Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
GİRİŞ
4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda “tutukla-
ma”, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na göre oldukça farklı
bir biçimde kurala bağlanmıştır.
Çalışmamız, tutuklamayla ilgili olarak iki konudan oluşmaktadır.
Birincisi, CMK’da tutuklama nedenleri, ikincisi ise, CMK’da tutuklama
isteminin reddi kararına itirazdır.
I. 5271 SAYILI CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NDA
TUTUKLAMA NEDENLERİ
5271 sayılı CMK’nın “Tutuklama Nedenleri” kenar başlıklı 100. madde-
sinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine göre, “Kuvvetli suç şüphesinin
varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli
veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir”.
CMK’nın 2. maddesine göre şüpheli; soruşturma evresinde, suç şüphesi
altında bulunan kişiyi, sanık ise; kovuşturmanın başlamasından itibaren
hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade
eder.
Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre ise, tutuklama için, sanığın suçu işlediğine dair kuvvetli suç
şüphesi ve bir tutuklama nedeni bulunmalıdır.
TUTUKLAMA NEDENLERİ
VE TUTUKLAMA İSTEMİNİN
REDDİ KARARINA İTİRAZ KONUSUNDA
5271 SAYILI CMK’NIN İNCELENMESİ
Dr. Ali KARAGÜLMEZ
*
*
Hakim.
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
121TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
A. Ön Koşul Niteliğindeki Nedenler
CMK’nın 100. maddesinde öngörülen;
a. Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular bulunması,
b. Bir tutuklama nedeninin bulunması nedenleri, tutuklama kararı
verilebilmesi için ön koşul niteliğindedir ve mutlaka birlikte bulunmak
zorundadır.
Ceza muhakemesi hukukunda kural olarak sanığın lehine de olsa,
aleyhine de olsa kıyas serbest ise de, bu kuralın istisnalarından birisini,
CMK’nın 100. maddesindeki tutuklama nedenleri oluşturur. Bir başka an-
latımla, CMK’nın 100. maddesindeki tutuklama nedenleri kıyas yoluyla
genişletilemez.
1
1. Kuvvetli Suç Şüphesinin Varlığını Gösteren Olgular Bulunması
1412 sayılı CMUK’un 104. maddesindeki, “suçluluğu hakkında kuvvetli
belirti bulunan” ibaresinden farklı olarak 5271 sayılı CMK’nın 100. madde-
sinde, “kuvvetli suç şüphesinin varlığı” ibaresi kullanılmıştır.
CMUK’daki “suçluluk” sözcüğü, CMK’daki “suç şüphesinin varlığı” iba-
resine göre daha yoğun ve ileri bir düzeyi ifade etmektedir. “Suç şüphesi”
tam bir kesinliği göstermezken, “suçluluk” kavramı şüphenin daha ötesini
anlatmaktadır.
CMK’nın 100. maddesinde, kullanılan “olgular” sözcüğü ise, CMUK’un
104. maddesindeki, “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler aşa-
ğıdaki hallerde tutuklanabilir” hükmünde ise “belirti” sözcüğünden farklılık
taşımaktadır.
“Olgu” sözcüğü, “birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol
açtığı sonuç, vakıa” olarak; “belirti” ise, “bir olayın veya durumun anlaşılmasına
yardım eden şey, alamet, nişan, nişane” olarak tanımlanabilir.
2
Olgu sözcüğü, “belirti”ye göre, daha somut bir anlamı içermektedir.
Bununla birlikte, olgu, bir olayın dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol
açtığı sonuç veya vakıa iken, belirti sözcüğü, bir olayın anlaşılmasına yar-
1
Öztürk, Bahri, “Yeni Ceza Muhakemesi Hukukunun Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu
mu? Yoksa Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yeni Ceza Muhakemesi Hukuku
mu?”; www.edb.adalet.gov.tr/(2005).
2
www.tdk.gov.tr/tdksozluk
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
122TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
dım eden şey, alamet vs.dir. Her olgu bir belirti sayılabilir fakat, her belirti
bir olgu sayılmayabilir.
Bununla birlikte, CMK’nın 100. maddesinde “kuvvetli suç şüphesinin
varlığı” ibaresi yanında kullanılan “olgu” sözcüğü, şüpheye ilişkin olacak-
tır. CMUK’un 104. maddesindeki “suçluluğu” ibaresi yanında kullanılan
“belirti” sözcüğü de suçluluğu kesin olarak değil, bir alamet olarak ortaya
koyabilen şeyleri anlatmaktadır.
