makaleler Mustafa ÖZEN
299TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
“Başta Türkiye olmak üzere bütün dünyada, insanlık adına ciddi tehlike
oluşturan terör olayları, artık tüm dünyanın amasız ve çıkar hesabı olmadan
ortak bir kararlılıkla çözmesi gereken sorun haline gelmiştir. Her gün bir
yenilerinin eklendiği bu tür olaylar, hiçbir devletin güvende olmadığını ve
olmayacağını göstermektedir. Daha düne kadar teröre destek veren ülkeler, şu
günlerde terör tehlikesini çok yakından hisseder hatta yaşar hale gelmişlerdir.
İnsanlık, ortak bir tehlike karşısında, gerçek terör tanımı yaparak, masum inan-
ları mağdur etmeden ortak mücadele yoluna başvurmalıdır. Biz bu makalemizde,
ülkemizde yapılmakta olan yeni terör yasa çalışmasını, bu hassasiyet çizgisi
içinde incelemeye çalışacağız.”
Son günlerde artan terör saldırıları birçok soruyu ve sorunu tekrar
ülke gündemine getirmiş bulunmaktadır. Bu olaylara ilişkin basın ya-
yın organlarında onlarca değişik yorumlar yazılmaktadır. Yorumlara
bakılırsa genel olarak denebilir ki, son günlerde artan terör olayları,
Türkiye’nin 3 Ekim’de başlayacak olan Avrupa Birliği müzakerelerini
baltalamak için tezgahlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel
seyrine kabaca bakıldığında açıkça bu tip olayların Türkiye’nin gerek
ekonomik gerek bölgesel ve gerekse de uluslararası alanda söz sahibi
olmaya başladığı zamanlara denk düştüğü görülebilir. Son zamanlar-
da artan terör olayları da aynı şekilde zamanlama açısından oldukça
önemli bir zamanda baş göstermiştir. Bu olayların neticesinde yeni bir
Terörle Mücadele Kanunu’nun çıkartılması gündeme gelmiştir. Türkiye,
Avrupa Birliği’ne uyum yasaları çerçevesinde son birkaç yıl içinde çok
ULUSLARARASI MEVZUAT İLE
İÇ HUKUKTAKİ MEVCUT DÜZENLEMELER
IŞIĞINDA TMK İLE GETİRİLMEK İSTENEN
DÜZENLEMELER ÜZERİNE
DÜŞÜNCELER
Mustafa ÖZEN
*
*
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Anabilim Dalı
araştırma görevlisi.
Mustafa ÖZEN makaleler
300TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
önemli hukuksal yenilikler gerçekleştirmiştir. Bu uyum sürecinin son
halkasını da 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu
ile Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanun oluşturmuşlardır. Bu yasaların temel felsefesi, kişi
hak ve özgürlüklerinin devlet erki karşısına daha da güçlendirilmesi,
bu hak ve özgürlüklerinin alanının devletin etki alanı aleyhine geniş-
letilmesidir. Kanunların ruhunun temel taşı olan bu felsefe, kanunla-
rın yorumlanması ve uygulanması açısından çok önemlidir. Olaylar
ve olgular bu esastan yola çıkılarak değerlendirilmelidir. Başta hukuk
alanı olmak üzere bütün ilmi veya bilimsel her türlü insan unsurunu
içine alan konularda temel sorun sözcüklere yüklenen anlamların her
yerde aynı olmamasıdır. Eğer insanlık sözcüklere yüklenen anlamlar
üzerinde uzlaşabilirlerse öyle sanıyorum ki sorunların en az yarısı baştan
çözülmüş olacaktır.
Bu kısa açıklamalardan sonra, terörü hukuksal bir bakış açısı ışı-
ğında ele almak için yukarıda kısaca bahsetmiş olduğum tanım mese-
lesine girmek istiyorum. Hukuk alanında ilk önce bir olgunun veya bir
hukuksal konunun tanımı yapılır. Çünkü, bu tanım meselenin temel
taşıdır. Artık her şey onun üzerine yapılandırılır. Onun için tanımın,
konunun amacına uygun ve anlaşılır kelimeler kullanılarak yapılması
gerekir. Yani tanım, konuya ilişkin her şeyi bünyesinde barındırmalı
ama fazlasını dışarıda tutmalıdır.
