makaleler Arif N. ALPSOY
247TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Günümüz toplum yapıları sahip oldukları kültür, ekonomik düzey
coğrafi şartlar vs. gibi pek çok farklı özelliklere sahip olmakla birlikte ortak
bir çok sorunla da karşı karşıyadır. Bu sorunlar içinde çocuk mağduriyetinin
birey ve toplum yaşamını tehdit eden cinayet, hırsızlık vs. gibi suçlardan
çok daha etkili ve tehlikeli olduğunu söylemek kanımca yanlış olmayacak-
tır. Bunun nedeni bu durumun özellikle ülkemiz gibi ataerkil, kapalı aile
yapısına sahip, ekonomik yönden zayıf/istikrarsız, geleneklerine aşırı bağlı
veya yozlaşmış değerlere sahip yapılardır. Bu yapılar çocuk mağduriyetinin
yalnızca nedeni olmakla kalmaz mağduriyeti kolaylaştırıcı haklı kılıcı veya
önemsizleştirici sonuçlara da yol açarlar. Söylediklerimizi birkaç örnekle
somutlaştırmak meselenin boyutlarını az da olsa aydınlatacaktır. Ekono-
mik yönden güçsüz, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırılan Güney
Doğu Asya ülkeleri çocuk fahişeliğinin dünyadaki merkezlerindendir. Bu
ülkede çocuk fahişeliği ve bu suçu işletenler yasalarca korunmakta, teş-
vik edilmekte hatta ödüllendirilmektedir. Bunun nedeni batılı turistlerin
kafileler halinde bu çocuklarla cinsel ilişkiye girmek için ülkelerine akın
etmeleri ve bu seyahatlerinde yaptıkları yüksek düzeyde harcamalardır.
Bu durum dünyanın pek çok farklı bölgesinde de yaşanmaktadır. Bu böl-
gelerin ortak özelliği ekonomik yönden yaşanan çöküş veya güçsüzlüktür.
1
ULUSLARARASI HUKUK VE
ULUSAL MEVZUATIMIZ IŞIĞINDA
MAĞDUR ÇOCUKLARA YÖNELİK
DÜZENLEMELER
Arif N. ALPSOY
1
Topçu’nun bu konuda verdiği örnekler dikkat çekicidir “Çocuk cinsel istismarının
Kuzey Amerika toplumlarında yaygın olduğu bilinmekle birlikte, bu sorun sadece
o yarım küredeki toplumlara özgü değildir... Örneğin Güney Amerika’da, erkek
sokak çocuklarının cinsel istismarı yaygındır. Çocuk seks öykülerinin pek çoğu Gü-
neydoğu Asya kaynaklıdır ve tek başına Bangkok’ta (Tayland, 16 yaşından küçük
30.000 fahişenin bulunduğu bildirilmektedir. Sri Lanka plajlarında binlerce erkek
çocuğun fahişelik yaptığı saptanmıştır. Rusya’da sadece Moskova’da 1.000 kadar
fuhuş yapan çocuk olduğu bildirilmektedir” Sedat Topçu, Çocuk ve Gençlerin Cinsel
İstismarı (Ensest ve Pedofili), 2. Basım, Doruk Yayınları, Ankara, 1997, s. XIII, XIV.
Arif N. ALPSOY makaleler
248TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Ülkemiz örneğinde de ön plana çıkan sorun çocuğa yönelik yaklaşımdır.
Çocuğun ana veya babasının malı olduğu görüşünün hakim görüş oldu-
ğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Basit düzeyde olsa dahi ebeveynlerin
çocuklarını terbiye etmek gerekçesiyle fiziksel şiddet uygulamaları doğal
karşılanmaktadır. Bunun tehlikeli olan yönü şudur, çocuklara karşı uy-
gulanan fiziksel şiddet doğal olarak algılanmakta, durum kanıksanmakta
ve sonucunda çocuğu sürekli şiddete veya başka kötü muamelelere karşı
savunmasız bırakmaktadır. Bir çocuğa uyguladıkları şiddet yüzünden ebe-
veynler ancak çocuk hayati tehlikeye maruz kaldığı veya öldüğü zaman
hesap sorulmaktadır. Bu ve benzeri örnekleri günümüzde gittikçe artan
sıklıkta görmek mümkündür.
Çocuk mağduriyetinin yarattığı tehlikenin boyutları göz ardı edileme-
yecek kadar ciddidir. Mağduriyetin çeşidi ve şiddetine bağlı olarak ölümden
kendine güvensiz sinik bir birey yaratmaya kadar geniş son derece geniş
bir yelpazede küçümsenemeyecek oranda çocuk zarar görmektedir.
2
Kalıcı sakatlıklar yanı sıra etkilerini daha uzun sürede ve çocuğu da
aşarak daha geniş kişilere etki eden sonuçlarda bulunmaktadır. Küçükken
cinsel istismara uğrayan bir kişi yetişkinliğe geçtiğinde kendi çocuklara veya
diğer küçüklere karşı aynı eylemlerde bulunabilmektedir. Sürekli şiddete
maruz kalan bir çocuk şiddetin yaşandığı evini terk ederek sokaklara kaça-
bilmekte ve bu sokaklarda sürdürmeye çalıştığı hayat sırasında hırsızlıktan
tutun gaspa varabilen suçlar işleyebilmektedir. Son örnekte görüldüğü gibi
mağdur edilen çocukla suça itilmiş çocuk arasında direkt bir ilişki vardır.
Bu duruma ilginç bir örnekte Save The Children adlı çocukların korunması alanında
uluslararası faaliyette bulunan sivil toplum örgütünün yaptığı bir araştırmadır. Bu
örgütün araştırması neticesinde Fransa, İspanya, İtalya, Almanya ve Belçika’nın dün-
yada en fazla seks turizmi yapan ülkeler arasında olduğunun tespitidir. Aynı örgütün
verilerine göre İspanya’da göçmen olarak getirilen, çoğunluğu 12 yaşının altındaki
5.000 kıza fahişelik yaptırılmaktadır ve aynı ülkede sadece 2002 yılı içinde 8.000’den
fazla çocuğun kaybolduğu bildirilmiştir, bkz., Milliyet gazetesi, 07.02.4004, s. 26.
2
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 13 Eylül 1979 tarihinde aldığı R. (79) 17 sayılı
“Çocuğun Kötü Muameleye Karşı Korunmasına İlişkin” tavsiye kararının 10. mad-
desinde “çocuğu taciz eden ev ortamının uzun erimli etkilerinin, sıklıkla, çocuğun
yetişmesi, öğrenme kapasitesi, kişisel gelişimi, ileride ebeveyn olarak benimseyeceği
tavır üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurduğunu ve bul yolla uzun vadede toplum
açısından belirli bir bedeli olduğunu” kaydetmiştir. Devamında 11. madde de “Bu
gerçekliğe rağmen söz konusu olgunun kapsam ve boyutunun arz ettiği ciddiyet
görülüp itiraf edileceğine, bunun tersine toplum içinde inkar, ya da göz ardı etme
ve hatta bu gerçekliği kabule karşı direnme ve sıklıkla bunun, bireylerin değil yet-
kili makamların bir sorunu olarak görme şeklinde tezahür eden yaklaşımlardan ...”
