Sema BUZ hakemli makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Giriş
Türkiye çeşitli göç kategorilerini barındırması nedeniyle, göç çe-
şitliliği açısından zengin birikime sahip bir ülkedir. Türkiye, kendi
içinde pek çok göç hareketine sahne olmanın yanı sıra hem göç alan
hem de göç veren bir ülke olmuştur. Ancak bu çalışmada Türkiye’ye
göçün bir türü olan sığınmacı ve mültecilere ilişkin ulusal göç ve iltica
sisteminin sosyal boyutu açısından bir değerlendirmesi yapılacaktır.
Çünkü Türkiye diğer ülkelerden farklı olarak topraklarına sığınanlara
ilişkin coğrafi kısıtlamasını sürdürmektedir. Bu kapsamda sığınmacı-
lar ülkemizde geçici olarak yaşamakta ve üçüncü bir ülkeye gitmeyi
beklemektedirler. Bu anlamda Türkiye bir “geçiş” ülkesidir. Buna göre
mülteci statüsü verme süreçlerinden başlayarak sığınmacı ve mülteci-
lerin gereksinimlerinin ve ihtiyaç duydukları hizmetlerin farklılaştığı-
nı söylemek mümkündür. Ancak Türkiye’nin AB Müktesebatı gereği
coğrafi kısıtlamasını kaldıracağını taahhüt etmesi gelecekteki sığınma
politikasında büyük bir değişime yol açacaktır. Bu çalışmada sığınma
alanında günümüzde var olan durum ve AB sürecinin getirdiği ye-
niliklerin yansımaları çerçevesinde Türkiye sığınma sisteminin sosyal
boyutu tartışılmakta ve irdelenmektedir.
Uluslararası hukukta kabul gören mülteci tanımı, 1951 Mültecile-
rin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nde yapılmıştır. Bu
sözleşmeye göre mülteci “1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar
TÜRKİYE SIĞINMA SİSTEMİNİN
SOSYAL BOYUTU
Sema BUZ*
* Dr., Hacettepe Üniversitesi İİBF Sosyal Hizmet Bölümü öğretim görevlisi.
hakemli makaleler Sema BUZ
121TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
sonucunda ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba üyeliği veya siyasi dü-
şünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu
yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek
istemeyen kişi” olarak tanımlanmıştır (Sığınma ve Mülteci Konularındaki
Uluslararası Belgeler ve Hukuki Metinler, 1998: 64). 1967 yılında imza-
lanan New York Protokolü ile bu tanım geçerliliğini korumuş ancak
coğrafya (Avrupa) ve tarih (1951’den önce meydana gelen olaylar) sı-
nırlandırmasından vazgeçilmiştir. Sığınmacı ise 1951 sözleşmesinde
geçen beş ölçüt (ırk, din, milliyet, belli bir sosyal gruba üyelik veya
politik düşünceleri) nedeniyle zulüm görmekten haklı bir korku duy-
duğu için kendi ülkesinden ayrılan ve başka bir ülkeye sığınan ve mül-
teci olarak kalıcı yerleşimi bekleme sürecindeki kişileri ifade etmekte
kullanılır.
Türkiye, her iki belgeyi imzalamıştır ve bu belgeleri temel alarak
1994 yılında kendi ulusal sığınma sürecine ilişkin “Türkiye’ye İltica
Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiye’den İkamet İzni Talep
Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen
Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliği” kabul ederek, uygulamalarını buna göre yürüt-
meyi seçmiştir. Bu yönetmelikte Türkiye coğrafi sınırlamasını koruma-
yı seçerek, Avrupa dışından gelenleri “sığınmacı” olarak kabul etmekte
ve üçüncü bir ülkeye gidişleri konusunda geçici ikamet vermektedir.
Avrupa’dan gelenler ise “mülteci” olarak kabul edilmektedir.