Sonuç olarak, CMK’nın 100. maddesinde, “suç şüphesi” ibaresiyle
birlikte “olgu” sözcüğünün kullanılması, bir bakıma CMUK’un 104.
maddesinde “suçluluğu hakkında” ibaresiyle birlikte “belirti” sözcüğünün
kullanılmasıyla paralellik taşımaktadır. Bir an için CMK ve CMUK’daki
ibarelerin karıştırıldığını düşündüğümüzde, “suçluluğu hakkında kuvvetli
olgular” denilseydi, tutuklama tedbirinde suçluluğun ispatının aranması
gibi bir çıkmaza girilmiş olurdu. Bu nedenlerle, CMK’nın 100. maddesin-
deki “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular bulunması” ibaresinin
uyumlu olduğunu düşünüyoruz.
2. Bir Tutuklama Nedeninin Bulunması
CMK’nın 100. maddesine göre tutuklama kararı verilebilmesi için ikinci
önemli koşul, yasada sayılan bir tutuklama nedeninin bulunmasıdır. Bu
konuda ikili bir ayırım söz konusudur. Birincisi, genel olarak tutuklama
nedenleri, ikincisi ise, suç türlerine göre tutuklama nedenleridir.
a. Genel Olarak Tutuklama Nedenleri
CMK’nın 100. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, aşağıdaki hal-
lerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a. Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini
uyandıran somut olgular varsa
b. Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişi-
minde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
123TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesinin (2) numaralı
fıkrasına göre ise, aşağıdaki haller belirgin olgulara dayanıyorsa, bir tutuk-
lama nedeni var sayılabilir:
1. Sanığın kaçacağı veya saklanacağı,
2. Somut olayın özelliklerine göre, sanığın ceza yargılamasından kaçı-
nacağı (kaçma riski olduğu),
3. Sanığın davranışları, aşağıdaki konularda kuvvetli bir şüphe içeri-
yorsa;
a. Delilleri, yok etmek veya değiştirmek veya ortadan kaldırmak,
örtbas etmek veya tahrif etmek,
b. Suç ortaklarını veya tanıkları veya bilirkişileri (uzmanları) uy-
gunsuz şekilde etkilemek,
c. Diğerlerini de aynı şekilde etkilemek ve bu yüzden, gerçeğin belirlen-
mesinin zorlaşması tehlikesi varsa (delillerin karartılması tehlikesi varsa).
Görülüyor ki, CMK’daki genel tutuklama nedenleri, büyük ölçüde
Alman CMK’ya benzemektedir. Bununla birlikte, Alman CMK’da farklı
olarak, sanığın davranışlarına ilişkin (3) numaralı seçenek, ayrıca “bu yüz-
den, gerçeğin belirlenmesinin zorlaşması tehlikesi varsa” koşuluna bağlanmıştır.
Bu koşul, kısaca delilleri karartma olarak ifade edilebilecek olan konuların,
asgari niteliğini belirtmektedir. Esasında, 5271 sayılı CMK’da olmayan bu
koşul, işin özünde aranmalıdır. Çünkü, CMK’nın 100. maddesinin (2) nu-
maralı fıkrasındaki delilleri karartma nedenleri, sonuca etkili olabilecek
olan nitelik taşımalıdır.
b. Suç Türlerine Göre Tutuklama Nedenleri
CMK’nın 100. maddesinde, Hükümet Tasarısı’nın
3
119. maddesindeki,
“suçun ağırlığı, işlendiği hal ve koşullar veya meydana gelen zararın önemi dola-
yısıyla fiilin kamu düzeni üzerinde neden olduğu istisnai ve ısrarlı düzensizliğe
son verilmesi”, “şüpheli veya sanığın, kendilerine karşı gelişebilecek hukuka aykırı
tepkilerden korunması”, “suça son verilmesi”, “suçun yinelenmesine engel olun-
ması” şeklindeki tutuklama nedenlerine yer verilmemiştir.
4
3
“Hükümet Tasarısı”, 7.3.2003 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından TBMM Baş-
kanlığı’na sevk edilen “(2002) Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı”nı ifade
etmektedir.
4
Hükümet Tasarısı’ndaki bu nedenlerle ilgili eleştiri için bkz., Şahin, Cumhur - Özgenç,
İzzet, “CMUK Tasarısı (2002) Üzerine Düşünceler”, GÜHFD, C. III, S. 1-2, 1999, s. 216.
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
124TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Bu yaklaşımda, tutuklamanın bir koruma tedbiri olduğu ve koruma
tedbirlerinin amacının ise maddi gerçeğe, doğru hükme ulaşmak ve sonuçta
verilen kararların uygulanmasını sağlamak şeklindeki düşüncenin
5
etkili
olduğu söylenebilir.
CMK’nın 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre, aşağıdaki
suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,
tutuklama nedeni var sayılabilir:
a. 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
1. Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar (m. 76, 77, 78),
2. Kasten Öldürme (m. 81, 82, 83),
3. İşkence (m. 94, 95)
4. Cinsel Saldırı (birinci fıkra hariç, m. 102),
5. Çocukların Cinsel İstismarı (m. 103),
6. Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti (m. 188),
7. Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma (2, 7 ve 8. fıkralar hariç, m. 220),
8. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (m. 302, 303, 304, 307, 308),
9. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (m. 309,
310, 311, 312, 313, 314, 315),
b. 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer
Aletler Hakkında Kanun’da tanımlanan silah kaçakçılığı (m. 12) suçları.
c. 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 22. maddesinin
(3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d. 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e. 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu’nun 68 ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar.
f. 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 110. maddesinin
4 ve 5. fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
5
Şahin - Özgenç, s. 216.
