makaleler Rona AYBAY
109TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Giriş
Yabancı devletin yargı bağışıklığı “kamusal” anlamdaki “Uluslara-
rası Hukuk” ile “Uluslararası Özel Hukuk”un ortak konularından biri-
dir. Her iki anlamda da, uluslararası hukukun geleneksel kuralları, bir
devletin tüzel kişiliğinin başka bir devlet mahkemesi önünde yargıla-
namamasını gerektirir. Bu durum, “devletlerin egemen eşitliği” denilen
temel varsayımın bir sonucu olarak kabul edilir.
1
Devletlerin yargı bağışıklığı konusunda , ilgili hemen her kitapta
anılan ve deyim yerindeyse “klasik” olmuş bir Fransız Yargıtayı kararı
vardır: İspanya aleyhine açılmış bir davada
2
1849 yılında verilmiş Ca-
saux kararı.
Olayda, Fransız Yargıtayı yabancı bir devlet olan İspanya’nın
Fransız mahkemeleri önünde yargılanamayacağı sonucuna varmıştır.
Kararın gerekçesinde, özetle, şu noktalar belirtilmiştir:
“Devletlerin bağımsızlığı, Uluslararası Hukukun en tanınmış ilkelerin-
den biridir. Bir devletin , başka bir devletin mahkemeleri önünde yargılanma-
*
Prof. Dr., TBB İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı.
1
Devletin yargı bağışıklığı, öğretide “devletlerin egemen eşitliği” ilkesine dayanıla-
rak savunulmuştur.“Eşitin, eşit üzerinde egemenliği olamaz” ve buna bağlı olarak
“eşitin, eşit üzerinde yargı yetkisi olamaz” özdeyişleri yabancı devletin yargı bağı-
şıklığının temeli olarak kabul edilmiştir.
2
Olay, İspanya devletinin ordusunun gereksinimi için Fransa’da imalatçılardan sa-
tın aldığı postalların bedeli karşılığı olarak verdiği senedin ödenmemesi üzerine,
alacaklıların Fransa’daki İspanyol mallarına haciz koydurma girişimi üzerine doğ-
muştur.
YARGITAY İÇTİHATLARINA GÖRE
YABANCI DEVLETİN
YARGI BAĞIŞIKLIĞI
Rona AYBAY
*
Rona AYBAY makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
sına, bu ilke engeldir(….)Devletle ilişkiye giren kişi, bunu bilmek durumun-
dadır.”
19. yüzyılın ortalarında verilmiş olan Casaux kararında belirtilen
bu kesin ve katı tutumun, yaşamın gerçeklerine uymadığı, sonraki ge-
lişmeler karşısında açıkça anlaşılmıştır. Özellikle 20 yüzyılda, devlet-
lerin geleneksel ve sınırlı alanları kapsayan işlevlerine ek olarak, en-
düstri ve ticaret gibi alanlarda fiilen girişimlerde bulunmaları, yabancı
devletin yargı bağışıklığı konusunun yeniden değerlendirilmesine yol
açmıştır. Bu değerlendirmelerin sonucunda, geleneksel “katı” tutum
değişmiş; yabancı devlete her koşulda bağışıklık tanınmasını gerekti-
ren “kesin bağışıklık” anlayışına karşı “sınırlı bağışıklık” kavramı ortaya
çıkmıştır.
“Sınırlı bağışıklık” anlayışı, devletin “devlet” olarak giriştiği işler ve
eylemler ile endüstriyel ve ticari alanlardaki etkinlikleri arasındaki ay-
rıma dayanır. “Sınırlı bağışıklık” anlayışına göre, devlet “egemenlik” yet-
kisine dayanarak gerçekleşen eylem ve işlemleriyle ilgili olarak yargı
bağışıklığından yaralanmasını sürdürecek ama “devlet sıfatıyla” değil
de, sıradan bir özel hukuk kişisi olarak giriştiği işlerden ve eylemlerin-
den dolayı yargı bağışıklığı söz konusu olmayacaktır.
3
Türk Hukukunda Durum
MÖHUK Öncesi Dönem
Türk mahkemelerinin ve Yargıtay’ın bu konudaki “geleneksel” tu-
tumu, yabancı devletlere “kesin” bağışıklık tanımak olmuştur. 1982
yılında “Milletlerarası Özel Hukuk” ve “Usul Hukuku” hakkındaki ka-
nunun
(MÖHUK’nın) yürürlüğe girmesine kadar süren bu tutumun
sonucu olarak; yabancı devlet aleyhine açılan davalar, davanın konusu
ne olursa olsun, hep reddolunmuştur. Bu dönemde, trafik kazası, taşın-
maz kirası, yapıt (eser) sözleşmesi gibi özel hukuk alanına girdiğinde
kuşku bulunmayan konulara ilişkin davalarda bile, yabancı devletlere
3
Bu konularda ayrıntı bilgi için bkz., Aybay, R./Dardağan, E., Uluslararası Düzeyde
Yasaların Çatışması, İstanbul Bilgi Üniv. yayını, 2004, s. 85 vd.