Türkiye’ye farklı ülkelerden kitlesel sığınmacıların gelişleri söz
konusu olmaktadır. Bu gelişlerden ilki 1979’da İran’da Şah rejiminin
devrilip, Humeyni rejiminin kurulmasının ve İran-Irak Savaşı’nın ar-
dından yaklaşık bir milyon İranlı’nın Türkiye’ye gelişidir. 1991 yılında
ise Körfez Savaşı sırasında ve sonrasında yaklaşık 500.000 Kürt Irak’tan
gelerek Türkiye’ye sığınmıştır. Bu sığınmacıların çoğu geri dönmesine
rağmen, Irak’tan Türkiye’ye sığınmacı göçü azalan rakamlarla da olsa
devam etmiştir. Benzer şekilde İran’dan da sığınmacı göçü bireysel dü-
zeylerde sürmektedir. Öte yandan, 1980’li yılların sonunda Türkiye’ye
Türk kökenli 300.000 Bulgaristan göçmeni sığınmacı olarak gelmiş
bunların yarısından fazlası sonradan Bulgaristan’a geri dönmüştür.
Daha sonra 1990’lı yılların sonunda yaklaşık 25.000 Bosnalı Türkiye’ye
sığınmış, bunların da çoğu Dayton Antlaşması’ndan sonra ülkelerine
geri dönmüştür. 1997 yılının sonuna gelindiğinde ise Bosna Hersek,
İran ve Irak’tan 2.400 mültecinin ve 2.200 sığınmacının ülkede kaldığı
Sema BUZ hakemli makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
belirtilmektedir (İçduygu ve Toktaş 2005). Sayıları bu kadar olmamak-
la birlikte Somali, Afganistan, Sri Lanka ve Filistin’den de sığınmacılar
bireysel olarak gelmektedir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Ko-
miserliği 2007 yılı verilerine göre Türkiye’nin farklı uydu illerinde ika-
met etmekte olan mülteci olarak kabul edilenler ve sığınmacılar 12.086
kişidir (http://www.unhcr.org.tr/MEP/index.aspx?pageId=118).
1. Türkiye’deki Sığınmacılar için Gündelik Yaşam
Türkiye’ye çoğunlukla İran ve Irak’tan bireysel gelişler olmakta-
dır. Bu kişiler Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından gösterilen yakla-
şık 30 ilde ikamet etmekte ve iltica talebi uygun bulunanlar Birleşmiş
Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
tarafından üçüncü bir ülkeye
yerleştirilmeyi beklemektedirler.
Kendi başlarına günlük yaşamlarını devam ettirmekte zorlanan
sığınmacı ve mülteciler özellikle Türkiye’de bekleme süresinin uza-
masıyla birlikte pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bu sorunlar, eği-
tim sorunları, psikososyal sorunlar, dil konusundaki güçlükler, sağlık
sorunları, uyum sorunları, sosyal ilişki kurma sorunları, ekonomik
sorunlar olarak sınıflandırılabilir. Bunlara kişinin evinden, ülkesinden
ayılmak zorunda kalarak başka bir ülkeye sığınması, yanında birikim-
lerini getirememesi, ülkesinde sahip olduğu statü ve kaynaklar kadar
sosyal destek sistemleri denen aile, akraba, komşu gibi ilişki ağları-
nın yokluğu da eklendiğinde gündelik yaşamın sığınmacı ve mülte-
ciler için ne kadar zorluklarla dolu olduğu daha iyi anlaşılabilir (Buz
2002).
Sığınmacıların Türkiye’de yaşadıkları sorunları Türkiye’ye ge-
liş ve sığınma talebinde bulunulması ile başlayan sorunlar, bekleme
sürecinde günlük yaşamda karşılaşılan sorunlar ve sığınma talebinin
olumlu ya da olumsuz şekilde sonuçlanması ile ilgili sorunlar olmak
üzere üç grupta toplamak mümkündür (Buz 2002).
