powered by

powered by

Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009260 YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KAPSAMI Kadir AKTAŞ ∗ 1. Giriş Yasama dokunulmazlığı kurumu, milletvekillerinin yasama gö- revlerini her türlü endişe ve baskıdan uzak, tam olarak yerine getirebil- meleri amacını güder. Kurumun esas gayesi, milletvekillerinin şahsı- nı değil, yasama fonksiyonunu koruyarak kamu yararını sağlamaktır. 1 Yasa koyucu, yasama dokunulmazlığının varlığında gözetilen kamu yararını, dokunulmazlık nedeniyle oluşan kanun önünde eşitsizliğe –hatta milletvekillerinin dokunulmazlığa dayanarak birtakım suiisti- mallere karışması durumuna– tercih etmiştir. Dokunulmazlık kurumu, geçmişte İngiltere örneğinde görüldüğü gibi iktidar gücünü elinde tutan monarşik otoriteye karşı halkın ira- desini yansıtan meclisleri korumakta iken, günümüzde ise demokra- tik sistemlerin yaygınlaşmasına bağlı olarak iktidar gücünü elinde tu- tan baskıcı yönetimlere veya odaklara karşı olanları (ve özellikle mu- halefeti) koruma işlevi görmektedir. 2 Demokratik ülkelerin çoğunda, nitelikleri farklı da olsa bu kuruma yer verilmesi bu zorunluluğun bir neticesidir. Dolayısıyla, hukuk devleti ilkesinin, demokratik sistemin ve demokrasi kültürünün tam yerleşmediği ülkelerde dokunulmazlık kurumu işlevini daha çok yerine getirmektedir. Belirtilen gereklilikten dolayı 1982 Anayasası’nın 83. maddesin- * Yasama Uzmanı, TBMM Kanunlar ve Kararlar Dairesi. 1 AYMK, E. 1994/21, K. 1994/40, K.T.21.3.1994, http://www.anayasa.gov.tr, E.T. 5.11.2004. 2 Muhalefeti koruma işlevi için bkz. Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, İstanbul, 1991, s. 384; Arsel, İlhan, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasaları, Mars Matbası, An- kara, C. 1, 1965, s. 261. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009261 de düzenlenen yasama dokunulmazlığı bir birine yakın içerikleriyle, 1876, 1924 ve 1961 anayasalarında da yer almıştır. Yasama dokunulmazlığı kurumu gerek kapsamı gerekse sonuçla- rı itibariyle tartışılması güncelliğini yitirmeyen bir mesele olarak kar- şımıza çıkmaktadır. Konunun hukuki boyutunun yanı sıra siyasi hatta devletin ulusla- rarası itibarı gibi çok yönlü neticelerinin olması, bu kurumun kapsamı- nın belirlenmesini daha da önemli kılmaktadır. Son dönemde yaşanan “Cumhurbaşkanı Dokunulmazlığı” tartışmaları bu tespitimizin haklılığı- nı gösteren en çarpıcı örnek olmuştur. Bu çalışmada yasama dokunul- mazlığının kişiler, fiiller ve süre bakımından kapsamına ışık tutulma- ya çalışılmıştır. Çalışmada meselenin hukuki değerlendirmesi yapıl- maya çalışmıştır. Meselenin diğer yönleriyle değerlendirilmesi ise baş- ka bir çalışmaya bırakılmıştır. 2. Kişiler Bakımından Yasama Dokunulmazlığının Kapsamı Anayasa (AY), yasama dokunulmazlığını, yasama sorumsuzlu- ğuyla birlikte “Üyelikle İlgili Hükümler” başlığı altında düzenlemiş- tir. AY’nin dokunulmazlığı düzenleyen 83. maddesinde ve TBMM İçtüzüğü’nün 131 ilâ 134. maddelerinde, sadece milletvekillerinden söz edilmektedir. Ancak, dokunulmazlık ayrıcalığı sadece milletvekil- lerine tanınmış değildir. 1982 Anayasası’na göre, yasama dokunulmazlığından faydala- nan kişileri, üç grupta inceleyebiliriz. Bunlar; milletvekilleri, TBMM üyesi olmayan bakanlar, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı Kon- seyi üyeleridir. Bu sıfatlara haiz olmadan, Meclis’te konuşma yapan veya görev icra eden bir kimse, –mesela, komisyon çalışmalarına işti- rak eden bürokratlar, uzmanlar– bu haktan yararlanamazlar. 3 3 Arsel, İlhan, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasaları, Mars Matbası, Ankara, C. 1, 1965, s. 268; 1924 Anayasası’nın 41/2. maddesinde “…Cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlanması gerekirse Anayasanın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17 nci maddesi hükümlerine uyulur” denilmek suretiyle dokunulmazlığın kişi bakımından kapsamına Cumhurbaşkanı da alınmışken sonraki anayasalarda bu hükme yer verilmemiştir. Gözübüyük, Şeref / Killi, Suna, Türk Anayasa Metinleri, 2. Baskı, Ankara, 1982 s. 121. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009262 2.1. Milletvekilleri (Başbakan ve Meclis Üyesi Bakanlar) Dokunulmalıktan amaç, yasama fonksiyonunun tam anlamıyla yerine getirilmesini sağlamak olduğuna göre, doğal olarak dokunul- mazlıktan yararlanacak kişilerin başında, bu fonksiyonu yerine getir- mekle yükümlü milletvekillerinin olması gereklidir. Dokunulmazlık, yasama faaliyetini yerine getiren parlamento üyelerine bir koruma sağlar. İştirak halinde işlenen suçlarda üyenin dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmemiş olsa bile, üye dı- şındaki şerikler için her türlü muhakeme işlemleri yapılabilir. Yargı- tay, Parlamento üyesi Kasım Gülek ve şeriklerinin yargılandığı bir da- vaya ilişkin verdiği “...milletvekilinin seçilmekle kazandığı dokunulmazlık nedeni ile hakkındaki davanın durdurulmasına, diğer sanıklar için devam et- tirilmesine...” şeklindeki kararıyla, 4 dokunulmazlığın, diğer suç şerikle- rini korumayacağını kabul etmiştir. Başbakan ve bakanlar görev suçlarından dolayı dokunulmazlık koruma- sına tabi midir? Anayasa’nın 100. maddesinde Meclis soruşturması kurumu dü- zenlenmiştir. Bu maddeye göre Başbakan ve bakanların görevleriyle ilgili işledikleri suçların soruşturulması, Meclis soruşturması yoluyla olmaktadır. Meclis soruşturmasına tabi görev suçlarının dokunulmaz- lık kapsamında olup olmadığı ise özellikle Yüce Divan’ın son dönem içtihatlarıyla tartışma konusu olmuştur. 5 Örneğin, Yüce Divanın Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu’nun yargılandığı davada verdiği kararında; “…Bakanların görevleriyle ilgili suçlarla ilgili değerlendirmeye ge- lince; Başbakan ve bakanlar aynı zamanda milletvekili olmaları nedeniyle Anayasa’nın 83. maddesindeki yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığın- dan yararlanmaktadırlar. Bakanlık sıfatı milletvekilliği sıfatını ortadan kal- dırmamaktadır. Başbakan ve bakanlar hakkındaki Meclis soruşturma yönte- mini düzenleyen Anayasa’nın 100. maddesinde, bu kişilerin görevleriyle ilgi- 4 YCGK’nın, 31.03.1946 tarih ve K. 28 sayılı kararı, Saymen, Ferit Hakkı, Er- man, Sahir, Elbir, Halit Kemal, Türk İçtihatları Külliyatı, C. 1-2, 1956, İstanbul, s. 657. 5 23.06.2006 tarihli ve 2004/2 esas, 2006/3, karar sayılı Yüce Divan Kararı, s. 322-323; 29.5.2006 tarihli ve 2004/5 esas, 2006/2 karar sayılı Yüce Divan Kararı, s. 140-151, http://www.anayasa.gov.tr. E.T.09.09.2009. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009263 li suçları yönünden zamanaşımının düzenlenmemiş olması, bu kişilerle ilgi- li eylemler bakımından genel zamanaşımı kurallarının uygulanması gerekti- ği anlamına gelmemelidir. …Bir başka ifade ile Anayasa’da bakanlar ve milletvekilleri için geçerli olan tek bir dokunulmazlık vardır. O da Anayasa’nın 83. maddesinde düzenle- nen yasama dokunulmazlığıdır. Milletvekilleriyle bakanların dokunulmazlıkla- rı konusundaki farklılık, dokunulmazlıkların kaldırılması usul ve şartları bakı- mındandır. Bu konunun, milletvekilleri ile bakanların görev suçları açısından Anayasada farklı düzenlenmesi, dokunulmazlığın esası bakımından bir farklı- lık bulunduğu anlamında yorumlanamaz. Bu nedenle milletvekilleri, Başbakan ve bakanlar aynı dokunulmazlığa sahiptirler ve bu dokunulmazlık nedeniyle TBMM üyelikleri süresince haklarında zamanaşımı da işlemez. Anayasa’nın 100. maddesindeki farklı düzenleme yalnızca dokunulmazlığın kaldırılması ba- kımından getirilen bir farklılıktır. Diğer hükümler yönünden milletvekili olma- ları nedeniyle Başbakan ve bakanlar da milletvekillerinin tabi olduğu kurallara tabi tutulmalıdır. Zamanaşımının bu şekilde uygulanmaması, haklı ve mantık- lı bir izahı olmaksızın suç ve suçlular arasında ayrımlar yapılması gibi sonuç- lara neden olacaktır. TBMM üyeleri arasından seçilen Başbakan ve bakanla- rın dışında, Anayasa’nın 100. maddesinin sağladığı olanakla TBMM dışında- ki milletvekili seçilme yeterliği olanlar arasından seçilen bakanların da yasama dokunulmazlığına sahip olduklarının Anayasa’nın 112. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca belirtilmesi bu görüşün açık kanıtıdır…” denilerek, esasta görev suçları bakımından da Başbakan ve bakanların Anayasa’nın 83. maddesindeki dokunulmazlık kapsamında olduğunu açıkça kabul etmiştir. Yüce Divan kararında; Anayasa’nın 100. mad- desindeki düzenlemenin dokunulmazlığın kaldırılması bakımından özel hüküm içerdiğini, dolayısıyla Anayasa’nın dokunulmazlığa iliş- kin 83. maddesinin kaldırmaya ilişkin hükümlerinin haricindeki diğer hükümlerinin –özellikle zamanaşımına ilişkin kuralının– Başbakan ve bakanların görev suçları bakımından sonuç doğurmaya devam edece- ğini belirtmiştir. Yüce Divan’ın bu yaklaşımına katılmak mümkün değildir. Önce- likle, Yüce Divan’ın azınlık görüşünde de belirtildiği üzere, Meclis so- ruşturmasının birincil amacı, göreve ilişkin suç ihbar ve şikâyetleri ile bunların soruşturulması ve karara bağlanması konusunda Bakanlar Kurulu üyelerine güvence sağlamaktır. Anayasa bu düzenlemeyle so- ruşturma görev ve yetkisini genel yetkili savcılara değil TBMM’ye bı- Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009264 rakmıştır. Başbakan ve bakanlara görev suçlarında yasama dokunul- mazlığından farklı böyle bir güvence sağlandığı için Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerin uygulanması olanaksızdır. 6 Anayasa’nın 100. maddesiyle TBMM’nin üstlendiği inisiyatif, dokunulmazlık kurumuyla Meclis’e yüklenen yetki ve görevi kapsar niteliktedir. Yani dokunulmazlık kurumuyla Meclis’e tanınan bir takım muhakeme işlemlerinin yapılmasına izin verme yetkisi, Meclis soruşturmasında izin vermenin ötesinde, soruş- turmayı bizatihi yapma ve neticesine karar vermeyi de içermektedir. Dokunulmazlığın düzenlendiği Anayasa’nın 83. maddesinde, ge- nel yargılama ve soruşturma makamlarının görevleri dâhilideki işler- de bir takım muhakeme işlemlerini yapabilmeleri için TBMM’nin ka- rarını beklemeleri kuralı getirilmiştir. Anayasa’nın 83/3. maddesinde belirtilen “zamanaşımının işlemeyeceğine” ilişkin kuralın dava zamana- şımına şamil yorumu kabul edilse bile; 7 bu kural muhakeme işlemleri- ni yapmak için başka bir makamın (TBMM’nin) kararının beklenmesi durumu için geçerlidir. Yoksa dava zamanaşımının durmasına ilişkin kurallar, bir başka makamın kararına/iznine ihtiyaç duymadan mu- hakeme işlemlerini yapabilen adli makamlar için söz konusu değildir. Bir adli makamın muhakeme işlemlerini yapmaması olsa olsa görevde ihmal sonucunu doğurur ki bu da ‘zamanaşımına uğrama’ kuralının ana gerekçesidir. Dolayısıyla, bakanların görev suçlarında Anayasa’nın 83. maddesinin -genel hüküm niteliği olmadığı için- uygulanmasının yeri yoktur. 6 Başkan Tülay Tuğcu ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Mehmet Erten, A. Necmi Özler ve Şevket Apalak’ın karşı oy yazıları, 29/5/2006 tarihli ve 2004/5 esas, 2006/2 karar sa- yılı Yüce Divan Kararı, s. 146-151, http://www.anayasa.gov.tr. E.T.09.09.2009. 7 Doktirinde ve yargı içtihatlarında, Anayasanın 83/3 üncü maddesinde belirtilen “zamanaşımı işlemez” hükmünün dava zamanaşımını da kapsayıp kapsamadığı tartışmalıdır. Bu kuralın dava zamanaşımını da kapsadığını belirten karar ve gö- rüşler için bkz. Yargıtay Kararları Dergisi, C. 24, Sayı 2, Şubat 1998, s. 442-443; “do- kunulmazlık kaldırılıncaya kadar hiçbir surette süre işlemeyeceği gözetilmeden sanık hak- kında açılan davanın düşürülmesi, kararı bozmayı gerektirir.” Y.4.CD. T.18.09.1981, E. 5135, K.5295, YKD, Kasım-1981, s. 497; Arslan Çetin, “Yasama Dokunulmazlığı- nın Zamanaşımına Etkisi”, AÜHFD, C. 57, S. 1, Ankara, 2008, s. 35-93; Dönme- zer, Erman, a. g. e., C. III, s. 275; Erem, Faruk, Danışman, Ahmet, Artuk, Mehmet Emin, Türk Ceza Hukuku -Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 14.Baskı, 1997, s. 1015; Ayrıksı görüş için bkz. Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun 8.6.2000 ta- rih ve 2000/114-114 Esas-Karar sayılı kararı (yayımlanmamış); Feyzioğlu, “Yasa- ma…”, s. 33; Özgen, Eralp, Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir, 1988, s. 100 makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009265 TBMM’nin Anayasa’nın 100. maddesi çerçevesindeki soruştur- ma işlemlerinde gecikmesi, bu görevini ihmal etmesiyle nitelenecek bir durumdur. Bu ise mevcut statüden –yani görev suçlarında bakan- ların dokunulmazlığının olmadığı ve zamanaşımının işlediği kuralın- dan– farklı bir sonuç çıkarmanın değil, Meclis soruşturmasının gerek- liğini tartışmanın ve Anayasa’nın bu kuralının değiştirilmesinin konu- sunu teşkil eder. 8 Kaldı ki Başbakan ve bakanların görev suçları hakkında, genel yet- kili adli makamların soruşturma ve kovuşturma yetkisi bulunmadı- ğından, böyle bir suçlamadan dolayı, Meclis’çe verilen dokunulmaz- lığın kaldırılması kararının bir işlevi olmayacak, dokunulmazlık kal- dırılsa bile adli mercilerin herhangi bir işlem yapması mümkün olma- yacaktır. Meclis’in, adli görev niteliğinde yürüttüğü Meclis soruştur- ması sonucunda vereceği karar, Yüce Divan’a sevk yönünde olursa, il- gili bakan veya Başbakanın Yüce Divan’da yargılanmasının yolu açı- lacaktır. Başbakan ve bakanlar hakkında görev suçlarıyla ilgili, Meclis soruşturması sonucu, yargılanmak için Yüce Divan’a sevk kararı ve- rilmişse ayrıca dokunulmazlığın kaldırılması kararına gerek yoktur. 9 Görev suçlarının dışında işlemiş oldukları suçlardan dolayı, Baş- bakan ve bakanların tutulması, sorguya çekilmesi ve yargılanması, di- ğer milletvekilleri gibi, Meclis tarafından, dokunulmazlığın kaldırıl- masına karar verilmesine bağlıdır. 10 Yani bu fiillerinden dolayı Başba- kan ve bakanların dokunulmazlıkları bulunmaktadır. 2.2. Meclis Dışından Atanan Bakanlar 1982 Anayasası’nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasıyla, TBMM üyesi olmayan kimselerin de bakan olarak atanabileceği kabul edil- miştir. Yine, Anayasa’nın 112. maddesinin 4. fıkrasında “Bakanlar Ku- 8 Farklı yaklaşım için bkz. Arslan Çetin, a. g. e., s. 67-69 . 9 Meclis soruşturması hakkında geniş bilgi için bakınız; Şahin, Ali Oğuz, Başbakanların ve Bakanların Görevleriyle İlgili Cezai Sorumlulukları, Palme Yayıncılık, Ankara, 1999. 10 23.06.2006 tarihli ve 2004/2 esas, 2006/3, karar sayılı Yüce Divan Kararı, s. 322-323; 29/5/2006 tarihli ve 2004/5 esas, 2006/2 karar sayılı Yüce Divan Kararı, s. 140-151, http:// www.anayasa.gov.tr. E.T.09.09.2009; Gözübüyük, Abdullah Pulat, “Mebuslar ve Bakanlar Hakkında Soruşturma ve Kovuşturma Usulü”, Adalet Dergisi, C. 45, Sayı 10, s. 1954; “Bakanlarında TBMM üyesi olmaları itibariyle sorumsuzluk ve dokunulmazlık haklarına malik olmaları tabiidir.” Arsel, a. g. e., C. 1, s. 350. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009266 rulu üyelerinden milletvekili olmayanlar;… bakan sıfatını taşıdıkları süre- ce milletvekillerinin tabi oldukları kayıt ve şartlara uyarlar ve yasama doku- nulmazlığına sahip bulunurlar…” denilmek suretiyle, TBMM üyesi ol- mayan bakanlar da dokunulmazlık kapsamına alınmıştır. Meclis dı- şından atanan bakanların görev suçlarından dolayı soruşturulması ve kovuşturulması, Meclis soruşturmasına tabidir. 11 Bu itibarla bu kişiler, yukarıda da belirttiğimiz üzere sadece kişisel suçlarından dolayı do- kunulmazlık korumasından faydalanırlar. Doğal olarak, bu kişilerin dokunulmazlıkları “seçim” tarihinde de- ğil “bakan olarak atandıkları” tarihte başlar ve “bakanlık sıfatları sona erince de” Meclis kararına gerek olmaksızın, kendiliğinden ortadan kalkar. 12 2.3. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyeleri 1982 Anayasası’nın geçici 2. maddesinin 3. fıkrasında “Türkiye Bü- yük Millet Meclisi toplanıp göreve başladıktan sonra, Millî Güvenlik Kon- seyi, altı yıllık bir süre için Cumhur­ başkanlığı Konseyi haline dönüşür ve Millî Güvenlik Konseyi üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi sıfatını alırlar. Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeleri, Ana­ yasada Türkiye Büyük Mil- let Meclisi üyelerinin haiz bulunduk­ ları özlük hakları ile dokunulmazlığına sahip olurlar. Altı yıllık süre sonunda Cumhurbaşkanlığı Konseyinin hukukî varlığı sona erer.” denilmek suretiyle, MGK üyeleri de yasama doku- nulmazlığı kapsamına alınmıştır. 1989 yılında görev süreleri sona ere- ne kadar Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeleri yasama dokunulmazlı- ğından yararlanmışlardır. Yasama çalışmalarıyla ilgileri bulunmayan bu kimselere, dokunulmazlık hakkının tanınması, kurumun amacıy- 11 Kunter/Yenisey, bakanların sahip olduğu bu dokunulmazlığı, “bakanlık do- kunulmazlığı” olarak adlandırmaktadır. Yazar, bakanların görevinin yürüt- meye ilişkin olduğunu belirterek, yasama faaliyetinin baskı, engelleme ve kesinti olmadan yerine getirilmesi için tanınmış yasama dokunulmazlığının bu gerekçesini, bakan dokunulmazlığının da gerekçesi olarak ileri sür- menin mümkün olamayacağını ifade etmiştir. Yine milletvekili olmayan bakanla- rın da varlığı, milletvekilleri için kullanılan yasama dokunulmazlığı kavramını kar- şılamamaktadır. Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, 10.Baskı, İstanbul, 1998 , s. 96. 12 Gönenç, Levent / Ergül, Ozan/Kontacı, Ersoy, “1982 Anayasasına Göre Yasama Sorumsuzluğu ve Yasama Dokunulmazlığı”, http://www.yasayananayasa. anka- ra. edu. tr/ index.html,  E.T. 23.09.2004, s. 11. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009267 la çelişmektedir. 13 Bu düzenlemenin altında yatan saiki, 1980 darbesi- ni yapan askeri üst yönetimin, sonraki dönemde, icraatlarından dola- yı, kendilerini sistem içinde koruyucu bir mekanizmayı koyma gayret- lerinin bir türü olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Peki, Cumhurbaşkanının Dokunulmazlığı var mıdır? Konuyu öncelikle Cumhurbaşkanının sorumluluğunu düzenle- yen anayasal metinlerin tarihsel yorumlarını yaparak ve Anayasa ko- yucunun amacını tespit ederek ele almak yerinde olacaktır. Cumhurbaşkanının göreviyle ilgili işlemlerinden dolayı sorumlu tutulamayacağı (sorumsuzluğu) bir birine yakın içeriğiyle bütün ana- yasalarda geçerli bir kural olarak benimsenmiştir. Ancak, görev dışın- daki suç isnatlarından dolayı Cumhurbaşkanının sorumlu olup olma- dığı veya bu sorumluluğa karşı nasıl hareket edileceği yorumlanması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. 1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu Teklifi’nin Genel Kurul gö- rüşmelerinde, Cumhurbaşkanının sorumluğunu düzenleyen 41. mad- denin, diğer maddelerin görüşmelerine göre nispeten daha çok tartış- ma ve inceleme konusu yapıldığı görülmektedir. Dönemin Cumhur- başkanının karizmatik liderliği karşısında maddenin çeşitli yönleriy- le tartışılması, Meclis’in konuya karşı hassasiyetini yansıtmaktadır. Bu hassasiyetin altında ise yapılması öngörülen düzenlemenin, bütün dö- nemlere sâri ve ihtimalleri gözeten gayri şahsi bir nitelik taşıması ge- rektiği yönündeki gayretler ile en büyük inkılâp olan Cumhuriyetin bir gereği olarak, Kanunu Esasi’nin “Zatı Hazreti Padişahi nefsi hümayu- nu mukaddes ve gayri mesuldür.” şeklindeki 5. maddesi hükmüyle para- lel içerikteki bir düzenlemeden kaçınma gayretleri yatmıştır. 14 1924 Anayasası’nın 41. maddesinde, şahsi hususlarda Cumhur- başkanının dokunulmazlığının olduğu açık olarak belirtilmiştir. Hal böyle olmakla birlikte, Teşkilatı Esasiye Kanunu Teklifi’nde ve Kanu- nu Esasi Encümeninin Genel Kurul görüşmelerine esas olan ilk met- ninde, Cumhurbaşkanının dokunulmazlığına ilişkin özel bir niteleme- 13 Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 4.Baskı, Ankara, 1995, s. 252-253. 14 Konuya ilişkin Dersim mebusu Feridun Fikri Bey ile Saruhan Mebusu Reşat Bey’in açıklamaları dikkat çekicidir. TBMM Zabıt Ceridesi, D.2, İÇT.2, C. 8/1, T.13.4.1340, s. 611-614. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009268 ye ihtiyaç duyulmamıştır. Teklifin 41. maddesinin “Reisicumhur, ancak hiyaneti vataniye halinde Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı mesuldür” 15 şeklindeki ilk halinde yer alan “ancak” vurgusundan, Cumhurbaşka- nının sorumluluğunun sadece vatana ihanet haliyle sınırlı olduğu ve bu sorumluluğun da TBMM’ye karşı olduğu anlaşılmaktadır. 16 Doğal olarak, tek istisna dışındaki diğer hallerde sorumsuzluğun esas oldu- ğu böyle bir düzenleme karşısında dokunulmazlık korumasına da ih- tiyaç bulunmamaktadır. Encümen raporunun Genel Kurul görüşmeleri sırasında, Teklif’in bu maddesi, “Cumhurbaşkanının cezai veya siyasi yönden sorumluluğu- nun olup olmadığının, varsa cezai mesuliyetinin sınırının, cezai mesuliyeti- ne ilişkin ithamın nasıl yapılacağının ve olası muhakemenin nerede yapılaca- ğının belirsizliği” iddialarına konu olmuştur. Madde, verilen önergele- rin kabul edilmesiyle ‘mesuliyetin kapsamının belirlenmesi’ için Esas En- cümene tekrar görüşülmek üzere geri gönderilmiştir. 17 Maddeyi tek- rar düzenleyen Encümenin, bu eleştirilere karşı çözümü ise, şahsi hu- suslarda Cumhurbaşkanının da dokunulmazlığının olduğunu madde metninde açıkça belirterek olmuştur. Encümenin nihai metni de genel bir uzlaşıyla Genel Kurul’da kabul edilmiştir. 18 Sonuç olarak, yukarıda belirtilen “ancak” vurgusu maddeden çıkarılarak, vatan hainliği dışın- daki kişisel suçlardan Cumhurbaşkanının sorumlu olduğu, ancak bu sorumlulukta milletvekili dokunulmazlığındaki esasların uygulanaca- ğı kurala bağlanmıştır. Bir başka ifadeyle bir yandan “ancak” vurgusu çıkartılarak sorumsuzluğun kapsamı daraltılırken, diğer yandan do- kunulmazlık kurumu benimsenmiştir. 1961 Anayasası’nda ise sorumsuzluk ve sorumluluk halleri 98 ve 15 TBMM Zabıt Ceridesi, D.2, İÇT.2, C. 8/1, T.13.4.1340, s. 611. 16 Kanuni Esasi Encümeni Reisi Celal Nuri Bey’in açıklamaları da maddenin bu şekildeki anlaşılmasını destekler niteliktedir; “Hatır ve hayale varit değildir ki Ri- yaseticumhur gibi yüksek makamata isat edilen zevat ceraimi adiye irtikap edebilsin… Mamafih böyle bir cürüm ikaı varit bile görülse o vakit istifaya davet edilir ve efradı adiye gibi cezasını görür”. 17 TBMM Zabıt Ceridesi, D.2, İÇT.2, C. 8/1, T.13.4.1340, s. 614. 18 “Madde 41- Reisicumhur, hiyaneti vataniye halinde Büyük Millet Meclisine karşı me- suldür. …Reisicumhurun hususatı şahsiyeden dolayı mesuliyeti lazım geldikte iş bu Teşkilatı Esasiye Kanununun masuniyeti teşriiyeye taallûk eden 17 nci maddesi mucib- ince hareket edilir. (Cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlanması gerekirse Anayasanın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17 nci maddesi hükümlerine uyulur.)” makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009269 99. 19 maddelerde ayrı düzenlenmiştir. Anayasa Teklifi’nin Temsilci- ler Meclisi görüşmeleri sırasında, Cumhurbaşkanının vatana ihane- tin yanı sıra, yemine sadakatsizlikten, anayasayı ihlal suçundan, nü- fuzunu kötüye kullanmak hallerinden de sorumlu tutulmasına iliş- kin 3 ayrı önerge verilmiş ve bu önergeler reddedilmiştir. 20 Dolayısıyla TM’nin maddeyi ele alış tarzından, Cumhurbaşkanının sorumluluğu- nun vatana ihanetle sınırlı algılandığı ve bu sınırlamanın başka istisna- ları da içerecek şekilde genişletilmesine çalışıldığı sonucu çıkmaktadır. Bu Anayasa’da Cumhurbaşkanı için dokunulmazlık korumasına ihti- yaç duyulmaması da bu algılamayı destekler niteliktedir. Konuyu düzenleyen 1982 Anayasası Teklifi’nin 105. maddesinin Danışma Meclisi tarafından hazırlanan gerekçesinde “…Devlet Başka- nının görevi sırasında TBMM önünde vatan hainliği dışında herhangi bir so- rumluluğu yoktur… Cumhurbaşkanının sorumluluğu, vatan hainliği dola- yısıyladır; eski metinde bir değişiklik yoktur.” denilmiştir. Teklifin gerek- çesinde, Cumhurbaşkanının kişisel sorumluluğunun olup olmadığını açıklayıcı net ifadeler bulunmamakla birlikte, 1961 Anayasası’nda ge- çerli olan algının burada da devam ettiği düşünülebilir. 