Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Giriş
İnsanlık tarihinde savaşa katılmamak için çeşitli yöntemler ge-
liştirilmiştir. Bu yöntemlerden birisi vicdani rettir. Nitekim, I. Dünya
Savaşı’nda 3500, II. Dünya Savaşı’nda 37.000 ve Vietnam Savaşı’nda
200.000 vicdani retçi savaşın parçası olmayı reddetmiştir. Günümüzde
ise ABD ordusundan Irak savaşına gitmeyi reddedenlerin sayısı beş-
bini bulmuştur.
1
Vicdani reddi, “bir kişinin etnik, din, ahlak, insani, felsefi, politik ve
benzer nedenlerle askere gitmeyi reddetmesi” olarak tarif edebiliriz. Tabii
ki, bu hakkın sadece askerlik öncesi durumlarda ortaya çıktığını dü-
şünmemek gerekir. Bunun dışında halihazırda asker olan veya bunu
bir meslek olarak seçen kişilerin de bu hakkı kullanma haklarının ol-
duğunu belirtmek gerekmektedir.
“Her Türk’ün asker doğduğu” düşüncesinin belli kesimlerce kabul
edildiği ülkemizde, özellikle Hrant Dink’in öldürülmesiyle milliyet-
çilik, vatanseverlik ve bu kavramlarla birlikte militarizim tartışmaları
yeniden güncellik kazanmıştır. Bu tartışmalar içerisinde, 27/28 Ocak
2007 tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde sesiz se-
dasız bir “Uluslararası Vicdani Ret Konferansı” düzenlendi.
2
*
Uluslararası Vicdani Ret Konferansı‘nın koordinatörlerinden. Ayrıca, Essex Üni-
versitesi Hukuk Fakültesi’nde “İnsan Hakları Hukukunda Vicdani Ret Hakkı ve
Türkiye” başlıklı doktora çalışması yapmaktadır.
1
Vicdani Retçiler için Washington- Merkez Komitesi, www.objector.org. Son erişim
01 Mart 2007.
2
Bu konferansı yirmi yedi kişilik bir çağrıcılar grubu hazırlamıştır. Bunlar: Ayşe Gül
ULUSLARARASI HUKUK ÇERÇEVESİNDE
AVRUPA BİRLİĞİ’NDE
VE
TÜRKİYE’DE VİCDANİ RET
Özgür Heval ÇINAR
*
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
95TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
İki günlük bu konferansta özelde vicdani ret, genelde militarizim;
tarihi, felsefik, sosyolojik, cinsiyetçilik-karşı cinsiyetçilik, insan hakla-
rı, demokrasi ve hukuksal açılardan incelendi.
Konferansa katılan farklı ülkelerden gelen akademisyen, insan
hakları aktivisti, politikacı, hukukçu, öğrenci ve vicdani retçiler teo-
ri ile aktivis boyutu bir araya getiren böylesi bir ortamda vicdani ret
hakkının neyi ifade ettiğini, vicdani ret ile antimilitarizim arasındaki
bağlantıyı ve diğer ülkelerde bu hakka nasıl bakıldığını kendi bilgi ve
deneyimlerini paylaşarak tartışma olanağı buldular.
Özetle, “vicdani ret,” hakkı uluslararası hukukta düşünce, vicdan
ve din özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir.
Konferansta da konuşulduğu gibi bende bu yazımda Avrupa Bir-
liği (AB) ülkelerinde bu hakkın nasıl düzenlediğini ve bugün Avrupa
Birliği’ne aday olmaya çalışan Türkiye’de bu hakkı kullanan kişilere
ve bunları destekleyenlere karşı yasalarda ne tür cezaların düzenlen-
diği ve bu yasal düzenlemelerin uluslararası düzenlemelere uzak olup
olmadıklarını değerlendirmeye çalışacağım.
Altınay, Ercan Aktas, Nebahat Akkoç, Murat Belge, Ayhan Bilgen, Suna Coşkun,
Tanıl Bora, Özgür Heval Çinar, Melek Göregenli, Osman Cihan Hüroğlu, Barkın
Karslı, Ümit Kardaş, Levent Korkut, Perihan Mağden, Ömer Madra, Taha Parla,
Serpil Sancar, Mithat Sancar, Hürriyet Şener, Sezgin Tanrıkulu, Mete Tuncay, Meh-
met Tarhan, Nilgün Toker, Yıldırım Türker, Osman Murat Ülke, Hülya Üçpınar,
Coşkun Üsterci. Bu çağrıcıların dışında konferansın yasal başvurucusu İnsan Hak-
ları Derneği İstanbul Şubesi olmuştur. Konferansa birçok sivil toplum örgütüde
destekçi olmuştur. Bu örgütler; Af Örgütü Türkiye, Bağlantı e. V., Helsinki Yurttaş-
lar Derneği, Heinrich Böll Derneği İstanbul Şubesi, İnsan Hakları İzleme Örgütü,
Norveçli Helsinki Komitesi, Sosyal Değişim için Ağ, Uluslararası Savaş Karşıtları,
Vicdani Ret için Avrupa Bürosu.
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
1. Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü Kapsamında
Vicdani Ret Hakkı
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün uluslararası alanda tanın-
ması aslında 1948 yılında kabul edilmiş olan İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi’ne dayanmaktadır. Beyanname’nin ilk maddesinde “her
insanın vicdan ve fikir ile donatıldığını belirtmekte” ve 18. maddesinde de
“herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir” denilmektedir.
