makaleler Serkan AĞAR
131TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
“Bitmiş bir dünya başlıyor artık...”
Paul Valery, Regards sur le monde actual
I. Giriş
Yakın bir zamana kadar dünya, sonsuz ve tükenmeyecek bir yer
olarak görülmekte idi; fakat bugün insanoğlunun keşfedilmemiş ve
ulaşılamamış hiçbir noktası bulunmayan bu gezegenden başka yaşa-
yacak başka bir yerinin olmadığı anlaşılmıştır.
1
İşte “petrol”, insanoğlu-
nun durmadan tüketmeye devam ettiği yenilenemeyen kaynaklardan
belki de en önemlisidir.
Günümüzde, toplam enerji kaynaklarının %90’ını fosil kaynaklı
yakıtlar oluşturmakta ve bunların %45’i petrole dayanmaktadır. Pet-
rolün fosil kaynaklı yakıtlar içindeki payının artması ve 2030 yılına
gelindiğinde %58’e çıkması beklenmektedir.
* Çalışmanın, derginin hacmi dikkate alınarak, iki bölüm halinde yayımlanması uy-
gun görülmüştür.
** Av., Ankara Barosu, Ankara Ü. SB Ens. Kamu Hukuku Anabilim Dalı doktora öğ-
rencisi.
1
Jacquard, A., Dünya Kaynakları Bize Yetecek mi?, Le Monde Diplomatique-Vatan, 04-
10 Nisan 2004, s. 6.
Fosil kaynaklı yakıtların kullanımının giderek artması, “küresel ısınma” sorununu
gündeme getirmektedir. Fosil kaynaklı yakıtların kullanımı ile küresel ısınmanın
ortaya çıkması sorunu Hollywood’a da ilham vermiş ve küresel ısınmanın ardın-
dan dünyanın tekrar buz çağını yaşamasını konu edinen fantastik felaket filmi “The
Day After Tomorrow” Mayıs 2004’te gösterime girmiştir.
ULUSLARARASI HUKUK BOYUTUYLA
P E T R O L
*
– I –
Serkan AĞAR
**
Serkan AĞAR makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Özellikle sanayileşme ve büyüme ile birlikte tüketimi artan petrol,
Ortadoğu ülkelerinin elinde bulunmakta ve petrol fiyatları yine Orta-
doğu ülkelerinin çoğunlukta bulunduğu bir kartel (OPEC) tarafından
belirlenmektedir. Bu olgu, farklı ekonomik ve kültürel yapılardaki ül-
keleri birbirine bağımlı hale getirmekte ve petrol piyasasına spekülatif
bir yapı vermektedir. Bu özelliği ile petrol, bir yeraltı zenginliği olma-
sının ötesinde uluslararası siyasi ve ekonomik stratejilerin biçimlen-
mesinde önemli bir rol üstlenmektedir.
Bu çalışmada, önce petrolün bir kaynak olarak özellikleri üzerinde
durulacak, ardından bir meta olarak üretimi, tüketimi ve ticareti konu-
larına değinilecektir. Günümüzde petrol fiyatları önemli bir siyasi ve
ekonomik araç niteliğini taşıdığından bu konu tarihi perspektiften kı-
saca irdelenmeye çalışılacaktır. Daha sonra petrolün gemi ve boru hat-
ları marifetiyle taşınması konusu çeşitli yönleri ile incelenecektir. Ar-
dından önemli petrol tedarikçisi ülkeler ile teşkilatlar inceleme konusu
yapılacak ve genel bir değerlendirme ile çalışma noktalanacaktır.
II. Petrol?
Birbirinden farklı birçok alanda yoğun olarak kullanılan petrol,
adını, Yunanca ve Latince’de “taş” anlamına gelen “petra” ile “yağ” an-
lamına gelen “oleum” sözcüklerinden almaktadır (Petroleum).
Petrol koyu renkli, yapışkan ve yanıcı bir sıvıdır ve metan, etan,
propan, bütan gibi bir takım hidrokarbonların karışımından oluşmak-
tadır. Özel bir kimyasal bileşimi bulunmayan petrolün, bünyesinde
taşıdığı değişik kimyasal bileşimlere sahip hidrokarbonlar nedeniyle
farklı tipleri bulunmaktadır.
Ham petrol sıvı halinde genellikle kahverengi, koyu yeşil ya da
siyah renktedir. Yoğunluğu, kimyasal bileşimine ve viskozitesine (ya-
pışkanlık) göre değişmektedir.
Bugün petrol endüstrisinde petrolün
özgül ağırlığı yerine, bununla ters orantılı “API gravite derecesi” kul-
lanılmaktadır. Gravite derecesi büyüdükçe petrolün yoğunluğu kü-
Petrol yer altında “rezervuar” denen kumtaşları ya da kireçtaşları içerisinde bulun-
duğu için bu biçimde adlandırılmıştır.
Örneğin en hafif olarak bilinen Rus petrolünün özgül ağırlığı 0.650 gr/cm
3
ve en
ağır olarak bilinen Meksika petrolünün özgül ağırlığı ise 1.080 gr/cm
3
’tür.
makaleler Serkan AĞAR
133TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
çülmekte, kalitesi yükselmektedir. Viskozite değeri yüksek olan petrol
ise, boru hattı içerisinde kolayca akmamaktadır.
Ham petrolün rafine edilmesi ile daha değerli ürünler elde edil-
mektedir. Üretim sırası ile bunlar; rafineri yakıt gazı, sıvılaştırılmış
petrol gazı (LPG), nafta, normal benzin, süper benzin, kurşunsuz ben-
zin, solvent, jet yakıtı, gazyağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil, asfalt,
ve madeni yağdır.
Yağlar ve asfalt gibi ürünler ham petrolün rafine edilmesi ile elde
edilen yakıtlar dışındaki ürünler arasındadır. Ham petrolün arıtımı ile
parfüm ve böcek ilaçları gibi çeşitli ikincil ürünler de elde edilmekte-
dir. Ayrıca sayılan ürünlerin bir kısmı petrokimya endüstrisinde girdi
ya da destek ürün olarak kullanılmaktadır. Temel petrokimya ürün-
leri; etil, propilen, benzen, amonyak, metanol vb. olarak sayılmakta
ise de, bunlar dışında 4.000’in üzerinde petrokimya ürünü bulunmak -
tadır. Petrokimya endüstrisinin nihai ürünleri, genel olarak, plastik,
sentetik lifler, sentetik kauçuk, deterjan ve kimyasal gübreler olarak
sınıflandırılabilmektedir.
Ham petrol, ilk kez 19’uncu yüzyılda ABD’de geniş çaplı olarak ti-
cari amaçla piyasaya sürüldüğünde tahta variller içinde tutulduğu için
varil ile ölçülmeye başlanmıştır.
T
Bugünkü rezervler ile yıllık üretim
ve tüketim miktarları dikkate alındığında petrolün 40 yıl, doğalgazın
62 yıl ve kömürün ise 216 yıl sonra tükeneceği öngörülmektedir. Pet-
rolün tüketimindeki artış üretimindeki artıştan hızlı olup, yeni rezerv
arayışları hız kazanmaktadır. Günümüzde fosil kaynaklı yakıtlar top-
lam enerji kaynaklarının %90’ını oluşturmakta, bunların da ticaretinin
%45’i petrole dayanmaktadır.
http://www.pmo.org.tr/
http://www.opec.org/
T
1 varil, 159 litre ve 42 ABD galonuna; 1 ton ise, 7,33 varile denk gelmektedir.
2030 yılına gelindiğinde, petrolün fosil kaynaklı yakıt ticareti içindeki yerinin %58’e
yükselmesi beklenmektedir. 30 yıl sonra, toplam petrol talebi 120 milyon varili ge-
çecek ve en yüksek petrol talebi %64 ile taşımacılık sektöründen gelecektir. Sanayi
kaynaklı talep, toplamın %16’sını ve elektrik kaynaklı talep %6’sını oluştururken,
diğer sektörlerin enerji talebi toplamın %14’ünde kalacaktır.
Serkan AĞAR makaleler
134TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
III. Petrolün Tanımı, Üretim ve Tüketimi
A. Petrol Rezervleri ve Dağılımı
Günümüzde kesinleşmiş petrol rezervlerine 40 yıl, doğalgaz re-
zervlerine ise 62 yıl ömür biçilmektedir. 1980 yılından bu yana, net
petrol rezervleri %60 ve doğalgaz rezervleri %109 artmıştır.
11 tril-
yon varilin üzerinde olan dünya üzerindeki petrol rezervlerinin %78’i
OPEC ülkelerinde, %16’sı OPEC üyesi olmayan ülkelerde (eski SSCB
ülkeleri hariç) yer almaktadır. OECD ülkelerinde yer alan petrol re-
zervleri %8’lik bir payı oluşturmaktadır.
Dünya ham petrol rezervlerine bakıldığında ise dünyada toplam
ham petrol rezervi 1 trilyon 208 milyar varil düzeyinde bulunmakta-
dır. Bu miktarın %61,4’ü Ortadoğu’da, %11,9’u Avrupa ve Avrasya’da,
%9,7’si Afrika’da, %8,5’i Orta ve Güney Amerika’da, %4,9’u Kuzey
Amerika’da, %3,35’i Asya ve Uzakdoğu’da bulunmaktadır.
Ülke bazında bakıldığında ise Suudi Arabistan’da bilinen 264.3
milyar varil, İran’da 137.5 milyar varil,
10
Irak’ta 115 milyar varil,
Kuveyt’te 101.5 milyar varil, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 97.8 mil-
yar varil, Venezüella’da 80 milyar varil, Rusya’da 79.5 milyar varil,
Libya’da 41.5 milyar varil, Kazakistan’da ise 39.8 milyar varil ham pet-
rol rezervi bulunmaktadır.
ABD, Meksika ve Kanada’da da önemli petrol rezervleri bulun-
maktadır. Meksika, OPEC üyesi olmayan önemli bir petrol üreticisi
konumundadır. Kaynakların yoğun kullanımı sonucu Meksika rezerv-
Petrolde yeni rezerv arayışları, teknolojik ve ekonomik gelişmelere koşut olarak hız
kazanmıştır. Rusya’nın doğu sahilindeki Sakalin Adası’nda, Kuzey Denizi’nde ve
Hazar Denizi’nin Rusya kesiminde büyük petrol rezervlerinin olduğu sanılmak-
tadır. Ayrıca Kazakistan’ın Kaşagan yöresinde 22 milyar varil petrol kapasitesi
bulunduğu tahmin edilmektedir. Sovyetler Birliği’nden ayrılan diğer ülkelerde de
Hazar Denizi tabanında yapılacak araştırmalar sonucu Kuzey Denizi’ndekine eşde-
ğer miktarda petrol rezervine ulaşılacağı beklenmektedir, bu konuda bkz. Telhami,
S., Hill, F., Al-Othman, A. A., Tahmassebi, H. C, Does Saudi Arabia Still Matter?,
Foreign Affairs, Y. 81, S. 6, s. 167-178.
10
İran, Washington’ın ambargo baskılarına karşın son olarak petrol alanında Çin’le
2 milyar ABD Dolar’lık yeni bir anlaşmaya imza atmıştır. Anlaşma uyarınca Çin’in
Sinopec şirketi, İran’daki Yadaveran petrol yatağının geliştirilmesi için yatırım ya-
pacaktır. Yadaveran’dan günde 300 bin varil ham petrol çıkarılması hedeflenmek-
tedir, http://www.ntvmsnbc.com/news/429120.asp, 11.12.2007.
makaleler Serkan AĞAR
135TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
leri özellikle 1990’lı yıllarda %45 oranında (23 milyar varil) azalmış-
tır.
11
Öte yandan, halen 113 milyar varillik petrol rezervi olan Irak’ta
petrol rezerv araştırmaları İran-Irak Savaşı ile Körfez Savaşı’ndan do-
layı tamamlanamamıştır. Ülkedeki petrol rezervlerinin büyük kısmı
hiç araştırılmamış Batı Çölü’nde bulunmakta ve Irak’ın petrol rezerv-
lerinin ABD’nin 100 yıllık ihtiyacını karşılayacak boyutta olduğu tah-
min edilmektedir.
B. Üretimi
1974 yılında dünya petrol üretiminin yaklaşık %38’i Ortadoğu’dan
karşılanmakta iken, 2001 yılına gelindiğinde bu oran %30’a düşmüş-
tür. 1973 yılında dünya petrol üretiminin %53’ünü karşılayan OPEC
ülkelerinin payı ise 2001 yılında %41 olarak gerçekleşmiştir.
OPEC ülkeleri bugün, üretimlerinin yaklaşık %20’sini yine kendi-
leri tüketmektedir. İran’da bu oran %30’a çıkmakta, İran petrol üreti-
minin ancak %70’i ihraç edilmektedir. Petrol geliri artarak zenginleşen
ülkelerde dahili tüketim giderek artmaktadır.
12
Ortadoğu’dan sonra
%18,3 ile dünya petrol üretiminde ikinci sırada yer alan Kuzey Ame-
rika içinde Kanada ve Meksika’nın payı artarken, en büyük bileşen
olan ABD’nin üretimi 1985 yılından bu yana azalan bir gösterge takip
etmektedir.
13
OPEC ülkeleri ve Rusya dışındaki bölgelerde petrol üre-
timi ihracat amaçlı değil, iç tüketimi karşılama amacına yöneliktir.
Rusya’nın üretiminde, 2000 ve 2001 yılları boyunca ortalama gün-
lük 878 bin varil artış gerçekleşmiştir. Bu büyük artış, Rusya’nın eski
SSCB dönemindeki enerji sektöründeki ihtişamlı günlerini anımsatmış-
tır.