Türkiye’ye gelişlerinde ülkelerinde ve kaçış sırasında travmatik
deneyimler yaşamışlardır. Kimlik yokluğu, sığınma başvurusu yap-
mada gecikme gibi durumlarla karşılaşabilirler (Angelis 1998).
Bundan sonra metinde kısaltılmış hali olan BMMYK kullanılacaktır.
hakemli makaleler Sema BUZ
123TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Bekleme sürecinde gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunlar ise
çeşitlilik göstermektedir. Tüm sığınmacı ve mülteciler için geçerli olan
barınma, beslenme, giyim, psikososyal yardım, dil öğrenme gibi temel
gereksinimlerin (Padilla 1997); anksiyete, depresyon, somatizasyon,
uyku düzensizliği, dikkat eksikliği, Post Travmatik Stres Bozukluğu
(PTSB) gibi durumların (Rado 1997; Summerfield 1991) Türkiye’deki
sığınmacılar için de geçerli olduğu görülmektedir.
Sığınma talebinin kabul edilmesi sığınmacı için olumlu bir du-
rumdur. Kabul edilenler üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeyle bağlantı-
lı kaygılar ve korkular yaşamaktadırlar. Ancak kabul edilmeyenlerin
durumu çok güçleşmektedir. Bu durumda her ne kadar insani gerek-
çelerle kalmalarına bir süre daha izin verilse dahi, artık BMMYK’nın
ilgi alanından çıkmakta ve dolayısıyla Türkiye’de kaçak olarak kalma-
ya devam etmektedirler. Bu grubun yaşayabileceği korku, kaygı ve ge-
lecekle ilgili belirsizliği tahmin etmek hiç zor değildir.
2. Türkiye’deki Sığınmacıların
Gereksinimlerine Yönelik Mevcut Hizmetler
Sığınmacı ve mültecilerin yaşadıkları sorunların çözümüne yö-
nelik olarak Türkiye’de sistematik ve sürdürülebilir bir hizmetler ağı
bulunmamaktadır. Sığınmacılara yönelik hizmetler kamu kuruluşları,
uluslararası kuruluşlar, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ta-
rafından yürütülmektedir ancak bu hizmetlerin sistematik sunuldu-
ğunu ve sürekli olduğunu söylemek mümkün değildir. Sığınmacı ve
mültecilerin gereksinimlerinin karşılanmasında kamu kuruluşları ta-
rafından sunulan sağlık ve eğitim hizmetlerinin yanı sıra sivil toplum
örgütlerinin geliştirdiği projeler kapsamında sunulan destek ve danış-
manlık hizmetleri (ör: BMMYK ve İKGV ortaklığında yürütülen Mül-
tecilere Yönelik Psikososyal Destek Projesi) öne çıkmaktadır. Ancak
özellikle sivil toplum örgütleri kaynak bulma ve yaratma konusunda-
ki sıkıntıları nedeniyle hizmetlerinin sürdürülebilirliği konusunda pek
çok sorun yaşamaktadırlar. Buradaki temel sorun Türkiye’nin coğrafi
kısıtlamayı sürdürmesi nedeniyle sığınmacılar için Türkiye’nin geçiş
ülkesi olmasından kaynaklanmaktadır. Geçici olarak ülkemizde kalan
bu gruba ilişkin sistematik, bütüncül ve kapsayıcı bir hizmetler ağı ku-
rulamamıştır. Verilen hizmetler dağınık, sürdürülebilirlik problemleri
Sema BUZ hakemli makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
olan ve çoğu zaman da bu alanda çalışan kişilerin iyi niyetlerine dayalı
olarak yürütülen çalışmalar biçimindedir.
