makaleler Saffet CAN
237TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.
Yeter ki bu dil bilinçle işlensin.
Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk
Ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kur-
tarmalıdır.”
(2 Eylül 1930, ATATÜRK)
1
Gerek gelişen ve değişen gereksinimlerin karşılanması, gerekse Av-
rupa Birliğine uyum sağlamak gerekçesiyle olsun, son yıllarda birçok
yasada önemli değişiklikler yapılmış, bu arada Türk Ticaret Kanunu
(TTK) Tasarısı da Başbakanlığa sunulmuş bulunmaktadır.
Geleceğin Türkiye’sinin ticaret yaşamında uyulması gereken
kurallarını belirleyen bu TTK Tasarısı’nın Türkçesi üzerine birkaç
değerlendirmede bulunma gereğini kamuoyu ile paylaşmak istedim.
Yasa kurallarının kusursuz bir dil ile yazılması, hem insanların nelere
uyulması gerektiğini iyi bilmeleri hem de o yasaya güven duymaları
bakımından zorunludur.
TTK Tasarısı’nın gerekçesinde; “Gerek Kanun’da, gerek gerekçede arı
ve güzel Türkçe için özen gösterilmiştir. Teknik hukuk terimlerinin arılaştı-
rılmasında Türk Medeni Kanunu esas alınmış, ayrıca uygulamada tutunmuş
TÜRK TİCARET KANUNU TASARISI’NIN
TÜRKÇESİ ÜZERİNE
Saffet CAN
*
*
Avukat, İstanbul Barosu.
1
Bkz., tam metin; TDK, Türkçe Sözlük, (1988) başlangıç kısmında ATATÜRK’ün kendi
el yazısının fotokopisiyle verilmiştir.
Saffet CAN makaleler
238TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ve kavrama uygun anlam kazanmış terimlere de Kanun’da yer verilmiştir.
Ancak, yadırganacak yeni terimler tercih edilmemiştir. Diğer yeni kanunlarla
bu konuda uyum sağlanmaya dikkat edilmiştir. Terimde tekdüze kullanım ilkesi
benimsenmiştir…” denilmektedir. Oysa:
1. ‘Yasa’ terimi, güzel Türkçemizin bilinçli işlenişinin eşsiz örnek-
lerinden birini oluşturan anayasamızda kullanılmasına karşın bu terim
yerine ‘kanun’ teriminin kullanılması bir çelişkidir. TTK Tasarısı’nın ön
adı Türk Ticaret Yasası olmalıydı. Yüksek Yargıtay’ımızın kararlarında
‘yasa’ terimi başarıyla kullanılmaktadır.
2. a. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
B. Konut dokunulmazlığı
Madde 21. Kimsenin konutuna dokunulamaz. …kimsenin konutu-
na girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.
b. Türk Medeni Kanunu
V. Yerleşim yeri
1. Tanım
19. Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu
yerdir.
Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.
Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanamaz.
c. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi
V. İkametgâh. – 1. Tarifi.
Madde 19. Bir kimsenin ikametgâhı, yerleşmek niyetiyle oturduğu
yerdir.
ç. Türk Ticaret Kanunu
Poliçe
2. Adresli ve ikametgâhlı poliçe.
makaleler Saffet CAN
239TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
586. Poliçenin üçüncü şahsın ikametgâhında ödenmesi şart koşu-
labilir.
Bu üçüncü şahsın ikametgâhı, muhatabın ikametgâhının bulun-
duğu yerde (adresli poliçe) veya başka bir yerde (ikametgâhlı poliçe)
bulunabilir.
2
3. Adresli ve ikametgâhlı poliçe
609. Keşideci poliçede, ödeyecek üçüncü bir şahsı göstermeksizin,
muhatabın ikametgâhından başka bir yeri ödeme yeri olarak göstermişse
muhatap kabul şerhinde bir üçüncü şahsı gösterebilir. Aksi takdirde mu-
hatap, ödeme yerinde poliçeyi bizzat ödemeyi taahhüt etmiş sayılır.
Eğer poliçenin bizzat muhatabın ikametgâhında ödenmesi şart
kılınmışsa, muhatap, kabul şerhinde ödemenin yapılacağı yer olmak
üzere ödeme yerinde bulunan bir adresi gösterebilir.
d. Türk Ticaret Kanunu Tasarısı (kısaca Tasarı’da denilebilecek-
tir)
Madde 672. (3) Ayrıca belirtilmiş olmadıkça muhatabın soyadı ya-
nında gösterilen yer, ödeme yeri ve aynı zamanda muhatabın yerleşim
yeri sayılır.