14
2001 yılında dünya petrol üretimi içinde Suudi Arabistan %11,8 ve
ABD %9,8 pay almış, Rusya %9,7 pay ile bu ülkeleri izlemiştir. Eski
11
Yıldırım, S., Dünyada ve Türkiye’de Petrol, T. C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlı-
ğı Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirme Genel Müdürlüğü, Ankara, Ağustos,
2003, s. 10
.
12
Bkz Adelman, M. A., World Oil Production & Prices (1947/2000), the Quarterly Revi-
ew of Economics and Finance, S. 42, 169 - 191.
13
Yıldırım, s. 13.
14
Gerçekten Sovyetler Birliği’nin 1987 yılında ulaştığı günlük 12.6 milyon varil petrol
üretimi, bugüne kadar tüm ülkeler içerisinde ulaşılan en yüksek üretim düzeyi ol-
muştur.
Serkan AĞAR makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Sovyetler Birliği ülkeleri toplamına bakıldığında ise Suudi Arabistan’a
eşdeğer miktarda üretim yapıldığı görülmektedir.
Irak’ta 1972 yılında devletleştirilen petrol sektörü, en yüksek üre-
tim rakamlarına günlük 3.5 milyon varil ile 1979 yılında ulaşmıştır.
İran Savaşı ve ardından gelen uluslararası yaptırımlar nedeniyle bir
daha eski üretim rakamları yakalanamamıştır. 1989 yılında 2.8 milyon
varil olan günlük petrol üretimi, 1991 yılında Körfez Savaşı’nın baş-
lamasından sonra günde 279 bin varile kadar gerilemiştir. Rezervleri
bakımından ikinci sırada yer alan Irak, bugün dünyanın toplam üre-
timinin ancak %3’ünü karşılamaktadır. Saddam sonrası Irak’taki pet-
rol sektörüne ilişkin araştırma yapan Stratejik Araştırmalar Enstitüsü
(Center For Strategic and International Studies-CSIS), savaş sonrasın-
da Irak’ın günlük petrol üretiminin kısa vadede 3.2 milyon, 2010 yılı
itibariyle de 4 milyon varile çıkabileceğini düşünmektedir. 2010 yılı
günlük petrol üretimi için 5.5-6 milyon varil gibi iyimser tahminler de
yapılmaktadır.
15
Irak’ta saptanmış 73 petrol havzasından yalnızca 15 tanesi işletil-
mektedir, geri kalan yatakların işletilmesi için 30 milyar ABD Doları
değerinde kaynak gerekmektedir. Öte yandan, 5 ya da 7 milyar ABD
Doları miktarında yatırım ile Irak’ın petrol üretimi de 2010 yılında iki
katına çıkarılabilecektir.
16
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2006 yılı dünya enerji istatistikleri
ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve BP Dünya Enerji İstatistikleri 2007
Raporu’ndan bir derleme yapıldığında, dünya genelinde 3 milyar 914
milyon ton ham petrol üretildiği görülmektedir. 2006 yılında toplam
üretimin %31,2’si Ortadoğu, %21,6’sı Avrupa ve Avrasya’da, %16,5’i
Kuzey Amerika’da, %12,1’i Afrika’da, %9,7’si Asya ve Uzakdoğu’da,
%8,3’ü Orta ve Güney Amerika’da gerçekleştirilmiştir. Bugün itibariy-
le dünya ham petrol üretiminin %13,2’sini Suudi Arabistan, %12’sini
Rusya, %7,8’sini ise ABD karşılamaktadır. Buna göre, Suudi Arabistan
519 milyon ton, Rusya 470 milyon ton, ABD ise 311.8 milyon ton ham
petrol üretimi gerçekleştirmektedir. ABD’yi 205 milyon ton ile İran,
188 milyon ton ile Meksika, 183 milyon ton ile Çin, 162 milyon ton ile
Venezüella, 143 milyon ton ile Kanada, 139 milyon ton ile Norveç ve
133 milyon ton ile Nijerya izlemektedir.
15
http://www.ntvmsnbc.com.tr, 22.01.2003.
16
Bkz Gürlesel, C. F., Irak Harekatının Perde Arkası- Petrol, Vizyon, S. 2, s. 20-29.
makaleler Serkan AĞAR
137TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
2000 yılında 352.6 milyon ton ham petrol üreten ABD, 2001 yılında
349.2 milyon ton, 2002 yılında 346.9 milyon ton, 2003 yılında 338.4 mil-
yon ton, 2004 yılında 329.8 milyon ton, 2005 yılında 313.3 milyon ton
ham petrol üretmiştir.
C. Tüketimi
1998 yılı dışında 1997-2001 yılları arasında tüketim üretimin üze-
rinde gerçekleşmiştir. 1997-2001 yılları arasında %3,9 oranında artan
günlük ham petrol tüketimi, 2001 yılında günlük 75 milyon varil düze-
yinde gerçekleşmiştir. Üretimin bu beş sene içindeki artışı ise %3,7’de
kalmıştır.
17
Bugün 77 milyon varile ulaşan günlük petrol tüketiminin 2001
yılı itibariyle %26’sı sadece ABD tarafından gerçekleştirilmiştir.
Avrupa’nın toplam tüketimi ise genel toplamın %22’sini oluşturmak-
tadır. ABD, “kara altın” olarak bilinen ve dalgalanan fiyatları ile dünya
piyasalarını sarsan ham petrole, halen tam anlamı ile “bağımlı”dır.
Küresel enerji talebi 1975-1990 yılları arasında dünya gayrisafi
yurtiçi hasılasındaki artışa koşut olarak yıllık ortalama %2,3 oranında
artmıştır. 1990 yılında, küresel tüketimin %18’i eski Sovyetler Birliği
ülkelerinden gelmekte idi. Ayrıca, eski Sovyetler Birliği’nin tüketimi
ABD’nin tüketiminin %75’ine ulaşmakta ve küresel talebi doğrudan
etkilemekteydi. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardın-
dan, bu bölgedeki ülkelerin kişi başına enerji tüketimi Avrupa düzey-
lerine kadar düşmüş ve bunun etkisi ile küresel enerji tüketimindeki
artış yıllık %1,44’e gerilemiştir. 2001 yılına gelindiğinde eski SSCB ül-
kelerinin küresel tüketimdeki payı %10’a, Rusya’nın payı ise %3,5’a
düşmüştür. Böylece, bölgenin küresel enerji talebini belirleyici etkisi
azalmıştır.
18
2002’de dünya enerji tüketimini etkileyen ülke profili büyük öl-
çüde değişmiştir. 2002 yılında enerji tüketimi %20 artan Çin’in etkisi
ile küresel enerji tüketimi %2,6 oranında artmıştır. Aynı yıl, dünyanın
17
Yıldırım, s. 15.
18
http://www.bp.com/investor_centre/private_inv/ord_share/stock_inarket/
energy_markets.asp
Serkan AĞAR makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
diğer kesimlerinde devam eden ekonomik resesyon nedeniyle Çin dı-
şında kalan dünya enerji tüketiminin artışı %l’in altında kalmıştır.
19
Bugün, ABD’den sonra en yüksek ham petrol tüketimi Japonya
tarafından gerçekleştirilmekte iken, bugün ikinci sırada Çin’de vardır.
Uzakdoğu Asya ülkelerinin toplam petrol tüketimi ise, ABD’nin tüke-
timini geçmektedir.
20
Petrol tüketimi ile gayrisafi yurtiçi hasıla birbirine koşut olarak
artmaktadır. OPEC analizlerine göre, petrol tüketiminde ikinci ülke
konumundaki Çin’in, daha önce Mançurya’daki petrol rezervleri sa-
yesinde kendine yeterli olması, 1993 yılından bu yana ise net ithalatçı
konumuna geçmesi dikkat çekicidir.
21
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2006 yılı dünya enerji istatistikle-
ri ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve BP Dünya Enerji İstatistikleri
2007 Raporu’ndan bir derleme yapıldığında, 2000 yılında 897.6 milyon
ton ham petrol tüketen ABD’nin, 2001 yılında 896.1 milyon ton, 2002
yılında 897.4 milyon ton, 2003 yılında 912.3 milyon ton, 2004 yılında
937.6 milyon ton, 2005 yılında 951.4 milyon ton, 2006 yılında ise 938.8
milyon ton ham petrol tükettiği görülmektedir. ABD, dünyada toplam
petrol üretiminde yaklaşık %8’lik pay (311.8 milyon ton yıllık üretim)
ile ağırlıklı bir konumda bulunsa da, ürettiği petrol, tüketimine yet-
memektedir. 2006 yılında dünyada ham petrol tüketimi toplam 3 mil-
yar 889 milyon tonu bulurken, bu miktarın %24,1’ini tek başına ABD
tüketmiştir. Söz konusu dönemde ABD, 938.8 milyon ton ham petrol
tüketirken, 349.8 milyon tonluk ham petrol tüketimi ile Çin ikinci sıra-
da, 235 milyon tonluk ham petrol tüketimi ile Japonya üçüncü sırada,
128.5 milyon tonluk tüketimi ile Rusya dördüncü sırada, 123.5 milyon
19
http://www.bp.com/centres/energy/2002inreview.asp
20
Önümüzdeki dönemde ABD, Avrupa ve Japonya’nın petrol tüketiminde önemli bir
artış beklenmezken, Hindistan ve Çin gibi gelişmekte olan Uzakdoğu Asya ülkele-
rinin, dünya günlük petrol tüketiminden önemli bir pay alacakları tahmin edilmek-
tedir.
21
Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (CSIS) tarafından hazırlanan “Dünya Enerji Raporu
2002” dikkat çekicidir. Şöyle ki; dünyanın 2030 yılına kadarki enerji profili çıka-
rılmış ve petrol talebinin gelecek 30 yıl içinde %30 büyüyeceği ve toplam talebin
%62’sinin gelişmekte olan ülkelerden geleceği belirtilmiştir. 2030 yılına kadar, ge-
lişmekte olan ülkelerin toplam enerji talebi içindeki payının %13’lük artışla %43’e
çıkacağı savunulmuş ve bunun nedenleri gelişmekte olan ülkelerdeki sanayileşme,
büyük şehirlere ilginin artışı ve ticari yakıtlara olan yatkınlığın artması olarak açık-
lanmıştır.
makaleler Serkan AĞAR
139TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
tonluk ham petrol tüketimi ile de Almanya beşinci sırada yer almıştır.
Türkiye ise 2006 yılında 28.5 milyon ton ham petrol tüketerek, dünya
toplam tüketiminden binde 7,3 pay almıştır.
D. Ticareti
1. Dünya Petrol İthalatı
Petrol ithal eden başlıca ülkeler ABD, Japonya ve Çin’dir. Yine,
Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinin petrol ithalatı yüksek seviyelerde-
dir. Petrol ithalatında ABD, Avrupa ve Japonya dışında kalan ülkele-
rin payı 1993 yılında %28 iken, 2001 yılına gelindiğinde %35,2 olmuş-
tur. Bu artışın temel nedeni Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan
ülkelerin yıllık %7 civarındaki büyüme oranlarına koşut olarak artan
petrol tüketimleridir. 2001 yılında günlük 5.2 milyon varil petrol ithal
eden Japonya’ya karşılık, Çin’in günlük petrol ithalatı 1.8 milyon va-
ril ve diğer Uzakdoğu ülkelerinin toplamı 8.6 milyon varil olmuştur.
Japonya’nın petrol ithalatı 1997 yılından bu yana yaklaşık %9 azalmış-
tır.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2006 yılı dünya enerji istatistiklerine
göre, petrol ithalatında 577 milyon ton ile ABD ilk sıradadır. ABD’yi
206 milyon ton ile Japonya, 123 milyon ton ile Çin, 114 milyon ton ile
Kore, 110 milyon ton ile Almanya, 96 milyon ton ile Hindistan izle-
mektedir. AB ülkelerinden İtalya 93 milyon ton, Fransa 85 milyon ton,
İngiltere 63 milyon ton, Hollanda da 60 milyon ton ham petrol ithal
etmektedir.
22
2. Dünya Petrol İhracatı
2001 yılı itibariyle, 1.684 milyon ton/yıl (günde 33.8 milyon varil)
seviyesine ulaşan toplam ham petrol ihracatının 839 milyonu (günde
16.8 milyon varil) ve 475 milyon ton/yıl (günde 9.9 milyon varil) olan
petrol ürünleri ticaretinin 108 milyonu (günde 2.2 milyon varil) Orta-
doğu ülkeleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Böylece, dünya üzerinde-
ki toplam ham petrol ihracatının yarısı ve petrol ürünleri ihracatının
dörtte birine yakını Ortadoğu ülkelerinden gelmiştir. 1995 yılından bu
22
http://www.ntvmsnbc.com/news/387344.asp, 09.10.2006.
Serkan AĞAR makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
yana Ortadoğu ülkelerinin petrol ve petrol ürünleri pazarındaki payı
düşerken, eski SSCB ülkelerinin payı yükselmiştir.
23
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2006 yılı dünya enerji istatistiklerine
göre, petrol ihracatında 346 milyon ton ile Suudi Arabistan ilk sırada-
dır. İhracatta Suudi Arabistan’ı 258 milyon ton ile Rusya, 132 milyon
ton ile Norveç, 123 milyon ton ile Nijerya, 122 milyon ton ile İran, 105
milyon ton ile Meksika takip etmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri 95
milyon ton, Venezüella 94 milyon ton, Kanada 87 milyon ton, Irak ise
75 milyon ton petrol ihraç etmektedir.
Petrol tedarikçisi önemli ülkelerden biri olan İran, petrol satışı için
ortak banka ve ortak döviz önerisinde bulunmuş ve petrol satışında
kullanılacak para biriminin uluslararası para piyasalarında geçerli-
liği yüksek bir döviz olması gerektiğini ve petrol üreticilerinin ABD
Doları’ndan vazgeçerek başka bir döviz kullanmasının doğru olacağı-
nı belirtmiştir. İran, 2006 yılından bu yana uluslararası ticarette ABD
Doları kullanmamaktadır. Tahran’ın petrol ihracatı büyük oranda
Euro para birimine dayanmaktadır.
