bu önerilerimizi karşılayan bazı de-
ğişiklikler yapılmış; ayrıca yalnızca m. 11, f. 3’te “tahsis olunan” yerine
“özgülenen” kullanılmıştır.
11
Bkz., yukarıda, dpn. 3’te yollama yaptığımız makalemiz, s. 2458 vd.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yürürlükteki m. 125’in kenar başlığı olan “Önleyici Tedbirler” yerine
Tasarı’nın 111. maddesinde başlık olarak “Önleyici Önlemler” denmesini
de oldukça ilginç bulmuş ve sanki “önleyici olmayan önlem” de varmış
izlenimi yaratan bu ibare yerine yalnızca “Önlemler” veya “Önlem Yü-
kümlülüğü” ya da “Önlemler Alma Yükümlülüğü” denilmesini önermiştik.
Bu ibarenin son metinde düzeltilerek, yerine “Önlemler” denilmesini
yerinde bulmakla birlikte, aynı kenar başlık, m. 757’de hala varlığını
sürdürmektedir. Buna karşılık, m. 61’in kenar başlığı “İhtiyati Tedbirler”
olup, m. 128, f. 8’de “İhtiyati tedbir” ve m. 775’te de “tedbirleri” sözcükleri
yer almıştır.
C. Aynı Anlamda veya Biri Diğerini Kapsayan Anlamlarda
Farklı Sözcüklerin Birlikte Kullanılması
• m. 54’te yan yana “haksız ve hukuka aykırı”,
• m. 62, f. 1/b’de “icap ve tekliflerinin”.
12
aynı şekilde m. 281, f. 1’de
yan yana “öneri, icap”,
• m. 133’ün kenar başlığında “şahsî”, metninde “kişisel”,
• m. 367’de “teşkilat”, m. 375’te “örgüt”,
• m. 461’de hem “yeni pay alma hakkı”, hem “rüçhan hakkı”,
• m. 660’da hem “itfa”, hem “ödeme”,
• m. 662’de hem “men” hem “ödeme yasağı”,
• m. 1401’de “tehlike” yanında “riziko”, ayrıca m. 710, f. 2’de “tehlike”,
m. 712’de ise “risk” sözcükleri kullanılmıştır.
Buna karşılık, Tasarı’nın ilk metnine yönelik bazı önerilerimiz
13
doğrultusunda kısmi düzeltmeler yapıldığını görmekteyiz:
• Tasarı, m. 29’da hem “hüviyet” hem “kimlik” yerine yalnızca
“kimlik”,
12
Her iki sözcüğün de “öneri” anlamına geldiği ve birlikte kullanılmasının hatalı
olduğu konusundaki haklı eleştiri için bkz., Moroğlu, s. 36.
13
Bkz., yukarıda, dpn. 3’te yollama yaptığımız makalemiz, s. 2460 vd.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
53TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• m. 129’un kenar başlığında “gecikme faizi”, metninde “temerrüt
faizi” çelişkisi yerine başlıkta da “temerrüt faizi” denilmesi yerindedir.
• Tasarı’nın ilk metninde, ikinci kitabın başlığında “Ticaret Şirketle-
ri” ve izleyen maddelerde “Şirket” sözcüğü kullanılmış iken, Birleşme,
bölünme ve tür değiştirmeyi düzenleyen Tasarı’nın 134- 194. madde-
lerinde, “ortaklık” sözcüğü yer almakta idi. Üstelik, Tasarı m. 135’te
“ortaklık”ın “ticaret şirketlerini” ifade edeceği özellikle belirtilerek, bu
hükümlere adeta “kanun içerisinde kanun” niteliği verilmişti. Aynı şe-
kilde, Tasarı, m. 211 vd.’da “kolektif şirket” denildiği halde, m. 226’da ve
227’de “ortaklık” sözcüğü yer almıştı. Bu ikilemin son metinde giderildiği
görülmekte ise de, Tasarı’nın 135. maddesindeki “ortak” ve “pay sahibi”
kavramları için aynı yöndeki eleştirimiz geçerlidir,
• Kolektif şirkete ilişkin m. 243 vd. hükümlerinin yer aldığı bölümün
başlığı “Şirketin Sona Ermesi ve Ortakların Ayrılması” iken, m. 243’deki
üst kenar başlığında “İnfisah” sözcüğü yer almış ve infisah nedenleri
altında, fesih (dağılma) nedenleri de sayılmıştı. Son metinde üst kenar
başlık olarak “Sona Erme” denilmesi yerinde olmuştur,
• m. 248’in kenar başlığında “Şirket müddetinin ...” , madde metnin-
de ise “şirket süresinin” denilmişti. Son metindeki “Şirket Süresi” ifadesi
dilde arılaştırma yönünden olumludur,
• m. 299’un kenar başlığında “Muvakkat ödemeler”den, madde
metninde ise “geçici olarak para dağıtılması”ndan söz edilmişti. Son
metinde kenar başlık “Geçici ödemeler” olarak düzeltilmiştir,
• m. 363, f. 2’de, hangi suçlardan mahkumiyetin yönetim kurulu
üyeliği sıfatını sona erdireceği sayılırken, “... dolandırıcılık, nitelikli do-
landırıcılık” denmiş ise de, nitelikli dolandırıcılığın ayrıca belirtilmesini
gereksiz bulmuştuk. Bu sayım hükmünün metinden çıkarıldığı görül-
mektedir,
• İlk metinde m. 1407’de yan yana “kusur ve kast” sözcüklerinin
kullanılması doğru değil iken, son metinde m. 1429’da yalnızca “kusur”
sözcüğü yer almıştır.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
D. Yazım, Yer ve Yollama Yanlışlıkları ile Tekrarlar
• m. 27’de “resen”, m. 83’te “re’sen” yazılmıştır,
• m. 31, f. 3’te yer alan “Her iki halde 27, ila 30. madde hükümleri geçer-
lidir” cümlesinde, “ila” değil, “27-30. ...” yazılması daha uygun olacaktır.
Üstelik “ila” kalsa bile, bu sözcüğün önünde virgül kullanılmaması ge-
rektiğini belirtmiş, m. 778’de çok sayıda “ila” sözcüğünün de virgülsüz
yazıldığını belirtmiştik. Son metinde virgül işareti yer almamıştır,
• m. 39 vd.’da hep “Unvan” şeklinde bir yazılışa rastlanmakta ise de,
uygulamada ve bazı sözlüklerde, “ünvan” biçiminde yazılmaktadır,
14
• m. 43, f. 2’de “kooperatif şirket” denilmiş ise de, uygulamada ve
Kooperatifler Kanunu’nda yalnızca “kooperatif” sözcüğü yer almaktadır;
“şirket” sözcüğünün eklenmesi gereksizdir,
15
• m. 55’in son cümlesinde “Önceden yazılmış genel işlem şartları” de-
nilmiş olup, bu hükmün İsviçre hukukundan çevrildiği görülmektedir.
Genel işlem şartlarının tipik özelliklerinden birisi de “önceden yazılmış
bulunmaları” olduğuna göre,
16
Tasarı’da yalnızca “genel işlem şartları”
denmesi yeterli olup, bilineni tekrara gerek yoktur. Şayet İsviçre kanun
koyucusu “önceden yazılmış” olmaya özel bir anlam yüklüyor ise, madde
gerekçesinde bunun da ayrıca açıklanması gerekirdi,
• m. 55, f. 1, bent, a/10’da “Yıllık oranlar üzerinde” ifadesindeki son
sözcük, herhalde “üzerinden” olmalıydı,
• m. 114, f. 4 hükmünün yeri bu madde değildir; hüküm, m. 113, f.
3 olmalı ve mevcut f. 3 ise f. 4 olmalıdır,
• m. 146, f. 1/f’de, 140. maddeye yapılan yollama da hatalı olup,
141. madde olarak düzeltilmelidir.
• m. 226, f. 3, oybirliği ve oyçokluğunu tanımlamakta ise de, bu
hüküm, bilineni tekrar niteliğinde ve gereksizdir,
17
14
Bkz., Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, s. 481.
15
Nitekim bkz., Moroğlu, s. 45.
16
Nitekim bkz., Türk Borçlar Kanunu Tasarısı, m. 20; ayrıca, Zevkliler, Aydın-Aydoğdu,
Murat, Tüketicinin Korunması Hukuku, Ankara 2004, s. 159; Havutçu, Ayşe, Tüketicinin
Genel İşlem Şartlarına Karşı Korunması, İzmir 2003, s. 74 vd.; Bahtiyar, Mehmet, “Genel
İşlem Koşullarına Karşı Tüketicinin Korunması” Yargıtay Dergisi, 1996, S. 1-2, s. 76 vd.
17
Bu haklı saptama için bkz., Moroğlu, s. 68.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
55TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• m. 227’de iki adet 3. fıkra mevcut olup, ikincisinin f. 4 olması
gerekir,
• m. 349, f. 1’deki “ayîn”, herhalde “ayın” olmalıdır,
• m. 353, f. 1’deki “... yönetim kurulu üyelerinin, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı’nın, ilgili alacaklının ve pay sahibinin talebi üzerine ... ticaret mahke-
mesince şirketin feshine karar verilir” ifadesindeki “ve” bağlacının herhalde
“veya” yazılması gerekir. Aksi takdirde sayılanların fesih davasını ayrı
ayrı açamayacakları gibi bir anlam çıkarılabilir,
• m. 476, f. 1’deki “kuruş” ile f. 3’te “yeni kuruş” birbirine karışmaktadır,
• m. 515’te de “anonim şirketlerin finansal tabloları ... şirketin malvar-
lığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını tam,
anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, gereksinimlere ve işletmenin niteliğine uygun
bir şekilde; şeffaf ve güvenilir olarak; gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık
surette yansıtacak tarzda (dürüst resim ilkesi) çıkarılır.” hükmündeki tek-
rarların ve benzer sıfatların çokluğunun rahatsız edici ve aşırı olduğu
göze çarpmaktadır,
• m. 667’nin kenar başlığında “usül” yazılmış iken, m. 657, f. 2’de
“usul” m. 668’in kenar başlığında ise “usûl” yazılmıştır. Oysa yazımlarda
birlik sağlanmalıdır. Doğrusu “usul”dür.
18
• m. 766, f. 1’deki ”ehliyet” sözcüğünden sonra virgül kullanılmalıdır.
• m. 778’de birçok kere rastlanan “ilâ” sözcükleri yerine, yollama
yapılan madde numaraları arasında – (tire) işareti kullanılabilir. Mevcut
kanunda da bu işaret kullanılmıştır.
• m. 836’daki “umumi” sözcüğünün son harfi yanlışlıkla büyük
harfle yazılmıştır.
Buna karşılık, Tasarı’nın ilk metnine yönelik bazı önerilerimiz
19
doğ-
rultusunda son metinde kısmi düzeltmeler yapıldığını görmekteyiz;
• m. 42’nin kenar başlığına uygun biçimde metninde de “kolektif”
yerine “kollektif” yazılmıştır,
18
Bkz., Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, s. 493; Türk Dil Kurumu Okul Sözlüğü, s. 786-787.
19
Bkz., yukarıda, dpn. 3’te yollama yaptığımız makalemiz, s. 2460 vd.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• m. 82, f. 4’te “Kayıtlar, 67. maddenin 4. fıkrasının birinci cümlesine
istinaden bilgisayarlı ortama alınıyor ise” denmişti. Oysa 67. maddenin 4.
fıkrası yoktu; yollamanın 65. maddenin 4. fıkrasına yapılması gerekirken
yanlışlık yapılmıştı. Bu yollama hatası son metinde düzeltilmiştir,
• m. 148, f. 1’de “... bu konuda uzman olan bir bağımsız denetleme
kuruluşuna denetlettirmeleri şarttır” ifadesindeki “bu konuda uzman olan”
sözcükleri, bağımsız denetleme yapacak kuruluşların zaten uzman ol-
maları zorunluluğu karşısında gereksizdi. Son metinde “... uzman olan
bir işlem denetçisine” denilmiş ise de, aynı eleştiri yöneltilebilir,
• m. 333’te “... belirlenip ve” ifadesi kullanılmış ise de, “verip, yapıp,
belirlenip, olup” gibi sözcüklerden sonra “ve” bağlacının kullanılmasının,
dilbilgisi yönünden yerinde olmadığını vurgulamıştık. Son metinde bu
bağlaç yerine virgül yazılmıştır,
• m. 480, f. 4’deki “İkincil yükümler hakkında, esas sözleşmede, sözleşme
cezası da öngörülebilir” hükmü, m. 481, f. 2’de de aynen tekrarlanmıştı.
Son metinde, m. 480’deki cümle çıkarılmış bulunmaktadır,
• m. 1505, f. 2/a’da “Bakanlar Kurulu Tüzüğü”nden söz edilmiş ise
de, Anayasa, m. 115 uyarınca tüzük çıkarma yetkisi zaten Bakanlar Ku-
rulu’nda olduğuna göre, “Tüzük” denilmesi yeterli olup, ilk iki sözcük,
bilineni tekrardan öte bir anlam taşımamakta idi.
20
Bu hata son metin-
de (m. 1527, f. 2/a hükmünde), yalnızca “Tüzük” biçiminde yazılarak
düzeltilmiştir.
E. Amacı İfade Edemeyen ve İçeriği Belirsiz Sözcükler
• İkametgah yerine “yerleşim yeri”nin kullanıldığı Türk Medeni
Kanunu ile uyum sağlama düşüncesinden olsa gerek, TTK Tasarısı, m.
674’te “Yerleşim yerli poliçe”den söz edilmiştir. Oysa bu uzun ve kullanımı
zor ifade yerine mevcut kanundaki gibi, hem uygulamada yerleşmiş,
hem kullanımı kolay olan “ikametgahlı poliçe” denilebilirdi. Aynı şekilde,
m. 697 düzeltilebilir,
• m. 650’nin kenar başlığı “Tahvil” ise de, bu sözcük hem eski, hem
bir kıymetli evrak türü olan, anonim ortaklıkların çıkardığı borç senedi
20
Bu haklı eleştiri için bkz., Moroğlu, s. 193.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
57TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
niteliğindeki tahvili çağrıştırdığı için,
21
bunun yerine “ Kıymetli Evrakın
Türünün Değiştirilmesi” veya kısaca “Tür Değiştirme” denilmesi yerinde
olacaktır,
• m. 52, f. 1’deki “ticaret hayatında geçerli olan dürüst uygulamalar”,
m. 54, f. 1’deki “dürüst ve bozulmamış rekabet”, m. 54, f. 2’deki “tedarik
edenler”, m. 128, f. 2’deki “güvenilir bir kişi”,
22
m. 209’daki “... topluluk
itibarının, topluma veya tüketiciye güven veren bir düzeye ulaştığı hallerde”,
m. 223, f. 1’deki “şirketin özüne ilişkin üretim araçları”,
23
m. 296, f. 1’deki
“saygın banka”, m. 398, f. 1’deki “dürüst resim ilkesi”, “gerçeği dürüstçe
belirtme”, m. 452, f. 1’deki “müktesep ve vazgeçilmez haklar”,
24
m. 456, f.
1’deki “nispeten ihmal edilebilir tutarlar” ve m. 855, f. 5’teki “pervasızca
bir davranış” gibi bazı ifadeler de, anlamı tam belirlenemeyen, yoruma
açık veya çeviri kokan anlatımlara örnek verilebilir,
• m. 553’ün kenar başlığı ve metnindeki “yönetim kurulu üyelerinin
...” yanında yer alan “yöneticilerin” sözcüğü de tereddüt doğurabilecek
niteliktedir. Şayet kastedilen “müdürler” ise, bu sözcük kullanılmalıdır.