21 1961 ve 1982 anayasaları bakımından, Cumhurbaşkanının kişisel suçlardan sorumlu olduğuna dair açık bir hüküm yoksa da, hukuk- çular tarafından büyük çoğunlukla kişisel suçlardan sorumlu oldu- ğu kabul edilmektedir. Yukarıdaki analizimizi de dikkate aldığımız- da, tartışmaya son derece açık bu kabulün benimsenmesi durumunda, bu kez Cumhurbaşkanının dokunulmazlığının olup olmadığı sorunsa- lı karşımıza çıkmaktadır. Bazı yazarlara 22 göre Cumhurbaşkanının kişisel suçları için do- kunulmazlık, 1924 Anayasası’nda olduğu gibi meri Anayasa için de geçerli olmalıdır. Örneğin, Feyzioğlu’na göre Cumhurbaşkanı kişisel suçlardan dolayı sorumludur ancak dokunulmazlığa da sahiptir. Ta- bii ki bu dokunulmazlık görev süresiyle sınırlı ve nispi dokunulmaz- lıktır. Milletvekilliğine ilişkin kurallar uygulanmalıdır. O’na göre bu 19 “Madde 99.- Cumhurbaşkanı, vatan hainliğinden dolayı, Türkiye Büyük Millet Mecli- si üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az üçte ikisinin Meclislerin birleşik toplantısında vereceği kararla suçlandırılır”. 20 Öztürk, a. g. e., s. 2907-2918. 21 TC Anayasası Madde Gerekçeli, TBMM Yayını, Ankara, Ocak,2008,s. 195-196 22 Özbudun, a. g. e., s. 290. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009270 dokunulmazlığa ‘Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı’ denilmesi yerinde olacaktır. 23 Bu görüşler doktrinde tartışma yaratmıştır. Karşıt görüş sahipleri- ne göre, 1961 ve 1982 Anayasası Cumhurbaşkanının dokunulmazlığı- na ilişkin düzenlemeye gitmediğine göre, bu boşluğu, yorumla, kıyas yoluyla doldurmanın imkânı yoktur. 24 1961 Anayasası’nın 98. maddesi ve 1982 Anayasası’nın 105. maddesi, Cumhurbaşkanının sadece görev suçlarından sorumsuzluğunu düzenlemiştir. Bu düzenlemelerin kar- şıt anlamlarından çıkan sonuç, Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından sorumlu olduğudur. 25 Diğer yandan devletin başı ve birliğini temsil eden Cumhurbaş- kanının basit bir usulle kovuşturmaya tabi tutulabilir olması, muhake- me hukukundaki görev ve statü gereği tanınan istisnalara bakıldığın- da, Türk hukuk sisteminin mantığına pek de uygun düşmemektedir. En başta taşıdığı statü gereği basit bir memur bile soruşturma ve yargılama bakımından özel izin ve usullere tabidir. Üst düzey bazı görevleri icra edenlere bakıldığında, bu özel izin ve usullerin görev harici suçlar için de geçerli olduğu görülmektedir. Cumhurbaşkanının amiri olmadığına göre, O’nun genel soruşturma ve yargılama usul ve esaslarına tabi ol- duğu fikri kendi içinde bir çelişkiyi yansıtmaktadır. Belki, Anayasa’nın 102. maddesinin 2007 değişikliğinden önceki ilk halinde, Cumhurbaş- kanının TBMM tarafından seçildiğinden yola çıkarak, Cumhurbaşka- nının soruşturulmasının TBMM’nin iznine bağlı olduğu ileri sürülebi- lir ki; bunun anlamı Cumhurbaşkanının dokunulmazlığının kabulüdür. 23 Feyzioğlu, Metin, “Yasama Dokunulmazlığı”, AÜHFD, C. 42, Sayı 1-4, 1991-1992, s. 28 24 Gözübüyük, a. g. e., s. 230; aynı yönde görüş için bkz., Sevinç, Murat, Türkiye’de Milletvekillerinin Dokunulmazlıkları, Kırlangıç Yayınevi, Ankara, 2004, s. 130; 25 Dönmezer/Erman, cumhurbaşkanın kişisel suçlarından dolayı sorumluluğunu kabul etmekle beraber, yargılanma prosedürünün vatana ihanet halinin kovuş­ turulmasındaki esaslara göre olması gerektiğini ileri sürmüştür. Çünkü O’na göre her isteyenin dava açabilmesini düşünmek uygun düşmez. Dönmezer/Er- man, 1924 Anayasası’ndan farklı olarak 1982 ve 1961 anayasalarında bu hükme yer verilmemesinin sebebini, Anayasa koyucunun bu makama duyduğu saygıda aranması gerektiğini belirtmiştir. Anayasaya böyle bir hüküm koymak, nezaket kurallarına uygun sayılmamıştır. Uygulamada gerçekleşmesi pek uzak bir ihtimal yüzünden anayasaya hüküm koymak, cumhurbaşkanı makamına karşı gösterilm- esi gereken saygıyla bağdaşır sayılmamıştır. Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir, Naz- arî ve Tatbiki Ceza Hukuku, Beta Basımevi,12. B., C. I, İstanbul, 1997, s. 262. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009271 Hiç şüphesiz ki 1924 Anayasası’ndan farklı olarak, 1961 ve 1982 anayasalarında Cumhurbaşkanı için dokunulmazlığın öngörülmeme- si, kişisel suçların işlenme ihtimalinin pek mümkün görülmemesi ve bu makamın saygınlığıyla böyle bir ithamın bağdaştırılamamasıdır. Kaldı ki Cumhurbaşkanının dokunulmazlığına lâfzî olarak yer verme- yen 1961 Anayasası’na 26 göre, görev süresi biten Cumhurbaşkanı, yaş tahdidiyle bağlı olmaksızın tabii senatör olarak TBMM üyesi statüsü- nü kazanmakta ve dokunulmazlıktan yararlanmaktadır. Dolayısıyla görev niteliği bakımından daha alt ve daha pasif bir görevdeyken ya- şam boyu tanınan dokunulmazlığın; bu dokunulmazlığın müsebbibi sayılabilecek daha üst bir görevin icrası sırasında olmadığını kabul et- mek diğer bir çelişkiyi yansıtacaktır. Benzer çıkarımları, 1982 Anayasası içinde yapmak mümkündür. 1982 Anayasası’nın diğer anayasalara göre ayırıcı en temel özelliği, Devlet yapısı içinde yürütmenin başı sıfatıyla Cumhurbaşkanlığı ma- kamının güçlendirilmesidir. Dolayısıyla anayasanın hazırlanmasında ki temel yaklaşım ve felsefe, Cumhurbaşkanının dokunulmazlığının olması olgusunu destekler mahiyettedir. Anayasa’nın 106. maddesinde 27 Cumhurbaşkanına vekillik etme görevi Meclis başkanına verilmiştir. Meclis Başkanı vekâlet görevi sı- rasında aslın bütün yetkilerine haizdir ve milletvekili sıfatıyla doku- nulmazlığa da sahiptir. Bu maddeyi dikkate aldığımızda, Cumhurbaş- kanının dokunulmazlığının olmadığını ileri sürmek, vekilde olan bir hakkın asılda olmadığını ileri sürmek anlamına gelecektir. 26 “Madde 70- (1)Cumhuriyet Senatosu, genel oyla seçilen yüz elli üye ile Cumhurbaşkanın- ca seçilen on beş üyeden kuruludur. (2)13 Aralık 1960 tarihli ve 157 sayılı Kanunun altın- da adları bulunan Millî Birlik Komitesi Başkanı ve üyeleri ile eski Cumhurbaşkanları, yaş kaydı gözetilmeksizin, Cumhuriyet Senatosunun tabiî üyesidirler. Tabiî üyeler, Cumhuri- yet Senatosunun diğer üyelerinin tâbi oldukları hükümlere tâbidirler. Ancak, haklarında, bu Anayasanın 73’üncü maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkraları ve 10’uncu geçici maddesinin 1’inci fıkrası hükümleri uygulanmaz. Tabiî üye olarak Cumhuriyet Senatosuna katıldıktan sonra bir siyasî partiye girenlerin tabiî üyelik sıfatı, partiye girişlerinden sonraki ilk Cum- huriyet Senatosu üyeliği seçimi tarihinde sona erer.” 27 “Madde -106 Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması halinde de yenisi seçilinceye kadar, Tür- kiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder ve Cumhurbaşkanı- na ait yetkileri kullanır.” Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009272 Anayasa’nın Cumhurbaşkanının sorumluluğunu düzenleyen 105/3. maddesine göre Cumhurbaşkanına vatana ihanet gibi ağır bir ithamda bile bulunabilmek, TBMM’nin nitelikli teklif ve kabul çoğun- luğuna bağlanmıştır. Dolayısıyla maddenin özünden, vatan hainliğine nispeten daha hafif ithamların hayli hayli bu prosedüre tabi tutulması gerektiği yönünde bir sonuç çıkmaktadır. Yine, mer’i Anayasa’nın Geçici 2. maddesiyle Milli Güvenlik Kon- seyi üyelerinin, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Üyesi sıfatıyla dokunul- mazlık korumasına alındığı düşünüldüğünde, bu konseyin başı sıfa- tıyla Cumhurbaşkanının dokunulmazlığının olmadığını kabul etmek, anayasa koyucuların yaklaşımlarıyla pek de bağdaşmamaktadır. Bütün bu değerlendirmeler ışığında, Anayasa Koyucunun bilerek bıraktığı bu boşluğun, yasal düzenleme veya yargı içtihatlarıyla dol- durulması çözülmesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Mer’i metinler çerçevesinde konuya bakılırsa, metinlerin salt lâfzî yo- rumu ile tarihsel, mantıksal ve sistematik yorumu sonucunda farklı so- nuçlara ulaşılması mümkündür. Şüphesiz ki metinlerin yorumlanma- sı adına öğreti ve yasama organı tarafından çeşitli değerlendirmelerle katkı sağlanabilir. Ancak şu anki meri uygulamaya göre yasama metin- lerinin yorumunda son sözü söyleme yetkisi yargı organlarındadır. Şu- rası bir gerçektir ki Cumhurbaşkanının kişisel bir suçlamayla karşı kar- şıya kalması siyasi, ekonomik ve devlet itibarı yönüyle çok yönlü etki- leri ve sonuçları olabilecek bir meseledir. Dolayısıyla meselenin yoru- mu bir mahkemenin nitelemesine bırakılamayacak kadar da önem arz etmektedir. Bu da bize TBMM’nin yasal düzenleme veya (1924 Anaya- sası döneminde geçerli olan) yorum kararı şeklinde inisiyatif üretmesi- nin tartışmaya açılmasının gerekliliğini göstermektedir. 28 3. Yasama Dokunulmazlığının Suç Fiilleri Bakımından Kapsamı Milletvekilinin yasama göreviyle ilgili oy, söz veya düşünce açık- laması fiilleri, sorumsuzluk kapsamına girmektedir. Oy, söz veya dü- 28 Teşkilatı Esasi Kanunu’nun 26. maddesinde Meclis’in yetkileri arasında be- lirtilen kanunların yorumlanması diğer anayasalarda TBMM’ye görev olarak verilmemiştir. Dolayısıyla TBMM’nin kanunları yorumlayabilmesi için anasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009273 şünce açıklaması dışında kalan fiiller, yasama sorumsuzluğundan yararlanmazlar. 29 Dokunulmazlık ise milletvekilinin yasama göreviyle ilgili olmayan fiillerini himaye eder. Dokunulmazlık kapsamına giren cezalandırılabilecek fiiller açısından, Almanya gibi bazı ülkeler hiçbir ayırım yapmadan bütün suçları dokunulmazlığın kapsamına almışlar, Fransa gibi bazı ülkeler kabahatler gibi hafif suçları dokunulmazlığın kapsamından çıkarmışlar, yine Portekiz gibi bazı ülkeler ise ağır suçla- rı dokunulmazlık kapsamı dışında tutmuşlardır. 30 Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, İngiltere, İrlanda ve Kanada’da yasama dokunulmazlığının istisnaları yoktur. Ancak hatır- latalım ki, bu ülkelerde yasama dokunulmazlığı sadece hukukî alan- da tanınmıştır; parlamento üyeleri hukukî takiplere karşı korunmak- tadır. Dolayısıyla parlamento üyelerinin, zaten suç teşkil eden fiille- ri bakımından kendilerine tanınmış herhangi bir dokunulmazlığı yok- tur. Yasama dokunulmazlığını cezaî alanda tanıyan ülkelerin hepsin- de (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İs- panya, İsveç, İsviçre, İsrail, İtalya, İzlanda, Japonya, Lüksemburg, Norveç, Portekiz ve Yunanistan) yasama dokunulmazlığının bazı is- tisnaları  vardır. 31 Bu istisnalardan en yaygını suçüstü halidir. Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, İspanya, İsveç, İsviçre, İsrail, İtalya, İzlan- da, Japonya, Lüksemburg, Norveç, Portekiz ve Yunanistan’da suçüstü hali yasama dokunulmazlığının istisnası durumundadır. Lüksemburg 29 Laferriere, Julien, Manuel de droit constitutionnel, 2. Baskı, Paris, 1947, s. 711; Örneğin yasama çalışmaları sırasında, bir parlamento üyesi, diğer bir parlamento üyesini veya bir görevliyi döver, yaralar veya öldürürse, burada yasama sorumsuzluğu yoktur. Buna karşılık yapılan eylem, oy, söz ve düşünce açıklaması şeklinde ise içeriği ne olursa olsun yasama sorumsuzluğu kapsamına girer. Örneğin hakaret ve sövme fiilleri de meclis çalışmaları sırasında işlenmek şartıyla kural olarak yas- ama sorumsuzluğu kapsamındadır. Gözler, Kemal, “Yasama Dokunulmazlığı: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi”,  Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. 