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
125TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
CMK’nın TBMM’deki görüşmelerinde, bir taraftan Hükümet Tasarı-
sı’ndaki tutuklama nedenleri azaltılmış, diğer taraftan ise tutuklama neden-
lerinin varsayılabileceği haller katalog halinde belirtilerek, 100. maddenin
yukarıdaki (3) numaralı fıkrası eklenmiştir.
6
Belirtelim ki, Hükümet Tasarısı üzerinde doktrindeki tartışmalarda,
tutuklama nedenleri belirlenirken Alman CMK’daki gibi bir katalog yapıl-
ması görüşü de ileri sürülmüştür.
7
Karşı görüşe göre ise, CMK’nın 100. maddede tek tek sayılan bu
suçlarda tutuklama nedenin var sayılacağının belirtilmesi bir ön yargının
açıkça ifadesidir. “Hükümler ve adalet kişiye göre değişemez böyle olursa açık
bir hak ihlali olur”
8
Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112a maddesinde de, benzer
bir düzenleme yer almaktadır ve 112a maddesinde tek tek sayılan suçların
sanık tarafından işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunmalıdır.
CMK’nın 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan
birisinin söz konusu olması, tutuklama nedeni için tek başına yeterli değil-
dir. Bu suçlardan birisinin işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin
varlığı varsa, ancak tutuklama nedeninden söz edilebilir. Bununla birlikte,
bu halde bile, sayılan suçlardan birisinin işlendiği konusundaki kuvvetli
şüphenin olması, CMK’nın 100. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki genel
tutuklama nedenlerinin var sayılmasına neden olabilir. Tüm bu konular
ise, hakim tarafından takdir edilecektir.
B. Tutuklama Kararı Verilemeyecek Haller
1. CMK’daki Düzenleme
CMK’nın 100. maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre, sadece adli para
cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan
suçlarda tutuklama kararı verilemez. Bu iki durum, tutuklama yasağı olarak
da adlandırılabilir.
6
TBMM Adalet Komisyonu Raporu, 1.12.2004, Esas No. 1/535, 1/292, Karar No. 65.
7
Özbek, Özer, V., Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Taslağı, (TBB), Ankara 2004, s.
197.
8
Şamlı, Yasin, “Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu”, www.hukukcularder.org (10.3.2005);
ayrıca karşı görüş için bkz., Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Taslağı, (TBB), Ankara
2004, s. 197.
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
126TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Sadece adli para cezası gerektirme kapsamına, hapis ve adli para ceza-
sının seçimlik öngörüldüğü suçlar girmez; yeter ki böyle bir düzenlemede
hapis cezasının üst sınırı iki yıldan daha az olmasın.
Hapis cezasının üst sınırından maksat, suça ilişkin yasa maddesindeki
ceza düzenlemesindeki üst sınırdır.
2. Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki Düzenleme
Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 113. maddesine göre ise, altı
aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezalarda veya yüz seksen güne kadar para
cezalarında, delillerin karartılması riskinin olmadığı kabul edilebilir ve
tutuklama söz konusu olmayabilir. Bununla birlikte bu suçlarda dahi aşa-
ğıdaki hallerde, sanığın kaçma şüphesi bulunduğu kabul edilebilir:
1. Kendisine karşı yürütülen ceza usul sürecinden kaçınıyor veya kaçma
hazırlığı içerisindeyse,
2. Alman kanunlarının uygulandığı yerde, sabit ikametgahı veya otu-
rumu söz konusu değilse,
3. Kim olduğunu ispatlayamıyorsa.
Görülüyor ki, Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, yüz seksen
güne kadar olan para cezalarında bile, kaçma şüphesi varsa tutuklama
söz konusu olabilecektir. Üstelik Almanya’da da adli kontrol kurumu
bulunmaktadır.
Alman CMK’daki düzenleme, 1412 sayılı CMUK’un 104. maddesinin
3. fıkrasında; “Altı aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda sanık
ancak, suçun toplumda infial uyandırması veya ikametgahı veya meskeninin bu-
lunmaması veya kim olduğunu ispat edememesi halinde tutuklanabilir” hükmüne
(infial dışında) benzemektedir.
Alman CMK’dan ve CMUK’dan farklı olarak 5271 sayılı CMK’da ise,
çok geniş bir tutuklama yasağı olan alan kabul etmiştir.