Tek yöneticisi olacak şirketler göz önüne alınarak yöneticilerden söz
edilmiş ise, bu durumda da m. 359, f. 1’deki “bir veya daha fazla kişiden
oluşan bir yönetim kurulu” ifadesi ile, Tasarının kendi içerisinde çelişki
oluşmaktadır. “Tek kişilik kurul”dan söz etmenin anlamsızlığı da ayrı
bir husustur,
• m. 625, f. 1/a’da müdürlerin görevleri ve yetkileri sayılırken kulla-
nılan “şirketin üst düzeyde yönetimi ve yöneltimi” ifadesindeki “yöneltimi”
sözcüğünün anlamı açıklanmayı gerektirmekte idi. Son metinde bu defa
da, “yönetilmesi ve yönetimi” biçiminde ve aynı anlamdaki iki sözcük
kullanılmış olup hatalıdır,
• m. 696, f. 2’deki “kabulü yapan” yerine “kabul eden” daha düzgün
bir ifadedir,
• m. 790’ın kenar başlığındaki “görevi” yerine, hükmün anlamına
ve m. 684-685’e uygun biçimde “işlevi” denilmelidir,
21
Bu saptama, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü’nce 2005 Yılı, 13-14
Mayıs günlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı” konulu
konferansta Prof. Dr. H. Sami Türk tarafından da dile getirilmiştir.
22
Nitekim bkz., Moroğlu, s. 47-48.
23
Eleştiri için bkz., Moroğlu, s. 68.
24
Bu kavramların eleştirisi için bkz., Moroğlu, s. 134.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• m. 791’in kenar başlığı “Hamiline yazılı çek üzerine yapılan ciro”
yerine kısa ve anlaşılır şekilde, “Hamiline yazılı çekin cirosu” olmalıdır,
Buna karşılık, Tasarı’nın ilk metnine yönelik bazı önerileri ve
eleştiriler doğrultusunda son metinde kısmi düzeltmeler yapıldığını
görmekteyiz;
• m. 429 vd.’daki “Tevdi temsilcisi” ifadesi, amacına uygun olma-
yıp, bunun yerine, “saklatan temsilcisi” veya “tevdi eden temsilcisi” öne-
rilmişti.
25
Son metinde “Tevdi eden temsilcisi” ifadesinin benimsendiği
görülmektedir,
• m. 353, f. 5’teki “tatmin edici tiraja sahip gazeteler” biçimindeki
belirsiz ifade yerine, son metinde, Moroğlu’nun önerdiği gibi,
26
“... tirajı
elli binin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan” denilmiştir,
III. TİCARİ İŞLETME VE ŞİRKETLERE İLİŞKİN
BAZI HÜKÜMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
A. Genel Olarak
Tasarı’nın, Ticari İşletme ve Şirketler kitaplarına yönelik toplu
değerlendirme, eleştiri ve öneriler, Prof. Dr. Erdoğan M. Moroğlu ta-
rafından ayrıntılı biçimde yapılmış ve bir kitapta
27
toplanmış olup, bu
görüş ve değerlendirmelere biz de katılmaktayız. Bununla birlikte, bazı
konulardaki ek gerekçelerimiz ile birkaç maddeye ilişkin kişisel değer-
lendirmelerimizi de, özet biçimde ve tekrardan kaçınmaya çalışarak
sunmanın yararlı olabileceğini umuyoruz.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, ticari mümessil ve ticari vekilin BK’da
değil de, tacir yardımcıları olarak TTK Tasarısı’nda düzenlenmesi yö-
nündeki öneriye
28
biz de katılıyoruz. Tasarı’yı hazırlayan komisyonun
başkanı, bu öneriye karşı çıkarken, söz konusu kişilerin tacir yardımcısı
sayılamayacaklarını, çünkü ancak işletme dışındaki yerlerde faaliyet
25
“Saklatan temsilcisi” önerisi için bkz., Moroğlu, s. 128-129. Sayın M. Moroğlu, Türkiye
Barolar Birliği’ni temsilen komisyon ile yapılan görüşmede sözlü olarak da “Tevdi
eden temsilcisi”ni önermişti.
26
Bkz., M Moroğlu, s. 91.
27
Bkz., Yukarıda dpn. 2’de anılan eser.
28
Bkz., Moroğlu, s. 23.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
59TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
yürütenlerin tacir yardımcısı niteliğinde ve bu kişilerle tacir arasındaki
ilişkinin vekalet sözleşmesinin bir türü olduğunu dile getirmiştir.
29
Oysa
bilindiği üzere, ticari mümessil, ticari vekil ve seyyar tüccar memuru,
tacir yardımcıları arasında ve bağlı tacir yardımcıları grubunda yer al-
maktadır. Üstelik, ticari mümessilin mutlaka işletmenin olduğu yerde ve
işletme içerisinde faaliyet göstermesi gibi bir zorunluluk yoktur.
30
Esasen
böyle bir zorunluluk, temsilin öngörülüş amacı ile de bağdaşmazdı.
Diğer yandan, yalnızca vekaletin özel bir görünümü olduğu ge-
rekçesiyle anılan tacir yardımcılarının BK’da bırakılmış olması da pek
haklı gözükmemektedir. Çünkü, bilindiği ve Tasarı, m. 102, f. 2’de ön-
görüldüğü üzere, acentelikte de, temsil ilişkisi gündeme gelmekte ve
belirli bir aşamada vekalet hükümlerine başvurulmaktadır. O halde aynı
mantıkla, acenteliğin de BK’da düzenlenmesi savunulabilirdi.
B. İlgili Maddelere Göre Değerlendirme ve Öneriler
Tacir
I. Gerçek kişiler
1. Genel olarak
Madde 12 . 1. Bir ticarî işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten
kişiye tacir denir.
2. Bir ticarî işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, tele-
vizyon ve diğer ilân araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret
siciline tescil ettirerek durumu ilân etmiş olan kimse, fiilen işletmeye
başlamamış olsa bile tacir sayılır.
3. Bir ticarî işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adî bir şirket
veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şir-
ket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü
kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
29
Tekinalp, bu ifadeleri, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü’nce 2005 Yılı
13-14 Mayıs günlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı”
konulu konferansta dile getirmiştir.
30
Ticari temsilcinin yetki kapsamının belirlenmesinde, işletme konusuna dahil olması
şartıyla, işlemin yapıldığı coğrafi alanın hiçbir önemi olmadığı konusunda bkz., Kırca,
İsmail, Ticari Mümessillik, Ankara 1996, s. 154.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneri
Maddenin 2. fıkrası, yürürlükteki m. 14, f. 2 gibi, tacir sayılma yö-
nünden, “ticari işletmenin tescili ve durumun ilan edilmiş olması” şartlarını
birlikte aramaktadır. Oysa Domaniç tarafından haklı olarak belirtildiği
üzere bu ifade biçimi hatalıdır. Çünkü, bu fıkranın “veya”dan önceki
kısmı uyarınca, bir işletmenin varlığı ve çalıştırılması gerekmeksizin,
işletmeyi kurup açtığını özel ilanlarla halka duyuran kişi tacir sayıldığına
göre, fıkranın ikinci kısmında belirtilen ve resmi olması gereken ilan da
tacir sayılmayı öncelikle gerektirmelidir. Fakat resmi ilan, Sicil Gazetesi
ile yapıldığından, bu ilan için de tescil ön şart olduğundan, tescil, ilanı
da sağlayacak ve bir sorun doğmayacaktır. Ne var ki, bu ifadeye göre,
yalnızca tescilin yapılması, resmi ilan yapılmadıkça, tacir sayılmaya
yol açmamaktadır. İlana kurucu işlev yükleyen bu hüküm hatalıdır.
31
Bu açıdan, 2. fıkradaki “... kaydettirerek durumu ilân etmiş olan” yerine
“kaydettiren” demekle yetinilebilir.
IV. Hükümleri
1. Tescil ve İlânın Üçüncü Kişilere Etkisi
Madde 36. 1. Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsun-
lar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde
edildiği; ilânın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının
yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını
doğurur. Bu günler, tescilin ilânı tarihinden itibaren işlemeye başlayacak
olan sürelere de başlangıç olur.
2. Bir hususun tescil ile beraber derhal üçüncü kişiler hakkında
sonuç doğuracağına veya sürelerin derhal işleyeceğine ilişkin özel
hükümler saklıdır.
3. Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan
sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez.
4. Tescili zorunlu olduğu halde tescil edilmemiş veya tescil edilip
de ilânı zorunlu iken ilân olunmamış olan bir husus, ancak bunu bil-
dikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere
karşı ileri sürülebilir.
31
Eleştiri için bkz., Donaniç, Hayri, Ticaret Hukukunun Genel Esasları, İstanbul 1988, s.
157-158.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
61TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneri
Maddenin 4. fıkrası, yürürlükteki m. 39, f. 2’yi aktararak, tescil ve
ilanı gerekirken yalnızca tescil ettirilmiş hususlara, sicil bölgesi içi-dışı
ayrımı da yapmaksızın hiçbir etki tanımamıştır. Oysa bu konuda, İm-
regün’ün, yalnızca tescil ettirilen bir hususun, sicil bölgesi içerisindeki
üçüncü kişilere karşı etkili olması biçimindeki önerisi
32
değerlendirile-
bilirdi.
Ticaret Unvanı ve İşletme Adı
A. Ticaret Unvanı
I. Kullanma zorunluluğu
1. Genel olarak
Madde 39. 1. Her tacir, ticarî işletmesine ilişkin işlemleri ticaret
unvanıyla yapmak ve işletmesiyle ilgili senetlerle diğer belgeleri bu
unvan altında imzalamak zorundadır.
2. Tescil olunan ticaret unvanının, ticarî işletmenin giriş cephesinin
herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine, okunaklı bir şekil-
de yazılır. Ayrıca tacirin kullandığı işletmeyle ilgili belgelerinde, sicil
numarası, ticaret unvanı, merkezi, tacir sermaye şirketi ise sermaye
miktarı, web sitesi adresi ve numarası da gösterilir.
Değerlendirme ve Öneri
Hükmün 2. fıkrasında öngörülen, sermaye miktarının belgelerde
gösterilmesi zorunluluğu, ortaklık sermayelerinin sık sık değişmesi ne-
deniyle işlevsel değildir. Web sitesi numarası da teknik sayılabilecek
bir bilgi niteliğinde ve ortaklık belgelerinde gösterilmesi gereksizdir;
çünkü web sitesi adresinin gösterilmesi ile aynı amaç zaten gerçekle-
şebilmektedir. Ayrıca, 2. fıkranın şubeleri de kapsadığını gösteren bir
cümle eklenmelidir.
33
32
İmregün, Oğuz, Ticaret Hukukunun Genel İlkeleri, İstanbul 1989, s. 80.
33
Öneri için bkz., Moroğlu, s. 33-34.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Şubeler
Madde 48. 1. Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını şube
olduğunu belirterek kullanmak zorundadır. Bu unvana şube ile ilgili
ekler yapılabilir.
2. 41 ve 45. maddeler şubenin ticaret unvanı hakkında da uygulanır.
3. Merkezi yabancı ülkede bulunan bir işletmenin Türkiye’deki
şubesinin ticaret unvanında, merkezin ve şubenin bulunduğu yerlerin
ve şube olduğunun gösterilmesi şarttır.
Değerlendirme ve Öneri
Hükmün ilk fıkrası uyarınca her şube, merkezinin unvanını, şube
olduğunu da belirterek kullanmak zorunda olduğundan, merkezin
unvanının oluşturulmasında da m. 41 ve 45 zaten uygulanacağından,
maddenin 2. fıkrasındaki yollama gereksiz olup, bu fıkra maddeden
çıkarılmalıdır.
Defterlerin Tümüyle İncelenmesi
Madde 85. 1. Malvarlığı hukukuna ilişkin olan, özellikle de mirasa,
mal ortaklığına ve şirket tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıklarda, mahkeme,
ticari defterlerin teslimine ve bütün içeriklerinin incelenmesine karar
verebilir.
Değerlendirme ve Öneri
Ticari defterler, tacirin sırlarını da içerebildiği ve defterlerin her
tarafının incelenmesi, tacir yönünden ağır ve sakıncalı olacağı için,
34
yürürlükteki Kanun, teslim hallerini, “miras, şirket ve iflas” uyuşmazlık-
ları ile sınırlamıştı. Oysa Tasarı’nın bu hükmü, “malvarlığına ilişkin olan,
özellikle de ...” biçimindeki ifadesiyle teslim hallerini bu üç hal ile sınırlı
olmaktan çıkartmış ve malvarlığına ilişkin diğer uyuşmazlıklarda da
defterlerin teslimine karar verilebileceğini düzenlemiştir ki, bu durumun
sakıncalı olacağı kanısındayız. Ayrıca, Tasarı’da örnek niteliğindeki üç
hal sayılırken mal ortaklığı denilmesi de amacı ifade edememekte ve
34
Nitekim bkz., İmregün, s. 149.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
63TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
belirsizliğe yol açmaktadır.
35
Bu nedenlerle mevcut kanun hükmünün
muhafaza edilmesi yerinde olacaktır.
Ticaret Şirketleri
B. Uygulanacak kanun hükümleri
Madde 126. 1. Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şar-
tıyla, Medenî Kanun’un tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu
Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Borçlar Kanunu’nun adi şir-
kete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda,
ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.
Değerlendirme ve Öneri
Uygulanacak hükümleri gösteren bu hükmün başına “Emredici
hükümlere aykırı olmayan sözleşme hükümleri ile” ibaresi eklenebilir. Böy-
lece, en başta uygulanacak hükümler ile bunların sırası da gösterilmiş
olur.
36
C. Geçerli Tür Değiştirmeler
Madde 181. a. Bir sermaye şirketi;
1. başka türde bir sermaye şirketine;
2. bir kooperatife;
b. Bir kolektif şirket;
1. bir sermaye şirketine;
2. bir kooperatife;
3. bir komandit şirkete;
c. Bir komandit şirket;
1. bir sermaye şirketine;
35
“Mal ortaklığı” ibaresinin müşterek mülkiyeti çağrıştırdığı yönündeki haklı eleştiri
için bkz., Moroğlu, s. 41.
36
Nitekim bkz., Poroy (Tekinalp-Çamoğlu), Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul
2000, N. 17.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. bir kooperatife;
3. bir kolektif şirkete;
d. Bir kooperatif bir sermaye şirketine
dönüşebilir.
Değerlendirme ve Öneri
Bu maddede, sermaye şirketlerinin şahıs şirketlerine dönüşmesinin
engellendiği görülmekte ise de, bu sınırlamanın haklı bir nedeni olduğu
kanısında değiliz. Üstelik uygulamada, bir anonim veya limitet şirketin
kolektif şirkete dönüştürülmesi gereksinimi pekala duyulabilir.
III. Noksanlıklar
Madde 214. 1. Sözleşmesi kanunî şekilde yapılmamış veya sözleş-
meye konması zorunlu olan kayıtlardan biri veya bazıları eksik yahut
geçersiz olan bir kolektif şirket, adi şirket hükmünde olup hakkında 216.
madde hükmü saklı kalmak şartıyla Borçlar Kanunu’nun adi şirketlere
ilişkin maddeler uygulanır.
2. 12. madde hükmü saklıdır.
D. Tescil
I. Yükümlülük
Madde 215. 1. Kolektif şirketi kuranlar şirket sözleşmesinin noter-
likçe onaylı bir suretini onay tarihinden itibaren on beş gün içinde şirket
merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret siciline vererek şirketin tescilini
istemek zorundadırlar. Suret, sicil müdürlüğünce saklanır ve 213. madde
gereğince sözleşmeye konması zorunlu olan kayıtlar ile kanunun emir
eylediği diğer hususlar tescil ve ilân olunur.
II. Yükümlülüğün Yerine Getirilmemesi
Madde 216. 1. Tescil yükümlülüğü yerine getirilmeksizin şirket
adına işlere başlanmışsa ortaklar giriştikleri işlerden dolayı üçüncü
kişilere karşı müteselsilen sorumludur.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
65TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Bir kolektif şirket sözleşmesi yapılmaksızın, şirketin türünü gös-
terir bir kaydı içermese bile ortak bir unvan altında üçüncü kişilerle
işlem yapılması veya onlara karşı haksız bir fiil işlenmesi halinde de
aynı hüküm geçerlidir.