Sığınmacılara yönelik hizmetlere ilişkin olarak köken ülkeden ka-
çışlarına neden olan olaylardan başlayarak, kaçış sırasında yaşadıkları
travmalar, aile bölünmesi, tehlikeli yolculuk ve Türkiye’deki gündelik
yaşamda karşılaştıkları sorunlar dikkate alınarak hizmetlerin bu bü-
tünlük içinde planlanması gereklidir (Buz 2004). Türkiye açısından ba-
kıldığında “geçiş ülkesi” olma özelliğinin bu bütünlüklü ele alışa uygun
olmadığı görülmektedir. Çünkü Türkiye’ye gelenler içinde Ortadoğu
ülkelerinden gelenler büyük bir orandadır ve coğrafi kısıtlama nede-
niyle zaten yasal olarak Türkiye’de yerleşememektedirler.
Türkiye’deki sığınmacı ve mültecilere yönelik hizmetlerde bu gru-
bun sahip olduğu haklar noktasından hareket edilerek bütünlüklü bir
hizmet sisteminin geliştirilmesi gereklidir. Sığınma hakkı İnsan Hak-
ları Evrensel Beyannamesi’nin 14. maddesinde bir hak olarak düzen-
lemiştir. Sığınmacı ve mülteciler için ortak birtakım haklar bulunmak-
tadır. Bu haklar;
1. Düşünce, ifade ve toplantı hakkı,
2. Alıkonma (gözaltı) ya karşı korunma hakkı
3. Adil yargılanma hakkı,
4. Seyahat özgürlüğü,
5. Çalışma hakkı,
6. Irk ayrımcılığına karşı sığınmacıları koruyan standartlar,
7. Mültecilerin zulüm görme riski bulunan yerlere gönderilmeme
hakları (Altınışık ve Yıldırım 2002: 113-138).
Bu haklar perspektifine dayalı bir yaklaşıma göre örgütlenmiş hiz-
metler ağına büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Bu ele alışta AB üyelik sü-
reciyle bağlantılı gelişmeler büyük bir olanak yaratmaktadır.
3. Türkiye’deki Sığınma Sisteminin
Geliştirilmesi Konusundaki Güncel Gelişmeler
Güncel gelişmeler konusunda AB sürecinin büyük katkısı olmuş-
tur. Türkiye imzaladığı AB Katılım Ortaklığı Belgesi ile;
hakemli makaleler Sema BUZ
125TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Kısa vadede: Yasadışı göçle mücadelelerin güçlendirilmesi, Avru-
pa Komisyonu ile bir geri kabul anlaşmasının imzalanması kararlaştı-
rılmıştır.
Orta vadede: Sığınma alanında AB mevzuatına uyum sağlanma-
sı, 1951 Cenevre Sözleşmesi’yle getirilen coğrafi kısıtlamanın kaldırıl-
masıyla ilgili çalışmalara başlanması, sığınma başvuruları sisteminin
güçlendirilmesi, sığınmacılar ve mülteciler için konaklama birimleri
ve sosyal destek sağlanması konuları görüşülmüştür.
Coğrafi kısıtlamanın kaldırılacağının taahhüt edilmesi çok önemli
bir gelişmedir. Ancak coğrafi kısıtlamanın kaldırılması için Türkiye iki
koşul ileri sürmüştür: doğrudan bir mülteci akınını teşvik etmeyecek
şekilde gerekli altyapı ve mevzuat değişikliklerinin gerçekleştirilmesi,
diğeri ise Avrupa Birliği ülkelerinin külfet paylaşımı konusunda ge-
rekli hassasiyeti göstermesidir (Odman 2006).