C. İşin Önemi, Ölçülü Olma
CMK’nın 100. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine göre,
“işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması ha-
linde, tutuklama kararı verilemez.” CMUK’nın 104. maddesinin 4. fıkrasında
da, “soruşturma konusu fiilin önemi veya uygulanabilecek ceza veya emniyet
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
127TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
tedbiri dikkate alındığında tutuklama haksızlığa sebep olabilecekse veya tutuklama
yerine bir başka yargılama önlemi ile amaca ulaşılabilecek ise tutuklamaya karar
verilemez” denilmekteydi.
“İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmama”
konusu, tutuklama yasağından farklı ve genel bir nitelik taşımaktadır; her
somut olayda, olayın özelliklerine göre takdir edilecektir.
Tutuklama ile kişi özgürlüğü arasındaki makul dengenin korunması
ise, mahkemelere ait önemli bir görevdir.
9
Tutuklamanın yasadaki kurallara uygun yapılmaması ise, kişi hürri-
yeti ve güvenliği olarak anılmaktadır. Yasal şartlara uyulmadan yapılan
tutuklama ise insan hakkı ihlali anlamına gelmektedir.
10
II. TUTUKLAMA İSTEMİNİN REDDİ KARARINA İTİRAZ
A. Cumhuriyet Savcısı’nın Soruşturma Evresinde Tutuklama İstemi
CMK’nın 101. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, soruşturma ev-
resinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine
sulh ceza hakimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanma-
sına Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar
verilir.
11
Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturma evresinde veya kovuşturma ev-
resinde tutuklama isteminde bulunurken, aşağıdaki iki hususta mutlaka
açıklamada bulunması gerekmektedir:
1. Gerekçe
2. Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve
fiili nedenler.
Eğer Cumhuriyet Savcısı, bu iki konuda hiçbir açıklamada bulunma-
mışsa, bunun sonuçlarının ne olduğu CMK’da belirtilmemiştir.
9
Harvey, Richard, “Redefining the framework of arrest”, (Chair The Haldane Society
of Socialist Lawyer), www.statewatch.org/news/2004.
10
Öztürk, www.edb.adalet.gov.tr/(2005).
11
CMK’nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendine göre “Soruşturma: Ka-
nun’a göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabu-
lüne kadar geçen evreyi”, (f) bendine göre, “Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle
başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi”, ifade eder.
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Biz, hiçbir açıklamada bulunmadan Cumhuriyet Savcısı’nın tutuklama
isteminde bulunması halinde CMK’nın 101. maddesindeki hükmün em-
redici niteliği karşısında hakimin, sorguya geçmeden önce bu iki hususta
açıklamada bulunmasını Cumhuriyet Savcısı’ndan istemesi gerektiğini
düşünmekteyiz.
Gerekçe, CMK’nın 100. maddesindeki tutuklama nedenlerini anlat-
maktadır. Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki
ve fiili nedenler ise, CMK’nın 109 ila 115. maddeleri arasında düzenlenen
(ve CMUK’da bulunmayan) adli kontrol kurumuyla ilgilidir.
12
Tutuklama-
ya karar verebilmede, adli kontrol kurumu ile bağlantı kurulması usulü,
şüpheli veya sanığa ciddi güvence sağlamayı amaçlamaktadır.
13
CMK’nın 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, 100. maddede
belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, üst sınırı üç yıl veya daha
az hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, şüp-
helinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebi-
lecektir. 110. maddenin (1) numaralı fıkrasına göre, şüpheli, Cumhuriyet
Savcısı’nın istemi ve sulh ceza hakiminin kararı ile soruşturma evresinin
her aşamasında adli kontrol altına alınabilecektir.
CMK’nın 109. maddesinin (1) numaralı fıkrasına bakıldığında, adli
kontrole, üst sınırı iki yıldan fazla ve üç yılı geçmeyen suçlarda karar veri-
lebileceği sonucu çıkmaktadır. Ancak, 109. maddenin (2) numaralı fıkrasına
göre, CMK’da tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adli kontrole ilişkin
hükümler uygulanabilecektir.
CMK’nın 101. maddesinin (2) ila (5) numaralı fıkralarına göre, tutuk-
lamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin
reddine ilişkin kararlarda hukuki ve fiili nedenler ile gerekçeleri gösterilir.
Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği
yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir. Tu-
tuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro
tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. Tutuk-
lama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhal serbest bırakılır. 100 ve
101. madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.
12
Adli kontrol kurumu, Alman, İtalyan ve Fransız hukukunda kabul edilen ve tu-
tuklama yerine geçebilecek diğer bir önlem niteliğindedir; Kunter, Nurullah, Ceza
Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, İstanbul, 2000, s. 599.
13
Adli kontrol hakkında geniş bilgi için bkz., Darende, Yeliz, “5271 Sayılı Ceza Mu-
hakemesi Kanunuyla Hukukumuza Giren Adli Kontrol Müessesesi ile Bu Bağlam-
da Yenilenen Tutuklama Müessesesi”, www. turkhukuksitesi.com/hukukforum,
(9.3.2005).