şeklinde soruna ilişkin önemli tespitlerde bulunulmuştur. Kararın tam metni için
bkz., Mehmet Semih Gemalmaz, Çocuk ve Genç Haklarına İlişkin Ulusalüstü Belgeler
(Bölgesel Sistemler), İstanbul Barosu yayınları, İstanbul, 2002, s. 42 vd.
makaleler Arif N. ALPSOY
249TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Çocuklar mağdur oldukça suç işlemeye yaklaşmaktadır. Bunun yanı sıra
suç işledikleri ortamlarda yaşamlarını sürdürmeleri kendilerini yeni mağ-
duriyetlere açık bırakmaktadır. Bu iki kesim birbirinin nedeni ve sonucu
olabilmekte ve birbirlerini besleyebilmektedir.
Şimdiye kadar ele aldığımız konular çocukların kişiliklerine saygı du-
yulması, özel olarak korunması ve desteklenmesi gereken bireyler olduğu
gerçeğinin görülmesini sağlamıştır. Bu temelden hareket ederek ülkeler
konunun hassasiyetlini de dikkate alarak kendi iç hukukları yanı sıra
uluslararası alanda da ortak girişimlerde bulunmaya başlamıştır. Mağdur
çocuklar hakkında önem taşıyan bazı uluslararası argümanları şu şekilde
sıralayabiliriz:
1. 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Söz-
leşme. (Çalışmamızın bundan sonraki bölümlerinde BM Çocuk Hakları
Sözleşmesi olarak anılacaktır). Bu sözleşme Türkiye tarafından 29-30 Eylül
1990 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde toplanan “Çocuklar
İçin Dünya Zirvesinde” imzalanmış, bu imza TBMM’de 4058 sayılı Yasa ile
onaylanmış 27 Ocak 1995 tarih ve 22184 sayılı RG’de yayımlanarak Anaya-
sa’nın 90. maddesi gereğince bir iç hukuk normu haline gelmiştir.
2. 25.01.1996 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair sözleş-
me’nin Uygulanmasına Dair Avrupa Sözleşmesi ve Koruma Mekanizması
(çalışmamızın bundan sonraki bölümlerinde Çocuk Hakları Avrupa Söz-
leşmesi olarak anılacaktır). Bu Sözleşme Türkiye tarafından imzalanan bu
sözleşme TBMM’de 18.01.2001 tarih ve 4620 sayılı Yasa ile onaylanmış
Anayasa’nın 90. maddesi gereğince bir iç hukuk normu haline gelmiştir.
3. Çocukların Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi İle İlgili
İhtiyari Protokol (BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine Ek). Bu Sözleşme
Türkiye tarafından imzalanan bu sözleşme TBMM’de 09.05.2002 tarih ve
4755 sayılı Yasa ile onaylanmış Anayasa’nın 90. maddesi gereğince bir iç
hukuk normu haline gelmiştir.
4. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Bakanlar Kurulu’nun
aldığı kararlar.
Mağdur çocuklarla ilgili ulusal hukukumuzda yer alan kanunları şu
şekilde sıralayabiliriz:
1. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu
(Çalışmamızın bundan sonraki bölümlerinde SHÇEK Kanunu olarak
anılacaktır.
Arif N. ALPSOY makaleler
250TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
2. 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun (çalışmamızın bundan sonraki bölümlerinde
Çocuk MK olarak anılacaktır). Kabul tarihi 07.11.1979, RG yayın tarihi
21.11.1979, No. 16816.
3. 4963 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun.
Kabul tarihi 30.07.2003, RG yayın tarihi 07.08.2003, No. 25192.
4. Ailenin Korunmasına Dair Kanun
5. İlköğretim ve Eğitim Kanunu
6. Milli Eğitim Temel Kanunu
7. İcra İflas Kanunu
8. İş Kanunu
9. Nüfus Planlaması Hakkında Kanun
10. Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu
11. Basın Kanunu
12. Radyo ve Televizyon Yasası
13. Ceza Kanunu
14. Ceza Kanunu Tasarısı (2003)
15. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
16. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı
17. Medeni Kanunu
18. Aile Mahkemelerin Kurulması ve işleyişi Hakkındaki Kanun
Uluslararası hukuk ve ulusal hukukumuzu incelemeye geçmeden
önce bazı terimlerin açıklanması gerekmektedir. Bu terimler çocuk ve
mağduriyettir.
1. Çocuk Kimdir: Çocuğun kim olduğu ve çocukluk döneminin süresi
üzerinde farklı bilim dalları ve hukuk sistemleri arasında görüş ayrılığı
vardır. Türk Dil Kurumu, çocuğu; küçük yaştaki oğlan veya kız; soy bakı-
mından oğul veya kız, evlât; genç erkek; (mecaz) Büyüklere yakışmayacak
biçimde düşüncesizce davranan kimse olarak tanımlamaktadır.
3
Çocukluk
ise; çocuk olma durumu; insan hayatının bebeklikle ergenlik arasındaki
dönemi olarak tanımlanmaktadır.
4
Biyoloji Literatüründe ise “ergenlik ça-
3
http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/SOZBUL.ASP?GeriDon=0&EskiSoz=&kelime=%E7ocuk
4
http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/SOZBUL.ASP?GeriDon=0&EskiSoz=&kelime=%E7ocuk
makaleler Arif N. ALPSOY
251TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
ğından önceki birey” olarak tanımlanmaktadır.
5
Ancak konumuz açısından
asıl üzerinde durulması gereken konu hukuk, özelliklede çocuk haklarıyla
ilgili hukuk dalları açısından kişinin hangi andan itibaren ve hangi yaşa
kadar çocuk sayılarak korunmaya muhtaç olduğudur.
6
Çocuklukla yetiş-
kinlik arasındaki sınırı belirleyen ölçüt çocuğun tanımının yapılmasında da
etkili olabilecektir.
7
Yaş, cinsel olgunluğa erme, fiziksel gelişim, fikri gelişim
gibi kıstaslar hukuk sistemlerinin gelişimi sırasında kabul edilen erginliği
belirleyen kıstaslar arasındadır. Modern hukuk sistemleri ise ancak fikri
olgunluğa erişmiş çocukların küçüklük devresinden, daha doğrusu korun-
maya ve yardıma muhtaç olma devresinden çıkmalarını belirleyen kıstas-
tır.