56, No. 3, Temmuz-Eylül 2001, www.anayasa.gen.tr/ doku- nulmazlik.htm, E.T.10.10.2004; Zira hakaret ve sövme de sözle yapılan bir fiildir. Şüphesiz bir ülkenin anayasası küfür fiillerini, yasama sorumsuzluğunun kapsamı dışında kalmasını öngörebilir. Yasama sorumsuzluğu oy, söz veya düşünce açıklamasının “yasama çalışmaları” sırasında yapılmış olması şartıyla parlamento üyelerine tam, mutlak bir koruma sağlar. Dönmezer/Erman, a. g. e., s. 251. 30 Kıratlı, Metin, Parlamenter Muafiyetler -Bizde ve Yabancı Memleketlerde-, Sevinç Matbaası, 1961, s. 83. 31 Gözler, “Yasama…”, s. 91. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009274 (ağır cezayı gerektiren) ve Portekiz (en az üç yıl cezayı gerektiren suç) Anayasalarına göre, suçüstü halinde yakalanan meclis üyesinin işledi- ği suçun belirli bir ağırlıkta olması gerekmektedir. Finlandiya (en az altı aydan fazla hapis cezası gerektiren suç) ve İsveç’te (suçun minimum cezasının iki yıl hapisten fazla olması gere- kir) ise sadece belirli bir miktardan fazla hapis cezası gerektiren bir su- çun işlenmesi durumunda, yasama dokunulmazlığı işlememektedir. İsviçre’de sadece kaçma şüphesi altında bulunma, dokunulmazlı- ğın istisnasını teşkil etmekte ve parlamento üyesi bu durumda tutuk- lanabilmektedir. İsveç Anayasasına göre ise parlamento üyesinin, suçunu itiraf etti- ği durumlarda yasama dokunulmazlığı işlememektedir, 1958 Fransız Anayasası’na (m. 26/2) ve 1947 İtalyan Anayasası’na (m. 68) göre, kesin hükümle mahkûmiyet halinde yasama doku- nulmazlığı işlemez. Yani bu durumda infaz engeli dokunulmazlık işlememektedir. 32 1982 Anayasası’nın 83/2. maddesinde “… Seçimden önce veya son- ra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili…” denilmek suretiyle suç grupları arasında bir ayırım yapılmamıştır. 33 Doktrinde kimi yazarlar, dokunulmazlığın amacının milletveki- linin uzun süreli ve keyfi alıkoymalara karşı korunması olduğundan bahisle, mülga TCK’da geçerli olan kabahat suçlarının dokunulmaz- lık kapsamına girmesini eleştirmiştir. Bu eleştirilere karşılık, Özgen, dokunulmazlığın amacının, üyenin Meclis çalışmalarına katılımının uzun sürelerle engellenmesini önleme olmayıp, aynı zamanda kısa sü- reli de olsa hapis tehditli suç isnatlarıyla, üye üzerinde kurulacak ma- nevi baskının kullanacağı oylara etkisini de ortadan kaldırmak oldu- ğunu belirtmiştir. Yazara göre, kısa süreli de olsa üyenin Meclis çalış- malarına katılamaması bazen çok önemli bir yasama görevini yerine getirmeyi engeller. Kaldı ki, kabahat fiilleri için mülga TCK’nın 21. 34 32 A. g. e., s. 91. 33 Konuya ilişkin, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarının düzenlemelerinin, karşılaştırılması ve eleştirisi hakkında “Kurumun Türkiye’deki Tarihi Gelişimi” bölümüne bakınız. 34 5237 sayılı TCK’da suçlara yani cürüm-kabahate göre ceza ayırımı terkedilmiş ve cezalar hapis cezaları ve adli para cezaları olarak ikiye ayrılmıştır. (TCK m. 45) Ha- pis cezaları ise “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”, “müebbet hapis cezası”, “süreli ha- makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009275 maddesinde öngörülen hafif hapis süreleri, 1 günden 2 yıla kadardır ve uzun süreyle milletvekilinin yasama görevinden alıkonulması so- nucunu doğurabilirler. Bu nedenlerle dokunulmazlık, kabahatlerden dolayı da yasama görevinin yerine getirilmesini engelleyecek ve baskı oluşturacak kovuşturma yapılmasını engeller. 35 Günümüzde ceza ko- vuşturmalarının (özellikle kabahat suçlarında) yıllar aldığı düşünül- düğünde, Özgen’in görüşlerine katılmamak mümkün değildir. Tabii yaptığımız bu analiz, 5237 sayılı yeni Ceza Kanunu’yla kabahat-cürüm ayrımına son verildiği ve kabahat fiillerinin suç olmaktan çıkarılıp, Ka- bahatler Kanunu’yla idarî işlem konusu yapılması nedeniyle, sadece mülga Ceza Kanunu uygulamaları için geçerli olacaktır. 1982 Anayasası’nda, dokunulmazlığın kapsamı bakımından kaba- hatlerle, cürümler arasında bir ayırım yapılmadıysa da, madde 83/3’te “… Ağır cezayı gerektiren suçüstü ve seçimden önce soruşturulmasına baş- lanmış olmak kaydıyla, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır…” denilmek suretiyle, bazı fiiller dokunulmazlık kapsamın- dan çıkarılmıştır. Anayasada belirtilen dokunulmazlığın istisnası fiiller dışındaki – bağlantılı olsa bile– 36 başka suç fiilleri hakkında, soruşturma ve kovuş- turma muhakeme engeli devam eder. Yargılama sürecinde suç fiili- nin vasfı değişir ve dokunulmazlığın istisnası özelliğini kaybederse, fiil dokunulmazlık kapsamı içerisinde olacağı için kovuşturma maka- mı “durma” kararı vermeli ve dokunulmazlık kapsamındaki herhangi bir muhakeme işlemini yapmamalıdır. 37 pis cezası” şeklinde üçe ayrılmıştır. (TCK m. 46) Ağırlaştırılmış müebbet hapis ce- zası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen sıkı gü- venlik rejimine göre çektirilir. (TCK m. 47) Müebbet hapis cezası ise hükümlünün hayatı boyunca devam eder. (TCK m. 48) Süreli hapis cezaları şu şekilde düzenlen- miştir: “Madde 49. - (1) Süreli hapis cezası, kanunda aksi belirtilmeyen hâllerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz. (2) Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa sü- reli hapis cezasıdır.” Yeni kanunda öngörülen kısa süreli hapis cezası, hafif hapis cezasıyla benzer niteliktedir. http://www.tbmm.gov.tr, E.T.,11.01.2005 35 Özgen, Eralp, “Yeni Anayasamız ve Milletvekili Dokunulmazlığı”, AÜHFD, C;18, S. 2, s. 250. 36 Kıratlı; “kovuşturulmasına izin verilen fiil ve vakıalara dayanan murtabıt suç için de ayrıca Meclisten yeni bir izin alınmasına lüzum yoktur” demektedir. A. g. e., s. 124. 37 Benzer görüş için bakınız; Feyzioğlu, Metin, “Yasama Dokunulmazlığı Üzerine Düşünceler”, http://hukuk.ankara.edu.tr/yazi , E.T.15.8.2004, s. 9. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009276 Anayasa’nın mevcut düzenlemesine göre yasama dokunulmazlı- ğının Meclis kararıyla kalkması kural, kendiliğinden kalkması ise is- tisnadır. İstisnai hükümler yorum yoluyla genişletilemeyeceğinden, Anayasa’da belirtilen durumlara yenileri eklenemez. 38 Şimdi dokunulmazlığın suçlar itibariyle istisnalarını teşkil eden bu durumları inceleyelim. 3.1. Ağır Cezayı Gerektiren Suçüstü Hali Ağır cezayı gerektiren suçüstü halinde fail, suç fiilini herkesin önünde işlemiştir. Failin suçluluğu kuşku ve tereddüde yer bırakma- yacak kadar açıktır. 39 Özbudun, ağır cezayı gerektiren suçüstü hali- nin dokunulmazlığın kapsamı dışında bırakılmasının sebebini, bu du- rumda isnadın ciddiliği konusunda, kuvvetli bir karinenin varlığına bağlamıştır. 40 Bu koşullarda faili dokunulmazlık hakkından yararlan- dırmak, dokunulmazlık ilkesinin amacıyla bağdaşmaz. Artık, asılsız, uydurma veya siyasi amaçlara dayalı suç isnat edildiği iddiası ortadan kalkmaktadır. Suç fiilini işlediği konusunda kimsenin kuşkusu olma- dığı bir kişi hakkında, parlamento üyesi olsa bile, takibat yapılmaması kamu vicdanını rahatsız eder; kamunun adalet duygularını ve kamuo- yunun tepkisine neden olur. Dolayısıyla kamu güvenliği ciddi tehlike- ye maruz kalır. 41 Suçüstü halinde, kamu yararı olmadığı için, dokunul- mazlığın kendiliğinden kalkacağı hükme bağlanmıştır. 42 Kunter, dokunulmazlığın istisnası olan suçüstü halinin tüm suçlar hakkında geçerli olmasının, kurumun amacı bakımından daha uygun olacağı görüşündedir. O’na göre istisnanın dar tutulması her şeye rağ- men suçluyu koruma anlamına gelir. Bu ise toplum değerlerinde gide- rilmesi güç yaralar açar. 43 38 Feyzioğlu, “Yasama…”, s. 39. 39 Arsel, a. g. e., s. 259. 40 Özbudun, a. g. e., s. 251. 41 Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), İstanbul, 1991, s. 379; Kıratlı, a. g. e., s. 100. 42 Gören, a. g. e., s. 215; Feyzioğlu, a. g. e., s. 41. 43 Kunter, “Milletvekili Dokunulmazlığı”, İleri Hukuk Dergisi, 1952, s. 4. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009277 Tahkikat konusu fiilinin nitelendirilmesi ise yargı yerinin takdi­ rindedir. 44 Dokunulmazlığın, Meclis kararı olmaksızın, kendiliğinden kalk- tığı bu istisnai durumun söz konusu olabilmesi için iki şartın birlik- te gerçekleşmesi gerekmektedir. Buna göre, milletvekili suçüstü halin- de yakalanmalı ve işlediği iddia edilen suç ağır cezayı gerektirmelidir. 3.2.1. Ağır Cezayı Gerektiren Suç Anayasa, sadece ağır cezalık suçları dokunulmazlığın kapsamı dı- şında tutmuştur. Bunun gerekçesi, anayasa koyucunun, milletvekilinin temsil görevini ağır cezayı gerektirmeyen suçlar nedeniyle, Meclis’in kontrolü dışında kendiliğinden kesintiye uğramasını istememesidir. 45 Anayasa’da “Ağır cezayı gerektiren suç” tabirinin tanımı yapılma- mıştır. Bu konuda mülga CMUK’taki ve diğer kanunlardaki tanımı esas kabul etmek, yürürlükteki pozitif hukuk bakımından yerinde ola- caktır. Mülga CMUK’nın 421. maddesinde ağır cezayı gerektiren suçlar belirtilmiştir. Maddeye göre, ağır hapis ve on seneden fazla hapis ce- zalarını gerektiren suçlar ağır cezalıktır. 5271 sayılı CMK sisteminde mahkemelerin görevleri –bu arada ağır cezayı gerektiren suçlar– ta- nımlanmamış; bütün mahkemelerin görevleri ‘5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yet- kileri Hakkında Kanunda’ ayrıca düzenlenmiştir. Söz konusu Kanun’un 12. maddesinde Ağır ceza mahkemesinin görevleri “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müeb- bet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir” şeklinde belirtilmiştir. 46 Buradaki ceza, ceza maddelerindeki yukarı haddeki cezadır. Buna göre birçok suç, örneğin TCK’da yer alan devletin şahsiyetine karşı suçların hemen hemen hepsi ağır cezalık suçlara girerler. Gözler, do- kunulmazlığın istisnası olan suçların bu kadar geniş tutulmasını eleş- 44 Gözübüyük, a. g. e., s. 178. 45 Feyzioğlu, “Yasama…”, s. 40. 46 Yeni TCK’da ölüm cezası ve ağır hapis cezası, ceza şekli olarak öngörülmemiş, cezalar hapis cezası ile adli para cezası olarak ikiye ayrılmıştır. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009278 tirmiş, bu durumun dokunulmazlık ilkesine ters düşeceğini belirtmiş- tir. O’na göre dokunulmazlık bir anayasa hukuku kurumudur ve “ağır cezalık suç” ibaresini ceza hukuku açısından değil, anayasa hukuku ba- kımından tanımlamak ve “adam öldürme suçu” olarak anlamak gere- kir. 47 Gözler’in bu önerisine katılmak mümkün değildir. Çünkü anaya- sada geçen ve tanımlanmamış kavramların, genel hükümlerdeki ta- nımlarının esas alınması, hukukta boşluk doldurma ve yorum yapma tekniğine ve kurallarına uygun olacaktır. Yasadaki tanımın anayasaya aykırılığı ileri sürülüyorsa, çözüm mercii AYM içtihadı olacaktır. Suçüstü halinde, milletvekilinin birden çok suç fiili birlikte ger- çekleşmişse, dokunulmazlığın bulunup bulunmadığı konusunda ka- rar verilirken, suç fiillerinin toplam cezasına değil, her bir fiilin cezası- na bakılmalıdır. 48 47 Gözler; Anayasa’da geçen “ağır cezalık suçüstü” ibaresinin ceza kanunları açısın- dan tanımlanması durumunda yasama dokunulmazlığı ilkesinin zedeleneceğini ileri sürmüştür. O’na göre, bu ibareyi ceza hukuku açısından değil, anayasa huku- ku açısından tanımlamak gerekir. Zira anayasa hukuku kavramları bağımsız kav- ramlardır. Ağır cezalık suçüstü hali yetkili makamlar tarafından, “suçüstü adam öl- dürme cürmü” olarak yorumlanmalıdır. Eğer Anayasa’da geçen kavramların ceza kanunlarına göre tanımlanması gerektiği görüşü kabul edilirse bundan “anayasa- nın üstünlüğü ilkesi” zarar görebilir. Zira ceza kanunları Meclisin salt çoğunluğu ile değiştirilebilen kanunlardır. İktidar, muhalefet milletvekillerinin yasama çalış- malarına katılmalarını engellemek için ceza kanunlarında değişiklik yaparak “ağır cezalık” halini, örneğin bir yıl hapis cezası gerektiren suçlar olarak tanımlarsa yasa- ma dokunulmazlığı kurumu anlamını büyük ölçüde yitirmiş olur. Bu nedenle Ana- yasada geçen “ağır cezalık suçüstü hali” ceza kanunlarına bakılarak tanımlanamaz. Gözler, Türk Anayasa Hukuku, s. 324; karşı yönde yani mülga CMUK’nın 421. mad- desindeki tanımın esas alınması yönündeki görüş için bakınız, Feyzioğlu, “Yasa- ma…”, s. 40; Erem, Faruk, Danışman, Ahmet, Artuk, Mehmet Emin, Türk Ceza Hu- kuku -Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 14. Baskı, 1997s. 177; Sevinç, ağır ceza gerektiren suçların çokluğunun ve özellikle bu suçların çoğunluğunun siya- si suçları kapsamasının, yasama dokunulmazlığının amacıyla ters olduğu görüşü- ne katılmış, ancak bu sorunun anayasal kavramların, olduğundan farklı yorumla- makla değil, buna ilişkin ağır cezalık suçların yapılacak yasal düzenlemelerle azal- tılmasıyla mümkün olduğunu belirtmiştir. A. g. e., s. 136. 