24, 25
Petrol üretimindeki payını, son yıllarda, siyasi etkileri olan eko-
nomik bir güç olarak kullanmaya başlayan İran, 21 Mart 2007-20 Şu-
bat 2008 tarihlerini kapsayan 11 aylık dönemde, 70 milyar ABD Doları
tutarında petrol ve petrol ürünü ihraç etmiştir. Söz konusu dönemde
ham petrolün ortalama varil fiyatının 74 ABD Doları olduğu dikka-
te alınacak olursa, İran bu dönemde OPEC kararları doğrultusunda
günlük 2.5 milyon varil ham petrol ihraç etmiştir. İran’ın geçen yılki
petrol geliri 60 milyar ABD Doları olarak açıklanmıştı. Dünya ülkeleri
arasında dördüncü, OPEC’in ise Suudi Arabistan’dan sonra ikinci bü-
yük petrol üreticisi konumundaki İran, günlük 4.2 milyon varil ham
petrol üretmektedir. Günlük 2.5 milyon varil ham petrol ihraç eden
23
Yıldırım, s. 19-20.
24
İran, Aralık 2007’den bu yana petrol satışında ABD Doları kullanmamaktadır. İran
Petrol Bakanı Gulamhüseyin Nozeri, petrol satışını ABD Doları üzerinden yapma-
yı tamamen durduklarını belirterek “Değer kaybı ve petrol ihracatçılarının uğradığı
zarar göz önüne alınınca dolar güvenilmez bir para birimi oldu” demiştir, http://www.
ntvmsnbc.com/news/429120.asp, 11.12.2007.
25
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, 2007 yılında Suudi Arabistan’daki OPEC zir-
vesinde yaptığı konuşmada, ABD Doları’ndan “değersiz bir kağıt parçası” olarak söz
etmiştir, http://www.ntvmsnbc.com/news/441974.asp, 08.04.2008.
makaleler Serkan AĞAR
141TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
İran, OPEC’in petrol üretim miktarının da azaltılması gerektiğini sa-
vunmaktadır.
26
IV. Petrol Fiyatları
A. Genel Olarak
Asya ile Avustralya’da kömürün bir enerji kaynağı olarak hakim
durumda bulunmasının yanı sıra eski SSCB ülkelerinde doğal gaz
diğer önemli bir enerji kaynağıdır.
27, 28
Sayılan ülkelerin dışında diğer
tüm bölgelerde temel enerji kaynağı petroldür ve günümüzde petrol
küresel enerji ihtiyacının %40’ını karşılamaktadır.
29
Petrolün arz yönünde birincil belirleyici ve yönlendirici,
1960 yılında kurulan ve bugün dünyanın en önemli organizasyonla-
rından biri konumundaki 11 üyeli “Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü
(OPEC)”dür. Dünya piyasalarını etkileme gücüne sahip bulunan pet-
26
İran Milli Petrol Şirketi Uluslararası İlişkiler Direktörü Hüccetullah Ganimiferd’in
verdiği bilgilerden derlenmiştir, http://www.ntvmsnbc.com/news/437211.asp,
28.02.2008.
27
Günümüzde doğal gaz kullanımı petrol aleyhine gittikçe gelişmektedir. Doğal san-
trallerinin diğerleri ile kıyaslandığında çevreye daha duyarlı ve daha ekonomik
olması bunun ana nedeni olarak gösterilebilir; ancak petrolün temel (hakim) enerji
kaynağı olma konumunu önümüzdeki yıllarda da südürmesi muhakkaktır.
28
ABD Enerji İdaresi (EIA) tarafından hazırlanan rapora göre, üretim ve tüketimi
hızla artan doğal gaz 2025’te dünyanın en önemli enerji kaynaklarından biri duru-
muna gelecektir. Aynı dönemde kömür talebinin, Avrupa dışında tüm bölgelerde
artması beklenmektedir. Dünya elektrik gereksinimi ise, özellikle gelişmekte olan
ülkelerden gelen tüketici talebi nedeniyle yıllık %3,5 oranında yükselecektir. Nük-
leer enerji santrallerinin verimliğinin artması ve bu tip santrallerin gelişmekte olan
ülkelerde yaygınlaşması ile nükleer enerji de yıllık %4,1’lik bir artış gösterecektir,
http://www.ntvmsnbc.com/, 14.04.2004.
29
1998 itibariyle; Kuzey Amerika yaklaşık %31’lik payıyla petrol tüketiminde birinci sı-
rada yer almaktadır, Avrupalı OECD ülkelerinin payı yaklaşık %21, tüm OECD ülke-
lerinin payı ise yaklaşık %63,5 olarak gerçekleşmiştir. Günümüzde, gelişmekte olan
ülkelerin petrol tüketiminin ve aynı zamanda alternatif enerji kaynaklarının kullanı-
mının artması nedeniyle OECD’nin payında düşme görülmektedir. ABD, dünyanın en
büyük ikinci petrol tedarikçisi olmasına karşın, yurtiçi üretiminin düşük ve günlük
18.8 milyon varil (%25,4) gibi yüksek bir tüketime sahip olmasından dolayı dünya-
nın en çok petrol ithal eden ülkesi konumundadır. 1998 yılında Japon ekonomisinin
%2,9 daralması petrol tüketiminin Japonya’da %4,2 gerilemesine neden olmuştur.
Aynı yıl Güney Kore’de petrol tüketimindeki azalma %15,4 olarak gerçekleşmiştir.
Serkan AĞAR makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
rol fiyatlarını belirlemede OPEC, yedi tür ham petrolden oluşan bir
sepet kullanmaktadır.
30
B. Tarihi Perspektiften Petrol Fiyatları
II. Dünya Savaşı öncesinde hemen hemen tüm petrol üretim ve
tüketimi ABD’de gerçekleşmekte idi; ancak 1970’li yıllardan itibaren
önemli dalgalanmalar gösteren petrol fiyatlarının küresel ekonomide-
ki ağırlığı giderek artmaya başlamıştır.
1950’li yıllar boyunca ilan edilen fiyatlar göstermelik olmaktan
öteye gidememiş, petrol fiyatları sürekli pazarlıklara konu olmuştur.
1947-1970 boyunca düşen fiyatlar aslında petrol üreticilerinin hiçbiri-
nin isteği doğrultusunda oluşmamakta idi. Düşük fiyatlar, çokuluslu
entegre şirketlerin karlarını düşürürken Avrupa’daki kömür fiyatları-
nı ve ABD’nin iç pazarındaki petrol fiyatlarını da aşağı çekmekte idi.
1959 yılına kadar çokuluslu imalat şirketleri bildirilen fiyatları sa-
bit tutup piyasa fiyatlarında indirimler yapmışlardır. Petrol rezervine
sahip ülkeler, vergiyi ilan edilen varil fiyatı üzerinden aldıkları için bu
dönemde indirimlere kayıtsız kalmışlardır; ancak 1959-1960 dönemin-
de pek çok şirketin ilan ettiği fiyatları düşürmesi üzerine vergi gelirleri
düşen petrol ihracatçısı ülkelerden İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan
ve Venezüella tarafından OPEC (Organization of the Petroleum Expor-
ting Countries) kurulmuştur. 1960’lı yıllar boyunca piyasa fiyatlarının
düşmeye devam etmesine karşın OPEC, ilan edilen fiyatların düşürül-
memesinde başarılı olmuş ve böylece OPEC ülkeleri varil başına sabit
bir geliri korumuşlardır.
1971-1973 döneminde, OPEC ülkeleri birkaç kez vergilerini artır-
mış ve tüketim fiyatlara karşı esnek olmadığı için şirketler vergileri
piyasa fiyatına yansıtmışlardır. Böylece vergiler, aynı zamanda petrol
piyasasında taban fiyat işlevi görmüştür.
1973 yılının Ekim ayında, Arap ülkelerinin Altı Gün Savaşı’nda
kaybettikleri toprakları İsrail’den geri almak amacıyla başlattıkları
Yom Kippur Savaşı’ndan önce OPEC, daha sıkı bir işbirliği ve daha
30
1998 yılında söz konusu bu sepetin fiyatı, varili 12.68 ABD Doları ile en düşük sevi-
yeye inmiş, brent türü petrol ise yaklaşık üçte bir oranında değer kaybederek 10.00
ABD Doları’nın altına düşmüştür.
makaleler Serkan AĞAR
143TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
büyük bir vergi artırımına karar vermiştir. Aynı yıl, savaşın başlaması-
nın ardından, Irak dışındaki tüm petrol üreticisi Arap ülkeleri, ABD ve
Hollanda’ya ambargo ilan etmiş ve üretimlerini kısmışlardır. Yalnızca
iki ay süren kesinti, OECD stoklarından rahatça karşılanmış ve ambar-
go amacına ulaşamamıştır; ancak bu olay, tüketicilerin herhangi bir
üretim kısıtlamasına karşı stoklamaya gitmesine neden olmuş, gelecek
için tedirginlik yaratmış ve stoklama amaçlı talebi artırmıştır. Bunun
sonucu olarak, 1973 yılının Eylül ayında 2.90 ABD Doları olan petro-
lün varil fiyatı, savaştan sonra Aralık ayında 11.65 ABD Doları’na fır-
lamıştır.
31
1974 yılında OPEC ülkeleri vergi yoluyla fiyatları artırmaya
devam etmişler, ayrıca artan atıl kapasiteye karşın üretimi kısmışlar-
dır. Bu gelişmeler sırasında petrol kıtlığı ve üretimi giderek daha fazla
hissedilmeye başlanmıştır. 1975-1978 döneminde boyunca OPEC vergi
artırma politikasına devam etmişse de, önceki büyük artışların ardın-
dan gelen bu küçük çaplı fiyat artışları tüm dünyada kendini gösteren
enflasyonist etki tarafından süpürülmüştür.
32
1979-1980 yıllarında bu kez İran Devrimi nedeniyle üretim azal-
mış, Suudi Arabistan ve diğer OPEC ülkelerinin İran üretiminin açığı-
nı kapatmayı reddetmesi ile OPEC, devam eden fazla kapasiteye karı-
şın üretimi talebin altında bırakmış ve fiyatlar yeniden tavan yapmıştır
ve üretimde kısıtlamalar 1981 yılına kadar devam etmiştir. 1981’de ise
petrol fiyatları OPEC ülkelerinin net gelirini düşürecek kadar yüksel-
miştir.
Petrol talebinin yüksek fiyatlara tepkisi, birim gelir başına petrol
tüketimini düşürmek biçiminde gerçekleşmiştir. Bunun sonucu olarak
ABD’de 1974 yılında gayrisafi yurtiçi hasılanın her doları başına tü-
ketilen petrolün günümüzde ancak yarısı tüketilmektedir. Yavaş ya-
vaş değişen tüketim kalıpları 1978 yılında kendisini iyice hissettirmiş,
1980 yılından sonra düşen fiyatlara karşın etkisini tamamen yitirme-
miştir. 1973-1979 arasında küresel tüketimdeki azalmayı Avrupa ve
Japonya’da özellikle gazyağı üzerine konan tüketim vergileri perçin-
lemiştir.
1970’li yıllarda yaşanan petrol şokları, tüketimi olduğu gibi, üreti-
mi de derinden etkilemiş ve üretimde kullanılan enerji kaynakları ara-
31
Daha önce 1956 ve 1967 yıllarında da üretim kısılmış, ancak piyasa koşullarının
hemen tepki vermesiyle fiyat değişiklikleri yıllık istatistiklere bile yansımamıştır.
32
Yıldırım, s. 22.
Serkan AĞAR makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
sında petrolün payı düşmüştür. Ayrıca 1973 yılında %53 olan OPEC’in
dünya petrol üretimindeki payı, yüksek fiyat politikasından dolayı,
1985 yılına kadar sürekli azalmış ve %29’a düşmüştür.
33
OPEC, 1982-1985 yıllarında satış fiyatlarını doğrudan ayarlama-
ya ve petrol kotaları koymaya başlamıştır. Suudi Arabistan, üretimi
dizginleyen faktör olarak toplam OPEC kısıntısını üstlenmeyi kabul
etmiştir. Üstlendiği ağır sorumluluk nedeni ile 1985 yılının ortalarında
diğer petrol üreticilerinin neredeyse tümü üretim kotalarının dışına
çıktığında, hemen hemen hiç petrol ihraç edemez duruma gelmiştir.
1986 yılının Ağustos ayında yapılan yeni bir anlaşmanın ardından 10
sene boyunca petrol fiyatları nispeten istikrar kazanmıştır.
1996-1998 dönemine gelindiğinde, kış mevsiminin ılık geçmesinin
ve Güneydoğu Asya krizinin de etkisiyle petrol tüketiminin artışı ya-
vaşlamış, üretim artışı tüketimin biraz üzerinde kalmıştır. Arz talep
dengesini sağlamak için gereken küçük çaplı bir üretim kısıtlamasını
OPEC ancak 3 yılda gerçekleştirebilmiş, bu arada stoklar birikmiş ve
petrol fiyatları 1997 yılından 1999’a gelindiğinde yandan fazla düş-
müştür.
1998 yılında OPEC’in kontrolü dışında gelişen ve talebi arzın al-
tında bırakan faktörleri olarak, çok önemli bir pazar olan Güneydoğu
Asya’daki ekonomik kriz ve bu ülkelerin dolar bazlı borçlanmalarını
zorlaştıran devalüasyonlar; Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’da
kış mevsiminin çok ılık geçmesi; Ağustos ayında ekonomik krizin sıç-
radığı Rusya’nın finansal gereksinimlerini karşılayabilmek için petrol
ihracatını 1998 yılının son üç ayında 600-800 bin varil artırması ile kur-
ların düzeyini koruyabilmek için Çin’in petrol ithalatını 1998 sonuna
doğru kısması görülmektedir.