Bu özgürlüklerin, beyannamede kabul edilmesi öncelikle ulusla-
rarası hukuk için yeni bir başlangıç noktası oluşturmuştur. İkincisi, bu
hak ilk kez bireysel bir sivil hak olarak tanımlanmıştır. Üçüncüsü, bu
sözleşme ile bu hakkın doğallığına değinilmiştir ki, bu da birey-dev-
let arasında ilişkinin sorgulanması sonucunu doğurmuştur. Tabii ki,
düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün bu şekli ile tanınması özellikle
Avrupa’da kilisenin hoşuna gitmemiştir.
Bunun dışında Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleş
mesi’nin 18. maddesi direk olarak vicdani ret hakkından bahsetme-
mekle birlikte düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenlemiştir. 4.
maddesi de düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü, “sözleşmenin 6., 7., 8.
(1 ve 2 fıkralar), 11., 15., 16. ve 18. maddelerindeki yükümlülüklerden hiçbir
azaltma yapılamaz” diyerek koruma altına almıştır. Bunun anlamı bu
özgürlüklerin barış zamanında olduğu gibi savaş zamanında da askı-
ya alınamayacak olmasıdır.
İnsan Hakları Komitesi, 18. maddeyi 1989 yılında verdiği kararda
şöyle yorumlamıştır; “Sözleşme vicdani ret hakkına açıkça değinmemekte-
dir, ancak Komite, öldürücü güç kullanma yükümlülüğünün vicdan özgür-
lüğüyle ve kişinin dinini ya da inancını ortaya koyma hakkıyla ciddi biçimde
çatışabilecek olması nedeniyle 18. maddeden böyle bir hakkın çıkarılabileceği-
ne inanmaktadır.” (Paragraf 11)
Nitekim, Komite Brinkhof v Hollanda (Başvuru No: 402/1996) ve
Westerman v Hollanda (Başvuru No: 682/1996) kararlarında 18. madde-
3
Aslında burada sadece din özgürlüğü değil, inanç özgürlüğü de dahil edilmekte-
dir. İnsan Hakları Komitesi, Genel Yorum 22’de “madde 18, teist, non-teist ve ate-
ist inançları koruma altına alır, … Madde 18, uygulamada geleneksel dinler ya da
kurumsal bir karakteri olan inançlar yahut da geleneksel dinlere benzer pratikleri
olan inançlarla sınırlı değildir” demektedir. (Paragraf 2) Sonuçta, biz de bu yazıda
ilgili karar doğrultusunda din özgürlüğünden bahsederken bunun içerisine inanç
özgürlüğünü de katmaktayız.
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
97TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
nin uygulamasını ve askerliğe gitmemeyi birbirleriyle bağdaştırmıştır.
Komite, başvurucuların temyiz başvurusunda da vicdani ret hakkının
açıkça 18. maddeden kaynaklandığını belirtmiştir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Medeni ve Siyasal Hak-
lar Uluslararası Sözleşmesi’nin güvence altına aldığı düşünce, vicdan
ve din özgürlüğü İnsan Hakları Komitesi’nin kararları doğrultusunda
vicdani ret hakkını da bu hak güvencesi içine almaktadır.
Bu net durum karşısında bir de 1950 yılında imzalanan Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) bu hakkı nasıl düzenlediğine
bakmamız gerekmektedir. AİHS’in 9. maddesi düşünce, vicdan ve din
özgürlüğünü düzenlemekle birlikte, aynı sözleşmenin 4/3. maddesi
“zorunlu askerliğe” ilişkin bir istisna getirmektedir. Bu maddede; “askeri
nitelikte bir hizmet veya inanç nedeniyle askeri hizmete katılmama hakkının
tanındığı ülkelerde zorunlu askeri hizmet yerine yüklenen başka bir hizmet,
kölelik ve zorla çalıştırma yasağının” dışında tutulmaktadır. Nitekim,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) şimdiye kadar vicdani ret
hakkına ilişkin açılan davaların hiç birinde 9. maddeden dolayı ihlal
kararı vermemiştir. Halbuki vicdani ret ile ilgili davalarda davacı taraf
9. maddeden dolayı hak ihlali bulunduğuna karar verilmesini ısrar-
la vurgulamaktadır. Mahkeme bu tip davalarda, ayrımcılık yasağı-
nı düzenleyen 14. madde veya işkence, kötü muamele ve onur kırıcı
muameleyi yasaklayan 3. madde kapsamında kararlar vermektedir.
Örneğin, mahkeme genelde Yehova Şahitlerinin Yunanistan’a karşı
açtığı davalarda 14. maddenin ihlali yönünde kararlar vermiştir. 1950
yılında imzalanan bu anlaşmanın o yıllardaki siyasal, sosyal, kültürel
vs. koşulları ile şimdiki dönemin koşulları aynı değildir. AİHM’in bu
tavrı uluslararası hukukta vicdani ret hakkına ilişkin yaklaşımla çeliş-
ki arz etmektedir.
AİHM’nin bu tavrına karşı Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komi-
tesi çok daha pozitif bir tavır takınarak, 1987 yılındaki tavsiye kara-
rında (Karar No: 87/8) şöyle demiştir; “Zorunlu askerlik hizmeti olduğu
halde, vicdani sebeplerle silah kullanmayı reddeden herkes, tavsiye kararında
belirlenen şartlar dahilinde hizmetten muaf tutulmalıdır. Bu kişiler bunun
4
Perihan Mağden’in savunma dilekçesi, s. 10. Ayrıntı için bkz., İnsan Hakları Komi-
tesi Raporu, 3 Kasım 1999,Cilt II, GAOR, 55. Toplantı, Supl. No.40 (a/55/40),s. 41
vs. aktaran Hanski, R.- Scheinin (derl.), L., İnsan Hakları Komitesinin Emsal Kararları
(İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, Haziran 2005), s. 351.