Terör kelimesi üzerinde, maalesef şu anda üzerinde uzlaşı sağlan-
mış bir tanım bulunmamaktadır. Maalesef diyorum çünkü, tanımsız bir
olgu ve buna bağlı olarak sorun çözümsüzlüğü de beraberinde getirir.
Terörün tanımı, nasıl yapılacak, bu tanımda hangi ölçütler esas alınacak.
Sadece Türkiye’ye özgü sorunlardan yola çıkılarak mı yoksa 11 Eylül
saldırılarıyla artık dünya gündemine girmiş olan olaylar da dikkate
alınarak geniş ölçekli bir anlayışla mı ele alınacak. Terör konusunda
çalışmalarıyla dünyaca tanınan yazarlardan Grant Wardlaw bu konuya
ilişkin şu yorumu yapmaktadır:
“Düzeni sağlamak ve devam ettirmek için, bireyleri temel hak ve özgür-
lüklerinden yoksun bırakmanın ve demokratik süreci askıya almanın gerekli
olduğuna inanmak, kendini ‘sonuç, araçları meşru kılar’ inancına sahip olan
teröristlerle aynı (hatalı) moral düzeyine koyar. Bununla birlikte; terörizmin
ciddi bir tehdit oluşu, mücadele için bizi baskıcı yöntemler kullanmaya tahrik
etmemelidir. Temel hak ve özgürlüklerimizi ve olağan yönetim usullerini as-
makaleler Mustafa ÖZEN
301TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kıya alarak liberal demokrasiyi koruyabileceğimize inanmak; ülkenin çağdaş
tarihinde, geçici ve olağanüstü yönetimin hızlı ve geri dönülemez bir biçimde
sürekli diktacı hükümet şekillerine dönüştüğü sayısız örneklerini görmemez-
likten gelmektir.”
Yine bu bağlamda Jeannou Lacaze’nin Avrupa Parlamentosu Dış
İlişkiler Komitesi için “Avrupa Terörizmi” konusunda hazırlamış olduğu
rapor oldukça dikkat çekicidir. Bu rapora göre;
“Terörizm barış zamanı kullanılan yöntemlerle üstesinde gelinmesi gereken
bir barış zamanı problemidir. Bunun ‘bizim çözemlemelerimize karşı açılmış
yeni bir savaş şekli’ olduğuna sıkı sıkıya inanmış dahi olsak; savaş zamanı
kullanılan yasalara başvurmanın meşruiyeti yoktur. Zira bu durum, yasaların
kötüye kullanılmasına yol açabilir. Bu uygulamaların kısa dönemdeki sonuçları
ise, terörizmin kendisi kadar ciddi olabilir. Bunun yerine hukuk, tüm gücü ile
terörist eylemlerin sorumlularının topluma tekrar tehdit olmamalarını mümkün
kılacak bir rol oynamalıdır. Bir terörist, herşeyden önce ve en önemlisi, bir ‘adi’
suçludur ve bu şekilde muamele edilmelidir.”
Bu konuda Türk Ceza Kanunu’nda açık bir tanım yer almamaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 78. maddesinde terör yerine daha geniş anlam
içeren örgüt kelimesi kullanılmıştır. Türk Ceza Kanunu’nda örgüt kelime-
sinin kullanılmasının sebebi, Kanun’un sadece silaha dayalı cebir şiddet ve
ye tehdit suçlarını değil cebir siddet ve tehdit içermeyen ekonomik çıkar
amaçlı diğer suç şebekelerini de kapsamına almak istemesidir. Terörle
Mücadele Kanunu Türk Ceza Kanunu’na göre özel nitelikte ve özel ko-
şullarda uygulanacağı için pek doğal olarak kendine has bir terör tanımı
getirmesi normaldir. Esas sorun buradadır. Terör kapsamına alınacak
fiiller burada dar çerçeve içerisine alınmalıdır. Çünkü bu özel bir kanun
olup sadece belli amaçlar doğrultusunda çıkarılmak istenmektedir. Za-
ten genel anlamda Türk Ceza Kanunu’nda yaptırım altına alınmaktadır.