Değerlendirme ve Öneri
Tasarının bu üç maddesi, kanunun 156-158. maddelerinin tekra-
rıdır. Kolektif ortaklık kuruluşundaki sorumluluk ilişkileri açısından
karışık gözüken ve tasarıdaki 12. maddeye, 216. maddeye ve BK’daki
adi şirket hükümlerine yaptığı yollamalar nedeniyle de açıklanmayı
gerektiren
37
bu sorumluluk sisteminin, tek maddede ve daha açık bir
şekilde yazılması düşünülebilirdi. Ayrıca, Tasarı, m. 216, f. 2 hükmü,
kanundaki m. 158. f. 2’ye denk gelmekte olup, öğretide haklı olarak
çok eleştirilen, gereksiz ve yararsız bulunan bu hükmün çıkartılması
önerisi
38
de dikkate alınmalıydı.
Şirketin ve Ortakların Üçüncü Kişilerle İlişkileri
A. Tüzel kişiliğin kazanılması
Madde 232. 1. Kolektif şirket ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik
kazanır. Aksine sözleşme üçüncü kişilere karşı geçersizdir.
Değerlendirme ve Öneri
Tasarı’nın 125, 215 ve 216. maddeleri karşısında yukarıdaki hüküm
gereksiz bir tekrardır. Üstelik hükmün ikinci cümlesinin de amacı be-
lirsiz olup açıklanmaya muhtaçtır.
B. Temsil
I. Kapsam
Madde 233. 1. Şirketi temsile yetkili olan kimse, şirketin işletme
konusuna giren her türlü işi ve hukukî işlemleri şirket adına yapmak
37
TTK 156-158 hükümlerinin getirdiği sorumluluk sisteminin açıklanması için bkz.,
Çamoğlu (Poroy-Tekinalp), N. 216 vd.
38
Bkz., Domaniç, Hayri, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. I, İstanbul 1988, s. 571 vd.; İm-
regün, Oğuz, Kolektif, Komandit ve Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Ortaklıklar,
İstanbul 1989, s. 18 vd.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ve şirketin unvanını kullanmak yetkisini haizdir. Bu yetkiyi sınırlayan
her şart, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
2. Ancak şirket sözleşmesinin tescil ve ilânı gerekli hükümlerine
göre şirketin bağlanabilmesi için birlikte imza şart kılınmışsa, bu şart,
üçüncü kişilere karşı da geçerlidir.
Değerlendirme ve Öneri
Bu maddenin ilk fıkrası, tasarıya alınmamış olan “Ultra Vires” il-
kesini çağrıştırmaktadır. Ayrıca, şirketi temsilen yapılacak işlemlerde
şirketin unvanını kullanmak bir yetki olduğu kadar, aynı zamanda
yükümlülüktür. Tasarı’nın 39 ve 40. maddeleri de bu yükümlülüğü
doğrulamaktadır.
IV. En Az Sermaye
Madde 332. 1. Tamamı esas sözleşmede taahhüt edilmiş bulunan
sermayeyi ifade eden esas sermaye elli bin Türk Lirası’ndan ve yönetim
kuruluna tanınmış yetki tavanını gösteren kayıtlı sermaye sistemini
kabul etmiş bulunan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç
sermayesi yüz bin Türk Lirası’ndan aşağı olamaz. Bu en az tutarlar
Bakanlar Kurulu’nca tüketici fiyatları endeksine göre artırılabilir.
2. Bu kanun anlamında, kayıtlı sermayeli anonim şirketlerde baş-
langıç sermayesi kuruluşta ve sisteme ilk geçildiğinde sahip olunması
zorunlu olan sermayedir; çıkarılmış sermaye ise, çıkarılmış payların
tümünün itibarî değerlerinin toplamını temsil eder.
3. Halka açık olmayan anonim şirketler gerekli şartları yitirdik-
lerinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan izin alarak kayıtlı sermaye
sisteminden çıkabilecekleri gibi, bu sisteme alınırken aranan nitelikleri
yitirdikleri takdirde istemleri bulunmasa bile aynı Bakanlık tarafından
sistemden çıkartılırlar.
4. 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun
12. maddesi hükmü saklıdır.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
67TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneriler
• Maddenin ilk fıkrasında sözü edilen kayıtlı sermaye sisteminin
niteliği ve yararının daha iyi anlaşılabilmesini için, “yönetim kuruluna
tanınmış yetki” yerine “ yönetim kuruluna anasözleşme ile tanınacak sermaye
artırımına karar verme yetkisinin” denilmesinde yarar görüyoruz.
• Ayrıca 3. fıkrada kayıtlı sermaye sisteminden çıkmak için de Ba-
kanlık’tan izin alınması gereğinin öngörülmesi, bu sistemin isteğe bağlı
(ihtiyari) niteliği
39
ile bağdaşmamaktadır. Liberalleşme eğilimlerinin gi-
derek daha da güçlendiği ve formalitelerin azaltıldığı bir dünyada bu
tür kısıtlamalar hem amaca elverişsiz, hem yararsızdır.
• Kaldı ki, Tasarı’nın 333. maddesi uyarınca ve işletme konusuna göre
bazı şirketler, kuruluş ve anasözleşme değişikliği iznine bağlı değildir.
Tasarı’da, kuruluş sırasında veya sonradan kayıtlı sermaye sistemine geç-
mek için de Bakanlık izni öngörülmemiş iken, sistemden çıkmanın izne
bağlanması, Tasarı’nın kendisi içerisinde de çelişki oluşturmaktadır.
• Nihayet, SPK’nın 12. hükmünü saklı tutan 4. fıkranın da bir yararı
bulunmamaktadır. Çünkü halka açık şirketlerin, TTK’ya göre özel ka-
nun niteliğinde olan SerPK’ya tabi olduğu açıktır (SerPK 2 ve 3). Zaten
Tasarı, m. 460, f. 7’de, halka açık şirketlere ilişkin SerPK hükümleri saklı
tutulduğuna göre, yukarıdaki 4. fıkra, tamamen gereksizdir.
Kuruluş
I. Kurucu işlem
Madde 335. 1. Şirket, kurucuların kanuna uygun olarak düzenle-
nen, imzalarının noterce onaylandığı esas sözleşmede, anonim şirket
kurma iradelerini açıklamaları ve sermayenin tamamını şartsız taahhüt
etmeleriyle kurulur.
2. 355. maddenin 1. fıkrası hükmü saklıdır.
39
Bu sistemin ihtiyari niteliği konusunda bkz., Aytaç, Zühtü, Sermaye Piyasası Hukuku
ve Hisse Senetleri, Ankara 1988, s. 155; Bahtiyar, Mehmet, Anonim Ortaklıkta Kayıtlı
Sermaye Sistemi ve Sermaye Artırımı, İstanbul 1996, s. 89.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneri
• Bu hüküm, şirketin kuruluş anı ile tüzel kişilik kazanma anını
birbirinden ayırmış ve Alman hukukundaki ön şirket modelini benim-
semiştir. Tasarı’nın madde gerekçesinde bu tercihin nedeni yeterince
açıklanmamış; hatta belirsizliği daha da artıracak biçimde “... Ön-anonim
şirket, tüzel kişiliği haiz anonim şirketten farklıdır ... Ön-anonim şirket ile
anonim şirketin ayrışması sadece Tasarı’nın 12. maddesi bakımından değil,
organların oluşumu ve yetkilerini kullanma anlarının belirlenmesi başta olmak
üzere birçok diğer hüküm yönünden de önemlidir. Hakim görüş uyarınca,
ön-anonim şirket bir adi şirket veya dernek olmayıp; bir elbirliği mülkiyeti
(şirketi) oluşturur ... Şirketin tescili ile ön-şirket tasfiyesiz infisah eder ... Türk
hukukunda ön-anonim şirketin niteliği ile hukuki durumu öğretide ve mahkeme
kararlarında açıklığa kavuşacaktır” denilmiştir.
40
Türk hukuk öğretisi ve uygulamasına göre, ticaret şirketlerinin ku-
ruluşu aşamasında, tüzel kişilik oluşana kadar geçecek süre içerisinde
kurucular arasındaki ilişki, adi ortaklık ilişkisi olarak kabul edilmiştir.
41
Bu görüş ve uygulama, BK 520, f. 2 hükmü ile de tam bir uyum içerisinde
idi. Oysa Tasarı, yeterli gerekçesini de belirtmeksizin, bu konuda önemli
bir sistem değişikliğine gitmiştir. Tasarı gerekçesinde doyurucu bir bilgi
bulunmamakla birlikte, komisyon başkanı, bu husustaki eleştiriyi ya-
nıtlarken, gerekçe olarak, anasözleşme hükümlerinin tescilden önce de
uygulanmasını sağlamak amacıyla ön şirket sistemini benimsediklerini
açıklamıştır.
42
Uygulamada rastlanma olasılığı çok zayıf olmakla birlikte, sırf teorik
de olsa belirtmek gerekir ki; şayet anasözleşmedeki bazı hükümler tes-
cilden önce uygulanabilir nitelikte ve tarafların böyle bir arzuları var ise
bu hususun kararlaştırılması mümkün olabilir. Kuruluş sırasında ifası
gereken bazı yükümlülüklerin anasözleşmede öngörülmesi, örneğin bir
40
Bkz., Tasarı, s. 487.
41
Ayrıntılı bilgi, görüş ve kararlar için bkz., Bahtiyar, Mehmet, Anonim Ortaklık Ana-
sözleşmesi, İstanbul 2001, s. 32 vd. Bununla birlikte, söz konusu adi ortaklığın ne za-
mandan itibaren başlayacağı konusunda öğreti ve uygulamada bir belirsizlik mevcut
olup, kural olarak bu ortaklığın ana sözleşmenin imzalanması ve onaylanmasından
itibaren başlaması gerekir. Bkz., Aynı eserimiz, s. 33 vd. ve orada yollama yaptığımız
yerli ve yabancı yazarlar.
42
Tekinalp, bu görüşünü, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü’nce 2005
Yılı 13-14 Mayıs günlerinde Ankara’da düzenlenen “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı”
konulu konferansta dile getirmiştir.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
69TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
yer kiralanması, bir malın satın alınması, kuruluş hazırlıkları ve tanıtım
için toplantılar ve kampanyalar düzenlenmesi, izin, ruhsatname veya
marka tescil başvurusunda bulunulması gibi.
Bu açıdan, kurulacak anonim ortaklık anasözleşmesinin iki amaca
hizmet ettiği gözden kaçırılmamalıdır. Anasözleşme, yalnızca kurula-
cak ortaklığın anayasası olmayıp, özellikle anonim ortaklığın ortaya
çıkabilmesi için kendisinden ayrı kalınamayacak bir temel de oluştur-
maktadır. Bu temel, kurucuların birbirleriyle ve üçüncü kişilerle olan
hukuki ilişkileri için büyük bir öneme sahiptir. Adi ortaklıkta iç ilişkileri
düzenleyen Borçlar Kanunu hükümleri çok büyük oranda yedek nite-
likte olduğu, yani iç ilişkilerde irade özgürlüğü ilkesi geçerli olduğuna
göre, bu aşamada uygulanması mümkün olan anasözleşme hükümleri,
aynen bir adi ortaklık sözleşmesi hükümleri gibi uygulanabilir.
43
Örneğin, kurulacak ortaklığın anasözleşmesine, kurucuların ortaklık
esas sermayesinin belirli bir kısmını taahhüt ettikleri ve taahhütlerini
de kısmen nakdi sermaye olarak ödeyeceklerine ilişkin bir hüküm ko-
nulmuştur. Tescil öncesi ilişkinin adi ortaklık olarak nitelenmesi, bu adi
ortaklığa ayrıca bir sermaye tahsisi de gerektirmediğine göre, söz konusu
hüküm ile, aynı zamanda ön ortaklığın ortakları sıfatıyla kurucuların
yükümlülükleri de belirlenmiş ve sınırlanmış olmaktadır.
44
•Alman hukukundaki ön ortaklık sisteminin, kendi içerisinde tu-
tarlı bir mantığı ve karşıladığı bir gereksinim vardır. Gerçekten, Alman
43
Bu yöndeki yerinde değerlendirme için bkz., Hirsch, E. Ernst, Ticaret Hukuku Dersleri,
İstanbul 1946, s. 259; Ansay,Tuğrul, Anonim Şirketler Hukuku, Ankara 1982, s. 79-80.
Ayrıca, mevcut sistemde ana sözleşmenin ortaklar arasındaki ilişkide tescilden önce
uygulanabileceği konusunda, Barlas, Nami, Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme
İlişkileri, İstanbul 1998, s. 113-114.
44
Karş., Hirsch, s. 259’da örneği verdikten sonra, bu durumda “... Borçlar Kanunu’nun
521. maddesinin tatbikine yer kalmamıştır. Eğer şirket mukavelesinde böyle bir hü-
küm olmasaydı; müessirlerin sermaye koymak hususundaki mükellefiyetleri, ön şir-
ketin şerikleri sıfatı ile Borçlar Kanunu’nun 521. maddesine göre tayin edilmek lazım
gelecekti” denilmektedir. Bu ifade tarzı, ana sözleşmede sermayeye ilişkin hüküm
bulunmaması durumunda ön ortaklığa ayrı bir sermaye tahsisi gerekebileceği gibi
anlaşılabilir ki, yazarın bunu amaçladığı kanısında değiliz. Zaten TTK 279 uyarınca
ana sözleşmede her bir ortağın taahhüt edeceği sermayenin niteliği ve miktarının
gösterilmesi zorunludur. Ayrıca, taraf iradeleri, anonim ortaklık kurulana dek bir
adi ortaklık oluşturmaya yönelmiş değildir. Adi ortaklık, tarafların tescil öncesi iliş-
kilerine BK 520/II uyarınca bağlanan kanuni bir sonuçtur. Bu istisnai hükümden
hareketle, taraf iradelerinden aksi açıkça anlaşılmadığı sürece, ön ortaklığa ayrıca
sermaye tahsisi gerektiğini sonucuna varılamaz.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
hukukunda bir anonim şirket kuruluşu ve tüzel kişilik kazanmasının
oldukça uzun sürdüğü, hatta aylar geçmesini gerektirdiği, bu aradaki
sürede de ön ortaklık modeli sayesinde, gelecekteki şirket adına, ama
henüz tüzel kişilik kazanmadığı için onun yerine doğrudan ön ortaklık
aracılığıyla hak edinmenin ve borç altına girmenin mümkün kılındığı
anlaşılmaktadır.
45
Oysa Türk hukukunda kuruluş birkaç haftada tamam-
lanabilmekte ve kuruluş sırasındaki işlemlerden dolayı kurucular ve
işlem yapanlar sorumlu tutulabilmektedirler (TTK 301).
• Madde gerekçesinde, ön-şirketin adi şirket olmayıp, elbirliği mül-
kiyeti (şirketi) oluşturduğunun belirtilmesi de sonuca etkili değildir.
Çünkü adi şirkette de ortaklar arasında kural olarak elbirliği mülkiyeti
hükümleri geçerlidir (BK 534).
46
Bu nedenlerle, Tasarı ile getirilmek istenen, pratik bir gereksinime
ve haklı bir gerekçeye dayanmayan bu sistem değişikliğini yerinde bu-
lamıyor; mevcut sisteme devam edilmesinde yarar ve hatta zorunluluk
görüyoruz.
2. Emredici Hükümler
Madde 340. 1. Esas sözleşme, bu Kanun’un anonim şirketlere ilişkin
hükümlerinden ancak, kanunda buna açıkça cevaz verilmişse sapabilir.
Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme
hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar.
Değerlendirme ve Öneri
• Hükmün tamamına yönelik eleştirilere katılmanın yanında,
özellikle ilk cümlesinin getirdiği gereksiz kısıtlamaya karşı ek bazı ge-
rekçeler de öne sürülebilir. Öncelikle belirtmeliyiz ki, anılan kısıtlama,
anasözleşmenin hukuki niteliği konusundaki yerli ve yabancı doktrine
ve uygulamaya hiç uygun düşmemektedir. Çünkü anasözleşmenin, bir
45
Ön ortaklık, taşınmaz maliki olabilmekte, onun adına banka hesabı açılabilmekte
ve ona karşı dava açılabilmektedir. Bkz., Hoffmann-Becking, Michael, Münchener
Handbuch des Gesellschaftsrecht, Bd. 4: Aktiengesellschaft, München 1988, s. 15 vd.