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
yerine alternatif hizmet yapabilir.” Ayrıca, Komite üye devletlere iç hu-
kuklarında bu hakkı şimdiye kadar tanımamaları durumunda ilgili
yasal düzenlemeleri yapmalarını tavsiye etmektedir.
Bakanlar Komitesi, bu tavsiye kararını onaylarcasına 1987 tarihin-
deki diğer bir kararında da (Karar No: 46) vicdani ret hakkını düşünce,
vicdan ve din özgürlüğünün kapsamı içinde değerlendirmiştir.
Bununun dışında Avrupa Parlamentosu (AP) 13 Ekim 1989 tarihli
kararında üye devletleri “özgürlük ve toplumun tüm üyelerine eşit dav-
ranma ilkesine tamamen saygıyla, askere alınan herkesin, silahlı veya silahsız
askeri hizmeti, vicdan temelinde herhangi bir zamanda reddetme hakkını ga-
ranti etmeye” (Paragraf 11) çağırmaktadır. Böylece, AP silahsız askeri
hizmetin ret edilmesini de vicdan özgürlüğü esasında almış yani bir
şekilde total retçilere de saygılı olunması gerektiğini belirtmiştir.
Parlamento, 11 Mart 1993 tarihindeki diğer bir kararında da “BM
İnsan Hakları Komisyonu’nun 89/59 nolu kararı ile askerlik hizmetinin vic-
danen reddini tanıdığını, vicdani ret hakkının Üye Devletlerin yasal sistemle-
ri içerisine alınması gerektiği”nin (Paragraf 46) altını çizerek üye ülkele-
rin yasal düzenlemelerini vicdani ret hakkını tanır duruma getirmeleri
gerektiğini önemle belirtmektedir. Parlamento, bu hususu 18 Ocak
1994 tarihli kararında yeniden yenileyerek, AİHM kararları hakkında-
ki eleştirilerimizi desteklercesine, bu hakkın düşünce, vicdan ve din
özgürlüğü içerisinde yer aldığını ve bu hakkın AİHS’in 9. maddesinde
tanındığını belirtmiştir ki, bizce bu karar AİHM’nin vicdani ret konu-
sundaki bakış açısına karşı 21. yy koşullarında çağdaş bir tavırdır.
2. Avrupa Birliği Ülkeleri ve Vicdani Ret Hakkı
Bildiğiniz gibi şu anda AB çatısı altında 27 ülke bulunmaktadır.
Bunlardan 14 ülkede zorunlu askerlik sistemi bulunmamaktadır. Di-
ğer anlamıyla bu ülkelerde profesyonel ordular bulunmaktadır.
Bu ülkeler şunlardır; Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Hollan-
da, Birleşik Krallık, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg, Macaristan,
Malta, Portekiz, Slovekya, Slovenya.
5
Daha ayrıntılı bilgi için bkz., Quaker Council of European Affairs, “The Right to Con-
scientious Objection in Europe: A Review of the Current Situation” (Avrupa’da Vic-
dani Ret Hakkı: Bir Güncel Durum İncelemesi), Nisan 2005.
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
99TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Geri kalan 13 ülkede ise alternatif hizmet sistemi bulunmaktadır.
Bu ülkelerden Almanya’da Anayasa’nın 4. maddesinin 3. fıkrası “hiç
kimse vicdanı karşısında zorla askeri hizmet yapmaya zorlanamaz...” de-
mektedir. Almanya’da her yıl ortalama 150 bin vicdani retçi bulun-
maktadır.
Bu kişilerin silahlı askerlik dışında yönlendirildikleri yerler
Gençlik, Aile, Kadın ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı, Federal Sivil Servis
Ofisleri tarafından yönetilen, alternatif hizmet yerleri olmaktadır. Bun-
ların süresi de askerlik süresi gibi 9 aydır.
Bunun dışında Avusturya, 1991 yılından beri vicdani ret hakkını
tanımış ve İçişleri Bakanlığına bağlı alternatif hizmet yerlerini kurmuş-
tur. Bu hizmetin süresi 12 ay olmakla birlikte, askerlik süresi 8 aydır.
Danimarka, bu hakkı 1917 yılından beri yasal olarak tanımaktadır.
1987 Sivil Hizmet Kanunu (Kanun No: 588/87) 1992 ve 1998 yıllarında
yapılan değişikliklerle birlikte halen uygulanmaktadır. Alternatif hiz-
metten İçişleri Bakanlığı sorumludur. Askerlik ve alternatif hizmetin
süresi 9 aydır.
Fillandiya, vicdani ret hakkını 1931 yılından beri tanımaktadır. Şu
anda 1991 Sivil Hizmet Kanunu (Kanun No: 1723/91) yürürlüktedir ve
alternatif hizmet yerleri Çalışma Bakanlığı’na bağlıdır. Süresi 13 aydır.
Askerliğin yapılması halinde bu süre 6 aya inmektedir.