Burada vurgulanması gereken nokta, cebir, şiddet ve tehdit, suçun maddi
unsurunu oluşturmasıdır. Yani, yasaklanmış olan neticeye ulaşmak için,
amaca uygun ve elverişli olan silahı cebir, siddet ve tehditte vasıta olarak
kullanmak gerekir. Korunmak istenen neticeye cebir, şiddet ve tehditte
silahın kullanılmasıyla varılmak istenmelidir. Yoksa cebir, şiddet ve teh-
dit içermeyen yazılı, sözlü veya her hangi bir ifade tarzı şekliyle yapılan
düşünce açıklamaları terör kapsamında değerlendirilmemelidir. Aynı
şekilde buna bağlı olarak, kanuna uygun şekilde kurulmuş sivil toplum
kuruluşlarının cebir, şiddet ve tehdit içermeyen her türlü faaliyetleri terör
Mustafa ÖZEN makaleler
302TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kapsamı dışında tutulmaları gerekir. Burada, terör kapsamında değer-
lendirilen fiilleri öven veya teşvik eden ya da bu fiillere azmettiren kişi
veya kişilerin fiilleri terör kapsamında değerlendirilecektir. Aksi yorum
ve kabul, kişilerin ve toplumun temel hak ve özgürlüklerinin sekteye
uğratılması hatta yok edilmesini beraberinde getirir. Böyle bir durum ise,
demokratikleşme yolunda çok önemli bir mesafe almış olan Türkiye’nin
hem içte hem de dışta itibar kaybetmesine yol açar.
Konunun maddi boyutunu kısaca ama öz olarak açıkladıktan sonra
uygulama kısmı olan tedbirler konusuna değinmek gerekir. Terörle mü-
cadele yönteminde izlenecek olan usuller maddi konunun tespiti kadar
önemlidir. Çünkü artık burada insan unsuru devreye girmektedir. Özlü
bir söz olan “en kötü kanunlar en iyi uygulayıcıların elinde iyi sonuçlar, en iyi
kanunlar kötü uygulayıcıların elinde kötü sonuçlar verir” ilkesi gereği usule
ilişkin konularda insan unsuru ağır basmaktadır. Terörle Mücadele Kanun
Tasarısı’nda yer alan koruma tedbirleri büyük ölçüde İngiltere’deki bu
konuya ilişkin kanunlardan esinlenilerek hazırlanmıştır. Ancak burada
üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var. Tasarı’daki tedbirlerden
hepsi oradan aynen alınmamıştır. Daha doğrusu Tasarı’yı hazırlayanlar
kendi istedikleri gibi almışlardır. Bazı kısımlarını tam olarak alıp bazı
kısımlarını atlamışlar ve böylelikle bütünlük bozulmuştur. Ana metinde,
söz konusu koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için, başvurulacak kişi
veya kişilerin terör suç veya suçlarına bulaşmış, karışmış olmaları gerek-
mektedir. Tasarı da ise böyle bir ibareye rastlanmamaktadır. Şimdi tasarı
ile getirilmek istenen koruma tedbirlerine bakıp bu tedbirlerin uluslararası
ve ulusal mevzuattaki yerini inceleyelim.
