Coşkun ONGUN makaleler
302TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
İnsanoğlu; sanayi devrimini yaşamaya başladığı günden bu yana yo-
ğun bir üretim sürecine girmiş; bu süreç tüketim unsurunu da beraberinde
getirmiştir. Üretim süreci ile birlikte ihtiyaçlar doğrultusunda sayısız yolla
sayısız ürün meydana getirilmiş ve bu aşamada bu üretim fazlalığı ile ürün
çeşitliliği başlı başına bir uzmanlık ve ayrı bir “üretim kolu” olmuştur.
Bu “üretimin üretimi” diye adlandıracağımız süreç sayesinde tüketiciler
açısından teknolojik gelişmelerle birlikte bir kolaylıklar yolu açılmış bu-
lunmaktadır. Ayrı bir üretim kolu olan bu yöntem sayesinde tüketicilere
rekabetten kaynaklı bir ucuzluğun yolu açılmış bununla birlikte üreticile-
rin kaliteye yönelmesinin de önü açılmıştır. Artık üreticiler daha düzenli
çalışmaya başlamış ve bir çok alanda sınırlı nitelikte üretimi bırakıp; bir
tek alanda ve çok nitelikli üretim devrini başlatmışlardır. Özellikle 20. yy
başlarında bu fiili durum çok önemli boyutlara ulaşmış ve bir tek alandaki
nitelikli üretim yöntemi tüketim toplumlarının günlük yaşayışları haline
gelmiştir.
Bu gelişimin günümüze yansıması üretici firmaların markalaşması
ile karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten de şirketler artık üretim ile birlikte
isimlerini de duyurmak için yoğun bir çaba sarf etmektedirler. Marka te-
rimi günümüzde sadece üretimin bir adı ya da unsuru olmaktan çok bir
ticari varlık için yaşam biçimi ya da “öz değer” anlamını taşımaktadır. Biz-
lere Hukuk Fakültesi’nde öğretilen marka tanımı; tüketim değeri olan bir
ürünü diğer üründen ayıran yazı, şekil, çizgi veya her tür işaret şeklinde
ifade edilmişti. Kanımızca bu fiili durum karşısında artık bu tanım yetersiz
kalmaktadır. Marka tanımına, tüketicinin zihninde yer eden, bir üründen
bahsedildiği zaman o işaretin tüketicinin aklına yer etmesi ve o tüketicide
ÜRETİMİN ADI
NAMI DİĞER MARKA
Av. Coşkun ONGUN
*
*
İstanbul Barosu üyesi.
makaleler Coşkun ONGUN
303TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
yaratacağı izlenim şeklinde sıralanabilecek hususları da eklemek; marka
tanımının günümüzdeki karşılığı için tamamlayıcı nitelik arz edecektir.
Artık bir markanın diğer ürünlerden, temsil ettiği ürünü ayırması vasfı ile
birlikte, o ürünü tüketen insanlarda yarattığı izlenimi de göz ardı etmemek
gerekir. Bu izlenim öyle bir işleve sahiptir ki bazı zamanlarda bir ürünün adı
doğrudan o marka ile anılmaktadır. Bu nedenle yukarıda “üretimin üretimi”
terimi ile adlandırdığımız üretim unsuru günümüzde markalaşma süreci
olarak varlığını ve güncelliğini büyük bir devinim ile sürdürmektedir.
Marka teriminin insan unsuru ile buluşması sonucunda ortaya çıkan
doğal süreçte, her anlamda çeşitlilik doğmuştur. Bugün tek bir ürün için
binlerce marka bulunmakta ancak bunlardan sadece bir kısmı kalıcı ola-
bilmektedir. Bugün için markalaşmayan üreticinin kalıcı olması neredeyse
imkansız düzeydedir. Marka olmanın üretici firmaya sağladığı faydalar
kuşkusuz saymakla bitirilemez. Her faydanın beraberinde getireceği bir
zarar da bulunduğundan, kaçınılmaz olarak marka sahibinin dikkat et-
mesi gereken ve zarar doğurabilecek olguların da gözden kaçırılmaması
gerekmektedir. Esas itibari ile bu yazıda bu sakıncaların neler olabileceği
üzerinde kısaca durulacaktır. Firmaların, oluşması muhtemel zararlardan
korunması için tüm gelişmiş ülkeler, iç düzenlemelerle üreticilerin bu za-
rarlarının önüne geçmesini hedeflemişlerdir.
