Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU makaleler
210TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Yüce Divan görevini hangi makamın yerine getireceği ya da bu Divan’ın
nasıl oluşacağı ülkemizde her zaman tartışılan ve üzerinde uzlaşılamayan
bir konudur.
1924 Anayasası döneminde Yüce Divan, Yargıtay Genel Kurulu’nun
kendi üyeleri arasından seçtiği on bir yargıç ile Danıştay Genel Kurulu’nun
kendi üyeleri arasından seçtiği on yargıç ile toplam yirmi bir yüksek yar-
gıçtan oluşmakta; Divan ve başkan ile on dört üyesiyle toplanmakta, diğer
altı kişi yedek üye olarak kalmakta idi. Yüce Divan, sürekli görev yapan
bir organ olmayıp, TBMM tarafından gerek görüldüğünde, anılan şekilde
oluşmaktaydı.
1961 Anayasası döneminde Yüce Divan görevi, Anayasa Mahkemesi’ne
verilmiştir.
1982 Anayasası hazırlanırken Yüce Divan, üzerinde çok tartışılan bir
konu olmuş; ancak bu görev sonuçta Yargıtay yerine yine Anayasa Mah-
kemesi’ne verilmiştir.
Yüce Divan, Cumhurbaşkanı’nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, Yüksek
Yargıçları ve Sayıştay Başkan ve üyelerini, görevle ilgili suçlardan dolayı
yargılamaktadır. Anayasa Mahkemesi üyeleri, (gerek Anayasa Mahkeme-
si’ndeki gerekse Yüce Divan’daki) görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce
Divan’da yargılanmaktadır.
Bugün Anayasa Mahkemesi, on bir asıl ve beş yedek üye olmak üzere
on altı kişiden oluşmaktadır. Yüce Divan, on bir kişi ile toplanmaktadır.
YÜCE DİVAN VE SORUNLAR
Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU
*
*
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı.
makaleler Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU
211TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
• Anayasa Mahkemesi üyelerine görevle ilgili suç ithamında bulunul-
ması halinde, Anayasa Mahkemesi’nin görevlerine ilişkin 2949 sayılı Yasa
uyarınca, bir Anayasa Mahkemesi üyesi önsoruşturmacı olmakta, soruştur-
ma açılması halinde ise üç üye soruşturma kurulunda görevlendirilmekte;
suçlananlar, bu kurulun kararı ile Yüce Divan’a sevk edilmektedir. Yüce
Divan yargılamalarına, önsoruşturmacı ya da soruşturmacı üyeler katılama-
maktadır. Bu durum, 5271 sayılı (yeni) CMK’nın 23/2. maddesinde ayrıca
ifade edilmiştir. Bu bağlamda, iki üyeye görevle ilgili “aynı olaya yönelik”
suç ithamında bulunulmuşsa, önsoruşturma ve soruşturma aşamasında
görev alan üyeler de düşünüldüğünde, geride Yüce Divan’a katılmakta
engeli olmayan on üye kalmaktadır ki, bu durumda Yüce Divan toplana-
mamaktadır. Ön soruşturma aşamasına gerek duyulmaması durumunda
ise, üç üyeye görevle ilgili “aynı olaya yönelik” suç ithamında bulunuldu-
ğunda, geride yine on kişi kaldığından Yüce Divan toplanamamaktadır.
Bu durum, sonuçta kişinin yargılanma hakkını elinden alan ve fiilen ortaya
çıkan “yargı engelidir”.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’ne göre ise, soruşturma açılabilmesi
(yani soruşturma kurulunun görevinin başlayabilmesi) için Anayasa Mah-
kemesi kararı gerekmektedir. Soruşturma açılabilmesi için İçtüzüğe göre
Mahkeme’nin karar vermesi arandığında ise, 5271 sayılı CMK’nın 23/2.
maddesi yönünden bir engel ortaya çıkmaktadır. 23/2. maddeye göre, so-
ruşturma aşamasında görev alan yargıçlar, kovuşturma aşamasında görev
alamamaktadır. Soruşturma açılması kararı da, bir soruşturma işlemidir.
Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nin bir üyesi hakkında, Anayasa Mah-
kemesi’nce soruşturma açılması kararı verilmesi durumunda, bu kararı
veren üyeler Yüce Divan’da görev alamayacaklarından, bir üyeye görevle
ilgili suç ithamında bulunulması durumunda bile, sonuçta yargılayacak
organ yani Yüce Divan toplanamamaktadır.
• 5271 sayılı (yeni) CMK’nın 23/3. maddesiyle getirilen bir hüküm-
le, önceki yargılamada görev alan yargıçlar, yargılamanın yenilenmesi
sürecinde görev alamamaktadır. Yüce Divan’da yapılan bir yargılama
nedeniyle yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulması durumunda,
önceki heyette yer alan on bir yargıç çıkartıldığında, geride Yüce Divan’ı
oluşturacak on bir kişi kalmamakta, dolayısıyla Yüce Divan’da yargılama-
nın yenilenmesi istekleri sonuçsuz kalmaktadır.
• Yargılamanın iki dereceli yapılması, yani verilen bir hükmün, yasa
yolu başvurusu ile ikinci derecede incelenmesi, sonuçta adil yargılanmayı
da ilgilendiren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 6. maddesi
ile korunan bir haktır. Ülkemiz yönünden (onay belgesi henüz Avrupa
Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU makaleler
212TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Konseyi Genel Sekreterliği’ne verilmediğinden) bağlayıcı olmayan 7 no’lu
protokolün 2. maddesinde, en yüksek yargı organında yargılanma duru-
munda, iki dereceli yargılamanın zorunlu olmadığı belirtilmektedir. Burada
ise karşımıza, “en yüksek yargı organı” kavramının tanımlanması sorunu
çıkmaktadır. En yüksek yargı organı ne demektir? Yanıt son derece basit
olup, konusunda en uzman olan ve yüksek yargıçların görev aldığı yargı
organıdır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, sözleşme çerçevesinde sorun-
ları çözerken, fiili durumu da her zaman gözetmekte, sadece düzenleme
ile yetinmemektedir. Peki Yüce Divan, ceza yargılamasında uzman olan
yargıçlardan mı oluşmaktadır? Anayasa Mahkemesi’ne hangi kurumlardan
hangi sayıda seçim yapıldığı ve fiili durum gözetildiğinde, Yüce Divan’da
ceza yargılamasında uzman olan yargıç sayısı hiçbir zaman çoğunluk sayıya
bile (altı sayısına) ulaşmamaktadır. O halde Anayasa Mahkemesi, anaya-
sal yargıda uzman en üst mahkeme niteliğinde olmasına rağmen; Yüce
Divan, ağırlıklı olarak ceza yargılamasında uzman olmayan yargıçlardan
oluştuğundan, nesnel anlamda ceza yargılamasında uzman olan en üst
mahkeme niteliğinde değildir. “Yücelik” sıfatı, yargıladığı kişilerden değil,
alanında uzman olmasından kaynaklanmalıdır. Ülkemizde ceza yargıla-
masında uzman olan en üst merciin Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğu
tartışmasızdır. Bu nedenle, kapsamında kalmaması ve de henüz bağlayıcı
olmaması nedeniyle 7 no’lu protokol hükümlerinin Yüce Divan yönünden
uygulanamaması, ayrıca İHAS’ın 6. maddesi yönünden Yüce Divan yargıla-
malarının iki dereceli olmaması, İHAS’a aykırılık oluşturmaktadır. Kaldı ki
BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14/5. maddesi, adil yargılanma
konusunda, iki dereceli yargılamayı istisna öngörmeden zorunlu tutmak-
tadır. Bu durumda Anayasa’nın 90/son maddesi gözetilip, uluslararası
sözleşmelere yasalar karşısında üstünlük tanındığında ve Anayasa’da bu
“sözleşmelere uygun olarak” yorumlandığında, Yüce Divan’ın vereceği kararı
ikinci derecede inceleyecek bir yargı organı da bulunmamaktadır.