İsveç, bu hakkı 1920 yılından beri tanımaktadır. Şu anda uygu-
lanmakta olan 1994 Toplu Savunma Hizmeti Kanunu’na (Kanun No:
1809/94) göre alternatif hizmet yerlerinin yönetiminden Savunma Ba-
kanlığı sorumludur. Bu hizmetin süresi askerlik ile aynı olarak olarak
7,5 aydır.
Yunanistan’da Anayasa’nın 4/6. maddesi “kanunlar çerçevesinde
bütün Yunan askeri hareketlerin ülke savunmasına hizmet etmesi gerektiği-
ni” belirtmiştir. Yunanistan 1998 yılında vicdani ret hakkını tanımış
ve alternatif hizmet modelini kabul etmiştir. Bu hizmetten Savunma
Bakanlığı yetkilidir ve süresi 23 aydır. Halbuki askerlik süresi 12 ay
olarak düzenlenmiştir. Bir başka deyişle askerlik süresi, alternatif hiz-
met süresinin hemen hemen iki katıdır.
Bu ülkelerin dışında AB’ye yeni üye olan devletlerdeki alternatif
hizmet koşullarına da biraz değinmenin yararlı olacağını düşünmek-
teyim. Bulgaristan’da Anayasa’nın 59/2. maddesinde zorunlu askerlik
S
Bkz., www.zivildienst.de; Ayrıca bkz., A.g.r. s. 34. Son erişim 01 Mart 2007.
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
hizmetinin yerine alternatif hizmette de bulunabileceği belirtilmekte-
dir. Alternatif hizmetin süresi 13,5 ay olmakla birlikte, üniversite me-
zunları için bu süre 9 aya inmektedir. Ancak askerlik süresi 9 ay olup,
üniversite mezunları için 6 aydır. Alternatif hizmet yerlerinden Çalış-
ma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sorumludur. Fakat, bu ülkede zorun-
lu askerlik 2008 yılından itibaren kaldırılacaktır.
Estonya’da 1991 Anayasası’nın 124. maddesi vicdani ret hakkını
tanımaktadır. Bu hizmetten İçişleri veya Sosyal İşler Bakanlığı sorum-
ludur. Alternatif hizmetin süresi 16 aydır. Askerlik süresinin iki katı-
dır.
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Ulusal Savunma Kanunu’nun 5. Bölü
mü’nde Savunma Bakanlığı’nın gözetimi altında alternatif hizmet ola-
nağının bulunduğu ve bu hizmetin süresinin 42 ay olduğu kabul edil-
miştir. Askerlik yapılması halinde bu süre 26 ay olarak belirlenmiştir.
Letonya, 2002 yılında çıkardığı Alternatif Hizmet Kanunu uyarın-
ca vicdani ret hakkını yasal olarak tanıdı. Bu ülkede alternatif hizmet
yerleri Savunma Bakanlığına bağlı olmakla birlikte bu hizmetin süresi
24 ay olup, 12 ay olan askerlik süresinin iki katıdır.
Litvanya, vicdani ret hakkını 1992 Anayasası’nın 139. maddesinde
tanımıştır. Alternatif hizmet yerleri bir çok ülkede olduğu gibi Savun-
ma Bakanlığı’na bağlıdır. Bu hizmetin süresi 18 aydır. Oysa, askerlik
süresi 12 aydır.
Polanya’da vicdani ret hakkı 1988 yılında Anayasa’nın 85. madde-
sinde tanınmıştır. Alternatif hizmetten Çalışma Bakanlığı sorumludur.
Alternatif hizmet süresi 18 aydır. 11 ay olan askerlik süresinden 7 ay
daha uzundur.
Romanya, 1996 yılından beri alternatif hizmet imkanına sahiptir.
Bu hizmetin süresi 12 ay olmakla birlikte, üniversite mezunları için 6
aydır. Ancak askerlik süresi normalde 8 ay olmakla birlikte, üniversite
mezunları için 4 ay olarak düzenlenmiştir. Alternatif hizmetin deneti-
mi Savunma Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.
Sonuçta, Almanya, Danimarka ve İsveç dışındaki ülkelerin tü-
münde alternatif hizmet süreleri askerlik sürelerinden daha uzundur.
Fakat, Avrupa Sosyal Şartı’nın 2. bölümünün “çalışma hakkı” başlıklı
T
Bkz., http://www.yspdb.org/news/20070109.html. Son erişim 01 Mart 2007.
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
101TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
1. maddesinin 2. bendi taraf devletlerin “Çalışanların özgürce edindik-
leri bir işle yaşamlarını sağlama haklarını etkin biçimde korumayı” taahüt
ettiğini belirtmiştir. 28 Haziran 2000 tarihinde Avrupa İşleri için Qua-
ker Konseyi’nin Yunanistan karşısındaki alternatif hizmet sürelerinin
uzun olmasına ilişkin başvurusunu değerlendiren Avrupa Sosyal Hak-
lar Komitesi, ilgili maddenin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.
Bir diğer husus ise alternatif servis, yani bir başka söyleyişle “si-
vil servis”, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1987 yılında vermiş
olduğu R(87)8 numaralı tavsiye kararında da belirtildiği gibi “kural
olarak sivil karakterde” olmalıdır. Fakat, bu hizmet yerlerinin yukarda
belirttiğim bazı AB ülkelerinde halen Savunma Bakanlığı’nın denetimi
altında olması, bu hizmetin sivil karakterini zedelemektedir.