Türkiye’deki sığınma sisteminin geliştirilmesinde AB mükteseba-
tının temelini oluşturan 1999 tarihli Amsterdam Antlaşması’nın büyük
etkisi bulunmaktadır. Bu antlaşma, birliğin, özgürlük, demokrasi, in-
san hakları ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri
üzerine kurulmuştur. Bu çerçevede, ortak ilkeler temelinde uluslara-
rası korumadan yararlanmak isteyen yabancılara (üçüncü ülke vatan-
daşlarına) uygun bir statü sunmak ve geri göndermeme (non-refoule-
ment) ilkesine uygun davranmak amacıyla mülteci koruması, ikincil
koruma ve geçici koruma konularında ortak politika geliştirilmesi ve
uygulamalarının uyumlaştırılması istenmektedir. Bunun yanı sıra, söz
konusu kişilerin insani ihtiyaçlarına cevap verme kabiliyetine sahip
olunması ve bu kişilerin bulundukları ülkenin toplumu ile bütünleş-
mesini sağlamaya yönelik düzenlemelerin yapılması konuları üye ül-
keler için bir zorunluluk olarak ortaya konmaktadır (İçişleri Bakanlığı
Emniyet Genel Müdürlüğü Genelgesi 2006).
İlgili düzenlemelerde söz konusu kişilere, AB vatandaşlarına sağ-
lanan haklara yakın bir dizi tek tip haklar (örneğin: ikamet hakkı, öğ-
renim görme hakkı ve ücretli veya serbest meslek sahibi olarak çalışma
hakkı gibi) ve yükümlülükler verilmesi ve Birlik vatandaşlarına uy-
gulandığı şekliyle hakkaniyetli muamele gösterilmesi gerektiği vur-
gulanmakta, ayrıca iltica ve göç müktesebatı uygulanırken ekonomik,
sosyal ve kültürel hayatta ayrımcılık, ırkçılık ve yabancı düşmanlığına
Sema BUZ hakemli makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
karşı tedbirlerin geliştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir (İçişleri Ba-
kanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Genelgesi 2006).
Bu süreç beraberinde AB çapında birtakım ortak standartların
Türkiye açısından kabulünü de beraberinde getirmektedir. Bu geliş-
melerden birisi de 2003 tarihinde çıkarılan “Sığınmacıların Ülkeye Ka-
bulüne İlişkin Asgari Standartları Belirleyen Konsey Yönergesi” olarak
adlandırılan AB Konseyi Kabul Koşulları Yönergesi’dir. Bu yönerge
iltica/sığınma başvurusu yapanlara, onurlu bir yaşam standardı ve
uygun yaşam koşulları sağlamak açısından normal şartlarda yeterli
olacak asgari ülkeye kabul standartlarını ortaya koymakta ve tüm AB
üye devletlerinde ulusal mevzuata yansıtılması gereken hükümlere
dikkat çekmektedir. Yönergenin temel vurgusu:
—Sığınmacılara, iltica talepleri incelenirken insan onuruna yakışır
yaşam koşulları sağlaması,
—Üye devletler açısından ülkeye kabulle ilgili standartlar geliştir-
mesidir (Tokcan 2005).
Bu yönerge kapsamındakiler 1951 sözleşmesine göre iltica baş-
vurusunda bulunanlar olarak tanımlanmış ancak başka sebeplerden
(tıbbi ve farklı nedenler) koruma arayanlara devletlerin isterlerse bu
hakları tanıyabilecekleri belirtilmiştir.
Yönergede özellikle yer alan konular:
- Refakatsiz küçükler, yaşlılar, yanlarında küçük çocuklar bulunan
bekar ebeveynler, hamile kadınlar, özürlüler, işkence, tecavüz diğer
ciddi psikolojik, fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmış kişiler ol-
mak üzere hassas durumdaki kişiler ve özel ihtiyaçları bulunan grup-
ların ihtiyaçlarına cevap verecek tedbirler,
- Sağlık, bakım, eğitim, kimlik belgelerinin sağlanması ve hukuki
yardım da dahil olmak üzere sığınma prosedürlerine ilişkin önemli
konular,
- Kabul ve konaklama merkezlerinin kurulması, sığınmacılar ile
yetkili makamlar arasında uygun bir koordinasyonun teşvik edilmesi,
- Yardım sağlayan kuruluş ya da gruplarla irtibat kurma imkanı
sağlanması konuları yer almaktadır (AB Konseyi Kabul Koşulları Yö-
nergesi 2005).