Nitekim bu husus, Prof. Dr. Hasan Pulaşlı tarafından, Yeditepe Üniversitesi’nde
2005 Yılı Mayıs ayında düzenlenen ve TTK Tasarısı’nın tartışıldığı toplantıda açık
ve somut örneklerle ifade edilmiştir.
46
Ayrıca bkz., Poroy, (Tekinalp-Çamoğlu), N. 82.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
71TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
yönüyle şirket anayasası, diğer bir yönüyle de borçlar hukuku sözleşmesi
niteliğinde yerli ve yabancı öğretide olduğu genellikle kabul edilmekte
47
ve ortaklar, Kanun’un öngördüğü hususlar dışında da anasözleşmelere
birçok hüküm koyabilmekte, kanuni düzenlemelerden, tamamen veya
kısmen sapabilmektedirler.
Anasözleşmeden sapılabilmesi için, buna açıkça cevaz verilmesi
şartı, kazüistik kanun yapma yöntemini akla getirmekte ve kanunu
hazırlayanların, her olasılığı düşünmüş ve ona göre kanundan sapma
iznini vermiş olmalarını gerektirmektedir. Oysa bu fiilen mümkün
olmadığı gibi, anasözleşmenin irade özgürlüğüne tabi olan kısmını
da ortadan kaldırmaktadır. Üstelik, her ortaklık, emredici hükümler
dışında, kendi anayasasını yapabilme gibi bir özgürlükten yoksun bı-
rakılamaz. Böyle bir kısıtlama, liberalleşme eğilimlerine de ters düşer
ve dayatma anlamına gelir.
Madde gerekçesinde, bu hükmün, “normatif sistemin zorunlu bir
parçası” olduğu belirtilmekte ve Alman hukukundan alındığı vur-
gulanmakta ise de, gerekçede de değinildiği üzere, bu kısıtlamanın
Alman hukukunda bile bir çok karşıtı bulunmaktadır. Kanun’da em-
redici nitelik taşımayan birçok hüküm bulunsa bile, bu hükümlerden
sapılabilmesi için de açık bir sapma izni öngörülmesini normatif sisteme
geçiş ile açıklamak mümkün değildir. Çünkü normatif sistem, irade
özgürlüğünün ortadan kaldırılmasını değil, tam tersine, kuruluşun ko-
laylaştırılmasını, denetim ve tescil makamlarının yetkilerinin mümkün
olabildiğince kısıtlanmasını gerektirir.
Daha da ilginç olanı, gerekçesinde, maddenin sözüne aykırı biçimde
“Hükümdeki ‘kanunda açıkça cevaz verilmişse’ ibaresi, maddenin lafzından
sapabilme imkanının açıkça anlaşılmadığı durumlarda, amaca uygun düşen,
metodoloji öğretisine aykırı olmayan, tatmin edici gerekçelere dayanan, so-
nuçları adil olan ve menfaatler dengesini gözeten bir yorumla ‘sapabilme’nin
haklılık kazandığı varsayımları da kapsamaktadır. Kanun’un somut olay hak-
kında sustuğu hallerde kanuni boşluğun doldurulmasına ilişkin metodoloji
kuralları uygulanır” denilmiş olmasıdır. Aktardığımız gerekçe, sapabil-
menin kanunda açıkça izin verilmesine bağlı olduğunu öngören mad-
de metnine tamamen aykırı olup, anasözleşmeden, Kanun’da açıkça
izin verilmeyen sapmalar da yapılabileceğini göstermektedir. Ayrıca
47
Bkz., Bahtiyar, Anasözleşme, s. 15-32.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
bu gerekçe, hükmün davaları azaltacağı yönündeki kendi dayanağını
da ortadan kaldırmaktadır. Çünkü sapabilmenin haklı olup olmadığı
yoruma ve tartışmaya açık olup, birçok uyuşmazlığa peşinen davetiye
çıkarmaktadır.
Üstelik Tasarı, konusu yönünden bazı anonim şirketlerin kuruluş
ve anasözleşme değişikliklerini izne bağlayan mevcut sistemi benimse-
miş; izne tabi şirketlerde de bakanlık incelemesinin yalnızca emredici
hükümlere uygunluk ile sınırlı olduğunu açık hükme bağlayarak (m.
333), bakanlığın takdir yetkisi olup olmadığı konusunda önceden beri
yapılan tartışmaları sona erdirmiştir. Şu durumda Tasarı’nın normatif
sistemi benimsediği zaten açık olup, bu sisteme geçiş adına anonim
şirketlere ilişkin tüm hükümlere emredicilik kazandırılması yerinde
olmamıştır. Anasözleşmelere ihtiyari hükümler konulması veya yedek
nitelikli kanun hükümlerinden sapılabilmesi olanağı veren mevcut sis-
temin yanında, izne tabi şirketlerde bakanlık incelemesinin yalnızca
emredici hükümlere uygunluk ile sınırlı olacağını öngören hükmün (m.
333) muhafaza edilmesi, normatif sisteme engel oluşturmayacaktır.
VI. Aynî Sermaye
1. Aynî Sermaye Konulabilecek Malvarlığı Unsurları
Madde 342. 1. Üzerlerinde sınırlı aynî bir hak, haciz ve tedbir bu-
lunmayan, nakden takdir edilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet
hakları ile sanal ortamlar da dahil, malvarlığı unsurları aynî sermaye
olarak konulabilir. Hizmet edimleri, şahsî emek, ticarî itibar ve vadesi
gelmemiş alacaklar sermaye olamaz.
2. 128. madde hükmü saklıdır.
Değerlendirme ve Öneri
• Madde gerekçesinde, vadesi gelmemiş alacakların sermaye konul-
masının niçin engellendiği sorusunun doyurucu bir yanıtı verilmemiştir.
Vadesi gelmiş alacak para ise, zaten tahsil edilip, nakit sermaye olarak
konulabileceğine göre bu sınırlama anlamsızdır. Ayrıca bu sınırlama,
m. 343, f. 2, 482, 483, 127 ve 130 ile de bağdaşmamaktadır.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
73TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Yönetim Kurulu
A. Genel olarak
I. Atama ve seçim
1. Üyelerin sayısı ve nitelikleri
Madde 359. 1. Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel
kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yöne-
tim kurulu bulunur. Temsile yetkili en az bir üyenin yerleşme yerinin
Türkiye’de bulunması ve Türk vatandaşı olması şarttır.
2. Bir tüzel kişi yönetim kuruluna üye seçildiği takdirde, tüzel ki-
şiyle birlikte, tüzel kişi adına, tüzel kişi tarafından belirlenen sadece bir
gerçek kişi de tescil ve ilân olunur; ayrıca şirketin web sitesinde tescil
ve ilân keyfiyeti yayımlanır. Tüzel kişi adına sadece bu tescil edilmiş
kişi toplantılara katılıp oy kullanabilir.
3. Yönetim kurulu üyelerinin ve tüzel kişi adına tescil edilecek
gerçek kişinin tam ehliyetli olmaları şarttır. Yönetim kurulu üyeleri-
nin en az yarısıyla tüzel kişi adına tescil ve ilân edilen kişilerin ve tek
kişilik yönetim kurulunda üyenin yüksek öğrenim görmüş olmaları
gereklidir.
4. Üyeliği sona erdiren sebepler seçilmeye de engeldir.
Değerlendirme ve Öneri
• Maddede tek kişilik kuruldan söz eden f. 1 anlamsızdır. Bu durum-
da yöneticiden veya yönetim organından söz etmek daha doğrudur.
• Maddeye yöneltilebilecek diğer eleştirilere,
48
3. fıkrada öngörü-
len yüksek öğrenim şartının gereksizliği de eklenebilir. Bu zorlama,
ülkemizin gerçekleriyle pek bağdaşmayıp, özellikle aile tipi anonim
şirketlerde, ortaklar arasında yüksek öğrenim görmüş olanlar yok ise,
dışarıdan bu şartı taşıyan yöneticiler aramaya yöneltecek niteliktedir.
Yüksek öğrenim görmenin, daima iyi yönetici olma veya ticarette de
başarı sağlamanın ölçüsü sayılamayacağı açık ve ülkemizin birçok ünlü
iş adamı ile kanıtlanmış bir olgudur. Bu şartın, tek kişiden oluşan yö-
netim kurulu (!) için aranıp aranmadığı maddeden anlaşılmadığı gibi,
48
Bkz., Moroğlu, s. 94-95.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
aranması durumunda da yukarıda değindiğimiz sakınca doğacaktır.
Bu zorlamadan vazgeçilmesi gerektiği görüşündeyiz.
II. Üyeliğin Boşalması
Madde 363. 1. 334. madde hükmü saklı kalmak üzere, herhangi
bir sebeple bir üyelik boşalırsa, yönetim kurulu, kanunî şartları haiz
birini, geçici olarak yönetim kurulu üyeliğine seçip ilk genel kurulun
onayına sunar. Bu suretle seçilen üye, onaya sunulduğu genel kurul
toplantısına kadar görev yapar ve onaylanması halinde selefinin süre-
sini tamamlar.
2. Yönetim kurulu üyelerinden birinin iflâsına karar verilir veya
ehliyeti kısıtlanır ya da bir üye üyelik için gerekli kanunî şartları yahut
esas sözleşmede öngörülen nitelikleri yitirirse, bu kişinin üyeliği, her-
hangi bir işleme gerek olmaksızın, kendiliğinden sona erer.
Değerlendirme ve Öneri
• Maddede tek yöneticisi (Tasarı deyişiyle tek kişilik yönetim kuru-
lu) bulunan şirketlerde, o tek kişinin görevinin herhangi bir nedenle sona
ermesi (örneğin; ölüm, istifa, hapse mahkumiyet gibi) durumunda ne
olacağının yanıtı yoktur. Bu nedenle, görevin sona ermesinden itibaren
genel kurulun toplanmasına kadar geçecek sürede görev yapmak üzere
yedek üye seçimi yapılması zorunluluğu öngörülmelidir.
VI. Şirketle İşlem Yapma, Şirkete Borçlanma Yasağı
Madde 395. 1. Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan
şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi
halde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf
böyle bir iddiada bulunamaz.
2. Yönetim kurulu üyesi, onun 393. maddede sayılan yakınları,
kendisinin ve söz konusu yakınlarının ortağı oldukları şahıs şirketleri
ve en az yüzde yirmisine iştirak ettikleri sermaye şirketleri, şirkete nak-
den veya aynen borçlanamazlar. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti
ve güvence veremez, sorumluluk yüklenemez, borçlarını devralamaz.
Aksi halde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri,
makaleler Mehmet BAHTİYAR
75TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip
edebilirler.
3. Bankalar Kanunu hükümleri saklıdır.
Değerlendirme ve Öneri
• İşlem yapma ve borçlanma yasağı getiren bu hükme, “ticari amaç-
la” sözcüklerinin eklenmesi ve böylece, bir üyenin, kişisel gereksinimleri
için kendi şirketi ile işlem yapabilmesi gerekir. Aksi takdirde, örneğin
lastik üreten bir şirketin yöneticisi, kendi özel arabası için bile şirketi
ile sözleşme yapamayacak ve borçlanamayacaktır.
49
Genel Kurul
A. Genel olarak
Madde 407. 1. Pay sahipleri şirket işlerine ilişkin haklarını genel
kurulda kullanırlar. Kanunî istisnalar saklıdır.
2. Murahhas üyelerle en az bir yönetim kurulu üyesinin genel kurul
toplantısında hazır bulunmaları şarttır. Diğer yönetim kurulu üyeleri
genel kurul toplantısına katılabilirler. Denetçi ve kendilerini ilgilendiren
konularda işlem denetçileri genel kurulda hazır bulunurlar. Üyeler ve
denetçiler görüş bildirebilirler.
3. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın çıkaracağı tebliğde belirtilen şir-
ketlerin genel kurullarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın temsilcisi bu-
lunur. Diğer şirketlerde komiserlik görevini yerine getirecek olanlar ve
bunların nitelikleri Adalet Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın
birlikte çıkaracakları bir yönetmelikle belirlenir. Komiserlerin toplantıya
katılma giderleri ve ücretleri ilgili şirket tarafından karşılanır. Şirket
genel kurul toplantıları ile bu toplantıda bulunacak komiserlerin görev
ve yetkileri ile ücret tarifeleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca çıkarılacak
bir yönetmelikle düzenlenir.
49
Bu örnek ve haklı öneri, Prof. Dr. Sabih Arkan tarafından, Banka ve Ticaret Hukuku
Enstitüsü’nce Mayıs 2005’te düzenlenen “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı” konulu
konferansta dile getirilmişti.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneri
• 3. fıkrada yapılan, Bakanlık tebliğinde belirtilen ortaklık genel
kurulları için Bakanlık temsilcisi, diğer şirketlerin genel kurulları için
komiser ayrımının haklı bir mantığı olmadığı gibi, gerekçede de do-
yurucu bir açıklama yoktur. Üstelik gerekçe ile madde metni arasında
kullanılan kavramlar yönünden farklılık göze çarpmaktadır; çünkü
gerekçede, maddedeki Bakanlık temsilcisi yerine, Bakanlık komiseri
kavramı kullanılmıştır.
2. Kayıtlı Sermaye Sisteminde
Madde 460. 1. Halka açık olmayan bir anonim şirkette, ilk veya de-
ğiştirilmiş esas sözleşme ile, esas sözleşmede belirlenen kayıtlı sermaye
tavanına kadar, sermayeyi artırma yetkisi, yönetim kuruluna tanıdığı
takdirde, bu kurul, sermaye artırımını, bu kanundaki hükümlere göre
ve esas sözleşmede öngörülen yetki sınırları içinde gerçekleştirebilir.
2. Sermayenin artırılabilmesi için, yönetim kurulu, esas sözleşmenin
sermayeye ilişkin hükümlerinin, 333. madde uyarınca gerekli olması
halinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan izni alınmış şekillerini, artırıma
dair kararını, imtiyazlı paylara ve rüçhan hakkı sınırlamalarına ve prime
ilişkin kayıtları ve bunun yürütülmesi hakkında belirlediği kuralları,
esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde ilân eder. Yönetim kurulu, bu
kararında; artırılan sermayenin tutarını, çıkarılacak yeni payların itibarî
değerlerini, sayılarını, cinslerini, primli ve imtiyazlı olup olmadıklarını,
yeni pay alma hakkının sınırlandırılıp sınırlandırılmadığını, kullanılma
şartları ile süresini belirtir ve bu hususlarla kamuyu aydınlatma ilkesi
yönünden gerekli olan diğer konularda bilgi verir.
3. Çıkarılacak yeni payların taahhüdü, ödenmesi gereken asgarî
nakdî tutar, aynî sermaye konulması ve diğer konular hakkında 459.
madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
4. Yönetim kurulunun, imtiyazlı veya itibarî değerinin üzerinde pay
çıkarabilmesi ve pay sahiplerinin yeni pay alma haklarını sınırlandıra-
bilmesi için esas sözleşmeyle yetkilendirilmiş olması şarttır.
5. Yönetim kurulu kararları aleyhine, pay sahipleri ve yönetim ku-
rulu üyeleri, 445. maddede öngörülen sebeplerin varlığı halinde kararın
makaleler Mehmet BAHTİYAR
77TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ilân tarihinden itibaren bir ay içinde iptal davası açabilirler. Bu davaya
448 ilâ 451. madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
6. Sermaye artırımının yukarıdaki hükümlere uygun olarak gerçek-
leştirilmesinden sonra, çıkarılmış sermayeyi gösteren esas sözleşmenin
sermaye maddesinin yeni şekli, yönetim kurulunca tescil ettirilir.