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
129TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
B. Tutuklama Talebinin Reddi Kararına İtiraz
CMK’nın 100 ve 101. maddesine göre tutuklamayla ilgili ret veya kabul
kararlarına karşı itiraz edilebilir.
Tutuklu sanığın itirazında, itiraz merci, itirazın kabulüne karar verirse,
tutuklu sanığın veya şüphelinin derhal salıverilmesine de karar verecektir;
itiraz reddedilirse, sanığın tutukluluk hali devam edecektir.
CMK’da, soruşturma evresinde tutuklama isteminin sulh ceza haki-
mince reddi kararına karşı Cumhuriyet Savcısı’nın itirazında önemli bir
sorun ortaya çıkmaktadır. Sorunun kaynağı ise, CMK’da gıyabi tutuklama
kararının kaldırılmış olmasıdır. Konuyu ayrıntılı olarak ele alabiliriz:
1. Gıyabi (Yoklukta) Tutuklama Kararı Verilmesi Usulü Kaldırılmıştır
1412 sayılı CMUK’nın 106. maddesinin 1. fıkrasına göre, sanığın tu-
tuklanmasına ancak hakim karar verir ve tutuklanması talep edilen sanık
hazırsa karardan önce dinlenir; sanık hazır değilse, talebe ilişkin karar
yokluğunda ve evrak üzerinde verilirdi.
5271 sayılı CMK’da, bir istisna dışında gıyabi (yoklukta) tutuklama
kararı verilmesi usulü kaldırılmıştır. Bir başka deyişle, CMK’da, CMUK’un
106. maddesindeki hüküm bulunmamaktadır ve sanığın yokluğunda evrak
üzerinde tutuklama kararı verilemeyecektir. Bu kuralın tek istisnası ise,
kaçaklara ilişkindir.
14
2. Gıyabi Tutuklama Kararı Verilme Usulünün Kaldırılmasının
Neden Olabileceği Sorunlar
Acaba Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturma evresinde şüpheli hakkın-
daki tutuklama istemi sulh ceza hakimi tarafından reddedilir ve Cumhu-
riyet Savcısı buna itiraz ederse, itirazı inceleyen asliye ceza hakimi, itirazın
kabulü görüşünde ise ne karar verecektir?
1412 sayılı CMUK’un uygulandığı dönemde, böyle bir halde itirazı
yerinde bulan asliye ceza hakimi, “itirazın kabulüne, sanığın gıyaben tutuk-
lanmasına” karar vermekteydi. 5271 sayılı CMK’da gıyabi tutuklama usulü
kaldırıldığına göre, itirazı kabul eden merci kararında ne diyecektir?
14
İstisna konusunda bkz., ileride “Kaçaklar Hakkında Gıyabi Tutuklama” başlığına.
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
CMK’nın hükümlerine göre, itirazı kabul eden merci kararında, “itirazın
kabulüne ve şüphelinin gıyaben tutuklanmasına” diyemeyecektir. Şüphelinin
gıyaben tutuklanmasına karar verilmesi, yasal olmayan, yasaya rağmen ve
yasaya aykırı bir karar olacaktır.
Peki, itirazı kabul eden merci ne yapacaktır? İtirazın kabulüne karar
verilmesinin ne sonucu ya da ne faydası olacaktır ?
Soruna, olan hukuk (CMK’nın hükümleri) açısından bir çözüm bulu-
nabilir mi? Farklı açılardan konuyu ele almak istiyoruz:
a. Cumhuriyet Savcısı, Şüpheliyi Bekletip,
Mevcutlu Olarak İtiraz Edebilir mi?
Soruşturma evresinde tutuklama talebi sulh ceza hakimi tarafından
reddedildikten sonra adli kolluk tarafından şüpheli soruşturma evrakıyla
birlikte Cumhuriyet Savcısı’na getirildiğinde, Cumhuriyet Savcısı, kara-
ra itiraz edeceğini söyleyerek, şüpheliyi bekletebilir mi ? Bu arada itiraz
başvurusunu hazırlayıp, soruşturma evrakıyla birlikte şüpheliyi, itiraz
incelemesinin yapılması için asliye ceza hakimine gönderebilir mi?
CMK’nın 271. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, “Kanunda ya-
zılı olan haller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar
verilir.
15
Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet Savcısı ve sonra müdafi veya
vekil dinlenir.” bu hükümde, sanığın veya şüphelinin dinlenmesinden söz
edilmemiştir.
CMK’nın 101. maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki emredici hükme
göre ise, Cumhuriyet Savcısı’nın tutuklama istemi karşısında, sulh ceza
hakimi tarafından tutuklama kararı verilmezse, şüpheli derhal serbest
bırakılacaktır.