34
1998 yılında OPEC gelirleri, 1980 yılındaki zirveden sonra en dü-
şük değerine inmiş, 1997’ye göre 54 milyar ABD Doları azalarak 100
milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. 1999’da özellikle Suudi
Arabistan’ın girişimleri ile ve OPEC dışındaki petrol üreticilerinden
de destek sağlanarak sıkı bir üretim kısma politikasına gidilmiştir.
35
33
A. g. e., s. 23.
34
Bkz. Kohl, W. L., OPEC Behavior, 1998-2001, The Quarterly Review of Economics and
Finance, S. 42, s. 209-233.
35
Yıldırım, s. 24.
makaleler Serkan AĞAR
145TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
1999 yılının Mart ayında yapılan OPEC toplantısında üretim kı-
sıtlaması kararı alınarak bir varil petrolün fiyatının 18-20 ABD Doları
aralığında olması hedeflenmiştir. 2001 yılı başlarında ise bu hedef re-
vize edilerek 25-30 ABD Doları aralığına yükseltilmiştir. Böylece, 1986-
1996 dönemi boyunca ortalama 17 ABD Doları olarak gerçekleşen bir
varil petrolün fiyatı yaklaşık %50 artmış ve 25 ABD Doları seviyesine
çıkmıştır. Bu dönemde, aynı zamanda hareketlenen ekonomi ile bera-
ber petrol talebi artış göstermiş ve petrol fiyatları 30 ABD Doları’nın
üzerine çıkmıştır.
2000 yılında ortalama 27,60 ABD Doları olan ve 2000 yılının üçün-
cü çeyreğinde 33 ABD Doları’na yaklaşan OPEC sepet fiyatı, 2001 yı-
lında
36
ortalama 23,12 ABD Doları’na ve 2002 yılının başında 19 ABD
Doları’nın altına düşmüştür.
2002 yılının Aralık ayında bir araya gelen OPEC ülkeleri, petrol
üretimini 2003 yılı Ocak ayından itibaren artırma kararı almışlardır.
Şubat 2003’te kotalar tekrar yükseltilmiş; ancak fiyatlar Mart ayına ge-
lindiğinde bile 30 ABD Doları’nın üzerinde kalmıştır. 38 ABD Doları’na
kadar çıkan fiyatlar, 1991 yılındaki Körfez Krizi’nden bu yana en yük-
sek düzeyine ulaşmıştır.
Aralık 2002 - Mart 2003 döneminde ham petrol fiyatlarının yüksel-
mesinde asıl etken, Irak’a yönelik askeri operasyon öncesi belirsizlik
olmuştur. Bunun yanı sıra, OECD ülkelerinde ham petrol stoklarının
düşük düzeyde seyretmesi ve Venezüella’da 02.12.2002’de başlayan
grevden dolayı üretimin düşmesi, mevsimsel etkenlerden dolayı ar-
tan petrol ürünleri tüketimi, bakımları sona eren rafinerilerin yeniden
ham petrol taleplerini artırmaları da fiyatlar üzerinde yukarıya doğru
baskı oluşturmuştur.
37
Ham petrol fiyatları 2003 yılının ikinci çeyreğinde, Uluslararası
Petrol Borsası’nda (International Petroleum Exchange) oluşan vadeli
fiyatlara göre, 2004 yılının Ocak ayında beklenen 26.62 ABD Doları
36
2001 yılı başlarında fiyatlar ilan edilen 22-28 dolar bandına geri çekilmiş, ancak bu
kez de küresel ekonomik resesyon fiyatları aşağı doğru fazlasıyla çekmiştir. 2002
yılı başındaki dip noktasının ardından, Irak dışındaki OPEC üyesi ülkeler, üretim
kotalarını altı ay boyunca 1,5 mbd azaltma kararı almışlardır. Böylece, gerçekleşen
üretim çoğu kez kotaların üzerine çıksa da, fiyatlar yaklaşık 7 dolar artarak 26 dolar
düzeyine çıkmıştır.
37
Yıldırım, s. 27.
Serkan AĞAR makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
düzeyinin altına inmiştir. Nisan ayının başlarından itibaren düşen pet-
rol fiyatları tekrar hedeflenen 24-28 ABD Doları bandında dolaşmaya
başlamış, beklentiler bu bandında altında 22 ABD Doları düzeyinde
seyretmeye başlamıştır. Irak harekatı öncesinde ve sırasında, OPEC ve
özellikle Suudi Arabistan’ın olası bir arz krizine karşılık üretimini bü-
yük oranda artırması, fiyatların tekrar düşmesine neden olmuştur.
38
Irak petrol üretimi için yapılan iyimser tahminler, Rusya’nın alter-
natif tedarikçi konumuna gelmesi ve OPEC dışı üreticilerin ağırlığının
artması, fiyatlar üzerinde aşağı doğru baskı yapmaktadır. OPEC, bu
gelişmelere karşı üretimi kısma kararı almışsa da fiyatlardaki düşüşü
engelleyememiştir.
Ham petrol fiyatları Mart 2004’ün hemen başında geçmiş bir yılın
en yüksek düzeyine çıkmış ve Nisan vadeli brent tipi petrolün varil
fiyatı Londra’daki işlemlerde %1,2 artarak Irak Savaşı öncesinden bu
yana en yüksek düzey olan 32,61 ABD Doları’na yükselmiştir. Söz ko-
nusu fiyat artışının temel nedeni olarak, ABD petrol stoklarının zayıf
olduğu bir ortamda ABD ve Çin’den gelen petrol talebinin artması
gösterilmektedir.
Aynı dönemde Suudi Arabistan’da bulunan bir petrol tesisine
düzenlenen saldırı, petrolün varil fiyatını 83 sent artırarak 38,21 ABD
Doları’na tırmandırmıştır. Gerçekleşen bu değer, son 13 yılın
39
en yük-
sek düzeyidir. Suudi Arabistan’daki şiddet olayları
40
ile Irak’ta devam
eden istikrarsızlık petrol fiyatlarını giderek yükseltmektedir.
41
Ham petrol fiyatları, dünya petrol rezervinin üçte ikisini elinde
bulunduran Ortadoğu’daki şiddet olayları ve olası sabotaj saldırıla-
rı ile ABD’deki petrol stoklarının azalması nedenleri ile yükselmeye
devam etmiştir. Son dönemde petrol fiyatlarının belirleyicisi, OPEC
üyesi olmayan üreticiler değil, Irak’tır. OPEC sepet fiyatları, Irak’ta
38
http://www.economist.com/, 26.04.2003.
39
Petrol fiyatlarının bu düzeyi gördüğü son tarih Irak ordusunun Kuveyt’i işgal ettiği
1990 yılının Ekim ayıdır. 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle ham petrolün
fiyatı 41,15 ABD Doları’na ulaşmıştır.
40
Özellikle Suudi Arabistan’ın hedef seçildiği saldırılar dünya petrol fiyatlarını yük-
seltmektedir.
41
O günlerde, OPEC Başkanı Purnomo Yusgiantoro, dünyanın en fazla petrol ihraç
eden petrol ülkesi konumundaki Suudi Arabistan’ın talepleri çerçevesinde üretimin
günlük 9 milyon varilden 25 milyon varile çıkarılabileceğini açıklamıştır, www.nt-
vmsnbc.com, 01.06.2004.
makaleler Serkan AĞAR
147TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
yeniden yapılandırma süreci tamamlandığında dünya piyasalarında
normal kabul edilen seviyelere düşebilecektir; bölgede güvenliğin ve
istikrarın sağlanması ve gerekli yatırımların yapılması petrol piyasa-
sının istikrarı için ön koşul olarak gözükmektedir. Bu nedenle petrol
fiyatlarında kısa vadede dramatik düşüşler beklenmemektedir.
03.06.2004 tarihinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaptığı toplan-
tıda OPEC, terör saldırılarının yoğunlaşacağı endişesi ile ham petrol
fiyatlarının varil basma 40 ABD Doları’nı aşarak son 21 yılın en üst dü-
zeyine çıkmasının ardından 01.07.2004’ten itibaren uygulanmak üzere
günlük üretimi 2 milyon varil artırarak 25.5 milyon varile çıkarmayı
kararlaştırmıştır.
Ağustos 2006 itibariyle petrolün varil fiyatı 78,65 ABD Doları’na
çıkarak 2002’den bu yana üçe katlanmıştır. Petrol fiyatlarındaki hızlı
yükselişte, küresel ekonomik büyümedeki hızlanma sonucunda petro-
le olan talebin artması başrol oynamıştır. Yüksek petrol talebi fazla üre-
tim kapasitesinin sonuna kadar kullanılmasına yol açarken, rafineriler
talebi karşılamakta zorlanmıştır. Buna rağmen Reuters’ın anketinde,
ABD ham petrolünün fiyatının 2007’de ortalama 64,42 ABD Doları’na,
2008’de ise ortalama 56,11 ABD Doları’na düşeceği tahmin edilmiştir.
Reuters’ın anketine katılan uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişin
2006 yılı itibariyle sona ereceğini, yüksek fiyatların talebi düşürmesi
ve Batı Afrika ve Ortadoğu’da üretimin artmasına bağlı olarak düşe-
ceğini ve 2005 yılında varili ortalama 57,60 ABD Doları olan ABD ham
petrolünün ortalama fiyatının 2006 yılında 68,37 ABD Doları, 2010’a
kadar ise 2006’ya göre 20 dolar civarında düşerek 48,33 ABD Doları
olacağını belirtmişlerdir.
42
Doların uluslararası piyasalarda sert biçimde değer kaybetmesi
petrol fiyatlarını rekora taşımış ve 27 Şubat 2008 itibariyle ABD ham
petrolü 102 ABD Doları ile tarihindeki en yüksek düzeye çıkmıştır.
Brent petrolü ise 101,50 dolarla yine rekor kırmıştır. ABD ham pet-
rolünün reel olarak rekor kırması için ise, 102,53 dolara ulaşması ge-
rekmektedir; zira fiyatlar enflasyona göre ayarlandığında, ABD ham
42
2006’da küresel petrol talebinin düşme sinyalleri görülmüştür. Örneğin OPEC,
2006 yılı Ağustos ayı petrol raporunda, günlük küresel petrol talebi artış tahminini
geçen aya göre 800 bin varil düşürerek 1 milyon 300 bin varile indirdiğini açıkla-
mıştır. OPEC, OECD ülkelerinde ikinci çeyrekte petrole olan talebin beklenmedik
bir şekilde düşmesi sonucunda, küresel petrol talebi artış tahminini düşürdüğünü
kaydetmiştir, http://www.ntvmsnbc.com/news/382631.asp, 16.08.2006.
Serkan AĞAR makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
petrolü Nisan 1980’de bu düzeyi görmüştür. Petrol fiyatlarındaki ar-
tışın nedenleri olarak dolardaki düşüş; büyük fonların, kârlı olması
nedeniyle petrole olan yatırımları; petrole olan yüksek talep; OPEC’in
üretim kotasındaki düşüş; yetersiz rafineri kapasitesi; Nijerya’daki iç
olaylar ve Irak’ta özellikle Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının
düzgün bir şekilde çalışamaması gösterilebilir. Doların değer kaybe-
dip petrol fiyatlarının yükselmesi altın fiyatlarının da rekor kırmasına
neden olmuştur; spot altın 27 Şubat 2008 itibariyle 964,70 ABD Doları
ile tarihinin en yüksek düzeyine yükselmiştir.
43
Görünen o ki, yaşanan son gelişmeler sonucunda dünya ekonomi-
sinin petrol şoklarına olan dayanıklılığı giderek azalmaktadır. Inter-
national Herald Tribune’de yer alan bir habere göre, başta Çin olmak
üzere gelişen ülkelerin artan petrol talebi ve küreselleşme çerçevesinde
ulaşımın giderek önem kazanması, küresel ekonominin petrole olan
hassasiyetini artırmaktadır. Öte yandan, OPEC’in petrol fiyatlarının
yüksek tutulmasında daha koordineli bir politika izlediği görülmekte-
dir. Günümüzde petrolün fiyatı, ekonomik konjonktürü belirleyen en
önemli unsurdur. Dünya ekonomisinde son 30 yılda yaşanan dört bü-
yük durgunluğun öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesi, bu iddiayı
güçlendiren en önemli göstergedir.
44
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından küresel petrol talebinin
yavaşladığı, daha dengeli bir piyasaya doğru gidildiği ifade edilmiş ve
talebin azalmasıyla ve stokların artmasıyla fiyatın düşeceği savunul-
muştur. 10 Nisan 2008 itibariyle ABD ham petrolü 112,21, brent petro-
lü 109,50 ABD Doları ile tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştır.
45
Petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş, yeni zirveleri de gündeme ge-
tirmektedir. Son olarak Goldman Sachs analisti Arjun Murti
46
tarafın-
43
http://www.ntvmsnbc.com/news/437201.asp, 27.02.2008.
44
“Dünya piyasalarını birkaç haftadır petrol fiyatları yönlendiriyor (…) Petrol fiyatlarının
daha da tırmanması, dünyada topyekun ekonomik durgunluk ve daha yüksek enflasyon
olarak algılanıyor. Dolayısıyla, piyasa kendine yeni bir kılavuz buldu. Petrol haberleri pi-
yasaları yönlendirmeye başladı. OPEC toplantıları önemli hale geldi. FED (ABD Merkez
Bankası) Başkanı’nın yerini OPEC Başkanı aldı.”, Kumcu, E., “Piyasaları Petrol Fiyatı
Yönlendiriyor”, Hürriyet, 27.05.2004.
45
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Kurulu Başkanı Nobuo Tanaka’nın Paris’te bir
konferans sırasında yaptığı açıklama, http://www.ntvmsnbc.com/news/442400.
asp, 11.10.2008.