Poliçe
2. Adresli ve yerleşim yerli poliçe
Madde 674. (1) Poliçe, bir üçüncü kişinin nezdinde, muhatabın
yerleşim yerinde veya başka bir yerde ödenmek üzere düzenlenebilir.
3. Adresli ve yerleşim yerli poliçe
Madde 697. (1) Düzenleyen, poliçede, ödemenin nezdinde yapı-
lacağı bir üçüncü kişiyi göstermeksizin, muhatabın yerleşim yerinden
başka bir yeri ödeme yeri olarak beyan etmişse, muhatap kabul şerhinde
bir üçüncü kişiyi gösterebilir. Aksi takdirde, muhatap ödeme yerinde
poliçeyi bizzat ödemeyi taahhüt etmiş sayılır.
2
Bkz., Tekinalp/Çamoğlu, Türk Ticaret Kanunu ve Ticarî Mevzuat, Beta. “TK, 586, ad-
resli ve ikametgâhlı poliçeyi karıştırmış ve aynı kavramları düzenleyen 609. m. ile
çelişkiye düşmüştür.” açıklaması a. g. e., in dip notunda yer almaktadır.
Saffet CAN makaleler
240TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
e. Türk Ceza Kanunu
Konut dokunulmazlığının ihlâli
Madde 116 – (1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine
rızasına aykırı olarak giren cezalandırılır.
(2) Evlilik birliğinde aile bireylerinden veya konutun birden fazla
kişi tarafından ortak kullanılması durumunda…
Görüldüğü üzere, (yürürlükten kaldırılan) Türk Kanunu Medenisi
ve da geçen ‘ikametgâh’ terimi yerine anayasamızda ve 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu (TCK)’da ‘konut’, Türk Medeni Kanunu (TMK) ve TTK
Tasarısı’nda ‘yerleşim yeri’ kullanılmıştır. Şimdi bu terimlerin sözlükler-
deki anlamlarını ayrı ayrı ele alalım.
İkametgâh: (ikamet, Arapça kökenli olup oturma; -gâh, Farsça
kökenli olup yer anlamındadır). Oturulan yer, konut (Türkçe Sözlük,
TDK, 1988).
3
Konut: l. bir kimsenin içinde yatıp kalktığı, iş zamanı dışında eğ-
leştiği, genellikle içinde aile olarak oturduğu, sürekli olarak barındığı
ev, apartman dairesi gibi yer. 2. tüzel kişiliği bulunan bir kuruluşun
bulunduğu ve içinde iş gördüğü, yönetildiği yer. (A. Püsküllüoğlu,
Arkadaş Türkçe Sözlük). TDK’nın sözlüğünde de benzer tanım verilmiş,
mesken, ikametgâh anlamları eklenmiş.
Yerleşim yeri: İnsanlarca barınaklar kurulup yerleşilmiş olan toprak
(A. Püsküllüoğlu, a. g. e.). Bu tanımı genişleterek bir örnekle açıklarsak,
İstanbul’un; sokaklar, caddeler, parklar, evler, apartmanlar vb. ile üze-
rinde kurulmuş bulunduğu toprak, bir yerleşim yeridir.
Günümüz dilinde “Toplu Konut İdaresi”, “toplu konutlar”, “konut
kredisi”, “Başak Konutları” gibi adlandırmalarda kullanımı oldukça yay-
gın olan, Anayasamız ve TCK’ da da kullanılan ‘konut’ terimi varken,
yerleşilen toprak anlamına gelen ‘yerleşim yeri’ terimine konut ya da
ikametgâh anlamı yüklemek güzel Türkçemizi zorlamak değil midir?
Konut sözcüğünün az yukarıda verdiğim günümüz dilindeki kullanım-
larını ‘ikametgâh’ sözcüğü ile yazarsak; ‘Toplu İkametgâh İdaresi’, ‘toplu
3
Konut (bkz., Av. Hüseyin Özcan, Hukuk Sözlüğü, Seçkin, Ankara, 1985).
makaleler Saffet CAN
241TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ikametgâhlar’, ‘ikametgâh kredisi’, ‘Başak İkametgâhları’ olarak karşımıza
çıkan adlandırmaların dilimize hiç yakışmadığı, halk diliyle söylemek
gerekirse ‘ikametgâh’ sözcüğünün Türkçemizde sırıttığını kolayca an-
layabiliriz. TMK 19. maddesinin “Maddede ve konu başlığında kullanılan
‘ikametgâh’ terimi yerine günümüz diline de uygun olarak ‘yerleşim yeri’ terimi
kullanılmıştır.” diyen Hükümet gerekçesinede katılmak olası değildir.