4
Kanun nu. 2675, kabul t. 20 Mayıs 1982, RG, 22 Mayıs 1982,17701, Osmanlı döne-
minden kalma EHVK ile HUMK m. 18i ve yabancı ilamların tanınması ve tenfizine
ilişkin hükümlerinin yürürlüğüne son veren MÖHUK, yayımından altı ay sonra
yürürlüğe girmiştir (m. 47).
makaleler Rona AYBAY
111TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
tam ve kesin yargı bağışıklı tanınmıştır. Örneğin, 1968 yılında verilmiş
bir Yargıtay kararında,
aynen şu gerekçe belirtilmiştir:
“Dava, davalı Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan istisna aktinden
(yapıt sözleşmesinden) doğma bir tazminat isteğinden ibarettir.
Yabancı bir devletin ,Türk mahkemelerinde muhakeme edilmesi, arada
sarih bir anlaşma varsa buna, bu yoksa yabancı devletin sarih muvafakatına,
bu da bulunmadığı takdirde devletler hukuku ilkelerine tabidir(….) Siyasi ha-
kimiyetle sınırlı ve ona ilişkin kaza (yargı) yetkisinin diğer bir devlete teşmi-
li mümkün bulunmadığından, davanın bu yönden reddi, usul ve kanuna ve
Devletler Hukuku ilkelerine uygundur.”
1982 yılında MÖHUK’nın yürürlüğe girmesiyle, yabancı devletle-
re tanınan yargı bağışıklığı konusu, çağdaş anlayışa uygun, sağlam bir
pozitif hukuk temeline oturtulmuştur. MÖHUK’nın, konuya ilişkin
hükmü şöyledir:
“Yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklar-
da yargı muafiyeti tanınmaz”
“Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilciliklerine
tebligat yapılabilir” (m. 33).
Görüldüğü gibi, MÖHUK’daki hüküm, çağdaş anlayışa uygun
olarak, devletin özel hukuk alanındaki işlemlerini ve eylemlerini, “ege-
menlik” yetkisine dayanan etkinliklerden ayrı tutmaktadır.
MÖHUK’nın bu hükmü, Yargıtay kararları üzerinde etkisini gös-
termiş ve Yargıtay yabancı devletlere “kesin bağışıklık” tanımaktan yana
olan geleneksel tutumunu değiştirmiştir. MÖHUK’nın yürürlüğe gir-
mesinden sonra verilmiş olan Yargıtay kararları, yabancı devlete yargı
bağışıklığının tanınacağı ve tanınmayacağı durumları açık ve düzgün
bir biçimde ortaya koymuştur.
5
Yargıtay Ticaret Dairesi’nin, 16 Şubat 1968 tarihli, E.1966/630,K.1968/921 sayılı ka-
rarı. Metin için bkz., BATİDER, c. IV, S. 4, s. 756 (derleyen Türk, H. Sami).
6
Bu kararın eleştirisi ve bu vesileyle yabancı devletin yargı bağışıklığı konusunun
incelenmesi için bkz., Nomer, Ergin, Devletlerin Kaza Muafiyeti, İHFM, c.XXXV, S.
1-4, s.1-24.
Rona AYBAY makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Yargıtay’ın MÖHUK Sonrası İçtihatları
Yukarıda belirttiğimiz gibi, MÖHUK’nın yürürlüğe girmesiyle
Yargıtay kararlarında yeni bir dönem açılmış; yabancı devlete yargı
bağışıklığı tanınacak durumlar ile tanınmayacak durumlar, MÖHUK
m. 33’ün uygulanmasıyla çağdaş anlayışa uygun biçimde ayrılmıştır.
Örneğin, 1989 yılında verilmiş bir kararda, Yargıtay dava konusu ola-
yın niteliğinin, yabancı devlete yargı bağışıklığı tanınmasını gerektir-
mediğini belirtirken şu gerekçelere dayanmıştır:
“Davacı, iki dairesini ABD konsolosluğu’na kiraladığını, ödenmeyen te-
lefon faturaları ile hor kullanma karşılığı 3.029.280 liranın ödetilmesini iste-
miştir.