46
Aslında her gün petrolle ilgili yeni tahminler yayınlanmaktadır ama Goldman
Sachs’ın analisti Murti’nin burada farklı bir yeri vardır; Murti’nin ciddiye alınma-
makaleler Serkan AĞAR
149TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
dan yayınlanan raporda, fiyatların bir yıl içerisinde 200 ABD Doları’na
kadar yükselebileceği ifade edilmiştir.
47
Petrolde son yıllarda yaşanan yükselişin temelinde Ortadoğu kay-
naklı gelişmeler ve petrol arzının talebe yetişemeyeceğine yönelik en-
dişeler önemli yer tutsa da spekülasyonların etkisi de bulunmaktadır.
Özellikle dolardaki düşüşü fırsat bilen fonların petrol ve diğer emtia-
lara hücum etmesi fiyatların suni bir şekilde artmasına neden olmuş-
tur. Petrolün, 100 ABD Doları’ndan sonraki yükselişinde piyasadaki
spekülasyonların ve hedge fonlarının büyük etkisi vardır.
Gelinen noktada, petrol fiyatlarındaki yükselişin sonsuza dek sü-
receği de iddia edilmekte,
48
küresel büyümedeki yavaşlamanın petrol
fiyatlarına yansıyacağı ve 2008’de petrol fiyatlarının ortalama 80-85
ABD Doları civarında olacağı da öngörülmektedir.
49
ABD Enerji İdaresi’nin hazırladığı rapora göre, küresel enerji tale-
bi 2025 yılına kadar %54 artacak, varil fiyatı ise nominal 51 ABD Doları
olarak gerçekleşecektir ve petrol ile diğer enerji kaynaklarına olan ta-
lep genel olarak gelişmekte olan ülkelerden gelecektir. Anılan rapor-
da, küresel olarak artan gereksinime koşut olarak enerji tüketiminin
2025’e kadar %54 artacağı belirtilmiştir. Çin ve Hindistan gibi geliş-
mekte olan ülkelerde ileri sanayileşme ile yükselecek küresel petrol ta-
lebinin %91 artması beklenmektedir. Aynı raporda, ileri sanayileşmiş
toplumlarda nüfus artışının yavaşlaması ve petrole dayalı sanayinin
yerini servis sektörüne bırakması nedeniyle petrol ihtiyacının görece
olarak yavaş artacağı belirtilmiştir. ABD Enerji İdaresi raporuna göre,
sını gerektiren en önemli neden, önceki uçuk tahmininin tutmuş olmasıdır. Arjun
Murti, 2006 yılının Mart ayında, yani petrol fiyatları henüz 60 ABD Doları seviye-
sindeyken ortaya çıkıp fiyatların 105 ABD Doları’na kadar yükseleceğini öngör-
müştür. Piyasanın büyük bölümü tarafından fazla ciddiye alınmayan bu raporun
fazlası bile olduğu gelinen noktada ortaya çıkmıştır; petrol yıllardır hızla artarken,
06 Mayıs 2008 itibariyle tarihinde ilk kez 120 ABD Doları’na ulaşmıştır. Arjun
Murti, yeni raporuyla şimdi petrol için daha yüksek bir seviyeyi işaret etmektedir.
Murti’ye göre ham petrolün varil fiyatı, arz eksiklği ve piyasadaki belirsizlikler ne-
deniyle iki yıl içerisinde 150-200 ABD Doları bandına oturacaktır, Güler, E., http://
hurarsiv.hurriyet.com.tr:80/goster/haber.aspx?id=8878050&p=2, 07.05.2008.
47
Aynı yer.
48
Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde bir yatırım konferansında konuşan ABD Mer-
kez Bankası’nın (FED) eski Başkanı Alan Greenspan,’ın açıklaması, http://www.
ntvmsnbc.com/news/436883.asp, 26.02.2008.
49
Cambridge Energy Research Associates (CERA) Yönetim Kurulu Başkanı Daniel
Yergin’in açıklaması, http://www.ntvmsnbc.com/news/432708.asp, 28.01.2008.
Serkan AĞAR makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
2004 yılında 81 milyon varil olan küresel petrol talebi 2025 yılında 121
milyon varile çıkacak ve bunun %60’ı ABD ve 2025’te dünyanın ikinci
en büyük ekonomisi olacak olan Çin arasında paylaşılacaktır. Rapor,
söz konusu talebi karşılaması için halen günlük 27 milyon varil üretim
kapasitesi olan OPEC’in 2025’te bunu yaklaşık iki misli artırarak gün-
lük 56 milyon varile çıkarması gerektiğini vurgulamıştır.
Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan “Dünya Enerji Teknolo-
jisine Bakış-2050” raporunda halen 10 milyar ton petrole eşdeğer olan
enerji tüketiminin 2050 yılında 22 milyar tona yükseleceği belirtilmek-
tedir. Raporda, 2050 yılında dünya nüfusunun 8.9 milyara ulaşması
ve kişi başına düşen gelir ortalamasının da 17 bin 100 ABD Doları’na
yükselmesi öngörülmektedir. Yine rapora göre, 2050 yılındaki 22 mil-
yar tonluk enerji tüketiminin %70’i kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil
yakıtlardan elde edilecek, %30’u ise neredeyse eşit olarak yenilenebilir
ve nükleer enerjiyle karşılanacaktır. Dünya ekonomisinin 2050 yılına
kadar ABD doları bazında yaklaşık 3 kat büyüyeceği tahmin edilen ra-
porda, enerji tüketimindeki artışın büyüme hızının gerisinde kalması,
verimlilikle ve enerji fiyatlarındaki artışla açıklanmaktadır. Buna göre
halen uluslararası borsalarda 60 ABD Doları seviyesinin altında gezi-
nen petrolün varili 2050 yılında 110 dolara çıkacaktır.
50
Petrol fiyatlarındaki düşüşü dizginlemek için Kasım 2006’dan
Şubat 2007’ye kadar üretimi toplam 1.7 milyon varil kısan OPEC ta-
rafından petrol fiyatlarının 60 ABD Doları civarında dengelenmesi
beklenmiş;
51
petrolün varil fiyatı 80 ABD Doları’nı aşınca bu durumun
ekonomik bir temeli bulunmadığı ve bu fiyatların geçici bir nitelik arz
ettiği savunulmuş;
52
ancak petrol fiyatları önü alınamaz biçimde yük-
selmiştir. Bunun üzerine OPEC Genel Sekreteri Abdullah al Badri,
trajikomik bir biçimde, ham petrol fiyatlarının uygun ve adil oldu-
ğunu, aynı zamanda piyasada gereğinden fazla petrol bulunduğunu
savunmuştur.
53
Oysa aynı Genel Sekreter, daha önce petrol fiyatları
60 ABD Doları seviyesindeyken Endonezya’nın başkenti Cakarta’da
yaptığı açıklamada, fiyatların arz ve talep ile stoklar çerçevesinde be-
50
http://www.ntvmsnbc.com/news/396368.asp, 10.01.2007.
51
http://www.ntvmsnbc.com/news/399361.asp, 16.02.2007.
52
http://www.ntvmsnbc.com/news/420014.asp, 17.09.2007.
53
http://www.ntvmsnbc.com/news/442074.asp, 09.04.2008.
makaleler Serkan AĞAR
151TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
lirlendiğini; ancak mevcut fiyat düzeyinin yüksek olduğu görüşünde
olmadığını söylemiştir.
54
BP’nin grev nedeniyle İngiltere’deki üretiminin %40’ını taşıyan
Kuzey Denizi’ndeki boru hattını kapatması ve Nijerya’nın en büyük
petrol tesisini koruyan polislere yapılan saldırı, petrol fiyatlarını 120
ABD Doları’na yükseltmiştir. Mevcut karışık ortamda petrolün 120
ABD Doları’na kadar yükselmesi sürpriz değildir, özellikle dünyanın
en büyük üreticilerinden olan Nijerya’daki saldırılar büyük tedirginlik
yaratmaktadır. Yüksek kaliteli olan Nijerya petrolünün %10-15’lik bö-
lümünü ABD ithal etmektedir.
Petrol fiyatları, 2007 yılının Nisan ayına göre %82 artmıştır. Bu artı-
şın neredeyse dörtte biri de 2008 yılı içerisinde gerçekleşmiştir. Yükse-
len petrol fiyatları, her alanda kendini hissettirmekte ve bu etki küresel
sorunları da beraberinde getirmektedir. Örneğin; bugün, dünyanın aç
kitlelerini beslemenin maliyeti, yükselen gıda ve petrol fiyatlarının et-
kisiyle %40 artmıştır.
55
Reuters’ın anketine göre, ABD ham petrolünün 2008’deki ortala-
ma fiyatının 77,62 ABD Doları olacağı tahmin edilmiştir. Bu konuda
en yüksek tahmin 95,48 ABD Doları ile Goldman Sachs’tan gelmiştir.
Goldman Sachs, ABD ham petrolünün 2008 sonuna kadar 105 ABD
Doları’nı aşacağını öngörmüştür. ABD ham petrolünün 2007 ortala-
ması, yaklaşık 72 ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Ankette, brent
petrolünün ise 2008’de ortalama 76,49 ABD Doları olacağı öngörül-
müştür.
56
Artan petrol fiyatları Türkiye ekonomisini de olumsuz etkilemek-
tedir. Öyle ki, Türkiye’nin enerji faturasındaki artış nedeniyle cari açık
artış gösterirken, enerji faturasının cari açığa etkisi, GSMH temelinde
%4 oranındadır. Ham petrol fiyatlarındaki ortalama 1 ABD Doları ar-
tış, Türkiye’nin cari açığını 350 milyon ABD Doları artırmaktadır. Ham
petrol fiyatındaki 1 ABD Doları artışın Türkiye’ye faturası ise ortalama
200 milyon ABD Doları olurken, bu fiyat artışının, diğer enerji ürünleri
fiyatlarına toplam etkisi ise 500 milyon ABD Doları’nı geçmektedir.
Petrol fiyatlarındaki rekor yükselişin, yıllık TÜFE’ye ortalama etkisi de
54
http://www.ntvmsnbc.com/news/408195.asp, 17.05.2007.
55
Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Gıda Programı (WFP) yöneticisi Josette Sheeran’ın
açıklaması, http://www.ntvmsnbc.com/news/444081.asp, 25.04.2008.
56
http://www.ntvmsnbc.com/news/430507.asp, 25.12.2007.
Serkan AĞAR makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
en az 2 puandır. Enflasyonun artışıyla, tüketimin düşmesi, tasarruf ve
yatırım eğiliminin yükselmesi ise ekonomik büyümeyi olumsuz etki-
lemektedir. Türkiye, yüksek ham petrol fiyatları nedeniyle, milli geli-
rinin, her yıl %1.5-2’sini, petrol ve doğalgaz üreten ülkelere transfer et-
mek zorunda kalmaktadır. Türkiye, toplam enerji ihtiyacının %70’ini,
petrol ihtiyacının da %90’dan fazlasını ithalat ile karşılamaktadır.
Şekil: Yıllara Göre Petrol Fiyatlarındaki Artış
197074 798090
09/04
06/05
12/05
09/07
10/07
01/08
05/08
120
100
95
80
70
60
50
40
30
20
10
1,80
(yıllar)
(Suudi Petrolü Varil Fiyatı $)
kasırga
OPEC
Ambargosu
İran
Devrimi
İran-Irak
Savaşı
makaleler Serkan AĞAR
153TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Şekil de göstermektedir ki, günümüzde petrol fiyatları, geçmiş
yıllara göre çok daha kırılgandır. Fiyatları etkileyen nedenler çeşitlen-
miştir; küçük ölçekli olaylar dahi fiyatların yükselmesine neden ola-
bilmektedir.
V. Petrol Taşımacılığı
Petrol, genellikle, taşındığı yerde işlenmektedir. Bu nedenle pet-
rolün çıkarılması kadar taşınması da önem arz etmektedir. Petrolün
taşınması ya gemiler ya da boru hatları marifetiyle gerçekleştirilmek-
tedir. Bu bakımdan petrol taşımacılığı konusunda, özellikle deniz alan-
larının hukuki durumlarının ortaya konulması gerekmektedir.
A. Uluslararası Deniz Alanları ve Petrol Taşımacılığı
1. Devlet Ülkesinin Bir Parçasını Oluşturan Deniz Alanları
ve Petrol Taşımacılığı
a. Karasuları
Karasuları (territorial sea/territorial water; mer territoriale/eau
territoriale), bir kıyı devletinin kara ülkesini çevreleyen, uluslararası
hukuka uygun olarak açıklara doğru belirli bir genişliğe kadar uzanan
ve kıyı devletinin ülkesinin bir parçası kabul edilen deniz kuşağıdır
(1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 2/1). 1982 BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının genişliğini
Sözleşme’ye uygun olarak belirlenen esas hatlardan itibaren 12 deniz
milini aşmayacak bir sınıra kadar saptama hakkı
57
olduğu hükme bağ-
lanmıştır;
58
ancak bu hükümle kıyı devletine tanınan takdir hakkı, do-
57
Bir an için tüm devletlerin karasularının genişliğini 12 mile çıkardığı düşünüldü-
ğünde, bunun sonucu, açık deniz alanının 2,5 milyon km
2
daralması olacaktır, Kut-
luk, D., Deniz Hukukunda Zararsız Geçiş ve Transit Geçiş Hakları, Ankara, 1987, s.
126.