hakemli makaleler Sema BUZ
127TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Sığınma sisteminin sosyal boyutuyla ilgili önemli bir diğer geliş-
me Türkiye’nin 2004 yılında tamamlanan “İltica ve Göç Ulusal Eylem
Planı”dır. Bu eylem planı sığınma süreciyle ilgili Türkiye’nin AB Mük-
tesebatıyla uyumlulaştırılması perspektifiyle hazırlanmıştır. Eylem
Planına göre öncelikle iltica ve göçle ilgili bir ihtisas biriminin oluş-
turulması, sığınmacı kabul, barınma merkezleri kurulması, hızlandı-
rılmış usuller, iltica kararına itiraz usulleri, geri göndermeme ve geri
kabul antlaşmalarıyla ilgili bir hukuksal süreçle ilgili düzenlemeleri ve
bunlardan sorumlu kuruluşları belirtmektedir. Eylem planının diğer
yönü ise sığınma konusuyla ilgili sosyal alanda öngörülen düzenle-
melerdir. Sosyal boyutla ilgili yabancıların çalışma izinleri, iş piyasa-
sına erişim, ikamet konusu, entegrasyon sisteminin kurulması, eğitim
programları, dil eğitimi, hassas gruplara yönelik hizmetler, sağlık ola-
nakları, sosyal yardımlar, sosyal, ekonomik ve kültürel haklara erişim,
toplumun bilinçlendirilmesi gibi düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerde
ise ilgili bakanlıklar ve sivil toplum örgütlerinin birlikte çalışması vur-
gusu bulunmaktadır (İltica ve Göç Ulusal Eylem Planı 2005). Tüm bun-
lar sığınma ve göç alanında yeni bir gündemin oluşumu için uygun bir
zemin sunabilecek niteliktedir.
AB Konseyi Kabul Koşulları Yönergesi ve Türkiye İltica ve Göç Ey-
lem Ulusal Eylem Planı, Türkiye’de sığınmacı ve mültecilere yönelik
olarak yürütülen hizmetlerin sistematik hale getirilmesi ve sığınma ko-
nusunda ön plana çıkan “güvenlik” bakışı dışında sığınma olgusunun
“sosyal” niteliğine de vurgu yapması boyutunda oldukça önemlidir.
Sığınma olgusunun, köken ve varış ülkesi açısından politik, ekonomik,
kültürel ve sosyal çıktıları olduğu açıktır. Sığınma sürecinin genellikle
travmatik olarak gerçekleşmesi sosyal boyutta yapılması gerekenlerin
önemini arttırmaktadır.
AB sürecinin yarattığı bu güncel gelişmelerin sunduğu önemli bir
fırsat çok yönlü olarak adlandırabileceğimiz sığınma olgusuna multi-
disipliner çalışmalarla müdahale etmeye olanak sağlamasıdır. Burada
temel konu sığınma konusunun sosyal boyutunun ihmal edilmeden
insan haklarına dayalı bir bakış açısıyla gündeme getirilmesidir. Bu
anlamda sığınmacının ülkeye kabulünden başlanarak statü belirleme
süreci, uyum süreci, gündelik yaşamının düzenlenmesi ve yaşamla
bütünleştirilmesi anlamında pek çok disiplinin bir arada çalışması ge-
rekliliğine uygun bir olanak sunacak niteliktedir. Bu alanda hizmet ve-
Sema BUZ hakemli makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ren sorumlu kuruluşlar boyutunda da kamu ve sivil toplumun birlikte
çalışmasına özel önem verildiği görülmektedir.