8
Hukuk sistemimize bakıldığında da benzer düzenlemelerin yer aldığı
görülecektir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi‘ne bakıldığında 1. maddesinde
çocukluğun sona ermesi hakkında net bir tanım yapıldığı görülmektedir. 1.
madde de çocuğun tanımı: “Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan
kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her
insan çocuktur” olarak yapılarak 18 yaşın altındaki herkesi ulusal yasalar
uyarınca daha genç yaşta reşit (ergin) sayılma durumu haricinde “çocuk”
olarak kabul etmiştir. Bu düzenlemenin ışığında kanunlarımızda yer alan
düzenlemelerin uluslararası normlara uygunluğu gözlenecektir. Ancak
özellikle evlenme halinde erginlik (reşitlik) konusunda dikkat edilmesi
gereken bazı özellikler bulunmaktadır. Bilindiği gibi ülkemizin özellikle
bazı kesimlerinde çocuklar özellikle de kız çocukları çok erken yaşlarda
evlenmekte, daha doğrusu evlendirilmektedir. Bu evliliklerin neticesinde
erken yaşta anne ve baba olmak ve bir ailenin sorumluluğunu taşımaya baş-
lamak evlenen kişiler için ve onlar arasında çok ciddi psikolojik ve sosyolojik
sorunlara yol açmakta önemi ulusal ve uluslararası bütün argümanlarda
sık sık tekrarlanan ailenin sağlıklı varoluşunu engellemektedir. Medeni
Kanunu’nda yapılan son değişikliklerle evlenme için getirilen yaş sınırı
yukarı çekilmiştir. Ancak kanımca bu yeterli düzeyde değildir. Bu durum
daha küçük yaşlarda evlenmeleri engellemediği gibi aileleri tarafından
çocukların evlendirilmeleri konusunda da yasal bir kılıf hazırlamaktadır.
Dikkat edilmesi gereken nokta BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uluslara-
5
Seda Akço, Reşit Olmayanlar Arasındaki Cinsel İlişkinin Suç Olarak Kabulü ve Ceza
Ehliyeti, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1996, s. 5.
6
Tanıl Mehmet Başkan, Adli Tıbbi ve Hukuki Açıdan Çocuk İstismarı ve İhmalin Ol-
gularında Velayet Hakkına Müdahale, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul,
1994, s. 2.
7
Polat bu duruma dikkat çekerek çocuk tanımlarıyla ilgili farklı bazı kıstasların ol-
duğunu belirtmiştir. Örneğin; çocukluğun kronolojiden ziyade bir iktidar ile ilişkili
olduğu, düşük statüyü ifade ettiği; terimin sabit bir döneme ait tek bir evrensel deyim
olmadığı, daha çok tarihsel olarak değişen kültürel bir yapı olduğu vs. bkz., Oğuz
Polat, Çocuk ve Şiddet, Der yayınları, İstanbul, 2001, s. 62.
8
Bkz., Başkan, s. 2.
Arif N. ALPSOY makaleler
252TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
rası çocuk hakları konusunda bir Anayasa niteliği taşıdığı ve Sözleşme’nin
merkezinde yer alan anlayışın 3. maddesinde yer alan ve çocukla ilgili
bütün girişimlerde, çocuğun yüksek yararını tam olarak gözetmek, Ana-
babaların ya da sorumluluk taşıyan diğer kişilerin bu sorumluluğu yerine
getirmemesi halinde devletin çocuğa yeterli dikkat ve desteği sağlaması
olarak açıklanabilecek olan “çocuğun yüksek yararının” gözetilmesi olduğu-
dur. Ulusal düzenlemeler yapılırken yaş konusunda getirilen hükümlerin
bu anlayışla uygunluğu dikkat edilmesi gereken bir noktadır.
2. Mağdur Çocuk Kimdir: Türk Dil Kurumu, mağduru; haksızlığa uğ-
ramış, kıygın, olarak tanımlamaktadır.
9
Mağdur hukukumuzda genellikle
Ceza Hukuku alanında bir suça konu edilmiş, suçtan zarar görmüş kişi
anlamında kullanılmaktadır. Sevgi Usta Sayıta mağduru; mağdur kavramı
geniş anlamıyla, Birleşmiş Milletler Gücün Kötüye Kullanılması ve Suç Mağ-
durları İçin Yargılama’nın Temel İlkeleri Bildirgesi’nin 12. maddesinde yer
almaktadır. Bu hükme göre, “mağdur”, bireysel veya toplu olarak, fiziksel
veya zihinsel, duygusal zarar, ekonomik kayıp veya temel hakların önemli
derecede çiğnenmesini içeren zarardan etkilenen kişiyi ifade eder.
10
Ülkemiz hukukuna göre sağ ve tam doğumlarıyla kişilik kazanan
çocuklar suç olarak kabul edilen eylemlerin muhatabı olabilir, bu ey-
lemlerden zarar görebilirler.
11
Örneğin; küçüklerin hak ehliyeti Medeni
Kanun’un hükümleriyle korunmaktadır. Bu ehliyet sayesinde mal sahibi
olabilmektedirler. Bu mallara yönelik bir suç mesela hırsızlıkta çocuğu
Ceza hukuku anlamında suç mağduru yapabilecektir. Ayrıca niteliği ne
olursa olsun, çocuğa karşı işlenen suçların faillerinin kişiliği, olayın niteli-
ği, müdahale edecek kişilerin/kurumların kimliği, koruma yolları vs. gibi
pek çok hususta farklılaşmaya neden olacaktır. Suçların failleri 3. kişiler
olabileceği gibi çocuğa bakmakla yükümlü kişiler (anne-baba), veya yakın
çevresinden kişilerde olabilmektedir (bakım yükümlülüğü olmayan akra-
balar, aile dostları, yakın arkadaşlar vs.). Bunun yanın da fiziksel şiddete,
9
http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/SOZBUL.ASP?GeriDon=0&EskiSoz=&kelime=
ma%F0dur
10
Decleration of Basic principles of Justice for Victims of Crime and Abuses of Power,
UN A/RES/40/34, 29 November 1985 zikreden, Sevgi Usta Sayıta, Mağdur Çocuklar
Hakkında Koruma Tedbirleri, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Meslek İçi Eğitim
Dökümanı, s. 1.
11
Ceza Kanunu’muzun 2. Kitabı’nın 8. babında 468-472. maddeleri arasında yer alan
“Çocuk Düşürme ve Düşürtme Cürümleri” aile düzeni aleyhine işlenen suçlar ka-
tegorisinde ele alınıp burada eylemi cezalandırılarak korunan amaç cenin halindeki
çocuğun yaşam hakkını korumak değil aile düzenini korumaktır. Sağlıklı, soy bağı
belli nesillerin temini asıl korunmak istenen yarardır.
makaleler Arif N. ALPSOY
253TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
cinsel, duygusal veya ekonomik istismara, ihmale uğramak, özgürlüğün-
den yoksun bırakılmak gibi pek çok suçun muhatabı olabilmektedirler.
Çocukların muhatabı oldukları suç çeşidinin çokluğu ve faillerin sıfatının
değişkenliği çocuk mağduriyetini önleme konusunda hukuki, idari, sosyal
alanda birbiriyle uyumlu ve birbirini destekler düzenlemelere, kurumlara
ve işleyişe duyulan ihtiyacın temel nedenidir. Ancak araştırma konumuz
dikkate alınırsa asıl ele alınması gereken belki de en önemli konu çocukların
istismarıdır. Polat, çocuk istismarını “Çocuk istismarı, çocuğun bakımından
sorumlu olan erişkin bireylerin çocuğun fiziksel, gelişimsel ve psikososyal açıdan
iyi olma halini olumsuz yönde etkileyen tutum ve davranışlar” olarak tanımla-
maktadır.
12
Çocuk istismarı dört ayrımda incelenmektedir.