Davalı, Milletlerarası Hukuk ve Viyana Anlaşması’na göre, bir devletin
başka bir devlet tarafından yargılanamayacağını öne sürerek davalıya husu-
met düşmeyeceğini savunmuştur.
Mahkemece, bir devletin başka bir devlet tarafından yargılanamayacağı
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz
edilmiştir.
İddia ve savunmadan anlaşıldığı üzere kira sözleşmesi davacı ile ABD
Konsolosluğu arasında kurulmuştur. Konsolosluk, ABD’yi temsil ettiğinden
olayda kira ilişkisi davacı ile ABD arasındadır (…) Olayda dayanılan kira
sözleşmesi hususi (özel) hukuk işlemidir. Davacı bu sözleşmeye aykırı davra-
nıştan doğan hor kullanma tazminatı ve telefon kullanmadan doğan alacağını
istemiştir. Olayın taraflar arasındaki niteliğine göre, davalı devletin olayda
yargı muafiyeti bulunmamaktadır.”
Yargıtay,’ın, bu ve benzeri kararlarına karşılık; konunun niteliğinin
özel hukuk ilişkisi sayılmayacağı durumlarda yabancı devlete yargı
bağışıklığı tanınması gerektiğini belirten kararları da vardır. Örneğin,
Sovyetler Birliği donanmasına bağlı bir geminin, İstanbul yakınındaki
Kınalıada açıklarında Türkiye Cumhuriyeti donanmasının bir hücum-
botuna çarpması sonucu yaşamlarını yitiren denizcilerin yakınlarınca
açılan, destekten yoksun kalma tazminatı istemiyle ilgili davada, özet-
le şu gerekçelerle yargı bağışıklığı tanınmıştır:
7
Bu kararlardan örnekler için bkz., Aybay/Dardağan, 3 sayılı dipnotunda a. g. y., s.
94 vd.
8
Yargıtay 13. HD’nin 16 Kasım 1989 tarihli, E.1989/3896,K.1989/6648 sayılı kararı.
YKD, 1990, S. 6, s. 882 vd.
makaleler Rona AYBAY
113TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
“Harp gemilerinin, bayrağını taşıdığı devletin egemenlik simgesi olduğu
açıktır. Bu bakımdan harp gemileri de yargı bağışıklığından yararlanırlar.
(…)
(MÖHUK’nın 33. maddesinde) “anılan hukuk ilişkilerinden amaç ya-
bancı bir devletin egemenlik hakkına dayanarak yaptığı tasarrufların dışında
kalan , özel bir kişi gibi hususi hukuk faaliyetinde bulunması, ticari ilişkilere
girmesi sonucu doğan uyuşmazlıklardır. Yoksa yabancı bir devletin egemenlik
hakkına dayanarak yaptığı tasarrufları bu maddenin kapsamı içinde mütalaa
etmek mümkün bulunmamaktadır.”
10
Yargıtay, İran-Irak arasında 1980 yılında başlayan savaş sırasında
geçen bir olay nedeniyle açılmış olan dava ile ilgili olarak da benzer bir
karar vermiştir. 1986 yılında verilmiş olan bu kararda,
11
dava konusu-
nu oluşturan olay şöyle özetlenmiştir:
“Davacı, kendilerine ait tankerin, İran’dan ham petrol yükleyip Basra
Körfezi’nde seyrederken Irak Devleti’ne ait savaş uçaklarının saldırısına uğ-
radığını ve bu haksız eylemin sonucunda üç denizcinin öldüğünü ve tankerin
de hasar gördüğünü ileri sürüp uğradığı maddi ve manevi zararın davalı Irak
Arap Cumhuriyeti Devleti’ne ödettirilmesini talep ve dava etmiştir.”
Davaya bakan yerel mahkeme “davalı devletin yargılanamayacağı
nedeniyle” davayı reddetmiş ve dava temyiz yoluyla Yargıtay’ın önüne
gelmiştir. Yargıtay kararında MÖHUK m. 33’e dayanılarak şöyle de-
nilmiştir:
“Dava konusu olayda davalı devletin savaş uçaklarının saldırısı ile olu-
şan haksız fiilin, özel hukuk ilişkisi sayılıp sayılamayacağının tespiti gerekir.
Maddi olayın niteliğine göre, harp halindeki devletlerden birinin savaş araçla-
rının üçüncü bir devletin vatandaşlarına verdiği zararın özel hukuk ilişkisin-
den doğmadığı, bir hakimiyet tasarrufu bulunduğu açıktır.”