Sonuç
Türkiye’deki sığınma sistemine ilişkin, mülteci statüsü tanıma
noktasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ve İçiş-
leri Bakanlığı tarafından yürütülen sığınma prosedürü düşünüldü-
ğünde statü tanıma sürecinin uzunluğu en temel eleştiri olarak orta-
ya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra sığınmacıların günlük yaşamlarında
karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik olarak verilen hizmetlerin
oldukça dağınık, sürdürülebilirliği olmayan ve projeler bazında yü-
rütülen hizmetlerden oluştuğu görülmektedir. Sığınmacıların gereksi-
nimlerinin karşılanması ve insan onuruna yaraşır bir yaşam standardı-
na sahip olmaları Türkiye’nin sığınmacı ve mülteciler için geçiş ülkesi
konumunu sürdürmesi nedeniyle olanaklı görülmemekteydi. Ancak
AB müktesebatı ve göçle ilgili ulusal mekanizmalar oluşturma ve coğ-
rafi kısıtlamanın kaldırılmasını da içeren düzenlemeler, sığınmacı ve
mülteciler için Türkiye’deki yaşamları açısından olumlu gelişmeleri
içinde barındırmaktadır. AB süreciyle birlikte Konsey Kabul Koşulları
Yönergesi ve Türkiye Göç ve İltica Ulusal Eylem Planı bir anlamda
Türkiye’deki sığınma sisteminin eksik olan sosyal boyutuna ilişkin
düzenlemeleri içermektedir. Sığınma sürecindeki uygulamalarda da
sosyal boyutun güvenlik boyutu ve hukuksal boyut gibi göz önünde
tutulması gerekmektedir.
Sığınma sistemine ilişkin bu yeni yapılanmada, sosyal boyutun
düzenlenmesi ve hassas gruplar başta olmak üzere sığınma sürecinin
insan onuruna yakışır bir standarda kavuşturulmasıyla ilgili vurgu
dikkati çekmektedir. Bu sosyal boyutun ulusal göç ve iltica sistemi-
nin tüm aşamaları içinde yer alması gerekmektedir. Sosyal boyutun
içeriğini sığınmacı ve mültecilerin temel gereksinimlerinin tespiti, bu
gereksinimlere yönelik kaynakların arttırılması ve sürekli kılınması,
tüm politika ve hizmetlerde sığınmacıların katılımının sağlanması, in-
cinebilir grupların gözden kaçırılmaması olarak tanımlamak mümkün
görünmektedir. Bu düzenlemelerin haklar perspektifine dayalı olarak
sunulması büyük önem taşımaktadır.
hakemli makaleler Sema BUZ
129TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Sosyal boyut, temel gereksinimlerin karşılanması, sığınmacıla-
rın uyumunu sağlama ve bekleme sürecinin mümkün olduğu ölçü-
de iyi bir şekilde atlatılması, kişinin stresten uzak gündelik yaşamını
sürdürmesine odaklanmalıdır. Bu süreçte aynı etnik gruptan kişilerin
kültürel kimliklerini sürdürebilmeleri için ulaşılabilir yakınlıkta otur-
malarını sağlayan konut ve yerleşim olanakları, dil öğretimi, kariyer
danışmanlığı, meslek eğitimi, sosyal izolasyon duygusunu azaltmak
için eğlence ve sosyal etkinlikler, kendine yardım grupları oluştu-
rulması, sağlık hizmetleri, gelir getirici olanaklar, aynı etnik gruptan
yardımcı meslek elemanlarının yetiştirilmesi, çevirmenlik hizmetleri,
danışmanlık hizmetleri, aile bütünlüğünün sağlanması politikası doğ -
rultusunda yakınlarının gelmesine izin verilmesi ve halk eğitimi prog-
ramları gibi çok geniş yelpazede sunulması gereken bir hizmet ağı ya-
pılanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu hizmetler, Türkiye’nin coğrafi
kısıtlamasını kaldıracağı ve kalıcı mülteci yerleşimlerine uygun hale
geleceğini taahhüt ettiği AB süreci açısından da önemlidir. Böyle bir
sistemin hayata geçmesi ise Türkiye iltica ve göç sistemine hukuksal,
siyasal ve sosyal tüm boyutlardan bakmayı gerekli kılmaktadır. Sığın-
ma alanındaki uygulamanın da evrensel hukuk normları ve AB ortak
prosedürleriyle eş bir şekilde yürütülmesi açısından bu alanda çalışan
nitelikli personelin yetiştirilmesi ve istihdamı önemli bir konudur ve
bu konuyla ilgili eğitim çalışmaları hızlı bir şekilde sürmektedir. Ortak
standart oluşturma ve var olan sığınma sistemini güçlendirmek uzun
vadeli, kalıcı ve sürekliliği hedefleyen çabalarla mümkün olabilir ve
süreç içi değerlendirmeler ve izleme mekanizmalarının işletilmesi bu
anlamda büyük önem taşımaktadır.