3. Türkiye ve Vicdani Ret Hakkı
Avrupa Birligi’ne tam üyelik için müzakereler yürüten Türkiye’de
askerlik bildiğiniz gibi sadece belli bir süre eline silah alıp, eğitim çalış-
malarına katılmak değil, vatanseverliğin göstergesi olarak kabul edil-
mektedir. Ayrıca toplumda da askerlik erkek olmanın bir milat taşı
olarak nitelendirilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti devletini asker kökenli kişilerin kurduğu,
bu ülkede üç askeri “darbenin” yapılmış olduğunu ve bir de ordunun
kendisine sadece ülkeyi iç ve dış düşmanlara karşı koruma görevi ver-
meyip Türk ulusunun baştan aşağı yaratılmasında baş aktör olduğunu
dikkate aldığımız zaman askeriyenin ve askerlik kurumunun toplum
üzerinde ne kadar etkili olabileceğini tahmin edebiliriz.
Bu etki politik, ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamımızda kendi-
ni nasıl güçlü bir şekilde hissettiriyorsa, hukuk sistemimizde de aynı
güçlü etki görülmektedir. Örneğin, 1982 Anayasası’nın Geçici 15. mad-
desi ile ülkeye iç huzur ve barış getirdiklerini ifade eden 12 Eylül aske-
ri darbecileri hala yargılanamamaktadır.
Türkiye Anayasası’nın “politik haklar ve görevler” başlıklı 5. bölü-
münün 72. maddesine göre “Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir.
8
Ayrıca bkz., Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi adına hareket eden Daimi
Komisyon’un 1518(2001) no’lu tavsiye kararı.
9
Ayrıca bkz., Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 1998/77 kararı.
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine geti-
rileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.“ İç hukuk mevzua-
tımızda Anayasa askerliğin “kanunla” düzenleyeceğini belirtmektedir.
Nitekim, 1111 Sayılı Askerlik Kanunu ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve
Yedek Askeri Memurlar Kanunu askerliği zorunlu kılmaktadır. Örne-
ğin, 1111 sayılı kanunun 1. maddesi “Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan
her erkek, işbu kanun mucibince askerlik yapmağa mecburdur” diyerek bu
zorunluluğu açıkça belirtmektedir.
Türkiye’de 20 yaşına ulaşan her erkek askerlik görevini yerine ge-
tirmek zorundadır. Kanunda belirtilen bazı geçerli sebeplerin bulun-
ması halinde askerlik görevinin 38 yaşına kadar ertelenmesi söz ko-
nusudur. (Askerlik Kanunu, Ek fıkra: 21/5/1992 - 3802/l m.) Askerlik
süresi de kişinin eğitim durumuna göre 6 aydan 15 aya kadar değişe-
cek sürelere göre düzenlenmiştir.
47 üyeli Avrupa Konseyi’ne 1949 yılında üyeliğe kabul edilen Tür-
kiye, Azerbeycan ile birlikte zorunlu askerlik sistemini halen uygu-
lamakta ve vicdani ret hakkını tanımamaktadır. Beyaz Rusya’da da
durum aynı olmakla birlikte, bu ülke AK üyesi değildir.
Diğer 47 üyenin 20’sinde profesyonel ordular bulunmaktadır. 25
üye devlette zorunlu askerlik bulunmakla birlikte vicdani ret hak-
kı tanınmakta ve bu hak kapsamında zorunlu askerlik hizmetinin
yerine alternatif hizmette bulunma olanağı sağlanmaktadır. Fakat,
Azerbeycan’da 2004 yılında vicdani ret hakkını tanıyan bir yasa tasarısı
hazırlanmış olup yakın bir dönemde de parlamento tarafından kanun
olarak kabul edileceği tahmin edilmektedir. Halbuki, Türkiye’de 1990
yılından beri –Tayfun Gönül ve Vedat Zincir’lerle birlikte– kanayan bir
yara olan vicdani ret sorunu bir kaç yıla kadar tartışılmamaktaydı…
Genel Kurmay Başkanlığı’nın, 1998 yılında açıkladığı raporda as-
ker kaçaklarının sayısı yurtdışındakilerle birlikte 226 bin olarak tarif
edilmiştir. Bu sayı başka kaynaklarda 450 binin üstü olarak belirtilmiş-
tir.
10
Bugün binlerce asker kaçağının içerisinde onlarca kişi kamusal
alanda vicdani retçi olduğunu ilan etmiştir ki,
11
bu kişiler de mahke-
10
http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=2&ArsivAnaID=329. Son
erişim 01 Mart 2007.
11
Türkiye’de ki vicdani retçilerin 15 Kasım 2006 tarihine kadar olan tam listesi için
bkz., http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=2&ArsivAnaID=2722
1. Son erişim 01 Mart 2007.
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
103TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
melerce hapis cezalarına çaptırılmıştır. Halen yargılamalar ve mahku-
miyetler sürmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 318. maddesi (eski TCK’nin 155.
maddesi) vicdani retçiliği “halkı askerlikten soğutma” suçu içerisinde
nitelendirmektedir ve bu suçu 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalan-
dırmaktadır. Bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde ceza
yarı oranında artırılmaktadır. Böylece suçun cezası 3 yıla çıkmaktadır.
Yeni Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi de bunu bir
terör suçu sayıyor ki, kanunun 4. maddesine göre de verilen cezalar
yarı oranında artırılmaktadır. Sonuçta, vicdani ret hakkını savunmak
4.5 yıl ceza ile cezalandırılabilmektedir. Ayrıca, m. 4’e göre, bu cezanın
üst sınırı da aşılabilmekte ve böylece de kişilerin miktarı belirsiz bir
cezaya çaptırılma olasılığı doğmaktadır.