1. Fiziksel istismar
2. Cinsel istismar
3. Duygusal ve psikolojik istismar
4. İhmal
Polat, fiziksel istismarı en geniş anlamıyla çocuğun kaza dışı yaralan-
ması olarak tanımlamakta ve bu konuda “çocukların, onlara bakmakla yükümlü
kişilerin elinde fiziksel açıdan zarar görmesi yani bedensel bütünlüğün bozulması”
olarak tanımlamaktadır.
13
Cinsel istismar ise, psikososyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı küçük
olan bir çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel stimilasyon (cinsel doyum)
için kullanılmasıdır.
14
Cinsel istismarın başlıca tipleri teşhircilik (istismar-
cının kurbana, göğüs, penis, vajina, anüs, gibi özel bölgelerini gösterdiği
ve/veya kurbanın önünde mastürbasyon yaptığı istismar türü), voyerizm
(röntgencilik; istismarcının açıkça veya gizli olarak kurbanı soyunukken
veya istismarcıyı cinsel olarak tatmin eden aktivitelerde bulunurken göz-
lemesidir), oral-genital sex (fellasyo: ağızla erkek cinsel organını uyarmak,
cunnilingus: ağızla kadın cinsel organını uyarmak olarak iki türü bulun-
maktadır. İstismarcının çocuğun genital organlarını yalaması, öpmesi,
emmesi, veya ısırması veya çocuğun oral yoldan kendisiyle cinsel ilişkide
12
Polat, s. 85. UNICEF Yönetim Kurulu’nun 14 Mart 1986 tarihli raporunda çocuk
istismarı ”çocuğa yakın kişilerin yasaklanmış ve önlenebilir (preventable) bir hare-
ketinden ya da hareketsizliğinden (harekete geçmemesinden) kaynaklanan zarar”
olarak tanımlanmıştır, bkz., Nesrin Koşar, Sosyal Hizmetlerde Aile ve Çocuk Refahı Alanı,
Yargıçoğlu Matbaası, Ankara, 1989, s. 47, 48; zikreden Özcan Kars, Çocuk İstismarı
(nedenleri ve sonuçları), Bizim Büro Basımevi, Ankara, 1986, s. 5.
13
Polat, s. 86-90. Ayrıca diğer tanımlar için bkz., Polat, s. 88, 89; Kars, s. 6.
14
Polat, s. 91; Ayrıca bkz., Kars, s. 7.
Arif N. ALPSOY makaleler
254TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
bulunmasının sağlanmasıdır),
15
sodomi (erkeğin kadınla anüs yoluyla bir-
leşmesidir), pedofili (cinsel ya da romantik olarak çocuklara ilgi duyma),
pederasti, ensesttir (evlenmesi yasak derecede yakın akrabasıyla cinsel
ilişkiye girme).
Duygusal istismar ise “çocuk ve gençlerin, kendilerini etkileyen tutum ve
davranışlara maruz kalarak ya da gereksindikleri ilgi, sevgi ve bakımdan mahrum
bırakılarak toplumsal ve bilimsel standartlara göre psikolojik hasara uğratılmaları
durumudur”.
16
İhmal ise “çocuğa bakmakla yükümlü kişinin bu yükümlülüğünü yerine
getirmemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesidir”.
17
Çocuk Hakları alanında yer alan uluslararası argümanlar içinde
özellikle göz önünde bulundurulması gereken argüman BM Çocuk Hak-
ları Sözleşmesi’dir. Bu Sözleşme’nin önemi uluslararası hukuk alanında
yapılmış ilk ve en kapsamlı düzenleme oluşudur. Bu Sözleşme’yle çocuk
hukuku konusunda temel ilkeler belirlenmiş ulusal mevzuatta yapılacak
değişikliklerde, düzenlemelerde hakim olması gereken temel anlayış ortaya
konmuştur. Bu nedenle bu Sözleşme haklı olarak çocuk haklarının anayasası
olarak tanımlanmaktadır. Bu Sözleşme’de yer alan düzenlemeler ışığında
aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir:
a. 18 yaşına kadar herkes çocuktur, madde 1,
b. Çocuk, herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmaksızın eşit olarak do-
ğuştan haklara sahiptir, madde 2,
c. Çocuk yaşla ve olgunlaşma ile gelişen ihtiyaçlara sahip bir bireydir,
d. Çocukla ilgili her işlemde çocuğun yüksek yararı göz önünde bu-
lundurulmalıdır, madde 4,
e. Anne-baba sorumluluğu esastır. Devletler anne babanın sorumluluğu
yerine getirmesine destek olmalı, anne-baba sorumluluğu yerine getireme-
diği durumlarda sorumluluğu devralmalıdır, madde 9, 18, 19,
f. Çocuk hakkında alınan her kararda çocuğun görüşü alınmalıdır,
madde 12,
g. Çocuklar ifade özgürlüğüne sahip bireylerdir,
15
Oğuz Polat, Mehmet Akif İnanıcı, Mustafa Ercüment Aksoy, Adli Tıp Ders Kitabı,
Nobel Kitabevleri, İstanbul, 1997, s. 315, 316.
16
Polat, s. 94.
17
Polat, s. 97.
makaleler Arif N. ALPSOY
255TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
h. Çocukların özel yaşantısı korunmalıdır,
i. Çocuklar herhangi bir kişiden gelebilecek her türlü suistimalden
korunmalıdır,
j. Tedbir olarak gerçekleştirilen yerleştirme uygulamaları düzenli olarak
denetlenmelidir,
k. Çocuklar her türlü gelişimleri açısından yeterli yaşam standartlarına
sahip olmalıdırlar. Bu konuda asıl sorumlu ana-babadır. Devlet ana-babaya
bu konuda yardım etmekle yükümlüdür.,
l. Çocuklar ekonomik sömürüden uzak tutulmalı, çocuk işçiliği kontrol
altına alınmalıdır,
m. Çocukların uyuşturucu maddelerle her türlü ilişkisi engellenme-
lidir,
n. Çocukların her türlü cinsel sömürüden korunması gerekmektedir,
o. Çocukların yargılamasında işkence ve özgürlükten yoksun bırakma
konusunda gerekli tedbirler ele alınmalıdır, çocukların sahip oldukları ni-
telikler gözetilerek yargılama, ceza ve infaz sisteminde gerekli değişiklikler
yapılmalıdır,
p. Çocukların silahlı çatışmaya girmesi engellenmelidir,
q. Devlet mağdur çocukların yeniden sağlıklarına kavuşması için her
türlü önlemi almalıdır,
r. Çocuk yargılamasında çocukların kişilik ve değer anlayışları merkezli
ve yeniden sosyalleştirilmesini hedefleyen değişiklikler yapılmalıdır.
Uluslararası argümanlara bakıldığında ulusal mevzuatımızdan farklı
olan bir özellik öne çıkmaktadır. Uluslararası argümanlar ve bu argümanla-
rın ışığında hazırlanan ulusal yasalar mağduriyetin ortaya çıkmasını önleyi-
ci tedbirler ve mağduriyet sonrasında iyileştirici tedbirler olmak üzere ikiye
ayrılmaktadır. Ulusal yasalarımız ise ancak mağduriyetten sonra ve ne yazık
ki yetersiz düzenlemeler ve kurumlar aracılığıyla sorunu çözmeye çalış-
makta ve açık yüreklilikle söylemek gerekirse bunu da başaramamaktadır.