7. Sermaye Piyasası Kanunu’nun halka açık anonim şirketlere ilişkin
hükümleri saklıdır.
Değerlendirme ve Öneri
• Kayıtlı sermaye sistemine geçiş ve sistemden çıkma bir anasözleş-
me değişikliği gerektirdiği halde, bu sistem içerisinde yapılacak sermaye
artırımları, bir anasözleşme değişikliği gerektirmemektedir. Olsa olsa,
şirketin çıkarılmış sermayesi anasözleşmede gösterildiği için, yönetim
kurulunun aldığı artırım kararları sonucunda ulaşılan yeni rakamlar
uyarınca anasözleşmenin ilgili hükmünün düzeltilmesi gündeme gele-
bilir. Nitekim İsviçre Hukukunda OR. Art. 651a ile TTK Tasarısı, m. 460,
f. 6, bu türden bir düzeltmeyi öngörmektedir.
50
Ancak burada, gerçek
bir anasözleşme değişikliğinden değil, belki anasözleşmenin uyarlan-
masından veya düzeltilmesinden söz etmek daha doğru olur.
Oysa Tasarı’da, bu maddenin de içerisinde yer aldığı ikinci ayrımın
başlığı “Özel Değişiklikler” olup, öncelikle sistematik açısından yanılgı
yaratmakta; maddenin gerekçesinde de, yönetim kurulunun anasözleş-
meyi değiştirmesinden söz edilmektedir. Ayrıca, maddenin 2. fıkrasında,
bu sistemden beklenen yararı oldukça azaltacak biçimde, Tasarı’nın 333.
maddesine yollama da yapılarak, “gerekli olması halinde” bakanlık iznin-
den söz edilmekte ve gerçekten, kayıtlı sermaye sistemindeki sermaye
artırımlarının da anasözleşme değişikliğine bağlandığı görülmektedir.
Bu durum, normatif sisteme geçiş, liberalleşme ve formaliteleri azaltma
gibi genel amaçlara ters düşmektedir.
Öte yandan, Tasarı’nın 332. maddesinde, kayıtlı sermaye sistemine
geçiş için bakanlık izninin şart koşulmamış olması da, sistem içerisinde
yapılacak artırımlarda izinden söz edilmesi ile çelişki oluşturmaktadır.
Önerimiz, bakanlık izninden söz eden hükmün kaldırılması, “...
hükümlerinin, 333. madde uyarınca gerekli olması halinde Sanayi ve Ticaret
50
Bkz., Bahtiyar, Kayıtlı Sermaye Sistemi, s. 42, 81, dpn. 131.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Bakanlığı’ndan izni alınmış şekillerini” ifadesi yerine yalnızca, “hükümle-
rini” yazılmasıdır.
Pay Bedelini İfa Borcu ve İfa Etmemenin Sonuçları
A. İlke
Madde 480. 1. Kanun’da öngörülen istisnalar dışında, esas sözleş-
meyle pay sahibine, pay bedelini veya payın itibarî değerini aşan primi
ifa dışında borç yükletilemez.
2. Kayıtlı sermaye sistemini kabul eden anonim şirketlerde esas
sözleşme ile yönetim kuruluna primli pay çıkarma yetkisi tanınabilir.
3. Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler;
tasfiye payına ilişkin hakları saklıdır.
4. Payların devirlerinin şirketin onayına bağlı olduğu hallerde, esas
sözleşme pay sahiplerine sermaye taahhüdünden doğan borçtan başka,
belli zamanlarda tekrarlanan ve konusu para olmayan edimleri yerine
getirmek borcu da yüklenebilir. Bu ikincil yükümlerin nitelik ve kap-
samları pay senetlerinin veya ilmühaberlerin arkasına yazılabilir.
Değerlendirme ve Öneri
• Hükmün 2. fıkrası, “Yönetim kurulunun, imtiyazlı veya itibarî değe-
rinin üzerinde pay çıkarabilmesi ve pay sahiplerinin yeni pay alma haklarını
sınırlandırabilmesi için esas sözleşmeyle yetkilendirilmiş olması şarttır” diyen
m. 460, f. 4 karşısında gereksiz bir tekrar olup hükümden çıkarılabilir.
II. Pay Senedi Bastırılması
Madde 486. 1. Şirketin ve sermaye artırımının tescilinden önce çıka-
rılan paylar geçersizdir; ancak, iştirak taahhüdünden doğan yükümler
varlıklarını sürdürür.
2. Yönetim kurulu, kuruluşun veya sermaye artırımının tescili
ve hâmiline olanlarda pay bedelinin tamamının ödenmesi tarihinden
itibaren üç ay içinde pay senetlerini bastırıp pay sahiplerine dağıtır.
Yönetim kurulunun hâmiline yazılı pay senetlerini bastırmaya ilişkin
makaleler Mehmet BAHTİYAR
79TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kararı tescil ve ilân edilir. Pay senedi bastırılıncaya kadar ilmühaber
çıkarılabilir. İlmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine
ilişkin hükümler uygulanır.
3. Azlık istemde bulunursa nama yazılı pay senedi bastırılıp tüm
nama yazılı pay senedi sahiplerine dağıtılır.
4. Tescilden önce pay senedi çıkaran kimse, bundan doğan zarar-
lardan sorumludur.
Değerlendirme ve Öneri
• Halka kapalı anonim ortaklıklarda da pay senedi bastırılması
zorunluluğu getiren bu madde, senet bastırma ve dağıtma maliyet/
zahmeti nedeniyle eleştirilebilir. Bunun yerine, mevcut sistem koru-
nabilir ya da payın bir belgeye bağlanması zorunlu görülüyorsa, daha
az masraf ve uğraş gerektiren ilmuhaber çıkarılması düzenlenebilir.
Tasarı’nın 1524. maddesinde öngörülen, sermaye şirketlerinin birer web
sitesi oluşturma zorunluluğunun da benzer bir zahmet ve özellikle kü-
çük şirketler için gereksiz bir masrafa yol açacağını, burada belirtmekte
yarar görüyoruz.
IV. KIYMETLİ EVRAKA İLİŞKİN
HÜKÜMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
A. Genel Değerlendirme
Tasarı’nın kıymetli evrak kitabının gerekçesinde, “... AB üyesi devlet-
ler dahil, Avrupa’da kambiyo senetleri hukukunda anılmaya değer bir değişiklik
olmadığı gibi, herhangi bir reform konusu da ortaya çıkmamıştır ...”
51
ve bu
kitaptaki değişiklikler konusunda da, “Bazı çeviri yanlışlıkları düzeltilmiş,
çelişkiler ortadan kaldırılmıştır” denilmiştir.
52
Buradan da anlaşıldığı üzere,
kıymetli evrak hükümlerinde bir değişiklik yapılmamış, yalnızca dil ve
ifadeler konusunda bazı müdahalelerde bulunulmuştur.
Türk hukukunu etkileyen yabancı hukuklarda bir değişiklik ya-
pılmamış olması, kıymetli evrak hükümlerinde bir değişikliğe gerek
bulunmadığı sonucuna yol açmış ise de, kanımızca, bazı düzeltme, ekle-
51
Bkz., Tasarı, s. 357.
52
Bkz., Tasarı, s. 380
Mehmet BAHTİYAR makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
meler ve değişiklikler yapılabilirdi. Çünkü, mevcut kanundaki birtakım
aksaklıkların tasarıya da yansımış olduğu, uygulamada sorun yaratan
bazı konulara çözüm getirilmediği ve özellikle, dil, ifade ve yazımlarda
yanlışlıklar ve yenileştirmelerde de çelişkiler bulunduğu görülmekte-
dir. Oysa, yeni bir kanun yapılırken yalnızca dış dinamiklerin dikkate
alınmaması, mevcut kanundaki eksiklik ve aksaklıkların giderilmesi ve
uygulamanın gereksinimlerine de bakılması gerekirdi.
B. İlgili Maddelere Göre Değerlendirme ve Öneriler
Tasarı’nın kıymetli evraka ilişkin hükümleri konusundaki değer-
lendirme ve önerilerimizi de ilgili maddeler altında belirtebiliriz:
Senetten Doğan Borç
Madde 646. 1. Kıymetli evrakın borçlusu, ancak senedin teslimi
karşılığında ödeme ile yükümlüdür.
2. Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça borçlu, vade geldiğinde,
senedin niteliğine göre alacaklı olduğu anlaşılan kişiye ödemede bu-
lunmakla borcundan kurtulur.
Değerlendirme ve Öneri
• Tasarı, m. 646, f. 1’deki “senedin teslimi karşılığında” ifadesi, se-
net zilyetliğinin, teslim dışındaki yollarla (kısa elden teslim, hükmen
teslim, zilyetliğin havalesi gibi) devrini kapsam dışı bırakan bir anlam
içermektedir. Oysa zilyetliğin bu tür yollarla devrinin mümkün olduğu,
m. 647, f. 1 ve 648, f. 2’den anlaşılmaktadır. Bu nedenle m. 646, f. 1’de
“senet zilyetliğinin devri karşılığında” denilmelidir. Buna paralel olarak, m.
649, f. 1’de de “ciro ve teslimi ...” yerine “ciro ve zilyetliğinin devri” ifadesi
kullanılmalıdır. Ayrıca, m. 838, f. 1’deki “teslim” yerine de “zilyetliğin
geçirilmesi” denilmelidir.
Tahvil
Madde 650. 1. Nama veya emre yazılı senet, ancak kendisine hak
verdiği ve borç yüklediği tüm kişilerin onayıyla hâmile yazılı senet
haline getirilebilir. Bu onayın bizzat senet üzerine yazılması gerekir.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
81TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Hâmile yazılı senetlerin nama veya emre yazılı senet haline ge-
tirilmesi hususunda da aynı kural geçerlidir. Bu son halde hak veya
borç sahibi kişilerden birinin onayı bulunmazsa bu değişiklik, ancak
değişikliği yapan alacaklı ile onun haklarına doğrudan doğruya halef
olan kişi arasında hüküm ifade eder.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 650’nin kenar başlığındaki “Tahvil” sözcüğü, Anonim ortaklık-
ların çıkardığı tahvili çağrıştırdığı için, onun yerine, maddenin içeriğine
de uygun olarak “Tür Değiştirme” denilmelidir. Ayrıca maddeye, nama
veya emre senetler arasında tür değiştirmeye yönelik olarak, şu şekilde
bir üç bir fıkra eklenmesini öneriyoruz:
3. Nama veya emre yazılı bir senedin, bu iki tür arasında dönüştü-
rülmesinde de yukarıdaki fıkralar uygulanır.
Hükümleri
Madde 652. 1. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak
da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir.
2. Bunun dışında iptal usulü ve hükümleri hakkında, kıymetli ev-
rakın çeşitli türlerine ilişkin özel hükümler uygulanır.
Özel Hükümler
Madde 653. 1. Çeşitli kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 652, f. 2 iptal usulü ve hükümleri hakkında kıymetli evrakın
çeşitli türlerine ilişkin özel hükümlerin uygulanacağını öngördüğünden,
m. 653 bir tekrardan ibaret olup, bu hükme gerek yoktur.
Eksik Nama Yazılı Senetler
Madde 656. 1. Nama yazılı senet içinde, senet bedelini her hâmiline
ödemek hakkını saklı tutmuş olan borçlu, alacaklı sıfatının ispat edil-
Mehmet BAHTİYAR makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
mesini aramamış olsa da, hâmile iyi niyetle yapacağı ödeme sonucunda
borcundan kurtulmuş olur. Şu kadar ki, hâmile ödemede bulunmakla
yükümlü değildir. 785. maddenin 2. fıkrası hükmü saklıdır.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 656 “eksik nama yazılı senetler”i düzenlemekte, fakat son cüm-
lesinde “785. maddenin 2. fıkrası hükmü ... saklıdır” denilmektedir. Oysa
saklı tutulan hüküm, “belirli bir kişi lehine”veya hamiline ”kelimesinin
veya buna benzer diğer bir ibarenin eklenmesiyle çekilen çek, hamiline yazılı
bir çek sayılır” demekle, farklı bir olasılığı düzenlemektedir. Bu nedenle
m. 656, f. 1’deki son cümleye ihtiyaç dahi yoktur; cümlenin maddeden
çıkarılması durumunda da aynı sonuç zaten geçerli olacaktır.
Hâmile Yazılı Senetler
A. Tanımı
Madde 658. 1. Senedin metninden veya şeklinden, hâmili kim ise
o kişinin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hâmile (hâ-
miline) yazılı senet sayılır.
2. Mahkeme kararıyla ödemeden men edilen borçlunun ödemesi
geçerli olmaz.
Hâmile Yazılı Faiz Kuponları
Madde 660. 1. Borçlu hâmile yazılı faiz kuponlarından doğan ala-
cağa karşı ana paranın itfa edildiği definde bulunamaz.
2. Ana paranın ödenmesi halinde, borçlu, ilerde muaccel olup da asıl
senetle birlikte kendisine teslim edilmeyen faiz kuponlarının tutarını,
bu kuponlar hakkında geçerli olan zamanaşımı süresi geçinceye kadar
alıkoymak hakkını haizdir; meğerki, teslim edilmeyen kuponların ipta-
line karar verilmiş veya tutarı karşılığında güvence gösterilmiş olsun.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
83TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
İptal kararı
I. Genel olarak
1. Yetki
Madde 661. 1. Pay senetleri, tahviller, intifa senetleri (münferit
kuponlar hariç olmak üzere), kupon belgeleri, esas kupon belgelerinin
yenilenmesine yarayan kuponlar (talonlar) gibi hâmile yazılı senetlerin
iptaline hak sahibinin talebi üzerine mahkemece karar verilir.
2. Yetkili mahkeme, borçlunun yerleşim yeri mahkemesi veya pay
senetleri hakkında anonim şirket merkezinin bulunduğu yerin mah-
kemesidir.
3. Dilekçe sahibinin senedin zilyedi bulunduğu ve onu zayi ettiği
yolundaki iddialarının mahkemece inandırıcı bulunması gerekir.
4. Bir senet kupon tablosu veya talon içeriyorsa ve hamil yalnız
kupon tablosunu veya talonunu yitirmişse, talebin haklı olduğunun
ispatı için senedin esas bölümünün ibrazı yeterlidir.
2. Ödeme Yasağı
Madde 662. 1. Dilekçe sahibinin talebi üzerine mahkeme senedin
borçlusunu; aksine hareket ettiği takdirde iki defa ödemek zorunda
kalacağını ihtar ederek bedelini ödemekten men eder.
2. Bir kupon belgesinin iptaline karar vermek gerektiği takdirde
vadeleri dava sırasında dolan münferit kuponlar hakkında faiz kupon-
larının iptaline ilişkin hükümler uygulanır.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 658, f. 2’nin yeri bu madde değildir. Bu fıkra hükmü, m. 662,
f. 1’e yazılmalıdır. Çünkü borçlunun ödemesinin mahkeme kararıyla
yasaklanması, m. 662’de düzenlenmiştir. Ayrıca bu fıkradaki “ödeme-
den men edilen” yerine Türkçe karşılık olarak, “ödemesi yasaklanan” veya
“ödeme yapması yasaklanan” denilmelidir. m. 662, f. 1’deki “ödemekten
men eder” yerine “ödemesini yasaklar” denilebilir.
• m. 660, f. 1’deki “ana paranın itfa edildiği” yerine “ana para borcunun
sona erdirildiği” ifadesi kullanılmalıdır.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
• m. 660 f. 2’deki “... alıkoymak hakkını haizdir” yerine “alıkoymak
hakkına sahiptir” ya da kısaca “alıkoyabilir” denilmelidir.
• m. 661, f. 4’deki “... ibrazı yeterlidir” ifadesindeki “ibrazı” yerine,
“sunulması” veya “gösterilmesi” sözcüğü kullanılabilir.