Bir markanın karşılaşabileceği en büyük sorun taklit edilmesi ve piya-
saya aynı etiketlerle sunulmasıdır. Uzun yıllar adını duyurmak için çaba
sarf etmiş bu yolda yüksek maliyetler ödemiş bir kuruluşun işin sonunda
elde edeceği hasılata ortak olmak isteyen, haksız kazanç sağlayan kimseler
markalaşma sürecini ciddi biçimde tehdit eder hale gelmişlerdir. İşte tam
bu noktada yasama organları devreye girmiş ve yapılan düzenlemelerle
markaların bu tür yasal olmayan girişimlerle uğrayacağı zararları bertaraf
etmeyi amaç edinmiştir.
Konu oldukça ayrıntılı bir çalışmayı gerektirse de biz burada sadece ül-
kemizdeki düzenlemeden kısaca bahsetmekte fayda ummaktayız. 24.06.1995
tarihli ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile bu yöndeki düzenlemeler bir iç mevzuata kavuşmuştur.
Aslında bu düzenleme ülkemizde Fikri Haklar konusundaki ilk düzenleme
değildir. Nazi Almanya’sından kaçarak ülkemize yerleşen ve uzun yıllar
İstanbul Hukuk Fakültesi’nde ders veren unutulmaz hocalardan Prof. Hirş
sayesinde ilk kez 1951 yılında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yasalaşarak
yürürlüğe girmiş ve fikri haklar konusunda markaları da içine alan bir ko-
ruma mevzuatı getirilmiş bulunmaktadır. Bu yasa halen yürürlüktedir. Son
derece usta bir dille kaleme alınmış bu kanun fikri hakları koruma işlevini
Coşkun ONGUN makaleler
304TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
uzun süre başarıyla yerine getirmiştir. Bu Kanun’un 3. Bölüm’ünde yer
alan Fikri Haklar başlıklı düzenleme ile eser sahibinin hakları sıralanmıştır.
Buna göre eseri piyasaya sürme yetkisi, adının eserde belirtilmesi yetkisi
ve eserde değişiklik yapılmasını men etme yetkisi doğrudan eser sahibine
tanınmış yetkilerdir. Kanun’un devamında eser sahibi haklarında ikili bir
ayırıma gidilmektedir. Buna göre eserin alenileşip alenileşmediği duruma
göre bir ayrımda; eser henüz piyasaya sürülmemişse yetkiler mutlak su-
rette eser sahibindedir. Ancak eser piyasaya sürülmüşse bu durumda eser
sahibinin hakları mali haklar olarak zilyede ve dağıtımcıya karşı devam
etmektedir. Kanun’un 20. maddesi ve devamında yer alan mali haklar
dört şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu hakları eser sahibi bizzat kendisi
kullanabileceği gibi, hakların kullanımını devretme hakkına da sahip ol-
maktadır. Buna göre, bunlar; işleme hakkı, çoğaltma hakkı, temsil hakkı ve
işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı
olmak üzere dört ana başlık altında sıralanmaktadır. Kıyas yolu ile de olsa
bu maddelerin Marka Hukuku’na uygulanması olasıdır.
Ancak marka kavramı ve kullanımının, güncel sistemde, toplum için
akıl almaz boyutta öneme bürünmesi, bu konu için yeni düzenlemeler
getirilmesini kaçınılmaz kılmıştır.
27.06.1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 556
sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ül-
kemizde konuya ait düzenlemenin en göze çarpan mevzuatıdır. Bu Kanun
Hükmünde Kararname’nin, tescilli markalara sağladığı korumayı iki madde
halinde ele almak olasıdır. Buna göre ilk olarak; markanın tescil kapsamına
giren aynı veya benzeri mal veya hizmetlerle ilgili olarak, tescilli markayı,
benzerlerini ve halk üzerinde tescilli marka ile karıştırılma ihtimali olan
herhangi bir işaretin tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj
elde edecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterine zarar verecek
nitelikteki herhangi bir işaretin izinsiz kullanılmasının önlenmesini isteme
hakkını ayrıntılı ve sınırsız bir şekilde tescil sahibine tanınmaktadır.