Bu Sözleşme çocuğun kim olduğu hususunda ortak bir tanım yapmasının
yanında çocuğu bir birey olarak kabul etmiş çocuğun mümkün olduğunca
ailesinin yanında ve her türlü tehlikeden uzak yaşaması gerektiğinin altını
önemle çizerek asgari yaşam standardının sağlanmasında ebeveynleri ve
devleti sorumlu tutmuştur. Bunun yanı sıra önemli diğer bir kararı da ço-
Arif N. ALPSOY makaleler
256TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
cuklarla ilgili olarak yapılacak her türlü işlemde çocuğun yüksek yararının
gözetilmesi ilkesi getirilmiştir. Devletin sorumluluğunun sınırı ekonomik
imkanlar ileri sürülerek daraltılamayacaktır.
18.10.1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı’nın 8-16 ve 18. maddelerinde
çocukları ve aileyi korumaya yönelik düzenlemeler yer almaktadır. Bu dü-
zenlemelere göre çocukların ve gençlerin maruz kalabilecekleri bedensel
ve manevi tehlikelere karşı özel bir koruma hakkı bulunmaktadır (m. 7);
toplumun temel birimi olarak aile, tam olarak gelişmesini temin edecek uy-
gun nitelikteki sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir (m. 16);
anneler ve çocuklar, medeni durumlarına ve aile bağlarına bakılmaksızın,
uygun nitelikteki sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkına sahiptirler
(m. 17).
18
Ailenin korunması özellikle annenin korunması konusunda Av-
rupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 15 Mayıs 1970 tarihli (70) 15 sayılı
kararı ilgi çekicidir. Bu karar “Evli olmayan annelerin ve onların çocuklarının
sosyal açıdan korunması” hakkındadır. Bu karar dayanağını Avrupa Sosyal
Şartı’nın 17. maddesinden almaktadır. Bu ayrıntıları düzenlemeleri içeren
kararda annelere gereksinim duydukları bilgileri sağlamaktan (Bölüm 1 m.
1), psikolojik ve sosyal hizmet desteği sağlamaya yeni yaşamlarına alıştır-
maya yönelik tedbirler almaya hatta maddi olarak yardım yapmaya kadar
pek çok düzenlemeye yer verilmiştir.
19
11Aralık 1975 tarihli Alman Sosyal
Yasası (SGB). Yasa’nın görevlerini 1. maddesinde tanımlarken “özellikle genç
insanların, kişisel özgür gelişimlerinin aynı şartlar doğrultusundan desteklenmesi,
ailenin korunması ve desteklenmesi ...” olarak açıklanmıştır. Aynı Yasa’nın 6.
maddesinde çocuk sahibi olan ve olacak bireylerin, bundan doğacak iktisadi
yüklerinin azaltılması haklarının olduğu belirtilmiştir. Aynı şekilde Alman
Çocuklara ve Gençlere Yardım Yasası’nın yardım etmeyi hedeflediği toplum
kesimini belirtirken Yasa’nın çocukların ve gençlerin tek başlarına bireyler
olarak değil, aynı zamanda yaşama ve gelişme birliği olan ailenin bir parçası
olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştı. Yasa’nın amacının
“Çocuğa kuyuya düşmeden yardım edebilmek” olduğunun vurgulanması da
önemlidir. Aile ve çocuğun bir arada tutulması önemli olmakla birlikte
bütün bu kurallar sisteminde hakim olan ilkenin çocuğun yüksek yararını
korumak olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Ailesiyle veya ebeveynlerden
biriyle birlikte olmak çocuğun yararını zedeleyecek olursa diğer tedbirlere
başvurulacaktır.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1969 tarihli ve 561 sayılı
“Küçüklerin Kötü Muameleye Karşı Korunması Hakkında” alınan Tavsiye
Kararı’nda özellikle fiziksel şiddete maruz kalan küçükler hakkında
18
Ayrıntılı metin için bkz., Gemalmaz, s. 304 vd.
19
Ayrıntılı metin için bkz., Gemalmaz, s. 14 vd.
makaleler Arif N. ALPSOY
257TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
önemli tespitlerde bulunulmuş ve taraf devletlere alınması gereken acil
nitelikteki yasal ve idari önlemler konusunda bilgi vermiştir. Bu Karar’ın
6. maddesinde özellikle hekimlerin ve diğer sağlık personelinin meslekleri
gereği bu tür olaylara rastlama ve öğrenme konusunda önem taşıdıkları
ancak meslek sırrı ilkesi nedeniyle görevli makamları hiç veya zamanında
bilgilendiremedikleri vurgulanarak bu konuda meslek sırrı sınırını daral-
tıcı önlemlerin alınmasının çocukların hayatlarının korunması yönünden
taşıdığı öneme dikkat çekilmiştir.
20
Bu Karar’da da ailenin önemine dikkat
çekilmiştir. Madde 8 “Çocuklara yönelik zalimane muameleye karşı alınacak etkin
önlemlerin, zorunlulukla -gereken yerlerde ebeveynlerin yardım görmeleri ve tedavi
edilmeleriyle birlikte-, sosyal alandaki önleyici nitelikte tasarruflara ilişkin olması
gerektiğini düşünerek ...” çeşitli tavsiyelerde bulunulmuştur.
Avrupa Bakanlar Komitesi’nin 28 Haziran 1985 tarihli R. (85) 11 sa-
yılı “Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku Çerçevesi İçinde Mağdurun Durumu
Hakkında Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Yönelik Olarak Aldığı” Tavsiye
Kararı’nda mağdurlara ilişkin önemli ihtiyaçlar tespit edilmiştir. Bu tav-
siye kararının alınmasının nedenlerinden biri olarak ceza adalet sistemi
işleyişinin sanık ve devlet arasındaki ilişki ekseninde düzenlenmesinin
mağdurun sorunlarını azaltmaktan ziyade bu sorunlara yenilerini ekle-
mesi gösterilmiştir.
21
Bu Tavsiye Kararı’nda çocuklarla ilgili uluslararası
argümanların sürekli tekrarladıkları eğitimin öneminin altını bir kez daha
çizmektedir. I. Bölümün 1. maddesinde “Polis memurları mağdura anlayışlı,
yapıcı ve yeniden güven kazandırıcı şekilde yaklaşım ve muamelede bulunmak üzere
eğitimden geçirilmelidir” hükmüyle yine mağdurlara ve çocuklara yönelik
çalışmalar yapan bütün adli idari, sivil kurum ve kişilerin eğitimi ilkesine
atıf yapılmaktadır.
Bu Karar’da yer alan önemli hususlardan biri de mağdurun sorgulan-
ması konusundadır. 8. madde de “Usulün bütün aşamalarında mağdur, kişisel
durumuna, haklarına ve onuruna ihtimam gösterilecek bir tarzda sorgulanmalıdır.