48 Feyzioğlu, “…Düşünceler”, s. 10. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009279 3.2.2. Suçüstü Halinde Bulunma Dönmezer/Erman, istisnanın suçüstü haliyle (meşhut suç) sınır- lanmasının, dokunulmazlık kurumun sağlam tutulması bakımından yerinde olduğunu belirtmiştir. 49 Mülga CMUK’nın 127. maddesinde düzenlenen suçüstü hali (meş- hut suç), hemen hemen aynı içeriğiyle 5271 sayılı CMK’nın 2. madde- sinde, “işlenmekte olan suç; henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edile- rek yakalanan kişinin işlediği suç; fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suç” şeklinde ifade edilmiştir. Konu tamamıyla adli bir mesele olduğu için, ağır cezayı gerekti- ren suçüstü halinin bulunup bulunmadığına karar vermek yetkisi adli mercilere aittir. 50 Buna ilişkin bir örnek, 23 Mart 1989’da yaşanmıştır. Meclis’te çı- kan bir tartışma sonucunda, Milletvekili Mehmet Abdurrezzak Cey- lan diğer milletvekili İdris Arıkan’ın silahından çıkan kurşunla öldü- rülmüştür. Ateş eden Arıkan, 30.3.1989 tarihinde, ağır cezayı gerekti- ren suçüstü hali gerekçesiyle Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafın- dan tutuklanmış ve 7 Nisandaki duruşmanın ardından, Ankara Mer- kez Kapalı Cezaevi’ne gönderilmiştir. Arıkan’ın mahkemede “suçüs- tü” hükmüne göre işleyen yargılamasında “kasten adam öldürdüğü” ge- rekçesiyle TCK’nın 450. maddesi gereğince cezalandırılması istenmiş- tir. Mahkeme heyeti yaptığı incelemeler sonucunda, Arıkan’ın kas- ten adam öldürmediği sonucuna varmıştır. Mahkemeye göre Arıkan, TCK’nın 450. maddesinde belirtilen “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan” yargılanmalıdır. Mahkemenin bu ka- rarıyla, Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrasındaki “ağır cezayı gerek- tiren suçüstü hali” istisnasının koşullarından biri olan, ağır cezayı ge- rektirme koşulu uygulanamaz hale gelmiştir. Bunun üzerine, Arıkan, 4.4.1990 tarihinde tahliye edilerek, hakkındaki dava, üyelik sıfatının sona ermesine kadar durdurulmuştur. 51 49 Dönmezer/Erman, a. g. e., s. 274. 50 Kıratlı, a. g. e., s. 102. 51 Sevinç, a. g. e., s. 138. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009280 3.3. Anayasa’nın 14. Maddesinde Belirtilen Amaçları Gerçekleştirmek İçin İşlenen Suç Fiilleri 1982 Anayasası’yla Türk hukukuna giren 52 dokunulmazlığın 2. is- tisnası, Anayasa’nın 14. maddesiyle yasaklanmış amaçlar doğrultu- sunda suç fiillerinin işlenmesidir. 1982 Anayasası’nın 14. maddesi 53 şu şekilde düzenlenmiştir: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan hakla- rına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla ta- nınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilen- den daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunma- yı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müey- yideler, kanunla düzenlenir.” Anayasa’nın 14. maddesinde, bir suç tanımı yapılmış, bir suç ih- das edilmiş veya birtakım suçlar isimli olarak sayılmış değildir. 14. maddede birtakım kavramlar, ilkeler ve faaliyetler belirtilmiştir. 54 Anayasa’nın bu maddesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı için olmaz- sa olmaz unsurları ortaya koymaktadır. Anayasa koyucu, milletveki- linin, Türkiye Cumhuriyetinin varlığına kasteden bir suçu işlemekle suçlanmasına rağmen, dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etme- sini kamu yararına aykırı görmüştür. 55 52 Ayrıntılı bilgi için “Yasama Dokunulmazlığının Türkiye’deki Tarihi Gelişimi” bölümüne bakınız. 53 Anayasa’nın 14. maddesi 3.10.2001 gün ve 4709 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önce belirsiz ve düşünce özgürlüğüne aykırı bir çok yasak bulunmaktaydı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 17. maddesine uyumun amaçlandığı düzenlemeyle, bir çok yasak maddeden çıkarılıp, kötüye kullanım, faaliyet şeklinde çıkan fiiller için öngörülerek, maddenin kapsamı daraltılmıştır. Madde değiştirilmeden önce şu şekildedir: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve mil- letiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,Türk devletinin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımını yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz”. 54 Gözler, Türk…, s. 326. 55 Feyzioğlu, “Yasama…”, s. 43. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009281 Bu maddede belirtilen faaliyetler, doktrinde siyasi suçlar olarak adlandırılmaktadır. Mülga TCK’nın 125. ilâ 173. maddeleri arasında yer alan cürümler, yine 5237 sayılı TCK’nın da 299 ve devamı mad- delerindeki suçlar siyasal suçlardandır. Siyasal suçlar, TCK’nın dışın- da Askeri Ceza Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Seçimlerin Temel Hü- kümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun, Dernekler Kanunu, Sendikalar Kanunu gibi kanunlarda da düzenlenmiştir. 56 Gözler, dokunulmazlığın istisnası olarak atıf yapılan 14. madde- deki düzenleme şeklinin, ceza hukukundaki kanunilik ve kıyas yasa- ğı ilkeleriyle çeliştiğini ileri sürmektedir. Yazara göre, bu maddede ge- çen kavram ve ilkelerin birçoğu muğlaktır. Bu nedenle hangi suçun, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlarla ilgili olduğu, hangi suçun bu durumlarla ilgili olmadığı sorusu objektif olarak yanıtlanabilecek bir soru değildir. Ceza hukukunda kanunilik ve kıyas yasağı ilkele- ri geçerlidir. Suç türlerinin, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar- la ilgili olduğu yolunda, hangi yöntem kullanılarak bir saptama yapı- lırsa yapılsın, kanunilik ve kıyas yasağı ilkeleri kaçınılmaz olarak ihlal edilmiş olacaktır. 57 Yazarın kanunilik ve kıyas yasağına ilişkin tespitine katılmak mümkün değildir. Çünkü Anayasa’nın 14. maddesine aykırı bir duru- mu saptayanlar, salt saptadıkları duruma göre değil, o durumun ceza kanunundaki suç tipikliğinin varlığına göre muhakeme işlemlerine başvuracaktır. Eğer tespit edilen durum, ceza kanunlarında tipikliğe kavuşturulmamış ise ortada suç yoktur ve dokunulmazlığa da müda- hale edilmemelidir. İşte kanunlarda belirtilmeyen –söz konusu amaç- lara ters olsa bile– bir durum üzerine, yapılacak dokunulmazlık kapsa- mındaki bir müdahale kıyas yasağına ve kanunilik ilkesine ters düşen bir uygulama olacaktır. Ayrıca, Ekim 2001’de yapılan düzenlemeyle, maddenin kapsamı daraltılmış, muğlak ifadeler, eylemin faaliyet şek- linde olmasına bağlanarak, büyük ölçüde somutlaştırılmıştır. Anayasa’nın getirdiği bu yasaklamaların uygulanmasını sağlayan ceza maddelerinden mülga TCK’nın 141, 142 ve 163. maddeleri 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 23. maddesinin (a) bendiyle yü- 56 Siyasi suç kavramı analizi için bakınız, Sevinç, a. g. e., s. 144; Kanunlarda geçen siyasi suçlar için bakınız, Bayraktar, Köksal, Siyasal Suç, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1982, s. 106. 57 A. g. e., s. 326. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009282 rürlükten kaldırıldığından dolayı, Anayasa’nın 14. maddesi kapsam açısından daraltılmıştır. 58 Kanuniliğe ilişkin yaptığımız bu çıkarıma karşın, Gözler’in 14. maddenin muğlaklığına ilişkin tespitine katılmamak mümkün değil- dir. Anayasa Koyucu hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsa- mına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmamış, bunun kapsamı- nın belirlenmesini yargı içtihatlarına bırakmıştır. Milletvekili üzerinde yapılacak kovuşturmaya yönelik tasarrufların başta siyasi ve toplum- sal olmak üzere pek çok etki ve sonuçlarının olabileceği düşünüldü- ğünde, meselenin bir mahkemenin yorumuna bırakılamayacak kadar önem taşıdığı ortadadır. Dolayısıyla maddenin kapsamının yasal dü- zenlemeyle somutlaştırılması ve sınırlanması bir gereklilik olarak kar- şımıza çıkmaktadır. Anayasa’nın 14. maddesindeki yasaklanmış amaçlar dahilinde fa- aliyet gösterip, ceza kanunlarının suç saydığı fiillerden birini işleyen- ler hakkında yapılacak takibat, Anayasa’nın 83/2. maddesi gereği, bu fiilin “seçimden önce işlenmiş ve soruşturmasına seçimden önce başlanmış olması” koşuluyla mümkündür. Yani, bu koşulların olması durumun- da milletvekili hakkında, seçilmeden önce başlanmış olan takibat, mil- letvekili seçildikten sonra da devam edebilecektir. 59 İddia edilen suçun soruşturmasına seçimden önce başlanmış olması şartı, isnadın ciddili- ğini sağlamak içindir. 60 Bu koşulların gerçekleşmesi durumunda, mil- letvekiline karşı dokunulmazlık kapsamındaki (tutuklama, tutulma, sorguya çekilme ve yargılama) muhakeme işlemleri, Meclisin doku- nulmazlığın kaldırılmasına ilişkin bir kararı olmadan yapılabilecektir. Örnek olay 23. Dönem içerisinde yaşanmıştır. Bağımsız İstanbul Milletvekili olarak seçilip daha sonra DTP’ye geçen Sebahat Tuncel’in bölücü terör örgütü olduğu suçlamasıyla yargılandığı ve 15 yıla kadar hapsi istenen davada mahkeme, milletvekilinin yargılanmasının deva- mına karar vermiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Tuncel hak- kındaki soruşturmanın seçimlerden önce başladığı, kamu davasının da milletvekili seçilmesinden önce açıldığını vurgulayarak, davalının yar- gılamanın durdurulması yönlü taleplerinin reddine karar vermiştir. 58 Dönmezer/Erman, a. g. e., C. 1, s. 274. 59 Dönmezer/Erman, a. g. e., C. 1, s. 274. 60 Feyzioğlu, “Yasama…”, s. 43. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009283 Özbudun, ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin, dokunulmazlığın kapsamı dışında bırakılmasının sebebini, bu durumda isnadın ciddili- ği hakkında kuvvetli bir karinenin olmasına bağlarken, Anayasa’nın 14. maddesinde zikredilen suçların da dokunulmazlıktan istisna tu- tulmuş olmasını, dokunulmazlık müessesesinin mahiyetiyle bağdaş- tıramamaktadır. Çünkü isnat edilen suçun ağırlığı, mutlaka isnadın ciddiyetini gerektirmez. 61 Anayasa koyucu bu sakıncayı önlemek için soruşturmanın seçimden önce başlamasını şart koşmuştur. Yalnız bu şart yeterince güvence sağlamamaktadır. Çünkü kişinin milletvekili seçileceğinin önceden tahmin edilebildiği günümüzde, siyasi saikler- le hareket eden veya bu saiklerle hareket edenlerce (özellikle iktidar partilerince) yanıltılan soruşturma organının, söz konusu şartın yeri- ne getirilmesini sağlaması suretiyle, maddedeki güvencenin aşılması mümkündür. 62 Burada bir şart olarak belirtilen “seçimden önce başlanan soruştur- manın” ne zaman başlamış sayılacağı da önemli bir sorundur. Bilindi- ği gibi, hazırlık soruşturması gizlidir ve çalışmalarının bir kısmı araş- tırma niteliğindedir, resmiyet kazanmamıştır. Bu şartın gerçekleştiği- ni varsaymak için bazı somut faaliyetler yapılması gerekir. Yoksa mil- letvekili hakkında seçimden önce başlanmış bir soruşturma olmadığı halde, seçimlerden sonra –önceden soruşturmaya başlanmıştı şeklin- de– madde düzenlemesinin amacına aykırı olan iddialarla karşılaşıla- bilecektir. Feyzioğlu, soruşturmanın başlangıcını “isnadın resmileştiği an” ola- rak kabul etmektedir. İsnadın resmileştiği anı da, sanık sıfatının ka- zanıldığı an olarak tanımlamakta ve sanık sıfatının kazanılmasını da şüpheli hakkında sulh hakimliğince, sorgulama veya tutuklama işlem- 61 Özbudun, a. g. e., s. 251. 