58
20.05.1982 tarih ve 2674 sayılı Karasuları Kanunu (RG, 29.05.1982, 17708), Türk ka-
rasularının genişliğini, ilke olarak, 6 mil olarak belirlemiş, ancak bu konuda Bakan-
lar Kurulu’na, belirli denizler için, o denizlerle ilgili bütün özellikleri ve durumları
gözönünde bulundurmak ve hakkaniyet ilkesine uygun olmak koşuluyla, 6 deniz
milinin üzerinde karasuları genişliği belirleme yetkisi vermiştir; Bakanlar Kurulu,
söz konusu yetkiye dayanarak, 29.05.1982 tarih ve 8/4742 sayılı kararı ile Akdeniz
ve Karadeniz’de mevcut durumun (12 deniz mili) sürdürülmesine karar vermiştir,
RG, 29.05.1982, mükerrer 17708.
Serkan AĞAR makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
ğal/coğrafi ya da hukuki nedenlere bağlı olarak, kimi sınırlamalara
tabi olabilmektedir ve bu konuda özellikle 1982 BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi’nin kıyıları karşı karşıya ya da yan yana olan devletler ara-
sında karasularının sınırlandırılmasına ilişkin 15. maddesi ile iyi niyet
ve hakkın kötüye kullanılmaması ilkesine ilişkin 300. maddesi dikkate
alınacaktır.
Karasuları, dünyanın birçok bölgesinde ya ulaşım için alternatifsiz
bir geçiş yolu oluşturması ya da ulaşıma daha uygun koşullara sahip
olması nedeni ile uluslararası deniz ulaşımı bakımından büyük önem
taşımaktadır. Bu nedenle, deniz yolu ile petrol taşımacılığı konusunda
karasularından zararsız geçiş hakkı ile bunun hukuki niteliğinin tartı-
şılması gerekmektedir.
Zararsız geçiş hakkı (innocent passage; passage inoffensif), deniz
ulaşımının serbestçe gerçekleştirilmesini, fakat bunun kıyı devletine
zarar vermemesini sağlamaya yönelik olarak ortaya çıkmış bir ilke-
dir. Uluslararası hukuk, denize kıyısı bulunan ve bulunmayan bütün
devletlerin gemilerine, karasularından zararsız geçiş hakkı tanımak-
tadır.
59
Karasularından zararsız geçiş hakkının, kamu yetkileri kullanan
devlet gemileri {özellikle harp gemileri) için bir hak niteliğinde olup
olmadığı evrensel bir kural ile saptanmış değilse de, ticaret gemileri ile
ticari amaçlı devlet gemilerinin karasularından zararsız geçiş hakkının
bulunduğu tartışmasızdır.
1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi’nin
60
14. maddesi ile 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin m. 18/1
hükmü muvacehesinde karasularından geçiş iki biçimde olanaklıdır;
bunlardan ilki, açık denizden ya da bir komşu devletin karasuların-
dan bir devletin iç sularına ulaşmak ve bir devletin içsularından açık
denize ya da bir komşu devletin karasularına ulaşmak biçiminde ger-
çekleşmekte iken diğeri, içsulara hiç girmeden açık denizden ya da bir
komşu devletin karasularından ilgili kıyı devletinin karasularına girip,
açık denize ya da bir komşu devletin karasularına ulaşmak biçiminde
olabilmektedir. Değinilen biçimlerde gerçekleşen geçişler, ilke olarak,
59
1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 2, 1982 tarihli BM
Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 17.
60
Türkiye’nin taraf olmadığı bu Sözleşme, 10.09.1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
makaleler Serkan AĞAR
155TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
kesintisiz ve çabuk olmak zorundadır; ancak arıza, tehlike, olağan de-
niz ulaşımının aksaması, zorlayıcı neden ya da kazaya uğramış kişi,
gemi ve uçaklara yardım gerekçesi ile gemilerin durması ve demirle-
mesi olanağı bulunmaktadır.
61
Zararsızlık kavramı ile anlatılmak istenen ise geçişin, kıyı devleti-
nin barışına, düzenine ya da güvenliğine zarar vermemesidir.
62, 63
1982
tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin m. 19/2 hükmü, zararsız ge-
çiş hakkını ortadan kaldıran ve geçişi zararlı kılan faaliyetlerin neler
olduğunu ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Günümüzde ticaret gemileri-
nin karasularından geçişleri sırasında zarar verebilme özellikleri ince-
lendiğinde, en önemli sorun alanı olarak “kirlenme” göze çarpmakta-
dır. Özellikle petrol taşımacılığı faaliyeti sırasında gerçekleşen ve facia
boyutunda çevreyi tehdit eden olaylar, konuyu daha da önemsenmesi
gereken bir boyuta getirmektedir. Petrol taşımacılığının bünyesinde
barındırdığı söz konusu risk göz önünde bulundurulduğunda, anılan
maddenin (h) bendi
64
hükmünün uygulanması olasılığı düşünülebil-
mektedir. Kıyı devleti karasularında seyrüsefer (ulaştırma) güvenliği,
seyrüsefer kolaylık ve sistemlerinin ve diğer sistem ve tesislerin ko-
runması, kablo ve boru hatlarının korunması, çevre kirliliğinin önlen-
mesi, azaltılması ve kontrol edilmesi, gümrük, maliye, muhacerat ya
da sağlıkla ilgili kanun ve düzenlemelerin ihlal edilmesinin önlenmesi
konularında düzenleme yapma yetkisine sahip bulunmaktadır.
65
Ayrı-
ca anılan maddede, karasularında çatmaların da uluslararası kurallara
göre düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
61
1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 14/3, 1982 tarihli BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi m. 18/2.
62
1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 14/4; 1982 BM Deniz Huku-
ku Sözleşmesi m. 19/1.
63
Zarar objektif niteliklidir; 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi’nin
17’nci maddesine göre, zararsız geçiş hakkının kullanılması sırasında gemi-
lerin, kıyı devletinin uluslararası hukuka uygun olarak koyduğu kanunlara
ve yönetmeliklere uyması gerekmektedir.
64
“İşbu sözleşmeye aykırı olarak, bilerek ve isteyerek ağır kirlenmeye sebebiyet veren fiillerde
bulunulması.”
65
“Sözleşmede yalnızca anılan konuların sayılmış olması, (…) kıyı devletinin yetkilerinin
sayılan konularla sınırlı olduğu anlamına gelmemektedir. Zira, uygulanan uluslararası hu-
kukta devletlerin egemenlik yetkisini kısıtlayan antlaşma hükümlerinin dar yorumlanması
gerektiği bugün genellikle kabul edilmektedir.”, Pazarcı, H., Uluslararası Hukuk Dersle-
ri, I. Kitap, Gözden Geçirilmiş 5. Baskı, Ankara, 1998, s. 196- 197.
Serkan AĞAR makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Kıyı devletinin, zararsız geçiş hakkının kullanımını kısıtlayıcı yü-
kümlülükler getirmesi ve özellikle yük gemileri arasında ayrım yap-
ması yasaklanmıştır.
66
Ancak kıyı devleti, eğer geçiş zararlı faaliyetleri
içermekte ise, kanunların öngördüğü önlemleri alabilmekte ve ceza
uygulayabilmektedir.
Bir yabancı ticaret gemisi, herhangi bir nedenle karasularında
duruyorsa ya da kıyı devletinin içsularmdan çıkarak karasularından
geçiyorsa, bu hallerde kıyı devletinin anılan gemi üzerinde hukuki
yargılama yetkisini kullanması ve her türlü icra ve ihtiyati tedbir iş-
lemlerine başvurması hakkı bulunmaktadır.
67
Kıyı devletinin hukuki yargılama yetkisini kullanması, açık deniz
ya da başka devletlerin karasularından geçiş yapan yabancı ticaret ge-
mileri ile ilgili olarak, yalnızca geminin karasularından bu geçişi sıra-
sında ya da geçiş amacı ile yüklenmiş bulunduğu yükümlülükler ve
sorumluluklar için kabul edilmekte
68
ve kılavuzluk ücreti, kurtarma ve
yardım ücreti ya da çatmadan doğan tazminat ücreti ve borçları ne-
deni ile kıyı devletinin gemi ile ilgili olarak hukuki yargılama yetkisi
bulunmaktadır.
b. Boğazlar
Boğazlar (straits; détroits), coğrafi bakımdan kara parçaları arasın-
dan iki deniz alanını birleştiren doğal ve genellikle dar deniz yollandır.
69
Boğazlar, ulusal ve uluslararası olmak üzere iki temel gruba ayrılmak-
tadır; bu ayrıma göre ulusal boğaz, genellikle tek bir devletin kıyıdaşı
bulunduğu ya da bir kapalı denize bağlanan dar deniz yolu olarak ta-
nımlanırken
70, 71
uluslararası boğazlar, ulusal boğazlar ile aynı niteliklere
66
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 24/1,a ve b.
67
1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 20/3; 1982 BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi m. 28/3.
68
1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 20/2; 1982 BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi m. 28/2.
69
Anılan türdeki deniz yollarına boğaz, kanal vb. çeşitli adlar verilmesi, bunların bo-
ğaz niteliğini etkilememektedir.
70
Örneğin, Azak Denizi’ni Karadeniz’e bağlayan Kerç Boğazı.
71
Uluslararası hukuk belgelerinde bu terimin yerine, “uluslararası ulaşımda yararla-
nılan boğazlar” deyişi tercih edilmektedir, örn. bkz 1958 tarihli Cenevre Karasuları
ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 16/4; 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi III. Bö-
lüm.
makaleler Serkan AĞAR
157TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
sahip oldukları halde, tümüyle uluslararası hukuka bağlı olmayı değil,
uluslararası ulaşımda yararlanılmayı ifade etmektedir.
72, 73
Uluslararası boğazlara ilişkin genel nitelikli kurallar, sadece anılan
su yollarından geçiş düzenine ilişkin olup,
74
kıyı devletlerinin ülkesel
egemenlik haklarını ya da su yollarına ilişkin genel hukuksal düzeni
etkilememektedir.
75
Bir uluslararası boğaz sularının rejiminin geçiş dü-
zeni dışında içsular, karasuları ya da açık deniz düzenlerinden hangi-
sine bağlı olacağı sorunu, uluslararası hukukun bu konudaki kuralları
içinde çözümlenmektedir; örneğin, bir uluslararası boğaz sularının bir
liman içinde kalması ya da uluslararası hukuka uygun körfezleri içer-
mesi durumunda, anılan bölgeler kıyı devletinin içsuları rejimine tabi
olmaktadır.
76, 77
72
Pazarcı, II. Kitap, s. 369, bir su yolunun uluslararası boğaz statüsünde olup olma-
dığı konusunda, Uluslararası Adalet Divanı’nın 09.04.1949 tarihli Korfu Kanalı da-
vası kararında belirtildiği, coğrafi durum belirleyici öğe olmaktadır, Korfu Kanalı
davasında Divan’ın kararı için bkz Gündüz, A., Milletlerarası Hukuk, Temel Belge-
ler, Örnek Kararlar, 4. Baskı, İstanbul, 2000, s. 550-555.
73
Boğazlar konusunda Yunanistan’ın 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne
koyduğu yorum beyanı dikkat çekicidir: “Fiilen aynı milletlerarası ulaştırma yolu hiz-
meti gören ve birbirinin alternatifi olan birçok boğaz oluşturan dağınık durumdaki sayısız
adanın olduğu yerlerde, Yunan hükümetinin anlayışına göre üçüncü devletlerin gemi ve
uçaklarının bir yandan milletlerarası ulaştırma ve uçuş gereklerini karşılayacak, öte yandan
da hem gemi ve uçakların hem de kıyı devletlerinin asgari güvenlik gereksinimlerinin kar-
şılanacağı bir tarzda yukarıda anılan boğazlarda transit geçiş rejimine göre geçebileceği yol
veya yolları tayin etmek sorumluluğu ilgili kıyı devletinindir.”, Gündüz, s. 354.
74
Uluslararası boğazlardan genel geçiş rejimi bakımından temel kural, “geçiş
özgürlüğü”dür; ancak 1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi’nin
16/4 hükmüne göre, uluslar rası boğazlardan geçiş zararsız geçiş niteliğinde olup
ertelenememekte, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ise bu konuda ikili bir ayrı-
ma giderek; iki açık deniz ya da münhasır ekonomik bölgeyi bağlayan uluslararası
boğazlar bakımından geçiş düzeninde temel kuralın (kıyı devletince askıya alına-
mayan, m. 44) “transit geçiş (m. 38)”, bir devletin karasuları ile bir açık deniz ya da
münhasır ekonomik bölge arasında yer alan uluslararası boğazlara ilişkin temel ku-
ralın (karasularında uygulanan, ancak kıyı devletince askıya alınamayan) “zararsız
geçiş (m. 45/1,b)” olduğunu belirtmektedir.
75
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 34.
76
Pazarcı, II. Kitap, s. 370.
77
Uluslararası boğazlara ilişkin genel nitelikli kurallar, ayrı bir antlaşma konusu oluş-
turan boğazların özel hukuksal düzenini etkilememektedir (1982 tarihli BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi m. 35/c). Anılan nitelikteki boğazlarda, ad hoc geçiş hakkı ola-
rak ifade edilebilecek özel bir geçiş rejimi uygulanmaktadır. Örneğin, Türk Boğaz-
lan, 1936 tarihli Montreux Sözleşmesi uyarınca bu tip bir ad hoc geçiş rejimine bağlı
bulunmaktadır, Pazarcı, II. Kitap, s. 371-373.
Serkan AĞAR makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
aa.Türk Boğazları
Dünyada, uluslararası boğaz niteliğindeki kimi su yolları, ulusla-
rarası hukuk metinlerinde öngörülen genel kuralların yanında, özel
düzenlemelere konu olmaktadır;
78
anılan türdeki uluslararası boğazla-
rın en önemlileri arasında “Türk Boğazları” olarak nitelenen İstanbul ve
Çanakkale boğazları da bulunmaktadır.