12
9
Daha doğru bir anlatımla, harp gemileri değil, bayrağını taşıdıkları devlet,bu gemi-
lerle ilgili olabilecek davalarda yargı bağışıklığından yararlanır.
10
Yargıtay 4 HD’nin 12 Ekim 1987 tarihli, E.1987/7309, K.1987/7373 sayılı kararı,
YKD, 1988, S. 1, s.29 vd.
11
Yargıtay 4 HD’nin 17 Mart 1986 tarihli, E.1985/5190, K.1986/2436 sayılı kararı, Yasa
Hukuk Dergisi, C.9, S. 9, Eylül 1986, s.1271 vd.
12
Yargıtay’ın kararında, bunun hemen ardından şöyle bir tümceye yer verilmiştir.
“Kaldı ki, olay Türk kaza (yargı) hudutları dışında cereyan etmiştir.
Bu
yerinde bir anlatım değildir. Haksız eylem nerede işlenmiş olursa olsun, ge-
nel hükümler uyarınca kendisinse tebligat yapılan ve Türk mahkemesine geçerli bir
yetki itirazında bulunmayan her gerçek ve tüzel kişi aleyhine dava açılabilir.
Rona AYBAY makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Yargıtay’ın Konuyla İlgili Yeni Bir Kararı
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi, Yargıtay MÖHUK’nın
yürürlüğe girmesinden sonra, yabancı devletin yargı bağışıklığı ko-
nusunu, çağdaş anlayışa ve MÖHUK m. 33’e uygun biçimde uygun
biçimde işlemiş; özel hukuk alanındaki eylem ve işlemlerle, yabancı
devletin “egemenlik” yetkilerine ilişkin durumlar arasındaki ayrımı,
kanıma göre, isabetle belirtmiştir.
Ancak, Yargıtay’ın 2006 yılında verilmiş bir kararı,
13
gerek içeriği
ve varılan sonuçlar bakımından gerek olayın basın organlarının ilgisi
çeken
14
niteliği açısından ilginç özellikler taşımaktadır. Sözü edilen ka-
rar, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilmiş ve ABD’ye giriş
vizesi ile giden davacının (Haluk Gerger) New York
15
Havalimanında
ABD görevlilerince gördüğü “muamele” nedeniyle, davalı ABD’nin ma-
nevi tazminat ödemeye mahkum edilmesi kararıdır. Gerçi, Yargıtay’ın
bu kararında, konunun özüyle ilgili sorunların tartışılması yapılmış
değildir. Yargıtay kararı “yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle
usul ve yasaya uygun kararın ONANMASINA” biçiminde sonuca bağ-
lanmış kısa bir karardan ibarettir.
Dolayısıyla, yerel mahkemenin kararında yer alan gerekçelerin ve
varılan sonuçların, Yargıtay’ca yerinde bulunulduğunu ve benimsen-
Kanımca, “Türk yargı (kaza) hudutları” Özel Hukuk alanında değil, Ceza Hu-
kuku alanında geçerli olabilecek bir kavramdır. Türk Ceza Hukukunda, temel ilke
olarak “yersellik” kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ülkesi dışında işlenmiş
suçlar, ancak Türkiye Cumhuriyetinin güvenliği aleyhine yada Türk vatandaşları
aleyhine işlenmiş olmaları gibi ayrıksı (istisnai) hallerde (TCK m. 12-13) Türk adli
makamlarını ilgilendirir. Nitekim, Türkiye, açık denizde bir Fransız gemisinin çat-
ması sonucunda batan Bozkurt adlı Türk gemisiyle ilgili olarak, Fransız kaptanın
Türk ceza yargılaması kapsamı içinde olduğunu, 1927 yılında verilen ünlü Bozkurt-
Lotus davasıyla Uluslararası Sürekli Adalet Divanı’na kabul ettirmiştir.
13
Yargıtay 4 HD, E.2006/718,K.2006/1549.Yargıtay’ın bu kararı Ankara 22. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nin E.2003/158,K.2004/382 sayılı kararının, davalı tarafından
temyiz edilmesi üzerine verilmiştir. Davayı, davacı Haluk Gerger vekili olarak iz-
leyen Sayın Av. Özlem Şen, isteğimiz üzerine dosyadaki belgelerin fotokopilerini
TBB’ne ulaştırmıştır. Sayın meslektaşımıza yardımı için teşekkür ederiz.