62 Feyzioğlu, “…Düşünceler”, s. 12; Aynı yönde görüş sahibi, Gözler’de, kurumun mantığından ve amacından yola çıkarak bu düzenlemeyi eleştirmiştir.Yazar konuyla ilgili, “Hangi suç türlerinin Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlarla ilgili olduğu saptanabilse bile böyle bir istisnanın öngörülmüş olmasını yasama dokunulmazlığı kurumunun mantığıyla bağdaştırmak mümkün değildir. Yasama dokunulmazlığı millet- vekillerinin suç iddialarıyla rahatsız edilmemesini amaçlamaktadır. Bu isnadın ciddiliği nedeniyle ağırcezalık suçüstü hali istisna getirilmiştir. Oysa Anayasanın 14 üncü mad- desindeki durumlarla ilgili suçlarda isnadın ciddiliği aranmamaktadır. Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlarla ilgili olduğu düşünülen bir suçtan dolayı milletvekilleri yasama çalışmalarından alıkonabilecektir.” demiştir. A. g. e., s. 326. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009284 lerinin yapılmasına bağlamaktadır. 63 Kanımca, Anayasa’nın 83/3. maddesinde belirtilen bu şartı, da- raltıcı yorumla sulh hakimince yapılan işlemlerle sınırlamak, madde- nin lafzî yorumuna aykırı olacaktır. Maddede “…seçimden önce soruş- turulmasına başlanmış” denilmekle, şartın gerçekleşmesi için soruştur- ma sırasında belli işlemlerin varlığı aranmamıştır. Burada, soruştur- manın seçimden önce yapıldığını ve devam ettiğini gösteren vakıala- rın ve delillerin varlığı yeterli sayılmalıdır. Bu çerçevede söz konusu kişi hakkında soruşturma yapıldığını gösteren ifade alma, şüphelinin tutuklanmasını veya sorgulanmasını isteme, 64 arama, el koyma, de- lilleri araştırma ve muhafaza etme işlemleri gibi savcılıkça soruştur- ma yapıldığını gösteren ve somut olarak ispatlanabilen olguların ve iş- lemlerin varlığını, soruşturmanın varlığı bakımından yeterli saymak, Anayasa’nın lafzi ve sistematik yorumu bakımından doğru olacaktır. 3.4. Yetkili Makamın İstisnai Durumu TBMM’ye Bildirme Zorunluluğu Anayasa, istisnai durumun varlığı halinde, yetkili makama, doğ- rudan doğruya durumu TBMM’ye bildirme ödevi yüklemektedir. Bil- dirim ödevinin sebebini, Feyzioğlu, TBMM’nin, üyesinin neden top- lantılara katılmadığını öğrenmesindeki menfaatinin varlığıdır, şeklin- de açıklamıştır. 65 Bu bildirimin yapılmamasının, istisnai hallerin var- lığında, dokunulmazlığın kalkmasında kurucu etkisi yoktur. Bildiri- min yapılmaması, sadece yetkili makamın görevini yapmaması; yani, görevini ihmal etmesi anlamına gelecek eğer unsurları varsa görevi ihmal suçu oluşacaktır. 66 Madde, muhakeme işlemlerini yapan maka- mın, hemen ve doğrudan doğruya durumu TBMM’ye aktarmasını ön- 63 A. g. e., s. 44 . 64 Toroslu, şüphelinin sanık olması için, resmi olarak suç isnadını içeren işlemin var- lığını aramış, savcının sulh ceza yargıcından şüphelinin tutuklanmasını veya sor- guya çekilmesini talep etmesini, nihai olarak da şüpheli hakkında dava açılmasını, sanıklık sıfatının kazanılması için yeterli görmüştür. Toroslu, Nevzat, Ceza Muha- kemesi Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara, 1999, s. 121. 65 Teziç, bu düzenleme biçiminin, kovuşturmanın Meclis iznine tabi olduğunu akla getirebileceğini, ancak bu halde dokunulmazlık kendiliğinden kalktığı için mil- letvekilinin re’sen kovuşturulabileceğini ve dokunulmazlık kapsamındaki mu- hakeme işlemlerinin yapılabileceğini belirtmiştir. a. g. e., s. 379. 66 Feyzioğlu, “Yasama…”, s. 39. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009285 görmektedir. Kanımca, dokunulmazlığın kaldırılması talebinde oldu- ğu gibi Adalet Bakanlığını ve Başbakanlığı aracı olarak kullanmaya lü- zum olmadığı gibi aksi tutum düzenlemenin amacına da ters düşecek- tir. Adalet Bakanlığı’nın da bu doğrultuda genelge yayımladığı uygu- lamada görülmektedir. 67 Teamül şeklindeki uygulamayla, söz konusu bildirimin Mec- lis Bakanlığı’nca bilgi edinilmesiyle yetinilmemekte, ayrıca Genel Kurul’un bilgisine de sunulmaktadır. 68 Bu şekilde temsil yetkisi olan Başkanın yanı sıra asli organın da bilgi edinmesi sağlanmaktadır. 3.5. İstisna Durumlarının Bulunması Halinde Meclisin Tahkikatı Erteleyip Erteleyemeyeceği Sorunu Teziç’e göre, yetkili makam tarafından TBMM’ye bildirim ya- pılmasına dair Anayasa hükmü, Meclis’in söz konusu milletveki- li hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı erteleyebileceği anlamına gelmektedir. 69 Kıratlı da, 1924 ve 1961 anayasaları çerçevesinde yaptığı incelemede “(Anayasa’da) Meclis’in, suçüstü kovuşturmasını durdurabile- ceğine dair açık bir hüküm yoksa da, bu maddelerin genel anlamından, Mec- lisin böyle bir yetkisinin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Zira aynı madde- ler, kesinleşmiş cezaî bir hükmün infazını bile otomatikman milletvekilliğinin sonuna talik ettiğine göre, kovuşturmaları talik etmek Meclis için çok daha mümkün olmalıdır” demiştir. 70 67 Adalet Bakanlığının 20.1.2006 tarihli ve 100 sayılı genelgesinde savcılara istisnai durumun varlığı halinde keyfiyetin en süratli şekilde doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Adalet Bakanlığına bildirilmesi ve gereksiz yazışmalardan kaçınılması istenmiştir. www.cigm.adalet.gov.tr E.T 20.5.2006. 68 TBMM Genel Kurul Tutanağı, 23. Dö. 2.YY, 43.B., T.27.12.2007, s. 12-13; /www. tbmm.gov.tr 69 Teziç’e Meclis’in bu takdir yetkisini kullanmasının sebebini, çok zayıf bir ihtimal de olsa suçüstü halinde, bir siyasi komplonun bulunup bulunmadığının incelem- esi için olabileceğini belirtmiştir. A. g. e., s. 380; aynı yönde görüş için bkz. Dönme- zer/Erman, C. 1, s. 274; Gözübüyük’te konunun tartışmasına girmeden, Meclis’in isterse milletvekilinin tutukluluğunun ve kovuşturulmasının ertelenmesi kararı alabileceğini belirtmiştir. A. g. e., s. 176 . 70 Ancak Kıratlı, mevcut anayasa düzenlemesinin bu yönde olmasına karşın “müşterek hukuka istisna teşkil eden bütün hükümler dar bir şekilde uygulanmalıdır” ge- rekçesiyle, Anayasa tarafından Meclise böyle bir yetkinin verilmesinin yanlış olduğunu ileri sürmektedir. Kıratlı, a. g. e., s. 102. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009286 Bize göre, maddede istisna olarak sayılan bu hallerde, Meclisin, bir karar almak suretiyle, milletvekilinin dokunulmazlığının varlı- ğını tanıma yetkisi yoktur. Çünkü Feyzioğlu’nun da belirttiği gibi, Anayasa’nın 6. maddesinin “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anaya- sadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” şeklindeki hükmü uyarın- ca, Meclisin, kaynağını Anayasa’dan almayan erteleme yetkisine sahip olduğu fikri savunulamaz. Anayasa’da, bildirim üzerine Meclis’in bir karar almak suretiyle milletvekiline yeniden dokunulmazlık tanıyabi- leceğine, böylece soruşturma ya da kovuşturmayı erteleyebileceğine dair bir hüküm yer almamaktadır. 71 Ayrıca, Anayasa’nın 138. maddesinde, yasamanın yargıya müda- halesi kesin olarak yasaklanmıştır. Maddede, her ne kadar, yargı yet- kisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat ve- rilemeyeceğinden, genelge gönderilemeyeceğinden, tavsiye ve telkin- de bulunulamayacağından söz edilse de, bu yasak, adli faaliyetin bü- tününü kapsamakta olup, yasama organının, savcılığın yürüttüğü bir soruşturma veya kovuşturmayı durdurmak ya da ertelemek gibi bir yetkisinden söz edilemez. Ceza mahkumiyetinin infazının, bir anaya- sa hükmünün doğrudan doğruya uygulanması nedeniyle milletve- killiği sıfatının sona ermesine, ertelenmesi, yasamanın yargıya müda- halesi anlamına elbette gelmeyecektir. Ancak, Meclis’in, başlamış bir kovuşturmayı ertelemesi, kuşkusuz, yargıya bir müdahale olacaktır. Dolayısıyla, ceza mahkûmiyetinin infazının dahi ertelendiği bir hal- de, Meclisin kovuşturmaları erteleme yetkisi öncelikle vardır demek doğru değildir; mahkumiyetin infazını erteleyen Meclis değil, doğru- dan doğruya Anayasa’nın ilgili hükmüdür. Başka bir ifadeyle, Mecli- sin, mahkûmiyetin infazını erteleme yetkisi yoktur ki, soruşturma ve kovuşturmayı erteleme yetkisinin öncelikle olduğu tartışılsın. 72 İnceleme konusu ülkelerden Almanya, Avusturya, Belçika, Fran- sa ve Japonya’da, meclislerin, yasama dokunulmazlığı kapsamı dışın- da tutuklanmış üyelerinin tutukluluğunu veya üyeleri hakkında yapı- lan kovuşturmayı erteleme yetkisi bulunmaktadır. 73 71 Aynı yönde görüş için bkz., Feyzioğlu, “…Düşünceler”, s. 11. 72 A. g. e., s. 12. 73 Belçika’daki sistem ilginçtir. 1994 Belçika Anayasasına göre Belçika’da Parlamento üyelerinin istinaf mahkemesi başkanının kararıyla tutuklanabilmesi mümkündür. Keza Belçika’da Parlamento üyelerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmadan makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009287 4. Yasama Dokunulmazlığının Süre Bakımından Kapsamı Yasama fonksiyonunun etki ve baskı olmadan yerine getirilmesini sağlayan yasama dokunulmazlığı, sorumsuzluk gibi sürekli değildir. Milletvekili, sadece dokunulmazlığın mevcut olduğu zaman dilimin- de, dokunulmazlığın sağladığı ayrıcalıklardan yararlanır. Dokunul- mazlığın ortadan kalkmasıyla bu ayrıcalıklar da ortadan kalkar. Örne- ğin, görev süresi içinde dokunulmazlık nedeniyle yapılamayan tutuk- lama, zorla getirme gibi muhakeme işlemleri, görev süresinin bitimin- den sonra yapılabilir. Dokunulmazlık nedeniyle yapılamayan tahkikat ve infaz işlemle- rinin ne kadar bir süre için erteleneceğinin belirlenmesi, tatil ve ara verme sırasında dokunulmazlığın varlığının belirlenmesi, dokunul- mazlığın süre bakımından kapsamını gösterir. Bu sürenin kapsamı hu- susunda başlıca iki sistem vardır: Birinci sistem, dokunulmazlık süresini sınırlamakta, sadece içtima (toplantı) sırasında dokunulmazlığın varlığını kabul etmektedir. Bu sisteme göre dokunulmazlık müessesesinin amacı, parlamento üyesi- nin yasama görevini yerine getirmesine engel olunmasını bertaraf et- mektir. Toplantı dışında parlamento üyesi böyle bir görevde bulun- madığı için, bu esnada müşterek hukukun işlemesine engel olunma- ya lüzum yoktur. 74 Bu anlayışa uygun olarak, Amerika Birleşik Devletleri, Avust- ralya, Belçika, İngiltere, İrlanda, İsviçre, İzlanda, Japonya, Kana- da ve Lüksemburg’ta dokunulmazlık toplantı dönemiyle sınırlı tutulmuştur. 75 İngiltere’de parlamento üyelerinin bu haktan yararlan- ma süresi Avam Kamarası toplantılarının 40 gün önce ve sonrasıyla sı- nırlanmıştır. Amerikan hukukunda, Senato ve Temsilciler Meclisi üye- leri, toplantı süresi boyunca ve toplantılara katılmak için gerekli geliş- gidiş zamanları müddetince, dokunulmazlık hakkından yararlanırlar. haklarında kovuşturma açılması da mümkündür. Bununla birlikte Parlamen- to üyesinin istemesi durumunda, ait olduğu meclis, kovuşturmanın askıya alınmasına karar verebilir. İlgili meclis bu konudaki kararını kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla alabilir. Meclis, üyesinin tutukluluğu veya bir mahkeme tarafından yargılanması askıya alınmasına da karar verebilir. Gözler, “Yasama…”, s. 79. 74 Kıratlı, a. g. e., s. 91-92. 75 Gözler, “Yasama…”, s. 90. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009288 Toplantılara katılmak için geliş ve gidiş süreleri, toplantının başlama- sından önce ve sona ermesinden sonraki 14 günle sınırlandırılmıştır. İrlanda’da (1937 Anayasası m. 13) dokunulmazlık, sadece parlamento üyesinin parlamento içinde bulunduğu ve parlamento ile meskeni ara- sındaki seyahati sırasında mevcuttur. 76 Süreyi sınırlı tutan anlayışa karşılık, yasama dokunulmazlığını bütün yasama dönemi boyunca kesintisiz olarak kabul eden anaya- sal düzenlemeler de vardır. Bu şekilde düzenlemeye sahip ülkeler Al- manya, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsrail, İs- veç, İtalya, Norveç, Portekiz ve Yunanistan’dır. 77 Ülkemizde, Kanuni Esasi diğer Türk anayasalarından farklı olarak dokunulmazlığın geçerli olduğu süreyi, sadece Heyeti Mebusan’ın iç- tima müddetiyle sınırlı tutmuştur. 