TCK’nın 319. maddesi ise “askerleri itaatsizliğe teşvik” suçunu dü-
zenlemektedir. Bu maddeye göre cezalar bir yıldan beş yıla kadar çı-
kabilmektedir. Bunun savaş zamanında işlenmesi halinde cezalar bir
katı oranında artırılmaktadır.
TCK ve TMK’nın dışında Türk Askeri Ceza Kanunu’nun (ACK)
87/1. maddesi silah taşımayı kabul etmeyen ve üniforma giymeyenleri
“emre itaatsizlik” suçu içerisinde değerlendirerek 5 yıla kadar, bu suçun
savaş durumunda işlenmesi durumunda 10 yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılabileceğini düzenlemektedir. ACK’nın 88. maddesi ise 87.
maddedeki suçun “toplu asker karşısında veya hizmetten savuşmak için
veya silahlı iken yapılması” halinde ise verilecek ceza 10 yıla kadar arta-
bilmektedir.
ACK’nin altıncı faslı “cezaya ehliyet veren ve bunu kaldıran ve hafifle-
ten sebepler” başlığının 45. maddesindeki genel düzenlemede, “bir şah-
sın hareketini vicdanına veya dinine göre lazım saymış olması, yapmak veya
yapmamakla vukua gelen bir cezayı mucip olmasına mani teşkil etmez” di-
yerek aslında vicdani ret hakkını kabul etmeyenler için başka bir yasal
dayanak oluşturmaktadır.
Nitekim, 1989 yılında Sokak Dergisi ve Güneş Gazetesi’nde vicdani
retçi olduğunu belirten Vedat Zincir ve Tayfun Gönül 3 ay hapis ce-
zasına çaptırılmıştır. Bu ceza daha sonradan para cezasına çevrilmiş-
tir. 1993 yılında Genel Kurmay Başkanlığı tarafından Adalet Bakanlığı
aracılığıyla savcılıklara gönderilen suç duyuruları sonucunda “halkı
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
askerlikten soğutma” suçlaması ile 217 dava açılmıştır.
12
Bu davalardan
herhangi bir cezanın çıkmaması üzerine Genel Kurmay Başkanlığı
“yargı fevkalade iyi işlemelidir. 217 suç duyurusundan şu ana kadar hiç mah-
kumiyet yok. Bu olmaz.”
13
demiştir ki, bunun sonucunda Genel Kurmay
Başkanlığı Askeri Savcılığı’nca tanzim olunan 16 Aralık 1993 gün ve
1993/1350-611 sayılı iddianame ile açılan dava sonunda Genel Kurmay
Başkanlığı Askeri Mahkemesi’nin 11 Şubat 1994 tarih ve 1994/183-28
sayılı hükmü ile Erhan Akyıldız ve Ali Tevfik Berber hakkında ayrı
ayrı ACK’nın 58. ve TCK’nın 155. maddelerine göre neticeten ikişer ay
hapis ve yüz altmışar bin TL.’si ağır para cezası ile cezalandırılmaları-
na karar verilmiştir.
14
Bu hüküm temyiz edilmiştir. Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin 21 Ha-
ziran 1994 gün ve 1994/312-313 sayılı ilamında; sanıkların eylemlerini
değerlendirmiş ve askere gitmekle yükümlü olanların askere gitmek
istememelerinin veya geç gitmek istemelerinin çeşitli nedenleri olabi-
leceğini, böyle bir sorunun, araştırma inceleme konusu yapılması veya
bir televizyon programında ele alınmasının doğal olduğu, böyle bir
televizyon programının kamu oyunun ilgisini çekebileceği, dolayısıyla
haber niteliği taşıdığı da kabul edilmiştir. Önemli olan bu programda sanıkların, objektiflikten uzaklaşıp uzaklaşmadıkları, asker kaçakları
konusu işleniyor görüntüsü altında halkı askerlik hizmetinden soğut
-
ma gayreti içerisinde bulunup bulunmadıklarının saptanması olarak değerlendiren Mahkeme; muhabir Ali Tevfik Berber tarafından yö
-
neltilen sorularda halkı askerlik hizmetinden soğutmaya yönelik bir
ibareye, ayrıca sanıkların röportaj yaptıkları kişilerin açıkladıkları dü -
şünceleri doğru bulduklarını veya onlara hak verdiklerini gösteren
en ufak bir söz veya tavır ve davranışlarına da rastlanılmadığından
mahkumiyet kararını bozulmuştur. Karara Askeri Savcılık tarafından
yapılan itirazı Askeri Yargıtay Daireler Kurulu sonuçlandırmıştır. Da-
ireler Kurulu kararında sanıkların güncel olan asker kaçaklarıyla ilgili
yayınlanan bu programda suç kasdı ile hareket etmedikleri, haber ni -
teliği taşıdığı için bu programı TV’de yayınladıkları kabul edilmiştir.
Böylece Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 1994/85 Esas, 1994/84
12
Vicdani Ret Dosyası, 18.02.1998, s. 1. http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?A
rsivTipID=2&ArsivAnaID=329. Son erişim 01 Mart 2007.
13
A. g. r., s. 1.
14
İzmir Savaş Karşıtları Derneği başkanı Aytek Özel’de HBB televizyonunda yapmış
olduğu vicdani rette ilişkin bu demeçten dolayı programın yapımcıları Erhan Ak-
yıldız ve Ali Tefik Berber gibi hapis cezasına çaptırılmıştır.