14
Örneğin; “Haluk Gerger ABD’den 1 dolar tazminat aldı” Radikal, 20 Şubat 2007;
Berat Günçıkan, “2 lira 23 kuruş … Yemesi zevkli olacak!”, Cumhuriyet Dergi, 11
Mart 2007.
15
Kararda New York havalimanı denilmiştir; ancak, dosyada Newark adı geçmekte -
dir. Konumuz bakımından durumu değiştirmesi söz konusu olmayan bu hususu
belirtmekle yetiniyoruz.
makaleler Rona AYBAY
115TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
miş olduğunu varsaymak zorunlu olmaktadır. Aşağıda tam metnini
bulacağınız kararla ilgili yorumlar ve çözümlemeler bu varsayıma da-
yanmaktadır.
Kararın tam metni şöyledir:
ESAS NO 2003/158
KARAR NO 2004/382
HAKİM SUNA TÜRE
KATİP TÜRKAN ORTAKCI
DAVACI HALUK GERGER
VEKİLİ Av. ÖZLEM ŞEN
DAVALI ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ
VEKİLİ Av. İSMET TEZCAN Atatürk Bul. 95/406
Kızılay, ANKARA
DAVA TAZMİNAT DAVA TARİHİ 18.2.2003
KARAR TARİHİ 30.9.2004
Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapılan açık yargılama sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı adına vekili 18.2.2003 tarihli dava dilekçesinde özetle, davacının ABD
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği tarafından ve aracılığı ile 4 Nisan 200 tarihinde
verilmiş 10 yıl süresi olan vizesi bulunduğunu 1 Ekim 2002 tarihinde ABD New
York Havalimanı’ndan eşi ile birlikte ülkeye giriş yapmak istediğinde vizesinin iptal
edildiği söylenerek ABD ye girişinin engellendiğini ve Türkiye’ye dönmek zorunda
kaldığını, havalimanında bir an önce dönüş yapması konusunda kendisine baskı uy-
gulandığını, bulduğu ilk uçak bileti ile 4 kez aktarma yaparak yurda döndüğünü, gi-
diş dönüş biletini değiştiremediği ve yeni bir bilet almak durumunda kaldığını 2 Ekim
2002 tarihi itibariyle 1478 Amerikan doları zarara uğradığını ayrıca 140.000.000 TL
yurt dışı harcı ve 100 Amerikan doları vize parasının da zarara dahil edilmek gerekti-
ğini ayrıca davacıya vizesinin iptal edildiğini bildirir bütün gece gözlem altında kala-
cağı yönünde tehdit ile imzalatıldığını, 2 saat gözlem altında ayrı bir bölmede tutula-
rak hürriyetinin tehdit edildiği zanlı ve sanık muamelesi yapıldığı polisler tarafından
zorla uçağa bindirilmeden suçlu gibi fotoğraflarının çekildiği, parmak izinin alındığı
maddi zararın yanında manevi olarak çöküntü yaşadığı sonuç olarak 2.739.805.496
TL maddi zararın ve 1 ABD doları karşılığı 1.647.532. TL manevi tazminatın dava-
lılardan tahsilini talep etmişlerdir.
Rona AYBAY makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Davalı ABD hükümeti kendisini vekille temsil ettirerek davaya cevaplarında
haksız fiilin işlendiği yer itibariyle davaya bakmakta mahkemenin yetkisizliğini, vize
işleminin özel hukuk ilişkilerinden doğan bir işlem olmayıp o devletin bir hüküm-
ranlık tasarrufu olduğunu bu sebeple de yargı bağışıklığı bulunduğunu yabancıya
giriş vizesi veren ülkenin yine hakimiyet tasarrufu gereği bu vizeyi iptal yetkisinin de
bulunduğunu, bunu ilgiliye “davacıya” bildirme taahhüdünde bulunmadığını, kaldı
ki, vizesinin iptal edilmiş olduğu davacıya söylendiğinde davacının ABD ne giriş
talebinden kendi isteği ile vazgeçip havalimanından hemen ayrıldığını davanın reddi
gerektiğini bildirmiştir.
Davacı yan ABD Büyükelçiliği’ne yönelik davalarından vazgeçmişlerdir.
Dava haksız eylem sonucu oluşan maddi ve manevi tazminat istemidir.
Taraf delilleri dosyaya sunulmuş davacı tanığı dinlenmiştir. Davacının vize sü-
resi dolmadan 1 Ekim 2002 tarihinde ABD’ye havalimanından giriş yapmak istediği,
yetkililerce ülkeye girişinin engellendiği ihtilafsızdır. Taraflar arasındaki ihtilaf dö-
nüşün davacı isteği ile olduğu, yetki ve yargı bağışıklığı noktasındandır. Tarafların
konumu ve sözleşmeler gereği mahkememiz yetkili sayılmıştır.