Bu hükümler karşısında, tutuklama istemi sulh ceza hakimince red-
dedilen şüpheli, Cumhuriyet Savcısı tarafından (o evrakta) derhal serbest
bırakılacaktır ve itiraz edileceği gerekçesiyle tutulamayacak ve itiraz mer-
cine mevcutlu olarak gönderilemeyecektir.
Diğer yandan, olması gereken hukuk açısından Cumhuriyet Savcısı’nın
böyle bir yaklaşımda bulunabilmesinin gerektiğini düşünsek bile, asliye ceza
hakiminin itirazı hemen incelemesini her zaman beklemek fiilen mümkün
olmayacaktır. Nitekim, CMK’nın 271. maddesinin (3) numaralı fıkrasında,
15
“Karar mümkün olan en kısa sürede verilir” (CMK 271/3. m).
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
131TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
itiraz mercinin kararını mümkün olan en kısa sürede vereceği öngörülürken,
fiili durum ve itiraz konusunun kapsamı dikkate alınmıştır.
Asliye ceza hakimi itirazı bir gün sonra karara bağlarsa, şüpheli bir gün
bunun için bekletilecek midir? Elbetteki şüphelinin itiraz mercinin kararını
vermesi için bekletilmesi kabul edilemez.
Tüm bu nedenlerle, bu çözüm tarzı yerinde değildir.
b. İtiraz Merci Yalnızca İtirazın Kabulüne Karar Verebilir mi?
İtirazı kabul eden merci, yalnızca itirazın kabulüne karar verip, soruş-
turma evrakını Cumhuriyet Savcılığı’na gereği için iade edebilir mi?
CMK’nın 271. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “İtiraz yerinde görü-
lürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir” denilmektedir.
Bu hüküm karşısında, itiraz mercinin yalnızca “itirazın kabulüne” diyerek
soruşturma evrakını iade etmesi durumunda, itirazın konusu hakkında bir
karar verilmemiş olmaktadır.
CMK’nın 271. maddesinin (2) numaralı fıkrası, CMUK’un 302. mad-
desinin ikinci fıkrasındaki “İtiraz varit görülürse bunu tetkik eden merci aynı
zamanda itirazın mevzu olan mesele hakkında da karar verir” kuralıyla paralellik
taşımaktadır.
CMUK’un 302/2. maddesiyle ilgili olarak Yargıtay’ın bazı kararları
şöyledir:
“... itiraz üzerine, itiraza bakan merci itirazın mevzu olan konu hakkında
bir karar vermelidir. Dosyanın sulh ceza mahkemesine gönderilmesine dair yazılı
şekilde karar verilmiş olunmasında isabet yoktur”.
16
“…Asliye ceza mahkemesi hakiminin anılan Kanun’un 302. maddesi uyarınca
vuku bulan itirazı varit gördüğü takdirde itirazın mevzu olan mesele hakkında da
karar vermesi gerektiği halde, bir taraftan itirazın kabulü ile anılan ceza kararna-
mesinin kaldırılmasına diğer taraftan ise gerekli işlemlerin yapılması için dosyanın
sulh ceza mahkemesine gönderilmesine dair verilen karar doğru değildir”.
17
Yargıtay kararlarına göre, itirazın kabulüne karar veren merci, bu haliy-
le (yalnızca kabul kararı vererek) gerekli işlemlerin yapılması için dosyayı
16
9. CD, 1.3.2004, E.2004/445, K.2004/527.
17
10. CD, 27.1.2004, E.2003/7632, K.2004/889.
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
geri göndermemeli, itirazın konusu hakkında da bir karar vermelidir; aksi
tutum ise CMUK’un 302/2. maddesine aykırılık oluşturmaktaydı.
Tutuklama talebinin sulh ceza hakimi tarafından reddi kararına Cum-
huriyet Savcısı’nın itiraz etmesi üzerine, itiraz mercince (asliye ceza haki-
mince) itirazın kabulüne karar verilmesi, sulh ceza hakiminin tutuklama
isteminin reddi kararının ortadan kaldırılması sonucunu sağlamaktadır.
Ancak bu sonuç, tutuklama kararı boyutunda değildir. Bir başka anlatımla,
itirazın kabulüne karar vermekle, yalnızca sulh ceza hakiminin ret kararı
kaldırılmış olmaktadır ve itirazın kabulü kararı, sanığın tutuklanması an-
lamına gelmemektedir.
Buna göre, itiraz merci tarafından itirazın konusu olan tutuklama
istemi hakkında bir karar verilmemiş olmaktadır. Bundan sonra ne yapı-
lacaktır?
Asliye ceza hakimi, CMK’nın 271. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki
emredici kural nedeniyle gereği için, yani tutuklama kararı vermek için
dosyayı sulh ceza hakimine gönderemeyecektir. Bir an için gönderebildiğini
düşünsek bile, sulh ceza hakimi de gıyabi tutuklama kararı veremeyeceği
için, benzer sorunlar yine yaşanacaktır ve bu yaklaşım bir fayda sağlama-
yacaktır.