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
105TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Karar ve 15 Eylül 1994 günlü kararı ile Askeri Yargıtay 3. Daire kararı-
nın uygun bulunduğunu karara bağlanmıştır.
1994 yılına gelindiğinde ise; Osman Murat Ülke bu sorunu ilk kez
kamunun dikkatine sundu ve çeşitli aralıklarla toplam 43 ay hapis
cezasına çaptırıldı. Osman Murat Ülke’nin AİHM’ye yapmış olduğu
başvuru 24 Ocak 2006 tarihinde sonuca bağlandı. Bu karar şöyleydi:
“Başvurucu aleyhine mevcut olan çok sayıda kovuşturma ve kovuşturma-
nın sonucu olarak ortaya çıkan mahkumiyetlerin kümülatif etkileri ve kovuş-
turma ve ceza süreleri arasındaki ardıllık ilişkisi ve başvurucunun hayatının
geri kalan kısmında kovuşturulabilecek olması olgusu başvurucunun askerlik
hizmetini yapmasının sağlanması amacı ile orantılı olmamıştır. Söz konusu
işlemler başvurucunun entelektüel kişiliğini ezmeyi, başvurucuyu aşağılayan
ve onu alçaltan korku ve tedirginlik hislerinin doğmasına neden olmayı, red-
diyetini ve kararlılığını kırmayı amaçlamıştır. Başvurucunun hemen hemen
“medeni ölüm” olarak tabir edilebilecek gizli bir yaşamı sürmeye zorlanması
ve başvurucunun bunu kabul etmek zorunda kalmış olması demokratik bir
toplumdaki cezalandırma rejimine aykırıdır.
Sonuç olarak Mahkeme, olayları bir bütün olarak ele alarak ve söz konusu
işlemlerin süreklilik halini ve ciddiyetini göz önüne alarak başvurucunun ma-
ruz kaldığı muamelelerin bir ceza mahkumiyetinde veya tutuklulukta bulu-
nan normal alçaltma unsurunun ötesine giden ciddi bir ıstırap ve acıya neden
olduğunu belirtmektedir.”
Özetle, mahkeme bu durumu alçaltıcı muamele olarak değerlen-
dirmiş ve sözleşmenin 3. maddesinin ihlali yönünde karar vererek,
Türkiye’nin davacı tarafa 11 bin Avro tazminat ödemesine karar ver-
miştir.
Aslında, AİHM yukarda da belirtiğimiz gibi eski kararlarının dı-
şında davacı avukatların üstünde durduğu sözleşmenin 9. maddesinin
ihlali yönünde karar vermeyerek bizleri çok şaşırtmadı. Fakat, AİHM
“Türk mevzuatında askeri üniformayı vicdani veya dini sebeplerle giymeyi
reddedenler açısından herhangi ‘özel bir hükmün’ bulunmadığını” önem-
le belirtti. Bunun anlamı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vicdani
retçileri yargılayacak olan yasal araçlara sahip olmamasıdır. Ayrıca
yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre suç ve ceza arasında
orantısızlığın olmasıdır. Haliyle, kanuni bir düzenlemenin iç mevzu-
atlarda olmamasından dolayı da vicdani retçiler sadece bir kere ceza-
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
landırılmamakta, süreklilik arz eden bir cezalandırma sistemine tabi
tutulmaktadır. Mahkeme, bunun bir problem teşkil ettiğini belirterek,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu anlamda ilgili yasal düzenlemeleri yap-
masına dikkat çekmektedir ki, sözleşmenin 1. maddesine göre de taraf
devletler sözleşmedeki hak ve özgürlükleri kendi yetki alanları içinde-
ki herkese tanımakla yükümlüdür.
Osman Murat Ülke’den sonra Mehmet Tarhan 27 Ekim 2001 tari-
hinde vicdani retçi olduğunu açıkladı. 8 Nisan 2005 tarihinde tutuklana-
rak Sivas Askeri Hapishanesi’ne gönderildi. Askeri Ceza Kanunu’nun
88. maddesinde düzenlenen “itaatsizlik” suçundan toplam 4 yıl olmak
üzere hapis cezasına çaptırıldı. Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin bu kararı
bozmasına rağmen, ilk derece mahkemesi olan Sivas Askeri Mahke-
mesinin kararında direnmesi üzerine, dava Askeri Yargıtay Daireler
Kurulu’na geldi ve burada kararı doğru bulan mahkeme sadece ce-
zanın üst sınırdan verilmiş olmasından dolayı kararı bozdu ve Meh-
met Tarhan 9 Mart 2006 tarihinde de serbest bırakıldı. Fakat, Askeri
Yargıtay Daireler Kurulu tarafından “Homoseksüalite’nin (eşcinselliğin),
TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 17/B-3, 17/0-3 maddelerinde ‘askerliğe
elverişsizlik’ halini öngören psikoseksüel bozukluklar ve ileri derecede psiko-
seksüel bozukluklar kapsamında olması, askerliğe elverişli olmadığını ileri sü-
renlerin askeri hastane sağlık kurullarınca belirtilen esaslar çerçevesinde bu
durumda olup olmadıklarının saptanmasının gerekmesi (1111 sayılı kanunun
26, 27, 28, 38, 41’inci maddeleri) karşısında, sanığın bu yöndeki muayene ve
sağlık kurulu işleminin 1111 sayılı yasa kapsamına tabi olup, zorunlu oldu-
ğu...”