Mümkün ve uygun olduğu hallerde, çocuklar ve akıl hastası ya da özürlü kişiler,
ebeveynlerinin ya da vasilerinin ya da onlara yardımcı olacak diğer kişilerin hu-
zurunda sorgulanmalıdırlar”. Mahkeme önündeki yargılama işlemlerinde de
diğer tüm aşamalarda olduğu gibi mağduru hakları, kovuşturma işlem-
lerinin aşaması ve niteliği konusunda bilgilendirme gerekliliğine dikkat
çekilmiştir. Diğer bir noktada mağdurun zararının giderimidir. 12. madde
de “Mağdurun muzdarip bulunduğu zarar ve ziyana dair olan tüm bilgi, cezanın
türü ve süresi hakkında karar verirken aşağıda belirtilen hususların dikkate alına-
bilmesi amacıyla mahkemenin kullanımına amade kılınmalıdır:
20
Ayrıntılı metin için bkz., Gemalmaz, s. 12 vd.
21
Ayrıntılı metin için bkz., Gemalmaz, s. 85 vd.
Arif N. ALPSOY makaleler
258TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
a. mağdurun zarar ziyanının tazmin edilmesi gereği,
b. suçlu tarafından mağdurun zarar ziyanının herhangi biçimde tazmin
edilmesi ya da giderilmesi yahut bu amaca yönelik olarak yaptığı herhangi bir
samimi girişimi”
Dikkat edilirse bu maddeyle sanığa da verdiği zararı gidererek mağ-
durun acısını hafifletme imkanı tanınmıştır. Bu yol gerek usuli gerekse
infaz hususunda sanık ve mağdur lehine gerçekleşebilecek daha olumlu
girişimlerin, işlemlerin önünü açmaktadır.
Bu argümanlardan sonra ülkemiz hukukunu inceleyecek olursak yuka-
rıda belirttiğimiz ulusal hukukumuzda çocukla ilgili hükümleri içeren ar-
gümanlardan da anlaşılacağı gibi çok sayıda kanunla ayrı ayrı düzenlenmiş
bir sisteme sahip olduğumuz görülecektir. Bu dağınıklık uygulamada farklı
usul ve enstrümanlara sahip hukuk dallarının uyumlu ve hızlı çalışamaması
yanı sıra birbiriyle çelişen, birbirini engelleyen bir yapının oluşmasına neden
olmuştur. Terimsel birlik dahi sağlanamamıştır. Örneğin; mağdur çocuğun
tanımı 2253 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde ve 2828 sayılı SHÇEK 3/b ayrı
ayrı tanımlanmıştır. Ulusal hukukumuz hali hazır kanunlarıyla çocuk
mağduriyetini önleyememektedir. Bu kanunların konunun özniteliğinin
gerektirdiği kapsamda ve ayrıntıda düzenlemeler getirmemesinin yanı sıra
var olan koruma sistemlerinin ihtiyaca cevap veremeyen ağır ve yetersiz
işleyen kurumsal sistemiyle de ilgilidir. Ancak son 2 sene içinde konunun
ciddiyeti ve aciliyeti fark edilerek (AB üyeliğinin gerektirdiği hukuki ve
sosyal şartlarının da etkisiyle) önemli adımlar atılmaktadır. Hali hazırda
çalışan 11 alt komisyon çocuk haklarına ilişkin yeni bir hukuksal yapıyı
oluşturmak için çalışmaktadır. Bunun yanı sıra ülkemizin taraf olduğu ço-
cuk haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler onaylanarak iç hukukumuza
dahil edilmektedir. Mağduriyeti önlemede kilit önem taşıyan Ceza Kanunu
ve Ceza Usulü Muhakemeleri Hakkındaki Kanunlarda çalışmalar yapıl-
maktadır. Ülkemiz hukukunu uluslararası argümanlar, kanun çalışmaları
ve kanun değişiklikleri ışığında inceleyelim.
Ülkemizde suçlara ilişkin düzenlemeler temel olarak TCK’da yer almak-
tadır. TCK 2. Kitabı’nın 9. bab, altıncı fasılda “Terbiye ve İnzibat Vasıtalarının
Suistimali ve Aile Efradına Karşı Fena Muamele” başlığı altında yer alan 477,
478 ve 479. maddeler sadece ana babanın velayeti altında olan çocuğuna
karşı değil daha geniş bir çerçeve çizerek idaresi altında bulunan, muhafaza,
meslek ve sanatı öğretmek için kendine tevdi olunan şahıslara karşı sahip
olduğu terbiye hakkını veya itaat ettirmek salahiyetini kötüye kullanarak
o şahsın sıhhatini muhtel veya bir tehlikeye maruz kalmasına sebep olacak
şekilde kullanan kişilerin cezalandırılmasını düzenlemektedir. 479. madde
makaleler Arif N. ALPSOY
259TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
de 477 ve 478. maddelerde belirtilen suçların usulden biri hakkında işlenmesi
halinde velayet itibarıyla sahip olduğu hakları kaybedeceği düzenlenmekte-
dir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi madde 19’da çocuğun şiddete uğramama
hakkı konusunda bir düzenleme yer almakta ve devlete ana-babanın yada
çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü kötü muamelesinden
koruyacak çocuk suistimalini önleyecek ve bu tür davranışlara maruz kalan
çocukların tedavisini amaçlayan sosyal programların hazırlanması görevi-
ni vermektedir. Anayasa’nın da 41. maddesinde ailenin toplumun temeli
olduğunu belirledikten sonra devlete, ailenin huzur ve refahı ile özellikle
ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretilmesi ile uy-
gulanması konusunda gerekli tedbirleri alma ve teşkilatları kurma görevi
yüklenmiştir. Anayasa’da ve BM Sözleşmesi’nde veya belirttiğimiz diğer
kararlarda yer alan kurumların hiçbiri ülkemizde bulunmamaktadır. Yar-
dım etmek için çocuğun zarara uğranılması beklenmekte, basit önlemlerle
engellenebilecek pek çok sorun büyüyerek başa çıkılmaz hale gelmektedir.
Ceza kanunumuzda yer alan düzenleme olumlu bir gelişme olmakla birlikte
ne yazık ki yetersizdir. Özellikle kişilere karşı girişilen cinsel veya fiziksel
saldırılarda akrabalık ve yaş küçüklüğünün ağırlaştırıcı neden sayılması ve
ağır cezalara hükmedilmesi caydırıcılık açısından önem taşımaktadır. Burada
dikkat edilmesi gereken konu çocukların küçüklükleri nedeniyle her türlü
saldırıya karşı savunmasız oluşlarıdır. Özellikler ebeveynlerin çocuklara
yönelik giriştiği suçlarda suçun doğurduğu zararları, zarar verici eylemlerin
sıklığı, olayın ortaya çıkmasının güçlüğü gibi ciddi tehlikeler bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra ülkemizde suça itilmiş çocuklar alanında Emniyet Müdür-
lüğü bünyesinde kurulan “Çocuk Polisi” şubeleri çocuk suçluluğu alanında
belirgin bir rahatlama ve iyileşme sağlamıştır. Bunun önemli nedenlerinden
biri bu şube memurlarının sürekli olarak eğitime tabi tutulmalarıdır. Ön
hatlar olarak tabir edilen polis memuru gibi zarara uğrayan çocuklarla ilk
elden muhatap olan görevlilerin eğitimi çocuk mağduriyeti açısından yarar
sağlayacaktır. 2003 TCKÖT’da (Türk Ceza Kanunu Ön Tasarısı) yer alan
düzenlemeler yeni suç ihdası ve ayrıntılı hükümler getirmeleri, çocuklara
karşı ve özellikle ebeveynleri tarafından işlenen suçlarda cezaların ağır-
laştırılması yönüne gittikleri için ihtiyaçları karşılama konusunda mevcut
yasamızdan daha ileri bir seviyededir. Örneğin; Yedinci Bölüm başlığı al-
tında düzenlenen “Aileye Karşı Suçlar” başlığı altında yer alan 333. madde
de “Kötü Muamele” halinde aile mensuplarından biri veya on sekiz yaşını
doldurmamış bir çocuğa, merhamet ve şefkatle bağdaşmayacak şekilde kötü
muamelede bulunanlara iki aydan iki yıla kadar hapis cezası verilmektedir.