Tüm bu nedenlerle, bu çözüm tarzı da yerinde değildir.
c. İtirazı Kabul Eden Merci, Şüpheli Hakkında
Yakalama Emri Düzenleyebilir mi?
Cumhuriyet Savcısı’nın sulh ceza hakiminin tutuklama isteminin reddi
kararına itirazını kabul eden merci, itirazın kabulüne karar verdikten sonra,
itirazın konusu olan (yüze karşı) tutuklama kararı verilebilmesi için, şüpheli
hakkında yakalama emri çıkartabilir mi?
Bu seçenek, ilk bakışta bir çözüm olarak görülebilir. Nitekim, itiraz
merci, bir taraftan itirazın kabulüne dedikten sonra, diğer taraftan itirazın
konusu hakkında bir karar verebilmek için şüpheliyi hazır etmek üzere
yakalama emri çıkartıp, şüpheli hazır olunca da yüze karşı tutuklama kararı
verebilecek gibi görünmektedir.
Peki, itiraz mercinin şüpheli (veya sanık) hakkında yakalama emri
çıkartma yetkisi var mıdır? Bir an için böyle bir yetkisi olduğunu düşün-
sek bile, bu yöntem uygun mudur ve gıyabi tutuklama kararından farkı
olacak mıdır?
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
133TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
CMK’nın “Yakalama Emri ve Nedenleri” kenar başlıklı 98. maddesinin
(1) numaralı fıkrasına göre, “soruşturma evresinde şüpheli kaçak ise, Cum-
huriyet Savcısı’nın istemi üzerine sulh ceza hakimi tarafından yakalama emri
düzenlenebilir”.
Görülüyor ki, itiraz mercinin soruşturma evresinde yakalama emri
düzenleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, (c) şıkkındaki çözüm
tarzı da, öncelikle CMK’nın 98. maddesine uygun düşmemektedir. Kaldı
ki, itirazın kabulüne karar verip, şüpheli hakkında yakalama emri dü-
zenlemek, dolayısıyla gıyabi tutuklama kararı vermeyi çağrıştırmaktadır
ve gıyabi tutuklama usulünden daha karmaşık ve zaman kaybına neden
olabilecek yapıdadır.
Önemle belirtelim ki, yakalama emriyle ilgili CMK’nın 98. maddesinin
(3) numaralı fıkrasındaki “kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama
emri re'sen veya Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine hakim veya mahkeme
tarafından düzenlenir” hükmü, soruşturma evresinde geçerli değildir. Bir
başka anlatımla, hakim veya mahkemenin, istem üzerine veya re’sen ya-
kalama emri çıkartabilme yetkisi, yalnızca kovuşturma evresiyle sınırlıdır
ve soruşturma evresinde uygulanamaz.
Bu nedenlerle, bu çözüm tarzı da yerinde değildir.
3. Görüşümüz
CMK’da, gıyabi tutuklama usulü kaldırılmış olması nedeniyle, tutuk-
lama isteminin reddi kararına karşı itirazı inceleyen merci, (bir bakıma)
yalnızca kabul kararı vermekle sınırlandırılmış olmaktadır. Buysa, öncelikle
itiraz yasa yolunda tıkanmalara neden olabilecektir. Belki de, itiraz mercini,
sonucu belirgin ve tereddütsüz olan itirazın reddine kararı verme seçeneği-
ne zorlayabilecektir. Böyle bir sonuç ise, soruşturma evresini ve dolayısıyla
buna bağlı olan kovuşturma evresini olumsuz yönde etkileyebilecektir.
Öte yandan, CMK’da gıyabi tutuklama kararı verme usulünün kaldı-
rılmış olması, CMK’nın 271. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “itiraz
yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir”
kuralıyla da bağdaşmamaktadır. Bir taraftan, CMK’nın 271. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, itirazı kabul eden mercin, itirazın konusu hakkında da
bir karar vermesi görev olarak emredici şekilde hükme bağlanmışken, diğer
taraftan itirazın konusunu oluşturan gıyabi tutuklama kararı verebilmenin
yasaklanmış olması, çelişki oluşturmaktadır.
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
134TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
C. Kaçaklar Hakkında Gıyabi Tutuklama
1. Kaçak
CMK’nın 247. maddesine göre, hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz
kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede
bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişiye
kaçak denir. Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha
önce sorgusu yapılmamış ise, mahkumiyet kararı verilemez.
CMK’nın 248. maddesinin (5) numaralı fıkrasına göre, kaçak hakkında
100. ve sonraki maddeler gereğince, sulh ceza hakimi veya kovuşturmayı
yürüten mahkeme tarafından yoklukta (gıyabi) tutuklama kararı verile-
bilir.