Koruma Tedbirleri Olarak Önleme Tedbirleri
a. Kişinin suç işlenmesinde kullanmaya elverişli bazı madde veya
malzemenin edinilmesinin veya kullanılmasının yasaklanması, (İdare)
b. Belli bazı hizmetlerin veya tesislerin kullanımının ya da bazı
faaliyetlerin kişi tarafından yapılmasının yasaklanması, (Hakim)
c. Bir meslek veya sanatın yerine getirilmesinin kısıtlanması, (Hakim)
d. Suçun işleneceği şüphelenilen yerle sınırlı ve orantılı olmak üzere,
bölgesel olarak iletişim ve haberleşme olanaklarının sınırlandırılması,
(Hakim)
makaleler Mustafa ÖZEN
303TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
e. Kişinin, bölgesel veya yerel olarak, belirli bir zaman dilimi içerisin-
de kalmak koşuluyla, bir yerleşim yerinde veya bir yerde bulunmasının
engellenmesi, (İdare)
f. Belirtilen gün ve zaman dilimi ile sınırlı olmak koşuluyla yerleşim
yerine veya belli bir bölgeye giriş ve çıkışların kısıtlanması, (İdare)
g. Yerleşim yerini, konutunu veya işyerini kullanmasına izin verdiği
kişilerle ilgili kısıtlamalar getirilmesini, (Hakim)
h. Seyahatin kısıtlanması, (İdare)
i. Kişinin sahip olduğu pasaport, sürücü belgesi ve buna benzer her
türlü ruhsat veya belgeye geçici olarak el konulması, (İdare)
j. Kişi hakkında suç soruşturma ve kovuşturmasında kullanılması
koşuluyla kişinin fizik kimliğini belirlemeye yarayacak fotoğraf, parmak
izi veya DNA örneğinin alınması, (Hakim)
k. Belirlenecek gün veya saatlerde yerel kolluk makamlarına bilgi
verilmesinin zorunlu tutulması, planlanmış hareketleri ile faaliyetleri
hakkında önceden bilgi vermesi, (İdare)
Bu tedbirlere, tedbirin niteliğine göre, tedbirin uygulanacağı yer-
deki en büyük mülki amir, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
ise kolluk amirinin yazılı emri ile karar verilirken bazı tedbirler için-
de ağır ceza mahkemesi üyesi, gecikmesinde sakınca bulunan haller-
de Cumhuriyet Savcısı kararı aranmaktadır. Hakim kararı olmaksızın
alınan tedbir kararları, kararın alındığı andan itibaren yirmidört saat
içerisinde hakim onayına sunulacak. Hakim, kararını kırk sekiz saat
içerisinde açıklayacak. Aksi halde tedbir kararı kendiliğinden kalkacak.
Tedbirlere en çok üç ay süre ile karar verilebilecek. Bu sürenin, tedbir konu-
sunun kapsam ve niteliği ile tehlikenin ağırlığına göre, aynı koşullarla, üç
ayı geçmemek üzere birer ay süreyle uzatılmasına karar verilebilecek.
Bu madde hükümlerine göre verilen hakim kararlarına karşı itiraz
edilebilir.
Dolayısıyla, vali, kaymakam, emniyet müdürü, jandarma komu-
tanı gibi makam ve merciler, istihbarat bilgilerine dayanarak, ileride
suç işleyebilir düşüncesi ile, hiçbir şüphe şartı aramadan, varlıkları ile
ileride ülke için tehlike oluşturabilir gerekçesi ile, kişilerin,
Mustafa ÖZEN makaleler
304TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
a. her eşyanın suç işlemede kullanılabileceği düşünüldüğünde, her
türlü eşyaya sahip olmasını ve kullanmasını yasaklama,
b. belirli bir bölgeye girmesini veya o bölgede yaşamasını yasak-
lama,
c. belirli bir yere seyahat için gitmesini yasaklama,
d. sahip olduğu pasaport, sürücü belgesi ve buna benzer her türlü
ruhsat veya belgeye el koyma,
e. belirlenecek gün veya saatlerde yerel kolluk makamlarına bilgi
verme zorunluluğu getirme,
f. planlanmış hareketler ile faaliyetler hakkında önceden bilgi verme
mecburiyetinde bırakma tedbirlerine başvurabilecek.
Yine, yeni tasarıda, mahkemelerde, istihbarat bilgilerine dayana-
rak,
a. kişilerin, bazı tesisleri kullanmasını yasaklama,
b. bazı faaliyetlerde bulunmasını yasaklama,
c. bir meslek ve sanatı icra etmesini yasaklama,
d. bölgesel olarak iletişim ve haberleşme olanaklarını sınırlandırma,
e. yerleşim yerini, konutunu veya işyerini kullanmasına izin verdiği
kişilerle ilgili kısıtlamalar getirme,
f. suç soruşturma ve kovuşturmasında kullanmak üzere, fizik kim-
liğini belirlemeye yarayacak fotoğraf, parmak izi veya DNA örneğini
aldırma yetkisi ile donatılmaktadır.