Aynı şekilde 334. maddeyle disiplin yetkisini kötüye kullanan kişi ve 335.
maddesiyle ailesini terk eden kişilere de cezai yaptırımlar getirilmiştir. Bu-
nun yanı sıra dördüncü bölümde 143. maddeyle “işkence“ başlığı altında yeni
Arif N. ALPSOY makaleler
260TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
bir suç ihdas edilmiş ve 143/A-1 ve 143/C. maddeleriyle on sekiz yaşından
küçüklere ebeveynlerinden biri tarafından çocuğuna yönelik işkence fiilleri
ağırlaştırılarak cezalandırılmıştır.
TCK’nın 453. maddesinde yer alan anası tarafından şerefini kurtarmak
saikiyle yeni doğan çocuğunu öldürme hallerinde verilen dört yıl ila sekiz
yıl arası hapis cezası 2003 TCKÖT’ün 139. maddesiyle dört yıldan on yıla
çıkarılmıştır. Bu durum da caydırıcılık bakımından önemli bir gelişmedir.
Ancak unutulmamalıdır ki müebbet hapis cezası dahi verilecek olsaydı
bu suç yine işlenecektir. Bunun önlenmesi hem yasalar hem de yasaları
destekleyen yardımcı birimler (eğitim veren, koruma önlemlerini hızlı ve
etkin uygulayabilen resmi kurumlar ya da STK’lar) vasıtasıyla mümkün
olabilecektir. Olumlu olmasının nedeni anneyi baskı altına alan aile ve diğer
sosyal çevre yönünden yaratacağı etkidir.
Aynı şekilde TCK’nın 472. maddesinde yer alan “kendisinin veya akraba-
sının şeref ve namusunu kurtarmak için işlenmiş“ çocuk düşürme veya düşürt-
me fiillerine uygulanan üçte ikiye kadar indirme hükmü 2003 TCKÖT’de
yer almamaktadır. Bu hükmün varlığı sayesinde kadınlar kendileri veya
aile bireyleri annenin de hayatını tehlikeye atarak suçu işleyebilmekte ve
ceza indirimi sayesinde kolayca kurtulabilmektedirler.
TCK 2. Kitabı’nın dokuzuncu bab, beşinci fasılda yer alan “Çocukları
veya Kendini İdareye Muktedir Olmayanları veya Tehlikede Bulunanları Kendi
Haline Terketmek Cürümleri”ni konu alan 473 vd. maddelerde ilginç bir yaş
sınırlaması karşımıza çıkmaktadır. 473. madde de muhafazası kendine ait
on iki yaşından küçük bir sabiyi terk eden kişiler ve 476. madde de yedi
yaşından küçük bir sabiyi terkedilmiş bulup da derhal ait olduğu veya
Hükümet memurlarına bilgi vermezse cezalandırılmaktadır. Bu yaş sınır-
lamaları gerçeklerle çelişmektedir. Sokaklar yetişkinlerin bile yaşayama-
yacakları denli zordur. 475. madde de ise yine kendisinin veya karısının,
anasının veya evlat ve afradının veya kız kardeşinin namusunu kurtarmak
için doğumundan henüz beş gün geçmemiş bir gayrımeşru çocuğu terk
ederse altıda birden üçte bire kadar ceza indirimine hak kazanmaktadır.
Namus çocukların baş düşmanı olarak TCK’da yerleşmiştir.
Bunun yanı sıra ilk sayfalarda değindiğimiz insan ticareti (özellikle
fuhuş, işgücü ve organ ticareti amacıyla yapılan) devlet mekanizmalarından
daha sistemli ve profesyonel işleyen, geniş imkanları, yaygın bağlantıları
ve yerleşik pazarı olan örgütlü bir suç haline gelmiştir. Ülkemiz çocuk veya
yetişkin insan ticaretinde tıpkı narkotik maddeler konusunda olduğu gibi
pazar ve geçiş yeri konumundadır. Bu suçlarla mücadele için bu suçların
var olmadığı 1926 yılında yapılmış bir kanunun genel hükümleriyle yola
makaleler Arif N. ALPSOY
261TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
çıkmak tabiri caizse bisikletle aya gitmeye benzemektedir. Ancak bu konuda
daha önce belirttiğimiz 30.01.2003 tarihinde kabul edilerek iç hukukumuza
giren Sınırı Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne
Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine,
Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair 4804 sayılı Kanun’un ve 09.05.2002 tarihinde
onaylanarak iç hukukumuza dahil olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye
Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari
Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 4755 sayılı Ka-
nun’un iç hukukumuza girmesi ve 2003 TCKÖT’de yer alan 323. madde
ile düzenlenen “Fuhuş veya Cinsel Eylemleri Sömürme”, 352. maddeyle dü-
zenlenen “İnsan Kaçırma ve Alıkoyma”, gibi düzenlemeler eskiye nazaran
daha etkin mücadele imkanı sağlayacaktır.
Konu hakkında en az TCK kadar önem taşıyan CMUK’a baktığımızda
uluslararası argümanların ve karşılaştırmalı hukukta yer alan düzenleme-
lerin uzağında olduğu görülmektedir. Mağdur çocukların suç hakkında
yapılan kovuşturma aşamalarında ve özellikle son soruşturma devresinde
savunma hakkının korunması düşüncesiyle getirilen önlemler nedeniyle
tekrar tekrar mağdur olmaları söz konusu olmaktadır. Mağdur çocuklar
CMUK hükümlerinin on sekiz yaşından küçük çocuklar için getirdiği zorun-
lu müdafiden yararlanma hakkına sahip değillerdir. Çocukların böyle bir
haktan mahrum oluşları özellikle velayet hakkına sahip olan ebeveynleriyle
çıkar çatışması içinde oldukları durumlarda büyük sorun yaşamaktadır-
lar. CMUK Tasarısı “Kamu Davasına Katılma” başlığı altında düzenlediği
ve katılanın haklarını ele alan 251. maddesinin son fıkrasında “Katılan,
on sekiz yaşını doldurmamış ya da sağır ve dilsiz veya kendisini savunamayacak
derecede malül olup bir avukatı bulunmazsa istemi aranmaksızın avukat atanır”
hükmünü düzenlemiştir. Bu günümüzde yaşanan pek çok adli sorunu
çözebilecek önemli bir adımdır. Bu sayede amacı adaletin tesisi olan bir
sistem, taraflarından biri olan mağdura da gerekli önemi vermiş olmakla
kalmayıp avukat gibi profesyonel bir hukukçunun katılımıyla yargılamayı
hızlı ve gerçeğe daha yakın gerçekleştirilebilecektir.