İkinci olarak da; tescilin hukuki olarak sağlayacağı tescilli bir markanın
başkasına devir edilebilirliği, miras yolu ile intikal edilebilirliği, kullanma
hakkının lisans konusu olabilirliği, rehin ve teminat olarak gösterilebilirliği
gibi haklardır. Bu tür haklar başvurular için de geçerlidir. Tescilsiz marka
kullananlar, belirtilen bu haklardan yararlanamamakta aksine faaliyetleri
tescilli bir markanın faaliyeti ile çakıştığı durumlarda kullanım hakkından
gelen bir yetki ile tescilli markanın menfaati kanun koyucu tarafından ön
planda tutulmaktadır.
makaleler Coşkun ONGUN
305TBB Dergisi, Sayı 58, 2005
Tescilli bir markanın başka kişi ya da kuruluşlarca üretime, kullanıl-
maya, satışa veya sunuma arz edildiği anda bu koruma tedbirleri işlemeye
başlamakta ve bu tür haksız kazanç girişimlerine engel olunmaktadır. Bir
markanın aynısını ya da benzerini üretmeye kalkışanların girişimleri hu-
kuki ve cezai bir müdahale ile karşılaşmaktadır. Buradaki benzer kelimesi
kamuoyunda ve doktrinde bir çok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Fa-
kat gerek mevzuat gerekse de Yargıtay’ın katıldığı görüş doğrultusunda
benzerliğin tıpkı benzerlik değil orta düzeyde bir tüketicinin yanılmasına
sebebiyet verecek derecede bir benzerlik tescilli markanın taklit edilmiş
olduğuna karar verilmesi için yeterli bir ölçüdür. Orta düzeyde bir tüketi-
ciyi yanıltacak ölçüde benzerlik arz eden durumlarda, tescilli marka lehine
koruma tedbirlerinin işlemeye başlayacağı kuşkusuzdur.
Ülkemizde özellikle tekstil ürünlerinde göze çarpan yoğun bir taklit
marka üretimi söz konusudur. Bu durum yabancı sermayenin bir çok
güçlüğü aşarak yatırım için geldiği ülkemizde bu şekilde yoğun bir taklit
üretiminin bulunması ne yazık ki ülkemiz için az gelişmişlik göstergesidir.
Özellikle yurt dışı kaynaklı tekstil şirketleri ülkemizde üretim yaptırdıkları
fabrikaların ihraç fazlası ürünleri el altından piyasaya sürmeleri olayın
vahimliğini ortaya koymaktadır. Yine bazı firmaların doğrudan ve bire
bir ölçüt de taklit ürünü üreterek haksız kazanç elde etmeleri bu ürünleri
pazarlarda ve turistik bölgelerde satışa sunmaları ülkemiz için kayıt dışı
ekonomi ve yurt dışından gelen turistlerin edindikleri izlenim açısından
hoş olmayan ve zarar doğurucu işlemlerdir. Bazı firmalar bu konuda avu-
katları aracılığı ile taklit ürün satıcıları ile mücadeleye girişmekte ancak bu
da pek kolay olmamaktadır. Firma avukatlarının doğrudan taklit marka
üretici firmalarına gitmek yerine mahalle satıcıları ile uğraşması, bataklık
dururken sineklerle uğraşmaya benzetilebilir. Ayrıca taklit markalı ürün
üretiminde bulunanların birbirleri ile sıkı ilişki içinde olmaları bu işlemin
aksamasına neden olarak göze çarpan etkenlerden sadece ikisidir.
Sonuç olarak üretimde ve satışta zirvelere doğru tırmanmanın yolu
kaliteli ürün sunma ve pazarlamasından geçmekte, bu üretim piyasasında
kalıcı olmak da markalaşma sürecine girmekle mümkün olabilmektedir. Bu
süreçte, başarı sağlanması piyasanın ticari ve hukuki koşullarına uymakla
mümkün olacaktır. Unutulmamalıdır ki; kalitesini ispatlamış, tescilli bir
markayı yasaların etkin uygulanması kadar kalitenin ayırtına varmış tüke-
ticilerin tercihleri de korumada öncelikli işleve sahip olacaktır. Demokra-
tik ülkelerde yönetime gelmenin yöntemi nasıl siyasi partilerle ve seçimle
mümkün oluyorsa, kaliteli üretim yapan bir markanın da piyasa da kalıcı
olarak söz sahibi olması da ancak tescil ve profesyonel marka anlayışının
yerleşmesi ile mümkün olacaktır.