15
kararı verilmiştir.
Mahkeme kararınca psikoseksüel bir bozukluğun ise askeri dok-
torlardan oluşan bir sağlık heyetine “pasif anal ilişki” halini gösteren
video veya fotoğraflarla ispat edebilmesi gerekmektedir. Oysa ki,
oluşturulan bu ispat sistemi öncelikle herhangi bir iç kanun ve yönet-
meliğe dayanmamaktadır. İkincisi, böyle bir ispatlama sistemi insan-
lık dışı ve özel hayatın gizliliği ilkesine aykırılık teşkil etmektedir ki,
Anayasa’nın 20. maddesi de herkesin özel hayatına saygı gösterilme-
sini istemeye hakkı olduğunu belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi de Birleşik Krallık Ordusu’ndan atılan homoseksüel 4 kişi-
nin başvurusunda, Birleşik Krallık’ın sözleşmece güvence altına alınan
15
Bkz., Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Esas No: 2006/84, Karar No: 2006/62.
hakemli makaleler Özgür Heval ÇINAR
107TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
özel hayatın gizliliğine saygıyı ihlal ettiği yönünde karar vermiştir.
16
Osman Murat Ülke ve Mehmet Tarhan’ın dışında bu yazının kale-
me alındığı sırada diğer bir vicdani retçi Halil Savda halen cezaevinde
bulunmaktadır. Halil Savda, Çorlu Askeri Mahkemesi tarafından ya-
pılan yargılamada “emre itaatsizlik” suçlamalarından toplamda 21,5 ay
hapis cezasına çaptırıldı.
Vicdani retçilerin karşılaştıkları bu cezaların dışında bir de asker-
likle doğrudan ilişkisi olmayan herhangi bir kişi vicdani ret hakkını sa-
vunduğu anda da yukarda belirttiğim TCK’nın 318. maddesi uyarınca
“halkı askerlikten soğutma” suçlamasıyla yüz yüze kalmaktadır. Perihan
Mağden’e Yeni Aktüel dergisinin Aralık 2005 tarihinde “vicdani ret bir
insan hakkıdır” başlıklı yazısından dolayı basın yoluyla halkı askerlik-
ten soğutma suçlamasıyla dava açılması ve daha sonrasında bu da-
vadan beraat verilmesi tam da bahsettiğimiz bu noktaya iyi bir örnek
teşkil etmektedir. Ancak, Perihan Mağden tek örnek değildir. Birgül
Özbarış hakkında da çalıştığı gazetede yazdığı vicdani ret ile ilgili bir
yazıdan dolayı TCK’nın 318. maddesini yedi kere ihlal ettiği iddiasıyla
dava açılmıştır. Ayrıca bu yazıyı yayınlayan yazı işleri müdürü Hasan
Bayar ve gazete sahibi Ali Gürbüz hakkında da bu konuyla ilişkili ola-
rak eş zamanlı davalar açılmıştır.
Sonuç
AİHM’in 24 Ocak 2006 tarihinde vermiş olduğu Osman Murat
Ülke kararının ardından bir yılı aşkın bir sürenin geçmesine rağmen,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu konuda her hangi bir yasal dü-
zenleme yapmamıştır. Yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye halen 47
Avrupa Konseyi ülkesi içerisinde vicdani ret hakkını yasal olarak ta-
nımayan iki ülkeden biridir. AB’de de Türkiye’ye ilişkin 2006 düzenli
raporunda bu hakkın yasal olarak tanınmasına ilişkin herhangi bir ge-
lişmenin yapılmadığının altını çizmiştir.
Konferansın sonunda herhangi bir sonuç bildirisi yayınlanmamak-
la birlikte, katılımcılarının istisnasız üzerinde birleştikleri tek nokta;
AB’ye üye olmak isteyen Türkiye’nin geçtiğimiz günlerde bu konuyu
16
Bkz., Lustig-Prean and Beckett v. United Kingdom, Başvuru. No. 31417/96 ve 32377/96,
27 Eylül 1999 ve Smith ve Grady v. United Kingdom, Başvuru. No. 33985/96 ve
33986/96, 27 Eylül 1999.
Özgür Heval ÇINAR hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
tartışmaya başlayıp, uluslararası hukukta belirtilen standartlar çerçe-
vesinde bu hakkı tanıması yönündeydi.
Diğer bir görüş birliği ise militarizmin günümüzde sadece savaş
dönemlerinde değil barış zamanlarında da hayatımızın en uç nokta-
larına nüfuz ettiği, militarizmin kullandığı araçlardan birisi olan mil-
liyetçiliğin yükselişe geçtiği bir dünya konjektöründe vicdani ret hak-
kının sadece askerliğe gitmemenin savaşımı olarak kabul edilmemesi
yönündeydi.
Sonuçta, Taha Parla’nın konferansta yaptığı konuşmada da belirt-
tiği gibi vicdani reddin “topluma, kamuya, insanlığa, insan türünün diğer
bireylerine karşı ahlaki ve siyasi bir sorumluluk ve görev” olduğunun da
farkına varmamız gerekmektedir.
17
17
Konferans konuşmacılarının tebliğlerine ve vicdani ret ile ilgili diğer makaleler için
bkz., Özgür Heval Çınar/Coşkun Üsterci (derl.), Dünyada ve Türkiye’de Vicdani Ret
(İstanbul: İletişim Yayınları) (Yayımlanma sürecinde)