3. İlân ile Çağrı, Başvuru Süresi
Madde 663. 1. Mahkeme, dilekçe sahibinin, senedin zilyedi bulun-
muş ve onu zâyi etmiş olduğuna dair yaptığı açıklamanın doğruluğunu
inandırıcı görürse, belli olmayan hâmili ilân yoluyla senedi belirli bir
süre içinde ibraz etmeye çağırır ve aksi takdirde senedin iptaline karar
verileceğini ihtar eder. Sürenin en az altı ay olarak belirlenmesi gerekir;
bu süre ilk ilân gününden itibaren işlemeye başlar.
4. İlân Şekli
Madde 664. 1. Senedi ibraz hususundaki ilânın 35. maddede yazılı
gazetede üç defa yapılması gerekir.
2. Mahkeme gerek gördüğü takdirde ayrıca uygun göreceği diğer
şekillerde de ilânlar yapılmasına karar verebilir.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 663’teki “ibraz etmeye” yerine “sunmaya” sözcüğü kullanılma-
lıdır. Ayrıca bu maddedeki altı aylık sunma süresinin oldukça uzun
olduğu, ticari yaşamın gerekleri ve hukuk güvenliği nedenleriyle, üç ay
gibi daha kısa bir süre öngörülmesinin uygun olacağı görüşündeyiz.
• m. 664, f. 1’de (diğer bir çok hükümde olduğu gibi) ilanın yapı-
lacağı gazete için m. 35’e yollama yapmak yerine, doğrudan Türkiye
Ticaret Sicil Gazetesi’nin adı yazılabilir.
5. Hükümleri
a. Senedin İbrazı Halinde
Madde 665. 1. İptali istenen senet ibraz edilirse, mahkeme, dilekçe
sahibine senedin geri verilmesi davası açması için bir süre belirler.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
85TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Dilekçe sahibi bu süre içinde dava açmazsa, mahkeme, senedi
geri verir ve ödeme yasağını kaldırır.
b. Senedin İbraz Edilmemesi Halinde
Madde 666. 1. Senet belirlenen süre içinde ibraz edilmezse, mah-
keme, senedin iptaline karar verir veya gerekli görürse başka önlemler
de alabilir.
2. Hâmile yazılı bir senedin iptali hakkındaki karar, derhal 35.
maddede yazılı gazete ile ve mahkeme gerek görürse başka araçlarla
da ilân edilir.
3. İptal kararı üzerine dilekçe sahibi, gideri kendisine ait olmak
üzere yeni bir senet düzenlenmesini veya muaccel borcun ifasını iste-
mek hakkını haizdir.
II. Kuponlarda Usul
Madde 667. 1. Münferit kuponların zıyaı halinde hak sahibinin ta-
lebi üzerine, mahkeme, bedelin vâdesinde ve eğer vâde zaten dolmuşsa
derhal mahkemeye yatırılmasına karar verir.
2. Üç yıl geçtikten sonra hiçbir hak sahibi başvurmaz ve vâdenin
dolmasından itibaren üç yıl geçmiş olursa, mahkeme kararıyla bedel
dilekçe sahibine verilir.
III. Banknotlarda ve Buna Benzer Kağıtlarda Usul
Madde 668. 1. Banknot ve büyük miktarda çıkarılıp görüldüğün-
de ödenmesi gereken ve para yerine ödeme aracı olarak kullanılan ve
belirli bedelleri yazılı olan diğer hâmile yazılı senetlerin iptaline karar
verilemez.
2. Devlet tarafından çıkarılmış olan tahvillere ilişkin özel hükümler
saklıdır.
D. İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi
Madde 669. 1. Hâmile yazılı olan ipotekli borç senediyle irat sene-
dine ilişkin özel hükümler saklıdır.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 665, f. 1’deki “ibraz edilirse” yerine “mahkemeye sunulursa” m. 666,
f. 1’deki “ibraz edilmezse” yerine “mahkemeye sunulmazsa” denilebilir.
• m. 666, f. 1’deki “veya”nın “ve” olması gerekir. Fıkra 3’teki “istemek
hakkını haizdir” yerine “isteyebilir” sözcüğü kullanılmalıdır.
• m. 667’nin kenar başlığında “usül” yazılmış iken, m. 657, f. 2’de
“usul” m. 668’in kenar başlığında ise “usûl” yazılmıştır. Oysa yazımlarda
birlik sağlanmalıdır. Doğrusu “usul”dür.
53
•m. 668, f. 2 ve 669’da bazı hükümler saklı tutulmuş ise de, m. 652,
f. 2’deki saklı tutma hükmü ve ayrıca m. 653 yanında bu hükümlere de
gerek duyulmayabilirdi.
Poliçenin Düzenlenmesi ve Şekli
A. Şekil
I. Unsurları
1. Genel olarak
Madde 671.
1. Poliçe;
a. senet metninde “poliçe” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka
bir dille yazılmışsa, o dilde poliçe karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,
b. belirli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız havaleyi,
c. ödeyecek olan kişinin (muhatabın) ad ve soyadını,
d. vadeyi,
e. ödeme yerini,
f. kime veya kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını,
g. düzenlenme tarihini, yerini ve
h. düzenleyenin imzasını
içerir.
53
Bkz., Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, s. 493; Türk Dil Kurumu Okul Sözlüğü, s. 786-787.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
87TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Unsurların Bulunmaması
Madde 672. 1. 671. maddede yazılı unsurlardan birini içermeyen
senet aşağıdaki fıkralarda yazılı haller dışında poliçe sayılmaz.
2. Vadesi gösterilmeyen poliçenin görüldüğünde ödenmesi şart
edilmiş sayılır.
3. Ayrıca belirtilmiş olmadıkça muhatabın soyadı yanında gösterilen
yer, ödeme yeri ve aynı zamanda da muhatabın yerleşim yeri sayılır.
4. Düzenlenme yeri gösterilmeyen poliçe, düzenleyenin soyadı
yanında gösterilen yerde düzenlenmiş sayılır.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 671’de poliçe unsurları arasında “düzenlenme tarihi” ile “dü-
zenleyenin imzası”ndan söz edilmiştir. Oysa mevcut kanun, m. 583’te
“keşide tarihi” ile “keşidecinin imzası” öngörülmüştür. Bilindiği üzere
keşide etmek fiili, poliçe ve çek gibi üçlü ilişkilerde özel bir anlama
sahiptir.
54
Bu nedenle “düzenleyen” kambiyo senetlerinden yalnızca
bonoda kullanılabilir; çekte ve poliçede ise “keşideci” kullanılmaya
devam edilmelidir. m. 671’e ilişkin bu söylediklerimiz, çeke ilişkin m.
780 açısından da geçerlidir.
• Buna bağlı olarak, diğer birçok maddenin de düzeltilmesi gerek-
mektedir. Örneğin; Madde 693, f. 1’deki “düzenlenme gününden” yerine
“keşide gününden”; m. 701, f. 4’deki “düzenleyici” yerine “keşideci”, m.
704, f. 1, m. 706, f. 1 ve 2 ve m. 707, f. 1’de “düzenlenme” yerine “keşide”,
m. 795, f. 2, “düzenlenme” yerine “keşide”, m. 796, f. 1’deki “düzenlendiği”
yerine “keşide edildiği”, m. 796, f. 2’deki “düzenlenen” yerine “keşide edilen”
kullanılabilir. Ayrıca, m. 681, f. 3; m. 687, f. 1 ; m. 692, f. 2, 3 ve 4 ; m. 693,
f. 2 ; m. 697 f. 1; m. 698, f. 2, m. 701, f. 3; m. 704, f. 1; m.713; m. 722, f. 1;
m. 724, f. 1 gibi birçok hükümde bu ve benzer sözcükler vardır.
• m. 671’de muhatap ile lehdarın ad ve soyadlarının poliçede belirtil-
mesi öngörülmüş ise de, tüzel kişiler de muhatap ve lehdar olabileceğine
göre herhalde “adı, soyadı veya ünvanı” denilmesi doğru olacaktır.
• m. 672, f. 4’te, mevcut Kanun’un 693. maddesi tekrar edilmiş ise
de, mevcut aksaklığın tasarıda da devam ettirildiği görülmektedir. Çün-
Mehmet BAHTİYAR makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
kü belirtilen hükümde “düzenleme yeri gösterilmeyen poliçe, düzenleyenin
soyadı yanında gösterilen yerde düzenlenmiş sayılır” denmesine rağmen,
poliçe unsurlarını sayan m. 671’de düzenleyenin yalnızca imzası yer
almakta; adı-soyadı bulunmamaktadır. O halde hükmün “keşidecinin
imzası yanında” şeklinde düzeltilmesi zorunludur.
II. Yetkisiz İmza
Madde 678. 1. Temsile yetkili olmadığı halde bir kişinin temsilcisi
sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat so-
rumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen
kişinin sahip bulunabileceği hakları haiz olur. Yetkisini aşan temsilci
için de hüküm böyledir.
Değerlendirme ve Öneri
• Hükmün son cümlesinde, mevcut Kanun’un 590. maddesinde
olduğu gibi, yetkisini aşan temsilci açısından öngörülen sorumluluğun
miktarı ve niteliği konusunda tartışmalara yol açabilecek niteliktedir.
Çünkü TTK 590 uyarınca yetkisini aşarak kambiyo senedi düzenleyen
temsilcinin, yetkisini aştığı kısım kadar mı, yoksa tüm senet bedeli kadar
mı sorumlu olacağı veya yetki sınırına kadar temsil edilenin ve tem-
silcinin birlikte (müteselsilen) sorumlu sayılıp sayılamayacağı konusu
doktrinde tartışmalıdır. Tasarı’ya, bu tartışmaları sonlandırmak açısın-
dan, “Bu durumda temsilci, yalnızca yetkisini aşan miktar için sorumludur”
biçiminde bir ekleme yapılarak, sorumluluğa açıklık getirilebilirdi.
55
IV. Açık Poliçe
Madde 680. 1. Dolaşıma çıkarılırken tamamen doldurulmamış bu-
lunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu
anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hâmile karşı ileri sürülemez; meğerki,
hâmil poliçeyi kötü niyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine
ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun.
54
Bkz., İmregün, Kıymetli Evrak, s. 108, dpn. 4 ve orada anılan Poroy ve Tekil.
55
Nitekim bu öneri ve sorun hakkındaki tartışmalar konusunda ayrıntılı bilgi için bkz.,
Arıcı, Fatih, Kambiyo Senetlerinde Temsilcinin Yetkisini Aşarak Kambiyo Taahhüdünde
Bulunmasından Doğan Sorumluluk, Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu’na 65. Yaş Günü Armağanı,
İstanbul 1999, s. 10 vd.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
89TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneri
• m. 680’deki “kusur isnadı” yerine “kusur yüklenmesi” denilebilir.
Çünkü hem Türkçe’dir; hem Tasarı’nın 812. maddesinde de “kusur
yüklenmesi” kullanılmış bulunduğundan, ifadelerde birlik sağlanmış
ve çelişki önlenmiş olur.
3. Vadeden Sonraki Ciro
Madde 690. 1. Vadenin geçmesinden sonra yapılan ciro, vadeden
önce yapılan bir cironun hükümlerini doğurur; şu kadar ki; ödenmeme
protestosundan veya bu protestonun düzenlenmesi için öngörülmüş
sürenin geçmesinden sonra yapılan ciro, sadece alacağın devri hüküm-
lerini doğurur.
2. Aksi sabit oluncaya kadar tarihsiz bir ciro protestonun düzenlen-
mesi için öngörülen sürenin geçmesinden önce yapılmış sayılır.
Kabul ve Aval
A. Kabule Arz
I. Kural
Madde 691. 1. Poliçe vadeye kadar hâmil veya poliçeyi elinde tu-
tan herkes tarafından muhatabın yerleşim yerinde onun kabulüne arz
olunabilir.
II. Kabule Arz Şartı ve Yasağı
Madde 692. 1. Düzenleyen, bir süre belirleyerek veya belirlemeden
poliçenin kabule arz edilmesini şart koşabilir.
2. Düzenleyen, üçüncü bir kişinin yerleşim yerinde veya muhatabın
yerleşim yerinden başka bir yerde ya da görüldükten belirli bir süre
sonra ödenmesi gereken poliçeler hariç olmak üzere, poliçenin kabule
arzını menettiğini poliçeye yazabilir.
3. Düzenleyen, poliçenin belirli bir tarihten önce kabule arz edil-
memesini de şart koşabilir.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
4. Düzenleyen, poliçenin kabule arzını menetmiş olmadıkça, bir
süre koyarak veya koymayarak, her ciranta poliçenin kabule arzını şart
koşabilir.
III. Görüldükten Belirli Bir Süre Sonra
Ödenmesi Gereken Poliçelerde
Madde 693. 1.Görüldükten belirli bir süre sonra ödenmesi şart kı-
lınan poliçelerin, düzenlenme gününden itibaren bir yıl içinde kabule
arz edilmesi gerekir.
2. Düzenleyen bu süreyi kısaltabileceği gibi, daha uzun bir süre de
şart koşabilir.
3. Cirantalar kabule arz sürelerini kısaltabilirler.
IV. Bir Daha Kabule Arz
Madde 694. 1. Muhatap, poliçenin, kendisine arz edildiği günü iz-
leyen günde bir daha ibrazını isteyebilir. İlgililer, bu talebin yerine ge-
tirilmediğini, ancak bu istem protestoya yazılmışsa ileri sürebilirler.
2. Hâmil, kabule arz edilen poliçeyi muhatabın elinde bırakmakla
yükümlü değildir.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 690, f. 1’in ilk metnindeki “alelade temlikin” yerine “alacağın
devri” denilmesi yerinde olmuştur,
• m. 690 f. 1’deki “ödenmeme protestosu”, m. 714 vd. ve 730’a uygun
olarak “ödememe protestosu” şeklinde yazılmalıdır,
• m. 691 ve 692’nin kenar başlığındaki “kabule arz” yerine “kabule
sunma” olabilir. Madde içeriği de buna göre yazılabilir. Aynı şekilde,
m. 691, f. 1’deki “arz olunabilir” yerine “sunulabilir” sözcüğü, m. 694, f.
1’deki “arz edildiği” yerine “sunulduğu”, “bir daha ibrazını” yerine, “bir
daha getirilmesini” ve f. 3’te de “kabule sunulan” kullanılabilir,
• m. 694, f. 1’deki “talebin” sözcüğü yerine de Tasarı’nın genelinde
ve bu maddede olduğu gibi, “istemin” yazılmalıdır,
makaleler Mehmet BAHTİYAR
91TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
V. Vadeden Önce ve Vadesinde Ödeme
Madde 710. 1. Poliçenin hâmili, vadeden önce ödemeyi kabule
yükümlü değildir.
2. Vadeden önce ödeyen muhatap, bundan doğacak tehlike kendi-
sine ait olmak üzere hareket etmiş olur.
3. Hile veya ağır bir kusuru bulunmadıkça poliçeyi vadesinde
ödeyen kişi borcundan kurtulur. Ödeyen kişi, cirolar arasında düzenli
bir teselsülün bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlü ise de,
cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 710, f. 2’deki “... tehlike kendisine ait olmak üzere hareket etmiş olur”
yerine “tehlikeyi üstlenmiş olur” daha kısa ve anlaşılır bir ifadedir.
• m. 710, f. 3’ün zıt anlamından, poliçeyi ödeyen kişinin, sanki
“keşidecinin imzasının geçerliliğini araştırmak zorunda olduğu” anlamı
çıkmaktadır. Bu nedenle, “cirantaların imzalarının” yerine “senetteki
imzaların” denilebilir.
Kabul Etmeme ve Ödememe Hallerinde Başvurma Hakları
A. Başvurma Hakkı
I. Genel Olarak
Madde 713. 1. Hâmil, vadede poliçe ödenmemişse, cirantalara, dü-
zenleyene ve poliçe dolayısıyla taahhüt altına girmiş olan diğer kişilere
karşı başvurabilir.