Yargı bağışıklığı yönünden somut davada yargılanan vize süresi dolmadan ül-
keye alınmama husus olmayıp davacının gördüğü muameledir. Bu nedenle davalı
taraf(ın) yargı bağışıklığından yararlanamayacağı düşünülmüştür. Dosya(ya ) su-
nulan resmi belgelerden davacıya bu gece gözlem altında kalması halinde ertesi gün
mahkemeye çıkarılacağı bildirilmiştir. Davacı bu hususu kabul etmeyerek davalı ül-
kenin havalimanından dönmüştür. Henüz davalı devlet hükümetinin yasal prosedü-
rü tamamlanmamıştır. Yargılama hususunu kabul etmemekle davacı kendi isteği ile
sınır kapısından ayrılmış addedilmiştir. Bu sebeple de maddi tazminat şartları oluş-
mamıştır.
Manevi tazminat istemine gelince davacı yasal giriş kartı, vizesi ile ilgili ülkeye
yurt dışı harcını vize bedelini ödemek kaydı ile gitmiştir. Havalimanında ülke polisin-
ce uygulanan muamele gideceği yere gitmeden seyahat hürriyeti engellenerek yeniden
ülkesine dönüş manevi yönden kişilik haklarına saldırı kabul edilmiş bu nedenle ma-
nevi tazminat isteminin kabulü yolunda aşağıdaki yargıya varılmıştır.
H Ü K Ü M / Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Davacının davasının manevi tazminat yönünden kabulü ie 1.647.532.TL mane-
vi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ABD den
davacı yararına tahsiline,
Maddi taleplerinin şartları oluşmadığından davanın maddi tazminat talepleri
yönünden reddine,
makaleler Rona AYBAY
117TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
ABD Büyükelçiliği yönünden davadan vazgeçilmiş olmakla bu davaya yönelik
davanın bu sebeple reddine,
Alınması gerekli 10.000.000.TL harcın peşin alınan harçtan mahsubu ile fazlaya
ait 26.909.615 TL harcın talep halinde davacı tarafa iadesine,
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kabul ve reddedilen miktarlar
nazara alınarak uhdesinde bırakılmasına,
Avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince 3000.000.TL maktu vekalet ücretinin
davalı Amerika Birleşik Devletlerinden alınarak davacıya verilmesine, reddedilen
miktar üzerinden 300.000.000.TL maktu ücretin de davacıdan alınarak davalı Ame-
rika Birleşik Devletlerine verilmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzünde yasa yolu açık olmak üzere açıkça okundu.
30.9.2004
Katip Hakim 25163
Dava Konusunu Oluşturan Çekişmeli Noktalar:
Kararda dava konusunu oluşturan çekişmeli noktalar şöyle belirtilmiş-
tir:
“Taraflar arasındaki ihtilaf dönüşün davacı isteği ile olduğu, yetki ve
yargı bağışıklığı noktasındandır. Tarafların konumu ve sözleşmeler gereği
mahkememiz yetkili sayılmıştır.”
Bu noktaların şunlar olduğu anlaşılmaktadır:
i. Ankara Asliye Mahkemesi’nin davayı görmeye yetkili olup olmadığı;
ii. Davalının (ABD’nin) yargı bağışıklığından yararlanıp yaralanamaya-
cağı;
iii. Davacının, ABD’deki havalimanından dönüşünün, kendi isteğiyle
olup olmadığı.
Bu noktalar konusundaki saptamalarımız ve değerlendirmelerimiz aşa-
ğıdadır:
a. Ankara Asliye Mahkemesi’nin
Davada Yetkili Olup Olmadığı Sorunu
Kararda bu konuyla ilgili olarak şu tümce yer almıştır: “Tarafların konu-
mu ve sözleşmeler gereği mahkememiz yetkili sayılmıştır.” Kararda, “Taraf-
Rona AYBAY makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
ların konumu” ve “sözleşmeler” deyimleri ile nelerin kastedildiğini gösteren
bir açıklama yoktur.
MÖHUK’a göre, “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç huku-
kun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder”(m. 27). Davalı durumdaki ABD
Büyükelçiliği’nin, doğal olarak, Ankara’da bulunması gerçeği karşısında, da-
vanın Ankara mahkemesinde görülmesini de doğal kabul etmek gerekir.
Mahkemenin yetkisi açısından yapılacak değerlendirmede, dava konu-
sunu oluşturan olayların Türkiye dışında (ABD) geçmiş olmasının önemi
yoktur.