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında ise yasama dokunulmazlığının, milletvekilline –bu sıfatın devam et- mesi şartıyla– tüm yasama dönemi boyunca koruma sağlayacağı ka- bul edilmiştir. Dokunulmazlık süresi için milletvekilliği müddetinin esas alın- ması, bizde Meclis’in devamlılığı (müstemirliği) fikriyle izah edilmiş- tir. Meclis’in devamlılığı, belirli bir toplantı süresiyle sınırlı olmak- sızın tüm yasama dönemi süresince (1982 Anayasası’na göre 4 yıl) Parlamento’nun hukuken toplantı halinde sayılmasıdır. Bu sistemde dokunulmazlık, tatil ve ara verme süresince, milletvekilinin bir disip- lin cezasıyla Meclis’ten geçici olarak uzaklaştırılması halinde ve millet- vekilinin izinli olduğu süre içinde de devam eder. 78 Doktrinde, hukukçularımız arasında dokunulmazlığın toplantı zamanları dışında da varlığını sürdürüp sürdürememesi konusunda tartışmalar söz konusudur. Başgil, Meclis’in devamlılığı ilkesinin, milletvekilinin yasama gö- revini yerine getirdiği sürenin dışında (Meclisin tatil ve ara verme sı- rasında) dokunulmazlığının bulunmasını gerektirmeyeceği düşünce- sindedir. Yazara göre dokunulmazlık, milletvekilinin kişisel ayrıcalı- ğı olmayıp, yasama fonksiyonunun yerine getirilmesi için yapılan gö- rev gereği tanınan bir hak ve yetkidir. Meclisin toplantıda bulunmadı- 76 Gözler, a. g. e., s. 77-89; Kıratlı, a. g. e., s. 92. 77 Kıratlı, a. g. e., s. 93. 78 Teziç, a. g. e., s. 395. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009289 ğı sırada, milletvekili fiili olarak görevde sayılamaz. Demokrasilerde, göreve bağlı olmayan bir ayrıcalık ve istisna düşünülemeyeceğinden, Meclis’in toplantı sürelerinin dışında kalan dönemlerde, ilgili üye hak- kında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmelidir. 79 Arsel de, iktidarın kendi durumu ve kendi takip ettiği siyaseti ba- kımından, mevcudiyetini tehlikeli addettiği milletvekillerini ancak Meclis toplantı halinde iken baskı altına almaya çalışacağı düşüncesiy- le, Meclis’in toplantı halinde bulunmadığı zamanlarda milletvekilleri- nin dokunulmazlık imtiyazından yararlanmasının doğru olmayacağı- nı belirtmiştir. Aksi halde, dokunulmazlık imtiyazının getirilmesinde- ki kamu yararı zedelenecek ve dokunulmazlık, milletvekillerinin şah- si menfaatleri adına kullanılabilen bir vasıta konumuna düşecektir. 80 Benzer görüş sahibi, Aybar’a göre ise, dokunulmazlık amacına uy- gun olarak dar bir biçimde yorumlanmalıdır. Amaca uygun yorumla- ma ve uygulama da, dokunulmazlığın sadece Meclis’in toplantıda bu- lunduğu sürelerde milletvekillerini koruması gerekir. Meclisin tatilde bulunduğu sürelerde bu hakkı geçerli saymak, suç işleyen milletve- killerinin diğer vatandaşlardan farklı bir uygulamaya tabi tutulmala- rı sonucuna neden olacağından, dokunulmazlığın amacıyla çelişecek- tir. Bu nedenle, yazar, tatil dönemlerinde dokunulmazlıkların uygu- lanmaması gerektiği düşüncesindedir. 81 Dokunulmazlık süresinin içtima müddetiyle sınırlı tutulmasının, bu kurumun gayesine daha uygun olacağı yönündeki görüşlere karşı- lık, dokunulmazlığın, Meclis’in toplantı süresiyle sınırlı tutulmasının hukuken söz konusu olamayacağını savunan görüşler de vardır. Bu görüşlerin temel dayanaklarına bakıldığında göze çarpan temel unsur- lardan birisi de, yasama ve yürütme fonksiyonları arasındaki sıkı iliş- kidir. Duran ve Dönmezer/Erman gibi bazı yazarlar da, Anayasa’nın Meclis’in devamlılığı ilkesini benimsediğinden yola çıkarak, dokunul- mazlığın kapsamının Meclis’in toplantı süresiyle sınırlı tutulamayaca- 79 Başgil, Ali Fuat, “Teşriî Muafiyet Meselesi Teşkilatı Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 17. Maddesi Üzerine Bir Etüd”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. VII, Sayı: 1, İstanbul, s. 25-26; 1982 Anayasası’nın 93/2 nci maddesine göre “Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir”. 80 Arsel, a. g. e., s. 263. 81 Aybar, M. Ali, Teşriî Masuniyet Esası ve Tatbik Şekilleri, İstanbul, 1937, s. 137-138. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009290 ğını belirtmişlerdir. Bu yazarlara göre, hukuken 4 sene devamlı toplan- tı halinde olduğu kabul edilen bir Meclis’in üyelerinin, bütün dönem boyunca, hatta yeniden seçilmek kaydıyla milletvekilliğinin devam et- tiği sürece yasama görevi yürüttükleri kabul edilir. Anayasa’nın siste- mi değişmeden, dokunulmazlığı toplantı süresiyle sınırlamak müm- kün değildir. Bu nedenle dokunulmazlık, Meclis’in tatil ve ara ver- melerinde de milletvekillerini korumaya devam eder. 82 Bu suretle, Meclis’in tatilde olduğu sırada, milletvekilinin yasama dokunulmaz- lığı daha da kuvvetli olmaktadır; çünkü, milletvekilinin Meclis’in top- lantı halinde her zaman dokunulmazlığının kalkması mümkün oldu- ğu halde, tatil sırasında Meclis toplantı halinde bulunmadığı için buna imkan yoktur. 83 Yukarıdaki karşıt görüşlerin varlığına rağmen, kanımızca ister Meclis’in devamlılığı ilkesinden yola çıkılsın, isterse Anayasa’nın ve Meclis İçtüzüğü’nün ilgili maddelerinin lafzî ve sistematik yorumun- dan yola çıkılsın, mevzuatta bir karışıklık söz konusu değildir. Çün- kü, 1982 Anayasası’nın 83/2-3. maddesinde “…suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tu- tuklanamaz ve yargılanamaz… Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkın- da, …verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez” ve Meclis İçtüzü- ğünün 133. maddesinde “kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Ku- rulca kaldırılmamış ise, dönem yenilenmiş olsa bile milletvekili sıfatı de- vam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamaz” denilmekle, do- kunulmazlık süresi sınırlandırmaya tabi tutulmadan, milletvekili sıfa- tının varlığına, geçerliliğine bağlanmıştır. Kaldı ki, anayasa koyucu, 84 82 Duran, Lütfü, “Tatil Esnasında Teşriî Masuniyet”, Vatan Gazetesi, 6.6.1955; Dönme- zer/Erman, “Muvakkat dokunulmazlık bütün üyelik süresinde ve Meclis tatilde olduğu sırada da devam eder. Meclisin devamlılığı fikri muvakkat dokunulmazlığı bütün üyelik müddetince devamlı olmasını emreder ve yerindedir.” demiştir. a. g. e.,s. 273; Doktrinde çoğu yazar konunun tartışmasına girmeden dokunulmazlık süresinin milletvekili sıfatının devamı müddetince geçerli olduğu görüşünü benimsemiştir. Özbudun, a. g. e., s. 252. 83 Dönmezer/Erman, a. g. e., s. 273. 84 Anayasa taslağının yasama dokunulmazlığına ilişkin maddesinin TM görüşmeleri sırasında, dokunulmazlığın sadece Meclis’in toplantıda olduğu süreçte geçerli olmasına yönelik önerge verilmiş, önerge Meclis’in çalışmalarının devamlı olduğu ve fevkalade toplantı diye bir toplantının olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. 1961 Anayasası koyucusu, Meclis’in devamlılığı ilkesinden yola çıkarak yasama dönemi boyunca dokunulmazlığın varlığını kabul etmiştir. 1982 Anayasası’nın ka- makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009291 Meclis’in devamlılığı ilkesini kabul etmiştir. Daha önce de belirttiği- miz gibi, Meclis’in devamlılığı, belirli bir toplantı süresiyle sınırlı ol- maksızın tüm yasama dönemi süresince Meclis’in hukuken toplantı halinde sayılmasıdır. Yani, tartışmanın odak noktası olan toplantı dışı zaman hukuken mevcut değildir. Gerçekten de anayasa koyucu, do- kunulmazlığın sadece Meclis’in toplantı süresiyle sınırlı olarak geçerli olacağını kabul etseydi, yukarıda belirttiğimiz ülke anayasalarında ol- duğu gibi açıklıkla bunu belirtirdi. Dokunulmazlık kurumunun konulmasındaki kamu yararının var- lığı noktasından da konu ele alındığı zaman, yasama dönemi boyun- ca, dokunulmazlığın geçerli olmasını kabul etmek yerinde olacaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kurumun esas gayesi milletvekilleri- nin şahsını değil, yasama fonksiyonunu korumaktır. Milletvekilini, ya- sama görevi yapmadığı veya pek az yaptığı toplantı dışında, vatan- daşla aynı müşterek hukuka tabi kılmak bugünün eşitlikçi demokra- sisine uygun düşer. Ancak, ferdi hürriyetlerin tam bir teminat altın- da bulunmadığı memleketlerde parlamentonun bağımsızlığını sağla- mak için dokunulmazlığın geniş tutulması bir ihtiyaçtır. Ferdi hürri- yetlerin memleketimizde tam bir teminat altında bulunduğunu söyle- mek güçtür. Bu itibarla, yasama dokunulmazlığını toplantı haliyle sı- nırlamak, Meclis’in bağımsızlığını azaltmak tehlikesini de beraberin- de taşımaktadır. 85 Bu nedenle, ülkemizin bugünkü koşullarında, bü- tün yasama dönemi boyunca dokunulmazlığın varlığını kabul etmek, kamu yararının gerçekleşmesi bakımından daha yerinde olacaktır. Şimdi, yasama dokunulmazlığının süresinin başlaması ve sona er- mesi anlarını tespit edelim. 4.1. Yasama Dokunulmazlığı Süresinin Başlangıcı Milletvekilliği sıfatı seçimlerle kazanıldığı için dokunulmazlığın da buna bağlı olarak kazanılması doğaldır. Bir de, milletvekili sıfatı ka- zanıldıktan sonra dokunulmazlığın kaldırılması işlemiyle askıya alı- nan dokunulmazlığın, henüz seçim olmadan tekrar kazanılması du- bul edilme safahatında 1961 Anayasası’nda mevcut dokunulmazlık ilkeleri kabul edildiğinden, 1982 Anayasası için de aynı çıkarımda bulunabiliriz. Geniş bilgi için yukarıda anlattığımız 1961 ve 1982 Anayasası dönemleri kısmına bakınız. 85 Kıratlı, a. g. e., s. 95. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009292 rumları vardır. Bunun için konu bu farklı durumları kapsayacak şekil- de ayrı ayrı ele alınacaktır. 4.1.1. Seçimlerden Sonra Dokunulmazlığın Başlangıcı Dokunulmazlığın ne zamandan itibaren hüküm ifade etmeye baş- layacağı, yani, seçilmiş olan bir milletvekilinin ne zamandan itibaren dokunulmazlıktan faydalanma hakkını kazanacağı, bu konuda doğ- rudan ya da dolaylı olarak ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların gideril- mesi açısından önemlidir. Dokunulmazlığın başlama anıyla ilgili çeşit- li görüşler ileri sürülmüş, milletvekilinin seçildiği an, seçim mazbata- sının tasdik edildiği an, Meclis’in ilk toplantı günü ve milletvekili ye- mininin yapıldığı an gibi çeşitli zamanlar, farklı yazarlarca, dokunul- mazlığın başladığı an olarak ileri sürülmüştür. Aybar, dokunulmazlığın başlama anının, milletvekillerinin se- çildikleri an değil, Meclisin ilk toplantı günü olduğunu savunmak- tadır. O’na göre, dokunulmazlık milletvekilinin asılsız suç bahanele- riyle Meclis görüşmelerinden alıkonulmaması gayesi taşıdığına göre, Meclis görüşmeye başlamadan ona böyle bir himaye tanımaya lüzum yoktur. 86 Doktrinin genelince kabul edilen ikinci görüşe göre, dokunulmaz- lığın başlama anı, milletvekilliğinin hukuki açıdan hüküm ifade etme- ye başladığı an, yani milletvekili sıfatının kazanıldığı andır. Ancak, doktrinde, milletvekili sıfatının kazanıldığı an hakkın- da da tartışmalar mevcuttur. Arsel’e göre, milletvekili sıfatı oy ver- me günü nihayet bulup da oylar tasnif edildiği anda iktisap olunmuş ve milletvekilliği o anda başlamış sayılır. O’na göre, milletin iradesi o anda tecelli etmiştir. 87 Gözler’e göre de, 2839 sayılı Milletvekili Seçi- mi Kanunu’nun 35. maddesinde 88 öngörülen, il seçim kurulu tarafın- dan düzenlenmesi gereken tutanakla milletvekilliği sıfatını başlatmak 86 Aybar, a. g. e., s. 131. 87 Arsel, a. g. e., s. 238. 88 “Madde 35- İl seçim kurulu başkanı, alınan sonuçlara göre, o seçim çevresinde; siyasi parti aday listelerinden ve varsa bağımsız adaylardan seçilenleri tespit eder ve tutanağın bir suretini o seçim çevresinde ilan ettirir. Diğer bir suretini, bir hafta süre ile il seçim kurulu kapısına astırır”. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009293 en uygun çözüm tarzıdır. 