• 2949 sayılı Yasa’da 14 Temmuz 2004 tarih ve 5221 sayılı Yasa ile
değişiklik yapılarak, “Yüce Divan sıfatıyla yapılan yargılamanın gerekli kıldığı
durumlarda genel, katma ve özerk bütçeli dairelerde çalışanlar ile hâkim, savcı ve sa-
yıştay denetçileri … geçici olarak başkanın istemi üzerine Anayasa Mahkemesi’nde
görevlendirilir.” hükmü eklenmiştir. Yüce Divan yargılamasını, Anayasa
Mahkemesi başkan ve üyeleri kurul olarak yapmaktadır. İlk derece niteli-
ğindeki bu yargılamada, kanıtlarla doğrudan doğruyalık, yüzyüzelik ilkesi
uyarınca, kurulun doğrudan temasta olması, yani yargılamayı bütünüyle
Kurul’un yapması ve yürütmesi, olan ve de olması gereken bir durumdur.
O halde, Yüce Divan’da geçici görevli yargıç ve Cumhuriyet Savcıları’nın
görevi nedir, bu kişiler hangi aşamada ve ne şekilde görev üstleneceklerdir?
makaleler Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU
213TBB Dergisi, Sayı 59, 2005
Yargılamada yer alamayacaklarına göre, yargılama dışında ne yapacak-
lar, Yüce Divan’da ne görevi üstleneceklerdir? Bu kişilerin Yüce Divan’da
görevlendirilmeleri, Yüce Divan’ın ceza hukukunda uzman olmamasının
kabul ve itirafı mıdır? Görülmekte olan davalar hakkında tavsiye ve telkin
yasağı, aynı zamanda yargılamayı yapan heyette yer almayan kişiler için
de söz konusudur.
Yüce Divan yargılamasında raportör yargıç kullanılması, bu yargıla-
manın aynı zamanda ilk derece yargılaması niteliğinde olması nedeniyle,
ancak yargılamayı yapan kurul içerisinden mümkündür. Anayasa Mahke-
mesi raportörlerinin ya da bu şekilde geçici olarak görevlendirilen yargıç
veya Cumhuriyet Savcıları’nın, Kurul’da yer almamaları ve alabilecek
hukuksal konumda olmamaları nedeniyle, Yüce Divan yargılamalarında
yer alabilmeleri ya da görev üstlenmeleri hukuksal değildir.
Anılan yasa ile getirilen bir diğer düzenleme, genel, katma ve özerk
bütçeli kurumlarda çalışanlar ile Sayıştay denetçileri de Yüce Divan yar-
gılamalarında geçici olarak yukarıda belirtilen şekilde görevlendirilebil-
meleridir. Bu görevlendirme resmi bilirkişilik niteliğinde değildir, olamaz
da …Yüce Divan Başkan ve üyeleri, konular veya sorunları, kendi hukuki
bilgileri ile çözmek durumundadırlar. Hukuksal bilgi ile çözülemeyen
konularda ise, kendilerini aydınlatmak için tarafsız bilirkişilerden görüş
veya mütalaa almaları gerekmektedir. Bunun bir başka yolu bulunma-
maktadır. Anılan kişiler ceza yargılamalarında gerek duyulması halinde
bilirkişi olarak dinlenen kişilerdir. Yapılan yasa değişikliği ile, ceza yar-
gılamasında yeni bir yol yaratılmış; Yüce Divan, kendi (geçici) kadrolu
bilirkişini oluşturmuştur. Bu kişiler “görev süresince farklı özlük haklarına
sahip olmaları karşısında” mahkeme başkanına karşı bağımsız değildirler.
Hukuken bilirkişi niteliğinde olmamaları, kaldı ki mahkemeye organik
olarak bağlı tarafsız bir bilirkişilikten de söz edilememesi karşısında, bu
kişiler neden Yüce Divan’da görevlendirilmektedirler? Yanıt, Yüce Divan’ın
ceza yargılamasında uzman olmamasıdır.
Yüce Divan görevi, ceza yargılamasında uzman olan yüksek mah-
kemeye ait olmalıdır. Anayasa Mahkemesi açıklanan hukuksal sorunlar
gözetildiğinde ve ceza yargılamasında uzman da olmadığına göre, Yüce Di-
van görevine sımsıkı sarılmasının dile getirilmeyen tek gerekçesi, Divan’da
yargılanacak kişiler gözetildiğinde, bu durumun Mahkeme’ye kattığı “güç
ve konumdan” kaynaklanmaktadır. Oysa bir hukuk devletinde, sorunlara
ve konulara hukuksal bakış açısı ile yaklaşılmalıdır.