16
Ancak, “haksız fiil” olarak nitelenen olayın gerçekleştiği yer, hak-
sız fiilin saptanmasına ve sonuçlarının belirlenmesine uygulanacak hukukun
belirlenmesi açısından önem taşır (Aşağıda, “Sonuç” bölümünde bu sorunla
ilgili açıklamaları vereceğiz).
b. Davalının (ABD’nin) Yargı Bağışıklığından
Yararlanıp Yaralanamayacağı;
Kararda, konuyla ilgili olarak şöyle denilmiştir: “Yargı bağışıklığı yönün-
den somut davada yargılanan vize süresi dolmadan ülkeye alınmama hususu
olmayıp davacının gördüğü muameledir.”
Bu anlatımdan, mahkemenin “vize” sorununu (verilmiş vizeye güve-
nerek, vize süresi içinde gittiği ABD’de, havalimanından ülkeye girmesine,
ABD yetkililerince izin verilmemesi ile ilgili konuları), yargı bağışıklığı kap-
samında gördüğü anlaşılmaktadır.
Buna karşılık, vizesinin geri alınması işleminin uygulanışı ve ABD’ye
girişinin devlet yetkililerince engellenişi sırasında davacıya uygulanan
“muamele”nin mahkemece, bir “haksız (eylem) fiil” olarak değerlendirildiği
anlaşılmaktadır. Mahkeme, bu haksız eylemin sonuçlarını, maddi ve manevi
tazminat koşulları açısından araştırmıştır.
Mahkemenin bulgularına göre, olayda maddi tazminat koşulları oluşma-
mıştır. Kararda bu konuyu açıklayan tümceler şunlardır: “Dosya(ya) sunu-
lan resmi belgelerden (anlaşıldığına göre) davacıya bu gece gözlem altında
kalması halinde ertesi gün mahkemeye çıkarılacağı bildirilmiştir. Davacı bu
hususu kabul etmeyerek davalı ülkenin havalimanından dönmüştür. Henüz
davalı devlet hükümetinin yasal prosedürü tamamlanmamıştır. Yargılama
hususunu kabul etmeyerek davacı kendi isteği ile sınır kapısından ayrılmış
addedilmiştir.”
Mahkeme, davacının sembolik olarak 1 ABD doları tutarındaki manevi
16
“Türk mahkemelerinin yargı alanı” denilen kavram için bkz., yukarıda 12. dipnot.
makaleler Rona AYBAY
119TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
tazminat istemini ise, aşağıdaki gerekçelerle, kabul etmiştir:
“Manevi tazminat istemine gelince, davacı yasal giriş kartı, vizesi ile il-
gili ülkeye yurt dışı harcını vize bedelini ödemek kaydı ile gitmiştir. Havali-
manında ülke polisince uygulanan muamele gideceği yere gitmeden seyahat
hürriyeti engellenerek yeniden ülkesine dönüş manevi yönden kişilik hakla-
rına saldırı kabul edilmiş bu nedenle manevi tazminat isteminin kabulü yo-
lunda aşağıdaki yargıya varılmıştır.”
Böylece, davacının uçak bileti için ödediği para, ABD Konsolosluğu’na
ödediği vize harcı ve Türkiye’den çıkış ödemek zorunda olduğu çıkış harcıyla
ilgili istemleri reddolunmuş; buna karşılık, sembolik nitelikteki manevi taz-
minat istemi kabul edilmiş olmaktadır.
c. Davacının, ABD’deki Havalimanından Dönüşünün
Kendi İsteğiyle Olup Olmadığı
Mahkeme, bu konuyu davacı lehine maddi tazminata hükmedilmesi açı-
sından değerlendirmiş ve yukarıda da belirttiğimiz gibi davacının, “henüz
davalı devlet hükümetinin yasal prosedürü tamamlanmadan” kendisine ta-
nınan “yargılama hususunu kabul etmeyerek davacı (mahkemece) kendi iste-
ğiyle sınır kapısından ayrılmış addedilmiştir.”
Kararda bu konuyla ilgili olarak yapılan değerlendirmelerin amacı, aynı
maddi olgular nedeniyle manevi tazminata hükmedilirken maddi tazminata
hükmedilmemiş olmasını açıklama amacına yönelik görünmektedir.