Çünkü yeni bir terim kullanılırken bunun, günümüz diline uygunlu-
ğundan başka o terime verilmek istenen anlamı karşılıyor olması ve
hukukun diğer dallarıyla da uyumlu olması gerekir. Yoksa yanlışlıklar
zinciri uzar gider. “Bu uzun ve kullanımı zor…” diyen eleştiriler de sürer
gider.
4
Bir örnek:
“İki poliçe arasındaki fark, adresli poliçenin ödeme yerinde üçüncü kişinin
nezdinde ödenmesi, ikametgâhlı poliçede ise muhatabın ikametgâhı ile ödeme
yerinin farklı mahaller olmasıdır… Poliçenin ödeneceği yerin muhatabın ika-
metgâhından başka bir mahal olacağını keşideci senette belirtirse, bu yer ister
muhatabın ikametgâhı ile aynı yerde, ister başka yerde olsun, ikametgâhlı po-
liçe söz konusudur.”
5
diyen bu açıklamada, TMK’da geçen “yerleşim yeri”
terimi yerine TTK’ya uygun olarak “ikametgâh” terimi kullanılmıştır.
“Yerleşim yeri” terimi kullanılsaydı ‘yer’ sözcüğünün çokluğu nedeniyle
anlatım karmaşıklaşırdı. Oysa konut terimi kullanılarak yapılacak bir
anlatımın çok daha kolay anlaşılacağı kanısını taşımaktayım. Ayrıca,
yabancı kökenli sözcüklerle yapılan anlatımların kavram karışıklıklarına
da neden olabileceği bir gerçektir.
Yanlışlık önce Türk Medeni Kanunu’nda düzeltilmeli, burada geçen
tüm ‘yerleşim yeri’ terimleri yerine ‘konut’ terimi getirilmelidir. TTK
Tasarısı’ndaki ‘yerleşim yeri’ terimi yerine ‘konut’, ‘yerleşim yerli poliçe’
terimi yerine ‘konutlu poliçe’ terimi kullanılırsa, Anayasa’mız ve Türk
Ceza Kanunu ile de terim birliği sağlanmış olur. Yüksek Yargıtay’ımız
Ceza Genel Kurulu’nun T. 21.06.1993, E.155, K.184 sayılı kararında,
“Konut; devamlı veya geçici olarak, kişilerin yerleşmek ve barınmak amacıyla
oturmalarına elverişli yerlerdir.” denmekle, kişilerin yerleşmek niyetiyle
devamlı olarak oturdukları yerlerin de ‘konut’ kavramı içinde olduğu
kabul edilmektedir. Kişinin can ve mal güvenliği ile özgürlüğünün söz
konusu olduğu Türk Ceza Kanunu uygulamalarında ‘konut’ kavramının
doğru ve anlamlı olarak geniş yorumlanıyor olması, hukukun diğer
4
Bkz., Doç. Dr. M. Bahtiyar, TBB Dergisi, sayı 61.
5
Bkz. Poroy/Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Arıkan, İstanbul.
Saffet CAN makaleler
242TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
dallarında ‘konut’ teriminin; “Konut, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle
oturduğu yerdir.” anlamıyla kullanılmasına bir engel oluşturmaz.
3. TTK Tasarısı’nda günümüz Türkçesine uygun yeni sözcük ve
terimlere de büyük ölçüde yer verildiği görülmüştür. “Keşideci” ye-
rine “düzenleyen”, “azınlık” yerine “azlık” terimleri güzel Türkçemizin
bilinçli işlenişinin en güzel örneklerinden sayılabilir. Sözlük anlamı
(Farsça kökenli, banka ve her türlü piyango ikramiyeleri için) çekme,
çekiliş (bkz. TDK, a. g. e.); yazılma, düzenleme (bkz., E. Şener, Hukuk
Sözlüğü, Seçkin) olan keşide sözcüğüne Türkçe, -ci son eki getirilerek
karşımıza kıymetli evrak hukukundaki keşideci terimi çıkarılmıştır.