89 Tanör ve Yüzbaşıoğlu, milletvekili sıfatı- nın, dolayısıyla milletvekili hak ve ayrıcalıklarının, 2839 Sayılı Kanu- nun 36. maddesinde belirtilen, milletvekilinin, seçim bölgesindeki il seçim kurullarından, seçildiklerine dair mazbatayı (tutanağı) aldıkla- rında kazanılacağı görüşündedir. 90 Gönenç/Ergül/Kontacı’ya göre ise seçim sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulu tarafından resmen ilan edil- diği tarihte milletvekili sıfatının kazanıldığının kabul edilmesi yerinde olacaktır. 91 Kanımca, oy verme işleminin tamamlanmasından sonra yapılan seçim işlemleri, tecelli eden milletin iradesini –seçim sandığında han- gi adayın kazandığını– belli etmeye, yani, var olan bir olguyu ortaya çıkarmaya yönelik işlemlerdir. Bunun için milletvekili dokunulmaz- lığının başladığı anı, oy verme işleminin bittiği andan itibaren geçer- li saymak gerekir. Tabii, hangi adayın seçildiği, seçim sonuçlarının ke- sinleşmesinden itibaren belli olacaktır. Oy verme işlemleri tamamlan- dıktan itibaren, seçim sonuçları kesinleşinceye kadar geçen süreçte, hangi adayın seçimi kazandığı belli olmadığı için, milletvekili adayla- rı hakkında yasama dokunulmazlığı kapsamındaki soruşturma ve ko- vuşturma işlemleri yapılabilecek; ancak, seçim sonuçlarının kesinleş- mesiyle seçimi kazanan milletvekili adayı hakkında –oy verme işle- mi tamamlandıktan sonra– yasama dokunulmazlığı kapsamında ya- pılmış olan muhakeme işlemleri, geçersiz sayılacaktır. Günümüz ko- şullarında, henüz seçim sonuçları kesinleşmeden, seçim günü anketi vs. yollarla, kimin seçimi kazanacağının belli edildiği düşünüldüğün- de, bu doğrultuda konuyu ele almakla, dokunulmazlık kapsamına gi- receği henüz belli olmamış, ama seçileceği bilinen kişilerin, art niyet- li kişilerce, adli takibe uğratılarak baskı altına alınmasının, önüne ge- çilmiş olacaktır. 89 Gözler, Türk Anayasa Hukuku, s. 297. 90 Tanör, Bülent, Yüzbaşıoğlu, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2001, s. 234; Aynı yönde görüş sahipleri; Bilir, Faruk, a. g. e., s. 201; Kubali, Hüseyin Nail, Türk Esas Teşkilat Hukuku Dersleri, İstanbul, Tan Matbası, 1960, s. 177; Seçim Kanunu “Madde 36- Milletvekili seçilenlere il seçim ku- rulu tarafından, milletvekili seçildiklerine dair derhal bir tutanak verilir. Bu tutanaklardan iki örneği de Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına en seri vasıtayla gönderilir. (...) Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı tutanaklardan birini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verir.” Sevinç, a. g. e., s. 168. 91 Gönenç/Ergül/Kontacı, a. g. e., s. 4. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009294 Yüksek Seçim Kurulu’nca bir seçim bölgedeki milletvekili seçim- lerinin iptal edilmesi durumunda, o bölgeden milletvekili seçilen ki- şinin milletvekili sıfatı kendiliğinden sona ereceğinden yasama doku- nulmazlığı koruması da kendiliğinden sona erecektir. 92 Ayrıca, belirtmek gerekir ki, ant içmenin milletvekili sıfatının ka- zanılması üzerinde hiçbir etkisi yoktur. 93 Ant içmenin, göreve başla- manın şartı olarak düşünülmesi gerekir. Milletvekili sıfatının kazanıl- ması için yemin etme şart olarak kabul edilirse, önünde yemin edile- cek kurul, henüz TBMM olmayacağı için, ant içmenin anlamı da kal- mamaktadır; çünkü milletvekillerinden oluşmayan yetkisiz bir kurul önünde ant içilmiş olacaktır. 94 Bunun için, mantıken, milletvekili sıfatı- nın daha önceden kazanıldığının kabulü gerekir. 4.1.2. Meclis Kararıyla Kaldırılan Dokunulmazlığın Yeniden Kazanılması Durumunda Dokunulmazlığın Başlangıcı Dokunulmazlığın Meclis kararıyla kaldırılması işlemine karşı, Anayasa’nın 84. maddesiyle, dokunulmazlığı kaldırma işlemine kar- şı iptal başvurusu hakkı düzenlenmiştir. Böyle bir başvuru üzerine, AYM’nin Meclis’in kararını iptal etmesi durumunda dokunulmazlık ne zaman kazanılacaktır? Dokunulmazlığın kaldırılmasına dair Meclis kararının Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi halinde, bu karar verildiği anda, mil- letvekili, yasama dokunulmazlığına tekrar kavuşur. AYM kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanır olması, dokunulmazlığa ilişkin kararın ya- yımla yürürlüğe gireceğinin şartı değildir. 95 92 Gönenç/Ergül/Kontacı, a. g. e., s. 5. 93 Gözler, a. g. e., s. 297. 94 Bakırcı, Fahri, TBMM’nin Çalışma Yöntemi, Ankara, İmge Yayınevi, 2000, s. 252. 95 “Anayasa’nın 153 üncü, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usul- leri Hakkında Kanunun 54 üncü maddeleri bir ayrım yapmaksızın bütün kararların Resmi Gazetede yayınlanacağından söz ettiğine göre, Anayasa Mahkemesinin dokunulmazlığın kaldırılması kararına ilişkin olarak verdiği karar da Resmi Gazetede yayımlanır. Ancak, bu yayımlama, kararın yürürlüğe girmesinin bir şartı değildir. Çünkü, Anayasa’nın 153 üncü ve adı geçen Kanunun 53 üncü maddesine göre kararın yayımlanması, yalnızca, kanun, kanun hükmünde kararname, İçtüzük hükümlerinin iptaline dair verilen kararlar neticesinde söz konusu hükmün yürürlükten kalkmasının bir şartıdır.” Feyzioğlu, ”… makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009295 Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında hazırlık soruş- turmasında takipsizlik kararı, son soruşturmada ise beraat veya düş- me kararı verilirse, takipsizlik kararı verilir verilmez, beraat ve düşme kararları ise kesinleşir kesinleşmez, milletvekili yeniden yasama doku- nulmazlığına sahip olur; bunun için Meclisin ayrıca bir karar almasına gerek yoktur. 96 4.2. Dokunulmazlığın Sona Erme Anı: (Bu konunun incelenmesi dokunulmazlığın kaldırılmasıyla bağlantılı olduğundan, konunun ge- nişliği dikkate alınarak başka bir çalışmaya bırakılmıştır.) 5. Sonuç Özellikle bazı dönemlerde yaşanan yolsuzluklar ve bu yolsuz iş- lere bazı milletvekillerinin de isimlerinin karışması, yasama dokunul- mazlığı kurumunun gerekliliği ve kapsamı konusunda tartışmalara yol açmıştır. Bu çerçevede başka ülke örneklerinden yola çıkan yak- laşımlar bulunmaktadır. Ancak, konuyu öncelikle Türkiye şartları ba- kımından ele almak gerekir. Siyasi kurumların gerekliliği, içinde bu- lunduğu toplumun siyasal ve toplumsal şartlarına göre değerlendiril- melidir. Bir memlekette milletvekili dokunulmazlığının dar veya ge- niş tutulması veya tamamen kaldırılması, Meclis’in, yürütme erki ve baskı odakları karşısında bağımsız kalabilmesi imkanına ve derecesi- ne bağlıdır. 97 Ülkemiz demokrasisinin her on, on beş yıllık dönemlerle askıya alındığı, Meclis’in dağıtılıp, halkın temsilcilerinin baskı altına alındı- ğı düşünüldüğünde, milletvekili dokunulmazlığı demokrasinin sağ- lıklı yürümesi için bir ihtiyaç olma özelliğini devam ettirmiş ve bu gerçeklikten dolayı anayasalarımızda da milletvekili dokunulmazlı- ğı varlığını korumuştur. Örneğin, mevcut demokratik sistemi askıya alıp Meclis’i dağıtan 1980 askeri yönetiminin etkisiyle hazırlanan 1982 Anayasası, yürütmenin yasama aleyhine gücünü artırmasına karşın, yasama dokunulmazlığı kurumunun varlığını önemli bir sınırlandır- Düşünceler”, s. 23-24. 96 “Dokunulmazlığı kaldırılan üye kovuşturma sonucu beraat ederse, başkaca bir işleme gerek kalmadan tekrar dokunulmazlığa kavuşur.” Teziç, a. g. e., s. 387. 97 Kıratlı, Metin, a. g. e., s. 95. Kadir AKTAŞ makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 2009296 maya tabi tutmadan koruması yukarıda bahsettiğimiz gerekliliğin bir yansımasıdır. Aslında hukuk devleti ilkesinin yerleştiği, demokratik sistemin is- tikrara kavuştuğu günümüz çağdaş ülkelerinde, eşitlik ve sorumluluk ilkeleri çerçevesinde bu kurumun içeriği ve kapsamı itibariyle daha dar bir biçimde düzenlenmesi konusunda bir eğilimin varlığına işaret etmek gerekir. Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde ferdi hürriyetlerin teminat altına alınması, hukuk devleti ilkesinin ve mahkemelerin ba- ğımsızlığının her türlü baskı gruplarına karşı sağlanması ve bu çerçe- vede ülke demokrasisinin yerleşip, rüştünü belli bir zaman sürecinde ispat etmesi oranında dokunulmazlık korumasına ihtiyaç kalmayacak; dokunulmazlık korumasının Anayasa’dan kaldırılması veya sınırlan- dırılması konusunda yasa koyucu daha cesaretli adımlar atacaktır. KAYNAKLAR Arsel, İlhan, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasaları, Mars Matbası, An- kara, C.1, 1965. Arslan Çetin, “Yasama Dokunulmazlığının Zamanaşımına Etkisi”, AÜHFD, C.57, S.1, Ankara, 2008. auhf.ankara.edu.tr (E.T. 05.8.2009) Aybar, Mehmet Ali, Teşriî Masuniyet Esası ve Tatbik Şekilleri, İstanbul, 1937. Bakırcı, Fahri, TBMM’nin Çalışma Yöntemi, Ankara, İmge Yayınevi, 2000. Başgil, Ali Fuat, ”Teşriî Muafiyet Meselesi Teşkilatı Teşkilat-ı Esasiye Ka- nununun 17. Maddesi Üzerine Bir Etüd”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.VII, Sayı:1, İstanbul. Bayraktar, Köksal, Siyasal Suç, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1982. Bilir, Faruk, Türkiye’de Milletvekilliği ve Milletvekilliğinin Sona Ermesi, An- kara, 2001. Centel, Nur, Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 2003. Centel, Nur, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta, İstanbul, 2001. Çağlayan, Muhtar, “Yasama Dokunulmazlığı”, Adalet Dergisi, Sayı 3-4. 1977. Dal, Kemal, Esas Teşkilat Hukuku, Ankara, 1984. Dönmezer, Sulhi, Erman, Sahir, Nazarî ve Tatbiki Ceza Hukuku, Beta Bası- mevi, 12. B.,C. I, İstanbul, 1997. Duran, Lütfü, “Tatil Esnasında Teşriî Masuniyet”, Vatan Gazetesi, 6.6.1955. Erem, Faruk, Danışman, Ahmet, Artuk, Mehmet Emin, Türk Ceza Hukuku -Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 14. Baskı, 1997. Feyzioğlu, Metin, “Yasama Dokunulmazlığı Üzerine Düşünceler”, http://hukuk.ankara.edu.tr/yazi, E.T.15.8.2004. makaleler Kadir AKTAŞ TBB Dergisi, Sayı 84, 2009297 Feyzioğlu, Metin, “Yasama Dokunulmazlığı”, AÜHFD, C.42, Sayı 1-4, 1991-1992. Gönenç, Levent/Ergül, Ozan/Kontacı, Ersoy, “1982 Anayasası’na Göre Yasama Sorumsuzluğu ve Yasama Dokunulmazlığı”, http://www.yasayananayasa. ankara. edu. tr/ index.html, E.T. 23.09.2004. Gören, Zafer, Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir, 1997. Gözler, Kemal, “Yasama Dokunulmazlığı: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi”,  Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Der- gisi, C. 56, No. 3,  Temmuz-Eylül 2001, www.anayasa.gen.tr/ doku- nulmazlik.htm, E.T.10.10.2004. Gözübüyük, Şeref, Anayasa Hukuku, Turhan Yayınevi, 6.Baskı, Ankara, 1997. Gözübüyük, Şeref/Killi, Suna, Türk Anayasa Metinleri, 2. Baskı, Ankara, 1982. Kıratlı, Metin, Parlamenter Muafiyetler -Bizde ve Yabancı Memleketlerde-, Se- vinç Matbaası, 1961. Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, 10.Baskı, İstanbul, 1998. Kunter, Nurullah, “Milletvekili Dokunulmazlığı”, İleri Hukuk Dergisi, 1952. Önbilgin, Gürbüz/Oytan, Muammer, T.C. Anayasasının İlke ve Kuralları ile Anayasa Mahkemesi Kararları Dizini, Ankara, 1977. Özbudun, Ergün, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, 4.Baskı, Anka- ra, 1995. Özgen, Eralp, Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir, 1988. Saymen, Ferit Hakkı/Erman, Sahir/Elbir, Halit Kemal, Türk İçtihatları Külliyatı, C.1-2, İstanbul, 1956. Sevinç, Murat, Türkiye’de Milletvekillerinin Dokunulmazlıkları, Kırlangıç Ya- yınevi, Ankara, 2004. Şahin, Ali Oğuz, Başbakanların ve Bakanların Görevleriyle İlgili Cezaî Sorum- lulukları, Palme Yayıncılık, Ankara, 1999. Tanilli, Server, Anayasalar ve Siyasal Belgeler, Sulhi Garan Matbaası, İstan- bul, 1976. Tanör, Bülent, Yüzbaşıoğlu, Necmi, Türk Anayasa Hukuku: 1982 Anayasası’na Göre, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2001. TBMM Zabıt Ceridesi. Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), İstanbul, 1991. Toroslu, Nevzat, Ceza Muhakemesi Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara, 1999.