Türk boğazlar bölgesi; İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanak-
kale Boğazı’ndan oluşan toplam 326 km’lik bir deniz alanını ifade et-
mektedir. Söz konusu bu alanda, trafik yoğunluğu ve seyir güçlükleri
açısından İstanbul Boğazı özellik arz etmektedir. Marmara Denizi’nde
seyir açısından bir güçlük bulunmadığı gibi, Çanakkale Boğazı’nda
da Kepez-Akbaş arasındaki 10 millik mesafe dışında, İstanbul Boğa-
zı ile kıyaslanacak nitelikte risk taşıyan bir seyir güçlüğü ya da trafik
yoğunluğundan söz etmek olanaklı bulunmamaktadır. Bu nedenle,
taşıdığı özellikler ve trafik yoğunluğu bakımından özellikle İstanbul
Boğazı’nın incelenmesi gerekmektedir.
İstanbul Boğazı’nın uzunluğu orta hatta 17 mil, Anadolu yakası
kıyı kenar çizgisinde 19 mil, Avrupa yakası kıyı kenar çizgisinde ise
30 mildir. İstanbul Boğazı’nda zaman zaman sis nedeni ile görüş uzak-
lığının 20-30 metreye kadar düştüğü de dikkate alındığında, genişli-
ğinin gemilerin güvenli seyri bakımından ciddi riskler taşıdığı orta-
dadır. Ayrıca, İstanbul Boğazı’nda kuzey-güney ya da güney-kuzey
yönlü boğazı tümüyle kat eden bir trafik ile doğu-batı ya da batı-doğu
yönlerinde karşıdan karşıya bir lokal trafik olduğu ve bu biçimde aynı
anda dört yönlü bir trafiğin oluştuğu da hesaba katıldığında, riskin
boyutları daha kolay anlaşılmaktadır.
İstanbul Boğazı’ndan 2007 yılında 10 bin 54’ü tanker
79
olmak üze-
re 56 bin 606 gemi geçiş yapmıştır. 2000 yılında bu sayı yılda 48.079
78
Örneğin Fransa ve İngiltere arasında 08.04.1904’te imzalanan bir bildiri ve
27.11.1912’de Fransa ile İspanya arasında imzalanan bir anlaşma ile Cebelitarık
Boğazı; 23.07.188l’de imzalanan Buenos Aires Anlaşması ile Magellan Boğazı ve
14.03.1857’de imzalanan Kopenhag Anlaşması ile Danimarka Boğazları ticaret ve
savaş gemileri bakımından serbest geçiş rejimine tabi kılınmıştır, Toluner, S., Limni
Adasının Hukuki Statüsü veMontreux Boğazlar Konvansiyonu, İstanbul, 1987, s. 153-
154.
79
Önümüzdeki dönemde, Hazar ve Orta Asya petrollerinden kaynaklanacak ilave
bir tanker trafiğinin oluşması beklenmektedir. 2010 yılma dek bu bölgede günlük 4
milyon varile yakın bir üretim olacağı ve bu miktarın %70’inin ihraç edileceği, ma-
makaleler Serkan AĞAR
159TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
olarak gerçekleşmiştir. Geçiş yapan tankerler, başta petrol olmak üze-
re 143 milyon 939 bin 432 ton tehlikeli madde taşımıştır. Tüm bunlar
göstermektedir ki, Türk boğazları bugün deniz trafiği kökenli ciddi bir
tehditle karşı karşıya bulunmaktadır.
80
Türk boğazları yolunu kullanan yabancı ülkeler ile denizcilik kuru-
luşları, Montreux Sözleşmesi’nin ilk iki maddesini gerekçe göstererek
mutlak bir serbest geçiş hakkına sahip bulunduklarını belirtmektedir-
ler; ancak serbest geçişin zararsız ve güvenli geçişten ayrı düşünüle-
meyeceği de bir gerçektir.
81
bb. Montreux Boğazlar Sözleşmesi ve Türk Boğazlar Rejimi
82
Coğrafi bakımdan İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakka-
le Boğazı’ndan oluşan bir su şeridini ifade eden Türk Boğazları’nın
tamamı Türk toprakları ile çevrilidir; ancak iki açık denizi (Karade-
niz-Akdeniz) birbirine bağladığı için Türk boğazları uluslararası bir
su yolu niteliğini taşımaktadır. Bu itibarla Türk boğazlarından geçiş
uluslararası düzenlemelere bağlı kılınmıştır.
Türk boğazlarından geçiş rejimini düzenleyen temel metin, bu-
gün itibariyle, “Montreux Boğazlar Sözleşmesi”dir.
83
Söz konusu Söz-
leşme, 24.07.1923 tarihinde Lozan’da imzalanan “Boğazların Tabi
Olacağı Usule Dair Mukavelename”nin
84
kısmen yerine geçmek üzere im-
liyet ve güvenlik unsurları bakımından en uygun yolun Boğazlar olduğu dikkate
alındığında, Boğazlar’ı bugünkünden çok daha ciddi bir riskin beklediği anlaşıl-
maktadır. Tanker inşa siparişleri, değinilen gerçeği netleştirmektedir.
80
Türk boğazlarının sabit ve seyre engel fiziki yapısı ile olumsuz meteorolojik ve oşi-
nografık koşullara karşın daha çok ve daha büyük gemi (özellikle petrol yüklü tan-
ker) geçirilmesi baskısı sorunun temelini oluşturmaktadır.
81
Öte yandan, Montreux Sözleşmesi’nin belirtilen maddeleri IMO konvansiyonları
(örn. SOLAS, MARPOL, STWC, COLREG) ile çelişemez ve bunları yok sayamaz.
82
Bu konuda bkz. İnan, Y., Türk Boğazlarının Siyasal ve Hukuksal Rejimi, 2. Baskı, Anka-
ra, 1995; Rozakis, C. L., Stagos, P. N., The Turkish Straits, Dordrecht, 1987; Pazarcı, H.,
“Boğazlar Rejimine İlişkin Türk Dış Politikası ve Karşılaşılan Kimi Sorunlar”, Prof.
Dr. Ernst E. Hirsch’in Hatırasına Armağan, Ankara, 1986, s. 849-880.
83
Montreux Boğazlar Sözleşmesi, 29 maddelik bir ana metin, bu ana metne dört ek ve
bir protokolden oluşmaktadır.
84
Mukavelename’ye Türkiye ile birlikte Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Ja-
ponya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Rusya, Sırp-Hırvat-Sloven devleti taraf
olmuştur.
Serkan AĞAR makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
zalanmıştır. Montreux Sözleşmesi,
85
22.06.1936’da toplanan Montreux
Konferansı’nda 20.07.1936 tarihinde imzalanmış ve ekleri ile birlikte
31.07.1936’da TBMM’nde oybirliği ile kabul edilmiş
86
ve altı devletin
onayının gerçekleşmesini (m. 26) takiben 09.11.1936 tarihinde yürür-
lüğe girmiştir.
87, 88
Montreux Sözleşmesi ile kabul edilen geçiş rejimi, ilke olarak, ser-
bestliktir
89
(m. 1); ticaret gemileri, barış ve savaş zamanında ve Türkiye
tarafsızsa, (transit ve sağlık denetimi dışında herhangi bir denetime
bağlı olmadan)
90
tam serbest geçiş hakkına sahip bulunmaktadır
91
(m. 2-4).
Montreux Sözleşmesi’nin 2. maddesi, ticaret gemilerinin Türk bo-
ğazlarından geçiş koşulları ile ilgili olarak temel koşulları belirlemek-
tedir; anılan hüküm dışında, Türkiye’nin geçiş yapan ticaret gemileri
üzerinde ülkesel egemenliğinden kaynaklanan geçiş düzenleme yetkisi
varlığını sürdürmektedir.
92
Böylece Türkiye, Montreux Sözleşmesi’nde
düzenlenmeyen geçiş rejimine ek düzenlemelere gitme ve özellikle
85
Sözleşme’ye Türkiye ile birlikte Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Yunanistan,
İtalya, Japonya, Romanya, SSCB ve Yugoslavya taraf olmuştur.
86
RG, 05.08.1936, 3374.
87
Ökçün, A. G., Ökçün, A. R, Türk Antlaşmaları Rehberi, Ankara, 1973, s. 509.
88
Montreux Sözleşmesi’ni, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin bütün imzacı devletle-
ri kısa bir sürede onayladığı halde İtalya söz konusu onayı 03.05.1938 tarihinde
gerçekleştirmiştir. Öte yandan Japonya, II. Dünya Savaşı sonrasında, 08.09.1951’de
müttefik kuvvetleriyle imzaladığı San Francisco Antlaşması ile Sözleşme’den do-
ğan bütün haklarından feragat etmiştir, RG, 17.05.1952, 8112.
89
Montreux Sözleşmesi, ilke olarak, 20 yıllık bir süre için yapılmıştır (m. 28/1); an-
cak 1. maddede hükme bağlanan geçiş serbestliği ilkesinin süresi sonsuz olarak
belirlenmiştir (m. 28/2). Sözleşme m. 28/3’e göre, tayin edilen 20 yıllık süreden 2
yıl önce (1954), taraflardan birinin bir ön bildirimde bulunması durumunda, Sözle
menin iki yıl sonra bütün taraflar için sona ermesi gerektiği halde (1956), bu yönde
bir ön bildirimde bulunulmadığından Montreux Sözleşmesi halen yürürlükte bu-
lunmaktadır; ancak, bundan sonra taraf devletlerden herhangi birinin herhangi bir
zamanda ön bildirimde bulunması durumunda Sözleşmenin iki yıl içerisinde sona
ermesi olasılığı her an mevcuttur.
90
Bu bağlamda, geçiş yapan gemilerin kılavuz kaptan almaları da zorunlu değildir
(m. 2/3).
91
Türkiye kendisini yakın bir savaş tehlikesi tehdidi altında saydığında ticaret gemi-
leri, barış zamanındaki koşullar çerçevesinde, yalnızca gündüzleri geçiş yapabile-
ceklerdir (m. 6). Savaş zamanında, Türkiye savaşan devlet konumunda ise, Türkiye
ile savaşta olmayan devletlerin ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım
etmemek koşulu ile, yine sadece gündüz geçebileceklerdir (m. 5).
92
Pazarcı, II. Kitap, s. 382.
makaleler Serkan AĞAR
161TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
ulaştırma güvenliğini sağlama ve deniz trafiğini düzenleme yetkisine
sahip bulunmaktadır.
93
Denizde Çarpışmayı Önleme Tüzüğü’nün (COLREG) 10’uncu
maddesi uyarınca, gemilerin geçişlerinde uymakla yükümlü olacakları
trafik ayrım şemalarının (traffıc Separation schemes-TSS) seyir ve çev-
re güvenliğinin sağlanması amacıyla Türk boğazlarında da tesis edil-
mesi 1995 yılında Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) 9’uncu
Genel Kurul Toplantısı’nda onaylanmıştır.
Öte yandan, IMO Deniz Güvenliği Komitesi’nin (MSC) 1999 yı-
lının Mayıs ayında yapılan 71. Dönem Toplantısı’nda alınan karara
göre, Türk boğazlarında uygulanan trafik sistemi seyir güvenliğinin
güçlendirilmesinde “etkin ve başarılı” bulunmuştur.
Gelinen noktada, Türk boğazları geçiş rejimi ile ilgili olarak Türk
Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü’ne
94
değinmek yararlı olacak-
tır.
95
Anılan Tüzük, Türk boğazlarında seyir, can, mal ve çevre güven-
liğini sağlamak amacıyla deniz trafik düzenlemesini gerçekleştirmek
için hazırlanmış olup Türk boğazlarında seyredecek tüm gemileri kap-
samaktadır (m. 1). Tüzük’e göre Türk boğazları; “İstanbul Boğazı, Ça-
nakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nden gemilerin geçiş alanı ile bu alanı
çevreleyen kıyı şeridi” olarak tanımlanmıştır (m. 2).
Tüzük, kısa adı TÜBRAP olan “Türk Boğazları’nda Rapor Sistemi”ni
düzenlemekte ve tehlikeli yük (özellikle petrol ve türevleri) taşıyan ge-
milerle 500 GT ve daha büyük gemilerin kaptan, donatan ya da acen-
talarının, İstanbul Boğazı ya da Çanakkale Boğazı’na girişten en az 24
saat önce Trafik Kontrol Merkezi’ne yazılı olarak, şekli IMO standart-
larına göre Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı (İdare) tarafından be-
lirlenmiş bulunan Seyir Planı-I’i vereceklerini hükme bağlamıştır (m.
6). Trafik ayrım şeritleri içinde seyretme güçlüğü olan gemilerin ise bu
yükümlülüğü, boylarına göre en az 48 ya da 72 saat önceden yerine
getirmeleri koşulu öngörülmüştür.
Anılan Tüzük’e göre İdare, belli durumlarda Türk boğazlarında
deniz trafiğini geçici olarak durdurabilecektir (m. 20). Bunlar; mücbir
93
Aynı yer.
94
RG, 06.11.1998, mükerrer 23515.
95
Anılan Tüzük ile 23.11.1993 tarih ve 1993/5061 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yü-
rürlüğe konulan “Boğazlar ve Marmara Bölgesi Deniz Trafik Düzeni Hakkındaki Tüzük”
yürürlükten kaldırılmıştır (m. 52).
Serkan AĞAR makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
sebeplerin yanı sıra çatma, karaya oturma, yangın, kamu güvenliği,
çevre kirlenmesi gibi tehlikeli durumlar ile geçiş trafiğini askıya alma-
yı gerektiren ciddi ve beklenmedik seyrüsefer tehlikeleri gibi durum-
lardır.
Türk Boğazları Trafik Kontrol Merkezi, trafik ayrım şeridinde sey-
retme güçlüğü olan gemiler
96
ile tehlikeli yük (örn. petrol ve türevle-
ri) taşıyan gemilerin
97
güvenli geçiş yapmasını sağlamak üzere gerekli
tedbirleri almakta, hatta gerekli gördüğü durumlarda belli bir bölge-
de trafik ayrım şeritleri içinde seyretme kuralını askıya alabilmektedir
(m. 25/c).