Suç mağduru olan küçüklerin yargılama aşamalarında ifadelerine baş-
vurulması, teşhis etme gibi işlemlere katılması sırmasında yaşların verdiği
hassasiyet ve yaşadıkları olayların yarattığı travma nedeniyle tekrar ve
ağır bir şekilde zarar görmektedirler. CMUK hükümleri arasında bu soru-
na ilişkin bir çözüm bulunmamaktadır. Küçük çocuğun yaşadığı olayları
mahkeme huzuruna çıkarak kendisine karşı suç işleyen kişinin önünde
tekrar anlatması gerekmektedir. Bu özellikle ebeveynlerinden birinin cinsel
veya fiziksel istismarına maruz kalan bir çocuğun ne kadar sağlıklı, zarar
görmeden ifade verebileceği şüphelidir. CMUK Tasarısı’nda da bu konuda
Arif N. ALPSOY makaleler
262TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu konuda gerçekleştirilecek
bazı önlemler yararlı olacaktır. Örneğin;
a. Yaşı küçük mağdurun, duruşma sırasında yanında güven duyduğu
bir büyüğünün yanında olması,
b. Başka bir odada bulunan mağdura direkt video bağlantısı yapılan
mahkeme salonundan yönelen soruları bir psikolog aracıyla öğrenmesi ve
cevaplaması,
c. Yargılamanın bu ifade alma aşamasının duruşma ortamı oluşturulmak-
sızın, bir psikoloğun katılımıyla, sohbet şeklinde gerçekleştirilmesi gibi.
Bu noktada ülkemizden farklı olarak uluslararası hukuk alanında ve
diğer ülkelerin hukukunda yer alan bir konuya da değinmekte fayda bu-
lunmaktadır. Mağdur çocukların korunması konusunda büyük gelişmeleri
gerçekleştiren ülkelere bakıldığında bu ülkelerin düzenledikleri ayrıntılı
ve etkin sistemlerin önemli temellerinden birinin Sivil Toplum Örgütleri
(çalışmamızın devamında STK olarak anılacaktır) olduğu görülmektedir.
STK’lar çocuk mağduriyetini önleme ve mağduriyetin gerçekleşmesi aşa-
masından sonra, mağduriyet riski taşıyan çocukların tespitinden tutunda
koruna kararı alınmış çocukların barınması gibi çeşitli ihtiyaçları karşılayan
etkin çalışmalarıyla, çocuğa ve devlet mekanizmalarından oluşan sisteme
yardımcı olmaktadırlar. STK’lar bu konuda devlet mekanizmalarından hızlı
haber alma, sürekli izleme, devlet örgütlenmesinin taşıdığı resmiyet ve
mecburi müdahaleden uzak oluşu sayesinde diyaloğun rahat olması, alanın-
da uzman personelle çalışılması gibi çeşitli özellikleriyle mağdur çocuklar
alanında kurulmuş devlet organlarının yanında ve onlarla beraber hareket
etmektedir. Bu birlikteliğin sağladığı esneklik ve hız kurulan sistemin ya-
rarlı ve uzun ömürlü olmasını sağlamaktadır. Bu düzenlemelerin bir örneği
de İrlanda Çocuk Bakım Kanunu’dur. Bu Kanun’un 7. maddesinde sistemin
temel örgütü olan “Sağlık Kurulu”na bu Kanun uyarınca yapacağı işlemler-
de kendisine danışmanlık yapmak üzere “Çocuk Bakım Danışma Komitesi”
görevi verilmiştir. Bu komitelerin başta bu alanda çalışan STK’ları olmak
üzere bu alanda uzman kişilerden kurulması gerekmektedir. Kanun’un 8.
maddesi ise “Sağlık Kurulu”na kendi alanında faaliyet gösteren STK’larını
denetleme ve faaliyetleri konusunda rapor hazırlama görevi vermektedir.
Bu STK’ları özellikle çocukların evlat edinilmeleri konusunda etkin rol
oynamaktadırlar. Bu Kanun’un 10. maddesinde “Sağlık Kurulu”na “...kendi
hizmetine benzer ya da yardımcı çocuk bakım ve aile destek hizmetlerini sağlayan
ya da sağlamayı öneren gönüllü kuruluş ya da diğer kişilere,
s. Kişi yada kuruluşun fonlarına periodik katkılar,
makaleler Arif N. ALPSOY
263TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
t. Bağış,
u. Para dışında katkılar (mal, işgücü ya da diğer bir hizmet) yolu ile yardım
edebilir” düzenlemesine yer vermiştir.
09.05.2002 tarihinde onaylanarak iç hukukumuza dahil olan Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme’ye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk
Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulundu-
ğuna Dair 4755 sayılı Kanun’un 10/1 maddesinde “Taraf devletler çocuk satışı,
çocuk fahişeliği, çocuk pornografisi ve çocuk seks turizmini içeren faaliyetlerden
sorumlu olanların önlenmesine, meydana çıkarılmasına, soruşturma, kovuşturma
ve cezalandırılmasına yönelik uluslararası işbirliğini çok taraflı, bölgesel ve iki
taraflı düzenlemelerle güçlendirmek için gerekli olan bütün adımları atacaklardır.
Taraf devletler kendi makamları, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları
ve uluslararası örgütler arasındaki uluslararası işbirliği ve eşgüdümü de geliştire-
ceklerdir” hükmü yer almaktadır. Yine 30.01.2003 tarihinde kabul edilerek
iç hukukumuza giren Sınırı aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler
Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin
Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına ilişkin Protokolün
Onaylanmasının uygun Bulunduğuna Dair 4804 sayılı Kanun’un “İnsan
Ticareti Mağdurlarının Korunması” başlığı altında düzenlenen 6/3 madde-
sinde taraf devletlere her taraf devlet, uygun durumlarda, sivil toplum
örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla
işbirliği içinde özellikle aşağıdaki hususlara ilişkin hükümler dahil, insan
ticareti mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden iyileşmelerini
sağlamak için önlemler alınıp uygulanmasını değerlendireceklerdir
c. Uygun barınma olanağı,
d. İnsan ticareti mağdurlarının anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal
haklarına ilişkin danışmanlık hizmeti ve bilgi verilmesi,
e. Tıbbi, psikolojik yardım,
f. Çalışma öğrenim ve eğitim olanakları.
Ancak bilindiği gibi ülkemizde devletin ilgili mekanizmalarıyla bu
alanda çalışan STK’nın ilişkisi yok denecek kadar azdır. Bunun yanı sıra
2828 sayılı Gereğince bu alanda SHÇEK’in tek yetkili makam olarak kabulü
bu örgütlerin çocuğun mağdur olduğu olaylarda etkin olarak, prosedürlere
katılması neredeyse imkansızlaştırmaktadır. Ancak son yıllarda, aslında
bir meslek örgütü olan, Baroların Çocuk Hakları Merkezleri kurarak suç
mağduru olan çocuklara hukuki yardım sağlaması eskiye nazaran sistemin
yetersizde düzeyde de olsa işlemesine yardımcı olmuştur.