2. Hâmil;
a. kabulden tamamen veya kısmen kaçınılmış,
b. poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın, muhatap iflâs etmiş veya bir
ilâmla kanıtlanmamış olsa dahi, sadece ödemelerini tatil etmiş veya
aleyhindeki herhangi bir icra takibi semeresiz kalmış veya c) kabul için
arz edilmesi men edilen bir poliçenin düzenleyeni iflâs etmiş; olursa
vadenin gelmesinden önce de aynı başvurma hakkını haizdir.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
II. Protesto
1. Süreler ve Şartları
Madde 714. 1. Kabul etmemenin veya ödememenin, kabul etme-
me veya ödememe protestosu denilen resmî bir belge ile belirlenmesi
zorunludur.
2. Kabul etmeme protestosunun, kabule arz için belirli olan süre
içinde çekilmesi gerekir. Şayet 694. maddenin 1. fıkrasında gösterilen
halde poliçenin ilk arzı vâdenin son gününde olmuşsa, protesto o günün
ertesi günü de çekilebilir.
3. Belirli bir günde veya düzenlenme gününden ya da görüldükten
belirli bir süre sonra ödenmesi şartını içeren bir poliçeden dolayı çekile-
cek ödememe protestosunun, ödeme gününü izleyen iki iş günü içinde
çekilmesi zorunludur. Görüldüğünde ödenmesi şart olan bir poliçeden
dolayı çekilecek ödememe protestosu yukarıdaki fıkrada kabul etmeme
protestosu için gösterilen süreler içinde çekilir.
4. Kabul etmeme protestosu çekilmiş olması halinde ödeme için
poliçeyi ibraz etmeye gerek olmadığı gibi, ödememe protestosu çekmeye
de ihtiyaç yoktur.
5. Poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın, muhatap ödemelerini tatil
etmiş veya aleyhindeki herhangi bir icra takibi semeresiz kalmış ise,
hâmil başvurma haklarını ancak poliçenin ödenmesi için muhataba
ibrazından ve protestonun çekilmesinden sonra kullanabilir.
6. Poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın, muhatap veya kabul için arz
edilmesi men edilen bir poliçenin düzenleyeni iflâs etmişse iflâs ilâmının
ibrazı, başvurma hakkının kullanılması için yeterlidir.
2. Şekli
a. Noterlikçe Düzenlenmesi
Madde 715. 1. Protestonun aşağıdaki maddede bildirilen şekil ve
surette noterlikçe düzenlenmesi gerekir.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
93TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
b. İçindekiler
Madde 716. 1. Protesto;
a. protestoyu çeken ve kendisine protesto çekilen kişilerin ad ve
soyadlarını veya ticaret unvanlarını;
b. kendisine protesto çekilen kişinin, poliçeden doğan taahhüdünü
yerine getirmeye davet edildiği halde, taahhüdünü yerine getirmemiş,
kendisi bulunamamış veya ticaret yerinin ya da konutunun belirlene-
memiş olduğuna ilişkin bir şerhi;
c. sözü geçen davetin yapıldığı veya davet teşebbüsünün sonuçsuz
kaldığı yer ve güne ait bir şerhi ve
d. protestoyu düzenleyen noterin imzasını
içerir.
2. Kısmî ödeme, protestoda belirtilir.
3. Kabul için kendisine bir poliçe ibraz edilmiş olan muhatap, po-
liçenin ertesi günü tekrar ibrazını istemiş ise bu durum da protestoya
yazılır.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 713 ve m. 714, f. 6 daki “menedilen” yerine “yasaklanan”,
•m. 714, f. 2’de “kabule arz için belirli olan” yerine “kabule sunma için
öngörülen”,
56
•m. 715’teki “aşağıdaki maddede bildirilen şekil ve surette” yerine,
“aşağıdaki maddeye göre” denilmelidir.
•m. 716, f. 1, c’deki “davet teşebbüsünün” yerine “davet girişiminin”
denilebilir.
56
Nitekim Tasarı, m. 763 ve 764’te de “ibraz” yerine “sunma” sözcüğü seçilmiştir.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
B. Sebepsiz zenginleşme
Madde 732. 1. Zamanaşımı sebebiyle veya poliçeden doğan hakla-
rın korunması için gerekli olan işlemlerin yapılmasının ihmal edilmiş
olması dolayısıyla, düzenleyenin veya kabul edenin poliçeden doğan
yükümlülükleri düşmüş bile olsa, bunlar poliçenin hamiline karşı onun
zararına zenginleşmiş olabilecekleri kadar borçlu kalırlar.
2. Sebepsiz zenginleşmeden doğan talep, muhataba, yerleşim yerli
bir poliçeyi ödeyecek olan kimseye ve düzenleyen poliçeyi başka bir
kişi veya ticarî işletme hesabına çekmiş olduğu takdirde o kişiye veya
ticarî işletmeye karşı da ileri sürülebilir.
3. Poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı böyle bir
talep ileri sürülemez.
4. Zamanaşımı süresi, zenginleşmenin oluştuğu tarihten itibaren bir
yıldır; ispat yükü, sebepsiz zenginleşmediğini iddia edene aittir.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 732, f. 1’deki “yapılmasının ihmal edilmiş” yerine kısaca “yapıl-
mamış” denilebilir.
•m. 732, f. 2’ye “veya ticari işletme hesabına” ile “veya ticari işletme-
ye” eklenmiş ise de, ancak kişiler hak ve fiil ehliyetine sahip olduğu ve
yapılan eklemenin hukuki bir yararı bulunmadığı gibi, gerekçede de
herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
• Ayrıca, m. 732, f. 4’te sebepsiz zenginleşme davası konusunda bir
yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Tasarı gerekçesinde “... eski
metinde ve kaynakta bulunmayan özel bir zamanaşımı süresi hükme eklenmiştir.
Bu süre, Yargıtay’ın yerleşik kararlarıyla kabul edilmiştir” denilmektedir.
Gerçekten Yargıtay’ın birçok kararında, mevcut kanunun 644. madde-
sinin uygulanmasında bir yıllık zamanaşımı süresinden söz edilmiş ve
bazı kararlarda da buna gerekçe olarak, TTK 644’teki davanın, BK 66’ün
sebepsiz zenginleşmeye ilişkin bir yıllık süreye bağlı olduğu belirtilmiş-
tir.
57
Oysa, TTK 644’teki davanın, BK’daki sebepsiz zenginleşme davası
57
Örneğin; bkz., 11. HD. 23.6.1998, 1997/4774 (karar için bkz., Moroğlu-Kendigelen,
Notlu-İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat, İstanbul 2004, s. 584.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
95TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
ile ismi dışında benzerliği olup olmadığı tartışmalı olup, doktrinde, on
yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiği de savunulmuştur.
58
Bu
açıdan gerekçe doyurucu olmadığı gibi, şayet kambiyo senetlerindeki
sebepsiz zenginleşme, BK’daki ile aynı nitelikte görülse dahi, tasarıda
öngörülen süre, BK Tasarısı ile de uyumlu değildir. Çünkü BK Tasarı-
sı’nın 87. maddesindeki zamanaşımı süresi, hak sahibinin, geri isteme
hakkı bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her halde, zen-
ginleşmeden başlayarak on yıl olarak düzenlenmiştir.
II. Kesilme
1. Sebepleri
Madde 750. 1. Zamanaşımı; dava açılması, takip talebinde bulunul-
ması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflâs masasına bildirilmesiyle
kesilir.
2. Hükümleri
Madde 751. 1. Zamanaşımını kesen işlem, kimin hakkında meydana
gelmişse ancak ona karşı hüküm ifade eder.
2. Zamanaşımı kesilince, süresi aynı olan yeni bir zamanaşımı iş-
lemeye başlar.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 751, f. 2, “zamanaşımı kesilince süresi aynı olan yeni bir zamanaşımı
işlemeye başlar” hükmünü içermekte ise de, bu hüküm, BK 135, f. 1’in
tekrarı niteliğinde ve gereksiz bir hükümdür.
D. Poliçeye İlişkin İşlemlerin Yapılacağı Yer
Madde 755. 1. Poliçeyi kabul veya ödeme için ibraz etmek, protesto
çekmek, poliçenin bir nüshasının verilmesini istemek gibi belirli bir kişi
nezdinde yapılacak olan bütün işlemlerin, bu kişinin ticaret yerinde ve
böyle bir yeri yoksa konutunda yapılması gereklidir.
58
Nitekim bkz., Yukarıda belirtilen Yargıtay kararının karşı oy gerekçesi ve orada
yollama yapılan yazarlar.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Ticaret yeri veya konutun bulunduğu yer dikkatle araştırılır.
3. Şu kadar ki; kolluktan veya yerel posta yönetiminden edinilen
bilgilerden bir sonuç çıkmadığı takdirde başka araştırmalar yapmaya
gerek yoktur.
E. İmzalar
Madde 756. 1. Poliçe üzerindeki beyanların el yazısı ile imza edil-
mesi gerekir.
2. El ile atılan imza yerine, mekanik herhangi bir araç veya el ile yapı-
lan veya onaylanmış bir işaret veya kamusal belgeleme kullanılamaz.
3. Körlerin el yazısı ile imzalarının yöntemine göre onaylanmaları
gerekir.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 755, f. 3 hükmünün ayrı bir fıkrada yer almasına gerek olmayıp,
bu hüküm, f. 2’ye eklenmelidir.
• m. 756, f. 3’teki, böyle bir rahatsızlığı olan kişilerce bazen incitici
bulunabilen “körlerin” sözcüğü yerine, Z veya “Görme Özürlülerin” ya
da “Görme Engellilerin” ifadesi tercih edilebilir.
F. İptal
I. Önleyici Önlemler
Madde 757. 1. İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi, ödeme ye-
rindeki mahkemeden, muhatabın poliçeyi ödemekten men edilmesini
isteyebilir.
2. Mahkeme, ödemeyi men eden kararda muhataba, vâdenin gelmesi
üzerine poliçe bedelini tevdi etmeye izin verir ve tevdi yerini gösterir.
II. Poliçeyi Eline Geçiren Kişinin Bilinmesi
Madde 758. 1. Poliçeyi eline geçiren kişi bilindiği takdirde, mahkeme,
dilekçe sahibine geri alma davası açması için uygun bir süre verir.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
97TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
2. Dilekçe sahibi, verilen süre içinde davayı, açmazsa, mahkeme,
muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 757’nin kenar başlığının, m. 111’deki gibi düzeltilmesi gerekir.
• m. 757, f. 1’de “ödemekten men edilmesini” yerine “ödemesinin yasak-
lanmasını”, f. 2’deki “men eden” yerine de “yasaklayan” denilebilir. Böylece
m. 758, f. 2’deki “ödeme yasağı” ifadesi ile de uyum sağlanmış olur.
a. Süreler
Madde 761. 1. Poliçeyi getirme süresi en az üç ay ve en çok bir yıldır.
1. Vâdesi gelmiş poliçelerde zamanaşımı, üç ayın geçmesinden önce
gerçekleşirse, mahkeme üç aylık süre ile bağlı değildir.
3. Süre, vâdesi gelen poliçeler hakkında birinci ilân gününden, vâ-
desi gelmeyen poliçeler hakkında vâdenin gelmesinden itibaren işler.
c. İlân
Madde 762. 1. Poliçenin getirilmesine ilişkin ilân, 35 inci maddede
yazılı gazete ile üç defa yapılır.
2. Özellik gösteren olaylarda, mahkeme, uygun göreceği daha başka
ilân önlemlerine de başvurabilir.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 761, f. 1’deki “en az üç ay ve en çok bir yıldır” şeklindeki süre
oldukça uzun olup, ticari yaşamın hız ve hukuki güvenlik gereksinimi
nedeniyle “en çok altı aydır” şeklinde kısaltılmalıdır.
• m. 762’deki “35. maddede yazılı gazete” yerine açıkça “Türkiye Ticaret
Sicili Gazetesi” denilebilir.
•m. 762, f. 2’deki “başka ilan önlemlerine de başvurabilir” yerine daha
düzgün bir ifade ile, “başka yollarla ilan yapılmasına da karar verebilir” den-
melidir.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
4. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Haklar
Madde 773. 1. Muhatap, yerleşim yerli poliçeyi ödeyecek olan
üçüncü kişi ve düzenleyenin, poliçeyi hesabına çektiği kişi veya ticarî
işletme aleyhine sebepsiz zenginleşmeden doğan istemler, bu kişilerin
yerleşim yerlerinin bulunduğu ülkenin hukukuna göre belirlenir.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 773’teki “veya ticari işletme” sözcükleri çıkarılmalı, “kişilerin”
yerine de “kişinin”, “işyerleri” yerine de “işyerinin” yazılmalıdır.
Bono veya Emre Yazılı Senet
A. Unsurlar
Madde 776. 1. Bono veya emre yazılı senet;
a. senet metninde (bono) veya (emre yazılı senet) kelimesini ve se-
net Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono karşılığı olarak
kullanılan kelimeyi;
b. kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini;
c. vâdeyi;
d. ödeme yerini;
e. kime ve kimin emrine ödenecek ise onun adını;
f. senedin düzenlendiği gün ve yeri;
g. senedi düzenleyenin imzasını;
içerir.
B. Unsurların Bulunmaması
Madde 777. 1. Aşağıdaki fıkralarda yazılı haller saklı kalmak üzere,
776. maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet bono
sayılmaz.
2. Vâdesi gösterilmemiş olan bono, görüldüğünde ödenmesi şart
olan bir bono sayılır.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
99TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
3. Açıklık bulunmadığı takdirde senedin düzenlendiği yer, ödeme
yeri ve aynı zamanda düzenleyenin yerleşim yeri sayılır.
4. Düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bono, düzenleyenin adının
yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır.
Değerlendirme ve Öneriler
• m. 776, f. 1/e’deki “kime ve kimin emrine ödenecek ise onun adını”
yerine “kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adı-soyadını ya da unva-
nını” denilmelidir. Çünkü lehdar tüzel kişi de olabilir.
•m. 777, f. 1, b. 4’teki “düzenleyenin adının yanında” yerine, “dü-
zenleyenin imzasının yanında” olmalıdır. Çünkü m. 776, f. 1/9 uyarınca
bonoda, düzenleyenin adı-soyadı veya unvanı değil, imzası zorunlu
unsurdur.
Çeklerin Düzenlenmesi ve Şekli
A. Şekli
I. Unsurlar
Madde 780. 1. Çek;
a. senet metninde “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka
bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;
b. kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi;
c. ödeyecek kişinin, “muhatabın” ticaret unvanını;
d. ödeme yerini;
e. düzenlenme gününü ve yerini;
f. çeki çeken kişinin (düzenleyenin) imzasını;
içerir.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
II. Unsurların Bulunmaması
Madde 781. 1. 780. maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen
bir senet, aşağıdaki fıkralarda yazılı haller dışında çek sayılmaz.
2. Çekte açıklık yoksa, muhatabın unvanı yanında gösterilen yer,
ödeme yeri sayılır. Muhatabın unvanı yanında birden fazla yer göste-
rildiği takdirde, çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve
başka bir kayıt da yoksa, çek muhatabın merkezinin bulunduğu yerde
ödenir.
3. Düzenlenme yeri gösterilmemiş olan çek, düzenleyenin adı ya-
nında yazılı olan yerde çekilmiş sayılır.
Değerlendirme ve Öneriler
• Yukarıda, poliçeye ilişkin m. 671’de açıkladığımız üzere, poliçe
ve çekte düzenleyen değil, özel bir anlam içeren “keşideci” sözcüğünün
kullanılması doğru olacaktır. Bu nedenle, m. 780, f. 1, 799, f. 3, m. 802,
f. 2 ve 3 ve m. 812’deki “düzenleyen” yerine keşideci, m. 780, f. 1’deki
“düzenlenme” yerine “keşide” denilmelidir. m. 796, f. 1’deki “düzenlendiği”
yerine “keşide edildiği” f. 2’deki “düzenlenen” yerine “keşide edilen” m.
797, f. 1’deki ve m. 802’deki “düzenlenme” yerine “keşide” ve m. 814’teki
“düzenleyene” yerine “keşideciye” kullanılmalıdır.
• Ayrıca, m. 780, 3167 sayılı Kanun ile uyumlu hale getirilmelidir.