Tüzük, Türk boğazlarından uğraksız geçiş yapacak gemilere Tra-
fik Kontrol Merkezi tarafından can, mal, seyir ve çevre güvenliği açı-
sından kılavuz kaptan almalarının tavsiye edileceğini hükme bağlan-
mıştır (m. 27); kılavuz kaptan almak uğraksız geçiş yapan gemiler için
bir zorunluluk değildir.
98
Tüzük, Türk boğazlarından geçen gemileri
çevre kirlenmesine karşı mevzuatla saptanmış bütün önlemleri eksik-
siz almakla yükümlü tutmuştur (m. 29).
Öte yandan, boğazlarda alınmakta olan ek teknik önlemler içinde,
trafiğin elektronik ortamda denetlenmesini sağlayacak Gemi Trafik
Bilgi Sistemi’nin (VTMIS) kurulması önemli bir gelişmedir. Projenin
yapımına 2000 yılında başlanmış ve 30 milyon ABD Doları’na mal ol-
muştur.
En dar noktasında ancak yarım mil genişliğinde olan İstanbul Bo-
ğazı dünyanın en yoğun deniz trafiğine sahip bölgelerinden biri olup,
96
Boyları 150-200 metre ve/veya su çekimleri 10-15 metre olan gemiler; boylan 200-
300 metre ve/veya su çekimleri 15 metreden daha büyük olan gemiler ile boyları
300 metre ve daha büyük olan gemiler.
97
Tehlikeli ve/veya zararlı yük ya da atık taşıyan gemiler, seferlerinin planlanması
aşamasında ve 72 saatten az olmamak koşuluyla ilgili mevzuat uyarınca İdare’ye
taşıdıkları yük hakkında bilgi verecek, geminin IMO standartları ve ilgili diğer
uluslararası anlaşmalarda öngörülen kurallara uygun nitelikte olduğunu ve yükün
uygun biçimde taşındığını göstermek üzere bayrak devleti tarafından düzenlenen
belgeleri ileteceklerdir (m.26/c).
98
Tüzük’ün bugün yürürlükte bulunmayan 50. maddesi kılavuz kaptan alma konu-
sunu bir zorunluluk olarak öngörmüştü: “Türk Boğazları’ndan uğraksız geçiş yapan
gemiler Montreux Sözleşmesi’nin öngördüğü özgür geçiş hakkından yararlanırlar; bunlar
dışındaki gemiler masum geçiş hakkından yararlanan gemiler statüsünde olup, Türk mev-
zuatında öngörülen kılavuz kaptan alma zorunluluğu dahil tüm zorunluluklara uymakla
yükümlüdürler.”
makaleler Serkan AĞAR
163TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
seyrüseferi zor bir deniz yoludur. Yılda 5.500’ü petrol tankeri olmak
üzere yaklaşık 50.000 deniz taşıtı boğazlardan geçiş yapmaktadır. Sov-
yetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının ardından Rusya’nın boğaz-
ları kullanarak yaptığı ihracatında artış görülmüştür. Yeni petrol hattı
projelerinin boğazların trafiğini olumsuz yönde etkileyeceği açıktır.
Türkiye, çevre için de büyük bir tehdit oluşturan ilave tanker trafiği-
ni boğazların kaldıramayacağını ileri sürmektedir. Uluslararası Enerji
Ajansı’nın (IEA) 2000 yılında yaptığı tahmine göre Karadeniz yoluyla
yapılacak petrol ihracatının günlük 2.3 milyon varile çıkması beklenir-
ken, boğazların ancak günlük 1.8 milyon varillik bir geçişi kaldırabile-
ceği ifade edilmektedir.
Uluslararası deniz alanını oluşturmakla birlikte, kıyı devletlerinin
belirli bir takım egemen haklara sahip olduğu alanlar bulunmaktadır.
Bunlar; bitişik bölge, balıkçılık bölgesi, kıta sahanlığı ve münhasır eko-
nomik bölge olmak üzere dört bölümde incelenmektedir. Anılan deniz
alanlarından bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge
konu ile ilgisi çerçevesinde değerlendirilecektir.
2. Devlet Ülkesinin Kimi Egemen Haklara Sahip Bulunduğu
Deniz Alanları ve Petrol Taşımacılığı
a. Bitişik Bölge
Bitişik bölge (contiguous zone), karasularına bitişik olan ve kıyı
devletinin belirli bir uzaklığa kadar bir takım denetleme yetkileri kul-
landığı deniz alanını belirtmektedir. Bitişik bölgenin iç sınırını, karasu-
larının dış sının oluşturmaktadır.
99
Bir kıyı devletinin bitişik bölgeye sahip olması, ancak böyle bir
bölge üzerinde yetki kullanacağına karar vermesi ve bunu ilan etmesi
ile olanaklıdır;
100
geleneksel olarak kıyı devleti yalnızca gümrük, ma-
liye, sağlık ve göç konularında denetleme ve cezalandırma yetkilerini
kullanma hakkına sahip bulunmaktadır.
101, 102
99
1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi bitişik bölge genişliğini
karasularının ölçüldüğü esas çizgiden başlayarak en çok 12 mil olarak belirlerken
(m. 24/2), 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi söz konusu bu genişliği 24 mil
olarak düzenlemiştir (m. 33/2).
100
Pazarcı, II. Kitap, s. 386.
101
1958 tarihli Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi m. 24/a,l.
102
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, kıyı devletlerinin arkeolojik ve tarihsel
Serkan AĞAR makaleler
164TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Bitişik bölgede kullanılan yetkilerin konusu, kıyı devletinin kara
ülkesi, iç suları ve karasularında işlenen suçlar olup, burada bir ülkesel
yetkinin kullanımının ülke dışına uzanması söz konusudur; dolayısıy-
la geleneksel olarak bitişik bölgede kullanılan yetkilerin kaynağı kıyı
devletinin ülkesinde işlenen suçlar olmaktadır.
103
b. Kıta Sahanlığı
104
Kıta sahanlığı (continental shelf; plateau continental), kıyı devleti-
nin kara ülkesinin denizin altında süren doğal uzantısına verilen isim-
dir.
105
1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 76. maddesine göre kıta
sahanlığı, bir devlet ülkesinin doğal uzantısı kabul edilmekte ve ilke
olarak kıta kenarının uç noktasına kadar devam etmektedir.
Kıta sahanlığı kıyı devletine, karasularının ötesinden, fakat kıyıya
bitişik sualtı alanlarının yatağı ve toprak altını araştırma ve kaynakla-
rını işletme konusunda münhasır egemen haklar vermektedir.
106
1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin
107
2. maddesi ve 1982
BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 77. maddesi bir arada değerlendiril-
diğinde, kıyı devletinin kıta sahanlığı üzerinde egemen haklara sahip
olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
108
Kıyı devletinin, bu hakkını kulla-
nırken kıta sahanlığı üzerinde yapay adalar, çeşitli nitelikte tesisler ve
araç-gereçler yerleştirmek ya da yerleştirilmesine izin vermek yetkisi
bulunmaktadır;
109
bunların kıta sahanlığına yerleştirilmesi durumunda
zenginlikler konusunda da bitişik bölge ilan edebileceğini kabul ederek bitişik böl-
ge kavramının geleneksel tanımını genişletmiştir (m. 303).
103
Pazarcı, II. Kitap, s. 387.
104
Kıta sahanlığı kavramı, bugünkü hukuki anlamı ile ilk kez 28.09.1945’te ABD Baş-
kanı H. S. Truman’ın bir bildirisinde kullanılmıştır, orijinal metin için bkz Bishop,
W. W., International Law, Cases and Materials, 1953, s. 412.
105
Pazarcı, II. Kitap, s. 392.
106
Gündüz, s. 336
.
107
Türkiye’nin taraf olmadığı bu Sözleşme, 10.06.1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2000 yılı itibariyle taraf devlet sayısı 57, imzacı devlet sayısı 44’tür.
108
Bu hakkın üç özelliği bulunmaktadır; kıyı devleti bu hakka doğal olarak (ipso facto-
fiilen; ab initio- başlangıçtan beri) sahiptir; bu hak münhasıran kıyı devletine aittir
ve sadece doğal kaynaklardan (madenler ve öteki cansız kaynaklar ile deniz yatağı
ve toprak altı ile sürekli fiziksel dokunma durumunda bulunan canlılar) yararlan-
ma amacına yöneliktir, Pazarcı, II. Kitap, s. 395 - 396.
109
1958 tarihli Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi m. 5; 1982 tarihli BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi m. 80.
makaleler Serkan AĞAR
165TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
tesisler üzerinde kıta sahanlığı devletinin yönetsel ve yargısal yetkileri
bulunmakta ve kıta sahanlığı devleti bunların çevresinde 500 metre-
ye kadar varabilecek güvenlik kordonu kurma yetkisine sahip bulun-
maktadır. Ancak, kıta sahanlığı üzerinde sözü edilen hakların kulla-
nımı kıta sahanlığı üzerinde bulunan su alanının ve onun üzerinde
yer alan hava sahasının rejimini hiçbir biçimde değiştirmemektedir.
110
Öte yandan, üçüncü devletler bir devletin kıta sahanlığı üzerine, kıyı
devletinin kimi bakımlardan isteklerini de dikkate alarak, petrol ya da
gaz taşıyan boru hatları yerleştirme hakkına sahip bulunmaktadır.
111
Ayrıca, üçüncü devletlerin gemicilik bakımından bu su alanından tam
yararlanma özgürlükleri vardır.
Türkiye ile Yunanistan arasında, kimi zaman şiddetlenen ve halen
nihai çözüme kavuşturulamayan Ege kıta sahanlığı
112
sorunu bulun-
maktadır.
113
1972-1973 yıllarında ortaya çıkan bu uyuşmazlığın kayna-
ğı, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde petrol araştırılması konusunda aldığı
kimi kararlara karşı, Türkiye’nin de 18.10.1973 tarihinde Türkiye Pet-
rolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) Ege kıta sahanlığı üzerinde petrol
arama ruhsatı vermesi ile başlamıştır; Ege Denizi’nde petrol bulunup
bulunmadığı tartışıladursun, Ege kıta sahanlığı sorununun temelinde
petrol bulunmaktadır. Karşılıklı protestolar ve Türkiye’nin TPAO’ya
yeni petrol arama ruhsatları vermesi ile sorun giderek büyümüştür.
114
110
1958 tarihli Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi m. 3; 1982 tarihli BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi m. 87/1.
111
1958 tarihli Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi m. 4; 1982 tarihli BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi m. 79.
112
Türk kıta sahanlığı ve Ege kıta sahanlığı uyuşmazlığı ile ilgili olarak bkz Pazarcı,
H., Kıta Sahanlığı Kavramı ve Ege Kıta Sahanlığı Sorunu, Prof. Dr. Aziz Köklü’ye Ar-
mağan, Ankara, 1984, 395-421; Kabaalioğlu, H. A., Ege Kıt’a Sahanlığı Uyuşmazlı-
ğında Ortaya Çıkan Hukuki Sorunlar ve Lahey’de Savunulan Yunan Görüşleri, Danıştay
Dergisi, 1979, S. 34-35, s. 89-117; Yolga, N. K., Ege Kıta Sahanlığı Sorunu, Siyasal
Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. LXIII, S. 3-4, s. 163-172.
113
Aralık 1999’da toplanan Helsinki Zirvesi’nde varılan mutabakatla, Türkiye ve Yu-
nanistan arasındaki Ege kıta sahanlığına ilişkin uyuşmazlıkların 2004’e kadar ikili
görüşmeler yoluyla çözümlenmesi, aksi takdirde sorunun Lahey Uluslararası Ada-
let Divanı’na götürülmesi kararlaştırılmıştır. Kıta sahanlığı sorunu, aynı zamanda,
karasuları ve üzerindeki hava sahası ile de ilgili bulunmaktadır.
114
Ege kıta sahanlığı sorunu, Türkiye’nin 1976’da Ege Denizi’nde sismik araştırma-
lar yapmaya başlaması ile gerginleşmiş ve Yunanistan BM Güvenlik Konseyi’ne
ve (tek taraflı olarak) Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmuştur. Bunu, BM Gü-
venlik Konseyi’nin tavsiye kararı ve Uluslararası Adalet Divanı’nın Yunanistan’ın
başvurusunu (Divan’ın bu konuda yetkisiz olduğuna karar vermesi ile) reddetmesi
izlemiştir.
Serkan AĞAR makaleler
166TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Uzun bir süre soğumaya bırakılan sorun, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde
kimi araştırmalar yapmaya başlaması ve bunun üzerine Türkiye’nin
26.03.1987 tarihinde TPAO’ya Ege Denizi’nde yeni bir petrol araştır-
ma ruhsatı vermesi ile yeniden alevlenmiştir. Daha sonra gerginleşen
ilişkileri yumuşatmak amacıyla girişilen diplomatik faaliyetlerden de
herhangi bir sonuç alınamamış, ardından 28.01.1996’da zirve noktası-
na ulaşan “Kardak Kayalıkları Krizi”
115
Ege’de nispeten durulan suları
hepten dalgalandırmış; sorun, kayalıklara Türk bayrağının dikilmesi
ile çözümlenmiş;
116
ancak bu kez de kayalıklardaki keçilerin hangi ül-
keye ait olduğu sorusu gündemi uzun bir süre işgal etmiştir(!)
115
Kardak Kayalıkları Krizi ile ilgili olarak bkz İnan, Y., Başeren, S. H., Status of Kar-
dak Rocks, Ankara, 1997; The Kardak Dispute, http://www.mfa.gov.tr/grupa/ad/
ade/aded/default.htm, 15.05.2008.
116
Ege Denizi’nde halen aidiyeti tespit edilmemiş çok sayıda ada, adacık ve kayalık
bulunmaktadır.