KaynakLAR
AB Konseyi Kabul Koşulları Yönergesi, İltica ve Göç Mevzuatı. BMMYK
ve İçişleri Bakanlığı ortak yayını, Ankara 2005.
Altınışık, Ç./M. Ş. Yıldırım, Mülteci Haklarının Korunması, Ankara
Barosu Yayınları, Ankara 2002.
Angelis, D. Furio “Bu Benim Başıma Gelir Miydi? Mülteci Sorunu ve
Uluslararası Toplumun Buna Yanıtı”, Umuda Doğru Dergisi Sığın-
macılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği Yayını, Yıl 2, Sayı 4, 1998.
Sema BUZ hakemli makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Sığınma ve Mülteci Konularındaki Uluslararası Belgeler ve Hukuki
Metinler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Yayınları,
Ankara 1998.
BMMYK 2007 Yılı Türkiye İstatistikleri 13.01.2008, http://www.unh-
cr.org.tr/MEP/index.aspx?pageId=118.
Buz, Sema, “Türkiye’deki Sığınmacıların Üçüncü Bir Ülkeye Gidiş İçin
Bekleme Sürecinde Karşılaştıkları Sorunlar” Hacettepe Üniversi-
tesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yayın-
lanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2002.
Buz, Sema, Zorunlu Çıkış Zorlu Kabul Mültecilik, Sığınmacılar ve Göç-
menlerle Dayanışma Derneği Yayınları No: 5, Ankara 2004.
İçduygu, A./İ. Sirkeci, “Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde Göç Ha-
reketleri”, 75 Yılda Köylerden Şehirlere, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,
İstanbul 1999.
İçduygu, A./Ş. Toktaş, Yurtdışından Gelenlerin Nicelik ve Nitelikleri -
nin Tespitinde Sorunlar, TUBA Raporları, Sayı 12, Ankara 2005.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Göç ve İltica Genelgesi,
2006.
Odman, M. Tevfik, “Mülteci Hukuku Türk Mülteci Politikası ve Uygu-
laması”, Güncel Hukuk Dergisi, Sayı 26, 2006.
Padilla, C. Yolanda, “Immigrant Policy: Issues for Social Work Pra-
ctice”, Social Work Journal of the National Association of Social
Workers, 42 (6), 1997.
Rado, Ted, “Psychoreactive Depression: Refugees and Alcohol Abu-
se”, Migration World Magazine, 25 (5), 1997.
Summerfield, Derek, “Mental Health of Refugees and Displaced Per-
son”, The Lancet, 338 (8), 1991.
Tokcan, Işıl, “AB Konseyi Kabul Koşulları Yönergesi”, Sığınmacıların
Kabul Koşullarına Dair İstişareler Toplantısı, Ankara 2005.
İltica ve Göç Ulusal Eylem Planı, İltica ve Göç Mevzuatı, BMMYK ve
İçişleri Bakanlığı ortak yayını, Ankara 2005.