2. Kaçak Hükmü Tutuklama İsteminin Reddi Kararına
İtirazda Kullanılabilir mi?
Acaba, kaçak hükmü, tutuklama isteminin reddi kararına itirazda, bir
çözüm olarak kullanılabilir mi ?
CMK’nın 247. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kaçak tanımı,
kovuşturma evresiyle sınırlıdır ve hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz
kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede
bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişiye
kaçak denilmektedir. Bu açıdan, soruşturma evresinde, CMK’nın 247. ve
248. maddesi kapsamına giren bir “kaçak”tan söz edilemeyecektir.
Nitekim, soruşturma evresinde kaçak olan şüpheli hakkında CMK’nın
98. maddesinde hüküm bulunmaktadır. Buna göre, soruşturma evresinde
şüpheli kaçak ise, Cumhuriyet Savcısı’nın istemi üzerine sulh ceza hakimi
tarafından yakalama emri düzenlenebilecektir.
Bu nedenlerle, soruşturma evresindeki tutuklama isteminin reddi kara-
rına itiraz incelemesinde, CMK’nın 248. maddesinin (5) numaralı fıkrasına
dayanılarak itirazın kabulüne, kaçak sanığın gıyaben tutuklanmasına karar
verilemeyecektir.
hakemli makaleler Ali KARAGÜLMEZ
135TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
III. SONUÇ
Çalışmamızda vardığımız sonuçlar şöyledir:
1. CMK’da en çok değişiklik yapılan kurumlardan birisi tutuklamadır.
CMK’da tutuklama kararı verilemeyecek ciddi genişlikte bir alan oluştu-
rulmuştur ve sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst
sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verme yasağı
getirilmiştir. Tutuklama kararı verme yasağına konu suçlarda ise, adli
kontrol kurumu öngörülmüştür. Adli kontrol, hapis cezasının üst sınırı
üç yıla kadar olan suçlarda da uygulanabilecektir.
CMK’nın 100. maddesinde, tutuklamanın genel ve katalog suç türlerine
göre nedenleri belirtilirken de, sınırlı bir normatif yapıya yer verilmiştir ve
bunların kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
5271 sayılı CMK’da, tutuklama koruma tedbirine başvurabilme, yü-
rürlükteki Alman Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1412 sayılı CMUK’un
hükümlerine göre oldukça zorlaştırılmıştır.
2. CMK’da, kaçaklara ilişkin 248. maddenin (5) numaralı fıkrasındaki
istisna dışında, gıyabi tutuklama kararı verilmesi usulüne yer verilmemiş-
tir. Kaçaklar hakkındaki gıyabi tutuklama usulü de yalnızca kovuşturma
evresiyle sınırlıdır.
CMK’nın 101. maddesine göre, Cumhuriyet Savcısı’nın tutuklama
istemi hakkında sulh ceza hakiminin vereceği, ret veya kabul kararlarına
karşı itiraz yasa yoluna başvurulabilir.
Soruşturma evresinde, sulh ceza hakiminin tutuklama isteminin reddi
kararına karşı itirazda, bunu inceleyen merci, itirazın kabulüne kararı ver-
diğinde, sulh ceza hakiminin ret kararı kaldırılmış olmakta ise de, yalnızca
itirazın kabulü kararı şüphelinin tutuklanması anlamına gelmemektedir;
bundan sonra, itiraz mercinin ne yapacağı ve ne karar vereceği konusunda
sorun bulunmaktadır.
İtirazı inceleyen merci, CMK’nın 271. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre, itirazın kabulüne karar verdiğinde, aynı zamanda itirazın konusu
hakkında da bir karar vermek zorundadır. Gıyabi tutuklama usulü kal-
dırılmış olduğu için, itirazın konusu olan tutuklamayla ilgili bir nasıl bir
karar verilebileceği belirsizdir.
İncelememizde, CMK’nın sistemi içerisinde bir çözüm aranmış ise de,
eleştiriden uzak ve en önemlisi, CMK’ya aykırı olmayan bir sonuca ulaşı-
Ali KARAGÜLMEZ hakemli makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
lamamıştır. CMK’da bu konuda önemli bir boşluk bulunmaktadır. Asliye
ceza hakimi, Cumhuriyet Savcısı’nın itirazının kabulüne karar verdiğinde,
sanığın gıyaben tutuklanmasına karar veremeyeceği için, CMK’nın hüküm-
lerine göre sistem tıkanmakta, bir bakıma şüpheli, bu aşamada tutuklana-
maz bir hale gelmektedir.
Tüm bu nedenlerle, CMK’daki, soruşturma evresinde tutuklama
isteminin reddi kararına itirazda, itirazı inceleyen mercinin kabul kararı
vermesi halinde, itirazın konusu olan şüphelinin (gıyaben) tutuklanmasıyla
ilgili boşluğun yasal bir düzenleme ile bir an evvel giderilmesi gerektiğini
düşünmekteyiz.