Mahkeme, bu tedbirlere istihbarat bilgilerine dayanarak başvura-
cağı için, ilgili kişi bu bilginin içeriğini öğrenemeyecek ve kendisini
etkili bir şekilde savunamayacaktır. Mahkeme, gizli bir komisyon gibi
çalışacaktır.
Koruma tedbirleri, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan bir ku-
rumdur. Bu tedbirler, yargılama aşamasında gördükleri işlevleri nedeniy-
le çok önemlidirler. Bu önemlerine binaen bu tedbirler kaleme alınırken
ve uygulanırken çok dikkatli davranılması gerekir. Çünkü bu tedbirlere,
makaleler Mustafa ÖZEN
305TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
daha kişilerin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmeksizin önceden
ceza muhakemesi işlemlerinin daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla
kişileri özgürlüklerinden mahrum ederek başvurulmaktadır. Kişilerin
doğrudan doğruya özgürlük alanlarını ilgilendirdikleri için oldukça
önemlidirler. Ancak, kamu yararının daha ağır bastığı düşüncesi ile bu
yola başvurulması kabul edilmiştir. Dikkat edilmesi gereken en önemli
husus, bu tedbirlere ancak ve ancak suç şüphesi üzerine ceza soruşturması
başladıktan sonra başvurulabilecektir. Yukarıda sıralanan koruma önle-
me tedbirleri bu kapsamda asla değerlendirilemez. Çünkü bu tedbirlere
daha suç şüphesi üzerine soruşturma başlamadan önce başvurulabile-
cektir. Bu, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin tam anlamıyla elinden
alınması, toplumdaki herkesin her an suçlu muamelesi görebilmesi ve
böylece kişisel ve toplumsal güvenliğin ortadan kalkması anlamına gelir.
Yukarıda sayılan önleme tedbirleri, herşeyden önce, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. fıkrası ile Anayasa’nın 38. maddesinin
4. fıkrasında “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz”
şeklinde yer alan, masumluk karinesiyle çelişmektedir.
Bu düzenlemeler ışında olaya bakıldığında, koruma tedbirleri ola-
rak getirilmeye çalışılan önleme tedbirleri evrensel hukuk ilkeleriyle
bağdaşmadığı ve temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran bir yapıya
sahip olduğu için kaldırılmalıdır. Zaten bu tedbirlerden bazıları Türk
Ceza ve Ceza Muhakemesi Kanunlarının ilgili maddelerinde düzen-
lenmişlerdir.
Son olarak denebilir ki, Terörle Mücadele Kanun Tasarısı’yla geti-
rilmek istenen düzenlemelerden vazgeçilmelidir. Çünkü bu Tasarı’yla
ulaşılmak istenen amaca hem mevcut uluslararası ve ulusal ve düzenle-
meler ile varılabilir hem de hukuk alanındaki evrensel ilkelerden esin-
lenilerek kanunlaşmış olan temel ilkelere aykırılık teşkil etmez. Aksi
yönde bir tutum ve karar, hemen hemen herkesi bir şekilde terör suçuyla
ilişkilendirebilecek, bunun neticesinde ise gerçek terör örgütlerinin ek-
meğine yağ sürecektir. Daha da önemlisi, Türkiye’nin şu anda içinden
geçmekte olduğu hassas Avrupa Birliği yolunda büyük darbe yemesine
neden olabilecek ve demokrasi adına önemli bir mesafe kaydetmiş olan
Türkiye içte ve dışta büyük bir itibar kaybına uğrayabilecektir. Türkiye,
kendine özgü koşulları bahane ederek, evrensel ilkelerden sapmamalı.
Aksi yaklaşım, Türkiye’nin hukuk devleti olma ve demokrasi yolundaki
büyük birikimini sona erdirebilir.