SONUÇ
Bu kararla ilgili olarak, aşağıdaki hususların üzerinde düşünülmesi, ka-
nımızca, gerekli ve yararlıdır:
Karar metninde göndermede bulunulmuş hiçbir pozitif hukuk kuralı ol-
madığı için, Mahkemenin gerekçelerinin değerlendirilmesi çok güç olmakta-
dır. Hükmedilen manevi tazminatın, hangi pozitif temele (kanun hükmüne)
dayandığı belli değildir. Bu nedenle, ancak tahminlere dayanan bazı değer-
lendirmeler yapabiliriz.
Yabancılık öğesi içeren davalarda, mahkemenin inceleyip, karara bağla-
ması gereken en temel sorunlardan biri, “uygulanacak hukuk”un saptanma-
sıdır. MÖHUK’a göre, haksız eylemlerden (fiillerden) doğan borçlarda temel
ilke, haksız fiilin işlendiği yer hukukunun uygulanmasıdır (m. 25). Haksız
eylemin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması
halinde, ise zararın meydana geldiği yer hukuku uygulanır (m. 25/2). Son bir
olasılık da, “daha yakın irtibatlı” ülke hukukun uygulanmasıdır (m. 25/3).
Rona AYBAY makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
MÖHUK’taki bu düzenleme karşısında , uygulanması olası olan hukuk
ya haksız eylemim işlendiği yer hukuku (ABD hukuku) yada (MÖHUK m.
25/2 ve 3 uyarınca) Türk hukuku olmalıdır. Kararda bu konulara hiç deği-
nilmediği için, mahkemece hükmün hangi hukuk uygulanarak verildiğine
ilişkin bir belirti yoktur.
Bu gibi durumlarda maddi ya da manevi zarar iddialarında bulunulması
doğaldır. Önemli olan nokta, zarara yol açtığı ileri sürülen olayların temelin-
deki ilişkinin hukuksal niteliğinin belirlenmesidir. Bu konu, davacının yargı
bağışıklığından yararlanması açısından önemli olduğu kadar davanın dinle-
nir bulunması halinde hükmedilecek tazminatın dayandırılacağı pozitif hu-
kuk temelinin saptanması açısından da önemlidir.
Yargılamayı yapan Ankara Mahkemesi’nin, olayın içerdiği yabancılık
öğesini (dava konusunu oluşturan olayların yabancı bir devletin ülkesinde
yaşanmış olması; “haksız eylem”i yapanların yabancı bir devletin görevlileri
olmasını) ve MÖHUK’nın ilgili hükmünü dikkate alan bir çözümleme yapmak
gereğini göz ardı ederek, doğrudan doğruya Türk hukukunun genel hüküm-
lerini uyguladığı varsayılabilir. Ancak, bu durumda da, mahkemece manevi
tazminatı gerektiren haksız eylem oluşturduğu kabul edilen “muamele”nin,
yabancı devletin kamu görevlisi durumundaki kişilerce yapıldığı gerçeği kar-
şısında, sorunun bir kamu hukuku sorunu mu; yoksa bir özel hukuk sorunu
mu olduğunun tartışılması beklenirdi.
Kanımca, bu kararla ilgili olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir baş-
ka önemli nokta da şudur:
Türkiye’ye gelen bir yabancı, Türk sınır (giriş) kapılarında benzer bir
“muamele” ile karşılaşır ve kendi ülkesi mahkemesinde Türkiye Cumhuriye-
ti aleyhine bu konuyla ilgili bir tazminat davası açarsa, Türkiye’nin tavrı ne
olacaktır? Karşı taraf, yabancı mahkeme önündeki davada emsal olarak An-
kara mahkemesinin kararına dayanırsa Türkiye’nin savunması hangi temele
dayanacaktır?
Yabancı mahkemeden alınacak böyle bir kararın MÖHUK m. 34 vd. uya-
rınca tenfizi istemiyle Türk mahkemesine başvurulursa nasıl bir karar verile-
cektir? Böyle bir yabancı ilam Türkiye’de tenfiz olunabilecek midir?
Kanımca, Yargıtay’ın MÖHUK’nın yürürlüğe girmesinden sonra yaban-
cı devletin yargı bağışıklığı konusunda geliştirdiği; “egemenlik” kavramına
dayanan eylemler ve işlemlerle, devletin özel hukuk alanındaki eylem ve iş-
lemleri arasındaki ayrımı incelikle işlediği kararlarıyla oluşturduğu içtihatlar,
çağdaş hukuka uygundur. Bu içtihatlardan ayrılmayı haklı gösterecek çok
önemli nedenler ortaya çıkmadıkça ve kararlar güçlü gerekçelerle desteklen-
medikçe bu içtihatların izlenmesi uygun olur.