‘Düzenleyen’ sözcüğünün keşideci anlamında kullanılmasının bu hukuk
dalı açısından bir sakıncasının olması düşünülemez. Yine, kamu huku-
kunun azınlık (ekalliyet) kavramını çağrıştıran “azınlık” terimi yerine
“azlık” terimini uygun gören Tasarı Hazırlık Komisyonu’nu gönülden
kutlamamak elde değildir. Ne var ki bu örnekler daha çok olmalıydı.
Keşideci yerine “düzenleyen” dendiği gibi kendisine söz söylenen kişi
anlamınada gelen ‘muhatap’ yerine ‘ödeyici’ teriminin kullanılması daha
uygun olurdu. Bundan başka ‘beyan etmek’ yerine ‘bildirmek, söylemek,
anlatmak, ileri sürmek’ sözcüklerinden anlamca uygun olanı seçilebilir,
Tasarı’nın 697. maddesinde geçen “Aksi takdirde, muhatap, ödeme yerinde
poliçeyi bizzat ödemeyi taahhüt etmiş sayılır.” tümcesi yerine günümüz arı
Türkçesine de uygun olarak “Yoksa ödeyici ödeme yerinde poliçeyi ödeme-
yi kendisi üstlenmiş sayılır.” denilebilirdi. Türkçede anlatımın ağırlığını
vermek istediğimiz sözcüğü yükleme yakın söyleriz. “Ben onu gördüm.”,
“Onu ben gördüm.” örneklerinde anlam bakımından bir ayrım yoktur.
Ancak anlatımın ağırlığı birinci örnekte ‘onu’, ikinci örnekte ‘ben’ sözcü-
ğü üzerinde yoğunlaşmıştır. Yasa metninde “bizzat ödemeyi” denmekle
ödeme eylemini kişi, vekili eliyle de değil, kendi eliyle yapmak zorunda
anlamı çağrıştırılmıştır. Oysa para ödeme işi, özel yetenek ya da sanat-
kâr olmayı gerektiren bir iş değildir. Türkçemiz kolay bir dil değildir.
Kusursuz bir Türkçe ile yasa çıkarmak ise hiç de kolay değildir.
SONUÇ OLARAK
Fransız Medeni Kanunu (Code Civil, 21 Mart 1804)
6
dilinin kusursuz
bir Fransızca olmasının en önemli nedenlerinden biri bunun, yaklaşık üç
yüz yıl önce Fransız aydınların başlattığı Fransızcanın bilinçli işlenişinin
sona erdiği bir dönemde yazılmış olmasıdır. Bizdekine benzer dil tartış-
makaleler Saffet CAN
243TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
maları Fransa’da da yaşanmış, dilin bilinçli işlenişi sonunda Fransızca
yüzyıllar boyu dünyanın en güvenilir dili konumuna gelmiştir.
Bir dile yabancı kökenli sözcüklerin aşırı ölçüde yığılması o dili
özgünlüğünden uzaklaştırır. Yüzyıllar öncesinin Yunus Emre’lerini,
Karacaoğlan’larını hepimiz anlarız fakat onların döneminde yazılmış
Divan Edebiyatı’nı çok azımız anlayabilmektedir. ‘Bilgisayar’ sözcüğü-
nü hepimiz severek kullanırız. Dilimiz bilinçli işlenmeyip bu sözcük
yerine yabancı kökenli bir sözcüğün alınması daha mı uygun olurdu?
‘Yanıt’ sözcüğü günümüzde sıkça kullanılır olmuştur. Büyük dil bilgini
Kaşgarlı Mahmut’un, Arapların Türkçe öğrenmelerinde kolaylık olsun
diye Arapça yazdığı, bu nedenle de adını bu dilde “Divanü Lûgat-it-
Türk”
7
koyduğu ölümsüz yapıtından, günümüz Anadolu Türkçesindeki
‘altun’, ‘altın’ vb. biçimindeki ses değişimine de uygun olarak, ‘yanut’
yerine ‘yanıt’ biçimiyle alınmış olan bu sözcük günümüz Türkçesine
kazandırılmamalı mıydı? Zengin ve güzel Türkçemizin en önemli so-
runu bu olsa gerek.
6
Bkz., Grand Larousse Encyclopédique, 1961, Paris.
7
Bkz., Divanü Lûgat-it-Türk Dizini, TDK Yayınları, 1972, Ankara. (Divan’ın yazılma-
sına başlanışının 900. yılı anısına basılmıştır).