Bilindiği üzere, 4814 sayılı Kanun, 3167 sayılı Kanun’da birtakım deği-
şiklikler yapmış ve “Keşidecinin vergi kimlik numarası”nı çekin zorunlu
unsurları arasına sokmuştur (ÇekK 3/I).
Esasen, Moroğlu’nun haklı olarak vurguladığı
59
üzere, vergi kimlik
numarasının zorunlu unsurlardan birisi sayılması yerinde olmamıştır.
Çünkü, TTK’da kambiyo senetleri ve bu arada çek için öngörülen ge-
çerlilik şartları, doğrudan doğruya bu senetlerin dolaşım güvenliğini
sağlama amacına yöneliktir. Oysa vergi kimlik numarası, Vergi Usul
Kanunu’nun 241. maddesinde düzenlenen şartlar gibi,
60
doğrudan kayıt
59
Moroğlu, Erdoğan, 3167 sayılı Çek Kanunu’nda 4814 sayılı Kanun’la Yapılan Değişiklikler,
Prof. Dr. Necip Kocayusufpaşaoğlu İçin Armağan, Ankara 2004, s. 543.
60
Bkz., Moroğlu, Erdoğan, Bono ve Poliçelerde Yeni Şekil Koşullarının Hukuki Anlamı,
Makaleler, İstanbul 2001, s. 181 vd.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
101TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
dışı ekonomiyi azaltmaya ve vergi kaybını önlemeye yöneliktir; dolayı-
sıyla çekin işlevi ve niteliğine uygun değildir. Vergi kimlik numarasının
işlevini görebilmesi için, bunun çekin üzerine yazılması zorunluluğunun
getirilmesi yeterli olup, geçerlilik şartı sayılmasına gerek yoktur. Aksi
takdirde çekin geçersizliği olasılığı artacak ve çekin dolaşım güvenliği
zedelenebilecektir.
Bununla birlikte, kanun koyucunun iradesi, vergi kimlik numara-
sını mutlaka çekin zorunlu unsuru saymak yönünde olsa bile, bunun
yolu da, vergi kimlik numarasının, TTK Tasarısı’nın 780. maddesindeki
zorunlu unsurlar arasına eklenmesi ve 3167 sayılı Kanun’un 3. maddesi-
nin de, tekrarı önlemek için, Tasarı ile uyumlu şekilde yeniden kaleme
alınmasıdır. Çünkü, çekin unsurları açısından temel kanun TTK olup,
çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması amacıy-
la çıkarılmış bir kanun hükmü ile, çekin zorunlu unsurlarına ekleme
yapılması, kanun yapma tekniği yönünden doğru değildir.
IV. Faiz Şartı
Madde 786. 1. Çekte öngörülen herhangi bir faiz şartı, yazılmamış
sayılır.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 786’da, mevcut kanundaki gibi, “herhangi bir faiz şartı, yazılma-
mış sayılır” hükmü yer almakta ise de, bu hüküm, çek üzerine temerrüt
faizinin de yazılamayacağı gibi anlaşılmaya uygundur. Oysa çek üzerine
yazılması yasaklanan yalnızca kapital (anapara) faizi olup, temerrüt
faizi yazılabilir.
61
Bu nedenle maddede “herhangi bir faiz” yerine “ana
para faizi” denilmelidir.
V. Adresli ve Yerleşme Yerli Çek
Madde 787. 1. Çek, muhatabın yerleşim yerinde veya başka bir
yerde üçüncü bir kişi nezdinde ödenmek üzere çekilebilir. Ancak, bu
üçüncü kişinin bir banka olması şarttır.
61
Nitekim bkz., Reisoğlu, Seza, Türk Hukuku ve Bankacılık Uygulamasında Çek, Ankara
1998, s. 56; Domaniç, Hayri, TTK Şerhi, s. 590; Öztan, Fırat, Kıymetli Evrak Hukuku,
Ankara 1997, s. 1079.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Değerlendirme ve Öneri
• m. 787’nin kenar başlığında “yerleşme yerli çek” ifadesi yer almış
iken, m. 674’te “yerleşim yerli poliçe” denilmişti. Aradaki yazılış farkı bir
yana, “ikametgahlı” denmesinin daha uygun olacağı kanısındayız.
III. Ödeme İçin İbraz
1. Genel Olarak
Madde 796. 1. Bir çek, düzenlendiği yerde ödenecekse on gün; dü-
zenlendiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba
ibraz edilmelidir. İbraz süreleri, çekin düzenlendiğinin ertesi günü
başlar.
2. Ödeneceği ülkeden başka bir ülkede düzenlenen çek, düzenlen-
me yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay ve ayrı kıtalarda ise üç ay
içinde muhataba ibraz edilmelidir.
3. Bu bakımdan, bir Avrupa ülkesinde çekilip de Akdeniz’de sahili
bulunan bir ülkede ödenecek olan ve buna karşılık Akdeniz’de sahili
olan bir ülkede çekilip bir Avrupa ülkesinde ödenmesi gereken çekler
aynı kıtada çekilmiş ve ödenmesi şart kılınmış sayılır.
4. Yukarıda yazılı süreler, çekte düzenlenme günü olarak gösterilen
tarihten itibaren işler.
Değerlendirme ve Öneri
• m. 796’da ödeme için sunma (ibraz) süreleri düzenlenmiş olup,
on gün, bir ay ve üç aylık sürelerden hangisinin uygulanacağı, öncelik-
le, ödeme ve keşide yerlerinin belirlenmesine bağlıdır. Ancak mevcut
Kanun’da olduğu gibi, Tasarı’da da yer kavramı açıklanmayı gerektirir
niteliktedir.
Doktrin ve uygulama, bu önemli konuda birlik içerisinde değildir;
“yer”den, il veya ilçe ya da büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde
büyükşehir sınırlarının anlaşılması gerektiği gibi değişik görüş ve uy-
gulamalara rastlanabilmektedir.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
103TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Konunun Yargıtay tarafından bir içtihadı birleştirme kararı ile çözül-
mesi mümkün olduğu gibi, hukuk ve ticari yaşam güvenliği açısından,
m. 796’ya bir hüküm eklenerek de sorun kesin olarak çözümlenebilir.
Örneğin; Narbay, de lege ferenda, keşide ve ödeme yerlerinin aynı ülke-
de olması durumunda tek bir ibraz süresi kabul edilmesini önermiştir.
62
Ya da, “yer”den kastın, uygulamada genellikle benimsendiği üzere, il
sınırları olduğu düzenlenebilir.
• Ayrıca, Tasarı’nın ilk metninde bulunmamakta iken, son metinde,
ibraz sürelerinin başlangıcı konusunda f. 1’e eklenen cümle yerinde
olup, tartışmaları sona erdirecektir. Fakat, eklenin cümle, f. 4 ile çelişkili
izlenimi doğurabilmektedir. Bu cümlenin f. 4 yerine ve “Yukarıda yazılı
süreler, çekte düzenlenme günü olarak gösterilen tarihin ertesi gününden iti-
baren işler” yazılması, bu sorunu çözecektir.
Çekten Cayma
1. Genel Olarak
Madde 799. 1. Çekten cayma, ancak ibraz süresi geçtikten sonra
hüküm ifade eder.
2. Çekten cayılmamışsa, muhatap, ibraz süresinin geçmesinden
sonra da çeki ödeyebilir.
Değerlendirme ve Öneri
• Tasarı’nın ilk metninde f. 3’te, TTK 711, f. 3’teki gibi, “Düzenleyen
çekin kendisinin veya üçüncü bir kişinin elinden iradesi dışında çıkmış olduğu
iddiasında ise muhatabın çeki ödemesini önleyebilir” hükmü mevcut idi. Son
metinde bu fıkranın çıkarıldığı görülmektedir.
• Çekte ödeme yasağı kurumu, uygulamada en çok kötüye kullanı-
lan kurumlardan birisi olmuştur. Gerçekten, uygulamadan edindiğimiz
bilgilere göre, çeki düzenleyip rızası ile elden çıkarmasına rağmen bazı
keşideciler, sırf hamilin bedeli tahsil edememesi için ya da çekin karşılığı
bulunmadığı için, bankaya ödeme yasağı talimatı verebilmektedirler.
62
Bkz., Narbay, Şafak, Çekte İbraz Sürelerinin Belirlenmesinde Ölçü Alınan “Yer” Kavramına
“De Lege Lata” ve “De Lege Ferenda” Çözüm Önerileri, Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal
Tekinalp’e Armağan, İstanbul 2003, s. 793 vd., özellikle s. 817 vd.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
Oysa ödeme yasağı, çekin, rıza dışı elden çıktığı gerekçesine dayanması
gereken ve ihtiyati tedbir benzeri nitelik taşıyan bir kurumdur. Hüküm-
de, ödeme yasağı talimatı verdikten sonra keşidecinin yapması gereken
işlemler konusunda bir düzenleme yapılmamış olduğundan, sorun,
öğretide tartışmalara yol açmıştır.
63
Ne var ki, bu kurum, ticari yaşamda bir gereksinimi karşılamakta
olup, değindiğimiz kötüye kullanımı önlemenin yolu, bu kurumu tümden
Tasarı’dan çıkartmak değildir. Çekin rıza dışı elden çıkıp çıkmadığını
kontrol edebilmek ve kötüye kullanımları önlemek için, ödemeyi yasak-
layan keşideciye veya çeki rıza dışı elden çıkaran hamile, on günlük süre
içerisinde çekin iptali veya şayet kimde olduğu biliniyorsa geri alma da-
vası açma ve bu dava kapsamında mahkemeden bir ödeme yasağı kararı
alması yükümlülüğü getirilmeli, aksi takdirde, on günlük süre geçtikten
sonra ödeme yasağı talimatının geçersiz kalacağı öngörülmelidir (m. 799,
f. 4 olarak).
64
Bu açıdan, maddenin üst başlığının “Çekten Cayma ve Ödeme Yasağı”
olarak düzeltilmesi ve maddenin 3. fıkrasının şu biçimde yazılması yö-
nünde öğretide Narbay tarafından yapılan öneriyi
65
yerinde buluyoruz:
3. Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kişinin elinden iradesi
dışında çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabın çeki ödemesini önleye-
bilir. Muhatap kendisine yöneltilmiş olan ödeme yasağı konulması istemi
karşısında çek bedelini meşru hâmil lehine derhal bloke bir hesaba alır.
Keşideci ya da çeki rızası dışında elinden çıkardığı iddiasında olan üçüncü
kişi, muhataba ödeme yasağı konulduktan sonra en geç on gün içerisinde
mahkemeye başvurarak çekin ödenmesinin durdurulması ve çekin kimin
elinde olduğu bilinmiyorsa iptal; çekin kimin elinde bulunduğunun bilin-
diği durumda ise istirdat isteminde bulunmak zorundadır. Aksi halde çek
bedeli muhatap tarafından, çeki ibraz süresi içinde ödenmek üzere ibraz
etmiş olan meşru hâmile ödenir. Hukuka uygun olmayan ödeme yasağı
konulmasının sonuçlarına keşideci katlanmak durumundadır.
63
Ayrıntılı bilgi için bkz., Narbay, Şafak, Çekten Cayma ve Ödeme Yasağı, s. 96-103;
Kendigelen, Abuzer, Makalelerim-Çekten Cayma, s. 110.
64
Nitekim bkz., Kendigelen, Abuzer, Çek Hukuku, İstanbul 2004, s. 220-224.
65
Yazar bu önerisini, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü’nce 2005 Yılı
Mayıs ayında düzenlenen “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı” Konferansında sunduğu
tebliğinde dile getirmiştir. Toplantıda sunulan tebliğler ve yapılan tartışmalar he-
nüz yayınlanmamış olmasına rağmen, ricamız üzerine, önerisini yazılı olarak bize
ulaştırmıştır.
makaleler Mehmet BAHTİYAR
105TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
II. Sürelerin Hesabı
Madde 817. 1. Kanunu’nun bu kısmında gösterilen süreler hesap
edilirken bunların başladığı gün sayılmaz.
Değerlendirme ve Öneri
• Tasarı’nın ilk metninde, m. 817, f. 1 ile m. 796, f. 4 arasındaki,
özellikle çekin sunma (ibraz) süresinin hesaplanmasında başlangıç anı
konusunda çelişki vardı.
66
Son metinde, m. 796, f. 1’e bir cümle ekle-
nerek, ibraz süresinin başlangıç anı konusundaki tereddüt giderilmiş
ise de, m. 796 konusundaki açıklamalarda değindiğimiz üzere, eklinin
cümlenin, f. 4 yerine ve yeniden yazılması yerinde olacaktır. Ayrıca,
bu değişiklikten sonra, m. 817’ye f. 2 eklenerek “796. maddenin 4. fıkrası
hükmü saklıdır” şeklinde bir düzenleme yapılabilir.
F. Uygulanacak Hükümler
Madde 818. 1. Poliçeye ait aşağıdaki hükümler çek hakkında da
uygulanır;
...
h. Bir makbuz istemek hakkına ve kısmen ödemeye dair 709. madde,
Değerlendirme ve Öneri
• m. 818, f. 1/h hükmü uyarınca, poliçeye ilişkin “bir makbuz istemek
hakkına ve kısmen ödemeye dair 709. madde”, çek hakkında da uygulana-
caktır. Oysa 3167 sayılı Kanun m. 4, f. 3’te, kısmi ödeme halinde çekin
değil, çek fotokopisinin onaylanarak hamile verilmesi ve bu fotokopi
ile hamil tarafından hukuki ve cezai sorumluluk yollarına başvurulabil-
mesi öngörülmüştür. Bu iki kanun arasında uyum açısından, herhalde
poliçeye ilişkin m. 709’un çekte uygulanmaması gerekir.
66
Bkz., Teoman, Ömer, Çekte İbraz Süresinin Hesaplanmasında Keşide Gününün Önemi,
Prof. Dr. Reha Poroy’a Armağan, İstanbul 1995, s. 426 vd.
Mehmet BAHTİYAR makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 61, 2005
V. SONUÇ
Yukarıda yalnızca bir kısmına örnek verebildiğimiz birçok aksaklık
ve çelişki, TTK Tasarısı’nın, dili ve ifadesi yönünden başarılı sayılama-
yacağını göstermektedir. Oysa temel kanunlar, bir ülkenin yaşayan ve
yaşatılması gereken dili açısından örnek oluşturacak metinler niteliğinde
olmalıdır.
Stendhal’in, Fransız Medeni Kanunu için dile getirdiği duygularını,
67
TTK dahil, tüm temel kanunlarımız için hissetmeyi ve söyleyebilmeyi
istemek, her hukukçumuzun ve aydınımızın doğal hakkıdır.
İçerdiği hükümler açısından incelediğimiz kadarıyla, Tasarı’da
birçok yenilik ve değişiklik yapılmış ise de, bazı hükümler arasında
çelişkiler bulunduğu, yerleşmiş uygulama ile öğretinin yeterince dikkate
alınmadığı, gerekli olmadığı veya gerekçesi yeterince ortaya konulma-
dığı halde birçok önemli değişikliğe gidildiği, üstelik bu değişiklikler
yapılırken, ortaya çıkması olası sakıncaları gözeten birtakım karşı ön-
lemlere yer verilmediği ve bazı hükümler ile gerekçeleri arasında da
uyumsuzluklar bulunduğu görülmektedir.
Beklentimiz, TTK Tasarısı’nın TCK gibi aceleye getirilmemesi, il-
gili meslek kesimleri ile uzmanlar tarafından yeterince tartışılmasının
sağlanması, özüne ve sözüne ilişkin olarak tasarıya yöneltilen eleşti-
rilerin geçiştirilmemesi ve ülkemize yakışan bir kanunun yürürlüğe
sokulmasıdır.
67
Stendhal’e sormuşlar “Nasıl bu kadar güzel yazabiliyorsunuz?”. Yanıtlamış: “Her
sabah kalktığımda Fransız Medeni Kanunu’nu okuyorum”. Aktaran, Ekici, Erhan,
TCK’nın Dili, Güncel Hukuk, Mayıs 2005, s. 27.